SUNUCU:Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Samsun AKS, Tv Kayseri, Adana Ceyhan Crt Tv ve Radyo, Çorum Kanal 19, Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv, Bingöl Fm 102.0, Erzurum Radyo Süper Kanal 99.9, Nevşehir Keyif Fm 92.7, Haber58.com, HaberHilal.com, SelamHaber.com, 8Sutun.com’dan canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz. Programımıza nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:En iyi şekilde başlamak isterim. Berker Hocam seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, bugün malumunuz CHP gelişmesi vardı Hocam. Genel Sekreter’le Genel Başkan arasında ipler koptu, farklı meclis üyeleri oluşturma şeyi oldu, şu anda karışık biraz CHP, bildiğiniz gibi Hocam.
ADNAN OKTAR:Hayır vardır, hayır vardır. Sonu iyiye gider, güzel olur sonu, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Doğan Medyası’nda bu aralar Hocam, PKK için tek çözümün düz ovada siyasetle olacağını, yani teröristleri dağdan indirip siyaset yapmaya ikna etmek gerektiğini ve terörün ancak bu şekilde sona erdirilebileceğini yazmaya devam ediyorlar, Doğan Medya grubunda. Genel af çıkmasını istiyorlar Hocam. Dün de vardı, bu günde devam ediyor bu haberleri.
ADNAN OKTAR:Doğan Medya?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Peki ovaya indiğinde nasıl bir siyaset yapacaklarmış?
ALTUĞ BERKER: Hocam, siz daha evvel bunu açıklamıştınız; “PKK bu sefer propagandasını yapacak dağdan şehre indiğinde, daha da çok güçlenecekler” demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Darwinist-materyalist propaganda yapacak. Hürriyet zaten Darwinist, Aydın Doğan’ın takım.
ALTUĞ BERKER: Tabii Hocam.
ADNAN OKTAR:Onlar Darwinist-materyalist çalışma yapıyor, onlar Darwinist-materyalist çalışma yapıyor, böyle olmaz.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Anti-Darwinist, anti-materyalist, anti-komünist, anti-stalinist çalışma yapmaları lazım. O zaman başarılı olurlar. Anti-stalinist çalışmadan kastımız; PKK’nın ideolojisi Stalinist. Darwinist ve Leninist. Buna karşı ilmi çalışma yapılmazsa mağlubiyet kapıda, Allah esirgesin. Yapılacak mı? Yapılacak. Yenilecekler, onu söyleyeyim.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, yine Radikal Gazetesi’nde, Doğan Grubu’ndan Cengiz Çandar da aynı şeyi yazmış Hocam bugün.
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
ALTUĞ BERKER:Yine “‘düz ovada siyaset yapmak’ demek budur” diyor, “cesaret zamanı” diyor, “yasal siyaset kulvarları Kürtlere sonuna kadar açılmalı” diyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, şimdi PKK’nın propagandası Güneydoğu’da engellenemiyor zaten. Ovada da, dağda da, havada da, karada da, denizde de, her yerde propaganda yapıyorlar. Dolayısıyla öyle bir sorunları yok. Ne gibi bir sorunları varmış bana söylesinler, ben ona cevap vereyim. Yani hangi yönden propaganda da sorunları var? Köyler, onların kontrolünde; kasabalar, onların kontrolünde; şehirlerde, kahvelerde falan her yerde istedikleri gibi propaganda yapıyorlar. Kontrollerinde derken gizlice. Gizlice, tabii açık, aleni yapamıyorlar. Ama birçok yerde gizli, despotça, tehdide dayalı bir kontrolleri var. Özellikle geceleri.
ALTUĞ BERKER: Milliyet’te Taha Akyol bugün Hocam, Numan Kurtulmuş’la ilgili bir yazı yazmış. “İslami sol mu?” demiş yazının başlığında. Partinin programının sol bir program olduğunu belirtmiş. “Kültürel değerlerde muhafazakar, demokrasi anlayışında liberal” demiş. Numan Kurtulmuş için de; “siyasi gösterişten öteye samimiyetle mütevazi ve mizacen demokrat bir lider profili bulunmuştur” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:O kendince yeni bir kahraman meydana geldiğine yönelik bir imaj peşinde. Eğer o kadar meraklıysa gitsin partinin genel sekreteri olsun, partiye kayıt olsun. Görelim hazreti orada, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Özdemir İnce, Hocam yine İslam’a ve kutsal değerlere karşı saldırgan yazılarına devam ediyor. Son günlerde Arapların ve Peygamber ümmetinin geri kalışının nedeninin, haşa İslam olduğunu yazmıştı. Kadınları hiçleştirdiklerini yazıyor. Allah’ı ve Peygamberimiz (s.a.v.)’i tenzih ederiz böyle şey ifadeler kullanıyor Hocam, şu an zikretmeyi uygun bulmadım, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi, dinle bir insanın alakası olmadığında insan kaliteli oluyor, iyi oluyor falan mı demek istiyor?
ALTUĞ BERKER: Özetle evet, Hocam.
ADNAN OKTAR:“Örnek de benim mi? diyor Özdemir İnce, kendisini mi örnek gösteriyor? “Örneğin, ben de olduğu gibi böyle şahane adam olursunuz” demeye getiriyor. Biz Özdemir İnce`ye bakınca dinden uzak olmanın nasıl bir felaket olduğunu, nasıl dehşet verici bir şey olduğunu nasıl bir çöküntü olduğunu görüyoruz. İşte inanmayanlar buyursun baksınlar adama.
ALTUĞ BERKER: Güneri Civaoğlu, Hocam Milliyet’te bugün estetik örtünme üzerinde durmuş. Siz de birkaç gün önce bu konu hakkında yorumlar yapmıştınız. Özetle, “sanıyorum ileriki yıllarda kapanmak ya da açık olmanın yanı sıra örtünme estetiği de konuşulacak” demiş.
ADNAN OKTAR:Nasıl olması gerekiyormuş?
ALTUĞ BERKER: Kemerler biraz böyle zevksiz gibi; kemerler, zıt renkli biyeler, fiyonklar, yapma çiçekler, bunlar biraz imaj yapma çabasındalar” demiş. Ama daha estetik olması yönünde herhalde düşünceleri var tahmin ediyorum.
ADNAN OKTAR:Genel kültürün artması gerekiyor, olay o. Kalite anlayışının artması gerekiyor, bütün her yerde artması gerekiyor. Ama o güzelleştirme demektir, güzellik Müslüman’ın hedefi olacak zaten.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Hürriyet’te Yılmaz Özdil yine Doğan Grubu’nda Apo’nun önerilerini dile getirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
ALTUĞ BERKER: “Apo’nun ilk defa güzel bir önerisi var” başlıklı bir yazı yazmış. Terörist başı; “tüm hakikatleri araştırma komisyonu kurulsun ve Güneydoğu’da yaşananlar, terör saldırılarının gerçekte kimler tarafından yapıldığı araştırılsın” demiş. Taksim’deki bombalama gibi olayları söylemiş. Yılmaz Özdil bu fikri çok desteklediğini yazmış. Bir de BDP milletvekillerini övmüş Hocam. İçleri, dışları bir, öyle dönek değiller. Meclis’teki en hakikatli milletvekilleri onlar” demiş.
ADNAN OKTAR:Hani gazete bu?
ALTUĞ BERKER: Hürriyet.
ADNAN OKTAR:Yani Aydın Doğan’ın gazetesi.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Malum, malum. Malum olunca malumu tarife gerek olmaz. O verdiği akılları kendine saklasın. Apo adeta kendince çok kötü bir yöntemle dalga geçiyor. Çünkü Taksim’deki bombalamayı yapan iddia edilen Ergenekon Örgütü’dür. Bunu beş yaşındaki çocuk olsa bilir. Dolayısıyla iddia edilen Ergenekon Örgütü’yle PKK iç içedir. İkisi tek bir örgüttür.
ALTUĞ BERKER: Hürriyet’te, Doğan Grubu’nda, hükümetin iddia edilen Ergenekon terör örgütü davasındaki tutumunu eleştiren başka yazarlar da bugün üç tane yayınlandı, bir tanesi Tufan Türenç. Mehmet Haberal konusunda eleştirmiş hükümeti.
ADNAN OKTAR:Nasıl olması gerekiyormuş?
ALTUĞ BERKER: İşte, “ödüllü bir profesördür; millet ödül veriyor, yabancılar, biz de içeri tıkıyoruz” gibi ifadeler kullanmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Biz suçsuz yere hapsedildiğimiz de Tufan Türenç adeta samba yapıyordu. “Türk kavmindenim, İslam milletindenim” sözünden tutuklandığımda. Gayet memnun ve mutluydu. Ne oldu? Bir anda değişmiş. Bak, “Türk kavmindenim, İslam milletindenim” dedim diye on ay akıl hastanesinde kaldım, dokuz ay da hücre hapsinde kaldım. Tufan Türenç burada ne demokrasiden bahsediyordu, ne şundan bahsediyordu, ne insan haklarından bahsediyordu, hiçbir şeyden bahsetmiyordu. Bilakis memnun olduğuna dair ifadeleri vardı.
ALTUĞ BERKER: Doğru Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Milliyet’te Nail Güreli, hükümeti muhaliflerin sesini kısmak için Silivri’yi siyasi toplama kampına çevirmekle suçlamış Hocam, aynı çerçevede bir yazı yazmış
ADNAN OKTAR:Neci bu?
ALTUĞ BERKER: Milliyet’in yazarlarından Hocam.
ADNAN OKTAR:Aydın Doğan’ın ekip dehşet. Yani malum üstüne malum. Yani dehşetten kastım, malum. Hayret yani, bandodan tek bir parça çıkıyor, başka bir şey çıkmıyor.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. Yine şu an söyleyeceğim haber de o şekilde. Yine Milliyet’ten Melih Aşık, o da; “Apo seçimlere kadar eylemsizlik kararı verdi ama bazı şartlar öne sürdü.” Veli Aşık da hükümeti PKK’ya bu şekilde Amerika baskısıyla boyun eğmeğe devam ederse bu ülkeye barış gelmez” diyor, Apo’nun şartlarını saymış Hocam.
ADNAN OKTAR:Neymiş Apo’nun şartı?
ALTUĞ BERKER: “Askeri ve siyasi alanlara dönük operasyonların durdurulması, tutuklu Kürt siyasetçilerin serbest bırakılması, Abdullah Öcalan’ın sürece aktif olarak katılmasının önünün açılması ve yürütülen diyalogun müzakere düzeyine çıkarılması, Anayasa ve hakikatleri araştırma komisyonunun kurulması, %10 seçim barajının kaldırılması.”
