SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Çay Tv, Adana Ceyhan CRT Tv ve Radyo, Ankara Beypazarı Seylan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak ART Tv, Uşak Egem Tv, haber58.com, haberhilal.com, islaminesil.com, selamhaber.com, 8sutun.com’dan canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Berker Hocam neler tekellüm buyurursunuz?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Bugünkü haberlerden uygun görürseniz göstermek istiyordum.
ADNAN OKTAR:Tamam.
ALTUĞ BERKER:Yiğit Bulut’un bir yazısı vardı Hocam bugün; “Tek suçum yerleşik düzene karşı durmak değilmiş” başlıklı bir yazı. Ve Evrim Teorisine karşı yaptığınız sizin fikri mücadeleniz nedeniyle yaşadıklarınızı isim vermeden yazmış Hocam. Ve kendisine yönelik yürütülen bu saldırının altında Evrim Teorisine karşı çıkmasının yatması olduğunu yazmış. Şunları söylemiş Hocam: “Kim evrim dayatmasına karşı koymuş ve bu safsatayla savaşmışsa, bulunduğu ülkede linç edilmiş. Her türlü karalama, iftira kampanyasıyla karşı karşıya kalmış, hatta bazıları hapse atılmış, deli damgasıyla hastanelere kapatılmış” demiş Hocam inşaAllah. Devam ediyor aslında uzun arzu ederseniz okuyabilirim, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yiğit Bulut benim gördüğüm Türkiye’deki en iyi gazeteci olabilir. Evet, çok delikanlı, dobra, samimi. Var öyle çok gazeteciler var ama gerçekten dürüstlüğüne, samimiyetine şaşırıyorum, çok takdir ediyorum, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah, güzel ifadeleri olmuş Hocam, inşaAllah. Yaratıldığına dair izahlar yapmış.
ADNAN OKTAR:Allah’ın varlığına, birliğine inanan gazetecilerden. O yüzden de böyle bazen şahıslar kendilerince onu eleştirdiklerini zannediyorlar ama çok çok kötü yöntemler, çok ilkel yöntemler. Akıllarına bir şey de gelmiyor. Mesela herhangi bir insana bir insan bir şey söyleyeceği vakit aklına sıradan da olsa bir şeyler gelir. Ama bunların kafalarına hiçbir şey gelmiyor. Yani çok sıradan, çok kötü, çok absürdik diyelim yani çok açmazda olan izahlar yapıyorlar, ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar, kendilerine geri dönüyor. Kafadan aşağı geri dökülüyor.
ALTUĞ BERKER:Milliyet Gazetesi’nde Fikret Bila yazıda, Erbakan Hocanın ilerlemiş yaşına rağmen, çok heyecanlı ve kafasının çok iyi çalıştığını yazmış. Ayrıca Türk-İslam Birliği hayalinin olduğunu da vurgulamış.
ADNAN OKTAR:Bak, milletin ağzı burnu düzelmeye başladı. Erbakan Hocama önce linç uygulamaya kalkıyorlardı, sonra linç uygulayanların tek tek kulaklarından yakaladım. Ondan sonra diz çöktürdük, laflarını geri ağızlarına teptik. Ondan sonra üslup adap değişti ve gayet güzel konuşmaya başladı. Milliyet Gazetesi’nde böyle bir yazı çıkması hayret vericidir. İlk defa Bismillah, güzel hayra yoruyoruz inşaAllah. Fikret Bey’i de tebrik ediyorum.
ALTUĞ BERKER:Özdemir İnce, Hocam yine İslam aleyhinde yazı dizisine devam ediyor Hürriyet’te. Bu yazıda da “İslam ahlakı dünyasında Haçlı Seferleri ve bu sefere karşıbaşlatılan cihatın hala unutulamadığı, batıya hala bu gözle bakıldığını” anlatıyor. “Bu nedenle İslam ahlakı dünyasının geri kaldığı, batıyı düşman olarak gördüğünden” bahsediyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi Özdemir Dedem 1940’ların kültürüyle yetişmiş, o devrin dar imkanlarıyla yetişmiş bir insan. Hakikaten bir gericilik dönemi vardı. Hakikaten de gerici düşünce vardır. Fakat bunlar sadece onu gördüler. Yani İslam’ın gerçeğini yaşayan insanları, Sahabe devri insanlarını, yani Sahabe devri gibi olmaya gayret eden insanları, beyni büyük, güçlü insanları göremediler daha. Biz bunlara bu gerçek Müslümanları göstereceğiz, inşaAllah. Yani Türkiye uyandı, Türk gençliği uyandı. Türkiye’deki İslamlık artık Sahabe devri İslamlığı tarzında, bayağı aydın, nezaketli, modern, güzel, Allah’a inanan, aynı zamanda çağdaş, modern, kaliteli, sevgi dolu insanlar. Şimdi Özdemir Dede bu gençliği bir süre sonra karşısında daha güçlü görecek. O zaman biraz kafası aydınlanır. Allah ömrünü uzun etsin, inşaAllah. Dedem o devre kadar yaşar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam Abdurrahman Dilipak, “MHP nasıl kurtulur?” diye bir yazı yazmış Yeni Akit Gazetesi’nde. “MHP’nin bu seçimlerde barajı aşamayacağı konuşuluyor. MHP Başkanı Devlet Bahçeli farklı görüşmeler ve ittifaklar arayışındaymış. İlhan Kesici, Yaşar Okuyan gibi isimlerle görüşüyormuş” diyor. “CHP ise fiilen çöktü. Toparlanması zor gözüküyor” demiş. “Kongre yapılırsa büyük kavga çıkacak, yapmazlarsa tartışma devam edecek” demiş. “BBP yükseliyor” demiş. Bu seçimlerde çok fazla parti ittifak yapmak zorunda, yoksa yüzde on barajını iki parti dışında kimse aşamayacak” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Abdurrahman Hocamıza saygımız, sevgimiz çok büyük, hürmetimiz de çok büyük, ama benim kanaatim MHP’nin oylarında bir gerileme olmaz. MHP güçlü yapısıyla daima dinamik ve dinç olarak Türk milletimize hizmet vermesi gerekli bir partidir. Yani MHP denge partisidir, ehemmiyetlidir. CHP’de de böyle iç mücadeleler zaman zaman olur. Bütün CHP’nin tarihinde bu vardır. Ama CHP’ye de bir şey olmaz. CHP de denge partisidir. CHP’ye de çok büyük ihtiyaç var. Bir de CHP iyiye doğru gidiyor yani Müslümanlığı, mukaddesatçılığı daha çok savunan, Baykal’la başladı bu gelişme, çok şahane gidiyor. Gayet güzel gidiyor ki Kılıçdaroğlu klasik solu temsil etmesine rağmen onun da dindar tarafının ağır bastığını, Allah’a dine inanan bir insan olduğunu ve o yönde bir tavır geliştirdiğini görüyoruz. Mesela şehitler için mevlüt okutuluyor, orada dua ediyor, Fatiha okuyor, bunlar hep Müslümanlık alametidir, dindarlık alametidir. Bunlar güzel gelişmeler ve ben CHP’ye de bir şey olacağını zannetmiyorum.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Aşağı yukarı bir dengeyle korunuyor, aşağı yukarı. Yani bütün partiler bu dengeyi korurlar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ahmet Taşgetiren Yeni Şafak’ta bir yazısı var. CHP’deki son yaşananlarla ilgili bir analiz yapmış; “Bu değişim söylemlerinin yedi ay sonraki seçimlerde büyük bir hezimete uğramamak için yapılan bir takiye olma ihtimali sorulmalı” diyor. “Acaba gerçekten bir değişim, açılım arayışı içindeler mi yoksa oy almak için takiye mi yapıyorlar?” diye sormuş. Ya da acaba gerçekten değişim yapmak isterken, bir yandan da sertlik yanlısı CHP’lilere takiyye mi yapıyor?” demiş Hocam, “Bunu zaman gösterecek” demiş.
ADNAN OKTAR:CHP’nin dindar olması durumunda CHP tabanı çok kalitelidir. Seçkin bir tabanı vardır. Bütün milletimiz öyledir, CHP de öyledir. Fevkalade olur, bayağı güzel olur. Böyle aydın Müslümanlığı, akıllı Müslümanlığı, Asr-ı Saadet Müslümanlığını en güzel şekilde temsil ederlerse, güzel yaşatır tabana da yayarlarsa, özellikle CHP gençliğine bu empoze edilirse, anlatılırsa, Darwinist, materyalist, Marksist düşünceye karşı da tavır alınırsa CHP nefis olur. Nefis bir parti haline gelir. Tabii, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Dediğiniz gibi Hocam inşAllah, bugün bir başka gazete haberinde, Sayın Kılıçdaroğlu Kurban Bayramı dolayısıyla, müftü, vaiz ve imamlara tebrik kartı göndermiş. Kartta, “Manevi değerlerimizin yükselmesine önemli katkılar sağlayan onurlu ve kutsal görevinizde başarılar dilerim” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak, “Manevi değerlerimizin yükselmesine önemli katkılar sağlayan onurlu ve kutsal görevinizde başarılar dilerim” mesela bu çok güzel bir mesaj. Benim anlattıklarım bu işte. Ve CHP’ye ben bu yönde telkin ve tavsiyede bulunduktan sonra, CHP’de çok insancıl ve güzel gelişmeler oluyor. İki yıldan beri var bu. Ben iki yıl önce başlattım bu üslubu. Bu tavsiyeyi, bu telkini iki yıl önce başlattım. Onlar da maşaAllah, Elhamdülillah saygılı, sevecen bir anlayışla bu çizgiyi geliştirmeye başladılar. Mesela bu hoş bir gelişme, hoş bir üslup, Kılıçdaroğlu efendi bir insan, halim selim, saygılı, laf, söz dinleyen bir insan. Bu üslubu da çok beğendim. “Manevi değerlerimizin yükselmesine” bak, CHP demek ki manevi değerlerin yükselmesine önem veriyor. İşte bak, biz bunu istiyorduk. Bu oldu. “Onurlu ve kutsal” diyor, bak demek ki vaizlik ve imamlık onurlu ve kutsal bir görev olarak görüyor. Bu Müslümanım demektir işte. İslam ahlakının hakim olmasını istiyorum anlamına geliyor. Atatürk ile aynı görüşteyim demektir. Atatürk ne diyor: “Resulullah’ın (s.a.v.) dediklerini aynen yapalım, Kuran’da ne varsa aynen yapalım” diyor Atatürk. Aynısıdır, bayağı güzel. Mesela Baykal’a baktığında yüzüne çok temiz, nezaketli insan, oturup kalkmayı bilir, yemeği içmeyi bilir, sohbeti bilir, nezaketi bilir. Çok kibar insandır Baykal yani hürmet duyulacak bir insan. Yani Allah bu insanlara böyle görevler veriyorsa bir hayır vardır inşaAllah. Yani özetle partilerimiz hemen hemen hepsi çok güzel. Gayet de yerinde hareket yapıyor. Allah mükemmel bir denge kurmuş. Mesela MHP ile, CHP ile, Saadet Partisi ile, Büyük Birlik Partisi ile ve AK Parti ile muazzam, mükemmel bir denge kurmuş, beton gibi yani çok güzel. Yani aksi olsa çok büyük sorun çıkabilir. Mesela tek bir parti ezici iktidara gelmiş olsa büyük sorun çıkarabilir. Mesela MHP tarzı bir parti olmasa böyle Milliyetçi bir parti olmasa, bu da büyük bir tehlikedir. CHP tarzı bir denge partisi olmasa bu da büyük bir tehlikedir. Büyük Birlik Partisi, Saadet Partisi olmasa onlarda büyük bir tehlikedir. Yani Allah o kadar muazzam, güzel bir denge kurmuş ki, yani olabilecek en güzel dengeyi kurmuş Cenab-ı Allah, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bugün Hürriyet’te Ahmet Hakan CHP’yi eleştirmiş Hocam. “70’lerin Ecevit mantıklarıyla olmaz” demiş. Sonra sıralıyor: “İlkim değişti, zaman değişti, o zamanki olanlar yoktu, şimdi olmayanlar o zaman vardı”.
ADNAN OKTAR:Yani ne yapması gerekiyormuş CHP’nin?
ALTUĞ BERKER:Değişmesi gerekiyor.
ADNAN OKTAR:Tamam değişsin de nasıl değişecek, onu söylemiyor.
