SUNUCU 1:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harunyahya Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli Tv, Aba Tv, Adana Ceyhan CRT Tv ve Radyo, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Sivas Sipas Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak ART Tv, Uşak Egem Tv, Bingöl Fm 102.0, Erzurum Raydo Süper Kanal 99.9, Nevşehir Keyif Fm 92.7, haber58.com, haberhilal.com, islaminesil.com, selamhaber.com, 8sutun.com’dan canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Efendim, en hayırlı ve en güzel şekilde başlamak isteriz, inşaAllah. Asilim.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Günlük konulardan herhalde anlatmak istiyorsun.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Uygun görürseniz, inşaAllah, bugün Milli Gazete’den Mevlüt Özcan Hocamız çok müjdeli bir yazı yazmış Hocam. Peygamberimiz (s.a.v.)’in verdiği haberlerin aynen gerçekleştiğini ve günümüzde Müslümanlığın içinde bulundukları zor dönemin ardından İslam ahlakının hakimiyetinin geleceğini, ümit var olunması gerektiğini müjdelemiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Yazının adı; “Müslüman ümitsiz olmaz.”
ADNAN OKTAR:Delil vermiş mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah. Buhari’den hadis olarak şöyle diyor; “yemin ederim ki Allah mutlaka bu dini hakim kılacaktır.”
ADNAN OKTAR:Buhari.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. Buhari.
ADNAN OKTAR:Kütüb-i Sitte’nin en güvenilir hadis kitabı.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. Ebu Davud’dan da aynı kaynağı vermiş. “Yemin ederim ki Allah mutlaka bu dini hakim kılacaktır. Öylesine ki, yalnız başına bir atlı, Allah'tan ve sürüsüne kurt saldırmasından başka hiçbir şeyden endişe etmeksizin San'a'dan Hadramut'a kadar emniyetle gidecekti. Ne var ki, siz sabırsızlanıyorsunuz.” Devam edebilirim Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:“Hz. Peygamber (s.a.v.), imanları uğrunda daha ağır istikbalin aydınlık olacağı müjdesini veriyor. Karanlık gecelerin kararıp kalmayacağını, aydınlık sabahın yakın olduğunu, ümit var olmak gerektiğini beyan ediyor. İslam'ın aydınlık geleceğinden en küçük bir tereddüt duyulmamasını, kesin bir dil ile çok çarpıcı ve güven verici bir örnekle anlatıyor. Peygamber (s.a.v.)’in verdiği haberler aynen gerçekleşmiştir. İslâm sulh, sükûn, emniyet ve selâmet dinidir. Din ve iman düşmanlığı, yeni bir olay değildir. Müslümanların Müslümanca yaşamaya başladıkları gün İslam'ın emniyet veren güzelliği herkese huzur verecektir. Yeryüzündeki Müslümanlara karşı cereyan eden çirkinlikler hiçbirimizi ümitsizliğe düşürmesin. Herkes üzerine düşen görevi yapsın. Bunu başardığımız an kurtulmuş olacağız.”
ADNAN OKTAR:Peygamberimiz (s.a.v.) yeminle İslam ahlakının dünyaya hakim olacağını söylüyor, yemin ederek. Onun vakti geldi işte. Bak dedi, başka da vakit yok yani. Hicri 1400 ile 1500’ün arasındaki vaktin dışında başka vakit yok. Evet.
ALTUĞ BERKER:Güngör Mengi’nin bir yazısı var Vatan Gazetesi’nde. Dini ifadeleri tenzih ederim, “Ilımlı İslam ihracatı” başlıklı bir yazı yazmış. “Amerika’nın zamanında komünizm karşısında İslami akımları desteklediğini, şimdi de ılımlı İslam konusunu desteklediklerini,” yazmış. “Bunun sonuçları da tek tek ortaya çıkıyor, Müslüman Kardeşler Örgütü iktidar alternatifi olmak için AKP’yi örnek almaya karar vermiş. CHP bir an önce toparlanmalı, Cumhuriyeti koruyacak güce kavuşmalıdır. İslam bizim için dindir, rejim olamaz” demiş.
ADNAN OKTAR:CHP, bir daha söyle o son kısmı.
ALTUĞ BERKER:“Bunun sonuçları da da tek tek ortaya çıkıyor. Müslüman Kardeşler Örgütü AKP’yi örnek almaya karar vermiş. CHP artık toparlanmalı Cumhuriyeti koruyacak güce kavuşmalıdır. İslam bizim için dindir, rejim olamaz” demiş.
ADNAN OKTAR:Peki CHP’nin toparlanmasından kastı ne? Neyi kastediyor?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah, siz daha iyi bilirsiniz Hocam. AK Parti’yi geçip, onun iktidarlığını düşürüp, kendisi iktdar olunca Cumhuriyet kurtulur, mantığı herhalde.
ADNAN OKTAR:Cumhuriyet’i kurtarmak istiyorsa iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı ciddi bir tavır alsın, Güngör Mengi. Yani biz onu duyalım köşesinden. Desin ki; “iddia edilen Ergenekon Örgütü Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i yıkmak için oluşturulmuş bir katil ordusudur,”. “Bir deccal ordusudur. Behemehal Devlet bertaraf etmelidir. Hukukla, kanun ölçüleri içerisinde bertaraf etmelidir” demelidir, Güngör dededen bunu bekliyoruz, bu üslubu bekliyoruz. Ayrıca CHP de dindar kardeşlerimizin, dindar insanların oluşturduğu bir parti ve gittikçe daha dindarlaşıyor CHP ve ılımlı İslam’ı, yani Asr-ı Saadet İslamlığını savunan bir ruhu CHP’nin içerisinde görüyoruz. Oraya doğru gidişat var. Eğer bu anlamda diyorsa Güngör Mengi, çok güzel. CHP, Darwinizme, materyalizme karşı tavır alacak, milletin manevi değerlerini savunacak, daha çok savunacak, imani konularda derinleşecek, Asr-ı Saadet Müslümanlarını savunacak ve işte böyle İslam savunulur diyecek. Atatürk’ün savunduğu tarzda İslam’ı savunacak diyorsa, bu tamam, bu çok güzel. Atatürk’ün İslam’ı nasıl savunduğunu Güngör Mengi bilmiyor olabilir, okumamış olabilir. Onu biraz anlatsana sen.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Güngör Mengi malum. Ne çıkıyorsa alıyor oradan buradan, yani ne duyarsa alıyor. Yanlışları ayırması lazım.
ALTUĞ BERKER:Hocam şu anda Atatürk’ün Türk-İslam Birliği ile ilgili sözlerini bulabildim. İsterseniz ben diğer haberi okuyayım, inşaAllah. Fatih Altaylı’nın bir yazsısı var Hocam bugün. Fatih Altaylı bugün CHP ile ilgili bir yazı yazmış ama yazı boyunca genelde Erbakan Hocamızı eleştirmiş Hocam. Şunları söylemiş özetle; “aynı Necmettin Erbakan gibi Önder Sav’ın dönemi de bitmiştir ama Sav da onun gibi makamını bırakmıyor. Erbakan Saadet’i ele geçirmek için Sav’dan yardım almış, bunu bana Numan Kurtulmuş anlattı” diyor. “Bütün hukuki desteği ve iştiyatları Önder Sav vermiş Erbakan’a.” Bu meyalde devam ediyor yazısı Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani tam Fatih Altaylı mantığı. Yağmur yağıyor, niye bana ördek dedin? Ne alaka bağlantı? Uzaktan yakından alakası yok. O bir parti lideri ve gürül gürül partinin başına geçti. Büyük bir zaferle çıktı Erbakan Hocamız. Yani ezici oyla kazandı, sıfır muhalif oy var. Dolayısıyla CHP’deki gelişmelerde de hayır var, onu da teşhis edemiyor. Önder Sav, son derece zeki bir şahsiyet ama ömür boyu genel sekreterlikte kalamaz veya başka görevlerde kalamaz. Tabii ki değişecektir ama Önder Sav daima CHP’li olarak kalır ve CHP’ye de çok büyük faydası olur. Ki son günlerdeki toparlanma da güzel. Baykal CHP’deki bölünmeyi andıran duruma karşı bir tavır aldı, güzel. Kılıçdaroğlu’nu desteklediğini söyledi. Efendim, aynı şekilde Önder Sav da itaatli olduğunu, partiye bağlılığını, lidere bağlılığını açıkladı. Tamamdır, CHP’deki tedirgin hava gitmiş oldu. Dolayısıyla şimdi artık CHP’den beklediğimiz anti-Darwinist olduğunu söylemesi, anti-materyalist olduğunu söylemesi. PKK’ya karşı anti-Leninist, anti-komünist faaliyetin etkili olacağını söylemesi ve sahabe devri İslamlığını savunması. Bunu yaptığında, bakın CHP hayretler içinde kalacaktır. Bak, ben buradayım. En az %70-80 oyla iktidara gelir, en az. Yani bizim milletimiz onları havada uçurur böyle, en az %70-80. Yani çok büyük olay olur. Demokrasiye sıkı sahip çıkacak, laiklikten ödün vermeyecek ama Avrupa tarzı bir laiklik, bu klasik anlamdaki laiklik değil inşaAllah. Evet, şimdi Beker’im zatıalinizi dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Ben Atatürk’ün sözlerini hazırlıyordum Hocam inşaAllah o sırada. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e duyduğu hayranlıkla başlıyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak bir CHP’linin nasıl olması gerektiğini Atatürk bize anlatıyor. Atatürk CHP’yi kuran kişidir. Bütün milletin de Başkumandanıdır ve Milli Önderimizdir ve son derece isabetli, güzel düşünceleriyle Türk milletine daima en güzel yolları göstermiştir. Şimdi gerçek bir CHP’linin nasıl olması gerektiğini bize Atatürk anlatıyor. Hep beraber dinleyelim.
ALTUĞ BERKER:Atatürk’ün İslam dinini öven sözleriyle başlıyorum. Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, cilt 2, S.93. "Ey Millet! Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah'ın selameti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Koyduğu esas kanunlar, Kur'ân-ı Azimüşşan`daki ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhunu vermiş olan dinimiz son dindir. Ekmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikate uymamış olsaydı, bununla diğer ilahi ve tabii kanunlar arasında aykırılıklar olması gerekirdi. Bütün ilahi kanunları yapan Cenab-ı Hak’tır."
ADNAN OKTAR:Evet, devam edelim.
ALTUĞ BERKER:"Milletimiz din gibi kuvvetli bir fazilete sahiptir. Bu fazileti hiçbir kuvvet, milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz. Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur."
ADNAN OKTAR:Dinsiz milletlerin devamına imkan yok.
ALTUĞ BERKER:“Türk Ulusu daha dindar olmalıdır.”
ADNAN OKTAR:Daha dindar, yani mevcut dindarlığından; bak Atatürk kendi dönemindeki dindarlıktan daha dindar olmasını istiyor milletin. Evet.
