SUNUCU 1:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harunyahya.tv Mavi Karadeniz Radyo, Gaziantep Olay Tv, Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv, Bingöl Fm 102.0, Erzurum Radyo Süper Kanal 99.9, Nevşehir Keyif Fm 92.7, gazeteoku.com, haber58.com, haberhilal.com, islaminesil.com, selamhaber.com, sekizsutun.com’dan olarak canlı “Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Berker Hocam nasıl başlayalım?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Günlük gazete haberleriyle uygun görürseniz başlayalım Hocam. Hürriyet Gazetesi’nden Ahmet Hakan bugün “neden laik olmalıyız?” başlıklı bir yazı yazmış ve yazıda “laiklik, Türkiye’deki İslami cemaatler arasındaki maddi çıkar kavgalarından korunmak ve kadrolaşmayı engellemek için gerekiyor” demiş. Ve Nakşilerin, Menzilcilerin, Fethullah Gülen’in ismini zikretmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani ne anlama geliyor? Laiklik olmayınca ne oluyormuş, olduğunda ne oluyormuş? Onu söylemesi lazım, faydalarını söylemesi lazım.
ALTUĞ BERKER:Şöyle diyor Hocam, “Cemaatlerin devlette yer kapma savaşı, savaşların en tehlikelisi ve en ahlaksızıdır” diyor.
ADNAN OKTAR:Öyle ağır söze ne gerek var? Ama tehlikeli bir şeydir, onu diyebilir, riskli bir şey diyebilir ama Allah rızası için yapılan bir faaliyete o tarz bir ifade kullanması çirkin. Ama laiklik olmadığında, bak en hayati noktayı açıklayamamış, münafıklık gelişir, onu geçmiş. Halbuki devlete zaten tarikatler, cemaatler, gruplar, masonluk da sızıyor. Devletin çok önemli kadrolarında masonlar var. Bu engellenemez ki, o da bizim vatandaşımız. Mesela Nakşibendi çok fazla devlet memuru var. Turgut Özal Nakşibendi’ydi, Cumhurbaşkanı oldu, Nakşibendi’ydi, o laf değil. Mesela Nur talebesi bakanlar var, daha önce de bakanlık yapmış kişiler var. Kadiri olanlar var devlet kademesinde. Buradaki açıklaması, her zaman olduğu gibi, Hakan’ın çürük ve yanlış, yine bozuk teşhis koymuş. Sağlıklı teşhis, doğru olan şuydu, tehlikeli olması şu, münafıklık yayılır. Münafıklık da en berbat şeydir ama laiklik olduğunda münafıklığın kapısı kapanır. Dürüst Müslümanlık gelişir. Müslüman olan Müslümanlığını açıkça söyler, küfür içinde olan yahut dine inanmayan da açıkça söyler, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Güngör Mengi de aynı, benzer konuda yazı yazmış Hocam Vatan Gazetesi’nde. “Cemaatler savaşı” yazının başlığı. “Cemaatçilik dini sömürmek demektir. Türkiye’de cemaatler oy deposu olarak görülür ondan cemaatçilik teşvik edilmiştir. AKP iktidarında cemaatçilik altın çağını yaşıyor. Oysa cemaatçi kafanın nihai hedefi devlet iktidarını ele geçirmektir” demiş.
ADNAN OKTAR:Yine teşhis kötü, yine tam 1940 model, çok ilkel bir teşhis koymuş, çok sıradan bir teşhis. Bu eski kafalılar hep teker teker gidiyorlar. O Hürriyet’in köşesinde yazan dede de gitti, o da bu kafadaydı. Bu kafanın yanlışlığı şurada, bak diyor ki, dini sömürmektir. Halbuki camii cemaati vardır, niye dini sömürsün? Musevi cemaati vardır, niye dini sömürsün? Hristiyan cemaati vardır, niye dini sömürsün. Hocam mesela Sabetaycılar hakkında ne diyor onu söylemesi lazım. Çok büyük bir cemaat Sabetyacılar. Zannediyorum birçoğunu tanıyordur Güngör Hoca.
ALTUĞ BERKER:Tahmin ediyorum öyledir Hocam.
ADNAN OKTAR:Allah-u alem tanıyordur, güç tanımaması. Niye onlar hakkında bilgi vermiyor? Mesela devletin birçok kilit noktası Sabetyacıların kontrolünde, onlar hakim oldular. Bunlar hakkında bilgi vermesi lazım. Şimdi cemaatin en gelişmişi odur, Sabetyacılardır, sonra masonlardır. Bak masonlar hakkında da bilgi vermemiş. Ateist masonlar Türkiye’de en büyük yapılanmadır, o da bir dindir, tarikattır. Onun dışında da klasik cemaatler var. Bu Türkiye’nin çimentosu olan cemaatlerdir onlar. Din devletin kökenidir, milletin kökenidir. Devlet düşüncesi dinden kaynaklanır. Din olmadan devlet olmaz. Milletin kökeninde de yine din vardır, temel unsurlardan birisidir. Dolayısıyla dini, hazret yanlış yorumlamış, yanlış anlatıyor. Gericiliğin çağdaş versiyonu. Gericilik nedir? Beş bin yıllık Sümer ideolojisini, Sümer düşüncesini, Sümer Darwinizmini, materyalizmini savunmak gericiliktir. Dört bin yıllık Mısır inancını savunmak, Darwinist, materyalist, evrimci düşünceyi savunmak gericiliktir. İslam dini bize sevgiyi, merhameti öğretiyor, dostluğu kardeşliği öğretiyor, bunun gericilikle alakası yok. Gerici sözü, geride kalan, güzel olan ama köken olarak bizi besleyen her şey güzeldir. Geride kalan çirkin bir şey varsa, onu almayız ama geride kalmış fakat zengin bir güzellikse bunu alırız. Mesela din bize geriden öğretmiş, yani en geri zamanlardan öğretmiş ama sevgiyi öğretmiş, biz bunu alırız. Dostluğu alırız, kardeşliği alırız, barışı alırız, sevgiyi alırız. Bin dört yüz yıl önce öğrenmişiz biz bunu. Ama aynı şekilde bin dört yüz yıl önce kötü şeyler de vardı, şirk de vardı, münafıklık da vardı. Bunları da istemiyoruz, bunlara karşı da mücadele veriyoruz.
Ahmet Yasin Hocamızın bir filmi vardı, onu göstersene, yeni bir film olması lazım, yeni bir video film. Onu göreyim.
VTR: Ahmet Yasin Hoca’nın son konuşması
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne kadar dürüst, muhterem bir insan. Şeyh Nazım Hocamız ne kadar güzel insanlar yetiştirdi, ne güzel vekiller yetiştirdi. Hepsi birbirinden üstünler, hepsi birbirinden güzel ahlaklılar, maşaAllah. Allah hepsine sağlık sıhhat versin. Güzellik, afiyet versin, maşaAllah. Bak bu insanların güzelliğine bak, bir de şu köşe yazarlarının; malum şu deminkiler, bir kere sevgiden bahsettiğini hatırlıyor musun şu Güngör Mengi’nin? Bir kere böyle sevgiden, muhabbetten, dostluktan, kardeşlikten, barıştan hiç bahsettiğini gördün mü? Hep böyle sert bir çehre, sert bir üslup, öyle kırıcı, keskin bir hitap ve sevgisizlik, yoğun bir sevgisizlik. Ama bak bu insanların, bu muhterem velilerin ağzı hep sevgi, hep şefkat, merhamet, muhabbet akıyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İngiltere eski Dışişleri Bakanı Jack Straw’un bir beyanatı vardı Hocam. Şöyle diyor; sizin anlatımınız zaten bu söylediğim. “Türkiye’yi sadece Müslüman bir ülke olduğu için Avrupa Birliği’ne almıyorlar. Diğer şartların tümü bahane” diyordunuz. O da aynı şekilde, Türkiye’nin AB’ye üye olması gerektiğini söylemiş ve bu konuda bahane üretilmemeli demiş. Kıbrıs ve diğer konular bahane demiş.
ADNAN OKTAR:“Selamün aleyküm çok değerli Muhammed Adnan Hocam.” Esselamü aleyküm ve rahmetullahü berekatühü. “Size gelen asayı siz alırken çok sevindim, maşaAllah. Hocam Nurcu kardeşlerimize bir sorum olacak. Üstad Bediüzzaman’ın Mevlana Halid Bağdadi’den Allah’ın izni ile aldığı cübbe var ve Üstad bu cübbeyi kendinden sonra gelecek bir zatı tarif ederek, 1950’lerde Urfa’da Abdülkadir Badıllı Ağabeye göndermiş. O zatı Risalelerde, gelecek o zat diye tarif etmiş. Şimdi Nurcu kardeşlerimize sormak lazım. Acaba o cübbe şahs-ı maneviye mi giydirilecek? Yoksa tek bir kişinin giyebileceği bir cübbe olan o cübbeyi o zat mı giyecek? Kaynak Nurcu kardeşlerin sitesi olan, nurusadakat.com dan bilgiler alınmıştır. Not, İnşaAllah Kerim ve Rahman olan Allah o cübbeyi size giydirir. Sizi çok seven acemi talebeniz, İslam fedaisi Şehmuz Taş, Antalya.”
Üstadın cübbesi çok büyük bir olay, çok büyük bir nimet. Biz teberrüken bir elimizi sürsek, bize yeter, inşaAllah, maşaAllah.
Selin Eser Hanım yazmış. “Selamün aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahü ve berekatühü. “Benim pek kıymetli aslanlar aslanı, cennet isimli canım Hocam. Takva sahibi bir kimsenin özelliklerini biraz daha detaylı anlatır mısınız? İnşaAllah. Takva sahibi bir kimse duyarsız, alıngan, kinli, öfkeli olur mu? Bu özellikleri üzerinde taşır mı? Hürmet üstüne hürmetle ve bütün muhabbetimle nurlu güzel ellerinizden öperim. Selin Eser”.
Bu ne sevgi böyle, bu ne sevgi böyle, maşaAllah. Takva Kuran ahlakına tam uymak, sevgi dolu olmak, can yakmamak, artı insanlara sevinç vermek, iyilik vermek, yani iyiliği yaymak. Çünkü insanlar, Allah’ın tecellileri onlar, mazlum varlıklar. Bir de insan sevildi mi güzelleşir. Sevgi ile güzelleşir insan. Ateşe nasıl böyle körükle hava veriliyor. Canlanır. İnsan da öyledir, sevgiyi gördükçe canlanır. Müthiş ihtiyacı vardır insanın sevgiye ve şefkate, muhabbete. Bir de insan zayıf yaratılmış. Güzel sözü çok özenli söylemek lazım. İltifatı bile çok özenli söylemek lazım. İnsan çok zeki bir varlık olduğu için, oradaki bir söz bile onun akışındaki vurgu bile, onu rahatsız edebilir. Canı gönülden son derece samimi konuşmak lazım. Samimiyetsiz bir parça samimiyetsiz olarak konuşmak bile çok olumsuz etki yapar. İnsanların sağlıklı olması için, rahatlığı için gayret etmek lazım. Seni seviyorumla olmaz, çünkü biz zayıf yaratıldık. Bedenen sağlıklı olması için gayret etmesi lazım. Mesela güzel yiyecekler yemesine, uykusuna dikkat etmek, üzmemek, hatta cereyanda bırakmamak, her şeye dikkat etmek gerekiyor. Geleceğini düşünmek onun, Allah’ın dilemesi ile sebebe sarılmak. Yalan söylememek, yalan çok korkunç bir şey. Bütün rahatı kaçıran, insanın huzurunu kaçıran bir şey. Yalan söylememek çok zevkli, acayip zevkli. İnsanlar o zevki şiddetle yaşaması lazım.
SUNUCU:Çok az yaşayan insan vardır tahmin ediyorum bunu.
