SUNUCU: Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV, TV Kayseri, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, haber58.com, haberhilal.com, islaminesil.com, selamhaber.com, 8sutun.com ve harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz. Buyrun Hocam, nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR: Nasıl başlayalım Oktarım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam nasıl emrederseniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Neler anlattınız?
OKTAR BABUNA: Darwinizm’i anlattık Hocam inşaAllah, iman hakikatleri, Kuran mucizeleri. Darwinizm’in -sizin anlatımlarınızla- nasıl komünizmin temelini oluşturduğunu, PKK’ya en etkili çözümün fikri mücadele olduğunu ve bunu da sizin yaptığınızı, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Mesela Ahir zamanda deccal gelecek diyor, ben zannettim hakikaten Ahir zamanda böyle tek gözlü bir adam çıkar, milleti kandıracak, hakikaten bütün dünyanın yüzde doksan beşi ona inanacak, öyle biliyordum çocukluğumda. Baktık deccal zaten gelmiş ve hiç ummadığım, tahmin etmediğimiz bir şekilde gelmiş. Mesela ben bilim görünümü altında, felsefe görünümü altında Darwinizm’i ve materyalizmi kullanarak deccalin geleceği aklımın ucundan geçmezdi benim. Hiç tahmin etmediğim bir şey yani. Çocukluğumuzda Mehdi (a.s.) de gelecek hakikaten böyle büyük kalabalık topluluklarla, ordularla çıkar, hakikaten harikalar gösterir ve peşpeşe kerametler gösterir; yani herkes de öyle biliyordu. Halbuki o zaten Adetullah’a aykırı, yani Allah’ın yarattığı kanunlara aykırı. Allah çok makul, insanların fark etmeyeceği şekilde deccali dünyaya hakim etti yüzde doksan beşle. Koskoca adamlar, “nasıl oldu insan” diyorsun “tesadüfler sonucu oldu” diyor. “Yani bu İstanbul’u, Paris’i, Londra’yı kuran varlıklar, insanlar, bunlar tesadüfler sonucu mu oldu” diyorsun, “baştan sona kadar hepsi tesadüf” diyor. “Hep tedadüfen oldu” diyor. “İnanıyor musun sen buna” diyorsun “en az dünyanın yüzde daksanbeşi inanıyor” diyor. İşte sana deccal. Yani hiç tahmin etmeyecek şekilde yaratıyor Allah olayları. Mesela Peygamber Efendimiz’i de (s.a.v.) hiç tahmin etmediler. Dediler, “Ebu Kasım’ın yetimi mi Peygamber olacak, olur mu öyle şey, Mekke, Medine iki büyük şehrin büyükleri var. Zengin, önemli tanınan insanlar var, o tanınmaz bilinmez” diyorlar yani. “Muhammed-ül Emin” diyorlar Resulullah (s.a.v.) Efendimize ama, “yani bir kere başarılı asla olamaz, onun herhalde çıkar amacı olabilir. Biz ona teklifte bulunalım, işte sana para verelim, mal verelim, yöneticilik verelim de sen vazgeç” dediler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şiddetle reddetti. “Ben Allah’ın emrini getirdim, Allah’ın hükmü açık” dedi. Deccal sezdirmeden geldiği için, insanların büyük bir bölümü, yüzde doksan beşi gittiler deccalin kucağına oturdular ve dost biliyorlar.
Mesala bak diyor ki, “deccal dünyaya hakim olur” diyor. İnsanlar herkese sorun isterseniz, hep öyle biliniyor: Adamın tek gözü dışarda pörtlemiş, bir gözü görmeyen bir mahluk, işte başı bulutlarda bir mahluk çıkar, “ben Allah’ım der” haşa, bütün insanlar inanır ama dünyanın yüzde doksan beşi inanır. Ben nasıl olacak acaba diyordum, bak Cenab-ı Allah nasıl sessiz sedasız yaratmış, gayet de makul görünüyor insanlara. Şimdi bak buna karşı Mehdiyet ortaya çıktı, Mehdiyet de görünmüyor, o da gizli, o da sessiz sedasız onu eziyor şu an. Mesela Mesih, Hz. İsa Mesih (a.s.) o daha da gizli, o hiç fark edilmiyor, çok az fark edilebiliyor. Siyasetle gittiği için, siyaset yönünden gittiği için çok az fark ediliyor. Allah’ın bu sanatını kavramak lazım bir kere, gizli ve sezdirmeden. Allah diyor ki ayette “fark etmedikleri bir yerden yavaş yavaş onları helaka yaklaştırırım” diyor Kuran’da, bak “hiç fark etmedikleri bir yerden.” Kuran’da birçok yerde geçer “fark etmedikleri yerden, tahmin etmedikleri yerden helak ederim” diye. Allah hiç tahmin etmediğimiz, fark etmediğimiz, insanların hiç fark etmediği bir yerden deccali çıkardı. Mehdi (a.s.)’yi de hiç fark etmedikleri, tahmin etmedikleri bir yerden yine çıkarttı karşıt olarak. Onu da fark edemiyorlar. Fark edemeyeceklerini Peygamber söylüyor (s.a.v.). 313 kişi demek ne demek? Yani herkes karşı demektir. Buna rağmen başarılı oluyor, bak herkesin karşı olmasına rağmen İslam ahlakını dünyaya hakim ediyor. Deccal öyle akıldışı, öyle mantıksız şeyler söylüyor ki, koskoca adamlar göz göre göre ona inanıyorlar.
Mesela Darwin diyor ki, “benim teorim bir paçavra” diyor adam. Bak açıkça söylüyor “paçavra” diyor. “Ara fosil bulunmazsa benim teorimin hiçbir geçerliliği yoktur” diyor. “Bütün yeryüzü katmanları incelendi benim zamanımda ara fosil bulunamadı, ilerde de bulunamazsa benim teorim bitmiştir” diyor. Seninkiler; “olur mu dedem, sen acayip teori çıkarttın” dediler. “Ara fosil yok doğru. Proteinler de tesadüfen meydana gelemiyor. Biyomatematik, biyogenetik, mikrobiyoloji geliştikçe senin dediğinin tam tersi anlaşıldı ama biz deccalin etkisindeyiz. Deccal’in büyüsü, deccal’in hipnozu bizi sardı ve senin teorini senden daha fazla savunuyoruz şu an” diyorlar. Olay bu. Geleneksel anlayışta da daha hala, mesela Cübbeli de, gariban insanlar da 300 metrelik bir eşekle, böyle anıran bir eşekle, deccalin Atlas Okyanusu’nda bir adada yaşadığı, eşek de orada otluyormuş herhalde o adada. Deccalin de başı bulutlarda, atmosferde yani kafası, ayağı da Atlas Okyanusu’nun dibinde, Cübbeli anlatımına göre öyle. Acıktıkça elini trol gibi böyle denize sokuyor balıkları topluyor, yiyor adam, gelen geçen uçakları seyrediyor, uçaklar da onu göremiyor ama. Her uçak geçişinde adam şöyle bir uçaklara bakıyor, bir gözü de yok, kör gözü, alnında da alanen kafir yazıyor böyle, yani yaklaşık 500 metrelik falan harfler olması gerekiyor en az. Deccal mesela bir bağırıyor bütün dünyadan duyuluyor, Japonya’dan falan duyuluyor. Yani Atlas Okyanusu’ndan bağırmasıyla Japonya’ya kadar sesi gidiyor adamın öyle bir sese sahip. Cübbeli bunu savunuyor. “Hay mübarek, ne güzel konuştu. İhya etti mübarek” diyor. Kardeşim bu olacak iş mi? Hangi peygamber devrinde, Kuran’da nerede görülmüş böyle bir şey? Deccal Darwinizm olarak ortaya çıktı, materyalizm olarak ortaya çıktı. Ve Bediüzzaman da bunu açıklıyor, asrın müceddidi. Her asırda müceddidler gelir, o kendi asrının müceddidi de Bediüzzaman’dır. Ama bazen bir asırda, aynı asır içinde, birkaç, üç dört müceddid de geldiği olmuştur. Mesela şu an asrımızda her cemaatin kendi müceddidi var. Mesela Fethullah Hoca cemmatinin müceddidi Fethullah Hocadır, Süleymanlı kardeşlerimizin kendi müceddidleri var, mesela İskender Paşa cemmatinin ayrı müceddidi vardır, Mahmut Hocamızın cemaatini ayrı müceddidi vardır Mahmut Hocamızdır, Şeyh Nazım Hocamız kendi cemaatinin müceddididir. Değil mi, böyle çok fazla müceddid vardır şu an dünyada. Ama Ahir zamanda gelecek Mehdi (a.s.) hem Şiilerin Mehdi (a.s.)’sidir, hem Alevilerin, hem Bektaşilerin, hem Sünnilerin, bütün mezheplerin, tarikatların, Nakşibendilerin, Kadirilerin, Şazelilerin, on iki tarikatin, bütün cemaatlerin, Nur cemmatinin, Süleymanlı kardeşlerimizin, hepimizin üstünde imamdır. Yani hepimiz ona tabi olacağız. Ama şimdiki sistemde, mesela Fethullah Hoca’ya sadece Fethullah Hocayı sevenler tabi oluyorlar, Şeyh Nazım Hocamıza sadece Şeyh Nazım Hocamızı sevenler ve bizler tabi oluyoruz. Mahmut Hocamız’a sadece Mahmud Hocamızı sevenler tabi oluyor, Adıyaman Menzil’de oradaki mübarekler o seyyidlere, oradaki kardeşlerimiz tabi oluyorlar, değil mi bu şekilde. Mehdiyette böyle değil. Mehdi (a.s.)’de İran’daki Şiiler, Caferiler, Türkiye’deki bütün Sünniler, İskender Paşa cemaati de, Mahmud Hoca cemaati de, Fethullah Hocamızın cemaati de, Fas, Tunus ve Cezayir’deki cemaatler, tarikatlar, gruplar, Japonya’daki gruplar, bütün Müslümanlar, tamamı Mehdi (a.s.)’a tabi oluyor. Hatta Hristiyanlar da tabi oluyorlar Mehdi (a.s.)’ye, onların da imamı oluyor. Hristiyanlar da Müslüman oluyor, onların da imamı olmuş oluyor. Yani gelmiş geçmiş en büyük imamdır peygamberlerin dışında inşaAllah.
