SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar Tv, Aksu Tv, Adana Ceyhan CRT ve Radyo, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Sivas Sipas Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak ART Tv, Uşak Egem Tv, Bingöl Fm 102.0, Erzurum Süper Kanal 99.9, Nevşehir Keyif Fm 92.7, HaberHilal.com, Haber58.com, İslamiNesil.com, SelamHaber.com, 8sutun.com’dan canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza hoşgeldiniz. Buyrun Hocam nasıl başlamak istersiniz Hocam.
ALTUĞ BERKER: Günün basın haberlerinde CHP'nin durumu vardı Hocam malumunuz inşaAllah. Mehmet Tezkan Milliyet'ten yazmış CHP'nin durumunu "Yargıtay Başsavcısı yıllardır AK Parti ile uğraşıyor, kapatmak için elinden geleni yaptı ama Ak Parti dimdik ayakta" demiş. "Ama CHP başsvcısının tek tüzük uyarısıyla darmadağın oldu, üstelik ne iddianame var ne de dava, sadece iki satırlık tüzüğü uygulayan yazısı CHP'yi ikiye ayrıldı" demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Şanzıman dağıldı, ne demek o? CHP'ye bir şey olmaz. CHP tarihinde bu tip olayları çok gördü, daha önce de o tip olaylar vardı hatırlıyorum ben, makul yani partilerde bu tip olaylar olur. CHP denge partisidir her zaman durması güçlü olması önemlidir.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Ahmet Hakan da, Kemal Bey'in Kılıçdaroğlu'nun asıl şimdi lider olacağına dair başlıklı bir yazı yazmış. "CHP'de sürekli ertelenen hesaplaşmanın vakti geldi, eğer Kılıçdaroğlu bu kargaşa ve kaostan alnının akıyla çıkabilirse liderliğini kanıtlamış olur" diyor, Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi olmadı. Şimdi bu vatandaşın onu destekliyor olması onun lehine değil. Rica etsin; bir daha sakın beni destekleme desin. Hakikaten dezavantajı olur, inşaAllah. Bu arkadaşı uyarsın Sayın Kılıçdaroğlu; “aman kardeşim sen kime el atıyorsan batırıyorsun, sistemden çökertiyorsun, yani senin nereden kaynaklandığını da biliyorum, istirham edeyim sakın ha destekleyen mahiyette bir yazı yazma” desin, inşaAllah. Hakikaten olmaz, ben Kılıçdaroğlu'nu severim ama bu tarz olay biraz acayip olur.
ALTUĞ BERKER:Aslında biraz Erbakan'dan da bahsetmiş, orayı okumadım Hocam ama...
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
ALTUĞ BERKER:"Ama Önder Sav galip çıkarsa, Saadet Partisi'nin Erbakan'ı sevenler cemiyetine dönmesi gibi CHP de Önder Sav'ın babasının malı haline gelir. Bu da en çok Başbakan'ı sevindirir" demiş.
ADNAN OKTAR:Yani şimdi çok karmaşık olaylardan bahsediyor. Önder Sav da çok yaman bir insan, bayağı yaman yani çok zeki, gözlerinden anlaşılıyor zeki olduğu. Fakat onun dine sahip çıkan bir üslubu olsa çok sevilir aslında. Yani İslam'a Kuran'a sahip çıkan bir üslubu olsa çok sevilir. Yani zekası iyi çünkü, dava adamlığı da iyi, ataklığı da iyi. Fakat dine karşı tavrı konusunda bir şaibe oldu daha önce. Onu izole edecek daha candan tavırlar daha güçlü tavırlar gösterebilir. Gerçi birkaç güzel tavrı oldu ama o flu kaldı. Daha doyurucu bir üslup kullanırsa daha yerinde olur. Ama CHP'nin elemanları genelde seçkin vatan evlatlarıdır. Gereğini yaparlar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Taha Akyol Milliyet'ten, Ahmet Hakan ile aynı yönde yazı yazmış. “Eğer Kılıçdaroğlu bu hareketini sonuna kadar götürebilir ve seçimlere kadar ibreyi yükseltirse bu kriz CHP için hayırlı bir sonuç verir” demiş.
ADNAN OKTAR:Taha Akyol, Kılıçdaroğlu bence bu vatandaşı da uyarsın. “Aman sakın beni destekleme” desin. Hakikaten çok anormal bir durum olur, çok çok anormal bir durum olur, hiç tavsiye etmem. Yani hiç kimse bu kişilerin kendilerini desteklemesini istemesin, genelde hep aleyhte oluyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam Atılgan Bayar isimli yazar Akşam Gazetesi'nden, sizin anlatımlarınızın paralelinde açıklamalar yapmış. "Teröre karşı değil, bölücülüğe karşı siyaset üretin" başlıklı bir yazı bu.
ADNAN OKTAR:O ne demek?
ALTUĞ BERKER:"Siyaset, terörün altındaki akılla mücadele etmek zorundadır, terörün altındaki. Türk siyasetinin yapması gereken bu fikriyat ile mücadele etmek" demiş.
ADNAN OKTAR:Çok güzel. Kim bu çocuk, Akşam Gazetesi'nde mi yazıyor?
ALTUĞ BERKER:Akşam, Atılgan Bayar.
ADNAN OKTAR:Yani “Marksist-Leninist ideolojiyle mücadele edilmesi gerekiyor” diyor.
ALTUĞ BERKER:"Bölücülük fikriyle savaşmak olmalıdır" demiş, Hocam.
ADNAN OKTAR:Ama açık açık söylesin, delikanlı çocuk Atılgan. Tabii Marksist-Leninist-Stalinist düşünceyle mücadele etmemiz gerekir diyecek. Yani. bilimsel olarak devlet, devletin profesörleri var, doçentleri var, sosyologları var, onları ortaya çıkaracak. Gayet açık sarih olarak anti-komünist, anti-Leninist, anti-Stalinist ve anti-terörist mücadele yapılacak. Olay budur.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam inşaAllah. Mehmet Ali Birand, "Ölümleri durduracaksa müzakere de edin, Öcalan ile de konuşun" başlıklı bir yazı yazmış.
ADNAN OKTAR:Şimdi olmadı. Mehmet Ali, Muhammed Ali Birand. Mehmet, Muhammed'in kısaltılmışı. Peygamberimiz (sav)'in ismine uygun bir üslup geliştirmesi lazım. Müzakerenin ölümleri durduracağı. Zaten PKK ne diyor? Sizi öldürürüz, “çözüm ne?” diyorsun. “Böleceğiz, bir terör çıkaracağız olay çıkaracağız, kan dökeceğiz veyahut bu vatan parçasını bize vereceksiniz” diyorlar. Burada anormal bir ifade kullanmış, olmadı. Mehmet Ali Birand, diyecek ki; “müzakereyle falan bu işler hallolmaz”, komünist adam müzakereden anlamaz, Stalinist terörist adam müzakereden anlamaz. Ne müzakeresi? Onun anlayacağı fikri mücadeledir, bilimsel mücadeledir. İlmi, akılcı, felsefi mücadele yapılacak, konu bu.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. Bir de düz ovada siyaset yapmayı tavsiye ediyor yine.
ADNAN OKTAR:Kardeşim siyasetle olmaz, fikri mücadeleyle olur. Siyasetten gayeleri eğer fikri mücadeleyse tamam. Yani siyaset şimdi politik konuşmalar, böyle politik tartışmalarda bir Marksist ile başa çıkamazlar, onu söyleyeyim. Yani eğer öyle bir şeyse çünkü klasik politikayla ortaya çıkacaktır. Klasik politika Marksist-Leninist düşüncenin karşısında yenilir. Gücü olmaz yani hiçbir anlamı olmaz. O, liberal partilerin kendi arasında sohbet tarzı tartışmaları olur. Orada kim zekice konuşuyorsa, kim lafı oturtturuyorsa halk tarafından o daha çok beğenilir ve ilginç görülür ve neticede de onun oyları artar genelinde. Yani öyle diyelim. Bir de güzel buluşlar, güzel fikirler geliştirir vs. Ama Marksist düşünce karşısına çıktığında Marksist-Leninist-Stalinist düşünceyle çıkıyor. Karşısındaki adam bununla ilgili hiçbir şey söylemiyor, tek kelime konuşmuyor, dolayısıyla yenilir. Yani mutlaka ilmi, anti-komünist, anti-Marksist, anti-Leninist, anti-Darwinist çok kapsamlı bilimsel mücadele açıklamaları gerekir. Bilim ve felsefeyi kullanmaları gerekiyor. Bunun dışında mutlaka yenilirler, söyleyeyim, fikren. Yani tek yanlı, çünkü Marksizmin ihtiyacı olan nedir? Karşıtın olmamasıdır. Hatta Marksizm öyle azgın bir felsefedir ki, “bizim karşımıza zaten faşizmi çıkaracaklar. Ama biz faşizmi de yeneriz” diyor. Yani Marksist düşünce faşizme karşı da tecrübelidir. Yani faşizme karşı da yenilmez. Dolayısıyla karşısına yapılacak atağa karşı hazırlıklıdır. Ama faşizmin çıkışı nasıl oluyor? Faşizm aynı Marksist düşünce gibi karşısına çıkar. O da diyalektik felsefeyi savunarak, Darwinizmi savunarak ve materyalizmi savunarak çıkar. Dolayısıyla it gibi dalaşırlar. Ama bunlara bizim çıkışımız sürpriz. Biz ne diyoruz? “Anti-komünistiz, anti-Darwinistiz, anti-materyalistiz” diyoruz. Yani “materyalizm ve Darwinizm yıkılmıştır. Buyrun size bilimsel ispatı” diyoruz. Ve tamamen bilimle cevap veriyoruz. Ve bilim felsefesiyle cevap veriyoruz. Bu durumda paldır-küldür çökerler. Yani yapacakları hiçbir şey kalmaz.