ALTUĞ BERKER:Söylemiyor Hocam. Yani biraz herhalde liberallik mi istiyor, kendi düşüncesiyle?
ADNAN OKTAR:Olmaz, açıksa söylüyoruz ne istediğimizi ve CHP de yapıyor maşaAllah. Ama bu söylemiyor. Bu, sırf bilmişlik olsun diye konuşulmaz. Yani güzel bir fikir getirecekse, güzel netice alacaksa konuşması lazım. Ahmet Hakan ne derse boş çıkıyor, ne derse boş çıkıyor. Kara dediği beyaz çıkıyor, beyaz dediği kara çıkıyor. Oradan biraz, biraz değil bir hayli karizması gitti.
ALTUĞ BERKER:İsmet Berkan, Hocam bahsetmiştiniz dün, “Çok büyük bir değişiklik yaşanıyor ama bu değişimi silahla yapamayız” demiş. “Sabırla ve uzun sürede olacak. Ama unutmamak lazım, dağdaki insan sağlıklı düşünemiyor, onlara biz yol göstermeliyiz” diyor.
ADNAN OKTAR:Tamam, bak İsmet Berkan’a daha dün söyledim. Yol gösterelim tamam, çok güzel. Ne diyeceğiz? Diyeceğiz ki, “Arkadaş komünist, Leninist, Stalinist düşünce çok yanlıştır” diyeceğiz. Evet, İsmet Berkan samimiyse bunu bir kere desin. “Ben Marksizme karşıyım, Stalinizme karşıyım, Leninist teröre karşıyım”. Bak, sadece şunu desin yeter bize, “Leninist teröre karşıyım, Leninizme karşıyım. Darwinist ve materyalist düşünceden kaynaklanıyor Leninizm” diyecek. Bilimsel benim dediğim gerçek yani aksi söylenemez. Yani “Marksist, Leninist düşünce terörü getirir. Onun için Marksizme, terörizme karşı mücadele yapmamız gerekiyor” diyecek. “Ve PKK da Marksist, Stalinist bir partidir. Marksizmin, Leninizmin gereğini yapıyor ve terör yapıyor, anarşi meydana getiriyor”. Çünkü Leninizm dendiğinde anarşi ve kan dökme mecburidir. Yani Leninist başka türlü olamazsın. Başka bir şey olmuş olursun o zaman. O zaman ne diyecek? “Çözüm Leninizmin bilimsel eleştirisindedir. Bilimsel yönden yok edilmesindedir. Leninizmin kökeninde diyalektik felsefe olduğu için, diyalektik felsefenin kökeni Darwinizm olduğu için, Darwinist diyalektik düşünceyi ortadan kaldırmamız gerekiyor. Bilimsel delillerle bunu ispat etmemiz lazım” demesi lazım. Bunu demedikten sonra düzenleme yapalım derse, aklımıza çok kötü şeyler gelir. Başka düzenleme yok. Dürüst olsun, çözümü bize açıkça söylesin. Öyle bak, sakal bırakmış, Cübbeli tarzı takılıyor şu anda gördüğüm kadarıyla. Öyle bununla olmaz. Dış görünüşle olmuyor. Bize net bilgi verecek. Ahmet Hakan’da net bilgi versin. Yani teknik, felsefi, bilimsel, akılcı, hakikaten bu böyledir denecek bir delil ortaya sunması lazım. Bunlar demogoji yapıyorlar, olmaz.
ALTUĞ BERKER:Hocam Hürriyet’te Rauf Tamer, siz CHP’nin siyasette hep var olacağını ve bir denge partisi olduğunu söylemiştiniz, yazıda da bu mantık anlatılıyor, Rauf Tamer’in yazısında, inşaAllah. O yazıya geçeyim. “CHP’ye dair” demiş, “Onsuz olmuyor, her yerde bulunmasa bile bulunduğu yere bir hava getiriyor. Sağlığa iyidir, çevreyi disipline sevk eder bu bakımdan” demiş. “İktidar olamayıp, hep muhalefette bile kalsa, Türk siyasi hayatın en vazgeçilmez unsurudur” demiş.
ADNAN OKTAR:Demek ki iyi takip ediliyoruz.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çünkü gündem ne anlatırsam, iki gün sonra onun aynısını anlatıyorlar, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Melih Aşık Milliyet’ten Oktay Ekşi’ye yapılanları çok sert bir şekilde eleştirmiş Hocam. Başbakanı da eleştirmiş.
ADNAN OKTAR:Niye?
ALTUĞ BERKER:İşte, “Basın özgürlüğüne bu durumun aykırı olmasını düşünün” demiş.
ADNAN OKTAR:Oktay Ekşi zaten emekli olmak için bir zemin yoklaması yapıyordu. Adam bayağı yaşlı yani zor bela yürüyor. 80 küsur yaşında insan, perişan durumda, emekli olması zaten gerekiyordu. Onu bahane etti, ayrıldı. Ama Başbakan’a karşı kullandığı üslup çok çok çirkin yani ben onu tekrar etmek değil, düşünmek dahi istemiyorum ne söylediğini, çok çok ayıp. Bir de onun Hürriyet Gazetesi’nde basılması çok ayrı bir ayıp yani. Kardeşim editörleri var bilmem neleri var, yazı önünüze geldiğinde görmüyor musunuz o hakareti?
ALTUĞ BERKER:Sormuşlar, o diretmiş Hocam Allah-ü alem.
ADNAN OKTAR:Hakarete devam?
ALTUĞ BERKER:“Bilinçli yazdım ben onu” demiş.
ADNAN OKTAR:Olur mu kardeşim, hadi onu diyebilir o. Belki onun o an bir problemi vardı, ama o basılmaz. Onu bastığında sen, sen de aynı hakarete dahil olursun. Basılmaz o. “Yok arkadaş” diyeceksin. Yani “Sen bir iki üç gün daha düşün, kendine gel, sinirlenmişsin herhalde, bir şey yapmışsın”. Hiçbir şekilde olmaz. Evet, başka.
ALTUĞ BERKER:Aslı Aydın Taşbaş Milliyet’ten, “41 yıl MİT’te Kürt sorunu üzerine çalışan Cevat Öneş, yeni Anayasa için: PKK’nın dağdan inmesi şarttır. Genel af ve silahların bırakılması büyük sorun değil. Asıl sorun yeni Türkiye millet kavramını nasıl oluşturulacağımızda düğümleniyor” demiş. “Türk kelimesi, Türk milliyetçiliğinde önemli bir kavram ve Kürt sorunu içinde bir hassasiyet” demiş Hocam. “Türkiye milleti kavramıyla dengelenebilir” diye bir fikri var.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bunlar öyle acizane, öyle açmaz izahlar ki, öyle perişan izahlar ki, çok ayıp yapıyorlar. Yani bu perişanlığa düşmenin ne alemi var. Adım adım, adım adım geri çekilerek adam üstlerine geliyor. Bir adım daha geri çekiliyor, bir adım daha geriye. Sen duvara sıkıştırıp, gırtlağını sıkıncaya kadar adam devam eder. Adım adım geriye kaçmayla bir yere varamazsın. Kökten çözüm varken bu pasif, bu gariban mücadeleye ne gerek var? Mücadeleye de benzemiyor, kaçma sadece kaçma. Üstüne geldikçe kaçıyor, üstüne geldikçe kaçıyor. Çözüm Marksizmin, Leninizmin yerle bir edilmesidir bilimsel olarak bu kadar. Başka bir çözüm yok. Bunun için de biyoloji felsefesi esas alınması gerekiyor. Diyalektik felsefe esas alınması gerekiyor. Darwinizm’in yerle bir edilmesi gerekiyor, çok da basit kardeşim. Devlet bizden istesin. Ben yurt dışından 2000-3000 fosil getirttireyim. Müze açalım. Devletin profesörleri var, doçentleri var. Darwinizm tam bir aldatmacadır, oyun oynanıyor millete. Deccaliyet insanlarla dalga geçiyor, eğleniyor. Tesadüfen insan oluşur mu? Tam gören yani renkli gören, en kaliteli teypten daha güzel ses oluşuyor insanın içinde. Bir de onu dinleyen birisi var. Bu nasıl tesadüfen olsun? En kaliteli televizyonda var mı şu görüntü?
SUNUCU:Yok Hocam.
ADNAN OKTAR:En kaliteli televizyonda olmaz. Beynin içinde Allah şu kadarcık yerde yaratıyor. Televizyonun içindeki alet edevatı biliyorsunuz ne kadar karmaşık. Buna rağmen kaliteli görüntü elde edilemiyor. Bak, beynin içinde Allah şu kadarcık et parçası, toplam şu kadarcık et parçası, biraz da sinirler falan var. Dünyanın en kaliteli görüntüsünü meydana getiriyor ve üç boyutlu. Öyle bir üç boyutlu ki, hakikaten var zannediyor insanlar. Yani görüntü gördüğünün farkına varmıyor. O kadar kaliteli gösteriyor Allah. Bir de bu görüntüyü gören de, gözsüz gören de biri var ayrıca. Bak göz olmadan gören birisi. Adam bunu tesadüflerle açıklıyor. “Tesadüfen oldu” diyor. Tesadüf hiçbir şey yapmaz. Al bir parça, avuçla kumu al, atarsın saçılır. Hiçbir şey çıkmaz. Yani biz kumu attığımızda yerde İstiklal Marşı yazmaz. Bir avuç kumu attığında, İstiklal Marşı oluşur mu? Yazar mı İstiklal Marşı? Yazmaz. Adamlar ne diyor, biliyor musun? İstiklal Marşı’ndan vazgeçsin adam yani yazılmasından, “Bir devlet kütüphanesi dolusu kitabı oluşturur tesadüfler” diyor. Bir devlet kütüphanesi, yani bir kromozom içinde bir devlet kütüphanesinden çok daha fazla bilgi var. Tek bir tanesinde ama tek bir tanesinde ki trilyonlarca hücre var insanda. Bu trilyonlarca kütüphane demektir. Peki bu nasıl tesadüfen oluyor? Adamları sıkıştırınca diyor; “Uzaylılar geldi” diyor, şimdi de kafayı uzaylılarla bozdular. “Uzaylılar geldi” diyor. Uzaylıları kim yarattı peki? Kardeşim bu zavallı kaçışları yani nereye gidersen gitsin mutfağa kadar kaçsalar, yine onları ben yakalarım, inşaAllah.
“Allah’ın rahmeti, mağfireti, merhameti üzerinize ve üzerinize olsun Hocam. Ben İngiltere’den Kaan, her akşam programlarınızı sabırsızlıkla bekliyoruz Hocam. Bildiğiniz gibi Darwinizmin kalesi olan burada bile artık Yaratılış’ı ister istemez kabul ediyorlar.” Evvel Allah. “Burada birçok tanıdığım İngiliz arkadaşlarım sizin sitenizden, gerçek İslam’ı ve Yaratılış’ı öğreniyorlar Hocam. Allah gücünüze güç katsın ve yar ve yardımcınız olsun.” İngiltere’de o kadar çok genç var ki böyle, sarışın falan çok acayip sevimliler, yüzlerce genç Müslüman olmuşlar. Hep Harun Yahya sitelerini okuyorlar. Hep bizim kitapları okuyarak, Harun Yahya sitesinden kitaplar indirerek Müslüman olmuşlar maşaAllah, Elhamdülillah.
“Muhammed Adnan Hocama ve değerli misafirlere hayırlı akşamlar. Ülkemizin bu günkü şartlarlarına göre, seçim barajının yüzde beşe düşürülmesi ülkemiz için hayırlı mı? Yorumlarınızı bekliyorum. BDP Partisi’nin eş başkanı, “Türkiye’de Kürt halkı mecliste temsil edilmiyor” dedi. “Barajın düşürülmesi ile birlikte, dağlardaki mücadele meclis kanalıyla yürütülecek” diyor. Yorumlarınızı bekliyorum Mustafa.”