Şimdilik bu kadar. Sen biraz anlat Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah. Biraz önce derece derece yaklaştırdığını söylemiştiniz, ayetini okuyorum inşaAllah Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Böylece Allah(ın azabı) da, onlara hesaba katmadıkları bir yönden geldi, yüreklerine korku saldı; öyle ki evlerini kendi elleriyle ve mü'minlerin elleriyle tahrip ediyorlardı. Artık ey basiret sahipleri ibret alın. (Haşr Suresi/2)” Ayrıca Hocam “Artık bu sözü yalan sayanı sen Bana bırak. Biz onları, bilmeyecekleri bir yönden derece derece (azaba) yaklaştıracağız” diye buyuruyor Allah inşaAllah. (Kalem Suresi/44)
ADNAN OKTAR:Bak, “bilmeyecekleri bir yönden” hiçkimse bilmedi, hiç tahmin bile edilmedi. Yani dünyada hiç böyle bir şey yok. Yani bilim ve felsefe görünümünde deccaliyet ilk defa dünyada hakim olmuştur. Mesela Mısırlar döneminde var ama yine de din hakimiyetiyle karışık Darwinizm vardı, materyalizm vardı. Ama buradasaf olarak Darwinizm, materyalizm karşımıza çıktı. Yani tamamen böyle Allah’sız, dinsiz bir din olarak ortaya çıktı. Fakat bilim ve felsefeye dayalı olarak. İnsanlar da bilime, felsefeye saygılı oldukları için büyük bir bölümü önünde secde ettiler, secdeye kapandılar. Ama bakın dünyanın yüzde doksan beşini secdeye kapandırdı, böyle büyük bir olay. Ve fark edemiyorlar, fark edilmesini engelleyen unsurlar da var. Örnek verdiğim Cübbeli, Müslümanları uyuşturuyor, yani böyle bir deccal hiçbir zaman için çıkmayacak. Yani gökyüzünde öyle anırarak gezen bir eşek olmayacak, Atlas Okyanusu’nda öyle orada oturan bir deccal, yok öyle birisi. Deccal, Darwinizm, materyalizmdir. Müslümanları uyuşturuyor Cübbeli. Yani “20 kilometrelik bir deccal Atlas Okyanusunda duruyor” diyor, “570 sene sonra çıkacak” diyor. 570 sene sonra Kıyamet’in üstünden yüzyıllar geçmiş olacak. Ve Müslümanları mahvediyor farkına varmadan, perişan ediyor. Halbuki çoktan Müslümanlar birleşecektr, çoktan İttihad-ı İslam olacaktı, Türk İslam Birliği çoktan olurdu şu ana kadar, bu durduran ve engelleyen kişiler olmasaydı. Yani Cübbeli tarzı kişilerin engellemesi nedeniyle Türk İslam Birliği oluşamıyor, İttihad-ı İslam oluşamıyor. Niye oluşamıyor? Çünkü Mehdi (a.s.) cemaatinin küçük olması gerekir de onun için oluşamıyor. Çünkü Mehdiyet’in belirli bir mücadeleden geçmesi gerekir de onun için. Yani o 313 kişiyle, 40 yıl mücadele edecek Mehdi (a.s.). Eğer Cübbeli tarzı adamlar desteklemiş olsaydı İslam ahlakı çoktan hakim olurdu ve ne Mehdi (a.s.), ne de talebeleri imtihan olmazlardı o zaman. Mehdi (a.s.) ve talebelerinin imtihan olması için, Cübbeli tarzı insana ihtiyaç var. Onun için Allah tarafından onlar özel yaratılıyorlar, ondan haberi yok, hizmet ediyorlar, farkında olmadan hizmet etmiş oluyorlar.
Evet Berker Hocam sen anlat.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Dün şöyle demiştiniz Hocam: “Müslümanların en titiz olacağı konulardan biri, ağır teklif zincirlerini ortadan kaldırmak dinin kolay olduğunu göstermektir. Bir çocuk babasına sarılmak istediğinde, gidip sarılıyor. Gel önce şu kuralları yerine getireceksin ancak ondan sonra sarılacaksın denirse, mahvedersin adamı. Din kolaydır, namaz kolaydır, samimiyet kolaydır, samimiyet çok dinlendiricidir” dediniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah’ın böyle bize haşa eziyet ettiğini düşünüyorlar. Yani böyle yasaklar koyar, engeller koyar, haşa neşemizi istemez, gülmemizi istemez, rahat yaşamamızı istemez, müzik dinlememizi istemez, yani özgür olmamızı istemez. Allah haşa bizim canımızı yakmak ister gibi anlıyorlar. Allah böyle bir şey istemiyor. Allah diyor; “Sizin azabınızla ne yapsın” diyor Allah ayette. Allah bizim mutlu olmamızı istiyor, ama güzel ahlaklı olmamızı istiyor; birbirimizi sevmemizi, egoist, bencil olmamamızı, dürüst olmamızı, yalan söylemememizi, samimi olmamızı, iyi niyetli, temiz, ibadetlerini yapan, Allah’ı çok seven aşkla seven, Allah’tan hakkıyla korkan, samimi iman etmiş, dürüst Müslümanlar olmamızı istiyor Allah. Adam diyor ki: “Allah bizim eziyet çekmemizi istiyor” diyor. Öyle bir şey yok, iş çıkarıyorsunuz, öyle bir şey yok. Onun için Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında da Müşrikler insanların eziyet çekmesini istiyorlardı. Dindar olmanın, eziyet çekmekle aynı olduğunu düşünüyorlardı. Hatta Hindular olsun, o Budistler olsun falan, işte bazen görürsünüz karikatürlerde falan da vardır, tahtanın üzerine çiviler çakarlar, değil mi o Hint fakirleri gider yatar üzerine, çivinin üzerine. Ne yapıyor? “Nefsime eziyet ediyorum, hizaya getiriyorum nefsimi” diyor. İşte alt tarafına paçavra sarıyor bez başka bir şey de yok, gidiyor tozlara yuvarlanıyor, bir kısmı da çırılçıplak geziyor, tozlara bulanıp. Diyor “biz böyle yaratıldık, eziyet çekmemiz gerekiyor bizim” diyor el yüz şey. Yemek yemez, gider mağaralarda yaşar hayvanlar gibi. İşte müşrikler de, münafıklar da onlara özeniyorlar. Onlardan daha aşağı kalmak istemiyorlar, “biz de eziyet çektirmek istiyoruz kendimize” diyorlar. Cahil cühela da onlara benzeme çalışıyor. Ne kadar eziyet çekersek, o kadar güzeldir mantığı gelişiyor. Öyle bir şey yok. Allah bizim dünyayı mamur etmemizi, mutlu, sevinçli, güzel yaşamamızı istiyor. “Eğer güzel ahlaklı olursanız, Ahiret’te size daha da güzelini vereceğim” diyor Allah. Konu bu. Bunları tabii ayetlerle, hadislerle kapsamlı olarak anlatmaya devam edeceğiz inşaAllah.
Berker’im ya sen veyahut Oktar Hocam bir şeyler söyleyin bakalım.
OKTAR BABUNA:Bugün Hocam, Mehmet Şevket Eygi bir yazı yazmış, “Sahte Mücahitler” yazısının başlığı.
ADNAN OKTAR:Mehmet Şevket Eygi Hocamız.
OKTAR BABUNA:Hocamız evet. Bu yazısında “son 50 yıl içinde İslami kesimde cihad kavramı çok bozuldu. Kuran’a ve sünnet’e göre cihad kavramı unutuldu, yakın tarihte Bediüzzaman’ın yaptığı cihad vesilesiyle, nice insanın imanı kurtuldu. Talebeleri de onun gibi mücahittiler ama zamanımızda onlara benzemeyen bir mücahit sınıfı türedi. Mücahit olarak başlayıp, müteahhit olarak köşeyi döndüler” demiş.
ADNAN OKTAR:Çok güzel söylemiş, mükemmel söylemiş, acayip güzel.
OKTAR BABUNA:“Bediüzzaman da üç salkım üzümü bile hediye olarak bile kabul etmezken, bunlar zekatlara göz dikiyorlar” diye bitirmiş.
ADNAN OKTAR:Zekat alsın tamam da Allah yolunda harcasın, Kuran’a harcasın, kitap alsın dağıtsın, İslam’a harcasın o çok önemli.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam inşaAllah. Yiğit Bulut Hocam, “kaostan yeni bir düzen doğacak iddiama dair” diye başlıklı yazısında, “Türkiye her kaos denildiğinde daha tutarlı bir düzene doğru değişim geçirdi. “Dış politikamız patlayacak” dendi, tam tersine Atatürk döneminden sonra ki en etkili dönemini yaşıyor. “Ekonomi patlayacak” dendi, ekonomi düzeldi. Kısaca kaos ortadan kalktı ama kaos savaşçıları son bir varoluş saldırısı gerçekleştirecekler. Başbakan Erdoğan bu saldırıya hazırlıklı olmalı ve başını ezdiği kaosu Türkiye’den silmeli. Türkiye’nin önü açık, düzenli ve güçlü bir Türkiye doğuyor” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Bugün Mukbil bana bir yazı getirdi. “Sayın Hocam” diyor, “bugün babamın isteğiyle Bedri Baykam’ı aradım. Facebook’ta “Bedri Baykam’ı Sevmeyenler” sitesini bizim açtığımızı düşünüyor. Oradaki “buna haddini bildirin” şeklindeki yazılardan çok tedirgin olduğunu ve başına bir şey gelmesi durumunda tüm Emniyet teşkilatının bizi sorumlu olarak göreceğini bildirmiş.” Hem de tüm Emniyet teşkilatı, hava, kara, deniz, asayiş, hepsi(!) “Çok korkmuş ve başına bizim tarafımızdan fiili bir uygulama geleceğinden korkuyor. Kendisine insanların konuşma haklarını kullandığını, Adnan Oktar’ın veya arkadaşlarının konuyla hiçbir şekilde ilgisi olmadığını belirtmeme rağmen inanmıyor” diyor, bizim Mukbil. Mukbil’in yeğeni oluyor Bedri Baykam. Kardeşim bak nereden nereye “Bedri Baykam’ı sevmeyenler”. İşimiz gücümüz yok da seninle mi uğraşacağız Bedri Baykam. Sen kimsin de biz seninle oturup uğraşalım? Ne alaka, bizi ne ilgilendirirsin sen? “Buna haddini bildirin, şeklinde” benim stilim mi şu, üsluba bak; “buna haddini bildirin”. Böyle kıl bir üslup ben kullanır mıyım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah kullanmazsınız, hiç öyle bir şey olmaz.
