SUNUCU: Programımıza Kaçkar TV’den devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Nasıl uygun görürseniz. Günlük haberler vardı, öyle başlayabiliriz veyahut takdiriniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Berker’im başla bir şeye.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Zaman Gazetesi’nden Ali Ünal şöyle diyor; “AK Parti, HAS Parti ve Büyük Birlik birbirlerini dengeleyerek” HAS Parti, Numan Kurtulmuş’un yeni partisi “birbirlerinin açıklarını kapatarak, rekabet değil ama hayırlarda yarışarak seçmenin yüzde seksen oyunu alabilirler. Bugün bazı yazarlar, Türkiye'de sol eksikliğinden bahsediyorlar. Oysa Türkiye'de İslâm'la ve halkın hissiyatıyla yakından teması olmayan hiçbir sol hareket başarılı olamaz. Başta söylediğimiz bu üç parti isterlerse sol partiden bekleneni halkın da tasvip edebileceği şekilde çok daha iyi yerine getirebilirler” demiş.
ADNAN OKTAR: Bu arkadaşımız kim?
ALTUĞ BERKER: Zaman Gazetesi’ndeki bir yazar, Ali Ünal.
ADNAN OKTAR: Muhterem.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ali Ünal Hocamız doğru söylüyor. Yani dindar olmayan bir siyasî partinin, dindar kökeni olmayan, ya mümkün değildir. Yakın siyasi tarihe bakıldığında bu görülür. Yani ANAP’ın desteklenmesinin nedeni Turgut Özal’dır; Turgut Özal’ın desteklenmesinin nedeni namaz kılıyor olması ve dindar olmasıdır; tek nedeni budur. Yani ekonomik yönüne kimse bakmaz. Adnan Menderes’te de, hürriyet getirmesi ve dindar olmasıdır. Adnan Menderes bir harika yönü olan, böyle olağanüstü yeteneği olan bir insan değildi; herhangi bir insandı Adnan Menderes. Dindar vatandaşların, dindar insanların dindar başbakan görme arzusundan kaynaklandı. Mesela Tayyip Bey’in seçilmesinin nedeni de odur, dindar olmasıdır, yani başka bir nedeni yok. Yani AK Parti’nin harikalar meydana getirmesi, olağanüstü bir yeteneğinin olması; onunla alakası yok. Mesela halkı o ilgilendirmez, işin doğrusu. Yani sevgi, şefkat, merhamet, dindarlık, güvenilirlik; buna bakarlar. Onun için diyorum ben CHP’ye, “dindar olsun” diye. CHP dindar olduğunda ezer geçer. İnşaAllah. Tabii Allah rızası için yapacaklar.
ALTUĞ BERKER: Hocam, estağfurullah. Sağın şu andaki iktidarının sebebinin eğitim olduğunu ve bunun size dayandığını solun ileri gelen isimleri açıkladılar Hocam.
ADNAN OKTAR: İsim ver canım, ne var?
ALTUĞ BERKER: Doğu Perinçek.
ADNAN OKTAR: Ne dedi?
ALTUĞ BERKER: “AK Parti’nin iktidara gelmesinin sebebi Adnan Hoca’dır” dedi, kendi tabiriyle Hocam.
ADNAN OKTAR: “Anadolu’da yapılan anti-Darwinist, anti-materyalist imanî çalışmalar” dedi, “iktidara yansımıştır.”
ALTUĞ BERKER: Evet, tamamen Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani boş değil sözü tabii. Allah vesile etti.
ALTUĞ BERKER: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sen bir konu söyle, o konunun üstüne anlatacağım.
SUNUCU: O zaman maddenin sırrından yine bahsedebiliriz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam. Derin düşünen, yani hoptirik olmayan insanlar mutlaka bu hakikatle karşılaşır. Yani ben nereden geliyorum, nereye gidiyorum? Ölünce ne olacağım? Madde nedir? Allah’ın bizi yaratmasının sebebi nedir? Bunları düşünmesi lazım. Maddenin varlığıyla ilgili bu açıklama aslında derli toplu hiçbir yerde açıklanmadı şu ana kadar. Bilim kitaplarında var ama anlaşılacak gibi anlatılmamış. Mesela Einstein’in açıklamaları var, diğer modern fiziği savunan kişilerin anlatımları var ama öyle rahatça kavranacak gibi, pratik hayata geçirilecek gibi anlatmamışlar. Yani Allah, doğrusu beni vesile etti bu konuda. MaşaAllah. Yani çok güzel, çok kapsamlı, güzel, herkesin anlayacağı gibi anlatmış oldum. Ben bir gün lise yıllarındayken gece, geceye yakın maddenin beynimde oluştuğunu anladım. Acayip heyecanlandım. Yani ben maddeyi dışarıda biliyordum. Yani böyle, yani aklıma gelmedi daha Türkçesi. Kapı varsa karşıdadır, araba varsa karşıdadır, ben de buradayım, işte görürüz, yani bir şekilde görürüz, gözümle de görürüm. Gözümde gördüğüm. “Beyinde görülüyor” derlerdi, yani okurduk ama yani onun şuuruna o kadar varmamıştım, derinlemesine. Bir de baktım ki bütün Dünya benim içimde. Yani ben Dünya’nın bir yerindeyim zannederken bir de baktım ki bütün Dünya, bütün evren benim içimde. E o zaman müthiş heyecanlanmıştım. Hatta hatırlarım yani, uyuyamadım heyecandan. Yani çok acayip bir bilgi, çok müthiş bir bilgi. Yani mesela Ay’a bakıyorum, Ay dışarıda zannediyorum; Ay benim içimde. Tamam dışarıda Ay var ama benim “Ay” dediğim, pratikte benim beynimin içinde gördüğüm Aya ben yine ben “Ay” diyorum. Mesela üniversite imtihanına giriyorum ama üniversite imtihanına girdiğim bina benim içimde; ben binanın içinde değilim. Bu çok muazzam bir olay, çok acayip. Sonra baktım ki ben bunun öyle sırrını çözebileceğim gibi bir şey değil, yani çok çok harika bir şey bu. Yani insanlar arasında bir numaralı konusu olması lazım bu. Yani imani konular ve bu konu. Zannediyorum biraz korkutuyor insanları, onun için pek yanaşmak istemiyorlar. Ama bir hakikat bu yani.
SUNUCU: Biz hemen kapatıp geçiyoruz.
ADNAN OKTAR: “Hı hı evet” falan diyorlar, “başka?” Ben çok kişiden işittim, Akademideyken bir Hasip diye arkadaşım vardı benim. “Evrim mi anlatayım” dedim, “bu konuyu mu anlatayım?” dedim, “en iyisi” dedim, “bunu anlatayım.” Çünkü bunu anlatırsak evrimi anlatmaya gerek kalmıyor. Yani bu hepsini kökünden söküp bitiren bir konu, yani en pratik ve en güçlü İslami tebliğ metodu budur, benim gördüğüm, yani benim tespit ettiğim. Yani bunu anlattıktan sonra Cennet, Cehennem, Ahiret, insanın yaratılışı, evrim; onların hiçbirini anlatmaya gerek yok, hemen adam kavrıyor. Yani anlatılır da ispata gerek yok; anlıyor, hemen anlıyorlar. O arkadaşıma anlatmıştım, kıpkırmızı oldu böyle iliklerine kadar kızardı. Anladığını anladım; bir daha benimle hiç konuşmadı. Bayağı samimiydik halbuki. Ne kadar masum bir konu halbuki. Maddenin varlığı, yani dinden de bahsetmiyoruz. Yine başka arkadaşlarıma da anlattığımda bir kısmı böyle masalara falan tutunmuştu. Yani maddenin beyninde oluştuğunu hissedince çok heyecanlanıyorlar, genellikle dokunma hissiyle onu rahatlatıyorlar.
O da beyinde olan bir şey tabii. Halbuki bunu yani böyle dürüstçe, samimice görüp, Allah’ın ne kadar harika yarattığını görüp, Allah’a sığınmak ve Allah’ı çok daha fazla sevmek gerekirken bunu ağzının tadını kaçıracak bir şey olarak görüyor. Halbuki bu ağzın tadını getiren bir şey, dünyanın tadını getiren bir şey. Allah’ın varlığını çok iyi kavramamıza sebep olan bir şey. Kuran’da Cenab-ı Allah; “attığın zaman sen atmadın; Allah attı” diyor. “Sana biat edenler, Allah’a biat ettiler” diyor. Allah’ın her yerde olduğunu göstermek için Cenab-ı Allah bu ayetleri açıklamış.
ALTUĞ BERKER: “Şah damarından daha yakındır size” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım.
ADNAN OKTAR: Tabii. Madde dışarıda var fakat biz maddenin görüntüsüyle beynimizde muhatap oluyoruz. Yani dışarıdaki maddeyle hiç bağlantımız yok. Yani şu ana kadar maddenin dışarıdaki görüntüsüyle bağlantıda olan bir tane insan yok dünyada. Hep görüntüsüyle muhatap olmuşlar. Bir monitörün başında yaşamışlar. Bütün insanlık öyledir.
SUNUCU: Benim düşüncem mesela –tabii ki kendim öyle yorumladım- onu da maddenin sırrına dahil edebilir miyiz; örneğin herkesin zevkleri vardır, herkesin görüş açısı vardır? Diyelim herhangi bir tatlı olsun, ben ondan zevk alıyorum yerken ama herhangi bir kişi onu yerken zevk almıyor. İşte bu da hani kişinin yorumuna, kişinin beynindeki canlandırmasından kaynaklı.