ADNAN OKTAR:Evet. Mesela insanın sevdiğine yalan söylememesi çok heyecan verici bir şey, düşünebiliyor musun? Mesela asla yalan söylemiyorsun. Karşındaki kişi de senin asla yalan söylemediğini biliyor. Müthiş lezzet alır bir insan, hiç yalan söylemeyen bir insandan, acayip zevk alır, yani ne sorsa doğruyu söylüyor. O ne demektir? Bir insan ile tam bağlantıda demektir. Çünkü yalan söyleyen insan çok korkunç. Bakışları yapmacık, yüzü yapmacık, konuşma yapmacık. Adam yok, ölmüş adam. Kukla ile konuşuyorsun, taş mankenle konuşuyorsun, bir etle konuşuyorsun, çünkü o adam, o adam değil. Gerçekten onun olması için doğru konuşması lazım. Onun ruhu ile tam bağlantı gerekiyor, tam bağlantı, birebir. Gözleri ile tam bağlantı gerekiyor, dolayısı ile yüzü ile bağlantı gerekiyor. Bu üçü olmadı mı, o insan eziyet verir insana artık. Bir yalancı ile, yüzü masklaşmış anlamsız bir suratla konuşmak çok eziyet vericidir akıllı bir insan için. Ama akıllı, samimi, hiç yalan söylemeyen bir yüz ve bir insanla konuşuyorsun. Müthiş zevklidir bu, yani buna doyum olmaz, acayip güzeldir. Bu cennette var.
SUNUCU:Huzur vericidir en azından.
ADNAN OKTAR:Tabii, çok çok zevkli ve güzeldir. Ruhu gevşetir, insanı rahatlatır ve çok hoşnutluk verir kalbe ve sevgiyi alabildiğine körükler. Sevgi o zeminde müthiş gelişir. Mesela yalan söyleyen, sürekli böyle yalan komplimanlar yapan, yalan konuşan, yüzünün bakışları bile yalan olan bir insana sevgiyi nasıl sunacaksın? Gücün yetmez ki. İnsanın beyninin inanması gerekiyor önce. Biz inansak bile beynimiz inanmaz. Onun için son derece dürüst olmak gerekiyor. Allah bu nimeti farz kılmış bize. Mesela Kuran’da ne deniyorsa hep lehimize. Allah diyor, yalan söylemeyin, yalan haram ama sonucunda biz mutlu oluyoruz. Müthiş bir zevk meydana geliyor. Mesela Allah diyor ki, “samimi olan kullarım kurtulur.” Samimi olun diyor. Samimi bir insan çok şahane bir şey. Eli yüzü şahane, konuşması şahane, oturup kalkması, yemesi, içmesi her şeyi çok güzeldir. Yapmacık bir adamın her şeyi insanı rahatsız eder, samimi olmayan bir insanın. Her şeyinden rahatsız olursun. Takva; aklımıza gelen iyi güzel olan her şeyin ısrarlı ve kararlı bir şekilde, işimize gelmese de uygulanması, nefsimize ters gelse de. Mesela cömertlik, sevdiği bir insanın ona güzel bir hediye alması, onu koruyup kollaması. Zaten dünya malı eninde sonunda gidecek. Ne güzel bir şey bir insanın sevdiğine bir şey alması, onu mutlu etmesi, onun yüzündeki o sevinci görmek. Tabii çok fazla sayılabilir. Özetle karşılıklı insanları mutlu eden, Kuran’da olan her şey, inşaAllah. Berker sen bir şeyler söyle.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Hocam estağfurullah. Haberlere devam edeyim izin verirseniz Hocam. Yılmaz Özdil Hürriyet’ten. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün İngiltere’de 2. Elizabeth’in elinden devlet adamı ödülü almasını pek saygıya uygun olmayan bir dille bir yazı yazmış Hocam. Bir tornacının oğlu diye hitap ederek, Cumhurbaşkanımızın.
ADNAN OKTAR:Ne kadar güzel, iftihar ederiz. Bir tornacının oğlu olması Cumhurbaşkanımızın, halktan bir insan olması iftihar edilecek bir şey, onun üstünlüğü, temizliği. Bir kere Cumhurbaşkanına karşı bu üslup beni çok, açıkça söyleyeyim hem kızdırıyor, hem de rahatsız ediyor. Çok ahlaka da uygun değil, vicdana da uygun değil. Mazlum, tertemiz bir insan Cumhurbaşkanı. Kimseye zarı yok, zoru yok. Sürekli iyilik olsun diye gayret ediyor. Güzellik olsun diye gayret ediyor. “Tornacının oğlu”, bizim halkımızın hepsi fakir. Kimi çiftçi, kimi tornacı, kimi kapıcı, kimi bakkal, kimi inşaat işçisi, kimi fabrika işçisi. İftihar ederiz biz milletimizin bu vasfıyla.
ALTUĞ BERKER:“Eğer Atatürk olmasaydı, böyle kişilerin Dolmabahçe Sarayı’nda bahçıvan bile olamayacaklar.” Şeklinde ifade etmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Kim bu?
ALTUĞ BERKER:Yazılarında genellikle alaycı bir üslubu var.
ADNAN OKTAR:Aydın Doğan ne biçim insanlar yetiştiriyor. Bunlar ne biçim insanlar? Her biri ayrı. Bir güzel, düzgün söz bunların ağzından çıkmaz mı? Bir sevgiden konuşun, bir kardeşlikten, muhabbetten konuşun. Güzel olan bir şeyi bilmiyor musunuz siz? Şu lafa bak yani. Neyse geç.
ALTUĞ BERKER:Özdemir İnce, yine Hürriyet’ten, yine ifadeleri tenzih ediyorum. Kendince yine İslam’da ki biat ahlakının, Kuran’dan kaynaklanan imam ve ümmet kavramlarının Müslümanların demokratikleşmesine ve özgürleşmesine engel olduğuna iddia bir yazı yazmış Hocam. Ayrıca Müslümanların dört halife ve sahabe dönemini örnek almalarının da onları geriye götürdüğünü ve geçmişe bağlı kalarak ilerlemelerinin imkansız olduğunu anlatmış.
ADNAN OKTAR:Şimdi şöyle demesi lazımdı Özdemir İnce’nin; gerçi bunu diyecek durumda mı, değil mi bilmiyorum da. Gericiliğe şiddetle karşı olmamız gerekiyor, fakat Kuran ahlakına, sahabe ahlakına sıkı sıkı sarılmamız gerekiyor demesi lazım. Ayırca demokrasi, Çin Halk Cumhuriyeti demokrasi ile yönetiliyor. Gitsin orada yaşasın bakalım yaşayabiliyorsa. Özgürlük yok, rahatlık yok, sevinç yok, yani demokratik olması yeterli olmuyor. Hem demokrasi olacak, hem sevgi olacak, hem merhamet olacak, hem şefkat olacak, Kuran ahlakı olacak. Demokrasiyi ilk ortaya koyan, ilk anlatan, kim bir baksın bakayım. Eski Yunan’da demokrasiyi öğreten kimdi? Hak kitaplardan alınmadır demokrasi. İstişare ve cumhuriyet kavramı Kuran’da var. İstişare nedir? Demokrasidir. Danışma nedir? Demokrasidir. Cumhuriyet kavramı nedir? Aynı şekilde demokrasinin bir devamı ve güzelliğidir. Dolayısıyla Özdemir İnce ne Kuran’ı incelemiş, ne geçmiş dinleri incelemiş, kendi kafasına göre klasik, Doğanik üslupla konuşuyor, olmadı.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah.Cüneyt Ülsever yine Hürriyet’te, Türkiye’nin füze kalkanı projesine hayır demesinin mümkün olmadığını, bu nedenle bazı şartlar öne sürerek kabul edeceğini söylüyor. Ancak bu şartların sadece göz boyamadan ibaret olacağını, yoksa bu proje hayata geçtiği takdirde, örneğin herhangi bir fiili durumda İran topraklarına füze atmasının önüne geçilemeyeceğini yazmış.
ADNAN OKTAR: Kardeşim İran’la zaten savaş olmayacak. Dolayısıyla kimsenin kimseye de füze atması diye bir konu yok. Zamanımız Mehdiyet çağıdır.
ALTUĞ BERKER: Siz söyledikten sonra İran Cumhurbaşkanı da aynı söyledikleriniz paralelinde açıklamalar yaparak, atom bombasının olamayacağını söylemişti Hocam sizin anlatımınızdan sonra.
ADNAN OKTAR: Fakat İran’dan beklediğimiz bu görünmez Mehdi (a.s.) inancının yerine, yaşayan Mehdi (a.s.), anneden babadan doğmuş Mehdi (a.s.) inancının oturması, doğrusu budur. Yani hiçbir zaman için gelmeyecek Mehdi (a.s.)’yi bekleyeceğine, gerçekten Kuran’da da belirtilen, işaret edilen, Mehdilerin devamı olan Mehdi (a.s.) geleceğine inanmaları en doğru olanıdır.
ALTUĞ BERKER: Hocam Mustafa Karaalioğlu Star gazetesinden. Siz, CHP’nin ancak İslamı, Türk-İslam Birliği’ni savunduğu gösteren ifadelerle halkın sevgisini kazanabileceğini ve ancak bu şekilde iktidar olabileceğini anlatmıştınız. Mustafa Karaalioğlu da üstü kapalı bir şekilde aynı mantığı savunmuş. CHP’nin ancak referandumda evet oyu veren % 58’lik muhafazakar kesimin sempatisini kazanacak söylemlerle iktidar olabileceğini yazmış.
ADNAN OKTAR: Mustafa Karaalioğlu evet, dolaylı yoldan aynı şeyi söylemiş. Söylediklerimin bir tasdiki tarzında olmuş evet.
ALTUĞ BERKER: Star gazetesinde Berat Özipek şöyle diyor Hocam. Yargıtay Başkanı Gerçeker, Yüksek Yargının hatalı ve yanlış kararlar vermeyeceğine kesin olarak inanıması gerektiğini söylemişti. Yazarda yaşanan bazı olaylar ve alınan yanlış kararlardan dolayı buna inanmanın pek mümkün olmadığını söylüyor Hocam. Yüksek Yargı kararlarının.
ADNAN OKTAR: Yüksek Yargı’da hata olmaz mı diyorlarmış.
ALTUĞ BERKER: Yargıtay Başkanı öyle diyor.
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
ALTUĞ BERKER: “Yüksek Yargı’da hata olmaz” diyor.
ADNAN OKTAR: Yalnız şöyle bir şey var. Yargıtay’ın aldığı kararların yarısından çoğunu Yargıtay yine kendi içinde bozuyor. Nasıl oluyor o zaman o? Bak Yargıtay’ın aldığı kararların yarısından çoğunu Yargıtay bizzat kendisi bozuyor. O zaman bu doğru değil. En güçlü değişim Yargıtay’da olması gerekiyor. En güçlü düzenleme Yargıtay’da olması gerekiyor. Yargıtay’ın yargıya açık olması gerekiyor, hakimlerin yargıya açık olması gerekiyor. Mesela bir tazminat davası olayları falan oldu ama o bizim aradığımız, anlattığımız o değil. Bölgesel ve biraz düşündürücü bir durum o, biz onu demiyoruz. Genel olarak vatandaş bir hakimden veyahut mahkeme üyelerinden mutazarır olduğunda, dava açıp o davayı kazanabilmesi lazım haklıysa. Halktan herhangi birisinin kazandığı bir dava yok. Bu çok önemli, bir hakime dava açıp da kazanan bir vatandaş yok. Bilakis davayı da kaybediyorlar, bir de çok yüklüce para ödemek durumunda kalıyorlar. Hakimlere mahsus olarak çıkarılan özel kanunlara göre, hakimler hakkında dava açıldığında çok yüksek derecede para cezası gibi bir para ödemesi gerekiyor. Bir tek onlara mahsus ve hiçbir şekilde hakimlere karşı açılan dava kazanılamıyor. Bunun bir gözden geçirilmesi gerekiyor.
ALTUĞ BERKER: Eser Karakaş Star gazetesinden. Din derslerinin devlet okullarında okutulmasının laikliğe aykırı olduğunu, ancak vergi gelirleriyle finans edilmeyen özel ve müfredatı değişik okullarda okutulması gerektiğini anlatmış Hocam yazısında.
