SUNUCU: Adnan “Oktar ile Gece Sohbetleri” programımıza Mavi Karadeniz Radyodan, Kaçkar Tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak ART Tv ve Harunyahya.Tv internet sitemizden devam ediyoruz. Hocam size bırakıyorum yine sözü.
ADNAN OKTAR:“Selamün aleyküm Hocam.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Sevgili Adnan Hocam, Bediüzzaman Said Nursi Hocamızın, ‘Mehdi (a.s.) benden yüz yıl sonra çıkacaktır’ demesinin anlamını” soruyor. İşte yani 2010’lar, 2020’ler de Mehdi (a.s.) ortada olacak anlamına geliyor. Mehdi (a.s.)’ın doğum yılını, sormuş kardeşimiz. Yaklaşık tahmin edebiliyoruz, Allah-u alem, çünkü 1980 de zuhur ettiğinde, 30-40 yaş arasında başlamış olması gerekiyor, 1980’lerde. Yani 80’lerden sonra yaklaşık 82, 83, 84, 85’te hep Mehdi (a.s.)’ın zuhur ettiğini yani asıl ana faaliyete başladığı yıllar. O yıllarda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “ilk çıkışını, 30 veya 40 yaşları arasındadır” diyor. Oradan bir hesap yapabilir kardeşimiz yaklaşık, Allah-u alem. Büyük şeyh efendilerinde bazı istihraşları var, onlara bakılabilir tabii inşaAllah. Evet inşaAllah. Berker’im seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Bugünkü basın haberlerinde bazı konular vardı Hocam dikkat çeken. Arzu ederseniz onlardan başlayabiliriz.
ADNAN OKTAR:Tamam.
ALTUĞ BERKER:Mesela türbanla ilgili çok yazılar oluyor son günlerde Hocam. Bunlarda biri de Radikal’den Binnaz Toprak isimli yazar, görüşlerini yazmış, özetle: “Devlet memurlarının başları kapalı olursa, hizmet alanında güvensizliğe yol açar” diyor Hocam. “Taraflı olacağı düşünüleceği için ayrımcılık yapabileceği düşünülebilir. Bu nedenle devlet memurlarının dinleri, hangi inanca sahip oldukları bilinmemelidir. Bu da kıyafet ve görüşlerinden belli olmamalıdır” diyor.
ADNAN OKTAR:Sen ne anladın o anlattıklarından?
ALTUĞ BERKER:“Kamuda başörtüsü olmasın” diyor Hocam. Ona bir şekilde kendince açıklama getirmiş ama siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim İngiltere’de ben Sihleri görüyorum, polislik yapıyorlar, devletin en önemli kademelerinde, koskoca da kafalarında böyle onların kendi ilginç türbanları var, kıyafetleri var, hiçbir şey olduğu yok. Bir şey olmaz ama tabii daha önce söylediğim gibi başörtülü kardeşlerimiz de, başı açık olan kardeşlerimize derin sevgi ve şefkat göstermeleri lazım. Onları sanki böyle ayrı Müslümanlığa karşı titiz olmayan insanmış gibi veyahut takva olmayan Müslüman’mış gibi göstermekten şiddetle kaçınmaları gerekir. Öncelikle bunu elde etmemiz gerekiyor, bu çok önemli. Bir de yine söylüyorum, kapalı hanımlar, kapalı kardeşlerimiz, onlar benim canım hepsini çok seviyorum, çok saygı duyuyorum. Çok kaliteli olmaya özen göstermeliler. Yani üsluplarında, konuşmalarında, davranışlarında kavgacı olmaktan uzak, tartışmacı olmaktan uzak, cedelden kaçınan, böyle hoş sohbet güzel yaklaşımı olan, nezih, kibar ve tertemiz insanlar olarak güzel örnek olmaları, hem ibadet olur, Allah’ın rızasına uymuş olurlar. Cehd sevabı alırlar, bir de bu konunun tamamen kökten düzelmesine çok güzel önayak olmuş olurlar, vesile olurlar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam Radikal Gazetesi’nden yine Eyüp Can “İspanya’nın yaptığını Türkiye yapamaz mı” başlıklı bir yazıyı kaleme almış. “Terör ile ilgili 30 yıldır süren bu kanlı savaşı, şiddeti susarak ve karşılıklı suçlamalarla çözemiyoruz” demiş. “İşe yaramıyor” demiş. “İspanya’da 1 milyon kişi sokaklara döküldü, o günden beri biraz daha lanetlediler” demiş. “Ama susmakla olmuyor, konuşarak karşı koyma zamanı” demiş.
ADNAN OKTAR:Bu arkadaş nerede yazıyor?
ALTUĞ BERKER:Radikal’de.
ADNAN OKTAR:Radikal, iyi o zaman Radikal Gazetesi, Milliyet, Hürriyet konuyu kökünden halledecek bir girişimde bulunsun, Aydın Doğan’ın başkanlığında. Madem samimiler, maden bu olayın kökten bitmesini istiyorlar, bu olayın köküne insinler. En köküne insinler. En kökü nedir? Darwinizm ve Materyalizm. Darwinizm ve Materyalizm’e, Hürriyet bilim adamlarının da katkısıyla muazzam bir mücadele versin, Doğan Grubu. Ondan sonra Stalinizm’in, Marksizm’in eleştirisini yapsınlar, Leninist düşüncenin yanlışlığını anlatsınlar. Darwinizm’e dayanan bu düşüncenin ne kadar ilkel, ne kadar mesnetsiz bir delile ve zemine oturduğunu anlatsınlar. Bilimsel yönden Güneydoğu’daki Marksist ayaklanmanın felsefesini yok etsinler. Marksist felsefenin Güneydoğu’daki, Komünist felsefenin mantığını bilimsel yönlerden, felsefi metotlarla yok ettiklerinde PKK yerle bir olur. Buna varlar mı? Samimiyseler çıksın ortaya, çözüm budur, bunun dışında bir çözüm olmaz.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah, onu da sadece siz zikrediyorsunuz Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii tek çözümdür, samimilerse bunu yapsınlar. Yoksa Hürriyet Gazetesi’nde, Doğan Grubu’nda gece-gündüz cayır cayır Darwinizm propagandası yaparlarsa, materyalist propaganda yaparlarsa, bu PKK’nın hezimetini ortadan kaldırır. PKK bilakis güçlenir böyle bir konuda. Çünkü ne diyecekler? Bakın Doğan Grubu da, devletin kitaplarında da Darwinizm, materyalizm anlatılıyor. Dolayısıyla biz de Darwinizm ve materyalizmi anlatıyoruz, yanlış olan nedir, diyecekler. Darwinist, materyalist olan bir insanın Marksist olmasında bir acayiplik var mı, diyecek. Marksist olanların Leninist olmasında bir acayiplik var mı? Leninist olanında terörist olmasında bir acayiplik var mı arkadaşım, diyecek. Ne cevap verecekler. Çözüme olayın en dibinden yaklaşmak ve en dibinden bitirmek gerekiyor, inşaAllah. Eğer samimilerse sözünü tutsunlar.
“Selamün aleyküm” Aleyküm selam, ve rahmetullahi ve berekatühü. “Nur yüzlü Hocam. Seni çok ama çok seviyorum. Her zaman ki gibi bu akşam da Muhammed (s.a.v)’in ahlakı, merhameti, şefkati üzerinizde, nur yüzlü Hocam” diyor.” Birgül Fatmanur. Bu ne güzel sevgi böyle Fatmanur? MaşaAllah, Allah sevgini, hidayetini arttırsın, Cennette arkadaş etsin, Allah sana güzellik, sağlık, selamet versin, inşaAllah. Bütün milletimize de, inşaAllah.
“Hocam Allah razı olsun, bir kelime söylüyorsunuz, bu kelime üzerine Kuran ile açıklamanız hayatımı değiştiriyor. Fakat bu sürekli ilerleyerek devam ediyor.” MaşaAllah. “Peygamberimiz (s.a.v.)’in hidayet sancağını taşıyan insanlar gibisiniz” diyelim öyle, inşaAllah. “Müminun Suresini okur musunuz Hocam? Allah sizin bereketinizi, nurunuzu, feyzinizi üzerimizden eksik etmesin, inşaAllah, maşaAllah. Mert Soner.” MaşaAllah, Müminun Suresi.
“Selamün aleyküm” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Hocam bir gün programda sizi göremeyince, Allah’a aşk seviyesinde sevmenizin tesirinden mi, yokluğunuza tahammül zor geldi. Hiçbir Hocaya bu şekilde sevgi ve muhabbet duymadım. Bu Peygamberimiz (s.a.v.)’e duyulan özlem gibi bir şey. Bu sizin derin imanınız ve Allah’ın “Hadi” isminin tecellisiyle mi oluşuyor? Meryem İlme, duanıza muhtacım” diyor. Allah senin imanını, hidayetini, güzelliğini, sevgini kat kat arttırsın, Cennet’te de kardeş etsin, bizlerden ayırmasın inşaAllah. Allah görüşüp tanışmayı da nasip etsin inşaAllah Cennette de, dünyada da. Tabii mümin, mümini sever. Allah kalplerde bir derin muhabbet meydana getirir, Allah’ın tecellisi olarak. Mesela ben onu görmediğim halde seviyorum. İsmi de çok güzel maşaAllah, Meryem, çok şahane. “Allah kalplerinizi ısındırdı”diyor Allah ayette. Bak “bütün dünyayı verseniz bunu yapamazdınız” diyor. “Allah kalplerinizi ısındırdı, size birbirinize sevdirdi” diyor. Bu Allah’ın bir mucizesidir, Kuran’da ayetle sabittir. Sahabeler de öyle, birbirlerini müthiş seviyorlardı, acayip. Hatta birbirlerine varis olacak olurlar mı acaba gibi düşünüyordu insanlar, yani tam aile gibiydiler. Acayip muhabbetleri vardı, aileyle de kıyaslanmayacak şekilde birbirlerine sevgileri vardı, çok şiddetli seviyorlardı, maşaAllah.
