SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv, Gaziantep Olay Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv, haber58.com, haberhilal.com, islaminesil.com, selamhaber.com, sekizsutun.com ve harunyahya.tv internet sitemizden devam ediyoruz. Hocam size bırakıyorum yine sözü.
ADNAN OKTAR:Efendim hoşgeldiniz. Asilim nereden başlayalım?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Uygun görürseniz eğer bugünkü gazete haberlerinden başlayabiliriz, inşaAllah. Hürriyet’te Cengiz Çandar “Tam da savaşma konuş zamanındayız” başlıklı bir yazı yazmış. “PKK ile ilgili olan dilimizi değiştirelim. Bölücübaşı, teröristbaşı gibi sıfatları terkedelim. Yeni dönem, yeni dil gerektirir. Savaş dönemi dili kullanmayalım. Bu dille barış sağlayamayız. Eğer barış yapmak istiyorsanız muhatabınıza saygılı olmak zorundasınız. PKK lideri Abdullah Öcalan demek zor değil” diyor.
ADNAN OKTAR:Aman Allah’ım, yani Cengiz Abi’yi de kaybettik. Allahualem kaybettik. Kardeşim, komünizme karşı saygıyla maygıyla başedilmez. PKK terörü, Marksist, Leninist, Stalinist bir düşüncedir. Ona bilim felsefesi ile, bilimle cevap verebiliriz. Bunun dışında bir model olmaz. Marksist adamla anlaşmaya kalkacaksın. Marksist adam ne diyecektir? “Arkadaş ben bölünmek istiyorum” diyecek. Sen de diyeceksin “Hayır”. “O zaman savaşırım” der. Adam diyecek ki, “Arkadaş ben komünistim”. Sen diyeceksin ki, “Ben komünizme karşıyım”. “Ben savaşırım o zaman” der. Ben diyor ki adam, “Kendim de komünist olacağım, çevreyi de komünist yapacağım” diyor. “Hayır olmaz” diyemezsin ki, komünist ideolojinin bir gereğidir bu zaten. Komünizm yayılması gereken bir teoridir, komünizme göre. Yani siz komünist olun da gerisine karışmayın demez Marksizm, Leninizm. “Bütün dünyayı komünist yapacaksınız” diyor. “Herkesi komünist yapacaksınız ve proletarya diktatörlüğü kuracaksınız” diyor. Bunun diyen adamla sen nasıl masa başında anlaşacaksın? Ne anlaşacaksın. Anlaşma olmaz, fikri mücadele olur. Fikri mücadele de bilim felsefesi ile olur. Yani Darwinizm ve materyalizmin bilimsel delillerle çürütülmesi ve iman hakikatlerinin anlatılması, başka hiçbir yolu yok.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah. Serdar Turgut’un bir yazısı vardı Hocam bugün, “Cumhuriyetin krizi ve CHP” başlıklı. Şöyle diyor; “İnancı dışlayan bir modernleşme artık geçerli değil” diyor. “Önder Sav ve arkadaşları eski CHP’yi temsil ediyorlar. Onların modernleşme ve laiklik anlayışları iflas etti. Yeni yönetim bunu gerçekleştireceğe benziyor” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Çok iyi olur. Önder Sav CHP’nin iktidar olmasını ister ama CHP, Atatürk gibi olursa, Atatürk’ün düşüncesi gibi olursa CHP iktidar olabilir. Atatürk’ün düşüncelerini de anlattık. Allah’a, Peygamber (s.a.v.)’e nasıl sevgi duyduğunu, Kuran’a karşı nasıl sevgi duyduğunu, Atatürk’ün Kuran’a nasıl bilgi olarak hakim olduğunu gördük. Çok müthiş bir analiz gücü, Kuran’ı detay detay inceleyen müthiş bir genel kültürü olduğunu gördük. İslam tarihini çok iyi bilen bir insan olduğunu gördük. Ve ne diyor? “Açıkça ve alenen Peygamberimiz (s.a.v.) gibi olmamız gerekir” diyor Atatürk. Aynısıyla, ve “Kuran’ı da aynısıyla uygulamamız gerekir” diyor. Asr-ı Saadet Müslümanlığını istiyor. CHP’nin çizgisi bu olmalıdır. Olay bu, eğer gerçekten Atatürkçü iseler.
ALTUĞ BERKER:Akşam Gazetesi’nden Atılgan Bayar’ın şöyle bir yazısı vardı. CHP’deki değişimi öven bir yazı yazmış bugün. “Türkiye birlik siyasetine ihtiyaç duyuyor. Kürtlere, dindarlara, kadınlara kapılarını açacak bir siyaset” demiş Hocam. Ak Parti ve CHP’nin bu anlamda birbirilerine yakın olacaklarını, bölücülüğe karşı ve özellikle dış politika konularında çok çatışmayacaklarını yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani ne olduğunu göreceğiz, ne demek istediklerini. Ama Türk İslam Birliği olmadan Türkiye’nin kurtuluşu yoktur bunu bilecekler. Türkiye’nin kurtuluşu Türk İslam Birliği’ndedir, bütün Türki Devletlerin birleşmesi, bütün İslam ülkelerinin birleşmesi, Türkiye’nin de lider olması. Üçüncü çözümü ortaya göstermeye kalkarlarsa olmaz.
ALTUĞ BERKER:Bugün Ahmet Hakan’ın bir yazısı vardı Hocam. Yiğit Bulut hakkında olumsuz yazılar yazıyor son zamanlarda.
ADNAN OKTAR:Yiğit Bulut’un hakkında olumsuz yazı yazıyor. Evet.
ALTUĞ BERKER:Yiğit Bulut’un savunduğu fikirlerin Ak Parti’ye yaranma amacından kaynaklandığını iddia ediyor. Bir takım sıfatlar kullanmış kendisi hakkında. Onları söylemiyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi ona söylemişlerdir; “Yiğit Bulut’a bir şeyler söyle, senin görevin bu” demişlerdir. O da görevini yerine getiriyor. Yiğit Bulut’un Y’si olmaz o. Gerek genel kültür olarak, gerek Türk İslam Birliği’ne bağlılık olarak, gerek pozitif düşünce olarak, çok geride olan bir insan, yani emir alan bir insandır. Emir alan bir insandan ancak bu kadar fikir çıkar. Jöle kullanmak sanki kendisinin yapmadığı bir şeymiş gibi, Doğan Medyası’nda o kendi çalıştığı kısımda yüzlerce insan saçları jöleli. Jöle kullanıyorlar. Bir tek Yiğit Bulut mu jöle kullanıyor? Çok ilkel bir mantık, çok ilkel bir yaklaşım, çok ilkel bir eleştirme yöntemi. Yani konuşacak konu bulamadığı için, konuşacak söz bulamadığı için onları konuşabiliyor demek ki. Bu da onun yetersizliğini gösteriyor.
ALTUĞ BERKER:Engin Ardıç’ın bugün “Yalan yalan” başlıklı yazısı var. CHP’nin bugüne kadar tarihte hiçbir seçimi kazanamayı başaramadığını sadece koalisyon ortağı olduğunu yazmış. Ancak bugün bazı kişilerin Kılıçdaroğlu’na Ecevit’i örnek gösterdiğini ve partiyi iyice sola yaklaştırırsa seçimleri kazanabileceğini söylediklerini yazmış. Ancak bunun mümkün olmadığını, bugün mümkün olmadığını belirten bir üslupla ve biraz alaycı bir dille bunun mümkün olmadığını yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Sola yaklaştırmadan kasıt ne? Eğer mukaddesattan ve maneviyattan uzaklaştırmazsa o zaman CHP %5’lere, %3’lere doğru gider. Sol partiler var. TKP var, bilmem ne var. Bir çok sol parti var. Türkiye’nin öyle bir şeye ihtiyacı yok. Yani sol partiye oy verecekse gider TKP’ye oy verir adam niye ona oy versin. Yani onlar mantık değil. CHP tam Atatürkçü olursa oy alır. Tam Atatürkçü olmak da Atatürk gibi anti komünist olmakla, gerçek Türk milliyetçisi olmakla, Türk İslam Birliği’ni savunmakla çünkü Atatürk Türk İslam Birliği’ni savunan bir insan, Peygamber (s.a.v.)’i savunmakla, Kuran’ı savunmakla olur. Atatürk’ün vasfı buydu. Ama bunun dışına çıkar da başka bir modeli esas alırlarsa o zaman CHP tarihe karışır, olmaz. Yani Atatürk’ün partisine yazık ederler.
ALTUĞ BERKER:Mehmet Ali Birand’ın yazısı şöyle; “CHP’ye müjde Önder Sav kavga etmeyecek”.
ADNAN OKTAR:Nereden anlamış o?
ALTUĞ BERKER:“Bundan sonra CHP’de itiş kakışlar, hukuki kavgalar ile karşılaşabiliriz ancak büyük deprem geçti. Geriye Kılıçdaroğlu ile ekibinin kolları sıvaması, yaraları sarması ve sadece 7 ay sonraki genel seçimleri hesaplamaları kalıyor” demiş.
