SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam, HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV, Kaçkar Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Sivas Sipas Tv, Uşak ART Tv, Uşak Egem Tv, Bingöl Fm 102.0, Erzurum Radyo Süper Kanal 99.9, Nevşehir Keyif Fm 92.7, gazeteoku.com, haber58.com, haberhilal.com, islaminesil.com, selamhaber.com, 8sutun.com’dan canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza hoşgeldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:En hoş, en güzel şekilde başlayacağız Hocamızdan destur alarak tabii inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, estağfurullah inşaAllah. Bugün önemli bir şey olarak Hocam, siz deccaliyet yok diyenlere sık sık Darwinizm’in dünyadaki etkisini anlatıyorsunuz. Bugün üniversite öğrencisi olan bir izleyiciniz Mehmet Türkmen, şöyle bir not yazmış Hocam Facebook’daki sayfasına. Az önce sınavdan çıktık. Bölüm Fen Bilgisi Öğretmenliği. Dersin adı evrim. Sorular 1, ilk canlı örnekleri nasıl oluşmuş? 2, sudan karaya geçisi anlatınız? 3, Lamark ile Darwin’i karşılaştırın? Bir de not varmış Hocam. Şöyle, “Dini açıklama yazabilirsiniz fakat puan verilmez” diye. Evrim üniversitelerde ders olarak okutulurken hala Darwinizm tehlikesi yok diyen var mı? Üç tane soru işareti diye kardeşimiz yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim ben %95 değil özellikle böyle biraz geliştirerek söylüyorum. Dünyanın %99’una hakim. Yani deccalin özelliği zaten toplumu dinsiz yapması, çok fazla cinayet işlenmesi, binaların yıkılması, insanların mutsuz olmasıdır yani deccalin ana vasfı budur. Bunları yapmıştır. Yani ondan sonra deccalin kaşı, gözü, boyu posu o ayrı bir konudur. O önemli değildir. Yani asıl icraatı çok önemlidir. Yani çocuk gibi mesela Cübbeli diyor ki, “Nehirler tersine akacak” diyor “ama hakikaten akacak” diyor. “Yani gerçekten akacak” diyor. “Güneş ışığını vermeyecek” diyor “Güneş’i bir anda” diyor “gece haline getirecek” diyor. “Bir günü” diyor “1 sene haline getirecek” diyor. “Yani Güneş’i karartacak” diyor. Yani hiçbir Peygamber döneminde böyle bir şey olmamıştır. Yani hiçbir yerde böyle bir şey olmadı şu ana kadar. Dolayısıyla bu aklın ihtiyarını alacak bir şeydir, çok olağanüstü bir şey olduğu belli. Yani Kuran’a uygun olmadığı, sünnete uygun olmadığı açık. Dolayısıyla çok boş anlatımlar. O müteşabih yani deccal çıkıyor mesela diyor ki adama, hipnoz altında “Nehir tersine akıyor,” diyor, “bak” diyor. Adam tersine aktığını görür. Mesela “Güneş şu an karardı” diyor. Hipnoz altında adam güneşi kararmış görür. Yani bu zor bir şey değil. Yani olur bu. “Ama bu hipnozla, şununla bununla olmayacak” diyor, “gerçekten böyle olacak” diyor. Mesela bu Mehdi (a.s) içinde aynı şeyleri söylüyor. “Adriyatik Deniz’i, bütün deniz kuruyacak” diyor. “Akdeniz cam gibi donacak” diyor. Yani böyle mesela 3000 metre deniz cam halinde donacakmış, Adriyatik denizinin de tamamı boşalacak. “İtalyanlar ve çevre ülkelerdeki kişiler denizin yok olduğunu fark edemeyecekler” diyor. Deniz boşalacakmış fark edemeyeceklermiş. Şimdi böyle bir mantıkla bunun PKK ile tartışmaya girdiğini düşün. Komünist örgütlerle tartışmaya girdiğini düşün, Masonlar’la tartışmaya girdiğini düşün. Ne duruma gireceği malum. “Evrimden bahset” diyorlar, diyorlar ki “evrim hakkında ne diyorsun?” “Evrim ne ki?” diyor. Haşırt haşırt sakallarını kaşıyor. Yani böyle kolayca yenilecek hatta yerle bir edilecek bir Müslüman modelini ortaya sunup, onu destekleyip, onu palazlandırıp onu da yenince biz Müslümanlığı yendik diyecekler. Yok öyle yağma. Yani onu yapamazsınız, biz varken, bu konunun kapısı kapandı. Bundan sonra yapamazlar.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Gelsinler hepsini Kayseri pestili gibi ezerim. İnşaAllah. Öyle gariban adamları çıkartıp, cahil insanları çıkartıp. İslam’ı bunlar temsil ediyor, deyip onu yenince de ki çok kolaydır yenmek böyle tipleri yani çok hakikaten. Yani bir üniversite öğrencilerinin karşısına çıkarsalar mesela İstanbul Üniversitesi’nden gençler veyahut ODTÜ’den gençlerin karşısına çıkarsalar Cübbeli’yi perişan ederler, yani kelimenin tam anlamıyla perişan olur yani canlı yayın yapılsa böyle, toplulukta yani bu onları anlatsa bu izahlarını anlatsa dümdüz olur.