Müminun Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “Müminler gerçekten felah bulmuştur.”Yani kurtuluş bulmuşlardır, kurtulmuşlardır. “Onlar namazlarında huşu içinde olanlardır.” Yani namazlarında kalpleri ferah, boş şeylerle kafası meşgul olmayan ama namazda insanın aklına bazı şeyler gelir, bu vesvese olarak gelir, onlar ehemmiyet vermesinler. Fakat namazda dikkat Allah’a verilecek. “Onlar tümüyle boş şeylerden yüz çevirenlerdir.” İşte boş filmler, boş konuşmalar, facebookta boş yazışmalar, anlamsız hiçbir amacı olmayan hareketler, bunlardan müminler kaçınacaklar. “Onlar zekata ilişkin söz ve görevlerini mutlaka yerine getirenlerdir.” Gücü yettiği kadar Allah yolunda harcamak yani gücü yettiği kadar, müthiş bereket getirir. Mesela kuyunun suyunu çektikçe daha çok gelir, çektikçe daha çok gelir, yeni su gelir daha güzeli gelir. Ama almazsan, kokuşur su orada, bozulur. Mal da böyle aktıkça, para da aktıkça Allah zenginlik, bereket, bolluk ve güzellik verir, hepsinin üstünde Allah’ın rızasını kazanırsın. “Ve onlar ırzlarını, (iffetlerini) koruyanlardır.” Yani gayri meşru ilişkiye girmezler. Gayri meşru bir tavırları olmaz. Ama şimdi ırzını koruma derken bunun ufku da geniş. Biz Afganistan’daki mümin kardeşlerimizi, mümin kız kardeşlerimizi, oradaki çocukları, küfrün eline teslim edip, oradaki sapıkların eline teslim edip, cihad edip, Allah yolunda gayret edip onları kurtarmaya kalkmazsak, müminlerin ırzını korumamış oluruz. Bak ırzını demiyor, “ırzlarını”, bütün müminlerin ırzını korumak. Namusunu, haysiyetini korumak, bizim üzerimize farzdır. Müslüman’ın namusuna halel getirtmeyeceğiz, inşaAllah. Mesela Irak’da öyle, Afganistan’da öyle, oradaki çocukları da kullanıyorlar Amerikalı askerler, İngiliz askerler falan. Akıl almaz, yani Afganistan tarihinin en iğrenç, en korkunç konumu oluştu şu an. Karzai geçenlerde adam sinirinden ağladı. Bak o bile onların çizgisinde olmasına rağmen, adam tahammül edemeyip ağladı yani, gerginliğiyle. Bunun için ne yapacağız? İttihad-ı İslam’ı oluşturacağız. Müslümanların ırzını korumak ancak İttihad-ı İslam ile olur. İttahad-ı İslam olmadığında, bütün Müslümanların ırzı, namusu payimar olurlarken seyredilirse bu ne olur? Haram olur. Anormal bir hareket olur ve karşılığı Cehennem olabilir. Sudan’da böyle, Irak’ta böyle, öbür ülkelerde böyle, Afganistan’da böyle, Moro’da böyle, Çad’da böyle. Dünyanın her tarafında Müslümanların ırzı, namusu, hayatı perişan ediliyor. Mahvediliyor Müslümanlar. Dinine imanına saldırılıyor, o da bir iffettir. Peygamberimiz (s.a.v.)’e saldırılıyor, Kuran’a saldırılıyor, o da bir iffettir, iffete saldırıdır. Müminlerin iffetine bir taarruz var. Buna karşı var gücümüzle savunacağız. Sadece cinsel ilişki değildir bu iffet, dinine saldırıldımı orada da iffetin gider, orada da namusun gider. Mukaddesatına saldırıyorsa orada da senin namusun gider. Çözüm çok kolaydır, Müslümanların Birliği, İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği’dir. “Ancak” diyor Cenab-ı Allah “eşleri” yani nikahlı eşleri “ya da sağ ellerinin sahip olduklarına karşı” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında, sağ ellerinin sahip olduğu kadınlar vardı müminlerin. Nasıl oluyordu? Ya cariye olarak satın alıyorlar veyahut kadın geliyor diyor ki; “ben sana kendimi hibe ettim, Allah için kendimi hibe ediyorum” diyor. “Sana aitim” diyor bitt, onun olmuş oluyor. Başka kimseyle ilişkiye girmiyor, mühim olan bu. Zaten böyle olmasındaki hikmet şu, neslin bozulmaması. Çünkü bir kadın birçok kişiyle ilişkiye girmiş olsa, nesil bozulur. Neslin bozulmaması için Allah onu farz kılmış. Sadece o erkeğe ait olmuş oluyor. Ve o zaman zaten o ondan da daha çok hoşnut olur, zevk alır. Onun için hibe ettiğinde de, ona ait olduğu için yine helali oluyor. Cariye olarak olduğunda yine hibe ettiği için helali oluyordu o devirde, inşaAllah. “Bu konuda kınanmış değillerdir.” Bu konuda kınanmazlar. Yani bir kadın nikahlı olarak evlendiyse kınanmaz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında kendini hibe eden kadınlar kınanmamıştır. Daha sonraki dönemde de kendilerini hibe etmiştir mümin kadınlar, kınanmazlar. Cariye olarak gelmişlerdir, kınanmazlar. Cariye kadınlarla beraber olmuştur müminler kınanmamışlardır o devirde. “Fakat kim bundan ötesini ararsa, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir.” Yani bunun dışında kendi kendine bir yol çıkartırsa, yani bu Allah’ın yolunu beğenmezse, Allah’ın çıkardığı bu helal sınırları beğenmezse, “sınırı çiğneyenlerdir” diyor Allah. Çünkü adam nikahı beğenmiyor, bu sınırı çiğnemek olur. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında cariyeliği beğenmiyor veya kadınların kendini hibe etmesini beğenmiyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında, onları yanlış yolda ve yanlış hareket etmiş olarak görüyor. O zaman kendisi de fahişe konumuna düşer. Fahşa işlemiş olur, fahişe konumuna düşer. Çünkü Allah’ın doğru bildiğini, Allah’ın doğru dediğini yanlış göstermiş olur, fahişe konumuna gelir. Dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.v.)’e ve sahabelere o yönde dil uzatanlar fahişe konumundadır, inşaAllah. Tabii Müslüman inancına göre böyle, küfür inancına göre zaten onlar muhatabımız değil. Onlar küfür içindeyseler, inanmıyorsa onlar bambaşka bir alem, onlarla bizim bir muhataplığımız olmaz. “Yine onlar emanetlerine ve ahitlerine riayet edenlerdir.” Mesela emanet, bir insanı ona emanet ediyorsun veyahut eşyayı emanet ediyorsun, titiz korunacak. Emaneti titiz korumak farzdır. “Ve ahit” söz ver diyor. Mesela diyor ki; ben bunu yapacağım, ahit veriyorsun. Mümin sözünde duracak, sözünden caymayacak, emanet verildiğinde, emanete titiz olacak. “Onlar namazlarını titizlikle koruyanlardır.” Mesela sabah namazına bazı kardeşlerimiz kalkmıyorlar, uyanamadım, diyor. Kardeşim sana beş milyar vereceğiz desek, öyle bir uyanırsın ki sen, hoplarsın hoplarsın. Böyle bayram sevinci içerisinde böyle kendi şarkı çıkarıyor o anda böyle bir şeyler, müzik söylüyor, hoplayıp kalkıyor. Demek ki ufacık bir menfaatte, yani sabah namazında kalktığında sana bir bilgisayar hediye edeceğim, erken kalkarsan, erken kalk, o vakitte bana yetişirsen al sana bir bilgisayar vereceğim. Kaçırır mı onu? Mümkün değil Allah’ın izniyle, inşaAllah. Ama namaz deyince, bol bol namazı kaçırıyor adam. Yok saati kurmamışım, yok hatırlatmamışlar, yok uyumuşum, bilmem ne falan diye böyle çok gıcık ve çok münasebetsiz açıklamalar bunlar. Ufacık bir menfaatte bile asla namaz imkanı kaçırmıyorlar. Müslüman namazını asla bırakmaz. Sabah namazı en titiz olması gereken namazlardan birisidir. Öğlen namazını da öyle, ikindiyi de öyle, akşamı da öyle, yatsıyı da öyle, bunların hepsinde titizlik gerekir, inşaAllah. İşte “yorgundum, uyuyup kalmışım” olmaz, ona göre ayarlayacaksın, inşaAllah. Yol diyorlar, gidiyorum, kardeşim ona göre ayarla, yani yol seni esir almasın sen yolu esir al. “İşte yeryüzünün hakimiyetine ve Ahiret’in nimetlerine varis olacak olanlar onlardır.” Yani dünya hakimi olacak olanlar onlardır. Dünya hakimiyetinden bahsediyor Cenab-ı Allah. “İşte yeryüzünün hakimiyetine ve Ahiret’in nimetlerine varis olacak olanlar onlardır.” 10. Ayet, bak rakamlara bakıyorum 1987’yi veriyor.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Yukarıya da baktığımda 1,9,8,7-1987. Ki o da yine Mehdiyet’in tarihidir, inşaAllah. “Ki onlar Firdevs Cennetlerine varis olacaklar, içinde ebedi olarak kalacaklardır.” Cennet’te, biliyorsunuz girdiğinde Cennet’e bir daha çıkış yok, sonsuza kadar. Bak “Andolsun” diyor Cenab-ı Allah, “Biz insanı süzme bir çamurdan yarattık.” Yani balçık satılıyor ya kil, bu seramik çamur, halis çamur, seramik çamur, ondan yarattım diyor Allah. Anlamazlıktan geliyorlar, çok açık. “Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.” O anne rahminde küçük bir embriyo olarak Allah yerleştiriyor. “Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık, ardından o alak’ı (hücre topluluğunu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık. Daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık.” Bak mesela burada çok acayip, kemiğin sonradan yaratılması.
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAlah.