ADNAN OKTAR:CHP, denge partisi CHP’ye bir şey olmaz. Daha önceki o kavga devam etseydi, CHP bir hayli küçülürdü onu söyleyeyim. Şimdi o kavga durulmuşa benziyor o zaman CHP’ye ciddi bir zararı olmaz bu durumun. Fakat CHP tam Atatürkçü olmadıktan sonra, Atatürk’ün ilkelerine tam bağlı olmadıktan sonra hiçbir şekilde iktidar olamaz onu söyleyeyim. CHP’nin ilk ana politikası Türk İslam Birliği olmasıdır. Yani Atatürk Türk İslam Birliği’ni büyük bir ülkü ve büyük bir rüya olarak almıştır. Ve “İdealim” demiştir, “Ülküm” demiştir Atatürk. Gerçek CHP’nin de bu Atatürk’ün ilkesini, bu ülküsünü, ülkü olarak benimsemesi lazım, Türk İslam Birliği. Ve Peygamber aşığıdır Atatürk. Onlarda aynı çizgide olmaları gerekiyor ve Kuran’a tam hakimdi bilgi olarak. CHP’nin de çizgisi bu yönde olması lazım. “Kuran ahlakı tam yaşansın” diyor Atatürk. “Peygamber’in ahlakına tam uyulsun”, bitti. Vefatından iki ay önce bunu söylemiştir. Gerçek Atatürkçü’nün özetidir bu. Evet seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah, Atatürk’ün sözlerinden okuyabilir miyim, Türk İslam Birliği ile ilgili Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:Atatürk şöyle diyor: “Türk Birliği`nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliği`ne inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliği`yle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türklüğün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek." Bir sözü daha var Atatürk’ün; “Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır. Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların (Soydaş Türk kardeşlerimizin) bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir” demiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bu sözleri duyup da, samimi olarak bunları uygulamamak Atatürkçülükten uzak olmak demektir. Bu da CHP’ye yakışmaz. CHP’nin parti politikası Atatürk olması gerekir. Atatürk’ün bu sözleri olması gerekir. Atatürk’ün bu sözlerine milimi milimine CHP’nin uyması gerekir. “Türk Birliği’ni görüyorum onun bir gün mutlak gerçek olacağına inanıyorum.” Aynı şekilde İslam alemi için de Atatürk’ün bu tarz bir sözü vardır. Bütün İslam aleminin birlik ve beraberlik içinde olmasını, Türk Birliği’nin oluşmasını istemiştir. Ve Türkiye’nin de lider olmasını istemiştir. Bunun üzerine artık açıklama yok. Doğrusu budur. Evet, Berker Hocam başka neler var?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Dün şöyle demiştiniz İttihad-ı İslam konusunda; “İttihad-ı İslam istiyoruz diyorlar, çok güzel. Peki neye göre yapalım. Peygamber (s.a.v.)’in tarif ettiği gibi Allah’tan vahiyle bildirdiği tarzda mı olacak, yoksa senin imalatın olan fikirlerle mi olacak? Onun düşüncesine göre arada İttihad-ı İslam’dan bahsedeceksin. Ama Müslümanların bir başı olmasını istemeyeceksin. Buna şiddetle karşı olacaksın. O zaman, “Müslümanlar birleşsin ama sakın birleşmesin” diyorsun. Bu bir zırvalamadır. Başsızsa İslam alemi, dağılmış parçalanmış demektir” demiştiniz.
ADNAN OKTAR:Zırvalama yani İslam Birliği’ne hem karşı olup arkasından da İslam’ı tenzih ederim “İslam’ı istiyorum” demek. Halbuki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) nasıl olacağını en ince detaylarına kadar, kendisinden sonraki bütün tarihi 1400 yıllık tarihi bölüm bölüm, her yüzyılı ayrı açıklamıştır Peygamber Efendimiz (s.a.v.). 1400 yıllık bütünlüğü, ilk bin yılın gelişmelerini, bin yıldan sonraki gelişmeleri, tarihler vererek, olaylar vererek çok kapsamlı izah etmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) bizi bırakmamıştır. Allah bu şekilde dilemiştir yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in bize kıyamete kadar yardımcı olmasını istemiştir. Ve kıyamete kadar olacak olayları da Peygamberimiz (s.a.v.) bölüm bölüm, safha safha anlatmıştır.
Leyla Koç isimli kardeşimiz yazmış. “Selamün aleyküm sevgili Harun Yahya Hocam” diyor. “Aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü. “Sizi çok seviyorum ve yaptığınız bütün yayınlarınızı merakla ve çok severek izliyorum. “Hz. Mehdi (a.s.) gelecek” diyorsunuz. Sizin araştırmalarınızı gözden geçirdim. Şu an Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelmiş olduğunu anlıyorum” diyor. “Sizin derlediğiniz hadislerden Hz. Mehdi (a.s.)’ın geleceğini, detaylarını, hepsini, bütün kapsamlarıyla, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerinde belirttiği gibi okudum. Şimdi, yalnız biz Hz. Mehdi (a.s.)’ı hacet namazı kılıp rüyaya yatarak mı görmemiz gerekiyor yoksa Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerine göre mi değerlendirmemiz gerekiyor” diyor, özetle bunu anlatmış. Kardeşim, şimdi Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.)’ı bak, şu şekilde “tanıyın” diyor. Bak, “tanıyın”. Hz. Mehdi (a.s.)’ı nasıl tanıyacağımızı, “tanıyın” kelimesi ile belirtmiş Peygamberimiz (s.a.v.). “Hz. Mehdi (a.s.)’ı tanıyın” derken Peygamberemiz (s.a.v.) hiçbir hadisinde “Rüyaya yatın. Rüyada Allah size vahyedecek. O rüya ile siz Hz. Mehdi (a.s.)’ı tanıyacaksınız” demiyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’e saygıları, sevgileri varsa eğer Peygamberimiz (s.a.v.)’e inanıyorlarsa, Hz. Mehdi (a.s.)’ı Peygamberimiz (s.a.v.) bize nasıl tanıyacağımızı belirtmiş. Çıkacağı yeri belirtmiş, dış görünümünü belirtmiş, o gelmeden önce olacak alametleri belirtmiş. O gelmeden önceki alametleri kabul ediyorsunuz. Kabul ettiniz. Peki dış görünüme dair alametleri niye kabul etmiyorsun? Tanınma alametlerini niye kabul etmiyorsun? Bak burada bir samimiyetsizlik oluyor. Bu olmaz. Benim sevgili kardeşim Leyla Hanım da çok candan bir insan belli, orada katı bir üslubu yok. Ama bana inan Leyla çok yanlış yoldasın. Yanlış yapıyorsun. Rüyaya yatarak Hz. Mehdi (a.s.) bilinmez. Peygamberimiz (s.a.v.) öyle osa böyle hayati bir konuda bize mutlaka bilgi verirdi. Ne Kütüb-i Sitte’de, ne zayıf hadislerde, ne mürsel, ne müsned hiçbir hadisde, rüya ile Hz. Mehdi (a.s.) bilinir diye bir bilgi yok. Peygamberimiz (s.a.v.) ama diyor bakın, “Size tarif edeceğim, şu vasıflarıyla onu tanıyın” diyor. Bak, “Şu vasıflarıyla onu tanıyın”. Kuran’da da Cenab-ı Allah diyor ki Peygamber Efendimiz (s.a.v) için, Ehl-i Kitaba o kadar çok bilgi gelmiş ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile ilgili daha önceden, “Onu” diyor, “Çocuklarını tanır gibi tanırlar”. Rüya ile değil. Rüya göreceksiniz demiyor. Dış alametlerinden, “Çocuklarını tanır gibi tanırlar” diyor. İnsan çocuğunu nasıl tanıyor? Bakınca tanıyor, saçından, boyundan posundan. Adamın çocuğu kayboluyor, yüz tane çocuğun içinde görse, “Benim çocuğum bu” diyor. Nereden tanıyor? Dış eşgalinden tanıyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i de, “Çocuklarını tanır gibi tanrılar” diyor. Yani öyle bir eşgal verilmiş ki, öyle detay verilmiş ki tıpa tıp aynısı. Aynı zamanda bu ayet Hz. Mehdi (a.s.)’a da bakan bir ayettir. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’ı çocuklarını tanır gibi tanıyacaklar. O kadar kapsamlı delil verilmiştir ki Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili tanınmaması imkansızdır. Yani Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.)’ı tarif edip de ümmeti ortada bırakmamıştır. Tanınması için müthiş bir kolaylık meydana getirmiştir. Bu kolaylık nedir? Mesela kaybolan bir insanı söylüyorlar? Diyorlar ki; “Orta boylu, kaşı şöyle kavisli, yüzünde bir ben var”. Ama detay az olursa o insanı bulmak çok zor oluyor. Ama yüzlerce detay verilse, buldun mu dersin “Net buldum”. Yani ikinci bir ihtimal olmaz. Öbür türlü o zaman söylüyorsun, “Bu mu?” diyorsun yani acaba. Ama otuz tane birden detay bir insanda çıktı mı, diyorsun ki; “Tamam, ben net buldum. Aranan kişiyi bulduk” diyorlar. “Bu mu acaba?” denmiyor. Çünkü detayın fazlalığı netleştiriyor olayı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’de, Hz. Mehdi (a.s.) konusunda ihtilaf olmaması için çok detaylı belirtmiştir Hz. Mehdi (a.s.)’