SUNUCU 1:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Samsun Aks, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, haber58.com, haberhilal.com, selamhaber.com, 8sutun.com ve harunyahya.tv internet sitemizden devam ediyoruz. Hocam yine sözü size bırakıyorum inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Asilim, neler anlatalım?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Nasıl uygun görürseniz Hocam. Basın haberleri de vardı eğer uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Var mı basın da öyle ilginç şeyler?
ALTUĞ BERKER:Mehmet Yılmaz Hürriyet’ten bir enteresan bir şey söylemiş Hocam. Geçenler de New York Times gazetesinde meyve suyu içerek vücudun toksinlerden arınmakla ilgili bir yazı çıkmış, yani meyve suyu rejimi gibi bir şey diyor. Mehmet Yılmaz da; “eğer arınmak istiyorsanız, şarap ya da mojito gibi içkiler için” gibi bir tavsiyede bulunmuş Hocam.
ADNAN OKTAR:Mojito nedir. “Şarap ve mojito.” Sarhoş olur insan onunla. Nasıl arınacakmış? Kardeşim bizim milletimizin bir kısım fertleri çok özentiler. Avrupalılar ne yapsa aynısını yapıyorlar. Diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “onlar yılan deliğine girse siz de yılan deliğine gireceksiniz” diyor, “öyle bir zaman gelecek Ahir zamanda” diyor, “her şeyi taklit edeceksiniz, çok taklitçi olacaksınız” diyor. Şaraptan hoşlandığından değil. Şarap mı, meyve suyu mu? Bak helal dahi olsa şarap; şarap mı, meyve suyu üzüm suyu mu? Mis gibi üzüm suyu varken kardeşim; acayip güzel kokuyor, tadı mükemmel, tam doyum meydana getiriyor. Şarap; tadı acı, kokusu pis, nefeste meydana gelen kokusu da pis, bayağı kötü, rahatsız edici bir şey yani. Ve metil alkol var içinde, yani çok tehlikeli bir alkol türü. Sersemlik verir, mide bulantısı verir, baş ağrısı verir, dikkat bozukluğu verir. Mesela kapı kolunu bazen başka yerde görür, yer eğilir. Şimdi bu iş mi bu. Ne zevk var bunda? Nefsen de zevk yok. Hani bir şey olur, nefse hoş gelir; insan nefsini tutar, yani irade kullanır. Burada irade kullanması gereken de bir şey yok, nefse hoş gelen bir şey yok. Ve yan ürünler; şarapta o kadar çok toksik madde var ki. Yani mesela biz bir güzel patlıcan yemeği yapıyoruz değil mi, etli patlıcan yemeği? Sonra bozulduğunda o çok korkunç bir şeye dönüşüyor, bayatladığında. Çöpe bile atarken insan bakmak dahi istemez, yani çok korkunç. Yani o nefis yemek perişan olur. Şarap da aynısıdır, nefis bir yemeğin perişan olmuş halidir, bozulmuş halidir. Ve orada meydana gelen toksik maddeleri saysak yani iki yüz üç yüz tane böyle ana madde var, toksik. Ne zorum kardeşim? Vücudumu niye zehirleyeyim? Niye karaciğerimi perişan edeyim? Niye beyin hücrelerimi tahrip edeyim? Ne zorum. Cenab-ı Allah, o kadar mükemmel ki o iki yasağı -domuz yasağı da şarap yasağı da- ikisi de çok şiddetli zararlı maddeler. Alkol beyni ne yapar kardeşim, körpecik insan beynini? Karaciğeri ne yapar? Mesela bazı insanlar, farz edelim dudağında bir uçuk çıkar, ağzında yahut ağız içinde, bazen aft çıkar. Afta alkol sürüyorlar, alkol. Ne oluyor? Bembeyaz oluyor o sürülen yer. Bembeyaz niye oluyor, biliyor musun? Oradaki epitel hücreleri, üstteki hücrelerin tamamı ölüyor da ondan. Ölüyor, hücreyi öldürüyor. Hücre öldüren bir zehir, yani hücre onun gücüne dayanamıyor, zehrin gücüne dayanamıyor ve ölüyor, bembeyaz oluyor. Ben bunu niye içeyim? Helal da olsa içmem kardeşim. Ne zorum. Ki Allah haram kılmış. Onun için bu konuda samimi davranması lazım insanların, inşaAllah.
SUNUCU 2:İnşaAllah. Hocam özür dilerim, domuz eti dinimizde neden haram kılınmıştı?
ADNAN OKTAR:Domuz, ben geçenlerde bir mağazaya gitmiştim, etlere bakıyordum. Baktım garip bir şey böyle; dört parmak kalınlığı, üstü yağ kaplı, morla pembe karışımı bir acayip bir renk, yani garip bir renkli bir et. “Bu nedir?” dedim, “domuz eti” dediler. Daha görünüşünde meymenet yok. Helal da olsa ben onu yemem yani. Görünüşü bile berbat. Fakat kükürt bağlı yağ molekül halkaları çok büyük. Yağ molekül halkası... Amerikan askerleri kara harbindeyken, büyük bir bölümü enfarktüsten ölüyordu. Bu resmi tutanaklarda vardır. Enfarktüsten çok yüksekti ölümler Amerikan ordusunda. Türk askerlerinde çok nadir, enfarktüs çok nadir. İkisi de delikanlı bunların, yirmi yaşında adamlar. Eşit şartlarda olması lazım. Araştırıyorlar; onlar domuz eti yediği için çok yüksek kolestrol alıyorlar. Molekül halkası çok yüksek olan, böyle berbat yağı domuzun, yani doğmuş yağ asitleri çaka çaka dolu, böyle çok berbat bir şey. Dolayısıyla kalp damarlarında ciddi birikimler meydana getiriyor ve enfarktüse sebep oluyor. Bir de domuz trişini vardır, çok güç tespit edilen bir trişin. Beyine yerleşiyor, beyinde kapsül meydana getiriyor, kalsiyum kaplı bir kapsül meydana getiriyor, ya insanı delirtir ya kör yapar, ya sağır yapar, yahut öldürür. Ve sadece domuz trişini bak, domuzda bulunuyor bu. Domuzu yerken onu da alıyorsun aynı anda. Böyle bir belanın içerisine niye girilsin? Bu kadar molekül halkası böyle bozuk olan, böyle kokusu da iğrenç ayrıca, tadı da berbat, kokusu da iğrenç… Mis gibi kuzu eti var, koyun eti var, dana eti var, keklik, bıldırcın eti var. Allah hepsini helal kılmış. Ben onu yerim. Ne zorum yani? Güzelce ızgaraya değil mi, kuzu etini böyle çevirerek. Berker’im ne diyorsun?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Allah’ın helallerinde hep bir güzellik vardır. Mesela Allah fahşayı, fuhşu haram kılmıştır; o insanlarda, Müslümanlarda cinsel gücü daha yüksek hale getirir, daha sağlıklı olurlar, daha güzel olurlar. Mesela serbest oldu mu daha düşer güç. Mesela sürekli gece gündüz ilişkide bulunan, gayrimeşru ilişkide bulunan bakarsın hepsinde bir tiksinme vardır cinselliğe karşı, bir isteksizlik vardır, gücünü kırar. Ama Müslümanlarda, gerçekten takva müminse, iman ehliyse çok çok güçlüdür Müslüman’ın. Böyledir yani, bu dünyada bilinir. Mesela bir nimet olarak Allah öyle yaratıyor. Ayrıca mesela neslin bozulması engellenmiş oluyor, nesil bozulması. Tertemiz bir nesil olmuş oluyor inşaAllah. Cenab-ı Allah ayette söylüyor; “eşleri veyahut ellerinin altında olanlar müstesna.” Yani cariye olan veyahut kendini hibe eden kadınlar veyahut evli olduğu kadınlar müstesna. Onun dışında gayri meşru cinsel ilişki, insanı hem çirkinleştirir, hem cinselliğe karşı isteğini yok eder, hem de her yönden zararlı. Ama asıl Ahiretteki zararı çok büyüktür, inşaAllah. Onun için Kuran’ın, Cenab-ı Allah’ın o emrine titizlikle uyulması gerekir inşaAllah. Diğer haramlarda da, hepsinde; mesela namaz, namazın