ADNAN OKTAR:“Sonra kemik olarak yarattık, böylece kemiklere de et giydirdik. Sonra da bir başka yaratılışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne yücedir” Bak, “çiğnem et parçasına kemik olarak yarattık.” Önce kemik oluşuyor, “böylece kemiklere de et giydirdik” üzerine de et giydiriliyor. “Sonra bir başka yaratılışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne yücedir” Bak, “sonra bir başka yaratılışla onu inşa ettik.” İkinci yaratılışı da bambaşka bir sistemle yaratıyor Allah. Şimdi dünyadaki sistem böyle, Ahiret’teki sistem bambaşka, daha değişik bir yaratılış. “Sonra bunun ardından sizi gerçekten ölecek olanlarsınız sonra gerçekten kıyamet günü diriltileceksiniz. Andolsun üstünüzde yedi yol yarattık. Biz yaratmada gafiller değiliz” 17. Ayet 7. 7`den bahsediyor. Şimdilik bu kadar yeter, inşaAllah. Berkerim şimdi seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Ali Bulaç Hocamızın bir yazısı vardı Hocam, “Yazar Profili” başlıklı. Aydın Doğan grubu yazarlarının, özellikle Oktay Ekşi`den önce Emin Çölaşan ve Bekir Coşkun ayrılmışlardı. “Sayın Aydın Doğan ve köşe yazılarının toplam yüz civarında küfürname kelimeyle dolduran, bir olayı analize etmeyi provakatif üslup kullanan, muhaliflerine hakaret etmeyi, nefret oluşturmayı, sövüp saymayı kendinde hak olarak gören yazarlar bilmeli ki bundan sonraki Türkiye`nin entelektüeli, köşe yazarı, gazetecisi bu değil. Türkiye değişiyor medya ve yazar profili de değişiyor. Medya ve yazarlar var olmak istiyorlarsa kendilerini geliştirmeli değiştirmeli” demiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hakikaten bizim çocukluğumuzda da öyleydi. Gazeteciler genellikle insanların çekindiği çok sert yazılar yazan, yani insanların rahatça tutuklanmasına sebep olabilen, hapse düşürtebilen, insanları mahveden, başını belaya sokan insanlar olarak bilinirlerdi. Bir kısmı, bazıları böyle bilinirdi ve basından da insanlar çok çekinirdi. Hatta birinci kuvvet falan derlerdi böyle. Sonra bu bilgisayar çıktıktan sonra, internet çıktıktan sonra dedelerim birer ikişer pılısını pırtısını toplayıp emekli oldular, böyle bir köşelere çekildiler, hatıralarını yazmaya başladılar. Eğer internet, bilgisayar olmasaydı dedelerim Allah-u alem kemanı böyle hicazkar faslında öttürmeye devam edeceklerdi ama Allah onları derdest alıp götürdü, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Mustafa Özcan Hocamız dün Mehdi (a.s.) ile ve Mesih (a.s.) ile ilgili Kudüs ile ilgili bir yazı kaleme almış.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Başkentler Başkenti Kudüs” başlıklı. Şu bölüm var içinde. “Bu şehrin aynı zamanda Mehdi`nin şehri olduğunu ve hilafetin yeniden dirilişini tanıklık edeceğini ve geleceğin başkenti olacağını” söylemiş Hocam Filistinli Alimler Birliği, onu aktarıyor. Daha sonra, “dolayısıyla bu şehir Mesihle Mabedle ve Mehdi ve Büyük Peygamberlerle anılan kesişme ve nirengi noktasıdır” demiş Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, Mustafa Özcan Ağabeyimiz çok delikanlı samimi bir Müslüman`dır. Allah ilmini artırsın. Bayağı candan bir insan.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Öyle korkak, klasik bazı Hocalara benzemez. Bayağı da ilmi vardır, genel kültürü de çok yüksek bir insandır. Halim bir insandır, maşaAllah. Allah ilmini artırsın.
Bir de Diyanet İşleri Başkanımız çok yaman, maşaAllah. Onu da çok seviyoruz, çok takdir ediyoruz. Allah ilmini, şevkini artırsın onu da, gayretini daha güzel hala getirsin, inşaAllah. Evet Berkerim seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Hz. Mehdi (a.s.)`nin İstanbul`dan çıkacağı ve tekbir ve tespih ile, yani ilim ve sevgiyle İslam`ı hakim edeceği ile ilgili hadis vardı Hocam. Onu okuyorum müsadenizle. “Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: ‘Tesbih ve tekbir getirerek Konstantiniyye`yi fethedeceksiniz.” Başka bir hadiste de, “Rumlara ait Konstantiniyye yani İstanbul tespihle ve tekbirle Müslümanlarca fethedilmedikçe Kıyamet kopmaz.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
(Bakara Suresi 8, 10) “İnsanlardan öyleleri vardır ki: ‘Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik’ derler; oysa inanmışdeğillerdir.” Bak sırf Allah`a iman ettik demiyor, Ahiret gününe de iman ettik diyor. Bu ne demektir? Çok kapsamlı olarak kendini Müslüman göstertiyor. Yani Sünnet’i Seniyye`ye tam temessük etmiş, ahlak dersi veren, işte şu doğrudur şu yanlıştır diyen, böyle insanlar tarzında. “Oysa inanmış değillerdir” diyor Allah. Dinsizler, kökeninde dinsizler. “(Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar”. Allah`ı da aldattığını zannediyor ahmak, fakat iman edenleri de aldattıklarını zannediyorlar. Ama bir kısım Müslümanları da hakikaten kandırabilirler, bazı kişileri kandırabilirler ama aldatamazlar tabii. Genel olarak çünkü mutlaka Allah foyalarını ortaya çıkarıyor. “Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller.” Bak, kendilerini ikna etme özelliği var münafıkların, yani kendine inanıyor hakikaten. Öyle bir anlatıyor ki, öyle bir aptallığı var ki, kendi de kendine inanıyor. Bak kendilerini aldatıyorlar, diyor. Bir insanın kendini aldatması çok zordur. Münafığın böyle bir yeteneği var, kendini aldatma yeteneği var. Bak hem Müslümanları kandırdığını zannediyor ama kendi yalanına kendi de inanıyor, kendi sahtekarlığına. İnanmadığı halde kendini evliya gibi gösteriyor. “Ve şuurunda değiller.” diyor Allah. Demek şuurlarında bir bozukluk var, hasta şuurları münafıkların. Onun için böyle klasik ahmak ve sürpriz insanlardır, böyle manyak gibidirler, anlamak mümkün değildir münafığı. Bak Kuran buna dikkat çekmiş Cenab-ı Allah; “şuurunda değiller.” Şuurlarında bir sorun var, çünkü kendi yalanlarına kendileri de inanıyorlar, kendi sahtekarlıklarına kendi de inanıyor. Bu normal bir insanın yapabileceği bir şey değildir. Allah diyor ki: “Kalplerinde hastalık vardır,” işte bu onlardaki ruh hastalığını Allah anlatıyor. Kalplerindeki hastalık, ruh hastalığı, bilinmeyen bir hastalık. Münafıklara has bir özellik, garip bir şey. Yani şizofreni gibi yahut paranoya gibi falan bir hastalık değil bu, Allah`ın bildiği bir hastalık. Bununla ilgili bir çalışma yapılmış değil. Bazı akıl hastalıkları vardır tespit edilememiştir, bilinemiyor. Bu insanların tıbbi yöntemlerle bulamayacağı, bilemeyeceği bir hastalık. “Kalplerinde hastalık vardır” diyor Allah. “Allah da hastalıklarını arttırmıştır.” Demek ki münafıklık kademe kademe gittikçe güçlenen bir hastalık. Dozu artan bir hastalık olduğunu anlıyoruz, sabit bir hastalık değil. Mesela şizofrenlerde sabitlik vardır ama bunda psikopatlığı ve manyaklığı, anormalliği gittikçe münafığın artar. Buna dikkat çekmiş Allah. “Yalan söylemekte olduklarından dolayı”. Münafık sürekli yalan söyler ama doğru görünümünde. Yani alenen yalan görünümünde değil, ilk bakan anlayamıyor. Çünkü diyor ki Cenabı Allah; “söylediklerinde dinlersin.” Kalıpları da, cisimleri de hoşuna gider diyor. Malı, mülkü, görünüşü böyle bir anormal, yani insanı çokta şaşırtan bir görünümü olmuyor. Makul gibi görünüyor görünüşü. Bak; “yalan söylemekte olduklarından dolayı onlar için acı bir azap vardır.” Münafık şeytani bir zekaya sahipolduğu için muazzam yalan söyleme kabiliyeti oluyor, onu ona ekler onu ona ekler. Fakat “şuurunda değiller” diyor, şuuru kapalı olduğu için bağlantıları kuramaz. Mesela aptalca söylediği bir konuşmanın, diğer bir konuşmayla çelişik olduğunu fark edemiyor, yani ahmaklığını oradan anlayabiliyorsun. Mesela İttihad-ı İslam’ı istemez, Türk-İslam Birliğini istemez ama İslam`dan bahseder. Mehdiyete kin duyar ama aynı zamanda da takvadan bahseder. İsa (a.s.)`nın inmesini istemez ama İsa (a.s)`yı savunuyor gibi, başka Peygamberleri savunuyor gibi konuşur. Ama münafık tespitinde, bakın size söyleyeyim münafığın asla kaçamayacağı bir şey vardır, İttihadı- İslam`ı istemez münafık. Bu Cübbeli’yi falan bunları tenzih ediyorum, isimlerini verdiğim kişiler, onları tenzih ediyorum, onlar apayrı bir alem, onlarınki cahillikten. Ama münafık tespit etmek istiyorlarsa en hassas oldukları damar İttihad-ı İslam’dır, ondan çok kaçınırlar, rahatsız olurlar. İkinci, Mehdiyet’tir. Münafığı Mehdi (a.s.) kelimesi yakar, kavurur, perişan eder yani. Münafık kızdırmak isteyenler Mehdi (a.s.) desinler, Mehdi (a.s.), Mehdi (a.s.), Mehdi (a.s.). Acayip canını yakar, yani şeytanın en bunaldığı kelimelerden bir tanesidir, Allah’ın “Hadi” isminin tecellisi. Çünkü Allah’ın “Hadi” ismine karşı mücadele verir deccal. O delalete düşürücü ismin üzerinde durur, delalete düşürmek için uğraşır. Mehdi (a.s.) ve Allah’ın “Hadi” ismi münafıkları ve deccal yanlılarını yakar kavurur. Onun için Mehdi (a.s.) kelimesini hiç duymak istemezler. Münafık kızdırmak isteyen Muhammed Mehdi (a.s.) desin, Muhammed Mehdi (a.s.) acayip canlarını yakar, muazzam ızdırap verir, yani olan şuurları da gider, çok canlarını yakar. Bak ben onlara bir anahtar kelime söylüyorum onlara kızdırmak istiyorlarsa. Hemen rengi benzi atacaktır, bak söylesinler münafıkların yanında, acayip bunalır. Konuşması falan bozulur, zırvalamaya başlar, dengesi bozulur. Nasılsın iyi misin derken bir ara, ben Muhammed Mehdi (a.s.)’yi çok seviyorum, Mehdi (a.s.)’yi bekliyorum, Mehdi (a.s.) geldi inşaAllah dersin, münafığın ağzı burnu bir yana gider, acayip canı yanar. En duymak istemediği kelimedir, maşaAllah. Bak bir sır veriyorum, İttihad-ı İslam, asla istemez, Türk-İslam Birliği, asla istemez. Münafığın canını yakmak, Müslüman için zaten bir görevdir. Münafık Müslümanların düşmanıdır. Kızdırmak istiyorsanız, böyle yapacaksınız, inşaAllah.
(Münafikun Suresi 4) “Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır.” Yani dış şey olarak süslü püslü geziyorlar falan, beğenini kazanır diyor. Yani bilmediği için normal bir şey zannediyor. “Konuştukları zaman da onları dinlersin.” Çünkü sünnetten, itaatten, ahlaktan, namustan, halbuki sıfır numara ahlaksız ve kahpedirler. Çünkü onlarla beraber olan kadınlar da, münafikun ve münafukat aynı hükümdedir, onların nikahı da düşmüş olmuş oluyor. Onların beraberliği de gayrimeşru ilişkidir, fahşadır yani. Her ikisi de fahşa hükmündedir. Çünkü münafığın nikahı olmaz, geçersizdir nikahı. Münafığın herşeyi küfürdür, Cehennem ehli olmuş oluyorlar. Ama, “konuştukları zaman da onları dinlersin.” Mesela Bediüzzaman’la ilgili, münafıklar o zaman çıkıyorlardı, Bediüzzaman 60 cihette ehli sünnete uygun değil diyor adam, sakalını sıvazlıyor azılı münafık. Nereden anladın, diyorsun. Anlatayım efendim, diyor. Bir öksürüyor, uzun uzun hakikaten anlatıyor. Eğer adam ilim sahibi değilse inanır. Bediüzzaman’a öyle iftira atanlar olmuş muydu Berkerim?
