SUNUCU: Kaçkar TV’den devam ediyoruz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Güzel başlamak istiyorum inşaAllah. Berker Hocam’a müracaat edeyim.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, inşaAllah. Bu gün Hakan Albayrak Yeni Şafak’tan “Neo Osmanlı” meselesi konu edinmiş Hocam. Başlığı o şekilde. Yazısında “Türkiye’nin bölgesel bütünleşme siyasetinin bölgede birlik oluşturma çabalarını ‘Neo Osmanlı’ diye nitelendirmek hakkaniyetli olmuyor.” demiş. “Batılılar bu ifadeyi bir kaygıyı, emperyalist bir düşünceyi ifade etmek için olumsuz anlamda kullanıyorlar. Sanki Türkiye emperyalist ve baskıcı bir güç oluşturmak istiyor gibi bir hava oluşturmak istiyorlar.” demiş. “Bizdeki Numan Kurtulmuş gibi siysetçiler bile bu oyuna geliyorlar. Oysa yaşananlar emperyalizmden uzak, iş birliği, dostluk, yakınlık, kardeşlik temelli.” demiş. Siz de bu yönde açıklamalar yapmıştınız yıllardan beri Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Zamanında eğer bu sistemi oturtmuş olmasaydık, adamlar “neo Osmanlı”, “ne o komşu?” gibisinden böyle bir üslup geliştirmişlerdi. Fakat artık bunu diyemiyorlar. Yani bizim anlattığımız Türk-İslam Birliğ’nin saf sevgiye dayandığı, kardeşliğe dostluğa dayandığı açık. Bahane de bulamıyorlar, kusur da bulamıyorlar. Olay tam anlamıyla oturdu. Çünkü herkesin sevineceği, beğeneceği bir yapı Türk-İslam Birliği.
ALTUĞ BERKER: Evet. Sayın Cumhurbaşkanımız da o yönde bir cevap vermiş Hocam gazetecilere. Gazeteci İsmail Küçükkaya söylüyor onu. “Yeni Osmanlıcılık peşinde misiniz?” diye sormuşlar gazeteciler İngiltere’de Cumhurbaşkanımıza. “O da bunlar gerçekçi değil. Elbette geçmişimizle gurur duruyoruz ama geçmişimize takılı kalmıyoruz. Bölgemizde barış ve istikrar istiyoruz. Çabamız bunun için.” demiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Bizim anlattığımız Türk-İslam Birliği’ne hiçbir bahane bulamazlar. Sadece güzellik bulacaklardır, iyilik bulacaklardır, hoşluk bulacaklardır. Başka bir şey bulamazlar. Ve engellenebilecek gibi de değil Türk-İslam Birliği. Yani muhalif bir düşünce komünist bile olsa, dinsiz bile olsa bu kötüdür, bunu yapmayın diyeceği gibi bir sistem yok. Her yönden mükemmel, sağlıklı, güzel bir sistem. Bütün insanlığın kurtuluşu için, toplumun kurtuluşu için, yani katı ırkçılıktan uzak. Böyle katı ümmetçi düşünce de hakim değil, çünkü bazı görüşler var. İslam’ın dışında hiçkimseye hayat hakkı tanımayan bir sistem, öyle değil. Türk-İslam Birlği’inde Hıristiyan da, Musevi de, dinsiz de son derece rahat yaşar ama katı sistemlerde acımasız bir baskı politikası olur. Bu yok işte Türk-İslam Birliği’nde. Hangi ırktan olursa olsun, hangi dinden olursa olsun Türk-İslam düşüncesinin sıcak ikiliminde son derece huzurlu, güven dolu, İslam’ın sıcaklığıyla en güzel hayatı yaşayacaklardır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Cengiz Çandar’ın Radikal’de bir yazısı vardı Kılıçdaroğlu üzerine. Kürtlere yönelik hiçbir söyleminin olmadığını söylüyor Kılıçdaroğlu’nun ve Kürtlerle ilgili sorunlardan kaçmasının oldukça garip göründüğüne dair bir eleştiri yazısı yazmış Hocam Cengiz Çandar.
ADNAN OKTAR: Kürtlerle ilgili ne sorun olacak? Kürtler bizim kardeşimiz, canımız ciğerimiz. Bizim parçamız onlar. Türk-İslam Birliği oldu mu, Kürt de rahat eder, laz da rahat eder, Çerkez de rahat eder, hepsi rahat eder. Hepsi bizim görüşümüze göre zaten hars anlamında hepsi Türk’tür. Evet.
ALTUĞ BERKER: Özdemir İnce - Hürriyet’ten; “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde Türkiye’nin yüzünü batıya döndüğünü ve İslam’ın ülkeyi geri bırakmasına izin verilmediğini yazmış. Ancak 1950’den sonra, yani sağ muhafazakar partiler iktidara geldikten sonra tekrar eskiye dönüldüğünü ve Türkiye’nin yeniden İslam ahlakı dünyasının travmasına sahip çıkarak ilerleyemediğini” yazmış Hocam. Ak Parti’nin de bu gerici politikayı devam ettirdiğini söylüyor.
ADNAN OKTAR:Türkiye’nin ilerleyememesinin tek nedeni vardır, Darwinizm, materyalizmdir. Mesela Rusya’da bilim, sanat gelişmedi. Tek sebebi materyalist düşüncedir, Darwinizm’dir. Dünyada da bilim gelişmiyor şu an, sanat gelişmiyor. Gelişiyor dedikleri yeri bana bir göstersinler. Bütün dünyayı öldürdü Darwinizm, materyalizm. İnancın hakim olduğu yıllarda sanat en yüksek noktaya çıkmıştır, Hıristiyanlık’a da öyle. Batıl bile olmuş olsa inançları, inancın olduğu toplumlarda sanat en yüksek dereceye çıkmıştır. İnancın olmadığı heryerde de bilim ve sanat ölmüştür. Bunu açsınlar, tarihe baksınlar hemen görecekler. Evet.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah. Hocam müsade ederseniz yeni bir fosil bulundu, 360 milyon yıllık karides fosili. Amerika Oklahoma’da bulundu Hocam yeni karides fosili. Daha önce bulunan en eski karides fosili 245 milyon yıllıktı, malumunuz. Siz daha iyi biliyorsunuz, inşaAllah. Bu özelliği ile en eski karides fosili oldu. Fosilin yaşının yanı sıra dikkat çekici özelliği, tam anlamıyla korunmuş olması. Hatta kuyruk kısmında bulunan kasların tümü fosil üzerinde görülebiliyor Hocam. Bilimadamları bu durumun fosillerde oldukça nadir olduğunu belirtiyorlar. Canlılığının tam belirgin yapısı karidesin, günümüz karidesinden tamamen farksız. 360 milyon yıl önce yaratıldığı gibi hiç değişmeden, evrimleşmeden aynen yaşıyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hani evrim vardı? Bak şu sırf karides bile olayı bitiriyor. Bak 360 milyon yıl. Yani değişsin, son derece normal. Değişebilirdi ama Cenab-ı Allah’ın hikmeti, hiçbir şekilde değişiklik yok. Olduğu gibi kalmış. 350 milyon delilden bir tanesi bu sadece. Bunun gibi 350 milyon adet delil var. Evet, Berker’im seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Hasan Cemal - Milliyet’ten; bir yazısı vardı Hocam. “Türkiye’nin yurt dışında imajının geçmişe nazaran çok olumlu yönde geliştiğini” söylüyor inşaAllah. Gittiği yerlerde gördüklerinden örnekler vererek bunu anlatmış Hocam. “Eskiden negatifti.” diyor. “Şimdi artık devlet büyüklerimizin dili negatif değil, pozitif. Neyin nasıl yapılabileceğini anlatıyoruz. Yani sorunun değil, çözümün parçası olan bir üslup sergileniyor. Bu nedenle sözü daha çok dinlenen bir Türkiye sahneye çıkıyor.” diye övmüş Hocam itibarımızı Türkiye’nin, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi aydınlarımız yavaş yavaş gerçeklere teslim olmaya başladılar, direnemiyor. Mesela Hasan Cemal normalde böyle bir şeyi söylemez diye bilinir ama söylüyor işte. Gerçekler karşısında kimse direnemiyor. Onu gören başkaları da kabul edecektir. Aydınizm, Aydınist düşünce. Veyahut Doğanist diyelim. Doğanizm bu kadar, buraya kadarmış yolu demek ki inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Milliyet Gazetesi’nden yine Mehmet Tezkan Ak Parti’nin sadece üniveristeye türbanla girme serbestisi üzerinde durduğunu, ancak türbanlıların sosyal alandaki iş bulma ve diğer sıkıntıları ile ilgilenmediğinden bahsetmiş. CHP’nin bu konulara da eğildiğini ve bunun doğru bir politika olduğunu yazmış. Ayrı bir konu olarak da CHP’nin anca bölünerek büyüyeceğini söyleyen kişilerin CHP’yi yanlış yönlendirdiği konusunu ele almış Hocam.
ADNAN OKTAR: CHP’ye bir şey olmaz, merak etmesin ama tabii türbanlı hanımların her yerde sevgi ve saygı görmesi çok önemli. Şefkat görmeleri çok önemli. Başı açık hanımlara yapılan baskı da çok kızdırıcı ve çok çirkindir. Başı kapalı hanımlara yapılan baskı da çok çirkin ve çok yanlıştır. Her iki taraf da bizim canımız ciğerimiz kardeşlerimizdir. Hepsi çok değerlidir. Her yerde türbanlı olsun, türbansız olsun sevgiye ve saygıya layık. Seçkin insanlarımızdır. Onları korumak kollamak hepimizin vazifesidir. Bilakis özellikle, mesela başı açık hanıma iş vermiyorlarsa, özellikle başı açık hanıma orada iş vermek lazım. Türbanlı hanıma iş vermek istemiyorlar mı? Aksine, özellikle türbanlı hanıma iş vermek lazım. Hatta böyle kilit noktalara getirmek lazım. Tam aksini yapıp bu fitneyi kırmak gerekiyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Star Gazetesi’nden Ergun Babahan “Asıl sorun solun muhafazkarlaşması” başlıklı bir yazı yazmış. Türkiye’nin muhafazakarlaştığını, sadedece sağın değil, solun da muhafazakarlaştığını anlatmış. Türkiye’de solun uygarlık tarihinin karanlık dönemleri gibi bir süreçten geçtiğini söylemiş. Dünyadan Tony Blair, Bill Clinton gibi liderlerin seçim kazanmalarının aslında, sol görünümlü sağın zaferleri olduğunu yazmış. “Türkiye’deki sol değişimden korkuyor, her türlü gelişimden korkuyor” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama Türkiye’deki sol da, CHP’de de biz artık sağ parti deriz. Çünkü Darwinizm materyalizmin yıkıldığı bir Türkiye’de soldan artık bahsedilemez. Dünyada da solun yıkılmasının nedeni Darwinizm’in, materyalizmin yıkılmasıdır. Yani bu son 10 yılda, hatta son 5-6 yıldan beri bu olaylar olmaya başladı. Yaratılış Atlası’nın ağır bombardımanından geriye kalan bunlar oldu işte. Yani adı sol olan ama sağ olan partiler meydana geldi Avrupa’da. Avrupa’da Darwinizm’in yıkılmasıyla alakalıdır bu, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam. Vesilenizle inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Evet Berker Hocam başka neler var?
