SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harunyahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Samsun Aks, Tv Kayseri, Ankara Beypazarı Seylan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv, Bingöl Fm 102.0, Erzurum Radyo Süper Kanal 99.9, Nevşehir Keyif Fm 92.7, gazeteoku.com, haber58.com, haberhilal.com, islaminesil.com, selamhaber.com, sekizsutun.com’dan canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Bugünkü konuklarımız Sayın Arzu Yanardağ, İvina, İrina ve tabii ki Sayın Altuğ Berker ve Adnan Hocamız bizlerle beraber. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Berker Hocamızın inşaAllah güzel bir konuşmasıyla başlamak isteriz.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Berker Hocam buyurun.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Bugün Atatürkümüz’ün vefatının, Hakkın rahmetine kavuşmasının 72. yıl dönümünü anıyoruz, Allah’ın izni ile. Onu minnetle ve özlemle anıyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah rahmet etsin.
ALTUĞ BERKER:Güzel sözlerinden her zaman istifade ediyoruz. Bize ışık oluyor.
ADNAN OKTAR:Atatürk’ü bize çocukluğumuzda anlatırlardı ve üçüncü hamur kağıtlardan okurduk. Ben sonra Atatürk’ü incelediğimde, Atatürk’ün çok şahane insan olduğunu anladım. Ben ilkokuldaki öğretimden pek bir şey anlamamıştım. Sonra kendim kitaplar hazırladım Atatürk ile ilgili. Bakın bu, “Samimi Bir Dindar Atatürk”. Bakın, birinci hamur kağıda çok muhteşem gayet güzel detayları ile, kapsamlarıyla anlatım. İkinci olarak bu eseri hazırladım, “Asker Atatürk”. Üçüncü olarak bu kitabı hazırladım. Bir de Atatürk Ansiklopedisi hazırladım, onlarda iki cilt. Baktım, Atatürk’ün hayatına, kişiliğine çok dindar bir insan, Allah’ı dini çok seven bir insan, derin düşünen bir insan, çok kültürlü ve görgülü bir insan, vatansever, anti komünist, Türk İslam Birliği’ni savunan bir insan, bütün Türklük aleminin birleşmesini isteyen bir insan, çağdaşlaşmayı, modernleşmeyi isteyen bir insan. Hayatına bakıyoruz; çok şık kıyafetler, mark sofrası çok şık, üslup güzel, oturuşu güzel, kalkışı güzel, hitabeti güzel. İdeal Türk’ün nasıl olacağını bize gösterdi Atatürk.
ALTUĞ BERKER:Hocam vesile oldunuz siz de, Atatürk farklı tanıtılıyordu daha evvel gerçekten. Siz ilk defa dindarlığını, maneviyatını, milliyetçiliğini ön plana siz çıkardınız, siz gösterdiniz. Birçok kişiye önder oldunuz Hocam bu konuda.
ADNAN OKTAR:Sonra Atatürkçüyüm diyen bir kısım baykuşlar ortadan kayboldu. Atatürk’ün adını bile ağzına almaz oldular. Hiçbir şekilde konuşmaz oldular. Ne oldu ise oldu. Ama gerçek Atatürk’ü insanlara tanıtmış olduk. Allah gani gani rahmet etsin. Hem gerçek İslam’ın yaşanmasına vesile oldu, hem Kuran’ın bütün açıklığı ile, güzelliği ile anlaşılmasına vesile oldu.
ARZU YANARDAĞ:Hocam savaşlara hazırlanırken Kuran-ı Kerim’i elinden düşürmüyormuş. Ama bunu bize hiç söylemiyorlar. Ben de bunu kendi araştırmalarım sonucunda öğrendim. Savaşlara böyle hazırlanıyor. Allah’ı hep zikrediyor, ama bize böyle öğretilmedi.
ADNAN OKTAR:Çocukluğumuzda bize bambaşka anlatırlardı. Mesela Elmalı Tefsiri’ni yaptırmış. Kuran tefsirini, en gelişmiş Kuran tefsiridir. Buhari, en makbul hadis kitabıdır onu yaptırmış. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurduruyor. İlahiyat Fakülteleri’ni açtırıyor. İmam Hatip Liseleri’ni açtıttırıyor. Anadolu’ya on binlerce Kuran dağıttırdı. Hangi dini lider yapmıştır bunu? Hangi lider yapmıştır bana bir söylesinler? Kim yapmıştır? Bu anlattıklarım çok küçük bir bölümü. Her meclisinde sürekli Allah’tan, dinden bahsediyordu. Her yere hafız efendiler çağırıyor Kuran okutturuyor. Tüyleri diken diken oluyor Kuran okunduğunda heyecandan, zevkten, huşudan böyle bir insan Atatürk. Bu yönüyle anlatmadılar bize. Bizde bu yönünün anlatılmasını sağladık. Bu yönünü insanlara gösterdik. Şu an Atatürk’ü candan seven, gerçekten seven bir gençlik yetişti. Ve o oyunu da bozmuş olduk.
ALTUĞ BERKER:Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir sözünü okuyabilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt 2, sayfa 93, “Ey millet, Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah'ın selâmeti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Koyduğu esas kanunlar Kur'an’ı Azumissan’daki ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhunu vermiş olan dinimiz, son dindir. Ekmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikate uymamış olsaydı bununla diğer ilahi ve tabii kanunlar arasında ayrılıklar olması gerekirdi. Bütün İlahi kanunları yapan Cenab-ı Haktır”.
ADNAN OKTAR:Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e karşı hayranlığı muhteşem, Allah’a karşı sevgisi muhteşem, yemesi içmesi güzel, sofrası güzel, sohbeti güzel, insanlara hitabeti güzel. Hala onun kıyafetinin benzerini bulamıyorum. O kadar şahane kumaşlar ki, kravatlar şahane, gömlekler şahane. Özel yaptırıyorum mümkünü yok. Çok çok şahane, maşaAllah. Atatürk’ün birkaç tane daha sözlerinden oku.
ALTUĞ BERKER:Tabii inşaAllah. “Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur. Türk ulusu daha dindar olmalıdır. Yani tüm sadeliği ile dindar olmalıdır. Dinime, bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum” Söylev ve Demeçleri, cilt 3, sayfa 69.
ADNAN OKTAR: O kadar güzel bir ortam oldu ki, özgürce her şeyi anlatabiliyoruz, her şeyi konuşabiliyoruz. Bağnaz bir ortam olmuş olsa bir şeyi konuşmak çok zor. Çok samimiyetsiz olma durumunda olacaktı insanlar. Atatürk’ün yaptığı en güzel hizmetlerden birisi de laikliği getirerek yobazlığın münafıklık yönünü ortadan kaldırmasıdır. Çünkü Müslüman olan açıkça Müslümanlığı söyler hale geldi. Dinsiz olan da, “Dinsizim” diyor açıkça, göğsünü gererek. Hiçbir sorun çıkmıyor. Ama eskiden herkes kendini Müslüman gibi göstermek durumunda kalıyordu. Halbuki dinsiz olanın açık açık bunu söylemesi gerekir. Dinsizse olabilir Allah onu öyle yaratmıştır. Samimi olarak ifade etmesi lazım. Özetle Atatürk’ü, bizi yaratan Cenab-ı Allah. Türk İslam Birliği’nin oluşmasında çekirdek insandır yani öz insandır. Oradan gelişecek İslam alemi, inşaAllah. “Türk Birliği’ni görüyorum” diyor. “İleriki fasıllarda Türklük alemi birleşecek” diyor. “Bütün Türklük alemi değişecek. Şimdiden onun alt yapısını yapalım, onlardan beklemeyelim” diyor. “Biz gidelim onların yanına, biz onları ikna edelim, biz birleştirelim” diyor. Hakikaten devletimizin de o yönde resmi bir politikası var ama biz bunu yetersiz görüyoruz. Çok atak, çok kararlı bir politika olması gerekiyor, inşaAllah. Türklük alemini birleştirmek, İslam alemini birleştirmek Atatürk’ün milli politikasıydı, milli düşüncesiydi. “Bunlar ileride olacak” dedik, inşaAllah. Türk gençliğine emanet etti. Bizde bunu yerine getireceğiz, inşaAllah. Evet Berker’im başka neler var?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Günlük haberlerden arzu ederseniz başlayabilirim Hocam.
ADNAN OKTAR:Tamam.
ALTUĞ BERKER:Yiğit Bulut’un Habetürk’te bir yazısı vardı. “Türkiye 'değerlerini koruyarak' genleşecek” başlıklı bir yazıda özetle söyle diyor Hocam; “Ben 2007 yılından bu yana Türkiye, Avrupa Birliği IMF prangasından kurtulmalı diyordum ve tüm basın hayatımı buna adamıştım. Başbakan Erdoğan’ın uyguladığı politikalarla bu gerçekleşti. Bu benim için mutluluk verici ve inanılmaz bir olay. Cumhurbaşkanı Gül’de eskiden Türkiye’nin yolu Avrupa Birliği’nden geçer diyordu. Artık o da değişti, bu da çok değerli bir gelişme” diyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yiğit Bulut, o adı gibi bir insan, maşaAllah. Çok yiğit delikanlı, samimi inşaAllah. Böyle kimsenin etkisinde kalmayan, gerçekten milli olan, samimi olan yazarlar gelişir, gazetelerin köşelerinde onlar daha çoğalırlar, inşaAllah. İçinden geldiği, patron korkusu olmayan. Sadece Allah korkusu olan samimi yazarlar ordusu gelişir inşaAllah. Onlardan biri Yiğit Bulut. Allah yolunu açık etsin, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Milliyet Gazetesi’nden Melih Aşık şöyle diyor Hocam; CIA görevlisi Graham Fuller ve Samuel Huntington Türkiye’nin ılımlı İslam konusunda örnek ülke olmasının çok iyi olacağını, İslam ahlakı dünyası için geleceğin modeli olacağını ve Türkiye’nin bu şekilde Ortadoğu ülkelerinin lideri olacağını söylüyorlarmış. Melih Aşık bu politikayı yanlış bulduğunu ve bugün Türkiye’nin Ortadoğu ülkelerindeki itibarının Atatürk döneminden çok daha kötü durumda olduğunu yazmış. Geçenlerde Ahmet Davutoğlu Abudabi Hava Limanı‘nda iki saat bekletilmiş korumalarının silahları nedeniyle. Bu olayı örnek vermiş kendince Hocam.
ADNAN OKTAR:Melih Aşık, Doğanizmin etkisinde kalan, Doğanist arkadaşlardan bir tanesi. Sahibinin Sesi Plak vardı eskiden. Yani sahibinin sesi, böyle olmaz. Dürüst konuşacak. Bir kere Türk İslam aleminin birleşeceğini herkes görüyor. Türklük aleminin birleşeceğini herkes görüyor, bu bir kere sosyolojik, zorunlu bir durum. Yani öbür türlü ne ekonomik krizi durdurabilirler, ne sosyal sıkıntıları durdurabilirler, ne sosyal çalkantıları durdurabilirler. Tarihi açıdan, sosyal açıdan bir kere teknik zaruret var ama hepsinin üstünde dini bir gerekçe var. Aynı dinden olan insanların kardeş olması birbirleriyle bağlantı içinde olması sosyal bir gerçektir. Kimse bunu inkar edemez.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Dünyanın birlik ve beraberlik içinde olacağını Peygamberimiz (s.a.v) bize bildirmiş Ahir zamanda. Bu Türk islam Birliği ile olacak. Melih Aşık madem Türk İslam Birliği olmayacak, niye heyecanlanıyor? Bakın, hep korku bunun üstüne, Hz. Mehdi (a.s) çıkmayacak, Hz. İsa (a.s) gelmeyecek, Türk İslam Birliği olmayacak. Gece gündüz bunları yazıyorlar. Böyle bir şey yoksa ben hiç heyecanlanmamalarını onlara tavsiye ediyorum.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Melih Aşık ayrı bir konu olarak da, Bakan Binali Yıldırım geçen gün bir açılış yapmış, Ulaştırma Bakanımız. Bu açılışın programı yollanmış gazetelere. Programın sonunda dua şeklinde bir bölüm varmış. Bunu eleştiren bir tarzda bir yazı yazmış aynı zamanda Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bak, bunlar zeki insanlar, sözümü anlarlar. Bana inansınlar, on yıl sonra Türk İslam Birliği oluşacak. Ben boş konuşmam. Boşa çırpınıyorlar. Avrupa Birliği olduğunda nasıl insanların hoşuna gidiyor. Türk islam aleminin birleşmesi ne demek? Türk ne demek biliyor musun? Türkçe konuşan, aynı dinden, aynı dilden, kendi kardeşlerimiz. Yani Allah vermesin Konya, Erzurum falan bizden ayrılsa, Eskişehir ayrılsa sonra birleşsek, bu ne kadar mantıklı? Son derece makul.