Hatta bakın Lenin maddenin hakikatiyle ilgili benim açıkladığım bu konulara karşı -bu maddenin beyinde oluşması yani beyinde görüntünün oluşması konusu var ya anlattığım konu- “aman sakın” diyor, Lenin. “Sakın” diyor taraftarlarına, “bu konuda tartışmaya girmeyin, mutlaka kaybedersiniz. Bu konuya sakın girmeyin” diyor. Bak adam başlamış yani daha bak Lenin söylüyor bunu, adam uyanık. Daha ilk bismillah adım atar atmaz çökeceği kanaatinde ki, Darwinizmi o hiç hesap etmemiş. Darwinist yönden de çökerteceğimiz için. Yani aslında bu konuyu bize verseler, en fazla 1-2 ayın içerisinde netice alınır. Bütün Türkiye çapında bu görülür. Ama devletin imkanları elimizde olması lazım. Bunun dışında çözüm yoktur. Yani olsa 30 yıldan beri olurdu, her türlü şey denendi. Yani akla gelen her şey, dünyadaki klasik bütün modeller denendi. Hiçbirinde başarı kazanılamadı, bilakis Marksist hareket üstüne gidildikçe gelişen bir harekettir. Yani komünist düşüncenin, Leninist düşüncenin özelliği odur. Yani üzerine gidilmesi gerekir, üzerine gidilmediğinde gelişmez. Üzerine gittikçe de gelişen bir düşünce. Ve kanla gelişir, yani çatışma ister Leninist düşünce. Kendine kan döker, kendi kanını da döktürür. Yani kendi kanının dökülmesi de çok önemlidir Leninizmin gelişmesi için. Onun için yani PKK’lılar öldürüldükçe Leninist düşünce, terörist düşünce daha da güçlü zemin bulur. Sistem bunun üzerine çalışıyor. Dolayısıyla onların yaptığı her eylem, mesela otobüs bombaladılar ya geçen gün, muazzam taraftarlarına etki yapar, müthiş. Yani müthiş bir moral etki yapar. Psikolojik moral etki yapar. Mesela bakıyorlar biraz moralleri bozuluyor teröristlerin bir yere daha bomba koyuyorlar, hepsi “oh” diyor, ferahlıyor adamlar. Bunun özelliği budur. İlmi mücadeleden kaçınılmasının anlamı nedir? Akla, adamların aklına şu gelir. Diyor ki; “eğer bunların bir fikri olsa zaten karşımıza çıkarlar. Demek ki bizim düşüncemiz güçlü. Karşımızda fikren çıkamadıklarına göre yenildiklerini kabul ediyorlar” anlamında düşünüyorlar. O zaman da tek yanlı çığ gibi gelişiyorlar. Halbuki paldır küldür kafalarına çökertiriz. Yani Darwinizm köhne bir teoridir, Marksist, Leninist düşünce köhne bir teoridir. Ama bilim felsefesiyle ve bilimle çökertilmesi gerekiyor. Bundan kaçınıldıkça hatta adından bile bahsedilmedikçe gelişir. Bak, adam ne diyor? “Müzakere edelim, kan duracaksa” diyor. Yani PKK’lı için, terörist için kan dökmek sorun mu kardeşim? Bombayı alacak, bir yere koyacak, zaman ayarlı uzaktan telefonla ilgili numarayı çevirecek, patlatacak. Bu kadar basit. “Adamların, bu bombalama ve kan dökme eylemlerini durdurmak için müzakere yapalım” diyor. Ne istiyorlarsa yapalım gibi olmuş oluyor. Müzakerede senden isteyeceği şey nedir? Bölünmeyi istiyor, başka bir şey istediği yok adamın. Ayrıca bak yeni bir bomba daha patlattı onlar. Diyor ki; “şimdi bölündükten sonra bölüneceğiz tamam alacağız. Ama biz Türkiye’nin tamamını istiyoruz. Yani öyle biz onunla kalmayacağız, biz ideoloji partisiyiz, komünist partisiyiz. Bütün Türkiye’nin komünist istiyoruz biz. Yani orayı merkez üs olarak kullanacağız. Böldüğümüz vatan parçasını, Güney Doğu’yu. Yani PKK’nın, komünist partinin merkez üssü olarak, kuvvet üssü olarak kullanacağız. Oradan bütün Türkiye’yi istiyoruz, hepsini alacağız. İzmir’i, Antalya’yı hepsini istiyoruz” diyorlar. Yani müzakeresi, yani müzakerede alacakları neticenin sonunu tahmin edemiyorlar. Yani müzakerenin önü, sonu yok. “Türkiye’yi aldıktan sonra bölge ülkelerine de komünizmi yayacağız. Yani sırf Türkiye’yle de kalmayacağız. Yeniden biz Marksist, Leninist düşünceyi canlandıracağız” diyor. Yani deccaliyet böyledir zaten. Yani geriye doğru çekilir, küçülür ama yok olmuyor. Mesela bak, Mehdi (a.s.)’den sonra deccaliyet yeniden, komünist düşünce yeniden atağa geçecek. Mehdi (a.s.)’nin vefatından sonra, İsa Mesih (a.s.)’in vefatından sonra. Bediüzzaman da diyor; “Mehdiyet her zaman daralır, küçülür fakat yok olmaz” diyor. Fakat zamanı geliyor Mehdiyet bütün dünyayı kaplayacak şekilde gelişiyor. Mesela şu an öyle. Bütün dünyayı kaplıyor, mesela küçük bir yapıyken çok büyük bir yapıya dönüşüyor. Ama o arada da komünist düşünce, deccali düşünce de küçülüyor. Ama bir süre sonra Mehdiyet küçülmeye başlayacak. Karşı atak gelişecek bu sefer. Komünist düşünce büyümeye başlıyor. Yani Kıyamete kadar iki düşünce çatışacaktır. Komünist düşünceden kastımız dinsiz, imansız, ahlaka, devlete hiçbir şeye önem vermeyen başıboş güruh. Yani nihai hedef budur. Ama tabii şu aşamada, ara aşamada proletarya diktatörlüğü aşamasında disiplin esas oluyor. Yani öyle bir şeyde ona müsaade etmiyorlar. Hatta bakın PKK’lıların hayatları çok ciddi bir disiplin altında dağda. Mesela radyo dinletmiyorlar, televizyon seyrettirmiyorlar, kitap okutturmuyorlar, internete giremezler, kız, erkek görüştürmüyorlar. Yani bayağı şey, sıkı bir disiplin var. Çok daha da kapsamlı ama bu proletarya diktatörlüğü aşaması olduğu için böyle. Yoksa komünal aşamaya geçtiklerinde, kendi kafalarına göre her şey serbest. Zaten Peygamberimiz (s.a.v.) diyor hadiste; “Kıyamete yakın, Mehdi (a.s.)’den sonra, İsa (a.s.)’nın vefatında sonra merkepler gibi sokakta cinsel ilişkide bulunacaklar” diyor. Yani “alenen, sokakta, caddelerde” diyor. Yani komünist düşüncenin dünyaya hakim olacağı görülüyor oradaki hadiste. Peygamberimiz (s.a.v.)’in ifadesiyle. Anlamazlıktan gelmek doğru olmaz. Benim söylediklerim doğru. İnşaAllah anlayacaklar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam bugün sizin açıklamalarınızı birebir tekrarlayan, katılan bir haber vardı. Ak Partili Çelik PKK’nın Marksist, Leninist bir örgüt olduğunu söylemiş Hocam. “PKK Marksist, Leninist bir örgüttür, hatta Stalinist bir örgüttür” demiş.
ADNAN OKTAR:Hele şükür, hele şükür, maşaAllah. Bismillah. Bunlar çoğalırsa ben o zaman Ak Partili kardeşlerimden istirham edeyim, yani milletvekilleri bunu gündem yapsınlar. Yani devletin resmi politikası olması lazım bu. Yani fikren bir yenilmeyen bir hareket devam eder kardeşim bunu çocuk olsa bilir yani. Fikren yenemediğin bir şeyi nasıl durduracaksın? Durmaz.
ALTUĞ BERKER:“Doğu halkı dindardır” demiş Hocam. Sizin dediğiniz gibi haberin devamında. “Müslümandır” demiş.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Güney Doğu halkı çok mazbuttur, mazlum, çok efendi. Ben çoğunu tanırım, benim kardeşlerim de var. Anadolu halkıdır, yani efendi böyle, sevecen, toplansınlar, Kuran’dan, hadisten konuşsunlar, menkıbe dinlerler. Ondan sonra birlikte yemek yerler, Allah’a şükrederler. İşte sıra geceleri düzenlerler, bir büyük geldi mi ayağa kalkarlar, namusuna, haysiyetine, şerefine çok düşkün insanlardır, merhametli, efendidirler, çok misafirperverdirler. Adamlar komünizmi ne yapsın, kabus yani. Asla istemez Güney Doğu halkı. Ama adam kafasına sen silahı dayarsan komünist olur, bilmem ne de olur, her şey de olur. Oluyorlar nitekim de yani. Ya canın, ya komünistlik derse. Adam canını kurtarmak için “komünistim” diyor o zaman.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. Leninin o alıntısı da var eğer, hayal vehimle ilgili, maddeyle ilgili.
ADNAN OKTAR:Bakayım.
ALTUĞ BERKER:İsterseniz Hocam. Materyalizm ve Ampiryokritisizm adlı kitabında şöyle diyor Lenin; "duyularımızla algıladığımız nesnel gerçekliği bir kere yadsıdın mı, kuşkuculuğa (agnostisizm) ve öznelciliğe (sübjektivizme) kayacağından, fideizme (dini inanca) karşı kullanacağın tüm silahları yitirirsin; bu da fideizmin (dini inanca) istediği şeydir. Parmağını kaptırdın mı, önce kolun sonra tüm benliğin gider. Duyuları nesnel dünyanın bir görüntüsü olarak değil de, özel bir öğe olarak aldığında, diğer bir deyişle materyalizmden ödün verdiğinde, benliğini fideizme kaptırırsın” diyor.
ADNAN OKTAR:Bak, “parmağını, kolunu kaptırırsın. Tartışmayın, konuya dahi girmeyin” diyor, Lenin. Yani şeytani bir uyanıklığı var. Yenileceğini biliyor. Dolayısıyla Darwinizme de girmek istemeyecektir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hasan Pulur da yine terör konusunda yazmış Hocam. “Elbette barış ama bedeli ne? Trilyonlar harcandı, yüzlerce şehit verildi. Bu adamların, bu insanların dilini, türküsünü yasaklayarak bir sorunu çözeceklerini sandılar. İşte çözdüler, eğer buysa çözüm” diye yazmış Hocam. Bunun bir çözüm olamayacağını belirtmiş dediğiniz gibi Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu dedeler böyle, hani kendi cigarasını sarar böyle, dedeler olur onlar “cüğara” falan diyorlar. Kahvesini de alır, muhabbet eder. Bunlar muhabbetçi ve çok uyuşuk, çok heyecansız ve tehlikeyi göremeyen insanlar, çok klasik adamlar. Daha hala 1940’ların kafasındalar. Yani çok açıktır bir anormal bir şey varsa, çözümü mesela; adam verem hastasıysa ilaç veriyorsun. Komünizmin ilacı da fikirdir, bilimsel bir mücadeledir. Çünkü Markisizimin özelliği bilimsel bir felsefe olması. Yani sahte bilimsel felsefe olmasıdır. Ona karşı, demagojiyle karşısına çıkarsan olmaz. Yani politik demagojiyle olmaz. Yahut politik sohbetlerde, yahut liberal politik sohbetlerle olmaz. Onlardan hiçbir netice alamazsın. Adım adım ilerlerler ve nitekim bak ilerliyorlar. Oturup seyretmenin bir alemi yok. Anlamazlıktan geliyorlar. “Çocuklar evlenmedikleri için öyle oldular. İşte annelerin sıcak çorbasını içmediği için öyle oluyorlar. Çocukları aşağı indirelim dağdan. Annelerin çorbasını içsinler. İş bulalım onlara, aş bulalım, bilmem ne” diyorlar. Kardeşim komünist adam, işi, aşı, eşi ne yapsın? Ne alaka? Anasının çorbası, bilmem babasının yemeği falan öyle bir konu yok. Yani komünist düşünceye karşı dünyada ne zaman böyle çorbayla mücadele edilmiş? Bıraksınlar bu çorba muhabbetini. Çöp çatanlık yapıyorlar, evlendirelim, bilmem ne, falan feşmekan. Adamları güldürüyorlar, çok kızdırırlar yani komünistleri. Adam onun için mi dağa çıkıyor, canını veriyor yani? Adam hayatını veriyor artık yani. Delik deşik oluyor. Adam öldürüyor. Bak, adam öldürüyor. Yahut şehit ediyor. Yani Mehmetçiklerimizi şehit ediyor fakat kendi aralarında da adam, kendilerini de öldürüyorlar, birbirlerini de öldürüyorlar. Ama bu kardeşimizin açıklaması iyi, yani o demek ki bir bakış açısı gelişecek gibi görünüyor. Evet, seni dinliyoruz Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Cemalettin Taşçı, Akşam Gazetesi’nden “akıllıca tasarlanma” başlıklı bir yazı yazmış. “Bence insan bedeni tasarlanmamış” demiş, Hocam. “Akıllıca tasarlanmamış” diyor hatta. Örnekler vermiş. “Mesela yemek borusuyla nefes borusunun aynı boşluktan dışarı açılması akıllıca bir şey değil” demiş. “İnsan bedeninde sayısız defo var ama bu onun kıymetini azaltmaz, sadece akıllıca tasarım konusundaki saplantımızı gözden geçirmek gerektiğini gösterir” diyor, Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne yani, ne demek istiyor özetle?
ALTUĞ BERKER:Bir şekilde bir evrimci ağzı Allah-u alem Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Cemalettin Hoca, o gaz ocağı tamircisi olur, o konularda, onlarla ilgilensin. İlk baktığımda aklıma hemen Hocam Cemalettin Hocam, iyi gaz ocağı tamir eder diye aklımdan geçti. Şimdi bak, mantığı, ilkelliği çok hayret verici. Yemek borusuyla, nefes borusunun aynı yerde olup da insan yemek yediği halde hiçbir şekilde hava aldığı nefes borusuna sıçramaması? Mesela bu akşam ben şu an bu ıhlamuru içiyorum. Normalde her seferinde nefes borusuna kaçması lazım. Aynı yerde çünkü bitişik birbirine yapışık. Her seferinde akması lazım. Hiçbir şekilde olmuyor. Bu Allah’ın bir mucizesi, harikadır. Mesela göz, dün de söyledik. Kurbanda mesela koyun kesiyorlar, görüyorsunuz koyunun gözünü. Göz sıvısı bulanıktır. Ama şu insan bak, birinci dereceden kristal bile olmuş olsa, yine görüntü bulanık olur. Yani mümkün değildir bu kalitenin olması. Beynimizdeki şu görüntü kalitesine bir bakın. Yani ne mercekten geçmişe benziyor. Direk dışarıda gibi görünüyor insan. Beyindeki gibi görünmüyor ki, yani düşünürsek onun öyle olduğunu anlıyoruz biz. Baktığımızda biz, sen mesela şu an beyninde olduğu mu anlıyorsun, dışarıda olduğunu mu zannediyorsun görüntünün kalitesini?
SUNUCU:Sanırım her şey beynimdeki algıdan.
ADNAN OKTAR:Doğrusu o ama yani bizdeki imaj eğer dikkatimizi vermezsek, meydana gelen imaj görüntünün dışarıda olduğu şeklinde durmuyor mu?
SUNUCU:Öyle görünüyor, evet.
ADNAN OKTAR:Hatta beynimizde olduğu gibi de değil yani bir acayip. Mesela karşımdaki şahıs orda duruyor, ben de burada duruyorum. Yani sistemi anlaşılacak gibi değil. Ancak düşününce anlıyoruz ki kendi görüntümüz de, karşımızdaki görüntü de aynı yerde oluyor ve olağanüstü net.