ı. Hiç kimsenin kaçıp göçemeyeceği gibi, hiç kimsenin itiraz edemeyeceği gibi, hiç kimsenin sahtekarlıkla, üçkağıtçılıkla, yalancılıkla çırpınıp kaçamayacağı gibi kilitlemiştir. Ama ben Leyla Hanım kardeşimi tenzih ediyorum. Ben onu çok sevdim, o benim canım, ben onu hiçbir şekilde bu sözlerime muhatap etmiyorum. Ben sahtekar üçkağıtçıları kastediyorum. Peygamberimiz (s.a.v.) bize bir karmaşa sunmamıştır. Mesela rüya ile Hz. Mehdi (a.s.) ne kadar fitneye açık, ne kadar büyük bela kokan bir olay. Yani herkes o zaman der ki, sevdiği kişiyi “Ben rüyamda onu gördüm” diyecek. Herkes görür sevdiğini rüyasında çünkü akşam insan hatta hindi dolması istiyor kafasında, aklından geçiyor. Akşam rüyasında hindi dolması yediğini görüyor. Veyahut Uludağ’a çıktığını görüyor, düşünüyor. Akşam rüyasında Uludağ’a gittiğini görür. Bir insan bir kişiye yoğunlaşırsa akşam onu rüyasında çok rahat görebilir. Yani bu insanın bir özelliğidir. Her insan da kendi sevdiğini rüyasında görür. Yani en çok bağlantılı olduğu, yoğun olduğu insanı, insan gayri ihtiyari rüyasında görür. Yani sık düşündüğü, teksif olduğu insanı çoğu insan görür rüyasında. Bu bilinen bir şeydir. Yani aksi pek görülmemiş bir şeydir. Dolayısıyla Peygamber Efendimiz (s.a.v) tamamen olayı sıkıştırmak için, yani tamamen kapatmak için adına varıncaya kadar. Bak, “Adı adıma uygun, babasının adı babamın adına uygun. Şu şehirde çıkacak, boyu şöyle, o çıkmadan önce şöyle bir ateş çıkacak, kaşı şöyle, gözü böyle, en ince detayına kadar belirtmiştir. Bütün bunlara rağmen, Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu hadislerinin hepsini hiç haline getirip, hiçbirine kıymet vermeyip haşa, “Hayır ben bambaşka bir model buldum, rüya modeli buldum. Rüyada Hz. Mehdi (a.s.)’ı tespit edeceğim” dersen bu ne Peygamberimiz (s.a.v.)’in izahlarına uygun olur, ne Kuran’a uygun olur, ne akla uygun olur, ne mantığa uygun olur. Hiçbir şeye uygun olmaz. Ve sadece fitneye uygun olur bu. Şimdi biz diyelim ki Türkiye’deki Müslümanlara, “Herkes rüyaya yatsın. Hz. Mehdi (a.s.)’ı rüyasında görsünler. Kim görürse odur Hz.Mehdi (a.s.)” desek, herkes ya babasını Hz. Mehdi (a.s.) olarak görecektir, ya abisini Hz. Mehdi (a.s.) olarak görür, yahut bir arkadaşını görür, ya şeyhini, ya mürşidini, hiç alakasız insanları göreceklerdir. Ve bunun şeytani olduğunu çocuk olsa bilir. Peygamberimiz (s.a.v.) bizi böyle bir şeytani kanala sokturmamıştır. Cenab-ı Allah Peygamberimiz (s.a.v.)’e vahyederek, bizi böyle bir beladan korumuştur. Böyle bir fitneden korumuştur. Ve Cenab-ı Allah bu konuyu çok sağlama almıştır. En sağlama aldığı konulardan bir tanesi budur. Bir kere Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkacağı tarihi vermiştir Peygamberimiz (s.a.v.). Bak, tarih veriyor bir. Çıkacağı şehri belirtmiştir iki. Yani Hicri 1400’de çıkacağını belirtmiştir. En az 20 tane hadisle ispat ederim Hicri 1400’de çıkacağını Hz. Mehdi (a.s.)’ın. 20 tane hadisle ispat ederim en az. İstanbul’da çıkacağını, en az 20 tane hadisle de İstanbul’da çıkacağını ispat ederim. “İstanbul’da çıktığı vakit büyük bir ateş zuhur edecek” diyor. Bu oldu ve anlattık. O geminin patlamasıyla oldu. Bakın, o ateşin alalade bir ateş olmaması için Peygamberimiz (s.a.v.), diğer ateşlerle karışmaması için detay veriyor. Birincisi o ateşin Berahut denen bir vadide yerin altında olduğunu söylüyor. Bir kere petrolden kaynaklanan bir ateş olacağı anlaşılıyor bir. Zamanı gelince bu ateşin doğudan batıya gelip ateş haline geleceğini söylüyor. Şimdi bu muazzam bir detay. Ateşin günlerce devam edeceğini söylüyor. Gök gürültüsü gibi çok büyük gürültü çıkaracağını söylüyor. Ve yatağında yatan insanların hoplayıp kalkacağını, ayağa kalkacağını söylüyor. Şimdi bu muazzam bir detay. Yani bunda kaçma var mı? Kaçamazsın bu detaydan, yani şeytani bir insan kaçamaz. Ateşin insanları öldüreceğini söylüyor. Birçok insan öldü o ateşte ve can kaybı oldu. “Ve mal kaybı olacak” diyor. Çok fazla mal kaybı oldu. “Ayakta olan oturacak” diyor. Ayakta olanlar oturdular hakikaten heyecandan. Uyuyan da heyecandan ayağa kalktı. Bakın yine detaylar devam ediyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’in nefis yöntemi. Allah ona böyle güzel bir yöntem yaratmış. Cenab-ı Allah’ın bize bir lütfu Peygamberimiz (s.a.v.) vesilesiyle, elhamdülillah. Bu ateşin gündüz görünümü vereceğini söylüyor. İstanbul’da hiçbir ateş gündüz görünümü oluştu diye basında yer almadı. İstanbul’un tarihinde yok. Bir tek bu geminin patlamasında bütün gazeteler insanlar dedi ki diyor, herkes dedi ki; “Dedik ki gündüz oldu”. Gazeteler bunu manşetten verdiler. Hatta insanlar kıyamet koptuğunu zannettiler. Normal öğlen gibi oldu İstanbul. Yani öğlende nasıl aydınlık oluyor öyle aydınlık oldu. Bunu Peygamberimiz (s.a.v.) 1400 sene öncesinden belirtiyor. Bak, “Gündüz gibi olacak” diyor. “Gök gürültüsü gibi yer ve gök ehlinin işiteceği seda edilecek” diyor. Bu anda diyor, “Hz. Mehdi (a.s.) o mukaddes şehre gelmiştir” diyor. O günlerde, o anlarda oradadır, “O şehirdedir” diyor. Şimdi bu bir, belirleyici çok net. “Konstantiniye’de çıkacak” diyor İstanbul Konstantiniye. “Orada kan akıtmayacak, Allah’ı anarak İstanbul’u fethedecek” diyor. Fikirle fehedecek. “O çıkmadan önce Ay ve Güneş tutulmaları olacak Ramazan ayında iki kere üst üste”. Bu ikisi de oldu. “Kuyruklu yıldızlar çıkacak” diyor “İki tane”. Oldu. Kuyruklu yıldızlardan bir tanesinde detay veriyor. “Hiçbir kuyruklu yıldızda görülmeyen bir parlaklık olacak” diyor. “Ve diğer kuyruklu yıldızların tersi istikamete gidecek” diyor. Ve çok harika bir özellik daha söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.); “İki uçlu olacak” diyor. Yani bir kuyruklu yıldızın normalde tek bir kuyruğu olur, değil mi giderken? Önde kuyruğu olur mu kuyruklu yıldızın? Önde de var bu kuyruklu yıldızın kuyruğu, mucize çok şaşırtıcı. Şaşkınlıkla gazete vermişti. Dergiler verdiler şaşkınlıkla. “Bu nasıl kuyruklu yıldız böyle?” diye, “İki ucu var” diye. İran- Irak Savaşı, Irak’ın işgal edilmesi, “Birçok ülke yabancı ülkelerce işgal edilecek” diyor. “Irak’ın para birimi kalkacak” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Herhangi bir işgalle çok farklı bu. “Bir gecede Irak ordusu yok olacak” diyor. Irak defaatle bu tarz geçmişte işgal olmuştur. Ama Hz. Mehdi (a.s.) devrindeki işgalinde ayrı bir detay veriyor. “Bir gecede ordusu yok olacak” diyor. Hiçbir ülkenin ordusu bir gecede yok olmaz. Aynısıyla oldu, yok oldular. Ya savaşır, ortaya çıkar savaşır. Veyahut kaçar yeri bilinir. Burada yok oldu adamlar bulamadılar. Kayboldu ordu. Ve “Irak üçe bölünecek” diyor. Yani savaşın şekli, detayını veriyor ki ayırt edilsin. “Batıdan gelen ülkeler tarafından” diyor, “Uzaktan gelen ülkeler tarafından, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen milletler tarafından, yabancı ordular tarafından yüz binlerce ordu ile işgal edilecek” diyor. Şimdi bu hiç olmamıştır Irak’ın tarihinde. Özel bir işgal şekli bu. İşgalde özel detay veriyor. Eskiden bir ülke bir ülkeye saldırıyordu. Tek bir ülke, tek bir ülkeye saldırıyordu. İki ordu karşılaşılıyor, savaşılıyor, bitiyor. Ama burada böyle bir olay yok. Yani bu orjinal bir savaştan bahsediliyor burada Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Savaşın özel hususiyeti kendine has. Hiç görülmemiş bir hususiyetinden bahsediyor. Bir gecede ordunun kaybolması ve Irak’ın üçe bölünmesi, üç parçaya bölünmesi, Bağdat’ın alevler içinde kalması. Değil mi, alevler içinde kalması? Ve “Irak’ın para birimi kalkacak” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Yani Irak işgal olur da parası devam eder niye para birimi kalksın? Eskiden de işgal edilmiştir adamlar cayır cayır paralarını kullanmışlardır. Hiç böyle bir şey olmamıştır. Ordusu da kaybolmamıştır. Ya kaçmıştır, ya savaşmıştır. Yani belirli bir tarafa toplanmıştır. Ordu görülmüştür. “Ordu şu tarafa doğru kaçtı” diyorlar, yeri biliniyor. Ama burada ordu ortada yok. Ve bu Ahir zamanda “Hz. Mehdi (a.s.) zamanında olacak” diyor bakın. Özel yani bu yönüyle de özel. Bu da olmuştur. Şimdi bu olayların tamamı böyle, hem olay harika, ama olayın içinde grift detaylar veriyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani hiçbir olayla benzemeyen detaylar. Hz. Mehdi (a.s.)’ı da tarif ediyor. Bak, “Fizik olarak onu gördüğünüzde tanıyın” diyor bakın. “Onu gördüğünüzde tanıyın”, eşgal veriyor. “Saçları siyahtır” diyor, “Alnı geniştir, kaşları kavislidir ve gözleri çekiktir” diyor. “Alnında bir iz vardır, burnu küçük ve kalkıktır” diyor. “Yanağında bir ben vardır. Yüzü parlaktır” diyor. “Başı büyüktür” diyor Hz. Mehdi (a.s.)’ın. “Omuzları geniştir”, “Karnı geniştir”, “Uyrukları geniştir”, “Orta boyludur” diyor. “Adımlarını dışarıya doğru atar”, “Sırtında iki tane mühür vardır” diyor bak Cenab-ı Allah çok önemli bir detay bu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’de olduğu gibi, “Sırtında bir mühür, ve onun üstünde ikinci bir et beni olarak, Mersin ağacının yaprağı gibi dışa dönük (dışa çıkık) bir ben daha vardır” diyor. Bakın bir detay daha veriyor Peygamberimiz (s.a.v.), “Sağ ayağında bir ben vardır” diyor. Dikkat çekecek bir benden bahsediyor sağ ayağında.