ADNAN OKTAR:Böyle cıvık üslup olur mu? “Her gürültüyü aleyhlerine hissederler, düşünürler” diyor Allah. Bedri Baykam bir yanlışlık yaptığında biz uyarıyoruz zaten, anormal bir şey olursa uyarıyoruz. Dedik işte; bizim köyde dedemlerin köyde leylek vardı, bizim evin çatısını bacaya yuva yapmıştı böyle hayvan, acayip böyle karmakarışık, biz orada ateş yakmazdık orada hayvan rahat etsin diye, yavrusu da vardı böyle tak tak tak bir ses çıkarırdı falan böyle çok acayip sevimliydi. Biz yazın gittiğimizde gelirdi. Leylek yuvası gibi saçları dedik, bu kadar. Vay sen misin bunu diyen. Yok site açmışsın da, yok “buna haddini bildirin” demişim de. Ben böyle cıvık üsluplara, böyle sıradan üsluplara girmem. Bir de bu adamla oturup uğraşmam. Biz ilmi siteler açıyoruz. Özetle hiç kimsenin onunla ilgili site mite açtığı yok. Ne yapsın; gitsin desin ki “Bedri Baykam’ı Sevmeyenler” diye bir site açmışlar, şikayette bulunsun savcılığa. Savcı bunlara ne diyorlar, ne numarası?
OKTAR BABUNA:IP numarası.
ADNAN OKTAR:IP numarasını tespit eder, orada suç unsuru varsa kaldırırlar, hallederler. Kimin yaptığını da öğrenmiş olur. Oturup durup durup hallenmesin böyle. Yok Adnan Hoca. İşim gücüm yok seninle mi uğraşacağım ben, ne alaka? Gidip “buna haddini bildirin, bilmem ne” diye. Ne kadar kolay yolu var; gidip savcılığa bildirdiğinde, anında bulurlar adamı, gayet kolay. Yani tahminle bilmem neyle ortaya çıkılmaz. Yani biraz görgülü, akıllı, mantıklı olsun değil mi, çok tutarsız.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam Rauf Tamer bugün sizin anlatımlarınızla paralel bir yazı yazmış. “Teröristlerin dağa çıkma sebebinin iş ve aş olduğu masalını biz uydurduk” diyor. “Milyonlar aç insan var o yörede, onlar hala silahsız yaşıyorlar” demiş. Pişmanlık yasası saçmalık, Kandil’deki kimseden pişmanız ifadesi duymadık biz” diyor. “Ama sonuç olarak 26 yıldır bu işi yüzümüze, gözümüze bulaştırdık. Eşkıyayla muhatap olmam fiyakaları mantıksız. Muhatabımız zaten kan döken eşkıya. Başka muhatap yok” demiş.
ADNAN OKTAR:Ama bilimsel bir çalışma yapmak gerekiyor diyor mu Rauf Hocamız? Demiyor.
OKTAR BABUNA:Demiyor Hocam hayır.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Rauf Tamer delikanlılık yapsın, çıksın desin bunlar Marksist, Leninist örgüt, anti Marksist, anti Leninist bilimsel mücadele gerekiyor desin. Kardeşim şimdi bundan açık ne var? Bir adam oradaki adamları Marksist, Leninist olarak eğitiyor ve terörist olarak eğitiyor. Eğitimle, ve imal ediyor adam, terörist imal ediyor eğitimle. Bunun karşıtı, karşıt eğitim değil midir? Anti Marksist, anti Leninist, anti terörist eğitimdir. Bunu yapmazsan adam eğittikçe o fabrika üretimi devam eder. Değil mi yani fabrikanın üretimini durdurmak için karşı çalışma gerekiyor. Başka türlü yolu yoktur bunun. O kısmı anlamış Rauf Hoca nihayet, yani o çorba muhabbeti kalkmış ama devamını da getirsin.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Selamün aleyküm Hocam” aleyküm selam. “Bu fosillerden bahsederken, fosillerden bahsederken, 300 milyon yıllık, 100 milyon yıllık gibi rakamlar verdiniz. Bu kadar geriye nasıl gittiğini, neye dayanarak bu kadar milyon yıl geri gidebildiğinizi çok merak ettim Hocam. Çünkü çok büyük bir iş bu, ayrıca çok önemli. Saygılarımla Ulviye.”
Oktar Hocam anlat, sen bilirsin.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Ölçüm metotları var, radyoaktif maddenin yapısına bakıyorlar. Onun belli bir yarılanma ömrü biliniyor. Mesela karbon var radyoaktif beş bin yarılanma ömrü. Uranyum var, on milyonlarca yıllık. Oradaki kalma miktarına göre onu hesaplayarak, matematiksel bir hesapla ne kadar geriye gittiğini tespit ediyorlar. Bulunduğu katmanın, kaya katmanları var, onların katmanlarına bakarak hangi katmandaysa o kadar yaş olduğunu bu bilimsel metotlarla ortaya koyuyorlar.
ADNAN OKTAR:Evet Ulviye Hocam, zannediyorum anlamıştır. Evet Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER:Fatih Çekirge’nin Hürriyet’teki yazısı şu şekilde Hocam. Siz yıllardır her şeyin sevgiyle halledileceğini anlatıyorsunuz. İlk defa bir parti lideri de, parti için çekişmelerin kaynağını sevgisizlik olarak açıkladı Hocam. Kılıçdaroğlu’na Fatih Çekirge “ipler neden koptu” diye sormuş. O da derin bir nefes alıp “sevgi” demiş. “Sevgisizlik hakimdi, ondan olmadı” demiş. Yazının başlığı: “Bir liderden duyduğum en güzel gerekçe.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah bak güzel. Sevgi demek ki Türkiye’ye gittikçe hakim oluyor.
OKTAR BABUNA:Siz bunu söylemiştiniz Hocam, onu söyleyeyim mi?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:İslami Channel’da 21 Haziran 2008’de diyorsunuz ki; “Evet dünyada gereksiz bir kargaşa var, dünya da bir hayli büyük. Bütün insanlara yetecek gibi ve bütün insanların gıda ve barınma sorunlarını çok rahat halledebileceği gibi. Sadece sorun sevgi. Sevgisiz bir dünya görüyorum, sevginin bir an önce dünyaya hakim olması gerekiyor. Bunun içinde dindar toplum olmasında dünyanın çok büyük bir fayda var” demiştiniz. Ayrıca 2009 yılında Dem Tv’de, “Darwinistler dünyaya en büyük kötülüğü yapmışlardır. İnsanlardan sevgiyi almışlardır. İnsanların evinde şu an sevgi yok, sokağa çıkan herkesin gözü yerde, kimse kimseye bakamıyor. Yani çok nadirdir bir başkasına bakabilen. Herkes birbirinden korkuyor ve dünyanın her yerinde var bu. Ve sevgisizlik, yani gözlerden akıyor sevgisizlik. Mat ve anlamsız bakışlarla geziyor insanlar. Halbuki gözlerde aşk olması lazımdı, tutku olması lazımdı, sevgi olması lazımdı, kardeşlik ve coşku olması gerekiyordu. Bunlar yok. İşte Darwinizm insanlardan bunu aldı. Mehdi (a.s.) bunu insanlara geri getirecek işte, Mesih geri getirecek. Sevgiyi, şefkati, merhameti, muhabbeti getirecek ve tam gerçek adaleti getirecek inşaAllah” demiştiniz Hocam maşaAllah.
Bugün de Fatih Çekirge yazmış, “CHP’de sorun sevgisizlik” diye ayrı bir haber vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:İşte Mehdi (a.s.) sevgiyi bütün Türkiye’ye hakim kılacak Allah’ın izniyle inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Berfin Kaya “selamün aleyküm, Hocaların Hocası” diyor, biz daha talebe olamadık, nereden Hocaların Hocası olacağız sevimli Berfin. “Muhammed Adnan Hocam” diyor, bu güzel, bu ismi çok seviyorum Muhammed ismini, Muhammed Adnan Hocam. “Hocam biz sıradan insanlar Mehdi (a.s.) talebesi olabilir miyiz?” Sıradan insan diye bir şey yoktur, herkes Allah’ın tertemiz kuludur. Üstünlük takva iledir, kim takva ise o üstündür. Yani sıradan insanlar içinden çıkar zaten takva insanlar. “Mehdi (a.s.) talebeleri arasında hanımlar var mıdır?” Hadislerde var. “Aralarında hanımların da olduğu 313 kişiyle Mehdi (a.s.) ortaya çıkar” diyor. Hanımların da olduğu açıkça belirtilmiş.