O Hoca, bir ağabeyimiz var. Böyle tipler çok uyanık olurlar. Onun için ben biliyorum. Gaz ocağı tamir eder, araba tamiri yapar. Buji takar, bilmem ne yapar, her şeyi bilir bu tipler, elektrik tamirat yapar. Yani sivri akıllı derler böyle tiplere. Ben onun için diyorum yani. Tipinden belli böyle, değil mi bak, bak?
ALTUĞ BERKER:Doğru Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi bakın beyinde mercimek kadar yerde bu görüntü elektrik akımı olarak geliyor. Elektrik akımı, hiçbir şey görmüyor. Simsiyah, zifiri karanlık beynin içi. Kemikle kaplı kafatası. Ve beynin içerisinde amperi çok çok düşük, voltajı çok çok düşük bir elektrik akımı. Mercimek kadar yere gidiyor. Renkli Türkçe sinemaskop, çok kaliteli bir görüntü. En kaliteli sinemadan daha kaliteli bir erken meydana geliyor. Beynin içini açıp baktığımızda öyle bir perde yok. Yani. En kaliteli sinemalar var Türkiye’nin en kaliteli sinemaları onlar da bile bulanık görüntüler. İki boyutlu, kaliteli değil. Ama buradaki perdede buradaki sinemadaki görüntü dünyanın en kaliteli sinemasından daha kaliteli. Üstelik perde de kendimiz de varız, karşımızdaki kahramanlar da var ve film kesintisiz devam ediyor. Mesela oradaki sinemada film bir saat, bir buçuk saat falan sürüyor yahut iki saat sürüyor. Bilmiyorum şimdi sinema, bizim zamanımızda iki film birden oluyordu bazen. Kesintisiz bir film gösteriliyor, muntazam. Bir de filmi gözü olmadan seyreden biri var. Şimdi bak çok önemli. Bir yani film perdesi oluşmuş, görünmeyen bir film perdesi var, bir de o filmi gözü olmadan seyreden biri var. Çünkü oradaki görüntüyü kim seyredecek. Şimdi beyne geldi görüntü, elektrik akımı olarak, voltajı düşük bir akım olarak geldi. Simsiyah beynin içinde mercimek kadar yerde oluştu görüntü. Yani akım oluştu, elektrik akımı oluştu. O elektrik akımını hangi göz görüntü olarak seyredecek? Bir göze daha ihtiyaç var. Gözsüz birisi, gözsüz birisi, bizim içimizde olan gözsüz birisi o görüntüyü seyrediyor ve kesintisiz seyrediyor. Filmin öyle iki saatte, üç saatte bitmesi diye bir şey yok. Film belli, yani filmin makarasında dolu hepsi yani ne olacağı belli. Ama biz film geldikçe, yeri geldikçe görüyoruz. Mesela hatta bazen derler; “filmi anlatma, filmin zevki kaçmasın” derler. Böyle sonunu anlattırmazlar. Allah da bize filmin sonunu anlatmamış, bilmiyoruz. Hep sürpriz, hep sürpriz akıyor film ve o ekranın başında yaşıyoruz biz. Adam diyor ki; “kocaman benim villam var” diyor. Senin villan mercimek kadar bir et parçası. Onun içinde yaşıyorsun sen. Ben buna yemin edebilirim ve bilimsel olarak da ispat edebilirim. Dinsizi, imansızı, dindarı hepsi bunu bilir. Bunun aksini savunan bir kişi varsa bana yazsın. Bak, adresimiz belli. Yok bu böyle değildir, bunu sistem böyle değildir diyen dünyada hiç kimse yok. Bak komünistler yazabilir, Maocular yazsın, satanisti de yazsın, dindarlar, Müslümanlar, tarikat ehli kardeşlerimiz yazsınlar. Yok, arkadaş bu sistem böyle değildir desinler. Herkes biliyor bu sistem böyle olduğunu. Fakat düşünmek istemiyorlar. Yani bundan korkuyorlar bu gerçekten. İnsanların acayip bir yönü vardır, gerçeklerden korkarlar, kaçarlar gerçeklerden, onu düşünmek istemezler, alenen gerçek böyle ve harika.
ADNAN OKTAR:Seyit Salih Özcan Hocamla bir daha görüştün.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, size çok selamı var, hürmeti var. Her seferinde, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Üstad’ın talebesi Hüsnü Bayram Ağabey ile de görüşmüşsün.
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, ama sen soruyu sormayı iyi ayarlaman lazım. Mesela tam Bediüzzaman’ın ifadesini oku. Baştan sona şerh ettir, açıklattır. Sen açıklama. Hocam “Bediüzzaman ne diyor?” diyeceksin. Bu konuşmayı bize açıklayın, şerh edin dersin. Sen kendin açıklarsan olmaz, inşaAllah. Ama zaten yeterli açıklamaları yapmış Hocalarımız, yapıyorlar, inşaAllah. Evet, ne konuşalım Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Ben sizin hazırlattığınız bir siteyi tanıtabilir miyim Hocam inşaAllah? PKK’ya çözüm. Pkkyacözüm.com sizin Hocam fikri temellerini terörün, fikren ancak yok edilebileceğini anlatan ve bu konuda detaylı bilgiler veren yeni hazırlattığınız site, inşaAllah. Kardeşlerimiz okurlarsa istifade ederler, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:PKK’ya çözüm evet. Eninde sonunda dediğime gelecekler. Dediğim doğru ben hurafe anlatmam. Samimiyim ben aksini söyleyen bana bilimsel, kısa mantıklı bir açıklama göndersin hepsi doğru söylediklerimin. Ama insanların bir kısmı bir kısmını taklit ediyor, ortalamacı gidiyorlar. Yani toplumun ortalamasını alıyorlar, insanlardan tepki almamak için herkesin kabul edeceği şeyleri savunma yönünde oluyor bir kısım insanlar. Böylece gerçekleri görmezlikten geliyorlar. Halbuki gerçekler gün gibi ortada oluyor, çok açık oluyor. Evet Berker Hocam tekellüm buyrun.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, Hocam müşriklerin ve münafıkların Allah adına ortaya çıktıklarını anlatmıştınız bu konu ile ilgili ayet okuyacağım, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım.
“Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca Allah'ındır. O'ndan başka veliler edinenler (şöyle derler: ‘Biz, bunlara bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz’. Elbette Allah, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir” diyor, ayet-i kerime’de.
ADNAN OKTAR:Münafığın ruh hali çok daha değişiktir. Münafık çok kahpe bir şeytandır. Müşrikten daha ayrı, kafirden daha ayrı, ruh hali karmakarışık bir mahluktur. Çok karmaşıktır. Sansar gibi her yere sızar ordan oraya gider, ordan oraya gider. Kafasının içi de karmakarışıktır. Kafasında müthiş bir anarşi, müthiş bir çatışma vardır, ruhen hastadır. Allah diyor; “kalplerinde hastalık vardır. Allah kalplerindeki hastalığını artırmıştır” diyor, ayette.
ALTUĞ BERKER:Hocam Hz. Mehdi (a.s)‘nin cesaretini, mücadelesindeki başarısı, ilmi gücü ve kuvveti hadislerde çok detaylı anlatılıyor, inşaAllah. Konu ile ilgili hadisi okuyabilirim uygun görürseniz Hocam inşaAllah. “Mehdi (a.s.)öyle bir denizdir ki ona giren kaybolur. Kendisine sığınanlar için amandır, halk kinle dolduğunda onları pâk (temiz) kılan mâdendir, ölüm nazil olduğunuda korkmaz, ölüm ona vardığında sarsılmaz, mücadele meydanından asla geri çekilmez. Tecrübelidir, galiptir, muzafferdir, arslandır, sağlamdır, kavminin direğidir, cesurdur, Allah’ın kılıçlarından bir kılıçtır, reistir, herkesi etrafında toplar, yücelik ve şerefin kaynağı olan evde büyümüştür, onun yüceliği en asil yücelikten kaynaklanır. Hiçbir şey seni ona biat etmekten (onun talebesi olmaktan, ona tabi olmaktan) alıkoymasın, seni engelleyenler her zaman fitneye sığınanlardır. Eğer konuşurlarsa şerr konuşurlar, eğer susarlarsa fasit ve fasıktırlar” diyor Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Hadisin sonunda, “Hz. Mehdi (a.s) ‘ye biattan alıkoyan insanlar için konuştuklarında şer konuştuklarını, sustuklarında da fasık olduklarını söylüyor” Peygamberimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Hadiste Peygamberimiz (s.a.v.)’in belirttiği münafıkların karakterlerini, Yunus suresi 15’te Allah açıklıyor bize. Şeytandan Allah’a sığınırım.“Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda”, apaçık belge yani hiç inkar edemeyecekleri açık, sarih belge. “Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki; ‘bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir’", işte münafıkların kilit noktası budur. “Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir”, yani Kuran’a ilave yapmak, çıkartma yapmak münafığın özelliğidir. Onun için müşriklerle aynı hayatı özlerler. Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında da, bu dırar mescidine davet etmişlerdi münafıklar. Dırar mescidinin özelliği müşriklerden gördükleri bütün pislikleri, bütün rezillikleri orada yaşamalarıydı. Hz.Hasan’ı, Hüseyin’i şehit etme nedeni, o müşrik karakterini o münafıkların kahpe karakterini o kavruk karmakarışık grift dünyalarını kabul etmemeleriydi. Çünkü onlar dini zorlaştırıp, içinden çıkılmaz hale getirmişlerdi. Peygamberimiz (s.a.v.)’in getirdiği din vahye dayalı, Allah’ın ona indirdiği din vahye dayalı ve çok sadedir, İslam dini çok kolaydır. İnsan fıtratına uygun olarak Allah yaratmıştır. Çoçuğun, kadının, yaşlıların herkesin çok rahat yaşayabileceği bir dindir. Ve sevinçle ,zevkle yaşanacak bir dindir, yani fıtratımıza hoş gelecek bir dindir. Bize neşe sevinç verir, zindelik verir, canlılık verir. Fakat münafıkların müşriklerle ittifak ederek meydana getirdikleri din anlayışında din insanı bir kere maddeten çökertir, beden olarak çöker, ruhen çöker insan deliye döner, akli dengesi bozulur, sosyal sistem bozulur. Yani evler çirkin hale gelir, sokaklar çirkin hale gelir, kokuşma başlar. Fiziki kokuşma başlar, kokar ortalık, aptallık her tarafı sarmaya başlar ve Müslümanlar yenilmeye başlarlar, ezilirler, perişan edilirler. Her yerde aşağılanırlar, hor görülürler. Ama Kuran’a dayalı yaşadıklarında şan ve şerefleri gelir, çok asil ve güçlü olurlar, çok akıllı olurlar. Müthiş teskinlik meydana gelir. Bir tek Müslümanla bile bütün dünya başedemeyecek hale gelir. Melek gücü gelir adeta Müslümana. Sokaklar şenlenir, evler güzelleşir her yer pırıl pırıl olur tertemiz olur. Her yer güzel kokmaya başlar, gül kokar etraf. Gönüllere bir ferahlık, kafaya bir dinçlik gelir. Şu an Müslümanlar üstündeki bu ağır puslu havanın nedeni deccaliyetin meydana getirdiği o kokuşmuş sistemdir. Çünkü deccaliyet bakın dikkat edin cereyan-ı münafıkane olarak ortaya çıktı. Direk dinsizlik olarak değil, direk düşmanlık olarak cereyan-ı münafıkane (münafık cereyan) Müslüman milleti psikolojik olarak içine kapattı. Bütün İslam alemine bak içine kapandılar, sessizleştiler, neşeleri kaçtı, sevinçleri kaçtı, aktiviteleri bozuldu. Telif güçleri yok oldu yani sanatta, bilimde gelişemiyorlar. Mesela teknoloji geliştiremiyor. Sanatta durdular. Bir tek Türkiye bu belanın içinden çıkabildi %95’tir; Darwinizime inanmayanların sayısı. Onda da Allah bizi vesile etti, elhamdülillah. Bir alet olarak, bir araç olarak bizim bir gücümüz olduğundan değil. Biz veya ben derken Allah’ın tecellisi olarak diyorum. Yoksa kul ne yapabilir? Bize Allah film gösterdi, filmi seyrediyoruz oturdurduğumuz yerde biz. Yaptığımız başka bir şey yok zavallı, Allah’ın yarattığı zavallı varlıklarız. Dışarda madde vardır fakat biz onun görüntüsünü seyrediyoruz, nerede seyrediyoruz? İşte küçücük mercimek kadar yerde mekanımızda hücremizde seyrediyoruz. Bunu bilen bir insanın gerçekleri bilen bir insanın çözümü bilmemesi de düşünülemez. Çözümü Allah Kuran’da belirtiyor. Münafıkların, münafıkane sistemin durdurulması, çözüm budur. O zaman dinin aslına dönülecek demektir. Dinin aslına dönüldüğünde bütün hurafeler kalkar.