ADNAN OKTAR: Star gazetesi? Kardeşim hayret yani, sıhhatli bir düşünce bu arkadaşlarda gelişemiyor. Din bütün dünyada hakim olan bir yapı. Sanata etkisi var, bilime etkisi var, estetiğe etkisi var, güzelliğe etkisi var, siyasete etkisi var, gıda sanayisine etkisi var, tarıma etkisi var, her şeye etkisi var. Mesela Türkiye’den örnek verecek olursak, yiyecek paketlerinin üzerinde diyor ki; içinde domuz bulunmaz, domuz yağı bulunmaz. Halk gidip ondan satın alıyor. Mesela koşer olmayan bir yiyeceği bir Musevi alıp yemez. Cumartesi yasağına özen gösterir. Dolayısıyla siyasete de etki eder. Mesela halk eğer dindarsa, dindar birini göreve getiriyor, iktidara getiriyor. Dinsiz olduğuna kani ise göreve getirmiyor. Bu pratikte görülen bir şey. Bir kere genel kültür olarak bir gencin; otuz kere söyledim, her zaman söylüyorum. Bak komünizmi, faşizmi, Darwinizmi, materyalizmi, Hıristiyanlığı, Museviliği, Müslümanlığı ve Müslüman bütün mezhepleri, Hıristiyan mezhepleri genel kültür olarak bilmesi gerekir. O zaman genel kültür ne? Dinleri bilmiyor, tarihi bilmiyor, biyolaji bilmiyor, hiçbir şey bilmiyor. Ne bilecek, peki geriye ne kalıyor? Din demek, dinin içinde tarih de var zaten. Sosyoloji de var. İnsanların hangi dine göre nasıl davrandığını biz oradan çıkarıyoruz. Mesela bir Musevi’nin davranışlarını, biz Musevi dinini öğrendiğimizde ona göre çıkarabiliriz. Bir Musevi arkadaşımız olduğunu düşünelim, biz ona nasıl davranacağız? Onun dinini bileceğiz ki onun diniyle çatışacak bir tavır göstermeyelim. Mesela bir Hıristiyanla karşılaştığımızda onun inancını bileceğiz ki ona göre davranalım. Onu rencide edecek bir şey yapmamamız gerekiyor o zaman. Müslümanlıkta da bütün mezheplerin hepsini bilmesi lazım. Mesela Alevilik, Bektaşilik, Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafii, Caferi, genel kültürdür bu. Dolayısıyla genel kültür mecburi olması lazım. Zaten okulun amacı nedir? Okul, genel kültürü arttırmak için açılmıyor mu okul. Bak hem meslek edinmeleri, hem genel kültür. Genel kültür yoksa okulun amacı ne. Onu öğretme, bunu öğretme, adam Marksizmle ilgili bir sohbet oluyor, konuşacağı hiçbir şey olmuyor adamın. Faşizmden bahsediyor hiçbir şey bilmiyor. Satanizmi de bilecek, varoluşçuluğu da bilecek, hepsini bilecek. Genel kültür demek, az az her şeyden bilgisi olması demektir.
ALTUĞ BERKER: E.Ö’nün yazısı vardı bugün Hocam Hürriyet’te. Gelişmelerin tahmin edildiği gibi olumlu değil, olumsuz olduğunu yazmış. Batının değil, otoriter rejimlerin örnek alındığını yazmış. “Bir kesim atılan adımlarla Türkiye ileri demokrasiye gidiyor diyorlar. Oysa otoriter bir rejimin temelleri oluşturuluyor. 21. Yüzyıla yönelik projemiz nedir? Güney Kore, Rusya, Çin mi? Yoksa Avrupa Birliği mi?” diye sormuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii ki Avrupa Birliği’ni istiyoruz ama "bize bakın, bizim paramız yok, yiyeceğimiz yok, ey Avrupa Birliği bizi kurtarın" tarzında bir giriş bizim milletimize yakışmaz. Bu çok küçük düşürücü, aşağılayıcı bir şey. Bizim milletimizin başı diktir, onurludur, böyle bir şeye tenezzül etmez, ağzına dahi almaz. Zengin ve güçlü olarak Avrupa Birliği’ne girmek ister ve lider olarak girmek ister. Dolayısıyla Türk-İslam Birliği’nin, İslam aleminin lideri olarak Avrupa Birliği’ne girecektir ve zengin olarak girecektir. Fakir ve güçsüz olarak değil, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Tufan Türenç Hocam Hürriyet’te ve Mehmet Yılmaz da aynı konuda, Ergenekon sanıklarının tutuklu yargılanmalarının büyük bir hukuk ihlali olduğunu söylerek bu durumu yine eleştirmişler. Buna ayıp, demişler. “Türkiye’nin bir ayıbı” demişler.
ADNAN OKTAR: Peki biz tutuklu yargılanırken bunlar neredeymiş? Bak “Türk kavmindenim, İslam milletindenim” sözünden dolayı 19 ay; 10 ayı akıl hastanesinde, 9 ayı cezaevinde olmak üzere, hücre hapsinde tutuldum ve sonunda da beraat ettim. Aynı savcı “suç unsuru yok bu cümlede, beraat ettiriyoruz” dedi. “Beraat istiyorum” dedim ve beraat ettim. O zaman Tufan Türenç benim tutukluluğumu alkışlıyordu. Bayağı teşvik de ediyordu. Ne oldu böyle? Aradan geçince birden demokrasi damarları, böyle muhabbet damarları demek ki birden ayağa kalktı mübareğin.
ALTUĞ BERKER: Ahmet Hakan’ın başka bir yazısı vardı birgün evvel Hocam. O da Mahsun Kırmızıgül’ün İslam’la ilgili güzel mesajlar veren filmini kötüleyen yazılar yazıyor. Dün filmin, dini ifadeleri tenzih ederim. “İdeolojik söylemi çocuksu ve aptalca olduğunu ve cahil cesaretine dayanan bir film olduğunu” yazmıştı. Yine ikinci defa tekrarlamış o filmi.
ADNAN OKTAR: Ne demek bu, neyi kastediyor?
ALTUĞ BERKER: Hocam film güzel mesajlar veriyordu, İslam’la ilgili barış dini olduğunu.
ADNAN OKTAR: Hayır bunun anormal bulduğu nedir?
ALTUĞ BERKER: O ideolojik olarak sen yanlış söylüyorsun gibi demiş Hocam. Ne demek istediği de tam anlaşılmıyor.
ADNAN OKTAR: Ben filmi seyretmediğim için bir şey demiyorum, fakat bu ne derse tersi çıktığı için, yine de acayip bir hata yapmış ama nerede yapmış onu tespit edemedim. Ne derse tersi çıkıyor, hayrettir, Allah’ın hikmeti. Ben çok iyi teşhis koyarım, diyor. Siyah diyor, birde bakıyorsun beyaz çıkıyor. Ya bak bu sefer mükemmel; geçenlerde de çünkü yine beyaz diyor, siyah çıkıyor hiç alakasız. Yani teşhis diye adamda bir konu yok.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam her yazısı öyle. Ayşe Arman’ın ölümle igili bir yazısı vardı. Yakın zamanda yine ölümü düşündüğü ile ilgili bir yazı yazmış. Bu yazıda da ölümdeki zamansızlık algısına dikkat çekmiş Hocam. “Babasının öldüğünü ancak başka bir zamanda ona ulaşabileceğine dair içinde bir his olduğunu” kendine göre bir üslupla anlatmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Ayşe Arman öyle çılgın bir kız ki bu, ben buna ne diyeyim? Şarap içmiş. Olaya bak, babasının telefonunu arıyormuş adamın cevap vermeyeceğini bildiği halde, tam Ayşe Arman çılgınlığı. Aslında güzel huylu kız bu, ufku da geniş bir insan. Fakat çevresindeki insanlar konuşabileceği gibi böyle ona samimi olarak dini anlatan, İslam'ı anlatan insanlar yok. O bu zor ortamda bile yine de dine yönelik bir arayış içerisinde, İslam’a, Kuran’a yönelik bir arayış içerisinde. İlk yıllarında o çok araştırmacıydı, çok yamandı. Anlatmıştım, bize Ortaköy’deki eve gelmişti, bir kız arkadaşıyla gelmişti. Sonra birgün de yalnız geldi, konuştuk. Hepsi boşaldı evin içi, sen de git, dedim. Tam gidecekken yanıma yaklaştı, ben de bir şey söyleyecek sandım. Geldi böyle yanağımı sıktı, Allah’ım YaRabbim. Bizim eve sık sık gel görüşelim, dedim. Yok ben burada rahat edemiyorum, sen yurt odasına gel, dedi. Nasıl bir yer bilmiyorum da herhalde rahat konuşabileceği bir yer herhalde anladığım kadarıyla, oraya gel dedi. Benim orada ne işim olur, nasıl gideyim? Ama tabii bu üslubunu biraz takdir ediyorlar bazı kişiler, o da onlara karşılık biraz duygusal, romantik bir tavır içerisinde. Fakat son zamanlarda ölümü çok düşünüyor. Bu hayra alamettir, yani öyle hoppa, düşüncesiz bir insan değil. Derin düşünen, araştıran bir insan. Zeki olduğu için, ölüm de bir gerçek olduğu için sık sık aklına geliyor demekki, bunu gündeme getiriyor. Biz Ayşe Arman’a kitap göndermiş miydik?
ALTUĞ BERKER: Göndermiştik Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam yine biraz okuyup, araştırmacı o, yine kitap gönderebiliriz.
ALTUĞ BERKER: Herhalde o sizin kitaplarınızı okuduktan sonra bu tefekkürleri artmış olabilir.
ADNAN OKTAR: Allah-u alem, inşaAllah.
Bismillah. “Seyid Adnan Oktar Hocam ve Altuğ Berker Hocam selamun aleyküm.”
ALTUĞ BERKER: Aleyküm selam
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam. “Hocam ben facebookta İslam’a hizmet etmeye çalışıyorum. Sizin röportajlarınızdan seçme bölümler, iman hakikatleri yayınlamaya çalışıyorum.” Çok iyi. “Fakat yakınlarımdan birisi bana ‘eğer Adnan Oktar’la ilgili paylaşımları yayınlamaya devam edersen seni hayatımdan silerim’ dedi. Hocam bu kişi beni hayatından silerse annem babam üzüntüden kahrolur. Facebookta İslam hizmetine devam etmezsem de ben kahrolurum. Ne yapmam gerekir Hocam? İkinci sualimde Harunyahya.tv, Harun Yahya Radyo, Harun Yahya günlük gazete ne zaman faaliyetlerine başlayacak, inşaAllah? Allah aşığı bir Müslüman.” Şimdi bu kardeşimiz herhalde bir bayan anladığım kadarıyla. Hayatımdan silerim falan üslubu bir erkeğin konuşacağı bir üslup değil. Duygusal bir bayan anladığım kadarıyla. Ne olduğu anlaşılmıyor ki. Ama bu öyle bir şey ki, yani hiç olmazsa usulen de olsa bir isim koysaydın konuyu anlardık. Şimdi onu nasıl çıkarayım ben buradan. Mesela kızsa Ayşe desin, erkekse Naci der ne fark eder. Allah Allah, illa doğru olması gerekmez ki isminin, herhangi bir isim verebilir. Şimdi Kuran’da ayet var. Allah’a isyan konusunda anneye babaya itaat yok, haramdır isyan konusunda, Allah’a isyan konusunda. Adam, karşıdaki adam ne diyor? Allah’ın dinini yaymayı, İslam’ı tebliği bırak. O zaman itaat olmaz. Çünkü sen iman hakikatleri yayınlıyorsun, Kuran’ın gerçeklerini yayınlıyorsun, Allah’ın varlığını insanlara sevdirmeye ve Allah korkusunu yaymaya çalışıyorsun, Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğini anlatıyorsun. Adam da diyor ki, seni silerim. Silsin daha güzel. Silsin ki o kir kalmasın. Öyle bir insanın kalbinde kalmak zaten bir kirdir. Silecek ki temizlensin.
ALTUĞ BERKER: Dün, Hocam müsade ederseniz bu konuyla ilgili bir şey göstermek istiyorum. Dün de izah etmiştiniz, kardeşlerimizin her yeri kütüphaneye çevirmesini, sizin eserlerinizin kendilerinin bastırıp dağıtmalarını söylemiştiniz. Buna benzer çalışma yapan kardeşlerimiz var. Marketlerinin, sınıflarının, iş yerlerinin bir köşesini sizin kitaplarınızla kütüphane yapıyorlar ve ücretsi olarak kitapları dağıtıyorlar Hocam, inşaAllah. Burası Erzurum Atatürk Üniversitesi, bu kitapları görünen yer.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Diğer resimde de aynı, Erzurum Atatürk Üniversitesi. Bir diğer resim de, burası Kayseri’de bir market Hocam. “Bu bölümdeki kitap ve belgesel Cd’ler ücretsizdir” diye yazıp koymuşlar rafa, oradan ücretsiz olarak dağıtıyorlar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: İyi maşaAllah. Bak bu hakikaten tam bir cehd. Allah rızası için tavsiye edilebilecek güzel bir yöntem. Çünkü kitap okumak çok kolay, bilgisayar açmak o kadar kolay değildir. Bir kere bilgisayar sahibi olacak, internet bağlantısı olacak. O uzun iş ama kitap olduğunda elini hemen attığında bir köşeye çekilir, açar sayfayı okur. Bir başka kişi de okur. Kitap klasiktir. Kitabın geçerliliği Kıyamete kadar devam edecek, inşaAllah. Evet Berker’im.