ALTUĞ BERKER: Nail Güreli’nin bir yazısı vardı Milliyet’te. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti yaptıkları bir basın toplantısının açıklamasında, Ak Parti’yi eleştirerek hükumetin muhalif basını sindirme, hatta yok etme çabası olduğunu ve Oktar Ekşi olayının da bunun örneklerinden biri olduğunu dile getirmişler.
ADNAN OKTAR: Oktay Ekşi, normal emekliliği gelmiş bir amcaydı ve emekli oldu. Bunun niye bu kadar üzerinde duruyorlar? Adamcağız 80 küsur yaşında, ayakta duramıyor artık. Gazeteye gidip gelecek hali yok adamın. Bir bahane gerekiyordu, onu bahane etti ayrıldı gazeteden. Bir de kimse okumuyordu onun yazılarını. Hatta bak o yazdığı yazıdaki hakareti üç gün kimse fark edemedi. Gazetenin okunmadığının en açık delili bu. Bak Türkiye’de kimse fark edemedi aşağı, yukarı. Üç gün sonra farkına varıldı. Hiç kimse okumuyor yazılarını.
ALTUĞ BERKER:Doğru Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Normalde ilk gün fark edilmesi gerekiyor. İlk gün hemen bunlara reaksiyon gösterilmesi lazım. Günlerce farkına varılmamış, bir ara birisi tevafuken fark etmiş, burada acayip bir söz ediliyor diye, ondan sonra olay ortaya çıktı. Hakikaten ben de öyle, dedemi gördüğümde ben direk geçerim, yani hiç kimse okumaz genellikle. Hep aynı nakarat, aynı konular, aynı sinirlilik, aynı gerginlik. Bakın ben halkımın, milletimin dikkatini çekiyorum, baksınlar. Aydın Doğan medyasındaki yazarlara bir baksınlar, meşhur bu, klasik ağır toplara. Bunların hiç sevgiden bahsettiği görülmüş mü, şefkatten, böyle kuşlara, çiçeklere, böceklere, insanlara olan sevginin öneminden, merhametin öneminden, affediciliğin öneminden, dostluk ve kardeşliğin öneminden hiç bahsettikleri görülmüş mü?
ALTUĞ BERKER:Hayır.
ADNAN OKTAR:Hep sertlik, hep sert ifadeler, hep Müslümanlara karşı keskin ifadeler, soğuk, buz gibi bir üslup. Sonunda da Allah işte bu hale getiriyor onları.
ALTUĞ BERKER:Doğru, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Mehmet Barlas Sabah Gazetesi’nde, “siyasette medyada yeni bir üslup gerekiyor” diye bir yazı yazmış Hocam. “Hem medyada, hem siyasette sabah kalkıp bugün kime bulaşayım, kimi aşağılayayım, kime hakaret edeyim diye bir kitle var. Bu bir ruhsal bozukluktur” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:İşte bak o da daha yeni uyandı Mehmet Barlas. Bak benim konuşmalarımdan sonra uyandı ve benim konuşmamın başka şeklini, başka cümlelerle ifade etmiş oluyor. Birebir benim anlattığım konuları aktarmış. Bak yıllardan beri olan bu belayı görmemiş şu ana kadar. İyi bir insan, ben Mehmet Barlas’ı beğenirim. Şefkat duyduğum bir insan. Ama o da bu vakte kadar sesini çıkarmamış bir insan. Ben bu konunun üstüne gittikten sonra olay gündeme geldi. Bu doğru, yani beni anlattığı konu doğru. Mesela gazete alan insan, benim aleyhimde bir haber çıkacak mı, kimin aleyhine konuşacak, kime hakaret edecekler, kime saldıracaklar, yani gerilim içerisinde. Gazete başlığını bir okuyor adam sabahleyin, kasılıyor millet, yani yine bir olay çıkacak gibisinden. Ya bir topluluğu, ya bir insanı, ya bir mesela devletin mühim bir görevlisini böyle alaşağı edecek güya, çok keskin, sert, bozuk ifadeler. Ve insanlar genellikle de korkuyla okuyor gazeteyi okurken. Mesela köşe yazısını okurken acaba kime vuracak, kimin aleyhinde konuşacak. Ne sevgi görebilirsin, ne şefkat, ne merhamet, ne dostluk, ne sıcaklık. Hiç Oktay Ekşi’nin yazısına bak, senelerden beri okursunuz. Hiç bu tarz sevgiyi, şefkati, dostluğu, muhabbeti ifade eden, böyle coşkulu sevinci ifade eden, bayram günü gibi bir toplumun özlemini ifade eden, bütün Türklük aleminin kurtuluşunu, İslam aleminin kurtuluşunu ifade eden bir söz göremezsiniz. Soğuk, buz gibi 1940’ların üslubu vardır. Kemikleşmiş, sert bir üslup, soğuk bir üslup. Allah bir vesileyle bunların etkisini ortadan kaldırıyor ve insanlar bunlara karşı uyandı ama internetin tabii bunlara karşı çok büyük etkisi oldu. Günlerden beri anlattığım konuya Mehmet Barlas ta dikkat çekmiş ama daha düz, daha anlaşılır, daha net de konuşabilirdi. Yani bu kadar kapalı bir üsluba gerek yok. Daha sarih ifade edebilir, ne mahsuru var?
ALTUĞ BERKER:Siz 2007’den beri Hocam, dergilerden birisine kapak makaleniz vardı. Siyasetçilerin ılımlı üslup kullanmasıyla ilgili, üç seneden beri söylüyorsunuz o gerginliğin olmaması için.
ADNAN OKTAR:Tabi yazarların, siyasetçilerin evet.
ALTUĞ BERKER:Ruşen Çakır yazmış Hocam Vatan Gazetesi’nde, “Siyasette şu anki en önemli konu AK Parti ile MHP arasındaki kavgadır. CHP değildir” demiş. “Seçimlerin kilit partisi MHP olacak ve yarış AK Parti ve MHP arasında geçecek” diyor. “Erdoğan’ın konuşmaları da bu açıdan dikkat çekici, Başbakan MHP yönetimiyle, MHP tabanını sürekli birbirinden ayıran bir üslup kullanıyor ve MHP tabanına muhabbetle yaklaşıyor, onları övüyor. MHP yönetimini de milliyetçi, muhafazakar değerlerden uzaklaştığı için eleştiriyor. AK Parti ve MHP tabanı iç içe olduğu için bu çok akıllıca bir yöntem. Zaten referandumda da MHP tabanının hayır demeye kolay ikna olmaması bunun delili” demiş. “Bir de Başbakan Erdoğan: “MHP barajı geçmeme korkusu yaşıyor” sözlerinden Bahçeli’nin çok rahatsız olduğunu” yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:MHP daha önce bir barajı aşamamıştı. Ama MHP her zaman Türkiye’nin büyük partisi olarak görevini sürdürüyor. Bir de barajı aşamaması diye bir konu olmaz zaten, MHP çok rahat barajı aşar. Düşünce olarak, görüş olarak Türk-İslam Birliği’ni savunan ehemmiyetli bir parti olduğu için, Mecliste ehemmiyetli şekilde temsil edilmesinde MHP’nin her zaman faydası vardır. Gönlümüz istiyor ki Büyük Birlik Partisi mutlaka meclise girsin, mutlaka. Hatta bir grup oluşturacak şekilde girsin ve Saadet Partisi de meclise girsin, bu çok güzel olur, inşaAllah. Seçime daha var ama ideolojisi olan, düşüncesi olan partiler genelde küçülmezler. Yani hiçbir amacı olmayan, rengi olmayan partiler yok olup, küçülürler. MHP’nin bir düşüncesi var, çok hayati bir düşünce, Türk İslam Birliği. Böyle bir partinin küçülmesi, yok olmasın da mevzu bahsi olmaz.
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Habertürk’te Özcan Tikit isimli yazarın dünkü yazısı vardı, bir gün evvelki. “Avrupa’daki İslam korkusunu ve Avrupalı ırkçıların, İslam ülkelerindeki tartışmalarından faydalandıklarını” anlatan bir yazı yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:“İran’dan korkmalı mıyız?” Hayır, İran bizim dostumuz, kardeşimiz olan bir ülke. Biz çevremizdeki ülkelerle dost ve kardeş olmanın peşindeyiz. Ne Rusya’dan, ne İran’dan, ne Suriye’den, ne Yunanistan’dan hiçbirinden korkmuyoruz. Hepsini Türk-İslam Birliği içerisinde kendimize bağlayacağız, kardeş edineceğiz. Bulgaristan’dan ta İtalya’ya kadar inşaAllah, İtalya da dahil olmak üzere çok güzel birlik oluşturacağız. Düşman devletler politikası, eski klasik politikadır. Benim çocukluğum hep öyleydi. İşte Yunan’a, kahpe Yunan, falan derlerdi çocukluğumda. Moskof, derlerdi Ruslara. Araplar kalleştir, yani hep kalleşlikle iş görmüşlerdir, Türklere kalleşlik yapmışlardır hep sırtlarından vurmuşlar, derlerdi. İran zaten Şii’dir, Müslümanlara düşmandır, Sünni Müslümanlara düşmandır. Türkiye’nin en büyük düşmanlarından biridir, büyük bir tehlikedir. Molla rejimini bize getirecekler, gibi söylerlerdi. Yani ben dost olan hiçbir ülke göremezdim etrafımızda daha Türkçesi. Bulgaristan’a da aynı şeyler söylenirdi. Sonra bir de baktım ki bu Türkiye’yi yalnızlaştırmak için yapılmış, şeytani bir oyun. Yunanistan hep Osmanlı terbiyesinde, Osmanlı kültüründe kalmış, bizim eski bir vilayetimiz. Yunanlılar bizim insanlarımız. Onları da inşaAllah Türk-İslam Birliği içerisinde en güzel, en güvenilir şartlarda yaşatacağız, inşaAllah. İran da inşaAllah.