ALTUĞ BERKER:Yeşil gözlüdür.
ADNAN OKTAR:“Yeşil gözlüdür” diyor. Gözüne de dikkat çekiyor. Bu sefer bak ince detaya geçiyor Peygamberimiz (s.a.v.), “Alnı” diyor, “Hafif içe doğru kavislidir. Burnu da hafif doğandır” diyor, “Hafif dışa doğru bonbesi vardır” diyor burnunun, hafif. Ama bak hafif kelimesini söylüyor. “Sakalları” diyor “Yanlardan incedir” diyor. Bak, yanlardan ince, “Meczumdur” diyor “Alt tarafı sakalında”. O da, “Cezmedilmiş” düzeltilmiştir diyor. Cezm Arapçada oradaki kelimeden geliyor, düzeltilmiş. Bu iki detay, harika bir detaydır mesela. Çünkü bu özel bir sakal şekli bu. Yanlardan ince, altı da cezmedilmiş, yani toparlanmış bir sakal. “Yüzü parlak ve cildi Arabidir” diyor rengi. Yani beyazla hafif kırmızı karışımı.
ALTUĞ BERKER:Tek bir çatma vardır.
ADNAN OKTAR:Mesela “Alnında” diyor, “Kaş çatma çizgisi vardır ve çukurluk vardır” diyor. “Tek bir kaş çatma çizgisi ve çukurluk vardır” diyor. “30 ile 40 yaş arasında çıkacaktır” diyor çıkış olarak. Ve “İstanbul’da mücadele verecektir” diyor. Yani Hz. Mehdi (a.s.) cehd ettiği yerden kaçmaz. Kaçak Mehdi olmaz. Korkak Mehdi olmaz. Canının derdine düşmüş bir Mehdi olmaz. Hz. Mehdi (a.s.) aslanlar gibi İstanbul’da mücadele edecektir. Buradaki insanları, buradaki kardeşlerini bırakıp canı derdine düşüp kaçmaz Hz. Mehdi (a.s.). Ve bu detaylarla da “tanıyın” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Ve “Benim soyumdan olacaktır” diyor, “Seyyid olacaktır” diyor. Üslubunu, konuşmasını, hatta hitabet şeklini, dilinde tutukluk olduğunda, elini depretir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Sağ elini, sol tarafına doğru depretir” diyor. Kardeşim, şimdi bu alametler ortadayken, Peygamberimiz (s.a.v.)’in bunca hadisini hiçe sayıp, kendi kendine hadis çıkartıp, “Ben rüya ile tespit edeceğim” dersen, bu olur mu? Peygamberimiz (s.a.v.), sahabeler bunu boşa mı sordular? 1400 sene Ehl-i Sünnet alimleri bu bilgileri bize boşa mı aktardılar. Yani hiçbir şey ifade etmediği için mi bildirildi bu bize? Buhari’de, Müslim’de, Tirmizi’de, İbn-i Mace’de, Sünen-i Nesei’de, Sünen-i Davud’da o yüzden mi bunlar, 1400 sene muhafaza edildi bu hadisler? Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yine detay veriyor, diyor ki; “Onun, herhangi bir kişiye biatı olmayacaktır”. Yani herhangi bir tarikata, herhangi bir Hoca efendiye biatı, bağlılığı olmayacaktır. Yani tarikatla bağlantısı yoktur. Tarikat ehli değildir. Yani ne tarikat şeyhidir, ne tarikat bağlısıdır. Yani “Boynunda onun bir biat olmayacaktır” diyor. Çünkü her tarikat şeyhi kendi şeyhine boynu bağlıdır. Tarikatın özelliği olarak, silsile olarak boynu bağlıdır. O ona, o ona bağlıdır. Ama “Hz. Mehdi (a.s.)’ın boynu bağlı değildir” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Bir, tarikat ehli ise Hz. Mehdi (a.s.) değildir. Yani şeyh ise, veyahut mürit ise bağlı ise değil. Bunun tamamen dışındadır. Cübbeli’nin bu konuyla ilgili filmi vardı, o, tarikat ehli olmadığına dair. Mesela orada çok doğru anlatıyor Cübbeli. Gayet doğrudur, doğru olduğu için onu yayınlıyoruz. Çünkü hadislere dayalı olarak söylüyor. Hazır mı o? Tamam, seyredelim.
VTR- Cübbeli, Mehdi’nin tarikata ve şeyhe bağlı olmayacağını anlatıyor
ADNAN OKTAR:Bu Cübbeli’nin dediği tamamen doğru. Talabem olarak başarılı, maşaAllah. En yetenekli talebelerimden, inşaAllah.
Hz. Mehdi (a.s.)’ın bir özelliği de Arapça bilmemesi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ki; “Benim evlatlarımdandır. Pek Arapça bilmez.” Ne demek? Yani herkesin bildiği kadar Arapça bilir. Mesela Türkçe’ye giren Arapça ne kadardır? Yabancı dile giren Arapça ne kadardır, o kadar. Bilmez. Vehbi bir ilme sahip olduğunu anlıyoruz hadislerden. Özel bir ilme sahip olduğunu anlıyoruz. Peki, şimdi kastedilen kişi de bu alametleri görüyor muyuz, görmüyor muyuz? Yok. Kastedilen kişi de bu alametler yok. Ne alametimiz var? “Rüya alametimiz var” diyor. Kardeşim, şimdi biz İstanbul’da herkese bir rüya görmesini tavsiye etsek Hz. Mehdi (a.s.)’ı görmek için, en az bir milyon çeşit insan ortaya çıkar. Hangisi bunlardan Hz. Mehdi (a.s.) o zaman? En az bir milyon kişi. Ve Peygamber (s.a.v.)’in bütün izahlarına muhalif, Peyamberimiz (s.a.v.)’in bütün izahlarını haşa hiçe sayan bir üslup olmuş olur. Onun için bu mantıksız izahtan, bu çocuksu izahtan, bu boş anlatımdan vazgeçmeleri gerekir. Bu doğru değil. Bediüzzaman Said Nursi çok kapsamlı olarak Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatıyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın Hicri 1400’de zuhur edeceğini, İstanbul’da geleceğini, Darwinizm ve materyalizme karşı çok başarılı bir mücadele vereceğini, bunu yeryüzünden sileceğini, bir süre sonra Hz. İsa (a.s.) ile birleşeceğini, Hz. İsa (a.s.) ile birlikte namaz kılacağını, Hz. İsa (a.s.)’a namaz kıldıracağını, İslam ahlakını bütün dünyaya hakim edeceğini söylüyor. Adam da diyor ki, bazı Nur talebesi kardeşler, “Biz buna inanamıyoruz”. Kardeşim sen Allah’a da inanamıyorsun. Peygamber (s.a.v.)’e de inanamıyorsun, ona da inanamıyorsun. Şüphe içindesin, hasta kalbin. Ahir zamanın özelliği bu, insanların imanı gelir gider, gelir gider. İmanın zayıfsa de ki; “Benim imanım zayıf” dersin, Allah esirgesin, haşa. “Allah bana hidayet versin, Allah ilmimi arttırsın. Bediüzzaman bunları demiştir ama ben daha ferasetle, basiretle bunları göremedim. Yalandır da demiyorum” diyebilirsin. “Ama doğruluğunu da ispat edecek delilim yok şu an” diyebilirsin. Mecbur değilsin sen, Hz. Mehdi (a.s.)’ı teşhis etmekle mükellef değilsin. Ama reddetmen, yalan söylemen, sahtekarlık yapman çok büyük adilik. Bunu yapmayacaksın. Bediüzzaman’ın alenen sözlerini, açık sözlerini sahtekarca değiştirirsen ve Bediüzzaman adına yalan söylersen bu ahlaksızlık olur. Vicdansızlık olur. Dolayısıyla bu konuda en doğru, en dürüst, en samimi anlatımı sunmaya çalışıyorum ben milletimize. Aksi olan varsa, aksi düşünen varsa yazsın bana. Benim dediklerimin tamamı hadislere dayalı, Bediüzzaman’ın sözlerine dayalı ki Bediüzzaman’ın sözleri de zaten hadislere dayalı izahlardır, net. Kaçamak izahlara, samimiyetsiz izahlara karşı ben bütün samimiyetimle, bütün açıklığımla konuları anlatıyorum. Ayrıca benim bir Mehdilik iddiam yok. Olmaz da, zaten üslubumda da yok, dikkat ederseniz. Yani son derece aciz, Allah’ın zavallı bir kuluyum ve Hocalık iddiam da yok. Ben öğrenciyim daha. Öğreniyorum İslam’ı, Kuran’ı öğreniyorum.
ALTUĞ BERKER:Yemin de ettiniz Hocam iddianız olmayacağına dair.
ADNAN OKTAR:Mehdilik iddia etmeyeceğime dair, ömrüm boyunca iddia etmeyeceğime dair defalarca yemin ettim. Lanetleştim artık bunu herkes gördü, duyuyor ve biliyorlar. Ama Mehdiyet’i adım adım, santim santim insanlar göreceği için bu benim hoşuma gidiyor. Bunu bir dahaki sene de anlatacağım, bir dahaki sene de anlatacağım, öbür sene de anlatacağım. Mehdiyet gittikçe gelişecek, Türk İslam Birliği de gittikçe gelişecek. Geliştikçe insanların heyecanı artacak, heyecanları arttıkça ben bu konuları yine anlatmaya devam edeceğim. Çok muhteşem bir netice alacağız. Darwinizmi ortadan kaldıracağız, materyalizmi ortadan kaldıracağız. Bana karşı çok yoğun bir mücadele olacak onu da söyleyeyim. Münafıklar atağa geçecek. Küfür, tuyan, delalet atağa geçecek. Ama hiçbir şey elde edemeyecekler, inşaAllah. Allah taraftarları galip gelecektir. Bunu göreceksiniz. Biz Kuran’la, sünnetle, Resulullah’ın sünneti ile mücadeleye devam edeceğiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Dün şu şekilde söylemiştiniz Hocam; “Allah başınızı siz seçmeyeceksiniz, ben seçtim diyor” dediniz Hocam. “Biz seçecek olsaydık, 1300 seneden beri Müslümanlar seçerdi. Seçemiyorlar ve yapamıyorlar. Çünkü Allah’ın dediği tarzda olması gerekiyor” dediniz.
