SUNUCU: Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Samsun Aks, Tv Kayseri, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, haber58.com, haberhilal.com, islaminesil.com, selamhaber.com, 8 sutun.com ve harunyahya.tv internet sitemizden devam ediyoruz. Hocam bırakıyorum sözü inşaAllah size.
ADNAN OKTAR: Abdullah Sarıtaş Karabük Safranbolu’dan yazıyor, “Selamun Aleyküm”, aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü. “Adnan Hocam ben Karabük’ten Abdullah. Sizi izliyorum, ilminiz ve ihlasınız kalbime huzur veriyor. Ben bundan 10 seneden daha eski bir zaman önce, Risalelileri Üstad hazretlerinin yazdığı gibi anladığımdan dolayı 2 dershaneden de kovuldum. Çok bunalmışlardı. Sonradan öğrendim ki Sungur Ağabeyimiz’i de dershaneye sokmamışlar. Yakın zaman önce ben kendimle çok çelişkiye düşmüştüm, sizi tanımadan önce fakat şimdi vesilenizle daha iyi anlıyorum, olayların iç yüzünü. Burada bizlere ne tavsiye edersiniz, ya da ne görev verirsiniz? Ben hazırım, inşaAllah. O eski kişiler, olumsuz kişilerden uzak durmak istiyorum. Yüze gülen insanlar da var içersinde. İyi huylu insanlar da var.” diyor, Abdullah kardeşimiz.
Şimdi bu kardeşimizin sözü çok doğru. Ben Müslüman kardeşlerimi inceledikçe görüyorum. Böyle samimiyetsiz Müslüman türü var. Kardeşlerimiz buna karşı çok şiddetli uyansınlar, heyecanla uyansınlar. Çünkü bakın çok karanlık bir oyun, diyor ki adam; “bundan sonra Kıyamet, bundan sonra Müslümanlık hakim olmaz”. Peki senin holdinglerini geliştirmek için bu gayretin ne. Madem Kıyametse. Takmış, takıştırmışsın.Büyük bir hızla zengin olmanın peşindesin, dünyaya kendini tam kaptırmış durumdasın. Kazan, kazanmana bir şey demiyorum da. Ama Allah yolunda harcamıyorsun. Allah yolunda harcasan, kazan bir şey dediğimiz yok, daha iyi. Dengesiz, anormal açıklamalar yapan Müslümanları, kardeşlerimiz kaale almasınlar. Ben hayret ediyorum, dengesiz anormal bir şey olduğunda çok, açık sırıtıyor, çok belli oluyor; fark edemiyorlar. Mesela internette bir adam çıkarmışlar geçen gün gördüm, arkadaşlar gösterdiler. Duvarda aynada böyle aynayla, çeşitli şekiller oluşturmuş, ışık kaynağından, yansıma meydana getirmiş aynadan. Adamı olağanüstü bir insan olarak görüyorlar, bak diyorlar; “duvarda ruhaniler görüntü halini almışlar”, koskoca herifler buna inanıyorlar, inanamıyorum. Aklım duruyor, hayretler içinde kalıyorum. Mesela birisi çıkıyor başına bal kabağı gibi bir şey geçiriyor, ben diyor; “Ben Peygamberim, bana kitap geldi” diyor, koskoca aklı başında insanlar, canı gönülden peşine takılıyorlar. Veya bir başkası çıkıyor diyor ki; “artık Kıyamet bundan sonra İslam’ı yaymaya, İttihad-ı İslam’a hiç gerek yok. Böyle bir şey yoktur” diyor, ona da inanıyorlar. Halbuki ben bilmiyorum tek yanlı düşündüğümü zannetmiyorum. Akılcı olan, doğru olan, samimi olan hemen belli olmuyor mu? Bu kadar karmaşık mı bu? Mesela bak Mehdi (a.s.)’nin geleceği çok aşikar, geldiği. Alametler çok açık. Bunu örtbas eden insanların samimiyetsizliği, çok alanen görülüyor. Buna rağmen, böyle holigan kafasıyla, böyle insanlar savunmanın mantığını ben göremiyorum. Onun için kardeşlerimiz bana sürekli fikirlerini iletsinler ben daha çok tanımaya çalışıyorum bu insanları, anlamaya çalışıyorum. Benim gördüğüm benim anlatımım samimi, gösterdiğim deliller de sağlam deliller. Ama benim anlatımımda samimiyetsiz gördükleri nokta olursa, mutlaka bana bildirsinler. Ben burada canlı yayında okuyacağım. Yanlış bir şey söylüyorsam, Mehdi (a.s.) hakkında Bediüzzaman hakkında, Mehdi (a.s.)’nin gelmesi, İttihad-ı İslam hakkında, İslamiyet hakkında, yanlış bir şey söylediğimde hemen bana bildirsinler. Ama ben münafıkların, sahtekarların, din düşmanlarının kasten ve gıcıklık olsun diye yazı yazmalarına aldırmam, onu söyleyeyim. Samimiyet ararım. Samimiyse mutlaka orada cevaplanır, çünkü bana çok büyük faydası olur. Ama münafıklar da yazsın, çünkü münafıklardan biz şeytanın yolunu görüyoruz. Yani şeytanın bize ne oyun oynamak istediğini görüyoruz. Münafık barometre gibidir, termometre gibidir. Çok hassas bir alettir, münafıklar. Özellikle münafıkların yazması çok önemlidir. Çünkü münafık, Müslümanlar’ın saldırılacak noktalarını iyi gösterir. Mesela köpek kemiğin yerini iyi bilir. Mesela kedinin refleksi yüksektir. Münafığın da özel yetenekleri vardır. Müslümanlar’ın zayıf gibi görünen, küfür tarafından kullanılabilecek noktalarını iyi bilirler. Onların tahkim edilip güçlendirilmesi, açıklığa kavuşturulması açısından münafık çok önemlidir. Münafığı susturmak doğru değildir, ne kadar çok konuşturursan münafığı, mesela onun yolunu kesmek, konuşmasını durdurmak, onun mesajını durdurmak, bilgisini durdurmak çok büyük hata olur. Münafık genel stratejinin nasıl olması gerektiğini insana çok iyi bilgi olarak aktarır. Hasta adamlar çok önemlidir. Cins adamlar çok önemlidir. Oradan bizim mücadele stratejimiz ortaya çıkar. Genel aksaklıklar, genel eksiklikler, Müslümanlar’da zayıf gibi görünen noktaların hepsini tespit etmiş oluruz. Yoksa durduk yere insanın aklını gelmez, o çok zordur. Mesela ben bugün Kehf Suresi’ni açıkladım ama, mutlaka münafıkane hareketlenme olmuştur. Oradan bir çağrışım yapıp o konuyu açıklıyorum. Yoksa normalde başka konulara da geçebilirim. Ama dikkat edersen en hayati nokta olarak sürekli Mehdiyetin üstünde duruyorum. Çünkü o kasar, samimiyetsiz olacak başka konunun üstünde durursam. Bu demektir; ne Mehdi (a.s.)’nin geldiğini kabul ediyorum, ne İsa (a.s.)’nın geldiğini kabul ediyorum, ne İttihad-ı İslam’ı kabul ediyorum. Çünkü Mehdi (a.s.)’den, İsa (a.s.)’dan İttihad-ı İslam’dan bir insan her gün bahsetmiyorsa, bana göre inanmıyordur. Başka bir anlamı olmaz. Kardeşim nasıl olur, şimdi sen bu devir de, Ahir zamanın girdiğini bileceksin, Mehdi (a.s.)’nin geldiğini bileceksin, İttihad-ı İslam’ın olacağını bileceksin. Ve 70 yıl olduğunu en yetkili ağızlar söyleyecek, hadislerden bunu anlayacaksın. 70 yıl bir insan ömrü, dünya bitmiş. Bu konular dururken biz gayet sakin, Cübbeli’nin üslubuyla fıkralarla, boş şeylerle, hurafelerle vakit geçireceğiz. Bu olacak iş değil. Bir de Kuran'ın yeterliliği; münafıkların en rahatsız olduğu konu bu. Bir münafıkların genel karakterini iyi vurgulamak, kişiliklerini, Kuran’dan iyi vurgulamak, münafık alametlerini çok detaylı bildirmek. İkincisi İttihad-ı İslam’ın nasıl olacağını insanlara aktarmak. Mehdi (a.s.)’yi anlatmak, İsa (a.s.) anlatmak, bunun nasıl örtbas edildiğini anlatmak ve Kuran’ın yeterliliği. Kuran’ın yeterliliğini reddeden sistemden dolayı; Allah Müslümanlar’ı perişan etti dünyada, tek sebep budur. Tek sebep olduğunu şuradan anlıyoruz. Allah, Resulünü Ahirette konuşturuyor. Peygamberimize (s.a.v.) soruluyor. Nedir şikayetin? Bir Peygamberin çok fazla şikayeti olabilir. Ümmetten, çok fazla olabilir. Bir tane şikayeti var tek. Bütün felaketin, bütün çöküşün, bütün mahvolmanın ana sebebini açıklıyor Peygamberimiz (s.a.v.), bir tane sebebi var. Yarabbi diyor, “Benim ümmetim bu Kuran’ı, terk edilmiş bıraktılar” diyor, o kadar. Bütün felaketi özetleyen bir cümle. Felaketin kökeni budur. Kuran’ın yetersiz görülmesi, haşa Kuran’a değer verilmemesi, bir şekilde Kuran’dan uzak durulması ve Kuran’ın yetersizliğini kutsal bir şeymiş gibi insanlara empoze edilmesi. Kuran’ın yerini hurafelerin alması, veyahut daha da olmazsa, bazı yanlış insanların, bazı hatalı insanların, aslında şimdi sapık diyeceğim ama doğrusu da odur. Bazı sapıkların, yaptığı gibi bana vahiy geliyor deyip, ilave yapmaları. Bütün bela bunun üstünde dönüyor benim gördüğüm. Dünyada da dinsizliğin, dayandığı tek olay var Darwinizm ve materyalizm. Onun için gerçekten Müslüman olan, İslam’ı gerçekten seven kardeşlerimiz, şu noktalara çok dikkat etmeleri gerekiyor. Birincisi, ümitsizlik veya korku içinde olmaları haramdır. Allah’a inanmamak anlamına gelir. Çünkü sen bir şey yapmayacaksın ki, Allah yapacak. İslam yıkmaya karar verdiğinde, mesela Osmanlı’yı yıkmaya karar verdiğinde, senin ümitsiz olmanın mantığı var mı? Ne kadar anormal bir hareket. Allah yıkacak işte senin yapacağın bir şey yok. Mehdi (a.s.) devrinde de yeniden hakim kılıyor. Orada da ümitsizlik anormal olur. Yani nasıl yapacak, nasıl olacak? Orada da derin derin düşünmeye gerek yok. Derin düşünülür de ümitsizlik anlamında derin düşünülmez. Onu da Allah yapacak. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında vesveselenenler vardı. Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefat ettiğini zannettiler, eyvah bittik Peygamberimiz (s.a.v.) boş yere bize vaatte bulunmuş. “Allah ve Resul bize boş şeyler vadetmiş” diyorlardı. Kuran ayeti var, ama Allah dünyaya hakim etti. Bütün İslam ahlakı dünyaya yayıldı, durduramadılar.