ADNAN OKTAR: Allah ona o şekilde tabii. Mesela kimine tatlı, acı geliyor. Mesela hayvanlar var, ben mesela tavşan beslemiştim, yonca veriyorum, kuru yonca; hayvan kudurmuş gibi yiyor kerata böyle akıl almaz bir zevkle haşır huşur, yani çıldırıyor. Halbuki insana versen yani acayip itici bulur, yani hiçbir şekilde. Kim bilir ne kadar zevk alıyor o? Mesela bizim hoşnut olduklarımızdan da o hoşnut olmuyor, onun acayibine gidiyor. Mesela hayvanların da rüya gördüğünü gösteren filmler; ben eskiden bilmiyordum yani hayvanların o kadar rüya gördüklerini. Mesela köpeğin rüya görmesi var; hayvan deliler gibi koşuyor böyle, hatta kendini atıyor cama aynaya çarpıyor böyle. Uyandığında panik oluyor, daha hala uykusunun etkisinde. Sonra anlıyor, uykudan uyandığını sonra anlıyor. Onların da ruh sahibi olduğunu gösteriyor bu. Yani bizim bilmediğimiz bir ruha sahip olduklarını gösteriyor, yani bir ruh tecellisine. Çünkü Allah her yerde tecelli ediyor, onda da tecelli ediyor ama bir ruh tecellisiyle, bizim bilmediğimiz bir tecelliye tecelli etmiş oluyor.
Bu konuyu kavrayıp da Kuran’ı kabul etmeyen ben bir insan görmedim, yani İslam’ı kabul etmeyen insan görmedim. Yani dini anlatırken bunu anlattığında bir insan, her konu kökünden bitmiş oluyor, hepsi. Adam; “şu konu nasıl oldu?” “bu nasıl yaratıldı?” hiç demeye gerek yok, hemen anlar. Yani ruhun varlığını, Ahiretin varlığını, hepsini anlar; Cenneti, Cehennemi, dirilişi, yeniden yaratılışı, hepsini yani Ayne’l-Yakîn derecesinde kavrayıp anlar. Ama en iyisi yine benim kitaplarımı okumak tabii. ‘Kuledeki Küçük Adam’ olsun yahut ‘Maddenin Ardındaki Sır’ olabilir, o kitaplar. Zaten birçok kitabımda da ayrı bölüm olarak var. Mesela bu bizim bu kitapta da, evrimle ilgili hazırladığımız kitapta da, Yaratılış Atlası’nda da.
SUNUCU: Evet, CD’si de var inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet evet, CD olarak da var. Bir bölümünde o konu işleniyor, arka kısmında, son kısmında işleniyor. Avrupa’da dünyada aslında bunun çok büyük etkisi oldu. İnsanların görüşünde çok ciddi etki oldu ama buna benim kanaatim önümüzdeki yıllarda daha net daha keskin inanacaklar insanlar. Ben şimdilik teorik anlatıyorum, yani yüzeysel anlatıyorum, yani böyle pratik kavrayacakları gibi anlatmıyorum. Ama zaman gelecek pratik, tam kavrayacakları gibi de anlatacağım ama şu ürkmeyi korkmayı bir kere bir kaldıracaklar. Yani bunu zevkle dinlediklerini, hoşlarına giderek dinlediklerini bir göreceğim. Çünkü korku duyuyor, ben rahatsız oluyorum yani korkmadan. Korkacak bir şey değil bu zevk alınacak bir şey bu. Allah’ın varlığını daha çok kavramış oluyor, Allah’a imanı daha güçlü olmuş oluyor, Ahireti tam kavramış oluyor. Yani sahte bir iman değil; derin, samimi ve çok güçlü bir iman olmuş oluyor. Bundan kaçmak için hiçbir sebep yok, bu gerçekten kaçınmak için.
Berker Hocam sen bir şeyler anlat.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Örneğin Matris filminin yapımcılarına filmden evvel göndermiştiniz ‘Madde’ kitabınızı, daha sonra da kitaptaki anlatımlarla birebir sahneler vardı filmde. Filmin temeli de onun üzerine kuruluydu zaten, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O şimdi de rüyayla gerçek hayatı kıyaslayan filmler yapıldı. Aynı, yani bu yine bizim bu anlattığımız, kitapta anlattığımız konulardan yola çıkarak yeni bir film daha yapıldı. O da çok fazla seyredilen bir film, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah, evet.
Mustafa Özcan Ağabeyimiz’in bir yazısı vardı Hocam. Stephen Hawking’le Richard Dawkins’in tüm dünyayı fiziksel kanunlar ve evrimle açıklamaya çalışan düşüncelerini eleştirmiş Hocam, inşaAllah. Evet.
ADNAN OKTAR: Nasıl diyor?
ALTUĞ BERKER: Einstein’ın ifadesiyle; “Einstein’ın ifadesiyle niçin sorusuna cevap veremeyen bilim, topal olarak kalmak zorundadır. Onun topallığını izale edecek olan ise dindir ve vahiydir. Fen ile din veya ilim ile din tartışmasında yaratılış yerine tesadüfe inanan ateist Richard Dawkins, mal bulmuş Mağribi veya yandaş bulmuş gibi veya bozacının şahidi şıracı fehvasıyla Hawking’e sarılıyor ve onun asırlardır din ile ilim arasında süren tartışmayı zenginleştirdiğini ileri sürüyor. Halbuki, sofistike düşünce olmadan ilim cevapsız, din ise izahsız kalıyor ve gelişme olmuyor. Kıyameti 2060’lı yıllarda bekleyen Newton ise yerçekimi kanununu keşfetmesine rağmen bunu Allah’ın kudretine bağlamıştır. Bilim, kendini tanıdığında Rabbini de tanıyacaktır” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hocamız çok candan bir insan, bir tek Allah’a hesap veren bir insan; onun için yazılarında da son derece özgür, candan, iman hakikatlerine ağırlık veren, değerli, güzel yazılar yazıyor. Yani bir patron baskısı yok ruhunda, kimseye de hesap vermek durumunda değil. Candan bir Müslüman üslubuyla, candan bir üslupla konuları kaleme alıyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, Mehdiyet konusunda da o şekilde. Siz davet etmiştiniz; burada Mehdiyet’i, Mehdi (a.s.)’nin geleceğini, şahıs olduğunu; hepsini anlatmıştı Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Çünkü kimseye hesap vermek durumunda değil, inşaAllah.
İsmail; “selamün aleyküm.” Aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü. “Muhammed Adnan Hocam. Mehdi (a.s.)’ın bir trafik kazasında Allah-u âlem şehit olacağından bahsetmiştiniz.” Yok, öyle demedim. “O, arabasında, vasıtasında fec’eten ölür” diyor, “vefat eder” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.) hadiste, “fec’eten.” ‘Fec’eten’; ani demektir. O, trafik kazası anlamına gelmez. Herhangi bir sebepten, sebepsiz ölebilir. Yani birden ölür. “Bunu biraz daha açabilir misiniz Hocam. Rabbim sizi başımızdan eksik etmesin, inşaAllah. Allah rızası için sizi çok seviyorum. Selametle kalınız. İsmail.” Zannediyorum anlatmışımdır. Mesela arabada giden bir insan vefat ederse, çok makuldür bu yani. Yani sebepsiz çok fazla ölüm vardır. Ölmüştür, o kadar. Ama Allah Yolu’nda sürekli tebliğ halinde olacağı için, yine Allah için bir yere giderken vefat edeceği için şehit olmuş olur, inşaAllah ki, çünkü “velilerin sonu şehittir” diyor yine bir rivayette, Kıyamet Alametleri’nde o şekilde geçiyor.
“Selamün aleyküm. Sayın Adnan Hocam, sizi çok zevkle izliyoruz. Hem ilminizden öğreniyoruz, hem arada sizle beraber gülüyoruz, maşaAllah. Birinci sorum; Kehf Suresi 9. ayette geçen “Ashab-ı Rakîm” kimler, açıklar mısınız? İkinci sorum; Mehdi (a.s.) başa geçtiği zaman nasıl hükmedecek? Hz. İsa (a.s.) açıkça ne zaman görünecektir? Bu konuda Said Nursi’nin bir sözü var mı? Hz. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.) nasıl anlaşılacaklar? Selamün aleyküm. Hayırlı yayınlar. Abdullah Abit.” Aman Allah’ım ne kadar çok soru, maşaAllah.
Ashab-ı Rakîm. İkinci bir ekip daha var, yani oradaki “tabela” deniliyor ama burada bir tabelayla geçiştirilecek gibi bir şey değil. Orada bir ekip daha var, bir insan topluluğu daha var. Belki yine Ashab-ı Kehf gibi ayrı bir grup, belki cinlerden oluşan bir grup, bilemiyoruz.
“İkinci sorum; Mehdi (a.s.) başa geçtiği zaman nasıl hükmedecek?” Sevgi, şefkat, merhametle, dostlukla, aşkla ve sevgiyi teşvik edecek. İnsanlara huzur temin edecek her ne varsa, her türlü tedbiri alacak. İnsanların üzerinden gerilimi, korkuyu, tedirginliği kaldıracak. Herkes birbiriyle dost ve arkadaş olacak. Samimi olmayı öğrenecek insanlar, güveni öğrenecekler. Dünyada Allah’a hakkıyla kul olacaklar, Ahirette de inşaAllah cennetlerine vesile olacağız, inşaAllah.
“Hz. İsa (a.s.) ne zaman açıkça görülecektir?” Allah-u alem, benim kanaatim on yıla kadar görülür. On, evet on yıl, on on bir yıl veyahut.
“Bu konuda Said Nursi’nin bir sözü var mı?” Yaklaşık var, yani dolaylı yoldan var. Hz. İsa (a.s.)’la Mehdi (a.s.) beraber namaz kılacaklar. Bediüzzaman’da bunu söylüyor, Risale-i Nur Külliyatı’nda da bu geçiyor, birlikte namaz kılacakları.