ADNAN OKTAR:Bak, bu Apo’nun aklına karşı, o çürük aklına karşı, ben ona çok güçlü bir akıl sunuyorum; Türk-İslam Birliği. Türk-İslam Birliği oldu mu olay kökünden bir daha asla dirilmeyecek şekilde hallolur. Tek çözüm budur. Bütün Türk devletlerinin birleşmesi, İslam aleminin birleşmesi ve Türk-İslam Birliği’nin oluşması; Kürt kardeşlerimizin kurtuluşu içinde bir çözümdür, Türkler için de. Zaten Kürtleri Türk kabul ediyorum, onlar benim kardeşim. Herkes için çözümdür. Kökten. Bir de anti-Darwinist, anti-komünist, anti-Stalinist çalışma yapılması. Bu kadar, başka karışık bir şey yok. Bunlar, Apo’nun dedikleri, bölünmenin nasıl yapılacağını bize tarif ediyor. Bölünmenin başlangıcı. “Hani önden bir kebap getirttir” diyor, arkasından “hoşaf getirttir” diyor, arkasından da “bir kahve gelirse hoşumuza gider” falan böyle. “Bir de şehir turu yaptıralım bari.” Yani o kafaya geliyor. Yani bu bölünmenin diğer adıdır. Adamın tek istediği bölünme, bölünmeyi kendince nezaketli bir dille güya anlatmaya çalışıyor. Bunu bırakacak. Biz bölünme değil, bütünleşme peşindeyiz; birlik-beraberlik peşindeyiz, Türk-İslam Birliği’nin peşindeyiz. Ağzından bu söz çıksın, ağzını alıştırsın, Türk-“İslam Birliğini istiyorum” desin. “İttihad-ı İslam istiyorum, tek çözüm budur” desin. Anti-komünist, anti-Marksist, anti-Leninist propaganda yapılsın” desin. Ama bütün bu çalışmaların fikri yapılması lazım. Benim düşüncem bu. Yani ben askeri ve polisiye çözümün çözüm olmadığına inanıyorum. Fikri çözümdür. Fikri çözüm, derhal ve kökünden; bir daha dirilmeyecek şekilde, bir daha bozulmayacak şekilde bu sistem oturur, inşaAllah. Yani bir daha PKK düşüncesi Kıyamete kadar dirilemez. İslam ahlakı da bütün bölgeye tam anlamıyla oturur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Vatan Gazetesi’nde Hocam, yine Doğan Grubu’nun gazetesinde; Süleyman Ateş -dini ifadeleri tenzih ederim- “Kader meselesi hadislere nasıl sokuşturuldu?” diye bir yazı yazmış Hocam. Farklı kişilerden örnekler vererek kader konusunun iman şartı olmadığını yazmış. “Kaderin iman şartlarına sonradan dahil edildiğini” söylüyor. “Kader hakkındaki tartışmalarda sonradan ortaya çıkmıştır” diyor
ADNAN OKTAR:Kuran’da kader çok net, açık, aleni ayetlerle belirtilmiştir. Allah Katında zamanın olmaması ile ilgili ayetler zaten kaderdir. Kaderi anlatıyor Allah. “Siz konuşmadan önce Allah tarafından yaratılır” diyor Allah, Kuran ayetinde. “Allah dilemedikçe siz dilemezsiniz” diyor Allah, bu kader işte. “Her ne varsa, hepsini biz bir kitapta yazdık” diyor, “her şeyi bir kitaba yazdık” diyor. “Bir ana kitapta her şey yazılıdır” diyor. Bu kaderin net açıklamasıdır. Bu kadar açık, aleni ayetlere rağmen Hocaefendinin bunu reddetmesi yani açıklanacak gibi değil. Yani ne diyelim bu durumda? Bak, “Biz ne varsa” diyor, “bütün hayatınız, ne varsa, hepsini bir kitaba yazdık” diyor Allah. “Ana kitapta hepsi yazılıdır” diyor. “Her şey” diyor, olmuş ve olacak her şey. Peki bu ne? Kader değil mi bu?.
ALTUĞ BERKER: Tabii ki. Hocam, Yeni Asya Gazetesi’nden Sami Cebeci güzel, İslam Birliği üzerine bir yazı yazmış. İslam Birliği’nin nasıl olması gerektiği üzerineki yazısında, yazının başlığı “İslam Birliği ve Cemaatler” Ülkeler arasındaki birliktelikten önce fertler, cemaatler ve tarikatlar arasında bir birlik tesis edelim” demiş Hocam. Bediüzzaman’dan örnekler vererek açıklamalar yapmış, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İyi maşaAllah. İlk defa böyle, ilk defa değil de yani nadirde olsa böyle bir yazı görmüş olmak sevinç verici.
ALTUĞ BERKER: Küçük bir cümle okuyacağım müsaadenizle. Üstad Hazretleri’nin, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAlah, bir üniversite projesi vardı doğuda. “Hala hayata geçmeyi bekliyor” demiş. Soru sormuş, “kime nasip olacağını ise zaman gösterecek” demiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kime? Şahs-ı maneviye nasip olacaktır, yani başka ne olacak? Çünkü “Mehdi (a.s.) geldi, gitti” diyor. Kardeşim, onu tenzih ederim de, o kardeşimizi. “İsa (a.s.) da geldi, gömdük” diyorlar. “İslam zaten hakim oldu” diyorlar. Namaz kıldığımıza göre, oruç tutabildiğimize göre İslam da hakim oldu” diyorlar. “İslam aleminin başında bir adam olmasına gerek yok” diyorlar. “Her İslam aleminin başında bir lider zaten vardır” diyorlar. “Tamam, mesele bitmiştir” diyorlar. Ahirette, bakayım Allah’ın karşısında bunları anlatabilecekler mi? Onu göreceğiz. Ama bütün bunlara rağmen, bütün bu sözlerine rağmen İslam ahlakı dünyaya hakim olacak ve bu kişiler, bu konuşmalarından dolayı mahcup olacaklar, utanacaklar. Çok mahcup olacaklar hem de.
ALTUĞ BERKER: İnşAllah Hocam. Bu konuda Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bir hadisi vardı, onu hatırlatayım müsaadenizle. Kaim (Mehdi (a.s.)) zuhur etmeden önce Müslümanların dinlerinde gruplara ayrılacağını söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR: Söyle.
ALTUĞ BERKER: “Mehdi (a.s.) zuhur etmeden önce halkta şiddetli korku olacak, halkın başına felaketler, fitneler ve belalar gelecek ve ondan önce taun hastalığı yayılacak. Arapların içinde keskin bir kılıç çıkacak, halk şiddetli ihtilaflara düşecek, dinlerinde tefrikaya düşecekler.” “Ayrılıklar olur” diyor.
ADNAN OKTAR:Evet, mezheplere ayrılacaklar, gruplara ayrılacaklar.
ALTUĞ BERKER: Ve “halleri çok değişecek” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam, işte bak; Peygamber Efendimiz (s.a.v.) aynısıyla, olayları bütün detaylarıyla bize bildirmiş. Ahir zaman o kadar şiddetli ki, Kuran’da açıkça, çok fazla ayetle, sarih olarak anlatıldığı halde, “kader yok” diyor. “Biz her şeyi bir kitapta yazdık” ne demektir? “Hepsi ana kitaptadır” demek, ne demektir? Her şeyi; olmuş, olacak her şeyi. Bu kaderin net açıklaması. Ve kaderi o kadar çok anlatıyor ki; mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e yönelik ayetlerde olsun, Hz. Musa (a.s.)’ya yönelik ayetlerde olsun. Mesela Hz. Musa (a.s.)’ya diyor ki; “Ey Musa. Sen bir kader üzerine buraya geldin” diyor Allah, ayet var. Şeytandan Allah`a sığınırım. Bak, “kader üzerine.” “Kaderinde olduğun için buraya geldin” diyor. Bu, ne bu, peki bu ayetler? Bu yani öyle bir söz ki, yani “Kuran’da namaz yoktur” der gibi bir söz.
ALTUĞ BERKER: Tabii Hocam.
ADNAN OKTAR:“Kuran’da Peygamber ismi geçmez, Peygamberlerden bahsedilmez” der gibi biz söz yani. Kader, Kuran’da en çok geçen konulardan bir tanesidir. Allah mufassal olarak, çok kapsamlı açıklıyor kaderi ayrıca. Koskoca profesörüm diyen adam da çıkıyor, “Kuran’da evrim vardır, “kader de yoktur” diyor. Gazete, Aydın Doğan’ın gazetesi.
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, hep bu Aydın Doğan’ın ekipten mi çıkar bunlar böyle? Allah’ın hikmeti yani. Ne okusan, Aydın Doğan; ne çıkarsa, Aydın Doğan.
ALTUĞ BERKER: Bir hadis okuyabilir miyim Hocam bu konuyla ilgili?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Bir hadiste Sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, bazı kimselerin Kuran’ı kendi kafalarına göre yorumlayarak Mehdi (a.s.)’ye karşı çıkacaklarını söylüyor. Şöyle; “Ama Kaim’imiz (Hz. Mehdi (a.s.)) kıyam ettiğinde halk Allah’ın Kitabı’nı kendilerine göre yorumlayarak, onu delil olarak gösterecekler” diyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir daha oku.
ALTUĞ BERKER: “Mehdi (a.s.) kıyam ettiğinde halk Allah’ın Kitabı’nı kendilerine göre yorumlayarak, onu delil olarak gösterecekler”
ADNAN OKTAR:Yani bambaşka bir şekilde göstermeye çalışacaklar Kuran’ı. Açık, sarih anlamını, bilinen anlamını değiştirip; imalar, tevillerle bambaşka bir şekle sokmaya çalışacaklar.”
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.” Sonra şöyle buyurdu: "Allah’a andolsun ki tıpkı sıcak ve soğuğun evlerine girdiği gibi, onun adaleti de onların evlerine girecektir."” Hz. Mehdi (a.s.)’nin.
ADNAN OKTAR:Her yere Mehdi (a.s.)’nin adaleti girecek inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Lütfü Oflaz, Yeni Akit’ten; toplumdaki maddiyatçı yaklaşımla, hem de yüksek yargıda yaşanan son rüşvet skandallarıyla ilgili bir yazı yazmış. Özet olarak; “cüzdan değil vicdan iktidar olmalı. Yargıda eskiden, vicdan ile cüzdan arasında kalma durumu vardı ama şu anda cüzdan önde gidiyor” mealinde bir yazı yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Adli sistemde, yargıda, biz referandumdan sonra çok ciddi bir değişiklik olacağını umuyorduk. Hakikaten bazı değişiklikler oldu. Fakat bunun pratik olarak hayata geçmesini bekliyoruz, inşaAllah. Özellikle Adli Tıp Kurumu’nun çok iyi gözden geçmiş olması gerekiyor. İşkence davalarında, bazı polislerin yaptığı işkence davalarında dava Adli Tıp’a sevk ediliyor. Mesela on yıl önce işkence yapmış polis, Adli Tıp’a sevk ediliyor. Kardeşim, on yıl önce yapılan bir işkence bir insanda kalır mı? On yılda bir insan bambaşka bir şekle giriyor yani. Adamı tanıyamıyorsun yani, bambaşka şekle girer. On yıl sonra diyorlar ki Adli Tıp’a; “bu adama işkence yapıldı mı, yapılmadı mı?” Adli Tıp da bakıyor, diyor; “çok vakit geçtiği için biz bunu tespit edemeyiz” diyor. Adli Tıp’ın açıklaması delil olmuş oluyor. Delil de sanık lehine yorumlandığı için işkenceci beraat ediyor. Buna bir çözüm bulunması lazım. Yani sanıkların ifadesi mi yeterli olacak, oradaki kişilerin ifadesi mi yeterli olacak? Çünkü şahit gösteriyorlar, her şey ortada. On yıl geçmiş; adam mesela orada yaralandıysa, yarası kapanmış; kolu kırıldıysa, kolu tutmuş artık. “Bilinmez şimdi” diyor, Adli Tıp. “Biz bilemeyiz” diyor. “O zaman mı oldu, tam o anda mı oldu, o andan biraz önce mi oldu, sonra mı oldu, buna karar veremeyiz” diyor. Bu durumda da sanık lehine yorumlanıp, işkence davalarının çok büyük bir bölümü beraat ile sonuçlanıyor. Başbakanımız bu olaya el koysun. Yani buna bir çözüm getirsin adalet mekanizması. Yani yapanın yanına kalıyor olay. Yani çok fazla vaka var böyle, çok fazla. Bir de Adli Tıp’ın tam anlamıyla düzenlenmesi gerekiyor. Bir de son merci olmaması gerekir Adli Tıp’ın. Tamam, Adli Tıp bir şeyler söyler ama yani mesela bu tip olaylarda Adli Tıp’ın konumunun yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor.
Mesela Hocamızın dinlemesi için özellikle söylüyorum, Kamer Suresi, 49; Cenab-ı Allah diyor ki, Kamer Suresi 49’da, şeytan’dan Allah’a sığınıyorum; “Hiç şüphesiz Biz her şeyi Kader ile yarattık.”Daha nasıl densin? MaşaAllah. Çok açık değil mi bu?
Kamer Suresi, 52;“Onların işlemekte oldukları her şey, kitaplarda (yazılı)’dır.”“Hepsi önceden yazıldı” diyor Allah.
“Küçük büyük her şey satır satır yazılıdır.” (Kamer Suresi, 53)
Yunus Suresi, 49; “De ki: “Allah’ın dilemesi dışında, kendim için zarardan ve yarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Her ümmetin bir eceli vardır. Onların ecelleri gelince, artık ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler.”“Önceden belirlenmiştir” diyor Allah. Bu kader. Önceden belli. Bak, “saatine kadar belli” diyor Allah.
“Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) olmasın.” (Neml Suresi, 75)
Hicr Suresi, 5; “Hiçbir ümmet, kendi ecelini ne öne alabilir, ne de onlar ertelenebilirler.”