ALTUĞ BERKER:Tabii.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan bunlar halis mulis bizim kardeşimiz suni olarak ayrıldık yani bütün bölge bizim, hepsi bizim kardeşlerimiz.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onların birleşmesinden daha doğal ne olabilir? Bak, Doğu Almanya, Batı Almanya ayrıydı, ideolojik ayrılıkları vardı. Duvarları bir yıktılar, ikisini birleştirdiler. Demek ki oluyormuş. Bunda saşacak ne var? Türklük alemi birleşecek, İslam alemi birleşecek. Aynı dinden olan insanların kardeş olması zaten dinin bir emri.
SUNUCU:Hocam peki niye işlerine gelmiyor?
ADNAN OKTAR:Şimdi işin kökeni şöyle, iki güç Hz. Adem (a.s.) devrinden beri mücadele halindedir. Bir Mehdiyet, bir anti-Mehdiyet mücadele halindedir. Arkadaşlarımız İslam ahlakının dünya hakimiyetinden huzursuz oluyorlar bir şekilde. Hoşlarına gitmiyor fakat kafalarında da bir imaj var. Yani böyle Cübbeli kafası hakim olacak zannediyorlar, böyle kan, irin deryasında boğulacak, insanlar acı çekecek, zulüm çekecek. Halbuki Mehdiyet bizim vicdanımızda hoşlandığımız, güzel bulduğumuz her şeyin oluşması demektir. Neden hoşlanıyoruz? Sevgiden. Sevginin oluşması, huzurun, güvenin, güvenilir ortamın oluşması, güvenliğin artması, demokratik bir ortam, fikir özgürlüğü demektir Mehdiyet. Yani bizim sinirlerimizi tamamen yatıştıracak, ruhumuzu rahatlatacak ne varsa tamamı Mehdiyet’tir. Çünkü Allah bize Cenneti vaad ediyor. Biz cenneti niye istiyoruz? Cennetin özelliği ne? Güvenlik var cennette. Temizlik var, evler çok güzel, insanlar çok güzel, hayat çok güzel, kimse kimseye terbiyesizlik, vicdansızlık yapmıyor, acı çektirmiyor. Hayatta bir tatlılık hakim. Allah’ın istediği de, dünyada da bunun olmasını istiyor Cenab-ı Allah. Bak, dünyada bunu yapın, bak, “Dünyada sizin, ahirette yalnızca sizindir” diyor Allah, Kuran’da ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. Bak, “Dünyada sizin, ahirette yalnızca sizin. Allah sizin azabınızla ne yapsın” diyor. Allah bizim acı çekmemizi istemiyor. Yani dini acı çekme vasıtası haline getirmek şeytanın oyunudur. Din bize acı çekmemiz için indirilmedi. Din bizim neşemiz, rahatlığımız için indirildi. Bizi huzurlu yapmak için, bizi neşeli yapmak için, bizim ruhen ve bedenen güçlü olmamız için Allah tarafından indirildi. Bütün bunları ortadayken dini sanki...
Son film var mı? Bir yeni film olması lazım? Yok mu öyle bir şey? Mesela bak, Cübbeli’nin gelmeden önce bir filmini seyrettirdiler bana, akıl almaz korkuyor Mehdi (a.s.)’ın gelmesinden, akıl almaz rahatsız. Yani çok büyük bir acı çekeceği kanaatinde, istemiyor Hz. Mehdi (a.s.)’ı. “Allah beni” diyor, “şehit etsin” diyor sanki şehitliği garantiymiş gibi. Halbuki Allah vermesin, cehennemin dibine de gidebilir. Yani öyle bir üslubu var ki şehitliği garanti gibi konuşuyor. Allah’ın dinini samimi olarak bir insan yaymazsa, İslam’a, Kuran’a tam teslim olmazsa, cesurca insanların huzuru için, Mehdi (a.s.)’ın zuhuru için, Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulü için gayret etmezse nasıl şehit oluyor? Ben bunu anlamadım.
VTR
ADNAN OKTAR:Evet şimdi bak, burada deccaliyetten, Allah’tan daha fazla korkan bir üslup görüyoruz. Deccal dediğin işte çıktı şu an Darwinizm, materyalizmdir. Eğer imanlı ve akıllıysan çok rahat yenebilirsin. Zaten deccali gerçek müminlerin çok rahat yenebileceğini söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani iman ehlinin öyle, Cübbeli’nin dediği gibi perişan olacağı bir durum yok. Bak açlık ve yemek yemek ne kadar önemliymiş Cübbeli için, görüyor musun? Hani böyle obur çocuklar olur, yemek yemeden duramaz böyle ağlar, yerlerinde tepinir falan, olay çıkartır. Şimdi bu üslup neye benziyor? Koskoca insan, bak “Sırf açlık bana yeter” diyor. “Açlığa dayanamam” diyor. “Ekmek de olsa yeter bana” diyor, “O yüzden ben” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkması beni o kadar ilgilendirmez o zaman” diyor özetle. “Öleyim ben” diyor. Kardeşim onu diyeceğine, “Allah bize Hz. Mehdi (a.s.)’ı nasip etsin, Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulünü nasip etsin, İttihad-ı İslam ahlakını hakim etsin” desene. Deccalden sen niye bu kadar korkuyorsun? Yemek yememek senin için niye bu kadar önemli, niye bu kadar perişan edecek bir olay oluyor?
Evet, Fikret Bila’nın açıklamalarını mı anlatacaksın?
ALTUĞ BERKER:Hocam Milliyet’te yazmış bugün Fikret Bila. Genellikle Doğan Grubu yazarları ilim ve aklı dinden tamamen farklı kavramlar olarak kullanıyorlar ve ilerlemek için din yerine, ilmin ve aklın egemen olduğu bir toplum yapısı gerektiğini yazıyorlar.
ADNAN OKTAR:Evet, özetle, sonuç olarak ne diyor?
ALTUĞ BERKER:Yazının başlığı “İlim yerine din”. “Geri götürüyor din” diyor özetle. “İlim lazım” diyor.
ADNAN OKTAR:Fikret Bila. Milliyet.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Yine Aydinik bir düşünce, Aydinizmin etkisinde. Hep tek yanlı bir borazan. Kardeşim Kuran’ı açıp baktığınızda Kuran’ın hemen hemen her sayfasında Allah bize bilimi farz kılıyor. Sanatı bizden istiyor Allah. Yaratılışı araştırın, gökleri araştırın, her türlü sistemin oluşmasında Allah bize bilimi tavsiye ediyor veyahut emrediyor. O yüzden bilimle din iç içedir. Hatta Einstein’ın bir sözü vardır. “Dinsiz bilim olmaz, bilimsiz de din olmaz” diye. Dolayısıyla bu arkadaşlar tek taraflı eğitimin etkisi altındadır. Yani dinin nasıl mükemmel bir toplum meydana getireceğini, nasıl ruh hali güçlü psikolojik yönden güçlü, bedenen güçlü insanlar meydana getireceğini düşünmüyorlar. Dinsiz toplumlar hasta toplum oluyorlar. Avrupa’daki dinsiz toplumu görüyorsunuz. Sürekli intiharlar, sürekli uyuşturucu, ya terör ya anarşi, yani PKK anarşisinin, PKK’nın yaptığı terörün kökeninde dinsizlik var. İşte dinsizlik istiyorsa eğer öyle bir inanç sisteminin makul olduğunu görüyorsa neticeyi gördü. Her yerde acıya ve ızdıraba neden olmuştur. Yani Çin’de milyonlarca insanın ölmesine neden olmuştur. Bütün dünyada bir milyarın üzerinde insanın ölmesine sebep olmuştur deccaliyet ve Darwinizm. Bunu gördüğü halde Fikret Bilan’nın daha hala dinsizlikten medet umması çok acayip bir hareket.
ALTUĞ BERKER:Mehmet Ali Birand Posta Gazetesi’nde bugün MHP ve CHP’nin aynı kaynaktan su içtiklerini ve MHP’nin eski MHP olmadığını söylemiş. Ayrıca CHP’nin topluma ancak bu parti beni zenginleştirir hissini verirse iktidar olabileceğini yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne demek o?
ALTUĞ BERKER:Yani AK Parti’nin insanlara böyle bir vaatte bulunduğu için bu kadar başarılı olduğunu yazmış. İnsanlar zenginleşir diye.
ADNAN OKTAR:Şimdi Mehmet Ali Birand genellikle isabetli de konuşuyordu ama bugün biraz acayip konuşmuş. AK Parti’ye oy veren adam, tek nedeni AK Parti’nin dindarlara karşı ılımlı olmasıdır o kadar. Yani hangi parti bunu yaparsa kesin kez iktidara gelir söyleyeyim. Yani olay budur. Yani hangi parti yaparsa yapsın. Çünkü biz AK Parti’yi ilk tanıdığımızda çeşitli partilerden insanlar gelmişti. MHP’den, CHP’den, Doğru Yol Partisi’nden, Saadet Partisi’nden insanlar bir araya geldiler. Biz sorduk, nedir bu partinin programı? “Biz” dediler, “Sağcı, muhafazakar, mukaddesatçı, ılımlı, orta sağ bir partiyiz” dediler. Baktık, hakikaten Demokrat Parti misyonunun devamı, ılımlılar, yani milletin tamamını muhafazakar ve mukaddesatçı çizgide kucaklayacak bir çizgideler. Halk gitti, onlara oyunu verdi. Aynı modelde bir parti olsun, aynı modelden kursunlar, yani daha güçlü bir kadroyla kursunlar, inanın ezici şekilde iktidar olur yani konu bu. AK Parti dediğin kimseye vaadinden falan dolayı bir şey yok. Ben AK Partili olup da zengin olan adam görmedim. AK Parti bilakis çok titiz böyle konularda yani devletin imkanlarıyla, şunu bunu kullanması konusunda çok titiz olduğunu gördüm ben. Bayağı çekiniyorlar, yani acayip dikkatliler. Yani çok tedbir alıyorlar. Ben öyle bir sistem var mı diye baktım. Öyle bir yapı var mı? Hakikaten onların söyledikleri gibi bir şey var mı diye. Öyle bir şey görmedim ben. Varsa diyoruz bak, biz otuz milyon kişi seyrediyor bizi yaklaşık. Gelsin, söylesinler, ben açıklayacağım burada. Bana delil olarak söylesinler. Yok öyle bir şey. Ak Parti’den rahatsız olmalarının nedeni o zaten. Bu yolları tıkamasıdır AK Parti’nin. Ak Parti’nin özelliğidir. AK Parti kusursuzdur demiyorum, ben AK Partili de değilim ayrıca, desteklemiyorum, öyle bir şeyim yok. Ben bütün partilere karşı sevgim var, hepsini de destekliyorum. Hepsi vatanın evlatları, hepsi benim için bir. Yani öyle bir şey yok. Ama yani böyle uç izahlar, samimiyetsiz izahlar olmaz. Bunlarda mutlaka delil olması lazım.