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR:Dolayısıyla onu o tip bir adamı destekleyip yenildiğinde de işte ne yapalım yani Müslümanlık bu, yapacak bir şey yok gördünüz yenildiniz, Müslümanlık da yenildi, İslamiyet de yenildi artık bunu kabul edin mantığını geliştirecekler kendi kafalarınca. Bizde bu oyuna gelmiyoruz. Olay bu.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah
ADNAN OKTAR:Evet. Seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam bugün bir haber vardı gazetede İsrail cezaevlerinde 283’ü çocuk 6700 Filistinli esir varmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) devrinde hepsi bir gün içerisinde, bir günün belli bir saatinde, hepsi birden halas olacak? Hepsi dışarı inşaAllah. Allah’ın izniyle. Özellikle kadınların cezaevinde tutulması çok yanlış. İlle tutuklamak istiyorlarsa, mesela geniş bir kasaba gibi bir yerde, geniş bir alanda gözetim altında tutabilirler. Hakikaten cidden suçları varsa ama hapishanede tutulması gerilim meydana getirir. Evet.
ALTUĞ BERKER:Yine İsrail’li yetkililer milletvekili olan doktor Mahmut Rumani’yi de evinden alarak tutuklamış Hocam. Hamas’ın üstdüzey yetkilisiymiş ve millet vekiliymiş.
ADNAN OKTAR:Bu tutuklamalar şunlar bunlar hep olumsuz etki yapar en güzeli işte İsraillilerin Kral Mesih’i aramaları, Moşiah’ı aramaları yani Shiloh’u aramaları, Mehdi (a.s) teslim olmaları. Kurtuluş budur. Yani çok rahat edecekleri, çok huzur içinde yaşayacakları bütün Müslümanların, Hristiyanların, Musevilerin, bayram sevinci içinde yaşayacakları bir hayat şekli. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s) devrini Peygamber Efendimiz (s.a.v) uzun uzun övüyor, o güzelliği Allah’tan istemeleri lazım.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Posta Gazetesi’nden Mehmet Ali Birand, Hocam, sizin uzun süredir liderler ve gazeteciler başta olmak üzere bir çok kişinin sert, katı, kırıcı üslub kullanmasını eleştiriyorsunuz Hocam bir süredir. Özellikle de Doğan Grubu yazarlarına dikkat çekiyorsunuz. Birçok gazeteci de sizin bu uyarılarınızdan sonra bir değişim olmaya başladı Hocam. Doğan Grubu yazarları özellikle bu konuyu ele alan yazılar yazmaya başladılar.
Bugün bu konuyla ilgili Doğan Grubun’dan dört yazarın yazısı var Hocam.