“Hz. İsa (a.s.) ile Mehdi (a.s.) nasıl anlaşacaklar?” Hz. İsa (a.s.) birçok yabancı dil bilir. Allah-u âlem Türkçe de bilecek, onu söyleyeyim. Yani İngilizce bilir, Türkçe bilir, İbranice bilir, Aramice bilir. Yani yabancı dil konusunda onun sorunu olmaz. Çünkü Peygamberler müthiş bir yetenekle yaratılıyorlar. Mesela Kuran’ı ezberleyecek. Kuran’ı ezberlemek çok zordur. Yani yetişkin bir kişinin Kuran’ı ezberlemesi çok çok zordur. Hafızdır Hz. İsa (a.s.). Dolayısıyla Arapça da bileceği anlaşılıyor.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani bir kere okumayla olduğu gibi, yani bir sayfaya şöyle bir kere bakar, sayfanın tamamını ezberine alıyor. Böyle insanlar vardır dünyada. Yani bilmiyorum duydunuz mu? Duymuşsunuzdur. Bakar, tamamı aklında kalır. Hz. İsa (a.s.) da öyledir. Yani olağanüstü zekidir, öyledir, çok akıllı bir varlık. Her öğrendiğini bir kerede hıfzına alan bir zekâya, bir hafızaya sahip, inşaAllah.
“Selamün aleyküm Adnan Hocam. Programınız çok güzel maşaAllah. Gerçekten siz bu yayına tat katıyorsunuz. Bunu dün akşam iyi anladım.” Duydunuz. Oktar’la sen böyle...
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR: Tabii sizler de güzel anlatıyorsunuz da tabii bizim eksikliğimiz hissedilmiştir.
ALTUĞ BERKER:Şüphesiz Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Eski açıklamalarınızla Mehdi (a.s.)’ın, Süleyman (a.s.)’ın Mescidi’ni yeniden inşa edeceğini söylediniz. Yalnız bugün Yahudiler, anladığım kadarıyla, bugün Mescid-i Aksa’nın olduğu yere Süleyman (a.s.)’ın Mescidi’ni yapmak istiyorlar. Onun için Kudüs’ü yıkmak istiyorlar, haşa. Bu Süleyman (a.s.) Mescidi nasıl ve nerede, ne zaman yapılacak inşaAllah? Selamün aleyküm. Hayırlı yayınlar, saygılar Berkan Yiğit.” Berkan Kardeş. Diğer alamadığım bütün selamların hepsini aleyna aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü diyorum. Hz. Süleyman (a.s.) Mescidi’ni yeniden inşa edecek olan kişinin ismi Moşiyah’tır. Tevrat’ta Moşiyah, yani Şiloh, yani Kral Mesih, yani Mehdi (a.s.). Ben, Sanhedrin üyeleriyle burada konuştum. Mescidin nerede yapılacağına dair bana kroki getirdiler, yani bölgenin yerini gösterdiler. Yani nasıl yapmamız gerektiğini istişare ettiler, yani “nasıl yapalım?”
SUNUCU:Süleyman (a.s.) Tapınağı.
ADNAN OKTAR: Süleyman (a.s.) Mescidi’ni, evet.
SUNUCU: Hocam Ağlama Duvarı’nın olduğu yer. Onun üzerinde tekrar inşa edilmeyecek mi?
ADNAN OKTAR: Orası arazisi onun, o duvar. Yani o binanın, mescidin duvarı değil. Yani arazinin duvarı o. Yani o arazide, üstteki mescidin olduğu yerde Süleyman (a.s.)’ın Mescidi.
SUNUCU: Ben yanlış biliyormuşum o zaman.
ADNAN OKTAR: Evet. Mescid-i Aksa’nın biraz ilerisinde, arka tarafta -ben daha önce de göstermiştim- çok geniş bir arazi var, boş bir yer var; iki caminin arası. Oranın çok uygun olduğunu söyledim ben Musevilere, bu Hahamlara. Onlar da çok isabetli buldular, “çok iyi” dediler. “Hocam” dediler “yalnız” dediler, “ilk defa” dediler, “bizim tarihimizde ilk defa bir Müslüman bu mescidin yapılmasından bahsediyor” dediler. “Yani bizim tarihimizde yok böyle bir şey” dediler, “ilk defa.” İnşaAllah. Ben de dedim ki; “mescidi Allah’ın izniyle orijinaline uygun, aynısını tıpatıp yapacağız” dedim, “Allah’ın izniyle.” Onlar da şimdi sabırla bunu bekliyorlar. Ama onlara söyledim bak, “Hocam” dediler, “biz yapamaz mıyız?” Tevrat’tan gösterdim, “siz yapamazsınız” dedim, “ben de yapamam, siz de yapamazsınız.” Kim yapacak? Mehdi yapacak; Tevrat’ta o şekilde. Hadislerde de o şekilde geçiyor. Yani Mehdi (a.s.) imal edecek, dolayısıyla hiç yani boş yere uğraşmayın, gayret etmeyin.
SUNUCU:Affınıza sığınarak, bir sorum daha var; Hızır (a.s.) ile birlikte miydi?
ADNAN OKTAR:Hızır (a.s.) mescidin yapılmasında yardımcı olur tabii ama Hızır (a.s.) kendini sezdirmez. Yani benim gördüğüm şu an hem mason localarını da kontrol altında tutuyor Hızır (a.s.), onları da yönlendiriyor, Tapınak Şövalyeleri’ni de yönlendiriyor ki Hz. İsa (a.s.)’ın ben Tapınak Şövalyeleri’nin kontrolünü tamamen ele geçireceğine inanıyorum. Bak Hz. İsa (a.s.)’ın Tapınak Şövalyeleri’ni, yani masonların bir üstü olan, yani asıl masonluk olan Tapınak Şövalyeleri’ni tamamen kontrol altına alacağını düşünüyorum. Tapınak Şövalyeleri toplantı üstüne toplantı yapıyorlar son zamanlarda. Hakikaten İslam’a karşı, Müslümanlığa karşı içlerinde müthiş bir eğilim meydana geldi. “Bizim binlerce yıldan beri beklentimiz olan, büyüklerimizin beklentisi olan bir gerçek vardı” dediler, “bu gerçek; tek bir dinin, hak bir dinin dünyaya hakim olması ve bu dinin hakimiyetinin de merkezinin İstanbul olacağı şeklinde bir inancımız vardı” dediler, “bizim bu inancımızın şimdi tahakkuk ettiğine kanaatimiz geldi” dediler. Yani, “biz İstanbul’da bir şeyler gördük” dediler, “bir şeylerin farkındayız” dediler. Yani, işin doğrusu, “sizin grubunuz” dediler, “bize biraz ilginç geldi” dediler, “yani şaşırtıcı geldi” dediler, yani “sizi bir görev grubu gibi görüyoruz” dediler, “yani görevli olduğunuzu hissettik” dediler, “yani o alametleri gördük sizde” dediler. Hatta burada sütunun üstünde daha önce bir altın kaplama ibrik vardı, testi, altın kaplama. Duruyordu, eski röportajlarda var. Ben onu oraya kasıtlı koymamıştım. “O su testisinin orda olması” dediler, “ayrı bir işaret” dediler. Onların inancında, İncil’de de geçiyor, -tabii benim öyle bir iddiam yok da onların kanaati o- gelecek olan Kral Mesih’in kova burcunda olduğunu, kova çağını temsil ettiğini, dolayısıyla o da bir su testisi ile temsil ediliyor, “o su testisinin orda bulunmasını bize özel bir işaret gördük” dediler, kova çağını işaret etmesi açısından. İncil’de geçiyor, diyor; “siz” diyor, “o su testisini taşıyan kişiyi gördüğünüzde onun peşine takılın, onun gittiği yere gidin” diyor, Hz. İsa (a.s). İki yerde söylüyor. “Yani beklenen odur” diyor, “oraya gidin” diyor. Onlar da herhalde işarî anlamda böyle bir hüsn-ü zanları olmuş anladığım kadarıyla, böyle bir tevafuktan kaynaklanan bir hüsn-ü zan. O yüzden çok önemli görüyorlar. Yani beni de arkadaşlarımı da çok önemli görüyorlar, “yani siz, dünyaya İslam ahlakının hakimiyetinde sizin öncü olacağınıza inanıyoruz” diyorlar, “yani sizin çok önemli bir yer tuttuğunuza inanıyoruz” diyorlar.
Biz de tabii “inşaAllah” dedik. Yani güzel bir hüsn-ü zanna ne denir? Yani inşaAllah. “Özetle bütün topluluk olarak emrinizdeyiz” dediler, yani “ne yapmamız gerekir?” Şimdi önümüzdeki günlerde asıl onların ihtiyar heyeti var. Yani Tapınak Şövalyeleri’nin dünya çapında, onlarla gelecekler, yani yaklaşık bir ay sonra gelecekler. Yeniden bir toplantı yapmayı düşünüyorlar. Yani dünyada bir şeyler olduğu kanaatindeler. Ben de o kanaatteyim. Ama ben tabii o testiyi o kasıtla koymadım. Yani hakikaten işin doğrusu bir güzel figür olsun, süs olsun diye koydum. Yani birçok şeyden öyle anlamlar çıkarmışlar, birçok yani şeyden. Ama hakikaten de İstanbul onların kutsal bildiği, yani dünyaya hak din hakim olduğunda merkez olacaklarını düşündükleri şehir, İstanbul. O binlerce yıllık bir gelenektir onların. Onların ikinci özelliği de Hz. Musa (a.s.)’nın Sandığı’nı arıyorlar, o Kutsal Sandığı arıyorlar. Evet, o Kutsal Sandığı da Mehdi (a.s.)’nin bulacağını biliyorlar. Yani herkesin bildiği bir şeydir bu. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de öyle söylüyor, hadislerde var; Hz. Mehdi (a.s) bulacaktır Kutsal Sandık’ı. Kutsal Sandık onlar için çok hayatî, yani çok çok önemli. Ona dair bilgiyi de aradıkları için bize ayrıca bir önem veriyorlar. Yani bizim de belki o konuda bir ipucu verebileceğimizi, bilgi verebileceğimizi düşünüyorlar. Ayrıca bu Tapınak Şövalyeleri’nin bir özelliği daha var; Hz Musa (a.s.) biliyorsunuz o altından buzağı heykelini parçaladı, yaktı, parçaladı, toz haline getirdi, denize savurdu. Şimdi altın, toz haline gelmez. Ama Hz Musa (a.s) ’nın altının toz haline gelmesinin ilmini bildiğini söylüyorlar “ve bu, gelenek olarak bu bize de geldi” diyorlar. Yani, “Hz Musa (a.s.)’dan itibaren bize de geldi ve bunun sırrı bizde” diyorlar, yani altını toz hale getirmek. Beyaz toz haline getiriyorlar altını.