ALTUĞ BERKER:Mehmet Şevket Eygi Hocamız çok güzel bir yazı yazmış bugün inşaAllah. Yazının başlığı “Ehli cehennem kurralar”. Kurra yani malumunuz çok ibadet eden, günahtan kaçınan demek. Yazıda hadislerden de örnekler vererek en çok münafıkların, çok dindar gözüken kişilerden çıktıklarını yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ağzından nur akıyor, Hocamızı bir kere daha bir çağıralım, şereflendirsin. Hocamızı bir gün misafir edelim. Geçenlerde bir gelmişti fakat tadına doyamadık. Hocamızın yine bir inşaAllah sohbetinden istifade edelim. Çok isabetli, güzel bir açıklama yapmış. Oku biraz.
ALTUĞ BERKER:Tabii Hocam, inşaAllah. Başlıyorum.
ADNAN OKTAR:İn aşağıya kadar, gel.
ALTUĞ BERKER:Ben de önümdekinden okuyabilir miyim Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:“Dindar görünerek dini şahsi menfaatlerine ve ihtiraslarına alet eden, dini hizmetleri dejenere eden, dini tahrip eden, din sömürüsü yapan, küfre hizmet eden münafıklar için Cehennemin en korkunç, en kötü, en dehşetli kuyusu hazırlanmıştır.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in iki hadisini naklediyor. Tırmizi’de geçen hadis şu şekilde; “Resulullah (s.a.v.) bir gün: "Hüzün Kuyusu'ndan Allah'ı sığınırım" buyurdular. Yanındakiler sordular: "Ey Allah'ın Resulü. Hüzün Kuyusu nedir?" Resulüllah (s.a.v.) şu cevabı verdiler: "O, Cehennem'de bir vadidir. Cehennem, o vadiden her gün yüz kere Allah'a sığınır." Yine sordular: "Ey Allah'ın Resulü, oraya kimler girecek?" Buyurdular: "Oraya, amellerinde riya yapan kurralar girecektir." Bir başka hadiste de Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuş. "Ümmetimin gerçek münafıklarının çoğunluğu kurralar arasındadır."
ADNAN OKTAR:Kurra, hafızlar Kuran’ı ezberden bilen, Kuran’ı çok iyi okuyan insanlardır, benim bildiğim öyle. Yani Kuran’a tam hakim, Kuran’ı baştan sona ezberlemiş, alim fakat sahtekar, üçkağıtçı, Türk-İslam Birliği’ni istemez, İttihad-ı İslam’ı istemez, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkmasını istemez, Hz. İsa (a.s.)’ın inmesini istemez.
SUNUCU:Neyi ister?
ADNAN OKTAR:Kendi sisteminin devamını ister. Kendi saltanatının devamını ister yani o ünlü olacak, tanınacak, mutlu yaşayacak. Mehdiyeti zorlu görür. Yani oturup şimdi Cübbeli’yi ima ettiğimi zannetmesin. Onunla alakası yok, ben sadece cahil olarak görüyorum onu veyahut işte şaşar beşer Faruk Beşer bilmem ne falan onların hiçbirini kastetmiyorum. Bu kişilerin şahsi imparatorlukları oluyor, küçük imparatorluklar. Yani mesela binlerce küçük imparatorluk bu imparatorlukların ellerinden gideceğinden tedirginler yani konu bu. Onu sonuna kadar yaşatmak peşindeler. Halbuki o imparatorluklar yıkılsın. Allah’ın istediği İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği oluşsun. Bütün insanlık mutlu olsun. Hristiyanlar da rahat etsin, Museviler de rahat etsin, Müslümanlar da rahat etsin, dinsiz de rahat etsin, hepsi rahat etsin. Tam bir demokrasi, tam bir özgürlük ortamı olsun. Güzel ortam olsun. Her gün bayram olsun, her gün sevinç içinde insanlar yaşasın. Bu gerilim ve korku kalksın. Yani mesela siyasette kavga, sokakta kavga, evde kavga, ticarette kavga, bölgelerde kavga, maçta kavga, bunların hepsi kalkacak işte. Yani kavga bitecek, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Yazısının sonunu da okuyayım mı Hocamızın?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER:“Onların bir kısmının dini imanı paradır, maddi menfaattir, şahsi prestijdir. Bozuk kurralardan bazısı namaz bile kılmaz. Onlardan bazısı Kitab, Sünnet ve icmâ-i ümmet ile sâbit tesettürü bile inkâr eder. Kimisi milyonlarca tasavvuf ve tarikat Müslümanını müşrik ve kâfir ilan eder. Cenab-ı Hak bu Müslüman halkı, bozuk kurraların şerlerinden muhafaza buyursun” diyerek bitirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Sadece kendi topluluğunu hak olarak görür böyle tipler, kendi çevresini hak olarak görür. Herkesi dalalette ve küfrün içerisinde görür. Mesela başı açık hanımları dinsiz gibi görür. Efendim, İslam alemini paramparça etmek ister. Bir tek kendi topluluğu haktır, o kurtuluş içerisindedir o kadar. Hatta kendi topluluğu içerisinde bile belirli bir bölümün kurtuluş içerisinde olacağını düşünür. Halbuki “La ilahe illallah Muhammeden Resulullah” diyen herkes Müslümandır. Alevisi de, Şiisi de, Vahhabisi de. Hepimiz kardeşiz, hepimiz Allah’a boyun eğmiş, Allah’a kul olan insanlarız. Başı açık olanlar da bizim Müslüman kardeşimizdir, başı kapalı olanlar da Müslüman kardeşimizdir, çarşaflı olanlar da Müslüman kardeşimizdir. Yani bölünmeyi aramamak lazım, bölünmeyi aradın mı şeytan sana on bin türlü bölünme çıkartır. Bak, başörtülüler içerisinde bile bölünecek konu buluyorlar; çarşaflı olanlar, türbanlı olanlar. Türbanlı olanları zaten dinsiz gibi görüyorlar. “Hiç örtünmesin daha iyi” diyor, çarşaflı olanlarda da yüzü görünenleri, onları da sapkın görüyor. “Yüzünün bir gözünün görünmesi gerekir” diyor. Onları da kendi içinde bölüyor. Bir gözünün görünen, “O da acayiptir, hiç gözünün görünmemesi gerekir, yüzüne peçe örtmesi gerekir” diyor. “Peçe örttüğünde dışarı çıkarsa da fitne çıkartıyor” diyor, o da ayrı bir bölüme ayırıyor. Bununla baş olacak gibi değil kardeşim burada bölmedik adam kalmıyor. Müslümanlar zaten bir avuç, dünyada bir avuç. Zaten gücü yetmiyor deccaliyete karşı. Deccaliyete karşı zaten bütün mezhepler, bütün cemaatlerin birleşmesi gerekiyor, ayrıca hristiyanlarla da ittifak yapılması gerekiyor ki deccaliyet yıkılabilsin. Adam paramparça etmek peşinde, o zaman ne diyor? “Ben şehit olayım daha iyi” diyor. Bir de şehitliği garantide görüyor, şehitlik garantide değil ki. Cehennemin en dibine gidebilirsin sen, hakkı, hakikati samimiyetle savunmazsan cehennemin en dibine gidebilirsin.
Mehmet Şevket Eygi Hocamız çok candandır, mesela o Müslümanların başına mutlaka bir lider seçilmesini yıllardan beri söyler, geceli gündüzlü anlatır. Adamların en çekindiği şey küçük olsun benim olsun. Mesela küçük bir cemaat oluyor, “Benim şeyhim en büyük alimdir, en büyük müceddittir, en büyük müçtehittir”. Başka bir gruba gidiyorsun, o da diyor, “Benim Hocam en büyük müceddit, en büyük müçtehittir” diyor. Böyle yüzlerce, hatta binlerce en büyük müceddit ve en büyük müçtehit var dünyada, şu an yüzlerce binlerce. Her cemaat kendini en büyük müceddit, müçtehit ilan etti liderlerini. Halbuki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) böyle bir durumu bildiği için Müslümanların bölünmesini ortadan kaldırmak için bütün mezhepleri ortadan kaldıracak tek bir Hz. Mehdi (a.s.) gönderiyor, tek bir müceddit ve müçtehit. Tamamının üstünde ve fitneyi tamamen ortadan kaldıracak birisi. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’ın mezhepleri kaldıracağını kendisi anlatıyor Cübbeli. O hadisi de göster, o konuşmasını da göster. Cübbeli en has talebem oldu, acayip konuşturuyorum. Hiç niyeti yoktu, zoraki konuşturuyorum.
VTR
ADNAN OKTAR:Cübbeli’ye on yıl böyle hizmet ettireceğim, ne mutlu ona, maşaAllah. Bak, karşı olduğu Hz. Mehdi (a.s.)’a, gelmesini istemediği Hz. İsa (a.s.)’a, gelmesini istemediği Hz. Mehdi (a.s.)’a, onların gelişini hızlandıracak şekilde, onlara ortam hazırlayacak şekilde, onların gelmesini çok isteyen bir şekilde bir tavrı onun üstüne yüklettim ve on yıl ona hizmet ettireceğim. Gittikçe hizmetlerinin arttığını göreceksiniz. Bayağı faydalı olacak, inşaAllah.