Kardeşim dağdan inmezler bir kere. Dağdan zaten mücadele ediyorlar, Meclis’te de mücadele etmek isteyecektir, şehirde de mücadele etmek isteyecektir. Ediyor ve edecektir de, zaten devam ediyor. “Kürt halkı mecliste temsil edilmiyor”. Nasıl edilmiyor, benim arkadaşlarımın çoğu Kürt. Birçoğu AK Parti’ye oy verdi, bir kısmı MHP’ye oy verdiler, CHP’li olan arkadaşlarım var, Büyük Birlik Partililer var. Kürt benim kardeşlerim, o kadar çok ki Kürt arkadaşım var. Nasıl temsil edilmiyor? Çerkezler var, Lazlar da var. Biz zaten birçok milletin, kavimden oluşmuş bir milletiz. Türk milleti dediğinde birçok kavimden oluşmuş bir millettir. Dolayısıyla Mecliste mükemmel temsil ediliyor herkes, öyle bir konu yok. “Yüzde beşe düşürülmesi”, ne fark eder? Girsinler, Meclise girseler ne olur. Yani uç düşüncelerin meclise girmesi olayı değiştirmez ki, ezici şekilde sağ her zaman iktidar olacaktır. Geçsin, zaten meclise geçmesin de otursun, dinlesin yani sorun değil. Ama ezer geçer sağ, inşaAllah. “Dağlardaki mücadele”, dağlardaki mücadeleye karşı verilecek cevap bilimsel mücadeledir. Başka türlü mücadele olmaz. Berker’im seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Hocam Semih İdiz Milliyet’ten, “Bugün Çin ile ilişkilerde, Doğu Türkistan gölgesi yok artık” demiş. Uzunca bir yazı özetle, “Ekonomik çıkarlarımız gereği, Doğu Türkistan’da yapılanlara göz ardı edilmesi gerektiği” yönünde bir görüş belirtmiş Hocam. Hükümeti de içine katmış, “Son zamanlarda Başbakan da” diyor, “Çin soykırımı yapmakla suçladığı günlerin geride kaldığı açıklanıyor” diyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Çin’de soykırım var ama biz Doğu Türkistan’ın, ayrı bağımsız bir devlet olarak Çin ile çatışmasını istemiyoruz. Öyle bir şey yok. Çin Devleti’nin biz güçlü olmasını istiyoruz. Fakat Çin’den bizim istirhamımız Doğu Türkistan’da oradaki Türkmen kardeşlerimize son derece saygılı dolu, sevgi dolu yaklaşmaları, onların özgür olmalarını sağlamaları, ibadetlerine saygı duymaları, her türlü örf, anane ve geleneklerine saygı duymaları ve karşılıklı anlayışla daha güçlü olmaya gayret etmeleri. Biz Çin yıkılsın demiyoruz, Çin Devleti daha güçlü olsun. Allah daha güçlü etsin. İslam yayılsın Çin’de, gönlümüz bunu istiyor. Barış ortamı olsun, Çin halkı da özgür olsun. Fakat benim Doğu Türkistan’daki kardeşlerim de özgür olsun. Biz hiçbir ülkenin yıkılmasını, oraya hükümran olmaya bizim öyle bir niyetimiz yok. Mesela Rusya, Rusya Devleti güçlü olsun. Ama Rusya’daki Türklerin, Müslümanların biz rahat etmesini istiyoruz. Hristiyanların da, Musevilerin de rahat etmesini istiyoruz. Dolayısıyla Rus Devleti’nin yıkılmasını hiçbir şekilde istemeyiz. Yani niye yıkılsın kardeşim? Devlet halka hizmet eden bir mekanizma, halka hizmet eden bir kurum. Devlet niye yıkılsın? Devlet bir lükstür insanlık için. Lüksü niye kaldıralım?
ALTUĞ BERKER:Tabii, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hizmet etsin gayet güzel. Ama dine saygılı olsun, Türk milletine karşı saygılı olsun, bütün milletlere karşı saygılı olsun. Kardeşlik bağlarını da daha da güçlendirelim. Gayet güzel yaşasınlar. Yani bizim bir fetih siyasetimiz yok. Alalım, asalım, keselim, milleti yok edelim demiyoruz biz. Biz zaten oraları fethettik. Manen fethettik. Manen fethetmek önemlidir. Ruslar güzel insanlar, biz niye Ruslara düşman olalım? Niçin canlarını yakalım, niye rahatsız edelim? Bilakis sınırları açalım, kardeş olalım. Türk İslam Birliği içerisinde zaten Rusya ile biz birlikte hareket edeceğiz. Tarihin ta eski köklerinden beri Ruslarla bizim bir bağlantımız olmuştur ve Osmanlı terbiyesi vardır Ruslarda. Bakın Ruslar geliyor ben konuşuyorum, bayağı terbiyeliler, çok değişikler, Avrupalılar gibi değil. Avrupalı genç kızlar biraz daha şımarıkçalar keratalar, daha hoppalar. Ama Ruslar öyle değil, daha ezik, daha mazlum, daha garibandırlar. Görenler de vardır. Osmanlı’nın etkisi oralarda görülür.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:“Bir hanımla evlendiğimizde, ona kardeşimiz gibi, çocuğumuz gibi, eşimiz gibi mi davranmamız gerekiyor” diyor kardeşimiz. Şöyle, ben daha önce de söylemiştim. Mesela bir kadınla evleniyor, kadın böyle cinsel bir meta haşa yani karşı cinsten orijinal bir mahluk falan değildir. O da Allah’ın bize bir lütfudur, Allah’ın bize verdiği bir güzelliktir ve bir annenin kızıdır. Veya bir delikanlının kız kardeşidir. Bir anlamda o kız kardeşi, mesela delikanlının bir kız kardeşi olduğunda nasıl kız kardeşini koruyor. Aynı ruhla ona sahip çıkması lazım evlendiğinde. Annesine nasıl özen gösteriyorsa, annesine nasıl saygı gösteriyorsa, nasıl koruyup sadık oluyorsa, aynı şekilde eşine de sadık olması lazım. Yani bu anlamda annesi gibi olması lazım. Yani koruma anlamında, koruma anlamında kız kardeşi gibi olması lazım, şefkat anlamında, merhamet anlamında, bu anlamda. Çünkü annesini mesela her ne olursa olsun annesini bırakmıyor ama eşini rahatça bırakabiliyor. Hem de, “Nereye gidersen git” diyor. Ne kadar korkunç bir şey, sen 10 yıl, 15 yıl o mübarek varlık sana kendini tamamen teslim etmiş, emanet etmiş, gençliğini vermiş. Mesela hamile kalıyor, çocuk doğuruyor, tabii doğal olarak vücudu bozuluyor. Onu itici buluyor vücudu bozulunca. Ondan sonra başlıyor bahane aramaya, çok yaygın bu. İşte kaşının üstünde gözün var, gözünün kenarında beni var bilmem ne falan böyle abuk sabuk bahanelerle kızcağızı gönderiyor. Adeta kovma tarzında ve unutuyor. Çocuk nerede kalıyor, yiyor mu, içiyor mu? O senin 10 yıllık, 15 yıllık eşin. Allah vermesin dövebilirler, sövebilirler, aç kalabilir, ezilebilir, hastalanabilir. Nasıl zulmediyorsun. Allah’tan kork. Annen olsa yapar mısın? Yapmazsın annene. Annede yapılmıyor. İşte bak burada o geliyor, annesi gibi koruması lazım, benim kastettiğim bu. Yani koruma hissinde annesi gibi olacak, annesine yaptığı koruma hissi gibi. Annesine laf söyletiyor mu? Ona da söyletmeyecek. Kız kardeşine laf söyletiyor mu? Ona da söyletmeyecek. “Bana ne, elin kızı” işte bu çok büyük bir zulüm olur. Bu çok büyük zulüm, elin kızı değil. Allah sana emanet vermiş. Etin kemiğin artık senin. Acıyacaksın, merhamet edeceksin. Kadın aldığında ömür boyu bırakılmaz. Ömür boyu yani Allah vermesin çok vahim bir şey olmadıktan sonra yani dinini değiştirmedikten sonra bırakamazsın. Ama dinden, imandan çıkar, hiç itaat artık kalmamıştır. Allah vermesin mahvolmuştur. Yapacağın bir şey olmaz. Acıyarak bırakırsın. Yine de kurtarmaya da çalışırsın, ayrıca bırakırsın ama gıyabında da kurtarmaya çalışırsın son ana kadar. Yani insan bir dışarıdan müdahalelerle kurtarmaya çalışır. Onun için mesela İslamiyette kadın boşansa bile evden çıkarılmıyor. Yani “Git nereye gidiyorsan git” denilmiyor. Kadın kalıyor yani istediği kadar kalıyor. Zaten Müslüman erkek de kadının mağduriyeti gitmeden de böyle bir şeyin içerisine girmez ki. Bak, bu da olağanüstü bir durum olursa Allah vermesin dinine bir zarar gelirse. Yok yaşlandı, yok eli yüzü buruştu, yok bilmem ne oldu diye kadın boşanır mı? Ne kadar büyük zulüm, Allah vermesin. İnsan nasıl vicdanıyla rahat eder, yatar? Akşam insan kafasını koyup yatakta rahat yatabilir mi öyle bir durumda? Ne büyük ızdırap, sanki almış çocuğunu toprağa gömmüşsün gibi, benim kastettiğim bu inşaAllah. Yani korumak anlamında annesi gibi koruyacak, kız kardeşi gibi koruyacak. Ama tabii ki eşidir, helalidir, inşaAllah. Evet, Berker Hocam seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Sabah Gazetesi’nden Mahmut Övür bugün Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını köşesine almış, “Abdullah Gül Kürtçe dışında hiçbir dil bilmiyorsa tabii ki Kürtçe kullanabilir kişi” demiş. Sizde bu yönde bir açıklama yapmıştınız Hocam. Aynı şekilde Sayın Cumhurbaşkanımız da bunu ifade etmiş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bu konuyu niye sorun haline getiriyorlar. Bak, bir kere Kürt delikanlılar çok uyanıklar, ben Güneydoğu’yu takip ediyorum. Dindarlar çocuklar genellikle yani dine eğilimliler, Allah’a, dine, mukaddesata karşı bağlılıkları güçlü yani PKK’nın bunca propagandasına, komünist propagandaya rağmen dine karşı eğilimleri güçlü. Bir de işin doğrusu Kürtçeden pek haz etmiyorlar. Yani Türkçe kullanıyorlar, Türkçe daha yaygın. Yani bak bunca çabaya rağmen Türkçe yayılıyor. Uğraşmalarına, geceli gündüzlü uğraşmalarına rağmen bütün gençler Türkçe biliyor, Türkçe bilmeyen yok. Kürtçe bilmeyen çok fazla var. Ama Türkçe herkes biliyor. Mesela Çerkezlerde de öyledir. Benim atalarım hep Kafkasya’dan gelmişler. Babam mesela Çerkezce çok iyi bilir, dedem de çok iyi bilirdi. Ama hiç Çerkezce kullanılmazdı bizde. Kendi aralarında konuşurlardı bir şeyler. Dinlemesi zevkli oluyordu ama orjinal olması açısından yoksa tabii ki ana dilimiz Türkçedir. Yani yaşadığımız dil Türkçedir. Bunu zorlamak biraz mantıksız oluyor. Kavim farklılığının önemi olmadığı çok açık, hepimiz Hz. Adem (a.s.)’ın evlatlarıyız. Hepimiz bir babadan geliyoruz. Bir babanın oğullarıyız, evlatlarıyız. Yani yapmasınlar, etmesinler çok zorlama oluyor, çok mantıksız oluyor. Amerika’da mesela her türlü millet var. Adama soruyorsun nerelisin? “Amerikalıyım” diyor. Adam Meksikalı, Japon, Koreli, Kore kökenli, mesela zenci adam Afrika’dan gelmiş “Amerikalıyım” diyor. Bu olmuyor. Zorlama yani. Komünist düşünce kendince Güneydoğu’da daha kolay gelişebileceğini zannetti. Cahil, bilgisi az olan yerlerde komünizm hakikaten hızlı gelişir. Ama benim oradaki canım milletimin, canım kardeşlerimizin cahil kalmalarının sebebi bizleriz. Yani zamanında oralara okullar açılmadı, üniversiteler açılmadı, eğitim sathi bırakıldı. Dolayısıyla cahil kitle daha çok oldu. Ama Güneydoğu’nun güzel bir yönü vardır. Cahildir ama ariftir. Şimdi arif adamı komünist yapamazsın işte. Arif daha yüksektir. Yani vehbi ilme sahiptir arif insan yani olgun insan. Mesela dağda çobandır ama çok olgundur. Nezaketi bilir, adabı edebi bilir. Mesela gelir komünistler 5 saat anlatırlar, o 5 dakikalık bir mantık örgüsüyle onun anormal olduğunu anlar, arif olduğu için. Benim milletim ariftir, Güneydoğu halkı hep ariftir. Hiçbir etkileri de olmadı, boş yere uğraşıyorlar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Mahmut Övür yazısının devamında Hocam, Türkiye’nin geleceğine dair ümitvar olduğunu da belirtmiş. “Ben çok ümitliyim. Adamlar bana söylüyorlar BM Genel Kurulunda siz eskiden Avrupa’nın hasta adamıydınız. Şimdi en sağlıklı adamısınız” diye. Daha ben niye ümitli olmayayım?” demiş.