ADNAN OKTAR:Tabii, İttihad-ı İslam’dan bahsediyorlar. Çok samimiyetsiz kardeşlerimiz var. Utançlarından orada burada konuşuyorlar. Diyorlar ki; “İttihad-ı İslam’ı Bediüzzaman farz olarak söylemiş, ne yapsak?” diyor. “Hiç olmazsa gazetede bir yazı çıkaralım. Şimdi dedikodu olur, fitne olur” diyor. “İttihad-ı İslam ile ilgili bir yazı yazayım” diyor. Benim güzel kardeşim, İttihad-ı İslam oldu. Peki Müslümanların başı kim olacak? Onu niye yazmıyorsun? De; “Benim şeyhim olacak” de, “Ben olacağım” de, “Birisi olacak” de, de yani ben ayıplamayacağım, sana bir şey demeyeceğim. Yeter ki, de. Yani “Müslümanların başı olsun” de. Diyemiyorlar. masonluğun başı oluyor. Komünistlerin başı oluyor. İtin kopuğun başı oluyor. Herkesin başı oluyor. Karıncaların da başı var. Yani koyunların bile bir başı oluyor. Önden bir gideni oluyor, arkasından gidiyorlar yani. Müslümanların niye başı olması yasak oluyor, ben onu anlamadım. Haydi küfür korkuyor siz niye korkuyorsunuz Müslümanların başı olmasından? Yani Müslümanların liderinin olmasından daha doğal ne olabilir? Niye başsız olması gerekiyor Müslümanların? Müslümanlar başsız oldu mu, İttihad-ı İslam yoktur. İttihad-ı İslam eşittir, Müslümanların başında bir insanın olması durumunda İttihad-ı İslam denir buna. Başı olmayan İttihad-ı İslam olur mu?
ALTUĞ BERKER:Adetullaha aykırı siz daha bilirsiniz söylüyorsunuz zaten.
ADNAN OKTAR:Hükümet diyorsun, “Hükümet kuruldu” diyorsun. “Başbakan yok ama hükümeti kurduk” diyorsun. O hükümet olmaz o. Başbakan olmadan hükümet olmaz. “Ordu” diyorsun, “Ordu hazır”. Peki Başkumandanı nerede? “Başkumandanı yok, ama ordu var” diyorsun. “Burada herkes başkumandan” diyorsun. “Bütün ordu başkumandan”, paramparça demektir o ordu. Öyle oradaki ittihad etmiş toplu bir ordu yoktur. İttihad-ı İslam olması için, mutlaka Müslümanların başında bir lider olması gerekir. Kuran’da hangi kavmin, bana bir tane kavim söylesinler başı olmayan bir kavim. Her kavmin, Kuran’da bahsedilen her kavmin bir başı var, her kavmin. Karıncaların bile bir başı var. İnsaf etsinler artık. Hz. Mehdi (a.s.) korkusundan, İttihad-ı İslam konusu da açamıyorlar. İttihad-ı İslam’ı kerhen yazsalar bile milletten utandıkları için yazıyor bir kısmı. Orada da Müslümanların başından bahsedemiyor. Müslümanların bir lideri olacağından bahsedemiyor. Senin Hocandan bahset, ben onu kabul ederim. Söyle, korkma bir şey olmaz. “Yok, sonunda ben anlıyorum kimin başa geleceğini” diyor. Olmadı işte bu. Demek ki, Allah’ın takdir ettiği o inşaAllah. Sen korkma kim gelirse gelsin. O Allah’ın takdir ettiği kişi olacaktır. Ne korkuyorsun. O yüzden Hz. İsa (a.s.)’ın da inişini istemiyorlar. Hz. Mehdi (a.s.)’ı örtbas edeceğiz derken Hz. İsa (a.s.) karşılarına çıkıyor. Hz. İsa (a.s.) hiç başedemeyecekleri gibi ayet var. Üç tane de ayet var net. Doğrudan Hz. İsa (a.s.)’dan, adıyla İsa diye bahsediyor ayetler. Hiç başadebilecekleri gibi değil. Onun için bu zavallıca, aptalca çırpınışı, Müslümanım deyip, Ehl-i Sünnet’im deyip fakat bu aptalca çırpınışın içerisinde, fitne çıkarmaya kalkanlar bu münasebetsizliği bıraksınlar. Yani yalan söyleyenler, sahtekarlık yapanlar, bu yalan söyleme faslını bıraksınlar. Bak, rezil rüsvay oluyorlar. Herkes bunların sahtekar ve yalancı olduğunu ezberledi Türkiye’de. Artık başları dik değil bu sahtekarların. Utanç içinde geziyorlar Türkiye’de. Rezil rüsvay ettim ve acayip aşağıladım. Yani şu an çok şerefsiz konuma düştü sahtekarlar. Eskiden bunların acayip başı dikti. Şahs-ı manevi bilmem ne atıp tutuyorlardı. Şimdi tam anlamıyla sahtekar konumuna düştüler. Saflığından, cahilliğinden yapanları tenzih ediyorum. Utanmadan Müslümanların şevk ve heyecanını kırıyorlar. İttihad-ı İslam gücünü kırıyorlar. Küfrün karşısında mağlup olmalarına vesile oluyorlar. Afganistan’da, Irak’ta her yerde Müslümanların ırzına, namusuna her türlü saldırı yapıyor. Irzları, namusları payimal ediliyor. Adamlar daha hala burada holding muhabbeti yapıyorlar. Ve Müslümanları uyuşturmaya devam ediyorlar. Cübbeli’nin o iki gün, iki yıl olsa Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkacağı, “2 yıl sonra çıkar Hz. Mehdi (a.s.) diyorsunuz” diyor. Halbuki, “2 yıl sonra çıksa siz hazırlıksızsınız” diyor. “Eviniz var, barkınız var, işiniz gücünüz var. Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkmasını istemezsiniz” diyor. “Ben de istemem, siz de istemezsiniz Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkmasını, nefsimize ağır gelir” diyor. “Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkması onun için uzak yıllara atacağım” diyor bu çıkışı ben. “570 yıl sonrasına atacağım” diyor. Mealen yaklaşık söylüyorum. Onu anlattığı bir videosu var. Onu bir de yayınlayalım.
VTR-
ADNAN OKTAR:Bak, Cübbeli çok açıkça samimi olarak bu felaketi anlatıyor. Yani “Hz. Mehdi (a.s.)’a uymayan deccale uyar” diyor. Nasıl uyuyor diyor? Anlamazlıktan gelecek, ileriki yıllara atacak. Bak, “İki yıl ertele, iki yıl sonra gelsin Hz. Mehdi (a.s.) derler” diyor. Cübbeli ne yaptı? Sağlama aldı işi, 570 yıl sonrasına aldı. 2 yılda değil 570 yıl sonrasına aldı. Ve onlara bir kolaylık sağlamış oldu. Şimdi rahat rahat evlatlarını da, çoluk çocuğunu da Avrupa’ya gönder okut, düğününü yap, ye iç, holdinglerini kur, fabrikalarını aç, işine gücüne bak tarzında fetvayı vermiş oldu. Fatih Altaylı’da geldi bunu alnından öptü, o da onu babası ilan etti. “Babacığım, babacığım” diye peşinden geziyor şu an. Deccale uyduğunun farkında mı? Haberi yok. Haberi olmadan onun askeri olmuş oluyor. Farkına varmadan deccaliyete uymuş oluyor. Kimler? Milyonlarca insan. Bunların kim olduğunu Allah biliyor. Biz bilmiyoruz. Ama onlar kendilerini biliyorlardır. Fakat bak başlangıçta ne diyor? “Amerika Büyük Ortadoğu Projesi’ni Mehdiyet’e karşı, karşı proje olarak geliştirdi” diyor, doğru söylüyor. Çünkü Pentagon’un ve CIA’in üstünde durduğu şu an ana konu bu. Başka bir konu ile ilgilenmiyorlar. Yani harıl harıl bu konu işleniyor. Pentagon’da da öyle, Mehdiyet ile ilgili bölüm, en hareketli bölümdür Amerika’da. En hareketli bölüm odur yani bununla ilgili orgeneraller bu konuyla ilgileniyor, korgenerallar bu konuyla ilgileniyor. Uzmanlar, profesörler, doçentler, geceli gündüzlü bu konuda ne yaparız, nasıl önlem alırız bununla ilgili çalışma yapılıyor. Ama çözüm yok, Allah’ı yenemezler. Yenilmiş olarak yaratılıyor her tuzak, Allah diyor ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. “Her tuzağı Ben yaratırım” hepsini ama tuzakların tamamını “Ve her tuzak da bozulmuş olarak yaratılır” diyor Allah. Onların, kendilerinin kurduğunu zannettikleri tuzağı Allah kuruyor, Allah yaratıyor. Amerika’nın bütün gücünü Allah yaratır. Amerika kendi gücü zannediyor. Halbuki bütün güç Allah’ın elindedir. Amerika kıtasını yaratan da Allah’tır. Amerika’yı beynimizde Amerika diye gösteren de Allah’tır. Amerikan ordusunu beynimizde gösteren bize Allah’tır. Amerika’ya işgal olmuş olarak Irak’ı gösteren de Allah’tır. Ama onların kurduğu tuzağı yaratan Allah, aynı şekilde onları kendi kurduğu tuzakta boğan da Allah’tır. İkisini de, “Ben yaparım” diyor Allah. “Ve hiç farkına varmadıkları yerlerden onları tuzağa düşürürüm” diyor Allah. Şu an hiç farkına varmadıkları yerden tuzağa düştüler. Mesela Cübbeli bilseydi bu konuşmalarının Mehdiyet’i anlatmak için kullanılacağını, bilseydi hiç konuşurmuydu bunları? Veyahut bunları alır, yayınlar mıydı? Kendi sitesinde yayınlar mıydı? Çok geç uyandı. Şu an, bundan sonraki konuşmalarını yayınlamıyor. Sitesine koymuyor. Çünkü anında alıyorum. Alıyorum Mehdiyet’in lehinde, Hz. İsa (a.s.)’ın inişini müjdelemede kullanıyorum. Eski konuşmalarının böyle başına iş açacağını bilse o yapar mıydı? Aklının ucundan bile geçmiyordur. Mesela hiç istemediği bir durum oldu şu an. Mecburen benim talebem oldu. Hayatta en istemediği şeydir benim talebem olmak onun için. En istemediği şeyi Allah başına getirdi. Ve en istemediği şey Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişini müjdelemekti. En istemediği şeyi Allah ona yaptırıyor şu an. Hayatta en çekindiği şeydir. İttihad-ı İslam hiçbir şekilde istemediği bir konu, Allah bak zorla İttihad-ı İslam’ı geliştiriyor. Ve İttihad-ı İslam’ı onun diliyle savundurtturuyor. İttihad-ı İslam’ı savunsa, Hz. Mehdi (a.s.)’ı savunsa, Habertürk’te onu ne hale getiriler bir düşünün. Asla çıkamaz, ne Flash Tv’ye çıkabilir, ne Habertürk’e çıkabilir. Bambaşka şekle getirirler. Tabii biz müsaade etmeyiz ayrı mesele. Çünkü ben Müslüman olduktan sonra cahil de olsa efendim, vahil de olsa, şaşırmış da olsa İslam’ın içinde herhangi bir Müslümana zarar getirttirmem. Hukukla, kanunla yani sıkıysa yapsınlar, yapamazlar, inşaAllah.