farz olması… Namaz mesela çok şahane bir ibadettir. Yani insan acayip zevk alır namazdan. Çok zevklidir namaz. Çünkü binlerce, on binlerce yıllık bir ibadet. Ne güzel, kadim bir ibadet ve hiç değişmemiş, aynısı. Abdest alırsın bir şenliktir, bir güzelliktir; namaz kılarsın bir şenliktir. Çünkü abdest aldın mı acayip bir ferahlık ve güzelliktir. Namaz kıldığında da bir ferahlık; herkes bunun tadına varmıştır. Müthiş ferahlık veriyor, maşaAllah. Ama Allah-u alem yani o bilimsel yönden de, gerçi biz bu amaçla yapmıyoruz ama mesela alnın yere gelmesi, mesela beyin damarlarının beyin kanamasına karşı dirençli olmasını sağlıyor. Çünkü beyin kanamasından çok insan ölür, çünkü insan hep ayakta olduğu için. Yani çok nadirdir bir insanın, namaz kılmayan bir insanın başı yere gelecek şekilde nerde olacak? Çok nadir olacak bir şeydir. Çok nadir bir şeydir. Ama bir Müslüman günde beş kere alnını yere getiriyor ve kan beynine hücum ediyor. Küçüklükten itibaren sürekli olduğu için beyin damarları müthiş bir elastikiyet kazanıyor kan hücumuna karşı, kan basıncına karşı. Dolayısıyla da beyin kanamasına karşı vücut hazırlıklı olmuş oluyor. Yani öbür türlü ufacık zorlamada, mesela adam eğiliyor yerden bir şey alıyor, ‘çıt’ kafasının damarı kopuyor, parçalanıyor, hemen beyin kanaması oluyor. Çoktur öyle, ben tanıdıklarımda, birçok kişide biliyorum. Mesela adam yarı yarıya eğiliyor, yere, kafasını iyice yere eğiyor, ‘küt’ kafasının damarı atıyor. Alışmamış kafası, beyin damarları o elastikiyeti almamış. Yırtılıyor damar, bir anda beyin kanamasından ölüyor. O kadar çok hikmet vardır ki ben yani saysam yani bitmez. Mesela ellerin yere gelmesi, ayak uçlarının yere gelmesi, alnının aynı anda yere gelmesi, vücuttan elektriğin boşalması; Cenab-ı Allah hepsini hayırla hikmetle yaratmıştır ve şifadır, namaz aynı zamanda şifadır, hem ruha hem bedene şifadır. Beş vakit namazını kılan insanlar çok sağlıklı ve zinde de olurlar, ayrıca Allah’ın bir ikramı olarak bir güzelliği olarak. Fakat “biz sağlıklı, zinde olalım” diye namaz kılmayız tabii; Allah rızası için ibadet olarak kılarız, inşaAllah.
Açık olan hanımları dışlamayı marifet sanıyorlar. Dünyanın yüzde doksan beşi kadınların başı açık. Hem dışlama, bir de düşman oluyorlar. Ne kadar büyük bir fitne. Kardeşim siz, deli misiniz siz. Onları İslam’a, Kuran’a yaklaştıracağına, onları sanki din dışı, dinle alakası olmayan insanlar gibi tanıtıyorlar. Bu sefer muazzam bir ayrım meydana geliyor. Muazzam bir kamplaşma meydana geliyor. Bir de aslı olmayan bir kamplaşma. Tertemiz müminleri, muttaki insanları. Kardeşim ne yapıyorsunuz siz. Başörtüsü yüzünden insanları, milleti tam ikiye ayırma fitnesi. Bir ara “Alevi-Sünni” diye ayırmaya kalktılar, şimdi “başörtülü-başörtüsüz”. Hepsi bizim kardeşimiz, hepsi birebir eşittir, hepsi mümin, muttakidir ve tertemizdirler. Her insan günaha girebilir ayrıca. Başörtülü kardeşlerimiz günaha girmiyor mu? Giriyorlar. Başı açık kardeşlerimiz girmiyorlar mı? Onlar da giriyorlar. Hepsi Allah’ın kuludur ve hepsi birbirine eşittir. Müminler kardeştir. Böyle fitne çıkartmak, kargaşa çıkartmak çok yanlış; yani o da yeni bir oyun, buna hiç kimse gelmesin, inşaAllah.
Berker’im ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER: Hocam estağfurullah. Bugün Star Gazetesi’nde İbrahim Kiras isimli yazar, HAS Parti üzerine bir yazı yazmış; Numan Kurtulmuş’un yeni partisi. “HAS Parti başarabilir mi?” başlıklı. “Benim onlardan beklentim” diyor, “Türkiye’nin asırlık İslamcı fikir geleneğine bağlanacak bir misyon partisi oluşturmalarıydı” diyor, “bunun için de AKP’den hangi noktalarda ayrıldıklarını açıklamalıydılar ama öyle bir şey yapmadılar. Marksist jargon kullanarak, ‘neo-liberal ekonomik politikalarına karşıyız’ falan diyerek bunu yapmaları mümkün değil” diyor.
ADNAN OKTAR: Bıraksınlar, boş vakitlerini değerlendirsinler, yani bir mahsuru yok. HAS Parti, Numan Kurtulmuş Hocam’a iyi iş çıkmış işte, boş vakitlerinde partiye gider gelir. Boş duracağına iyi ya işte kültürünü arttırır, konuşur, ifade eder, bir zararı yok. Ama Türkiye’de MHP gerçeği vardır, Milliyetçi Hareket Partisi gerçeği vardır. Değişmez. Oranın aslanları öyledir, değişmez. Saadet Partisi’nin aslanları değişmez. CHP mesela denge partisidir, değişmez. Her zaman bir merkez sağ vardır, değişmez. Büyük Birlik Partisi vardır, değişmez. Hocam da “çıktım ben aradan, işte böyle bir parti faaliyeti yapacağım” diyor, yapsın. Yani çok öyle yeni kurulan parti var. Büyük bir heyecanla kurulurlar, insanın çocukluğunda da vardır, çocuklarda; “işte, büyük adam olacağım”, “atom mucidi olacağım”, işte, “şunu yapacağım, icatlar yapacağım” falan der. Gerçekçi baktığımızda, Türkiye’nin manevi bir kökeni vardır, Osmanlı’dan gelen bir kökeni vardır. Mukaddesatçıdır, maneviyatçıdır, milliyetçidir, Atatürkçüdür, akılcıdır, makuldür. Bizim milletimiz âlemcidir, âlemden hoşlanır, neşeden hoşlanır, sevinçten hoşlanır. Ben de âlemciyim. Neşelidir, hayat doludurlar, bağnazlıktan hoşlanmazlar ama mukaddesatına laf söyletmez, Allah’a dine laf söyletmez; herkes yerini almıştır. Yani Hocamız… Anlatırım da şimdi şevkini kırmak istemiyorum, yapsın bir şeyler. Analiz edemiyorsa partiyi de analiz ederiz, kendisini de analiz ederiz ama yazık yani gerek yok. Bir zararı da yok şu an, bir şeyi yok, yani kendi halinde faaliyet yapıyor. Kimseye bir zararı olmayan bir insanın eleştirilmesinin yersiz olduğunu düşünüyorum. Anormal bir şey yaparsa devreye gireriz. Mesela ilk yaptığı anormaldi; Erbakan Hocamız’a karşı saygıda kusur etti. Gitti, Taha Akyol’un karşısında hazır ol’da durdu, temenna etti yani onların karşısında, topuk selamına geçti. Şimdi bu olmadı. Ona yakışmadı o. Onu eleştirdik. Ondan vazgeçti gördüğüm kadarıyla herhalde, bilmiyorum. E tamam, onun dışında bizim ona bir sözümüz olmaz. Yani vefasızlığı, sadakatsizliği uyardık, hatırlattık, izah ettik. Anladığı kadar anladı. Ama onun dışında yani böyle elle tutulur bir hatası olmayan insana benim bir sözüm olmaz. Yani ne diyeceğim, garip bir şey yapmadıktan sonra? Ama bu entel falan, Marksist -partiyi de incelemedim- üslup jargon falan bir şeyler; onu eleştirdik zaten. Öyle bayanlarda da oluyor, Müslüman bayanlarda oluyor; başörtülü ama konuşuyor, zannedersin Che konuşuyor, yani böyle komünist ağzı yani. Aşağılık kompleksinden tam komünist havasına girmiş. Ama Hocamın öyle bir şey konuştuğunu pek izlemedim. Daha Türkçesi konuşmalarını da takip etmiyorum şu an. Ama ilginç bir şey olursa tabii evelAllah açıklarız, anlatırız. Evet.