ADNAN OKTAR: Canım şimdi sağlıklı olmak, manen sağlıklıyız biz, manen. Durup durup zenginleşiyor. Biz zengin bir millet değiliz. Zengin değiliz yani mesela ben çok zengin bilinirim. Ben zengin değilim. Arkadaşlarım da zengin değil, ben halkıma, bütün mahalleye falan herkese bakıyorum; kimse zengin değil. Ucu ucuna geçiniyor millet. Zengin misiniz siz?
SUNUCU: Yok değiliz.
ADNAN OKTAR: Hiç kimse zengin değil. Öyle bir olay yok tabii. Durup durup bize zengin edebiyatı yapmasınlar. Gönlü zengin derler ya gönlümüz zengin bizim. Manevi zenginliğimiz var. Sevgimiz, şefkatimiz, dindarlığımız, dürüstlüğümüz, efendiliğimiz bu yönden biz zenginiz.
ALTUĞ BERKER: Ruhat Mengi’nin bir yazısı var Vatan Gazetesi’nde. Mahsun Kırmızıgül’ün çektiği New York’ta Beş Minare filminde İslam’ın bir barış dini olduğunu, Peygamber (s.a.v.)’in kendi döneminde mecburi olarak savunma amaçlı savaştığı, cihatın anlamının insanları İslam yoluna yöneltmek olduğu ve İslam’ın hiçbir şekilde insanı öldürmeyi emretmediğini anlatıyormuş Hocam filmde onu bahsetmiş, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mahsun demek ki maşaAllah dindarmış çocuk, aferin güzel. Bu tavrını çok beğendim. O kendi mi hazırlamış filmin içeriğini?
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR: Öyle mi?
ALTUĞ BERKER: Evet, hikayesi
ADNAN OKTAR: Aferin Mahsun’a helal olsun çocuğa demek ki vicdanlı ve dürüstmüş. Güzel, delikanlıca bir tavır göstermiş. Tam bir Türk evladı maşaAllah güzel.
ALTUĞ BERKER: Ali Ferşatoğlu, Yeni Asya’dan Bediüzzaman’ın sözlerinden yola çıkarak bir yazı yazmış Hocam. Yazının başlığı, “Cihad kılıçla değil, kalem, ilim ve fikirle yapılmalı” şeklinde.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Bak, “Cihad kılıçla değil”. Cübbeli ne diyor? “Kılıçla yapacağız” diyor. Ali Ferşatoğlu Hocamız ne diyor? Bediüzzaman’a gönderme yaparak. Ve hepsinin üstünde Resulullah (s.a.v.), Kuran’a dayalı ve Resulullah (s.a.v.)’ın sünnetine dayalı ve Bediüzzaman’ın açıklamalarına göre, “Kalem, ilim ve fikirle” bizim yaptığımız da budur. Kalem, ilim ve fikirle, kanla olmaz. Zorla bir adamı sen Müslüman yaparsan, o münafık olur. Zorla sevgi olur mu? Zorla saygı olur mu? Zorla Allah inancı olur mu? Zorla Müslümanlık olmaz, münafık yaparsın adamı, delirtirsin. Başka bir şey olmaz. Bir insanın onurunu aşağılayarak, gururunu kırarak, haysiyetini, şerefini iki paralık ederek Müslüman etmek mümkün olur mu? Müslümanlıkta zaten onun imani onuru, İslami onuru esastır. O güzel huylu olacak, asil olacak, içli olacak, derin olacak, şefkatli, merhametli olacak, güzel düşünecek ve çok samimi olacak. Zorlama olduğunda samimiyet kalkar. Onun için Cenab-ı Allah ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. “Dinde zorlama yoktur” diyor. “Hz. İbrahim (a.s.)’ın dini gibi kolaydır” diyor atanız. “Hz. İbrahim (a.s.)’in dini gibi kolaydır”. Bak, olaydır. “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler” diyor. Münafıklar ne yapar? Dini zorlaştırır, hurafelerle içinden çıkılmayacak hale getirir. Sorduğunda da, “Ben takvayım da ondan böyle oluyor” diyor. Kolaylaştırdığında, “Bak sen dinde taviz veriyorsun” diyor. Allah diyor bize, dini kolaylaştırmamızı Allah söylüyor bize. Ve Resulullah (s.a.v.) zaten dini kolaylaştırdı. “Üzerinizdeki ağır teklif zincirlerini kaldırır” diyor. Ayet bu, “Teklif, ağır teklif zincirleri”. O ağır baskıları yani o ağır gelenekleri, ağır hurafeleri, ağır yasakları, hürriyetin kalkmış olmasını ortadan kaldırıyor diyor. Resulullah (s.a.v.) bize hürriyet getirdi, neşe getirdi, sevinç getirdi. Adamlar diyor ki; “Yok Resulullah (s.a.v.)’in getirdiği sistem bizi rahatsız etti. Biz atalarımızın dinine uyarak size içinden çıkamayacağınız bir din sunacağız. Yaşayamayacağınız, fıtratınıza uygun olmayan bir din sunacağız. Bu dini biz de yaşayamayacağız, size de yaşatmayacağız” diyorlar. Adam diyor ki; “Ben yaşayamıyorum” diyor. Kendi getirdiğim dini de yaşayamıyorum. Sana da yaşatmayacağım” diyor. Ve sonrada alay ediyor. “Bak yaşayamıyorsun, görüyor musun?” diyor. Sen boğuyorsun adamı zaten hurafelerle. Onun için Müslümanların en titiz olacağı konulardan bir tanesi ağır teklif zincilerini kaldırmak, hurafeleri ortadan kaldırmak, dini zorlaştıranlara karşı mücadele etmek, dinin kolay olduğunu insanlara göstermek. Çünkü sevgi kolay olmalı. Mesela bir çocuk gelip babasına rahatça sarılıyor. Rahatça sevgisini gösterebiliyor. Sen onu binbir türlü kurala bağlarsan, çocuk sarılmadan, “Gel bir deftere kaydını yapacağız” desen. Sonra işte, “Üç kere şunu yapacaksın, dört kere bunu yapacaksın, ondan sonra babana gideceksin” dersen. Adamı felç edersin sen. Din kolaydır, namaz kolaydır, oruç kolaydır, abdest kolaydır, sevgi kolaydır, dürüstlük kolaydır, samimiyet kolaydır. Samimiyet mesela son derece zevkli bir şey. Zorlanıyor muyuz biz samimi olduğumuzda? Dinlendiricidir samimiyet acayip rahattır. Dünyanın en zevkli en güzel ruh hallerinden birisidir samimiyet. Kuş gibi hafiflersin samimi olduğunda. Ve artistlik pozlara girdiğinde, samimiyetsizliğe girdiğinde birçok insanda görürsün zırvalamaya başlar. Abuk sabuk böyle sıkılırsın. Adamın bir lafı bitseydi de gitseydim dersin. Mesela “Her şeyden önce şunu söylemeliyim ki” diye başlıyor.
Tamam, devam et.
ALTUĞ BERKER: Hocam dün şöyle demiştiniz; “Mehdiyet onların hiç sezemedikleri bir şekilde gelişti. Şu an milyonlarca Hz. Mehdi (a.s.) talebesi var. Hepsi sevgiyle çıkıyor. Bunlara terörist diyemezler, anarşist de diyemezler. Neyle suçlasın da saldırsın? Nerede oldukları da belli değil. Baş edilecek gibi değil, nasıl baş edileceğini bilmiyor. Onlar Hz. Mehdi (a.s.) başta olmak üzere en az 1 milyon kişinin silahlı olarak belirli bir noktaya yürüyeceklerini sanıyorlardı. Onları da Afganistan’dan, Irak’tan yapacakları bombardımanla durduracaklarını sanıyorlardı. Ama Hz. Mehdi (a.s.) öyle değil, sevgiyle çıkıyor ve bulamıyorlar” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, yapacakları bir şey yok şu an sadece seyrediyorlar. Ama yani onları rahatsız eden bir şey değildir Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru. Çünkü Amerika’nın da kurtuluşudur, Avrupa’nın da kurtuluşudur. Allah, Hz. Mehdi (a.s.) olmazsa, İsa Mesih (a.s.) olmazsa boğulacaklarını onlara gösterdi. Dünya şu an çok tatsız tutsuz hale geldi. Dünyaya bir şey oldu. Allah bir şey yaptı dünyaya ve dünyanın zevki, tadı kaçtı. Çok şımarıktı insanlar bayağı kuduruyorlardı Avrupa’da, orada burada birçoğu. Allah bir de neşelerini aldı bu son 10 yıl içerisinde neşesi gitti insanların. Şevkini, heyecanını kırdı Allah. Ya Allah’a dönecekler, ya bu donuk hayat içerisinde donup kalacaklar. Donup kalmayı da istemiyorlar. Onun için bak, herkes dine dönmenin şart olduğunu söylüyor Avrupa’da. Her yerde bu konuşuluyor. Artık inanç çağı yani “21. yüzyıl inanç çağı” diyorlar, herkesin ittifakla söylediği bir konu. Bu konuyu da onlara söyleten Allah’tır, inşaAllah. Ama gayet zevkli olacak. Şimdi kardeşlerim tabii acele ediyorlar. İstediler ki hemen bu sene, bir, iki sene içerisinde Mehdiyet belli olsun. Bakın 10 yıl çok kısa bir süredir. Biz 30 yıldan beri mücadele ediyoruz. Bak 79’da ben geldim. Akademide ilk çalışma yaparken ben iki üç tane arkadaşım olmuştu. Sonra onların ikisi gitti, bir tanesi kaldı. Sonra yine üç, dört tane oldular. Onlar da gitti yine bir iki kişi kaldılar. Yani üç yıl öyle gayret ettim. Sonra gittikçe sayı artmaya başladı. En hızlı artış akıl hastanesine konulduğum dönemde oldu.
ALTUĞ BERKER: İki katına çıktı Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani acayip arttı akıl hastanesinde. O zaman muazzam bir çıktım hastaneden dolmuş caminin içi böyle çaka çaka. Birçok genç hiçbirini tanımıyorum genç kızlar, delikanlılar falan. Bilseler adamlar yani niye böyle iş çıkarsınlar.
Yani güzel şeyler oluyor. Benim çok hoşuma giden de şimdi herkesin gözü önünde Mehdiyet hakim olacak. Bir de önden de uyardım, uyarmak çok önemli. Bak, mesela Cübbeli çok mahçup olacak, acayip utanacak, çok utanacak. Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı mücadele eden adam konumunda şu an. Yani tarihe böyle geçecek. Ne kadar insanı mahçup edecek bir şey bu. Yani çoluğuna çocuğuna bile acı çektirecek bir şeydir bu yani. Hep ailesine de böyle yani onlara utanç verecek bir olay bu ve böyle bir konuma geldi. Uyardığım halde yani uyarmasaydım, “Ne bileyim ben cahilim, cehaletle bunu yaptım” diyecekti belki. Ama dünyada en çok uyardığım insanlardan birisi o, buna rağmen yaptığı için bu utancı tadacak. İsa Mesih (a.s.)’ı da görecek, Hz. Mehdi (a.s.)’ı da görecek ama yüzlerine bakamayacak. Yani bu utancı dünyada da, ahirette de yaşayacak. Ahirette Allah affeder, affetmez onu bilmiyorum. Ama bu utancı yaşayacak dünyada. Çünkü çok fazla uyardım. Ve Cübbeli’yi de yani şuursuzca sırf tarafgirlik kafasıyla savunanlar utanacaklar. Yani böyle spor kulübü holiganı gibi Hoca tutulmaz. Şuurlu ve akılcı yaklaşmak lazım. Hak neredeyse orada olmak lazım. Mesela Cübbeli’nin doğru olan konuşmaları var ki şu an hiçbir şekilde konuşmak istemez, konuşmuyor da, Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili konuşmaları. Bak, diyorum; “Bunlar çok doğru” diyorum. Haklıya haklı, ama hurafe konuştuğunda “Bu hurafe” diyorum ve ispat ediyorum. Doğru olanları da ispat ediyorum. Ne diyorsun Cübbeli’nin son konuşmalarına?