“Peygamber Efendimiz (s.a.v) evlenmişti. Evlilik konusunda “nikah benim sünnetimdendir, kim benim sünnetimle amel etmezse benden değildir. Evleniniz. Zira ben diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftahar edeceğim” dediği halde neden Mehdi (a.s.) ve talebeleri evlenmeyecekler? Hem sizin talebeleriniz de evlenmiyorlar Hocam.” Niye, Oktar evli canım.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Büyük bölümü evli, bu vatandaşların çoğu evliler. Ondan sonra Müslümanlar tabi evlenecekler, çoğalacaklar ama Mehdi (a.s.) ve talebeleri evlenmeyecekler. Çünkü insanlar Mehdi (a.s.) ve talebelerine karşı olacaklar. Bak diyor ki: “evlenmek istediklerinde insanlar onlarla evlenmez” diyor. Hadis Peygamber (s.a.v) söylüyor. “Cenazelerine gitmezler” diyor. Yani o kadar soğuklar ki onlara karşı, o kadar mesafeli ve hatta o kadar öfkeli ve kinliler ki bir kısım insanlar. Bak “cenazelerine dahi gitmezler” her yönden onlara sosyal baskı uygulanacağını” söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). Uzun bir hadis bu. Zaruri olarak evlenemeyecekler. Mücadelenin süratinden dolayı, vaktin darlığından dolayı. Zaten hadis de var Peygamber Efendimizin (s.a.v.), Bediüzzaman Risale-i Nur Külliyatı’nda o hadisi veriyor. “Belirli bir tarihten sonra evlenmeyenler daha hayırlıdır” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). Yani çeşitli gerekçelerle, cehd gerekçesiyle, tebliğ gerekçesiyle evlenmeyenler. O hadisi de delil göstererek Bediüzzaman evlenmemiştir. Fethullah Hoca da evli değildir. Ben de evli değilim. Ama Müslümanların evlenmesini ben teşvik ederim. Ama benim vaktim çok dar. Bak gecenin ikisinde burada, değil mi ikiye geliyor neredeyse yoğun faaliyet halinde, ondan sonra yine faaliyet halindeyiz, gündüz yine faaliyet halindeyiz. Evlendiğinde çoluk çocukla uğraşacaksın, onlar rahatsız olduğunda hastaneye götüreceksin, akrabalarınla görüşeceksin, bağlantı kuracaksın, alış verişe gideceksin, bilmem ne yapacaksın, çok uzun işler onlar. Yani o artık meslek olmuş oluyor adeta bir nevi. Benim mesleğim mücahitlik ama sadece mücahitlik. Başka bir şey değil inşaAllah ve Ahir zaman’ın da şiddetini düşünürsek, şimdi çocuk olduğunu düşünelim, çocuğu dışarıda nasıl koruyacaksın? Kendimizi ancak koruyoruz. İnsanlar dışarıya çıkamıyorlar yani. Çocuğu bırakman lazım, sokakta oynayacak, bırakabilir misin çocuğu? Ya kaçırıyorlar, ya eziyet ederler yahut değil mi kötü şeyler duyabiliriz sokakta. Yani Ahir zamanın şiddetini anlamak lazım. Ahir zamanda muazzam bir gayret var, muazzam bir mücadele olacak. Mesela Ashab-ı Kehf niye mağaraya çekiliyorlar? Onlar da evlenseydi, dağılsaydılar, değil mi halkın arasında yaşasaydılar. O zaman deccaliyetin şiddetinden, küfrün şiddetinden, tuğyan ve dalaletin şiddetinden, kafirun ve kafirat bütün her tarafı kaplamış, münafikun ve münafukat bütün her yeri kaplamış. Öyle bir ortamda ne yapacak Müslümanlar? Bir araya gelip değil mi mağarada yaşıyorlar. Mehdi (a.s.) talebelerinin özetidir Ashab-ı Kehf. Ailelerinden, tanıdıklarından uzaklaşıp, bir araya mağaraya çekilmişlerdir. Allah onlara rahmetinden yaymıştır. Ne evlenmişlerdir, ne sosyal hayata girmişlerdir, tecrit etmişlerdir kendilerini. Hz. Meryem de camide kendisine bir yer yaptı, mescit yaptı, ailesiyle arasında bir perde meydana getirdi, Allah’a tamamen kendisini verdi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hem cehd etmiştir, hem evli olmuştur ama o zaman şartlar müsaitti, ortam müsaitti. Kendisinden sonraki dönem için hadisi var Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, evlilik ile ilgili. O hadisi bulabilirsen. Var mı o hadis sende?
OKTAR BABUNA:Deylemî'den (r.a.) mervi Hâdis-i Şerif meali; "Allah bir kulu sevdiği vakitte onu Zat-ı Ulûhiyetine hizmet etmek için seçer. Onu kadınla ve evlat ile meşgul ettirmez." Bu, bahusus hicretin 200 senesinden sonra içindir. Çünkü bir de "200 senesinden sonra en hayırlınız zevce ve veledi olmamakla yükü hafif olanınızdır," Hâdis-i Şerif'i vardır. Bu Hâdis-i Şerif ile "İzdivaç ediniz, çoğalınız. Ben kıyamette sizin kesretinizle iftihar edeceğim." Hâdis-i Şerif'i arasında tenakuz yoktur. Şöyle ki: Nikâhlanmayı emreden Hâdis-i Şerif, şartları haiz olanlara, nikâhtan dolayı mücâhedeyi terk etmeyenleredir. Yukarıdaki Hâdis-i Şerifler ise, şartları haiz olmayan ve dini uğrunda mücâhedeyi, evlenmekten dolayı terk edenleredir." (Levami-ül Ukul Şerhi, C: 1, sh: 173)
ADNAN OKTAR:Evet buradaki hadis bak çok açık. Bir daha oku o hadisi.
OKTAR BABUNA:Deylemî'den (r.a.) mervi Hâdis-i Şerif meali; "Allah bir kulu sevdiği vakitte onu Zat-ı Ulûhiyetine hizmet etmek için seçer. Onu kadınla ve evlat ile meşgul ettirmez."
ADNAN OKTAR:Evet, tabii. Bak şu an özgürüm kuşlar gibi özgürüm hem de, inşaAllah.
“Merhabalar. Bir sorum olacak size, Hocamıza. Arada sık sık sizleri izliyorum. Programınızda dikkatimi çeken hep Cübbeli Hocaya devamlı karşılaştırmalarla açıklamalarda bulunuyorsunuz. Cübbeli Hocanın bu durumuna izleyici olarak baktığımda, yani çok dikkat çekiyor bu açıklamalarınız, bu izahlarınız” diyor. Şimdi biz Cübbeli mantığını eğer eleştirmemiş olsaydık Cübbeli mantığı Türkiye’de İslamiyet’i yok ederdi.
OKTAR BABUNA:Allah saklasın, evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani İslam âleminin mahvolmasının sebebi, bak, Irak’ın mahvolmasının nedeni Cübbeli mantığıdır. Afganistan’ın mahvolmasının nedeni Cübbeli mantığıdır. Çünkü ne Mehdiyeti kabul ettiler, ne İttihad-ı İslam’ı kabul ettiler, ne Türk-İslam Birliği’ni kabul ettiler. Cübbeli modeli mantığı kabul ettiler. Bakın Cübbeli mantığında ne vardır? Sessiz sakin oturma vardır. İşgali bekleme vardır. İşgal olduktan sonra da “gel beni öldür” mantığı vardır. Adam ne diyor Cübbeli? “Küfür çok güçlü, çok ataklar, yamanlar” diyor. “Buna karşı çözüm nedir? Bizi öldürdükleri vakit, biz şehit oluruz, onlar da cezalarını bulurlar” diyor. “Biz kurtulmuş oluruz şehit olarak” diyor. Geride bıraktığın çoluk çocuk ne olacak? Hanımlar ne olacak? Cenab-ı Allah bize böyle pasif bir mücadele mi emrediyor Kuran’da? “Cihat edin” diyor. “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi Allah mücadele edenleri sever” diyor. Cihat farzdır Kuran’da. Sen cihadı terk etmişsin, evin içinde oturayım ben diyorsun. “Çoluk çocuk yemeğimizi yiyelim, gelsinler bizi burada öldürsünler. Sonra da biz zaten şehit oluruz, kurtuluşa ereriz” diyorsun. Bu mantığı ortadan kaldırdık. Bu çok tehlikeli bir mantıktı. Ve bunun arkası da bırakılacak gibi değil, sürekli ataklarla devam edilmesi lazım. Bir kere insanlar düşünmüyor, Fatih Altaylı gibi bir adam, Aydın Doğan gibi bir adam, Cübbeli gibi bir adamı geceli gündüzlü neden ekranlara çıkartır? Bunu düşünmüyor birçok insan. Bunun kara kaşına kara gözüne değil, bir bildikleri var ki çıkarıyorlar adamlar. Ben bunun alt yapısını bildiğim için karşı atağa geçtim ve etkisiz hale getirdim, oyunlarını bozdum.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:Tabii alt yapısını bilmiyor millet şu an. Yani insanlar bilmiyor, neler planlanıyor da, hangi planlar ortadan kaldırıldı, bunu da bilmiyorlar. Biz onları havada yakalayıp, sekiz takla attırıp, oturtturduk yere.
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. Karışıklığı teşvik ediyor Müslümanlar arasında. Birliği teşvik edeceğine, “Allah karıştırsın” diyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim diyor ki bak, İslam alemi zaten bir avuç, çok azız biz. “İran, Allah belalarını versin, Allah helak etsin, yerle bir etsin İran’ı” diyor. Kardeşim Müslümanlar birbirlerine rahmet, sevgi gözüyle mi bakar, şefkatle mi bakar, birleştirmeye mi çalışır? Yoksa birbirlerine mahvolmaları için, perişan olmaları için, yıkılmaları için lanet mi okurlar? Bu lanet okuyor. Bunun kafasına göre zaten Aleviler, Bektaşiler, Şiirler, Caferiler, hepsi kıtır kıtır doğranması gerekiyor, Hıristiyanlar, Museviler, hepsi doğranacak. Hem de pırasa gibi doğranması gerekiyor. Açıkça söylüyor adam. Ben bu mantığı ortadan kaldırttım. Yani çok vahim bir durumdu bu. Bir de başı açık, başı kapalı diye bir yeni olay daha çıkartmaya kalktılar. Bunu da engelledim. Hepsi bizim kardeşimizdir, hepsi bizim mümin kardeşimizdir. Başı açık da mükemmel Müslüman’dır, başı kapalı olan da mükemmel Müslüman’dır. Yani birçok olayı engellemiş olduk. Ben arka planını açıklamıyorum olayların, adamlar durduk yere onu geceli gündüzlü çıkartmazlar bir bildikleri var.
“Selamün aleyküm Muhammed Adnan Hocam. Sizi çok seviyorum. Allah gücünüzü kuvvetinizi arttırsın inşaAllah. Bu kâfir ve münafık takımıyla uğraşmak kolay değil ama siz elhamdülillah hepsinin suyunu sıkıyorsunuz” diyor. Portakal gibi. “Allah razı olsun. Bizim üzerimizden gaflet, deccaliyet bulutlarını dağıtıyorsunuz. Bizi kendimize getiriyorsunuz. Selam ve dualarla hayırlı geceler” diyor, Salih kardeş, maşaAllah. Aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü.