ADNAN OKTAR:Benim konuşmalarım bunların üzerinde ne kadar etkili oluyor, maşaAllah yani ne konuşsam iki gün sonra manşet bunlarda konu, konu da bulamıyorlar ama muntazam yani böyle birebir. Mesela bak 30 yıldan beri 40 yıldan beri hiç bahsetmedikleri bir konudur bu. Yani sevgi, kardeşlik hiçbir şekilde yani. Hep katı, böyle sert çehreli, insanları korkutan, tedirgin eden, huzursuz eden yazılar yazarlardı hep. Gazeteci dedin mi insanlar hep çekinir. Hatta evini bile vermek istemez bir çok insan yani kiracı olarak, değil mi düşündüğünde, gazeteci mi aman falan diyorlar yani o kadar korkutmuşlardı insanları. Yani iyi olan gazetecileri ben tenzih ederim ama bir kısmı öyle insanları korkutmuştu. Tabii yani gazeteci dedin mi insanları hapse düşüren, perişan eden, toplum nazarında kötü konumuna getiren, o kişiyi işinden gücünden eden hatta evinden atılmasına sebep olan, mahallesine giremez hale getiren bir insan olarak düşünürlerdi bir kısmını. Bir kısım gazetecileri ve o vasıflarını da ısrarla bir kısım gazeteciler de korudular. Yani böyle insanları korkutmak, yıldırmak, onlara tepeden bakmak, onları adam yerine koymamak, kendini büyük hissetmek bir kısım gazetecilerin vasfıydı. Aydın Doğan’ın ekipte de yani Doğanik ekipte de bu vasıfların bir kısmını gördük. Şimdi söz dinler hale gelmiş olmaları güzel yani konuşmalarımdan etkilenmeleri güzel. Yani dördünün birden aynı anda 40 yıldan beri bahsetmedikleri bir konuyu ben uyardıktan sonra gündeme getirmiş olmaları güzel.
ALTUĞ BERKER:Evet, evet inşaAllah. Mesela Mehmet Ali Birand bugün “Hayatımız kavga” demiş, başlıkta. “En basit bir tartışma bile kavgaya dönüşüyor tvlerde kavga raiting yapıyor, kavga eden köşe yazarı ünleniyor, liderler tartışıyor. Artistler, sanatçılar, sporcular herkes kavga ediyor. Kim kimin gözünü oyarsa o konuşuluyor” demiş. Aynı şekilde yine Can Dündar’da Hocam Milliyet Gazetesi’nden aynı bu öfke olmaması, sizin söylediğiniz şeyleri tekrarlayan bir yazı yazmış Rauf Tamer yine Hürriyet’ten den aynı şekilde, sevgi ve saygıdan bahsedin, diye şeklinde.
ADNAN OKTAR:Bak hayret bak daha 2 gün oldu ben bunu açıklayalı. Bir hafta önce de yine bunu açıklamıştım. Ama daha yeni toparlandılar yani çok kapsamlı üstüne gidince bak hepsi samimi olarak demek ki vicdanlarında bir yara hissettiler, vicdanen suçluluk hissettiler. Bu ehemmiyetli konuyu ele almaya başladılar. Bu bir kere ele alınıp kapatılacak bir konu değil. Bu çok büyük bir bela. Türkiye’nin üstünde çok büyük bir bela, büyük bir dert. İnsanlar birbirinden korkuyor, yani insanların nelerden korktuğunu herkes biliyor. Yani bizim insanımız belirli meslek gruplarından korkar. Belirli şeylerden korkar. Yani yıldırılan ve baskı altına alınan bir toplum modelinden şiddetle kaçınmak lazım. İnsanları korkutmak çok büyük bir vicdansızlık, yani korku nefreti getirir. İnsan korktuğundan nefret eder ve kinlenir korktuğundan. Yani bilinçaltında tarif edilmez bir nefret meydana gelir. Yani bu mesela bu iktidara da yansıyor yani insanlar korktu mu bu tip şeylerden, kendini kurtaracak kişiyi, kurtaracağını umduğu, az da olsa kurtaracağını umduğu kişiyi iktidara getiriyor. Mesela Adnan Menderes döneminde halk feci şekilde korkutuldu. Yani acayip üstüne gittiler halkın. Halk ne yapacağını şaşırdı. En sonunda Adnan Menderes’e razı oldu o dönemde. Yani hiç olmazsa o bizi kurtarır gibi. Çünkü daha ılımlıydı. Daha az acı çekeriz gibisinden onu iktidara getirdiler. Yoksa Adnan Menderes’i ne tanır halk, ne bilir, ne de yeteneklerini bilir yani yetenekli bir insanda değildi yani öyle olağanüstü yetenekleri olan bir kişi değildi Adnan Menderes. Sadece biraz sevgiyi, biraz şefkati onda gördükleri için, biraz koruyuculuğu gördükleri için bizi belki korur düşüncesiyle onu iktidara getirdiler.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah evet.