ALTUĞ BERKER: Talebeniz oldu Hocam, inşaAllah.
-Cübbeli’nin videosu yayınlanıyor-
ADNAN OKTAR: Bak, Cübbeli’nin en büyük hatası kendi sözlerinin içerisinde kendisine muhalif olması. “Hz. Mehdi (a.s.) devrinde Hocaların büyük bir bölümü bozulacak” diyor. “Hz. Mehdi (a.s.) geldiğinde yani deccaliyet hakim olduğunda Hocaların % 95’i şu an bozuk” diyor. Geriye bir şey kalmadı ki zaten. Eğer % 5 iyiyse zaten hiç Hoca kalmamış oluyor. O zaman, Ahir zaman oluşmuş. Deccaliyet oluşmuş. % 95 ne demek? “Her yönden bozuldu. Bütün İslam alemi işgal oldu, Müslümanlar perişan” diyor. Tek tek sayıyor. Hocaların konumu da sayıyor. Kendi konumunu da söylüyor hatta. Kendisinin korkak olduğunu falan bir şeyler anlatıyordu geçenlerde. “Bizden ne olur falan” diyor. “Hz. Mehdi (a.s.) ilk geldiğinde beni kesecek zaten” diyor. “Keser” mi diyor, “kesecek” mi diyor. Ben dedim Hz. Mehdi (a.s.) seni kesip ne yapsın? Senle mi uğraşacak Hz. Mehdi (a.s.)? Öyle bir şey olmaz. Hz. Mehdi (a.s.) kan akıtmaz, uyuyan kişiyi uyandırmaz. Şefkat ve merhamet insanıdır. O kabustan kurtulması lazım. % 95 dediği de demek ki, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çağı gelmiş, inşaAllah. Evet, ara mı veriyoruz?
SUNUCU: Şimdi yayınımıza kısa ara veriyoruz.
SUNUCU: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne anlatalım?
ALTUĞ BERKER: Dün söylediğiniz bir şeyi hatırlatabilir miyim Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Hatırlat.
ALTUĞ BERKER: “Hepsi Mehdiyet’in farkındalar ama Mehdiyet bunları korkutuyor. Çok radikal değişiklikler olacak, rahatları kaçacak diye korkuyorlar. Halbuki Hz. Mehdi (a.s.) mevcut korkuyu ortadan kaldıran daha da rahatlatan bir sistemdir. Demokrasiyi, bilimi, sanatı ortaya getiren bir sistemdir. Deccaliyete alıştıkları için korkmaları gereken deccalden korkmuyorlar, korkmamaları gereken Hz. Mehdi (a.s.)’dan korkuyorlar. Karanlığa alışan insan aydınlıktan rahatsız olur. Gözlerini kamaştırır aydınlık, tıpkı onun gibi. Ama istemeseler de Allah dünyayı aydınlatacaktır” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bizim gençliğimiz çok güzel, Türkiye’deki gençler, bayağı şekerler yani huyları falan tavırları da öyle. Aile sistemi güzel bizim Türkiye’de güzel yetiştiriyorlar. Mesela benim çocukluğumun biraz öncesindeki gençlik eğitim açısından o kadar nasipli değildi. Şimdi internet olayı olduğu için yani şahane eğitiliyorlar. O küçücük keratalar böyle 5 yaşında, 6 yaşında bile fırtına gibiler. Her şeyi biliyorlar, her türlü konuda bilgi sahibi oluyorlar. Doğruyu eğriyi çok güzel ayırt edebiliyorlar birbirlerinden, inşaAllah. “Peygamberimiz (s.a.v.)’in döneminde Ümmü Gülsüm Binti Ukbe imanlı, Müslüman bir hanımdı. 7 yıl boyunca ailesinin baskısıyla Mekke müşriklerinin arasında yaşamak zorunda kalmıştı.” Aile baskısı yani çocuğunun Müslüman olmasını istemiyor. Resulullah (s.a.v.)’ın yanına gitmesini istemiyorlar, 7 yıl baskı yapıyorlar. “Resulullah (s.a.v.)’e biat ettiği andan itibaren diğer insanlar gibi o da çeşitli işkence ve baskılara maruz kalmıştı. Din ahlakını terk etmesi için başta babası olmak üzere müşriklerden zulüm ve baskı görmüş ancak yapılan tüm zalimliklere rağmen Allah ve Resulullah (s.a.v.)’a olan sevgi ve bağlılığından ve din ahlakından asla taviz vermemiştir. Bu dönem boyunca Ümmü Gülsüm Binti Ukbe Allah’a sığınarak güç bulmuş, en sonunda Medine’ye hicret ederek Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanında refaha ve huzura kavuşmuştur. Tüm zorluklara rağmen kendisine imanından dolayı baskı uygulayan ailesinden ayrılıp tek başına yaptığı hicret yolculuğu müminlere örnek olmuştur.” Annesini de babasını da bırakıyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yanına gidiyor. Muazzam baskı yapıyor ailesi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yanına gitmemesi için. Onlar da Ashab-ı Kehf gibi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yanına gidiyorlar. Ashab-ı Kehf de biliyorsunuz o zaman muazzam baskı vardı gençlerin üstünde. Onlar da ailelerinden ayrılıp bir araya geldiler. Ve Allah onlara muvaffakiyet verdi. O gençleri toplayan onların bir başı var, onlara o fikri veren. “Bir mağaraya çekilelim. Mağarada çok rahat ederiz. Mağarada kurtuluş var. Siz benimle gelin. Beraber gidelim, mağaraya sığınalım” diyen. Mağarada faaliyet gösteren, mağara ehline hakim olan kimdir?
ALTUĞ BERKER: Hızır (a.s.).
ADNAN OKTAR: Hz.Hızır (a.s.) evet, Hz. Hızır (a.s.)’dır. Allah-ü alem içlerinden bir tanesi Hz. Hızır (a.s.). Çünkü mağarayı o gençler bilmezler. Mağarada ne olup biteceğini bilmezler. Bak, o çok kapsamlı bilgi veriyor, mağarada ne olacağını. Bana bulsana onu, Kehf Kıssasını. Kehf, hemen 9’da başlıyor olması lazım. Bak, şeytandan Allah sığınırım. Çok manidar, Kehf Suresi’nin 8. ayeti, şeytandan Allaha sınırım. “Biz gerçekten (yeryüzü) üzerinde olanları kupkuru-çorak bir toprak yapabiliriz.” Bütün yeryüzünü kupkuru çorak dümdüz bir arazi yapabiliriz, diyor Allah. Bu ne zaman olacak? Bütün yeryüzü dümdüz olacak.
ALTUĞ BERKER: Kıyamet.
ADNAN OKTAR: Kıyamet. Ebcedi Hicri 1545 tarihini veriyor. Bediüzzaman “1545” diyor, Kıyamet için. Tam 1545 tarihini veriyor. Bediüzzaman da Risale-i Nur'da anlatıyor yer tamamen düzleneceği, dümdüz olacağı. Çünkü dünya dağılıyor, dağıldıktan sonra, açılmaya başlıyor, böyle tepsi gibi oluyor, dönmenin etkisiyle. Mesela küre biçiminde bir cisim düşün; patlayıp dağıldığında etrafa da saçılamıyor, gittikçe elips gibi oluyor basınçla, düzleşiyor, o tarz bir şey.
“Sen, yoksa Kehf ve Rakim Ehlini Bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın? O gençler, mağaraya sığındıkları zaman, demişlerdi ki: “Rabbimiz, Katından bize bir rahmet ver ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl).” “Biz sana onların haberlerini bir gerçek (olay) olarak aktarıyoruz. Gerçekten onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi ve Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.” “Onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi, Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.” O da 1996 tarihini veriyor. Hz. Mehdi (a.s.) ve talebelerinin tarihini veriyor. “Onların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik;” demek ki sabırlı ve kararlılar, bunlar Hz. Mehdi (a.s.) talebelerinin özellikleridir.“Kıyam ettiklerinde demişlerdi ki”, bir de kıyam ediyorlar. Bediüzzaman’ın feveran dediği olay, kıyam etmeleri. "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbi’dir; İlah olarak biz O'ndan başkasına kesinlikle tapmayız” diyen, Darwinizme, materyalizme kesinlikle inanmayız, ateizme inanmayız. Sadece Allah’ın birliğine inanırız, Allah’a inanırız. “O'ndan başkasına kesinlikle tapmayız, eğer tersini söyleyecek olursak, andolsun, gerçeğin dışına çıkarız." Bunlarbizim kavmimiz ondan başkasını ilahlar edindiler.” Bunu tabii koro halinde söylemiyorlar, o çocukların ortak fikri. Ama içlerinde bir kişi var bunların, bunları yönlendiren birisi var. Fakat onlarda ortak olan düşünceyi Cenab-ı Allah söylüyor. “O'ndan başkasını ilahlar edindiler.” Maddeyi ilah ediniyorlar, materyalist oluyorlar.“Onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi?” Mesela bizde Darwinistlere diyoruz ki, “Apaçık bir delil getirin, fosil getirin, proteinlerin tesadüfen meydana geleceğine dair delil getirin”. “Yok” diyorlar, yoksa bittin demektir. Biz getiriyoruz çünkü. Delil getiriyoruz. “Öyleyse Allah’a karşı yalan uydurup iftira edenden daha zalim kimdir?” Onlar da Allah’a karşı yalan söyledikleri için, Allah onların zalim olduğunu söylüyor. Çünkü “Allah yaratmadı, tesadüf yarattı”, diyorlar. Bu Allah’a karşı bir yalandır. Bak, “(İçlerinden biri demişti ki:) Madem ki siz onlardan, ailenizden ve Allah'tan başka taptıklarından” o devrin işte materyalist, Darwinist, ateist, evrimci düşüncesinden, “Kopup ayrıldınız, o halde, mağaraya sığının da”, bak, “Mağaraya sığının da, Rabbiniz size rahmetinden yaysın ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın." Şimdi vahiy almadan bir insan bunu söyleyebilir mi? Mağarada ne yapılır? Sadece saklanılır. Mağarada hayat yok, bir şey yok. Mağara karanlık girersin mağaraya hiçbir şey olmaz. Ama bak diyor ki o kişi;"O halde mağaraya sığının da, Rabbiniz size rahmetinden yaysın." Mağaraya girince Allah'ın rahmetinin üzerlerine olacağını nereden biliyor? Ve "İşinizden size bir yarar kolaylaştırsın", mağarada bir iş yapılmaz ki zaten. Ama bak, "İşinizden size bir yarar kolaylaştırsın" diyor, "İşiniz rast gidecek” diyor, “Hedefinize varacaksınız, dediğinizi yapacaksınız” diyor. “Ve bir yarar kolaylaştıracak Allah size” diyor. Bu ancak vahiy gerektiren bir bilgidir, Allah’ın bildirmesi gerek. Anlıyoruz ki, Hz. Hızır (a.s.) aralarında. Çünkü mağara hayatını, mağara ehlini, mağaradan çıkan hayatı en iyi bilen üstadlardan birisi Hz. Hızır (a.s.)’dır. Hatta bu iddia edilen Ergenekon Örgütü bile, “Bizi” diyorlar, “Mağaradan gelen ruhani varlıklar yönetiyordu” diyorlar.
ALTUĞ BERKER: Agarta.