ALTUĞ BERKER:Olmaz mı tabii Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Anlat biraz bakalım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Ona rağmen siz ilişmeyin diyordu Hocam onlara, Bediüzzaman’a o iftira atanlar olmuştu Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii bak Bediüzzaman ne diyor? “Sakın onlara ilişmeyin” çünkü pislik. Çünkü münafık oldukları için, münafıkla mücadele özel ilim gerektirir. Talebe onunla mücadeleye girerse, yenilebilir. Münafığı yılana benzetiyor Bediüzzaman, yılan gibidir yani, çok şeytani bir zekası vardır. Akılalmaz manevra kabiliyeti olduğu için, Müslümanı zahiren eğer bilgisiz ve tecrübesizse mat edebilir. Onun için “sakın ilişmeyin” diyor. Mesela Bediüzzaman’a burada da alim bilinen bir kişi, Bediüzzaman’ın dinsiz imansız olduğunu (haşa), ehli sünnet düşmanı olduğunu, sapkın olduğunu yaymıştı. Saraya da jurnal etmişlerdi, 2. Abdülhamit zamanında. Devlete de o zaman jurnal etmişlerdi Bediüzzaman’ı, Bediüzzaman akıl hastanesini koyuldu o sebeple, akıl hastanesine götürdüler. Yani akli dengesi yerinde değil demeye getirdiler. Halbuki deha, tam bir dahi Bediüzzaman, mükemmel bir insan. Fakat münafıkların ifasıyla, münafıkların tahrikiyle devlete yanlış bilgi aktığı için, 2. Abdülhamit zamanında akıl hastanesine yatırıldı. Ve sürekli hapis, sürekli hapis, sürekli hapis. Hapisleri sağlayanlar hep münafıklar oldu, münafıklardan akan bilgi. Hep ehli sünnete aykırı, sapkın, yanlış yolda diyerek, o zamanın üçkağıtçı sahtekar münafıkları, hem İslam’ın yayılmasını engellediler, hem İttihad-ı İslam’ı engellediler, hem Türk-İslam Birliği’ni engellediler, ona giden yolları engellediler, vargüçleriyle gayret ettiler. Ama buna rağmen Bediüzzaman’ı durduramadılar, Bediüzzaman daha fazla sevap kazandı.
“Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler.” Bir yere dayandırılmış, münafıklar hep bir yere sırtını dayarlar ama Allah kütüğe benzetiyor, kof kütük. Bir mahluk oldukları için, Allah hayvana da benzetmemiş, hayvana da benzetmiyor. Kof kütük gibi bomboş, yani ses geliyor böyle, mahluk, odun gibi yani. Onların o mask ve anlamsız ruhlarını, o küt ruhlarını, o sevgisiz, manyak ruhlarını Allah bir kütüğe benzetmiş, ama dayandırılmış, ayakta duramıyor kendisi. Münafık mutlaka başka münafıklara, küfre ve delalete sırtını dayar. Münafık hiçbir zaman için tek başına gezmez. Onun için ya bir ine gider, ya onun pis bir mağarası vardır, işte ya domuzun ilgili yerine gider yapışır, oradan kuvvet bulur. “Ahşap-kütük gibidirler. Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar.” Mesela bizim şu konuşmalarımızın hepsini münafıklar dinliyorlar, yüzlerce münafık dinliyor şu an. Mesela bu Allah’ın hikmeti, normalde böyle olmaması umulur. Büyük bir dikkatle dinliyorlar. Bak diyor ki Allah: “Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar.” Mesela buradaki bütün konuşmaları olduğu gibi münafıklar alır. Yani hepsi diyor ki, bana söyledin. Doğru sana söyledim. Bak mesela diyor ki, ayrı ayrı mesela yüzlerce ayrı münafık, ona soruyoruz, bana söyledi, sadece bana söyledi, öbürüne soruyoruz, kime söyledi, bana söyledi diyor. Allah ne diyor bak: “Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar.” Allah bak küfür için bunu demiyor, münafıklar için diyor “düşmandırlar.” O zaman Müslüman ne oluyor onlara karşı? Küfre düşman değiliz, Darwinist’e, materyaliste, komüniste, faşiste düşman değiliz biz, onları eğitiyoruz, cahil bilgisiz insanlar. Bediüzzaman bunu çok kapsamlı anlatmış. “Bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının.” Kaçınmak ne demek? Son derece dikkatli olunacak, tetikte olunacak ve sakınılması gereken mahluklardır. Muhbirlik yapar, ihbarda bulunur, iftira atar, alçaklık yapar. Müslümanların gücünü kırmaya çalışır. Müslümanların moral gücünü kırmaya çalışır. Müslümanların gelişmesini durdurmaya çalışır. İttihad-ı İslam’ı durdurmaya çalışır, Türk-İslam Birliği’ni durdurmaya çalışır. Mehdiyet’in gelişmesini, Mehdi (a.s.) müjdesini durdurmaya çalışır. İsa (a.s.)’ın müjdesini durdurmaya çalışır. Bunu yaparken ne yapar? Kuran ve hadisle kendince ve hurafelerle ortaya çıkar ve çok şeytanidir yolu. Onu için diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “münafıklar Mehdi (a.s.)’ye karşı, Kuran’la karşısına çıkacaklar,” Kuran’la, hadisle. “Mehdi (a.s.) de onlara karşı Kuran’la, hadisle karşılık verecek” diyor. “Onun için onun işi zordur” diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadiste. Bak ona diyor, Kuran’la karşı çıkacaklar. Bak, “kaçınıp sakının,” kaçınmak ne demek? Sakınmak ne demek? Tetikte olmak, dikkatli olmak, muhtemel yapacağı oyunlara karşı tedbir almak, uyarmak. Ataklarına karşı diğer Müslümanları bilgilendirmek. Onun için Müslüman topluluklarda, mesela Müslüman grupları oluyor, cemaatler oluyor, efendim, efendilerin geliştirdiği küçük Müslüman topluluklar oluyor. Münafık oradan çıkıp, gidiyor öbür cemaat topluluğa diyor ki, ya falanca şeyh efendi çok zalim, çok akılsız (haşa), işte günahkar, ehli sünnet çizgisinde olmayan bir insan. Onun için ben sizin yanınıza geldim. Siz mümin muttaki insanlarsınız, Allah kurtardı, iyi oldu yanınıza geldim, diyor. İblis şekil değiştirmiş olarak oraya geliyor. Saf Müslüman haberi yok, hay maşaAllah buyur diyor. Ey iblis buyur bakalım diyor, evin içine iblisi sokuyor. O, orada Müslümanları tespit ediyor, ne yerler, ne içerler, ne yaparlar, ne ederler. Hepsini tespit ettikten sonra, gidiyor şeytani bir ihbar, şeytani bir iftirayla Müslümanları mağdur durumda bırakıyor. Arkasından da diyor ki, ya sizin içinizde herhalde bir münafık var diyor. İçlerinden en takva gördüğü Müslümana, bu yapmış olabilir, böyle bir haber aldım, diyor. Çok büyük oyun oynar münafık, onun için bir münafık Müslüman cemaatine geldiğinde, Müslümanlar mutlaka o münafığı, ey iblis senden Allah’a sığınırız deyip kovsunlar.
Mesela ben dedim, Şeyh Nazım Hocamın cemaatinden, topluluğundan birisi bize gelse, (haşa ve haşa), işte çok yanlış yoldalar, Allah beni kurtardı yanınıza geldim dese, suratına tükürürüm, ey iblis derim, hemen git. Ey iblis hemen git, defol derim. Yapılacak şey budur. Buna dikkat edeceğiz inşaAllah. Bak, “bu yüzden onlardan kaçınıp sakının.” Son derece dikkatli ve tetik olunacak. O zaman ne oluyor? İşte Müslümanın dikkati açılıyor, aklı açılıyor, sevabı artıyor, başarısı artıyor. Öbür türlü meskenet ve bitkinlik olur. Münafık neye yarıyor? Uyanıklık ve dikkate vesile oluyor. Azime ve gayrete sebep oluyor. Allah onu öyle yaratmış. “Allah onları kahretsin” diyor Allah. Bak Allah Kendisi, onları kahredeceğini kendisi söylüyor. Allah onları kahretsin ne demektir? Ben onları kahredeceğim diyor Allah. Dünyada vesvese, kuruntu ve acılarla, sinir gerginliği ve azapla, dünyaları Cehennem’e döner. Hiçbir münafık huzurlu yaşamaz. Sürekli gerilim halindedir, sürekli acılar içerisindedir. Müslümanların yanında geçen ömrüne yanar, oradan ayrı bir canı yanar. Müslümanlara verdiği paraya, pula, imkana ayrı bir canı yanar. Ama ne can yanma biliyor musun, kaynar suda kaynıyor gibi böyle acayip canı yanar. Gece gündüz aklından gitmez, Allah onu ona fitne olarak yaratır, acı olarak. Mesela yirmi yılını Müslümanlara vermiş, o yirmi yıl ona yirmi milyon eza olarak üzerine çöker. Sabah akşam onun acısından kurtulamaz. Mesela biraz malından mülkünden vermiş Müslümanlara, o mal mülk her gün onu dağlar adeta, canını yakar, müthiş ızdırap duyar. Keşke yapmasaydım, keşke gitmeseydim, keşke şunu yapmasaydım, o ızdırapla yanar kavrulur, Allah onları mahveder dünyada. Ahiret’te de sonsuz Cehennem azabı vardır, onun için diyor ki, “Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar.” Münafık fırıldak gibidir döner, abidik gubidik, süper sahtekardır. Dinsizlerin yanında züppe çakal takılır. Nur talebesinin yanına gider Nur talebesi gibi gösterir kendini. Mahmut Hocamın cemaatine gider, Mahmut Hocamın taraftarı gibi görünür. Müslüman başka bir grubun yanına gider, mesela Esat Coşan Hocamızın talebelerinin yanına gider, onlardanmış gibi görünür. Bak, “nasıl da çevriliyorlar” diyor Allah. Muazzam, tam bir fırıldaktır, her yere uyum sağlar, müthiş sahtekardır, onu ona ekler, onu ona ekler, sezilmesi çok güçtür. Çok dikkatli olunması gerekir münafığa karşı. (Münafikun Suresi 4.ayet) (Nisa Suresi 142) “Gerçek şu ki, münafıklar (sözde)” kendilerine göre, “Allah'ı aldatmaktadırlar.” İşi gücü takva Müslüman görünümüdür münafığın, buna Allah dikkat çekiyor, “münafıklar sözde Allah’ı aldatmaktadırlar.” Şimdi güya sözde aldatması öyle hafif bir şey değil. Takkesi, tesbihi, sakalı, üslubu, konuşması falan, yani bakan, kardeşim bu öyle bir dindar ki görülmüş değil, kıyas edilemez, muazzam dindar, diyor. Münafığın en dikkat ettiği konu budur, görünüşe çok dikkat eder, onu bir sağlama alır kendince. “Oysa O, onları aldatandır.” Allah onlara aldatır, diyor. Onlar Allah’ı aldatmazlar, Allah onları aldatır. Ahmak çünkü, dinsizse direk dinsiz yaşaması normaldir, kendini o acının içerisine sokuyor, Allah belasını veriyor o acıyla. Allah