ALTUĞ BERKER: Siz daha önce Hocam; “lidere sadakat göstermeyen insan başkalarına da sadakat göstermez” demiştiniz. Bugün Rauf Tamer, Hürriyet Gazetesi’nden, bu içerikli bir yazı kaleme almış. Aşağıdaki yazıda CHP’de olan karışıklıkları daha önce Baykal’a gösterilen sadakatsizliğe bağlamış Hocam, şu andaki karışıklıkları.
ADNAN OKTAR: Baykal çok kaliteli bir insan, o çok önemli; kaliteli. Kaliteli bir Türk’tür, kaliteli bir insandır; gülmesi, konuşması, adabı, edebi, oturması, yemesi, içmesi, kalkması kalitelidir; kaliteli bir Müslüman evladıdır, Müslümanlığı da kalitelidir. Yani kardeşim, şimdi bize çıktılar bir film gösterdiler güya, kendi kafalarına göre. Bir insan düşünelim, bir gün namaz kılmadı; günahkar olur. Ee? Partinin Genel Başkanlığından istifa mı etmesi gerekiyor bu durumda. Tövbe eder, biter. Yani “insan günaha girmeyecek” diye bir konu yok ki. Biz ne için tövbe ediyoruz gece gündüz? E günahkâr olduğumuz için, günaha girdiğimiz için. Hata yapıyoruz. İnsanız biz. Kardeşim veyahut şaştı yanıldı gitti şarap içti farz edelim, mesela içki içti. E istifa mı edecek? Günaha girmiş olur; tövbe edecek, tövbe eder. Niye istifa etsin. Ne oluyor yani? Bir de bu çıktı; filmden istifa. Olur mu öyle şey? Bu adamları teşvik etmiş olursunuz o zaman. Gazeteler sürmanşetten veriyor. Ne oluyor kardeşim? Sizin öyle sürmanşetten verilecek durumlarınız var ki, eğer bir sürmanşetten vermeye kalksak o gazeteler haftalarca yayın yapar yani. Öyle durumlarınız var yani. Ama gizli. İfşa oluyor mu bunlar? Olmuyor. Açığa çıkıyor mu? Çıkmıyor. E burada da oturup bunun yaygarasını yapmak çok ayıp oldu, çok ayıp yaptılar. Muhatap olma öyle durumda, ağzına alma. Konuşmadığında konu biter kardeşim. Biz açıkladık, gayet net o zaman izah ettik, dedik; “zaten dört tane şahit gerekir Kuran’a, İslam’a göre; dört tane şahit gerekiyor.” Şahitleri yok; bitti konu zaten. Ağza dahi alınacak bir konu değil yani. Dedik; “faraza, faraza, yaptığını farz edelim; tövbe eder.” Yani bunu bu kadar olay haline getirmenin ne alemi var. Kadıncağızı, o muhterem insanı, onu da mahcup ettiler. Deniz Baykal’ı da mahcup ettiler. Çok kibar bir insan, böyle utangaç, saygılı bir insan. Dayanamadı yani mahcubiyete. Ne kadar ayıp. Nasıl bir vicdandır bu? Bir de buna, böyle bir duruma değer vermek de çok anormal bir hareket. Deniz Baykal’ın yapacağı, hiçbir şekilde dümdüz gitmekti yani. Ama ben şeyi de temiz görüyorum, yani öyle mazlum bir insan. Fakat tabii nasıl bir gelişme olacak bilemiyorum.
ALTUĞ BERKER: Kılıçdaroğlu.
ADNAN OKTAR: Evet, o da, diğer şeyler de onlar da mazlum insanlar yani bir şeyleri yok, yani kendi halinde insanlar, inşaAllah. Fakat böyle bir karışmış gibi bir şeyler var, ben tam da anlamadım tabii olayı tam yakından takip etmediğim için ve kardeşçe, akılcı bir çözümle olaya bakarlarsa güzel olur. Katılık gitmez CHP’ye. CHP halka açılsın, insanlara açılsın, İslam’ı kucaklasın, Müslümanları kucaklasın. Başörtülü kardeşlerimizi kucaklasın. Bir şey olmaz inşaAllah. Bilakis çok daha güzel olur. Kaliteli, seçkin insanlar, gayet güzel insanlar. Modern Müslüman anlayışını, Kuran Müslümanlığını Türkiye’ye hâkim kılsınlar. Sahabe Müslümanlığını Türkiye’ye hâkim kılsınlar. Bunları anlatsınlar; çok çok güzel olur, bayağı güzel olur. Ama inşaAllah hepsinde bir hayır var, sonu hayırla bitecektir.
“Selamün Aleyküm” Erzurum’dan İsmail kardeşimiz yazıyor. “Anons yapan muhterem hanımefendi, yayının devam edeceği TV kanallarını ve internet sitelerini hatırlatırken, bizim” diyor, “bu güzel sitemiz hakkında bilgi vermedi” diyor. “İslamiNesil.com” “İslamiNesil.com olarak biz inşaAllah yirmi dört saat olarak HarunYahya.TV’nin yayınını yapacağız. Hocamın ellerinden öperim” diyor. Hay aslanlarım benim, Erzurum’un koç yiğitleri bunlar, maşaAllah.