ADNAN OKTAR: Agarta, yeraltı mağaralar sistemi. Oranın üstadıHz.Hızır (a.s.)’dır. Mağaranın üstadı Hz. Hızır (a.s.)’dır. Allah-ü alem gençler, bir ihtimal Hz. İsa (a.s.)'ın talebeleri. Zor durumda kalmışlar, aranıyorlardı Allah-ü alem, çünkü çok felaket bir ortam var. Onlarda Hz. Yahya (a.s.)'ı şehit ettiler, Hz. Zekeriya (a.s.)'ı da şehit ettiler. Hz. İsa (a.s.)'ı şehit ettiklerini zannettiler. Muazzam bir gerilim oldu. Ama sonra Hz. İsa (a.s.) daha önce vahiyle onlara bildirdiği için konu akıllarına gelince rahatladılar. Çünkü “Ben göğe çekileceğim” dedi, Hz. İsa (a.s.). Burada ki şahsın Hz. Hızır (a.s.) olduğunu anlıyoruz. “Görürsün ki, güneş doğduğunda, mağaralarına sağ yandan yönelir, battığında onları sol yandan keser-geçerdi ve onlar da onun (mağaranın) geniş boşluğundalardı. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Allah, kime hidayet verirse işte hidayet bulan odur.” Hz. Mehdi (a.s.) olan odur. “Kimi saptırırsa onun için asla doğru-yolu gösterici bir veli bulamazsın” o da deccal. Bak, burada hem Hz. Mehdi (a.s.)’dan, hem deccalden bahis var. “Sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar uyuşmuşlardır” yani yekaza hali gibi bir hal. Uyuşmuşlardır, zaten bu konumda Hz. Hızır (a.s.) ile bağlantı oluyor.“Biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk. Köpekleri de iki kolunu uzatmış yatıyordu. Onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın, onlardan içini korku kaplardı.” Görünüşleri seni korkuturdu diyor. Çünkü, biraz acayip bir durum mağaranın içerisinde, yıllardan beri yatan insanlar var ve hiçbir şey olmamış. Bir mantığı yok ilk bakan için. Çok acayip bir durum var. “Korkardın” diyor Cenab-ı Allah. “Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık).” Yani o yekaza halinden, o boyuttan çıkarttık diyor Allah. “İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Ne kadar kaldınız?" yine aynı kişi Allah-ü alem, Hz. Hızır (a.s.) inşaAllah.“Dediler ki: "Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık."” Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Dediler ki: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir; şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin." Bu kadar ince bilgiyi, detaylı bilgiyi kim veriyor, Allah-ü alemHz.Hızır (a.s.). Bak, “Çünkü durumunuzu bilip, ele geçirirlerse sizi taşa tutarlar veya dinlerine geri çevirirler; bu durumda ebedi olarak kurtuluş bulamazsınız." “Böylece Allah'ın va'dinin hak olduğunu ve gerçekten” bak, Allah’ın vaadi ne? Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışı, İttihad-ı İslam, Hz. İsa (a.s.)’ın zuhuru ve Kıyamet. “Allah'ın va'dinin hak olduğunu gerçekten kıyametin, kendisinde şüphe bulunmadığını bilmeleri için” Kıyamet mutlaka kopacak diyor. Ona ait alametler de oluştu biliyorsun, inşaAllah. “Onları buldurmuş olduk. Kendi aralarında durumlarını tartışıyorlardı, dedi ki: "Onların üstüne bir bina inşa edin, Rableri onları daha iyi bilir."” Bu bina inşa etme, duvar inşa etme kimin işi?
ALTUĞ BERKER: Hz.Hızır (a.s.).
ADNAN OKTAR: Hz.Hızır (a.s.)’ın.“Onların işine galip”, bak “İşine galip gelen (sözleri geçen)ler ise: "Üstlerine mutlaka bir mescid yapmalıyız" dediler. Mescid konusunda da uzmandır Hz.Hızır (a.s.). Bu Hz. Süleyman (a.s.)'ın mescidinde görev almıştır, inşaAllah. “Hiçbir şey hakkında: "Bunu yarın mutlaka yapacağım” deme. Ancak: "İnşaAllah” de” diyor Allah. İnşaAllah, burada geçiyor işte. Kuran’da tek Kehf Suresi’nde, maşaAllah da burada geçer, inşaAllah da. İnşaAllah’ı, maşaAllah’ı çok söyleyenler dünya hakimi olacaklar. Bir sır var içerisinde, kilit kelimedir, anahtar kelimedir, inşaAllah. Evet, Berker’im seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Hocam ailerden, kopanlarla ilgili Kuran ayetleri var Hocam bildiğiniz gibi inşaAllah. Kehf Ehli’nden bahsettiniz. Hz.Musa (a.s.)’a iman eden gençler var bildiğiniz gibi. Hz. İbrahim (a.s.) babasından o şekilde ayrılıyor Hocam. Ayet okuyorum, şeytandan Allah’a sığınırım. ”İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir söz dolayısıyla idi. Kendisine, onun gerçekten Allah'a düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı.”
ADNAN OKTAR: Demek ki Allah’a dine karşı bir faaliyet varsa, onun Müslümanlığını yaşamasını engelliyorsa, Müslümanlarla görüşmesini, Müslümanlarla bağını engelliyorsa, orada itaat yok. O zaman uzaklaşıyor. Ama Hristiyan, Musevi de olsa, veyahut fasık da olsa, eğer dinine diyanetine musallat olmuyorsa, anneye, babaya öf bile denmiyor. Gayet saygılı davranıyor. Ama müdahale varsa, fiili, fiziki müdahale varsa, dinini yaşamasına müsaade etmiyorsa, Müslümanlarla görüşmesine müsaade etmiyorsa, o zaman itaat yok ve uzaklaşıyor.
“Musab İbni UmeyrMekke'nin zengin ailelerine mensup bir gençti. Musab İbni Umeyr(r.a.) Müslüman olduğunu ailesinden ve çevresinden gizleyerek Peygamberimiz (s.a.v.)’i gizlice ziyaret etmeyi sürdürmüştür”. Bak, gizlice görüşüyor. Gizli toplantı yapıyorlar, gizli beraber oluyorlar, ailesi duymasın diye. “Gizlice namaz kıldı, ailesi tarafından öğrenildiğinde”, şimdi de mesela birçok genç gizli namaz kılıyorlar. İş yerinde gizli namaz kılıyor, ailesinden gizli namaz kılıyor. Bir öğrenseler, yer yerinden oynar namaz kıldığını. “Gizlice namaz kıldığı ailesi tarafından öğrenildiğinde ise, kendi akrabaları tarafından yakalanıp hapsedilmiş” namaz kılıyor diye. “Habeşistan’a hicret imkanı çıkınca, ilk kafile ile birlikte din ahlakını daha rahat bir şekilde yaşayabilmek için ailesinden kaçıp, Habeşistan’a hicret etmiştir”. Genç, çok genç Musab İbni Umeyr, küçük çocuk bunlar. Hz. Seleme (r.a.) bu da yaşı küçük, mübarek sahabelerden. “Allah’a iman ettiği için ailesi tarafından uzun bir zaman ailesi tarafından işkence görmüş bir sahabedir. Hz. Seleme (r.a.) ile kardeşi Halis iman ederek Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e tabi olsalar da, diğer üç kardeşleri Ebu Cehil, Ars ve Halit Allah’ın bildirdiği din ahlakına yüz çevirmiş ve iman eden kardeşlerine düşman olmuşlardır. Hz. Seleme (r.a.) uzun müddet en yakınları tarafından işkenceye tabi tutulmuştur” namaz kılıyor, Müslüman diye, Peygamberimiz (s.a.v.)’i seviyor diye. “Kardeşleri Hz. Seleme (r.a.)’ın İslam’dan vazgeçmesi için her türlü yola başvurdukları için, Hz. Seleme sonunda can güvenliğini sağlamak, Müslümanlığı yaşamak için Habeşistan’a hicret etmiştir. Ailesini bırakıp Habesistan’a gidiyor”. Müslümanların bu konumları Hz. Musa (a.s.) devrinde de vardı. Hz. Musa (a.s.) devrinde bir avuç genç, sadece gençlerden oluşan, bunlar delikanlı çok cesurlar Firavun’dan korkmuyorlar. O zamanın devleti çok azgın, halk da azgın Müslümanlara göz açtırmıyorlar. Namaz kılan Müslümanları gördüler mi linç ediyorlar, mahvediyorlar. “Bir avuç delikanlıdan, gençten başka Hz. Musa (a.s.)’a” diyor Cenab-ı Allah, “İman eden olmadı” diyor. “Korkudan dolayı yanaşamadılar” diyor. O gençler de ailelerinden kaçıp Hz. Musa (a.s.)’ın yanına geliyorlar. Bir avuç genç hicret ediyorlar. Hz. Musa (a.s.) ile birlikte yaşıyorlar, yani aynı ortamdalar ama ortam çok berbat. Allah onları koruyor. Namaz kıldıklarını, Peygamber (s.a.v.)’e bağlı olduklarını, Müslüman olduklarını duysalar mahvedecekler. “Kesinlikle görüşmeyeceksiniz” diyorlar Hz. Musa (a.s) ile. Onlarda gizlice görüşüyorlar. Hz. Mehdi (a.s.) devrindeki 313 kişi de aynı konumdadır. Aynı Ashab-ı Kehf gibidir, aynı Hz. Musa (a.s.) dönemindeki olay gibidir. Aynı Resulullah (s.a.v.) devrindeki o sahabe gençler gibi olacaklar. Çünkü 313 tane genç, bak “Genç” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). İçlerinde yaşlılarda bulunur ama genellikle gençlerden oluşan bir topluluk. Eğer aileleriyle bile beraber gelmiş olsalar 313 kişi olmazlar onlar. Ailelerinden ayrı geliyorlar. Aileleri kabul etse zaten o topluluğa katılırlar. 313 kişi olmaz o. 313.000 kişi olur. Soy, talukat, hepsi gelir, ailesi gelir. Sadece gençlerin geldiği bir topluluk. Demek ki insanlar, Hz. Mehdi (a.s.)’ı tehlikeli bulacaklar, Mehdiyet’i tehlikeli bulacaklar. Aileler Mehdiyet’e karşı tavır alacaklar. Birçok anne baba çok tehlikeli görecek; “Aman onların yanına yanaşmayın, aman uzak durun” diyecekler.
Bak Cübbeli ne diyor? “En büyük düşmanı fukaha olacak” diyor Hz. Mehdi (a.s.)’ın. Fakihler, o devrin Hocaları, dindarlar, din alimleri ve bak diyor ki, “%95’i bozuk şu an” diyor. O ne demektir? O zaman Ahir zamana girdik demektir. %95 Darwinizme teslim olduysa, ateist olduysa dünyanın, alim, Hoca denilen kişilerin %95’i de güvenilmez hale geldiyse Cübbeli’nin dediğine göre, deccal gemiştir. Ahir zaman gelmiştir. Artık %5’i de gitti mi, hiçbir şey kalmıyor zaten. Kıyamette oluyor yani hiç kalmaması. Kendi ifadesi ile kendini çürütüyor. İnsanların %95’i imanını kaybettiğine göre kendi açıklamalarından bu anlaşılıyor. “Hocaların da %95’i güvenilmez halde şu an” diyor yani bozulmuş durumdalar diyor. O zaman deccal gelmiş. Deccal gelince nasıl Hz. Mehdi (a.s.) gelmiyor. Bak, “Hocalar da karşı olacaklar, fukaha da karşı olacak, din alimi” diyor, “İstanbul’daki bir din alimi, fakih de ona karşı olacak” diyor fukaha. Cübbeli kendisi de fıkıh alimidir. Bak, “Fıkıh alimleri karşı olacak” diyor. Kendisi de fıkıh alimi, Allah vermesin yani bu konuma düşmekten kendisinin de korkması lazım. Kendisinin fıkıh alimi olduğu biliniyor ve Hz. Mehdi (a.s)’a karşı olan fıkıh alimlerinden olmaktan Allah’a sığınıyor. En büyük korkularından birisi ama diyor ki, ayrıca “Hz. Mehdi (a.s.) beni görürse keser beni” diyor. Hz. Mehdi (a.s.) seni niye kessin? Hz. Mehdi (a.s.) merhamet insanı, şefkat insanı. Hz. Mehdi (a.s.)’a bakışı da çarpık, yani böyle asan kesen, döven, zulmeden bir insan gibi görüyor. Ve halkı da, Müslümanları da o şekilde korkutup Mehdiyet’ten uzak tutmuş oluyor. Yani Mehdiyet’i çok riskli ve zor bir şeymiş gibi gösteriyor. Halka da diyor ya; “Siz” diyor, “Evleriniz var, yeni ev yaptırttınız” diyor, “Evleniyorsunuz, çoluğunuz çocuğunuz var. Mehdiyet’i istemezsiniz siz” diyor. Bu ne demektir? Ben de istemiyorum siz de istemiyorsunuza getiriyor. Çünkü, “570 sene sonra gelecek” dedi arkasından da. Daha önce “Hemen gelecek” diyen adam, gerekçesini açıklıyor; “Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelmesini çıkarlarınız nedeniyle istemezsiniz” diyor. “Çok daha geç gelmesini istersiniz” diyor. O zaman o da ne yaptı? “570 sene erteleyeyim” dedi kendince. Allah onun ertelemesini dinler mi? Allah ona göre mi hareket ediyor haşa?