ALTUĞ BERKER:“Yani tüm sadeliği ile dindar olmalıdır. Dinime, bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum." (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cilt 3, s. 69) “Elhamdülillah hepimiz Müslümanız, hepimiz dindarız.” Atatürk’ün sözüydü Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak elhamdülillah, Allah’a hamd ederek başlıyor. Hepimiz Türküz, hepimiz Müslümanız. Evet.
ALTUĞ BERKER:"Bilhassa bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi şeyin bir dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantığa halkın menfaatine uygundur; biliniz ki o bizim dinimize de uygundur. Her şey akıl ve mantığa, milletin menfaatine, İslam'ın menfaatine uygunsa kimseye sormayın. O şey dinidir. Eğer bizim dinimiz aklın mantığın uyduğu bir din olmasaydı mükemmel olmazdı, son din olmazdı."
ADNAN OKTAR:“Bilimle din iç içedir, yani mutabıktır” diyor. “İslam diniyle bilim bir bütündür” diyor. Yani “bilimi tasdik eder, bilim de İslam’ı tasdik eder” diyor. Onu söylüyor, evet.
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah. "Kuran 'Kitab-ı Ekmel'dir. (En mükemmel kitaptır)” diyor Atatürk. “Atatürk, 1923 yılında Konya’da Dar-ül Hilafet-i âliye Medresesi’nde ahlak dersinin okutulduğu bir sınıfa girmiş ve bir öğrenciden; “İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ” (Nisa Suresi, 58) “Şüphesiz Allah size emanetleri, sahiplerine teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor”, ayetini yorumlamasını ve ayetten çıkan ahlak ilkelerini açıklamasını istemiştir. Öğrencinin açıklamalarının ardından Atatürk, öğretmen ve öğrencilere bu ayet-i kerime-i muvaffakiyetimiz için (başarımız için) yegane bir delil hayr eylerim diyerek.”
ADNAN OKTAR:Muvaffakiyetimiz için Türk milletinin genel olarak, yani her konuda muvaffakiyeti için rehber olsun, diyor Kuran. Kuran’ın bu hükmü rehber olmalı, diyor.
ALTUĞ BERKER:“Diyerek duygu ve düşüncelerini açıklamıştır. Kurtuluş Savaşı’nın en zor günlerinde Kerim Paşa, Kuran’da geçen ‘Allah’ın Eli onların üzerindedir,’ ayetini yorumlamış ve bu ayette belirtildiği gibi Allah’ın yardımı ile sıkıntıların aşılacağını söylemiştir. Bunun üzerine Atatürk şöyle karşılık vermiştir. Azizim, ‘Yedullahi fevka eydihim.’ Allah’ın eli bütün ellerden üstündür. Millet, Allah’ın buyruğunu yerine getirecektir ve buyurduğunuz gibi milletçe elde edeceklerimiz hayırlı ve uğurlu olacaktır. Lütufkâr dualarınızın eksik edilmemesini rica ederim. Gayret bizden, yardım ve kolaylık ölümsüz Allah’tandır.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Görüyor musunuz Atatürk’ün güzel üslubunu, güzel ruhunu, güzel hitabetini? Evet.
ALTUĞ BERKER:“Atatürk’ün kütüphanecisi Nuri Ulusu aktarıyor. Atatürk bazı kereler çalışırken okuduğu tefsirlerin çok etkisinde kalırdı ve de ‘Hey Büyük Allah’ım, Kuran’a inanmayan kafirdir. Bize nasıl yol gösteriyor, Kuran’ı tüm Dünya’ya okutmalıyız’ derdi. Sonra o, yanındaki bizlere, ‘okurken ruhum coşuyor, sizlere de oluyor mu?’ diye sorardı.”
ADNAN OKTAR:Kardeşim, burada tam muttaki, samimi bir Müslümandan bahsediliyor. İşte CHP’nin çizgisini Atatürk böyle belirliyor. Yani nasıl olmaları gerektiğini, nasıl bakış açısı içinde olmaları gerektiğini gösteriyor. Bu tarzda yani Atatürk gibi aynısı olan bir CHP düşünün, hangi partiye oyunu verirsin?
ALTUĞ BERKER:CHP’ye.
ADNAN OKTAR:CHP’ye veririz. Gözümüzü kırpmadan veririz oyunuzu CHP’ye. Ama Atatürk’ün aynı modelinde olacak, aynı üslup, aynısı olacak, taviz yok. Evet devam et.
ALTUĞ BERKER:Atatürk’ün en çok üzerinde durduğu surelerden biri Şura Suresidir. Atatürk bir konuşmasında Şura Suresine şöyle vurgu yapmıştır. Kuran ayetlerine ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözlerine göre hükümetin esasları ifade edilmiştir. Onlar şunlardır, danışıp konuşma, Adalet ve Devlet Başkanı’na itaat. Şura muamelatınısı (insanlara ait davranışları) ifa ederken, adilane ifa edecektir. Çünkü adaletten mücerret (ayrılmış) olan Şura, Allah’ın emrettiği bir Şura olamaz. Atatürk Cumhuriyete giden süreçte sıkça Şura Suresine göndermeler yapmıştır. Atatürk bir keresinde, “senin şanını yükseltmedik mi” ayetinde içeren İnşirah Suresi’nin tefsirini yapmıştır.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Atatürk’ün Kuran bilgisi çok derindi, o bilinmiyor. Yani o Hoca efendilerle karşılaştığında onlarla hemen tefsir konusunda çok güzel konuşmalar oluyordu.
ALTUĞ BERKER:Peygamberimiz (s.a.v.) hakkındaki sözlerinden. Yine söylev ve demeçlerden. “Muhammet Mustafa (s.a.v.), Peygamber olmadan evvel kavminin sevgisine, saygısına, güvenine erişti. Fahriâlem Efendimiz (s.a.v.), sonsuz tehlikeler içinde, tükenmez sıkıntılar ve zorluklar karşısında (20) sene çalıştı ve İslâm dinini kurmaya ait Peygamberlik görevini yapmayı başardıktan sonra Cennetin en yüksek katına erişti.
ADNAN OKTAR:Bak, saygısı, sevgisi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e ne kadar yüksek. Deniz Baykal da böyle bir konuşma yaptı biliyorsunuz. Ondan sonra yer yerinden oynadı. Ondan sonra bu kaset işi şu bu falan olaylar çıktı. Tek sebebi Deniz Baykal’ın yaptığı bu konuşmadır. O kasedin tek sebebi budur. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bu kasedi ortaya çıkarmasının tek nedeni Deniz Baykal’ın Türk milliyetçisi olmasıdır. Üniter devleti savunmasıdır ve dine samimi olarak candan inanıyor olmasıdır. Kuran’a canı gönülden sevgi duyuyor olmasıdır. Tek nedeni budur. Anında, bakın hemen olayın akabinde, konuşmanın akabinde çat kasedi ortaya çıkardılar. Çok eski bir kaset o. Ama adamlar zamanlamasını tam o ana getirdiler. Hani böyle konuşursam böyle olur gibisinden. O da maşaAllah delikanlı hiç dinlediği yok, dümdüz gidiyor. Onların tehdidine asla boyun eğmez. Kılıçdaroğlu’ndan da beklediğimiz bu. Deniz Baykal’dan da beklediğimiz bu. Partililerden de beklediğimiz bu. Atatürk’ün bu çizgisinde ilerlemeleri. Mesela bu içerideki zıtlaşmanın düzelmesi de güzel. O da CHP’yi, derler toplar. Sen devam et, o Atatürk’ün konuşmalarına.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v.), diyor Atatürk, Cenab-ı Hakk tarafından insanlara dini gerçekleri bildirmeye memur ve elçi olmuştur. Anayasası, hepimizce bilinir ki, şanı büyük olan yüce Kuran'daki naslardır. İnsanlara gelişme ve aydınlanma ışığı vermiş olan dinimiz, son dindir, en eksiksiz dindir. Din insanların gıdasıdır. Dinsiz adam boş bir eve benzer. İnsana hüzün verir. Mutlaka bir şeye inanacağız. Bu dinlerin en sonuncusu, elbette en mükemmelidir. İslam dini hepsinden üstündür. Onun Hak Peygamber olduğundan şüphe edenler, şu haritaya baksınlar ve Bedir destanını okusunlar. Hz. Muhammed (s.a.v.)'in bir avuç imanlı Müslümanla mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir Meydan Muharebesi'nde kazandığı zafer, fâni insanların kârı değildir. Onun Peygamberliğinin en kuvvetli delili işte bu savaştır.
ADNAN OKTAR: Diyorlar ki; “gençleri biz Atatürkçü yetiştireceğiz.” Güzel, Atatürk böyle derin bir din bilgisine sahipti, din kültürüne sahipti. Gençleri en az Atatürk’ün seviyesinde din bilgisiyle mücehhed etmemiz nedir? Atatürkçülüğün ta kendisidir. Atatürk’ün genel kültürüne bakın, şimdi istenen genel kültür politikasına bakın. İslam tarihini de Atatürk çok çok iyi biliyordu. Kuran’ı tefsir etmeyi de çok iyi biliyordu. Ve din hakkında, İslamiyet hakkındaki bilgisi de herhangi bir alimden, Hocadan çok çok daha fazla, mesela bu bilinmiyor. Bir müftüden, bir din aliminden çok çok daha fazladır Atatürk’ün din bilgisi. Bu biliniyor mu? Bilinmiyordur, bilinmiyor. Kuran’ı mesela baştan sona biliyor Atatürk. Çok mükemmel tefsir yapıyor. Hocalar onun karşısında susuyorlardı tartışmaya gidiğinde, konuştuğunda. Birçok sureyi sormuştur. Her sureyi teker teker, yani hangi Hocayla karşılaşsa, “surenin bana tefsirini yap” diyor. Mesela hata yapıyorlar, “yok doğrusu böyle bu şekildedir” diyor, açıklıyor. Muazzam bilgisi var. İslam tarihini baştan sona kadar, en ince detaylarına kadar bilen bir insandır. Gece-gündüz kitap okuyan bir insan. Kitap okumayı yasaklıyorlar, kitap okumaya teşvik etmek lazım, din kültürünü teşvik etmek lazım. Aynı şekilde eski Türk tarihini de çok iyi biliyordu Atatürk. Muazzam bir tarih bilgisi vardı. Musevilik hakkında bilgisi vardı, Hıristiyanlık hakkında bilgisi vardı. Komünizm hakkında, faşizm hakkında muazzam genel kültüre sahipti. Bizde gençlerimizi bu tarzda yetiştirmemiz gerekiyor. Atatürkçüyüm demeyle olmuyor ki, Atatürk gibi genel kütürlü son derece mükemmel insanlar yetiştirmek gerekiyor. Korkarsan, bilgi vermezsen nasıl olacak o zaman? Devam et.
ALTUĞ BERKER: “Bence dinsizim diyen mutlaka dindardır. İnsanın dinsiz olmasının imkanı yoktur. Dinsiz kimse olmaz.”