ADNAN OKTAR:AK Parti’nin iktidara gelmesinin sebebi de odur işin doğrusu yani İslam’a, Kuran’a sahip çıkar, Müslümanlara sahip çıkar, korku ortamını daha azaltır düşüncesiyle. Yani insanlarda çok güçlü bir içgüdüdür korku, en güçlü içgüdüdür. Korkuyu kim kaldırırsa insanlar o tarafa doğru gider. Yani korkuyu şiddeti gösterten, kabadayılığı ortaya koyan, bağırtı çağırtıyı ortaya koyan, korkuya korku katacağını, şiddete şiddet katacağını gösterten kişiler sonunda hezimete uğrarlar söyleyeyim. Yani bizim milletimiz şiddeti gördü mü o bilinçaltına yerleşir ve asla unutmazlar şiddeti. Mesela bize bak 99’da yapılan uygulamayı bizim halkımız unutmadı, yani sessiz sedasız seyrettiler ama unutmadılar. Ve gümbür gümbür o siyasete yansıdı. Ecevit’te kaybetti, efendim öbürleri de kaybetti. Fakat en ziyade etkisi olan kişiler kaybettiler inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Star Gazetesi’nden Ahmet Kekeç, Hocam. Bugün E.Ö. bir yazı yazmış, Oktay Ekşi’nin istifa etmesi üzerine, Engin Ardıç başta olmak üzere, başka yazarların da istifa etmesi gerektiğine dair Star’dan. Ahmet Kekeç’te buna cevaben Ertuğrul Özkök’ün başka gazetecilerin eski yazılarını eleştireceğine Doğan Grubu gazetecilerin yakın tarihlerde kaleme aldığı hakaretamiz yazıların eleştirilmesi gerektiğini söylemiş Hocam. Benzer şekilde yine Star Gazetesi’nden Ergün Babahan’da Ertuğrul Özkök’e aynı mahiyette cevap vermiş.
“Madem Oktay Ekşi çıtayı yükseltti ve artık bu konuları konuşmanın zamanı geldi. Neden burnunun dibindeki adamları görmüyorsun da tuhaf bir tecessüsle başka yazarların eskiden yazdığı yazıların arşivini kurcalıyorsun” demiş Hocam. “Doğan Grubun’daki yazarlara bak sen onların üslubunu esas eleştir” demiş kendince.
ADNAN OKTAR:Ama hayrettir, korkuya korku katan, gerilime gerilim katan. İnsan zayıf yaratılmıştır, biz sevgiden, dostluktan, kardeşlikten hoşlanırız. Yani gazeteye baktık mı insanların kanı iliği çekiliyor. Mesela bir konuşmacı çıkıyor bir bağırıp çağırıyor, insanların kanı iliği çekiliyor. İnsanlar şiddetten, dehşetten hoşlanmazlar. Yani şiddetten, dehşetten psikopatlar hoşlanırlar. Yani anormal insanlar hoşlanır. Yani bir çocuğu düşünün siz, yani şiddet ve dehşet ortamına sokun, fıtratında yoktur, nefret eder. Bizi Allah niçin Cennet’e hazırlıyor mümin, muttaki olanları? Cennet huzur yurdu, selam yurdu. Biz orada güvenliği bulacağımız için, huzuru, sükûneti, nezaketi, şefkati bulacağımız için, o güvenli ortamın zevkini tadacağımız için bize Cennet’i Allah teklif ediyor. Biz de dünyada Cennet gibi bir ortam isteriz. Huzur isteriz yani bir kere, değer verdiğimiz insana güvenmek isteriz. Onun tehlikesiz, saldırgan olmayan bir insan olmasını isteriz. Yani saldırgan insan, bugün ona saldıran, bir başka gün bana saldırır, bir başkasına saldırır. Yani saldırganın ne zaman, ne yapacağını biz bilemeyiz ki. Yani ona saldırır ama bana saldırmaz, diyemez bir insan. Yani çünkü fıtratından saldırganlık olan illa ki saldıracak birini bulacaktır ve insanlar kendilerini güvende görmezler öyle bir ortamda. En güzeli şefkattir.