İran’ın tek sorunu şu an, ki biraz da mecburiyetten kaynaklanıyor, çünkü halk öyle eğitilmiş, görünmez Mehdi inancıdır, yani en tehlikeli, en yanlış yol odur. Görünür Mehdi (a.s.), anadan doğmuş Mehdi (a.s.) inancı oturduğunda İran’a, İran’ın hiçbir kusuru kalmayacaktır. Şiiliği hiç sorun değil, Vehabbilik hiç sorun değildir. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen herkes Müslüman’dır. Yani öyle bir ayırıma gidersek Cübbeli’nin kafasıyla, hiç Müslüman kalmaz Türkiye’de.
Cübbeli’nin kafasına göre başörtülü hanımlar da bambaşka, sakalı olmayanlar zaten tamamı gitmiş oluyorlar. Kravat takanlar komple gitmiş oluyorlar. Özel sohbetlerinde, özel konuşmalarında Cübbeli’nin, kravat takanlara, sakalı olmayanlara neler söylediği veyahut normal sohbetlerinde, herkes tarafından bilinir. Cübbeli’nin kendi zihniyetinin dışındaki insanlara nasıl baktığını daha detaylı da istersen anlatabilirim daha müsait bir gün, tabii. Dolayısıyla onun düşüncesinde Müslüman olmak için şartlar çok dardır. Halbuki La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen herkes Müslüman’dır. MaşaAllah, inşaAllah diyen insan Müslüman’dır. O daraltıp Müslümanları yalnızlaştırıp, küçültüp rahatça ezilecek pozisyona getirmek peşinde gibi bir görünüm veriyor. Hem dini zorlaştırıyor, hem de Müslümanları çok dar bir alana ve çok fazla bir düşmanı olan hale getirip, Müslümanların yok olmasına sebep olacak bir sistemi farkında olmadan, cahilliğinden körüklemiş oluyor. Kardeşim sen Vehabi’yi kesiyorsun, Şii’yi kesiyorsun, Alevi’yi kesiyorsun, Bektaşi’yi kesiyorsun, sakalı olmayan fasık olmuş oluyor zaten, başörtülü olan o da fasık olmuş oluyor. Yani türban takana da, ona da fasık diyor, o da fasık. Kravat takan zaten gitmiş oluyor. Yani Türkiye’de adam kalmıyor onun dediğine göre, bir avuç insan kalıyor. Bu çok büyük bir tehlikedir. Halbuki Müslüman birleştirici ve bütünleştirici olması gerekir. Türbanlılar bizim canımız ciğerimiz, kardeşlerimizdir. Çarşaflı hanımlar bizim canımız ciğerimiz kardeşlerimizdir. Başı açık kardeşlerimiz, bak nur gibi benim kızlarım. Nur gibi Müslüman evlatlarıdır, Müslüman kardeşlerimizdir. Hepsi “La ilahe illallah Muhammeden Resulullah” diyor. Demeyen de potansiyel Müslüman kardeşimizdir. Demiyorsa da potansiyel Müslüman kardeşimizdir. Biz şefkatle ve bütünleştirici olmakla mükellefiz. İslam bütünleştiricidir, birleştiricidir, parçalayıcı ve bölücü değildir. Cenab-ı Allah Kuran’da “parça ayırıcılardan” bahsediyor, şeytan’dan Allah’a sığınırım, ayet var. Cübbeli cahilliğinden parça ayırıcılar sınıfına giriyor. Mesela “İran helak olsun, yerle bir olsun” diyor. Kardeşim İran yerle bir oluyor. Peki İran’ı dediğine göre, o zaman bütün ülkelerin helak olması gerekiyor senin dediğine göre. Helak olmayacak bir ülke kalmamış oluyor. Vehabbiler de helak olsun, diyorsun. Irak, Iraklılar da helak olsun, diyeceksin, çünkü Irak’ta çok fazla Şii var. Suriye, onlar da Şii’dir genellikle, onlar da helak oluyor. Yunanistan kafir, diyorsun, onlar da helak olsun. Rusya, onlar da helak olsun. Herkes helak olsun, diyorsun ve kesilmeden bahsediyorsun, pırasa gibi doğranmadan bahsediyorsun. Kardeşim kimse kalmıyor ki senin dediğine göre. Yok ettin insanları sen. Çok çok yanlış yolda.
SUNUCU 2:Onlar yüzünden de Müslümanlıktan uzaklaşıyor insanlar.
ADNAN OKTAR:Tabii, Müslümanlara sürekli düşman imal etmek durumunda oluyor.
SUNUCU 2:Barbar, yobaz, o tarzda bakıyorlar.
ADNAN OKTAR:Gittikçe Müslümanları yalnızlaştırıyor, getto tabir edilen bir sistem içerisine sokmaya çalışıyor. İyice ufaltıp, iyice ufaltıp hayatın bütün yönlerinden çektirip, Müslümanları kendileri içinde yok edecek bir sistemi, cahilliğinden farkında olmadan belki de körüklüyor. Sonra da ben şehit olayım kurtulayım, diyor. Nereden biliyorsun şehit olacağını sen? Afganistan’ı da, bu kafayla Afganistan’ı teslim ettiler. Irak’ta da, bu kafayla Irak’ı teslim ettiler. Bu çok hatalı ve çok yanlış bir yöntem, çok cahilce bir yöntem. Sonra da kenara çekilip seyrediyorlar. Bak yine ölümden bahsediyor, son videosunda, var ya bir tane yeni gelen, onu göster. Orada da bak ölüp kurtulmaktan bahsediyor ve şehit olacağına kanaatinde. Sen nereden biliyorsun şehit olacağını? Sen yan gel yat, ondan sonra yemeğe dayanamadığını söylüyor, yemeğin çok önemli olduğunu söylüyor ve yemek yemeğe Mehdiyet’i tercih edeceğini ifade ediyor, yani konuşmasından o çıkıyor. Çok garip bir şey bu, bu kadar boğazına meraklı olması da çok acayip yani. Göster o görüntüyü.
VTR : CÜBBELİ ZORLUK YAŞAMAKTANSA HZ. MEHDİ (A.S.)’I GÖRMEDEN ÖLMEYİ TERCİH EDECEĞİNİ ANLATIYOR.
ADNAN OKTAR:Şimdi Cübbeli “aç kalırsam, bambaşka bir durum olur” diyor yani “deccale karşı ben dayanamam eğer ekmek, yemek meselesiyse” diyor. Bir de milleti de işin içine karıştırıyor, bak millet adına da konuşuyor. “Bu millet” diyor, yani herkes için söylüyor. “Ekmek buldu mu, katık da istemez” diyor. Yani “deccale tabi olurlar” gibi bir üslup kullanıyor.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani çok çok acayip mantık örgüsü, üslubu çok çok acayip ama çok dikkatli izlemek lazım. “Bu millet” diyor, “bu millet, Türk milleti ekmek bulduğunda katık da istemez, deccale tabi olurlar” diyor. Çok acayip bir şey, bizim milletimiz son derece yiğittir. Haysiyet için, namus için canını verirler, ekmek için ne o. Aç kalır, sürünür. Yine dinine, imanına, mukaddesatına laf söyletmez ve deccali de tepeler benim milletim. Deccalin canına ot tıkar Allah’ın izniyle, Allah’ın dilemesiyle, ilimle, fenle, bilgiyle. Dolayısıyla kişiyi nasıl bilirsin demiş, kendim gibi demiş, Cübbeli de herkesi kendisi gibi biliyor herhalde anladığım kadarıyla, bu çok çok yanlış. Çok büyük hata yapıyor. Bizim milletimizi tanımıyor ve bizim milletimiz adına da böyle konuşması çok yanlış. İnsanları psikolojik olarak sürekli zayıflatıyor ve bilinçaltlarına kendilerine güvenmeyecekleri bir sistemi sürekli enjekte ediyor. Yani “siz güçsüzsünüz, ben de güçsüzüm, deccaliyete karşı bizim yapacak bir tavrımız yok. Mehdi (a.s.)’nin de bu deccale karşı mücadelesinde desteklememize gerek yok. Zaten biz aciziz, gücümüz yetmez, dolayısıyla Mehdi (a.s.)’yi de istemeyelim, İsa (a.s.)’nın inişini de istemeyelim, Türk-İslam Birliğini de istemeyelim, İttihad-ı İslam’ı da istemeyelim. “En fazla bizi öldürürler, biz de şehit oluruz. Yemek de bize gösterirlerse dayanamayız” diyor, yani “ekmek bile verseler dayanamayız, mukaddesatımızı ekmeğe tercih ederiz” gibi bir üslup kullanıyor.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Hayır bakın bir daha dinleyelim. Yayınlayın, anlaşılmayacak bir yönü yok.
VTR: CÜBBELİ ZORLUK YAŞAMAKTANSA HZ. MEHDİ (A.S.)’I GÖRMEDEN ÖLMEYİ TERCİH EDECEĞİNİ ANLATIYOR.
ADNAN OKTAR:Bu adamı nasıl anlayamıyorlar, ben anlayamıyorum, bende mi bir acayiplik var, bu çok açık değil mi bunun durumu?
ALTUĞ BERKER:Çok net Hocam.
SUNUCU 2:Çoğu insan dinlemiyor galiba, Hoca diye tabi oluyorlar herhalde.