“Hocam” diyor Muhammed Bahaddin kardeşimiz, “Hz. Mehdi (a.s.)’ın Ledüni ilminden de bahsedin” diyor. Vehbi ilmini zaten belirttim. Ledün ilmini de defalarca, yüzlerce kere anlatmışımdır. Zaten Hızır Kıssası’nda o belirtilir yani zaten halkın ona karşı olması, çıktığında karşı olması onun Ledüni ilminden kaynaklanıyor. 70 kat perdeyle örtülü şu an Hz. Mehdi (a.s.). Mehdiyet mesela ilk çıktığında bütün ulemadan birçok insan karşı çıkacak, onu Cübbeli anlatıyor. Onu da yayınlayın. Yani ulemadan, alim denen Hocalardan, şundan bundan birçok kişi, çünkü Hz. Mehdi (a.s.) mezhepleri kaldıracak. Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi diye mezhep kalmıyor Hz. Mehdi (a.s.)’ın zamanında. Şiilik hiçbir şey kalmıyor. Hiçbir mezhep kalmaz. Yani Hristiyanlık kalmıyor ki o kalsın, Musevilik kalmıyor ki o kalsın. Tek Asr-ı Saadet Müslümanlığı kalıyor.
VTR
ADNAN OKTAR:Bak, Allah kaderde Cübbeli’yi nasıl konuşturuyor. Bu anlattıklarının tamamı çok doğru, tamamı net doğru olan şeyler anlatıyor. Ama bakın asla anlatmak istemeyeceği konular bunlar. Ne bilsin bana böyle hizmet edeceğini ve bizzat kendi sesiyle televizyonda halka 30 milyonun üstünde insan şu an bizi seyrediyor, izliyor. Böyle geceli gündüzlü bunları anlatacağını bilse hiç konuşur muydu? Ve en hayati noktalarını söylüyor. Bak, “Hz. Mehdi (a.s.)’a gerçek şeyh efendiler, hakiki şeyhler tabii olacaklar. Sahtekar olanlar, samimiyetsiz olanlar muhalefet edecekler” diyor. Çok net konuşuyor. Demek ki gerçek şeyhler imanın nuruyla farkedip bağlanacaklar, sevgi duyacaklar, hissettirecekler. “Ama sahtekar olan, enaniyetli olanlar o benliklerini kaybetmemek için, dünyevi itibarlarını kaybetmemek için, güçlerini kaybetmemek için Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı mücadele edecekler” diyor. Ama nasıl bir mücadele? “Ölümüne nefret edecekler” diyor. “Öldürmek üzere atağa geçecek kadar kinlenecekler Hz. Mehdi (a.s.)’a”. Yani münafıkların kahredici bir nefretle Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı mücadele vereceklerini söylüyor. Çünkü öldürmeye kalkmak ne demek? Kahredici bir nefret, şeytani bir nefret duyacaklarmış demek ki, o devrin münafıkları, o devrin azgın münafıkları. Bu çok manidar ve Cübbeli de nefis anlatmış, bayağı güzel anlatmış ve anlatacak. Ve ne kadar anlatacak biliyor musun? Hz. Mehdi (a.s.) çıkana kadar ona bu konuyu anlattıracağım. Asla ve kesinlikle İttihad-ı İslam’ı anlatan Kuran ayetlerini hiçbir şekilde okumuyor. Titizlikle okumuyor. İtina ediyor, özellikle o ayete geldi mi geçiyor. Mesela Nur Suresi’nin 55. ayetini asla okumuyor, dünya hakimiyeti, asla. Öbür ayette de, Cenab-ı Allah Tevrat’a ve Zebur’a gönderme yapıyor. “Hz. Mehdi (a.s.)’ı ben Tevrat ve Zebur’da anlattım” diyor Cenab-ı Allah. “Oradan bakın” diyor. Tevrat’a, Zebur’a bir bakıyoruz, Peygamberemiz (s.a.v.)’in hadislerinin aynısı yüzlerce Tevrat’taki hükümde Allah’ın çok kapsamlı Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlattığını görüyoruz. Boyunu, posunu, güzelliğini, nerede çıkacağını, ne yapacağını çok detay vererek anlatıyor Cenab-ı Allah.
Mesela bak, bu “Ahir zaman Mehdisinin alametleri, Celaleddin Suyuti’nin tasnifinden hadisler”, Ali Bin Hüsameddin El Muttaki’nin eseri 21. sayfa demin açtım burası çıktı. “Taberani Kebir'inde ve Ebu Naim İbni Mes'ud'dan tahric ettiler. O dedi ki, Resulullah (s.a.v.) buyurdu” Peygamber (s.a.v.) konuşuyor, vahiyle. Allah’ın Peygamberi, gelmiş geçmiş en büyük Peygamber, Allah’ın nurundan yarattığı Peygamber. Bütün kainatın en üstün insanı konuşuyor. “Ehli Beytimden ismi benim ismim, ahlakı benim ahlakım olan bir evladım çıkacak”. Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.)’a ne diyor? “Evladım” diyor. Evladıdır. “Ve daha önce zulümle dolu olan dünyayı, o adaletle dolduracaktır”. Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerinden en büyüğü nedir? Deccalin çıkmış olması gerekiyor. Deccalin olmadığı yerde Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsedemeyiz. İmam Rabbani zamanında deccal çıkmış mıydı? Yoktu. Dünyaya küfür hakim olmuş muydu? Olmamıştı. İmam Rabbani baktı, deccal yok. “O zaman, Hz. Mehdi (a.s)’da yok” dedi. Deccal’in olmadığı yerde Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahseder mi? Deccal yoktu. On sene bekledi deccal yok. 20 sene bekledi deccal yok. Deccal zaten yüzylılın başında gelmesi gerekiyor. Daha önceden gelmesi gerekiyor ki Hz. Mehdi (a.s.) gelsin ve o deccali tepelesin. O yüzden Cenab-ı Allah, 1980’den önce deccaliyeti çıkarttı. Önce deccali hakim etti 1900’lerde. Bütün dünyaya hakim etti 1900’lerden itibaren. Deccal hakim olduktan sonra 1980’de de Cenab-ı Allah Mehdisini dünyaya sundu deccaliyeti tepelemek üzere. İmam Rabbani zamanında, İmam Rabbani yine de ihtiyaten deccali bekledi. Yüzyılın başında deccal çıkmayınca Hz. Mehdi (a.s.) nasıl çıksın artık ondan sonra. Ne deccalin alametleri çıktı, ne Hz. Mehdi (a.s.)’ın alametleri çıktı. İkisini de görmediği için, “Hz. Mehdi (a.s.) gelmemiştir” dedi. Cübbeli de burada saptırma yapıyor. Yüzyıl başından 25 sene geçmişken daha deccal çıkmamışsa Hz. Mehdi (a.s.) hiçbir şekilde gelmemiş demektir zaten. Üstelik Hz. Mehdi (a.s.)’ın alametleri de yok. Tabii ki haklı olarak “Hz. Mehdi (a.s.) gelmemiştir” demiştir. Yoksa deccal çıktıktan sonra, “Hz. Mehdi (a.s.) gelmedi” diyemezsin ki zaten. Deccal çıktıysa mutlaka Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelmesi mecburdur artık. Kardeşim gece olduğunda, “Gündüz olmaz” denir mi artık? Mesela şu an saat 2’ye doğru yaklaşıyor. Gece vaktindeyiz. Şimdi biz gündüz olmayacak dersek bunun mantığı olur mu? Geceden sonra gündüz olur. Mecburen böyledir, Allah’ın kanunu. Deccal geceyi temsil eder. Deccal geldi mi, Hz. Mehdi (a.s.) yüzde yüz gelecektir ikinci bir ihtimal yoktur, Allah’ın kanunu bu. Yani 99 değil %100. Buradaki Cübbeli’nin saptırmasına da çok dikkat etmek lazım. İmam Rabbani, bak tekrar ediyorum deccali görmediği için, deccal gelmediği için, “Hz. Mehdi (a.s.) gelmemiştir” demiştir. Yoksa İmam Rabbani şu an devrimizde olsa Hz. Mehdi (a.s.)’ın geldiğini açık ve alenen söylerdi, net söylerdi. Çünkü deccal de çıkmış, Peygamberimiz (s.a.v.)’in bütün hadisleri çıkmış ve dediği kuyruklu yıldız da çıkmış. İmam Rabbani diyor; “İki uçlu parlak kuyruklu yıldız çıkacak” diyor. “Ve diğer kuyruklu yıldızların aksi istikamete gidecek ve çok parlak olacak” diyor. Kendi dediği alamet çıkmışken “Hz. Mehdi (a.s.) çıkmadı” der mi? Bütün alametler çıkmışken, diyor ki; “Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde çok alametler vardır, onlar çıkacaklar” diyor. Alametleri ezberden biliyor İmam Rabbani. Tamamı çıkmış, tamamı çıkmışken “Hz. Mehdi (a.s.) çıkmadı” der mi? Ve bakın, en dev alamet çıkmış, deccal çıkmış. Deccal çıkmışken nasıl “Hz. Mehdi (a.s.) çıkmadı” desin, der mi? Deccalin bu durumu Müslümanlara Cenab-ı Allah tarafından çok şiddetli alametlerle gösterildi. Irak’ta da gösterdi Allah, Afganistan’da da gösterdi.