Hicr Suresi, 4; “Biz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık.” Yani “kaderde belirli olmadan hiçbir ülke yıkıma uğramaz” diyor Cenab-ı Allah. “Kitapta hazırdır” diyor. Böyle sayfalarca Kuran ayeti var. Adam anlamazdan geliyorsa, bizim söyleyecek bir sözümüz yok, inşaAllah.
Yargıyı hükümetimiz çok yakından takip etsin. Yargı, eski yargı. Ben söyleyeyim yani, eski yargı. Yargıda dönen şeyleri Başbakanımıza bir dilekçeyle bildirmek lazım. Yani özel bir dilekçeyle bildirmek lazım. Bunun yakından takip edilmesi, sürekli gündem olması yargıdaki aksaklıkların toparlanması için çok yerinde bir davranış olur. Şimdi bakın mesela polis işkence yapıyor; adamlar gidiyorlar, diyorlar ki; “bize işkence yaptı.” Anlatıyorlar; şahitler, ispatlar, deliller hepsini ortaya koyuyorlar. İşkenceci polis diyor ki; “böyle olmaz” diyor, “bu olayı Adli Tıp’a sevk edelim” diyor. “Tamam” diyor mahkeme, kabul ediyor. Yahut o iki yıl olmuş mesela, on iki yıl olmuş; kardeşim, şimdi Filistin askısına asılmış bir adam, on iki yıl sonra Adli Tıp nasıl tespit etsin bunu? On iki yıl önce falakaya yatırılmış bir adam nasıl tespit etsin. Yahut mesela travma meydana geliyor şahısta, nasıl tespit etsin. Etse bile “bundan mıdır, değil midir, bilemeyiz” diyor Adli Tıp. Kardeşim şimdi, yirmi kişi birden aynı şeyi söylüyorsa, yirmisinde birden travma oluştuysa, yirmisinde birden vücut sekelleri oluştuysa aynı devirde, aynı zamanda; mesela yirmisinde birden vücutta bozukluklar var, hepsinde, toptan; bu ne anlama gelir, bu?
ALTUĞ BERKER:İşkence görmüşler.
ADNAN OKTAR:Bu da kabul olmuyorsa artık, zaten işkenceyi adam kanırta kanırta devam ettirir. Ettirebilir yani, inşaAllah. Onun için bu konuda çok titiz davranılması gerekiyor. Mesela biz, 99’da bizim arkadaşlarımız işkenceden geçtiler. Kardeşim, o devirde; “bana işkence yapıldı” deyince, nereye gidiyorsun biliyor musun? Emniyet’e gidiyorsun. “Gel, senin bir ifadeni alalım” diyorlar. Sana işkence yapan adam, ifadeni almış oluyor. Veyahut onun arkadaşı oluyor, yani en yakın arkadaşı. Kardeşim, “belamı arıyorum” demektir o, gidilir mi oraya, şikayet edilir mi? Biz o dönemde şikayet edemedik. Yani gece-gündüz evimize geliyorlar, tur atıyorlar adamlar, zaten sürekli bir olaylar var. Kapımızda bekliyorlar, canı istediğinde paldır küldür eve geliyorlar, içeri giriyorlar. Böyle bir ortamda kimi kime şikayet ediyorsun? Şikayet ettiğinde senin ifadeni alacak adam kim? İlgili adamlar alacak senin ifadeni. Biz uzun yıllar şikayetçi olamadık. Ta ki; ilgili kişiler emekli oldular, ayrıldılar, o güç kırıldı, ondan sonra şikayetçi olabildik. Aradan da müthiş vakit geçti. Dolayısıyla, yani özellikle 99’lu yıllarda, 98’li yıllarda işkence gören insanların… “devletin o devirde resmi politikasıydı” diyor birçok kişi, “işkence” diyor. Tabii devletin böyle bir kararı olmaz, karar almış değil de, fakat göz yumuluyordu işkenceye, 99’da. Genel olarak göz yumuluyordu. Herkes biliyor. Yani bu konuda ittifak etmeyen kimse yok. Ama devlet tabii ki şahıs değil ki oturup karar alsın. “İşkence yapın” demez. Ama devletin içerisinde göz yumulduğu 99’da biliniyor. En son 99’a kadardı işkence. Şimdi bu dönemde insanlar, bir çok insan şikayetçi olamadı. Çoluğuyla çocuğuyla evden alınıyorlar, çocuğunu götürüyorlar işkence de, “çocuğuna işkence yaparız” diyorlar, “konuşacaksın” diyorlar adama. Bu durumda adam nasıl gitsin şikayetçi olsun. Çocuğunu yeniden alıp götürürler Emniyet’e, ne yapacak adam? Karısını getiriyorlar adamın; karısını, çocuğunu getiriyorlar. Adama işkence yapılırken karşısına dikiyorlar adamın karısını, çocuğunu; “ne diyorsun?” diyorlar adama. Adam böyle bir konumda, çıktığında; “bana işkence yapıldı” diyebilir mi? Yine adamların eline vereceksin adamı, yani aynı adamlar onun ifadesini alacaklar. Dolayısıyla o yılların işkence gören işkence mağdurlarına devletin özel ilgi ve alaka göstermesi lazım. Yani onların konumu özeldir. Çünkü böyle vahşiyane bir ortamda bir insanın şikayetçi olamayacağını herkes bilir. Mesela bak, işkence görenlerle biz konuşuyoruz, birçok kişi var, çok ünlü tanınan kişiler de var, birçok kişi. Kaç yıl olmuş, adama soruyoruz, doktor adama da işkence yapmışlar. Yani işlerine gelmediği için, doktora da işkence yapılmış yani. Mesela adama soruyorum, “nasıl oldu?” diyorum, gözaltına alıp götürmüşler. Adamı soyuyorlar işkencede, Filistin askısında, adam yapmamış bir şey, ne konuşsun? Olacak gibi değil, gece yarısı çocuğunu getiriyorlar, dört yaşında çocuk, beş yaşında çocuk. “Baba, baba” diye ağlıyor çocuk, karısını getiriyorlar karşısına. Şimdi Filistin askısında da bir iz kalmıyor fazla, yani kolundan asılıyor, sadece canı yanıyor, yani şiddetli canı yanıyor. Kalır iz de on beş güne geçer. Yani morarma oluyor.
ALTUĞ BERKER:Ya da elektrikte de iz kalmıyor.
ADNAN OKTAR:Elektrikte de iz kalmıyor. Mesela benim de sağ ayağıma elektrik verdiler inşaAllah. İki ayağıma da kablo bağladılar; sol ayağıma da, sağ ayağıma da elektrik verdiler. Parmak izim de daha duruyor, yani elektriğin parçaladığı yer, başparmağımda. Şimdi biz bunları on yıl sonra nasıl ispat edelim. Arkadaşlarımıza da işkence yaptılar, elektrik verdiler, biz bunu nasıl ispat edelim? O adam nasıl ispat etsin bunu? Filistin askısındaki adam. Ve nereye gidecektik o dönemde, kime şikayet edecektik? Mecburen ortalık yatıştıktan sonra olay değişti, o zaman şikayet edebildik. Onun için o devrin; 99, 98, 97 yıllarının işkence mağdurlarına devlet özel ihtimam göstermesi lazım. Çünkü şikayet edilebilecek gibi değildi. Şikayet edilecek merci yine işkenceyi yapan kişilerdi. Yani bizi onlara yönlendiriyorlardı o zaman. Bir de hadi farz edelim, işkenceci o adama gitmediğimizi düşünelim, oraya gitmediğimizi düşünelim, adam öğreniyor senin şikayetçi olduğunu; yine alır götürür, yeniden götürür. Götürmek sorun değil ki o dönemde. Öyle bir sorun yoktu yani, alır götürür yani.
ALTUĞ BERKER:Bize yaptılar Hocam, siz daha iyi biliriniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, benim hiçbir suçum yoktu, canlarına esti, aldılar evden götürdüler. Getirdiler, eve kokain koydular; yiyeceğime de kokain koydular, konu bitti, bu kadar. Yani gerçi beraat ettim, ispat ettim komplo olduğunu ama ben şimdi adamı bir daha, yeniden şikayet etsem, desem ki; “böyle evime koydular,” bu sefer torbayla koyacaklar adamlar yani. Elli kilo falan kokain koyar. Bununla baş olur mu? İnsanın gücünün yetmeyeceği yerde, devletin vatandaşa yardımcı olması lazım. Böyle bir konuda, yani devletin içindeki bu tip kişilerle biz cedelleşebilir miyiz kardeşim?
ALTUĞ BERKER:Mümkün değil.
ADNAN OKTAR:Mesela o devirde ben şikayet etmiştim, iki üç gün sonra faks çektim dedim, “bana komplo yapılacak” dedim, adamlar duydu bunu. Bak her yere, resmi her yere gönderdim, “komplo yapılacak bana, oyun oynanacak” dedim. Geldiler, evden alıp götürdüler, yetmiş iki saat emniyette tuttular, yetmiş iki saat. İzmir’de gözaltına aldılar, yetmiş iki saat gözaltında tuttular, “hadi bakalım şimdi evine gideceğiz senin” dediler, “arama yapacağız.” Evde kokain çıkarttılar.
ALTUĞ BERKER:Ama üçüncü dakikada, üç bin kitabın içinden, hemen üçüncü kitaptan çıkardılar.
ADNAN OKTAR:Yani şöyle oldu, evet; on altı tane polis, aramaya normalde öyle gidilmiyor, yani en fazla üç-beş tane polis gider aramaya, en fazla. On altı polisle geldiler, hep beraber evin salonuna doluştuk, herkes geldi evin salonuna. Hepsi kütüphaneye doğru bakıyor, avın olduğu yere doğru. Bir kısmı da benim dikkatimi dağıtmak için koltukların altını falan aramaya başladılar, oraları aradılar. Ben her yere bir oraya bakıyorum, bir oraya bakıyorum yani bir anda bir oyun olmasın, bir şey olmasın gibisinden. Tam ben öbür tarafa bakarken daha üçüncü dakika yani daha içeri yeni girdik, ben de çok seri bir şekilde etrafa bakınıyorum. Kütüphanenin orta katından başladı, üçüncü katından; birinci kitabı şöyle açtı, eliyle şöyle kitabı şöyle şu tarzda, sonra ikinci kitabı yaptı, sonra üçüncü kitabı şöyle yapınca, arasından şöyle şu büyüklükte falan yaklaşık, kartondan; beyaz tozlar, kartonun üzerine konmuş, üstü jelatinle kaplanmış. Hani pazarda satılan karbonat paketleri var, ucuz karbonat paketleri; küçük, bazen oluyor, aynı onun gibi küçük paketler, onlar çıktı. “Bu ne?” dedim, “bunlar böyle?” “Tamam, bulduk” dediler, “bu, ne bunlar?” dedim, “bilmiyoruz” dediler, “olur mu bilmiyoruz öyle, olmaz. Bana ne olduğunu söyleyin” dedim. Adam jelatini açtı, kapağını, jelatini çıkartıp, çıt parmağını ıslattı, ağzına dokundurdu, diline sürdü, “kokain” dedi, “tamam” dedim, inşaAllah. Adamın da cebi dolu böyle şey gibi, “bak, öbür evlerde çıkaramazsınız” dedim, “yani arama yapacaksanız benim gözümün önünde yapacaksınız” dedim. Tabii beni dinleyecekleri yok da, ben öylesine söylüyorum. Sonra Emniyet’e götürdüler, “Hocam, eğer kabul ediyorsan, biz seni hiç Adli Tıp’a götürmeyelim” dediler, “yani kokain çıktığını kabul ediyorsan.” “Etmiyorsan” dediler, yani “suçu kabullenmiyorsan Adli Tıp’a götüreceğiz” dediler. “Benim suyum bile, memba suyu içerim ben” dedim, “hayatımda kokain kullanmış adam değilim” dedim. “Deli miyim ben kokain içeyim?” dedim, “öyle zehir kullanayım. Götürün Adli Tıp’a tabii, hiçbir şeyim yok, göreceksiniz” dedim. Gittik Adli Tıp’a, 5 mikrogram/mililitre, yani en yüksek dozda, 72 saat sonra kanımda kokain çıktı. Yani normalde kokain 24 saatte kandan atılıyor, hiç kalmıyor, sıfırlanıyor 24 saatte. Ben 72 saatten beri emniyetteyim, kanımda en yüksek dozda, 5 mikrogram/mililitre kokain çıktı. Yani “5 mikrogram/mililitre’nin üzerinde” diyor, yani çok yüksek dozda. Sıfır olması lazım, normalde hiç kalmaması gerekiyor. Öyle deyince artık olayın çapını anladık, adamlar artık aşmış, yani öyle bir sorunları yok. Sonra hakimin karşısına çıktık. Hakim dedi ki: “ben hayatımda, yirmi yıllık hakimim, on altı kişiyle evde polis araması yapıldığını ilk defa görüyorum” dedi. “Bir de girer girmez bu ne yetenek böyle, daha ilk üç dakikada bulmuşsunuz elinizden koymuş gibi. Bu nasıl oluyor böyle? Girdiniz, hemen buldunuz, öyle mi?” dedi. Ama acayip sesini yükseltti, bütün millet sustu, o komiser falan da başını önüne eğdi böyle, elini bağladı. Acayip gergin bir ortam oldu. Bir gazeteci de böyle sivri bir çıkış yaptı, saygısız bir üslup kullandı, hemen onu orada tutukladı hakim, “seni tutukluyorum” dedi. Hakaret etti, tutukladı. Sonra araya adamlar girdi, tutuklama kararını kaldırdı sonra hakim. “Sanığın ifadesi samimi” dedi, benim konuşmama, “samimi olduğu anlaşılıyor ifadesi” dedi. “Efendim, ben üç gün önce bildirdim bana komplo yapılacağını, her yere bildirdim, faksla açıkladım. Suyun bile memba suyunun en iyisini içerim ben, zehir niye alayım? Öyle bir şey yapmam ben” dedim. “O zaman, Adli Tıp’a gönderelim, Adli Tıp tespit etsin; yemeğine mi koymuşlar, içeceğine mi koymuşlar, nasıl olmuş tespit etsinler” dedi. Adli Tıp’ta, yemeğime konarak verildiği tespit edildi ve Emniyet’teyken yapıldığı tespit edildi. Beraat ettim.