SUNUCU:Şu anda onlar da yapabiliyorlar.
ADNAN OKTAR:Yapabiliyorlar, evet. Yani nasıl yapıyorlar bilmiyorum.
SUNUCU:Yani sırrı mı onların?
ADNAN OKTAR:Yani bilmiyorum, bana söylediler ama beni tembihlemediler yani “söylemeyin” diye demediler. Onun için söylüyorum. Yani normal blok altını beyaz, suda eriyebilen toz hale getiriyorlar. Ne yapıyorlar, nasıl yapıyorlar bilmiyorum. Yani, “bu bize gelen, binlerce yıllık gelenekle gelen bir bilgi” dediler, “özel bir bilgi” dediler. Bana da getirecekler o tozdan. Yani altını toz haline getirdikleri o “denize savurduk” denilen beyaz toz var, ondan bir örnek de Hz. Süleyman (a.s.)’ın o sandığından çıkacağına inanıyorlar, Kutsal Emanet olarak yani o altının beyaz toz haline getirilmiş, beyaz toz haline getirilmiş halinin o sandıkta olduğuna inanıyorlar. Bir de o tozdan -yani tabii ben o şeye gireceğim demiyorum, söylemem de, yani ilginç olduğu için söylüyorum- bu tozdan az miktarda dahi insanlar aldığında, herhangi bir şekilde aldığında müthiş bir zihin keskinliğine ve müthiş bir dikkate, yani insanların alışık olmadığı, insanların bilmediği yeni bir boyuta ve zihin keskinliğine sebep olduğunu söylüyorlar, bu tozun alınmasının. Yani deneme yapmayacağım tabii de. Fakat yani ilginç, yani durduk yere bunu söylemezler. Yani sözleri yalan değil, hakikaten laboratuvarda da çalışmalarını da gördüm, yani fotoğrafları var yaptıkları çalışmaların. Çünkü ispat edemeyecekleri bir şey söyleseler mahcup olurlar, ispata açık olarak şey yapıyorlar. Bu tabii bir ekstradan bilgi, yani o kadar şey değil ama hayret verici bilgiler olduğu için ve dikkat çekici olduğu için söylüyorum. Tapınak Şövalyeleri de İslam ahlakının dünya hakimiyetinde önemli görev alacaklar gibi görünüyor. Yani hiç umulmaz belki ama şaşırtıcı ama; çünkü Hz. İsa (a.s.)’ın dünya hakimiyetinde Bediüzzaman okullara, yani profesörlere, doçentlere ve bir de askerî sisteme, yani generallere, genelkurmay başkanlarına ve generallere dünya çapında etki edeceğini söylüyor Bediüzzaman. Bu ancak Tapınak Şövalyeleri ve masonlar kanalıyla rahatça yapılabilecek bir çalışma gibi görünüyor. Çünkü bu kilit noktadaki insanlar mason localarında bir araya geliyorlar, orada topluca bulunabiliyorlar. Veyahut Tapınak Şövalyeleri’nin toplantılarında bir araya gelebiliyorlar. Bunları incelediğimizde de Hz. İsa (a.s.)’ya karşı müthiş bir sevgi olduğunu görüyorum Tapınak Şövalyelerinde, yani ciddi bir sevgi var içlerinde ve onlar da bekliyorlar Hz. İsa (a.s.)’nın gelişini. Bir de Hz. Musa (a.s.)’ya karşı da sevgileri var. Kutsal Emanetleri bir an önce görmek ve ona kavuşmak azmindeler. Bütün bunlar bir araya gelinde Hz. İsa (a.s.)’nın Tapınak Şövalyeleri içinde faaliyet yaptığı, mason locaları içinde de faaliyet yaptığı şeklinde de bir imaj ortaya çıkıyor. Tabii doğrusunu Allah bilir. Mesela bu Obama’nın Müslüman olduğu bilindiği halde Amerika’nın başına getirilmesi; yani ben ilk defa duyuyorum, Amerikan tarihinde hiç olmuş bir şey değil. Biliniyor Müslüman olduğu, bunun iktidara gelmesinde…
Evet, “Obama okulda namaz kılıyordu” diyor. Şimdi masonlar ve Tapınak şövalyeleri izin vermeden bir insanın Amerika’nın başına geçmesi pek mümkün değil. Yani bütün bunlar akla gelince insan düşünüyor tabii, bir harikuladelik var gibi görünüyor, yani bir şaşırtıcılık var. çünkü İngiltere’deki idarecilere bakıyoruz en yüksek kademede hep ya Müslüman olmak istiyorlar ya Müslümanlığı olağanüstü savunan, yani hırsla savunan, kararlılıkla savunan bir tavırları var. Fransa’da bakıyoruz yine öyle, mesela en olmayacak gibi görünen yerlerde dini çok kararlılıkla savunan kişiler görmeye başladık. Yani normalde bir nedeni yok. Yani birileri bunları teşvik ediyor, birisi teşvik ediyor. Belki de Hz. İsa (a.s.)’nın talebeleri ile kontağa geçtiler, bağlantıya geçtiler, bilemiyorum. Mesela bu Tapınak Şövalyeleri’nin birden bire böyle İslamiyet’e ilgi duymaları, yani bize ilgi duymaları bana şaşırtıcı geldi.
ALTUĞ BERKER:Namaz kıldılar.
ADNAN OKTAR:Namaz kılıyorlar. Yani her yerde bu konuyu konuşuyorlar. Kendi aralarındaki konuşmaların dökümleri de geliyor bize, kendileri gönderiyorlar. Yüzlerce konuşma var. Müthiş bir heyecan içindeler, yani hem de sevgi ve heyecan içindeler. Benim bildiğim Tapınak Şövalyeleri İslam’a Kuran’a karşı çok ciddi tavır alan adamlardı. Masonlar desen, ateist masonlar hakimdi. Şimdi inanan, Allah’a inanan masonlar hakim hale gelmeye başlardılar. Yani Allah’a inanmayanların gittikçe sayısı azalmaya başladı. Yani özel bir gayret olmadan böyle bir netice pek olmaz. Bir şey var demek ki, bizim bilmediğimiz bir şey var.
Mehdiyet doğru. Şimdi Cübbeli falan çırpınıyor ama bu cahil ve hakikaten saf bir insan. Bu Allah-u alem Mehdilik’i efsane gibi bir şey zannetti o. Yani öyle anlatılır ama pratikte zaten olmaz. Zaten bu cin gibi bir İstanbul çocuğu, bu inanmaz zaten o şekilde bir deccala zaten inanmaz o. Yani üç yüz metrelik bir eşek gökyüzünde uçacak, anırarak uçacak, üzerine yirmi kilometrelik deccal binecek; yani saf bir insan gerçi Cübbeli ama yani o derece de yani bu kadar garip bir şeye inanacak kadar aklı çocuksu değil, yani bayağı kurt bir tip, çok uyanık. Dolayısıyla, Allah-u alem, benim gördüğüm, o Mehdilik’i efsane gibi gördü. Yani öyle anlatılır, yani insanların hoşuna gider, masal gibi dinlerler, heyecan duyarlar. Hani var ya çocuklukta masallar anlatılır, eski efsaneler vardır, anlatılır; gerçek olmadığı bilinir ama hoşa gider. Öyle insanın kafasını dinlendiren bir efsane gibi görüyordu anladığım kadarıyla. Çünkü üslubundan da anlaşılıyor. Diyor; "Mehdi (a.s.)" diyor, "gelse" diyor, "birkaç yıla kadar gelsin istemezsiniz" diyor, "ben de istemem" diyor. Çünkü onun anlattığı Mehdi (a.s.), onun rahatını kaçıracak gibi görünüyor. Zaten metafizik bir varlıktan bahsediyor. Çok acayip bir varlıktan bahsediyor. Yani bir bağırıyor mesela Mehdi (a.s.) binalar çöküyor, apartmanlar çöküyor. Ya böyle bir Mehdi (a.s.)'ye zaten inanmaz o. Ya bir insan tekbir getirir de, bir şehrin bütün binaları yerle bir olur mu? Buna inanmaz. Mehdi (a.s.) gelecek, Adriyatik Denizi kuruyacak ve İtalyanlar da farkına varmayacakmış, Arnavutluk, hep oradaki bütün sahil kasabaları, sahil ülkeleri var. Hiç biri farkına varmayacakmış. Adriyatik Denizi; bütün millet denizde yaşıyor İtalyanlar teknelerle. Ya nasıl? Adriyatik Denizi yok olur da görmez mi adam. Git, sabaha kadar polis molis herkes ayakta yani. Denizin yok olması çok büyük bir olay. "Fark etmeyecek" diyor, "Mehdi (a.s.)" diyor, "çadırı kuracak" diyor, "Adriyatik Denizi’nin ortasında." Buna katiyen inanmıyordur, böyle bir şeye. Olmayacağını bildiği için beş yüz yetmiş yıl geriye atıp, olayı kendince dinlendirmeye alıyor. Allah vermesin, mesela beş yüz yetmiş yıl sonra da yine öyle bir şey olsa yine Cübbeli tarzında bir adam olsa, -Dünya'nın ömrü olmuş olsaydı farz edelim- yine Cübbeli tarzında bir kafa ortaya çıksa, onun da işine gelemeyeceği için beş yüz yetmiş yıl da öbürü ileri atar. Asla kabul etmezler. Yani hiçbiri inanmaz böyle bir şeye. Yani o tip insanlar değil bunlar. Ama benim anlatımlarımdan bir de baktılar ki hakikaten Mehdi (a.s.) gelmiş. Ama inanmak istemiyorlar. Yani acayip şaşırdılar. Bediüzzaman'ın dedikleri hakikaten doğru çıktı. Çünkü Bediüzzaman ne diyorsa doğru çıkıyordu. Said Nursi'nin bak şaşırtıcı bir özelliği var. Ben hiç böyle bir veli görmedim. Ben mesela duyardım işte; “falanca şeyh şöyle dedi, çıktı” derler böyle. Çok nadir olur. Yani "oğlum" der, "sen işte üç yıla kadar evleneceksin" der, evlenir falan. Bediüzzaman öyle değil. Yani bunda Bediüzzaman hakikaten çok şaşırtıcı bir insan, yani çok acayip, çok garip bir insan. Yani daha dünya onu anlamadı yani. Türkiye'de de o kadar anlaşılmadı. Kardeşim bir insan hemen hemen her gün, ertesi gün, bir ay sonra, bir yıl sonra ne olacağını söylemesi normal mi? Ve milimi milimine doğru çıkıyor hepsi, ne diyorsa doğru çıkıyor. O kadar alışmışki talebeleri. Yani alışılacak bir şey değil, bu çok olağanüstü bir şey. Mehdi (a.s.) konusunda da dediklerinin tamamı doğru çıktı. Yani Mehdiyet, ben de bilmiyordum çocukken. Yani ben, Mehdilik anlatılırdı ama çok ilerlerde böyle yüzlerce yıl, binlerce yıl sonra olacak harika bir olay olarak bilirdim ben. Bir de baktım ki olayın içindeyiz, zamanın da içindeyiz ve hakikaten olaylar tahakkuk etmiş. Yani tarif edildiği gibi deği;, onların müteşabih olduğu ama olayın tam tahakkuk ettiği.