ADNAN OKTAR: Bak o çok hayati. Hiçbir Darwinist gerçek anlamda dinsiz değil. Cilveleniyorlar öyle kendi kendilerine, yani entel havalarına giriyor böyle. Gerçeğinde hakikaten derinlemesine araştırsan, tabii ki bir yaratan vardır” diyor. Benim mesela Hocam vardı, strüktür Hocam, efendim ismi Ercüment Tarcan. Derse gelirdi, dini kabul etmediği tarzında bir üslubu vardı. Darwinizmi, materyalizmi savunur, dini eleştiren bir üslubu oluyordu. Ben öyle görüyordum. Hocam, dedim bir gün, şu evrimle ilgili bir kitabım var, bir kitap var. Bunu okuyup, bana eleştirir misiniz, dedim. Tabii, dedi aldı, o kitabı okudu. Bir hafta sonra falan gittim. Kitabı okudunuz mu Hocam, dedim. Tek bir tane hücre yapsın insanlar, ben kendimi pencereden aşağıya atarım, dedi. Mümkün değil tesadüf, tabii ki bir yaratan var, dedi. Böyle yani, mesela yıllardan beri orada Darwinizmi anlatan, materyalizmi anlatan insan.
SUNUCU:Felsefe Hocası mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Genelde Felsefe Hocalarının tavrı bu galiba Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. Mesela diğer Hocalarla da öyle konuşmuştuk. Başka diğerleri, tek tek şimdi burada isim söylemek uygun olur mu bilmiyorum da. Onların da öyle fikirleri, konuştuğunda tam bir Marksist, tam bir ateist gibi üslupları oluyordu. Mesela bizim Hilmi Yavuz Hocamız vardı, şair felsefeci yani biyoloji felsefesi eğitimi almış. Çok kültürlü bir insan, çok değerli bir insandır. O da bizim Hocamızdı. Derse gelirdi alenen Marksizmin propagandasını yapardı. Dini eleştirirdi, materyalizmin geçerli olduğunu anlatırdı. Darwinizmi çok kapsamlı anlatırdı. Ben ona da bizim o küçük kitaplardan vermiştim. Ondan sonra üç hafta falan Hocayı takip ettim, kitabı okuyup okumadığını, her seferinde okumadım, dedi. En son gittiğimde okudum, dedi. Sonra Hocayla böyle okulun cümle kapısında, ana kapısında karşılaştım. Benim elimde dosya vardı, yeni bulunan kafatasları vardı Homosapiens, onları gösterdim. Hocam bakın yeni yeni fosiller bulunuyor, hiçbirinde değişiklik yok, dedim. O mülayim Hoca, o halim Hoca aman Allah’ım acayip sinirlendi böyle, bas bas bağırıyor. Dedi ki, ne olur yani farz edelim evrim çürütülmüş olsa, evrimin olmadığı anlaşılsa, bu Allah inancını mı getirir, dedi. Orada çocuklar vardı, Marksist çocuklar vardı. Evet tabii ki Allah inancı gelir, dediler. Yoksa Darwinizm öyle olur, dediler. Hoca ondan sonra beni her gördüğünde yolunu değiştiriyordu. Mesela otobüs durağında doğru geliyorsa, hemen bir taksi tutup pır oradan gidiyordu. Hilmi Yavuz Hoca çok efendi, çok nezih bir insandır. Muazzam genel kültürü vardır. Arapçası mükemmeldir. Edebiyat bilgisi, benim bildiğim Türkiye’de üzerine yok. Hatta Ortadoğu, Balkanlarda yoktur. Muazzam genel kültürü var. Hocamla görüşecektik onu da şey yapamadınız. Görüşelim dedim ama.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.Yıllar sonra kendisinin, şimdi fikirlerinin bu şekilde olmasına vesile siz oldunuz Hocam, inşaAllah o zaman.
ADNAN OKTAR: Şimdi Hocamız Darwinizme inanmıyor. Allah inancı güçlü, dine, İslam’a karşı sevgisi çok, maşaAllah. Böyle Hocamız bambaşka bir şey oldu, maşaAllah yıllar sonra ama bir görüşelim demiştik, sözleşmiştik yarım kaldı. Onu bir şekilde halledelim.
ALTUĞ BERKER: Takip edelim.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bir arada Sungur Ağabeye bir git. Hem git bir konuş bir kısaca. Sungur Ağabey gerçi video kameradan pek hoşlanmaz.
ALTUĞ BERKER: Hocam sizi gördüğü zaman daha çok ifadeleri açılıyor.
ADNAN OKTAR: Benimle olduğunda sohbette hakikaten sırları açmaya başlıyor, inşaAllah. Tamam bir gün gideriz, inşaAllah. Devam et, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Atatürk şöyle diyor; “Bütün dünyanın Müslümanları Allah’ın son Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.)’in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed (s.a.v.)’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli. İslamiyetin hükümlerini olduğunu gibi yerine getirmeli. Zira ancak insanlar bu şekilde kurtulabilir ve kalkınabilirler.”
ADNAN OKTAR: Şimdi adam, bir insan Atatürkçüyüm deyince, Atatürk’ün fikirlerini, düşüncelerini uygulaması gerekir. Onun gibi genel kültürlü, onun gibi nezaketli, saygılı, klas, kaliteli olması gerekir. Kılık kıyafet, yemek içmek, eğlencesi sohbeti falan, her şeyi çok mükemmeldi biliyorsunuz. Atatürk bu konuşmasında çok hayati bir konuya; hayatının son zamanlarında olan bir konuşma, vefatından bir iki ay önce yaptığı konuşma bu. Bakın diyorlar ki, ilk başta başka türlü, sonra başka, yani binbir türlü oyun oynamaya kalkıyorlar. Bu vefatından bir kaç ay önceki konuşması, şimdi bu da çok hayati bir konuşması. Bir daha açıkla, anlat.
ALTUĞ BERKER: Tekrar okuyorum. “Bütün dünyanın Müslümanları Allah’ın son Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.)’in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli.”
ADNAN OKTAR: Şimdi ne anladın oradan?
ALTUĞ BERKER: Hocam tam olarak tatbik etmeli, eksik, yarım değil.
ADNAN OKTAR: Bak “bütün dünyanın” diyor, Türkiye’nin Müslümanları demiyor. Bütün İslam alemini kapsayan, bak İslam alemine hitap ediyor. İslam aleminin birleşmesini isteyen konuşmaları var. Bütün İslam alemi birleşsin. Türklük alemi birleşsin, diyor. Türk-İslam Birliği’nden bahsediyor Atatürk. Ama orada çok açık, kapsamlı, net bir konuşması var. “Peygamber (s.a.v.)’in gösterdiği yolu tam anlamıyla bilip, uygulayıp hayata geçirmeleri gerekir” diyor.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. “Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed (s.a.v.)’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli. İslamiyetin hükümlerini olduğunu gibi yerine getirmeli.”
ADNAN OKTAR: “Kuran’a tam uymalıyız” diyor. Evet.
ALTUĞ BERKER: “Zira ancak insanlar bu şekilde kurtulabilir ve kalkınabilirler.”
ADNAN OKTAR: Yani bütün dünyanın kurtuluşu, Mehdiyet bununla mümkündür, diyor. Ekonomik, sosyal her türlü kalkınma da bununla mümkündür, diyor. Mimari, sanat, sanayi her şey. Çünkü moral güç olmayan, manevi güç olmayan bir millet ayakta kalamaz. Ne sanatta, ne bilimde, ne mimaride hiçbir şey yapamaz. Atatürk bu hayati konuya çok güzel dikkat çekmiş.
“Selamun aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü. “Seyid Adnan Oktar Hocam, şu an Kanaltürk’te evrim isimli film gösteriyorlar. Kanaltürk’e bu konuda bir uyarı yapılması gerekir. En etkili siz yaparsınız Hocam. İyi akşamlar değerli Hocam.” Kanaltürk yapar. Evrimle ilgili program yapar. Niye? Çünkü evrim yıkıldığı için bir eziklik, bir rahatsızlık içindeler. Hani bana ne bana ne yaparım der ya çocuklar, yapma, etme dersin, bir şeyi elinden alırsın, devam etmeye kalkar. Evrimin yıkıldığını bildikleri halde, evrimin doğru olmadığını açıkça bildikleri halde çocuk gibi inat edip yine devam ediyorlar. Anlatsınlar, biz de doğrusunu anlatmaya yine devam ederiz, inşaAllah.
Efendim Sevda Akbalan, “Merhaba sayın Hocam, programlarınızı yeni takip ediyorum. Ele alınan konuları ve materyalist düşünce tarzı ideolojileri bilimsel yaklaşımınızla çürütmeniz bir İslam bilgini olarak ilk olsa gerek.” İslam bilgini miyim? Yok talebeyim ben, daha yeni öğreniyoruz. Tabii talebeyiz. “İlk olsa gerek. Hocam etrafımızda görmediğime inanmam diye kişilere karşılaşabiliyoruz. Bunları bu yanlış düşüncelerinden vazgeçirmek için ne veya neler söylemeliyiz? Bir de Hocam bugün programınızda Kıyamet Alametleri hakkında bilgi verirseniz müteşekkir oluruz.” Sevda Akbal Hanım. Tamam, inşaAllah.
İşte mesela fosil, evrime fosil delildir. Mesela bu köfte bir kaplumbağa fosili, kaç yıllık bu biliyor musun? Mesela şu bir delil, muhtemelen efendim çok çok eski, milyonlarca yıllık bir kaplumbağa fosili, bahçelerde gezer küçük. Bakın tıpkısının aynısı, hiçbir değişikliğe uğramamış. Bu işte bilimsel metoddur. Ama ben desem ki, evrim çürümüştür. Neye göre çürümüştür? İşte buna göre çürümüştür diyorum ve delil gösteriyorum. Evrimi savunanlar, işte buna göre evrim vardır diyebiliyorlar mı? Diyemiyor. Hiç gördünüz mü evrimcilerin eline bir fosil alıp gelip, bakın ispat delilimiz bu, dediğini hiç gördünüz mü? Olmaz, yani dünyanın hiçbir yerinde gösteremezler, çünkü yok. Ama bak biz, 38 milyon yıllık kaplumbağa fosili hiçbir değişikliğe uğramamış, aynısıyla duruyor. Bu kaç milyon yıllık?
OKTAR BABUNA:95 milyon yıllık gitar balığı.
ADNAN OKTAR: Bak 95 milyon yıllık gitar balığı, 95 milyon yıl, neredeyse 100 milyon yıllık. Hiçbir değişikliğe uğramamış. Bak inşaat tuğlası gibi, olduğu gibi duruyor. Bilimsel metod diye işte buna derler. Adamlar karşımıza çıktığında bize böyle delil getirsinler.
ALTUĞ BERKER: Hocam trilyon şey yaptınız. Üç senedir kimse çıkmadı. 10 trilyon vereceğim dediniz.