ADNAN OKTAR:Bir de çok sarih, açık konuşuyor adam, öyle kapalı falan da konuşmuyor. Bütün bunlara rağmen bunu desteklemelerini ben inanamıyorum, hayretler içinde kalıyorum. Daha ne desin adam? Yani Mehdi (a.s.)’a karşı mücadele vermek için ne yapacağını şaşırmış vaziyette. “Deccal ekmek verdikten sonra tamamdır” diyor. Bir de milleti de işin içine katıyor bak. “Ve benim Mehdi (a.s.)’ı aramama ihtiyacım yok. Mehdi (a.s.)’nin peşinden gitmem ben. Mehdi (a.s.)’yi de talep etmem, istemem de, ekmek de bulduğumda da bana yeter, millet de öyle” diyor, bak millete de kendi olayın içine katmaya çalışıyor. Bu çok anormal bir şey. Bir de şehitlikte de yerini sabitlemiş, “şehitliğe gidip yatarım” diyor, yani şehit olacağından da emin. Sen deccale karşı Allah rızası için eğer mücadele vermezsen, yerin Cehennem’in dibi olabilir. Bunu niye düşünmüyorsun? Mehdi (a.s.) geldiği halde sen Mehdi (a.s.)’ı anlamazlıktan gelirsen, İsa (a.s.) geldiği halde İsa (a.s.)’nın gelişinden rahatsız olursan ve İttihad-ı İslam’ı istemezsen ve bunun için de bir gayret göstermezsen ve gayret gösterenleri de engellemeye çalışırsan ve bunun için her türlü olayın içine girersen, nasıl yerin senin şehitlik oluyor. Ahir zamanda deccale karşı mücadele etmeyen küfre girer Allah esirgesin. Elinde imkan varken günaha girer, çok büyük hata yapmış olur. Bile bile deccalin oyununa giderse, deccalin sırf ekmeğine razı olup, verdiği imkana razı olup, deccalin kucağına düşerse, küfre gider Allah esirgesin, harama gider ve yeri de Cehennem olur. Takdir Allah'ın ama Kuran'ın hükmü bu tarzda, bu yöndedir. Allah hidayet versin, Allah aklını açsın. Bunu anlamayanların da Allah aklını açsın, bunu görmeyi nasip etsin, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Cumhuriyet Gazetesi'nde Mustafa Balbay Hocam, şu an iddia edilen Ergenekon terör örgütü tutuklusu olarak yargılanıyor, devam ediyor tutukluluğu. "Demokrasi yerleşmiyor, AK Parti yerleşiyor" başlıklı bir yazı yazmış, "AK Parti kendi dışındaki tüm seçenekleri ya törpülüyor, ya ortadan kaldırıyor" demiş. İki şeyden endişeleniliyor, merkez solun 70'lerdeki gibi iktidar güçlü seçeneği haline gelmesi, bir de merkez sağda yeni bir toparlama olması. Bunun olmaması için her yolu deniyor, eğer bir yöntem bulurlarsa neredeyse muhalefet partilerinin genel başkanlarını bile kendileri atayacaklar” demiş.
ADNAN OKTAR:Mustafa Balbay da, Allah aşkına şimdi hapiste olmanın verdiği sıkıntıyla, mantık örgüsünü biraz bozmuş. Öyle bir şey yok. Benim gördüğüm AK Parti’nin makul bir politikası var, öyle bir sert bir çıkışı yok. Merkez sağ isterse güçlenip AK Parti'nin yerini alabilir, çok rahat olabilir. AK Parti de ona karşı direnemez istese de. Yahut CHP istese, merkez sağın modelini alır, Darwinizme, materyalizme karşı tavır koyar, Türk-İslam Birliği'ni ve İttihad-ı İslam'ı savunur, Atatürkçü çizgiye tam oturur, Atatürk'ün dediği şekilde Kuran'ın, İslam'ın bütün güzelliklerini insanların yaşamasını ister, ezer geçer %70-80 ile iktidar olur. AK Parti'nin bir özelliği, hususiyeti yok ki, daha önce de söyledim. Sadece dindarlığa ve dine karşı sevgi dolu olduğu için, sıcak yaklaştığı için millet iktidar yapıyor. Bunu CHP yaparsa, CHP iktidar olur. Özellikle de iddia edilen Ergenekon Örgütü’nden milletimizin nefret ettiğini bile bile, bir parti iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne gizli veya açık destek verirse, milletimiz ondan soğur haklı olarak. Kendi cellatlarını kendi eliyle iktidara getirmez. Millet çok çekiniyor bu örgütten, katil örgütten çok çekiniyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam estağfurullah, böcek yumurtalarının resmini gösterebilir miyim Hocam? Çok yakın çekimden çekilmiş çok muazzam, maşaAllah şekilleri var.
ADNAN OKTAR:Bakalım. Böcek yumurtası?
ALTUĞ BERKER:Evet inşaAllah. Bir kısmı kelebek yumurtası, bir kısmı böcek yumurtası bunların.
ADNAN OKTAR:Bayağı süslüler. Simetrisi de çok mükemmel.
ALTUĞ BERKER:Altın oranlı hepsi maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Altın oran yine öyle mükemmel. Baksana bal peteği gibi, maşaAllah.
SUNUCU:Bunları görüp de inanmayan varsa Allah'a, insan olduğundan şüphe etmek lazım o insanın.
ADNAN OKTAR:Kromozomun yapısını görüyor, ona iman etmiyor. Fosilleri göstertiyoruz, yine iman etmiyor. Mesela bir hücrenin içerisinde kromozomlar, bir kütüphane dolusu bilgiden daha çok bilgiye sahip. Adam tesadüfü ilah edinmiş, tesadüfü kendisine put edinmiş ona inanıyor, güya. Bakalım ahirette nasıl söyleyecek? Ahirette dilleri çözülecek, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Son iki resim daha vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Acayip süslüler, maşaAllah. Kaneviçe gibi baksana. Hepsinde o simetri hakim, maşaAllah. Daha daha büyütülse daha da büyük harikalarla karşılaşılır. MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Cübbeli'nin İslam ahlakının dünya hakimiyetiyle ilgili konuşmaları var. Şimdi bizim sohbetlerimiz genellikle üç kişi oluyor. Berker Hocam yahut Oktar Hocam, ben, bir de Cübbeli. Bundan sonra hep böyle olacak. Sürekli onu, Mehdiyeti savunan bir has talebem haline getirdim, sürekli ona tebliğ yaptıracağım. En istemediği şeyi ona zorla yaptırıyorum, zorla. Böyle ensesinden tuttum, zorla yaptırıyorum bu işleri. Zorla İttihad-ı İslam'ı, Türk-İslam Birliği'ni, Mehdi (as)'nin geleceğini, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Dün Mehdi (as)'nin çıkacağı yerle ilgili bir şey söylemiştiniz Hocam, yeni bir izah olarak. "Bazı kimseler Hz. Mehdi (as) Mekke ve Medine'de göreve başlayacaktır, orada çıkacaktır diyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) deccalin Mekke ve Medine'ye giremeyeceğini söylüyor."
ADNAN OKTAR:Evet hadislerde var.
ALTUĞ BERKER:"Allah orayı koruyacaktır. Darwinist, materyalist, ateist düşünce oraya giremeyecektir. Deccalin girmediği yerde, Hz. Mehdi (a.s.)'nin ne işi var?" dediniz Hocam inşaAllah. "Peygamberimiz (s.a.v)'e Hz. Mehdi (a.s.)'nin Medine'de çıkmasıyla ilgili soruyorlar, hangi Medine ya Resulullah (s.a.v.) diyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) onu açıklıyor, Konstantiniyye diyor. Medine "şehir" demek. Hangi Medine, diyorlar. İstanbul, diyor. Gerçekten de deccaliyetin yoğun olarak etkili olduğu yerlerden biri de İstanbul'dur" dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) anti-deccaldir. Deccali nerede yakalarsa orada ümüğüne çöker. Onun özelliği odur. Mekke'ye, Medine'ye girmediğine göre, orada dinlenmez Mehdi (a.s.), yani boş oturmaz, boş durmaz, çünkü yok deccal orada. Deccali gördüğü yerde gider onu yakalar ve onu etkisiz hale getirir. Nerede ise gider onu arar bulur Mehdi (a.s.). Baktı Mekke'de, Medine'de yok, nerede? İstanbul'da, orada gider onun yakasına çöker. Çünkü bütün İslam aleminin gözü İstanbul'da şu an. Burada deccaliyet, Darwinizm, materyalizm yıkıldı mı, bütün İslam aleminde deccal öldü demektir. Çünkü deccalin kafası İstanbul'da. Kafasını burada çevirip koparttı mı Mehdi (as), İslam alemindeki kolu bacağı da öldü demektir, o kolu bacağı artık çalışmaz. Onun için Mekke ve Medine'de Mehdi (a.s.)'nin olmasını beklemesinler kardeşlerimiz, çünkü orada Deccal yok. Deccal ile göğüs göğüse mücadele eden insandır Mehdi (a.s.). Nerede görürse üstüne çöker ve onu yok eder, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam "Çok karanlık bir oyun" demiştiniz. "Bakın diyor ki bundan sonra Kıyamet var, İslam ahlakı hakim olmaz diyorlar" dediniz. "Peki öyleyse senin holdinglerini geliştirmek için bu heyecanın ne?" dediniz Hocam, inşaAllah. "Büyük bir hızla zengin olmanın peşindesin. dünyaya kendini tam kaptırmış durumdasın. Kazan, kazanmana bir şey demiyorum da, Allah yolunda harcamıyorsun. Dengesiz anormal açıklamalar yapan Müslümanları, Müslüman kardeşlerimiz kaale almasınlar." dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi, sonradan görme bizim bazı arkadaşlarımız var, zenginliğin tadını aldılar. Baktılar ki Mehdiyet ve Hz. İsa (a.s.)'nın inişi holdinglere çok zarar verecek bir şey, çok tedirgin oldular. Halbuki Mehdi (a.s.) devrinde asıl onların holdingi de katlamalı, yani holdingi şimdi h ise o zaman gerçek holding olur. Mehdi (a.s.) devrinde zenginlik, bereket ve bolluk vardır, güzellik ve huzur vardır. Adam korkuyor küfürden. Onlara yalakalık yapıyor. Aynı onların üslubuna giriyor. Halbuki Mehdi (a.s.) devrinde korkması da kalkacak, gönül huzuru içerisinde olur. İstediği gibi İslam'ı yaşar, gönül huzuruyla dinini yaşar. İnancını gönül huzuruyla ortaya sunacaktır, inşaAllah.
VTR: Cübbeli, İslam ahlakının hakİm olacağı günlere hazırlık yaptığını anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Yani ona istemediği bir şeyi zorla yaptırmak, yani o kadar mükemmel bir şey ki. Yani Mehdi (a.s.)’den hiç bahsetmek istemez, en çekindiği konu, bak kendisi de söylüyor. İsa (a.s.)’nın gelmesini hiçbir şekilde istemiyor. İttihad-ı İslam’ın oluşmasını hiçbir şekilde istemiyor ve Kuran’daki dünya hakimiyetiyle ilgili ayetleri ısrarla okumuyor. Bak bu çok manidar. Hiç duydunuz mu siz Cübbeli’nin Nur Suresinin 55. ayetini okuduğunu? Bak İslam’da cinsellik, şu, bu falan her türlü konuyu anlatıyor ama Nur Suresinin 55. ayetini hiçbir şekilde okumaz. Kuran’da diğer İslam ahlakının dünya hakimiyetiyle ilgili ayetleri de okumuyor. Bunları ona hem okutacağım, hem dinleteceğim inşaAllah. Berkerim seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Hocam söylediğiniz ayeti ebcediyle birlikte okuyorum, inşaAllah. Nur Suresi 55, şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir.” Ebcedi 2013 Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, elhamdülillah. En hoşuma giden şey de, İttihad-ı İslam’da bu Cübbeli ne yapacak bakalım? Sakallarını sıvazlayarak ince sesiyle, cingir cingir bakalım nasıl neler açıklayacak, onu çok merak ediyorum. Kafasında yine o soba borusundan kesme o şapkayla beraber, inşaAllah. Ne yapacağını şaşırdı.