SUNUCU 1:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Sayın Üstadım, Allah’ın Salat-u Selam’ı üzerinize olsun.” Amin, inşaAllah hepimizin üzerine olsun. Cenab-ı Allah hepimize o güzelliği ihsan etsin. “Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri gökteki yıldızlardan biridir.” MaşaAllah, Elhamdülillah. “Allah ondan razı olsun. Çok büyük himmet ve tam bir mümine yakışır cesaret abidesi olduğunu ilk katılımıyla bütün dünyaya gösterdi. İnşaAllah bu önemli katılımların arkası peş peşe gelecektir. İslam uyanıyor, Allah’ın vadi gerçekleşiyor, elhamdülillah. Saygılarımla, Ahmet Rıza” diyor. Hocamızın katılımı İslam’a, Kuran’a ve bütün Müslümanlaradır, maşaAllah. Tabii tam mümine yakışır bir cesareti var. Hiç kimseye boyun eğen bir tavrı yok. Hiç kimseye şirin görünme derdinde değil. Kimsenin dedikodusundan etkilenmez. Kimse “ne der?” diye düşünmez. Allah ne der, Allah ne der; onun peşindedir. Böyle bir yiğit, mübarek, muhterem bir şeyh efendidir. Bir değerli mürşittir. Şeyh Nazım Hocamız’ın adeta güzel bir kopyası, maşaAllah. O da öyle dünya tatlısıdır. Küfür ne der, it kopuk ne der asla kaale almaz, adam yerine koymaz. Çok aşağılık görür onları. Hiç muhatap dahi olmaz. Ama sert de davranmaz. Hep sevgiyle, şefkatle, merhametle, akılcı bir üslupla devam eder. Tavırlarını o şekilde insanlara gösterir. O yüzden de bütün dünyada çok seviliyor, maşaAllah.
SUNUCU 2: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamün Aleyküm Sayın Adnan Hocam, Bediüzzaman Hazretleri ile ilgili ‘ne diyorsa çıktı’ sözünüz üzerine aklıma bir kıssa geldi. Bediüzzaman Hazretleri, kardeşi…” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Kardeşi Abdülmecid Nursi Hazretleri’ne, kendisinden yedi sene sonra vefat edeceğini bildirmiş ve yedi yıl sonra Abdülmecid Nursi Hazretleri, yakınları ile vedalaşarak ‘bu sene son senem’ demiş ve hakikaten de abisi, Bediüzzaman Hazretler’inden yedi yıl sonra 1967’de vefat etmiştir.” Bediüzzaman’ın o kadar çok ki böyle. Bunlar yazılmamış yani binlerce, binlerce; bir tane iki tane değil. Ne söylese çıkıyor. Yani söyleyip de çıkmayan hiçbir şey yok. Onun için ben Bediüzzaman’ı anlatırken bir şey biliyorum ki anlatıyorum.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamün aleyküm arslanların arslanı Muhammed Adnan Hocam” Aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü “Hocam, o mübarek asanın sırrı nedir? Çok merak ettim inşaAllah” diyor. MaşaAllah, mübarek bir silsileyle bu aciz, garip kardeşinize kadar gelen mübarek bir emanet, çok mübarek bir emanet ama Hocamız bir sır verdi, onu ben söyleyemem, inşaAllah. Söylemeyeceğim. Çok harika Hocamızın verdiği sır. “Bunun dışında benim size bir sorum yok. Her şeyi çok güzel anlaşılır bir şekilde, çok güzel bir üslupla anlatıyorsunuz maşaAllah. Sadece söylemek istediğim bir şey var. Allah (c.c.) için, Allah rızası için inşaAllah sizi çok seviyorum. Allah’a emanet olsun ve selametle kalın inşaAllah.” Dilek isimli bir hanım, kız kardeşimiz. Ben de Dilek seni çok seviyorum Allah’ın bir tecellisi olarak, inşaAllah.
SUNUCU 2:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hüsnü Bayram Ağabeyimiz, Bediüzzaman’ın güzel talebelerinden, hoş talebelerinden birisi. Son on yılını sürekli Üstad’la birlikte geçirmiş. MaşaAllah, Üstad’ın âşıklarından. Gittin, onunla konuştun.
ALTUĞ BERKER: Vesilenizle Hocam.
ADNAN OKTAR: O mübarek Hocamızla konuştun, feyzinden, bereketinden istifade ettin.
ALTUĞ BERKER: Size çok selam ve hürmetleri var.
ADNAN OKTAR: Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. Ben de Hocamın ellerinden öpüyorum. Onun kapısının aciz bir hizmetçisiyim.
SUNUCU 2: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Onun emir eriyim.
SUNUCU 2: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Doğru, doğru; yani net. O konuşmadan güzel bir kesit yayınlayalım, görelim inşaAllah. İttihad-ı İslam’la ilgili, Bediüzzaman’ın İttihad-ı İslam’a ne kadar önem verdiğini, Türk İslam Birliği’ne ne kadar önem verdiğini anlatan video.
-VTR- Hüsnü Bayram Ağabeyimiz’in Bediüzzaman’ın İttihad-ı İslam’a ne kadar önem verdiğini anlattığı video
ADNAN OKTAR: Demek ki Bediüzzaman bak, “bütün amacı” diyor “emeli, gayesi İttihad-ı İslam’dır.” Ne diyor Bediüzzaman? “En büyük farz vazife İttihad-ı İslam’dır” diyor. Kardeşim, hayret ediyorum. Mesela Pakistan, Irak, Suriye, Mısır; “ya” diyorlar, “o kadar güç ki” diyorlar, “İttihad-ı İslam, o kadar güç ki” diyorlar, “ya nasıl olacak bu iş?” diyorlar. Kardeşim sen bunu demesen, desen ki; “İttihad-ı İslam çok kolay” desen, o büyüyü yapmasan, deccalın büyüsünü yapmasan, deccalın ağzıyla konuşmasan, deccalın sana şeytanla vahyettiği o sözü söylemesen, desen ki; “İttihad-ı İslam çok kolay, hepimiz kararlıyız. Allah İttihad-ı İslam’ı nasip etsin. EvelAllah en kısa zamanda hemen yapacağız” desen zaten bitmiş oluyor, yani geriye bir şey kalmıyor. Yani imza mı olay yani, imza? O dert değil kardeşim, onun derdine düşme sen. Yani Müslümanların istemesiyle ilgili bir şey. Mesela biz diyoruz ki; “devletten,” -Allah’tan istiyoruz, devleti vesile ediyoruz- diyoruz ki; “bu mahalleye bir yol yapsalar” diyoruz. Yapılmıyor. Dilekçe veriyoruz; yapmıyorlar. Bütün mahalleliden topluyoruz, dilekçe veriyoruz; şak yol yapılıyor. Bu, böyledir. Herkes istedi mi konu biter. Herkes istemedi mi ne olur? Yine olur. İsteseler de, istemeseler de olacak. Ama isterlerse sevabını kazanırlar; İstemezlerse sevabından mahrum kalırlar. Ama İttihad-ı İslam yine olacak. Yani o Allah’ın emri. Allah’tan o emir, bir kere çıkmış o emir. Allah onu yapmış bir kere, bitmiş o. Ben, sevabından istifade etmeleri için söylüyorum. Yoksa Allah yani söke söke İslam ahlakını hâkim edecek inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Siz İttihat-ı İslam’ı uzun yıllardan beri anlatıyorsunuz Hocam. Bahsettikçe Müslüman kardeşlerimiz de şevkleniyorlar. Bugün Zaman Gazetesi’nde Ahmet Kurucan kardeşimiz öyle bir yazı yazmış Hocam; “Mezhepler arası ihtilaf ve ‘Allah’ın ipine sarılın’ ayeti” başlıklı yazı; “Müslümanların aralarında düşünce ayrılıkları olabilir ama mutlaka birlik olmaları, bunu ölesiye muhafaza etmeleri ve dağınıklığa düşmemeleri gerekir” demiş. “Ayette verilen mesaj gayet açık ve net” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Peki bunun için ne yapmak gerekiyor? Bir Müslüman müminin etrafında toplanması gerekiyor, değil mi Müslümanların? Allah’ın sünneti bu. Yani Mehdi (a.s.), Muhammed Mehdi (a.s.). Bu olmadıktan sonra bu köşe yazılarını yazarsın, yazarsın, yazarsın, yazarsın. Bu köşe yazısına bir isim koy, isim koyacaksın. Müslümanları İttihat-i İslam... Yani ‘birlik’ ne demektir, ‘birlik’? ‘Birlik’ ne demektir? Başı olan ve aralarında ayrılık olmayan topluluğa deniyor ‘birlik’ diye. Başı olmayan topluluğa ‘birlik’ denir mi. Onun adına bozgun denir, parçalanma, bölünme denir. Başı olmayan bozguna uğramıştır, bölünmüş, paramparça olmuştur. Başı olmayan topluluk lime lime olmuş demektir. Yani bir insanın başı koptu mu ne oluyor? Ölüyor. Başı kopmuş bir Müslüman topluluk da paramparça olur ve olmuştur. Sürekli birlikten bahsedeceksin fakat başından bahsetmeyeceksin; o zaman birlikten bahsetmiş olmuyorsun sen. Yine parçalanmadan bahsetmiş olursun. Başka bir şey olmaz o.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, evet inşaAllah. Hocam sizin üç yıl önceden söylediğinizi vizelerin kaldırılması, inşaAllah şimdi birer birer tahakkuk ediyor. “Afganistan’ı ‘Asya’nın kalbi’ olarak tanımlayan Bakan Davutoğlu’nun daha çok yatırım için vizesiz seyahat talebine mevkidaşı Rassoul'dan olumlu cevap geldi” diyor Hocam. İnşaAllah Afganistan’da da aynı, vizelerin kaldırılması. Siz daha 19 Aralık 2008, MPD televizyonundaki röportajınızda; “sınırlar açılsın, vizeler kalksın, gürül gürül ticaret yapalım, bağrımıza basalım onları; bir sevinç olsun, bayram olsun. Bereket, bolluk böyle her yeri bir sarsın” diyorsunuz Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, dünya da görsün bu kalleşliğin, egoistliğin, bencilliğin çirkinliğini görsünler. Müslümanlara özensinler.