VTR
ADNAN OKTAR:Cübbeli’nin bu konuşmaları çok tarihi, hayati konuşmalar. Bak, daha önce de söyledim. Hz. Mehdi (a.s.) çıkıncaya kadar bu konuşmaları yayınlamaya devam edeceğim.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani önemli bir zat, önemli bir şahıs. Bak, kasten, teammüden yani düşünerek Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini bildiği, zamanının geldiğini bildiği halde çıkarlarıyla çatıştığı için 570 sene geriye aldı kendince. Ve açıklıyor, gerekçesini de açıklıyor, diyor; “İşimiz gücümüz var. Evlerimiz var. Evi yeni yaptık, daha yeni yeni hayata atılıyoruz” diyor. “Şimdi 2 yıl sonra” diyor, “Hz. Mehdi (a.s)`ı beklemek olmayacağı belli” diyor. Siz de beklemiyorsunuz, ben de beklemiyorum anlamında mantığı yani “İstemeyiz” diyor. “Gelmesini siz de istemezsiniz ben de istemem onun için uzak bir vakte alalım. 570 yıl geriye alalım” diyor. Senin geri alman senin kaderinde ama haşa Allah seni dinlemez. Sana bunu söyleten de Allah çünkü.
“Hocam selam”, aleykümselam ve rahmetullahi ve berekatühü. Güzel bir yazı, “Yazmayacaktım. Dayanamadım yazıyorum” diyor. “Siz sürekli Hüseyin Hilmi Işık ve talebelerini övüyorsunuz. Ben size bir şey sormak istiyorum” diyor kardeşimiz, ama ismini de yazmamış. Ne olur? Yani herhangi bir isim, biz Mustafa diyelim kardeşimize. Mustafa kardeş sonuçta diyorsun ki; “Ben size tekrar soruyorum. Allah’ın izniyle ben sizi iyi bir insan olarak biliyorum. Sizin düşüncelerinize de karşı gelmem” diyorsun. “Boynum kıldan incedir. Bu konuda ne diyorsunuz?” diyorsun. Bak, ben sana diyorum ki, “Kehf Suresi’nde Hızır Kıssası’nı açsın, okusun”. Hızır Kıssası, orada aradığın bilgiyi bulacaksın. Ben bir şey söylüyorsam mutlaka onu düşünerek söylerim ve mutlaka bir amacım vardır ve hayra yöneliktir. İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti ile ilgilidir. Bir kısmı ledüni olur yani zahir olmaz, ledüni olur. Biraz sabırlı olursan neyi niçin yaptığımın hikmetini hayırlarını göreceksin, inşaAllah.
“Selamün aleyküm Sevgili Adnan Hocam. Devrin imamını Allah mı tayin eder yoksa ilim sahibi din adamları mı seçer?” Tabii ki Allah seçer ve alametlerinden anlarız. Yani bir topluluğun bir kişiye, “Sen en büyük alimsin” demesi bir şey ifade etmez. Mesela Nur talebeleri var, Nur talebeleri çıksa dese ki; “Fethullah Hoca en büyük alimdir” dese diyebilir. Saygı duyarız ama bu geçerli olmaz. Hüseyin Hilmi Işık’ın talebeleri çıksa dese ki; “İşte Hüseyin Hilmi Işık en büyük alimdir” dese o da geçerli olmaz. Menzil Cemaati’nden kardeşlerimiz çıksa “Abdülhakim Arvasi Hazretleri” veyahut işte diğer büyük kişiler çıksalar yani onların talebeleri çıksalar işte şu kişidir, şu kişidir, şu kişidir bunların hiçbiri geçerli olmaz. Allah’ın takdir ettiği kişi esastır. Ahir zamanda, Ahir zamanın imamı, bu devrin imamı Hz. Mehdi (a.s.)’dır. Bu çok açıktır ve icma ile anlaşılır. Yani genel icmayla anlaşılacaktır. Mesela Mevlana Halid genel icmayla anlaşılmıştır. Mesela bak, Bediüzzaman Nur talebesidir. Diğer tarikatlar, diğer cemaatler hepsi Mevlana Halid’in, o devrin imamı olduğunu ve müceddidi olduğunu kabul etmişlerdir. Ama asrımızda her topluluk kendi imamını, kendi büyüğünü, o asrın imamı ve müceddidi olarak görüyor bu çok normal. Yani buna şaşırılmaz hayret de edilmez. Ama geçerli olmaz. Çünkü dünyada yüzlerce cemaat ve topluluk var. Her cemaat, topluluk kendi imamını asrın müceddidi olarak görüyor. Mesela Mısırlı Müslümanlara göre hiç alakası olmayan bir kişidir. Türkiye’deki Müslümanlara göre beş altı kişidir. Ayrı ayrı isimler sayabilirim asrın müceddidi. Pakistan’da ayrıdır, Hindistan’da ayrıdır, Fas, Tunus, Cezayir’de ayrıdır. Bunların hiçbiri geçerli olmaz. Cenab-ı Allah’ın takdir ettiği o yüzyıldaki kişinin kim olduğunu Allah bize gösterecek. Daha önceki yüzyıllarda hep bilinmiştir. Ama sevdiği için insan şeyhine, mürşidine, asrın kutbu, asrın velisi, asrın müceddidi diyebilir yani onda bir şey yok. Ama “en iyisi benim” demek olmaz. “Benim topluluğum, arkadaş grubum iyidir” diyecek ama “En iyisi benim” demez, dememesi lazım. O zaman kardeşlik bağına zarar verir. Berker’im seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Abdülkadir Geylani Hazretleri’nin bir anlatımı var Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili Hocam okuyabilir miyim onu, yarım sayfa kadar? Güzel, çok güzel bir anlatım. “Her kim ki bu zata erişirse artık Aziz ve Celil olan Allah’ın kapısından onu hiçbir engel alıkoyamaz. Mehdi (a.s.)’ın bayrağı indirilemez. Askeri mağlup edilemez, hakkı haykıran sesi susturulamaz. Tevhit kılıcı için bir hudut çizilemez, İhlâs adımları yürümekle yorulmaz. Hiçbir iş ona güç gelmez. Hiçbir kapı, önünde kapalı durmaz, açılınca da kapanmaz. Bütün kapalı kapıların kanatları uçuşur, bütün yönler açılır. O, Hakk Teâlâ’nın huzuruna varıncaya kadar hiç kimse onu durdurmaya güç yetiremez.Rabbi’nin huzuruna vardığı zaman, O da ona lütfeder, ikramlarda bulunur. Onu kendi hücresinde uyutur. Lütuf ve fazlından yedirir, ülfet badesinden içirir. Bunları bulduktan sonra, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırına gelmeyen harikuladelikleri görür.
Hakk Teala’nın fazlını, keremini bulduktan sonra, o büyük insan halk arasına tekrar katılır. Sebebi; onlara hidayet yolunu göstermesive mülk sahibi kılmasıdır. Çünkü o kul, sonsuz manevi bir mülke sahiptir. Ulaşmış olduğu mertebelerin bereketiyle diğer insanlara feyz saçar, rehberlik ve hidayet öncülüğü eder.
O öyle bir kuldur ki, Hakk’a vasıl olmuş, O’nu görmüş ve masiva denen Hakk’ın zatından gayri şeyleri bilmiştir. Artık işi halkla uğraşmaktır. Yerine göre halkın tepesine bir tokmak olur. Hakk ile batılı birbirinden ayırt eder. Müminleri Aziz ve Celil olan Allah’ın Katı’na göndermek için bir elçi, bir kılavuz olur.
Bu zata melekut aleminde Azim yani büyük ismi verilir. Bütün halk onun kalbinin ayakları altında durur ve onun gölgesinde gölgelenir. Bu halleri işitip heyecana kapılma.” demiş Hocam 60. Meclisi’nde.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Başka bir şey daha oku Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER: Hocam dün bahsettiğiniz, Kuran’da da Peygamber (s.a.v.) için “Çocuklarını tanır gibi tanırlar” diyor demiştiniz. “Dış alametleri vesilesiyle çocuklarını tanır gibi tanıyorlar. İnsan çocuğunu nereden tanır? Yüz tane çocuğun içinde kendi çocuğunu eşkalinden tanır. Peygamberimiz (s.a.v.) ‘de öyle bir detay veriyor ki, o kadar kapsamlı delil vermiştir ki Hz. Mehdi (a.s.)’ı çocuklarını tanır gibi tanıyacaklar. Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s.)’ı tarif edip, ortada bırakmamıştır. Tanınması için kolaylık meydana getirmiştir” dediniz Hocam dün.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Kardeşlerimizin bu tip durumlarda hüsn-ü zan etmeleri güzel olur. Mesela diyor ki; “Muhammed Raşit Erol Hazretleri için; bu yüzyılın kutbudur veyahut müceddidir, bu asrın müceddidir” Der. Nasıl olur bu; çünkü dünyanın her tarafına yayılmış çok büyük bir Müslüman topluluğudur, Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin sevenlerinin oluşturduğu topluluk. Küba’da da vardır, Fas’ta, Tunus’ta, Cezayir’de dünyanın her tarafında vardır ve yüzlerce, binlerce alim var içlerinde. Şimdi bu alimler toplansalar, mesela Mısır’da toplandılar. “Bu asrın müceddidi Muhammed Raşit Erol’dur” deseler veyahut “onun talebelerinden birisi” deseler. Biz bunu saygıyla karşılarız. Bu çok güzel bir şey. Nur talebeleri mesela toplanırlar, derler ki; “Fethullah Gülen Hoca Efendi’yi biz bu asrın müceddidi ilan ediyoruz” çok güzel, Allah mübarek etsin. Makul yani hak eder de, hakikaten. Muhammed Raşit Erol Hazretleri de hak eder, inşaAllah. Mesela Süleymanlı kardeşlerimiz vardır. Süleyman Hilmi Tunahan’ın talebeleri ki, dünyadaki en büyük yapılanmalardan biridir. Rusya’da da her yerde de şeyleri var. Şimdi buradan yola çıkarak, Fas’ta, Tunus’ta, Cezayir’de her yerde o kişilerin kursları var ve alim yetiştiren bir kurs. Şimdi orada yüzlerce insan bir araya gelse dese ki; “Bu yüzyılın müceddidi falanca kişidir. Süleyman Efendi’nin talebelerinden şudur” dese bu da çok güzel, inşaAllah. Demek ki, Türkiye’de bir çok ekol var, bir çok düşünce var. Herkesin kendi şeyhi, kendi sevdiği müceddidi olur. Dünyanın her tarafında da taraftarları olur. Yani bu çok normal dünyanın her tarafından gelirler. Ona saygılarını selamlarını iletirler, muhabbetlerini iletirler. Mesela Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, bana göre de asrın kutbu odur. Dünyanın her tarafında, ta Hindistan’da bile talebeleri var, Pakistan’da talebeleri var, Mısır’da talebeleri var. Şimdi oradaki alimlerin hepsi toplanıp bir araya gelseler, Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri’ni asrın kutbu ilan etseler, müceddidi ilan etseler, ben sevinç duyarım. Acayip hoşuma gider, bana göre de öyle çünkü. Dolayısıyla bu asrımızdaki din büyüklerinin müceddid ilan edilmesi bir gönül zenginliğidir, bir muhabbet zenginliğidir, İslam’ın zenginliğidir. Bunlardan rahatsız olmak değil, bilakis mutlu olmak lazım. Sevinç duyulacak bir şeydir, gayet güzel. Fakat gelecek olan Muhammed Mehdi (a.s) hepsinin üzerindedir, tamamının üzerindedir. Tamamı ona bağlıdır. Yani asrın bütün müceddidleri, bu yüzyılın bütün alimleri, müçtehidleri tabii ki hepsi, diyorum ya asrın müceddidi olarak görülen kişiler 50 tane ise, 40 tane ise tamamı hepsi Hz. Mehdi (a.s.)’a bağlıdırlar. Onun için bu iman zenginliği, bu güzellik Müslümanların hayrınadır. Bunlarda şer görmek yanlış olur. Hayır görmek lazım, inşaAllah.