ADNAN OKTAR: Evet. Delillendirme işte böyle olur, tamam Berker Hocam. O kuyruğunu da göster, şimdi kuyruksuz zannedip vesvese etmesinler. Yandan da göster, kırıldığında fosilin fosilleşme safasında nasıl olduğunu görsünler. Orjinal fosil, birde bak diyoruz ki; meselam adam, kardeşim ben gözlerime inanamıyorum, diyor. Gel beraber alıp götürelim İstanbul üniversitesine, birlikte bakın, profesörlerle birlikte inceleyin. Bizde kaç göç yok, net delil var. Gümbür gümbür delil koyuyoruz ortaya. Evrimi savunanlara dikkat etsinler. Mesela Kanaltürk’e desinler, ey Kanaltürk bak Hocamız çıkıyor delil gösteriyor. Siz delil göstermeden konuşuyorsunuz, bu olmuyor, diyecekler. Eğer dürüst ve samimiyseniz delil gösterin, delille konuşun, diyecekler. Delilsiz konuştuğunda ona insanlar inanmaz. Birde bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi bilimsel olarak imkansız. Orada zaten evrim bitmiş oluyor ama biz böyle kaç tane delil sunuyoruz? 350 milyon adet, 350 milyon adet. Arkadaşlarımız kaç tane sunuyor? Sıfır. Olmadı işte, o zaman biz galibiz, çünkü 350 milyon delili gösteren galip olur. Sıfır delil gösteren galip olmaz, o yüzden yendik. İster Kanaltürk’te yapsınlar, ister başka kanalda yapsınlar bu durum değişmez.
“Selamun aleyküm ve rahmetullahi ve berakatühü.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü. “Kıymetli aslanlar aslanı Muhammed Adnan Hocam,” aman Allah’ım maşaAllah, maşaAllah. “Mürselat Suresini okuduğumda, aklıma siz değerli Hocamın Allah’ın izniyle yaptığınız örneksiz mücadele ve İslam’a olan hizmetleriniz geldi, inşaAllah. 77. Sure olması ve ilk yedi ayeti itibariyle Mehdiyeti ve Mehdi talebelerine bakıyor olabilir mi değerli Hocam? Hürmet ve dua ile inşaAllah.” Levent Bozkurt.
Mürselat suresi, şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “Birbiri ardınca gönderilenlere andolsun.” Evet Peygamberler de, müceddidler de birbiri ardına geliyorlar hep, mesela 1400 seneden beri her yüzyılda bir müceddid gelmiş. “Derken kökünden koparıp savuranlara.” Bizde Darwinizmi kökünden koparıp, savurup attık. Denize savurduk, tozunu attık. Hz. Musa (a.s.) ne yaptı? Putu parçaladı, yaktı ve denize savurdu. Bizde Darwinizmi paramparça edip savurduk. “Yaydıkça yayanlara.” Bizde Darwinizm, materyalizmin geçersizliğini yayıyoruz. İslam’ı, Kuran’ı yayıyoruz bütün dünyaya internetten, televizyonlardan, radyolardan. “Böylece ayırdıkça ayıranlara,” şeytaniyetle Mehdiyeti tam anlamıyla birbirinden ayırdık. Ayırdıkça da ayırıyoruz. Her anlattığımızda, Deccaliyetin ne olduğunu insanlar daha iyi anlıyor, Mehdiyet’in ne olduğunu daha iyi anlıyorlar. “Zikr bırakanlara,” Zikr Kuran’da Allah açıklıyor, zikr; Kuran’dır aynı zamanda. Allah’ı zikretme vardır. Ama zikr diye, Allah Kuran’a diyor. “Zikr bırakanlara,” biz de Kuran’ı etrafa yayıyoruz. Kuran’ın yeterliliğini insanlara anlatıyoruz. “Suçu ve eksikliği ortadan kaldırmak veya uyarmak için.” Biz de eksikliği, günahı ortadan kaldırmak ve insanları uyarmak için gece gündüz faaliyet yapıyoruz, inşaAllah. “Şüphesiz, size vaadedilen gerçekleşecektir.” İsa Mesih (a.s.) inecek, Mehdi (a.s.) çıkacak, ki inmiştir, Mehdi (a.s.) de çıkmıştır, inşaAllah. En sonunda da İslam ahlakı dünyaya hakim olacaktır, inşaAllah. En sonunda da Kıyamet olacaktır tabii, inşaAllah. Ayeti bu yönüyle de, bu şekilde de tefsir edebiliriz inşaAllah.
“Dört büyük kitapta büyük İsrail devleti kurulacak ve hiç duyulmayan bir millet tarafından İsrail yok edildikten sonra Kıyametin kopacağı yer aldığı doğru mudur?” Mustafa. Bir İsrail devleti kurulacağı hadislerde var. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir, İsrail’in kuruluşu. İsrail’in yıkılmasını Mehdi (a.s.) sağlıyor, yani şöyle yapıyor. İsrail’deki ateist yönetimi, İsrail’deki dindarları ezen yönetimi, İsrail’de dindarlara kök söktüren deccali düşünceyi, Mehdi (a.s.) Shiloh, Mosiyah yani Kral Mesih yok etmiş oluyor. Ve böylece bütün İsrail özgürlüğüne kavuşmuş olacak, ateist derin devlet yıkılıyor. Onun yerine Moşiyah’ın, Kral Mesih’in sistemi oturmuş oluyor. Ve onlar da zaten yüzyıllardan beri, 3 bin yıldan beri her gün gece gündüz Allah’a dua ediyorlar, Moşiyah’ın gelmesi için, 3 bin yıldan beri. Ağlıyorlar duvara ellerini koyup ağlıyorlar, “Yarabbi bize Moşiyah’ı gönder” diye. Kral Mesih’i, yani Mehdi (a.s.)’yi gönder, diye. 3 bin yıldan beridir ağlayarak yaptıkları duadır. O duaları kabul oluyor işte ve böylece deccali devlet yıkılıyor. Deccalin devleti yıkılacak. İsrail’deki deccalin kurduğu sistem yıkılıyor. Ve oradaki Musevi kardeşlerimiz 3000 yıldan beri görmediklerı bir mutululuğa, sevince, özgürlüğe kavuşacaklar. İstedikleri gibi ibadetlerini yapacaklar, istedikleri gibi yaşayacaklar, ticaretlerini yapacaklar, muazzam bir can güvenliği olacak, huzur ve sevinç içinde bayram hayatı yaşayacaklar, olay budur. Bütün İsrail güvenlik içinde olacaktır, boydan boya. Çünkü Moşiyah, Kral Mesih kendisi, zaten devletin kendisidir, yani onun üstüne bir İsrail devleti olmaz. İsrail devleti ona tabidir, o da geldiğinde ateist sistemi yıkacak. Yoksa oradaki dindar Hristiyanlar, dindar Museviler, Müslüman kardeşlerimiz ve yahut ateist olur, komünist olur da, yani kimseye zararı olmayan insanlar var, fikir olarak sadece savunuyorlar, onlar tam anlamıyla rahat edecekler.
ALTUĞ BERKER: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Mehdi (a.s.)’nin işi de zulüm değildir, kan dökmeyecektir, inşaAllah.
“Selamun aleyküm.” Aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü. “Muhammed Adnan Hocam, Mehdi (a.s) tam da tarif ettiğiniz gibi yetmiş kat örtünün arkasına saklanıp faaliyetlerine aralıksız devam ediyor Allah’ın izni ile. Şu an bile faaliyet halinde inşaAllah. Benim içimde engel olamadığım, Allah-u alem Mehdi (a.s) budur dediğim biri var. Kimseye söylemesem de, içimde engel olamıyorum buna. Siz insanlar imanın nuru ile Mehdi (a.s)’yi bilir, görür derdiniz. Bendeki bu durum da imanımın nuru mu acaba? Allah-u Teala’nın hidayeti üzerinize olsun, Muhammed Adnan Hocam,” diyor Hakan kardeş. MaşaAllah, güzel, hüsn-ü zan ettiğin öyle mübarek biri varsa, çok güzel, inşaAllah. Benim de hüsn-ü zan ettiğim insan oluyor, senin de hüsn-ü zan ettiğin insan oluyor. İnşaAllah Allah bir mübarek, muttaki kardeşimizi Mehdi (a.s) kılar, İslam alemini kurtarır. Türk-İslam Birliği oluşur, ne PKK’sı kalır, ne iti kopuğu kalır, ne iddia edilen Ergenekon Örgütü kalır, şöyle özgürce sokaklarda gezeriz.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne gaspçı tehlikesi, ne hırsız tehlikesi, ne anarşist tehlikesi, ne psikopat tehlikesi. Herkes herkese misafirliğe gider, herkesle dost olur, herkes herkes ile ahbap olur, istediğimiz gibi selamlaşırız. Lokantaya gittiğimizde, bir yere gittiğimizde kendi evimize gelmişiz gibi olur ve kimse kimseden korkmaz. şimdi insanlar gardlı, karşılaştılar mı, acaba laf mı sokacak, alay mı edecek, ipsiz sapsız bir şey mi yapacak, tehlikeli midir, akıllı mıdır. Yani birbirlerini tartıyorlar, ne oldugunu anlamaya çalışıyor. Anlayabildim diyor. Ben insanı kolay kolay anlayamam, konuşması lazım, konuşsun dinleyeyim, diyor. O da diyor ki, konuşması lazım, benim de dinlemem lazım, diyor. Ondan sonra birbirlerine bakmaya başlıyorlar gerilim içersinde, ikisi de birbirini potansiyel tehlike olarak görüyor, her şeyi yapabilecek adam olarak görüyor. Dünyanın bir çok yeri böyle. İtalya‘sı öyle, Fransa‘sı öyle, bilmem Nikaragua’ya gidiyorsun öyle. Herkes hemen hemen birbirini potansiyel katil, potansiyel hırsız, ırz düşmanı, saldırgan veya manyaklık yapacak birisi olarak görüyor. Böyle bir dünyada yaşanır mı kardeşim. Dışarı çıktın mı, öz kardeşinden daha rahat olman lazım, son derece güvenmen lazım, neşe ile sevinç ile. Mesela genç kızların en az 12 saatlerini uyku ile geçiriyor kardeşim. 12 saat, 14 saat, 15 saat, sıkıntıdan. Mesela cumartesi pazarları; ben duyuyorum, geniş benim çevrem, her yerden bana bilgi geliyor. Uyanmak istemiyorlar, sürekli uyumak istiyorlar sıkıntıdan, kalkmak istemiyorlar. İnsan imanın heyecanından uyuyamaz ki, uyku tutmaz insanı. İnsan bayram sevincindedir, hemen bayrama koşayım der, neşeye koşayım der. Sokağa çıkıyor, suratı insanların bir karış. Selam vereceği adam yok. Her yeri potansiyel tehlike olarak görüyor. Otobüse biniyor bir ayrı tehlike, bakkala gidiyor ayrı bir tehlike, caddede yürüyor ayrı bir tehlike. Okula gidiyor, okulda teröristten, anarşistten korkuyor. Sokakta kapkaççıdan korkuyor, eve gidiyor babasının saldırmasından korkuyor. Yani belirli tipler için söylüyorum veyahut annesinin bağırıp çağırmasından korkuyor. Mesela çoğu genç kız, çoğu ailede, annesi ile babası ile kavga halindeler, var güçleri ile bağırıyorlar, var gücü ile. Genç delikanlılar babaları ile, dedeleri ile kavga ediyorlar, dünyanın büyük bir bölümü böyle. Bir de, aile içinde olur böyle şeyler, diyorlar. Ne demek bunlar? Bunlarla çok korkunç bir dünya meydana getirdi deccaliyet. Bizim sokağa çıkmak için can atmamız lazım, bayram sevinci duymamız lazım, sevdiklerimizi görmek, onların selamlarını almak, güzel yüzlerini görmek için. Asık surat görmeye, bitkin insanlar görmeye, kızgın, tehlikeli insanlar görmek için insan sokağa çıkmak ister mi? Sokağa da çıkmıyor millet, evlerinde oturuyorlar, yani akşama kadar evinde. En güzel arkadaş olarak, ya kendine bir köpek alıyor, onunla arkadaş oluyor, ya kedi alıyor onunla arkadaş oluyor, yada kendi kendine konuşuyor. Yani bu deccaliyet’in insanlara verdiği en büyük acılardan bir tanesidir, çok büyük bir zulümdür bu. Bir de sanki bu normal bir şeymiş gibi buna adapte olmuşlar, normal de karşılıyorlar, sanki makul bir hayatmış gibi. Normal bir şey değil ki, makul değil ki, böyle hayat olur mu. İnsan her yerde, her ortamda güvenlik içinde olması lazım. Mesela bir genç kız tek başına; okuduğun hadiste de var, tek başına bir yere gidebilmek, özgür olabilmek ve hiçbir sıkıntı ve hiçbir baskı ile karşılaşmamak İslam ahlakının dünya hakimiyetine alamettir. Bir genç kadın, bir genç kız, mesela buradan Hadramut’ta kadar, Fas’a, Tunus’a kadar veyahut Mısır’a kadar hiç kimsenin musallat olması olmadan, tedirgin edilmeden, canı yakılmadan, bilakis takdir edilerek, teşvik edilerek, sevgi, saygı görerek gidebiliyorsa Mısır’a kadar, İslam ahlakı dünyaya hakim olmuştur. Şu anda ortam böyle mi? İşte Mehdiyet bunu değiştiriyor, bu güzelliği, bu özgürlüğü verecektir insanlara, inşaAllah.