“Bismillahirrahamirrahim. Selamün aleyküm” aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Çok değerli Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Hocam kullanacağım kelimeleri seçerken titizleniyorum çünkü hakikaten yazdıklarımızdan, kullandığımız ifadelerimizden, hayranlık uyandırıcı ve çok isabetli teşhisler yapıyorsunuz. Maillerimizi elinize aldığınızdaki mimik ve tavırlarınız ve aslında büyük bir nezaket ve mülayimetle yaptığınız tatlı ikazlar bize harika şifa oluyor. Bugün kitaplarınızdan iman serisini aldım ve hemen okumaya başladım. Hocam bir yandan sohbetlerinizi dinlemek, notlar almak ve bir yandan da kitaplarınızı okumak ve bunların yüreğimize işlemesi ne kadar büyük bir lütuf. Sizin gibi paha biçilmez en güzel iltifatlara layık muhterem bir zata talebe olmaya çalışmak ne güzel. Bizi sizinle tanıştıran Şeyh Ahmet Yasin Efendime de müteşekkirim. Bu vesileyle şu sıralar ulaşamadığımız sultanımıza belki dinliyordur selam ve muhabbetlerimi iletirim.” Kütahya’dan Mücahit Kaya. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız gerçekten çok mütavazi, çok asil, alabildiğine samimi, candan, çok muhterem bir İslam büyüğü. Yani hayrettir böyle, ne küfürden korkuyor, ne dalaletten korkuyor, ne sahtekarlardan çekiniyor. Hakk’ı, hakikati bütün samimiyetiyle, candanlığıyla, aşkla şevkle söylüyor. Bu mübarek insanın da Allah yolunu açıyor. Hakikaten çok değerli bir insan, talebeleri çok sahip çıksınlar Hocamıza. Çok değerli bir insan, Allah sultanımıza uzun ömür versin, Şeyh Nazım Kıbrisi Hocamıza da aynı şekilde. Ki o güneştir o mübarek. Ona da Allah uzun ömür versin, feyzini, bereketini, ilmini artırsın. Çok mübarek bir okul, çok mübarek bir ocak. Allah müntesiplerine derin güzellikler versin, hidayet nasip etsin, Allah hepsine Cennet’te bir arada olma nasip etsin. Hepimiz bir arada, o şekilde, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam büyük Nakşi silsilesini bir anlamda temsil eden asayı zatıalinize burada sundular. Emanet sizde Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ona güzel bir kılıf yaptırdım asaya, ona da güzel bir kutu yaptırıyorum şimdi. Hakikaten çok çok değerli, değeri çok büyük. Silsile muhteşem, yani her biri birbirinden değerli büyük insanlar. Ondan ona, ondan ona, ondan ona, sonunda şu fakire nasip oldu. Allah’a hamd olsun. Ben de değerini çok iyi bildiğim için, Şeyh Nazım Hocamızın gönderdiği kavuğu ve sarığı da böyle aynı şekilde muhafaza altına aldım, inşaAllah. Yine böyle değerli şeyh efendilerin gönderdiği yine o tarz güzel emanetler var, onları da o şekilde bir muhafaza altına aldım. İnşaAllah İslam ahlakı dünyaya hakim olduğunda onları elimize yüzümüze...
SUNUCU 2:Hocam Cübbeli’ye niye göndermiyorlar bunları, size gönderiyorlar?
ADNAN OKTAR:Sevgilerinden, maşaAllah. Muhabbetlerinden, muhabbetlerinden. Allah ona da hidayet versin, ama istemese de Cübbeli’ye de biz hizmet ettireceğiz, İnşaAllah.
SUNUCU 2:Size durmadan sataşıyorlar ya o yüzden diyorum, niye onlara göndermiyor da büyük alimler size gönderiyor?
ADNAN OKTAR:Elhamdulillah, maşaAllah. Sevgilerinden, samimiyetlerinden, candanlıklarından. Allah layık olmayı nasip etsin, inşaAllah. Ben günahkar, cahil bir insanım, Allah ilmimi artırsın, bilgimi artırsın. İnşaAllah onların hüsn-ü zanlarına layık hale getirsin Allah. Hepsi benim büyüğüm, hepsi değerli insanlar, hepsinin kapıcısıyım. İnşaAllah Allah hepsine hizmet etmeyi bizlere nasip etsin, inşaAllah. Evet buyrun.
ALTUĞ BERKER:Hocam münafıklardan şöyle söylediniz dün akşam, “münafıklardan biz şeytanın yolunu görüyoruz. Yani şeytanın bize ne oyun oynamak istediğini görüyoruz. Çünkü münafık Müslümanların saldırtılacak noktalarını iyi gösterir. Mesela köpek kemiğin yerini iyi bilir, kedinin refleksi yüksektir, münafığın da özel yetenekleri vardır. Müslümanların zayıf gibi görünen, küfür tarafından kullanılabilecek gibi olan noktalarını iyi bilirler. O noktaların tahkim edilip güçlendirilmesi, açığa kavuşturulması açısından münafık çok önemlidir.”
ADNAN OKTAR:Ben bir münafıktan bir yazı geldiğinde, bir mesaj geldiğinde onu çok kıymetli buluyorum, çok önemlidir. Şeytan yazdırdığı için, her noktasını şeytan yazdırır, çok özenli bakmak lazım. Yani bizim bir kere mücadele etmemiz gereken noktaları bize çok iyi gösterir. Çünkü siyah dediği beyazdır, beyaz dediği siyahtır münafığın. Oradan çok iyi bir tespit yapabiliriz. Ve stratejimizi belirlerken nelere dikkat etmemiz gerektiğini münafık bize belirler. Yani şeytan ona vahyeder, kalbine ilka eder, biz de şeytanın nerelerden Müslümanlara saldıracağını tespit edip, ona göre bir mücadele ve strateji tespit ederiz. Onun için mücadelede münafığın konuşturulması, onlardan gelecek bilgi hayatidir. Bir kısmı diyor ki, aman aman konuşma. Aman kardeşim konuşsun, hem çok konuşsun, gelen her bilgi çok önemlidir. Ben onun için münafıklardan gelen her yazıyı, her konuşmayı çok titiz muhafaza ederim. Oradaki analiz hayatidir. Şeytanın bütün sistemini oradan görmek mümküm olur. Mesela gösterdiği kurnazlık, kendini Müslüman gibi gösterme titizliği, Müslümanları hangi noktadan vurabileceğini düşündüğünü görmek, strateji açısından çok hayatidir. Berker’im buyur.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Nur talebesi kardeşlerimize bir hitapta bulunmuştunuz Hocam iki gün evvel. “Nur talebeleri çok iyi bir membadır. Kardeşlerimiz onları Mehdiyete ve Hz. İsa (a.s.)’nın gelişine çok iyi hazırlasınlar. Onların konuşmaması önemli değil. Onların internet sitesine girsinler, bir daha anlatsınlar. Birde bakacaklar ki hepsi Hz. Mehdi (a.s.)’nin geldiğinde Bediüzzaman’ın dediği gibi inanıyor.”
ADNAN OKTAR:Şimdi bakın Bediüzzaman diyor ki, “o tohumlar sümbüllenir.” Nur talebelerinin İslam ahlakının dünyaya hakimiyetinde hayati görev alacağını ifade eden, çok net ifade bak, “o tohumlar sümbüllenir.” Ama reaksiyonun olayın gelişmesini, yani o tohumların atağa geçmesini Mehdi (a.s.) sağlayacak diyor Bediüzzaman. O yüzden kardeşlerimiz, Nur talebelerine yapılan uygulamanın etkisinde kalıp, konudan çekilmeleri doğru olmaz. Nur talebelerine aman Mehdiyet konusuna girmeyin, İsa (a.s.) konusuna girmeyin, Mehdi (a.s.) gelip geçmiştir, İsa (a.s.) da gelip geçmiştir, İttihad-ı İslam da olmuştur, artık bundan sonra Kıyameti bekleyin gibi cahilce, yanlış olan bir propaganda onlara enjekte ediliyor. Eğer akılcı anlatırsa kardeşlerimiz Mehdi (a.s.)’nin geleceği, İsa (a.s.)’ın geleceği ve İttihad-ı İslam’ın da olacağı iyice akılcı anlatılırsa, Nur talebeleri bir alev gibi parlarlar. “O tohumlar sümbüllenir” onun için nerede bir Nur talebesi bulursa kardeşlerimiz, sabırla ve şefkatle bu konuyu anlatsınlar. Seyyid Salih Özcan Hocam burada çok önemlidir Nur talebelerinin uyandırılmasında. Çünkü altı büyük vekilden bir tanesidir, Bediüzzaman emanet bırakmıştır. Yani “onlar ne derse inanın, onlar ne derse doğru” dediği kişiler. Seyyid Salih Özcan Hocam “Mehdi (a.s.) şahs-ı manevi değil, şahıstır” diyor. Bunu duyan gerçek bir Nur talebesinin tereddüt etmesi, Risale-i Nur’u inkar anlamına gelir. Bediüzzaman’ı inkar anlamına gelir. Bediüzzaman’ın hem üslubuna baksınlar, hem yazılarına baksınlar, Mehdi (a.s.)’nin geleceğini nasıl açık anlatıyor, nasıl sarih anlatıyor, nasıl şahıs olduğunu söylüyor, bunu görsünler. Seyyid Salih Özcan Hocamız’ın da samimi ifadelerine baksınlar, “bizzat kulağımla duydum” dediği ifadelerine baksınlar ve Mehdiyet’in talebesi olsunlar.