Şimdi ben kardeşlerimden şunu rica ediyorum. Bir kere bana yardımcı olsunlar, ben samimiyim, üstünlük iddiam da yok benim. Allah’ın gariban bir kuluyum, herhangi bir insanım, öğrenciyim ben Hoca da değilim. Ama Darwinizm karşı mücadelede gerçekten başarılıyım, elhamdülillah, Allah’ın yaratmasıyla. Bir kere bu konuda ittifak edelim, bütün Müslüman kardeşlerimizle. Kitaplarımı internetten indirip dağıtsınlar, okusunlar çok iyi uzman olsunlar. Kuran’ın yeterliliğinin üstünde dursunlar, Kuran baştan sona okusunlar. Benim anlattığım konuları, internetten indirip baksınlar, hepsi doğru. Sağlam kaynaklara dayalı. Deccaliyeti Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarif ediyor. Deccalin geldiği gün gibi aşikar görülüyor. Mehdi (a.s.)’nin de geldiği gün gibi aşikar görülüyor. Başka da zamanın kalmadığını en yetkili ağızlar söylüyor. 70 yıl içinde başka ne olur zaten. 70 yıl var. Mehdi (a.s.), deccal, İsa (a.s.) hepsi İttihad-ı İslama hepsi bu devrin içerisinde. Benim abartıyor olmam mümkün değil, 8 tane Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi var. Ve bütün ulamanın ittifakıyla son devirdeyiz. Bak Sungur Ağabey de çıktı açıkça söyledi, “son devirdeyiz” dedi. Ve 70 yıl bir devirden bahsediyor. Gerçekten İslam ahlakının hakim olmasını isteyen samimi kardeşlerim, bana yardımcı olsunlar. Kitaplarımı okusunlar, birbirlerine olan bağlantılarını güçlendirsinler. İlgili hadisleri okuyup başkalarına anlatsınlar, direnmeyi gördükçe de şevkleri artsın. Nur talebelerinin büyük bir bölümünü tanıyorum, hepsi aşağı-yukarı tanıyorum. Genellikle çok samimi insanlardır. Nur talebeleri çok iyi bir menbaadır. Onları Mehdiyet’e ve Hz. İsa (as)'ın gelişine, çok iyi hazırlasınlar. Anlatsınlar, onların konuşmaması önemli değil. Israrla anlatsınlar, onların internet sitelerine girsinler, bir daha anlatsınlar. Bir de bakacaklar ki onlar, herkes Hz. Mehdi (as)'ın geldiğine Bediüzzaman'ın dediği gibi inanıyor. Herkes Bediüzzaman’ın anlattıklarını düz anlamıyla alıyor. Yani büyücülere uymadıklarını gördüklerinde, onlar da kardeşlerimize uyacaklardır. Çünkü Bediüzzaman’ın anlattıklarına olduğu gibi uymak makul bir şeydir, makul olandır. Bediüzzaman’ın dediklerini, tam tersi başka bir şekle sokmak, üstelik kaynak göstermeden yapmak, Şeytana hizmettir, şeytanlıktır. Başka bir açıklaması yok. Safça da yapsa, iyi niyetle de yapsa olay buraya çıkmış oluyor. Ama tabii onu yaparken farkına varmamış olabilirler. Yanlış gördükleri hususları bana bildirmeleri çok önemli, kardeşlerimin. Ama sudan bahanelerle bahane bulmasınlar bana, ben onu dinlemem. Çünkü "ben örneğim, iyi modelim, bana benzeyin" demiyorum kimseye. Bir kere bunu bıraksınlar, ben “Peygamberler’e benzeyelim, Kuran’a uyalım” diyorum. Ben Kuran getirdim, Peygamberim ben demedim. “Kuran’a uyalım, geçmiş Peygamberler’e uyalım, Peygamberimiz (s.a.v.) uyalım ve sahabelere uyalım” diyorum. Bunun dışında ilave yapmıyorum. Herhangi bir alime uyalım da demiyorum bakın şu anda. Ben de dahil, böyle bir şey demiyorum. Onun için oturup, ben de kusur aramanın da bir anlamı yok. Bir işe yaramaz ve takmam da, tabiri caizse, muhatap dahi olmam. Sadece beni güldürür öyle şeyler. Benim vaktim kıymetli, gidip onlarla oturup uğraşmam ben.
Şimdi kardeşimin, bu konuşmasından aklıma geldi de. Bak, dersaneden kovma falan bunlar rezalet. Burada arkadaşımız ne yapmış samimi olarak “Risale Nur’u düz anlamıyla anlattım” diyor, düz. Düz nasıl diyor Bediüzzaman? Açıkça söylüyor Mehdi (a.s.) şu tarihte gelecek, şunu yapacak, üç vazifesi olacak. Şimdi üç vazifesi olacağı adam ikiye veya bire indirirse, bu sahtekarlık olmuş olur. Kardeşimiz ne yapmış, dürüstçe? “Üç vazife yapacak” demiş. Sen sahtekarsın diye kovmuşlar, ne büyük bir şereftir. O da hicret etmiş. Saldırmışlar o da hicret etmiş, kovma da değil.
"Dünya çapında büyük İslam alimi İbn-i Haldun diyor ki; “Mehdilik fikri, Yahudilikten çıkmış bir hurafedir, Kuran ve hadisi şeriflerle muhaliftir. Bu konuda geçen hadisler, uydurma veya zayıftır." Adnan Oktar’ın hal böyleyken gece, gündüz Mehdilikten bahsetmesinin manası nedir? Adnan Oktar ben Mehdi (a.s.)’nin öncüsüyüm, talebesiyim demektedir. Acaba bir gece, bir Mehdi (a.s.) çıkarıp da, karanlık güçlere hizmet mi edecek? Cübbeli Ahmet ve benzerleri ile Mehdilik konusunda paslaşıyorlar, bunların benzerleri de yakın tarihte geçmiştir, Molla İmran”.
Ne diyorsun Berker? Bomba gibi bir eleştiri. Bak ne güzel böyle kardeşlerimiz çıksın cayır cayır konuşsunlar. Anlatsınlar ki biz güzel güzel anlatabilelim.
ALTUĞ BERKER: Pek bir isme benzetemedim ben açıkçası.
ADNAN OKTAR: Molla tabii canım ismin üstünde niye duruyorsun? Tabii ki kendi ismini vermez, çocuk niye versin. Fanatik insanlar da var riskli şeylerde. Bizden olmaz ama çıkar bir psikopat işte adamla uğraşır bilmem ne, kafayı takar bilmem ne yapar. Haklı, kısa sadece isim olarak verilirse daha iyidir. Genelde de öyledir, adres, telefon verilir mi? Memleketin delisi var, akıllısı var manyağı var, gel benimle uğraş der gibi bir şey. Ben de olsam yapmam, ne alaka.
"Mehdilik fikri Yahudilik’ten çıkmış bir hurafedir, Kuran ve hadislere muhaliftir, bu konuda geçen hadisler uydurma veya zayıftır" : Şimdi, Molla İmran’a biz, Mehmet diyelim, Mehmet kardeşimiz. Mehmet İmran diyelim. Soyadı doğru, Mollası yanlış. Mehmet kardeş şimdi sana bir şey söyleyeceğim, tam konu açıklığa kavuşacak. 4 tane hak mezhep var. Sünni hak mezhep, Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafii. 4 hak mezhepte Mehdi (a.s.) haktır, inanılması vaciptir. Hz. İsa (a.s.)’nın inişi vaciptir, inişine inanması, Mehdi (a.s.) de haktır. Şiilikte vaciptir inanması, vahabilikte aynı şekilde, Alevilikte aynı şekilde, Bektaşilikte aynı şekilde yani İslam aleminin yüzde 99’unda Mehdilik haktır. İbn-i Haldun kenarda kalmış oluyor o zaman. O yüzde 1’in içinde kalmış olur. Yüzde 1 içerisinde Şaşar Beşer, Faruk Beşer var, İbn-i Haldun var, var mı başka sayacaklarım?
ALTUĞ BERKER: Erteleyenler var,Osman ÜnlüHoca gibi.
ADNAN OKTAR: Baygın bakışlı Hoca neydi o? Abdülaziz Bayındır vardır. Var oğlu var. Bu kardeşlerimiz bu yüzde 99’un dışındalar, yüzde 99 bizi ilgilendirir. Biz yüzde 99'a göre konuşuyoruz, yüzde bire göre konuşmuyoruz. Şimdi bu konuyu bir açıklayalım.
"Yahudilikten çıkmış bir hurafedir": Kuran’ı Kerim açtığımızda bizi, Tevrat’a gönderiyor, diyor ki; “Tevrat ve Zebur’a bakın ben oradadünya hakimiyetinden bahsediyorum” diyor, Cenab-ı Allah. “Mehdilikten bahsediyorum” diyor. Allah söylüyor.
ALTUĞ BERKER: Okuyayım mı Hocam ayeti.
ADNAN OKTAR: Evet, oku.
ALTUĞ BERKER: Enbiya Suresi, 105. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Andolsun, Biz zikirden sonra Zebur'da da: ‘Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır’ diye yazdık”.