SUNUCU: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Nasıl devam etmek istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: En güzel şekilde devam edeceğim, inşaAllah.
“Selamun aleyküm.” Aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü. “Muhammed Adnan Hocam Kanaltürk kanalında Evrim isimli film yayınlanıyor. Filmde, uzaydan gelen göktaşından, tek hücreliler çok hücrelilere, onlar da canlılara dönüşüyor. Kanalın sahibi kim diye baktım, Hamdi Akın İpek Bey’e aitmiş. İnternette bu isme baktığımda Fethullah Gülen Hocaefendi’ye gönül bağı olduğunu verdiği röportajlarda açıkça söyleyen bir kişi. Bu nasıl olabiliyor? Bu saçma, bilimle alakası olmayan filmin insanlar, özellikle çoçuklar üzerindeki etkisini düşünmüyor mu Akın İpek Beyfendi? Fethullah Hocaefendi bu konularda sizce de neden sessiz kalıyor, sizin gibi çıkıp bu konularda kendisi ile gönül bağı olan Akın İpek gibi kişilere televizyonlardan seslenmiyor? Akın İpek sahip olduğu Kanaltürk kanalında neden Allah’ın varlığını, birliğini anlatan bilimsel eserler değil de, tam tersine evrimin olduğunu anlatan, kafa bulandıran filmler gösterilmesine aracı oluyor? Öfkelendim ve sizinle duygularımı paylaşmak istedim. Sizi çok seven kardeşiniz Hüseyin Zafer.”
Kardeşim işin doğrusu, biz olmasaydık Türkiye‘ye Darwinizmi, Evrim Teorisini, diyalektik felsefeyi adeta çakacaklardı. İşin doğrusu hallaç pamuğu gibi attık, elhamdülillah Allah bizleri vesile etti. Olayın boyutlarını işte kardeşlerimiz görüyor. Bakın muttaki bilinen bir insan, dindar bilinen insan Kanaltürk kanalında, güya Fethullah Hocamıza karşı gönül bağı varmış, çok güzel. Güya dedim ama inşaAllah vardır. Bakın derinden derinden karşı düşünce nasıl her yere hakim oluyor güya ve biz de gördüğümüz yerde eziyoruz, fikren. Bizim bu konu ile ilgili bir filmimiz vardı, geldi mi o film? Yani dindar basında evrim propangandası. Film hazır olduğunda orada da göreceksiniz, inanılır gibi değil. Türkiye Gazetesi ayrı propadanda, evrim propangandası yapıyor, Yenişafak’ta ayrı. Hatta Yeni Asya bile evrim ile ilgili, haberleri yok herhalde, yayınlamışlar. Bu çok dikkat gerektiren bir konu ama Türkiye gazetesinde zibil gibi. Yenişafak’ta daha az, daha nadir. Bir de o Aksiyon dergisi “İnsan mı, Maymun mu?” Böyle bir kapak koymuşlar, kardeşim onu dedikten sonra bitti işte, sen daha ne anlatıyorsun? Risale-i Nur Külliyatı’ndan anlatıyorsun, Kuran’dan anlatıyorsun, hadisten anlatıyorsun. Sen onu dedin mi, artık adam senin diğer anlattıklarının hiçbirine inanmaz, çok olumsuz, çok yalnış bir şey yapmış oluyorsun. Bunları da, çok üstlerine giderek, çok ısrar ederek, bilimsel çalışmalar yaparak etkisiz hale getirdik. Bıraksak orada da hakim olacaktı. Mesela Türkiye Gazetesi, muhafazakar gazete olarak bilinir. Hüseyin Hilmi Işık Hocamız, “sakın ordan burdan, yok ajanstan geliyor diye Evrim ile ilgili, Darwinizim ile ilgili yalnış bilgiler geldiğinde bunları alıp yayınlamayın” diyor. “İmana, Kuran’a karşı mücadele vermiş olursunuz, bunlardan kaçının” diyor. Adamlar ne yapıyor?
ALTUĞ BERKER: Aynen yayınlıyorlar.
OKTAR BABUNA:Aynısı ile yayınlıyor ve bu kadar uyarmamıza rağmen. Ve diyoruz ki, o zaman biz de cevap yayınlayalım kardeşimiz, cevap verelim, bilimsel cevap verelim diyoruz, onu da kabul etmiyorlar. O zaman ne istiyorsunuz, o zaman neyi savunuyorsunuz?
“Selamun aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Adnan Hocam, programınızı izlerken Atatürk ve CHP adına yaptığınız onore edici konuşmalarınız bizi memnun etmiştir. Çünkü biz Halk Partililere, dinsiz, inançsız gibi bir sürü iftiralar atılmaktadır. Aynen görüşlerinize katılıyorum. Tüm Halk Partililer Mustafa Kemal gibi, Atatürk gibi inançlı, zeki ve kaliteli olmalıdır. Selametle kalın İzmir’den Alper.”
Çok güzel, İzmirlilere selam burdan. İzmirliler bütün Anadolumuz gibi çok güzel huylu, sıcak, sevecen, insan sevgisi ile doludur. İzmir bir başkadır, bayağı güzeldir, maşaAllah. Berker’im seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Hocam Serdar Turgut’un bugün güzel bir yazısı vardı. Tamamen sizin anlatımlarınızla birebir uyumlu bir yazı yazmış. “İnanç Dersi Zorunlu Olsun.” demiş başlığında. “Din dersinin zorunlu olmasına karşıyım, bence bütün okullarda mutlaka inanç dersi olmalıdır. Üstelik bu zorunlu da olmalıdr. Genç beyinler için ilahiyat dersi her okulda mutlaka okutulmalıdr. İnanç dersi hem zorunlu olmalıdr hem de 4- 5 yıl da bir çeşitli düzeylerde içeriğinin daha da zenginleştirerek tekrarlanmalıdır. 21.yüzyılda inancın hayattaki yeri çok önemli olacak. Modern insan, inanç olmadan yaşayamıyor. İnsanlar inancın ne olduğunu bilmeden ibadetin kurallarını öğrenmeye başlıyor, ibadet öğreniliyor ama inancın, sadece bazı yasaklar ve kurallardan oluştuğu sanılıyor. İnancın temelinde yatan zengin felsefi içerik ve farklı inanç türleri arasındaki diyalog anlaşılmıyor. Eğer bu yapılırsa Türkiye dünyada bir kaç adım öne geçecektir,” diyor,Hocam.