VTR
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Samimi Nur talebelerinin, kardeşlerimizin bak üstadın emanetidir bize Seyyid Salih Özcan Hocam, Risale-i Nur’da birçok yerde serehaten ismi geçen ve çok mühim görevler verdiği, en çok güvendiği talebelerinden bir tanesidir. Ve onun sır katibidir. Yani her yönde ona karşı muhabbeti çok yoğundur, hatta Tarihçe-i Hayat kitabının yazılmasında Bediüzzaman kabul etmemiştir, Seyyid Salih Özcan Hocamızı aracı yaptıklarında kabul etmiştir Bediüzzaman. “Bir tek senin sözünü dinler” demişler, Seyyid Salih Özcan Hocam devreye girdikten sonra o kitabın yazılışı mümkün olmuştur. İç içe, yan yana onun yanında yetişen talebesidir. Bak “ben bizzat kendim Bediüzzaman’dan duydum” diyor. “Bizzat biliyorum” diyor. “Mehdi (a.s.) şahs-ı manevi değildir şahıstır ve gelecektir” diyor. Ve “ben de göreceğim” diyor. Ve “alnıma vurdu benim, sen göreceksin dedi” diyor. Bizimle, kardeşlerle konuşmalarında da, bize özel sohbetinde Mehdi (a.s.) geldiğini üç kere söylemiş, geldi diye. “Hocanıza söyleyin, iletin” demiş. “Özellikle Hocanıza söyleyin Mehdi (a.s.) geldi” demiş. Kardeşlerimiz bu konuyu önemli görsünler, dersanelerine gitsinler veyahut telefonla bağlantı kursunlar ama Nur talebelerini bir şekilde görüp tanışsınlar. Çünkü hakikaten mübarek bir taifedir, hakikaten çok etkilidir. Bediüzzaman’ın dediği sözlere kardeşlerimiz güvensinler, “onlar bir tohum” diyor. Ve “Mehdi (a.s.)’nin hareketlendirmesiyle sümbüllenecekler ve büyük hizmet verecekler” diyor. Bakın, “ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri” Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri, “yani Mehdi ve şakirtleri, Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir,” demek ki o dairenin genişlemesi önemli. “Genişlettirir ve o tohumlar sünbüllenir.” Bak o tohumların sümbüllenmesi çok hayati bir konu. O zaman kardeşlerimizin bu konuya ciddi ağırlık vermeleri gerekiyor. “Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz.” Onların dershanelerden kovulması, arkadaşlarının ters cevap vermesi hiç önemli değil. Onlar şeytanın etkisiyle yapıyor, bir kısım kardeşlerimiz. Şeytana küsüp evi yakamayız. Böyle bir şey olmaz. Orada sabırlı olmaları lazım. Ben de bu tip olaylarla karşılaştım ama vazgeçmedim. Bunda bir hayır vardır, Allah’ın hikmeti nasıl olduysa olmuş, üç beş tane büyücü Nur talebelerini bambaşka bir çizgiye soktu, bir kısmını. Bu %1’dir ama o %1’lik kısmını da mutlaka kurtaracağız, inşaAllah. Hatta bunları ezberlesinler, ezberleyip söylesinler o şahıslara.
Bak Bediüzzaman ne diyor? “Fakat o ileride gelecek acib şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdâr bir neferi olduğumu zannediyorum.” Yani onun hizmetçisiyim ben diyor Bediüzzaman, Mehdi (a.s.)’nin. Bunda saklanması gereken, gizlenmesi gereken bir durum yok. Bediüzzaman ne diyorsa ona uysunlar. Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyorsa ona uysunlar. "Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur'u bir programı olarak neşir ve tatbik edecek.” Demek ki gece derslerinde, gündüz derslerinde Risale-i Nur’dan örnekler vererek, Mehdi (a.s.)’nin geleceğini, İsa (a.s.)’nın geleceğini, İttihad-ı İslam olacağını, Türk İslam Birliği olacağını ve en büyük farz vazife denen ve en büyük farz vazife olan, İttihad-ı İslam’ı oluşturmak için gayret ederken Risale-i Nur’u ehemmiyetli bir delil olarak sunacağını Bediüzzaman belirtiyor. Bakın, "Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur'u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek.” Neşr ne demek? Radyolardan, televizyonlardan, internetten herkese bu gizlenen hakikatleri anlatacak. Risale-i Nur çünkü bilinen bir kitap zaten. Risale-i Nur’un bilinmeyen yeri neresi biliyor musun? Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.) konusudur. Nur talebelerinden gizlenen iki gerçek vardır, Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.). Mehdi (a.s.)’nin yapacağı nedir biliyor musunuz? Bu gizlenen iki gerçeği ortaya çıkartmaktır. Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.) konusunu. Yoksa Risale-i Nur heryerde okunuyor, bütün dershanelerde gürül gürül okunuyor, herkes okuyor. İki konunun okunması yasak, bir Mehdi (a.s.), iki İsa (a.s.). Mehdi (a.s.) de işte bu konuyu delen insandır, yıkan insandır.
MİSAFİR 1:Çıkarmışlar mı o bölümü oradan?
ADNAN OKTAR:Okutturmuyorlar, yasak. Aman aman kardeşim bu konuya girmeyelim, diyorlar.
MİSAFİR 1:Kitapta yazıyor ama orayı okutturmuyorlar?
ADNAN OKTAR:Evet oraya geldiğinde, mesela 8. sayfadaysa 9. sayfaya geçiyor, o sayfayı okumazlar, her yerde bu bilinir. % 99’unda okunur, %1’inde okunmaz. Ben o okunmayan yerleri düzeltmeye çalışıyorum. Ama bu çok meşhurdur, yani Mehdi (a.s.) konusunu okuyan bir insanın dershaneye gelmesi mümkün değildir, bir daha görüşmezler onunla, konuşmazlar. İsa (a.s.) gelecek diyorsun, bittin sen. Sen bir daha gelemezsin, selamı sabahı keserler seninle, yolda bile yolunu değiştirir adam. İsa (a.s.) gelecek demeyeceksin. Bu konudan zaten hiç bahsetmeyeceksin, bahsetsen bile, “geldi, öldü, gömdüler” diyeceksin. Mehdi (a.s.) de “gelmiştir, görevini bitirmiştir, ölmüştür,” diyeceksin. O zaman dershanede sen itibar görürsün, saygı görürsün. İsterse desin kardeşlerimiz.
MİSAFİR 1:Gerçeği gözardı yap diyorlar.
ADNAN OKTAR:Tabii. İşte Mehdi (a.s.), bu gizlenen gerçeği ortaya koyan insan. Bediüzzaman da buna dikkat çekmiş. Bak; “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur'u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek." Risale-i Nur zaten neşr ve tatbik edildiğine göre, Mehdi (a.s.)’nin yapacağı ne? Okunmayan, gizlenen yerleri okuyacak demektir. Bunları yapacak. Biz de öncüsü olarak Mehdi (a.s.)’nin bu görevi yapıyoruz, inşaAllah. Berkerim seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Şöyle demiştiniz Hocam, “Türkiye’de pek çok ekol var, pek çok grup var, herkes mürşidini devrin müceddidi olarak görür. Bu güzeldir, bunda hayır vardır. Kardeşlerimiz hüsn-ü zanla baksınlar, bu bir gönül zenginliğidir, bir muhabbet zenginliğidir. Bunlardan rahatsız olmak değil, bilakis mutlu olmak lazım. Ama gelecek olan Muhammed Mehdi Muntazır (a.s.) hepsinin üzerindedir. Bu yüzyılın tüm alimleri, müçtehidleri hepsi ona bağlıdır” dediniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi daha önce de söyledim, mesela Yeni Asya grubu için müceddid Mehmet Kutlular Ağabeydir. Çok normal, çok halis, munis, çok değerli bir ağabeyimiz. Fethullah Hocam’ın talebeleri için, Fethullah Hoca’dır. Aksi zaten mümkün değil, o zaman başkasını müceddid ve müçtehid kabul ederse, onun peşinden gitmesi gerekir zaten, onu kabul eder. Ve kendince de haklı nedenleri vardır ve çok saygı duyarım. Hakikaten çok büyük bir alimdir Fethullah Hoca, ucu bucağı yoktur ilminin. Vardır tabii ucu bucağı da, ama muazzam bir ilme sahiptir. Mesela Mahmut Hocam’ın bulunduğu cemaatte, orada da Mahmut Hocam müceddid bilinir. Asrın müceddidi olarak o bilinir. İftihar ederim, tabii ki. Şeyh Nazım Hocam’ın cemaatinde, Şeyh Nazım Hocam asrın müceddidi olarak bilinir, ben de o kanaatteyim, saygı duyarım, sevgiyle kabul ederim. Süleymanlı kardeşlerimiz kendi mürşidlerini, büyük Hocalarını asrın müceddidi olarak kabul ederler. Asrın müceddidi, yani bu yüzyılın müceddidi olarak kabul ederler. Ona da saygı duyarım. Bu Türkiye için böyle. Fas’ta ayrıdır, Tunus’ta ayrıdır, Cezayir’de ayrıdır, Mısır’da ayrıdır, her ülkede ayrıdır. Oranın da cemaatleri var, onlar da kendi müceddidlerini asrın müceddidi olarak kabul ederler. Mehdi (a.s.) bütün bu müceddidlerin müceddididir. Hepsinin üzerindedir. Şiilerin de, Alevilerin de, Bektaşilerin de, Vahabilerin de, Sünni kardeşlerimin de, Kadirilerin, Nakşibendilerin, efendim Mahmut Hocamların, Şeyh Nazım Hocamların, efendim Nur talebelerinin, Fethullah Hocamların, hepsinin üzerinde bir varlıktır Mehdi (a.s.) ve hepsinin ittifak ettiği bir noktadır bu. Zaten ittihad da başka türlü olmaz. O zaman Müslüman aleminde parçalanma, bölünme, mezhepler diye bir konu kalmıyor. Müslüman bunu nasıl istemez? Kardeşim niye Şiilik kalsın, niye Vahabilik kalsın, niye Sünnilik kalsın? Hepsi kalksın, Asr-ı Saadet olsun. Ama şu an mecburen mezhepler gereklidir. Yani zaruretten dolayı meshepleri şu an yaşıyoruz. Mesela ben Hanefiyim. Ben müceddid değilim, müçtehid de değilim. Mecburen mukallit olacağım ben, mecburen mezhebe tabi olacağım. Ne zamana kadar? Mehdi (a.s.) gelinceye kadar. Mehdi (a.s.) çıktığında ona tabi oluyorum. O zaman ne oluyor? Asr-ı Saadet Müslümanlığı, sahabe Müslümanlığı geliyor. Artık mezhep yok ondan sonra. Ne Alevilik, ne Sünnilik, ne Bektaşilik, ne Vahabilik, ne şu, ne bu, hiçbir şey kalmıyor. Bir Müslüman bunu nasıl istemez? Ne kadar güzel, yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in döneminin aynısı olmuş oluyor. Cenab-ı Allah da bize Peygamberimiz (s.a.v.) kanalıyla bu müjdeyi veriyor. Bu müjde tahakkuk edecek, biz de bunu göreceğiz, inşaAllah.