Hadis kitabından herhangi bir sayfa açalım, Celalettin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler, Ali Bin Hüsameddin El Muttaki. Herhangi bir sayfa aç bana ver. Biraz hadis okuyalım. Sahabeler neler konuşmuşlar bakalım kendi aralarında. 22. sayfada;
“Ebu Naim, Ebu Umame’den tahric etti; “O dedi. Resulullah (s.a.v.) buyurdu: “Ya Resulullah (s.a.v.), o gün insanların imamı kimdir?” Ahir zamandan bahsediyor. “Buyurdu ki; “Evladımdan 40 yaşındaki Mehdi’dir””. Sahabelere bilgi veriyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Yüzü parlayan yıldız gibi” yani yüzünde bir parlaklık var. “Yanağında bir ben vardır” diyor, inşaAllah.
“Ebu Naim, Abdurrahman b. Avf’dan tahric etti.Resullullah (s.a.v.) buyurdu ki; “Yemin ederim ki”, bak yeminle söylüyor, “Allah, benim soyundan bir adam gönderecektir.” Bak, burada ismini vermiyor. “Bir adam gönderecektir.” “O kişinin” diyor Resullullah (s.a.v.), “Alnı geniştir”. Detay veriyor, “alnı geniştir.” “Yeryüzünü adaletle dolduracak ve malı bol bir şekilde dağıtacaktır”.
Keza (Naim Bin Hammad) Ebu Tufeyl’den tahric etti: Resullullah (s.a.v.)” bak sürekliHz.Mehdi (a.s.)’ı soruyor sahabeler, sürekli gece, gündüz. Acayip bir Hz. Mehdi (a.s.) sevgisi, sahabeleri sarmış Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında. Peygamberimiz (s.a.v.) aşkla seviyor Hz. Mehdi (a.s.)’ı. Ve sahabelerde müthiş bir sevgi ile seviyorlar. Resullullah (s.a.v.),Hz.Mehdi (a.s.)’ı anlatıyor. “Dilinde bir ağırlık olacak”, diyor. “Kelimeyi telaffuz ona zor geldiğin de, sağ elini, sol tarafına doğru depretiyor” Bazı, dilinde tam bir akıcılık yok Mehdi (a.s.)’ın, zaman zaman dili dolanıyor. Konuşmakta güçlük çekiyor. Ve o yüzden sağ elini hareket ettirir, depretir, sol tarafına doğru.
“İsmi ismim, babasının adı, babamın adıdır buyurdu”. Bak, açıkça Abdullah oğlu Muhammed’dir demiyor. “Adı adıma denk, müsavidir” diyor. Onu bir sır olarak saklamış. Ahir zamanda ortaya çıkacak, onu dün anlatmıştım.
Abdül Gafir Farisi Mecma-il Garaib kitabında ve İbni Cevzi Fi’l Garibil Hadis’de ve İbnül Esir’de Nihaye’de tahric ettiler, ayrı ayrı Ehl-i Sünne’in önemli kitaplarında, “Hz. Ali (r.a.) ilgili hadis hakkında dediler ki; “Hz. Mehdi (a.s.), Hz. Hasan (r.a.)’ın soyundandır. Bacakları aralıklıdır””. Yani uylukları geniştir, boydan boya geniş, uylukları da geniş.
“Naim b. Hammad, Abdullah b. Haris’den tahric etti. Buyurdu ki; “Hz. Mehdi (a.s.) sanki Ben-i İsrail’den bir reculdür” Resuldür yani Ben-i İsrail Peygamberleri gibidir görünüşü diyor.
“Naim b. Hammad Kab'dan tahric etti. Resullullah (s.a.v.) buyurdu; “Hz. Mehdi (a.s.), gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi Allah'tan çok korkan bir kimsedir”” Hz. Mehdi (a.s.)’ın özelliği. Nasıl Mehdilik iddia etsin Allah’tan korkan insan. Mehdilik iddia etmez.
Yine Hz. Ali (r.a.) Bin Ebu Talib’den, Naim b. Hammad tahric ediyor. “O dedi ki”, Resullullah (s.a.v.)’den aktararak söylüyor.“Hz. Mehdi (a.s.)’ın doğum yeri Medine’dir” yani şehir, büyük bir şehirde doğacaktır. “İsmi Peygamber (s.a.v.)’in ismidir” bak hiçbir yerde adı Muhammed’dir, Mahmut’tur, Mustafa’dır demiyor. Ahmet’tir demiyor. Onu bir sır olarak bırakmış, Resullullah (s.a.v.). “Hicret edeceği yer Beytül Makdis (Kudüs)’dir”. Kudüs’e gidecek orada namaz kılacak.
“Sakalı sık” mesela bak diyor,“Hz.Mehdi (a.s.)’ın yanağında ben vardır”. Şimdi benin görünmesi için sakalının ince olması gerekir zaten. Kevsec ve meczum. Kevsec demek, yanlardan ince, sakalı yanlardan ince demek, alt tarafta meczum. Yani toparlanmış, düzeltilmiş uzun değil sakalı. Dağınık ve geniş değil. Meczum, cezm edilmiş. Bak, ona özellikle Peygamberimiz (s.a.v.) dikkat çekmiş.
“Yüzünde bir ben vardır, omzunda Peygamberimiz (s.a.v.)’in alameti vardır” Peygamberimiz (s.a.v.)’in beni vardır. “Peygamberimizin softa bayrağı ile çıkacaktır.”
ALTUĞ BERKER:Bu bayrağı Hz. Ali (r.a.) açmak istiyorlar Hocam. Suffin Seferi’nde, siz daha iyi biliyorsunuz inşaAllah. Halk ısrarla açmasını istiyor. Hz. Ali (r.a.) Hz. Hasan (r.a.)’a söyle buyuruyor: “Bu halkın ulaşamayacağı bir süre belirlenmiştir vebu bayrağı benden sonra sadece Kaim Hz. Mehdi (a.s.) açacaktır” demiş Hocam Hz. Ali.
ADNAN OKTAR: O, Hz. Mehdi (a.s.)’ın açacağı bayrak şu an Topkapı’da, ceylan derisinin içerisinde muhafaza ediliyor. Açılmamış, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sancağı Topkapı’da duruyor.
Nevin, artık defalarca söyledim ben dedim ki; “Cübbeli’nin Hz. Mehdi (a.s.) asacak, kesecekle ilgili sözleri yanlış. Hz. Mehdi (a.s.) kan akıtmaz. Uyuyan kişiyi dahi uyandırmaz” dedim. Nevin beni daha yeni seyretmeye başlamış ondan. Sevimli Nevin sen beni ne zamandan beri dinlemeye başladın? Bana önce onu bildir. Çünkü “Hocam Hz. Mehdi (a.s.) kan akıtmayacak” diyor. “Cübbeli “Kan akıtacak” dedi” diyor. “Siz de dedikleri doğru dediniz” diyor Cübbeli’nin. O kısmı ben hariç olarak söyledim. Onu yanlış söyledi Cübbeli. Bir daha söyledim bugün yine söyledim. “Kan akıtmayacak” dedim. Her seferinde tek tek söylüyorum. Bak, şahitlerim de var. Duydun mu sende?
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Tamam.
Suat senin sorun daha biraz değişik. Şu nedir yeni modern bilimin ortaya çıkardığı şeyler var ya insanları donduruyorlar, yeniden canlandırıyorlar falan. O biraz hikaye, donduğunda bir insan ölür söyleyeyim. Yani bir daha da açılmaz. Çünkü dana etini falan buzdolabında dondurup çıkarıyorsun ama insan öyle değil. Donduğunda ölür insan, yandığında da ölür. İkisinde de ölür.
Abdullah Sarıtaş kardeşimiz “Selamün aleyküm” aleyküm selam. “Adnan Hocam ben Karabük’ten Abdullah sizi izliyorum. İlminiz ve ihlasınız kalbimize huzur veriyor” diyor. Ama şimdi uzun bir soru sonra onu anlatalım. Kardeşlerimin, bunlarda hepsi uzun, bu soruları diğer kanalda devam ederiz. Hangi kanaldan devam edeceğiz?
ALTUĞ BERKER: Samsun AKS ve Kayseri TV’den, 00.30’dan 2.00’a kadar.
ADNAN OKTAR: Tamam. Kitabı vereyim, bana bir sayfa açsın oradan hadis okuyalım. Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım.
“Keza (Naim b. Hammad) Zühri’den tahric etti. Süfyani ile Hz. Mehdi (a.s.) savaş için karşı karşıya geldikleri günde semadan şöyle bir ses işitilir: “Allah’ın evliyası, falanın ashabıdır.” Yani “Falan kişi evliyadır, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in de ashabındandır tarzında Hz. Mehdi (a.s.) olduğuna işaret edilir” diyor. Yani radyolardan, televizyondan, internetten o kişinin Hz. Mehdi (a.s.) olduğu ima edilecek” diyor, başkaları tarafından. Bakın nasıl? “Semadan şöyle bir ses işitilir: “Allah’ın evliyası” yani “Veli kişidir bu” denilecek. “Velidir, falanın ashabıdır.” Biz anlayacağız ki, orada o kişi Hz. Mehdi (a.s.). Süfyani ile, Süfyan’la Hz. Mehdi (a.s.) mücadeleye başladıklarında, bir fikri mücadeledir bu ki şu an Süfyan ile Hz. Mehdi (a.s.)’ın mücadelesi kıran kırana devam ediyor.
“Esma binti Umeys dedi ki; o günün alameti semadan uzatılmış ve insanların kendisine bakıp durduğu bir eldir.” Uzayda koskocaman bir insan eli görünümünde görüntü birçok bilim dergisinde yayınlandı. Çok şaşırtıcı şekilde, eğer onu bulabilirsek gösterelim. Net insan eli böyle semada ve bak ne diyor? “İnsanların kendisine bakıp durduğu bir eldir.” Neyle bakarlar? Teleskopla bakıyorlar, teknik aletlerle bakıyorlar. Bu ne zaman oldu? Daha yeni oldu. O zamanda işte “Hz. Mehdi (a.s.)’a işaret edilecek” deniliyor. Yani “Hz. Mehdi (a.s.)’dır denmeyecek” diyor. Bak “Allah’ın evliyası, falanın ashabıdır.” Yani “Seyyid olan, Peygamberimiz (s.a.v.)’in nesliden olan kişi velidir, veli tıynetlidir denecek. Oradan anlayacaksınız” diyor. “Gökten” yani, televizyondan, radyodan bir kişi onun hakkında böyle övücü bir söz edecek buradan anlayın diyor, inşaAllah. “O gün semadan bir ses, “Ey insanlar, Allah’ın yeryüzündeki dostları Hz. Mehdi (a.s.)’a tabi olanlardır” der. Demek ki çeşitli şeyh efendiler, mürşitler insanların Hz. Mehdi (a.s.)’a tabi olması için isim vermeden teşvik edecekler. Bak, “Ey insanlar, Allah’ın yeryüzündeki dostları Hz. Mehdi (a.s.)’a tabi olanlardır”. “Eğer Allah dostuysanız Hz. Mehdi (a.s.)’a tabi olun” diyecekler. Ama falanca kişi Hz. Mehdi (a.s.)’dır demiyorlar.
“Süfyani ve ordusu hezimete uğrar”. Yani Süfyan yeniliyor. Hz. Mehdi (a.s.) devrinde Süfyan yeniliyor. Mesela Bediüzzaman devrinde, Süfyan Bediüzzaman’ı ezdi, perişan etti. Çok zora soktu, makamını yükseltti Süfyan. Süfyan neydi? Darwinizm, materyalizm, ateist düşünceydi ve Arap sosyalizmiydi ki Şam’da çıkacağı belirtiliyor hadiste. Hafız Esad’dır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: El görüntüsünü.
ADNAN OKTAR: Evet, bak “Semada görünen bir eldir” diyor. Bu daha yeni görüldü. “İnsanların kendisine baktığı bir eldir” diyor. Çok daha net ama burada biraz bulanık çıkmış. Evet, şaşırtıcı.
SUNUCU: HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize Ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza 00.30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Samsun AKS, TV Kayseri, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, haber58.com, haberhilal.com, islaminesil.com, selamhaber.com, sekizsütun.com ve harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22.00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Asu TV’den takip edebilirsiniz.
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...