“Ben Mesut Akdoğan. Hocam, kısa bir süre önce sadece Sayın Kemal Atatürk’e Hz. Hızır (a.s.)’ın yardım ettiğini, hatta bunun da tam bir Hz. Hızır (a.s.)’ın işi olduğunu söylemiştiniz. Müsaade buyurursanız devamını duymak istedim. Allah’a emanet olun, inşaAllah.” Bir kere bak söyleyeyim, Atatürk herhangi bir insan değildir, olağanüstü bir insandır. Allah tarafından özel gönderilmiştir, Mehdiyet’in mukaddimesidir. Atatürk olmasaydı, Mehdilik olmazdı, bak net söylüyorum. Hz. Mehdi (a.s.)’ın zeminini tam anlamıyla İslam aleminde oturtan insandır. Aydın Müslümanlık fikrini oturtan insandır, Kuran Müslümanlığı fikrini oturtan insandır, yobazlığı dipten silen insandır. Yobazlar hiç hazetmezler Atatürk’ten, hiç hazetmezler yani. Ama hakiki yobazlar. Gerçek Müslümanlar onun değerini çok iyi biliyorlar. Allah, Mehdiyet’i oluşturmadan önce yobazlığın ve tutuculuğun silinmesini istedi Allah. Mesela halifeliğin kalkması Mehdiliğin gelmesi için şarttı. Çünkü bakın Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki, “Hz. Mehdi (a.s.)’ın geleceği yıl, geleceği zaman halife olmayacak” diyor, Müslümanların başında halife olmayacak. Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıktğı zamanda, Hz. Mehdi (a.s.)’ın varlığının olduğu dönemde halife yok. Bunu sağlayacak birisi lazım. Allah Atatürk’ü görevlendirdi. Yobazlığın olmaması gerekiyor çünkü Hz. Mehdi (a.s.) yobaz ortamda kaybolur. Yani bağnazlığın yoğun olduğu bir ortamda Hz. Mehdi (a.s.) kaybolur, gücü yetmez. Atatürk’ün kurduğu sistemde yobazlık yaşayamayacak gibi fakat Mehdilik şimşek gibi çakacak gibi dizayn edilmiştir. Sadece Mehdiliğin gelişeceği gibidir Atatürk’ün kurduğu sistem. Yobazlığın da can çekişerek yavaş yavaş öleceği bir sistem kurmuştur. Bunu Allah sağlıyor. Mesela Kuran’ın Türkçe’ye çevrilip, anlaşılmasını sağlamıştır Atatürk, bu çok hayatidir. Eskiden Kuran’lar duvarda asılı dururdu. Bizim çocukluğumuzda da öyleydi. Onun bir örtüsü vardı üçgen kapaklı. Asla ve asla açmazdık, ne olduğunu da bilmezdik. Sadece dururdu orada. Zaman zaman tozlanırdı, tozunu alırdık, temizlerdik. Yine kapatılırdı, yine dururdu. Asla bilmezdik. Kuran’ın Türkçe’ye çevrilmesi, Kuran’ın Türkçe anlaşılabilmesi için Atatürk çok emek vermiştir. Ve Kuran’ın özünü anladık. Kuran’ın ne dediğini anlamış olduk. Allah’ın bize ne dediğini anladık, bu çok önemli. Atatürk Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.)’a zemin hazırlayacak, hayati önemli bir insan olduğu için Hz. Hızır (a.s.) ona her safhada yardım etmiştir. Atatürk mesela Türk İslam Birliği’nin olacağını biliyordu. Bir insan bunu bilemez, Atatürk bilemez. Mesela Rusya’nın yıkılacağını biliyor, bunu da bilemez. Komünist ülkenin yıkılacağını biliyor. Gelecekle ilgili çok fazla söz söylemiştir Atatürk. Hepsi doğru çıkmıştır, yani bir insanın bilmesi mümkün değildir. Bunu öğrendiği birisi olması gerekiyor, birinden duyması gerekir. İşte ona bu bilgiyi veren Hz. Hızır (a.s.)’dır. Ben Atatürk ile ilgili çok daha fazla bilgiye sahibim. Mesela bütün hayatı on dokuzlarla kodludur Atatürk’ün. Bir tane, iki tane on dokuz değil, işin doğrusu yüze yakın on dokuz var Atatürk’ün hayatında. Çok az bir kısmı biliniyor, yirmi otuz tanesi biliniyor. Bu da onun bir harika yönüdür. Allah tarafından özel olarak gönderildiğini, harika bir insan olduğunu gösteriyor. Mesela vasiyeti vardır Atatürk’ün, doğrudan Hz. İsa (a.s.)’dan ve Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahseden vasiyetidir. Açamadılar Atatürk’ün vasiyetini, açamıyorlar da daha hala. Açtılar baktılar, geri kapattılar ama biz açacağız, inşaAllah. İslam ahlakının dünyaya hakim olacağını, İttihad-ı İslam’ın olacağını, Türk İslam Birliği’nin kurulacağını hepsini vasiyetinde belirtiyor. Bu bilgi herhangi bir kaynak olmadan, sağlam bir kaynak olmadan söylenebilecek bilgi değildir. Atatürk’ün o sözü var mı? Türk İslam aleminin birleşmesiyle ilgili sözü bir, bir de Kuran’a ve Peygamber (s.a.v.)’e tam uyulsun sözü.
ALTUĞ BERKER:Evet, Hocam. Türk Birliği ile ilgili, şimdi bahsettiğiniz, şöyle diyor Atatürk; “Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez.“
ADNAN OKTAR:Bak yıkılacağını söylüyor.
ALTUĞ BERKER:“Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristangibi parçalanabilir, ufalanabilir.”
ADNAN OKTAR:Bu, bilinecek bir konu mu bu? Mesela çocukluğumda Rusya komünist Rusya yıkılacak gibi görünüyor muydu? Dünyayı alacak gibi görünüyordu. Kimin aklından geçer Rusya’nın yıkılacağı? Bak kaç yıl öncesinden söylüyor Atatürk yıkılacağını.
ALTUĞ BERKER:“Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler, avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeniden bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim dostumuzun idaresinde, dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür, köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların yani soydaş Türk kardeşlerimizin bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir.”
ADNAN OKTAR:Bak, “Dinimiz bir” diyor, “Dilimiz bir, inancımız bir, birleşeceğiz” diyor ve “Türk İslam Birliği oluşacak” diyor. Bunu nereden bilsin Atatürk? Bu bir harikadır.
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR:Özel bildirimdir ve adı gibi emin söylüyor Atatürk bunları söylerken. Evet.
ALTUĞ BERKER:“Türk Birliği’nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır.”
ADNAN OKTAR:Bilinecek bir konu mu bu? Bak, onu dediği oluyor şu an. Çok az kaldı.
ALTUĞ BERKER: “Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliği’ne inanıyorum. Onu görüyorum.”
ADNAN OKTAR:“Görüyorum” deyince, yani onu usulen söylediği bir şey de değil, onu da söyleyeyim. “Görüyorum” dediği, gördüğü bir şeyi söylüyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. “Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliği’yle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türklüğün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak. Güneş ne demek; ufuk ne demek; o zaman görülecek. “
ADNAN OKTAR:“Güneş” bak, güneş özel olarak seçtiği bir kelimedir Atatürk’ün. Hz. Mehdi (a.s)’ın bir lakabıdır Güneş. İslam Güneşi.
ALTUĞ BERKER: Evet, Üstad’ın da Fecr-i Sadık dediği.
ADNAN OKTAR: “Fecr-i sadık” diyor Beddiüzzaman, tabii.
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Hayatta yegane varlığım ve servetim Türk olarak doğmamdı” diye bitiriyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah ve Peygamberimiz (s.av.)’i öven sözleri de vardı Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah’ı, Kuran’ı ve Peygamberimiz (s.a.v)’i öven sözü, evet.
ALTUĞ BERKER: "Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.)'in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed (s.a.v.)'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamiyet'in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler."
ADNAN OKTAR:Şimdi bu nedir, bu konuşma? Bu bir veli konuşmasıdır, bir mürşit konuşmasıdır ve Hz. Hızır (a.s.)’ın talebesi olduğu açıkça görülüyor bu üsluptan.Yani Atatürk Mehdiyet’in zeminini oluşturan çok mühim Ahir zamanda gelecek bir şahıstır ve halis muhlis Müslüman evladıdır.
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR:Buyurun, konuşmalarını görün.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Birlikle ilgili son bir sözünü okuyabilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:"Bütün İslam aleminin manen olduğu kadar maddeten de birlik içinde ve müttefik hale gelmesinden sadece sevinç duyarız.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Bunun içinde bizim kendi hudutlarımız içerisinde bağımsız olduğumuz gibi, Suriyeliler ve Iraklılar da milli hakimiyete dayalı bağımsız bir güç olarak ortaya çıkabilmelidirler.”
ADNAN OKTAR:Şu an devletin resmi politikası bu, maşaAllah.
Esra Şahin kardeşimiz diyor ki; “Müslüman bir kadın nasıl olmalıdır? Ne yapmalıdır? Toplumumuzda üzerimize yüklenmiş olan namus konusuna neler düşünüyorsunuz? Namuslu bir kadın ile Müslüman kadın arasındaki fark nedir? Esra Şahin.”
Namus, dinin tamamıdır. Dinin hepsine namus denir. Eğer bir insan, İslam alemi İttihad-ı İslam’ı istemiyorsa o namus kavramının dışındadır. “İslam alemi birleşmesin” diyor. “Birlik, beraberlik olmasın” diyor ama Müslüman ise yani Kuran’a uyduğunu ve sünnete uyduğunu düşünüyorsa ama onun dışındaysa, kendine has, özel bir inancı varsa ayrı mesele ama din namustur. Din uygulanmazsa eğer İttihad-ı İslam olmazsa namus yaşanmaz. Afganistan’da kızların, çocukların ırzına geçiliyor. Irak’ta insanlar yerle bir ediliyor ve hepsinin ırzına geçiliyor, perişan ediliyor büyük bir bölümü. Bu nedir? Bu namustur.
ALTUG BERKER:Tabii.
ADNAN OKTAR:Pakistan’da sel felaketi oldu. Kardeşlerimiz yerlerde sürünüyorlar, perişan vaziyetteler. Onlara yiyecek, giyecek yardımı yapmamak namusa uygun olmayan bir tavır olur.
ALTUG BERKER:Tabii.
ADNAN OKTAR: Eğer biz onlara yardım eder, destekler, koruyup kollarsak bu namustur. Namus borcudur bu. Mesela vatan namustur. Vatanı korumak, vatanı korumuyorsan namusa uymamış olursun. Dini korumak namustur. Dürüstlüğü, efendiliği, samimiyeti korumak namustur. Namus demek sadece cinsel organla ilgili bir konu değildir. Yani o çok acayip olur. Yani sadece cinsel organını muhafaza altına almak, onu korumak anlamında değildir namus.
SUNUCU:Ama genelde çoğunluk orada arıyor, orada takılı kaldık.
ADNAN OKTAR:O yanlış bir şey. Yani işte cinsel organını kurtardıysa, koruduysa namuslu, böyle bir şey yok. Dinin hepsini koruyacak, dinin hepsini koruyacak. Onu ilgilendirmiyorsa başka birisinin namusu onu ilgilendirmiyorsa o nasıl namuslu oluyor? Eksiklik, yanlışlık olmuş olur o zaman o namusunda. Tabii ki iffetini koruyacak, o bir namustur. Ama vatan da namustur, millet namustur. İnsanların mutluluğunu, sevincini korumak namustur. İnsanlar sürünürken sen seyrediyorsan bu nasıl namus olacak? İnsanlar huzursuz olurken, acı çekerken. Gençler intihar ederken, birbirini kırıp geçirirken, vatan bölünürken öyle namus olmaz. Onda bir hastalık vardır, bir bozukluk vardır. Müslüman bir kadın nasıl olmalıdır? İyi niyetli olacak, sevecen olacak, dürüst olacak, içi dışı bir olacak, yalan söylemeyecek, huzurlu olacak, huzur verecek etrafa, Allah’ı çok sevecek, Peygamber (s.a.v.)’i sevecek, helale, harama dikkat edecek, Kuran’a tabi olacak, sevgi öğretmeni olacak, gerçek aşkı bilecek, gerçek tutkuyu bilecek, Allah için yaşayacak, gerçek aşkın Allah’a ait olduğunu bilecek, Allah’a aşık olacak, Allah’a aşkıyla insanları, canlıları, bitkileri, her şeyi sevecek. Kedileri, yabani hayvanları, hepsini Allah aşkıyla sevecek. O aşkın, mutluluğunu yaşayacak üzerinde, sürekli üzerinde olacak. Kültürlü olması lazım kadının, kültürlü, bilgili, görgülü olması lazım kadının. Lafını, sözünü bilecek, oturup kalkmasını bilmesi lazım, temizliğine çok dikkat edecek, nezih olacak. Yani bunların her biri ayrı bir süstür. Mesela kadınlar değil mi, küçük bir bakım yapıyorlar çok güzel oluyorlar? Bir parça daha bakım yapıyor, daha da güzel oluyor. Her detay insanı daha güzelleştirir. Çok fazla detaya dikkat etmek lazım. Mesela yirmi detay insanı güzelleştiriyorsa, yüz detay olağanüstü güzelleştirir. Yüz detayın yüzüne de dikkat edecek. Vaktimiz var dünyada, zaman var, inşaAllah.
“Selamün aleyküm çok kıymetli Muhammed Adnan Hocam.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve beraketühü. Hocam Cübbeli Ahmet Hoca’nın facebooktaki hayran sayfasını bugün ziyaret ettim. Ahir zaman, Türk İslam Birliği, Hz. Mehdi (a.s.) ve İsa Mesih (a.s.) ile ilgili birkaç yorum yaptım. Beni hemen üyelikten attılar. “Hocam” diyor, “Cübbeli fanatikleri, İslam’ı, Kuran’ı tam Cübbeli üslubunda anlar hale gelmişler ve hiçbirisini benim anlattığım konular ilgilendirmedi. Üstelik hakarete maruz kaldım. Hocam, bu olanlarla ilgili bir yorum yapmanızı çok istiyorum. Allah yar ve yardımcınız olsun. Emre Taştan.”