Bütün dünya çapında şehirlerde, sokaklarda, her yerde gösterdi. Dünyanın %95’i deccale teslim oldu. Mehdiyet işte bu belayı ortadan kaldıracak güçtür. Ama “Hz. İsa Mesih ile beraber tam başarılı olabilir” diyor Bediüzzaman Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine dayandırarak. İkisi birlikte dünyadan tamamen kazıyor. Hz. Mehdi (a.s.) deccali öldürmek ile beraber cesedini kaldıramıyor. Çünkü muazzam cesedi var. Hz. İsa (a.s.) ile beraber kaldıracaktır. Sistemi tamamen yok edecektir, inşaAllah. Bak, “Ehli Beytimden ismi benim ismim, ahlakı benim ahlakım olan bir evladım çıkacak ve daha önce zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracaktır”. Adı adıma uygundur onu açıklamıştım. Şimdi benim bir daha açıklamama gerek yok. “Naim Kaâh'dan tahric elti, Resulullah buyurdu ki” bak Resulullah (s.a.v.) buyuruyor, “Ben Mehdi'yi peygamberlerin suhufunda şöyle bulurum” peygamberlerin Kitaplarında da var diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bak, “Tevrat ve Zebur’da var” diyor Kuran. Kuran-ı Kerim’de Cenab-ı Allah, “Tevrat ve Zebur’da var” diyor. Hadiste de, “Peygamberlerin suhuflarında da var” diyor. Diğer Peygamberlerin suhufunda, Hz. İbrahim (a.s.)’ın Suhufunda, diğer Peygamber suhuflarında. “Bu suhuflarda şöyle bulurum: Mehdi'nin amelinde” yani eylemlerinde, tavırlarında “Ne zulüm” yani kan dökmek, adam öldürmek efendim bunlar yoktur. “Ne de ayıp” her ikisi de yoktur diyor.
Efendim, “Selamün aleyküm Muhammed Adnan Hocam”. Kardeşimiz gördüğü bir rüyayı anlatıyor. Şimdi güzel rüyan da fakat şöyle diyelim. Sana yönelik söyleyeyim; hayır var inşaAllah, çok güzel bir rüya görmüşsün. İnşaAllah, İslam ahlakının hakimiyetine işaret ediyor. Öyle diyeyim. Yani hüsn-ü zan ediyoruz. Doğrusunu Allah bilir. Yani hayra yoruyoruz, inşaAllah.
İstanbul’dan Yunus kardeşimiz, “Selamün aleyküm aslan Hocam” her gün Darwinizme, deccale karşı ilimle, fenle gümbür gümbür mücadele ediyorsunuz. Aslan Hocam Allah gücünüzü, kuvvetinizi daha da arttırsın, inşaAllah. Hocam sizi çok seviyoruz. Hocam, Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s.)’ın çok hızlı olacak diğer insanların yaşayışından daha hızlı hareket edeceği buyrulmuştur. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah Hocam”. “Hocam siz de çok hızlısınız, maşaAllah” diyor. Tamam, Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebeleri tabi ki hızlı olacaklar. Hz. Mehdi (a.s.)’a uyanlar hımbıl olmaz. Atak olur, canlı olur. Onun delice coşkusunu, delice heyecanını yaşarlar. O iman alametidir.
“Değerli Sevgili Adnan Hocam, ben Avusturya’dan Sebahattin. Her gün eşimle sizi dikkatle ve sevinçle, zevkle izlemeye çalışıyoruz. Hocam inşaAllah Hz. Mehdi (a.s.)’a Rabbim bizi de yardımcı eder. Hocam, sizi daha önceleri tanımadığım halde bir zamanlar televizyonlarda hakkınızda yayınlanan iddialara hiç inanmamıştım”. İşte hani çapkın mapkın gibisinden, yok kokain mokain falan gibisinden, canım adam bileğimizi bükemediği zaman ne yapacaktır? Zırvalayacaktır. İftira atacaktır, hiç tınmam. Öyle şeylerde hiç vakit kaybetmem ben doğrudan işime bakıyorum, hiç ilgilenmem. Ellerinden geleni artlarına koymasınlar hiç takmam. “Çünkü eserlerinizi az da olsa biliyorum. Ve diyordum ki; “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz”. Hele bir de zulmün çizgisinde olan bazı medya organlarında bu zulüm ve iftiralar yapılınca on kere süzgeçten geçirmek lazım diye düşünüyorum” diyor. “Değerli Hocam, Hz. Mehdi (a.s.) iki omuzunun arasında mühür, sizde de var mı? Bunu da çok merak ediyorum. Hocam, sizi çok seviyoruz. Cemaatler üstü, siyaset üstü bir siyaset yapmanızdan dolayı çok memnun oluyorum. Tam bir ümmet şuuru görüyorum sizde, inşaAllah. Evlatlarımız da Hz. Mehdi (a.s.)’a hizmet etsinler Hocam inşaAllah. Hocam inşaAllah okursunuz, bize de dua edersiniz. Sizi seven aciz talebeniz Sebahattin” diyor.
Sebahattin bak gördün okudum işte. Doğru, Müslüman, samimiyetsiz, Allah’tan korkusu az görünen, Kuran’a titizliği olmayan, Müslümanlara karşı şefkat ve sevgisi olmayan, Darwinizmin, materyalizmin etkisinde kalmış, dolayısıyla deccaliyetin tuyan ve delaletin etkisinde kalmış bir kısım basın organlarının iftiralarıyla karşılaştığında Allah’ın hükmüne uyacak. Diyecek ki; “Bu apaçık bir iftiradır”. Nur Suresi’nde olduğu gibi, “”Allah’ı tenzih ederiz. Bu apaçık bir iftiradır” demeniz gerekmez miydi?” diyor Cenab-ı Allah. “Bir fasık size bir haber getirdiğinde” diyor Cenab-ı Allah, “Araştırın” diyor. “Gidin, gözünüzle görün, kulağınızla işitin ondan sonra hareket edin. Sakın, fasığın getirdiği habere inanmayın, haramdır” diyor Allah. “İnanırsanız ve bunu etrafa yayarsanız karşılığı Cehennemdir” diyor Allah, inşaAllah.
Bediüzzaman’ın güzel, detaylı bir açıklamasını getirmişler ama bugünkü vaktimiz buna müsait değil. Ben bunu götüreyim. Yarın sohbette bu güzel yazıyı okuruz. Çok uzun bir yazı çünkü çok vaktimizi alır, inşaAllah.
Hz. Mehdi (a.s.)’ı biz İslam ahlakını dünyaya hakim etmesinden anlayacağız. En net anlayacağımız şey budur. Hz. İsa (a.s.) ile birlikte namaz kılması ve İslam ahlakını dünyaya hakim etmesi. Ve bütün bunlara rağmen “Efendim, siz Hz. Mehdi (a.s.)’a ne kadar çok benziyorsunuz” diyebileceğimiz insandır. Kendisine Mehdi dedirtmeyecektir Hz. Mehdi (a.s.). O zaman anlayacağız ki kalben Allah-u alem Hz. Mehdi (a.s.) o. Yani hüsn-ü zan edeceğiz, zannı galiple onun Hz. Mehdi (a.s.) olabileceğine inanacağız. Bakın, iki büyük alametten bahsediyorum. Bir, İttihad-ı İslam’ı, Türk İslam Birliği’ni sağlaması. İki, Hz. İsa (a.s.) ile beraber namaz kılması. Yani Hristiyan aleminin de Müslüman olmasını sağlaması, vesile olmasıdır. Bu vasıfların birleştiği kişinin adı Mehdi’dir, Muhammed Mehdi’dir, inşaAllah. Bazı kişilere bu rüya gibi gelebilir. Onları ben rüyadan 2014’lerde, 2017’lerde, 2020’lerde, 2021’lerde uyandıracağım. Dürterek uyandıracağım. Gerçi yakışık almaz ama böyle böğründen dürterek uyandıracağım. “Uyan hemşerim bak, gör” diyeceğiz inşaAllah.