ALTUĞ BERKER:“Evin gerisini niye aramadınız” diye ben hatırladığım kadarıyla siz anlatırdınız Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, evet. Kardeşim, şimdi üç dakikada aradılar, “hadi gidelim” diyorlar. Kardeşim, şimdi tamam git de, mutfak var, diğer odalar var, aşağı taraflar var, evin her tarafı var. Ya oralarda torbalar doluysa, asıl devamı oradaysa? Kokain varsa başka şeyler de çıkar zaten orada. Niye öbür taraflarını aramıyorsunuz? Hiçbir yeri aramadılar. Üç dakika falan sürdü arama, “hadi hep beraber gidelim” dediler. Sıkıldılar herhalde, fazla durmadılar. Bak, kokaini oraya kim koydu? Aramadı polis onu, tespit etmediler. Halbuki o çok büyük bir suçtur. Tamam, bana ait olmadığı anlaşıldı ama kim koydu. Bunu tespit et. Aradılar mı? Aramadılar. Yiyeceğime kim koydu Emniyet’teyken? Bunu da aramadılar. Kardeşim, yiyeceğime koymak ne demek, Emniyet’in içinde? Çok büyük bir olay bu. Başlı başına bir suç unsurudur bu, bunu da aramadılar. Biz o dönemde kime şikayet edelim, ne diyelim? Yani bu sefer de eroin çıkarırlar, yani torbasıyla. O zamanlar rahmetli Özal demiş ki, ben o zamanlar Darwinizme, materyalizm’e karşı yoğun bir faaliyet yapıyordum. Yer gök inliyordu böyle; okullar, kolejler falan hep, ”bütün her yer gitti” diyorlardı böyle, yani her yerde yoğun faaliyet yapıyorduk. Rahmetli Özal’a ünlü bir şahıs, şimdi ismini vermeyeyim. O aracılık yapmış, söylemiş; “bu adamı durduramıyor musunuz” gibisinden, o da aynı şekilde ilgili bir şahsa demiş ki; “bu adamı ne yapıp yapıp durdurun” demiş. O ilgili adam da diyor ki samimi açıklamasında; “ben durdurun dedim ama bizimkilere, bizim tosunlar kendilerini fazla kaptırmışlar” diyor. Bak “tosun” diyor üstelik. Bak “bizim tosunlar kendilerini fazla kaptırmışlar” diyor. Ki çok yetkili birisi bunu söyleyen birisi. Turgut Özal’ın da bayağığı sevdiği bir insandı yani, inşaAllah. Bak, “bizim tosunlar kendilerini fazla kaptırmışlar” diyor, “ben bu derece dememiştim” diyor, “bu şekilde yapın dememiştim.” Yani “"gidip evinde kokain çıkarın" dememiştim” diyor. Fazla kaptırmışlar kendilerini. O tosunların yüzünden biz aylarca, yıllarca kokainman olarak lanse edildik Hürriyet Gazetesi’nde, Aydın Doğan tarafından. Adnan Hoca’nın evinde kokain çıktı diye sürmanşetten. O zamanlar bu demokrasi aşıkları, demokrasiye düşkün kişiler diyelim, yani kendilerince güya. Adaleti savunan kişiler, elinize sağlık mantığındaydılar. Bütün yazılar o yönde çıkıyordu. Yani çok iyi oldu, helal olsun, aferin, devam edin gibisindendi. Akıl hastanesine koydular; Türk kavmindenim, İslam milletindenim sözümden dolayı. Hepsi biliyorlardı. Nazlı Ilıcak benimle bir röportaj yaptı. Nazlı Ilıcak böyle ince işleri iyi bilir, böyle kanaviçe örmeyi, dantel falan, yani ince işler de üzerine yoktur. İyi domino da bilir, yani böyle peş peşe olayların gelişmesini falan da iyi bilir, maşaAllah, yani alim kadındır. Röportaj yaptı. Beni Emniyet’e çağırdılar, Doğan Ağabey denen bir Emniyet Müdürü vardı. “Hocam, seni savcım istiyor” dedi. İlk defa, ben zırt pırt giderdim eskiden Emniyet’e, benim ikinci adresimdi yani, devamlı gidiyordum, şu an yok yani, daha yeni bu. Elhamdülillah, senelerden beri ilk defa Emniyet’ten bir ayağımız kesildi. Ama iftihar ediyorum dava adamı olarak, o devirde çünkü Darwinistleri, materyalistleri, komünistleri yerle bir ediyorduk, yani sel gibi estik. PKK’ya karşı da, komünistlere karşı da yeri-göğü inletiyorduk ve bu yıllarda bak neticesini aldık. Elhamdülillah, şu an Türkiye’de %95 Darwinizme inanmayanların sayısı. Adamların korktuğu kadar da varmışız demek ki. Adamlar korkularında haklıymış, yani kendi açılarından tabii. Bak, % 95 şu an Darwinizme inanmayanlar. PKK’nın da başının en büyük belasıyız biz. Yani ilmi olarak PKK’ya karşı en mükemmel mücadele eden biziz. Neyse o kısımları geçelim, “senin ifadeni alacak sayın savcım” dediler, gittim. Bakın, çok şaşırtıcı; Emniyet’te ifade alınsa, daha sakin alınıyor Emniyet’te ifade. Bir de o zamanlar avukat yoktu, yani avukat uyarmıyor insanı, yani şöyle yap, konuşma, böyle yap… Yanımda avukat yok. Emniyet’te de avukat yok, yani hiç, öyle avukatsız gittik. Meğer, benim anladığım tutuklama kararı almışlar, yani tutuklanma, yani karar değil de herhalde öyle gibi görmüşler, onlar tutuklanacak havasında görmüşler anladığım kadarıyla. Gittim, “oğlum, sen bu "Türk Kavmi’ndenim, İslam Milleti’ndenim" sözünü sen söyledin mi?” dedi, yani “bu sana ait bir söz mü?” dedi. “Evet savcım tabii, yani biz İslam Milleti’nden, Türk Kavmi’ndeniz. Biz de Türklük gururu değil, Allah’a kul olmanın verdiği İslam gururu var” dedim. Yani “genetik anlamda, genetik yönden Türklüğümle ben övünmüyorum” dedim, “hars anlamında Türklüğümden ben övünürüm” dedim. Çünkü Türk Milleti’nde Kürt de var, Laz da var, Çerkez de var, hepsi var. Yani genetik olarak ben o yönden üstünlük iddiasında değilim” dedim. “Ama Türklüğümle övünürüm” dedim. “Hars anlamında övünürüm ama benim milletim İslam Milleti, kavmim de Türk Kavmi” dedim. Savcı; “tamam oğlum, şimdi sen hakime git” dedi, “hakimle görüş, oradan ne yapıyorsanız yaparsınız” gibisinden. Hakime gittim, “oğlum, bu "Türk Kavmi’ndenim, İslam Milleti’ndenim" sözü sana mı ait?” dedi, “buradaki konuşma.” “Evet, bana ait” dedim. “Tamam, yaz kızım” dedi, “sanığın tutuklanmasına” dedi, oradan bizim hapishane macerası başladı. Dokuz ay hücre hapsi, on ay akıl hastanesi. On dokuz ay sonra aynı savcı, aynı mahkemenin savcısı dedi ki; “sanığın bu ifadesinde suç unsuru yok ve beraatını istiyorum” dedi. On dokuz ay sonra beraat ettim. Bak, şimdiye kadar bana açılan davaların haddi hesabı yok, sayılarını hatırlamıyorum. Tamamından beraat ettim. Yani benim hiç mahkumiyetim yok şu ana kadar, hiç. Bir tane mahkumiyetim yoktur. Açılan davaların sayısını hatırlayamıyorum ben yani, o kadar çok. Tamamından beraat ettim. İşte belirli mihraklar, belirli zeminler bizimle kendilerince uğraşıyorlar, netice almaya çalışıyorlar. Hodri meydan diyoruz biz de. Ellerinden geleni ardlarına koymasınlar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama şu son aşamada bizim Sayın Başbakanımızdan istediğimiz, özellikle on yıl, on üç yıl, on beş yıl önce olan işkence olaylarında Adli Tıp’ın raporlarına itibar edilmesi mümkün değil, bunun değerlendirilmesi gerekiyor. Yani on beş yıl sonra Filistin askısını Adli Tıp nasıl tespit etsin? Elektrik verilmesini nasıl tespit etsin Adli Tıp? Adli Tıp da diyor ki; “biz böyle bir şeye rastlamadık” diyor. Yani “böyle bir bulgu yoktur, kalmamış” diyor. Nasıl kalsın? Kalmaz tabii ki. Kalmaz deyince, karşı tarafta diyor ki; “bak burada böyle bir alamet yok” diyor. O zaman sanık lehine yorumlanacağına göre, yani buradaki acayipliği hükümetimizin görüp, gereken tedbiri alması lazım. Yoksa insanların ne adalete güvenleri kalır, ne bir başkalarına güvenleri kalır, ne bir başkasına güvenleri kalır, bambaşka bir şey olur. Yani buradaki fevkaladeliği görmek lazım. Ben kendi davam için söylemiyorum, başkalarının davaları için söylüyorum, benim kendi davamda derdim yok, inşaAllah. Biz evelAllah Allah’ın koruması altındayız, inşaAllah. Ama mesela çocuğunun gözü önünde Filistin askısına asılan bir adamın şikayetçi olamaması çok acı bir olaydır. Bak, çocuğuna seyrettiriyorlar, çocuk var gücüyle bağırıyor, ağlıyor. Yani bu ne biçim işkencedir böyle. On yıl sonra bu adam bunu nasıl ispat etsin. İnşaAllah. Evet, seni dinliyoruz Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Mustafa Özcan Hocamızın bir yazısı vardı bugün, “Mesih, deccal ve Cabir.” Mehdi (a.s.)’nin sıfatı olan ‘Cabir’i başlık ederek bir yazı yazmış. Kıyamet alameti ve habercisi olarak anlatmış Hocam, inşaAllah, Hz. İsa (a.s.)’yı, Hz. Mehdi (a.s.)’yi ve deccali. Kudüs’le alakalı üç şahsiyet demiş ve Ahir zaman alameti olarak beklediklerini yazmış Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mustafa Özcan gibi böyle delikanlı yazarlar çıksa; Allah’ın hükümlerini, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini böyle cesurca, samimi olarak anlatsa ne kadar güzel olur. Bak Şeyh Ahmet Yasin Hocamız delikanlıca, aslan gibi çıktı; hakkı, hakikati açıkça anlatıyor. Şeyh Nazım Hocamız açıklıyor, Mustafa Özcan Hocamız açıklıyor, Seyyid Salih Özcan Hocamız aslanlar gibi açıklıyor. Muhterem diğer din büyüklerimiz de bu gerçekleri alenen açıklarlarsa, Allah’ın yardımı Müslümanların üzerine olur. Peygamberimiz (s.a.v.)’in söylediği hakikatleri gizlerlerse, Allah’ın belası o zaman insanların üzerine gelebilir, Allah esirgesin.