Şimdi Cübbeli’yi destekleyen arkadaşlar böyle futbol takımı destekler gibi Cübbeli’yi desteklerse olmaz. Kuran’a ve hadise uygun olarak desteklemeleri lazım. Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsedildiğinde iftihar etmeleri lazım. Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelmesi için dua etmeleri lazım. Hz. İsa (a.s.)’ın gelmesi için dua etmeleri, onu görmek için dua etmeleri lazım. Türk İslam Birliği’ni aşkla istemeleri lazım. Ne kadar güzel Türkiye’nin öncülüğünde koskoca bir dünya devletinin oluşması. Türkiye’nin süper devlet olması ki yıllarca bu millet ezildi. Bizim milletimiz değil mi, hep acı çekti, çile çekti? Şanına yakışır, asaletine yakışır bir hakimiyet, bütün bölgeye hakim olması, dünyaya adalet dağıtması Türkiye’nin, Türk milletinin öncü olması, İttihad-ı İslam’ın oluşması ne kadar iftihar edilecek bir şey. Cübbeli bunları, “Kapatın bu konuları, açmayın” dedi diye onun fanatik taraftarları bu konuları Kuran’ı önemsemeyerek, hadisleri önemsemeyerek, ört bas etmeye kalkarlarsa bu günah olur, yanlış olur. Gerçi üç, beş kişidir onlar, fazla bir insan değiller ama o arkadaşların da kendini toparlaması lazım. Allah için hareket edecekler. Mesela bakın, aynı şekilde Mahmut Hocamızın çok değerli büyük alimleri var, alim Hocalar var. Biz onlarla konuştuğumuzda onlar Nur Suresi’nin 55. ayetini iftiharla okuyabiliyorlar. Kuran’daki İslam aleminin birleşmesiyle ilgili ayetleri sevinçle ve iftiharla okuyorlar. Mehmet Talu Hocamız geçenlerde bak, sen gittin, konuştun.
ALTUĞ BERKER:Vesilenizle.
ADNAN OKTAR:Hz. Mehdi (a.s.)’ı aşkla bekliyor, sevinçle bekliyor ve İttihad-ı İslam’ın olmasını sevinçle bekliyor. Bu fanatik arkadaşlarım mesela, Mehmet Talu Hocamızın o konuşmasını koysak facebooktan onu çıkarırlar, istemezler. Yani Kuran, ayet koysan, ayeti de çıkaracaklar. Nur Suresi’nin 55. ayetini koysan çıkartırlar. Bu fanatiklik bak insanı nereye kadar götürüyor. Bu çok yanlış. Var mı Mehmet Talu Hocamızın? Evet. Ki Mehmet Talu Hocam, Şeyh Mahmut Efendi’nin bence sağ koludur. Yani Mahmut Hocamız’dan sonraki en değerli, en büyük alim odur, inşaAllah. Gerçek müceddit ve gerçek müçtehiddir. Bakalım.
VTR:Mehmet Talu.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah, çok değerli bir insan. Allah ilmini artırsın. Mahmut Hocamızın yetiştirdiği değerli, büyük mücedditlerden, büyük alimlerden bence en büyüğü, inşaAllah. Bak, Mahmut Hocamız da aynı kanaatte inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu yüzyılda gelmesini o da bekliyor, inşaAllah. Bu güzel Hocanın kanaati bu ama Cübbeli bambaşka bir çizgide. Biz de aydınlatmaya devam edeceğiz. Bu bahaneyle bak, Cübbeli hiç istemediği bir şeye etmiş oluyor. Biraz ara mı vermemiz gerekiyor, on dakika kadar? Tamam.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra tekrar sizlerle olacağız.
SUNUCU:Sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Evet, Hocam nasıl devam etmek istersiniz?
ADNAN OKTAR:Berker Hocam, ne buyurursunuz?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Endonezya’da Jakarta’da bu yüzyılın en güçlü yanardağı patlaması yaşandı Hocam malumunuz. Onunla ilgili ulaşan resimler var elimize, uygun görürseniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam bakayım. Bu Budistlerin ibadet ettikleri yere ait küçük putların bulunduğu bir ibadethane, açık ibadethane, evet.
ALTUĞ BERKER:İnsanların üzerine hep kül, 8 kilometre yüksekliğe kadar püskürüyormuş Hocam lavlar. Saatte 100 kilometre hızla akan lavlar oluyor. 138 kişi ölmüş Hocam. “En son İtalya’da M.S. 78 yılında Vezüv Yanardağı’nın patlaması sonucu Pompei halkının ölüm biçimini andırıyor” diyorlar.
ADNAN OKTAR:Bu olaydan bir hafta önce cinsi sapıklar fetva verilmişti ülkede. Evet. Bu lav püskürmesinden yıldırım da oluşmuş gökyüzünde. Yani defalarca yıldırım olayı olmuş.
ALTUĞ BERKER:200 bin dolayında tahliye, insan tahliye edilmiş Hocam. 200 tane yaralının çoğu vücudunun %95’i yanık durumdaymış. Uçuşların tabii birçoğu iptal ediliyormuş.
ADNAN OKTAR:Evlerin içi böyle kül dolmuş öyle mi?
ALTUĞ BERKER:Evet, tamamen.
ADNAN OKTAR:Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Ahir zamanda olacağını söylediği olaylardan bir kısmı bunlar.
ALTUĞ BERKER:Endonezyalı Müslüman kardeşlerimiz dua istemişler Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah hepsine hidayet, samimiyet, sağlık, sıhhat versin. İnşaAllah, Hz. Mehdi (a.s.)’ı görmeyi Allah nasip etsin. Hz. İsa (a.s.)’ı görmeyi Allah nasip etsin. Ben fevkalade bir durum olmasa, gerçekten dediklerim doğru olmasa bu kadar üzerinde durmam. Yani emin olmadığım bir şeyin üstünde ben bu kadar durmam. Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili sözüm doğru, Hz. İsa (a.s.) ile ilgili sözüm doğru, kaynaklara dayalı ve delillere dayalı olarak doğru. Hakikaten İslam ahlakı hakim olacak. Yani dünyanın başka bir yolu, başka bir açısı kalmadı. Ama son kere hakim olacak, onu da söyleyeyim. Başka yok. Yani bu mürşitler, bu alimler, son alimler, son büyükler. Ondan sonra konu bitiyor. Yani yetmiş yıllık bir hakimiyet dönemi var, ondan sonra bitiyor. Onun için çok kıymetlerini bilsinler. Mesela Şeyh Nazım Hocamızın kıymetini bilsinler, Mahmut Hocamızın kıymetini bilsinler. Diğer büyük mücedditlerin, alimlerin kıymetini bilsinler. Son keredir, bir daha göremeyecekler, inşaAllah. Evet, Berker’im seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Hocam Bush, “İşkenceye onay verdiğim için pişman değilim” demiş.
ADNAN OKTAR:Bush, yani çok anormal bir söz. Ne demekmiş o öyle?
ALTUĞ BERKER:Amerika’nın Irak’taki.
ADNAN OKTAR:Ama tam tipik bir alkolik üslubu, yani böyle içmiş, kendini kaybetmiş bir insanın üslubu. Allah-ü alem içkilidir, kendini kaybetmişken söylemiştir. Normal bir insan bunu söylemez. İşkenceden dolayı bir insan pişman olmaz olur mu? İşkence adı üzerinde rezalet yani. Mazlum insana işkence yapacaksın, onda da pişman olmayacaksın. Aklı yerinde olmayan bir insan söyleyebilir bunu. Ayıktığında bir daha sormak lazım, bir daha ifadesini alsınlar.
ALTUĞ BERKER:Vatan Gazetesi’nde Can Ataklı, Cumhurbaşkanımız Londra’da İngiltere Kraliçesi’nden yılın en başarılı devlet adamı ödülünü aldı Hocam dün, malumunuz. Bu çok önemli ödülmüş dünya siyaseti açısından. Can Ataklı, Cumhurbaşkanımız’ın BBC’de yaptığı bir açıklamadan bahsetmiş. Sayın Gül, Türkiye’nin 2025 yılına kadar Avrupa Birliği’ne üye olup olmayacağı yönündeki bir soruya, “Emin değilim” diye cevap vermiş.
ADNAN OKTAR: 2025.
ALTUĞ BERKER: Can Ataklı da bunu eleştirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: 2025’de İslam ahlakı hakim olmuş olacak zaten. İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği oluşmuş olacak. Doğru, emin değilim derken bir şey yok. Onlar Türk İslam Birliği’ne girecekler biz onlara değil. Ne yönde eleştirmiş Can Ataklı?
ALTUĞ BERKER: Avrupa Birliği hedeflerinden vaz mı geçiyor o anlamda mı?
ADNAN OKTAR: Can Ataklı aslında delikanlı bir insandı. Ben Can Ataklıyı genellikle samimi bulurum. Daha önce bir yemeğimize de gelmişti.
ALTUĞ BERKER: Sizin iftarınıza, sofranıza da gelmişti.
ADNAN OKTAR: Evet, iftarda sofrada beraberdik. Dürüst bir insan, samimi bir insan, samimi inandıklarını söylüyor herhangi bir etki altında kalmıyor benim gördüğüm kadarıyla. Ama doğrusu o yıllarda Türk İslam Birliği oluşmuş olacak inşaAllah. Başka neler anlatacaksın Berker’im?
ALTUĞ BERKER: Hocam, Akşam Gazetesi’nde Serdar Akinan, “10 Kasım” başlıklı bir yazı yazmış. Son yıllarda Atatürk’ü anmanın anlamsızlaştığını düşünüyorum demiş. “Çünkü onun kurduğu Cumhuriyet fiilen çöktü. Siz bakmayın Anıtkabir'in dolup taşmasına. Bu genç cumhuriyetin beceriksiz, vicdansız, ahlaksız siyasi ve bürokratik heyetleri ise Cumhuriyet'i içeriden çökerttiler” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Serdar böyle laflar etmezdi ama ne oldu ona, bu çocuğa? Hakikaten çok sevimli bir şeydi. Ben Cebeci Ortaokulu’nda okuyordum. Okul çıkışında hep ben bunu görürdüm mahallede çok afacan bir şeydi. Oralarda birbirine katardı mahalleyi.
ALTUĞ BERKER: Sonra da bizim sınıf arkadaşımızdı size de gelip giderdi sohbetlerinize.
ADNAN OKTAR: Çerkez o Serdar, İkizce köyüne gider gelirdi. Oraya beraber girmiştik, o da gelmişti oraya. Ama ne olduysa oldu, Serdar’a bir şeyler oldu. Allah ilmini bilgisini arttırsın. Kardeşim ben dışarı çıkıyorum gümbür gümbür zinde bir Atatürkçü gençlik görüyorum başka da bir şey görmüyorum. Nereye gitsem pırıl pırıl aydın insanlarla karşılaşıyorum. Serdar arkadaşın dediği kişileri bana bir göstersin neredeler bir tanıyayım ben. Her yer öyle, bizim milletimiz çok aydın, uyanık, çok bilgili, kültürlü, arif insanlardır.
ARZU YANARDAĞ: Ama Hocam siz nasılsanız öyle görüyorsunuz aslında. Onun içinde aynı şey geçerli, ne hissediyorsa o enerjiye ait insanlarla karşılaşıyor.