“Tabarani, Evsad’dan Amr. b. Ali tariki ile Hz. Ali b. Ebi Talib’den tahric etti: Hz. Ali Peygamber (s.a.v.)’e “Ya Resulullah Mehdi bizden mi yoksa bizim gayrımızdan mı?” diye sordu.” Bak, ne kadar merak ediyorlar görüyor musun? Hz. Ali (r.a.), Hz. Hasan (r.a.) herkes soruyor Hz. Mehdi (a.s.)’ı. Gece gündüz Peygamberimiz (s.a.v.)’e soruyorlar, merak ediyorlar. Müthiş bir Hz. Mehdi (a.s.) sevgisi oluşmuş Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında. Ve bütün Ashab da, bütün sahabeler aşkla bahsediyorlar Hz. Mehdi ‘(a.s.)’dan. Müthiş bir sevgi ile bahsediyorlar ve sürekli soruyorlar Hz. Mehdi (a.s.) hakkında. Hz. Ali (r.a.)’da sık sık Peygamberimiz (s.a.v.)’e rastladıkça Hz. Mehdi (a.s.) hakkında soru soruyor. Diyor ki bak, Sallahu Aleyhi ve Sellem’e Hz. Ali (r.a.), Allah’ın aslanı, Keremullahu vecceh; ““Ya Resulullah Mehdi bizden mi yoksa bizim gayrımızdan mı?” diye sordu Buyurdular ki: Bilakis Bizdendir” gayrımızdan değil bizdendir. “Cenab-ı Hak İslamı nasıl Bizimle başlatmışsa onunla sona erdirecektir” yani yine bizimle sona erdirecektir Ehl-i Beytimle. “Nasıl, Bizimle onlar aralarındaki şirk ve adavetten kurtulmuş ve kalplerine ülfet ve muhabbet yerleşmişse, (Onun gelişi ile) yine aynı öyle olacaktır.” Kalplere ülfet ve muhabbet yerleşecektir. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında müthiş bir ülfet, muhabbet, sevgi Müslümanların kalbine yerleşmişti. Adavetten kurtulmuşlardı. Peygamberimiz (s.a.v.) aynısı benim Peygamberim zamanında da olacak Muhammed Mehdi (a.s.) zamanında aynısı olacak diyor.
O kadar fazla hadis var ki; bak, “Naim b. Hammad, Katade’den tahric etti ki: Ben Said b. Müyesseb’e “Mehdi hak’tır” dedim. O da “Evet” dedi. “O kimdendir?” dedim. “Fatıma’nın evladındandır.” Dedi.” Görüyor musun, sahabelerde muhabbet hep Hz. Mehdi (a.s.) üstüne. O ona soruyor Hz. Mehdi (a.s.)’ı, o ona soruyor. “Resulullah (s.a.v.)’den nasıl duydun?”, “Ya Resulullah (s.a.v.) nasıl?” diyorlar, Hz. Ali (r.a.)’a soruyorlar. Hz. Ali (r.a.) Peygamberimiz (s.a.v.)’e soruyor, “Nasıl?” diyor. Bak, hep sahabeler, yüzlerce sahabe, yüzlerce olayla hep, sürekli Hz. Mehdi (a.s.)’ı sormuşlar gece gündüz, aşkla sevdikleri için. “Hakim, İbni Mace ve Ebu Naim, Hz. Enes’den tahric ettiler” Hakim ve İbn-i Mace çok ünlü, yani çok muteber hadis kitapları. “Ben Resulullah (s.a.v.)’den duydum. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu” bak, Resulullah (s.a.v.) vahiyle bildiriyor. “Biz Abdülmuttalip’in evlatlarından yedi kişi” bak yedi, Hz. Mehdi (a.s.)’da yedi hep hakimdir, hep yedi, hep yedi. “Yedi kişi, Cennetin efendileriyiz” Cennetin seyyidleriyiz. “Ben” diyor yani Sallahu Aleyhi ve Sellem, Allah’ın nurundan dünyayı yarattığı o yüce Peygamberimiz (s.a.v.), iki Hz. Hamza (r.a.), üç Hz. Ali (r.a.), dört Hz. Cafer (r.a.), beş Hz. Hasan (r.a.), altı Hz. Hüseyin (r.a.) ve Hz. Mehdi (a.s.), yedincisi de Muhammed Mehdi (a.s.). Bak, çok manidar onu da yedinci olarak söylüyor. Yedinci sırada söylüyor Hz. Mehdi (a.s.)’ın hayatında hep yedi hakimdir. Yedi, yedi, Yusuf Suresi’nde de hep yediler hakimdir. Hicri 1400 bak, yedinin iki katıdır. 700 artı 700, Hicri 1400 Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış tarihi. Ekonomik kriz 2007’de başladı. 2017, yani çok.
Hz. Hasan (r.a.), Hz. Hüseyin (r.a.) onlar benim canlarım. İmam-ı Cafer bütün dört mezhebin hepsinin Hocasıdır, İmam-ı Caferi Sadık.
ALTUĞ BERKER:Dedeniz Hocam aynı zamanda.
ADNAN OKTAR:Dedem aynı zamanda, elhamdülillah, maşaAllah. Bak, “Cennette bir aradayız” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Ben” diyor yani Sallahu Aleyhi ve Sellem, Hz. Muhammed (s.a.v.), “Hz. Hazma (r.a.), Hz. Ali (r.a.), Hz. Cafer (r.a.), Hz. Hasan (r.a.), Hz. Hüseyin (r.a.) ve Hz. Mehdi (a.s.)”. Bir arada geziyorlar Cennette, inşaAllah. “Ahmed İbni Ebi Şeybe, İbni Mace ve Naim b. Hammad Fiten isimli kitapta” yani Ehl-i Sünnet’in gözbebeği olan çok önemli eserler bunlar, yani kimsenin reddedeceği gibi değil bu eserler. “Hz. Ali (r.a.) Kerremullahi vecceh’den tahric ettiler, Resulullah (s.a.v.) buyurdu: Mehdi, bizden Ehli Beyttendir. Allah onu bir gecede ıslah eder (olgunlaştırır)”. Yani bunun, bu hadis çok manidardır. Yani bunun bu hadisin anlamı çok geniş, tahakkuk ettiğinde anlayacağız. Bak, “Bizden Ehli Beyttendir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Allah O’nu bir gecede ıslah eder (olgunlaştırır)”, bir gecede Hz. Mehdi (a.s)’da müthiş bir değişiklik oluyor. Bunun ne olduğunu bilmiyoruz. Yani tam bilmiyoruz. Yani batın ilminin bir harikası ile karşılaşacak, veyahut Allah onu bambaşka bir hale tebdil edecek, bilmiyoruz yani inşaAllah. Yani ne kadar çok sormuş sahabeler, ne kadar çok sormuş bak isim isim, çok detay detay veriyor. Allah onlardan razı olsun, en ince detayına kadar zapta almışlar. Yüzlerce, binlerce sahabe sürekli Hz. Mehdi (a.s.) hakkında soru sormuşlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’den yüzlerce açıklama var Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili. Bir tane, iki tane, üç tane değil. Mesela Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerini anlattırıyorlar Peygamberimiz (s.a.v.)’e, çok detaylı anlatıyor. Nereden çıkacağını soruyorlar, onu anlatıyor. Görünüşünü soruyorlar, onu anlatıyor. “Hangi şehirden çıkacak?” diyorlar, onu anlatıyor. “Nerede doğacak?” diyorlar, onu anlatıyor. Kardeşlerinin sayısını soruyorlar onu da söylüyor. “Çocuğu olacak mı?” diyorlar. “Çocuğu olmayacak Hz. Mehdi (a.s.)’ın” diyor Sallahu Aleyhi ve Sellem.
ALTUĞ BERKER:Doğumunu söylüyor.
ADNAN OKTAR:Doğumunu, hepsini anlattırıyorlar, soruyorlar. Yani sahabelerinde Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı o sevgi dolu merakları çok güzel, bu ne muhabbet böyle, maşaAllah. Demek ki Hz. Mehdi (a.s.) sahabelerin devrinde bayağı ünlüymüş, bayağı gündemmiş.
“Naim b. Hammad, Abdullah b. Haris’den tahric etti, Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: Mehdi sanki Beni İsrail’den bir reculdür”. Sanki Ben-i İsrail’den gelen Peygamberler gibidir diyor görünüşü yani çok heybeti ve acar, çok yaman. Güçlü bir görünümü var. Baktın mı, değişik görünümlü yani dikkat çekecek bir görünümü olacak. Heybetli ve acar olacak yani Hz. Mehdi (a.s.) herhangi bir insana benzemeyecek. Gördük mü, “Bu insan şaşırtıcı bir insan” diyeceğiz. Yani görünümünde bir hayret vericilik olacak. Yani bir alaledelik yok görünümünde, inşaAllah. “Naim b. Hammad, Hz. Ali bin Ebi Talib’den tahric etti. O dedi ki (Hz. Ali (r.a.)): Mehdi’nin doğum yeri Medine’dir” şehirdir. Büyük bir şehirde doğacak diyor. “İsmi Peygamber (s.a.v.)’in ismidir” Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyadı Adnan’dı. Ben-i Adnan soyadı. Babasının adı da kendi adı da aynıdır diyor Peygamberimiz (s.a.v.), denk müsavidir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in babasının soyadı da Adnan’dı. Kendisinin soyadı da Adnan’dı. Onun için Hz. Ali (r.a.), ondan Mustafa Adnan Peygamber diye hitap ediyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in zamanında, kendi el yazısı ile yazdığı yazı da, “Muhammed Adnan” diye bahsediyor Peygamberimiz (s.a.v.)’den. Çünkü babasının ismi de Adnan, çünkü soyadı ile hitap edilince Adnan diye hitap edilir. Birde asrımızda soyadıyla insanlara hitap edileceğini de Peygamberimiz (s.a.v.) mucize olarak bildirmiş oluyor. Şu an saygı ifadesi olarak insanlar, değil mi soyadıyla çağrılıyor. Mesela genel müdürler, başkanlar, bakanlar, başbakanlar, cumhurbaşkanları. Mesela cumhurbaşkanına Sayın Gül deniyor. Eşine de Sayın Gül, Bayan Gül deniyor. Babasına da Sayın Gül deniyor. Hepsi Gül, yani tek isimle yad ediliyorlar, anılıyorlar. Yani isminden bahsedilmiyor. Cumhurbaşkanı Gül deniyor, inşaAllah. Mesela Başbakan Erdoğan deniliyor. İsmi ile hitap edilmiyor. Böyle bir devrin geleceğini, isimlerin bu şekilde olacağını Resulullah (s.a.v.)’in bildirmesi ayrı bir mucizedir yani Ahir zamanda hitap şeklinin bu şekilde olacağını. Çünkü Hz. Mehdi (a.s.)’a da, aynı şekilde hitap bu şekilde olacaktır. Yani soyadı ile olacaktır, inşaAllah.
Evet ne yapıyoruz, HarunYahya.Tv’den devam mı ediyoruz?
SUNUCU:Bizi yarın 22.00’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Çay Tv ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz.
Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...