ALTUĞ BERKER: Hocam Milliyet’ten Aslı Aydıntaşbaş şöyle demiş; emekli MİT Müsteşar yardımcısı Cevdet Öneş ile bir röportaj yapmış. Cevdet Öneş PKK’nın Stalinist bir örgüt olduğunu ve bundan dolayı Kürt siyasetinde hep tahakküm edici bir rol oynadığını, ancak PKK’ya demokratik, siyaset yolunun açılması gerektiğini, çünkü bu açılımın Kürt siyasetinin de çoğullaştıracağını, demokratikleştireceğini söylemiş.
ADNAN OKTAR: Bu açıklamayı yeni mi yapmış?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Çünkü daha önceki konuşmasında komünist olduklarına dair bir açıklaması yoktu. Ben bunu eleştirdim, yani komünist olduğunu vurgulayın, dedim. Sonra şimdi komünist olduğunu vurgulamış. Güzel, gelişme iyi. Çünkü komünizme karşı silahlı mücadele olmaz. Fikirle mücadele olur. Berker Hocam ben mi konuşacağım sen mi bir şey söyleyeceksin?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah. Ruhat Mengi’nin bir yazısı vardı Hocam. AK Parti’nin gizli gündeminin, seçimlerden sonra yeni anayasa ile Kürdistan özerk bölgesi kurmak ve Öcalan’ın isteklerini tek tek hayata geçirmek olduğu yönünde bir yazı yazmış. Vatan gazetesinde bir başka yazarın bu mealde bugün yazısı var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bak kendilerini hiç yormasınlar ben olacak işi söyleyeyim. PKK ile hiçbir şekilde masaya oturulmayacak. Net söylüyorum olacak şeyi, iyice kafalarına hepsi dikkatlice koysunlar. Boş yere de çırpınmasınlar. Bak olacak gibi olsa derim, hakikaten böyle bir çizgiye belki gidebilirler derim. Ama olmayacak, PKK ile bir anlaşma yok. PKK’ya karşı anti-komünist, anti-Darwinist, anti-materyalist mücadeleyi devlet yapmaz işin doğrusu, onu biz yapacağız ve ezeceğiz söyleyeyim. Tek çözüm: “Türk-İslam Birliği’dir.” Bütün Türk devletlerinin birleşmesi, İslam aleminin birleşmesidir. Bunun için devletin bir politikası var. Bu politikanın katlamalı hızlandırılması gerekiyor. Konu bu, başka bir şey yok.
ALTUĞ BERKER: Radikal yazarı Sırrı Süreyya Önder de Hocam PKK ile ilgili, terörle ilgili şöyle demiş; “PKK terörüne çözümünün ancak Kürtlerle, sosyalistlerin ortak aklıyla bulanabileceğini, çözümün önündeki en büyük engelin ise AK Parti ve liberaller olduğunu” yazmış.
ADNAN OKTAR: Sosyalistlerle.
ALTUĞ BERKER: Kürtler.
ADNAN OKTAR: Sosyalistlerin özelliği neymiş? Bak bu arkadaş da kafasını boşa hiç yormasın. Güneydoğu’da bir bölünme olmayacak, bu mümkün değil, imkansız. Masaya oturup bir anlaşma falan öyle bir olay da yok. Fakat Türk-İslam Birliği yönündeki devletin politikası hızlı değil, hıza ivme kazandırmak gerekiyor olay bu, başka bir şey yok. İslam ülkeleriyle birleşmeyi hızlandırmak, Türk devletleri ile ilgili birleşmeyi hızlandırmak, bunun içinde gençlik tabanının var gücüyle gayret etmesi gerekiyor.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam inşaAllah. Dün şöyle demiştiniz Hocam bu konuyla paralel olarak. “Gerçekten Müslüman olan, gerçekten İslamı seven kardeşlerimiz şu noktalara çok dikkat etmeleri gerekiyor. Birincisi; ümitsizlik veya korku içinde olmak haramdır, Allah’a inanmamak anlamına gelir. Çünkü sen bir şey yapmayacaksın ki Allah yapacak. Hz. Mehdi (a.s.) devrinde Allah hakim kılıyor. Nasıl yapacak, nasıl olacak demek, ümitsilik göstermek anormallik olur” dediniz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Var mı öyle gazetelerden başka?
ALTUĞ BERKER: Var Hocam inşaAllah. Mehmet Tezkan’ın bir yazısı vardı Hocam, onu okuyayım, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Gazeteler genel olarak benim gördüğüm, PKK ile anlaşmanın bir şekilde yapılması, devreye sosyalistlerin girmesi, PKK’nın şartlarının tek tek gözden geçirilmesi, dolayısıyla aksi durumda da hani böyle kan dökülür, olaylar olur. Kan dökülmesini istemiyorsunuz değil mi siz, diyorlar. Çözüm nedir? İşte verin Güneydoğuyu kurtulun, diyenler var. Kimi gidip anlaşma yapın, diyenler var. Kimi bir orta yol bulalım, diyenler var. Bunun ortası, sağı, solu falan yok. Bütün Türklük alemi, İslam alemi birleştiğinde Kürt kardeşlerimizde keyif içinde olurlar, zevk içinde olurlar. Lazı, Çerkezi hepsi zaten bizim için Türk’tür. Son derece mutlu ve güzel bir yaşam olur. Bunun dışında bölünme her seferinde azap ve acı getirir. Hiç kimse için kurtuluş değildir.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Mehmet Tezkan yazısında Hocam bugün Milliyet’te yine alaycı bir dille, artık Türkiye’de AK Parti iktidarında biat kültürü olduğunu ve işini geliştirmek isteyen herkesin, terfi yada ihale almak isteyenlerin bu partiye biat etmesi gerektiğini, anlatmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Somut örnekler verirse olabilir, yani hükümet eleştiriye açık ama somut örnekler vermesi lazım. Mesela şurada şu oldu, şurada şu oldu veyahut şüphelendiklerini söylesin, yani şunlardan şüpheleniyorum. Ama sebepsiz şüphe varsa, bu bir hastalıktır, o olmaz.
ALTUĞ BERKER: Kadri Gürsel’in bir yazısı vardı yine Milliyet’te. “Deniz Baykal’a yapıla komplonun kimler tarafından yapıldığı artık aydınlatılmalıdır” demiş. Yazının başlığı “Demokratik video komplosu artık aydınlatılsın. Ergenekon’u çözenler, darbe planını çözenler bunu da kolaylıkla ortaya çıkarabilirler. Hadi ne bekliyorsunuz” demiş.
ADNAN OKTAR: Ama aydınlatılması gereken çok şey var daha. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün üzerine hükümet hızla giderken, hükümetin hızını kesmeye çalışan gazetecileri, önce bir durduracak politika izlemesi lazım arkadaşımızın. Ve hükümeti iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün üzerine gitme konusunda daha teşvik eden, daha ufkunu açan bir politika izlemesi lazım.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz Hocam. İddia edilen Ergenekon’un daha evvelki yaptığı komploların da aydınlatılması, özellikle 91 yılında size yaptıkları, daha sonra da 99’da yaptıkları baskılar.
ADNAN OKTAR: Kardeşim biz hakkımızdan vazgeçiyoruz, feragat ediyoruz. Şu Turgut Özal’a yapılan suikasti. Diğer paşalarımıza yapılan, diğer devlet memurlarımıza yapılan suikasti bunları açıklığa kavuştursunlar.
ALTUĞ BERKER: Eşref Bitlis
ADNAN OKTAR: Tabii tabii.
ALTUĞ BERKER: Semih İdiz’in bir yazısı vardı Hocam Milliyet’te. “NATO’nun Türk muamması” başlıklı bir yazı yazmış. “AK Parti iktidarı sıcak baktığı İran ile soğuk baktığı ama ilişkilerini devam ettirmek zorunda olduğu batı arasında sıkışıp kaldı” diyor. “Ankara ince ve diplomatik çözümler üretmezse iki tarafa da yaranamayacak. Türkiye uluslar arası düzeyde etkinliğini arttırdı bundan şüphe yok. Ama yinede çoğunluğun kabul ettiği konularda kendi arzularını kabul ettirme gücüne henüz değil” demiş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim İran çaka çaka silahla dolsa, Türkiye’de çaka çaka silahla dolsa, birbirlerine konuşlandırılmış füzeleri de olduğunu düşünelim. Fakat ikisi birbiriyle Mehdiyet konusunda tam anlaşıp, İslam konusunda tam ittifak edip, kardeş olup birbirlerine bağlarını güçlendirirlerse, o silahların, o malzemelerin ne mahsuru olur? Hiçbir mahsuru olmaz. Bütün mesela dostluktadır. Yani bizi kavga edecek zannederken, biz birbirimizle dost olduğumuzu, sevdiğimizi, kardeş olduğumuzu gösterirsek, bu çok büyük bir tokat olur. Ama birileri çıkar da, işte İran’ın başına Allah bela vermiş, ne kadar güzel olmuş. Allah daha da başına belayı arttırsın, diyorsa Cübbeli Ahmet gibi. Veyahut işte Şiileri, Caferileri, Alevileri, Bektaşileri, Vahabileri Mehdi (a.s.) hepsini kıtır kıtır pırasa gibi doğrayacak diyorsa, oradaki topluluk da buna "doğru" diyorsa. Nasıl doğrayacak, pırasa gibi doğrayacak mı, diyor. Pırasa gibi doğrayacak toptan, diyor. İşte böyle olunca Amerika’nın kan dökücü Evanjelik bir kısım elemanlarına, Amerikan masonlarına yani ateist-masonlarına çok büyük bir destek sağlanmış olur. Bu da çok büyük bir hata olur.
ALTUĞ BERKER: Serdar Turgut’un bir yazısı vardı Hocam dün. Bir dönem New York Times’ın bir zamanlar İstanbul büro şefi olan, Türkiye’yi çok iyi bilen, Amerikan yönetimine çok yakın, Stephan Kınzer isimli bir yazarın yeni kitabından bahsetmiş. Kitabın adı “Yeniden Kur, Türkiye, İran ve Amerika’nın geleceği.” Kitapta Amerika’nın yakın gelecekte Türkiye ve İran’la üçlü bir ittifak yaparak bölgeyi kontrol altında tutacağı, bu süreçte İsrail’in rolünün ya tamamen azaltılacağı ya da tamamen derveren çıkartılacağı yazıyormuş. Üç ülkenin de çıkarlarının da bu yönde olduğunu anlatıyormuş. Amerikan dışişlerinde bu teoriyi destekleyen ve İsrail’in devreden çıkarılmasını destekleyen bir lobi var, diye yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Hayır devreden ne Rusya, ne İsrail, ne Ermenistan, ne Türki devletlerin hiçbirinin devreden çıkarılması gibi bir şey mevzubahis değil. İsrail’i en güzel şekilde koruyup kollayacağız, Ermenistan’ı en güzel şekilde koruyup kollayacağız. Bütün Türki devletleri birleştireceğiz, Turani devletleri. İslam alemini muhabbetle, sevgiyle bağrımıza basacağız. Tek damla kan akmayacak ve bütün şeytanın oyunlarını bozacağız. Kan dökme oyunları, kavga oyunları, savaş oyunlarının hepsini bozacağız. Adamlar silahlarının başında oturup orada kaval dinleyecekler. Hiçbir şey yapamayacak hale getireceğiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ardan Zentürk’ün bir yazısı vardı Star’da Hocam. “Türkler Amerika’ya barış getiriyor.” demiş başlığında. Houston’da Türk festivali gerçekleştirilmiş. Bu festivalde Teksaslı temsilciler meclisi milletvekili Sheila Jackson Lee ile görüşmüş. Bu kadın politikacı Gülen grubunun düzenlediği bu festivalde bir konuşma yapmış. Ondan bahsetmiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani?