Var mı göstereceğin bir şey? O talebem, bak aynı oranda olması lazım, bir bir bir, üç parçayız, Cübbeli, Berker Hocam, ben. Şimdi sıra onun, zorla konuşturacağım onu, inşaAllah.
VTR: Cübbeli’nin Kıyamet ile ilgili konuşması.
ADNAN OKTAR:Bak “akşam ezanı okundu” diyor. Akşam ezanı okundun mu, hemen arkasından Kıyamet zaten, akşam kopacak Kıyamet. Öyle rivayet var. “Baş göz üzerine” diyor Kıyamet. Hani 570 yıl vardı. Hani 570 yıl vardı. Adı gibi biliyor ama bilemiyorum, yani neden böyle yapıyor, neyin etkisinde bunu yapıyor, bunu bilemiyorum. Ama bak hakiki mürşidler, gerçek müceddidler, gerçek alimler, mesela Mehmet Talu Hocam, fıkıhta Türkiye’de üzerine yoktur. Bak o, “ben Mehdi (a.s.)’yi göreceğim” diyor. Ne demektir bu? Mehdi (a.s.) geldi. Ve Mahmut Hocamız’la da görüştüğünde, mübarek Mahmut Efendi çok büyük bir alimdir, çok değerli bir mürşiddir, onun da aynı kanaatte olduğunu söylüyor. Birebir, en yakın has talebesidir Mehmet Talu Hoca. Ve gösterişten, böyle sükseden hiç hoşlanmaz. Gayet mütevazi bir hayatı vardır, yaygaradan hiç hoşlanmaz. Konuştuğunda doğru konuşur, delilli konuşur, son derece mazbut ve güzel bir hayatı vardır. Ama bakın bu mübarek Hoca efendiye karşı da geçenlerde bir süikast işlendi. Eğer yanlış bilmiyorsam yedi el kurşun sıktılar, bu çok karanlıktır. Benim kanaatim iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bir oyunu bu. Hocamızı bir şekilde etkisiz hale getirmeye kalktılar ama Allah onu koruyor. Bu çok çok karanlık bir olay, çok çok karanlık. Müslümanların da bu olaya dikkatini çekiyorum. Hocamıza çok güzel sahip çıksınlar, gerek Mahmut Hocamıza, gerekse Mehmet Talu Hocamıza çok sahip çıkarak, sevgiyle yaklaşmaları çok önemli kardeşlerimizin. Berkerim seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Hocam Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili Nehc'ul Belağa kaynak olarak hutbe 134’de şöyle geçiyor Hocam. “İnsanlar Kuran’ı kendi nefislerine göre yorumladıkları zaman, Hz. Mehdi (a.s.) onların düşüncelerini Kuran’a doğru yönlendirip, onu Kuran’ın gerçeklerinin hizmetine sunacak.”
ADNAN OKTAR:Evet, inşaAllah. Kuran’ın yeterliliğini insanlara gösterecek, inşaAllah. Mehdi (a.s.)’nin özelliği o, inşaAllah.
“Hocam birkaç sorum var eğer uygun görürseniz, inşaAllah. Siz, insanlar Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’yı kabul etmek, iman etmek zorunda değiller dediniz. Ben bundaki hikmeti anlamadım, inşaAllah. Hocam Mehdi (a.s.)’yi, Hz. İsa (a.s.)’yı kabul etmeyenin sorumluluğu yok mu?” Tevatür derecesindeki bir hadisin inkarı karşılığı nedir? İslam’a uygun olmayan bir tavır göstermiş olur, yani vacibi terk etmiş olur, vacip olmuş oluyor. Vacibi terk haramdır, fakat dinden çıkmış olmaz, yani haram işlemiş olur. Vacip, farz hükmündedir, inşaAllah. Mesela Vitr Namazı vardır, vaciptir, farz hükmündedir, yani sünnet gibi terk edemez. Hz. İsa (a.s.)’nın ve Mehdi (a.s.)’nin çıkışına inanç da, Ehli Sünnet inancında vaciptir. Aksi haramdır, yani inanmamak haram olur.
ALTUĞ BERKER:Ali Eren Hocamız da o şekilde anlatmıştı Hocam, inşaAllah. Siz sordurmuştunuz.
ADNAN OKTAR:Evet, inşaAllah.
Bak Bediüzzaman diyor ki; “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında” en büyük fesad olduğunu Cübbeli kendisi anlatıyor uzun uzun. Afganistan şöyle, Irak böyle, her yer hercümerc vaziyette, perişan vaziyette diyor. “Elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid,” bak, en büyük müçtehid kimmiş? Mehdi (a.s.). “Hem en büyük bir müceddid,” bak büyük değil, “en büyük.” Şimdi bak büyük müceddid vardır. Bak müceddid vardır, büyük müceddid vardır, bir de en büyük müceddid vardır. Bediüzzaman ne diyor? “Hem en büyük bir müceddid”. Yani müceddidlerin müceddidi olmuş oluyor. “En büyük müceddid, hem hakim,” adalet sisteminin dünyadaki tamamına hakim, “hem hakim.” Çünkü dünyaya gösterecek, diyor Bediüzzaman adaleti. Sırf İslam alemine değil, bütün dünyaya gösterecek diyor İslam adaletini. “Hem hakim, hem Mehdi hem mürşid.” Mürşid, bütün tarikatlar kalktığı için tek mürşid o oluyor. “Hem mürşid, hem kutb-u azam olarak,” kutup, dünyadaki tek kutup, inşaAllah. “Kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek.” Nurani bir zatı gönderecek. Bak “bir”, şahs-ı manevi göndermiyor Cenab-ı Allah, “bir zatı nuraniyi gönderecek” gönderdi demiyor. Hiç üçkağıtçılık, sahtekarlık yapmasınlar, dürüst olacak Müslümanlar. Kimse o dediklerim, beş-on arkadaş var onları kastediyorum. Bak, “Kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek, o zat da” şahs-ı manevi değil, “o zat da Ehl-i Beyt-i nebeviden olacaktır.” Peygamberimizin (s.a.v.) soyundan olacaktır. Bak, “Ehl-i Beyt-i nebevi” bu kadar, inşaAllah. “Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin izhar etmek lazım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle” yani Risale-i Nur Külliyatına yönelik yaptığımız çalışmalar, işte hapisler, şunlar bunlar bütün yaptığı hizmetlerin nedeninin açıklamasını yapıyor, “biz bu hizmetimizle o nurani zatlara” yani Mehdi (a.s.) ve talebelerine “zemin izhar ediyoruz.” Benim görevim bu diyor Bediüzzaman. Bak öbür yerde de ne diyor Bediüzzaman? “O gelecek adam olduğumu iddia edemem, hiçbir cihette liyakatim yoktur.” Hiçbir cihette. “Fakat o ileride gelecek acip şahsın” yani Mehdi (a.s.)’nin “bir hizmetkârı,” bak hizmetkarıyım diyor Bediüzzaman, Mehdi (a.s.)’nin hizmetkarıyım diyor. “Ve ona yer hazır edecek bir dümdarı,” onun zeminini hazırlıyorum, ona rahatlık hazırlıyorum. “Ve o büyük kumandanın,” kumandan değil “o büyük kumandanın” bütün İslam aleminin kumandanı olan bu kişinin, “pişdar bir neferi” öncü bir askeri “olduğumu zannediyorum” diyor. Adamlar sıralamaya sokuyorlar, diyorlar ki, Bediüzzaman ondan daha üstündür, sekiz kat daha yüksektir, o ondan yedi kat. Kardeşim sen ne karışıyorsun? Onu Allah’a bıraksana. Senin elinde (haşa) bir ölçü var da, onunla tespit mi yapıyorsun? Mehdi (a.s.) için Bediüzzaman bunu söylüyorsa sen buna uy, gerisine karışma. Resulullah (s.a.v.) ne diyorsa ona uy. Sıralama senin ne haddine? Yoluna yürümekten acizsin, yoluna yürüyemeyen bir insansın, sıralama yapmakla sen mükellef misin? Sana vahiy mi geliyor? Bediüzzaman bunu diyorsa, hadise dayalı olarak söylüyor ve Bediüzzaman’a sen orada güveneceksin. Bu Bediüzzaman’ın değerini düşürmez Mehdi (a.s.)’ye tabi olmak. Değerini yükseltir. Mesela Şeyh Ahmet Yasin Hocam diyor ki, “ben Mehdi (a.s.)’nin bir kumandanıyım, askeriyim.” Bu onun değerini düşürmez, değerini yükseltir. Ben ne diyorum? Ben Mehdi (a.s.)’nin bir askeriyim, hizmetçisiyim, ayağının tozuyum, inşaAllah. Berker Hocam seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Biraz evvel söylediniz, “Fas’da, Tunus’ta, Cezayir’de herkes ayrı kişiye hüsn-ü zan ediyor. Bir zararı yok ama geçerli olmaz” dediniz daha önceki bir konuşmanızda, “Allah’ın takdir ettiği kişi esastır. Allah’ın takdir ettiği kişinin kim olduğunu Allah bize gösterecek, devrim imamını Allah seçer ve alametlerinden anlarız” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii ki.
ALTUĞ BERKER:Ayet-i Kerimede şöyle söylüyor Cenab-ı Allah, Kasas Suresi 68, şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer; seçim onlara ait değildir.” Ebceti 2041 Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. En şaşalı yılları İslam’ın. Bana çok fazla mesaj geliyor, işte bizim şeyhimiz asrımızın kutbudur, asrın müceddididir, niye kabul etmiyorsunuz? İşte başına bal kabağı gibi bir şey geçiren bir adam var, adamcağız var, o da öyle, onun talebeleri de. Bizim şeyhimiz, bizim Hocamız asrın kutbudur. Fas’tan yazanlar var, Pakistan’dan yazanlar var. Kardeşim belki yüz tane müceddid var, hangisi? Değil, Mehdi (a.s.) hepsinin üzerindedir. Bütün bu kargaşaya son verecek kişi odur, inşaAllah.