Bak diyor ki münafıklar, ne diyorlar? Şeytandan Allah’a sığınırım. Yunus Suresi (15) ‘te "Bundan başka bir Kur'an getir", Kuran adamlara yetmiyor. Demek ki münafığın vasfı bu. Kuran’ın yetmemesi. “Veya onu değiştir”, işte adam hurafelerle ile ilave yapar değiştirir, bambaşka bir şekle getirir. Bak Cenab-ı Allah diyor ki; Ankebut Suresi (51)’de “Kendilerine okunmakta olan bu Kitab'ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?” diyor. Yetmiyor münafığa yetmiyor, “ilave istiyorum, hurafe istiyorum. Bana içinden çıkılmayacak bir din ver. Öyle bir din anlat ki, ben de yaşayamayım insanlar da yaşayamasın” diyor. Sonunda bilinçaltında Allah’a düşman, psikopat insanlar gelişmeye başlıyor. Bilinçaltında Allah’a saygı duymayan, Allah’tan korkmayan güya Allah’tan korkuyor gibi görünen. Ama güya son derece takva görünen, son derece İslam’a yakın görünen. Ama bilinçaltında Allah’a öfke duyan insanlar yetişiyor. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakış açıları da şöyle bir kere Allah’tan ümitlerini kesmişler. “Ancak bizi kurtarırsa Peygamberimiz (s.a.v.) kurtarır” diyorlar. Ama ona da öfkelidirler. Onu da sevmiyorlar Peygamberimiz (s.a.v.)’i sevmemelerinin nedeni. Peygamberimiz (s.a.v.)’inrahat olması, neşeli olması, sevinçli olması, evlilikleri Hasan’ın Hüseyin’in neşesi, evlilikleri, onlardaki kadın sevgisi, mutluluğa, neşeye olan eğilimleri, Hz. Ali’nin şakacılığı hoş sohbeti olması adamların canını yaktı. Ve ondan sonra da hepsini şehit ettiler. Onun için münafık tehlikesi şu an buram buram devam ediyor ve çok organize olarak devam ediyor. Dikkat ederseniz münafıklar müthiş destekleniyor. Türkiye’de münafıklara dikkat edin, alenen destekleniyorlar. Bu bir mucizedir yani insanların bunları çok dikkatli izlemesi lazım. Münafıklar ile küfür iç içedir. Ama küfür güçsüzlüğünü bilir, yani bir şey yapamayacağını bilir. Ancak münafıklar ile bir şey yapabileceğini bildiği için onlara havale eder, münafıklara havale eder dinin yıkılmasını. Dini yıkmak için sadece onlara destek verir. Küfür doğrudan dine atak yapmaz. Münafıkları devreye sokarak atak yapar. Onun için her yerde dikkat ederseniz münafıklara bir destek var, her yerde. Gerçek Müslümanlara Mehdi (a.s.) taraftarı olanlara da muazzam baskı var. Ve göğüs göğüse bir mücadele devam ediyor şu an. Bakın Mehdi (a.s.) yanlılarına karşı çok şiddetli baskı vardır dikkat edin, hemen görürsünüz. Mehdi (a.s.) dostlarına çok şiddetli baskı vardır. Anti-Mehdi (a.s.) olanlara da muazzam destek vardır. Münafıklara muazzam destek vardır. Bunu iyi gözlemlemeleri lazım. Tabii bir kısmı anti-Mehdi (a.s.) olurken, cahilliğinden yapıyor, saflığından yapıyor. Onlar ayrı mesele.
ALTUĞ BERKER:Hocam bahsettiğiniz konuda Kur an’ın yeterliliğine dair bir ayet okuyorum, inşAllah. Enam Suresi, 115. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, işitendir, bilendir.”
ADNAN OKTAR:Bak Cenabı Allah ne diyor? “Tastamam” diyor. “Değiştirebilecek de yoktur” diyor. Münafık diyor ki; “ben değiştiririm” diyor. Müşrik kafa ile ortaya çıkıp “ben değiştiririm” diyor. Ve değiştiriyor kendince de. Ama işte o geçerli değil. Yani o kendini değiştirmiş oluyor. Gerçek anlamda Kur an değişmemiş oluyor. Rum Suresi, 32, “Kendi dinlerini fırkalara ayırmış ve kendileri de parça parça olmuşlardır”. Bak dini parçalara ayırıyor ve kendi aralarında da ayrıca parçalara ayrılıyorlar. “Her grup kendi elindekiyle övünüp sevinç duymaktadır”, Kendi aralarında da seviniyorlar. Diyorlar; “biz ehli necatız, kurtuluş ehli biziz, en iyi biziz ve her münafık da haşa kendini Allah gibi görür. Yani en büyük kendini görür. Bak Allah diyor ona dikkat çekiyor. “Her grup kendi elindekiyle övünüp sevinç duymaktadır”. Ama bak; “Kendileri de parça parça olmuşlardır. Her grup kendi elindekiyle övünüp sevinç duymaktadır”. Ayetin bütününe baktığımızda bu açıkça görülüyor.
Rum Suresi, 32’de bak; “Kendi dinlerini fırkalara ayırmış”, bir kere fırkalara ayırmış. Sonra Allah diyor ki; “Kendileri de parça parça olmuşlardır”, yani iki kişi bir araya gelemez münafıklarda. Hepsi ayrı tek parçadır. Yani kendilerini ayrı ayrı beğenirler. Fakat hâşâ Allah’tan daha büyük görürler. “Ve övünüp sevinç duymaktadırlar”, bir de övünüp sevinç duyuyorlar. Rum suresi, 32. Fussilet Suresi, 40; “Bizim ayetlerimiz konusunda (Allah’ın ayetleri konusunda) çarpıtma yapanlar”, yani Kuran’a ilave yapan veya çıkartma yapanlar, “Bize gizli kalmazlar”, “Ben biliyorum” diyor, Cenabı Allah. Nahl Suresi, 116; “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısı ile şuna helal buna haram demeyin”. Münafıklar alıştığı için müşrikler hiç ummazsın mesela helal bir şey “bu haramdır” diyor. “Neye göre?” diyorsun, “var mı Kuran’da, sünnette var mı? Yok. Nereden çıkardın? Ben kendim çıkardım böyle” diyor. Ve hurafeler şu an boğuyor Müslümanları. Hurafelerin içerisinde boğuluyor dünyada. Yani Mehdi (a.s.)’nin görevi, bu hurafeleri ortadan kaldırmaktır. O sebeple geliyor Mehdi (a.s.) zaten. Hurafe ortadan kaldırıyor. Peygamberimiz(s.a.v.)’in anlattığı bu. Onun için diyor; İstanbul’da ki (Medine’de ki) âlim güya âlim o yobaz, hurafeler gidince diyor ki; “bu bizim dinimizi kaldırdı bu adam, bu kişi” diyor. Mehdi (a.s.)’ye, “mahvetti bizim dinimizi” diyor. Ne diyor? Çünkü “Kuran yeterlidir” diyor, Mehdi (a.s.). “Kuran’a, Peygamber’in sünnetine uyarsanız tamamdır” diyor. Adam da hurafeye alıştığı için var gücü ile ona karşı atağa geçiyor. Bak Fussilet Suresi, 16 da Allah diyor ki; “De ki; ‘siz Allah’a dininizi mi öğreteceksiniz?’”, Allah’a din mi öğretiyorsunuz siz? Kuran’a uyacaksınız siz. Bunun üstüne ilave ek olmaz. İlave ek olduğunda işte bu gördüğünüz dünyadaki manzara meydana geliyor. Ve mahvoluyor Müslümanlar, yani Osmanlı’nın yıkılışında da Darwinizm, materyalizm ve hurafeler. Bediüzzaman söylüyor; “Cereyan-ı münafıkane” diyor, çok net söylüyor. Mehdi (a.s.)’nin mücadele edeceği cereyan bu, münafık cereyanı münafıklara karşı mücadele veriyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Tarih boyunca elçilere müşrikler, münafıklar ve yobazlar hep aynı iddiaları öne sürerek karşı çıkıyorlar. Anlattığınız gibi bunlardan biri de o dönemin Mehdi’sinin, elçisinin onların sistemini değiştirecek olması ve sanki kendileri iyilik yapmak istiyor. Diğer insanları onları korumaya çalışıyor gibi bir uslüp kullanılıyorlar Hocam. Ve ayet okuyorum ilgili (Mü’minun Suresi, 24) ve şöyle diyor bu kişiler. Şeytandan Allah’a sığınırım. "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah dilemiş olsaydı, muhakkak Melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan da bunu işitmiş değiliz" diyorlar, Hocam.
ADNAN OKTAR: Münafıkların ana özelliği odur. Kuran’a sen davet ettiğinde, o atalarına davet eder. Sen Kuran yeterli deyince “tamam da, benim atalarım başka türlü söylüyor” diyor. Allah da diyor ki; Cenab-ı Allah; “ya ataları birşey bilmez cahil insanlarsa yine mi uyacaklar” diyor Allah. Yani şu an Müslümanların çektiği çilenin kökeninde bu var başka bir şey yok.
Ahmet Yasin Hocam Şeyh Ahmet Yasin Hocamız iki talebesini göndermiş biraz sonra inşaAllah gelecekler. Bana bir mektup ve bir de asa göndermiş, maşaAllah. Allah sevgisini, muhabetini, ilmini, irfanını artırsın. Allah yolunu açık etsin, başta Şeyh Nazım Hocamız olmak üzere Allah hepsine güzellik, sağlık, selamet versin. Hepsini çok çok çok seviyoruz. Şeyh Ahmet Hocamız da öyle maşaAllah. O da çok değerli çok büyük bir alim hepsine buradan selam ediyoruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Kuran’ın yeterliliği ile ilgili başka bir ayet okuyorum Hocam. “Bu Kuran Rahman ve Rahim’den indirilmiştir”. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “ Bilen bir kavim için, ayetleri (çeşitli biçimlerde, birer birer) 'fasıllar halinde açıklanmış' Arapça Kitap'tır; Bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak. Ama çoğu yüz çevirdiler. Artık onlar dinlemezler”. “Fasıllar halinde açıklanmıştır” diyor, ayette birer birer diye geçiyor.
ADNAN OKTAR: Ama bir münafığa göre de açıklanmamıştır ve yetersizdir, münafıkların iddiası da öyle Kuran’ın yetersizliği üstüne kuruludur. Müşrik münafık sistemde yapı bak dikkatlice bakın bunu göreceksiniz. Kuran’a hiçbir şekilde güvenmezler, Kuran’ın yeterliliğine hiç bir şekilde inanmazlar, başlarına gelen belanın sebebide budur. Peygamber Efendimiz Kuran’ı en mükemmel tefsir eden, açıklayan kişidir. O yüzden Peygamber Efendimize de Hz. Ömer’e de, Osman’a da, Ali’ye de hepsine düşman olmuşlardır. Ve hepsini de şehit etmişlerdir bu kahpeler ve onların işte veletleri şuan yine görev başındalar. Ve Allah’ın adını anarak Müslüman gibi görünerek, Müslümanların aralarına sızarak onun için Müslümanlar münafıklara çok çok çok dikkatli olmaları lazım. Müşrik tiynetli bu karaktersizlere karşı çok itinalı olmaları lazım. Kahpeliği, çakallığı ne zaman yapacakları hiç belli olmaz. Çok çok uyanık olacaklar, inşaAllah.
Bak Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Furkan Suresi, 30’da Cenab-ı Allah’ın huzuruna geliyor. Cenab-ı Allah soruyor “kavminden şikayetin ne” veyahut da ona benzer Cenab-ı Allah bir soru soruyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) cevap veriyor. Cenab-ı Allah’a bir tane şikayeti var, tek bir tane “Rabbim gerçekten benim kavmim bu Kuran-ı, Kuran-ı Kerimi terk edilmiş bir kitap olarak bıraktılar”. Kuran’a güvenmediler, Kuran’a uymadılar, ilaveler yaptılar, ekler yaptılar, çıkartmalar yaptılar, hurafelere uydular diyecek Peygamberimizin şikayeti bu, bir tane şikayeti var. Cenab-ı Allah herkesi sorgularken Peygamberleri de sorguladığında, Peygamberimiz bu şikayetle geliyor. Peygamberimizin bu şikayeti yapmaması için yani bu yüzyılla ilgili şikayeti yapmaması için Mehdi (a.s.) geliyor işte. Mehdi (a.s.)’nin görevi bu yüzyılda, Peygamberimiz (s.a.v)’in bu şikayetinden müminleri kurtarmak, inşaAllah. Ama büyük bölümü şu ana kadar bu belanın içine girdiler, Ve o yüzden İslam alemi böyle paramparça oldu. Kurana hurafe ilave edildi. Peygamber Efendimizin dediği gibi yaşamadılar. Sahabeler gibi yaşamadılar. Sorun bu. Ve buna direniyor, şu anda da direniyorlar. Bu direnmeyi Allah’ın izniyle Mehdi (a.s.) yıkacaktır. Biz deMehdi (a.s.) öncüsü talebeleri olarak, biz de var gücümüzle gayret ediyoruz. Resullullah bu devirden memnun. Mehdi (a.s.) devrinden memnun. “Ne evvelkiler, ne sonrakiler, onlara yetişemez” diyor. Neden? Çünkü Kuran tam anlamıyla uygulanacak da onun için. Bu devirde şikayet etmeyecek, Peygamberimiz. Ama diğer devirlerden şikayet ediyor, inşaAllah.