-VTR- (Şeyh Ahmed Yasin Bursevi Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s)`yi anlatıyor. 04 Mart 2010 tarihli sohbetinden)
ADNAN OKTAR:Şeyh Ahmet Yasin Hocam çok hikmetli, samimi, usturuplu, feyzli konuşan bir insan. Bu Şeyh Nazım Hocamızın da mübarek üslubunda vardır. Her şeyi açıklar ama çok kapalı, çok usturuplu, çok hikmetli, bir veliye yakışacak derinlikte olur. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız da böyle mübarek bir veli, mübarek bir insan, üslubu da çok çok güzel, maşaAllah. Hakikatleri derinlikleri temsillerle çok çok güzel anlatıyor. Hikmetli şekilde anlatıyor, insanların akıllarında çok iyi kalacak şekilde anlatıyor. Hocamızın değerini herkesin bilmesini isterim. Aynı şekilde Kutbu’l Aktab olarak gördüğüm güzel yüzlü Şeyh Nazım Hocamızı da, inşaAllah hepsinin üzerinde değerli görmelerini çok isterim, inşaAllah.
“Selamun aleyküm Muhammed Adnan Hocam. Güzel yüzlü, doğru sözlü Hocam. Dün akşamki,” aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Dün akşamki sohbetinizde depremden bahsettiniz. Üç-dört saat sonra Rabbim bu hakikate dikkat çekmek için 5.3`lük bir deprem meydana getirdi ve bütün İslam alemini, dünyayı uyardı. Hocam, Yüce Allah bizlere işaret ediyor, inşaAllah. Anlayana, inşaAllah. Sizi çok seviyorum Hocam, bizlere dua ediniz. Allah gücünüzü artırsın, Türk-İslam Birliği’ni kurmayı nasip etsin. O nurlu ellerinizden öpüyorum Hocam. Bilal Karagün, İstanbul.” Deprem Allah’ın kendi gücünü hissettirmesi ve göstermesidir, inşaAllah. Cenab-ı Allah istese bütün dünyayı depremle yerle bir eder, sallayabilir ki Kıyamet zamanında öyle olacaktır. Fakat Allah can kaybı meydana getirmeden meydana getirdiği depremler insanlara çok ciddi bir uyarıdır. Can kaybı olduğunda da can kaybı olanlar şehit hükmündedirler, inşaAllah. Evi yıkılanlar da sadaka hükmündedir, sadaka sevabı alırlar. Ama tabii bunlar her halükarda Cenab-ı Allah’ın bütün insanlığa bir uyarısıdır. Yani Allah’ın varlığına, birliğine, Allah’ın adaletine sığınmaları için insanlığa bir uyarı, inşaAllah. Çünkü gökyüzünün ilk defa 1980 yılından sonra milyonlarca göktaşıyla dolması ve diğer olaylar bu hakikati gösteriyor.
SUNUCU: Aradan sonra tekrar beraberiz.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Evet, söz sizde Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, biz de Asilime verelim sözü.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, ara olmadan evvel göktaşlarından bahsediyordunuz Hocam. Bu gün çıkan bir haber vardı; “Dünyaya asteroit çarparsa ne olur?” diye. Dünyayı saran göktaşlarını gösterebilir miyim filmle?
-Göktaşları video 1-
ADNAN OKTAR: Evet. Yalnız bu bilgisayarla tespit edilen üniversitelerin yaptığı bir çalışma. Yani elektronik tespit yapılmış. 1980 yılından sonra göktaşlarında dünyanın etrafında bir çoğalma başlıyor, 1980 yılından sonra. Ve süratle sayısı artmaya başlıyor, ilk defa oluyor, yani dünyanın tarihinde ilk defa oluyor bu. Daha önce olan bir şey değil. Bu da Kıyametin yakın olduğuna dair çok ciddi bir alamet, bakın 1999 yılında aniden bir yükselme oluyor. Kuran ayetinde de bu konuya dikkat çeken ayetin ebcedi tam 1999 tarihini veriyor. Bak, 99’da birden yeşil olmaya başlıyor ve adeta bir bulut gibi dünyanın etrafını sarmaya başlıyor taşlar. Yani milyonlarca göktaşıyla dünyanın etrafı sarılıyor ve gittikçe de yoğunluğu artıyor. Adeta blok haline gelecek nerdeyse, o kadar yoğunlaştı göktaşları.
-Göktaşları video 2-
ADNAN OKTAR: 2068 değil, 2120’de olacak bu çarpışma. Bir yere yazsınlar. Peş peşe iki tane büyük, kuyruklu yıldız büyüklüğünde göktaşı, inşaAllah, dünyaya peşi peşine çarpacak. O yıllarda olan insanlar "demişti" diye hatırlarlar. Tabii, kaç saniye hatırlarlar onu bilemiyorum da. Yani kaç saatte hatırlayabilirler, hatırlayacak durumları olur mu bilemiyorum, inşaAllah. Evet, Berker Hocam ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER: Nasıl uygun görürseniz Hocam. Deprem grafiği vardı, dün de göstermiştik Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onu da gösterelim, evet.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. 1966 yılından 2010 yılına kadar deprem grafiği yapılmış. Dikkat ederseniz Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah 1999 da ani bir yükselme var. Daha sonra 2000 yıllarından 2010`a kadar oldukça artış var.
ADNAN OKTAR: 1999, Mehdiyet için çok önemli, kritik bir dönemeç yılıdır. 99’dan itibaren dünyada, depremlerde dünya tarihinde görülmemiş derecede, dünya tarihinde görülmemiş derecede depremlerde artış oluyor. Yani normalde şu çizgide gidiyor dünyadaki depremler. Dünyanın başlangıcından beri. Yani binlerce seneden beri düz gidiyor. İlk defa 99’dan sonra muazzam depremlerde artış var. Bu da Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Mehdi (a.s.)’nin zuhurundan evvel depremlerin sıklaşacağını ve gücünün artacağını dolayısıyla belirtiyor, inşaAllah. Bir de Nemesis; bu da yine Ahir zamanda, Mehdi (a.s.) devrinde dünyanın yanına yaklaşmış kahverengi bir cüce, yani çok çok büyük bir yıldız ve sürekli hareket ediyor; bir aşağı, bir yukarı, bir aşağı, bir yukarı. Kendi böyle parabolik dansları var, hareket ediyor. Dünyaya dokunmuyor ama dünyanın sürekli çevresinde. Bunun özelliği çok büyük yıldızlar fırlatması gökyüzüne. Aniden, birdenbire. Vurdu mu da dağıtıyor göktaşları. Kahverengi cüce deniyor bunlara, görünmüyor normalde, yani göz görüşüyle görülmüyor. Özel olarak tespit ediliyor, kahverengi cüce olduğu için. Özel aletlerle, özel aygıtlarla tespit edilebiliyor.
ALTUĞ BERKER: Gösterebilir miyim Hocam?
-VİDEO- (NEMESİS)
ADNAN OKTAR: Evet. Bu da durduk yere dünyanın yanına yaklaştı. Dünyanın yedi bin katı büyüklüğünde. Daha önce de dev bir meteor fırlatmış, dünyaya vurmuş.
Bakın bu üç olay birden, Ahir zamanda Mehdi (a.s.)’nin zuhurundan sonra oluştu. Yani göktaşlarının dünyanın etrafında yoğunlaşması, Nemesis’in dünyanın yanına yaklaşması ki dünyanın cellatıdır, dünyaya infaz için gelmiştir, Kıyameti başlatmak için Allah tarafından yaklaştırıldı ve diğer bütün olaylar. Yani göktaşlarının artması da, Nemesis’in yanaşması da, depremlerin artması da hepsi de Ahir zamanda Mehdi (a.s.) devrinde olacak olaylardır ve Allah bize bu konuda bir mesaj veriyor, dikkatimizi çekiyor. Ama ne mesaj yani en gözü görmeyenin bile göreceği, en kulağı duymayanın bile duyacağı şekilde açık bir mesaj. İllaki anlamıyorum diyene Allah anlayacağı dilden hitap ediyor. Gerektiğinde bunu yapacaktır inşaAllah. Sungur ağabey bak açık açık söyledi, “70 yıl var” dedi. 70 yıl var deyince insan yani titrer, çok büyük bir olaydır bu. Yani ne Müslümanlık kalacak, ne Hıristiyanlık kalacak, ne Musevilik kalacak. 70 yıl içerisinde İslam ahlakı dünyaya hakim oluyor, sonradan da müthiş bir bozulma başlayacak, 70 yıl sonra. Gittikçe artan bir bozulma yani 2120 gibi de Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinin işaretiyle inşaAllah Kıyamet bekleniyor. Biz Kıyamet vaktinde son zamanda yaratıldık, dünyaya getirildik. Allah bize rast getirdi, hayır var. Yani Mehdi (a.s.)’ı da görecek nesil biziz, İsa Mesih’i de görecek nesil de biziz, dünyanın güzelleştiğini mahmur hale geldiğini, İslam ahlakının dünyaya hakim olduğunu görecek nesil biziz, dolayısıyla çok nasipliyiz inşaAllah. Tabi bizler Allah’ın birer tecellisiyiz. Allah bizleri bir tecelli olarak yaratıyor, başarımız Allah’tandır, konuşmamız Allah’tandır, her ne yaparsak Allah’tan olur. Ama başarı olduğunda, ben başardım diyen Allah başardı anlamında demiştir. Yani ikinci bir anlamı olmaz. Ben güzelim diyen, Allah güzel anlamında, Allah güzel yarattı anlamında demiştir. İkinci bir anlamı olmaz inşaAllah. Evet Berker’im seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Hocam bugün bir haber vardı gazetelerde, Yeni Şafak gazetesinde ve Yeni Çağ’da aynı zamanda. “Kanser hastalarına ücretsiz ağrı kesici” “Kanserli hastaların sağlık güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın ağrı tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar ücretsiz verilecek” diyor. Siz bunu Hocam 2009 yılında 11 Mart’ta Çay Tv’de söylemişsiniz, daha da evvelde söylüyordunuz.
ADNAN OKTAR:Ne diyorum?
ALTUĞ BERKER:“Hastadan para alınmaz. En kaliteli, en güzel hastaneye gidecek, birinci sınıf hastaneye gidecek kanser hastası. Orada aslanlar gibi tedavi olacak, hürmet görecek, sevgi görecek, hatta onun güzel geniş salonlarında oturacaklar” diyorsunuz. “Hastadan para alınmaz. Bunu biz milli bir terbiye olarak bunu alacağız ve asla kabul edilecek şey değildir” demişsiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabi, kanser hastası gidince eczaneye değil mi, adam gidip bir de üstüne para öderse bu hepimizin üstüne bir zül olur. Hepimize yönelik bir ayıp olmuş olur. Zaten kanser hastanesi adam, millet olarak biz ona sahip çıkmak durumundayız. Yani bir olay olduğunda nasıl millet olarak sahip çıkıyoruz, kanser hastasına da biz millet olarak sahip çıkmak durumundayız. Kanser hastasından para alınmaz. Bunu uygulamaya geçirdikleri içinde teşekkür ediyoruz. Bakın ben bir yıl önce söylemiştim, sonunda dediğim yine oldu maşaAllah. Yalnız şimdi beni kim söyletti?
ALTUĞ BERKER:Allah.
ADNAN OKTAR:Bir yıl önce Allah söyletti. Bu durumu kim yarattı?