ADNAN OKTAR:Allah-ü alem öyle. O gözle bakınca o gözle görüyor olabilir. Bir kere bizim milletimiz Türk İslam Birliği’nin lideri olacak bir millet. Son derece aydındır, çileyle yoğrulmuştur, acıların içerisinden gelmiştir, sevgiyi dostluğu güzelliği çok iyi bilen bir millettir. Dolayısıyla yobazlıktan kurtulmuş bir millet yeniden yobazlığı istemez. Benim milletim nefret eder yobazlıktan. Cübbeli’nin kendisi bile ben bilinçaltında onun yobazlıktan çok korktuğunu görüyorum. Hakikaten çok şiddetli korkuyor yobazlıktan, acayip tedirgin, çok rahatsız. Birçok konuşmasından ben bunu gösterebilirim. Ben şimdi Cübbeli’nin konuşmalarından onun bilinçaltına ait bir kitap hazırlıyorum. Cübbeli’nin bütün konuşmalarından, kurduğu cümlelerden bilinçaltını bir analiz eden bir eser hazırlıyorum. Bakın orada gerçek Cübbeli’yi göreceksiniz. Konuşmalarının altında neler yattığını, hangi cümleyi neden kurduğunu, nelerden niçin tedirgin olduğunu, korkularını, huzursuzluklarını, tabii onu ezmek kastıyla yapmıyorum. İslam’ı, Kuran’ı insanların daha iyi kavraması için ve onun da doğruyu anlaması için yapıyorum. Yoksa şahsına yönelik, yani onu ezecek bir şeyde ilk karşısına dikilecek adam ben olurum. Yani ben hiçbir Müslümanı cahil de olsa, acayip de olsa kimseye ezdirttirmem. Öyle bir şeye müsaade etmem. Kimsenin de oyun oynamasına müsaade etmem. Ama orada fark edilmediğini zannettiği fakat bilinçaltında ne demek istediğini anlattığımda her şey çok açık ortaya çıkacak. Mesela Mehdiyet’ten niçin çekiniyor, Hz. İsa (a.s.)’dan niye çekiniyor, gelmesini neden istemiyor, Türk İslam Birliği’ni neden istemiyor, dünya hakimiyeti ile ilgili ayetleri neden okumak istemiyor, daha önce neden okuyordu, şu an neden vazgeçti hepsini analiz eden bir kitap hazırlıyorum. Epey bir süreden beri çalışmalarım devam ediyor. Cübbeli’nin okuduğu Kıyamet Alametleri isimli eser, ondan çok istifade ediyor Cübbeli. Ben de aynı kitaptan okuyorum.
Muhammed b. Resul El Hüseyni El Berzenci’nin Kıyamet Alametleri çok eski bir eser, değerli bir eser 188. sayfasında, arkadaşlar sormuşlardı Hz. Mehdi (a.s.)’ın nasıl vefat edeceği ile ilgili, bak delil veriyorum. “Dikkat edin” diyor Şeyhi Ekber Muhiddin Arabi “Velilerin sonu şehittir”. Hz. Mehdi (a.s.) konusu işlendiğinde bunu söylüyor. “Velilerin sonu şehittir” yani Hz. Mehdi (a.s.)’ın şehit olacağını söylüyor. “Varlıklar imamının gözüdür.” Yani çok seçkin bir imamdır diyor. “O, Ali Ahmed neslinden gelecek olan Seyyid Mehdi'dir.” Al-i Ahmed Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in neslinden gelecek olan seyyid Hz. Mehdi (a.s.)’dır. “Kötülükleri bertaraf edecek keskin bir kılınçtır” İlim kılıcı yani kötülükleri ilim kılıcıyla ama keskin bir kılıç diyor. Yani vurdum mu oturtturuyor öyle birisi. “Bütün gam ve zulmetleri giderecek güneştir.” Gam ne demek insanlarda üzüntü, stres, gerilim, acılar yani psikolojik bütün bozuklukları giderecek, “Ve zulmetleri” yani her türlü zulmü, işkence, tehdit, her türlü insanların acı çektiği olayları giderecek. Nedir diyor? “Güneştir” diyor. Atatürk ne diyor? “Güneş” diyor. Bediüzzaman ne diyor? “Güneş” diyor. Resullullah (s.a.v.) ne diyor hadisinde? “Güneş” diyor. Bak, “Bütün gam ve zulmetleri giderecek güneştir. “İhsanda bulunduğu zaman pek bereketli bir yağmurdur.” Yani yağmur gibi ihsanda bulunur diyor. Zamanın içinde diyor ki bir rivayette, Peygamberimiz (s.a.v.)’den bir rivayet veriyor, “Üçü birbiri ardınca biri yalnız başına diye rivayet olmuştur” Yani 300 yıl peş peşe biri de yalnız başına dört. Bine eklersen ne yapar?
ALTUĞ BERKER: 1400.
ADNAN OKTAR: Hicri 1400 çünkü Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.)’in vefatından 1000 yıl sonra geleceğini İmam Rabbani söylüyor Hz. Mehdi (a.s.)’ın. Bin yıl sonra gelecek. Bak bir rivayetle de birleşince ne diyor; “Üçü birbiri ardınca biri yalnız başına” Hicri 1400. Buradan bunu çıkartıyoruz. “Kendisine (Hz. Mehdi (a.s.)'a) gelince; İktidar ve siyaset sahibidir. Muhtaç bulunduğu gücü, Allah’tan alacaktır.” İnsanlardan değil, Allah’tan alacaktır. “Çünkü O, doğrulanmış” Allah tarafından tasdik edilmiş hadisle. “Kuş ve bütün hayvanların dillerini bilen bir halifedir.” Bütün hayvanlara karşı sevgi duyan bir halifedir. Ne kadar hayvan varsa hepsine karşı sevgi duyuyor. “Onun için adâleti, bütün insanlar ve cinlerce cari olacaktır.” Demek ki, cinlerle bağlantısı olacak. “Cinlere de cari olacak” diyor adaleti. Onlar arasında da adaleti sağlıyor. Cinlerin de birbirine eziyet etmesini engelliyor. “Yukarıda arzettiğimiz gibi Allah ona inanmış kimseleri yardımcı kılmıştır. O vezirleri sayesinde bütün işleri en güzel bir şekilde başaracaktır.“ Yani talebeleri sayesinde, demek ki talebeleri var. Hz. Mehdi (a.s.) yalnız olmayacak diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Talebeleri olacaktır” diyor. “Hz. Mehdi (a.s.)’ın vezirlerine yaptıracağı işlerde muhtaç olduğu hususlar: Bir; basiret sahibi olması” Hz. Mehdi (a.s)’ın en önemli özelliklerinden birisi. “Çünkü insanları Allah’a davet etme hususunda böyle bir haslete lüzum hissedilir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur; Peygamberlerden hikaye ederek. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ben bana uyanlarla tam bir basiret üzere Allah’a davet ederim.”” Bak, “Ben bana uyanlarla tam bir basiret üzerine Allah’a davet ederim.” Yani ben talebelerimle Allah’a davet ederim insanları. Bu ayetin Hz. Mehdi (a.s.)’a bakan yönünü açıklıyor. Muhiddin Arabi’nin eserinden bu; “Hz. Mehdi (a.s.) hiç şüphe yok ki peygambere uyanlardandır Allah’a davet hususunda Peygamber nasıl yanılmıyorsa”, bak, “Allah’a davet hususunda Peygamberler nasıl yanılmıyorsa Hz. Mehdi (a.s.)’da öyle yanılmaz.” Ahkamda masumdur Mehdi (a.s.). “Çünkü o onun izindedir. “İlahi kitabı anlaması” Kuran’ı çok iyi anlayacak Hz. Mehdi (a.s.) ve çok iyi anlatacak. “İlahi kelamın manasını bilmesi” yani Kuran’ı çok güzel tefsir edecek, insanlara şerh edecek, açıklayacak. “Tayin edeceği kimselerin durumlarını, hal ve hareketlerini iyi bilmesi.” O kişinin bak durumunu, halini ve hareketlerini yani genel ruh halini, kişiliğini, karakterini, derinliğini, psikolojik yapısını hepsini çok iyi analiz edecek diyor Mehdi (a.s.). “Öfkelendiği zaman bile merhamet ve adaletten ayrılmaması” çok şiddetli öfke gelecek üstüne Allah tarafından fakat buna rağmen son derece merhametli ve adaletten ayrılmayan bir insan olacak. Çok merhametli yani o anda tutarlı çok sinirlendiğinde de. Makul düşünüyor, tutarlı düşünüyor, Kuran’a göre hareket ediyor ve adaletten ayrılmıyor. Kendi aleyhine dahi olsa mutlaka adaletle karar veriyor. Yani kendini kurtaran veyahut çıkarlarını kurtaran bir tavır içinde değil. “Varlıkların sınıflarını bilmesi” mesela çocuklara çocuk olmasına göre hareket ediyor, olguna olguna göre hareket ediyor. Dede olan dede, kadına kadının hoşlanacağı şekilde, her insana onun hoşlanacağı şekilde hareket ediyor. Ve onların ruhuna hitap etmeyi biliyor Hz. Mehdi (a.s.)’ın bir özelliği. Yedinci özelliği; “İşlerin girift taraflarını bilmesi” en ince detaylarına kadar olayları biliyor, analiz ediyor. Bir kişi niçin ne yaptı, ne nedendir çok ince analiz gücü var. “Çünkü bunlardan haberi olan bir lider vereceği hükümde yanılmaz.” Yani asla hata yapmaz diyor. “Hz. Mehdi (a.s.) kıyas ilmini onunla hükmetmek için değil, ondan kaçınmak için bilir.” Yani kıyasla hareket etmeyecek Hz. Mehdi (a.s.). Yani fıkıhta kullanılan kıyas ilmi onun için yok. O yapmıyor, kıyastan kaçınıyor. “Çünkü verdiği hüküm doğru bir ilham neticesi olacak.” Onu Cübbeli Ahmet de söylüyor. Doğru verdiği hüküm doğru bir ilham neticesi olacak. “Yani Hz. Muhammed (s.a.v.)'in getirdiği şeriat üzerine hükmedecek. Bu sebepledir ki, Peygamberimiz (s.a.v.) onu vasfederken "Benim izimi takip edecek”” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) “Hataya düşmeyecek" demiştir. Vahiyle bildiriyor Peygamberimiz (s.a.v.) hataya düşmeyeceğini. Ahkamda masumdur Hz. Mehdi (a.s.). Hata yaptı dediğinde mutlaka yine doğru yapmış oluyor. Hatayı Allah müsaade etmiyor onda. “Bundan anlıyoruz ki, o şeriat sahibi değil şeriata uyandır. Aynı zamanda günahtan da masumdur.” Masum imamdır yani bir tek Hz. Mehdi (a.s.)’a mahsustur bu. Yani Allah’ın özel koruması altında masum imam, Hz. Mehdi (a.s.)’ın bir özelliğidir bu bilinir. Halk arasında da bilinir. “Buradaki masumluluğundan murat hükümdeki masumiyetidir. Çünkü gerçek manadaki ismet ancak Peygamberler için söz konusu olabilir.” Hükümde masum ama gerçek manada ismet ancak Peygamberler için söz konusu olabiliyor. Onlar her konuda tam anlamıyla korunuyor Peygamberler. “Oysa O (Hz. Mehdi (a.s.)), Peygamber değil Veli’dir. Veliler günah işlemekten mahfuzdurlar; masum değildirler.” Allah koruyor ama masum değiller. Yedinci özelliği; “İnsanların ihtiyacını iyi anlamak çünkü onların her türlü işlerini görmek için Allah onu diğer insanlar üzerine takdim etmiştir” görevlendirmiştir. Yani Mehdi (a.s.)’