“Selamün aleyküm” aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü “Harun Yahya Hocam. Ben Fransa’dan Oğuz, bir sorum olacak. Mehdi (a.s.) kendisinin Mehdi (a.s.) olduğunu önceden mi haber alacak yoksa zamanı geldiğinde bir melek tarafından mı öğrenecek?” Ne önceden haberi olur, ne de gelip bir melek ona Mehdi (a.s.) olduğunu söyler. İslam ahlakı dünyaya hakim olunca, bir harikalık vardır. MaşaAllah Hocamıza, Allah razı olsun Mehdi (a.s.) gibi sanki diyeceğiz. Olay bu. Yani, sen Mehdi (a.s.)’sin demeyeceğiz. Asla olmaz öyle bir şey. Mehdi (a.s.) gibisiniz maşaAllah diyeceğiz. Allah razı olsun. Allah sizi vesile etti, Allah sizin vesilenizle İslam ahlakını dünyaya hakim etti, Allah cennette arkadaş etsin inşaAllah, Allah hepimize Cennet nasip etsin diyeceğiz. Konu bu. Ama yani anlaşılır inşaAllah. Yani İsa (a.s.) ile namaz kılıyor, İslam ahlakı dünyaya hakim olmuş, bütün dünyanın lideri, imamı olmuş, sen ne dersen de? Ağabeyimiz de, Hocamız de, kardeşimiz de, büyüğümüz de, muhterem Hocam de, dersin, her şeyi diyebilirsin. Yani hitaplar güzel olduktan sonra mahsuru yok. Ama sen Mehdi (a.s.)’sin dedirtmez. Kendi de demez inşaAllah.
Orhan Mirzayev, Azerbaycan. “Allah aşkına yayınlayın” demiş. Tabii ki yayınlarız. “Selam Muhammed Adnan Hocam” Aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Aslan Hocam, depresyondan nasıl kurtulabilirim inşaAllah? Doktora gitmek istemiyorum. Onlar soruya cevap vermiyor, sadece beyni yıkıyorlar.” Ne yapacaksın; güzel duş alırsın şöyle serin bir suyla, eğer hava müsaitse ılık bir suyla duş alırsın. Su içersin. Susuzluk gerilim yapar insanda, su içersin. Hafif yiyecekler, zeytinyağlı yiyecekler, hoşaf falan tarzı yiyecekler, ağır yemekler iyi olmaz. Uykusuna dikkat edecek. Günde en az 8 saat. Bana özenip 3 saat uykuya girerse, baş edemez onunla, anlaşıldı mı? Ondan sonra her şeye hayır gözüyle bakacak, güzellik gözüyle bakacak, neşe gözüyle bakacak, hep güzelliği arayacak. Herkese iyilik peşinde olacak. Öfkelenmekten şiddetle kaçınacak. Hiç kimseden nefret etmeyecek. Küstükleriyle barışacak. Hiçbir insanın aleyhinde olmayacak, hiçbir insana düşman olmayacak. Çünkü o insanı strese sokar, acayip gerilme düşürür. Yani bir insan bir insana düşman oldu mu, hasta olur, çok kötü olur. Kin nefret de insanı perişan eder, acayip yorar. Bizim bedenimiz onu kaldırmayacak şekilde yaratılmıştır. Yani öfkeyi ve nefreti bedenimiz kaldırmaz. Zayıftır insan, zayıf yaratılmıştır. Otuz kişiye nefret duyarsa bir insan, bedeni ezilir, onu bırakacak. Güzellikleri sürekli aramak lazım. Güzel şeylerin peşinde olmak lazım. Evi güzelleştirmek lazım. Evde çiçekleri olsun. Kedisi olsun bir tane evde, ama dikkatli beslesin, tüyü zarar verebilir. Yok, yok vazgeçtim, şimdi ondan hastalanır falan da vicdan azabı çekeriz. Vicdan azabı çekeceği hiçbir şeyi yapmasın. Kötü söz söylemesin, normal söz de olmaz, güzel söz konuşmak lazım. Yani, bunu bana getir değil, bunu bana getirir misin canım ciğerim, birtanem neyse artık helaliyse veyahut kardeşi, o şekilde. Gerilim ortamını çevresinde de istememesi lazım. Çevresinden de kaldıracak yani kindar insanları ikna etmesi lazım veyahut onlardan uzaklaşması lazım. Sinirli insanlarla, öfkeli insanlarla yaşamak da insanı hasta eder. Allah diyor, “onlardan yüz çevirin” diyor. Yani ya söz dinleyecekler, anlatacaksın yoksa yaşanmaz, hasta eder. Yani her gün bağıran, çağıran, psikopat, gerilimli bir adamla, insan zayıf yaratılmıştır, kaldıramaz insan bedeni, olmaz. Uyaracak oluyorsa, olmazsa ayrı yaşayacak yani. Başka çaresi olmaz. Ondan sonra spor yapsın. Ama hepsinin üzerinde Allah’ı aşkla, deli aşık olarak sevsin. Dünyadan geçsin. Dünyayı bıraksın, dünya hırslarını bıraksın. Her şey olacağına varır, kadere tam teslim olsun, Allah’a tam teslim olsun. Mesela ben buraya gelecektim, bir sebeple gelemedim. Ama şimdi geldim. Mesela kardeşimiz bana bu soruyu sordu, kaderde olduğu için sordu. Kadere tam teslim olacağız. Allah’a tam teslim olacağız. Hayır ve şerrin tamamı Allah’tandır. Biz her şeyde hayır göreceğiz. Hastalanırsak hayır göreceğiz, kötü bir söz işitirsek hayır göreceğiz, biri bize düşmanlık yaparsa hayır göreceğiz, hapsedilirsek hayır göreceğiz, çıkarsak hayır göreceğiz. Hepsinde bir güzellik, hayır vardır, bir incelik vardır. Bu gözle bakarsa kardeşimiz o dediği rahatsızlık hiç kalmaz. Öbür türlü ilaçlarla milaçlarla falan vücudunu tahrip eder, Allah vermesin. O tarz ilaçlar genellikle yan etkiyle başka hastalıklara sebep oluyor. Yani bu yönü var ama Allah vermesin çok vahim bir durum varsa ayrı mesele de, fakat genellikle ilaçtan kaçınmak lazım.
Kardeşim mesela gözünde bir kızarıklık oluyor, doktora gidiyorlar. Doktor 6 çeşit ilaç veriyor kardeşim. “Şimdi gözün ağrıyordur. Sana ağrıyı kesecek bir ilaç vereyim. Bir pomad vereyim” diyor, bir bilmem ne. Pomat verdi mi, pomatta vazelin var, vazelin ne yapar? Mikrobun üzerini örter. Mikrobun da en hoşlandığı şey havasız ortamdır. Havasız ortamda enfeksiyon muazzam gelişiyor. “Başka türlü bir şey olmuş sana. Sana yeni bir ilaç daha deneyelim” diyor. Bol bol yıkamak, temiz tutmak ve bakteriyi oradan uzaklaştırmak çok önemlidir. Envai çeşit, sabah şu damlayı, adam da yeni yeni hastalıklar çıkıyor bu sefer. Yani konumuz tabii tebabet değil ama yine de giriyoruz ara ara.
“Selamün aleyküm Muhammed Adnan Hocam.” Şimdi “evli olan bir kişi Mehdi (a.s.)’ye talebe olamaz mı” diye bir şeyi var kardeşimizin. Yani bu çok acayip. Böyle uçtan uça gitmesin arkadaşlar. Yani bir uçtan sıçrıyorlar ta diğer uca sıçrıyorlar. Uçlarda geziniyorlar. “Mehdi (a.s.) talebeleri evlenmez” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Tamamı için demiyor, yani bir kısmı evlenmez, Mehdi (a.s.) dahil. Yani bunu demek her yeri kaplayan anlamına gelmez. Mesela biz Mehdi (a.s.) öncüsüyüz, Oktar Hocam evli, ben evli değilim, Berker Hocam evlenmek üzere, birçoğu evli çocukların. Yani en sıkı Mehdi (a.s.) talebelerindendir Oktar, inşaAllah. Ben de en sıkı Mehdi (a.s.) talebelerindenim. Ne fark eder yani, uçlarda gezinmeye gerek yok. Katı anlamda, kesin ölçü anlamında vermiyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Yani ekseriyetle, genellikle hakim olan mantık budur anlamına gelir. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bu ilgili hadisi okuyayım mı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor; “Buyurdu ki: "Onları (Hz. Mehdi (a.s.)’ı ve talebelerini) yeryüzünün kenarlarında ara. Onların yaşantıları sadedir, evleri sırtlarındadır, eğer hazır olsalar tanınmazlar, eğer kaybolsalar aranmazlar, hasta olsalar kimse onların ziyaretine gelmez, eğer evlenmek isteseler kimse onlara gelmez. Eğer ölseler cenazelerine kimse katılmaz. Onlar mallarını aralarında eşit olarak paylaşırlar ve birbirlerini kabirlerinde ziyaret ederler, ayrı şehirlerde olsalar dahi istekleri hep aynıdır.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak mallarını da paylaşıyorlarmış, bir daha oku hadisi.
OKTAR BABUNA:“Buyurdu ki: "Onları (Hz. Mehdi (a.s.)’ı ve talebelerini) yeryüzünün kenarlarında ara. Onların yaşantıları sadedir, evleri sırtlarındadır.”
ADNAN OKTAR:Bak evleri sırtlarında. Sabit değil evleri. Bir gün orada kalıyorlar, bir gün orada kalıyorlar. Değişik yerlerde kalabiliyorlar.
OKTAR BABUNA:“Onların yaşantıları sadedir.”
ADNAN OKTAR:Sadedir evet ne bulursa onu yiyor, ne bulursa onu giyiyor.
OKTAR BABUNA:“Eğer hazır olsalar tanınmazlar.”
ADNAN OKTAR:Tanınmazlar. İnsanlar ummuyor onların Mehdi (a.s.) talebesi olabileceğini. Yani Mehdi (a.s.) topluluğu olduğunu ummuyor, tanımıyorlar.
OKTAR BABUNA:“Eğer kaybolsalar aranmazlar.”