ALTUĞ BERKER:Allah yarattı.
ADNAN OKTAR:Yine Allah yarattı. Şimdi ne mutlu devletimize dediğimizde, Allah devleti vesile etti demektir. Devlet yapmaz, Allah yapar. Allah devleti vesile eder. Ben onu konuştuğumda, beni konuşturan Allah’tır. Bu olacak, Kader’de olacak, olmadan önce Allah beni konuşturur, sonra da olayı meydana getirir Allah. Aslında bu bütün olmuş oluyor, zaten o yapılmış oluyor, bende onu zaten söylemiş oluyorum, önceden söylemiş oluyorum. Söylemem onun olacağının bir işareti olmuş oluyor, bir alamet olmuş oluyor. Yani Allah’ın onu yapacağının bir alameti olmuş oluyor inşaAllah. Yoksa hepsi bir bütündür. Beni söyleten de Allah, ilaçları bedava yaratan da Allah’tır, bedava hale getiren de Allah’tır. Hepsi bir bütündür. Ama insanlar diyor ya; “Allah devletimize zeval vermesin” inşaAllah, “devlet ne güzel yaptı” diyor. Devlet yapmaz, Allah yapar. Allah devleti vesile eder. Mesela “Hocamız ne güzel konuştu” diyor. Bir yıl önce Çay Tv’de 11 Mart 2009. Benim Kader’im bu. Daha ben babamdan doğmadan, benim babam babasından daha doğmadan, ben Çay Tv’de 11 Mart 2009’da gece ilgili saatte bu konuşmayı yapmıştım. Zamanı geldi, Kader’de ben bu konuşmayı yine orada yaptım. Konuşturan Allah’tır, dinleten Allah’tır. Ama sorduğunda, kim konuştu dediğinde, Hocamız konuştu dersiniz. Bana sorarlarsa ben konuştum derim. Ama onun anlamı şudur: Allah beni konuşturdu. Allah beni konuşturdu, Hocamızı Allah konuşturdu. Bu olayı da meydana getiren yine Allah meydana getirdi. Bu kimsenin reddedemeyeceği bir gerçektir. Çünkü tek bir an vardır, tek bir an içersinde her şey yaratılmış, bitmiştir, tek bir an. Daha önce de örnekler de verdim. Zaman bir inançtır, algı biçimidir. Yani kafamızdaki bir inançtır. İnsanlar dışarıda zaman böyle serbest zaman var zannediyorlar, öyle bir şey yok. Bizim inancımızla yani beynimizdeki kıyasla meydana geliyor zaman. Bakın daha önce örnek olarak vermiştim. Şimdi eğer bardağa vurdum duydunuz.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi bekliyoruz, bak bir daha vuruyorum, ikisini birbirine kıyasladık iki sesi, inanç olarak kafamızda, bir şeye zaman dedik. O aradaki kıyasa zaman dedik. Yani tarif edemediğimiz bir şey. Değil mi yani beynimizde Allah bir ürün meydana getirdi. Bir inanç meydana getirdi. Bu inancın adına biz zaman diyoruz. Serbest uzayda zaman yok. Zaman bir algı biçimi yani herkesin algısına göre değişir. Mesela kimi varlıklara göre ikinci dünya harbi şu an yapılıyor, kimi varlıklara göre daha Fatih daha yeni İstanbul’a giriyor, Topkapı’dan şehre giriyor şu an Fatih Sultan Mehmet. Kimine göre Hz. Adem (a.s.)’ın çamuru daha yeni karılıyor, kimine göre Kıyamet kopmuş durumda. Mesela Allah Kuran’da Kıyamet’in kopuşunu çok detaylı anlatıyor koptuğu anı. Yani olmuş bir şeyi anlatıyor Kuran’da Allah. Olacak olan bir şeyi anlatmıyor yani Ben bunu böyle yapacağım demiyor Allah. Olmuş bitmiş. Cennet’te Müslümanların hayatını anlatıyor Allah. Şöyle yapıyorlar, bunu yapıyorlar, şu an yani şu an insanlar Cennetteler. Yani şu anda biz Cennetteysek, şu an Cennetteyiz Allah nasip ettiyse. Cehennemde olanlar da şu an Cehennemdeler. Mesela Ebu Leheb’i anlatıyor Cenab-ı Allah. Adam yaşıyor, karısıyla ikisi şu an Cehennemdeler ki, şöyle diyor Cenab-ı Allah: “şu an yaşıyorlar” diyor, “karısı da odun hamalı” diyor, “birlikteler” diyor. Zaman tektir. An demek sonsuz kısa zaman demektir. Yani saniyenin katrilyonda biri çok kısa bir süre. Katrilyonda biri diyemiyoruz kısalığına. Yani anı tarif etmek için katrilyonda bir, saniyenin katrilyonda biri demek yeterli olmuyor. Sonsuzda biridir, sonsuzda biri. Yani sonsuz kısa zaman. Sonsuz evvel ve sonsuz sonra yani sonsuz sonra ve sonsuz evvel, sonsuz kısa zaman içerisinde, an içerisinde yaratılıp Allah Katında bitirilmiş durumda. Onun için her şey belli mesela Cenab-ı Allah anlatıyor. Kuran’ı açıyoruz mesela bütün olayları anlatıyor Allah, o da bitmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) mesela Mehdi (a.s.)’ı tarif ediyor. Alnı şöyle, kaşı böyle. Mehdi (a.s.) çoktan gelmiş çünkü. Peygamberimiz (s.a.v.) baktığında Mehdi (a.s.)’ı zaten İstanbul’da görüyor. Yani faaliyet yaparken görüyor. Ne yaptığını görüyor yani aynı anda. Peygamberimiz (s.a.v.) mesela Uhud Savaşında, Mehdi (a.s.)’da cihad halinde. Fakat Peygamberimiz (s.a.v.) aynı anda onu da görüyor. Aynı anda geçmişi de görüyor. Mesela Hz. Meryem (a.s.)’ın zamanını, Hz. İsa (a.s.)’ın zamanını görüyor. Hz. Musa (a.s.), Hz. Yusuf (a.s.)’ın dönemini gösteriyor Allah. “Sen bilmezdin” diyor, “bunlar gayb haberleridir” diyor Allah Cenab-ı Allah. “Gayb haberi” diyor, “bilmeyeceğin haberler.” Mehdi (a.s.)de, Peygamber Efendimize muazzam detaylı bilgi verilmiş. Hz. Yusuf`la ilgili de mesela Yusuf geçmiş bir olay. Yusuf`la ilgili çok detaylı bilgi var. Aynı şekilde Mehdi (a.s.)yle ilgili detaylı bilgi var. İnanlar zamanı kavrayamadıkları için Allah`ı kavramakta da güçlük çekiyorlar. Onun için Hoca efendi dedem bir türlü çıkaramıyor, Vatan gazetesinde o dumanlı ortamda herkes sigara içiyor Hocam da kahve içiyor herhalde arada sırada güzelce. Ama sigara dumanı özellikle, Hocama rahatsızlık veriyordur benim kanaatim yani onun keyfini kaçırıyordur sigara dumanı inşaAllah. O dumanlı havada yazıyor onları işte. Yoksa anlaşılmayacak bir şey yok orda. Çok açık, çok sarih. Ve insanlar kendilerini bilmiyorlar insanlar, her insan beyninin içindeki görüntüyü görüyor, bu büyük bir hakikat. Bak, ne zamanı fark edebiliyor ne mekanı. Mekanı da anlayamıyor insanlar zamanı da anlayamıyorlar. Yani epey bir insan anlayamıyor. Mesela mekan, her bakan insan beyninin içindeki görüntüyü görür. Mesela televizyonda bizi seyreden kardeşlerimizin hepsi televizyonlarını seyrederken beyinlerinin içindeki televizyonu seyrediyorlar odadaki televizyonu seyredemezler. Odadaki televizyon simsiyah karanlıktır ve saydamdır. Yani çünkü, dışarıda ışık yok dalga boyu var yani dalga var sadece. Renkte yok dışarıda. Dolayısıyla televizyonun neyini seyredecek o zaman simsiyah karanlık. Ve televizyon cihazı da saydamdır. Atomun yapısından dolayı yani elektron, nötron, proton, çekirdek birbirlerinden uzak olmasından kaynaklanan teknik nedenlerden dolayı madde saydamdır. Ama beynimiz onu saydam olarak algılamıyor bütün olarak algılıyor. Ve dalga boylarını ayrı dalga boylarını da renk olarak algılıyor. Kırmızı, yeşil, mavi, mor. Yani tamamen dalga boyu, seste öyle dışarıya ses mesela televizyon dışarıda ses yoktur çıt yoktur televizyonda. Televizyondaki sesi beynimiz öyle yorumluyor. Bunu da kim söylüyor biliyor musunuz? Bütün dinsizler söylüyor bu söylediğimi. Ve, bütün Müslüman alimler söylüyor. Bir gerçektir bu bilimsel bir gerçektir. Yani bunun aksini hiç kimse savunamaz. Modern bilimin bize gösterttiği açık gerçeklerdir. Bilim adamları diyor insan duygularının sınırlarını maddenin hakikatini büyük bir korkuyla fark ettiler diyor. Evren ve Einstein kitabında. Yani Modern Fiziğin gelişmesiyle izafi fiziğin gelişmesiyle dünyanın gerçeğini anladı insanlar. Bambaşka bir hakikatle karşılaştılar. Madde hiç tahmin ettikleri gibi bir şey olmadığını anladılar maddenin. Mesela madde saydam, madde simsiyah. Güneş mesela pırıl pırıl zannediyorlar güneşi. Güneş simsiyahtır karanlıktır ve dedikleri gibide sıcak değildir, diyorlar ki birde işte şu kadar milyon derece sıcaklığı var, algıdan dolayı kaynaklanıyor. Bir başkasına göre de buz gibi soğuktur güneş acayip soğuktur donar yani kemikleri donar gitse. Acayip soğuk gelir. Sıcak soğuk tatlı ekşi bütün bu kavramlar beynin algılamasından kaynaklanıyor. Allah`ın yaratmasıyla oluyor algıdır. Mesela birisine ekşi olan birisine acı olur mesela şeker hastaları, bazı maddelere ve yahut bazı hastalar diyim şeker hastası demiyim de bazı hastalar bazı yiyeceklerin tadını bizim aldığımız gibi almazlar bambaşka alırlar mesela acı alır şekerin tadını acı alır. Acı olarak hisseder biz şeker tadı olarak hissederiz o acı olarak hisseder. Algı, beyni öyle algılıyor onun. Bunun bilinmesi dünyada çok nadir insan tarafından biliniyor az biliniyor. Bilmek de istemiyorlar korkuyorlar ne hikmetse.
ALTUĞ BERKER: Hocam vesilenizle Matrix filmi ve benzeri bazı filmler sizin kitaplarınız da bu madde ile ilgili kitaplarınızı gönderdikten sonra çıktı.
ADNAN OKTAR: Evet, evet Matrix filminin yazarına da filmin yönetmenine de ben maddenin hakikatleri le ilgili kitapları göndermiştim.
ALTUĞ BERKER: Daha önceden…
ADNAN OKTAR: Evet, bir yıl önceden bir buçuk yıl öncesinden göndermiştim.Dolayısıyla onun etkisinde kalmış.
ALTUĞ BERKER: Birebir anlatımlar var kitapta.
ADNAN OKTAR: Tabi üslup aynı. Yöntem aynı. Yani stil de aynı. Dünyada bu pek o kadar bilinmiyordu. Yani Allah beni vesile etti. Benim kitaplarımı vesile eti. İnşaAllah. Darwinizm Materyalizmin yıkılmasına da Allah beni vesile etti. Vesile etmek ne demektir biliyor musun? Mesela kerpeten nedir, bir alettir. Ben de bir Allah`ın kulu ve aletim. Hiçbir özelliğim yok benim. Allah beni kullanıyor. Bir başka kulunu da kullanır bir şeyh efendiyi kullanır bir başka insanı kullanır, bütün gücün tamamı Allah`ın kontrolündedir insanların elinde hiçbir güç yoktur. Allah`ın kullandığı biz aletleriz o kadar. Allah konuş der konuşuruz sus der susarız. Otur der otururuz kalk der kalkarız. Biz böyle yaratıldık. Bazılarına bu ağır geliyor. Müşrik kafalara. Olur mu diyor ben kendim karar veriyorum diyor Allah`ın gücü değil bu benim kendi gücüm diyor. Bütün güç Allah`ındır Allah ayette bunu açıkça belirtiyor bütün güç Allah`a aittir diyor Allah, ayette.