ın özelliği şu; bütün dünya onun ailesi oluyor, bütün dünya. Mesela Uganda’da bir çocuğun ayağı kırılmış olsa kendi çocuğunun ayağı kırılmış hükmünde oluyor Hz. Mehdi (a.s.) için. Aynı sorumluluk, aynı dikkat ve aynı kaliteyle mesela Londra’daki bir Müslüman ile, Uganda’daki bir Müslüman aynı muameleyi görüyor. Eğer o kaliteli bir tedavi görüyorsa, o da aynı şekilde kaliteli tedavi görüyor. O kaliteli bir yiyecek yiyorsa, o da kaliteli bir yiyecek yiyor. O güzel bir evde oturuyorsa onlar da güzel evde oturuyor. İkinci sınıf vatandaş, üçüncü sınıf vatandaş Mehdiyet devrinde kalkıyor. Bütün dünya kendi evladı gibi oluyor Hz. Mehdi (a.s.) için, bütün dünyanın tamamı. Hepsine ayrı titiz mesela Japonya’daki bir çocuğa mesela farz edelim bir ameliyat yapılacak, karaciğer ameliyatı yapılacak. Hz. Mehdi (a.s.) kendine yapılacak bir ameliyat gibi ona titiz olacak. En iyi hastanede olması için, en güzel olması için titiz olacak. Hani var ya bazı cemaatler bazı topluluk vardır, haberi bile olmaz kime ne yapıldığından. Normalde öyledir, kimse kimseye karışmaz. Hz. Mehdi (a.s.)’da öyle değil. Onun için Hz. Mehdi (a.s.) imamlığı kabulde direnecek. Kabul etmiyor, zorla imamlık veriliyor. Yani o manevi sorumluluk çok şiddetli olduğu için, yani bütün dünyadan sorumlu olduğu için ölüm tehdidiyle Mehdilik görevi veriliyor, imamlık görevi veriliyor Hz. Mehdi (a.s)’a. “Liderlerin davranış ve faaliyetleri kendi nefislerinden ziyade halkın menfaati için olmalı.” Kendi nefsi için değil, halkın menfaatini çok iyi kollayacak Hz. Mehdi (a.s.). “Halkın yararına aykırı olan şeylerle uğraşıp, onların işlerini görmeyen bir lider azledilmelidir.” Halka faydalı olmayan her türlü lideri azledecek Hz. Mehdi (a.s.). Mutlaka çok titiz takip mesela hastaneye gitti mi, birinci sınıf insan muamelesi görecek. Mesela yiyecek temin ediliyorsa en iyi yiyecekler insanlara veriliyor. Yani kendi yediğini bütün dünyanın yemesini sağlayacak Hz. Mehdi (a.s.). Kendi giydiğini bütün dünyanın giymesini sağlayacak. Kendi evinin rahatlığını bütün dünyaya sağlayacak. Hz. Mehdi (a.s.)’ın özelliğidir bu. “Çünkü onunla diğer insanlar arasında artık bir fark kalmamıştır.” Bak bu çok önemli, “Çünkü onunla diğer insanlar arasında artık bir fark kalmamıştır.” Aynıdır, aynı hükümde, aynı titizlikte. Herkese kendi evladı gibi titiz bakıyor. Dokuzuncu özelliği; “Bilhassa kendi zamanında ihtiyaç hissedilen gaibi ilimlere vukuf bulunması.” Yani gelecekte olan olayları hadislerden ve Kuran’ın ayetlerinden çok iyi biliyor, neler olacağını ileride. “Çünkü ancak o sayede yeni yeni zuhur edecek meseleleri halledebilir.” Yani ileride ne olacağını bildiği için Allah’ın dilemesiyle ona göre tedbir alıyor. “Yukarıda arz ettiğimiz gibi Hz. Mehdi (a.s.) kıyasla hüküm etmeyecek.” Kıyas kalkıyor. Hz. Mehdi (a.s.)’da kıyas yok. “Çünkü kıyas birçok meselenin meydana gelmesini intaç eder ki, bu kulları zor duruma sokar.” Bak şimdi çok hayati bir konu açıklanmış burada bakın, “Çünkü kıyas birçok meselelerin meydana gelmesini intaç eder.” Bir sürü hüküm, karmakarışık hükümler, yeni yeni hükümler, insanların içinden çıkamayacağı bir din anlayışı gelişir o zaman diyor. Yani binlerce yeni hüküm Mehdi (a.s.) bunu kabul etmiyor. Çünkü bak diyor ki; “Bu kulları zor duruma sokar.” Çünkü din kolaylıktır. Kolaylık dinidir bizim dinimiz. Cenab-ı Allah ayette söylüyor; “Hz. İbrahim’in dini gibi kolay, Allah sizin için zorluk dilemez” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah sizler için kolaylık diler” diyor. Yani dinin kolaylaştırılması Allah’ın emridir. Zorlaştırılması da şeytani bir hareket olur. “Oysa İslam’da esas olan tahviftir.” Bakın en muteber İslam alimlerinden El Berzenci’nin eserinde Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinden istifade ederek bu konu açılıyor bak; “Oysa İslam’da esas olan tahviftir.” Hafifletme, ibadetleri kolay hale getirme, dini kolay hale getirme, hayatı kolay hale getirme. “Bu sebepledir ki, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyururlardı: “Size terk ettiğim hususlarda beni baş başa bırakın.”” Bak; “Size terk ettiğim hususlarda beni baş başa bırakın.” Yeni yeni hükümler çıkarttırmayın, bana soru sormayın. Geliyorlar mesela sahabeler, şu nasıl olacak, bu nasıl olacak? Nasıl biliyorsanız öyle yapın diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani hür olun, özgür olun yeni yeni konular çıkarmayın. Çünkü ben söylersem diyor o hüküm olur artık. Ve yapmak durumunda kalırsınız. Onun için bana sormayın, özgürce yaşayın diyor Peygamberimiz (s.a.v.) bak; “Size terk ettiğim hususlarda beni baş başa bırakın.” Çünkü önemli bir şey ise zaten ben uyarırım söylerim diyor. Ama söylemediysem hüküm çıkartmaya kalkmayın ve bunda zorlamayın diyor. “Böylece fazla hüküm ve teklif gelmemesi için kendisine çok soru sorulmasından hoşlanmazdı”. Bak; “Fazla hüküm ve teklif gelmemesi”, şimdi olan nedir? Çok fazla hüküm ve teklif meydana gelmiştir. O yüzden de hurafelerde ayrı çıkmıştır, uydurma izahlar çıkmıştır. Din bambaşka bir şekle sokulmuştur. Ve dünyada Müslüman aleminin çektiği acıların kökeninde bu vardır. “Ancak Hakkın ona emrettiği meseleleri tebliğle yetinirdi” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bak; “Allah’ın ona emrettiği meseleleri tebliğ ile yetinirdi” daha fazla değil. Yani mühim ve hayati konuları Allah söylüyor onun dışında Müslümanları serbest ve rahat bırakmak lazım. “Madem ki Hz. Mehdi (a.s.) Resulullah (s.a.v.)’ın izinde olacak ve hataya düşmeyecek, öyleyse tıpkı Allah’ın Resulü gibi varlıklara karşı son derece merhametli olması gerekir”. Bak merhametli değil, son derece merhametli. Bütün varlıklara kedilere, köpeklere, balıklara, insanlara, çocuklara, kadınlara hepsine. “İşte bu dokuz hasletin Hz. Mehdi (a.s.)’da bulunması gerekir. Peygamberimiz (s.a.v.) sağlığında sadece Hz. Mehdi (a.s.)’ın yanılmayacağını beyan etmiş ve diğerleri hakkında sükut buyurmuşlardır.” Yani diğer hiçbir, Hz. Ebu Bekr (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.), Hz. Osman (r.a.), Hz. Ali (r.a.) ve diğer çıkacak bütün, sonradan çıkacak bütün veliler hakkın da, hiçbiri hakkında Peygamberimiz (s.a.v.) masum olacaktırlar dememiştir. “Sükut buyurmuşlardır”. Peygamberimiz (s.a.v.) sağlığında sadece Hz. Mehdi (a.s.)’ın yanılmayacağını beyan etmiş. Hadis ile sabit “Yanılmayacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Ve diğerleri hakkında sükut buyurmuşlardır.” Akli değeri bizlere Resulullah (s.a.v.)’in masumiyetini bildirmiştir. Ona varis olan hataya düşmeyecek kişinin böyle olması elbette akıl ve mantığın vazgeçilmez icabıdır. Hz. İsa (a.s.) onun zamanda Dimeşk Mescidi’nin doğusundaki beyaz minareye insanlar ikindi namazında iken inecektir”. Şimdi bakın, bunu da bir kısım şahıslar yanlış anlıyorlar. Şam çok geniş bir alandır. Çok geniş bir coğrafyaya Şam deniliyor. İstanbul da dahil, Anadolu da dahil, Şam denir. Bak, “Mescidin doğusundaki beyaz minareye” demek ki, “Yüksekçe bir ev, yüksek bir yer. Öyle bir binaya gelecek” diyor. o kadar, biz bunu anlıyoruz. Çünkü minare demek? İlk akla gelen yüksekliktir. Yüksek bir yapı, her yere sesin duyurabildiği, yüksekten görülebilen bir yer. “Yüksek bir yere gelecek, insanlar ikindi namazındayken inecektir. İmam çekilip onu öne geçirecektir, o da insanlara imamlık yaparak Hz. Muhammed (s.a.v.) şeriatı üzerine namaz kıldıracaktır”. Ama tabii burada, şimdi tembih burada açıklıyor Berzenci Hazretleri; “Bu hadisin taşıdığı anlam, Hz. İsa (a.s.)’ın sabah namazında, bu senin için ikam edilmiş diyerek Hz. Mehdi (a.s.)’ye iktida edeceği belirtilen hadislere ters düşmez”. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’a namaz kıldıttırıyor Hz. Mehdi (a.s.) dünyanın imamı oluyor. Bütün dünyaya lider oluyor. Hz. Mehdi (a.s.) lider olduktan sonra Hz. İsa (a.s.)’ı imam olarak tayin ediyor. İmam olarak tayin edince tabii ki namaz kıldırır. O tayininden sonra ki olaydır bu, “Beyaz minare’de” Hz. İsa (a.s.)’a namaz kıldırması. Hz. Mehdi (a.s.)’ın imamlığı sabit oluyor. Dünyanın lideri olduğu kabul ediliyor. Hz. İsa (a.s.) da bunu tasdik ediyor. Dünyanın, bütün dünyanın lideri olarak o çeşitli kişilere imamlık veriyor. Hz. İsa (a.s.) da onun baş veziridir ona da imamlık veriyor, inşaAllah. O da namaz kıldırıyor. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Ahir zamanda beyaz minareler yapılacağını bilmesi zaten bir mucizedir. 1400 sene sonra yapılacak beyaz minarelerden bahsetmiş olması, beyaz minareli bir yerde namaz kıldıracağını söylemesi Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir mucizesidir. Çünkü o zamanda minare yoktu. Ama “Hz. İsa (a.s.) minareli bir yerde namaz kılacak” diyor. Bu şaşırtıcı, hayret verici bir şey. Bu bir mucizedir, inşaAllah. Demek ki, ya İstanbul’da, ya Kudüs’te böyle bir yerde Hz. İsa (a.s.), yani Şam denilen bölge içerisinde, artık neresi ise oradaki bölge, orada beyaz bir minaresi olan bir camide namaz kıldıracağı söyleniyor. Bu bir mucizedir, inşaAllah. Berker’im sen başka ne anlatacaksın?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Dinin kolay olduğu ile ilgili ayet okuyorum Hocam, inşaAllah. Hac Suresi, 78. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım. “O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi).”
ADNAN OKTAR: Allah bize bir güçlük yüklemiyor. Ama yobazlar ne yapıyor? İlaveler, eklerle dini içinde çıkılmaz hale getiriyor. Peki yobaz kendisi uyguluyor mu? Asla, yobazın özelliğidir bol bol uydurur, kendi de uygulamaz. Yobazdan kastım münafıklar, münafıklar inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Allah şöyle buyuruyor Hocam ayette, Hadid Suresi 27, şeytandan Allah’a sığınırım. Dediğinizi, “Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik)” diyor Allah, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şimdi.
ALTUĞ BERKER: Hocam sevdiğiniz bir köpek vardı onu gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR: Bakayım şu köfteye bir.