ADNAN OKTAR: Bak dünyaya hakim olacak, bir kere hakimiyet var dünya hakimiyeti vardır. Salih kullar, bunu hadistePeygamberimiz (s.a.v.) zaten açıklıyor. “Mehdi (a.s.) ve talebeleridir” diyor. Haydi arkadaşımız Mehdi (a.s.)’ye alerjisi var, Mehdi (a.s.) demesin. “Allah’ın kulu ve arkadaşları dünyaya hakim olacaklar” desin. Salih kullar. Nerede geçiyor diyor Allah bunu; “Tevrat ve Zebur’da”. Kardeşimiz ne diyor? “Yahudilikten çıkmış bir hurafedir” diyor. Kuran'da ne diyor? “Tevrat ve Zebur'da geçen bir gerçektir” diyor. Biz hangisine inanalım Kuran’a ve Zebur’a inanırız. Tevrat’ın hak olan kısmına inanırız Zebur’un hak olan kısmına inanırız. Kuran’ın gönderme yaptığı kısma inanırız. Dolayısıyla hurafe olmadığını Kuran ayetiyle kardeşimiz gördü mü? Gördü. Tevrat’ta namaz var, hurafe mi? Tevrat’ta oruç var hurafe mi? “Domuz eti yemeyeceksiniz” diyor, hurafe mi? “Allah birdir” diyor, haşa hurafe mi? Geçmiş hak kitaplar İslam dinidir, eski İslam dinleridir tahrif olmuş hükmü kalkmıştır. Ama hak kısımları kalmıştır. Hak kısımlarından biz sorumluyuz. Kuran oraya gönderme yapıyor Tevrat ve Zebur’a gönderme yapıyor.
“Hadisler uydurma veya zayıftır”: Canım kardeşim Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn-i Mace, Süneni Davut, Sünen-i Nesei Kütüb-i Sitte’nin altı tanesi. Şimdi altı tane sahih hadis kitabı, bu altısında da Mehdi (a.s.)’den bahsediyor. Hani uydurmaydı? Hani zayıftı? Sahih hadis kitapları altı tane ve Ehl-i Sünnet alimlerinden on binlerce Ehl-i Sünnet aliminin tamamı kabul ediyor, on binlerce. Bir tek İbn-i Haldun kabul etmemiş. Müsaade etsin de o kadarcık olsun. Olur tarihte çıkmıştır öyle kişiler var Abdülaziz Bayındır var, şaşar beşer Faruk Beşer var, İbn-i Haldun var. Sayı üçe çıktı. Sorun değil sorun değil. On binlerce Ehl-i sünnet alimi bunu savunuyor mühim olan bu. Kütüb-i Sitte’nin tamamında var ve Kuran'ın Nur suresinin 55. ayetini kardeşimiz bir okusun. Allah gürül gürül Mehdiyet’ten bahsediyor, dünya hakimiyetinden bahsediyor.
ALTUĞ BERKER: Ayrıca siz daha iyi bilirsiniz söylüyorsunuz her zaman. Yüz elli hadiste çıkmış durumda. İbn-i Haldun da olsa şimdiye görse anlardı zaten.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi zayıf hadis yok demiyoruz ki biz. Zayıf hadis var. Şimdi bak mesela diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “Mehdi (a.s.) zamanında ilk defa Kabe’de kan akacak, hac yolu kapanacak ve insanlar hac yapamayacaklar” diyor. “Cemretül Akabe üzerine kanlar akacak bu Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir bu olayı gördüğünüzde bilin ki Mehdi (a.s.) çıkmıştır” diyor. Bu zayıf hadis ama Mehmet İmran kardeşim, bu olay oldu ve tarihte bir kere oldu hiç olamadı tarihte. Bak 1400 seneden beri ilk defa bir kere oldu başka da yok. Zayıf hadis ne oldu şu an? Sahih hadis oldu, hem de ne sahih. Yani tevatür derecesinde sahih hadis haline geldi. Ay ve Güneş tutulmalarından bahsediyor Peygamber (s.a.v.) Efendimiz zayıf hadistir bunlar. Tahakkuk etti sahih hadis haline geldi. Yüz elli tane hadis zayıf hadis tahakkuk ettiği için sahih, güvenilir, açıkça doğruluğu ispatlanmış hadis haline geldi. Dolayısıyla Kütüb-i Sitte’de bir ilave daha meydana gelmiş oldu. Ahir zaman hadislerinin tamamının doğru olduğunu gördük. İspatladı, Allah ispatladı.
“Adnan Oktar’ın hal böyleyken gece-gündüz Mehdilik’ten bahsetmesinin manası nedir?”: Manasını şimdi öğrenmiş oldu. Dünyaya İslam ahlakının hakim olması dünyanın en büyük olayıdır. Bunun üstüne başka ne olay var? Dünyaya İslam ahlakı hakim oluyor, İsa Mesih iniyor, Türk-İslam Birliği oluşuyor yer yerinden oynuyor çok büyük olay. Tabii ki gündem yapacağız.
“Ben Adnan Oktar’ın ben Mehdi (a.s.)’nin öncüsüyüm talebesiyim demektedir. Acaba bir gece bir Mehdi (a.s.) çıkarıp da karanlık güçlere hizmet mi edecek?”: Bir gece bir Mehdi (a.s.) çıkıp karanlık güçleri yerle bir edecek doğru. Bak çok güzel söylemiş “bir gece”, o gece yaklaşıyor bak vakti de iyi biliyor. “Bir Mehdi (a.s.) çıkarıp”, Allah çıkaracak Mehdi (a.s.)’yi ben değil. Allah’ın Mehdi (a.s.)’si çıkacak karanlık güçleri bir gece de yerle bir edecek. “Cübbeli Ahmet ve benzerleriyle Mehdilik konusunda paslaşıyorlar”, şimdi paslaşma dediği herhalde, o da Mehdiliğe hizmet ediyor, ben de Mehdiliğe hizmet ediyorum. Ben Cübbeli'yi sarığından yakaladım diyeyim veyahut işte ensesinden yakaladım diyeyim. Tuttum çökerttim, yere çökerttim. Burnunu yere değdirdim. Bağırta bağırta zorla İslam’a hizmet ettiriyorum. Eğer buna paslaşma diyorsa, desin. Bunun adına zorla çökertip, zorla İslam’a hizmet ettirme derler. Adını tam bilmiyor o. Geceli-gündüzlü hizmet ettiriyorum. Cübbeli Mehdiliğe net karşı olan dev güçlerden bir tanesidir. Bak adam söylüyor. Diyor ki; “Mehdi (a.s.)’nin çıkışını ben de istemem, siz de istemezsiniz. Ev yapıyorsunuz, evleniyorsunuz, işiniz gücünüz var. Eğleniyorsunuz. “Mehdi (a.s.) sizin işinize gelmez. Benim de işime gelmez. Onun içinde birkaç yıl sonra çıkacak dememiz olmaz. ‘Birkaç yıl sonra çıkacak’ diyorsunuz. Bunu demeyelim, demeyin. Ben size bir kolaylık gösteriyorum. 570 yıl sonra gelecek” diyor. Kıyametten çok çok sonraki bir tarihi söylüyor; 570 yıl diye. Kıyametten yüzyıllar sonrasını söylüyor. Ve böylece ümmeti o dediği güçlerin kucağına doğru itiyor. Ben o işte karanlık dediği güçleri ta dibinden patlatıp havada sekiz takla attıran adamım, Allah’ın dilemesiyle. İnşaAllah.
“Bunların benzerleri de yakın tarihte geçmiştir”: Sahte Mehdiler, halen de var. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir. Sahte Mehdiler Mehdiliği gündemde tutarlar zaten çok iyi. Kimi kafasına efendim balkabağı gibi bir şey geçirir. Öyle hizmet eder. Kimi başka türlü hizmet eder, Mehdiliği sürekli gündemde tutarlar. İstese de istemese de. Mesela Cübbeli de diyor ki, geceli-gündüzlü Mehdi (a.s.) gelmeyecek diye konuşuyordu. Bak nasıl bağırta bağırta Mehdi (a.s.)’ye hizmet ettiriyorum. Kavuklusu, kavuksuzu hepsini hizmet ettiriyorum. Ediyorlar ve edecekler, istemeseler de ettireceğim. Bilmem anlatabildim mi Mehmet İmran kardeşim, inşaAllah. Benim tersime tersime sorular sormayın çünkü hoşuma gidiyor. Hakikaten beni eleştirsinler yani çok seviyorum böyle şeyleri.
“Selamun aleyküm Muhammed Adnan Hocam”, MaşaAllah ismim çok hoşuma gidiyor. Muhammed Adnan, Adnan güzeldi ama Muhammed Adnan olunca acayip böyle içime bir ferahlık geldi, güzellik maşaAllah. Dünyanın en güzel ismi diyebilirim Muhammed. Muhammed çok çok güzel. Avrupa da herkes çocuklarına Muhammed ismini takıyormuş. İkinci en çok takılan isimde İsa ismiymiş. Yani o taktıkları isim İsa anlamına gelen bir isim, inşaAllah. İkinci isim, birde Muhammed maşaAllah. Tabii Allah’ın isimleri hepsinin üstündedir ama yani insan ismi olarak bunlar çok güzel, maşaAllah. Berker Hocam sen bir şey mi arıyorsun?
ALTUĞ BERKER:Kardeşlerimiz, arkadaşlarımız -sizin İngiltere’ye gönderdiğiniz- konferans vermişlerdi bugün. İngiltere’de şu an internette canlı olarak Nur TV de gösteriyordu Hocam ona bakıyordum, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nur TV güzel maşaAllah. Nur TV diye bir televizyon kanalı mı var?
ALTUĞ BERKER:Avrupa’da Nur TV diye.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İyi, güzel. Kim o konuşan?
ALTUĞ BERKER: Müslümanlar’dan İngiltere’deki şu an kim olduğunu bilmiyorum. Karşısında Bora ile Emin var. Şu an göstermediği açıda. Çok iyi geçmiş İngiltere’deki konferans maşaAllah Hocam. Evrim üzerine.
ADNAN OKTAR: Güzel iyi hadi bakalım.Britanya’yı da sallıyoruz, maşaAllah.
“Rahman Suresi’nin 33. ayetinde, şeytandan Allah’a sığınırım. “’Ey cin ve ins toplulukları, eğer göklerin ve yerin bucaklarından aşıp-geçmeye güç yetirebilirseniz, hemen aşın; ancak üstün bir güç (sultan) olmaksızın aşamazsınız’, ayetini tefsir edebilir misiniz Hocam? Allah ilminizi arttırsın. Bizleri de ilim sahibi kılsın. Ellerinizden öper, sizin için güzel hüsn-ü zanların tecelli etmesini Allah’tan dilerim”. Baran isimli bir kardeşimiz yazmış. Tamam, işte Cenab-ı Allah bunu gösterdi. Roketle çıkıyorlardı gökyüzüne, yer çekimini aşamıyorlardı belirli bir sürat gerekiyordu. Hatta bir tanesi dedi adam böyle meydan okur bir üslup kullandı, Ruslar o zamanlar. Adam havada yanmıştı. Yani ancak “Allah’ın verdiği imkanla, Allah’ın vereceği bir güçle geçebilirsiniz” diyor Kuran. Bu da tahakkuk etmiş oldu işte, Allah dilemezse geçemiyorlar.