Mesela ben deccal beklerdim çocukken, o zaman da bize öyle derlerdi; "deccal çıkacak falan." Kâbus gibi bir şey bilirdim ben. Yani özetle deccalın ana özelliği, bakın en en özetinde net; dünyayı, bütün dünyayı dinsiz yapması. Dünyanın hiçbir tarihinde dünyanın tamamı dinsiz olmamış. İlk defa bilimsel görünüm ile dünyanın yüzde doksan beşini deccal dinsiz yaptı. İlk defa oluyor, hiçbir dönemde yok. Ne İmam-ı Rabbani zamanında var, Abdülkadir Geylani zamanında da yok, Mevlana Halid'in zamanında da yok; hiçbir devirde olmamıştır. İlk defa Ahir zamanda oldu bu. Her yere dinsizlik hâkim oldu. Mesela insanların beklediği şey, evvela batıdan gelecek zannediyorlardı, doğudan geldi. Mesela gece zannediyorlardı, gündüz geldi. Yani çok şaşırtıcı oldu. Mesela bir insan çıkacak, çok harika şeyler yapacak. Hâlbuki bir insan çıkıyor, bir fikir ortaya atıyor. Onunla dünyayı hipnotize etti, büyüyle kapladı. Her yer büyüyle kaplandı. Mesela deccal insanların ölümüne neden olacak. Biz de zannederdik işte Deccal tek tek insanları kesecek, biçecek falan. Deccal insanları, insanlara kestiriyor. İnsanları, insanlara öldürtüyor. Bir milyar insan öldürttü dünyada. Ya müthiş bir miktar bu. Yani toplam intiharlar, ölümler, yaralanmalar yani deccalın sebep olduğu savaşlar, iç çatışmalar yahut tamamı bir milyarın üstünde dünyada. Bir o kadar insanı da yaraladı, yaralanmasına sebep oldu. Şehirler; yüzlerce, binlerce, on binlerce şehri, köyü, kasabayı yerle bir etti. Ben deccal bizzat kendisi yapacak zannediyordum çocukken. Onu insanlara yaptırdığını gördüm, onu gördük. Yani deccalın net tahakkuk ettiği anlaşıldı. Cübbeli onu anlayınca panik oldu. Yani çok şaşırdı. Yani böyle eğlenerek anlattığı konuların, böyle espri gibi anlattığı konuların, içten içe gülerek anlattığı konuların ciddi olduğunu görünce paniğe kapıldı. Bir de herhalde kendisine de hüsn-ü zan ediyordu. Yani bütün tatlı rüyaları gitti. Şimdi Allah imtihan olarak yarattığı için tabii Mehdiyetin delili de öyle yani çok çok kesin, yani iki kere iki dört eder tarzda net olmuyor. Akla kapı açılıyor fakat ihtiyarı elinden alınmıyor. Bediüzzaman da bunu belirtiyor. Mesela deccal de çıkıyor ama insanın aklının ihtiyarını alacak, böyle iki kere iki dört tarzında net olmuyor. Hafif bir fluluk bırakıyor Allah ki imtihan ortamı olsun diye. Baktık deccal çıktı. Mehdi (a.s.) de çıktı. Hz. İsa (a.s.)'nın da görevde olduğu anlaşılıyor. Şimdi mesela diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); "İstanbul'da bir Hoca, Mehdi (a.s.)'ye karşı” diyor, “mücadele verecek" diyor. İnsan düşünüyor şimdi, Mehdi (a.s.) gibi güçlü bir insan yani bilgisi çok, talebeleri çok yaman; bütün Müslümanların seveceği bir insan olduğu belli. Çünkü çok iyi bir insan Mehdi (a.s.). Hem ne iyi. Yani bütün velilerin en üstünü. Hz. Ebu Bekir (r.a.) ve Ömer (r.a.)’den daha üstün bir insan. Nasıl olur da Müslümanlar ona tabi olmaz, üç yüz on üç kişide kalır talebe sayısı? Mesela bu çok şaşırtıcı. Bir de baktık ki bu da doğru. Hakikaten üç yüz on üç kişi, az sayıları. Çünkü göremiyoruz şu an, Mehdi (a.s.)'yi ortada göremiyoruz. Bütün insanların ona mesela düşman olması mevzubahis oluyor. Yani büyük bir çoğunluğu insanların, ona karşı gelecek. “Hatta” diyor, mesela asıl din adamlarının onu desteklemesi gerekir, değil mi fukuha? Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; "en büyük düşmanı fukuha olacak" diyor. Mesela bak harika üstüne harika. Benim bildiğim Hocaların alimlerin en çok onu desteklemesi gerekir. Cübbeli bak kendi de söylüyor; "en büyük düşmanı fukuha olacak" diyor, "alimler olacak" diyor.
Cübbeli'nin o kasetini hazır tutun, bakalım ona.
Mesela “Mehdi (a.s.)'nin devrinde bir konuşacak" diyor “Mehdi (a.s.), insanlar yattığı yerden Mehdi (a.s.)'yi görüp, dinleyecekler" diyor. Yüzyıl önce bunu desen aklına ne gelir insanın?
SUNUCU:Her yerde olabileceği.
ADNAN OKTAR: Tabii, mucize akla gelir. Bir de baktık ki televizyonlarda konuşacak. Her yerde, her evde olacağı anlaşılıyor o zaman. Yani çok kolay bir şeyi çok zor zannetmişler. Mesela diyor; "Mehdi (a.s.) avucuna bakar, talebesini görür" diyor. I-pod'dan, telefondan rahatça talebesini görür. "Talebesiyle konuşur" diyor. Çok kolay bir şey ama o devirde insanlar direkt avucunun içine bakarak gördüğünü düşünüyor, onun için harika üstü harika zannediyorlar. Hâlbuki aklın ihtiyarını almayacak şekilde, makul şekilde oluşuyor.
Hazır mı o film? Bakalım.
-VTR- Cübbeli, fıkıh alimlerinin Mehdi (a.s.)’ye düşman olacağından bahsediyor.
SUNUCU: Yayınımıza kısa bir aradan sonra tekrar devam edeceğiz.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne anlatayım Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Cübbeli'nin filmini göstermiştiniz.
ADNAN OKTAR: Devam edelim?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Tamam. Ben dedim ki; "Mehdi (a.s.) çıksa bir âlim adam, mesela İstanbul'daki âlim Hoca, en azından ‘ya ne olur ne olmaz’ diye psikopatlık yapmaması lazım.” Yani. Kimin ne olduğu belli olmaz yani. Allah adına, İslam adına, İslam ahlakının dünya hâkimiyeti için ortaya çıkacaktır Mehdi (a.s.). İttihat-ı İslam isteyerek çıkacaktır. Yani Türk-İslam Birliği’ni isteyerek çıkacaktır. Bak Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ki; “İstanbul'daki âlim” yani sahtekâr Hoca, artık kimse “ona karşı” yani hadislerden anladığım kadarıyla bütün gücüyle, bütün imkanlarıyla mücadele verecek. Şimdi bu da harika. Yani normal imana sahip bir insan, İttihad-ı İslam’ı savunan bir insana karşı var gücüyle mücadele vermesi için yani bayağı pervasız olması lazım, yani Allah’tan korkmaması lazım, yani çok deli tıynetli olması lazım. Ama Allah böyle bir Hocayı da yaratıyor. Böyle bir günde yaratıyor. Yani Mehdi (a.s.)’ye karşı var gücüyle mücadele eden, bütün dikkatini ona teksif eden, vaktini ona ayıran, bilinçaltında hedef haline getiren ve küfrün, dalaletin, masonların, tuğyan ve dalaletin desteklediği, münafıkların desteklediği bir Hoca. Mesela hadise ilk bakan bunu çok zor görebilir. Yani tahakkukunu çok zor görebilir. Ama benim gördüğüm bu da tahakkuk etti. Yani zor gibi görülen bir şey, yani olmaz gibi görünen bir şey, harika gibi görünen bir şey tahakkuk ediyor. Hayret vericidir.