Mesela çocukluğumda ben bilmezdim baktım mı televizyonun orda olduğunu zannederdim. Ben de ayrıyım ama nerde gördüğüm hiç aklıma gelmezdi benim. İşin doğrusu gözümle görüyorum zannederdim yani böyle halbuki göz görmüyor hiçbir göz görmez bütün gözler kördür göz sadece alettir yani iki tane objektif kameradır, yani bildiğin normal kamera. Işığı, görüntüyü alır o irise düşürür, ki görüntü ters düşüyor ayrıca. Yani ters, biz o zaman dünyayı tepetaklak seyretmemiz lazım normalde ters düşürüyor. O ters olan görüntüyü iriste oradaki o noktaya düştüğünde ki göz bulanıktır göz sıvısı. Yani kurban kesenler falan görürler. Koyunun gözü ile aynıdır insanın gözünün bir farkı yok, göz sıvısı. Bayağığı bulanık bir sıvıdır, yani saydam ama bulanık. Öyle bir bulanık sıvının içerisinden bu kadar net bir görüntünün çıkması bir kere teknik olarak mümkün değil. Olacak iş değil. Yani en kaliteli mercek bile olsa bu kadar kaliteli, üç boyutlu görüntü elde edemez. Yani daha hiçbir sinemada hiçbir televizyonda böyle görüntü elde edilemedi, insan beynindeki görüntü tarzında. Bu görüntünün kalitesinden biz maddeyi dışarıda var zannetmiyor muyuz? Yani renkli olarak var zannetmiyor muyuz, değil mi renkli olarak bizden ne kadar uzakta olarak zannediyoruz. Hâlbuki beynimizin içindeki görüntüyle görüşüyoruz biz. Uzaklık algısı da beynimizde çok kaliteli olarak oluşuyor, görüntünün kalitesinden kaynaklanıyor bu. Yani o kadar nefis bir görüntü oluşuyor ki o kadar kaliteli bir görüntü oluyor ki adeta elimizde olmuyor cismin uzakta olduğunu düşünme mecburiyetinde oluyoruz. Mesela diyoruz ki ne kadar uzakta bir buçuk metre uzağımdasın, hâlbuki değil her ikisi de aynı yerde oluyor. Mesela ben seninle şu an aynı yerdeyim beynimin içinde. Ben de seninle aynı yerdeyiz beynimin içinde.
Yani insan mesela kasım kasım kasılıyor; diyor işte ben yaptım ben ettim falan böyle uçuyorlar falan feşmekân. Beyninin içerisinde şu kadarcık yerde Allah ona görüntü olarak gösteriyor. Mercimek kadar yerdedir, ben yaptım ben ettim diyenler. Tamamını Allah yaratır. İnsan hiçbir şey yapamaz. Ama tabi ben yaptım diye konuşmada onu söyler, zahiren söyler. Mecburen, çünkü konuşma üslubu içerisinde söylenen mecburi sözdür o. Yoksa tamamını Allah yapar. Mesela buraya gel diyorsun. Buraya gel demeyi Allah yaratır. Geldim diyen insanın sözünü de Allah yaratır ve alır senin karşına Cenabı Allah getirir onu görürsün. Mesela bak ben şimdi buraya bu içeceği döküyorum, koyuyorum içiyorum bunun tamamını Allah yaratır beynimin içerisinde. Mesela onun tadını görüntüsünü kokusunu Allah yaratır. İstese tadını kaldırabilir hiçbir şey hissetmem. Kokusunu da kaldırsa yine kokusunu hissetmem. Görüntüsünü kaldırırsa zaten her şey biter, hiçbir şey hissedemem. Bir de dokunma duyusunu kaldırırsa artık tamam, sadece boşluk kalır hiçbir şey kalmaz. Beynimin içinde dokunma hissi meydana getirdiği için ben bunu elimde var zannediyorum. Şu an mesela ben parmağımla dokunduğumdan adım gibi eminim. Ama böyle bir şey yok. Beynimin içindeki histen kaynaklanıyor. Beynime parmak uçlarımdan, sinir uçları alıp götürüyor dokunma hissini, sinir bayağı uzun yol alıyor gidiyor, gidiyor, gidiyor, beynimden içeri giriyor, şuur merkezinde dokunma hissini meydana getiriyor. Ben dokundum diyorum, halbuki öyle bir şey yok. Dokunma hissi orada olmuyor beynimin içinde oluyor. Ben parmağımın ucunda olduğunu zannediyorum. Mesela biz burada şimdi oturuyoruz değil mi, adımız gibi eminiz, bütün algıların tamamı beynimizin içinde oluyor. Mesela ses, konuşma uzaktan geliyor gibi görünüyor, halbuki uzaktan üç boyutlu olarak, beynimin içinde yaratılıyor. Çünkü beyne giden sinir koparıldığında hiçbir şekilde duyamayız. Bağlandığında da anında duyarız. Ama insanlar bu gerçeği pek düşünmek istemiyorlar, ben de ara ara anlatıyorum, sonra ben bu gerçeği insanların tam anlayacağı gibi tarif edeceğim ve hiç kaçıp kurtulacakları gibi olmayacak. Ama şu an insanlar çok ürküteceği için böyle bir şey, çünkü o zaman durum bambaşka bir konuma geçmiş olacak. Bunu birdenbire şok halinde vermemek için önce teknik olarak tarif ediyorum. Çünkü Allah’a inanmayan bir insan bunu birden kavrarsa bunu kaldıramaz. Yani aklını Allah esirgesin bir zarar gelebilir. Çok olağanüstü bir konum olmuş oluyor. Maddenin olmadığını fark ederse, madde dışarıda var fakat maddenin aslıyla insan görüşmüyor, görüntüsüyle görüşür, hayaliyle görüşür. Hiçbir insan beynindeki monitörün başından ayrılamaz. Bütün hayatını şu kadar, mercimek kadar bir yerde, monitörün başında geçiyor. Üniversiteye de orada gider, okula da orada gider, evlenme töreni oradadır, üniversite imtihanlarında o zorlu çalışmaları orada yapar. O küçük odacığında, mercimek kadar odacığından hiç kimse çıkamaz. Ne diyorsun dediklerime?
SUNUCU 2:Düşüncenin ötesinde gerçekleşen şeylerden bahsediyoruz ve insan aklının belki de çoğu zaman yetemeyeceği, yetişemeyeceği durumlar. İlahi durumlar yani.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, ama keşke bana bu konuda itiraz eden olsa da konuşsam onlarla.
ALTUĞ BERKER:Hocam ben çok koltuğa yapışan insanları hatırlıyorum anlatımlarınızda.
ADNAN OKTAR:O zaman hakikaten beyninin içinde olduğunu fark edince ürküyorlar. Bazen böyle tutunma hissi ben gördüm çok kişide. Ama o hakikaten tam kavrayanlarda oluyor. Gerçekten kavrayanlar anlıyorlar. Algıda beyninin içinde olduğunu hissedince bambaşka boyuta giriyorlar. O zaman o sertliği hissedip dışarıda var olduğunu anlamış oluyor, o irkilmeyi öylece kaldırmış oluyor bir yere dokunduğunda. Veya mesela bir espri yapıyor konuşmada onu dağıtıyor. Öbür türlü hakikaten kısa sürede anlar beyninin içinde olduğunu, o zaman da çok ürkebilir. Evet Berker Hocam şimdi seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam estağfurullah. Konuları çok detaylı anlattığınız kitaplarınızdan bir tanesi Sonsuzluk Başlamış Durumda, Hocam. Onun kapağını gösterdim.
ADNAN OKTAR:Evet bu kitapta çok detaylı anlatıyoruz. Sonsuzluk Başlamış Durumda kitabın ismi.
ALTUĞ BERKER:Madde kitabı var, sizin yazdığınız, Zamansızlık ve Kader Gerçeği.
ADNAN OKTAR:Kuledeki Küçük Adam. Kulenin içinde, çünkü bir insan kule gibi boydan boya, beyninin içinde en tepe noktada, beyninin içinde şu kadar mercimek kadar yerde yaşıyor, normalde o kadar yerde yaşıyor. Altında bedeni onun. Yani kilometrelerce uzunlukta altta bedeni olması gerekiyor. O mercimek kadar olan yere göre, oranladığınızda öyle olması lazım. Yani dev bir kulenin en üstünde yaşamış oluyor insan. Bedeni altında kalıyor. Ben beynimin içinde gözümle görmüyorum diyen birisi varsa gelsin. Beynimin içinde duymuyorum, beynimin içinde yemek hissini almıyorum diyen birisi varsa bana gelsin. Ama böyle tipler de çıkıyor onu da söyleyeyim. “Olur mu ya” diyor, “ne alakası var, işte görüyorum” diyor. Halbuki her insan Kuledeki Küçük Adam kitabında yazdığım gibi beyninin en üst noktasında beyninin içerisinde yaşar. Küçücük mercimek kadar bir hücresi vardır, bütün ömrü orada geçer. Ölümü de orada olur, hepsi oradadır. Bunu anlayan Cennet’i, Cehennem’i, Ahiret’i her şeyi kavrar, Allah’ın gücünü kavrar, bütün boyutları kavrar, yeniden dirilmeyi çok iyi anlar. Yani Aynel Yakin, Hakkel Yakin derecesinde anlar.
ALTUĞ BERKER:Bahsettiğiniz kitabın kapağı.
ADNAN OKTAR:Kuledeki Küçük Adam. İnsan aslında beyninde o küçük yerde yaşadığı halde kendini mutlak varlık gibi görüyor. Halbuki biz gölge varlığız, Allah mutlak varlıktır inşaAllah.
“Selamün aleyküm sayın Adnan Oktar.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Men size iki defedir yaziyrem.” Çok şahane Azerbaycan’dan yazıyorlar. “Sizi bir arkadaşım sayesinde tanıdım. Aliyeva tanıdıysanız, yakından takip edenlerden biri. Sizin hakkınızda bilgiler topladım internetten. Bütün kitaplarınızı okudum” diyorlar. “Kitaplarınızı çok beğeniyorum” diyor. MaşaAllah. Evet kitaplarımızı okumaya devam ederse daha da güzel olur inşaAllah. Ama diğer kitapları da okumasını tavsiye ederim. Özellikle de Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihali. İlmihal olarak mükemmeldir inşaAllah. Berker Hocam ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili hadisi var Peygamber Efendimizin (s.a.v.) cesareti, mücadelesi, ilmiyle ilgili. Uygun görürseniz okuyayım Hocam.
ADNAN OKTAR:Oku.
ALTUĞ BERKER:“O öyle bir denizdir ki, ona giren kaybolur” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Kendisine sığınanlar için amandır. Halk kinle dolduğunda onları pak kılan madendir. Ölüm nazil olduğunda korkmaz, ölüm ona vardığında sarsılmaz, mücadelesinde asla geri çekilmez, tecrübelidir, galiptir, muzafferdir, aslandır, sağlamdır, kavminin direğidir, cesurdur. Allah’ın kılıçlarından bir kılıçtır. Reistir, herkesi etrafında toplar. Yücelik ve şerefin kaynağı olan evde büyümüştür. Onun yüceliği en asil yücelikten kaynaklanır. Hiçbir şey seni ona biat etmekten alıkoymasın. Seni engelleyenler her zaman fitneye sığınanlardır. Eğer konuşurlarsa şer konuşurlar, eğer susarlarsa fasit ve fasıktırlar.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bak Peygamber Efendimiz (s.a.v.) detay detay, ince ince Sahabelere Mehdi (a.s.)’ı anlatıyor. Çok detaylı. Dış görünümünü, yürüyüşünü, nerede faaliyet yapacağını, ne zaman çıkacağını hepsini anlatmış. Mesela Deccal’in nasıl çıkacağını.