Mesela Adnan Menderes, halim selim bir insandı. Halk tanımaz bilmez, çıktı radyoda konuştu, baktılar çok efendi nezaketli konuşuyor. “Halim selim bir insan, şefkatli bir insan, tamam” dediler “bunu iktidara getirelim” dediler. O da Bediüzzaman’ı ezim ezim ezdi rahmetli. Ki Bediüzzaman sayesinde iktidar oldu. Bediüzzaman Anadolu’da zemin hazırladı, onun iktidarına. Halkı muhafazakar, mukaddesatçı, milliyetçi, maneviyatçı yetiştirdi. Maneviyatçı yetişmiş bir millet, sağ oyları oluşturduğu için, gittiler, Bediüzzaman’ın da işaretiyle Adnan Menderes’e oy verdiler. Adnan Menderes de ne yaptı, aldı Bediüzzaman’ı hücre hapsine sokturdu, Ankara’ya sokturmadı, kendi memleketine sokturmadı.
ALTUĞ BERKER:Özellikle kabinedeki ve bürokrasideki masonlardan bahsediyordu Üstad, Hocam bu konuda.
ADNAN OKTAR:Canım istese Adnan Menderes durdurabilirdi. Onlar hikaye kısmı işin. Mesela İçişleri Bakanı falan hepsi Başbakanın kontrolünde, direk görevinden alır. “Yani ne istiyorsun sen bu yaşlı ihtiyardan?” dese. Çok büyük olay olur. Çağırır makamına. niçin bu kadar üstüne gidiyorsun Ankara’ya sokmamak senin ne haddine dese ne diyecek. Vatandaş, istediği gibi kendi vatanına da gider, mesela Urfa’ya sokmama ne hakkın var ki? “Nerden var” dese azarlayabilir bile hatta. Ve konu biterdi. Akıl almaz işkenceler gördü. Bediüzzaman da manevi desteğini çekince Bediüzzaman eliyle böyle işaret yaptı. “Ben gidiyorum ama onlarda gidecekler” dedi “böyle eliyle yani tepetaklak gidecekler” dedi. Ve nitekim aynı dediği çıktı inşaAllah. Hayır ben Adnan Menderes’e karşı öfkem değil ben ona karşı şefkat duyuyorum, acıyorum yani asılmasına. Çok şiddetli karşıyım ama Allah’ın velisiyle uğraşılmaz. Allah’ın velileriyle uğraşılmaz. Allah’ın velisine işkence yapılmaz. Allah’ın verdiği karşılık çok şiddetli olur.