onu aldatıyor, onları aldatıyor, diyor. Çünkü direk küfür olsa, bu kadar acı çekmeyecek, münafık olduğu için kıyası kabil olmayacak şekilde acı çekiyor. “Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar.” Münafık yalnız olduğunda namaz kılmaz. Eğer evde hiç kimse yoksa, yani kimsenin görmeyeceğinden eminse, namaz kılmaz. Ama biri varsa, birileri varsa çok takva görünür. Onun için Allah ona dikkat çekmiş, “namaz kıldıkları zaman isteksizce kalkarlar.” İlk kaldırdığında kalkar hakikaten ama içinde müthiş bir öfke ve kızgınlıkla. Mesela sabah oldu namaza kalkalım dersin, Allah razı olsun der mesela, selavat getirerek kalkar. Ama içinden ağır hakaretler ederek, acayip bir nefretle kalkar. İçindeki ızdırabı Allah belirtiyor, müthiş bir nefret olur. Yoksa namaza kalkıyor, kalkmıyorlar demiyor Allah, kalkıyor ama nefretle kalkıyor. “İnsanlara gösteriş yaparlar,” bakın bu en mühim yönlerinden bir tanesi. Cebinde takkesi, elinde tesbihi, dualar, sözlü olarak da mesela sürekli nasihatlarda bulunur: İşte namussuza dikkat edin, namazlarınızı kılın, adaba edebe dikkat edin. Tek söylemediği nedir biliyor musunuz? İttihad-ı İslam ve Mehdiyet. Münafığı orada yakalayabilirsiniz, yoksa ibadet cihetinde yakalayamazsınız. Orada, hatta namazların daha da fazla kılınmasını savunur o. Beş vakit de az der o yani, inşaAllah. Gece gündüz namaz kılar. Mesala sabahlara kadar namaz kılıyorum, der. Sabaha kadar tesbih çekiyorum, der. İşte sabahlara kadar Kuran okuyorum, der. Onlarda bir şey yoktur. İttihad-ı İslam’ı istemez, çünkü İttihad-ı İslam onun ölümü demektir. Mehdi (a.s.) demek, Mehdi (a.s.) zaten onu yakacak bir güç, ateştir onun için Mehdi (a.s.). Onun için nefret eder Mehdi (a.s.)’den münafıklar. “İnsanlara gösteriş yaparlar,” muazzam gösteriş yeteneği vardır münafığın, onun için münafıklar etkili olurlar. Daha takva görünürler, daha titiz gibi görünürler. Bediüzzaman’a karşı mücadelede münafıklar daha etken olmuşlardı. Onun için Bediüzzaman’ın talebeleri çok az oldu, sayıları çok az oldu. Yoksa bütün Türkiye’yi kaplardı Bediüzzaman. Münafıkların vuruşuyla gücü azaldı Bediüzzaman’ın, ama tabii hayır vardı, kaderi öyleydi. Mesela Mehdi (a.s.)’nin de talebelerinin az olmasının nedeni münafıklardır. Münafıklardan dolayı az olacak. Ama çok olması, zaten kaderde Allah’ın bir planı, çok olsa Mehdiyet görevini yapamaz, az olması gerekiyor. Az olması için Allah münafıklara görev veriyor. Münafıklar kaderde o ledün ilmidir, Allah’ın ledün ilmidir, o vazifelerini yapmış oluyorlar. Mesela münafıklar Mehdi (a.s.)’nin çok sevap almasına sebep oluyorlar. Manevi makamının yükselmesine sebep oluyorlar. Mehdiyet makamının şanının gelişmesine sebep oluyorlar. “Allah'ı ancak çok az anarlar” çok mecbur olursa, gösteriş yapması gerektiğinde Allah’ı anar. Onun dışında Allah’ı anmazlar münafıklar, yani duruma göre. Genellikle de münafıkların yanında yaşadıkları için Allah’ı çok az anıyorlar, fakat münafıklara da gösteriş yapar onlar. Fakat az da olsa, onların yanında Allah’ı anıyorlar, usulen. Yani tamamen dinsiz görünmemek için, münafık münafığa oyun yapar. Ama Müslümanların yanında çok andıklarını görüyoruz, çünkü “insanlara gösteriş yaparlar” diyor ayette. Ama durum müsait olduğunda da az anıyorlar. Eğer yamuk yumuk adamlar varsa, onların yanında da az anıyorlar. Tek iken de hiç anmıyorlar. (Nisa Suresi 142) Çünkü münafıklar genellikle koloni halinde yaşarlar. Münafıklarla içiçe yaşarlar ama münafıklardan da nefret ederler. Fakat münafıklar bir araya geldiğinde, mutlaka birbirlerine Müslüman olduklarını vurgulamak durumundadırlar. Münafıklar birbirinden şüphe ederler, yani birbirlerinin kahpe olduğuna inanırlar. Bütün münafıklar birbirlerinin alçak olduğuna inanırlar. Yani şiddetli nefret olur, onun için ihtiyaten az da olsa Allah’ı anarlar. Fakat, içlerinden gelmeyerek, rahatsız olarak da olsa anarlar. Toplantılarını görebilen olsa anlar. Yani bu net böyledir.
(Nisa Suresi 142) buradaki açıklama. “Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır” münafikun ve münafukat “bazısı bazısındandır” yani o ondan etkileniyor, o da ondan etkileniyor. Birbirlerini geliştiriyorlar, körüklüyorlar ve büyütüyorlar küfür yönlerini. “Kötülüğü emrederler.” Mesela İttihad-ı İslam’ı durdurmak, Türk İslam Birliği’ni durdurmak. Mehdiyet’i durdurmak, Mehdi (a.s.)’nin geliş müjdesini durdurmak. İsa (a.s.)’nın inişi ile ilgili müjdeyi durdurmak. “İyilikten alıkoyarlar,” İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini engellemek, demin anlattıklarımın aynısı. “Ellerini sımsıkı tutarlar.” Müslümanlara beş kuruş paralarının geçmesini istemezler. Kendi aralarında da harcamazlar, münafıklar tam pintidir, buradan tükürüp buradan yalayarak ahmakça biriktirirler, ahmakça biriktirirler, sonunda o yine Müslümanlara nasip olur. Ya bir vakfa verirler, yine Müslümanlar orada müminler kullanır, ya Kızılay’a nasip olur yine Müslümanlar kullanır veyahut bir şekilde Müslümanların yine lehine bir hale gelir o mallar. Ama münafık malı harcayamaz, hastadır. Allah yolunda kullanamaz. Yani istediğini yap, ne yaparsan yap çıldırmıştır, sürekli biriktirir münafık, niye olduğunu bilemez. Sürünür, it gibi sürünür, çok perişan yaşar ama harcamaz, harcayamaz. Çünkü neden? Harcağıdında canı yanar, canı yandığı için harcayamıyor. Biriktirmediğinde de hastalanır, o biriktirdiklerini de Allah hep Müslümanlara nasip eder. Mesela Mehmetçik Vakfı’na gider, askerlerimizin, koç yiğitlerimizin eline geçer.
“Onlar Allah'ı unuttular.” Münafıklar (haşa) Allah’a karşı müthiş kinlidirler, Allah’ı unutmuşlardır. “O da onları unuttu” diyor. Allah da onlara karşı ezici, kahredici bir tavır gösteriyor. “Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır.” Yani Allah’ın hükümlerine karşı savaş açanlardır. “Şüphesiz” diyor Allah, (Tevbe Suresi 67) (Münafikun Suresi 5) “Onlara: "Gelin Allah'ın Resûlü sizin için mağfiret (bağışlanma) dilesin," denildiği zaman başlarını yana çevirdiler.” Çünkü onlar imamdan, liderden (haşa) nefret ederler. Her biri kendini Allah gibi görür, Allah’tan daha büyük görür (haşa). Onun için başlarına bir emir, bir lider, kendinden daha büyük bir kimse kabul etmezler, münafığın özelliğidir. Bu şeytandan onlara geçen bir özelliktir. Şeytan da biliyorsunuz, “Adem (a.s.)’e secde et” dedi Cenab-ı Allah, acayip ağırına gitti. Hemen züppe bir üslupla, çakal bir üslupla dedi “beni ateşten yarattın, onu topraktan yarattın” dedi. Bak Allah’a (haşa) akıl verecek kadar ahmak, münafığın da özelliği budur. Peygambere (s.a.v.) akıl verir, Mehdi (a.s.)’ye akıl verir, imamına, Hocasına akıl verir, yani o alim dinlemez. Yani “her bilenden daha fazla bilen vardır” ayetine muhaliftir. İtaat ayetlerine muhaliftir, itaati kabul etmez münafık, çok ağırına gider. Böyle hem faşist, hem komünist kafası vardır. Şeytan ikisinde de onda etkindir, o iki yönde de etkilidir. Yani faşist ruh da vardır, komünist ruh da vardır münafıkta. Fakat en nefret ettiği şey de itaat olduğu için “başlarını yana çevirdiler” diyor. Bak, o zaman niye yanına giriyorsun? Bak, hem Resulullah’ın (s.a.v.) yanına gidiyor, hem de başını yana çeviriyor. O züppeliğini, o çakallığını, o pisliğini gösterecek. Ahlaksızlığını, itaatsizliğini, o kahpe ruhunu göstermek için Peygamberin (s.a.v.) yanına gidiyor. Normalde hiç gitmemesi lazım, madem itaat etmeyecek, gitmemesi lazım. Bak yanına gidiyor, kabul ediyor yanında kalmayı ama başını yana çeviriyor, sadece itaatsizliğini göstermek için. Şeytani bir ahlak, şeytani bir karaktersizlik, ahlaksızlık yani. “Sen, onların büyüklük taslamışlar olarak yüz çevirmekte olduklarını görürsün.” Bak; “sen, onların büyüklük taslamışlar” müthiş bir büyüklük hissi vardır onlarda. Böyle bir faşist enaniyeti, komünist enaniyeti gibi, enaniyet vardır, yani ateist kafada gelen. Ama bak faşist ve komünistler bunlarla kıyaslanmıyorlar, çünkü faşist ve komünistin açık oluyor küfrü. Onlar düşman olmuyor, onlara tebliğ ile anlatılıyor, iknaya çalışılıyor, olursa olur, olmazsa olmaz. Ama münafık öyle değil, münafık direk düşmandır. “Büyüklük taslamışlar olarak yüz çevirmekte olduklarını görürsün.” Yani sürekli Müslümanlara yüz çeviren ekabirlik yapan bir karakter içindeler. (Münafikun Suresi 5) “Ona: "Allah'tan kork" denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler.” Bak, "Allah'tan kork" denildiğinde,” ben zaten korkuyorum diyor Allah’tan, yani bana öğretme bunu diyor (haşa). “Büyüklük gururu onu günaha sürükler.” Müthiş bir büyüklük gururu vardır. “Onu günaha sürükler,” yani itaatsizliğe, saygısızlığa, münafıklığa, Müslümanlara karşı eylem yapmaya sürükler. “kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o” diyor Allah. Ben dünyada hemen cezalandıracağım demiyor Allah, bak Cehennem’de cezalandıracağım diyor. Çünkü hemen cezalandırsa münafıklığını yapamaz. Münafıklığı yapamayınca Müslümanlar imtihan olmamış oluyorlar. Müslümanın makamının yükselmesi için münafığa ihtiyaç vardır. Münafık basamak gibidir, Müslüman onun üzerine basar yükselir, yani münafıkla mücadeleyle yükselir.