-ARA-
ADNAN OKTAR: Müthiş bir sevinç içerisindeyim, maşaAllah. Mübarek misafirlerimiz geldi. Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hazretleri, çok değerli, güzel bir hediye gönderdi bana, ama heyecandan nutkum tutuldu. Kendime gelmeye çalışıyorum, maşaAllah. Gül ağacından mübarek bir asa hediye etti. Silsilesini okuyorum asanın, çok eski bir asa. Mübarek Şeyh Muhammed Ziyaüddin Tillo Hazretleri, ondan Seyyid Tahahi Hakkani Hazretlerine geçiyor, oradan Abdülhakim Hüseyni Hazretlerine geçiyor, oradan Muhammed Raşid Erol Hazretlerine geçiyor asa. Oradan Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hazretlerine geçiyor, oradan da Hocamız bana sundu, tebliğ etti. Allah ondan razı olsun, inşaAllah. O güzel hüsn-ü zanını, o güzel bakışına layık bir kul oluruz, inşaAllah. Ben Hocamızın hizmetçisiyim. Ondan sonra Şeyh Nazım Hocamızın da hizmetçisiyim, kapıcısıyım onların. Allah onlardan binlerce, milyonlarca, sonsuz kere razı olsun, bu asa çok muhteşem, çok çok güzel tarihi eski bir asa maşaAllah. Bayağı hoş inşaAllah. Bu asa ile ilgili çok güzel müjdeler verdi Hocamız, ama sır onlar söylemem, inşaAllah. Evet, çok hayret verecek şeyler duydum bu asa ili ilgili. Ama hakikaten sırra titizim, inşaAllah. MaşaAllah, elhmdülillah. Talebelerinin de ona karşı hürmeti ve saygısı müthiş çok hoşuma gitti. Bir de Hocamız bana mübarek çok güzel bir mektup göndermiş. Çok muhteşem mektup, mektubu da gösteriyorum inşaAllah. Çok da yakından, içini okutmak istemiyorum evet. “Bismillahirrahmanirrahim, sayın muhterem Muhammed Adnan Oktar”, maşaAllah, maşaAllah, elhamdülillah. “Sevgi, saygı ve hürmetlerimle, mevcut kitaplarımı size gönderip hayırlı olmasını dileriz, içinde yanlışlıklar varsa, (haşa) hikmetinizle düzeltilmesine sebep olması dileğiyle. Biz bir şey olmamakla beraber, hizmetiniz ve sohbetlerinizi sadece mühim ve faydalı bulup, her şeye rağmen Mehdi (a.s.) sohbetlerine ağırlık verip, ümmeti Muhammed üstünde bulunan sihrin ve büyünün bozulmasına vesile olmanızı dilerim”, inşaAllah. “Hiç şüphesiz”, o kısmı bir sır onu söylemeyeyim. “Ümidimiz ve duamız odur ki, Rabbim sizi inşaAllah Mehdi (a.s.) eylesin” diyor. Hüsnüzan ediyor, inşaAllah Ahmet Hocam olur, inşaAllah Şeyh Nazım Hocam olur, Mehdi (a.s.) inşaAllah. Ümidimiz ve duamız o dur ki, Rabbim sizi Mehdi (a.s.) etsin. Hizmet ehl-i olan talebelerinizi ve diğer kardeşlerimize, Allah bu yolda sebat etsin ve sabır versin. Dualarımız sizlerledir vesselam, Allah’a emanet olun.” Ve aleyna aleyküm selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Hocamızın mübarek imzasıyla, mübarek mührüyle göndermiş. Kalbimizin üstünde sürekli duracak bu mektup, inşaAllah. Cenab-ı Allah’ın izniyle, Allah ondan razı olsun. Gerçekten muhteşem, muhterem bir insan, Allah ilmini feyzini arttırsın, kaynak çok mübarek seyiddir. Aynı soydanız Hocamla, bizim aynı dedemin soyu, Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundandır. Şeyh Nazım Hocamız da öyle, hem seyyid, hem şeriftir, inşaAllah. Hocamız da öyle maşaAllah. O mübarek silsiledendir,Muhammed Raşid Erol Hazretleri o da öyle, bu asanın sahibi olan Muhammed Raşid Erol Hazretleri de, Abdulhakim Hüseyin Hazretleri de, Seyyid Tahahi Hakkani Hazretleri de, Şeyh Muhammed Ziyaüddin Tillo Hazretleri de, hepsi seyyiddirler. Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri de, malum seyyid, maşaAllah. Seyyidler coştu, hamiyeti İslamiye feveran etti, maşaAllah. Bediüzzaman söylemişti bunu. Risaliye Nur Külliyatında; “bu hamiyeti İslamiye feveran edecek” diyor. “Seyyidler, seyidlerin içindeki, hamiyet İslamiye feveran edecek” diyor. Bu feveranı görüyoruz, bu heyecanı görüyoruz. Allah mübarek ceddime, bereket, güzellik, hayırlar ihsan etsin. Dünyaya hakim olmayı nasip etsin. Bütün dünyaya en kısa sürede, hakim olmayı nasip etsin. Allah hepsinin feyzini, bereketini, güzelliğini artırsın. Sevincini arttırsın, talebelerinin hürmeti, yukarıda, tarif edemem. Bir sırrım, tarif edemem. Üstüme bir hal geldi maşaAllah, orada üstüme bir hal geldi, maşaAllah. Nur saçıyorlar maşaAllah. Bir büyük bir ocak olduğu, büyük bir feyiz kaynağı olduğu, nur kaynağı olduğu. Aldığım halden hissettim. Çok acayip bir durum, maşaAllah, elhamdülillah, maşaAllah. Allah elini öpmeyi de nasip etsin, inşaAllah. Muhterem Hocamızın,Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hazretleri Hocamızın. Hocamızın çok güzel, birbirinden güzel kitapları var, onları da tanıtayım. Karada Davut, Delail-i hayrat Şerhi bu çok önemli, Ehl-i sünnetin, en önemli eserlerindendir. Hocamızın mübarek açıklamalarıyla, çok hoş hali getirilmiş, maşaAllah. Hud (a.s.) ve Salih (a.s.) hakkında Hocamızın güzel bir kitabı yine, inşaAllah. Ellerine sağlık, Allah Hocamızda tecelli ediyor, maşaAllah. Hocamızın çok muhteşem bir eseri var ünlü eseri; Fethu’r Ruh, Ruhun Fethi, ciltlerle devam ediyor. Bu birinci cildi, bu ikinci cildi, Ruhun fethi çok şahane bir eser. Üç inşaAllah. Kardeşlerimize de, Hocamızın bu güzel eserlerini, iştiyakla tavsiye ederim. Çok güvenilir muhterem mübarek bir insandır. Tam anlamıyla güvenebilecekleri, tam anlamıyla ruhen teslim olacakları mübarek bir mürşittir, inşaAllah. Allah yolunu açık etsin, Allah bu güzel emaneti de, Hz. İsa (a.s.) ulaştırmaya bizi vesile etsin, inşaAllah. MaşaAllah, inşaAllah. Biz aşkla bekliyoruz mübareği, aşkla bekliyoruz, inşaAllah.
Hocamız çok hayati bir konuya dikkat çekmiş, “deccal büyü yaptı” diyor, bütün insanlar, sokağa çıktığında bu görülüyor. Tek noktaya bakıyor insanlar, hipnoz altında insanlar. Mutlu değiller, neşeli değiller, sevinçleri gitti, birbirlerini tanıyamıyorlar. Mesela imana, Kurana karşı insanların kalplerini kapattı deccal. Olağanüstü bir şey yaptı, şeytanlar kanalıyla ve telkinle sürekli. Çünkü onun elinde basın ve televizyonlar olduğu için ve radyolar olduğu için deccalin elinde. Sürekli tekrarlarla büyü yapıyor insanlara. Büyünün etkisinde kalıyor insanlar. Mesela aynı şeyi 2 kere, 3 kere, 4 kere, 5 kere tekrarladın mı, hipnoz etkisi meydana getiriyor, insanlarda. Ve derin bir uykuya soktu insanları. İsa Mesih (a.s.) zamanında bu tamamen kalkıyor. Mehdi (a.s.) de, bu büyüyü bozmak için, var gücüyle gayret eden insandır. Biz de Mehdi (a.s.) öncüleri olarak, bu gayret içindeyiz, bu büyüyü bozuyoruz, inşaAllah. Bu büyü de bozuldukça insanların kalbi açılıyor. Aklı açılıyor, Bediüzzaman buna dikkat çekmiş. “İkna ve telkin kabiliyeti geliştikçe, bu taun da tevessül eder gelişir” diyor. Taun büyük bir beladır. Mesela hipnozda öyle şahsa diyor ki; “uyumak üzeresin, uyumak üzeresin uyumak üzeresin” diyor. Adam bir süre sonra derin bir uykuya giriyor. “Şu an şunları görmeye başladın” diyor, adam hakikaten görmeye başlıyor. Şu an bütün dünyaya büyü yapılıyor. Deccal tarafından. Biz de o büyüyü var gücümüzle yıkıyoruz, yıkmaya çalışıyoruz, Mehdi (a.s.) öncüsü olarak, Mehdi (a.s.) talebeleri olarak, inşaAllah.
Hocamızın maneviyatının, çok yüksek olduğunu bizzat müşahade ettiğimi söyleyeyim. Bizzat müşahade ettim, maşaAllah, elhamdülillah maşaAllah.