Mesela diyor ki bazı vatandaşlar -bu Cübbeli de öyle- “Mehdi (a.s.)” diyor, “Mekke’de, Medine’de başlayacak faaliyete, orada çıkacak, Medine’de, Mekke’de.” Şimdi bunların hadis bilgisi de genel bakış açısı da biraz eksik oluyor, bozuk ve yanlış oluyor. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “deccalın giremediği iki yer vardır” diyor -bazılarında da üç, Kudüs bir de- “Mekke ve Medine’ye giremeyecektir” diyor, “Allah, orayı koruyacaktır. Mekke ve Medine’ye giremeyecektir.” Yani Darwinist, materyalist, ateist düşünce oraya giremeyecektir. Deccalın girmediği yerde Mehdi (a.s.)’nin ne işi var? Mehdi (a.s.) deccalı tepelemeye geliyor zaten. Deccal de giremeyeceğine göre Mekke’ye, Medine’ye; Mehdi (a.s.)’nin orada olmasının da bir anlamı yok. Yani mücadele yapmayacağı bir yer. Mücadelenin olacağı yere gidecektir Mehdi (a.s.). Mehdi (a.s.)’nin mücadele edeceği yer neresidir? İstanbul’dur. İstanbul olduğunu nereden anlıyoruz? Çok fazla hadisten anlıyoruz. “Konstantiniyye” diye Peygamberimiz (s.a.v.) açık açık söylüyor. Zaten diyorlar medineyi soruyorlar, Mehdi (a.s.) ile ilgili olarak medinede çıkması konusunu soruyorlar. “Hangi medine Ya Resulullah?” diyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) onu açıklıyor. “Hangi medine?” dendiğinde, “Konstantiniyye’dir” diyor, yani İstanbul. ‘Medine’; şehir demek. Ama “hangi medine?” diye soruyorlar. Konstantiniyye, İstanbul’dur. Mekke ve Medine’ye deccal giremeyecek, deccalın girmediği yere de Mehdi (a.s.) girmez. Deccal neredeyse Mehdi (a.s.) de orada. Deccalı tepeleyecek insandır Mehdi (a.s.). Dolayısıyla deccaliyetin yoğun olarak girdiği yerlerden birisi de İstanbul’dur. Yani Darwinizm’in, materyalizmin, ateist düşüncenin rahatça girebildiği bir yerdir. İşte burada boğuyor deccaliyeti Mehdi (a.s.), inşaAllah. “Hakiki Şeyhler” diyor, “Mehdi (a.s.)’yi fark edecekler” diyor “ama nerede” diyor, “şimdi hep sahtekâr takımı” diyor bazı kişiler için, bazı insanlar için. “Yüzde doksan beşi bozuk” diyor özetle, yani buna getiriyor. “Çok nadir şeyh efendiler onu fark edecekler” diyor. Başlangıç için bu dediği doğru. Başlangıcında hakikaten çok az, nadir şeyh efendiler Mehdi (a.s.)’yi fark edebilecekler. Gerçek şeyhler fark edecekler ve yavaş yavaş ona tabi olmaya başlayacaklar, Mehdi (a.s.)’ye. Ama sonra Bediüzzaman; “bütün İslam âleminin, bütün ulema ve evliyanın iltihaklarıyla bilhassa” diyor, “her devirde kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmayı yapmaya çalışır” diyor. “Üç vazifesi olacak” diyor, “hem siyaset, hem diyanet, hem saltanat. Üç görevin üçünü de birden yapacak” diyor. Bak, Seyyid Salih Hocamız’ı da çıkarttım; “üç görevi birden yapacak” dedi. İki görev de değil, bir görev de değil; tam üç görev. “Üçünü birlikte yapan hiç olmadı şu ana kadar” diyor. Yani her birini bir cihette yaptılar” diyor, açıklıyor. “Kimi kumandanlık etmiştir, kimi başka din konusunda gelmiştir, diyanet konusunda gelmiştir; ama hiçbiri” diyor, “üç vazifeyi birden yapmamıştır. Üçü birden Mehdi (a.s.)’de toplanacak” diyor. Ve “Mehdi (a.s.) şahs-ı manevi değil, şahıstır” diyor. Açıkça söylüyor; “şahıstır.” Talebeleri var ama tabii şahıs, talebeleri ve talebelerinden oluşan da bir şahs-ı manevisi olur. Ama kardeşlerimiz ne diyor, bir kısım kardeşlerimiz? “Mehdi (a.s.)’nin kendi de yok, dolayısıyla talebeleri de yok, sadece Nur talebelerinden kaynaklanan bir şahs-ı manevi var” diyor. Değil, olur mu? Bediüzzaman ne diyor? “Risale-i Nur’un gerçek sahipleri, yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” diyor, “Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir, o tohumlar sümbüllenir. Biz de kabrimizden Allah’a şükredip seyrederiz” diyor. Mehdi (a.s.) var, talebeleri var ve talebelerinden meydana gelen bir şahs-ı manevi var. Bak, diyor “ve o ilerde gelecek acip şahsın” diyor, “Risale-i Nur’u hazır bir program olarak neşr ve tatbik edeceğini gösteriyor” diyor. Bunu da açıklıyor. “O ilerde gelecek acip şahsın” diyor, “Risale-i Nur’u hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek.” Demek ki Mehdi (a.s.) gece gündüz Risale-i Nur’dan deliller getirerek bu oyunu çözecek inşaAllah, Mesihiyet’i canlandıracak inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Konuştuğumuz büyüklerimiz Hocam, hepsi size olan sevgi ve saygılarından bizi kabul edip konuşuyorlar Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Elhamdülillah.
“Selam Muhammed Adnan Hocam” Aleyküm selam ve rahmetullahi. “Arslan Hocam dünkü mesajımda; ‘depresyon mepresyon kalmadı’ yazmıştım. Hakikaten siz mesajı okurken kendimi sanki kuş gibi kafesten çıktığı gibi hissettim. Onun için ‘depresyon kalmadı’ yazdım. İzleyen kardeşlerim mesajı okunsun diye bahane ettiğimi zanneder. Depresyondan kurtulmak için buyurduklarınızı yapacağım inşaAllah. Eserlerinizi okudum, belgesellerinizi izledim. Birkaç arkadaşlarla paylaştım. Gerçekten siz insanın dinini daha da güzel tanımasına vesile oluyorsunuz, maşaAllah, inşaAllah. Orhan Mirzayev. Azerbaycan” MaşaAllah.
Ümran Geyve, “Selamün aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi berekatühü. “Maddenin ardındaki sırrı açıklıyordunuz. Külli irade ve cüzi irade de Allah’ın olduğuna göre insanın irade etmesi, seçmesi nasıl oluyor? Doğruyu yanlışı seçme kabiliyetini veren de Allah. Öyleyse bizdeki irade bölümü nedir? Ya da ne kadardır? Bunu bir türlü anlayamıyorum. Açıklarsanız sevinirim. Selamün Aleyküm, Ümran Geyve” Ümran, sen bunu ne zaman yazdın biliyor musun? Daha dünya kurulmadan yazmıştın. Daha dünya kurulmadan yani şu Big Bang var ya patlama, o daha olmadan sen bunu yazmıştın. Artık oradan anla. Kader öyle bir şeydir. Hepsi tamamı “Biz bir kitapta yazdık” diyor Cenab-ı Allah, “bir Ana Kitapta.” Kaderin hepsi bellidir. Hz. Musa (a.s.)’ya Hz. İsa (a.s.)’ya, diğer Peygamberlere; hepsine baktığımızda hepsinin Kuran’da geçtiğini görüyoruz. Kuran daha kâinat yaratılmadan vardı. Daha Hz. İsa (a.s.) yokken, onun ne yapacağı Kuran’da yazıyor, göğe alınacağı, hepsi yazıyor. Hz. Musa (a.s.)’nın ne yapacağı, tamamı yazıyor. Ama daha kâinat yokken Kuran vardı. Bu nedir? Bu da her şeyin daha önceden takdir edildiğini gösterir. İnşaAllah.
Berker Hocam ne anlatmak istiyorsun.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Dün Kehf Suresi’nin 8’inci ayetini okumuştunuz Hocam, Allah, tüm yeryüzünü çorak, dümdüz yapacağını söylüyor ayette. Şöyle geçiyor, şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz gerçekten (yeryüzü) üzerinde olanları kupkuru-çorak bir toprak yapacağız” diyor inşaAllah, Allah. Yeryüzünün dümdüz olması Kıyamette gerçekleşecek. Bu yönüyle ayet Kıyamete de işaret ediyor ve ayetin ebcedi 1545.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah, elhamdülillah. Kuran’da yaklaşık yüz ellinin üstünde ayet hep hâkimiyet ayetleri, İslam ahlakının hâkimiyeti, küfrün ezilişi, hep Mehdiyet Çağı’nı veriyor. Yani Hicri 1430, 1420, maşaAllah.