“Selamun aleyküm Muhammed Adnan Hocam. Benim annem de bazen tabiri caizse yanlışlıklar yapıyor. Mehdi (a.s.)’den neden bahsettiğinizi tam anlayamıyordum. Şimdi çok iyi anladım. Mehdi (a.s.)’a talebe olmak için dua ediyorum, inşaAllah. Mehdi (a.s.)’a inşaAllah talebe oluruz” diyor. Dilek isimli bir hanım. Güzel maşaAllah.
Şu yeni gelen sorulara bakayım. Cübbeli’ye de bir şiir yazmışlar. Ama rencide edici olmasın şiirler, biraz bu rencide edici, öyle olmaz. Böyle daha neşelendirici böyle hoş şiirler olursa söz söyleyeceğim yayında. Bu tamam doğru da fakat daha iyi olabilir, inşaAllah.
“Selamun aleyküm” aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü. “Adnan Hocamız, Mehdi (a.s.) geldi vazifesini yaptı. Hz. İsa (a.s.) ile görüştü. Deccal’i öldürdü, haçı kırdı. Vallahü galibün ala emri ilahi hikmetince birazcık değişiklik oldu. Şu an Hz. İsa (a.s.) tekrar ve bizzat icraat için gelene kadar bir ara devre diyebileceğimiz "benim Ehl-i beytim’den bir genç Roma’ya ve deylem dağına sahip olmadıkça Kıyamet bir gün dahi olsa Allah o günü uzatacak’, ifadesinde ki fetih kadrosunun tamamlanacağı Mehdevi ve deccali kuvvetlerin mücadele devresindeyiz Hz. İsa (a.s.)’yı bekleyin Hz. Mehdi (a.s.)’ı değil”.
Mehdi (a.s.) geldi bitti diyorsun. Peki İsa (a.s.)’yı bekleyelim canım kardeşim İsa (a.s.), Mehdi (a.s.) ile beraber namaz kılacak Mehdi (a.s.)’ye tabi olacak, Mehdi (a.s) Müslümanların imamı olacak. Mehdi (a.s.) yok, İsa (a.s.) var diyorsun nasıl olacak o zaman? Sahih hadis üstelik bunlar Buhari de Müslim de geçiyor. Mehdi olduğunda İsa (a.s.) vardır, İsa (a.s.) olduğunda mutlaka Mehdi (a.s.) vardır. Birbirinden ayrılmaz ikisi birlikteler. Sürekli birlikte hareket edecekler dünyaya hakimiyette de birlikte. Birlikte namaz kılıyorlar ve Mehdi (a.s.)’yi imamlığa geçiyor İsa (a.s.). Mehdi (a.s.) dünyanın imamı oluyor. Onun için burada ki açıklama doğru değil.
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. Kaç yıl beraber olacaklarına dair de hadislerde vardı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Altınçağ bir Yahova Şahitleri sloganıdır. Çok kullanıyorsunuz” diyor. Yahova şahitleri bizden alsınlar. Niye altın çok güzel bir benzetme Altınçağ yani o güzelliği vurgulamak için bir cümle. Şimdi o cümleyi Hitler kullansa biz kullanamayacak mıyız? Stalin kullansa kullanamayacak mıyız? Onların kullandıkları cümleleri biz kullanamazsak hiç konuşamayız. Selam dahi veremeyiz. Onlar da selam diyorlar. Ne diyeceğiz, nasıl yapacağız? Yahudiler mesela “şalom” diyor, selam diyorlar. Selam diyemeyeceğiz o zaman. Bitti. Olmadı yanlış söylüyorlar. Güzel olan doğru olan her şeyi söyleriz, her şeyi kullanırız. İslam için Kuran için. Her türlü teknolijiyi, herşeyi kullanırız. Mesela Yehova şahidleri “Allah birdir” diyor. Biz de “Allah bir” diyoruz. Altınçağ, nereden biliyorsun? Altınçağı onların bizden almadığını nereden biliyorsun? Yahova şahitleri daha yeni ortaya çıkmış bir grup. Ama İslam ahlakının dünya hakimiyeti, Mehdi (a.s.)’nin çıkışını 1400 sene önce Peygamber Efendimiz (s.a.v.) haber veriyor. Işıkçağı diyebilirsin, Nurçağı diyebilirsin, Altınçağ diyebilirsin, hepsini dersin. Şimdi Işıkçağı diyeceksin, masonlar onu kullanıyor. Onu da diyemeyeceksin. Nur kelimesini en çok kullanan masonlardır. Hatta onların locası bile Nur Ziya Sokaktadır. Nur Ziya sokak. Mesela nura gark olduğunu söylüyorlar mason olanın. Yani mason töreninde “nuru ziyaya kavuştu” diyorlar, şu an. O zaman biz nurdan bahsedemeyeceğiz. 4-5 bin yıllık tarikattir masonluk, nur kelimesiyle geçiyor. “Şu an arkadaşımız nura kavuştu” diyor. “Nura gark oldu” diyor. O zaman biz bir insana nurlu diyemeyiz. O zaman masonlukla aynı olmuş oluyoruz. Bu modeller çok eski, yanlış modeller, Müslümanları böyle kavruk hale getiren geçmiş kaluk kanunlardır. Kaluk yöntemlerdir, bunları bıraksınlar yanlış. Başı açık hanımlara yine kafayı takmışsın. Bak dünyanın % 95’inin başı açıktır. % 95, onlar benim nur gibi tertemiz Müslüman kardeşlerim, hepsi benim canım, hepsini çok seviyorum. Çarşaflı hanımları da canım gibi seviyorum, türbanlı hanımları da canım gibi seviyorum. Başı açık hanımlar da nur gibi halis muhlis Müslümanlardır. Hepsi birbirine eşittir, hepsi. Kapalı olur, Allah esirgesin fahişelik yapar. Açık olur, veli tiynetlidir veya tam tersi olur. Bunu bu şekilde bilmeleri lazım. Yani Müslümanlar’ı ikiye ayırıp böyle bir fitneye kapı açmaları çok büyük günah olur. Müslüman hanımları başı açıklar, başı kapalılar diye iki kampa ayırırsan şeytana hizmet etmiş olursun. Başı açık melek gibi insanlar, tertemiz insanlar var. Bu yöntemle, bu stille insanları İslamiyet’ten uzaklaştırıp kavruk ve kaluk hale getirmek istiyorlar ve bundan da bir şeyler umuyorlar kendi kafalarınca, çok yanlış yapıyorlar. Çok yanlış yapıyorlar. Afganistan’da bunu yaptılar. Bak Müslümanları mahvettiler. Kabadayılık yaptılar Afganistan’da dediler ki; “biz tozunu çıkarırız evelAllah, gelsinler kafirler dümdüz ederiz” dediler, bazı tipler. Akılcı, Kurani bir stil kullanmadılar. Geldi adamlar bak pestil gibi ezdiler. Ve oradaki kadınların, kızların ırzlarına geçiyorlar, çocukların da ırzına geçiyorlar. Adamlar elleri arkada, ağzı açık seyrediyor şu an. Oldu mu bu şimdi? Orada Mehdi (a.s.) yöntemi kullanılsaydı yerle bir olurdu. Amerika da giremez, Rusya da giremez, kimse giremezdi. Başka bir model uygulandı, netice bu oldu. Mehdi (a.s.)’nin başarısının nedeni; Kuran’ı esas almasıdır, barışçılığı esas almasıdır, birleştirici olmasıdır, toparlayıcı olmasıdır, kucaklayıcı olmasıdır, bölücü olmamasıdır. Bu bölücülüktür. Şimdi başını kapatıyor. Bir fitne daha çıkarıyor. Diyor ki; “Türbanlılar ayrı, çarşaflılar ayrı. Türbanlı hiç örtmesin daha iyi” diyor. Alsana bir laf daha “hepsi Cehennem’e gidecek” diyor. Çarşaflı oluyor. Diyor ki; “bir gözünü açacak, bir gözünü kapatacak. Bunu yapmadığında Cehenneme gider. Fitne yapıyorlar” diyor. Onu da beğenmiyor. “Ya bir gözü açık o da olmaz” diyor. “Nasıl olması lazım?” diyorsun. “Tamamen kapalı olması lazım yüzünün,” diyor. “Küfür içinde onlar, dalalete düştüler.” diyor. Kardeşim yapmayın, etmeyin mahvedeceksiniz Müslümanları. Edemezsiniz de yani bacaklarınızı ayırırım Allah’ın izniyle, ilimle, kültürle, bilgiyle. Onu yapamazsınız. Fakat bu fitneyi bırakın. Bırakın, bitmiyor kardeşim yani önü-sonu gelmiyor. Bak net bu böyle, türbanlıları direkt kafir gibi görüyorlar. Çarşaflılar doğru oluyor. Çarşaflılarda olay oluyor. Çarşaflı olup yüzünü açan “o da fitnede, o da yanlış yapıyor” diyor. “Bir gözünü açması lazım” diyor. Bir gözünü? “O da yanlış, peçe kullanması lazım” diyor. Peçe kullanıyor. “Dışarı çıkmaması lazım, fitne yapıyor. Hiç çıkmaması lazım dışarıya” diyor. Dışarı çıkanları sapkın görüyor. Evinde oturanları doğru yolda olarak görüyor. Kardeşim ne yapıyorsun sen? Sen bu kafanla Müslümanlığı batırırsın, mahvedersin Müslümanları. Öyle bir sarmala sokuyorsun ki sen yani her yerden Müslümanları felç ediyorsun. Kravat giymeyeceksin, ceket giymeyeceksin, pantolon giymeyeceksin, gülmeyeceksin, resim kullanmayacaksın, müzik kullanmayacaksın, sokağa çıkmayacaksın. Şunu demeyeceksin, kitap okumayacaksın, televizyon seyretmeyeceksin. Delirdin mi kardeşim sen? Ne yapıyorsun sen? Aklını başına al. Yani bu durumda Müslümanları sen deccal’in ağzının içine akide şekeri gibi sokmuş oluyorsun. “Sadece çiğne bu kadar, başka bir şey istemiyorum” diyorsun. Mahvedeceksin, çok büyük fitne çıkarıyorlar akıllarını başlarına alsınlar. Açığı da, kapalısı da nur gibi bizim kardeşlerimiz, La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen herkes mümin, Müslümandır. Yapmasınlar bunu.