ALTUĞ BERKER:Bu konuda bir internet siteniz vardı Hocam inşaAllah, gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR:Göster.
ALTUĞ BERKER:Münafıklıklamücadele.com Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çok güzel. Anlattıklarımdan neler anladın kısaca özetle.
ERDEM ERTÜZÜN:İnşaAllah Hocam. Hocam münafıklar kendilerini çok takva gösteriyorlar söylediğiniz gibi, inşaAllah. Müminin de bu her zaman uyanık ve dikkate açık olmasını sağlayan bir özellik, Allah’ın verdiği bir özellik, inşaAllah. Müninin sürekli uyanık ve dikkatli olması gerekiyor bu konuda, inşaAllah. Allah’ın ayetlerde belirttiği özellikleri de kendisini hiç göstermeyecek şekilde ahlakını güzelleştirmesi gerekiyor müminin, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
“Selamün aleyküm Adnan Hocam. Biraz önce programınızda sahabelerin Mehdi (a.s.) hakkında Peygamber Efendimize (s.a.v.) sürekli soru sorduklarını, Peygamberimiz (s.a.v.) hayattayken sahabelerin Mehdi (a.s.)’yi aradığıyla ilgili hadislere dayanan sözler söylemiştiniz. Hocam şimdi benim kafam karıştı, sahabelerin yanlarında hem kendilerinin, hem de bütün alemlerin, ne kadar canlı cansız varsa hepsini ve de Mehdi (a.s.) de dahil herşeyin yaratılış sebebi olan alemler Resulü sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) varken, neden Mehdi (a.s.)’yi aramaya koyuluyorlar? Hz. Mehdi (a.s.) elbette ki çok büyük bir zattır. Ama Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yanında esamesi dahi okunmaz. Yani bence sahabeler bu şekilde davranmamışlardır. Zira onlar zaten Mehdi (a.s.)’nin de muhtaç olduğu Resulün (s.a.v.) dizinin dibindeler her an, Mehdi (a.s.)’ye ne diye ihtiyaç duysunlar Allah’ın Resulü (s.a.v.) varken? Bizi aydınlatırsanız Hocam bu konuda, bir de Mehdi (a.s.)’nin sahabelerden büyük olduğunu söylüyorsunuz buna imkan yok. Zira Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’nin evliya olduğunu, bu nedenle evliyanın en büyüğü olduğunu fakat sahabenin makamına hiçbir evliyanın yetişemeyeceğini, bu yüzden sahabelerden sonra geldiğini söylemektedir. Allah’a emanet olunuz.” Süleyman kardeşimiz.
Yemen çöllerinde Veysel Karani, diyor. Veysel Karani’yi niye o zaman sahabeler aradılar? Niye aradılar? Niye Peygamberimiz (s.a.v.) bekledi Veysel Karani’yi? Aşk bu, sahabe, Peygamberimiz (s.a.v.)’in övdüğü Mehdi (a.s.)’yi görmek ister. Mehdi (a.s.) de tabii Peygamberimiz (s.a.v.)’in dizinin dibinde olur. Peygamberimiz (s.a.v.)’in kumandanı olarak görev yapar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in kumandanları yok muydu? Vardı. Hz. Ömer (r.a.) Peygamberimiz (s.a.v.)’in kumandanı değil miydi? O zamanın Hz. Ömer (r.a.)’i olurdu Mehdi (a.s.) gelmiş olsaydı. Hz. Ömer (r.a.)’i nasıl seviyoruz. O da o zamanın bir nevi Hz.Ömer (r.a.)’i olurdu. Bir nevi Hz. Ebu Bekir (r.a.)’i olurdu. Dolayısıyla Hz. Ebu Bekir (r.a.)’ler, Hz. Ömer (r.a.)’ler Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in güzelliğine, şanına, şerefine bir halel mi getiriyorlar, yoksa daha da mı güzelleştiriyorlar? Daha da güzelleştiriyorlar. Onunla Peygamberimiz (s.a.v.) daha da güzel oluyor. Çünkü ona katkı sağlamış oluyorlar, onun gücünü arttırıyorlar, ona yardımcı oluyorlar, Resulullah (s.a.v.)’a. Resulullah (s.a.v.)’ın nurundan Allah yarattı kainatı. Ama Mehdi (a.s.) de onun parçası, Resulullah (s.a.v.)’ın parçası. Sen Hasan (r.a.)’ı, Hüseyin (r.a.)’i seviyorsun, bağrına basıyorsun, Hasan (r.a.)’ın, Hüseyin (r.a.)’in devamı Mehdi (a.s.) de işte, Ehl-i Beyt. Onu tabii ki arayacak sahabeler. Ne diyor Peygamberimiz (s.a.v.)? “Biz Cennet halkının seyyidleriyiz. Ben, Hasan (r.a.), Hüseyin (r.a.), Hamza (r.a.) ve Mehdi (a.s.)” diyor. Bunu duyan bir sahabe Mehdi (a.s.)’yi aramaz mı, Mehdi (a.s.) aşkı ile yanmaz mı? Onun için konuya bu gözle bakacak kardeşimiz. Hz. İsa (a.s.)’yı sahabeler görmek istemez mi? Peygamberimiz Efendimiz(s.a.v.) inecek, diyor, Hz. Resulullah (s.a.v.). Sen bize yetersin Ya Resulullah (s.a.v.), biz Hz. İsa (a.s.)’yı görmek istemiyoruz mu, diyecekler? Biz Hz. Ömer (r.a.)’i, Ali (r.a.)’yi görmek istemiyoruz mu, diyecekler? Seni mi görmek istiyoruz sadece, diyecekler? Peygamberimiz (s.a.v.)’i seven, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sevdiklerini de sever. Peygamberimiz (s.a.v.)’in aşkla, muhabbetle sevdiklerini sever. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sevdiğini sevmeyen, Peygamberimiz (s.a.v.)’i de sevmiyordur, Peygamberimiz (s.a.v.)’e düşmandır. Peygamberimiz (s.a.v.) aşkla Mehdi (a.s.)’yi seviyordu, muhabbetle seviyordu. Yüzlerce hadiste Mehdi (a.s.)’yi övdü. Hatta Hz. Musa (a.s.) gibi Ulul Azm bir Peygamber bile üç defa Allah’a dua etti Mehdi (a.s.) olabilmek için. Üçünde de Allah duasını kabul etmedi. Böyle Hatem-i veli, en büyük veliyi sahabelerin görmek istemesinden daha güzel, daha doğal ne olabilir. “Hz. Ebubekir (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.) ona üstün olamaz” diyor Resulullah (s.a.v.), bitti. Onu dediğinde Resulullah (s.a.v.), Resulullah (s.a.v.)’ın üstüne Bediüzzaman da başka şey söylese, bir başkası da söylese geçerli olmaz. Kim söylerse söylesin, geçerli olmaz. Resulullah (s.a.v.) söyledi mi, bitmiştir. Resulullah (s.a.v.)’a karşı Bediüzzaman’ı getirirsen, fitne yapmış olursun. Bediüzzaman’ın kastettiğini bilmiyorsun, cahilce konuşuyorsun. Vahyi müşahade yönünden sahabe üstündür, bizzat görüyorlar çünkü. Vayhi müşahade yönünden üstündürler, sahabilik yönünden üstündürler. Ama bak Resulullah (s.a.v.) da diyor ki buna karşılık, “benim Mehdi’m ve talebeleri beni görmediler, vahyin inişini görmediler, sahabe olamadılar. O yüzden onlar daha üstündürler” diyor. Çünkü vahyi görmek çok büyük bir avantajdır, imanı yönden daha büyüktür. “Onlar beni görmeden sevdiler, beni görmeden aşık oldular. Siz beni görerek sevdiniz, bana aşık oldunuz” diyor. Onlar beni görmeden aşık olup, sevdiler, o yüzden onlar daha üstündür” diyor, inşaAllah. “Ne geçenler, ne geçmiş ümmetler, ne gelecek olanlar, hiç kimse onları geçemez” diyor Resulullah (s.a.v.). Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in hükmü varken ve “Allah’ın halifesi” diyor, “Mehdi (a.s.) için. Bak Hz. Ebu Bekir (r.a.), Ömer (r.a.) için Cenab-ı Allah, “Resulullah (s.a.v.)’in halifesi deniyor, Resulü (s.a.v.)’nün halifesi deniyor. Allah’ın Resulü (s.a.v.)’nün halifesi deniyor. Ama Mehdi (a.s.) için “Halifetullah” deniyor, “Allah’ın halifesi” deniyor. Onun için güya Peygambere (s.a.v.) sevgi adına şeytanın oyuncağı olmasın kardeşlerimiz. Çünkü bak ne diyorlar, yani kardeşimizi tenzih ediyorum, başka öbür diyenler de cahilliğinden diyorlar. Mesela cahilliğinden diyen Şaşar Beşer veyahut öbür gevrek sesli, güzel bir Hoca efendi var, ne diyor? Allah’ın Resulü (s.a.v.), Allah’ın Nur’u, Allah’ın nurunun tecellisi Peygamberimiz (s.a.v.), onun tırnağı bile bizim yüzümüzün nurudur. Her yerin, bütün Müslümanların nurudur. O mübarek Peygamberimizin (s.a.v.) kıymetini anlamıyorlar, fakat bambaşka bir üslupla olayı anlatıyorlar. Değeri anlatmayı bilmiyorlar. Bu konuda birçok hadis-i şerif var. Biraz sonra o hadis-i şerifleri de anlatacağım. Fakat Berker Hocamdan biraz bu konuda önce bir bilgi alalım.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. “Nübüvvet yolundandır” deniyor Mehdi (a.s.) için Hocam, bir kere o direk, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Allah’ın ilhamıyla yetişen birisi, kimsenin yetiştirdiği birisi değil.