Herhangi bir sayfa açtım Ahmed İbn-i Hacer-i Mekki Mehdi (a.s.)’yi Hazretlerinin, beklenen Mehdi (a.s.)’nin alametleri. El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar. Ehl-i sünnetin göz bebeklerindendir. Bu mübarek alim Ahmed İbn-i Hacer-i Mekki Hazretleri. Ahmed İbn-i Hacer-i Mekki Hazretleri. Bak Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; o Mehdi, fitnelerin zuhur ettiği bir zaman aralığında gelecek ve ihsanı karşılıksız olacaktır”. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “dünyadan bir gün bile kalsa”, Kıyamet kopmak üzere, bak bir gün kalmış, ertesi gün Kıyamet kopacak. “Allah-u Teala o günü uzatıp”, durduruyor Allah Kıyameti. “Uzatıp, benim Ehl-i Beytimden”, Seyyid olan, Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan olan, “birisini”, bak burada kapalı. “Birisini (Muhammed Mehdi (a.s.)’yi) dünyaya hakim kılmak için gönderecektir”. Nereye? İslam alemine değil, bütün dünyaya. Dünyanın imamıdır Mehdi (a.s.). “Onun zamanında büyükhadiseler vuku bulacak, ancak o İslama yardım edecek, hesabını çok seri bir şekilde görecek”. Mehdi (a.s.) ve ağırlıktan kaçınır, çok seri hareket eder. Hem ağırlık, çünkü hesabını seri görmesi, ne demektir? Deccalin büyüsünü deliyor demektir. Çünkü hesabı seri göremiyorsa, büyünün etkisinde kaldı demektir. Seni görüyorsa yıkıyor demektir, onu. “Ve vaadinden dönmeyecektir”. Vaadi nedir? İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti. Vaadi nereden alıyor? Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiği vahiyden alıyor. O vahyi nereden alıyor, Peygamberimiz (s.a.v.)? Allah’tan alıyor. Konstantiniyye’yi ve Deylem Dağı’nı fethedecektir”. Konstantine neresi? İstanbul. Manen fethedecek. “Yeryüzünü adaletle doldurduktan sonra, Kahtani’yi emir olarak tayin edecek ve işleri o yürütecektir”. Yeryüzünü adaletle doldurduktan sonra, Mehdi her şeye (a.s.) bizzat kendisi girmiyor. Onun kumandanları olacak. Dünya çapında büyük imamları, onun büyük vezirleri olacak. Söz dinleyen, en başında İsa (a.s.) vardır. Vezirlerinin büyüğü odur. En üstte odur, sonra diğer vezirler olacak, inşaAllah. Onlar kanalıyla işlerini yürütüyor, inşaAllah. “İsa (a.s.) namazını Hz. Mehdi (a.s.)’nin arkasında kılacaktır”. Bu Allah’ın emri, Hz. İsa (a.s.) Allah’ın emrini görünce, onu yerine getirecek. Muhtemelen Ayasofya Camisi’nde olacak, inşaAllah. “İsa (a.s.) semadan nüzul edecek, (Allah’ın Katından yere gelecek) Ve onun emirliğini açıklayacaktır”, Mehdi (a.s.)’nin emirliğini açıklayacaktır, bütün dünyaya ilan ediyor. “İsa (a.s.)’a bize namaz kıldır denilecek”. Mehdi (a.s.) diyor; “bize efendim buyurun namaz kıldırın” diyor. “Ancak emir sizin içinizdedir karşılığını verecek”, bak topluluk önce; “efendim, buyurun namaz kılın” diyor. O da diyor ki; “sizin içinizde bir emir var, odur namaz kıldıracak olan” diyor, Mehdi (a.s.) onların topluluğunun içinde. “Bu Allah’ın ümmeti Muhammed’e bir ikramıdır diyecektir”. Bunun aksini söyleyemez İsa (a.s.), bu vahiy bu. Allah’ın vahyi bunu diyecek, inşaAllah. Ve Mehdi (a.s.)’yi omuzlarından iterek, namaza geçirecek” diyor, ve Müslümanlar bunu görecekler. Hayretler içinde kalacaklar ama bunu görecekler. Diyorlar ki; “bize mi rastgeldi” diyorlar. Bize rast geldi, hayrettir bize rast geldi, Ahir zaman. Yani 1400 sene için de, birçok yüzyıl var. O son yüzyıl da, bize rastgeldi elhamdülillah. Ki, yedinin iki katıdır. Bakın ben Türkiye’deyim buradayım, İstanbul. Bu dediklerimizi görecek, herkes görecek. Ben emin olmadığım bir şey söylemem. Ben hurafeliğe karşı geceli-gündüzlü mücadele eden bir insanım. Hurafeden hiç hoşlanmam. Ve nefret ederim. Yani yüzde yüz emin olmadığım bir şeyi söylemem ben. Bakın 99 demiyorum, Allah’ın izni ile yüzde yüz emin olmadığım bir şeyi söylemem, inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.) bu ümmeti başlangıcı, Hz. İsa (a.s.) da sonu olacaktır”. Mehdi (a.s.)’den sonra, İsa (a.s.). Burada kasıt Mehdi (a.s.)’ın, Hz. İsa (a.s.)’dan çok az bir süre önce geleceğini ifade etmek içindir. Hz. İsa (a.s.)’da ondan hemen sonra geldiği için, Ahir olarak vasıflandırılmıştır. “Hz. Mehdi (a.s.) müminlerle beraber Beyt’ül Mukaddes’te, Kudüs’te, sabah namazı kılarken, o sırada nüzul eden. Hz. Mehdi (a.s.) müminlerle beraber Beyt’ül Mukaddes'de, (Kabe’de)Sabah namazı kılarken, o sırada nüzul eden, Hz. İsa (a.s.)'mı takdim edecek ve Hz. İsa ellerini onun omuzlarına koyarak, ‘namazın kameti senin için getirilmiş, bu yüzden sen kıldır’ diyecek ve nihayet Hz. Mehdi, Hz. İsa ve müminlere imam olarak namazı kıldıracaktır”. Birçok hadis var ama hadisler muhtelif. Birisi Kudüs şerifte geçiyor, Kudüs Şerif. Ama benim kanaatim Allah’u alem Bediüzzaman’ın da açıklaması o, İstanbul’da. Çünkü “o şahıs Ahir zaman” diyor. “Basra, Kufe, Şam gibi yerler tasavvur edilmiş” diyor. “Hadis mücmel işaret ediyor, bu şekilde değiştirilmiş” diyor. Allah-u Alem Ayasofya, çünkü bütün Avrupa, bütün dünya Ayasofya’ya çok önem veriyor. İkinci ihtimalde Kudüs de Mescidi Aksa da, inşaAllah. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), İsa (a.s.) saçlarından sanki sular damlıyormuş gibi bir halde nüzul edecek. “Hz. Mehdi (a.s.) ona; ‘ya İsa (a.s.) geç namazı bize kıldır’ dediğinde, Hz. İsa (a.s.); ‘kamet senin için getirilmiş’ diyecek. Benim evlatlarımdan birisinin arkasında namaz kılacaktır buyurmuştur”. Mehdi (a.s.), inşaAllah. Muhtelif hadisler var, hepsi birbirini tamamlayan hadisler. ‘Hz. Hz. Mehdi (a.s.) benim evlatlarımdandır, kırk yaşındadır ve yüzü sanki yıldız gibi nurludur” diyor, inşaAllah. Belli de olmaz Kabe-i Muazzama’da da olabilir. Kabe-i Muazzama da olabilir. Mesela hadisler orayı işaret ediyor olabilir. Ama Allah-u alem ilk namaz benim kanaatim burada, çeşitli yerlerde namaz kıldıracağını anlıyoruz. Bir tek burada değil Allah-u alem. Kudüsü Şerifte, Kabe-i Şerifte, burada bir de Ayasofya’da, inşaAllah.
Asanın silsilesini kardeşlerimiz bir daha sormuşlar. Pek mübarek Şeyh Muhammed Ziyaüddin Tillo Hazretleri inşaAllah. Gül ağacından yapılmış çok çok eski bir asa. Çok eski zaten görülüyor eski de olduğu. Oradan Seyyid Taha-i Hakkari Hazretlerine mübarek oraya geçiyor. Oradan emanet olarak Abdülhakim Hüseyni Hazretlerine geçiyor pek mübarek muhterem çok büyük bir Şeyh Efendidir Gavs’dır. Oradan Esseyyid Muhammed Raşid Erol Hazretlerine geçiyor. Oradan Seyh Ahmed Yasin Bursevi Hazretlerine geçiyor. O da bu fakire lütuf kerem buyurmuş, inşaAllah. Göndermiş o mübarek Hocamız o muhterem Hocamız ellerinden öpüyorum. İnşaAllah hüsn-ü zannına uygun bir insan olurum, inşaAllah. Allah günahlarımızı affetsin. Bizleri doğru yoldan ayırmasın. İnşaAllah hüsn-ü zannı gibi olmaya gayret edelim, inşaAllah. Hocamızın mübarek mektubu da hep kalbimizin üstünde kalacak inşaAllah.
Mehdi (a.s.) ile ilgili rivayetler çeşitli oluyor, birçok. Ama bir ortak noktada toplanıyorlar. Çünkü Mehdi (a.s.)’nin Mehdi (a.s.) ile namazın tek bir yerde olması zaten makul olmaz. İsa (a.s.) ile neden tek bir yerde namaz kılsın. Tabii ki Kabe-i Şerif’te de kılacaktır, Ayasofya’da da kılınacaktır. Aynı şekilde hatta Hz. Süleyman’ın Mescidi’ni yeniden imar edeceğiz orada da bir namaz var. Orada da topluca bir namaz daha kılınacak. Hz. Süleyman (a.s.)’ın Mescidi birebir aynısıyla yapacağız, inşaAllah. Ben bunu Musevilere söylediğimde nefesleri kesildi. İlk defa dediler; “bir Müslüman’dan tarihte ilk defa duyuyoruz. Musevi tarihinde biz duymadık. İlk defa duyuyoruz” dediler, maşaAllah. Onlar da şu an çok telaşlılar tabii. Türkiye ile İsrail’i savaştırmaya çalışıyor bazı odaklar. Onlar da buraya gelecekler büyük bir heyetle gelecekler resmi görevliler de var, bir hayli resmi görevlinin de olduğu bir heyet. Ama bir paniktir gidiyor. Türkiye güya İran’la Suriye ile başka ülkelerle iş birliği yaparak İsrail’e saldıracak, İsrail’i düşman hedef olarak belirledi gibi vesveseleri var. Türkiye’nin öyle bir niyeti yok. Türkiye “Yurtta sulh, cihanda sulh”, Atatürk’ün bu koyduğu prensibi titizlikle uygulayan bir devlettir. Ve barışçıl bir milletir, İsrail bizim yedi emanımızdadır. İsrail’de de birçok Türk kardeşimiz var bizim, Müslüman kardeşlerimiz var İsrail bizim kendi topraklarımız. İsrail’e, Türkiye niye saldırsın? Olacak iş mi şu. Biz Musevilere saldırmak için mi aldık getirdik İspanya’dan da en güzel şehirde İstanbul’da onları misafir ettik. Biz Musevilere yüzyıllardan beri en derin sevgiyi, en derin şefkati, en derin muhabbeti gösterdik, maşaAllah.
Efendim bu güzel asayı bir daha gösteriyorum, inşaAllah. Bir kere de öpeyim şöyle, maşaAllah. Çünkü çok mübarek insanların elinden geçmiş, maşaAllah, elhamdülillah. Allah layık etsin, inşaAllah. Bu asayla ilgili aldığım sırrı da inşaAllah göreceğiz, sonra daha ileri ki zamanda, inşaAllah. Berker Hocam sen Seyyid Salih Özcan Hocamızı yormuyorsun?
ALTUĞ BERKER: Azami gayret ve itina gösterdim Hocam, dediğiniz gibi. Yormadan kısa özlü bir sohbet yaptık Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çünkü çok tarihi Seyyid Salih Özcan Hocamız’ın her konuşması çok tarihidir. O konuşmalar saklanacak. Çünkü İsa (a.s.) da dinleyecek o konuşmaları. Ta hicri 1506’ya kadar o konuşmaları bütün ümmet kullanacak, ilmi değeri çok yüksek konuşmalardır. Hüsnü Bayram Ağabey’in konuşmaları da çok hayati. Onu da Hz. İsa (a.s.) dinleteceğiz, inşaAllah. Her konuşma hayati olduğu için, belgesel olduğu için o konuşmalarımızda ağabeylerimiz bizim kusurumuza bakmayacaklar inşaAllah. Himmet gösteriyorlar, Allah razı olsun. Biz büyük bir heyecanla, büyük bir şevkle onların bu güzel konuşmalarını muhafaza edeceğiz, inşaAllah. Aynı şekilde diğer ağabeylerin de konuşmalarını muhafazaya çalışalım, inşaAllah. Son nesiliz bakın onlar son emanetler bir daha öyle insanlar Allah-u alem gelmez. Bakın ben bunun altını çizerek söylüyorum. Şeyh Mahmut Hocamız, Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri, Mustafa Sungur Hocamız, Hüsnü Bayram Ağabey’imiz, Seyyid Salih Özcan Hocamız bir daha böyle insanlar gelmez dünyaya, inşaAllah. Onun için en son haddine kadar istifade edelim. Bilgileri mutlaka video banda alarak muhafaza edelim, onları çok titizlikle muhafaza edelim. Çünkü dünya hakimiyetinde nesiller yakamıza yapışırlar. Hocam derler; “niçin mübarekleri banda almadınız, konuşmalarını biz kulaktan mı duyacaktık sadece” derler. “Bu kadar teknolojik imkan varken, bu kadar imkanınız varken, neden onların o güzel sohbetlerini sırlarını derin üsluplarını nakletmediniz?” derse. Biz gelecek nesillere cevap veremeyiz. Çok mağdur durumda kalırız. Hakikaten de haklı olurlar. Onun için gücümüz yettiği kadar ağabeylerimizi sıkmadan, yormadan konuşturalım. Ve devam edeceğiz, inşaAllah. Onlar da bize kolaylık göstersinler. Sırlarını götüremezler, o sırları emanet aldılar. Götürmek için almadılar o emaneti. Götürmeyecekleri için sözlü olarak nakilden ziyade, video olarak, film olarak muhafaza çok çok daha güçlü olur, inşaAllah. Çünkü Bediüzzaman Sungur Ağabey’e de çok sır vermiş. Sırlarla dolu Sungur Ağabey.
Ama o gün camide bana o sırrı açıklaması bana çok manidar geldi. Beni daha yeni tanıdı daha üç dakika oldu, üç dakika. Görür görmez hemen adımı sordu, hemen memleketimi sordu bir ebced hesabı yaptı. Hocam dedim; “Mehdi (a.s.) Nur talebesi mi olacak” dedim. “Nur talebesi olmayacak” dedi. “Bediüzzaman Nur talebesi olmayacaktır dedi” dedi. Eliyle de şu şekilde hareket etti. “Bambaşka olacak” dedi. Ben hayret ettim, yani bana neden güvendi? Neden bu süratle bunu açıklıyor ki? Çok hayati bir sır hiç kimseye söylemediği bir sır. Daha yeni görüştük camide. Çok büyük bir şeref benim için bu. Hiç kimseye söylemeyeceği bir sır, inşaAllah.
Geçen gittiğimizde de “ben görmeyeceğim, sen göreceksin dedi” dedi. Dünya hakimiyetinde Mehdi (a.s.)‘den bahsederken. İnşaAllah, maşaAllah. Ama böyle sözlü değil de inşaAllah, mutlaka bu konuşmaların da video banda alınması gerekir. Çok tarihi, biz gelecek nesillere biz bunları sözlü olarak aktaramayız. Aktarırız, ama böyle bir imkan varken sorarlar bize. “Hocamıza karşı hüsn-ü zannınız vardı, sevginiz vardı gayet de kolaydı. Allah size teknolojik imkan verdi, niye zapt altına almadınız?” diyebilirler, inşaAllah.
“Hocam az önce okuduğunuz hadis ve okuyacağınız hadislerin kaynağını verirseniz ben de araştırmak istiyorum. Siz açıklıyorsunuz ama Mehdiyet bizim de araştırmamız gereken bir konu olduğundan kaynak verirseniz sevinirim. Muhterem üstadım saygılarımı sunarım. Yavuz Bayraktar”.