ALTUĞ BERKER: Müslümanlara özensinler evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Berker Hocam seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Cüneyt Özdemir’in bir yazısı vardı Hocam. Radikal’de bugün depremle ilgili yazı yazmış. “İşte tam o an pijamalarınla kışın ayazında dımdızlak sokakta kaldığını fark edeceksin” diyor Hocam. İstanbul’da deprem olduğunda tüm günlük siyasi konuşmaların hiçbirinin öneminin ortadan kalkacağı ve Allah’a olan güvenin sınandığı bir an olacağını anlatmış deprem anının Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, mesela bize operasyon yapıldığında, 99’da, Hürriyet Gazetesi’nin manşeti bizdik. Bütün manşetin tamamı bizdik. Deprem olunca ana sayfaya bir sayfa daha ilave etti Hürriyet Gazetesi, depremi manşet etti, ikinci sayfa, açtığında ana sayfada biz vardık.
Efendim selam vermediğim kişiler varsa onların hepsine “aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü” diyorum, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam Anayasa Mahkemesi Başkanının bir sözü vardı bugün, uygun görürseniz. “Vicdanı kirlenmemiş hakimlere ihtiyaç var” demiş Hocam, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç.
ADNAN OKTAR: “Vicdanları kirlenmemiş.” Bakın o çok hayati. Şu an hükümetin bir numaralı konusu bu. Yani biz ne yiyecek istiyoruz hükümetten, ne içecek. Biz aç kalalım, yarım ekmek yahut çeyrek ekmek, az bir peynirle yaşarız. Ama biz adaletsiz yaşayamayız. Adaletteki bozukluk, adaletteki iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yapılanması ve adaletteki bazı yanlışlıklar süratle düzeltilmesi lazım. Ana konu budur. Biz devletten bunu bekliyoruz. Yani öbür türlü mağduriyetler, zorluklar devam ediyor. Çünkü hakim, haşa kendisini Allah gibi göremez. Hakim vatandaşın parasıyla, vatandaşın verdiği vergilerle oraya getirilmiş devletin bir memurudur. Bizim hakimlerimizin yüzde doksan dokuz virgül doksan dokuzu mükemmel, tertemiz, has vatan evlatlarıdır. Çok değerli, dürüst insanlardır. Ama içlerinde insan fıtratına uygun olarak… İnsanlarda olur bu değil mi, bozuk insan? Bozuk insanlar da var, bozuk hakimler de var. Onların çok iyi takip edilip, etkisiz hale getirilmeleri gerekiyor. Ve onlar hiç ummadık yerlerde, kilit noktalarda Müslümanların, insanların, diğer insanların da, Müslüman olmayanların da canını yakmaya devam ediyor. Yani referandum olması yeterli değil. Referandumu hayata aktarmak çok önemli, inşaAllah.
Evet Berker’im, seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Mehdi (a.s.)’nin adaleti ile ilgili bir hadisi vardı onu okuyorum, inşaAllah. El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alameti'l-Mehdiyyi'l-Muntazar sayfa 22’de; “Hz. Mehdi (a.s.)’ye aralarında kadınların da bulunduğu üç yüz on dört kişi biat edecek ve her zalim onun karşısında mağlup olacaktır. Zamanı o kadar adil olacak ki, kabirdeki ölüler dirilere imrenecektir” diyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Kabirdeki ölüler dirilere imrenecektir.” Demek ki Bediüzzaman’ın dediği doğru. “Ben” diyor, “kabrimden sizi seyredeceğim” diyor. Tabii, bu Resulullah (s.a.v.)’ın hadisi olduğuna göre.
“Adnan Oktar bir numaralı hedeftir” diye yazıyor adamlar “ve Bilim Araştırma Vakfı. Onlara karşı her türlü mücadele yapılacak” diyor, “her türlü mücadeleyi yapacağız” diyorlar. Yani “her alandaki adamlarımızla, her yerde onlara karşı mücadele yapacağız” diyorlar.Ve gece yarısı tutuklanması gereken kişiler içerisinde ayrıca. İddia edilen Ergenekon Örgütü bir darbe yapmayı düşünüyor devlete karşı. Bunu yaptığında da ilk tutuklanacak kişilerden biriyim bunların görüşüne göre ve hedefim, hedef olarak gösterilen bir kişiyim. Şimdi kardeşim burada çok acayip bir manzara ortaya çıkıyor. Onun için biz diyoruz ki devletimize; İddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı çok süratli, kapsamlı devlet netice alacak şekilde faaliyetlerine devam etmesi gerekir. Adamlar ferahladı, gevşediler ve kaldıkları yerden devam ediyorlar faaliyetlerine şu an. Adamlar arsız, adamlar pişkin, iddia edilen Ergenekon Örgütü üyeleri kaşar, it kopuk takımı, bunlar çakal. Ben yargılananları tenzih ediyorum. Ben onlara bir sözüm yok. Ben halen faaliyette olan köpekleri kastediyorum. Ve bunların bir numaralı hedefiyim ben. E diyoruz; “kardeşim” diyoruz, “gelin, beşer beşer, onar onar gelin. Yerimiz de belli” diyoruz. Olmadık çakallık olmadık iftira ve olmadık oyunlarla beni yeneceklerini zannediyorlar. Biz de diyoruz ki; “hodri meydan. ”Çünkü Bilim Araştırma Vakfı ne? Anti Darwinist, anti materyalist, anti kominist, anti PKK. PKK’nın antisidir, karşıtıdır. Öyle olunca, öncelikle bizi durdurmaları gerektiğine inanıyor adamlar. Elinizden geleni ardınıza koymayın bakalım. Görüşeceğiz. El mi yaman bey mi yaman göreceğiz, inşaAllah.Hiçbir şey yapamazlar, biz galip geleceğiz Allah’ın izniyle.Allah taraftarları galip gelecek, Müslümanlar galip gelecek, Hak galip gelecek inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ayet okuyorum inşaAllah ayet. Mücadele suresi 21’inci ayet. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Allah, yazmıştır: "Andolsun Ben galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır.”