“Merakımı mazur görün, dinler arası diyaloga bakış açınız nedir? Dua ve selam en güzel kelam vesselam”, güzel maşaAllah. Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü. Şiirli konuşan M.Halis Göktaş kardeşimiz. Evet, dinler arası diyalog, bu söz de yeni çıktı. Diyalog ne alaka yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şimdi Hıristiyanlarla konuşuyordu. Onlara dini tebliğ ediyor, yemeklerine gidiyordu. Museviler’le konuşuyordu. Musevilerden kız alıyorlardı. Hıristiyanlardan kız alıyor, evleniyorlar, cenazelerine gidiyor. Beraber düğün yemeği yiyorlar, ticaret yapıyorlar. Konuşuyorlar yani bağlantı halinde. Nasılsın?” diyor. “İyiyim teşekkür ederim. Allah razı olsun”. Karısı oluyor, evleniyor. “Canım, ciğerim, birtanem, sevgilim” diyor, karısına. En güzel sözleri söylüyor karısına. Yahudi karısı. Yani aşkla, muhabbetle konuşuyor. “Dostum, kardeşim, birtanem” diyor. Her şeyi söylüyor. Musevi kadınla evlenmek hak. Kuran’da var. Hıristiyanlarla da evleniyorsun. Adam evlendiğinde ne der karısına, söylemez mi bunları? Bu diyalog nedir? Diyalog ne demek? Konuşma bu, diyalogu miyalogu nedir? Konuşuyorsun, sohbet ediyorsun, muhabbet yani, inşaAllah. Diyalog, ben öyle laflardan pek hoşlanmıyorum. Muhabbet, sohbet, konuşma. Kıl oluyorum yani yeni çıkan laflara, alengirli laflara. Sohbet, mesela ben, Hıristiyan bir hanımla evlenmiş olsam Musevi, iltifata boğarım böyle muhabbetle konuşurum. Bağrıma basarım, düşman bilmem yani. Aksi anormal bir hareket olur yani çok anormal, niye evleniyorsun o zaman? M. Halis kardeşim anlattıklarımda eğer bir yanlışlık varsa, bana bildirirsen memnun olurum. Ama anlattıklarımın doğru olduğunu görüyorsun. Ayetlerle, Kuran ayetleriyle ispat ederim. Ama karşıt görüşü kardeşlerimiz anlatamazlar.
“Deccal’i öldürdü” diyor. Peki kardeşim deccal öldüyse, niye sürünüyorsunuz o zaman? Niye sürünüyor Müslümanlar? Afganistan niye işgal altında? Irak niye işgal altında? Bütün İslam alemi niye işgal altında? Bu kanları kim akıtıyor? Niye dünyada %95’i Allah’a inanmıyor ve ateist? Dünyanın bütün üniversiteleri niye Darwinizm hakim? Allah vardır diyenler niye üniversitelerden atılıyor? Okullarda öğrenciler açıkça, alenen namaz kılabiliyor mu dünyada? Gitsinler bir kılsınlar da bir göreyim bakayım. Kılamıyorlar. Nasıl deccal hakim değilmiş dünyaya?. Bir gitsin bakayım okula bir doçent, bir profesör çıksın, göğsünü gererek Allah var, dünyayı Allah yarattı” desin bakayım. Ertesi gün kapıya koyarlar. Ve yahut “Darwin’in dediği doğrudur” demesin bakalım, yine kapıya koyarlar. Nasıl deccal hakim değilmiş, deccal ölmüş?. Deccal ölmedi, senin kafan ölmüş, ruhun ölmüş senin. Ölü olduğun için de göremiyorsun. Gerçeği göremiyorsun. Mahvediyorlar Müslümanları, Afganistan’da kadınların, kızların ırzına geçiyor. Adamlar parmaklarını kesip, kurutup Amerikaya götürüyor adam, kulaklarını kesip Amerika’ya götürüyor adam hatıra olarak, adam öldürdüğünü ispat etmek için. Diyor ki adam; “nereden çıktı ya deccal, deccal mi kaldı, öldü deccal” diyor. Senin beynin ölmüş, kafan ölmüş. Dünyanın bütün ülkelerinde Darwinizm hakim, her üniversitede hakim. Aksini kimse konuşamıyor. Biz çıktıktan sonra halk tabanında bitirdik. Yani Türkiye’de bitirdik ve birçok ülkede bitirdik Allah’ın izniyle. Cenab-ı Allah’ın yaratmasıyla. Onun için “deccal öldü, deccal’e dokunmayın ölü zaten o” diyecek. Bizden deccal’i gizlemeye çalışıyor. Deccal’i öldürmemizi engelleyecek. Bak senin bacaklarını ayırırım, deccal’in de bacaklarını ayırırım. Benden kaçıramazsın sen deccal’i, öldü diye beni kandırıyor. Ben de öldü diye o zaman diyeceğiz işimize gücümüze bakalım. Nerenin ölmesi? Duruyor, ben öldüreceğim onu, fikirle, bilimle, düşünceyle ve sevgiyle, inşaAllah. Beni de öldü diye kandırmaya çalışma. Var hani öyle tipler “öldü, kapıyı kapatmış öldü. Sakın, bir şey yok, içeri girmene gerek yok” diyor. Kapıyı kırarım, senin de bacaklarını kırarım, gider deccal’i yakalarım, inşaAllah. Ama senin anladığın anlamda, Cübbeli’nin anladığı anlamda değil, şu an ki yaptığım yöntemle, akılla, fikirle, fenle, bilimle, inşaAllah. Bana öyle hiç oyun oynamaya kalkmasın kimse. Allah’ın adını anarak böyle farkında olmadan deccal’e hizmet etmiş oluyorlar, farkında olmadan.
Hafsa, ben anlamıyorum kardeşim bir şey anlatıyorum. Hep tepeden, ben o kadar kapsamlı açıklıyorum ki dinlemiyorlar. Ben bir şey anlattığımda anlamayanlar Allah aşkına bizim internet sitemizden yeniden indirip bir dinlesinler. Detaylı açıklıyorum, dikkat edersen dikkatleri kapalı, anlamıyorlar. Birinci kısmı dinliyor, ikinci cümleyi dinlemiyor. Kardeşim bütününü dinlesene, tam anlamıyla açıklıyorum. Bir konuyu açıklayınca mutlaka şerhini yapıyorum, açıklıyorum. Ben dedim ki; kapalı hanımlar, bir kısmı kendilerine bakmıyorlar” dedim. Diyor ki; “bütün kapalı hanımlar kendilerine bakmıyorlar dediniz” diyor. Buyur yani şimdi bak ben o filmi seyrettireceğim. Ben doğruysam ne yapacak Hafsa? Olmadı güzel Hafsa olmadı. Ben bir kere kapalı hanımları çok seviyorum. Çarşaflı hanımları daha da çok seviyorum. Öyle bir şeyim yok benim, hepsini çok seviyorum. Fakat bakımsızlar, bakmıyorlar kendilerine yani biliyorum, duyuyorum. Saçları yapış yapış böyle saçları çoğunun dökülüyor. Mesela gitsinler saçını kabartsın, Güneşe çıkarsın ve yahut ultraviole alacak şekilde. Solaryuma girsin, güçlü olsun saçları mesela tarakla kabartır. Hava alması lazım saçların. Örtüyorlar o tülbentle içeri bastırıyor iyice sıkıyor, üstüne bir daha bastırıyor. Eve gidiyor yine açmıyor. Dışarıya çıkıyor yine açmıyor. Uyuyor, onunla yatıyor. Ne olur, o saç? Dökülüyor ondan sonra saçları, yapış yapış. Güneşe de çıkmıyorlar, D vitamini de almıyor, kemikleri kıralacak gibi böyle. Yiyeceklerine dikkat edecekler, A ve D vitamini alacaklar, mutlaka ya solaryuma yada Güneşe çıkmaları lazım. Yani vücudun ihtiyacıdır bu, saçlarını kabartacaklar, güzel tarayacaklar, bakımlı olması lazım. Evde açsınlar saçlarını artık anasının babasının yanında insaf. Yani böyle şey olmaz. Deodorant kullansınlar, benim dediğim doğru. Bu acı gerçek, bunu kimse söylemiyor. Dost derler işte hani acı değil de tatlı söylüyoruz. Bak bunu kimseden duyamazlar kolay kolay çünkü insanlar çekinir bunu söyleyemezler. Ben onları sevdiğim için söylüyorum. Güzel olmaları için söylüyorum. Yani bizzat müşahade ettiğim vakalar var da onun için söylüyorum. Hakikaten kokuyor. Yazık günah. Giymiş üst üste tamam güzel bir şey dediğimiz yok. Ama onun özel bakımı vardır. Yani günde en az 2 kere, 3 kere banyo alınması lazım. Haftada bir yıkanıyor. Ne olur o vücut? Pazardan pazara, cumadan cumaya. Bir kere bu çok anormal bir hareket cumadan cumaya yıkanmak. Yani rezalet ve çok anormal bir hareket. Üstü üste olduğunda bir vücut ne olur? Bir düşünün, hasta da olur. Enfeksiyon oluşur, bilmem ne oluşur. Hemen eve gittiğinde çıkaracak, çok kapsamlı yıkanıp duş alması lazım. Saçlarını yıkayacak, kabartacak. Mümkünse solaryuma girsin, değilse Güneşe çıksın. Ailesi bunu sağlaması gerekir. Mutlaka D vitamini alması lazım, hazır ve yahut balık yağı alsın. Çünkü hiç Güneş görmüyor, Güneş görmeyince ne olur? Hem kansızlık olur. Bir kere A vitamini beta-karoten alıyor, A vitaminine dönüşmüyor, Güneş görmediği için. Güneş görmediği için D vitamini de alamıyor. Çok sağlıksız oluyor. Güçsüz, kürdan gibiler çok zayıf şey gibi. Ben istiyorum ki Müslüman, Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, “Müslümanın güçlü olanı makbuldür” diyor. Zinde ve güçlü olsunlar, aslan gibi böyle gösterişli, yapılı olsunlar. Spor yapsınlar. Evde mesela spor yapabilir, yer jimnastiği yapabilir. Tembellik ediyorlar, spor da yapmıyorlar. O zaman ne kas gelişimi oluyor, ne kemik gelişimi oluyor. Kansız da oluyorlar. Mıy mıy mıy keratalar. Çok cansız oluyorlar. Halbuki dalyan gibi olacaklar, Müslüman. Güçlü, kuvvetli olması lazım. Sıhhatli, canlı olacaklar, mis gibi böyle koksunlar, güzel canlı canlı konuşsunlar. Yani temiz koksunlar, illa belirli bir koku olsun demiyorum da. En azından temiz, çiçek kokusu da olabilir, hafif bir koku yani ağır bir koku o da anormal bir hareket tabii olmaz. Ağır kokan demiyorum ama temiz, hafif bir çiçek kokusu mesela olur. Çok kültürlü olsunlar, mesela güler yüzlü olsunlar, hoş sohbet olsunlar, mesela bir baş örtüsü çok nefis ve güzel bir görünümde olsun. Mesela kıyafetleri çok güzel olsun. Bakan hay maşaAllah desin. Mesela konuştuğunda çok hikmetli konuşsun. Mesela aksi olmak, ters konuşmak, laf sokmak. Bu onlar için, bu çocukların üstüne çok gittikleri için kapalı kızların, bir kısmının sinirleri bozulmuş. Nasılsın? Desem, sanki hakaret etmiş gibi geliyor. Hemen ters cevap, lafa laf on da üstte, hemen iddialaşma, hemen kavga. Bir de sol entel bir ağız geliştirdiler bir kısmı. Altı kaval, üstü şişhane, altında ayağında botlar, askeri bot, askeri ayakkabı, üstünde kırmızı, alt tarafında yeşil, bir etek, altında pantolon yani çok alengirli kıyafetler. Osmanlı döneminde Abdülmecit döneminde o gravürlerde falan var. Mesela Osmanlı hanımlarının kıyafetleri mesela çok şahane. Bayağı kibar, çok zarif bir görünüm. O zaman insanlar imreniyor, çok güzel olur. Mesela lafını sözünü bilen böyle. Hz. Meryem (a.s.) gibi çok isabetli konuşan, iddialaşmayan, müthiş genel kültüre sahip, insanın nefesi kesilir o zaman. “Aman Allah’ım bu ne, maşaAllah” dersin. Gayri ihtiyari hürmet edilir. Mesela laf atan olur ters. Mesela “selam size derler” diyor, Allah ayatte.. Kavgaya, gürültüye karışmayan böyle hoş sohbet. Benim istediğim böyle işte sıhhatli. Dalyan gibi böyle aklı başında, sportmen, dindar kızlar, hanım kızlar. Herkes iftihar eder o zaman çok hoşlarına gider. Olayın kökeninde bu var yani gerçek kökenini söylüyorum ben, çektikleri sıkıntının kökeninde bunlar var. Bak kimsenin söyleyemediğini ben söylüyorum. Bak bu çok büyük bir nimet. Yani bunu kimse söyleyemiyor. Resmi ağızdanda bunu söyleyemezler. Ben söylüyorum işte, yani sıhhtasiz olmamalarını, onların sıhhatli olmalarını istiyorum ben, sağlık olmalarını istiyorum. Güzel huylu olsunlar. Çoğu konuşamıyor, bir şey söyleyemiyor yani garip bir ruh hali, kendi aralarında acayip şeyler oluyor. Bu % 1 oranında benim dediğim sayı, ama % 1, sütün içerisine bir damla zehir damlatırsın, sütün tamamını batırır. % 1 çok büyük tahribat yapıyor. O % 1’in düzelmesi için bunları söylüyorum. Hafsa da efendim sözümü herhalde anlamıştır. Bu meyandaydı benim konuşmam yani biraz daha genişletmiş oldum, inşaAllah.