ALTUĞ BERKER: Türkler’in Amerika’ya barış getirdiği, orada herhalde Gülen grubunun faaliyetlerinin olumlu etkileri olduğunu bahsediyor herhalde Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah olumlu etkisi olur.
Esra yazmış. “Benim sevgi dolu Hocam. Merak ettiğim ve öğrenmek istediğim aslında birçok konu var aslında ama siz zaten programlarda her şeyi zamanla anlatıyorsunuz. Ben de programlarınızı düzenli olarak takip ettiğim için merak ettiklerimi zamanla öğreneceğim, inşaAllah. Bu mesajı sadece size olan sevgimi ifade etmek için yolluyorum. En sıkıntılı dönemimde Allah’ımdan ruhumu rahatlatacak bir şey olmasını dilemiştim ve bir arkadaşımın önerisiyle sizi takip etmeye başladım. Şimdi her akşam düzenli olarak izliyorum. Eserlerinizi okuyorum, inşaAllah. Ruhumun sayenizde arındığını hissediyorum.” Vesile oluyorum, inşaAllah. “Bu güne kadar ne kadar da boş yaşadığımı fark ettim ama şükürler olsun ki Allah sizi karşıma çıkarttı. Şimdi sayenizde çok huzurluyum. Siz inanılmaz değerli bir insansınız” diyor Esra.
“Seyyid Adnan Hocam bazı Kürt kardeşlerimiz sizin Türk-İslam Birliği tabirinizden biraz alınıyorlarmış bilgilerinize arz ederim. Ahmet.”
Kürt kardeşlerimiz, zaten onlar Türk, onlar benim canım ciğerim. Ona kalırsa bende Çerkezlik de var, Araplık da var, ben seyyidim. Türkmenlik de var bende, yani bunun alakası yok. Türk demek, Türkiye'de olan herkese biz Türk deriz. Türküm diyen her insan da hastır Türklük, yani bir genetik koddan bahsetmiyoruz. Bizim Musevi kardeşlerimiz var, onlar da Türküz biz diyorlar, onlar da Türk. Türkiye sınırları içerisinde kendisine Türküm diyen herkes Türk’tür, bu anlamda, yani ırk anlamında, genetik anlamda değil. Genetik ırk anlamında değil. Yoksa Peygamberimiz (s.a.v.); “Acemin Araba, Arap’ın Aceme üstünlüğü yoktur, üstünlük ancak takva iledir” diyor. Hepimiz Hz. Adem (a.s.)’in evlatlarıyız, Hz. Adem (a.s.)’in soyundan geliyoruz. Ama bizim milletimiz barışçıl, sevecen, sevgi dolu, yiğit, delikanlı bir millet, cesur bir millet. Hep öncü olmuş, Allah yine öncülük görevi vermiş. Türk İslam aleminin lideri olduğu için, liderin isminin anılması gerekir. Biz başsız bir liderlikten bahsedemeyiz. Türk İslam aleminin lideri Türkler’dir. Bediüzzaman da uzun uzun Risale-i Nur Külliyatı’nda açıklıyor. “Kahraman ordu imanlı millet” diyor Türk ordusu için. “Gönlündeki Kuran ışığıyla, içindeki iman ışığıyla hakikat hali göreceği ve bu dehşetli taifenin tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor” diyor. Darwinizmi, materyalizmi yenecekleri, imanlı güzel bir toplum oluşacağı, Türk-İslam Birliği’nin oluşacağını Bediüzzaman defalarca vurgulamıştır.
Evet güzel konularla güzel izahlarla devam edeceğiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Bugün bir haber vardı Hocam. Obama’nın ilköğretim Hocası, Obama okulda namaz kılıyordu, demiş. “ Altı yaşındayken annesiyle Endonezya‘ya taşınan Obama’nın Cakarta da gittiği okulda 3.sınıf öğretmeni Efendi annesi kızmasına rağmen Obama İslam’la ilgiliydi hatta arkadaşları namaz kılarken onlara katılıyordu.” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: İyi, güzel, çok güzel, maşaAllah. Hayra alamet, inşaAllah. İslam ahlakının dünyaya hakim olacağının bir delili.
Mesela Buhari’de Menakip 25 Ebu Davutta Cihat bölümü 9; Resulullah yemin ediyor;
“Yemin ederim ki Allah mutlaka bu dini (İslam’ı) hâkim kılacaktır. Öylesine ki, yalnız başına bir atlı, sürüsüne kurt saldırmasından başka hiçbir şeyden endişe etmeksizin Allah’a güvenerek San'a'dan Hadramut'a kadar emniyetle gidecektir. Ne var ki, siz sabırsızlanıyorsunuz."
Ahir zamanda olacak bu, inşaAllah. Yine Esbab-ı Nüzul’de hadis numarası 624. Müslim ve Tirmizi'den şu ziyade vardır, yani ilave. Müslim ve Tırmızi, ikisi de sahih hadis kitapları.
"Haberiniz olsun! Allah arzı fethetmenizi müyesser kılacak.”
Bütün dünyaya hakim olacaksınız diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
“Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: ‘Dünya tatlı ve hoştur. Allah sizi ona (dünyaya) varis kılacak ve nasıl hareket edeceğinize bakacaktır.”
Yani dünyaya sizi hakim edecektir diyor, inşaAllah. Hadis numarası 1966.
“Tüm olarak yeryüzünün meliki dört tanedir. Onlardan ikisi müminlerden, ikisi de kafirlerdendir. Zülkarneyn (a.s.) ve Süleyman (a.s.) müminlerdendir. Nemrud ve Buhtunnasr ise kafirlerdendir.Yere beşinci olarak Ehl-i Beyt’im’den biri, Mehdi (a.s.) hakim olacaktır. (Mektubat-ı Rabbani, 2/251).
Çok fazla dünyaya İslam ahlakının hakim olacağıyla ilgili hadis var, çok çok fazla sayıda. Onları saymaya kalksak şimdi sabaha kadar sayabiliriz, inşaAllah.
“Kendilerine okunan bu Kitab'ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?” diyor Cenab-ı Allah Ankebut 51’de. Bak, “Kendilerine okunan bu Kitab’ı (Kuran’) sana göndermiş olmamız onlara yetmiyor mu?” Müşriklere, münafıklara Cenab-ı Allah soruyor. Dine neden hurafeler ilave ediyorsunuz, dinde olmayan şeyleri neden koyuyorsunuz, tarzında bir soru bu Cenab-ı Allah’tan. (Ankebut Suresi 51) “Kendilerine okunan bu Kitab’ı (Kuran’) sana göndermiş olmamız” o münafıklara, o müşriklere yetmiyor mu? Yetmiyor adamlara onun için hurafe ilave ediyorlar. “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin.” Kendi kendinize böyle yobaz Hocaları çıkartıp, sahtekar Hocaları çıkartıp, yalancı Hocalar bak.
“Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla” diyor bak Allah. (Nahl suresi 116) “Şuna helal, buna haram demeyin.” İşte şunu yapmayın haram, bunu yapmayın haram. Haramı da helal etmeyin diyor, inşaAllah. “Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz” hurafe çıkarmış olursunuz. “Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar” hurafe çıkaranlar “kurtuluşa ermezler.” (Nahl suresi 116)
(Araf Suresi 32-33) “De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti” yani güzel süsleri güzel kıyafetleri “ve temiz rızıkları” her türlü yiyecek Allah’ın bize helal kıldığı güzel yiyecekler. “Temiz rızıkları kim haram kılmıştır?" Kim haram kılıyor? Münafıklar, yobaz takımı. “De ki: "Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir,” dünya hayatında Müslümanlar içindir diyor. İstediğiniz gibi bu nimetlerden istifade edin Allah’ın yarattığı bu güzel gıdalardan da yiyin. “Kıyamet günü ise yalnızca onlarındır." Ahirette de sadece sizin olacak diyor. Küfre ait olmayacak bu nimetler, sadece size ait olacacaktır diyor. “Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.” Bak ayeti açıklıyorum diyor Allah ama bilen bir topluluk için, kafası çalışan bir topluluk için, ahmak için değil. “De ki: "Rabbim yalnızca çirkin-hayasızlıkları -onlardan açıkta olanlarını ve gizli olanlarını,- günah işlemeyi, haklı nedeni olmayan 'isyan ve saldırıyı' kendisi hakkında ispatlayıcı bir delil indirmediği şeyi Allah’a şirk koşmanızı” bak kendisi hakkında ispatlayıcı bir delil. Demek ki Kuran’dan bir şeyin haram helal olduğuna dair delil olması lazım. Açık olmadığı zaman Allah bunun şirk olduğunu söylüyor, çünkü Allah adına hüküm vermiş oluyor. Mesela adam diyor ki, bana vahiy geldi. Nereden çıkarttın diyorsun, bana geliyor vahiy, diyor. Cenab-ı Allah diyor ki bak; "kendisi hakkında ispatlayıcı bir delil indirmediği.” Kuranda olmayan bir ayetle. “Allah’a şirk koşmanızı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır." Çıkıyor Cübbeli yağmur gibi hurafe yağdırıyor. Nereden çıkartıyorsun, Kuran'da var mı, diyorsun. Yok. Resullullah (s.a.v.)’ın hayatında var mı? Yok. Resullullah (s.a.v.)’ın sünnetinde var mı? Yok.
Bakın Enam suresi 140; “Yalan yere iftira düzüp,” yani iftira demek hurafeler demektir. Her türlü uydurma, dine sonradan katılan her türlü yobazların ilave ettiği bilgi. “Yalan yere iftira düzüp Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiklerini haram kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır.” Mesela bir yiyecek yiyiyorsun aman yeme, diyor. Ne oldu? Haram o, diyor. Neye göre? Bak sana göstereyim, diyor. Kuran’da var mı, diyorsun. Yok. Peygamberimiz (s.a.v.)’in Kavli Sünneti’nde var mı? Yok. Nerede var? Hurafelerde var. Veyahut bana vahiy geldi diyor. İşte yobaz belasından uzun uzun Cenab-ı Allah ayetlerle böyle telin edip lanetliyor Cenab-ı Allah. Yobazlık bir tek asrımızda değil, her dönemde baş belası olmuştur.
Yunus Suresi, 59. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “De ki: "Allah'ın sizin için indirdiği sizin bir kısmını haram ve helal kıldığınız rızıktan, haber var mı?” Bak “sizin” diyor, Allah’ın değil. Kendileri haram kılıyorlar, öyle bir şey yok. Haram yok, bana göre haram diyor. “Sizin bir kısmını haram ve helal kıldığınız rızıktan, haber var mı? Söyler misiniz?" De ki: "Allah mı size izin verdi,” nereden çıkarttınız bu hurafeyi diyor Cenab-ı Allah. “Yoksa Allah hakkında yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz?" Yoksa kendi kendinize hurafeler çıkarıp, yobazlık yapıp, sahtekarlık yapıp. İlaveler mi yapıyorsunuz, iftira mı ediyorsunuz Allah’a, diyor. (Yunus Suresi 59)
Enam suresi 119; “O, size haram kıldıklarını ayrı ayrı açıklamışken,” net muhkem ayetlerle belirtmişken, “Üzerinde Allah'ın ismi anılan şeyleri yemiyorsunuz?” Neden yemiyorsunuz, diyor Allah, helal olduğu halde.
Bak münafık ve yobazlar da buna cevap veriyorlar Nahl suresi 35’te. O zamanın üç kağıtçı yobazları, o zaman da var münafıklar, sahtekar yobazlar o zamanda var. “Şirk koşmakta olanlar dediler ki:” Allah’a şirk koşan bu münafık yobaz takımı. "Eğer Allah dileseydi, O'nun dışında hiçbir şeye kulluk etmezdik,” çünkü birçok insanı onlar (haşa) Allah gibi görüyorlar. Mesela vahiy indiriyor diyor adam, vahiy kaynağı olarak görüyor. Onun hükümlerini Allah’ın hükümleri gibi görüyor. “Biz de, atalarımız da; ve O'nsuz hiçbir şeyi haram kılmazdık." Kim haram kılmış? Atası. Allah diyor ki Cenab-ı Allah, “ya ataları bir şey bilmeyen cahil kimselerse yine mi uyacaklar?” Mesela adamı Kuran’a davet ettiğinde, Kuran’da nerede bana göster bu haramları, diyorsun. Atalarımda var, diyor. Cenab-ı Allah diyorki; “ya ataları bir şey bilmeyen cahil kimselerse yine mi uyacaklar?” diyor. Yani meydana gelen kepazeliğin kökeninde, bu yobazlığın kökeninde bu uydurmalar vardır, bu hurafeler vardır. Cenab-ı Allah onları anlatıyor.