ADNAN OKTAR: Kardeşim münafıklar bir yandan, it kopuk bir yandan, mafyası bir yandan, iddia edilen Ergenekon Örgütü bir yandan, PKK bir yandan, komünist örgütler bir yandan, satanistler bir yandan; ne kadar şeytanın ordusu varsa ayaklanmış vaziyette bize karşı. Vız gelir tırs gider. Tek bir üflemede, tek bir fiskede tepe taklak ederiz Allah’ın izniyle. Yani sadece bize şenlik oluyor bunlar, başka bir şey değil yani inşaAllah. Bütün güç kuvvet Allah’ın elindedir. Her şey; bizi konuşturan da Allah’tır, karşı tarafı konuşturan da Allah’tır, “ben” dediğinde bir insan Allah’ın tecellisinden bahseder. Başka bir şeyden bahsetmez.
ALTUĞ BERKER: Allah’ın izniyle Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah’ın tecellisini unutup da, “ben” diyorsa o zaten dinden çıkar, müşrik olur. Yani Allah’tan ayrı bir ben olduğunu düşünüyorsa, Allah’ın tecellisinin dışında bir varlık olduğunu düşünüyorsa dinden çıkar.
ALTUĞ BERKER: Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, bu söylediğiniz tarihî de bir gerçek zaten. 91’de sizi kokain komplosuyla durdurmaya çalıştılar, 99’da bu iddia edilen Ergenekon; hepsinde güçlenerek, daha da büyüyerek, daha da fikirleriniz daha da genişleterek, kitaplarınızın sayısı daha da artarak gelişti inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Mesela bu 99’daki operasyonlarda bizde iki tane ajan provokatör kullandılar. Yani normal bildiğin ajan provokatör. Hatta ajan provokatör bize yapılacak operasyondan bir gün evvel Emniyet’e gidiyor, görüşüyor, Organize Şube’yle görüşüyor. Bunu böyle bir arıyor gibi marıyor gibi falan yaptılar bazı kişiler. Yani alenen oyun oynuyorlar böyle, alenen. Bütün Türkiye’nin, bütün dünyanın gözü önünde oyun oynuyorlar. Devletimiz buna karşı çok duyarlı olsun. Yani bunların yenilmesi, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yenilmesi Atatürk’ün kurduğu bu mübarek cumhuriyetin kurtuluşudur. Yani bir Kurtuluş Savaşı veriliyor şu an. İkinci Kurtuluş Savaşı veriliyor. Atatürk’ün kurduğu cumhuriyeti yıkmaya karar vermiş bir iblis ordusu, yani iddia edilen Ergenekon Örgütü’yle Türk Devleti boğaz boğaza bir mücadele veriyor. Devlet asla yenilmez. Bütün milletimiz devletten yana olsun, hakimlerimizden, savcılarımızdan, polisimizden yana olsun. Devlete yardım etsinler. Her türlü bilgiyi aktarsınlar. Devlete bilgi vermek Allah rızası için ibadet olur. Tek bir yere de değil; hem savcıya, hem Başbakanlığa, hem mahkemeye, aynı anda her yere göndersinler bilgiyi. Kardeşim şart değil imza, çekiniyorsa kimliğini gizlesin. Yani ille kimlikle verecek diye bir şey yok. Devlet onu değerlendirir. Yeter ki bilgi doğru olsun.
ALTUĞ BERKER:O dönem, siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, Saadettin Tantan’ın da garip sözleri vardı o operasyonda, İçişleri Bakanı iken.
ADNAN OKTAR:Saadettin Tantan, o apayrı bir alem. Onun hikayesini de ayrı bir gün anlatırım, inşaAllah.
Şimdi kardeşlerimizin sorularına geçelim.
“Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın selamı sizin ve talebelerinizin üzerine olsun. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında cariyelik var mıydı?” diyor, “kendini hibe eden kadınlar var mıydı” diyor. Evet, Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında cariyelik vardı, kendini hibe eden kadınlar da vardı. Kendini hibe ettiğinde azad edilmiş cariye oluyordu. Yani öyle anlaşılsın. Kendini hibe etmiş. Tabii biz ona “cariye” diyemeyiz. Hibe etmiş, yani “Allah için” diyor kadın, “ben seninim” diyor. O kadar. Yani iki şahidin huzurunda kendini hibe ediyor. “Ben sana aidim” diyor. Nasıl şu an kadınlar mesela çıkıyor, başkasıyla bir kişiyle geliyor evleniyor ama devletin memurunun önünde. Ne diyor kadın? “Ben sana kendimi hibe ettim” diyor, “seninim” diyor. O devirde de kadınlar geliyorlar, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e yahut sahabelere mesela Hz. Hasan (r.a.)’a, Hüseyin (r.a.)’e kendini hibe ediyor, “seninim” diyor. O devirde onlara kimse karışamaz. Yahut cariye kadınlar var. Cariye zaten onun olmuş oluyor, yani savaş esiri olan kadınlar. Ama öyle bir ortam oluyor ki orada, yani cariye ile efendi aynı şartlarda yaşıyorlar o dönemde. Aynı şartlardalar. Yani öyle bir altta kalma bir şeyi yok. Ama kendini hibe eden kadınlar hürler. Fakat kendini ona hibe etmiş oluyor, “seninim” diyor. Yani hiçbir karşılık istemiyor. Miras da istemiyor. Miras hukuku da yok. Ama evlilikte miras hukuku vardır. Miras hukuku vardır; yani kadına pay düşer, çocuklara pay düşer ama hibe ettiğinde miras hukuku yoktur. Aradaki fark budur. Hibe, ona ait olmuş oluyor kadın. O zaman, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında. Şimdi, resmi nikah oluyor. O onun eşi oluyor, o da onun eşi oluyor, tamamdır. Şahitler oluyor, şahitlere soruyorlar, iki şahit var, şahitler de “biz de şahidiz” diyorlar, tamam. O devirde de yine evlilikler var. Şahitler oluyor, iki şahidin huzurunda evleniyorlar, duyuruluyor ama kendini hibe eden kadında da öyle oluyor. Hibe eden; “ben” diyor, “hibe ediyorum” diyor, “duyun” diyor. İki kişiye söylüyor, kendisini hibe ediyor. Ama onda ne bir mehir alıyor, ne de miras hukukundan istifade ediyor. Yani varis değil, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR: “Selamün aleyküm Hocam” diyor. “Hz. Mehdi (a.s.)’nin soy itibariyle hem Haseni, hem Hüseyni hem şerif, hem seyid olacağı söyleniyor Hocam. Buna bir açıklama getirebilir misiniz inşaAllah?” Mehdi (a.s.), seyiddir. Yani orada o kadar karışık bir şey yok. Yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyundandır. Haseni de olsa seyiddir. Mühim olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyundan gelmesidir. Hüseyni de olsa, Haseni de Hüseyni de olsa fark etmez. Ama rivayetlerde Haseni olduğu daha çok geçiyor. Bazı rivayetlerde “hem Haseni hem Hüseyni” diye geçiyor. Ama bunlardan anlıyoruz ki ana konu seyid olması. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’ in neslinden geliyor. “Ümmü seleme (r.a.) şöyle demiştir: Resulullah (s.a.v.)'i şöyle buyururken işittim: ‘Mehdi (a.s.) benim ailemden, Fatıma'nın oğullarındandır.’" Mesela. Buradan da anlaşılıyor. Yani seyidler Ahir zamanda manen büyük bir hamiyet-i İslamiye’yle bir manevi feveran yaşayacaklar. Mehdi (a.s.)’ye sahip çıkacaklar. İnşaAllah. Bediüzzaman söylüyor; “hamiyet-i islamiyesi de feveran edecek” diyor “seyidlerin.” Ve hepsi birden Mehdi (a.s.)’ye sahip çıkıyorlar inşaAllah.