İstanbul’dan Kübra Güzelcan Hanım, maşaAllah. “Hocam Tevrat’ta Mehdiyet’in yer almasından, Mehdiyet’in gerçek olmadığı gibi bir anlam çıkararak çarpıtmada bulunanlardan bahsettiniz. Hocam siz daha iyi bilirsiniz. Bir ayette, Tevrat’la Kuran’daki paralelliği iki büyü birbirine arka çıktı diye yorumlayan kafirlerden bahsediyor” diyor.
Doğru, iki büyü birbirine arka çıktı. Yani “Tevrat ve Kuran birbirini destekliyorlar” diyorlar o zaman kafirler, münafıklar, müşrikler. “Bu nasıl oluyor?” diyor. “Demek ki bunlar aynı yani Tevrat’la, Kuran’ın hedefleri aynı demek ki. Nasıl olur.” diyorlar. Nasıl olur, o da hak kitapta onun için, tahrif olmuş, hak kitap. Tabii ki benzeyecek, Tevrat’ta Mehdi (a.s.)’nin anlatılması zaten Mehdi (a.s.)’nin hak olduğunun en büyük alametlerinden birisidir. Çünkü Kuran, Tevrat’a gönderme yapıyor. “Tevrat’ta ve Zebur'a. Baktığımızda yüzlerce Allah açıklama yaptığını görüyoruz. Mehdi (a.s.) ile ilgili yüzlerce, en ince detaylarına kadar görünüşü, nerede faaliyet yapacak? nasıl yapacak? Aynı hadisi şeriflerde olduğu gibi. Bak 3 bin yıl öncesinde Allah Mehdi (a.s.)’yi müjdeliyor. O yüzden sahabeler hemen hemen hergün Resulullah (s.a.v.)’a soruyorlar Mehdi (a.s.)’yi. Müthiş gündem Mehdi (a.s.). Resulullah (s.a.v.) zamanında en sevilen insan olabilir yani sürekli gündem. Çünkü o kadar harika anlatıyor ki Resulullah (s.a.v.). Sahabeler hayretler içinde dinliyorlar, mühtiş merak ediyorlar, sürekli soruyorlar. Nasıl yapacak? Nasıl olacak? “Hatta safların içerisinde aradılar” diyor. Mehdi (a.s.)’yi arıyorlar, Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında arıyorlar, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “İki büyü birbirine arka çıktı” diye yorumlayanlardan bahsediyor. Kasas Suresi 48. Kasas Suresi 48’de bu ayet. “Fakat onlara kendi Katımızdan hak geldiği zaman: ‘Musa’ya verilenlenin bir benzeri buna verilmeli değil miydi?’ dediler”, yani “Tevrat’ın aynısı ona da verilmesi gerekmiyor muydu?” diyorlar, Tevrat’ın bir benzeri. Daha önce “iki büyü birbirine arka çıktı” diyorsun. Şimdi de “Tevrat’ın bir benzeri Hz. Muhammed (s.a.v.)’e verilmesi gerekiyordu” diyorsun. Yani münafıklık olduğunda zaten ne yaparsan yap rahatlamaz. Bak ikisinden de memnun değil. Tevrat’ın benzeri verilmediği için ondan da şikayetçi, Tevrat’a benzediği için ondan da şikayetçi. “Onlar daha önce Musa’ya verileni inkar etmemişler miydi? Tamamen reddetmemişler miydi zaten?” diyor, Cenab-ı Allah. “’İki büyü birbirine arka çıktı‘ dediler. Ve: ‘Gerçekten biz hepsini inkar edenleriz’ dediler”. En sonunda da “hepsini inkar ediyoruz” diyorlar. Yani “Kuran’ı da inkar ediyoruz, Tevrat’ı da inkar ediyoruz” diyorlar. “Allah’ın sizdeki tecellilerine büyük hayranlıkla sevgi duyuyorum Hocam” diyor. Ben de Kübra senin bu güzel sözlerinden çok memnun oldum. Allah Cennette arkadaş etsin, inşaAllah.
“Eleştirin diyorsunuz o halde eleştiriyorum” diyor, maşaAllah. “Selamun aleyküm muhterem Adnan Hocam. Cübbeli ile uğraşmak size yakışmıyor. Onun hakkında söylediğiniz, sarf ettiğiniz sözler size hiç yakışmıyor. Cübbeli ile uğraşmazsanız daha fazla sevgi göreceğinizi söyleyebilirim. Size olan muhabbetten dolayı bunu ifade etme gereği duyduk. Muhabbetle, saygılar İzzet İkram”. Evet çok güzel. Cübbeli ile uğraşıyor muyuz? Cübbeli'yi ben İslam’a zorla hizmet mi ettiriyorum? Yani şimdi buna bir bakalım. Cübbeli’nin tahribatını durduruyorum. Cübbeli’yi ortaya sürenlerin, mühendislik projesi uygulayanların projesini dürdüm büktüm ve boru haline getirdim ağızlarından içeriye soktum. Olay budur. Cübbeli’yi adamlar durduk yere ortaya sürmediler. Yani bu kadar ona sahip çıkmanın altındaki nedeni; ferasetli, basiretli bir Müslüman anlar. Bunu anlamamak için çok acayip bir konumda olmak lazım, çocuk olsa anlar. Cübbeli ne diyor? “İttihat-ı İslam’ı unutun, Türk-İslam Birliğini unutun, Mehdi (a.s.)’nin çıkışını unutun, 570 yıl” diyor. 570 yıl sonra Kıyametin üstünden yüz yıllar geçmiş olacak. İttihad-ı İslam’ın, Türk-İslam Birliğinin Cübbeli’ye ne zararı var? Niye rahatsız oldu? Bak Bediüzzaman; “en büyük farz vazifedir. İttihat-ı İslam en büyük yani namazdan, oruçtan, hepsinden üstündür” diyor. Cübbeli buna karşı çıkıyor. Ben de Cübbeli'ye karşı çıkıyorum. İbadet yapıyorum, cehd ediyorum, inşaAllah. Bunu yapmazsam Allah benden sorar. Ama Cübbeli de boş durmasın dedim. Cübbeli’nin ensesinden tuttum. Bak yere çökerttim, bağırta bağırta İslam’a hizmet ettiriyorum. Şimdi yine konuşturacağım Cübbelinizi, inşaAllah. Ve İslam’a, İslam ahlakı hakim oluncaya kadar ona zorla hizmet ettireceğim, zorla İttihad-ı İslam’ı anlatmaya mecbur ettim onu şu an ve zorla hizmet edecek. Ve talebem oldu. Bak en istemediği şeyi yaptırıyorum ona, Mehdi (a.s.)’ye hizmet etmek en istemediği konuydu. Hayatta bak en çekindiği konuydu. Zorla onu yaptırıyorum ben, ne kadar güzel. Ben deccal ile uğraşıyorum, Cübbeli’yle uğraşmıyorum. Cübbeli garibanın teki. Bak diyorum ki Cübbeli’ye birisi sıkıysa bir şey yapsın. Bir oyun oynamaya kalksınlar, bir iftira atmaya kalksınlar tek kelime ile söylüyorum ezerim. Hukukla, kanunla ezerim. Zaten korkuyordu öyle şeylerden, şimdi korktuğunda hiçbir şey söylemiyor. Benim onu koruyacağımı bildiği için çok rahatladı. Gece-gündüz herkesle panik halindeydi. Sürekli cemaatini uyarırdı, etrafındakini uyarıyordu. Bana oyun oynayacaklar, şunu yapacaklar, bunu yapacaklar. Müthiş panik halindeydi. “Sana oyun oynayanı ezerim” dedim ben. Gönlü rahatladı ve çok rahat. Neyle? Kanunla, hukukla, burası dağ başı değil. Bütün bunlara rağmen Müslüman kardeşimdir. Bütün Müslümanlar benim kardeşimdir. Ama İttihat-ı İslam’a karşı, Türk-İslam Birliği ile mücadele edenle, mücadele ederim. Bu benim için cehddir. Allah için mücadele ederim. Ve Cübbeli de zorla da olsa İslam’a hizmet ettirdiğime göre sorun yok. Benim kiminle uğraştığımı şimdi görüyorsunuz. Ben şeytanla ve deccal’le uğraşıyorum. Cübbeli’yle uğraşmıyorum.