ADNAN OKTAR: Serdar Turgut ve ekibi benim programlarımı çok titiz ve dikkatli izliyorlar gördüğüm kadarıyla. Çünkü benim dediklerimin tıpatıp kelimesi kelimesine aynı açıklamalar yapıyor. Mesela bu konuşma da, benim konuşmalarımın tıpatıp aynısı, kelimesi kelimesi ile aynı aşağı yukarı. Ama bazı kelimeleri özellikle seçerek çıkarmış anladığım kadarıyla, tam aynısı olmasın diye. Yoksa anlatmak istediği şu, defalarca söylediğim gibi Hristiyanlık, Musevilik ve İslamiyet hakkında ve mezhepler hakkında çok kapsamlı bilgi verilmesi lazım. Ve Marksizim, Leninizm, faşizim, hatta satanizm hakkında bilgi verilmesi lazım. Her şeyi gençlere öğretmek lazım, genel kültür çok hayatidir. Cübbeli zihniyetini ben eleştirdim, onu yine aynı üslupla eleştirmiş, çünkü Cübbbeli doğrudan ibadetleri anlatıyor ve hurafeleri anlatıyor. Halbuki insanda önce iman aranır. Allah’tan korkusu var mı, Allah sevgisi var mı, ki Allah’a imanı ne derece. Allah’a imanı sağlandıktan sonra, Allah’a sevgisi sağladıktan sonra, Allah korkusu derinleştirdikten sonra bir insana teklif getirilir, ibadet teklifleri getirilir. O zaman o da onu çok kolay yapar. Ama imani yönden zaafı olan yahut imansız olan bir insana sen namazın vaciplerini, mendupların, müstehaplarını anlatmaya kalkarsan, o, sadece onu dinden uzaklaştırır, başka bir etkisi olmaz, çok olumsuz etkisi olur. Cübbeli klasik medrese modelini esas aldığı için hata yapıyor, çünkü klasik medrese modelinde halk zaten imanlı kabul edildiği için, imanlı olduğu için doğrudan itikadi konular fıkhi konular anlatılıyor, yani zaten kitle imanlı. Ama şu an deccalliyet dünyayı kasıp kavurmuş. Deccal faktörünü unutuyor Cübbeli. Deccal dünyayı Darwinist ve materyalist, ateist yapmış. Bilim ve felesefenin desteğinde, fen ve felsefe görünümünde bütün dünyanın yüzde 95’ini ateist ve materyalist bir çizgi çekmiş deccaliyet. Önce deccalliyetin yıkılması, putların yıkılması ondan sonra ibadetleri anlatması gerekiyor. O hem ibadetleri anlatıyor, bir de hurafeler ekleyerek anlatıyor, tam içinden çıkılmaz bir durum olmuş oluyor. Doğrudan ibadetleri anlatmış olsa, yine bir derece. Ama hurafe de eklediği için müthiş tahribat meydana geliyor. Bir de moral yönden de karşısındaki insanları çökertiyor. Mesela diyor ki, Mehdi (a.s.)’yi bir, iki yıla kadar bekliyorsunuz, siz ev peşindesiniz, evlenme peşindesiniz, işinizin, gücünüzün peşindesiniz. Siz Mehdi (a.s.) gelse de, ona uymazsınız zaten, diyor. Ben de öyleyim, siz de öyleseniz, diyor. Onun için ben 570 yıl ileriye alayım Mehdi (a.s.)’yi, siz de rahat edin, ben de rahat edeyim, diyor. Özetle felsefesi bu adamın. Bu çok çok yanlış bir şey. Mesela bir insan ile karşılaştığımızda ne yaparız? O insan Allah’a inanıyor mu, inanmıyor mu, ona bakarız. Önce Allah’a inancını pekiştirmek lazım, sonra Kuran‘a inanmasını sağlamak lazım. Kuran mucizelerinden anlatmak lazım. Allah‘a, Kuran’a tam kanaati geldikten sonra ibadetler anlatılır. Ondan sonra kolaydır zaten, ibadetleri severek yapar, sen söylemesen de yapar, bulur onu. Cübbeli bu gerçekleri bilmediği için, doğrudan medrese usulünü, fakat hurafe karıştırarak yapıyor. Bir de moral yönden de insanları olumsuz etkileyerek yıkıcı etki meydana getiriyor. Mesela diyor ki, sizden evinizi arabanızı istesek Allah rızası için, siz dini, imanı bırakırsınız, camiiyi, cemaati bırakırsınız, diyor. Bu insanlarda büyü etkisi yapar. Gece-gündüz bir insana sen kötüsün kötüsün kötüsün dersen, o inanır artık kendisinin kötü olduğuna. Olumlu telkin, olumlu etki yapar. Mesela iyi olduğunu söylemek, iyi olacağını söylemek, doğru yola geleceğini söylemek, doğru yola doğru hareket ettiğini söylemek, onda olumlu etki yapar. Sen Mehdi (a.s.) geldiğinde uymazsın, senden Allah rızası için malını istersek dinden çıkarsın, sen şöylesin, sen böylesin dersen, adam ben böyleymişim der, bırakır kendini. İman hakkikati de anlatmıyorsun, imanı tahkiki hale getirecek de bir şey de anlatmıyorsun. İlmel yakin bir iman kazanması için bilimsel, Kuran’a dayalı, mantıklı, akıllı, güzel şeyler anlatması lazım. Kuran mucizelerini anlatması lazım. Onu da anlatmıyorsun. Sadece espri ile, güldürme ile milleti, böyle ağabeyciğim, babacığım demek ile olmaz. Dolayısıyla tahribat meydan getirmiş oluyor. Evet Berker’im.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah. Siz bizi yetiştirirken Hocam, bütün Marksist eserleri okutturuyordunuz, ilmihal de okuttuyordunuz, Risale de okuttuyordunuz, fıkıhta okuttuyordunuz, Bertrand Russell da okutturuyordunuz, demin dediğiniz konuya mutabıken. Ama böylece tahkiki imana vesile oluyordu bu böylece.
ADNAN OKTAR: Pek tabii ki. Bizim çocukların evlerinde Marksist eserlerin hemen hemen hepsi olurdu. Risale-i Nur Külliyatı da olurdu, Kuran’ı da okuturduk. Ama tabiiki ben illa Marksist eser okusunlar demiyorum. İmani yönden insanların güçlendirilmesi, Allah’ın kainatta meydana getirdiği, yarattığı mucizleri insanlara göstermek. Mesela bir sivrisineğin hayatındaki harikalıklar, bedenindeki harikalıklar, arının hayatındaki yahut karıncanın hayatındaki harikalıklar, vücut hücresinde, kofulda, mitokondride Allah’ın yarattığı harikalar, insan ruhunun harika yapısı, mesela beynimizin içinde görüntü görüyoruz. Beynimizin içinde bir alem görüyoruz. Bu harika yapıyı insanlara anlatmak, maddenin hakikatini anlatmak, insanların imanlarını çok derinleştirir. Allah’a inançlarını, Ahiret inançlarını, ölümden sonraki hayata olan inançları pekişir, Hakka’l Yakin derecesine gelir, Ayne’l Yakin derecesine gelir. O zaman sen adama ibadeti anlatmasan bile, gider Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihali alır Hocamızın, konu biter. Bir de özellikle insanları hurafelerle dini hiç yaşayamayacak hale getirmek, ayrı bir suçtur, ayrı bir zulüm olur. Asr-ı Saadet Müslümanlığı varken, hurafelere boğulmuş bir din insanlara sunulursa, bu fitnedir ve tahribattır, başka bir şey değildir, inşaAllah. Evet seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Hurafeler girince dediniz dün Hocam, yenilgi başlar dediniz. Şöyle ifade etmişsiniz; “Müslüman alemi param parça oluyorsa ve bir avuç kafiruna, tuğyana, delalete kayıtsız şartsız teslim olacak bir hale geliyorsa, bir harikuladelik vardır. Allah durduk yere böyle bir ortam meydana getirmez, bunu Müslümanların düşünmesi lazım. Resulullah (s.a.v.) devrinde galip oluyorlar, niye? Kuran’a tam teslim oluyorlar ve Kuran’a uygun yaşıyorlarda ondan. Hurafe girince yenilgi başlar,” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak Atatürk sürekli Kuran’a dikkat çekiyor, insanların orada dikkat etmesi gereken bir husus var. Ve Asr-ı Saadet Müslümanlığına dikkat çekiyor. Ve çözümün burada olduğunu söylüyor Atatürk, ikinci bir çözüm göstermiyor. Aynı “Resulullah (s.a.v.) gibi olmak, Kuran’da geçen hükümlerin aynısını yapmak, Resulullah (s.a.v.)’ın bizlere tarif ettiği, öğrettiği her şeyi, tam kamil anlamda yerine getirmek kurtuluştur. Bütün İslam alemi için ve bütün dünya için bir kurtuluştur” diyor. Berker Hocam, Serdar Turgut’un görüşleri genellikle İslam’a yatkın ama “ben dinsizim” diyor, değil bu?
ALTUĞ BERKER: Öyle diyor ama Hocam inançlı olduğunu ifade ediyor.
ADNAN OKTAR: Benim gördüğüm dine sempati duyuyor, fakat iman hakikatlerini bilmediği için, Kuran mucizelerini tam kavrayamadığı için, bir de çevresinin etkisinde kalıyor anladığım kadarıyla. Etrafındaki adamlar, etrafındaki insanlar hep onu böyle olumsuz çizgiye çekiyorlar, benim anladığım kadarıyla. Güzel bir kız var yanında hanım kız, Çiftçi miydi?
ALTUĞ BERKER: Pelin Çift.
ADNAN OKTAR: Pelin Çift, o da çok şeker bir şey, o da dindar gördüğüm kadarıyla. Ama o da çevrenin etkisinde kalıyor olabilir yahut kanaldan bunlara bir baskı da geliyor olabilir, bilemiyorum. Ancak bu çizgide herhalde anlatabiliyorlar, gibi görünüyorlar.
ALTUĞ BERKER: Sürekli Cübbeli’yi çıkarıyorlar onun çıktığı televizyonda Hocam. Sürekli onu, ona öğretmeye çalışıyorlarsa belki o.
ADNAN OKTAR: Biraz garip tabii. Çünkü mesela bunlar hiçbir şekilde Mehdiyeti anlatmıyorlar, Hz. İsa (s.a.)’nın inişini anlatmıyorlar. Bir çok kanal korkuyor Mehdi (a.s.) konusundan. Halbuki hepsinin çok merak ettiği bir konu, gece gündüz takip ettiği konu. Mesela bizim programımızı hemen hemen tamamı seyrediyor. 30 milyonun üstünde insan seyrediyor. Geceleri en çok seyredilen program, bizim programımız. Herkes işini gücünü bırakıyor bizim programımızı seyrediyor. Dolayısıyla Mehdiyet çok güçlü delillerle anlatıldığı için, bunun öyle herhangi bir açıklama olmadığı, sıradan bir açıklama olmadığını hepsi anladılar. Aslında Serdar Turgutlar, bunlar da anladılar. Fatih Altaylı da farkında Allah-u alem. Hepsi Mehdiyet’in farkındalar ama Mehdiyet Cübbeli’yi de korkuttuğu gibi, bunları korkutuyor. Çok köklü bir radikal değişiklikler olacak, rahatları kaçacak diye korkuyorlar. Halbuki Mehdiyet, bilakis rahatlığı daha da artıran, özgürlüğü artıran, sevgiyi artıran, sevinci artıran, mevcut korkuyu ortadan kaldıran bir sistemdir. Çünkü Mehdiyet demokrasiyi, özgürlüğü, sevinci getiren, sanatı, bilimi ortaya getiren bir sistemdir. Dolayısıyla korkmak değil, bilakis, iştiyakla, sevinçle Mehdiyet’e açık olmak lazım. Korksalar da Mehdiyet olacak, korkmasalar da olacak, ayrıca onu söyleyeyim ama boşa korkuyorlar. Korkmaları gereken deccalden korkmuyorlar, korkmamaları gereken Mehdi (a.s.)'den korkuyorlar, Allah’ın hikmeti. Mesela tehlikeli olan deccaldir. Ona alıştıkları için, ondan korkmuyorlar. Onları mutsuz ediyor, canlarını yakıyor, onları fakirliğe itiyor, anarşiyi, terörü meydana getiriyor. İnsanların içinde neşesizlik, sevinç noksanlığı meydana getiriyor. Hatta bir kısım insanları intihara kadar sürüklüyor deccaliyet. Fakat karanlığa alışan insan, aydınlıktan rahatsız olur, hep karanlıkta kalmak ister, gözlerini kamaştırır aydınlık. O yüzden de aydınlığı istemiyorlar. Ama istemeseler de Allah dünyayı aydınlatacaktır. Her gecenin bir gündüzü vardır, şu an gündüze gidiyoruz, inşaAllah. Başladı, yani Fecr-i Sadık da çıktı Bediüzzaman’ın ifadesiyle, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Evet, inşaAllah Hocam.Hz. Mehdi (a.s.) devrinde insanlar ne kadar mutlu olacağına dair Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sözü var Hocam; “Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışı sadece ehl-i îman için değil, yer ve gök ehli için dahi sevinç kaynağı olur” diyor Hocam, inşaAllah Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR: Biraz şu talebemi konuşturalım. Cübbeli’nin,Mehdi (a.s.)’nin mezhepleri kaldıracağını anlattığı videosunu seyredelim. Ve en büyük düşmanları fıkıh alimleri olacak, yani bir kısım fıkıh konusunda bilmişlik yapan bazı ukala, bazı cahil ham yobazların, kaba softaların Mehdi (a.s.)’ye karşı tavır alacağını belirtiyor. Bunu Cübbeli söylüyor, nerden söylüyor? Hadislerden söylüyor, doğru olarak söylüyor. Doğru söylediği için, talebem olarak çıkartıyorum, gösterelim.