Yalnız benim anlamadığım Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizelerine eskiden insanlar çok düşkündü Müslüman kardeşlerimiz. Bir kısım Müslüman kardeşlerimiz Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizeleri ortaya çıkınca, Mekke müşrikleri gibi Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizelerini görmemezlikten gelmeye başladılar. Az bir kısmı ama böyle. Alenen mucize gösteriyor Peygamberimiz (s.a.v.), yer yerinden oynuyor, ama Mekke müşriği karakterinde bazı kişilerde bu mucizeleri görmemezlikten gelmede direniyorlar. Biz de ısrarla anlatıyoruz. Görmeyenin gözüne kadar sokacağız böyle. Görmüyorum yok, duymuyorum da yok. Mutlaka anlata anlata, dinlete dinlete kanaatlerini getireceğiz inşaAllah.
Kardeşim Cübbeli talebem oldu maşaAllah. Önce Cübbeli böyle garip şeyler yapıyordu, böyle anormal şeyler konuşuyor ondan sonra hurafeler anlatıyor, müstehcen fıkralar anlatıyor falan böyle bir adamdı. Onu talebeliğe bir aldım, Allah maşaAllah Ahir zaman’dan bahsediyor, Mehdi (a.s.)’ın gelişinden bahsediyor, Hz. İsa (a.s.)’ın gelişinden bahsediyor, İttihad-ı İslam’dan bahsediyor, yani hepsini anlatıyor maşaAllah. Ama yıllar önce anlatmış, ben yeniden talebem olarak başlatınca zorla anlattırmaya başladım yine onu. Evet devam edelim.
VİDEO- CÜBBELİ HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ROMA’YI FETHEDECEĞİNİ VE İSLAM AHLAKINI TÜM DÜNYAYA HAKİM KILACAĞINI ANLATIYOR:
CÜBBELİ:Sizinle mi bu güne kadar bu din geldi. Bana mı ihtiyacı var Allah’ın. Beni de helak etse, sizi de helak etse Allah yine bu dini hakim kılacak. Hz. Mehdi (a.s.)’ı çıkaracak, Roma’yı da fethettirecek, bütün Avrupa’ya da mescitleri yapacak.
CÜBBELİ, HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ZUHURUNUN, İSLAM AHLAKININ DÜNYA HAKİMİYETİNİN VE KIYAMETİN ÇOK YAKIN OLDUĞUNU ANLATIYOR:
CÜBBELİ:O Allah ki (c.c.) Muhammed Mustafa (s.a.v.)’i hidayetle, dosdoğru din ile hak din olan İslam ile gönderdi. Neticede ne yapacak, onu bütün dinlere galip edecek. İşte o müjde Efendimiz (s.a.v.) Efendimiz zamanında, Hz. Ömer (a.s.) zamanında epey tahakkuk ettiyse de, esas ne zaman tahakkuk edecek? Hz. Mehdi (a.s.) zamanında, İslam bütün dinler üzerinde, İsa (a.s.)’ın da inmesi aynı döneme rastladığından, işte o dönem İslam’ın hep hakim olduğu dönem olacak, dünyada İslam galip olduğu dönem olacak, şirkten eser kalmayacak, müşrikler istemese de, çatlasa da, patlasa da neticede yine İslam galip olacak. Hz. Mehdi (a.s.)’ı bekliyoruz. Onlardan bahsetmeme gafletine de düşmüyoruz. Hz. Mehdi (a.s.)’ı konuşmayın, İsa (a.s.)’ın inişinden bahsetmeyin diyenlerde yanlış gaye hizmettedirler, gaflettedirler. Biz ne yapıyoruz? Onların alametlerini okuyoruz, hadis-i şerifleri okuyoruz. Böylece bekliyoruz en azından Allah-u Teala bizi onlara layık bir asker eylesin diye dua ediyoruz. Böylece bu kadar hadis-i şeriflerden haberdar oluyoruz. Resulullah (s.a.v.) 1400 sene evvel bu kadar hadisleri beyan etti de, biz kıyamete yaklaşmışız, ezan kulağında yani müezzin akşam güneş batmaya yanaşıyor, Kıyamet kopmaya birkaç efendim zaman kısa zaman kalmış. Böyle bir zamanda konuşmayacağız da ne zaman konuşacağız? Sahabe-i Kiram bunu 14 asır evvel konuşuyorlardı. Dolayısıyla tam zamanıdır, yeridir, Allah-u Teala efendim bizleri haberdar ediyor inşaAllah.”
ADNAN OKTAR:Bak “ezan okunmak üzere” diyor. “Kıyamet kopmak üzere” diyor. Yani “akşam vaktindeyiz” diyor..
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR:Hocamız Mehmet Talu Hocamız da “Mehdi (a.s.) geldi” dedi. Mehmet Talu Hocamızı da göster.
ALTUĞ BERKER:“Ben göreceğim” diyor.
ADNAN OKTAR:“Ben göreceğim” diyor. Ben göreceğim ne demek? Mehdi (a.s.) geldi demektir. “Geldi” diyor inşaAllah.
VİDEO:
ALTUĞ BERKER:Ahir zamanda beklenen Mehdi (a.s.)’ı şu anda bekliyoruz Allah’ın izniyle. Hicri 1431’deyiz. Hadis-i şerif’e binaen “ümmetimin ömrü 1500’ü geçmez” hadis-i şerif’e binaen, 70 yıllık bir süre var, ümmetin tamamlanması ve bu Kıyamet Alametlerinin alametlerini bildirmesi, yerine gelmesi için. Hz. Mehdi (a.s.)’ı şu anda beklemeli miyiz Hocam?
MEHMET TALU HOCA:Ben şahsen kendi edindiğim bazı bilgiler, nasıl diyeyim işte bize doğan bazı şeylere göre Mehdi (a.s.)’ın gelmesi yaklaştığını ve Allah’ın izniyle ben de şahsen göreceğime inanıyorum.
ALTUĞ BERKER:Merak ettiğim bir şey daha var sayın Hocam, muhterem Mahmut Efendi Hazretleri’nin Hz. Mehdi (a.s.) konusunda ilgili bir dersi bize aktarabileceğiniz bir cümlesi var mı?
MEHMET TALU HOCA:Efendi Hazretleri Allah-u Teala onu başımızdan eksik etmesin. Ben şu kadarını söyleyeyim, yani Efendi Hazretleri, Mehdi (a.s.)’ın geleceğine kesinlikle tabi ki inanıyor. Ve bazı bilgileri kendisiyle paylaştığımda ki o bizim üstadımız, paylaştığımda bizim o bilgileri tasdik etmiştir Yani mesela ben yaklaştığını kendisine söylediğimde, “inşaAllah” demiştir. Yoksa hayır daha çok bir zaman var dememiştir. Ben de buradan bakın “inşaAllah” demesi, hayır yok buyurmaması, yakın olduğunu gösteriyor, inanıyorum.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam. Hocam son bir soru lütfederseniz vaktimiz azaldı. İslam Birliği’ni şu an istemeli miyiz?
MEHMET TALU HOCA:İslam Birliği’ni şimdi her zaman istemek mecburiyetindeyiz. Her zaman. Yani Müslümanlar bir ve beraber olmaları lazım. Ama nerede bir ve beraber olacaklar? İslam’da, Allah-u Teala’nın emrinde. Bunun da sağlanabilmesi için, herkesin Allah-u Teala ve Resulüne itaat etmesi lazım.
ALTUĞ BERKER:Çok teşekkür ederim Hocam. Allah razı olsun, sağ olun Hocam.
MEHMET TALU HOCA:Ben de sizlere teşekkür ediyorum. Bu yaptığımız kısa programın, hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan diliyorum.
ADNAN OKTAR:Mehmet Talu Hocamızı her gördüğümüzde gönlüm açılıyor maşaAllah. İlmiyle, feyziyle, samimiyetiyle, efendiliğiyle, dürüstlüğüyle çok mükemmel muhterem bir insan, Allah ömrünü uzun etsin. Aynı şekilde Mahmut Hocamızın da Allah ömrünü uzun etsin, Allah bizlere bağışlasın. Bak her ikisi de Mehdi (a.s.)’ın bu yüzyılda zamanımızda geleceğini söylediğini görüyoruz inşaAllah. Zaten bütün Ehl-i sünnet alimleri ittifak halindeler. Yani aksini iddia eden hiç kimse yok. Yani tamamı ittifak halinde. Bediüzzaman dahil inşaAllah. Atatürk diyor: “Türk Birliği’ni görüyorum. Onun bir gün hakikat olacağını biliyorum” diyor. “Türk Birliği’ni görüyorum” bak “onun bir gün hakikat olacağını biliyorum.” Var mı sende o Atatürk’ün sözü.
ALTUĞ BERKER:Arıyorum Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet bu bizim yüzyıllardan beri beklediğimiz rüyamızdı inşaAllah. Türk aleminin birleşmesi, İslam aleminin birleşmesi, büyük bir Türk-İslam Birliği oluşması ve Türkiye’nin dünyanın lideri olması, o safhadayız şu an inşaAllah. Cübbeli’nin dediği gibi “çatlasalar da patlasalar da” bu olacak inşaAllah. Gerçi Cübbeli söylemek istemiyor böyle şeyleri ama o genellikle böyle İslam’da cinsel hayat, fıkralar, çok fazla müstehcen fıkra biliyor, onları anlatıyor. Ama bunları zamanında söylemiş. 5 yıl önce 10 yıl önce söylemiş. Hepsini derleyip toparladık ve hepsini kendi diliyle anlattırıyoruz.
Atatürk Türk İslam Birliği ile ilgili de söylüyor. Bütün İslam ülkeleri Cumhuriyetler halinde olacak ve hepsinin ilerde birlikte ve beraber olacaklarını söylüyor ve bunu şimdiden görmemiz gerektiğini söylüyor inşaAllah. Yani Türk-İslam Birliği’ni Atatürk kendi zamanında bir ülkü, hedef olarak belirlemiş. Ama modern, aklı başında, laik, demokrat, bilimi ve sanatı en yüksek çizgiye getiren, barışçıl, Altın çağı ortaya koyan, yüksek medeniyeti ortaya koyan, en yüksek teknolojinin, en güzel bilimin, en yüksek sanat anlayışının yaşandığı bir dünya, bunu hedefliyoruz inşaAllah. Allah’ın bizden istediği de budur.
ALTUĞ BERKER:Atatürk şöyle diyor: “Türk Birliği’nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun riyaları içinde kapayacağım. Türk Birliği’ne inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliği’yle açacak. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türklüğün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek o zaman görülecek.”
ADNAN OKTAR:Bak çok şahane bir ifade bak: “Güneş ne demek, ufuk ne demek” yani “dünya hakimiyeti ne demek, dünyaya göstereceğiz” diyor Atatürk. Bütün Türklük aleminin bir gün birleşeceğini, bütün Turani devletlerin birleşeceğini, büyük bir Türk-İslam Birliği olacağını ve “bu benim rüyam” diyor. Rüya ne demektir? Ülküsü, ideali demektir. Her Türk gencinin ülküsü, ideali bu olmalıdır, Türk-İslam Birliği. Atatürk’te bu çizgiyi çok mükemmel tarif etmiş. Orada kelime kelime şerh edilmesi lazım.
ALTUĞ BERKER:Bir sözü daha var Hocam uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Oku evet.
ALTUĞ BERKER:Atatürk şöyle diyor: “Bugün elimde sımsıkı tuttuğum milletler avuçlarımdan kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim dostluğumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir, hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır, manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların bulunduğu tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların soydaş Türk kardeşlerimizin bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekir.”
ADNAN OKTAR:Yani bu kadar mükemmel, bu kadar özlü ve güzel bir açıklama başka bir siyasi liderde şu ana kadar duymadım. Bak mükemmel özetliyor. Her cümlesi ayrı mükemmel. Atatürk’ün mükemmel bir Türk-İslam Birliği stratejisi vardır, Türk-İslam sentezi stratejisi vardır. Bunu çok mükemmel açıklamış.
ALTUĞ BERKER:“O vasiyeti açmazlarsa, ben açacağım” demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:EvelAllah, EvelAllah.
SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza saat 00:30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar Tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak ART Tv, Haber58.com, HaberHilal.com, SelamHaber.com, 8sutun.com ve HarunYahya.Tv sitemizden canlı olarak izleyebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv ve Kaçkar Tv’den de takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah. Karadeniz’in aslanlarıyla inşaAllah, hadi bakalım.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...