Genellikle ben kaynak veriyorum ama neyi kastetti acaba? Bu senin verdiğin hadisi kastetmiş olabilir. Çünkü ben mutlaka kaynak veriyorum. Bizim verdiğimiz kaynaklar Şii kaynaklardı kardeşimizin verdiği. Ama Şiiler bizim canımız-ciğerimiz Mehdi (a.s.) aşıkları, Mehdi (a.s.)’nin delisi onlar, Mehdi (a.s.)’nin delisi onlar. Daha adını anarken gözyaşlarına boğuluyorlar. Cezbeye geliyorlar daha adını andıklarında öyle aşkla dolular. Muteber kaynaklardır ve doğru kaynaklardır. Çünkü Allah tahakkuk ettirmiş, meydana getirmiş ve daha da devam ediyor.
Şii düşmanlığı, İslam’a Kurana düşmanlıktır. Vehabi düşmanlığı, İslam’a Kurana düşmanlıktır. Alevi düşmanlığı, İslam’a Kurana düşmanlıktır. Bektaşi düşmanlığı, İslam’a Kurana düşmanlıktır. Sünni düşmanlığı, İslam’a Kurana düşmanlıktır. Hepsi bizim kardeşimiz canımız-ciğerimiz tertemiz insanlar, hepsi Allah aşığı. Bu belaya da Allah’ın izniyle son vereceğiz. Böyle rezillik olmaz yani. Kardeşim gerçi biraz zıt oluyor ama Nazım Hikmet’in bir şiiri var; “sana düşman bana düşman ki, sevgilim onlar hayata düşman” diyor. Her şeye düşman yani. “Kardeşim düşman olmadığın kim var?” diyorsun, bana bir tane göster, nefret etmediğin. Bir tek kendinden nefret etmiyor. Eşine de düşman, karısına da düşman oluyorlar. Tabii münafıkların o yönü vardır, karısından da nefret eder. Mesela ben iltifat ediyorum, “niye iltifat ediyorsun?” diyor. Allah’ın çiçeği onlar, Allah’ın güzel yüzü, Allah’ın tecellileri. Tabii ki Allah’ın tecellisine iltifat edeceğim ben. Peki sen hiç kimseye iltifat ettin mi? Karısına bile iltifat edemiyor, karısından da nefret ediyor. Diyor ki; “insan helaline iltifat eder” diyor. Karına iltifat et o zaman. Niye nefret ediyor karın senden o zaman? Ondan da nefret ediyorsun. Onu da sevemiyorsun. Çiçek gibi, mesela Allah sana emanet vermiş. O senin çocuğun gibi aynı zamanda kardeşin gibi hem de eşin. Allah’ın sana emaneti onu sevsene koruyup kollasana o da yok. Derin nefret olunca benim sevgime şaşırıyorlar yani akılları duruyor. Niye seviyorsun diye? Niye sevmeyeyim? Allah onlarda çok güzel tecelli ediyor, onun için seviyorum inşaAllah.
O büyüyle nefreti öğrettiler insanlara, kimse kimseyi sevemiyor. O kadar az ki insanlardan birbirini seven parmakla gösterilir. “Nasılsın” desen, adam acaba öldürecek mi, bir şey mi yapacak diye birbirlerinden korkuyorlar. Bir oyun mu oynayacak, bir şey mi yapacak? Bir zarar mı verecek diye korkuyorlar. Korkudan neşeleri gitti yani insanların neşesinin gitmesinin sebebi korkudur; deccaliyet’in yaydığı korku. Her şeyden korkuyor, yiyecekten bile korkmaya başladılar. Yiyecek de bu hormonlu yiyecekler çıktı. Ne diyorlar, ona? Yiyecekten de korkuyor hiçbir şeyden emin olamıyor. Sokağa çıkıyor sokaktan korkuyor. Binadan acaba kafama bir şey mi düşer, diye binadan korkuyor. Arabaya biniyor trafik kazası olacak mı diye ondan korkuyor. Biri konuşuyor acaba bir zarar mı verecek, saldıracak mı, iftira mı edecek, canımı mı yakacak? Ondan korkuyor ve insani birçok melekesini kaybetti insanlar bu yüzden. Mutlu olamıyorlar. Dışarı çıktığımızda biz seveceğiz, sarılacağız, sevgi göstereceğiz, hal hatır soracağız, sokak bizim için bayram yeri olması lazım, sevinç yeri olması lazım. İnsanlar sokağa çıkmak istemiyorlar asık surat göreceğiz diye sokağa çıkmak istemiyor adam. Gezmek istemiyor, mutlu olamıyor adam. İnsan dışarı çıktığında sevinç içinde insan görmek ister, neşeli insan görmek ister. Böyle Allah aşkını yaşayan insan görmek ister. Mutsuzluktan ciltleri de bozuluyor insanların. Kansızlaşıyorlar, bitkinleşiyorlar, bir kısmı çok fazla kilo alıyor. Sıkıntıdan, bir kısmı kilo veriyor sıkıntıdan, sinirden. Ciltleri bozuluyor mesela genç kızların ciltleri son derece güzel olması lazım normalde. Hemen hemen % 90’ın cildi bozuk. Hep stresten gencecik yaşta hepsinin belinde disk kayması oluyor birçoğunun stresten. Orada burada ur çıkıyor vücutlarında, genç yaşta. Her yerlerinde bir gudde çıkıyor. Bilmem ne anemisi, bilmem ne hastalığı hangi genç kıza sorsam kardeşim bir hastalığı var. Hem de ciddi hastalıklar. Ahir zamanın özelliği bu, Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor; “hastalıkların yayılacağı”, yani Tevrat ta da geçiyor bu. Guddelerin çıkacağı yani tümörler, tümörün yayılacağı Tevrat ta da olan bir husustur, bu. İyi huylu veyahut kötü huylu habis tümörde oluyor. Habis olanlar kötü huylu kanser, öbürleri tümör tarzında oluyor. Yoksa genç kızlar neşeli olsa, genç delikanlılar neşeli olsa dünya Cennete döner. Delikanlılara mesela bakıyorum saldırgan, tedirgin, kavgacı. Genç kızlara bakıyorsun korku içinde tedirgin. Mesela kız kızla konuşuyor birbirlerinden çekiniyorlar. Acaba laf mı sokacak, dedikodu mu yapacak, aleyhinde bir şey mi söyleyecek. Kardeşim böyle hayat olur mu? Cehenneme çevirdiler dünyayı. Kendi kendilerini Cehenneme çevirdiler. Deccal öyle bir oyun oynadı ki, mahvetti insanları, dünyayı. Mesela İtalya’ya gidiyor adamlar. “Aman (daha ilk girişte bismillah) hırsıza dikkat edin İtalya’nın hırsızı boldur” diyorlar. Böyle bir rezalet olur mu? Adamlar böyle iki büklüm eli cüzdanında geziyor. Cüzdanına paranı koyarsın gezersin sen. Niye çekinirsin. İstediği gibi mücevher de olur yanında, her şey olur. Hırsız korkusu ne demek? Mehdi (a.s.) devrinde hırsız korkusu sıfır olacak. Dünyanın hiçbir ülkesine insanlar gidemiyorlar. Sapık korkusundan, deli korkusundan. Avrupa da ödleri kopuyor insanların. İslam ülkelerinin çoğu da öyle mesela; Mısır’da olsun bilmem neresi oralarda bakımsız, pejmürde, perişan, kir, pas, pislik, rezillik birçok yerde var. Her yerde yok ama bir çok yerde var. Dünya tertemiz oluyor Mehdi (a.s.) devrinde ama pırıl pırıl böyle kristal gibi temiz olacak, bütün dünya. Kirli hiçbir yer bulamazsınız. Bana ne kafası kalkıyor, hırsızlık hiç yok. Adam cüzdanını koyacak masanın üzerine vurup kafasını yatar, kimse almaz. Hırsız korkusu ne kadar tedirgin edici bir şey kardeşim. Ne kadar rahatsız edici bir şey. Genç kadınlar çantalarına yapışıyor sokaklarda sürüklemeler bilmem ne, rezillikler, kepazelikler, gasplar. Ne gasp, ne hırsızlık hiçbir şekilde adli vaka olmaz, Mehdi (a.s.) devrinde. Eğitimsizlikten oluyor, sevgisizlikten oluyor. Böyle bir dönem olması hoşuna gider mi?
ALTUĞ BERKER: Hocam biraz önce ki kardeşlerimiz Ayasofya da namaz kılınması ile ilgili hadisi merak etmişler Allah-u alem.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah muhtelif hadisler var. Mesela az önce ki hadis “Beytül Mukaddes” diyor. Beyt; ev demek. Mukaddes; mukaddes olan ev. Normalde Kabe olarak alınır; Beytül Mukaddes. Ama Kudüs için de aynı şekilde. Orası da Allah’ın evi, camilerin hepsi Allah’ın evidir. Ayasofya da Allah’ın evidir, orası da mukaddestir evet.
ALTUĞ BERKER: Başta kaynağı göstermiştiniz Hocam, Hacer-i Mekki diye. Herhalde onu kaçırmış izleyicimiz anladığımız kadarı ile ki, kaynağını merak etmiş.
ADNAN OKTAR: Bu kitap bu yakında piyasaya kitap olarak da sunulacak zannediyorum. Ama bu bizim internet sitemizde var, bu ücretsiz indirebilirler bu kitapları. Mesela şu da var; Celaleddin Suyuti’nin eseri, Ali bin Hüsamettin El Muttaki’nin eseri. Ahir Zaman Mehdi (a.s.)‘sinin Alametleri bu da. Bunlar klasik Ehl-i Sünnet eserlerdir. Yani yüzyıllar önce Ehl-i Sünnet alimleri Peygamberimiz (s.a.v.)’in sahih hadislerinden hazırlamışlar.
Ama en net olanı en çok olan hadis Hz. İsa(a.s.)’ya namaz kıldırma olayı Mescid-i Aksa’dadır. Şam’da da var mesela; Şam’da da geçen hadisler var. “Şam’da beyaz minareye iner” diyor, İsa (a.s.). O da var. Ama benim samimi kanaatim yani asıl olan olay, asıl makul görünen Bediüzzaman’ın açıklamasına göre; Ayasofya olması gerekiyor. Ki, Bediüzzaman’a ben çok güveniyorum dedikleri doğrudur. İlk namazda orada, ikinci namazda Kudüs’te, inşaAllah. Mescid-i Aksa’da, aynı şekilde Kabe’de de namaz kılınacaktır. Şam’da da namaz kılınacaktır. Bunu teke indirmek doğru olmaz. Ama ilk nerede olduğunu bilmiyorum işin doğrusu, Allah bilir. Fakat Bediüzzaman’ın dediklerinin şu ana kadar tamamı çıktığı için. Ben net güveniyorum Bediüzzaman’ın izahlarına. Çünkü bir tanesi yanlış çıkmadı. Bir de Bediüzzaman’da nokta izahlar var diyor ki; “1971 yılında şu olacak” diyor, Allah’ın izniyle. Oluyor net tarih veriyor. Mesela diyor ki; "1997 yılında şu olacak” diyor. Net dediği gibi oluyor, aynısıyla oluyor. “Mezarım yıkılacak” diyor yıkılıyor. “Komünizm yıkılacak” diyor, yıkılıyor. Ne dediyse çıkmıştır tek tek. O yüzden Bediüzzaman’a güvenebilirler, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam hazırlattığınız bir internet sitesinde. Kütüb-i Sitte de Mehdiveİsa.com sitesinde biraz evvel tanıttığınız kitaplar, word halleriyle ve resimli halleriyle de var, inşaAllah. Dediğiniz gibi kardeşlerimiz oradan indirebilirler, isterlerse.
ADNAN OKTAR: Ama asıl Risale-i Nur’dan istifade etsin kardeşlerimiz. Yani tabii hadis esastır. Ama ikinci açıklamalar, incelemeler için mutlaka Bediüzzaman Hazretleri’nin Risale-i Nur Külliyatına baksınlar orada çok açık, net geçiyor. Bir kısım kardeşlerimiz sevgiden dolayı anlamazlıktan geliyor. Bir kısmı münafıklığından anlamazlıktan geliyor. Onlar sorun değil. Bu kitabın bir dahaki baskısında kaynakları doğrudan altına koyalım. Yani arka kısıma bırakmayalım.