ALTUĞ BERKER:“Rus’un yapmadığını yapıyorlar bana” diyor Hocam Üstad.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bak “Rusya’da ben esir oldum” diyor. “Bana yapmadılar böyle bir işkence” diyor. Yani şimdi anlatmaya kalksak sabaha kadar anlatırız yapılan işkenceleri. Yani anlamazdan gelmek bir Başbakanın anlamazlıktan geleceği bir konu mudur? Bediüzzaman son derece önemli, hayati bir insandır. Nasıl farkında olmaz. Devletin istihbaratı var, haber alma teşkilatı var, polisi var istediği gibi haber alabilir. Alıyor zaten adım adım izliyor. Ve önemli bir konu olduğu için de sürekli bildiriyorlar Başbakan’a. Yani Bediüzzaman’ın her hareketi adım adım bildiriliyordu Başbakan’a. Başbakan’dan habersiz bir şey yoktu. Dolayısıyla onun gördüğü bütün zulümden Adnan Menderes sorumludur. Yani benim demek istediğim bu. Yani olay hep din ve maneviyat ve mukaddesat üzerinde dönüyor. Mesela Adnan Menderes’in iktidara gelmesinin sebebi; halkın dindar olmasıdır. Başka bir nedeni yoktur ve halkın özgürlük ve sevgi istemesidir. Özgürlüğü, sevgiyi, mukaddesatçılığı kim millete sunarsa o iktidardadır onu söyleyeyim. Kim korkuyu, dehşeti, bağırtıyı çağırtıyı, eziciliği halka gösterirse halk bilinç altında kinlenir. Yani sessiz sedasız, bizim milletimizin kini gizli olur. Bir kısmının, bir kısmının da açık olur. Bir kısmının da hiç olmaz. Ama bu yansır. Yani kin derken; buğzu, kalbindeki öfkesi. Bizim milletimiz dikkat ederseniz çok sessizdir, sakin. Mesela tam diyor ki; “Gürül gürül iktidara geldik” diyor. Bakıyorsun, 0,1 oy vermiş adama, çok sevildiğini zannediyor o. Yani şiddetle baskıyla, olay çıkartmakla mesela Sadettin Tantan kahraman olduğunu zannetti. Hâlbuki halkımız bize yaptığını unutmadı Tantan’ın. Ve onu alaşağı etti milletimiz. Aldığı oy 0,0 bilmem kaç. İşte bak karşılığını aldın. O parti kurup bize yaptığı olaylardan dolayı milli kahraman olduğunu zannetti. Milli başka bir şey oldu o. Yani bambaşka bir şey oldu. Ve milletimiz ona haddini bildirdi.
ALTUĞ BERKER:Tabii. Mesela Bediüzzaman’ın ne kadar önemli bir kişi olduğunu Atatürk keşfetmişti. Onu davet etmişti Hocam. Mecliste konuşma yaptırmıştı. Din işlerinin başına geçmesini tavsiye etmişti. Onun değerli bir kimse olduğunu biliyordu mesela.
ADNAN OKTAR:Mesut Yılmaz mesela Tantan’ın kim olduğunu bildiği halde, kişiliğini bildiği halde sırf bize operasyon yapması için onu İçişleri Bakanı yaptı. Sırf yani tek görevi buydu. Yani tek ana görevi buydu. Bize operasyon yapması için. Çünkü diğer kişiler böyle bir konuya yaklaşmıyorlardı. Vicdanen kabul edemediler. Ama onu müsait buldu ve göreve geldi. Görevini yaptıktan sonra Mesut Yılmaz dedi ki; “Bazı kişiler kendisini Mehdi biliyor” dedi, “zannediyor” dedi, Tantan için. “Yani öyle büyüklük hissi var onda” dedi. “Kendini Mehdi zannediyor yani dünyanın en büyük insanı zannediyor” dedi. Ve ona karşı şiddetli tavır aldı. Bunu bilmiyor muydu Mesut Yılmaz? Ta başında biliyordu. Ama bize karşı operasyon yapacağını bildiği için severek onu İçişleri Bakanlık’ına getirdi. Bize operasyon yaptıktan sonra hemen görevinden aldı. “Bazı kişiler dedi kendisini Mehdi biliyor” falan dedi. Hiç böyle önemsiz bir göreve getirdi onu. Ondan sonra da kıyıya aldı ve konu kapandı. O da böyle kahraman gibi göstermek için kendisini Masonlara hiçbir şekilde dil uzatamadı. Masonlar hakkında tek kelime söyleyemiyor. Ateist Mason kelimesini kullanamıyor. Tapınak Şövalyeleri diye ortaya çıktı. Ağzın burnun eğildi mi? Desene “Masonluk” diye, diyemiyor. Korku dağları bekliyor. Yani Türkiye’de çünkü Tapınak Şövalyesi yok. Türkiye’de Mason var. Yani ucuz kahramanlık yapıyor. Yani kolay kahramanlık yapıyor. Ucuz derken kolay anlamında.