Bakın yine Enam Suresi, 144. “Hiçbir bilgiye dayanmaksızın,” yani ne Kuran’da var ne sünnette var. “İnsanları saptırmak için Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir?” Şu an Müslümanların perişan olmasının, acı çekmesinin kökenini Allah açıklıyor. Allah adına iftira düzmeleri.
Bak yine Enam suresi 145. “De ki:” diyor Cenab-ı Allah "Bana vahyolunanlar içinde,” Kuran’ın hükümleri içinde. “Yiyen bir kimsenin yiyeceği (şeyler) için, ölü eti, dökülen kan, domuz eti -ki bu gerçekten murdardır- ya da Allah'tan başkası adına kesilmiş bir fısk dışında, haram kılınmış bir şey bulamıyorum.” Nerede diyor bu haramlar, çıkarttığınız haramlar. Ve biz aradığımızda Kuran’da başkasını bulamıyoruz, diyor Cenab-ı Allah. Bak haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Ama münafığa sordun mu, müşriğe sordun mu, ben sana bulayım, diyor kaynak olarak. Sabaha kadar sayar sana haramları.
Maide suresi 87; “Ey iman edenler, Allah'ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın.” Yani durduk yere haramları çıkartmayın uydurma çıkartmayın, diyor Cenab-ı Allah. Ve haddi de aşmayın. Haddi aşmak ne demektir? Kuran’a uymamak.
O zaman münafıklar ne diyorlar Yunus Suresi, 15’te? "Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir." diyorlar bak Yunus Suresi, 15’te. Çünkü hurafe bulamayınca, uydurma bulamayınca ne diyor? “Bundan başka bir Kur'an getir” yeni hükümler getir bize, diyorlar. Uydurmalar tarzında veya Allah’ın hükmünü değiştir, Kuran’daki hükmü değiştir. Münafıkların yaptığını da aynı bu şekilde görüyoruz, değiştiriyor adam. Onların Allah’tan korkusu olmuyor.
Rum suresi 32; “(O müşrikler ki,) Kendi dinlerini fırkalara ayırmış” bak parçalara ayırmış kendi dinlerini ayrı ayrı gruplara ayırmış. “Ve kendileri de parça parça olmuşlardır;” kendileri de kendi içlerinde ayrıca parçalanmışlardır, diyor Allah. “Ki her grup kendi elindekiyle övünüp sevinç duymaktadır.” Yani en iyi kurtuluş yolunda olan, en doğru yolda olan biziz derler, diyor Allah. Halbuki hiçbiri doğru yolda değil, diyor Allah.
Rum suresi 32. “O dini dosdoğru ayakta tutun.” Yani Kuran’a sıkı sıkıya sarılın, “ve onda ayrılığa düşmeyin.” Bölümlere ayırmayın, İslam alemi parçalanmasın diyor Allah. Onlar ne yapıyor ayrılığa düşmeyin deyince? Tam anlamıyla ayrılığa düştüler. İşte bu ayrılığa düşmeyin ayetini uygulayacak olan Mehdi (a.s.)’dir. O ayrılığa düşmeyin sözü ne demektir? Birleşin demektir. Müslümanları ayrılığa düşmekten kurtaracak olan Mehdi (a.s.)’dir. Ve dolayısıyla Müslümanları birleştirecek.
Bak, “Senin kendilerini çağırdığın şey müşriklere ağır geldi” diyor Allah. Yani Kuran yeterlidir dediğinde adamların nevri dönüyor. Savaş açacaklar Mehdi (a.s.)’ye bu yüzden. Mehdi (a.s.) ne diyecek? Kuran yeterli, Resullullah (s.a.v.) çok güzel tefsirini yapmış, diyecek. Peygamberimiz (s.a.v.)’in tefsir ettiği gibi Kuran’a uyalım diyecek. Ama diyor bak; “senin kendilerini çağırdığın şey müşriklere ağır geldi.” Mehdi (a.s.) devrindeki münafıkların mücadelesinin kökeni bu işte, ağır gelmesi. Yani Kuran’a çağırılma ağır gelecek onlara.
Kasas Suresi, 36; “Musa, onlara apaçık olan ayetlerimizle geldiği zaman:” Bak Allah’ın hükmünü getiriyor Tevrat. "Bu, düzüp uydurulmuş bir büyüden başkası değildir. Biz geçmiş atalarımızdan bunu işitmedik" dediler. Yani Allah’ın kitabına çağırıyor Musa (a.s.), biz geçmiş Hocalardan, alimlerden bunu işitmedik sen nereden çıkarttın, diyor. Allah’ın kitabını esas almıyorlar, kendi hurafelerini esas alıyorlar. Yani sırf Müslümanlarda bu bela yok, Musevilerde de var. Hristiyanlarda da var aynı şekilde, Hristiyanlar daha çok fazla hurafe vardır.
Müminin suresi 66; “Gerçekten Benim ayetlerim size okunuyordu, fakat siz topuklarınız üzerinde geri dönüyordunuz;” Bak Allah’ın ayetleri okunuyor, Kuran okunuyor fakat gericiler ne yapıyor? “Topuklarınız üzerinde geri dönüyordunuz” diyor. Hurafeye geri dönüyorlar. “Ayetlerime karşı büyüklük taslayarak” münafıkların ana özelliğidir, küfrün ana özelliğidir büyüklük taslamak, enaniyet yapmak. “Gece vaktinde hezeyanlar sergiliyordunuz.” Gece toplanırlar onlar genellikle baykuş gibi. Mehdi (a.s.)’nin de gece onlara cevap vereceğini söylüyor Cenab-ı Allah hadislerinde, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.)’in belirttiği hadislerde.
“Onlar yine de o sözü (Kuran’ı) gereği gibi düşünmediler mi, yoksa onlara, geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?” Müminun Suresi, 68. Bak, “Kuran’ı gereği gibi düşünmediler mi?” İslam alemindeki belanın nedeni budur, Kuran’ı gereği gibi düşünmemeleridir. Bak, “Yoksa onlara geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?” Ne geliyor? Geliyor. Hurafe geliyor adamlara.
Bak Cenabı Allah diyor ki yine, Şura Suresi, 21’de "Yoksa onların birtakım ortakları mı var ki, Allah'ın izin vermediği şeyleri, dinden kendilerine teşri' ettiler (bir şeriat kıldılar)?” Kendi kendilerine bir şeriat çıkarıyorlar, kendi kendilerine bir din çıkıyorlar, ilave eklerle. İnsanların yaşayamayacağı, insan fıtratına aykırı bambaşka bir din. Allah bunu lanetliyor Kuran’da.
Al-i İmran Suresi, 78. “Onlardan öyleleri vardır ki,” o münafıklardan, müşriklerden. “Dillerini kitaba doğru eğip bükerler.” Kuran’ın hükümlerini okurken, dillerini eğip bükerler, diyor Allah. “Siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanasınız diye. Oysa o kitaptan değildir.” Kuranda varmış gibi gösteriyor, neden çıkardın bu hükmü diyorsun? Allah diyor, diyor. Göster, diyorsun. Kuran’ı açıyor, hakikaten gösteriyor. Ama dilini eğip büküyor, yanlış yorumluyor. Kasten kelimenin başka anlamıyla olayı değerlendiriyor. Mesela Kuran’da kapı diyorsa, o burada gök kastedilmiştir burada, diyor.
SUNUCU: Bunu Arapçayı farklıtonlamalar da yaparak mı?
ADNAN OKTAR: Tabii tabii. Ben dil uzmanıyım, ben çok iyi bilirim, diyor, bambaşka bir anlam veriyor ve yeni yeni yasaklar çıkarıyor. Bak "Allah burada ima ediyor, görmüyor musun" diyor. Halbuki Allah imayla hüküm vermiyor. İma ile din olmaz, muhkem ayet gerekir. Mesela Allah diyor ki; “şarap içmeyin.” Net söylüyor. Mesela, “namaz kılın” net söylüyor, ima yollu söylemiyor. Mesela “kumar oynamayın.” Çok net söylüyor. Ama adam onu öyle yapmıyor, dilini eğip bükerek bambaşka bir şekle sokuyor. Muhkem ayete göre hareket etmiyor.
Şu an İslam alemindeki belanın kökenini açıklıyor Allah. Bak “Dillerini kitaba doğru eğip bükerler, siz de onu (okur gördüklerini) kitaptan sanırsınız diye. Oysa o kitaptan değildir. “Bu Allah Katındandır" derler,” diyor, Kuran’ın açık hükmü bak, diyor. Halbuki imayla ortaya çıkarıyor. İmayla Kuran hükmü olmaz. Açık hüküm gerekir. “Oysa o, Allah Katından değildir. Kendileri de bildikleri halde Allah'a karşı (böyle) yalan söylerler.” diyor. İşte millette diyor ki, bu gericilik nereden çıktı? İşte Allah açıklıyor nerden çıktığını. Hurafenin nereden çıktığını açıklıyor, bu yobaz takımının mantığını burada açıklıyor Allah.
Fussilet Suresi, 40. “Bizim ayetlerimiz konusunda çarpıtma yapanlar, Bize gizli kalmazlar.” Allah’ın hükümlerini gizilice değiştirenler, Bize gizli kalmazlar.
Müminun Suresi, 53. “İşlerini kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde böldüler; her bir grup, kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir.” Her biri ayrı bir din anlayışı çıkardı, diyor Cenab-ı Allah. Her biri yeni bir din ortaya çıkardılar ve ona da seviniyorlar, diyor. Tek bir din olduğu halde. İşteMehdi (a.s.) devrinde tek bir din oluyor, sadece İslam, inşaAllah. Bunun sonucunda bak Cenab-ı Allah, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i Ahiret’te huzuruna getirtiyor, bütün insanlar oradalar. Tabii huzur deyince, insanlar Allah belirli bir yönde zannediyor, o anlamda değil. Allah tecelli ediyor, tecellisine cevap veriyor Peygamberimiz (s.a.v). Sorgulamada Peygamberimiz (s.a.v.) soruluyor ve cevap veriyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bir tane şikayeti var ümmetten. Cenab-ı Allah mesela ümmetinden şikayetin nedir dediğinde, 1300 sene, 1400 senelik bir ümmet. Ve her Peygamberin bir şikayeti olabiliyor ümmetinden. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir tane şikayeti var, tek bir tane şikayeti. Bak Allah orada açıklıyor, Kuran da şimdi "Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kuran'ı terk edilmiş bıraktılar" diyor. İşte bu sahtekarların vasfını anlatıyor. Dil eğip büküyor, sahtekarlık yapıyor, dini bölüyor bambaşka bir şekle getiriyor, ilaveler yapıyor, hurafeler yapıyor, Kuran’a ek yapıyor, çıkarma yapıyor. Bambaşka bir din meydana geliyor ve insanların yaşamayacağı bir din oluyor. İnsan fıtratına aykırı, insanları ezen bir dine dönüşmüş oluyor, kökenini söylüyor.Peygamberimiz (s.a.v.) de bunu tek bir şikayet olarak belirtiyor. Bak münafıklar da sorgulandıkların da diyorlar ki; müşrikler ve münafıklar. “Eğer, Allah dileseydi ne biz şirk koşardık, ne atalarımız ve hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Kaderimizde olduğu için oldu, diyor. Doğru da, sen yaptın. Tabii ki bak orada kurnazlık yapıyor, kaderimizdeydi diyor. Katil adam, o da kaderinde ama Allah belasını verir. Sen, iyi olmak da insanın kaderindedir, onun karşılığı da Cennettir. Bak “Eğer, Allah dileseydi ne biz şirk koşardık, ne atalarımız ve hiçbir şeyi de haram kılmazdık. Onlardan öncekiler de, Bizim zorlu-azabımızı tadıncaya kadar böyle yalanladılar. De ki: "Sizin yanınızda, bize çıkarabileceğiniz bir ilim mi var? Siz ancak zanna uymaktasınız.” Hurafe eşittir zan. Zaten söylüyor nerden çıkardığını, zanni kanaati olarak söylüyor, zan diyor. “Ve siz ancak "zan ve tahminle yalan söylersiniz." Hepsi zanna ve tahmine dayalı, vahye dayalı değildir. “De ki: "En 'üstün ve en Apaçık olan delil Allah’ındır.” Kuran ayetidir diyor. Kuran ayetine karşı hurafe olmaz, diyor Cenab-ı Allah. “Bu benim dosdoğru olan yolumdur.” Kuran, Kuran’a uymak. “Şu halde ona uyun. Sizi O'nun yolundan ayıracak (başka) yollara uymayın.” Kuran’ın dışına çıkmayın, diyor, Cenab-ı Allah. Bak münafıklar ve müşrikler için Cenab-ı Allah diyor ki; “Onlar, hem ondan alıkoyarlar,” hem Kuran’dan alıkoyarlar, insanların Kuran’a yaklaşmasını engellerler, hem de kendileri kaçarlar, diyor. Kendileri de yanaşmıyorlar. “Onlar, yalnızca kendi nefislerinden başkasını yıkıma uğratmazlar ama şuurunda değildirler.” diyor, Allah. Şuurunda değiller. Kendilerini mahvediyorlar, hayatlarını batırıyorlar, sağlıklarını batırıyorlar, mutluluklarını batırıyorlar, Ahiretleri mahvoluyor, Cehenneme gidiyorlar. Allah diyor ki; bak; “Onlar, yalnızca kendi nefislerinden başkasını yıkıma uğratmazlar ama şuurunda değildirler.” diyor, Enam Suresi, 26.