ADNAN OKTAR:Yani o devirde, o insanlar onlara önem vermeyecekler. Mesela hastalansalar, ölsün gitsin diyecekler. Veyahut adli bir durum varsa, hukuki bir durum varsa, ne yapıyorsa yapsınlar diyecekler. Yani onlara bir destek olmayacaklar. O anlamda.
OKTAR BABUNA:“Hasta olsalar kimse onların ziyaretine gelmez.”
ADNAN OKTAR:Evet, onu artık ölüme terk edecekler, ne yapıyorsa yapsın diyecekler. Yani herhangi bir destek, bir ilgi, alaka olmayacak.
OKTAR BABUNA:“Eğer evlenmek isteseler kimse onlara gelmez.”
ADNAN OKTAR:Aman, aman, aman, çok tehlikeli bu adamlar, uzak duralım diyecekler. Ama bu yüzde yüz anlamında değildir. Geniş çaplı anlamına gelir bu, geniş çaplı. Mesela deccal dünyaya hakim olacak deyince, hiç kimseyi bırakmaksızın hakim olacak anlamına gelmez. Geniş çaplı anlamına gelir. Mesela yüzde doksan beş, o anlamda.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. “Eğer ölseler cenazelerine kimse katılmaz.”
ADNAN OKTAR:Adam cenazeye gitse, o da onlarla bağlantılı görüleceği için, aman uzak duralım kardeşim diyor.
OKTAR BABUNA:“Onlar mallarını aralarında eşit olarak paylaşırlar.”
ADNAN OKTAR:Evet ne varsa, mesela arabası varsa satıyor, evi varsa satıyor. Hep birlikte Allah için kullanıyorlar.
OKTAR BABUNA:“Ve birbirlerini kabirlerinde ziyaret ederler.”
ADNAN OKTAR:Evet yani birbirlerini kabirlerinde ziyaret ederler. Ölüsüne, dirisine sahip çıkarlar. O anlama geliyor.
OKTAR BABUNA:“Ayrı şehirlerde olsalar dahi istekleri hep aynıdır.”
ADNAN OKTAR:Evet mesela dünyanın bir başka şehrine gider, bir başka şehrine gider, sürekli hareket halinde oldukları için, tebliğ yaptıkları için, yurt dışına da giderler, başka yerlere de giderler. Çünkü “çok uzaklardan da” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “birbirlerini görürler. Avuçlarına bakarlar birbirlerini görürler” diyor. Muhtemelen telefon, bu işte ipod falan onlara işaret ediyor. “Dünyanın her yerinde Mehdi (a.s.)’yi görebilirler” diyor. “Yan yattıkları yerde, oturdukları yerde Mehdi (a.s.)’yi seyrederler” diyor, görürler. Bu televizyonla olur. Dünyanın her yerinden Mehdi (a.s.)’yi nasıl görebilir bir insan. Ama bir kısım saf kalpli Şii kardeşlerimiz, Mehdi (a.s.)’nin herkesin evine tek tek ayrı ayrı gideceğini, dünyada aynı anda milyonlarca vücudu olacağını, milyonlarca evde aynı anda oluşacağını söylüyor. Bu böyle olmadığı belli. Televizyonda görüntü olarak, ses olarak her yerde olacak, o anlama geliyor. 1400 yıl öncesinde Peygamberimiz (s.a.v.) televizyonu, interneti açıkca ifade etmiş. Yani bir insan avucuna baktığında Mehdi (a.s.)’yi görmesi nedir? “Mehdi (a.s.) de istediği an onları görebilir, avucuna bakar onları görür” diyor. “İnsanlar yattıkları yerden, uzandıkları yerden Mehdi (a.s.)’yi görürler ve konuşurlar” diyor. Yani “Mehdi (a.s.) onlarla konuşur” diyor. Mehdi (a.s.) ile konuşmuyorlar da, Mehdi (a.s.) onlarla konuşuyor.
ALTUĞ BERKER:Hocam dün şöyle söylemiştiniz: “Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru Amerika’nın da, Rusya’nın da kurtuluşudur. Allah Hz. İsa (a.s.) olmazsa, Hz. Mehdi (a.s.) olmazsa, boğulacakları bir sistem olduğunu gösterdi. Dünyanın tadı kaçtı, ruhsuz bir hale getirdi Allah dünyayı. Neşelerini aldı son on yıl içinde, şevklerini, heyecanlarını kırdı Allah. Ya Allah’a dönecekler, ya bu donuk hayat içinde donup kalacaklar” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
Doktor Kamil İlgen kardeşimiz, bizleri çok seven değerli bir kardeşimiz. “Çok kıymetli Muhammed Adnan Hocam. Sevgili Hocam size olan sevgimi, hürmetimi ve bağlılığımı kelimelerle anlatamam. Hocam sizin kitaplarınız Allah’ın izniyle bütün dünyada imanların tekrar canlanmasına ve ölü kalplerin dirilmesine vesile olmaktadır. Kitaplarınızı okuyanlar hidayet bulmakta ve hayatları değişmektedir. Kıymetli Hocam ben de vesilenizle, eğer izniniz olursa sizin kitaplarınıza ve eserlerinize ulaşamayan, isteyip de temin edemeyen, Türkiye’nin her yerindeki okul ve kütüphane, dernek ve ayrıca isteyen kardeşlerimize kitaplarınızı temin ederek gönderebileceğimi inşaAllah bildirmek istiyorum.” Doktor Kamil İlgen kardeşimiz, maşaAllah, maşaAllah ne güzel. “Mübarek ellerinizden saygıyla öpüyorum ve orada bulunan kardeşlerimize Oktar ağabeyime ve Berker ağabeyime de selamlar yolluyorum.
OKTAR BABUNA:Aleyküm selam.
ALTUĞ BERKER:Aleyküm selam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, öyle olsun tabi. Kütüphanelere kitap alıp kardeşlerimiz göndersinler. Türkiye’nin birçok yerinde kütüphane var, köy kütüphaneleri var, ilçe, il kütüphaneleri muhteşem olur. Mesela Yaratılış Atlası’ndan bir tane bir kütüphaneye koysalar mesela bir ilçe kütüphanesine, o ilçeyi kurtarır o. Bir tane koysalar değil mi, çocuklar gidip okuyacak, istediği anda Ama kütüphaneye kaydını bizzat yaptırıp, başında dursunlar. Yani bırakıp çıkmasınlar, kütüphane kaydı çok önemlidir. Kayıt numarasını da alsınlar, oraya bir Mehdi gelmiş olur o zaman. Yani bir hidayete vesile olan bir kitap olmuş olur ve binlerce insanın, aylarca, yıllarca imanına vesile olur. Mesela bir kitap düşün, kütüphaneye gidiyor, bir genç çocuk gelip okuyacak. Arkasından bir annemiz gelip okuyacak, arkasından bir amcamız gelip okuyacak şahane olur. Özellikle kütüphaneleri kitaplarla ihya etmek lazım. Kütüphanelere kitap hediye etsin kardeşlerimiz, imani, Kuran’i geniş çaplı. Ne olacak. Hayır mesela kaç taneye gücü yetiyor? Bir tane. Bir tane kitabı alıp hediye etsin. Yani kütüphanede kitaba çok titiz oluyorlar zaten kaybolmuyor da, muazzam hizmet olur.
Ama şöyle de olabilir, kardeşlerimiz daha da güzel olur yani ben telif hakkını helal ediyorum, Yaratılış Atlası’nı kendileri bassınlar, bir kütüphaneye veya bir yere hediye etsinler. Yani ben kitaplarımda telif hakkı istemiyorum. İsteyen istediği gibi kitaplarımı hiç izin almadan da basabilir. Ben filmlerini de göndereyim. Yani baskı için, matbaa da basım için filmlerini de göndereyim, tamamen onların olsun. Bassınlar, kağıdını alsın, matbaaya da götürsün, bastırsın, başında dursun, paketlettirsin, hayır sahibi kardeşlerimiz her yere dağıtsınlar. İstiyorlarsa makul bir fiyatla, yani insanı rahatsız etmeyecek, canlarını yakmayacak, tam maliyetine olacak bir fiyatla isterlerse satabilirler. Ben çünkü matbaaya da onu şart koştum, ucu ucuna kurtaracak tarzda kabul ettik. Ucu ucuna kurtaracak, o şekilde kabul ettik. Ama daha sağlamı kardeşlerimizin kendilerinin matbaada bastırmasıdır. Her kitabım için geçerli bu. Tabii. Alsınlar mesela kağıdını, 20 ton, 30 ton kağıt alsınlar güzel, matbaaya da götürsünler, arkadaş bunu bize güzelce hazırla, şu gün teslim et bu kadar. Şahane olur inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam internet sitenizden kitaplar ücretsiz olarak indirilebiliyor, bunun örneğini dünyada hiç görmedik maşaAllah bütün kitaplarınız, filmleriniz.
ADNAN OKTAR:Evet şu an 115 milyonu buldu bu sene indirilen kitap sayımız. 115 milyonu aştı. İnşaAllah geçen aylarda 110 milyondu, şu an 115 milyon. Allah-u alem sonuna kadar 120, 130 milyonu rahatça bulacak gibi görünüyor inşaAllah.
Ya Allah Bismillah bir sayfa aç ver bakayım. Hangi Sure?
SUNUCU :Hicr Suresi.
ADNAN OKTAR:Şeytan’dan Allah’a sığınırım. 80. Ayet, Hicr Suresi.
“Andolsun Hicr halkı da gönderilen elçileri yalanlamışlardır.”Hicr halkı, yani insanlık tarihinde, her gelen elçiye, her gelen peygambere, her gelen mehdiye mutlaka muhalefet edilmiş. Her mehdiye bak gelen her mehdiye muhalefet etmişler. Bediüzzaman geldi, akıl almaz kepazelik çıkarttılar, rezalet çıkarttılar. İftira, rezalet, işkence, baskı, her türlü zulmü yaptılar. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) geldi, akıl almaz zulüm yaptılar. Hz. İbrahim (a.s.) de öyle, Hz. Musa (a.s.) da, İshak (a.s.), Yakup (a.s.), İsmail (a.s.) hepsinde öyledir. Hz. İsa (a.s.), Zekeriya (a.s.), Yahya (a.s.) bir kısmını şehit ettiler. İnsanların ruhunda bu var. Allah’ın hikmeti. İlla ki bir muhalefet ediyorlar yani illa ki bir rezalet çıkarıyorlar.