ADNAN OKTAR:Velayet yolu değildir, evet velayet yolu değil. Nübüvvet yolundandır. Evet başka?
ALTUĞ BERKER:O yüzden onun üstünlüğünü bu gösteren bir husus. İkincisi Bediüzzaman Hazretleri, “Kutb-u Azam’dır” diyor Mehdi (a.s.) için. “Gelmiş, geçmiş hepsinin üstündedir” diyor.
ADNAN OKTAR:Hatem-i veli. Bak, “en büyük bir müceddid, hem en büyük bir müçtehid.” Gelmiş geçmiş dünya tarihinin en büyük müceddidi, en büyük müçtehidi diyor. Daha ne desin? “Hem en büyük bir Mehdi,” gelmiş geçmiş en büyük Mehdi yani veli olanlar içerisinde, veli olanlar içerisinde en büyük Mehdi’dir. Hatem-i veli adı üstünde, en büyük Mehdi. “Hem hakim, hem Mehdi, hem mürşit, hem Kutb-u Azam olarak, bir zat-ı nuraniye gönderecek, o da Ehl-i Beyt’i Nebeviden olacak” diyor. Cübbeli’nin o konudaki bir açıklaması vardı, onu da bir yayınlayın.
Pamuk yayınlarının Kıyamet Alametleri vardı, nerede o kitap? Buralarda bir yerde olması lazım, onu da bana getirin. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri bu konuda kanaat getirecekler. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi varken, kendi kendilerine açıklamalar yapmak doğru olmaz. Adam ne diyor? Güya Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in üstünlüğünü korumak için, “Peygamberimiz (s.a.v) dünyaya hakim olamadı da, İslam ahlakını dünyaya hakim edemedi de, Mehdi (a.s.)’mı edecek” diyor. Ama bizim “şahs-ı manevimiz yapacak bunu” diyor. Peki senin şahs-ı manevin Mehdi (a.s.)’dan daha mı üstün, Mehdi (a.s.)’ın talebelerinden daha mı üstün, Allah’ın Resulü (s.a.v.)’nün açıklamalarından daha mı üstün? Sen öyle bir şey olmuş olsan böyle paramparça olur muydun, bu hallere gelir miydin? Mehdi (a.s.) sevgisi yok içlerinde. Hz. İsa (a.s.)’a karşı sevgi yok. Ne İsa (a.s.)’ın gelmesini istiyorlar, ne Mehdi (a.s.)’ın gelmesini istiyorlar, ne İttihad-ı İslam’ı istiyorlar. Kurnazlığa bak “Peygamberimiz (s.a.v.) yapamadığına göre İttihad-ı İslam’ı, Mehdi (a.s.)’mı yapacak” diyor. Mehdi (a.s.) yapacak, Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunu olarak, askeri olarak, onun kumandanı olarak. Hz. Ömer (r.a.) onun kumandanı değil miydi? Ebu Bekir (r.a.) onun kumandanı değil miydi? Sahabeler kumandanları değil miydi? Mehdi (a.s.)’in kumandanı olmasına niye şaşıyorsun, torunu olan bir mübareğin. Ki Peygamberimiz (s.a.v)’in müthiş sevdiği, aşkla bahsettiği bir insandır Mehdi (a.s.) Bu ne nefrettir, bu ne öfkedir böyle? Bediüzzaman: “Ben onun pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim, ona ortam hazırlıyorum” diyor. Bak Bediüzzaman gibi büyük müceddid, çok büyük bir alim, Ahir zaman alimi “hiçbir cihedde o Ahir zamanın o acip şahsı olamam. Onun, ancak onun pişdar bir neferi, öncü bir askeri olabilirim. Ona yeri hazır edebilecek bir dümdarı olabilirim” diyor. Evet görelim.
VİDEO: Cübbeli, Hz. Mehdi(a.s.)’ın hiçbir tarikata ve şeyhe bağlı olmayacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Bakın şimdi Berzenci Hazretleri, büyük alim, büyük müceddid. Asrının da Kutbuydu, çok değerli bir alim, inşaAllah. Ehl-i Sünnet’in göz bebeğidir. Suyuti’den ve diğer büyük Ehl-i Sünnet alimlerinden toparladığı sahih hadis şeriflerle güzel bir kitap hazırlamış.
Bakın Kıyamet Alametleri Berzenci’nin eserinden 193. Sayfasında diyor ki: “İbn-i Şirin’e nakledilmiştir” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) söylüyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v) söyledi mi, akan sular durur. Ondan gerisinin lafı güzaftır yani, o geçerli olmaz. “Mehdi (a.s.), Ebabekr (r.a.) ve Ömer (r.a.)’den daha üstündür” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), bitti. Kim gelirse gelsin bunu değiştiremez. Ebubekir (r.a.)’a dediler ki (Sahabeler) : “O Mehdi (a.s.), Ebabekr (Ebubekir) (r.a.) ve Ömer (r.a.)’dan daha mı üstün olacaktır?” Merak ediyor sahabeler, soruyorlar. Ebabekr (Ebubekir) ne diyor biliyor musunuz? “O, Mehdi (a.s.) bazı Peygamberlerden bile üstündür olacaktır” diyor. Ehl-i Sünnet alimleri, bak bunu 1400 seneden beri kabul ediyorlar bu hadisleri. Yeni yetmeler bunu hazmedemiyor. 1400 seneden beri bütün alimler bunu tasdik etmiş, hiçbir alim aleyhinde konuşmamış. Bütün Ehl-i Sünnet alimleri bu hadisleri tasdik etmişler, doğru diyorlar. “Diye cevap verdi. Yine ondan Mehdi’ye Ebabekr ve Ömer (r.a.)’den üstün olamaz” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Mehdi’ye Ebabekr ve Ömer’den (r.a.)’ün üstün olamaz” Es-Suyuti, bak hadis alimi, bütün Ehl-i Sünnet alimlerinin gözbebeği. Yeni yetmelerin izahları önemli olmaz. Hele Bediüzzaman ile Peygamberimiz (s.a.v)’i karşılaştırmaya kalkarlarsa, çok büyük terbiyesizlik yaparlar. Çünkü Bediüzzaman’ın ne dediğini anlamıyorlar. Bediüzzaman çok mükemmel bir konuya işaret ediyor, doğru işaret ediyor, onu anlamaları lazım.
Bak Suyuti El-Urful virdisinde der ki: “Bu sahih bir isnaddır.” Sahih hadistir, bitti. Sahih dediğinde, hadis imamı bu, bitti, kimse de aksini söylememiş. Bak diyor ki devamında: “Mehdi (a.s.)’nin zamanında fitne şiddetli olacağından, görülmemiş bir fitne olacağından, o zaman ki Müslümanlardan tek kişi” bir kişi yani Mehdi (a.s.)’ın talebeleri, “sizden elli kişinin aldığı sevabı alacaktır.” Bütün buradaki sahabeler diyor ki: “Sizden elli tane sahabenin aldığı sevabı, Mehdi (a.s.)’nin bir tane talebesi alacaktır, o kadar çok sevap alacaklar” diyor, bir talebesi, fitne şiddetli olduğu için. “Mehdi (a.s) şeyhin futadında bazı paragraflar vermiştik, o şöyle demişti” diyor. “Mehdi (a.s.) verdiği hükümde masumdur. Peygamberimiz (s.a.v.)’in izindedir, asla yanılmaz.” Bunu kim söylüyor? Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. “Bu vasıflar şüphe yok ki, şeyhayn de yani Hz. Ebabekr ve Ömer (r.a.)’de yoktur, bu özellikler yoktur” diyor. Hangi özellikler? Mehdi (a.s.) verdiği hükümde masumdur, Peygamber (s.a.v.) izindedir, asla yanılmaz. “Yukarıda arz ettiğimiz dokuz haslet, bu güne kadar hiçbir din liderinde bulunmamıştır.” Bir tek Mehdi (a.s.)’a mahsustur, diyor. “Onlara dönebiliriz. Bu bakımdan Mehdi (a.s) onlardan üstündür. Lakin Sahabilik ve vahyi müşahede etmeleri yönünden de onlar üstündürler.” İşte Bediüzzaman’ın dediği de bu. “Vahyi müşahede etme ve Sahabilik yönünden üstündürler.” Ama buna da açıklık getiriyor Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki, bak bir daha söylüyorum, “Onlar beni görmediler. Sahabem olmadıkları halde beni aşkla sevdiler ve Mehdi (a.s.)’ye talebe oldular” diyor yani mealen. “O yüzden daha üstündürler” diyor. “Çünkü vahyi müşahade etmediler, görmediler bana vahyin geldiğini, beni de görmediler gaybi olarak, gaybe iman ederek beni görmedikleri halde iman ettiler. O yüzden daha üstündürler” diyor. Mealen söylüyorum, tam hadisi daha sonra söyleyeceğim.
Şeyh Aliyyül-Kari, yani Ehl-i Sünnet’in gözbebeklerinden bunlar. “El Meşrebil virdisinde der ki: Resulullah (s.a.v.)’ın Mehdi (a.s.)’ye, Halifethullah, Allah’ın halifesi tesmiye etmesi, onun üstünlüğüne delalet eder. Çünkü Ebabekr (r.a.) halifeti Resullah ancak Resulullah halifesi denilebilir.” Şimdi kardeşlerimiz anladılar mı? Bak, Mehdiyeti Müslümanların gözünde küçültüp, küçültüp, küçültüp yok etmeye çalışıyorlar. İşte “Bediüzzaman büyük Mehdi’dir, gelecek Mehdi küçük Mehdi’dir, işte alelade talebesidir, onu da görmeye gerek yok, mühim de değildir, herkes Mehdi olmuştur Ahir zamanda, İslam da hakim olmuştur, evde namazınızı kılıyorsunuz, bundan sonra Kıyamet” diyerek Müslümanları mahvetmeye çalışıyorlar. “İsa (a.s.) gelmiştir, ölmüştür, bu konuyu kapatın, bu konuyu bir daha açmayın, fitne olur, Mehdi (a.s.)’dan da bahsetmeyin, fitne olur” diye Müslümanlara çok büyük oyun oynuyorlar. Kardeşlerimiz bu oyuna gelmesinler. Muazzam bir zamandayız, muhteşem bir durumdayız. İslam ahlakı dünyaya hakim olacak, vakit yok, dünyaya biraz bakarsanız anlarsınız, akılcı baksınlar. Bak Şeyh Ahmet Yasin Hocamıza, mübarek çok güzel anlattı. Mehdiyet çok hayati bir konudur. Yani dünyanın bir numaralı konusudur şu an. İsa Mesih (a.s.)’in inişi, Mehdi (a.s)’nin çıkışı ve İttihad-ı İslam. Başka ne var kardeşim önemli olan? Bana anlatsınlar, şu vardır desinler önemli. PKK, İttihad-ı İslam’ın olmamasından oluyor, Afganistan’ın işgali, Irak’ın işgali, Irak’taki patlamalar, bunların bütün sebebi İttihad-ı İslam’ın olmamasıdır. İttihad-ı İslam’ın olmamasının nedeni de Mehdi (a.s.)’ın aranmamasındır. Mehdi (a.s.) olmadan İttihad-ı İslam olmaz. Mümkün değil, kaderde yok, böyle bir şey yok, olmaz. Mehdi (a.s.) ile İttihad-ı İslam iç içedir. Bunu ben söylemiyorum, Resulullah (s.a.v.) söylüyor ve Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri söylüyor, inşaAllah.