Bak o devrin münafıkları için Cenab-ı Allah diyor ki; “çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı 'kesin bir inatçıdır." Kuran’ın hükümlerine karşı inat eder, diyor. “Onu alabildiğine sarp bir yokuşa süreceğim. Çünkü o, düşündü ve bir ölçü tespit etti. Kahrolası, nasıl bir ölçü koydu? Yine kahrolası, nasıl bir ölçü koydu? Sonra bir baktı. Sonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti. Sonra da sırt çevirdi ve büyüklük tasladı (istikbar).” Kabul etmiyor Kuran hükmünü, ağrına gidiyor. Hurafe olsa hemen kabul edecek ama Kuran hükmü ağır gidiyor. Enam Suresi, 115. “Rabbinin sözü”, Kuran, “doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır.” Şimdi doğru olan her şey tamam, diyor Allah. Adalette her şey tamam. Kuran’ın içinde hepsi var, diyor. Bak “tastamam” ne demektir? Hepsi var. “O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur.” İlave yapamazsınız, çıkarma yapamazsınız” diyor Cenabı Allah. “O, işitendir, bilendir.”
Bakara Suresi, 101. “Kitap verilenlerden birtakımı, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah'ın Kitabı’nı arkalarına attılar.” Kitab’ı kabul etmiyorlar, hurafeyi kabul ediyor. Kitab’a göre hareket etmiyorlar. Bakara Suresi, 101. “Oysa onlardan bir bölümü, Allah'ın sözünü işitiyor, (iyice algılayıp) akıl erdirdikten sonra, bile bile değiştiriyorlardı.” diyor Allah. Allah’ın hükmü olmadığı halde, göz göre göre ilave yapıyorlardı, diyor Allah. İmayla Kuran’da birçok haram çıkarıyorlar, münafıkların özelliğidir bu. Ama insanlar bunu Kuran’dan zannediyorlar, Allah’ın hükmü zannediyorlar ve boş yere acı çekiyorlar.
ALTUĞ BERKER: Hocam bu konu ile ilgili son hazırlattığınız yeni internet sitesini gösteriyorum. Kuranyeterlidir.com, inşaAllah. Kardeşlerimiz buraya girip anlattıklarınızı...
ADNAN OKTAR: Kuran’ı en güzel Peygamberimiz (s.a.v.) tefsir eder. O nasıl dediyse biz Kuran’ı o şekilde anlayacağız, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Biraz önce Hocam münafıkların gece gizli toplantılar yapacağını, Mehdi (a.s.)’nin de gece cevap vereceğini söylemiştiniz. İlgili hadisi söylüyorum inşaAllah.Nuaym bin Hammad, Ebu Cafer'den şöyle rivayet etmiştir; "Hz. Mehdi (a.s.), Peygamberimiz (s.a.v.)'in sancağı, gömleği, kılıcı, işaretleri, nuru ve güzel ifadesiyle yatsı vaktinde çıkar. Yatsı namazını kılınca yüksek sesle insanlara hitap ederek şu çağrıyı yapacaktır:” diyor Hocam. Efendimiz (s.a.v.) şöyle diyor Hocam; "Ey insanlar, size Cenab-ı Allah'ı hatırlatırım, sizin yeriniz Rabbiniz’in yanıdır. Yüce Mevla Peygamberler gönderdi, Kitaplar indirdi ve size O'na karşı hiçbir şeyi şirk koşmamayı emretti. Allah ve Resulü (s.a.v)’ne itaat etmenizi emretti. Kuran yaşadığı sürece yaşamınızı, Kuran yok olduğu zaman da yok olmanızı emretti. Doğru yolu bulmada yardımcı olmanızı, takvada ise bütünleşmenizi emretti. Çünkü dünyanın sonu yaklaşmıştır.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Bu hadis aynısı ile şu an tahakkuk ediyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Tecelli ediyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tecelli ediyor, inşaAllah. Bir daha oku hadisi.
ALTUĞ BERKER: Tabii, inşaAllah Hocam. Ebu Cafer'den rivayet ediliyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in torunu. "Hz. Mehdi (a.s.), Peygamberimiz (s.a.v.)'in sancağı, gömleği, kılıcı, işaretleri, nuru ve güzel ifadesiyle yatsı vaktinde çıkar. Yatsı namazını kılınca yüksek sesle insanlara hitap ederek şu çağrıyı yapacaktır: Ey insanlar, size Cenab-ı Allah (c.c.)'ı hatırlatırım, sizin yeriniz Rabbiniz’in yanıdır. Yüce Mevla Peygamberler gönderdi, Kitaplar indirdi ve size O'na karşı hiçbir şeyi şirk koşmamayı emretti. Allah ve Resulü (s.a.v.)’ne itaat etmenizi emretti. Kuran yaşadığı sürece yaşamınızı, Kuran yok olduğu zaman da yok olmanızı emretti. Doğru yolu bulmada yardımcı olmanızı, takvada ise bütünleşmenizi emretti. Çünkü dünyanın sonu yaklaşmıştır.
ADNAN OKTAR: İşte bak şimdi aynısı,Mehdi (a.s.) talebeleri olarak bizlerde tahakkuk ediyor. Ve bütün İslam aleminde tahakkuk ediyor. Her yerde gece dersleri var, gece sohbetleri var. Hepsi Mehdiyet’tir, inşaAllah. Her yerde Peygamberimiz (a.s.)’in bu kutsal emanetleri manen yaşıyor. Mesela İstanbul’da, şu an burada zaten emanetler. Bütün İslam alemi, mesela bütün Türkiye şu an onun sahibi, manevi sahibidir, inşaAllah. Bütün gençliğimiz adeta Mehdi (a.s.) kesildi, çok güzel İslam’ı, Kuran’ı anlatıyorlar. Sohbetler ediliyor, bilgileri artıyor ve bu her şeye yansıyor, hayata yansıyor, siyasete yansıyor, basına yansıyor, topluma yansıyor ve gittikçe artıyor, inşaAllah. Allah bizlere bunu gösteriyor, inşaAllah.
“İyi akşamlar, benim bir sorum olacaktı. Benim çevremde bu yıl çok ateist insanlar var ve sürekli bana değişik sorular soruyorlar. Sordukları çoğu sorulara cevap verebiliyorum çok şükür ama bir tane soru sordular buna cevap veremedim. Soru şudur, Allah’ın insanı yaratırken hiçbir yanlış yapmaz ama bazı hastalıklar var, genetik hastalıklar, bunlar nasıl oluşabilir? Eğer Allah hiç yanlış yapmıyorsa, inşaAllah, yardımcı olabilirisiniz, Bilal.”
Hastalık olmazsa, genetik hastalık olmazsa, ölüm olmazsa, yaralanma olmazsa, nasıl imtihan olacağını bana Bilal bir anlatsın. Baş ağrısı olacak, bel ağrısı olacak, sırt ağrısı olacak, körlük olacak, kol kırılacak. Cehd olacak, zalim zulüm yapabilecek, mazlum onun zulmüne karşı direnecek. İmtihan bunun dışında mümkün değildir, imkansızdır. İmtihan olmadı mı da dünyanın hiçbir anlamı kalmaz. Kalır ama çok az anlamı kalır. Dümdüz olur her şey. Mesela cesaret, acıya karşı direnmenin adıdır, cesaret. Vefa, yine acıya karşı direnerek elde edilir. Vefa kolay bir şey değildir. Çünkü vefada insan çok zorluklarla karşılaşır. Maddi ve manevi birçok karşılığı vardır vefanın. Mesela sabır, çok zorludur, bazen acı çekilir sabır gösterirken. Mesela cömertlik, insan kendi ihtiyacı varken başkasına dağıtıyor. Bu kolay değildir. Kendi mağdur oluyor ama başkasına dağıtıyor. Veyahut Allah uğruna gazi oluyor, mesela kolu kopuyor. Ha genetik yolla kolu olmamış, ha kolu savaşta kopmuş. Her ikisi de imtihanın bir gereğidir. Dedikleri gibi olmuş olsa, her şey mükemmel olsa, burası zaten Cennet olmuş olur. Burası dünya. Allah; “insan zayıf yaratıldı” diyor ayette. Zayıf yaratıldı ne demek? Hastalıklarla yaratılmıştır. Mehdi (a.s.)’nin yaptığı mücadelede çekeceği acılar ne o zaman. Çekeceği zorluklar nedir? Bunun sebebi imtihan. İmtihanın neticesinde güzellikler oluyor. Mesela bak ben sizleri seviyorum, kıyasla seviyorum. Mesela çok efendisiniz, güzel huylusunuz, başka insanlara göre sizi kıyaslıyorum, başka bazı gördüğüm kişilere göre kıyaslıyorum, o yüzden seviyorum. Efendi bu kızlar, çok güzel huylular, diyorum. Demek ki it, çakal kızlara da ihtiyaç var. Böyle saldırgan, ters insanlara ihtiyaç var. Onlarla sizi kıyasladığımda, ben sizi seviyorum ve sevgide bir köken, bir anlam meydana geliyor. Yoksa sizin hiçbir anlamınız olmazdı. Bir mantık da bulamazdık. O nedenle sevgi oluşur. Mesela söz seçerken en güzel sözleri seçmeye dikkat ediyorum. Bu bir dikkat gerektirir, dikkat kolay bir şey değildir. Ama bu çok genişletilecek, çok geniş tabanda anlatılabilecek, örneklerle zenginleştirilebilir tabii.
“Sayın Adnan Oktar Hocam, öncelikle selamun aleyküm diyorum.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Profesör Doktor Abdülaziz Bayındır aşağıda ki videosunda, İsa Mesih (a.s.) geri gelecek, ‘kim gitmişte, geri gelmiş’ diyor. Ayrıca devamında ‘İsa Mesih (a.s.) Şam da ki Ak Minareye inecek. Minare kelimesi Arapça’ya çok sonra girmiş bir kelimedir, demektedir.’ Doğruluğu hakkında bizi aydınlatır mısınız?”