Ömer Yılmaz “Hocam, sizi çok seviyoruz. Biraz kalbimiz kırılıyor bazen. Başı açık olan hanımlar da bizim insanımız ama siz onlar zulüm görüyormuş gibi savunuyorsunuz. Zulüm gören kapalı hanımlar. Ben, başı açık hanımların zulüm gördüğüne dair bir bilgi duymadım. Hepsi bizim kızımız, kardeşimiz, ablamız, annemiz. Tabii ki hepsini çok seviyoruz. Bu konuda bizim kafamız karışık. Açıklarsanız her iki tarafı memnun kılacak şekilde çok seviniriz. Allah’a emanet olun sevgili, değerli Adnan Hocamız. Ömer Yılmaz.”
Ömer, şimdi ben, kapalı hanımları canım gibi seviyorum. Çarşaflı hanımları bir o kadar daha fazla seviyorum, saygı duyuyorum. Ben onların üzülmemesini, zorda kalmamalarını, insanlar tarafından mağdur edilmemelerini, küçük görülmemelerini sağlamaya çalışıyorum ve ezilmemelerini sağlamaya çalışıyorum. Aldığımız tedbirler hep onların hayrına. Ama kapalı-açık ayrımı yapmak çok çok tehlikelidir, yani bu muazzam tehlikeli bir söz. Kapalıyla açık aynı ayarda tertemiz müminlerdir. O da yirmi dört ayar altın, o da yirmi dört ayar altın; öyle düşünün. Tertemiz, pırıl pırıldır. Yani birinin diğerine üstünlüğü yoktur; bir kere bu konuda anlaşacağız. Kapalı hanımların zulüm görmesi, acı çekmesi; ben, yıllardan beri ben ona karşı mücadele veriyorum, yani gizli ve açık. Resmi birçok merciye başvurduk, uğraştık, yazılar yazdık, bu konuda birçok kişiyle görüştük. Ama kapalı hanımların kaliteli ve güzel olmasını, iyi olmasını istiyorum. Yani Müslümanların güzel, örnek olmasını istiyorum. Geçen gün anlattığım konu oydu. Mesela ben bir kapalı hanım görüyorum, pırıl pırıl çok temizdir ve sevecendir, güzel konuşur, şüpheci değildir, insanlarla rahat diyaloga geçer. Mesela kapalı kız arkadaşlarına karşı çok sevecendir, onlara karşı böyle mesafeli olmaz, yani hiç onu sezdiren bir üslup, yani büyüklük hissi içerisinde değildir. Mis gibi tertemizdir, lafını sözünü bilir, akılcı konuşur, şüpheci değildir, kuşkucu değildir, laf sokan, laf götüren getiren değildir. Gözlerinde sevgi ifadesi vardır, konuşkan ve dışa dönüktür. Bu çok olumlu etki yapar; çünkü İslam’ı temsil ederek ortaya çıkmış oluyor, çok çok olumlu etki yapar. Mesela sakallı bir insan için de bu geçerlidir. Mesela sakallı bir amca; bakıyorsun, üstü başı berbat, perişan. Hem dinden, imandan bahsediyor ama mesela ağzı bozuk, ipsiz sapsız şeyler yapıyor, kötü hareketleri var. Bu İslam’a mal olmuş oluyor, yani Müslümanlara mal olmuş oluyor, bu riskli. Yani mümkün mertebe kaliteli olması, iyi olması, hoş olması ve ayrımcı ve bölücü üsluptan şiddetle kaçınması çok önemli. Bak, kardeşimizin üslubu güzel, “hepsi bizim kardeşimiz” diyor, bu çok hoş. İşte bunun her yerde yayılması çok önemli. Yani mesela kapalı bir hanım gördüğünde adam böyle pis pis bakıyorsa, abuk sabuk laflar ediyorsa bu rezalettir, çok büyük vicdansızlıktır. Bizim tavrımız buna karşı.
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sahabelerinin şık ve temiz olması üzerinde ısrarla duruyordu. Örneğin sahabenin en şık ve bakımlı olanlarını Sabit Bin Kays (r.a.) bir keresinde şık giyinmediğinde, uygun olup olmadığı konusunda vesvese yaptığında Resul-u Ekrem Efendimiz (s.a.v.), Hz. Sabit (r.a.)’e şu cevabı vermiş Hocam; “sen ayet-i kerimede sözü edilenlerden değilsin. İyi bir hayat sürüyorsun. Hayırlı bir şekilde öleceksin ve Allah-u Teâlâ seni Cennete sokacak.” Resulullah Efendimiz (s.a.v.), Müslümanları temsil durumunda olanların çok düzgün ve temiz kıyafetli olmaları gerektiğini de zaman zaman ikaz ederdi. Bir yere gönderdiği elçilerine şöyle diyormuş Hocam Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “öyle giyineceksiniz ki, gittiğiniz yerde parmakla gösterileceksiniz.”
ADNAN OKTAR: Bak, benim anlattığım bu. Çok pejmürde, böyle kavgacı, şüpheci, oradan oraya kaçan, insanlara kuşkuyla bakan, tedirgin ve ürkek bir insan görünümü yakışmaz. Yani kaliteli bir Müslüman’a bu yakışmaz. Hepimiz aynı vatanın evlatlarıyız. Hepimiz Müslüman evladıyız. Herkes “la İlahe illAllah Muhammeden Resulullah” diyor. Ne oluyor. Ne oluyor yani? Ne gerek var bu hareketlere. Ama yine merak ettiğin eksik olan bir kısım varsa söyleyeyim, anlamadığın, rahatlayacağın başka bir konu varsa Ömer Kardeş; ama yaklaşık herhalde bu.
Evet, işte benim dediğim, “zulüm” dediğim o. Zulüm; yani bu başı açık hanımlara karşı saygıda kusur ediliyor. Bu bir zulümdür. Yani istediği gibi, o nasıl yorumluyorsa Kuran’ı, nasıl anlıyorsa, inancı nasılsa ona göre hareket eder. Hepsi birinci sınıf Müslüman’dır. Mesela sakalı olan, sakalı olmayan hiç fark etmez; onlar da tertemiz Müslümanlardır. Yani sakallı, sakalsız ayrımı da yapılıyor. Mesela bu çok acı bir şeydir. Yani mesela Bediüzzaman’ın sakalı yok diye olmadık laf ettiler. Nur talebelerinin sakalı yok diye olmadık laf ettiler. Yani ne alaka kardeşim? Nereden çıkarıyorsun? Yani o da yüzde yüz tertemiz Müslüman’dır. Sakalı olan da, olmayan da yüzde yüz tertemiz Müslüman’dır. Cübbesi yok diye bu sefer laf çıkartıyor. Kardeşim, bununla baş olur mu, böyle sözlerle? Bu fitnedir işte, bu karmaşadır, bu insanları bölmektir. Hepsi bizim tertemiz kardeşlerimizdir. İman, kalpte olan bir şey. Allah’ı çok seviyorsa, Kuran’a uyuyorsa tamamdır, Kuran’ın hükümlerini yerine getiriyorsa. Elinden geldiği kadar da sünnetleri uygular. Hepsi tertemiz, mübarek, muhterem, değerli varlıklar inşaAllah.
Evet, Berker Hocam, seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Hocam çok sevimli bir köpek var Boo isimli. Facebook’ta da herkes resimlerini gösteriyor. Onu gösterebilir miyim Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Bakayım. Bu herif ne şeker şey. Filmi var mı bunun?
ALTUĞ BERKER: Filmi de var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakayım. Ama tip acayip tatlı herifin. MaşaAllah. Allah bunları bizim şefkatimizi tahrik edecek şekilde yaratıyor. Sevgi ve şefkat bunlarda kısmen tatmin oluyor. Tabii insan mesela bunu gördü müydü doyasıya sevmek ister. Acayip şeker bir şey.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Berker Hocam, ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Üstad Hazretleri’nin özel eşyaları vardı Hocam, görmek ister misiniz?
ADNAN OKTAR:Göreyim, inşaAllah. Bediüzzaman’a ait…
ALTUĞ BERKER:Kalem, gözlük ve tespih Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Tespih o. Gözlüğü de çok sevimli, maşaAllah. Çok çok mütevazi, çok zor şartlarda otuz yılını hapiste geçirerek müthiş bir hizmet yapan çok büyük bir müceddid, değerli bir insan, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir de Hocam, Denizli hapsinde Üstad tarafından yazıldıktan sonra talebeleri tarafından çoğaltılarak kibrit kutuları içinde koğuştan koğuşa gönderilen pusulalar bunlar, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. Tamam.
Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Kavminin önde gelenlerinden büyüklük taslayanlar (müstekbirler), içlerinden iman edip de onlarca zayıf bırakılanlara (müstaz'aflara) dediler ki: "Salih'in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?" Onlar: "Biz gerçekten onunla gönderilene inananlarız" dediler.” “Büyüklük taslayanlar” bak her yerde baş belası oluyor bu büyüklük taslayanlar, kendini büyük gören, enaniyetliler “dedi ki: "Biz de, gerçekten sizin inandığınızı tanımayanlarız."” Mesela şimdi biz “Hz. İsa (a.s.) gelecek” diyoruz. Enaniyetten kabul etmiyor. “Mehdi (a.s.) çıkacak” diyorum; onu da kabul etmiyor. “İttihat-ı İslam olacak” diyorum; onu da kabul etmiyor. Ama böyle enaniyet ve kibirden adeta kavrulmuş.
“Size Rabbim’in risaletini tebliğ ediyorum.” diyor 68’inci ayette, Araf Suresi. Bak, “Size Rabbim’in risaletini” Allah’ın emirlerini, Allah’ın hükümlerini “tebliğ ediyorum.” Ebcedi, 2029 tarihini veriyor.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:2029 anlı şanlı İslam ahlakının hakim olduğu bir tarih.