VTR-
ADNAN OKTAR: Bu Cübbeli’nin anlattıkları çok önemli, bunların hepsi doğru anlattıklarının. Bak burada hurafe yok. Bir tek Mehdi (a.s.) kesecek, ona karşı çıkan Hocayı kesecek, diyor, kafayı takmış kesmeye. İlmi yönden onu engellemesi, Mehdi (a.s.)’nin kesmeye niye ihtiyacı olsun. Bütün güç elinde oluyor zaten, niçin kessin? Bir de fikren karşı çıkan bir adam niye kessin? Yanlış yoldasın der, anlatır, konu biter, bu kadar. Etkisiz hale getirmek zor mudur bir insanı? Kesme, biçme yoktur Mehdi (a.s.)’de, bunu yanlış biliyor. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) diğer hadislerde konuyu kökünden bitirmiş. Hatta diyor, “bütün silahları kaldıracak yer yüzünden.” Silahları kaldıran bir insan, ne ile adam öldürsün? Silah yok ki, hiçbir şey bırakmayacak. Oklar, yaylar, kılıçların hepsi kaldırılıyor ve tank, top, uçaksavar, hiçbir şey kalmıyor. Böyle bir ortamda da kan akmaz. Damla kan akıtmayacak dedikten sonra, daha hala kan akıtacak denir mi? Peygamber (s.a.v.) -çocuk olsa anlar- çok net konuşuyor, “insanların burnu dahi kanamaz” diyor bakın, çeşit çeşit örnek veriyor. Kan akıtmaz demiyor bakın, damla kan akıtmaz, damla. Kan akıtmaz ayrıdır, damla kan akıtmaz ayrıdır. Bak onu iyice vurgulamak için “insanların burnu dahi kanamaz” diyor. Sen adamın boynunun kopmasından bahsediyorsun, dolayısıyla yanlış. Ama doğru olan yönlerini tabii anlatmayı devam edeceğiz, bayağı da faydalı oluyor, talebem olarak, inşaAllah. Bunları yıllar önce söylemiş Cübbeli. Şu an şiddetle kaçınıyor, konuşmak istemiyor, biz de zorla konuşturuyoruz, daha da konuşturacağız. Ne anlatayım? Bana bir konu söyle onu anlatayım.
SUNUCU:Mailde Kıyametle ilgili bilgi istemişlerdi, belki onu söylemek istersiniz.
ADNAN OKTAR: Tamam peki, onu anlatalım. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Ahir zamanı ve Kıyametin vaktini insanlara genel açıyla bildirmiş. Fakat şimdi holding kuran bir adam, yeni yeni işte işletmesine başka holdingler katılan bir insan, Avrupa’ya gidiyor geliyor, entel takılıyor. Şimdi böyle bir adamın, Mehdi (a.s.)’yi düşünmek istemeyeceği, ne kadar Ehl-i Sünnet olursa olsun, isterse şeyh dahi olsa, bazı kişilerin böyle şeylerden kaçınacağı, Ahir zamanda deccaliyet devrinde bir gerçektir. Hadiste de bu bildirilmiştir. Nitekim böyle zavallıları görüyoruz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “son zamandasınız, Kıyamet yakın” diyor, o daha hala holdingine, holding katmanın peşinde. Tek kelime Allah’ı ağızlarına almıyorlar, tek kelime. Tek kelime Peygamber (s.a.v.)’den bahsetmiyorlar. Çok çok mecbur olurlarsa, özel sohbetlerde gizlice Allah’tan, Peygamber (s.a.v.)’den bahsediyorlar. Bediüzzaman’ın açıklamaları, hepsinin üzerinde Peygamberimiz (s.a.v.)’in açıklamalarıyla, biz Ahir zamanda Kıyamete çok yakın bir devir de yaratıldık, bu son devirdir. Yaklaşık 70 yıllık bir süre var. Bu sürenin doğru olduğu 2011, 2012 yıllarında olacak harika olaylardan insanlar daha da iyi anlayacaklar. Özellikle 2012 de. 2014 çok daha fazla kanaatleri gelecek. Bakın her yıl, bu anlattıklarıma insanların kanaati artarak devam edecek. Bak bunu bir alamet olarak, açık alamet olarak söylüyorum. Bak Allah’ın dilemesiyle bunu görecekler. Her yıl bu anlattıklarıma daha çok kanaatleri gelecek, çünkü deliller çok daha fazlalaşacak ve kimsenin inkar edemeyeceği bir şekle girecek. Bir kere Risale-i Nur Külliyatı’nı ört pas etmişlerdi. Risale-i Nur Külliyatı’ndaki Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.)’nın inişi ve Kıyametin bu yüz yılda kopacağı, yani yaklaşık 2120 işte. Biz 2010 yılındayız, yaklaşık 110 sene var. Bunun gerçek olduğunu herkes biliyor. 110 sene, neredeyse bir insanın, tek bir insan ömrü. Bak İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti bu devir içerisinde, İslamiyet’in yıkılışı da bu devir içerisinde. İnsanlar çok berbat ve perişan olması da bu devir içerisinde, bu 110 senenin içersinde. Bunun 70 senesi hakimiyet devri, canlı İslam ahlakının hakim olduğu devir olacak. Güzel yanı, bunu ispat etme imkanımız var. Yani hepsi güzel de, bir çok yönü güzel ama deccaliyet kötüdür tabii. İspatını her gün daha fazla yapıyoruz. Mesela Seyyid Salih Özcan Hocamız’ın Mehdi (a.s.) ile ilgili konuşmaları bilinmiyordu. Mesela bu çok harika bir olaydır, gizli kalmıştı. Sormamışlar Seyyid Salih Özcan Hocama, Mehdi (a.s.) bu yüz yılda çıkacak mı, Mehdi (a.s.) şahs-ı manevi mi, dememişler. Bak biz sorduk bunu ve açık açık gürül gürül söyledi ve kimsenin inkar edemeyeceği şekilde, altı varisten bir tanesidir. En yetkili insandır, Sungur Ağabey ve Hocamız inşaAllah. Ve diğer o 6 kişi, toplam 6 kişi. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine baktığımızda da, hadislerin hepsinin teker teker, sıradan çıktığını gördük. Ama 2012’de olacak olaylar, 2014’te olacak olaylar, 2017’de olacak olaylarla, inşaAllah insanların nefesi kesilecek. Bundan 10 yıl önceki Mehdi (a.s.) inancıyla, şimdiki Mehdi (a.s.) inancını bir karşılaştırın, arada 1000 misli fark göreceksiniz, 1000 misli. Acayip farklılık vardır. 10 yıl önce insanların büyük bir bölümü, Mehdi (a.s.)’nin geleceğine inanmıyordu. Ama şimdi, milyonlarca insan Mehdi (a.s.)’nin geleceğine değil, geldiğine inanıyor.Bu çok hayati bir konu, ilk defa oluyor bu. Rastlanan bir şey değildir bu. Bir daha ki sene 2014’ler de, 2012‘ler de bu milyonları, yüz milyonları bulacak, bunu göreceksiniz. Bak milyonları, yüz milyonları bulacak. Ve hiç kimsenin inkar edemeyeceği hale gelecek olaylar. İspatlı olduğu için son derece rahatım. İspatlı olmasa sadece söylemiş oluruz, inan ve inanmayan da olabilir ama şu an bu doğru.
Mesela bak Serdar Turgut’ da Mehdi (a.s.)’nin geleceğini biliyor, Fatih Altaylı da biliyor, Aydın Doğan da biliyor ve bu gizli bir bilgi olarak aralarında gizli sohbetlerde yayılan bir bilgidir. Mesela Fatih Altaylı’nın, şu an en büyük derdi Mehdi (a.s.)’nin gelişidir, en büyük sorunu ama sezdirmiyor. Özel sohbette yakınlarıyla gidip konuşun, bunun böyle olduğunu görürsünüz. Bu tip camia içersinde de en büyük sorun Mehdiyet’tir şu an. Mesela Amerika’daki en büyük sorun, yine Amerikan dış siyasinde Mehdiyet’tir en büyük konu. O yüzden Irak’a yüz binlerce askerle girdi Amerika. Bakın sırf Mehdi (a.s.) korkusuyla İngiltere, Amerika, Kore her yerden geldiler Mehdi (a.s.) korkusundan. Afganistan’ın işgal edilmesi; Asya’nın kalbi olarak bilinir Afganistan, özel olarak işgal edilmiştir. Sırf Mehdiyet’e karşı stratejik bir kale elde etmek için işgal edilmiştir. Mehdi (a.s.)’nin hurucu durumunda Mehdiyet’i kontrol altına alabilmek içindir. Teknik kontrol sağlamak için, askeri taktik olarak yapılmıştır. Ama beklediler beklediler onların tarzında bir Mehdi (a.s.) çıkışı olmadı. Onlar kanlı Mehdi (a.s.) bekliyorlardı, bir de baktılar ki bilimsel bir Mehdiyet hareketi var. Sevgiye dayalı, dostluğa dayalı bir Mehdiyet hareketi var, askerler boşa gitti. Bütün askeri techizat boşa gitti. Irak’a muazzam tahkimat yaptılar, tamamı boşa gitti. Çünkü verilen sürede Mehdi (a.s.)’nin çıkması gerekiyordu onlara göre, yani kan akıtarak çıkması gerekiyordu. Verdikleri süre içinde çıktı Mehdi (a.s.) ama onların dediği gibi çıkmadı, hiç tahmin etmedikleri gibi çıktı. Bilimsel savaşan, mantıklı savaşan, sevgiyle savaşan bir Mehdi (a.s.) çıktı. Onunla baş edemiyorlar, çünkü bu Mehdi (a.s.)’yi bulmak zor, göremiyorlar. Şu an milyonlarca Mehdi (a.s.) var, Mehdi (a.s.) askeri var, Mehdi (a.s.) talebesi ama hepsi sevgiyle çıkıyor, çünkü bunlar terörist diyemiyorlar, anarşist de diyemiyor. Ne ile suçlasın da saldırsın? Nerede oldukları da belli değil, baş edilecek gibi değil. Onlar istiyorlardı ki Mehdi (a.s.) ordusu topluca, mesela bir milyon kişilik bir ordunun silahlı olarak belirli bir noktaya doğru yürüyeceklerini zannediyorlardı, Mehdi (a.s.)’de başında olmak üzere. Onlar da Afganistan ve Irak’taki üstlerinden havadan, karadan ağır bombardıman yaparak yerle bir edeceklerini düşünüyorlardı. Ama bu Mehdi (a.s.) o tarz bir silahla, o tarz bir çalışmayla durdurulacak bir Mehdi (a.s.) değil. Bu Mehdiyet şu anda Masonluğu da ele geçirmek üzere, diğer gizli teşekkülleri de ele geçirmek üzere yoğun faaliyet halinde ve yapabilecekleri hiçbir şey yok şu an. CIA’in daha önce söylemiştim, bir katında yüzlerce uzman bu konuda çok kapsamlı, kitap tarzında raporlar sundu, hazırlık yapıldı. 15-20 yıldan beri buna karşı yoğun bir çalışma var, Mehdiyet’e karşı. Ama Allah ayette diyor ki; “Onları hiç bilmeyecekleri bir yerden onları vuracağım.” diyor Cenab-ı Allah ayette. Hiç tahmin etmedikleri, yani hiç sezemeyecekleri bir yerden diyor Allah, çok fazla ayet vardır. Allah burada da sezemeyecekleri bir yerden onları vurdu, tespit edemediler. Ve hakikaten kontrol edemeyecekleri bir Mehdiyet hareketi var şu an. Darwinizmi bütün dünyaya devlet garantisinde, devlet korumasında hakim ettiklerini zannettiler. Bütün üniversitelerde deccaliyet oturdu aşağı yukarı, Türkiye haricinde. Tepmez devrilmez bir imparatorluk kurduklarını zannediyorlardı, küçük bir vuruşla koskoca dev yerle bir oldu düştü. Şimdi var gücüyle o koskoca deccal devini ayağa kaldırmaya kalkıyorlar ama ölmüş artık yerlerde sürünüyor adam, ayağa kalkacak durumu yok. Bunun durdurulacak bir hali yok. Şimdi İslam’a terör dini şeklinde bir hazırlık yaptılar biliyorsunuz, Mehdiyeti ortadan kaldırmak için kitle psikolojisi hazırlandı. Topluma Müslüman eşittir terörist, terörist eşittir Müslüman, İslami cihat, İslami terör eşittir imajı verilmişti. Biz bu oyunu da kaldırdık. İslami terör, İslamcı terör İslamcı şiddet adı altında dünya kamuoyunu Mehdiyet hareketine karşı bütün toplumu hazırlamışlardı. İnsanları deccal ordusunun arkasına takacaklardı, Müslümanları ezdireceklerdi. Onların bekledikleri Mehdi (a.s.)’nin çok kanlı bir çıkış yapacağını düşünüyorlardı. Ve birçok Hocayı da böyle bir Mehdi anlayışı için teşvik ettiler, kanlı bir Mehdi (a.s.) beklentisi için teşvik ettiler. Ama o Hocalar da yenildiler. Biz Cübbeli’yi tabii tenzih ediyoruz, o cahilliğinden yapıyor. Öbür saydığım Hocalar da cahilliğinden yapıyor, onlar ayrı. Şu an durdurulamaz Mehdi (a.s.) hareketi devam ediyor. İşte diyorum ya “el mi yaman bey mi yaman, bey hepsinden yamanmış.” Cenab-ı Allah Mehdiyet’e öyle bir güç veriyor ki, durdurulması mümkün değil, inşaAllah.