İsa Mesih (a.s.)'in inişiyle ilgili hadisler çok açık ve sarihtir. Buhari’de, Müslim'de var. Ama Buhari de, Müslim de Ak Minareye inecektir demiyor. Ama minare demek, yüksek bir yer anlamına gelebilir, yüksek herhangi bir yer. Bir de Abdülaziz Bayındır'ın düşünemediği bir şey var; Peygamber Efendimiz (s.a.v.), İsa Mesih (as)'in ileride geleceğini söylediğinde, geleceği zamanın özelliklerini de, teknik, mimari özelliklerini de söylemiş olması bir mucizedir. Mesela ileride camiler yapılacak, minareler olacak diyorsa Peygamberimiz (s.a.v.), bu bir mucizedir. Gelecekten haber vermesidir. Gelecekteki otomobilleri söylüyor, iletişim araçlarını söylüyor, televizyonu söylüyor, radyoyu söylüyor, interneti söylüyor, minareyi de söyler Peygamber (s.a.v.), bu son derece normal. Binanın vasfını söyleyebilir. Mesela diyor ki; “o devirde, binalar, gökdelenler yapılacak.” Resullullah (s.a.v.)’ın, onun zamanında yok. Ama “Ahir zamanda gökdelenler yapılacak” diyor. Şimdi derse ki adam, "Peygamberimiz (sav) zamanında gökdelen yoktu, ileride gökdelen yapılacağı nereden çıkıyor" denirse, bunun bir mantığı olur mu? İşte bizim Bayındır kafası olmuş oluyor. Bayındır mantığında böyle dar düşünme vardır. Şam'daki Ak Minare. İlerideki Şam'daki Ak Minare anlamında söylenmiş bir olur o zaman bu. Bu bildiğimiz, şu an gidip gördüğünüz Ak Minare demiyor. “O devirde bir ak minare olacak, orada yüksek bir minare olacak, oraya inecek” diyor. Ayrıca Hz. İsa Mesih (a.s.)’in, Şam da mı inecek, İstanbul'da mı, Kudüs'te mi inecek, zaten bunla ilgili de çok fazla hadis var. Niye tek bir hadise takılıp kalmış? Buhari de, Müslim de, Tırmizi de, Sünen-i Davut, Sünen-i Nesei’de ki birçok açık, sarih hadis varken, daha tahakkuk etmemiş, anlamı ortaya çıkmamış, tahakkuk etmemiş bir hadise takılıp kalması samimi değil.
ALTUĞ BERKER: Hocam ben o videoyu izledim. Abdülaziz Bayındır’ın üslubu çok alaycı, yüzü böyle müstehzi, gülerek anlatıyor. Hiç dindar bir insan bu şekilde olamaz. Ben gördüm videoyu, böyle bir ifade ve anlatım olmaz. Hz. İsa (a.s.) gibi bir Peygambere, Allah’ın sevdiği bir Peygambere bu şekilde konuşulmaz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yüzünde hakikaten soğuk, böyle garip bir çehre var. Sevgiyi, şefkati, merhameti bilen, dostluğu bilen, İslam’ın sıcaklığını bilen, Allah’tan korkan, Allah’a çok sevgi duyan bir insan görünümü yok. Böyle enaniyetli ve azametli, kendinden emin, yani böyle yarı cahil olmanın verdiği büyüklük ve azametle; şimdi derler, cahil olan cesur olur derler. Garip bir cesaret içerisinde benim gördüğüm. Genel kültürü yok, Kuran bilgisi var, hadis bilgisi de var kısmen, fakat genel kültürü yok. Mesela paleontoloji bilmez, jeoloji hakkında bilgisi yok. Mikrobiyoloji’den haberi yok. Genetik hakkında bir bilgisi yok, sathi, çok sathi bir insan. “Hz. İsa Mesih (a.s.) Şam’da ki ak minareye inecek.” O devrin ak minaresi. Bir kere Şam, Şam kelimesi İstanbul’u da içine alan geniş bir bölgedir. Şam, hadislere bakıldığında, Şam denildiğinde, Şam’ın alanının çok geniş olduğunu görüyoruz. Mesela İstanbul’un başka bir adı da yine Şam’dır. Ne malum İstanbul’da ki o büyük, yüksek minarelerin işaret edilmediği?
ALTUĞ BERKER:Tabii Hocam, siz Bediüzzaman Hazretleri’nin izahını hep söylüyorsunuz, “merkezi hilafet” olarak zikrettiğini.
ADNAN OKTAR:Mesela Ayasofya’nın minaresi kastediliyor olabilir. O minarenin bulunduğu yere inecek, o camiiye inecek anlamı da buradan çıkar, çünkü o bir yer belirlemedir bu. Mesela biz bu masada herhangi bir, mesela bu kitabın bulunduğu yer desek, bu masanın tamamını anlatmış oluruz. “Ak Minare de, Şam’da ki Ak Minare dediğinde, Şam’da ki Ak Minare’nin olduğu yer, o mescid, o bölge, oraya inecek anlamına gelir ve Şam da çok geniş bir yer. Bakın diyorum, İstanbul’u da içine alan çok geniş bir bölge. Dolayısıyla Hocamız kendi dar bakış açısıyla Ahir zamandaki olacak olaylara Allah-u alem pek aklı yatmıyor. Bediüzzaman onu söylüyor, “enaniyeti”, yani kendini beğenmişliği, kendini büyük görmesi “güçlü olan fakat imanı zayıf olan bir kısım Hocalar inkarı cihetine gideceklerdir bu hadislerin” diyor. Aynısını görüyoruz. Allah-u alem hem imanı zayıf, hem enaniyeti kuvvetli, tam Bediüzzaman’ın dediği Ahir zamanda zuhur edecek Hocalardan biri gibi görünüyor, bu tarz bir Hoca görünümü var.
“Selamün aleyküm,” aleyküm selam. “Muhammed Adnan Hocam. Canım Hocam, dikkatimi çeken bir şey var, o da sizin günden güne gittikçe gençleşip yakışıklı oluyorsunuz”, Allah Allah doğru mu bu?
ALTUĞ BERKER:Öyle Hocam, maşaAllah.
SUNUCU 1:MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, maşaAllah, olabilir, doğrudur, inşaAllah. “Yüzünüz güneş gibi parlıyor, maşaAllah. Ailece gece gündüz Türk-İslam Birliği için dua ediyoruz. Aslan Hocam inşaAllah tertemiz, doğru dürüst, iman dolu, hak ve hakikati anlatıp, savunansınız. Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun, sizi çok çok çok seven talebeniz Necati Yılmaz,” Hollanda’dan yazmış. Hollanda’da maşaAllah ordu var, ordu. Acayip kalabalıklar maşaAllah çok güzel, inşaAllah.
Bazı öyle sorular soruyorlar ki, çok kapsamlı sorular, vaktimiz de dar. Bunların hepsini ya ikinci yarıda cevaplarız veyahut internette de cevaplayabiliriz. Berker’im buyur sen bir şeyler söyle bakayım.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Hocam “müşriklerin iddialarının aksine Allah bizim güzel yaşamamızı istiyor” demiştiniz. Allah Kuran’da müminleri dünyada güzel yaşatacağını bildiriyor Hocam. Ayeti okuyorum, şeytandan Allah’a sığınırım, “Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.” Nahl 97.
ADNAN OKTAR: İşte bu güzel hayat Mehdiyet devrinde olacak, inşaAllah. O zaman çok neşeli ve sevinçli olacaklar, kuşlar gibi özgür olacaklar, inşaAllah. Çok çok rahat edecekler. Her zaman söylüyorum, genç kızlar hep yalnızlar. Ya bir tane arkadaşları oluyor sırdaşları, ona da pek güvenmiyorlar, yüzde otuz-kırk güveniyorlar, genellikle hep yalnız oluyorlar. Dolayısıyla içlerinde dolu dolu olan coşkun sevgilerini ifade edecek ne bir ortam, ne bir insan topluluğu, ne de bir insan bulabiliyorlar. Bu çok korkunç bir şeydir, Ahir zamanın en büyük felaketlerinden birisidir. Sevme gücü, sevme coşkusu bu kadar yüksek bir varlığın, yani insanın sevecek insan bulmada bu kadar zorlanması ve bu kadar acı çekmesi Ahir zamanın, deccalin bir fitnesidir, bir oyunudur. Ki, tek başına çok derin, çok içli, sevmeyi ve sevilmeyi çok çok güzel bilen insanlar. Amma velakin dışarıya çıkığımızda birçok yerde, Türkiye haricinde ülkelerde sevgisizliğin, korkunun hakim olduğunu görüyoruz. Kuşku hakim, herkes birbirinden şüphe ediyor ve kuşkuyla bakıyorlar. Ama görünürde de, canım, ciğerim, arkadaşım hoş geldin diyor, ama potansiyel tehlike olarak görüyor. Her türlü melaneti işleyebilecek, her türlü kötülüğü yapabilecek bir kişi olarak görüyor. Müthiş dikkatli ve temkinli davranıyor. O dikkatten dolayı da artık yoruluyor, sağına dönüyor dikkat, soluna dönüyor dikkat etmesi gerekiyor. Halbuki Müslümanın son derece özgür, neşeli, sevinç dolu bir hayat sürmesi lazım, bir nevi cennet gibi olması lazım dünyanın. Bir kere güvenme sorunu hiç olmaması lazım, yalan söyleme diye bir konu olmaması lazım, insanların mutlaka doğru konuşması lazım. Vefa diye bir sorun olmaması lazım, herkes vefalı olması lazım. İyi niyetinden şüphe etme olmaması lazım, samimiyetinden şüphe etme olmaması lazım. Mesela bir insanın samimiyetini anlamak için iki üç yıl bir insanı deniyor. Bu ne kadar korkunç bir şey, üç yıl bir insanı sevebilmenin umudunu taşıyor insan, hatta üç yıl, beş yıl. Onu anlamaya, tanımaya çalışıyorum diyor. Niye tanımaya çalışıyor, sevmek için. O kadar süre geçer mi? Bakar bakmaz sevmesi lazım, bakar bakmaz tanıması lazım, bakar bakmaz güvenmesi lazım. Bu çok korkunç ve acı verici bir ortam, dünyada bir nevi cehennem hayatı gibi bir şey. Arkadaşı oluyor, uzun uzun onu aylarca tartıyor, acaba oyuncu mu? Hakikaten de korktuğu başına geliyor, hakikaten de sahtekar çıkıyor ve her arkadaşlık dostluk, büyük bölümü dışarıda böyledir. Hep felaketle sonuçlanır, ya kavga ederler, ya düşman olurlar birbirlerine, ya birbirlerinin dedikodularını yaparlar, hep ayrılıkla sonuçlanır. Sevmede ayrılıkla sonuçlanma hiç yoktur İslam’da. Bir kere seversin, sonsuza kadar beraber olursun, ölüm de ayırmaz seni, çünkü ahirette de beraber oluyorsun. Ama cahiliye kafasında sürekli ayrılıklar vardır, sürekli sükutu hayale uğrama vardır, böyle hayretler içinde kalma, şok olma. Artık öyle insanlardan nefret ediyorum ki, öyle bir tanıdım ki, benim anladığım dünyada güvenecek hiç kimse yok diyor. Bunu diyenlerin oranı yüzde doksan dokuz gibi falan dünyada. Güvendiğin adam var mı, diyorum. Yok, diyor. Önce başta güveniyordum, diyor. Bak ben kiminle görüştüysem, “başlangıçta güveniyordum ama sonra anladım ki insanlar kesinlikle güvenilmezler” diyor. Deccalin verdiği zararın ve tahribatın şiddetini görüyor musun? Ve bu inancı insanlara enjekte etti, inandırdı insanları. Gidin bakın, kime sorarsanız sorun, güvendiğin biri var mı bir deyin bakalım. Mutlaka bu safhalardan geçtiğini söyleyecektir. “Önce ben temiz bir kalple güveniyordum ama baktım ki, herkes bir oyun peşinde, güvenilir insanlar yok. Şimdi ben sadece kendimi seviyorum, bir de kedimi seviyorum, köpeğimi seviyorum” diyor. Yine de ihtiyaten bir arkadaş ediniyorlar ama onlar da yine tehlikeli. Ona karşı da dikkatli, teyakkuzda duruyor, fazla da açık vermiyor. Halbuki her mümin, her müminin sırdaşı olması lazım. Gönlü çok rahat olması lazım. Hiçbir şekilde yalan söylememesi lazım, alabildiğine samimi olması lazım ki, bizim sinirlerimiz yatışmış, ruhumuz yatışmış, huzurlu yaşayabilelim. Bunun dışında o stresi insanın vücudu kaldırmaz. İnsan zavallı bir varlık, zayıf yaratılmıştır. Milyonlarca tehlikenin içinde yaşayamaz. Her insandan korkacak, her olaydan korkacak, herkese temkinli olacak, bir kişiyle arkadaş olmak için yıllarca analiz yapacak, bu çok korkunç bir şey, böyle olmaz. Ne yapıyoruz Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER: Yarım saat sonra Kaçkar Tv’den devam ediyoruz, inşaAllah.
SUNUCU 1: ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza 00.30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar Tv, Kütahya Destan Tv, Uşak ART Tv, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, gazeteoku.com, haber58.com, haberhilal.com, islaminesil.com selamhaber.com, 8sutun.com ve harunyahya.tv internet sitemizden devam edeceğiz.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...