Süleyman kardeş diyor ki,: “Hocam Allah razı olsun, ilmimizi arttırıyorsunuz, inşaAllah. Veysel Karani örneği beni ikna etti”, demek istiyor. “Şimdi soruyu sorduğum için üzüldüm.” Olmaz, üzülme olmaz. Soruyu sormamın hikmetli olduğunu anladım, diyeceksiniz. “Hakkınızı helal edin” diyor. Yani hak, bütün müminlere hakkım helal olsun, düşmanlarım dahil. Bir tek münafıklara helal etmiyorum. Onlardan Allah’ın izniyle intikam alacağım, söyleyeyim. Nasıl intikam alacağım, öyle gırtlaklarını sıkacak halim yok tabii ki. Ahiret’te Allah’a şikayet edeceğim onları, şahit olarak şikayet edeceğim, inşaAllah. “Hakkınızı helal ediniz Hocam. Yanlış bir şey yapmak istemedim, Allah’a emanet olunuz” diyor.
“Selamün aleyküm, geceniz hayırlı olur inşaAllah Sayın Adnan Oktar.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Sayın Adnan Oktar Hocam, sizin sohbetlerinizi Allah için seviyoruz. Şeyhimiz Şeyh Ahmet Yasin El Bursevi kaddesallahu sırrahu sizin için, “o Allah’ın aslanıdır ve manen Mehdi (a.s.) Resulü anlatmakla görevlidir ve yine bir sohbetinde İslam aleminde ilk kişilerdendir” dedi. Allah dostu ve Allah’ın aslanıdır hitabı ile hitap etmiştir. Vakit tamamdır, zaman Mehdi (a.s.)’ın zamanıdır Şeyh Yasin El Bursevi Hazretleri Hocamız, sizin bu konudaki düşüncenizi öğrenebilir miyiz?” Yani Şeyh Ahmet Yasin Hocamız hakkında ne düşünüyorsunuz, diyor. O da Allah’ın arslanıdır, bakmıyorlar mı? Simasından arslanlık akıyor. Son derece dürüst, candan, bir tek Allah’tan korkan, gerçek alim olduğu her halinden belli olan, samimi bir Müslüman, samimi bir mürşit, samimi bir veli, inşaAllah. Allah nurunu, nuraniyetini arttırsın. Ağzından nur akıyor, yüzünden nur akıyor, Hocalarının kıymetini bilsinler, çok değerli bir insan. Hocamızla da inşaAllah tanışmak mümkün olur. Hocam inşaAllah İstanbul’a geldiğinde, Hocamızın elini öpelim, inşaAllah,
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR:İlmine hürneten, ilmine hürmeten tabii. “Allah kuvvetinizi arttırsın, selam ve dua ile Ahmet Kömür.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. Bu şeyi boş verin siz artık. Numan Kurtulmuş edebiyatını, boş verin, adam ne yapıyorsa yapsın, bir şey çıkmaz ondan. Numan Kurtulmuş Partisinden bir şey çıkmaz. Öyle partiler çok yani. Konuşsun, faydası olur yani bir şey olmaz. Yani Hocamızın olayından uzak durması yeterli. Hani demiş, “gölge etme başka ihsan istemem” diyor. Gölge etmesin yeterli yani.
ALTUĞ BERKER:Bir resmi var göstereyim mi Hocam? “Partiyi kurdu” diyor Hocam, HAS (Halkın Sesi). Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, 12 Eylül’den önce Doğu Perinçek’in dergisinin adıydı Hocam Halkın Sesi. Daha evvel solcuların kullandığı bir isimdi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ellemeyin şimdi artık, bu kadar da solcularla falan, bu aydınlık falan, tevafuken yapmıştır, önemli değil. Şimdi ellemeyin, bir anormallik yaparsa cevabını veririz. Ama şu an ellemeyin, boş duracağına işte böyle güzel faaliyetler yapsın. Gidip evde, kahvede oturacak hali yok, işte faaliyet yapsın iyi, güzel. Ama boyunun ölçüsünü aldı. Nefretim yok, şefkat duyarım. Fakat Hocamıza karşı üslubunu unutamıyorum ve unutmam. Hocamız benim canım, yani ben Erbakan Hocamı çok seviyorum. Ona saygıda kusur oldu, ben saygıda kusuru affederim, yani şahsım adına olan kısmını affederim. Ama benim acayip keskin hafızam vardır, ta çocukluğumu, dört yaşımı bile hatırlıyorum neredeyse. Asla unutmam yani.
ALTUĞ BERKER:Hocam onunda (Necmettin Erbakan) size muhabbeti çok. Hem bir araya da geldiğiniz gibi, biz kendisini ziyarete gittiğimizde beni kaldırdı karşısından “git” dedi, masasına kadar gönderdi, “aç” dedi “birinci çekmeceyi” açtım, sizin Siyonizm Felsefesi kitabınız çıktı Hocam. “Getir bana” dedi şimdi bunu, onları takip ediyor, okuyor, sitayişle bahsediyor her zaman Hocam.
ADNAN OKTAR:Yahudilerle olan savaş, Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir, kardeşlerimiz sordu. O altı gün savaşı, altı gün savaşıdır, altı gün sürdü o zaman savaş. O altı gün savaşı da olmuştur, o mühim bir alamettir. İsrail devletinin kurulması yine Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir. Fakat Mehdi (a.s.) bütün Musevileri de kurtaracaktır. Yani Musevilerin o dönemde, Mehdi (a.s.)’ye bakışları değişecek. Mehdi (a.s.)’yi anlayacaklar, ki Tevrat’ta belirtilen Kral Mesih’tir ve Kral Mesih olarak karşılayacaklar, inşaAllah ve son derece rahat edecekler. İlk defa, dünyada ilk defa huzur içinde yaşayacakları bir döneme girecekler. Hep acı, azap çekmişlerdir, hep sıkıntı çekmişlerdir. Tam hem hakiki iman etmiş olacaklar, inşaAllah İslam’a da girecekler, Hz. İsa Mesih (a.s.)’in gelişiyle. Mesih (a.s.) sevgisi yüreğimizde, Mehdi (a.s.) sevgisi yüreğimizde. Mehdi (a.s.)’yi sevmeyen, Peygamberimiz (s.a.v)’i sevmez. İsa Mesih (a.s.)’i sevmeyen Peygamberi (s.a.v) sevmez. Peygamberi (s.a.v.) sevmeyen de (haşa) Allah’ı sevmez. Allah’ı seven Mehdi (a.s.)’yi da, İsa (a.s.)’yı da sever, inşaAllah.
Efendim dört dakikamızmı var?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Furkan Suresi, “Dikkatli olun” diyor Allah. “Dikkatli olun” farz, keskin bir dikkat. Muhkem hüküm bak, “dikkatli olun” diyor Allah, Müslüman dikkatli olacak. Kafa şeytanın büyüsüyle dağılmayacak. Mehdi (a.s.)’yi de deccalin büyüsü vuracaktır, bütün Müslümanları vuracaktır. Mehdi (a.s.) ve veliler, irade ve dikkatle o büyüden kurtulmuş oluyorlar, yoksa etkisi altına girerler. Deccalin etkisi altına girerler ama etki etmiyor Allah’ın izniyle. Şeytanın etkisinden keskin bir dikkatle kurtuluyorlar, inşaAllah. Dikkat, deccalin o oyununu bozar işte, çünkü dikkati dağıtmaya çalışıyor. Dikkati de keskin bir iradeyle Müslüman ayakta tutacak. İsa Mesih (a.s.) zamanında deccalin büyüsü tamamen bozulacak inşaAllah. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Dikkatli olun, göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. O, üzerinde bulunduğunuz şeyi elbette bilir ve ona döndürülecekleri gün yaptıklarını kendilerine haber verilecektir. Allah her şeyi bilendir.” “Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır.” Göklerde olan İsa Mesih (a.s.), yerde olan Mehdi (a.s.). Ve Melekler, inşaAllah. “Hepsi Allah’ındır. O üzerinde bulunduğunuz şeyi elbette bilir ve O’na döndürülecekleri gün yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah her şeyi bilendir.” Yani “vefat ettiklerinde Allah her şeyi bildireceğim” diyor. (Furkan Suresi, 2) şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Allah her şeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş.” Düzen, geometri ilmiyle, geometrik düzen veriliyor, simetri. “Belli bir ölçüyle takdir etmiştir.” Altın oranla da takdir ediyor Allah. Müthiş bir matematik düzgünlük vardır. Hem geometri, hem matematik düzgünlük Allah’ın sanatının özelliklerindedir.
Peki ne yapıyoruz?
SUNUCU:Harunyahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yarın ne var?
SUNUCU:Yarın da, Harunyahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyodan, Tv Kayseri ve Samsun Aks’tan takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Ne var yarın başka, ne anlatacağız sence? Güzel şeyler anlatacağız Allah’ın nasip ederse. Yine bir ayet okuyayım. Muhammed Suresi, Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Andolsun, Biz sizden mücahit olanlarla, cehd edenlerle, sabredenleri bilinceye, belli edip ortaya çıkarıncaya kadar deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız.” Demek ki imtihan halindeyiz, Müslümanlar imtihan halinde. Allah “sizi imtihan edeceğim” diyor “mücahit olanları da belli edinceye kadar Biz buna devam edeceğiz” diyor Cenab-ı Allah. Şüphesiz inkar edenler, Allah’ın yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra” Mehdiyet açıkça belli olduktan sonra şeklinde de yorumlayabiliriz, işari anlamda Ahir zamana bakan olarak, “hidayet açıkça belli olduktan sonra, elçiye karşı gelip zorluk çıkaranlar, kesin olarak Allah’a hiçbir şeyle zarar veremezler. Allah onların amellerini boşa çıkaracaktır.” Mehdi (a.s.)’a karşı mücadele verenler başarılı olamayacaklardır inşaAllah, Kuran ona da işaret ediyor inşaAllah.
Evet yarın görüşeceğiz inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...