Şimdi Cübbeli’nin İslam ahlakının hakimiyeti ile ilgili sözlerinden, güzel konuşmalarından bir tanesini yayınlayın. Kardeşimiz Cübbeli’yi madem yad etti. Evet buyurun. Bakalım.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Şimdi Cübbeli bak ne güzel hizmet etti. “Her an çıkabilir” diyor, Mehdi (a.s.). Hani 570 yıl sonra çıkacaktı? Canım kardeşim, muhterem kardeşim. Hani 570 yıl sonraydı? “Her an çıkabilir. Bak bir, iki yıla kadar da çıkabilir diyorsunuz ama Evler var, evleniyorsunuz, işiniz gücünüz var. Mehdi (a.s.) sizin işinize gelmez. İttihat-ı İslam sizin işinize gelmez. Benim de işime gelmez. Bir 570 yıl ben size ilave yapacağım çok rahat edeceksiniz” diyor. Senin 570 yılını Cenab-ı Allah dinlemez. Allah Mehdi (a.s.)’sini gönderdi. Hz. İsa (a.s.)’da geldi. Sen güya durduracaktın bak durduramadın. Bir de Nur talebesi kardeşlerimize karşı kardeşlerimiz çok dikkatli olsunlar. Bediüzzaman alenen ve açıkça Mehdi (a.s.)’den bahsediyor. Ve Bediüzzaman adına sahtekârlık, yalan söyleyen bir güruh var. Çok hoşlarına gider kardeşlerimiz, bayağı gayret etsinler. Bu sahtekârları sürekli rezil rüsvay edelim. Yani bayağı da hoşlarına gidecektir. Çünkü o kadar net ki bakın sahtekârların yalanları da çok açık net. Bediüzzaman’ın açıklamaları da çok net. Kardeşlerimiz mesela örnek istiyorlarsa bir tanesini söyleyeyim.
Mesela diyor ki; Kastamonlu Lahikası sayfa 72. Tarihçe-i hayat sayfa 258, “Muhbiri sadığın (Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in) Ahir zaman ile ilgili ihbarını aynen tasdik etmiş” diyor, olaylar. Yani aynen alametler, “Ahir zaman alametleri çıkıyor” diyor. İşte Kâbe’deki baskın ve diğer olaylar. “Vukuatla ispat etmiş”. Yani hadis artık zayıf hadis olmaktan çıkmış vuku bulmuş vukuatla ispat etmiş. İspat edince artık konu bitmiş oluyor. “Ve ediyor (devam ediyor) Ve inşaAllah daha devam edecek (daha göreceksiniz, Ahir zamanda, bitmedi, devam ediyor) Ve öyle kökleşmiş ki, inşaAllah. Hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden Risale-i Nur külliyatını çıkaramaz" (Anadolu’da Risale-i Nur duracak) diyor.
Şimdi sahtekârlık yapan kendine Nur talebesiyim diyen bazı üçkâğıtçıları köşeye sıkıştıracak bir bilgi veriyorum kardeşlerime. Herkes ezberlesin bayağı bir eğlenceli yani sahtekâr ezmek çok zevklidir. Bakın o sahtekârlara desinler ki; “Ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, Risale-i Nur’un asıl sahipleri, yani Mehdi (a.s.)”, 26. kere tekrar ediyor bak burada yalnız. Mehdi (a.s.)’yi 26. kere tekrar ediyor Mehdi (a.s.)’nin Ahir zaman da geleceğini. 26 kere. Adam anlamıyor. Bak; “Risale-i Nur’un asıl sahipleri yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk’ın izni ile gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz”. Şimdi ben samimi bir Müslüman’ım dürüstüm ben bak açıkça söylüyorum. Bazı Nur talebelerinde bunu söylediğinde seni kovarlar o evden, gidersin. Adamların işine gelmiyor bunun bilinmemesi gerekiyormuş. Örtbas ediyorlar. Çünkü Mehdi(a.s.) adamların huzurunu kaçırıyor. Bak Cübbeli kardeşimiz de söylüyor. “Bu tiplerin huzurunu kaçırır” diyor. Bu sahtekârlarla uğraşmak çok zevkli olur bayağı eğlenceli olur Müslüman için. Diyecekler ki, tabii sahtekâr demesinler de o kendinin sahtekâr olduğunu bilir. Söylemeye gerek yok. “Ta Ahir zaman da” ne demek Hocam? diyecekler. Yani Bediüzzaman’ın zamanı mı, ileriki bir devirden mi bahsediyor? Hayatın geniş dairesi ne zaman olacak? Yani “internet, televizyon, radyo bunlar mı kastediliyor?” diyecek. Temiz temiz sorsunlar. “Risalei Nur’un asıl sahipleri”. Hocam diyecek; “ya biz Nur talebeleri biliyorduk burada asıl sahipleri başkaymış diyecek kimmiş bu asıl sahipleri” diyecek. Ben mesela Nur talebesiyim, Risale-i Nur’un asıl sahibi sen değilsin diyor, Bediüzzaman. “Yani”, yani dediğinde bir dururum ben yani açıklama giriyor demek. “Mehdi (a.s.)”, hani şahsı maneviydi sahtekâr amcam. Mehdi (a.s.), diyor; niye sahtekârlık yapıyorsun, niye yalan söylüyorsun? Niye bizi kandırmaya çalışıyorsun yani ne ihtiyacın var? “Mehdi(a.s.) ve”, bak ve ne demek ilave arkadan bir daha geliyor. “Ve şakirtleri (talebeleri)”, hani şahsı maneviydi. Yalan söylemek haram. Bediüzzaman yalan söylemenin haram olduğunu söylemiyor mu? Sıdk ve doğruluğun önemini anlatmıyor mu? Bak, “şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk’ın izni ile gelir”, geldi demiyor gelir. “O daireyi genişletir”, daire darmış genişlettirir. “O tohumlar sümbüllenir”, bizlere Nur talebelerine “siz tohumsunuz. Sümbülleneceksiniz açacaksınız” diyor. “Bizler de kabrimizde Mehdi (a.s.) ve talebelerini seyredip Allah’a şükrederiz”, “ben o zaman ölü olacağım” diyor. Be hey sahtekâr kardeşim. Sahtekar arkadaşım. Bunu niye gizliyorsun? Eline ne geçecek? Bak “yalancının mumu yatsıya kadar yanar” derler. Nasıl gizleyeceksin bunu? 30 milyon kişiye falan ben yayın yapıyorum. Çok fazla internet sitesinden, çok fazla radyodan ve uydu yayınından Amerika’da da izleniyoruz şu an. Küba’da her yerde izleniyoruz. Azerbaycan’da, Araplarda her yerde izleniyoruz. Nasıl gizleyeceksin? Ve milletin yüzüne nasıl bakacaksın? Göğsünü gere gere o badem bıyığınla böyle rüzgarlar savuraraktan nasıl yalan söylemeye devam edeceksin. Ne gerek yalana. Ne ise o kardeşim. Dürüst olmak lazım. Sahtekarlığa ne gerek var. Bize ne fayda getirecek bu. Mesela diyor ki kardeşimiz, görüyorsunuz deminkini de açıkladım. Bütün samimiyetimle anlatıyorum, dürüstlüğümle anlatıyorum. Beni eleştirsinler yanlış söylüyorsam. Mesela ben bu konuyu yanlış anlatıyorsam açıklasınlar bana. Ama deli olmak lazım aksini nasıl söyleyeyim ben? Açık değil mi bu?
ALTUĞ BERKER:Üstadın varislerine de sordurtuyorsunuz aynı şeyi “ben Bediüzzaman’dan duydum böyledir” diyor.
ADNAN OKTAR:Göster Seyyid Salih Özcan Hocam’ı göster. Yani bak “ben bizzat kendim duydum” diyor. Be hey sahtekar onu da dinlemiyorsun. Yanında yetişmiş talebesini de dinlemiyorsun. Manevi varisi 6 kişi var. 6 kişiden birisi, manevi varisi onu da dinlemiyor.
VTR – Salih Özcan Hoca
ADNAN OKTAR: Şimdi bak Mehdi (a.s.) çıkacak. “3 vazifesini yapacak. Mehdi (a.s.) şahsı manevi değil, şahıstır” diyor. Bediüzzaman da böyle diyor. Bak ne diyor? “Fakat o ileride gelecek acip (Şaşılan ve hayret uyandıran; benzeri görülmeyen) şahsın bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdârı (ordunun geriden gelen emniyet kuvveti) ve o büyük kumandanın pîşdâr (öncü) bir neferi (askeri) olduğumu zannediyorum” diyor. İleride gelecek diyor, bak çok net açıklamış. Fakat o ileride gelecek, geldi demiyor ki. İleride, ileride ne demektir? Daha nasıl olsun? “İleride gelecek acip şahsın” diyor. Acip şahsın. “Bir hizmetkarı”, “ben onun hizmetkarıyım” diyor adamların ağırına gidiyor. Mehdi (a.s.)’nin emrinde olmak. Bak Bediüzzaman gibi büyük bir müceddid “ben onun hizmetkarıyım” diyor. Ağırına gitmiyor. Bizim ekabirlerin ağırına gidiyor. “Ve ona yer hazır edecek bir dümdârı” biz de Mehdi (a.s.)’ye yer hazırlıyoruz. Ben de hizmetkarıyım. “Ve o büyük kumandanın”, o büyük kumandanın bak kumandan demiyor, o büyük kumandanın. Bütün İslam aleminin kumandanı çünkü. “Pîşdâr (öncü) bir neferi (askeri) olduğumu zannediyorum” diyor. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek”. Ne yapacakmış Mehdi (a.s.)? Risale-i Nur’u bazı sahtekarların gizledikleri, Risale-i Nur’dan gizledikleri, insanların okumalarını istemedikleri veyahut anlatırken çarpıtarak okuduklarını dümdüz dürüstçe tam Bediüzzaman’ın anlattığı gibi anlatacak demek ki. Ve sahtekarlara nefes aldırmayacak. Radyolardan, televizyonlardan, internetten, kitaplardan her yerden Bediüzzaman’ın Ahir zamanla ilgili sözlerini diğer sözlerini tam anlamıyla doğru şekliyle insanlara aktaracak. Ve böylece sahtekarların kapısını kapatacaklar. Bak ne diyor? “Bu hakikatten anlaşılıyor ki sonra gelecek o mübarek zat”, geldi demiyor bak, sonra gelecek. sonra kelimesini bu sahtekarlar çok iyi biliyordur herhalde. “O mübarek zat” yani Mehdi (a.s.). “Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek”, demek ki Risale-i Nur’dan deliller gösterecek. Sahtekarların gizledikleri yerleri insanlara açacak. Risale-i Nur’u uyuşturma ve uyutma kitabı haline getirmek isteyen üçkağıtçılara nefes aldırmayacak. Bir de böyle kasılarak gezmelerine müsaade etmeyecek. Sahtekar olduklarını onlara gösterecek. %99,99’u Nur talebeleri aslan gibi, çok dürüst, temiz insanlardır. Çok küçük bir bölüm %5’lik, 10’luk bir sahtekar grubu var. Onlarla böyle bir mücadele içerisindeyiz.