“Selamün aleyküm iyi akşamlar. Atatürk yobazlığı kaldırdı ve bu şekilde Hz. Mehdi (a.s.) gelmesine zemin hazırladı dediniz. Yobazlığın tarifini yapar mısınız lütfen?”
Yobazlık tarifi şudur; Kuran’da münafık ayetlerini açar bakarsa kardeşimiz, bak dün de açıklamıştım. Münafığın ana özelliği, Kuran’ın yetersiz olduğuna inanır. İlave hurafenin mutlaka gerektiğine inanır. Hurafeleri ekledikten sonra, kendi de yapmaz, başkasına da yaptıttırmaz. Ve dinin içinden çıkılmaz bir şey olduğunu söyler. Bende yapamam, sende yapama mantığını geliştirir. Dolayısıyla bir süre sonra insanları dinsizliğe çeker ve dinsiz olur. Ama o arada dini kullanır, münafığın özelliği budur. Allah’ın hikmeti bak, Atatürk burada o kadar mükemmel söylüyor ki bak; “imansız Hocalar” diyor. Ne kadar net açıklama bakın, Atatürk’ün en nefret ettiği adamlardır bunlar bakın “İmansız Hocalar.” Mesela bir konuşuyor anlıyor yalaka olduğunu, üçkağıtçı, sahtekar olduğunu Atatürk. Müthiş nefret ediyordu öyle tiplerden, sahtekar tiplerden. Münafık olduğunu anlıyor. Samimi Müslümanlara karşı, müthiş bir sevgisi vardı Atatürk’ün. O Börekçi Hoca olsun, Mevlana Mevlevi tarikatının şeyhi olan o muhterem Hocaefendi olsun, birçok alim, birçok büyüğe karşı müthiş sevgi ve saygı göstermiştir Atatürk.
“Atatürk’ün Peygamberimiz (s.a.v.)’i öven sözlerini zikrettiniz. Atatürk bunları nerede söylemiştir? Kaynaklarını verirseniz çok seviniriz”.
Kaynaklarını demin göstermiştim bir daha göstereyim. Bak, şu kitaplarımı alır okursa kardeşlerimiz veya internetten indirsinler. Bir, iki ama özellikle internetten ücretsiz indirebilirler ve üç. Eğer Atatürk olmasaydı, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkması olmazdı. Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkması için Allah Atatürk’ü önce göndermiştir, sonra Hz. Mehdi (a.s.)’ı göndermiştir. Çünkü Atatürk müthiş denecek anlamda zemin hazırlamıştır. Yoksa o kargaşa, o zorluk ortamında, o münafıkane ortamda Hz. Mehdi (a.s.)’ın faaliyet yapması adeta imkansız olurdu, inşaAllah.
“Hocam Cübbeli Facebook’ta seks konularında yaptığı konuşmalar rekor kırıyor. Ama Hz. Mehdi (a.s.)’dan hiç bahsetmiyor. Birkaç kere mesaj yolladım ve bana gelen mesaj; “Böyle şeylerle uğraşmayın, sağlığınız bozulur” diyor, Hocam iyi akşamlar”. Yunanistan’dan yazmış kardeşimiz.
Cübbeli’yi ben insanlara tanıtmada bayağı başarılı oldum. Bak, insanlar da aradıkça, inceledikçe net olarak anlattıklarımı görüyorlar.
“İyi yayınlar 2025’de Türk İslam Birliği olmazsa ya da daha erken hangi tarihi veriyorsanız o tarihte Türk İslam Birliği olmazsa o zaman ne yapacaksınız? Eğer Türk İslam Birliği olmazsa size inanların imanlarında bir azalma olmayacak mı? Bu mesuliyeti kaldırabilecek misiniz? Türk İslam Birliği’nden kastınız nedir? Hz. Mehdi (a.s.)’ın geldiğini iddia ediyorsunuz, ne kadar sürede misyonunu tamamlayacak ve o süre içinde hiçbir şey olmazsa ne yapacaksınız? Fatih.”
Fatih şimdi Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir tek Hz. Mehdi (a.s.)’ın geleceğini bildirmemiş ki. Hz. Mehdi (a.s.)’dan önce deccalin geleceğini bildiriyor. Deccal geldi, gördük. “Süfyan gelecek” dedi, onu da gördük. Ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın ön alametlerini söyledi. Fırat’ın suyunun kesilmesi, Kabe’de kan akıtılması, on beş gün arayla Ay ve Güneş tutulması ve diğer bütün alametler. Şimdi bunların hepsi oldu mu? Oldu. İslam ülkelerinde Türk İslam Birliği için yoğun bir faaliyet, ilk defa bak son yüzyılda en yoğun şekilde geldi mi? Geldi. Türk aleminde birleşme için yoğun bir faaliyet, ilk defa bu son yüzyılda en yüksek dereceye geldi mi? Geldi. Peki, bu durumda Peygamberimiz (s.a.v.)’in söylediği olayların %70, %80’ni oluşmuş. Şimdi böyle bir durumda, Mehdiyet gerçek mi? Türk İslam Birliği gerçek mi? Hadisler gerçekten çıkıyor mu, nasıl diyelim? Sıradan hepsi olmuş bakın, deccal çıkmış, Süfyan çıkmış, Kenane çıkmış, topal adam çıkmış, İstanbul’daki Peygamberimiz (s.a.v.)’in İstanbul’da çıkacağını söylediği azılı yobaz, üçkağıtçı, münafık Hoca o da çıkmış. Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı mücadele verecek olan, üçkağıtçı Hoca çıkmış. Peygamberimiz (s.a.v.)’in 150 tane hadisi çıkmış. Geriye ne kaldı? Geriye çok az bir şey kalmış oluyor. Bu kadar olayın, 100 olayın, 90’ı çıktıysa konu bitmiştir. Geriye artık detaylar kalıyor. 10 yıl beklersen onu da göreceksin.
ALTUĞ BERKER: Hocam siz daha iyi biliyorsunuz, inşaAllah. Şam kelimesi Arapça’da sol anlamına geliyor. Eskiden beri Hicaz Bölgesi’nin, sol tarafında kalan ülkeleri ifade ediyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hicaz Bölgesi’nin sol tarafı. Tamam çok geniş bir alan, çok geniş bir coğrafya anlamına geliyor, inşaAllah. Biz ayrıca İslam ahlakının hakimiyeti için gayretle mükellefiz. Mesela Resulullah (s.a.v.) İslam’ı, Kuran’ı yayıyordu. Allah dedi, Allah seni isterse “Vefat ettiririm” dedi Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Kuran ayeti var, “Vefat ettiririm”. Ama din mutlaka hakim oluyor. Bir tereddüt olmuyor. Ama şimdi kardeşimizin vesvesesi şuna benziyor; “Ya Allah yoksa, ya Ahiret yoksa, ya İslam ahlakı hakim olmazsa”, şimdi bu laf mı? Ben “90 tane olay çıktı” diyorum, “10 tane olay kaldı geriye” diyorum. 90 olduğunda zaten olay bitmiş. Ana çatısı bitmiş olayın, Peygamberimiz (s.a.v.)’in vaat ettikleri olmuş mu, olmamış mı? Olmuş. Geriye 10’luk kısım kalmış, onu da beklerlerse onu da görecekler.
“İsmim Carlos, selam olsun Adnan Bey” aleyküm selam. “Ben Londra’da doğup büyüyen Rum bir ailenin çocuğuyum. Kendim Ortodoksum. Hristiyanlık ile Müslümanlık arasında ne fark vardır? Benim bildiğim kim tek taraflı dinlere inanırsa hepsi aynıdır. Ben İsa Mesih (a.s.)’ın öğrencisiyim ve onun yolunu takip ediyorum. İlk defa sizden Hz. Mehdi (a.s.)’ı duydum. Hz. Mehdi (a.s.) kimdir? Ben bu yaşıma kadar hiç böyle bir şey duymadım açıkçası. Müslümanlık hakkında bir bilgim yok. Bana Mesih İsa (a.s.)’yı ve Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatır mısınız? Kıyamet gününün geldiğini söylüyorsunuz, bunu nasıl anlıyorsunuz? Özel güçleriniz mi var? Tek yaratan Allah’ın selamı üzerinize olsun.” Aleyküm selam.
Özel gücüm hadisler, Kuran, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri ve Kuran. Ama bu çok geniş bir konu. Benim siteme kardeşim, bir ziyaret yapsın. Ahir zamanla ilgili, Mehdiyet ile ilgili. Çok geniş kapsamlı açıklamalarımız var. Oradan bu konuları çok detaylı öğrenebilir. Ben şimdi anlatmaya kalkarsam sabaha kadar devam eder.
“İmam Rabbani Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.)’ın Nakşi Tarikatı’ndan olacağını söylüyor, buna ne dersiniz? Metin”.
Bilakis Hz. Mehdi (a.s.) nübüvvet yolundandır. Herhangi bir tarikata mensup değildir. Ama muhtemeldir ki şöyle olabilir, bir Nakşi mürşidin sohbetinde kemale gelir. Ama o tarikattan olmasını gerektirmez, onu açıklamışlar zaten. İmam Rabbani açıklamaları var. Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın tam ilmihallerine bakarsa orada da görür. Bir mürşidi kamilin sohbetinde, muhtemelen bir Nakşi mürşidin sohbetinde bulunur. 5 dakika, 2 dakika da olabilir. O artık oradan kendisi kemale gelip, nübüvvet yolundan yoluna devam eder. Dolayısıyla bir aracıya, bir mürşide ihtiyacı yoktur. Cübbeli’nin tarikata mensup olmayacağına dair Hz. Mehdi (a.s.)’ın açıklamasını gösterin.
ALTUĞ BERKER: Hocam kardeşimiz sitenize, internet sitenize HazretiMehdi.com sitesine girip buradanöğrenebilir inşaAllah, ekranda gösterdiğimiz.
VTR
ADNAN OKTAR: Evet. Bak, Cübbeli burada gayet güzel açıklamış. Hz. Mehdi (a.s.)’ın medrese eğitimi yoktur. Bir kere Arapça bilmez. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadisde onu belirtmiş. Arapça bilmez, medrese eğitimi de almış değil. Onu Cübbeli de söylüyor. Herhangi bir Hocanın eğitiminden geçmiş bir insan da değildir. Medrese anlamında, medresede herhangi bir Hoca eğitiminden geçmemiştir. Dolayısıyla bir tarikata da bağlı bir kişi de değildir. Sofi tabir edilen herhangi bir kişi de değildir. Veyahut bir tarikat şeyhi de değildir. Çünkü nübüvvet yoluna ilerliyor, İmam Rabbani bunu çok açık izah etmiştir. Bütün tarikatlar, şeyhler ona bağlıdır, o hepsinin üstündedir. Nakşibendi, Kadiri, Şazeli tarikatların tamamı kalkmıştır. Hz. Mehdi (a.s.) devrinde zaten bunu şeyh efendilerin hepsi ortak olarak açıklıyorlar. Dolayısıyla feyizler, bereketler ve hidayet Hz. Mehdi (a.s.)’dan, Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın vesile etmesiyle dünyaya yayılmaktadır. Onun bir tarikata mensup olması düşünülemez, Cübbeli’nin anlattığı da doğru. Dolayısıyla bu iddia yanlıştır ama bir şeyh efendinin, muhtemelen bir Nakşi Şeyhi’nden bir mürşitin sohbetinde kemale gelmiş olması makul. O ayrı bir konudur. Zaten o şekilde açıklıyor İmam Rabbani Hazretleri.
SUNUCU: Ağzınıza sağlık Hocam, yüreğinize sağlık.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
SUNUCU:HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize Ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza 00:30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar Tv, Kütahya Destan Tv, Uşak Art Tv, Tokat Turhal Tv ve Radyo, gazeteoku.com, haber58.com, haberhilal.com, islaminesil.com, selamhaber.com, 8sutun.com ve harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv ve Kaçkar Tv’den takip edebilirsiniz.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...