SUNUCU 2:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Selamün aleyküm canım Hocam. Siz ‘Ahir zaman aynı Asr-ı Saadet gibi olacak’ demiştiniz. O zamanki kadınlar Hz. Ayşe (r.a.) ve diğer annelerimizi örnek alırlardı. Acaba hadislerde Ahir zaman için böyle örnek kadına işaret var mı? Derin saygı ve sevgilerimle, Mehtap.” Ahir zaman kadınları Hz. Meryem’i, Hz. Ayşe (r.a.)’yi, Hz. Fatıma (r.a.) annemiz’i örnek alacaklar. O yeter o. O örnek yeter, inşaAllah.
SUNUCU 1: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hollanda, Sinan Kardeşimiz yazmış: “Selamün aleyküm muhterem Hocam. Bugünlerde yakın çevremde doğruları anlattığım, aktardığım için bana muhalif davranıyorlar.” Oh ne güzel. Sevabın milyonlar misli olmuş. Az sevap alacağına Allah sana çok sevap nasip etmiş. Kabul ederlerse, çabuk kabul ederlerse az sevap alırsın. Zorsa, yani zorlanıyorsa karşıdaki kişiler, direniyorsa, çok emek sarf ettiriyorsa çok sevap alırsın. “Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ince detaylarına kadar tarif ettiği Mehdi (a.s.)’a fiziksel veya diğer cihetler yönünden uymayan bir mübarek zatı kendilerince Mehdi (a.s.) sanıyorlar.” Mehdi (a.s.) hüsn-ü zan ediyorlarsa elleme, zannetsinler, o güzel, onda bir şey yok. Hüsn-ü zan etsinler. Mesela Mehdi (a.s.)’ye hiç benzemiyordur, hakikaten ben görüyorum adam başına tatlı kabağı gibi bir şey geçirmiş böyle geziniyor ortalarda; adama alenen “Mehdi (a.s.)” diyorlar. O, o zaman olmadı. Ama dese ki; “bizim Hocamızın biz inşaAllah Mehdiliğine hüsn-ü zan ediyoruz. İnşaAllah öyle olur” dese, biz de duaya katılırız. Yani başındaki kabak gibi taşıyınca beni ilgilendirmez. Ama o olmadığında küfre girerler; sorun bu. Eğer sadece hüsn-ü zan ediyorlarsa onda bir şey yok. Evet, yani sevdiklerini insanları Mehdi (a.s.) olarak görebilirler. Yani hiç alakası olmuyor hakikaten Mehdi (a.s.) ile. Ben de ona şaşırıyorum. Yani insanlardaki bu deli enerjisi beni şaşırtıyor. Yani öyle anormal şeylere inanıyorlar ki. Mesela Hindular geliyorlar Hinduizm’e tapıyor, öbürü geliyor puta tapıyor. Mesela biri, alenen anormal olduğu belli adamın, mesela diyor ki “o Mehdi (a.s.)” diyor. “Bana vahiy geliyor” diyor. Adam; “hay mübarek” diyor, ayaklarına kapanıyor. İnanılır gibi değil. Mesela birisi de diyor ki “Mehdi (a.s.)” diyor. “Ne yapıyor?” diyorsun. “Evde oturuyor” diyor. O nasıl Mehdi (a.s.)’dir ki bu evde oturuyor böyle? Biri diyor ki “Amerika’ya kaçtı” diyor, “Mehdi (a.s.)” diyor. Mehdi (a.s.) Amerika’ya kaçar mı.. Pırr adam ufacık bir şey gördü müydü kaçıyor. Allah rızası için hicret edenleri tenzih ederim ben. Yani zorda kaldığı için, mecbur olduğu için hicret eden değil; ama bir de firariler var. Sırf kulağının korkusuna kaçıyor. Onlarla bizim işimiz. Bir de mesela hiç alakası yok, kendi halinde garibanın teki, oturuyor evde. Normal, sıradan bir insan; hiçbir özelliği yok. “Nedir?” diyorsun. “Benim Hocam Mehdi (a.s.)’dir” diyor, “Mehdi (a.s.)’dir.” Kardeşim dünya çapında bir şey olur, bir şey olur; orada hüsn-ü zan edersin. O hüsn-ü zannına da biz dua ederiz. Ya ortada hiçbir şey yokken yani neye göre bu hüsn-ü zan böyle?. Bir de alenen iddia, zaten o küfürdür o. Alenen iddia oldu mu küfür olur. Ama hüsn-ü zan bile ediyorsan bir alamet olması lazım, bir şey olması lazım. Yani bir hizmeti olur, bir şey olur da o zaman güzel, o zaman biz de dua edelim. Bu tip vakalarla karşılaşır kardeşlerimiz. Bu normaldir. Yani Mehdi (a.s.) dedin miydi biz Resulullah (s.a.v.)’ın tarifine göre Mehdi (a.s.)’ye bakarız. Bir de suni sahte Mehdiler, Mehdi (a.s.) devrinin alametidir. Yani onlar olmasa Resulullah (s.a.v.)’ın hadisinin yanlış mı çıkmasını bekliyorlar? Yanlış çıkmaz. Muhbir-i sadık. Doğru çıkacak. Doğru çıkacağına göre sahte Mehdiler de olacak. Onda şaşılacak bir şey yok.