“Selamun aleyküm Muhammed Adnan Hocam.” Aleykümselam. “Kapalı hanımlar konusunda açıklamalarınızdan sevinç duydum. Kadınların parfüm kullanması konusunda”, onu açıkladım. Böyle çekici parfümler falan olmaz. Ama normal bir sabun kokusu güzel yani. Sabunla yıkanan bir insan zaten sabun kokar. Yani başka ne kokması gerekiyor bir insanın. Kadın illa dışarı çıkınca tiksindirici olması gerektiğini iddia etmek akılsızlıktır. Tiksindirici değil, temiz ve saygı duyulacak şekilde olması lazım. Parfüm kokusu değil. Tabii ki, ben bunu açıkladım. Çekici bir parfüm değil benim bahsettiğim. Bir çiçek kokusu. Sabun kokusu normal bir kokudur. Yani o zaman kadın sabunla yıkanmamıştır demektir. Sabun kokmuyorsa suyla yıkanmış demektir. Bu da anormal bir şey olmaz mı? Yani bu kadar kadınların üzerine zulümle yaklaşmak doğru olmaz. İşte açıkladım, söyledim parfümü; çiçek kokusu dedim. Çiçek kokusu ne? Sabunda çiçek kokusu var. Hafif bir koku. Zaten doğal olarak yıkandığında kadın temiz kokar. Temiz olur bu yeterlidir, inşaAllah. İlave bir şey kullansın demiyorum zaten. Çiçek kokusu kelimesinden gerekli anlamı çıkaracak. Çünkü bütün sabunlarda çiçek kokusu hakim. Bütün fabrikaların çıkarttığı sabunlar öyle. İnsan sabunla yıkanmıyor mu zaten? Veyahut ona benzer bir şeyle. Ama hepsinde bir parfüm oluyor, bir koku oluyor. Ve diyorsun “tertemiz, banyo yapmış çıkmış” diyorsun. Öbür türlü çok kötü yani müslüman bir kadın için. Olmaz. Veyahut diyor ki, bana zorla konuşturuyorlar, söylemeyeyim diyorum ama. Mesela “kadın, yüzündeki herhangi bir şeyi alamaz” diyor. Yüzündeki herhangi bir tüyü falan. Sakallı bıyıklı kadın oluyor. Bu çok kadınları ezmek. Zulüm. Bu aşağılamak. Allah’tan korkun. O çocuğun halini bir düşünün. Ne kadar muztar durumda olacağını düşünün. Gelen geçen şaşkınlıkla bakıyor. Olur mu? Yani birçok kadın da bu vardır. Ve kadın onu Tahir eder, temizler, düzenler. Mahcup edip, küçük düşürmenin alemi yok. “Aman aman dokunma. Olduğu gibi kalsın”. Daha anormal şeyler de düşünüyorlar anladığım kadarıyla, bu yanlış. Kadın düzgün olacak. Normal olacak görünüşü. Yani kaliteli bir görünümü olması lazım. Bu onu anormal bir hale getirmez. Ona saygıyı kaybettirmez. Daha çok saygıya sebep olur. Kimseyi de mahcup etmek istemiyorum ama. Bu çirkin ve yanlış bir tavır. Bir kadını sakallı, bıyıklı dışarıya çıkarttırmak. Kaşı gözü birbirine karışmış dışarıya çıkarttırmak, saçlarını çok bakımsız hale getirttirip perişan etmek, kemikleri bakımsız, kas yapısı çökmüş hale getirmek bu takva değil. Bu zulümdür bu. Kötülük yapmış oluyorsunuz. Bir hanım kardeşimiz kendi ismi değil. Normal de, çok acayip isimler koymaya ne gerek var. İnsan mesela herhangi bir isim söyleyebilirsiniz. Garip garip hiç duymadığım isimler. Berker Hocam ne diyorsun?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Dün şöyle bir dediniz. “Her yıl bu anlattıklarıma daha çok kanaatleri gelerek devam edecek olaylar. 2012, 2014, 2017’de olacak olaylarla insanların nefesi kesilecek. Bundan on yıl önceki Hz. Mehdi (a.s.) inancıyla şimdiki Hz. Mehdi (a.s.) inancını bir karşılaştırın, arada bin misli fark vardır. On yıl önce çok insan inanamıyordu, ama şimdi milyonlarca insan geleceğine değil geldiğine inanıyor. Bu milyonları, yüz milyonları bulacak” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah, inşaAllah. Şimdi Mehmet kardeşimize biraz daha ilave yapalım.
Nur Suresi’nin 55. ayetinde Cenab-ı Allah; “İslam ahlakının dünyaya hakim olacağını söylüyor”. Kafasını hiç karıştırmasın. İslam ahlakı dünyaya hakim olacak Kuran’da Allah vaat etmiş. “Allah vaadinden dönmez” diyor. Hiç böyle oyun oynayıp İttihad-ı İslam’ı durdurmaya kalkmasınlar. Buna güçleri yetmez. İttihad-ı İslam olduğunda, Türk-İslam Birliği’nin olduğunda Müslümanlar’ın başında bir insanın bulunması farzdır. Müslümanlar’ın liderinin olması farzdır. Müslümanlar’ın liderine kardeşimiz Mehdi (a.s.) demesin, zaten demeye gerek yok. O da Mehdi dedirtmeyecek zaten. İsmiyle de hitap edebilir. Müslüman kardeşimiz diyebilir. Büyüğümüz diyebilir, Hocamız diyebilir. Bir çok sahibi zaman diyebilir. Tedirgin olmasınlar. O şahıs bu olay olacak Allah vaat etmiş Kuran’da. Nur Suresi’nin 55. ayeti alenen Mehdiliği anlatıyor. Aksi imkansız. Mehdilik demek İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti demektir. Niye kafalarını karıştırıyorlar. Kafaları karıştıracak bir şey yok. Onun başına lider olarak geçecek kişinin ismine biz “Mehdi” diyoruz. Ama biz ona Mehdi diye hitap etmeyeceğiz zaten. “Efendim siz Mehdiliğe çok benziyorsunuz” diyeceğiz. O kadar. Tevrat’ta da İslam ahlakının dünyaya hakim olacağı müjdelenmiş. İncil’de de müjdelenmiş. Zebur’da da müjdelenmiş. Kardeşim israliyat bu. Tamam ama Kuran gönderme yapıyor. Cenab-ı Allah gönderme yapıyor. “O kısımlar doğru” diyor. Yani “dünya hakimiyetiyle ilgili kısımlar doğru” diyor. Biz Kuran’a inanıyoruz. Kuran’a göre hareket ediyoruz. Sen istediğin kadar başka türlü düşün. Bunun hiç çözümü yok. Başka türlü bir atak yapsa da şeytani güçler, deccali güçler mutlaka hak hakikat ortaya çıkar, inşaAllah. Yani ismin üzerinde durmak mesela Tevrat’ta, Mosiah deniyor. Kral Mesih deniyor. Hiç fark etmez. İster Mosiah desin ister Kral Mesih desin, ister Mehdi desin, ister bir büyüğümüz, ağabeyimiz, kardeşimizin desin, Hocamız desin, ne derse desin, bir şahıs gelip bütün Müslüman aleminin başına geçecek. Ve İslam ahlakı dünyaya hakim olacak. Özetle olay bu. Ne oturup olayı karıştırmaya çalışıyorlar. Bu Allah’ın vaadi. Aksi mümkün değil. Onlarca Kuran ayeti vardır. Tevrat’ta da yüzlerce Allah bu konuyu açıklamış. Yüzlerce yerde açıklamış. Kanaat getirmeyen kardeşlerimize önümüzdeki günlerde yarın da Kuran ayetlerini anlatmaya devam ederim. Karmaşık bir şey yok.
SUNUCU:Yarınki kanalları hatırlatıyoruz, inşaAllah. Bizi yarın 22.00’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden Mavi Karadeniz Radyo’dan, Asu Tv’den takip edebilirsiniz. Bizi HarunYahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz. 2 dakika var Hocam.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz, Kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir”, 15. ayet. Hicri 15. yüzyıla da işaret ediyor. “Kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim" diyor, Allah. “Neredeyse gizleyeceğim”. Yine Taha Suresi 25. Cenab-ı Allah diyor ki, Hz. Musa’ya; “Firavun’a git (deccale git) çünkü o azmış bulunuyor. Hz. Musa, Dedi ki; ’Rabbim, benim göğsümü aç. Bana işimi kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz’”, Mehdi (a.s.)’nin de dili tutulur zaman zaman. Hz. Musa (a.s.)’nın da öyle. "’Ki, söyleyeceklerimi kavrasınlar.Ailemden bana bir yardımcı kıl, Kardeşim Harun'u’”, Harun masonlukta da çok önemli bir isim. Musevilik’te de çok önemli bir isim. Museviler de bana yazdıklarında Harun’un dualarını gönderiyorlar. “Harun çok barışçıl bir insandı” diyor. Onu gönderiyor, zaten masonlarda giriş töreninde Harun’un ismi geçen bir dua var, onu okuyorlar inşaAllah. “Onunla sırtımı kuvvetlendir, onu işimde ortak kıl”.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...