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR:Türkiye’de Tapınak Şövalyesi olmadığı için Masonlar olduğu için masonlara tek kelime söyleyemedi. Biz gürül gürül Masonlara karşı mücadele verdik.
ALTUĞ BERKER: Tabii.
ADNAN OKTAR:Ateist Masonlara karşı ben kitaplar yazdım, birçok kitap yazdım. Benim kitaplarım sırf Yahudilik Masonluk 250.000 adet basıldı toplam. Daha ilk başlarda 250.000 adet basıldı.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Ve ciddi bir güç olduk Masonlara karşı. Masonlar en sonunda şeffaflaşma kararı aldılar. Ve Masonluk Türkiye’de gelişmesini durdurdu. Bizim faaliyetlerimizden sonra, sayısı 5000 ile 7000 arasında durdu. Çığ gibi gelişiyorlardı, gelişemediler ondan sonra. Biz halka gerçek vasıflarını gösterdiğimiz için, ateist ve Darwinist vasıflarını gösterdiğimiz için Masonluk gelişmedi Türkiye’de. Sonra da onlar şeffaf olma kararı aldılar ve Mason localarını açtılar, halka açtılar. Şu anda da hiçbir şekilde gelişmiyor Masonluk Türkiye’de.
SUNUCU:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:El mi yaman bey mi yaman demişler, bey hepsinden yaman.
ALTUĞ BERKER: Evet İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama bakın Tantan’nın oradaki uyanıklığı gözlerden kaçmaması lazım. Masonlardan çekindiği için Mason kelimesini kullanmadı. Tapınak Şövalyeleri diye kahramanlık yapmaya kalktı. Bu da halkımızın gözünden kaçmadı. Sonra genelevlerin çapını genişletti. Türkiye’deki genelevler ile ilgili karar aldı. Yeni yeni ek ilave gelişmeler yaptırdı genelevlere. Doğu Türkistan’daki Müslümanlara karşı Çin Devleti ile anlaşma yaptı.
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR:İmam hatiplerden polis akademilerine, polise eleman alınabiliyordu. Onu kaldıran kanunu çıkarttırdı. Böyle hizmetleri oldu. Sonra da çekti gitti, işine baktı. Tabii milletimiz bunları unutmaz, bu tip şeyleri unutmaz.
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR:Bak hiç sesi sedası da çıkmıyor.
ALTUĞ BERKER: Tabii.
ADNAN OKTAR:Sonra da işte onun hakkında, İddia edilen Ergenekon Örgütü davasında yargılanan bazı kişiler “Ne istesek, ne emretsek yapar” diyorlar telefon konuşmasında, polisin tespit ettiği telefon konuşmalarında. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün mühim elemanları, kilit noktada olan elemanları. Bize karşı olan, bana karşı olan elemanları. Ki en önemli birinci tehlike olarak görüyor İddia edilen Ergenekon Örgütü beni. Yani bunu özel toplantılarında beyan ediyorlar. Tabii oturup böyle çarşaf çarşaf yazmıyorlar. Özel toplantılarındaki beyanları bunlar. Orada diyorlar “Tantan’a ne emretsek, neyi söylesek biz ona yaptırırız” diyorlar.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Bu da tabii şaşırtıcı. Allah akıl fikir versin, Allah hidayet versin. O devirde polis olan, Müdür olan vatandaş da biliyorsunuz İddia edilen Ergenekon Örgütü davasında yargılandı.
ALTUĞ BERKER:Organize Suçlar Müdürü.
ADNAN OKTAR:Evet, Adil Serdar Saçan. Evet, yargılandı. Ve halen de devam ediyor.
ALTUĞ BERKER:16 ay tutuklu kaldı, serbest olarak yargılanıyor şu anda Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet. O zamanlar İstanbul Emniyet Müdürü kimdi?
ALTUĞ BERKER:Şu an MHP’de Milletvekili Hasan Özdemir.
ADNAN OKTAR:Hasan Özdemir. Hasan Özdemir “Benim operasyondan haberim yok” demiş. Ama yani “görmedim” olayı. Ben Emniyette onunla göz göze geldim.