“Nurun ehemmiyetli ve çok hayırlı bir şakirdi, çokların nâmına benden sordu ki: Nurun halis ve ehemmiyetli bir kısım şakirdleri, pek musırrane olarak Ahir zamanda gelen Al-i Beytin büyük bir mürşidi seni zannediyorlar” seni Mehdi (a.s.) zannediyorlar. “Ve o kadar çekindiğin halde onlar ısrar ediyorlar.” Bunu açıkla diyorlar Bediüzzaman’a. “Birincisi: Çok defa mektublarımda işaret ettiğim gibi, Mehdi-i Âl-i Resul'ün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-ı manevîsinin üç vazifesi var. Eğer çabuk Kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cem'iyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i İlahiyeden bekliyoruz. Ve onun (Mehdi (a.s.)) üç büyük vazifesi olacak” diyor. Şahs-ı manevisinin değil bak, “onun”, “üç büyük” iki değil, bir de değil. İkiye indirenler sahtekarlık yapıyor, bire indirenler sahtekarlık yapıyor. Yalan söylüyorlar. Üç tanedir. Yani Bediüzzaman adına sahtekarlık yapıyorlar. O, beş ve on arasında değişen o kişileri kastediyorum. “Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyyun ve tabiiyyun taunu, beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.” Kilit bak, burada Mehdi (a.s.)’yi açıklıyor Bediüzzaman, burada konuyu bitiriyor. Bir kere deccal fen ve felsefeyle çıkıyor. Yani Cübbeli’nin anlattığı tarzda, Atlas Okyanusu’nda balık tutarak gününü geçirmiyor. Başı bulutlarda, ayağı Atlas Okyanusu’nun dibinde, yirmi km’lik deccal, üçyüz metrelik eşeği de orada otluyor ve halen şu an Atlas Okyanusu’nun ortasında bir adada duruyor, Amerikalılar tespit edemiyor, diyor. Amerikalılar tespit edemiyorsa, sen tespit etmişsin, göster yerini de fotoğraflayalım. Bir gidip görelim şu melun nedir, nasıl bir şeydir yani.
MİSAFİR 2:Nerede yazıyormuş Hocam Atlas Okyanusu’nda olduğu?
ADNAN OKTAR:Kendisi diyor, Atlas Okyanusu’nda bir adada şu an zincirlenmiş vaziyette duruyor, diyor 20 km’lik deccal.
MİSAFİR 2:Kim zincirlemiş onu?
ADNAN OKTAR:Zincirli işte, zincirli diyor. Artık onu Cübbeli’ye sormak lazım.
MİSAFİR 2:Çocuklara anlatsan masal niyetine dinlerler yani.
ADNAN OKTAR:İşte o öyle demiyor ama. Balıkları tutup yiyormuş adam, alnında da beşyüz metrelik harflerle deccal yazıyormuş. Bir gözü de kör, gelen giden uçaklara o tek gözüyle bakıyormuş.
MİSAFİR 2:Balık olarak balina mı yiyormuş Hocam yani o boyda?
ADNAN OKTAR:Yani artık balinayla da doymaz öyle bir varlık.
Bak, “fen ve felsefenin tasallutuyla” demek ki fen ve felsefe. Nedir fen ve felsefe? Darwinizm ve materyalizm. Çünkü fen ve felsefenin birleşmesi, biyoloji felsefesi Darwinizmdir. Bak onu açıklıyor zaten, “maddiyyun ve tabiiyyun taunu” maddiyyun, materyalizm, tabiiyyun Darwinizm. Taun ne demek? Hastalık veba, “beşer içine intişar etmesiyle” dünyaya yayılmasıyla, ki dünyanın yüzde doksan beşi, işin doğrusu yüzde doksan dokuzu dünyanın Darwinizmin kontrolünde, yüzde doksan beş değil, yüzde doksan dokuzu kontrolünde. “İntişar etmesiyle, her şeyden evvel” bak, bütün konuları durduracak Mehdi (a.s.) diyor. Hiçbir konuyla ilgilenmeyecek, en önemli konu olarak “her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyun fikrini” yani diyalektif felsefeyi, materyalist felsefeyi ve maddiyyun fikrini, materyalizmi, Darwinizm fikrini “tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.” En başta bu görevi yerine getirecek, Darwinizmi, materyalizmi çökertecek. “Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek” ehl-i imanın da dalalete düşmesini engelliyor, yani Darwinizme, materyalizme düşmelerini ve sapkın ve anormal yolları, yani yobazlığa kaymalarını engellemek. “Ve bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla, çok zaman tedkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden, Hazret-i Mehdi'nin” şahs-ı manevinin değil bak “Hazreti Mehdi’nin o vazifesini bizzât kendisi görmeğe vakit ve hal müsaade edemez.” Ne vakti, ne hali tek başına onun bu konularda araştırma yapmaya vakti müsaade etmez diyor. “Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek.” Yani bir kısım bilim adamları Darwinizm, materyalizmle ilgili çalışmalar yapacaklar. “O zât, o taifenin” bak Müslümanların demiyor “o taifenin uzun tedkikatı ile yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak,” onunla bazı eserler hazırlayacak. Darwinizme karşı, materyalizme karşı eserler hazırlayacak. “Onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak.” Yerlebir edecek Darwinizmi diyor. “Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevî ordusu, yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahib olan bir kısım şakirdlerdir.” Bak, bu vazifenin istinad ettiği kuvvete, ekibe ihtiyacı var, manevi orduya ihtiyacı var diyor. Onların özelliği diyor, ihlas ve sadakat, yani Allah için samimi davranmak ve sadık ve tesanüd, sürekli birbiriyle bağlantı halindeler. “Sıfatlarına tam sahib olan bir kısım şakirdlerdir” hepsi değil. Şakirtlerinin bir kısmı, talebelerinin bir kısmını Darwinizm ve materyalizmle mücadelede kitap hazırlamada görevlendirmiş Mehdi (a.s.), ona yardımcı olacaklar, diyor. “Ne kadar da az da olsalar” diyor Bediüzzaman, sayıları çok az diyor “manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” Yani dünyayı titretecek kadar güçlü olacaklar diyor.
Ve ikinci vazifesi, üçüncü vazifesi diyor, bazı sahtekarlar diyor ki, “ikinci vazifesi ve üçüncü vazifesini yapacak, birinci vazifeyi yapmayacak” diyor. Halbuki Bediüzzaman birinci vazifeyi yapacağını açıkca söylüyor bak, “üç vazifesi olacak” diyor. Birinci vazifesi Darwinizmi yıkmak, materyalizmi yıkmak ve iman hakikatlerini anlatmak.
MİSAFİR 2:Birinci vazifeyi kabul ederlerse olmaz ama şimdi Hocam.
ADNAN OKTAR:İşte kabul edemiyorlar. İkinci vazifesi, üçücü vazifesi, bunları da yapacak, diyor Bediüzzaman, yani üçü bir bütün, diyor. Bak Seyyid Salih Özcan Hocama da sorduğumda, üçünü birleştirecek, üçünü birlikte yapacak diyor. İkisini veyahut bir tanesini yapacak değil, üçünü de yapacak diyor. Adamcağızlar takmışlar, bunun Bediüzzaman’ın değerini düşüreceğini düşünüyorlar. Kardeşim İsa (a.s.) da gelecek, İsa (a.s.)’nın gelmesi Bediüzzaman’ın değerini düşürür mü? Niye düşürsün? Mehdi (a.s.)’nin gelmesi niye Bediüzzaman’ın değerini düşürsün? Bilakis değerini çok yükseltir, çok tanınır hale getirir, çok daha fazla sevilmesine neden olur. Yani Mehdi (a.s.)’nin Risale-i Nur’u hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek olması zaten çok büyük bir olay. Bediüzzaman’ın bütün dünyada tanınması anlamına gelmiyor mu bu? Çin’de, Japonya’da, Afganistan’da, Uganda’da, her yerde Bediüzzaman’ı kendi kardeşleri gibi, kendi babaları gibi tanımaları demektir bu. Bu Bediüzzaman’ın şanının, şöhretinin, güzelliğinin her yerde bilinmesi demektir. Şu an bilinmiyor Bediüzzaman, çok az çevrede biliniyor. Bütün dünyada bilinip sevilecek. Harikaları, kerametleri bütün dünyaca bilinecek ama bu Mehdi (a.s.) vesilesiyle olacak. Güya işgüzarlık yapıyorlar, yani Bediüzzaman’a sevgi adına, Mehdi (a.s.) düşmanlığı ve Hz. İsa (a.s.) düşmanlığını körüklüyorlar. Sayıları çok az, beş-on kişiler ama fitneleri çok büyük. Evet Berkerim seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:İki dakikamız var onu da söyleyeyim.
ALTUĞ BERKER:“Mehdiyet Yahudilikten çıkmış bir hurafedir iddiasına cevap olarak Kuran’a baktığımızda” demiştiniz Mehdiyet konusunda, “bizi Tevrat’a gönderiyor” demiştiniz.
ADNAN OKTAR:Tevrat’a gönderme yapıyor Kuran tabii, Tevrat ve Zebur’a. Tevrat’ta ve Zebur’da Mehdiyeti Cenab-ı Allah uzun uzun yüzlerce hükümle açıklıyor. Boyunu, posunu, nasıl faaliyet yapacağını, aynı hadislerle mutabık, aynı. Ama Kuran’ın gönderme yapması çok hayatidir. Demek ki, Tevrat’ta ve Zebur’da biz onu bulacağız. Ve nitekim de bulduk, baktığımızda bulduk. Kuran’ın bir mucizesidir bu, bakar bakmaz bütün bu hakikatlerin ortaya çıkması.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’den itibaren Harunyahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV ve Kaçkar TV’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.” Kehf Suresinin 1. ayeti, şeytandan Allah’a sığınırım. “Hamd, Kitab'ı kulu üzerine indiren ve onda hiçbir çarpıklık kılmayan Allah'a aittir.” Kuran’da hiçbir çarpıklık yok, her şey var içinde. “Dosdoğru (bir Kitap'tır) ki, Kendi Katından şiddetli bir azapla uyarıp-korkutmak ve salih amellerde bulunan mü'minlere müjde vermek için (onu indirdi); şüphesiz onlara güzel bir ecir vardır. Onlar orda ebedi olarak kalıcıdırlar.” Cennet’te. Ve “(Bu Kur'an)” diyor Cenab-ı Allah, "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarıp-korkutur.” Hıristiyanlara da kitaptır diyor Cenab-ı Allah. Onların da kitabıdır, onlara da hitap ediyor, onları uyarıp korkutuyor diyor Cenab-ı Allah. Bak, "’Allah çocuk edindi’ diyenleri uyarıp-korkutur.” Demek ki Kuran’dan sorumla Hıristiyanlar, Museviler de.
Evet biraz sonra Harunyahya.Tv’den devam edeceğiz inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...