“Eyke halkı da gerçekten zalim kimselerdi, bundan dolayı onlardan intikam aldık. Her ikisi de açıkça gözler önündedirler. Andolsun Hicr halkı da gönderilen elçileri yalanlamışlardı. Onlara ayetlerimizi vermiştik de, ondan yüz çevirmişlerdi.” Yani o devirde hak kitaplar geliyor, onlar hak kitapları kabul etmiyorlar. İlla hurafe olacak, illa kendilerinin iddia ettiği uydurma izahlar olacak, illa yobazlık olacak, illa ki gericilik olacak. O zamanın yobazlarıyla, bu zamanın yobazları hiç farklı değil, aynı üçkağıtçılık. Bak o zaman da Allah’ın ayetlerini kabul etmiyorlar, hak kitabı kabul etmiyorlar, hurafe istiyorlar.
“Dağlardan güvenli evler yontuyorlardı.” Şu anda da apartmanlar dağlar gibi, taştan değil mi apartmanlar var, gökdelenler var. Dağdan oluşmuş onlar da inşaAllah. “Derken sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz çığlık yakaladı.” Yani sabahleyin, daha yataktan kalkmamışken Allah hepsinden intikam aldım diyor. “Buna rağmen kazandıkları şeyler, (uğrayacakları sondan kurtulmak için) onlarayetmedi. Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık.” Hepsini hak amaçla yarattık diyor. Gökler, yerler çünkü her şey detaylı, amaçlı. Mesela bak bu fincanın bir amacı var, kalemin bir amacı var. Burnun bir amacı var, gözün bir amacı var, kulağın bir amacı var, mikrofonların amacı var, masanın amacı var. Allah’ın dünyayı yaratmada amacı nedir diyorsun? Hiçbir amacı yok diyor. O zaman Ahiret’te hesabını verirsin bunun. Yani bak amaçsız hiçbir şey yok adama söylüyorsun, tamamının amacı var diyor. İnsan niye yaratıldı diyorsun, hiçbir amacı yok insanın diyor. Kulağın amacı var diyorsun, gözün amacı var, burnun amacı var, parmakların amacı var diyorsun, insanın amacı olmaz olur mu? Değil mi, o da Allah’a kul olarak yaratılıyor. “Çünkü Rabbin, yaratan ve bilenin ta Kendisi'dir.” Bak hem yaratıyor, hem de bilendir diyor Allah. “Andolsun, sana çiftlerden yediyi ve büyük Kuran’ı verdik.” Mehdi (a.s.)’nin hayatında yedi çok hakimdir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatında da demek ki yediler hakim, “ve büyük Kur'an'ı verdik. Sakın onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme onlara karşı hüzne kapılma, müminler için de (şefkat) kanatlarını ger.” Yani kafirlerin eğlenmesi, yemesi, içmesi, arabaları, evleri sakın seni onlara imrendirmesin diyor Cenab-ı Allah. “Hüzne de kapılma” diyor. Hüzne kapılmayı haram kılmış Cenab-ı Allah, muhkem ayet, hüzne kapılma haram, “mü'minler için de (şefkat) kanatlarını ger.” Onları koru, onları kolla, güzel sözler et. En iyi yiyecekleri onlara sun, üşümemelerini sağla. Sıcaksa rahatsız olmamalarını, serin olmalarını sağla, hastalarsa tedavileriyle uğraş, onları mutlu olacakları bir ortamda tut. Zengin olmalarını sağla, yiyeceklerine içeceklerine dikkat et, güzel giyinmelerini sağla, güzel konuşmalarını sağla, neşeli olmalarını sağla, sabaha kadar sayarım. “şefkat kanatlarını ger”’in anlamı budur. Biz de Müminlere şefkat kanatlarını geriyoruz inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.)’e emir bu. “Ve de ki: "Şüphe yok, ben apaçık bir uyarıcıyım." 90. Ayet: “ Parça ayırıcılarına indirdiğimiz gibi” Müslümanları işte, Alevi, Hanefi, Hanbeli, Şii, Caferi falan diye ayırıp, sonra da birbirlerine düşman ettiler. Şimdi tamam mezhepler ayrılmış, o bir kader. Mehdi (a.s.) çıkmadığı için zaruri. Düşman olmanın zaruriyeti ne peki? Niye düşman oluyorsun? Müslümanlar Mehdi (a.s.) olmadığı için mecburen, mukallit oldukları için müceddidleri, müctehidlere uyuyor. Mesela dört tane hak mezhep var, Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafii. Dördünün de helalleri, haramları ayrıdır, ibadet şekilleri ayrıdır. Ama ana noktalarda ittifak vardır tabii, ama ayrıldıkları noktalar da çoktur. Neden? Mehdi (a.s.) çıkmadı da onun için, zaruri olduğu için. Yoksa din bir tane olunca, helaller haramlar da bir tane olur. Her mezhebin helali, haramı, ibadeti ayrı olur mu. Mesela dört hak mezhepte, Hanefide de, Hanbelide de, Malikide de, Şafide de ibadet şekilleri ayrı, abdesti bozan konular ayrı, abdest gerektiren konular ayrı, namazın farzları, vacipleri ayrı, yenecek yiyeceklerde helaller, haramlar ayrı, yani ayrı ayrı ayrı, hep ayrı Mehdi (a.s.) çıkmadığı için. Mehdi (a.s.)’nin ne kadar zaruri olduğunu burada görüyor muyuz? Çünkü Mehdi (a.s.) çıktığında, tek din oluyor. Bütün Müslümanlar aynı helalleri, haramları biliyor. İbadetlerin hepsi aynı. Namazların farzları, vacipleri aynı oluyor. Hiçbir farklılık olmamış oluyor. Bu yönden de Mehdi (a.s.)’nin acil olduğu açıkça görülüyor. Çünkü, farzedelim Şafi mezhebinde kan çıkması abdesti bozmuyor. Ama Hanefi de bozar. Ama tek bir tane hüküm olması lazım. Tek bir hüküm olması lazım. Peygamber (s.a.v.) zamanında tekti hüküm. Adamgerine gerine “570 yıl sonra gelsin Mehdi (a.s.)” diyor. Dua etsene, yalvarsana Allah’a Ya Rabbi hemen Mehdi (a.s.)’ı bize gönder diye. “Bir iki yıla kadar Mehdi (a.s.)’ın gelmesini istiyorsunuz” diyor, bir iki yıla kadar, “ben de istiyorum. Mehdi (a.s.) her an çıkabilir. Ama bak, evler yaptırıyorsunuz, evleniyorsunuz, eğlence alemindesiniz, işiniz gücünüze bakıyorsunuz, istemezsiniz ya” diyor. O filmini göstersene Cübbeli’nin. “Ben de istemem. Size bir kolaylık yapacağım, 570 yıl ileriye aldım Mehdi (a.s.)’nin gelişini” diyor. Kardeşim yalvar Allah’a, din tek olsun. Vahabilere düşmanlık kalksın, pırasa gibi doğramayı millete teşvik etme. Müslümanları pırasa gibi doğramayı teşvik etme. Aleviler bizim canımız, Bektaşiler bizim canımız, Şiiler, Caferiler, Sünniler hepsi bizim canımız. Bir avuç Müslümanız zaten, bir evin halkıyız, kardeşiz yapma etme. Bunlar anlatıyoruz işte Cübbeli’ye. Adam “doğrayın da, doğrayın” tutturmuş doğramayı. Bizde sakın ha sakın diyoruz. Hepsi bizim canımız, ciğerimiz, kardeşimiz diyoruz. Bakalım.
VTR
ADNAN OKTAR:Evet Cübbeli Hocam, her zaman olduğu gibi, birçok konuda olduğu gibi bu konuda da doğru söylüyor. Yani durduk yere bir adamı Mason kanalına çıkarmazlar. Masonlar kendi işine gelmeyen bir Müslümanı televizyonuna çıkarıp, kitlelere hakkı, hakikatı anlattırmaz, Mehdi (a.s.)’nin çıkacağını anlattırmaz, deccalin çıktığını anlattırmaz, Kıyamet’in yakın olduğunu anlattırmaz. İttihad-ı İslam’ı anlattırmaz, Türk İslam Birliği’ni anlattırmaz. “Ama anlaşmalıysa” diyor bak Hocam, “anlaşmalıysa, onu çıkarır kanala” diyor. Yani “onun işine geliyorsa, Masonun işine geliyorsa, onun felsefesine, onun düşüncesine savunuyorsa, onun kafasındaysa, yani bir olayın arkasında bambaşka planlar varsa anlaşmış olarak, o zaman onu çıkarır ve şakır şakır kanallarda konuşulur” diyor. Doğru söylüyor, güzel söylemiş. Yani Hocanın her sözü yanlış değil, burada doğru konuşuyor. Adam çıkarır mı? Yani bütün Müslümanlar birleşsin diyorsun, Darwinizm, materyalizm yerle bir olsun diyorsun, Darwinizm, materyalizm oyundur, deccalin oyunudur diyorsun, çıkamaz. Türk İslam Birliği olsun diyorsun, çıkarmaz. Mehdi (a.s.) çıktı diyorsun, İsa (a.s.) geldi diyorsun, İslam ahlakı dünyaya hakim olacak diyorsun, Kıyamet çok yakın diyorsun. Adama öl demişsin gibi bir şey, adam çıkartır mı seni? Cübbeli Hocam da bu önemli hakikatin altını çizmiş. “Çıkarttıkları da anlaşmalıdır. Onlara uygun adamdır, onların planına, projesine uygun adamdır. Onu çıkarır, öbür türlü çıkartmaz” diyor. Ne kadar güzel ve isabetli konuşmuş, maşaAllah, maşaAllah.
Azerbaycan inliyor maşaAllah yer, gök. “Allah razı olsun Hocam. Mesajımızı yayınladınız, depresyon mepresyon kalmadı inşaAllah” diyor. “Mübarek insansınız inşaAllah” diyor. Orksan Orhan anlamına geliyor Mirzayev. Bizim kardeşimiz uzun uzun yazmış ama vaktimiz çok dar, internetten devam edeyim o zaman biraz bugün. Normalde internet yayınında gidiyorum ama biraz şu soruları cevaplamak için kalayım internette, oradan devam edeyim.