“Selamun aleyküm Muhammed Adnan Hocam.” Aleyküm selam ve rahmetulahi ve berekatühü. “Mehdi (a.s.) döneminde devlet yönetim şekli Cumhuriyet olarak devam edecek mi?” Tabii ki, devletlere müdahale etmez Mehdi (a.s.), Mehdi (a.s.) maneviyata müdahale eder. Şefkate, sevgiye, dostluğa, hürriyete, kardeşliğe, yardımlaşmaya müdahale eder. “Yaptığınız çalışmalar çoğu insanın hidayetine vesile oluyor Allah razı olsun.” Cemahiliyeler şeklinde, diyor Bediüzzaman. Her Cumhuriyet ayrıdır, her devlet ayrıdır ama hepsi bir manevi mürşide bağlı olmuş olacaklar, bir gönül insanına, bir sevgi insanına. O, onlara sevgiyi, şefkati, muhabbeti, dostluğu yardımlaşmayı. Şiddetin çirkinliğini gösterecek, oların ölü ruhlarını diriltecek, Mehdi (a.s.)’nin faaliyeti budur.
“Selamlar.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Sayın Adnan Oktar, evrimle alakalı bilimsel deliller sunuyorsunuz, akıllar, kalpler mutmain oluyor.” Tabii yöntem budur. “Fakat İsa (a.s.)’yı Allah Katına aldı, mutlak ayet. İniş de semadan olacak, fakat İsa (a.s.) Allah’ın Peygamberi ve o da insan. Allah Katı insanın yaşaması için müsait mi, böyle yorumlamak Allah’a zaman mekan tayin etmek değil midir? Buna da bilimsel açıklama istiyoruz, kalplerin mutmain olması için.”
Allah birçok boyut yaratmıştır. Biz bu alemlerden, bu boyutlardan bir tanesindeyiz. Daha önce de söylemiştim, mesela bakın bu kağıt iki boyutludur, bir böylesi var bir böyle, iki boyutu var. Biz üçüncü boyuttan bu kağıdı seyredebiliyoruz. Baktığımızda dışarından, üçüncü boyuttan bu kağıdı görebiliyoruz. Biz de bu kağıdın üzerindeki gibi bir yerdeyiz öyle düşünün, dördüncü boyuttan da biz seyrediliyoruz. Hz. İsa (a.s.) dördüncü boyuttadır, Melekler de dördüncü boyuttadır. Bir başka boyuta geçtiğinde bir insan, Allah işte ona Katına alma diyor. Her yer Allah’ındır. Allah Katı diye özel bir yer yoktur, her yer Allah’ındır. O Allah’ın bizim anlamamız için söylediği bize sözdür, yani Allah Katına aldı, Allah hıfsına aldı, yakınına aldı, korumasına aldı, o anlamda, inşaAllah. Bir aynanın içerisine bir insanın girdiğini düşünün, aynanın içerisine; ayna bir başka alemdir. Aynanın da bir anda dışına çıktığını düşünün, onun gibi. İsa (a.s.) bir anda başka bir boyutun içerisine adım atmış geçmiştir, bir saniye sonra geri çıktığında, iki bin yıl geçer. Bir saniye içerisinde İsa (a.s.) girer, adım atar girer, bir saniye sonra geri çıkar, iki bin yıl geçer zaman izafi olduğu için. Yani girmesi ile çıkması bir olur. Ama o bize iki bin yıl olarak gözükür. Allah Katında zaman olmadığı için, zaman bambaşka algılanır. İsa (a.s.) zamanın ve mekanın dışına çıkmıştır, zamanın ve mekanın içine geri girecektir. Geri girmiştir, şu an zamanın ve mekanın içerisinde. Mehdi (a.s.)’de zaman ve mekanın içerisine girmesi çıkması diye bir konu yok, anneden ve babadan doğmuş bir insandır. O da öyle yanlış biliniyor, bir kuyuda bir mağarada durup yüzlerce sene sonra ortaya çıkan bir insan değildir. Mehdiyet hareket halindedir. Mehdiyet İseviyete, yani Müslümanlığa dönüşecek İseviyete de zemin hazırlıyor şu an. Her gün, her ay, her yıl bu dediklerimin doğru olduğunu görecek kardeşlerim. Bakın çok açık konuşuyorum, mesela bir dahaki haftaya daha çok kanaatleri gelir. Bir ay sonra daha çok kanaatleri gelecek, bir sene sonra daha çok kanaatleri gelecek. Sürekli bilgiyle mücehhez olacaklar, sürekli kalplerinde bir açılma, bir ferahlama olacak, sürekli manen gelişecekler. Ve insanların sürekli imanında sürekli bir artış olacak, Allah’a sevgilerinde bir artış olacak. Mesela Serdar Turgut’un bu hale gelmesi Mehdiyet’in etkisiyledir. O Pelin Çift’in bu hale gelmesi Mehdiyet’in etkisiyledir, haberi bile yok, haberleri bile yok. Mesela geceli-gündüzlü kanallarda Mehdi (a.s.) gelmeyecek haberlerinin çıkması Mehdiyet’in etkisiyledir. Cumhuriyet tarihinde, İslam tarihinde hiç bu kadar bu dönemde yoğunlaştığı kadar Mehdi (a.s.) gelmeyecek yazıları, ilanları, anlatımları halka yönelik kitlevi olarak hiç olmamıştır. Bakın bin dört yüz sene içerisinde ilk defa, bu son devirde, bu kadar Mehdi (a.s.) gelmeyecek tarzında yazılar çıkmaya başlamıştır. Milyonlarca insana geceli-gündüzlü bu telkin yapılıyor, Mehdi (a.s.) çıkmayacak, İsa (a.s.) inmeyecek. Ama aynı şekilde milyonlarca insana, çok çok daha fazla insana da Mehdi (a.s.) geldi, İsa (a.s.) geldi açıklamaları yapılıyor, bu hiç olmamıştır İslam tarihinde. Neden bu dönemde bu kadar yoğunlaştı insanlar düşünsünler. Bak hiç ummadık adamlar çıkarıyorlar, sürekli büyük televizyon kanallarına çıkartıyorlar, hem evrim propagandası yapılıyor geceli-gündüzlü, hem de Mehdi (a.s.) gelmeyecek propagandası yapılıyor. Biraz düşünün bakalım niye oluyor bunlar? Niye evrim propagandası yapılır, Darwinizm propagandası yapılır? Ateizmi anlatmak için, materyalizmi anlatmak için. İslamiyet yok demek için, (haşa) Allah yok demek için, Mehdi (a.s.) yok, İsa (a.s.) inmeyecek demek için. Biz ne yapıyoruz Mehdi (a.s.) talebeleri olarak? Darwinizmi yok ediyoruz, Materyalizmi yok ediyoruz, Mehdi (a.s.)’nin geldiğini, İsa (a.s.)’nın da geldiğini söylüyoruz. Galip olan kim?
ALTUĞ BERKER: Mehdiyet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) talebeleri, Mehdi (a.s.) taraftarları ve bizler. Mesela bakın karşımızda ki güçler muazzam, Habertürk öyle büyük bir yapılanma. Efendim diğer Kanal D öyle, Hürriyet’in imkanları öyle, Milliyet’in imkanları öyle, dev bir yapılanma karşımızda ama nefes alamıyorlar. Mesela bizim genel çapımız küçük, yani insan sayısı olarak da, imkan olarak da çok dar imkanlara sahibiz. Ama fikri güç olarak, ezici güç olarak kahredici güce sahibiz Allah’ın dilemesiyle. Bak hepsini bozguna uğrattık, baş edemiyorlar. Bütün imkanlarını kullanıyorlar yine baş edemiyorlar. Her seferinde yeniyoruz, elhamdülillah. Adım adım İslam yayılıyor, inşaAllah.
Ne yapıyoruz yarım saat sonra?
ALTUĞ BERKER: Saat 00:30 ve 02:00 arasında Kahramanmaraş Aksu ve Gaziantep Olay Tv’den devam ediyoruz inşaAllah.
SUNUCU: Harunyahya.TV sitesinden yirmi dört saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize Ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve Harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza 00:30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv, Gaziantep Olay TV, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Hatay58.com, haberhilal.com, islaminesil.com, selamhaber.com, 8sütun.com ve harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz. bizi yarın 22:00’den itibaren Harunyahya. TV, Mavi Karadeniz Radyo, Çay TV’den takip edebilirsiniz.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...