Efendim, bir de sahte Mehdiler iyidir, gerçek Mehdi (a.s.)’den dikkati dağıtır. O yönden de iyidir. Yani imtihan ortamını daha da körükler, onda hayır vardır; “iyidir” derken, onda hayır vardır. Sahte Mehdilerden tedirgin olmasınlar. Yani onlar, rahatsız olacak bir şey yok. Fakat hafif hafif orada ilmiyle, bilgisiyle yani neye göre Mehdi (a.s.) die yavaş yavaş anlattırabilirsiniz. Yani. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) her türlü özelliğini saymış. Yani gidip bir yerde, bir köşede oturup, ev Mehdisiyse öyle şey olmaz. Onlar muhallebi yiyip, efendim köfte yiyip, evde oturmakla Mehdi (a.s.) olacak zannediyorlar; öyle olunmaz. Ama hüsn-ü zan ediyorlarsa bu güzel, onda bir şey yok. Yani sevgilerinin artmasına sebep olur. Şaşılacak bir şey olmaz onda. Bir de; “ziyade hüsn-ü zan” diyor Bediüzzaman, “eskiden beri devam ediyor” diyor, “devam eder, onun için ben de ilişmezdim” diyor Bediüzzaman. Hatta Bediüzzaman’ın kendisine “Mehdi (a.s.)” dediklerinde bile “ilişmiyordum” diyor “ama artık mecbur oldum” diyor, “gerçeği açıklayacağım” diyor. Yani neden Mehdi (a.s.) olmadığını çok kapsamlı ondan sonra açıklıyor. Yani “hüsn-ü zanlarınız yanlış” diyor Bediüzzaman. “Hüsn-ü zan ediyorsunuz ama yanlış” diyor. “Gerçek Mehdi (a.s.), Ahir zamanda gelecek” diyor, “üç vazifesi olacak; dünyaya hakim olacak, Hz. İsa (a.s.) ile birlikte namaz kılacak” diyor. Yani biz doğru yolda anlatırsak Allah bize gerçek Mehdi (a.s.)’yi gösterecektir. O konuda tedirgin olmaya hiç gerek yok. Yani sahte İsa’lar da olacak. Şimdi sahte İsa’lar var diye tedirgin olursak bu da çok acayip olur. O gerçek Hz. İsa (a.s.)’nın kıymetini arttırır. Mesela Hz. İsa (a.s.) diyor ki; “ben gelmeden önce kendisinin İsa olduğunu iddia eden sahte kişiler çıkacak” diyor. Şimdi bu İncil’in izahı, hadiste de var. Şimdi bunun olması, Ahir zamanda olayların doğruluğunu pekiştirir. Yoksa onu anlarlar, anlaşılmaz olur mu? Yani gerçek Mehdi (a.s.) ile sahte Mehdilerin arasında Güneş ile mikrop arasındaki fark gibidir. Mikropla Güneş nasıl kıyaslanmazsa, sahte Mehdilerle de güneş öyle kıyaslanmaz. Çok açık, aleni belli olur Mehdi (a.s.). Vicdan bozukluğundan anlamazlıktan gelinir. Yoksa nasıl anlaşılmaz? Anlaşılır. Allah’tan korkmuyor demektir. Çünkü biz Allah’tan korkuyoruz. İmtihan oluyoruz, inşaAllah. Herkes imtihan oluyor. Bir insan, yani Mehdi (a.s.) de yani şiddetle ondan kaçınır. Mehdilik iddiasından kaçınır. Ama hüsn-ü zan edebiliriz. Hüsn-ü zan eskiden beri var. İnşaAllah.
SUNUCU 2: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamün aleyküm Hocam.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Şeyh Nazım Efendimiz çok hasta gibi. Son sohbetini dinlerken ağladık. Allah onu başımızdan eksik eylemesin. Ömrüne sağlık, sıhhat eylesin inşaAllah. Siz de dua ediniz inşaAllah. Abdullah Abid.” “Düzeldi” demişlerdi “Hocamız.” Rahatsızlığı devam mı ediyor? Bir de niye ağlıyorsunuz? Sadece dua edin. Onu hasta olup imtihan eden de Cenab-ı Allah. Şeyh Nazım Hocamız da bak bu yaşlılığında Allah ona cehd sevabı veriyor. Nefsiyle cehd ediyor. Hastalık, nefisle cehddir. Ve göğüs göğüse mücadele veriyor. Ve Allah onun makamını yükseltiyor, manevi değerini arttırıyor. Cenab-ı Allah Hz. Eyüp (a.s.)’e de hastalık verdi, onun manevi makamını yükseltti Allah. Şeyh Nazım Hocamız’a da Allah rahatsızlık verir, onun manevi makamını yükseltir. Ağlamak Müslüman’a yakışmaz. O, Şeyhimizin bayramıdır, güzelliğidir, onu güzelleştirir, manevi derinliğini arttırır. Allah sağlık sıhhat versin. Hocamız, o zaman bize yeniden bilgi gelsin. Biz böyle bilmiyorduk. İnşaAllah Allah sağlığını sıhhatini arttırsın, neşesini sevincini arttırsın. Şeyh Nazım Hocamız’a mumbar dolması yapsınlar. Onu sever o, mumbar dolması. Acayip güzel yiyor böyle, müthiş. Ondan sonra güzel kırmızıbiber, küçük; acayip zevkle yiyor. Onu yapsınlar. Ondan sonra bu vakit, gece vakti olur mu? Olur. Niye olmasın? Gece namazına kalkıyor Hocam. İnşaAllah, tabii. Gece maşaAllah o sürekli gece namazlarına kalkıyor. Güzel bir de kuzu pirzolası ama ızgarada. Böyle sulu sulu Hocamıza salatayla getirsinler, bir de mumbar dolması. O kırmızıbiberden yedi mi Hocamızın Allah’ın izniyle hiçbir şeyi kalmaz. Allah sağlık sıhhat versin, neşesini eskisinden daha güzel hale getirsin, şevkini arttırsın. Dünya tatlısı, dünya tatlısı, bir tane Hocamız, maşaAllah.
Kuran’dan ayet okuyayım. Ya Allah Bismillah. Yusuf Suresi’ni açmışsın. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Yusuf'u yeryüzünde yerleşik kıldık.” Mehdi (a.s.)’ye bakan bir suredir Yusuf Suresi, Mehdi (a.s.) anlatılır inşaAllah. “Ona sözlerin yorumundan öğrettik.” İnşaAllah. Yani Mehdi (a.s.)’ye geniş çaplı işaret eder. “Allah, emrinde galib olandır.” 2014 ebcedi. “Allah, emrinde galib olandır.” Yusuf Suresi, bak diyor ki: “Yusuf'u yeryüzünde yerleşik kıldık.” Hakim ettik; siyasi, iktisadi, politik, her yönden hakim ettik. O devrin Mehdi’siydi Hz. Yusuf. Tam Mehdiyet oluşmuş, hakimiyet var. “Ona sözlerin yorumundan öğrettik.” Çok güzel yorumluyor Kuran’ı, o devirdeki hak olan kitap neyse onu çok güzel yorumluyor. “Allah, emrinde galib olandır” Tam 2014. 2014’de neler olacağını göreceksiniz zaten inşaAllah.
Rum Suresi inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. 29’uncu Ayet. “Hayır, zulmedenler” yani münafıklar, müşrikler, üçkağıtçı sahtekarlar, “hiçbir bilgiye dayanmaksızın” yani Kuran’a dayanmaksızın, Allah’ın hükmüne, vahye dayanmaksızın, “kendi heva (istek ve tutku)larına uymuşlardır.” Kendi uydurdukları hurafelere uymuşlardır. “Allah'ın saptırdığını kim hidayete erdirebilir? Onların hiçbir yardımcıları yoktur. Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur.” Yani Allah’ın şeriatı, Allah’ın yarattığı fıtratta değişiklik olmuyor, inşaAllah. “İşte dimdik ayakta duran din (budur).” Yani İslam Dini ana yapısıyla değişmiyor. Hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Bazı detaylarda değişiklik olur.
“(O münafıklar, o müşrikler ki,) Kendi dinlerini fırkalara ayırmışlar” bölümlere ayırmışlar “ve kendileri de parça parça olmuşlardır” kendi aralarında da bölünmüşler, tek başına kalmışlar; her biri ayrıdır münafıkların, “ki her grup kendi elindekiyle övünüp sevinç duymaktadır.” Doğru yolda olduğunu iddia ediyorlar ayrı ayrı.
SUNUCU 1: İnşaAllah. Bizleri bugün 22.00’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan, Kocaeli TV’den takip edebilirsiniz. Bir dakikamız var hala.
ADNAN OKTAR:O zaman ben bir sayfa açayım. Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer' ve yakın bir fetih. Mü'minleri müjdele.” 1981 tarihini veriyor; Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihi. Tam 1981. MaşaAllah.
SUNUCU 1: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Peki, HarunYahya.Tv’den devam ediyoruz. İnşaAllah.
Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Canlılar Dünyası
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...