Şeytan’dan Allah’a sığınıyorum. Yunus Suresi. “Onların çoğunluğu zandan başkasına uymaz.” Bak “çoğunluğu zandan başkasına uymaz.” Dünyanın yüzde doksan beşi. Darwinizm mesela bir zandır. Bilimsel bir delil yok, zanna uyuyorlar. Delil var mı diyorsun, “yok” diyor, nereden çıkarttın diyorsun, “zanna uyuyorum” diyor, “ya olursa” diyor. “Gerçekten zan ise, haktan hiçbir şeyi sağlayamaz.” “Hiçbir” anlamı yoktur” diyor Allah zannın.” Şüphesiz Allah, onların işlemekte olduklarını bilendir.”
“Hayır, onlar ilmini kuşatamadıkları” bak “Hayır, onlar ilmini kuşatamadıkları ve kendilerine henüz yorumu gelmemiş bir şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Zulmedenlerin nasıl bir sonuca uğradıklarına bir bak.” Yaratılışı hep inkar etmişlerdir. Firavun da inkar etmiştir. Nil’in bataklıklarından tesadüfen oluştu diyordu insanlar diyordu Firavun. Aynısını söylüyor Darwinistler. Sümerler devrindeki deccali sistemde de aynıydı. Sümerlerdeki devlet sisteminde, bütün canlıların tesadüfler sonucunda meydana geldiği iddia ediliyordu, aynı yobaz gerici düşünce şu an Darwinistlerce de iddia ediliyor. Yani beş bin yıllık, dört bin yıllık inancın aynısını savunuyor adamlar. Pagan dini, putperest dinin aynısı. “Eğer seni yalanlarlarsa, onlara de ki: "Benim yaptıklarım benim, sizin yaptıklarınız sizindir.” Bak demokrasinin özeti. "Benim yaptıklarım benim, sizin yaptıklarınız sizin. Siz benim yaptıklarımdan uzaksınız ve ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım." O kadar. Demokrasinin net açıklamalarından bir tanesi. Diyorlar ki, demokrasi daha önce ortaya çıktı. Demokrasiyi onlar hak kitaplardan öğrendiler, Hz. İbrahim (a.s.)’den öğrendiler, Hz. Nuh (a.s.)’dan öğrendiler, sosyal adaleti de Nuh (a.s.)’dan öğrendiler. Paylaşımcılığı yine hak kitaplardan öğrendiler. Hz. Nuh (a.s.) ne yaptı? Gemide biraz nohut vardı, biraz mercimek, son artık gemi karaya oturdu, yiyecek kalmadı yani çok azalmıştı, biraz üzüm işte biraz incir var, bulgur var, “hepsini getirin karıştırın” dedi, tencerenin içerisine doldurttu, kaynattı, nefis bir aşure oldu. İnşaAllah, aşure oradan kalmadır biliyorsunuz. Hepsi tabaklarına koyup yediler. İşte bak bu sosyal adalettir. Değil mi bak herkese eşitlik, herkese bir kolaylık ve yardımseverlik insanlara değil mi yiyecek dağıtmanın önemi. Hz. İbrahim (a.s.) ne yapıyordu, misafirleri geliyordu, hemen bir buzağıyı kesti, şahane bir pişirdi, gayet güzel misafirlerine hemen sundu. Hiç tanımaz bilmez, daha yeni gelmişler. Yemek ikram etmenin, insanlara ziyafet vermenin, güzel bir davranış olduğunu Allah bize Kuran’da gösteriyor. Nuh (a.s.)’da görüyoruz, Hz. İbrahim (a.s.)’de görüyoruz, Kuran ayetlerinde görüyoruz. Mümkün mertebe yalnız yememek lazım. Böyle fakir fukarayı da çağırıp birlikte. Dedem eskiden köyde tavuk keserdi, hemen çağırırdı, “efendim çağırın Aslan’ı” derdi. Aslan dayı gelirdi, bilmem kim gelirdi falan yani tavuğa bile yani herkesi toplardı. Anneannem de tereyağında kızartırdı mübareği böyle çok şahane olurdu. Eski tavuklar çok şahaneydi kardeşim şimdi öyle bir şey olmuyor.
Bismillah. Şeytan’dan Allah’a sığınıyoruz. Ankebut Suresi, 17.Bak diyor ki Allah şu anki Darwinistlere, o devirdeki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanındaki müşriklere bakıyor, bu devrimize bakan yönüyle açıklıyorum. "Siz yalnızca”, Darwinistlere hitap var, “Siz yalnızca Allah'tan başka birtakım putlara tapıyor ve birtakım yalanlar uyduruyorsunuz.” Atomu put haline getirmiş. Atomlar diyor ki, ya diyor, biz niye duruyoruz diyor atomlar, ne yapalım diyorlar, ya bir protein yapalım diyorlar, nasıl olur, molekül halkası çok karışık diyorlar ya böyle olacak iş değil yani çok kapsamlı bir şey o diyor. Sen takma kafanı diyor, gel bakalım ey karbon, sen de oksijen sen de gel diyor arkadaşlar, bir araya geliyorlar, nefis bir tane protein oluşuyor. Ey protein toplulukları diyor, tesadüfen olan protein toplulukları, Malezya’daki protein diyor, sen de buraya gel diyor. Singapur’daki olan da geliyor, Konya’da olan da geliyor, hepsi bir araya geliyorlar, protein tozu oluyorlar, ya diyorlar bu nasıl iştir, bir hücre olamadık diyorlar. Yumun gözlerinizi arkadaşlar, hep beraber diyorlar, bakın göreceksiniz hücre olacağız diyorlar. Bir yumuyorlar gözlerini, bir de bakıyorsun ki hücre olmuşlar, bunların anlattığı bu. Atışın şekli bu. Nazmi Bolatar havası var yani bunlarda.
Bak “bir takım yalanlar uyduruyorsunuz” diyor Allah. “Gerçek şu ki, sizin Allah'tan başka taptıklarınız, size rızık vermeye güç yetiremezler.” Değil mi mesela Allah limon ağacı yaratıyor, portakal ağacı yaratıyor, incir ağacı, zeytin ağacı, buğday. Bütün gıdaları da Allah canlı yaratmış, hepsi hücre sahibi varlıklar. Mesela buğday, buğdayın içi her yeri hücre dolu ve her yeri kromozomlarla dolu. Mesela portakal diyorsun, portakalın her yeri hücre doludur ve her yeri kromozomlarla doludur ve muazzam bilgi hazinesidir. Yani portakalın tadı, kokusu, rengi, şeker miktarı, içindeki c vitaminin hangi oranda olacağı, kalsiyumun, magnezyum, fosfor, mangan bunların hangi oranlarda olacağı, B1, B2, B3, B6, B12 vitaminlerinin nasıl olacağı değil mi oranları hepsi kromozomlarda kodlu. Adamlar eczane gibi, bir tek portakal, portakal nasıl sulanacak, kokusu, şekerinin çok yüksek olmaması, çok da aşağı olmaması değil mi, içindeki sitrik asit, değil mi portakalı açtığında üstündeki paketi, muhteşem bir paketi var değil mi yumuşacık, çektiğinde hemen açılıyor, tertemiz içinden gıcır gıcır portakalın eti çıkıyor. Üstü mis gibi kokuyor. İstediğin gibi mesela atsan da, düşse de duruyor, hiçbir şey olmuyor. Mükemmel bir ambalaj üstünde. Nerede kodlu? Kabuğundan jiletle küçücük bir parça alsak, binlerce kromozom kodlu orada anlatıyor. Kütüphane gibi. Yuvarlaklığı, ağacının şekli nasıl olacak, dalları nasıl olacak, nasıl çiçek açacak, çiçeğin tozlanma sistemi nasıl olacak, çiçeği hangi mevsimde açacak, hangi mevsimde kapanacak, mevsimi nasıl anlayacağı da yazılmış ayrıca. Baharı nereden anlayacak, kışı nereden anlayacak, çiçeğinin kokusu nasıl olacak, çok şahane bir kokusu vardır, tabii çiçeğinin kokusu nasıl olacak. Yaprağının parlaklığı, yaprağının ebadı, şekli, ağacın boyu, bunların hepsinin tesadüfen olduğunu söylüyorlar. Bu şımarıklığı Allah’ın karşısında söyleyemeyecekler, bak dilleri tutuşacak göreceksiniz. Yani bu münasebetsizlik, bu sahte entel havalar, Ahiret’te tamamen zavallılığa dönüşecek ve perişanlığa dönüşecek.
SUNUCU:İnşaAllah. Bizi yarın 22:00 den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Gaziantep Olay Tv’den takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR:Bak Cenab-ı Allah diyor ki 19. ayette: “Onlar görmediler mi ki Allah yaratmaya nasıl başlıyor.” Mikroskopla bakın, elektromikroskopla bakın, araştırın diyor Allah. Bak “Onlar görmediler mi ki” demek görememişler, “Allah yaratmaya nasıl başlıyor.” Paleantolojiyi inceleyin, fosilleri inceleyin, burada Allah’ın emri var. “Sonra onu iade ediyor, şüphesiz bu Allah’a göre kolaydır. De ki: “yeryüzünde gezip, dolaşın da böylece yaratmaya nasıl başladığına bir bakın.” Fosilleri araştırın, yeri eşin. Bak diyor: “yeryüzünde gezip, dolaşın” diyor Allah. “Böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın.” Burada bilimi Allah farz kılıyor işte, nereye baksak bilimi farz kılıyor Allah bize, çok yerde Kuran’da böyledir. “Allah Ahiret yaratmasını, son yaratmayı da inşa edip yaratacaktır.” Yani orada da ayrı bir yaratma yapacağım diyor Allah. “Şüphesiz Allah her şeye güç yetirendir. Dilediğini azaplandırır, dilediğine merhamet eder. O’na çevrilip götürüleceksiniz.” Hepiniz bana geleceksiniz diyor Allah, tamamı, Darwin’i, Stalin’i, şunu bunu falan kim varsa Allah’ın karşısına çıkacak inşaAllah.
Evet HarunYahya.Tv’den devam ediyoruz inşaAllah.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...