Mesela Bediüzzaman diyor ki; Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 9; “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat (Mehdi (a.s.)) Risale-i Nur Külliyatı’nı bir program olarak neşr ve tatbik edecek”. Yani gece derslerinde, gündüz derslerinde televizyonlardan, radyolardan, kitaplarında her yerde bu konuyu açıklayacak. Yani Risale-i Nur’dan gizlenen, Risale-i Nur da insanlara anlatılmayan bilgileri insanlara sunacak ve Risale-i Nur’la Mehdiyet’i savunacak. Bu anlaşılıyor. Bak, “sonra gelecek,” eğer Bediüzzaman Mehdi (a.s.) olmuş olsa “sonra gelecek” demez. “Sonra gelecek o mübarek zat”. Burada Bediüzzaman’a sevgi adına yalan söylemek çok ayıp olur. Yalan söylemek haramdır. Bakın, “O zatın ikinci vazifesi, Mehdi (a.s.)’nin, bak, “zat” diyor, “o zat”, şahsı manevi dese, şahsı manevi der. “O zatın ikinci vazifesi şeriatı icra ve tatbik etmektedir”. Yani Kuran ahlakını icra ve tatbik etmektir, dünya çapında. Bak diyor ki; “hadisat-ı azime, büyük olaylar vücuda geliyor, meydana geliyor”. Şu anda da görüyoruz olayların meydana geldiğini. “Elbette o kuvvet-i azimedeki, büyük kuvvetteki bir hamiyet-i Aliye feveran edecek ve Hazreti Mehdi (a.s.) başına geçip tarik-i hak ve hakikate sevk edecek”, oldu demiyor Bediüzzaman, “olacak” diyor. Sahtekarlık yapmaya, yalancılık yapmaya, üç kağıtçılık yapmaya gerek yok. Aşağılıyorlar kendilerini, küçük düşürüyorlar, ayıp ediyorlar. Hem Peygamberimiz (s.a.v.)’e meydan okuyorlar kendi kafalarınca haşa. En başta Allah’a meydan okuyorlar haşa, Allah esirgesin ve Bediüzzaman’a karşı da çok çirkefçe, sahtekarca yalan söylüyorlar. Ayıp yapıyorlar. Burada anlaşılmayacak ne var? Çok açık söylüyor Bediüzzaman bak; “O kuvvet-i azimedeki bir hamiyet-i Aliye feveran edecek”, Türkçe konuşuyor bak, ben ilave yapmıyorum. Bak “Ve Hz. Mehdi (a.s.) başına geçip”, kardeşim sahtekarlığa ne gerek? “Hz. Mehdi (a.s.) başına geçecek, Müslümanların” diyor. “Tarik-i hak ve hakikate sevk edecek”, sevk etti demiyor. “Sevk edecek” yani sahtekarlık yaparak Said Nursi’ye yaranılmaz. Said Nursi’nin yağcılığa ihtiyacı yok, yalakalığa ihtiyacı yok, sahtekarlığa ihtiyacı yok. O Bediüzzaman’ı seven, Allah’ı seven, Resul’ü seven, Bediüzzaman’ın dediklerini dürüst ve doğruca anlatmakla mükelleftir. Dürüst ve doğruca anlatırsa onu sevdiği anlaşılır. Yalakalık yapacağım diye, Bediüzzaman’a yalancılıkla itham ederlerse, sahtekar konumuna düşerler. Ve çok ayıp yaparlar ve baş edemezler. Bu oyuna hiç kimse gelmez. Bu kadar açık ifadeleri nasıl kapayacaksın? Bak Bediüzzaman diyor ki yine Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 9’da. “Ahir zamanda gelecek zatın”, geldi demiyor bak “gelecek”, sahtekarlığa, üç kağıtçılığa gerek yok. Bak “Ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinden”. Hani iki taneydi vazifesi? Hani bir taneydi? “Üç tane” diyor bak vazifesi. “ Üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan iman-ı tahkikiyi neşr” yani iman hakikatleri yönünde kitaplar yazmak. Allah’ın varlığını, birliğini anlatan, Kuran mucizelerini anlatan kitaplar yazmak. CD’ler hazırlamak, programlar hazırlamak. Darwinizmi, materyalizmi yıkacak kitaplar hazırlamak. Bunu şerh ediyor, Bediüzzaman zaten açıklıyor. Hazırlamak “ve ehl-i imanı dalaletten kurtarmak”, yani Darwinistlerin, materyalistlerin eline düşmekten kurtarmak, “Mehdi (a.s.)’nin birinci görevi bu Ama üç görevi var” diyor. Bak üç vazifesinden en mühimi, en mühim olan bu vazifesi 40 yıl sürüyor. Onun için çok önemli. Yani “Allah’ın en önem verdiği kısım budur” diyor. Saltanat, siyaset çok kolaydır. Onu da yapacak ama üçünü birden yapacak” diyor. Parçalara ayırmıyor. Parçalara ayıranlar, bak Kuran’da da diyor Allah, “parça ayırıcılar” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Bediüzzaman adına yalan söylemesinler, sahtekarlık yapmasınlar. Allah o ağızlarını çarpar. Ağızlarını, burunlarını çarpar. Akıllarını başlarına alsınlar. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki” diyor, Bediüzzaman, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 9’da. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat, bak Risale-i Nur’u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek (insanlara anlatacak)”, demek ki gizlemek imkanı yok. Risale-i Nur gizlenemeyecek.
ALTUĞ BERKER: Ve “Üstad Bediüzzaman’a ne kadar değer verdiğini gösterir” demiştiniz Hocam. Risaleleri Hz. Mehdi (a.s.)’ın.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman’ı zaten dünyaya sevdirecek olan, dünyaya tanıtacak olan Hz. Mehdi (a.s.)’dır. Yoksa Nur talebeleri kendi aralarında parçalanmışlar, bölünmüşler. Hatta Fethullah Hocamızın cemaatinde eskiden Bediüzzaman anılırdı. Anma toplantıları yapılırdı. Şimdi vazgeçtiler. Anma toplantısı yapılmıyor. Ve çok daha vahimi, çok daha vahimi, Şaşar Beşer Faruk Beşer diye bir adam çıkardılar. Böyle ciddi bir yüz, sert yüzlü, soğuk ve donuk, heyecansız, şevksiz bir suratla. Ne Mehdiyet’i kabul ediyor, ne İttihat-ı İslam’ı kabul ediyor, ne İsa (a.s.)’ın ineceğini kabul ediyor. Ve Nur talebelerine, o tertemiz insanlara bu ekol ve bu kişinin mantığı kabul ettirilmeye çalışılıyor. Bediüzzaman unutturulmaya çalışılıyor. Bu çok vahimdir. Yani ben bunu anlamazlıktan gelemem. Anlamazlıktan gelinecek gibi değil bu, biz anlamazlıktan geldikten sonra iş işten geçmiş olur. Başlangıcında ben olaya el koyuyorum. Bak diyor ki Bediüzzaman; “İkinci vazifesi, şeriatı, Kuran ahlakının esaslarını, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetini icra ve tatbik etmektedir. Bu ikinci vazife gayet büyük maddi bir kuvvet ve hakimiyet lazımdır ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin”. Bak “bunu da yapacak, ikinci vazifesi de budur” diyor. “Ve o zatın üçüncü vazifesi”, bak birinci, ikinci, üçüncü. Kardeşim sen nasıl ayırıyorsun? Sen birinciyi başka yere götürüyorsun. İkinci, üçüncüyü başka yere götürüyorsun ve teke indiriyorsun. Bazı yerde de ikiye çıkarıyorsun. Bediüzzaman böyle ahmaklık yapmasınlar diye ayrı ayrı özel olarak vurgulamış ki, kaçacakları-göçecekleri bir yer kalmasın diye. Bak “o zatın üçüncü vazifesi”. Bir kerede söyleyebilirdi. Kasten ayrı ayrı söylemiş ki kaçamasınlar diye, sahtekarlık yapamasınlar diye. “O zatın üçüncü vazifesi”, demek ki bak birinci, ikinci, üçüncü hepsini yapıyor. “Üçüncü vazifesi, hilafet-i İslamiyeyi, İslam halifeliğini, İttihat-ı İslam’a bina ederek, Türk-İslam Birliği’ne dayandırarak İsevi ruhanileriyle ittifak edip, dindar Hıristiyanlar, Allah birdir diyen Hıristiyanlarla ittifak edip, din-i İslam’a hizmet etmektir. “Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakarlarla ve milyonların fedakarlığıyla katılımıyla tatbik edilebilir” diyor. Ve Mehdi (a.s.) bu 3 vazifeyi de yapacak” diyor. Kardeşim burada sahtekarlık yapmaya ne gerek? Bediüzzaman’a siz kendinizi böyle mi beğendireceksiniz? Allah’a böyle mi beğendireceğinizi zannediyorsunuz? Allah rızasını böyle mi kazanacağınızı zannediyorsunuz? Allah’ın nefret edeceği şeylerden birisi yalandır, sahtekarlıktır. Cenab-ı Allah’ın nefretine, lanetine tabii olursunuz. Allah rızası için, Allah’a karşı yalan söylenir mi? Bediüzzaman’ın dediklerini çarpıtarak, Bediüzzaman’a karşı sevgi mi gösterilirmiş?
Bak, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 8’de Bediüzzaman diyor ki; “Ta Ahir zamanda”, ne anlarsın böyle deyince? İlerde gelecek bir şey anlamına gelmiyor mu ta Ahir zamanda? “Hayatın geniş dairesinde”, yani internetin, radyonun, televizyonların yayıldığı. Bediüzzaman’ın zamanında böyle bir şey yoktu. Yani birkaç devlet radyosu vardı. Televizyon da yoktu, internet de yoktu. Birçok şey yoktu. “Hayatın geniş dairesinde”, bakın “Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri”. Demek ki Nur talebeleri değilmiş. Ben de Nur talebesiyim. “Sen değilsin, Mehdi (a.s.)’dir, onun sahibi, Risale-i Nur Külliyatının” diyor. “Ve Nur talebelerinin gizlediği hakikatleri Mehdi (a.s.) ortaya çıkaracak, açıklayacak”. Söylenmeyen gerçekleri açıklayacak. Mehdi (a.s.) ile ilgili, İsa (a.s.) ile ilgili, Ahir zamanla ilgili Bediüzzaman adına söylenen yalanları deşifre edecek Mehdi (a.s.), ortaya çıkaracak. Bak “Ta Ahir zamanda hayatın geniş dairesinde, dünya çapında asıl sahipleri Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri”, bak açıklık getiriyor en ahmağın bile anlayacağı gibi. “Yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri”, talebelerine de alerjileri var ya hiçbir şey diyemesinler diye bak nasıl kilitlemiş Bediüzzaman görüyor musun? “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri”, hani şahsı maneviydi, devam eden koluydu. Bak net açıklama getiriyor; “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri”, Mehdi (a.s.) ve şakirtleri olunca tabii ki şahsı manevisi olur o zaman. Ama bu şahsı manevi kime ait? Mehdi (a.s.) ve şakirtlerine ait bir şahsı manevi. Nur talebelerine ait değil. Ben de Nur talebesiyim. “Size ait değil” diyor, Bediüzzaman. “Yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri talebeleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir”, geldiler demiyor, gelir. “O daireyi genişletir, mevcut daireyi ve o tohumlar sünbüllenir”. Yani sizler daha bir tohum hükmündesiniz. Mesela bana da, sana da “tohum hükmündesiniz” diyor. “Sünbülleneceksiniz ama Mehdi (a.s.) ve talebeleri gelince açacaksınız” diyor. “Sünbüllenir, bizler de o anda ölüyüz” diyor. Ölü olacağım, ölmüş olacağım. “Bizler de kabrimizde”, kabirde ne olur? Canlı insan kabirde olur mu? “Kabrimizde seyredip, Allah’a şükrederiz”. Ama benim öyle bir, “Allah bana öyle bir metafizik bir özellik verdi” diyor. “Ben ölü de olsam oradan seyredeceğim” diyor. Diyor, Sungur Abi’ye.
ALTUĞ BERKER: “Hayatım hayatınla devam edecek” diyor.
ADNAN OKTAR: “Seni takip edeceğim” diyor, inşaAllah. “Allah bana böyle bir güç verdi” diyor, elhamdülillah. Bir ruhaniyet, inşaAllah. Şimdi bu konuda sahtekarlık yapanlara bir daha bu konuyu anlatayım da beyinlerine. Belki ağızları, burunları düzelir.
Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 138; “Ta Ahir zamanda”, yani kendisinden sonraki devirde söylüyor. “Ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde”, yani internetin, televizyonların olduğu dönemde, “Risale-i Nur Külliyatının asıl sahipleri, yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri, Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir”, gelecekler diyor. “O daireyi genişletir ve o tohumlar sünbüllenir. Biz de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz”. Bütün bunlara rağmen sahtekarlık yapabiliyorlarsa bu da deccaliyet’in gücünü gösterir. Yani deccaliyet’in ne kadar azgın olduğunu gösterir. Yani bu kadar aleni bir gerçek, insanlara büyü yapılarak, sihir yapılarak, insanların gözünden kaçırılabiliyorsa, dehşetli bir güçtür deccal o zaman. Ama saflığından, cahilliğinden bunu söyleyenleri tenzih ediyorum ben. Bilgisizliğinden ve yahut az okuduğu için anlamayanları tenzih ediyorum. Ne yapıyoruz? Bitiriyoruz programımızı. Ne yapacağız? Hangi kanaldayız?
SUNUCU: HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza 00:30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Samsun AKS, Kütahya Destan, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, haber58.com, haberhilal.com, selamhaber.com, sekizsütun.com ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22:00 den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli TV den takip edebilirsiniz.
Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...