“Sizi uyarmak için aranızdan bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikrin gelmesine mi şaşırdınız?” Yani Allah’ın hükümlerinin gelmesine mi şaşırdınız? ““(Allah'ın) Nuh kavminden sonra sizi halifeler kıldığını ve sizin yaratılışta gelişiminizi arttırdığını hatırlayın. Öyleyse Allah'ın nimetlerini hatırlayın, ki kurtuluş bulasınız." Dediler ki: "Sen bize yalnızca Allah'a kulluk etmemiz” bak, “sadece Allah’a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarınızı bırakmamız için mi geldin?” Yani, “geleneksel din anlayışımızı ortadan kaldırmak için mi geldin?” Mehdi (a.s.)’ye de aynı şeyi söyleyecekler. “Sen” diyecekler, “bizim atamızın bize bildirdiği din anlayışını kaldırmak için mi geldin?” Çünkü mezhepleri kaldırıyor. Acayip reaksiyonlar gösterecekler Mehdi (a.s.)’ye karşı. “Eğer gerçekten doğru isen, bize vadettiğin şeyi getir, bakalım.” Kıyamet, Mehdi (a.s.)’nin çıkışı, Hz. İsa (a.s.)’nın inişi, inşaAllah.
Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Ankebut Suresi, 31’inci ayet. “Bizim elçilerimiz İbrahim'e bir müjde ile geldikleri zaman, dediler ki: "Gerçek şu ki, Biz bu ülkenin halkını yıkıma uğratacağız. Çünkü onun halkı zalim oldular.” Dedi ki: "Onun içinde Lut da vardır." Dediler ki: "Onun içinde kimin olduğunu Biz daha iyi biliriz.” Yani o gelen melekler insan görünümünde geliyor. İlk önce anlamıyor Hz. İbrahim (a.s.). Başlangıçta yemek yememelerinden şüpheleniyor, oradan anlıyor. “Kendi karısı dışında, onu ve ailesini muhakkak kurtaracağız. O (karısı) arkada kalacak olanlardandır.” Hz. Lut (a.s.)’un karısının dinsiz ve küfür içinde olduğu anlaşılıyor. “O arkada kalanlardan olacak” diyor elçiler. “Elçilerimiz Lut'a geldikleri zaman o, bunlar dolayısıyla kötüleşti ve içi daraldı.” Yani bak, “kötüleşti ve içi daraldı” diyor. Bu bir zelledir tabii. Yani Peygamberlerde olan hataya ‘zelle’ diyoruz. Normalde tevekkül edip, rahat olması lazım. “Dediler ki: "Korkma ve üzülme.” Haramdır korkmak ve üzülmek. Onu hatırlatıyorlar. Bak, “korkma ve üzülme”. Müslüman ne korkacak, ne üzülecek. Bir tek Allah’tan korkulur. Üzülmek de haramdır İslamiyet’te. “Karın dışında, seni ve aileni muhakkak kurtaracağız. O ise, arkada kalacaktır. Şüphesiz Biz, fasıklık yapmalarından dolayı, bu ülke halkının üstüne gökten iğrenç bir azap indireceğiz."” Allah-u alem atom bombası gibi bir şey patlamış orada. Yani büyük bir patlama olmuş. Çünkü ilk, ışık etkisi görülüyor. Karısına diyorlar, Allah Hz. İbrahim (a.s.)’e söylüyor; “hiçbiriniz arkasına bakmasın” diyor. Fakat kadın arkasına dönüp bakıyor. Çünkü atom bombasının ilk şeyi şiddetli ışık, yani gözleri kör eden bir ışık etkisi oluyor. Yani görme özelliğini kaybettiriyor insana. Ona işaret etmiş oluyor Kuran. Tabii ona benzer bir şey. Allah bilir. Yani nasıl olduğunu bilmiyoruz. Fakat onu andıran bir patlama. “Andolsun, Biz akledebilecek bir kavim için orada apaçık bir ayet bırakmışızdır.” “Düşünürseniz, aklederseniz, derin düşünürseniz size bir delil verdim” diyor Allah.
Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Neml Suresi’ni açmışsın. Hz. Süleyman (a.s.) diyor ki; “bakacağız” diyor Hüdhüd’e, kuşa ki cin bu Allah-u alem. ““Bakacağız, doğruyu mu söyledin, yoksa yalancılardan mı oldun?" dedi.” Bir gelen habere Müslüman hemen inanmayacak. Yani eğer yönetici konumundaysa özellikle, onun sağlamasının yapılması, bakılması, tahkik edilmesi gerekir. Yani ilk gelen habere hemen böyle üstünkörü inanmak doğru değil, yanlıştır. “"Bu mektubumla git, onu kendilerine bırak sonra onlardan (biraz) uzaklaş, böylelikle bir bakıver, neye başvuracaklar?"” Bakın, önce haberi göndertiyor. Sonra acele etmiyor. Yani bir haber gönderildiğinde insanların reaksiyonunu biraz beklemek lazım. Çünkü olumlu da olumsuz da olabilir. Bir süre beklemek gerekiyor. Ona dikkat çekilmiş. “Dedi ki: "Ey önde gelenler gerçekten bana oldukça önemli bir mektup bırakıldı. Gerçek şu ki, bu, Süleyman'dandır ve 'Şüphesiz Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla' (başlamakta)dır."” Her zaman insanların mektubu olsun, mesela bizim bütün kitaplar da “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla” diye başlar. Kitaplarda, yazılarda, yani Allah adına gönderilen yazılarda Rahman ve Rahim isminin geçmesinin önemine dikkat çekmiş Cenab-ı Allah. Çünkü Rahim olması Allah’ın, Rahman ve Rahim olması, koruyucu olması insanların ihtiyacı olan bir güzelliktir, yani Allah’ın koruyuculuğunu hemen aklına getirmesi. “"Bana karşı büyüklük göstermeyin ve bana Müslüman olarak gelin" diye (yazılmaktadır).” Büyüklük göstermek yani ırk büyüklüğü, üstünlük; faşist düşünce olmuş oluyor. Yani “en üstün biziz, en yüksek biziz” o faşist ruha karşı, o büyüklük ruhuna karşı onları uyarıyor. “Büyüklük göstermeyin, enaniyet yapmayın. Yani hepimiz Allah’ın kuluyuz. Mazlum olun” diyor. Kadın diyor ki, Sebe Melikesi Belkıs “Dedi ki: "Ey önde gelenler, bu işimde bana görüş belirtin, siz (her şeye) şahitlik etmedikçe ben hiçbir işte kesin (karar veren biri) değilim."” Bir kere kadın idareci olabileceğine Kuran dikkat çekmiş oluyor. Yani Devlet Başkanı da olabileceğine dikkat çekmiş oluyor. Çünkü Sebe Melikesi kadın. Asrımızda kadınlara birçok konuda görev verilmiyor. Halbuki kadınlara en az yarı yarıya görev verilmesi gerekir. “Ey önde gelenler” demek ki böyle seçkin insanlarla istişare yapmanın önemini belirtiyor. Bak devlet lideri olduğu halde, herhangi bir insandan değil ama önde gelen yani uzman olan kişilerle, bilen kişilerle istişare etmenin önemini belirtiyor, dikkat çekiyor Allah. “Siz (her şeye) şahidlik etmedikçe ben hiçbir işte kesin (karar verici) değilim."” Yani istişare etmeden ani karar vermenin doğru olmadığını Allah belirtiyor. Mesela mühim bir şey olduğunda insanın bilenlere danışıp, danıştıktan sonra karar vermesinin doğru olacağını söylüyor. Öbür türlü tehlikeli olabilir. “Dediler ki: "Biz kuvvet sahibiyiz ve zorlu savaşçılarız. İş konusunda karar senindir, artık sen bak, neyi emredersen.” Askerlerin de nasıl olması gerektiğine Allah dikkat çekiyor. Kuvvet sahibi olmaları gerektiğini, zorlu savaşçılar olmaları gerektiğini ama “iş konusunda karar senindir” yani başkumandanın kararının çok önemli olduğunu, “artık sen bak, neyi emredersen” yani en üst kademedeki kumandana itaatin önemine Allah dikkat çekmiş oluyor. Öbür türlü emir-komuta zinciri bozulur.
“"Gerçekten ben, onlara hükmetmekte olan bir kadın buldum ki, ona her şeyden (bolca) verilmiştir ve büyük bir tahtı var."” İşte bu tırnakla çağırma olayında, cin çağırma olayında bu tahta benzer bir taht görülüyor tırnak üstünde. Yani önce Hz. Süleyman (a.s.)’ın tahtı isteniyor, sonra kapının açılması isteniyor, ondan sonra bağlantı kuruluyor. Bu tırnakta -hani anlatmıştım ya- cin çağırmada. O bahsedilen taht bu işte. “Büyük bir tahtı var.”
“Cinlerden ifrit: "Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim."” İşte bak, cinlerden bir ifrit. Cinler diyor ki; “o tahtı hemen getirelim mi?” diyorlar. Bu, Allah-u alem bu parmak ilmi ta oradan kalma olduğu anlaşılıyor. Yani görüntü olarak getirecekler anladığım kadarıyla cinler, yani Hz. Süleyman (a.s.)’ın tahtını. Ama, “yanında Kitaptan ilmi olan biri dedi ki: "Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim." Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: "Bu Rabbimin fazlındandır.”” Eşyayı da nakledecek güce sahip olmuşlar. Allah-u alem yine onlar da cinlerle bağlantıyla bunu elde ediyorlar. Yani eşyanın naklinin de mümkün olduğu anlaşılıyor. Hem görüntünün naklinin mümkün olduğu, hem de eşyanın naklinin mümkün olduğu, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Süremiz doldu galiba Hocam.
ADNAN OKTAR:Tamam, biz de HarunYahya.Tv’den devam ederiz inşaAllah.
SUNUCU:İnşaAllah Hocam. İzninizle. Bizi yarın 22:00’den itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Kayseri TV ve Samsun AKS TV’den takip edebilirsiniz. Hayırlı geceler.
Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Bir Ayet Bir Açıklama
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...