ALTUĞ BERKER:Ben de gördüm. Sabahleyin oraya geldi bizim.
ADNAN OKTAR:Hayır canım bana çok dikkatlice baktı. Teftişe geldi. Bütün hepimiz koridora dizilmiştik. Ayakta bizi tuttular. Beş saat falan ayakta tuttular arkadaşlarımızı, herkesi. Beş altı saat bekliyoruz öyle. Neyi bekliyorsak, bekle de bekle. Orada geldiğinde emir yağdırıyordu. Göz göze geldik. Hayır ben seviyorum, saygı da duyduğum bir insan. Yani pişmanlığını sonra dile getirdi bize. Yani çok pişman olduğunu, böyle bir şeyden çok mutazarrır olduğunu, bunun onu kendisini çok rahatsız ettiğini, böyle bir şey olsun yani istemezdim gibisinden. Bizlere karşı sevgisini, saygısını beyan etti. Yani benim ona karşı bir öfkem yok. Yani Allah affetsin, benim onunla bir alıp veremediğim yok. Fakat yani “görmedim, duymadım”; yahut işte “orada değildim” sözü doğru değil. Bak sen de diyorsun.
ALTUĞ BERKER:Gördüm, ben de gördüm.
ADNAN OKTAR:Hayır, ben göz göze geldim yani. Dikkatlice baktı inşaAllah. Orda yani böyle mühim bir operasyon olur da İstanbul Emniyet Müdürü haberi olmaz olur mu?
ALTUĞ BERKER:Mümkün değil.
ADNAN OKTAR:Olay yerine gelmez olur mu? Ben eskiden her tutuklandığımda teleksle Ankara’ya bildiriyorlardı. Başbakanlığa bildiriyorlardı. Yani önemli bir konu. Çünkü iktidarı yıpratmak için kullanılabilinecek bir malzemedir bu aynı zamanda. Yani mesela tutuklarsın. Bu muhafazakarlar arasında galeyana sebep olur. Çünkü mazlum olarak, sebepsiz tutuklama. Yani acayip bir öfkeye neden olur. Halk bunu sezdirmez. Ama bunu oyuyla yansıtır, oyuna yansıtır. Yani o anda sezdirmez. Yani o an onun dehşetini yaşar. Hatta ters yorum da yapabilir. İyi oldu falan da diyebilir. Ama içindeki öfke tarif edilemez bir öfkedir. Oy zamanı geldiğinde tak oyunu verir ve bitirir.
ALTUĞ BERKER:Tabii.
ADNAN OKTAR:Mesela bak Mesut Yılmaz da o dönemde dağlar benim havasındaydı. Ki benim ona karşı da bir öfkem, kinim bir şeyim yok. Bak Saadettin Tantan’ı göreve getirdi. Hiç alakasız nedenlerden bize karşı içinde bir buğz duydu. Hiçbir sebebi yok. Yani tamamen iftiraya dayalı, tamamen tahmine dayalı ki sonra da ispat ettik onun yanlış olduğunu. Saadettin Tantan’a böyle bir görev deruhte edildiğinde onu tam anlamıyla destekledi. Ecevit’te rahmetli önce hiçbir şey demedi. Saadettin Tantan ilk operasyonda, ben daha içerde Emniyette iken “Abdullah Öcalan’dan daha tehlikeli” dedi benim için.
ALTUĞ BERKER:Evet Tantan.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, sen bunu hakimlere söylersin de hakim nasıl tutuklamasın bu adamı o zaman, bu kişiyi? İnfial meydana getiriyorsun sen. Bütün gazetelerde manşetten çıktı. Devletin İçişleri Bakanı; “Abdullah Öcalan’dan daha tehlikelidir” diyor. Sen beni yargıladın mı? Sorguladın mı? Nereden biliyorsun öyle olduğumu?
ALTUĞ BERKER:Tabii ki.
ADNAN OKTAR:Daha sorgum devam ediyor. Daha ne olduğu belli değil. Bak nitekim verilen cezayı Yargıtay bozdu. 3 yıl ceza vermişlerdi bozdu, hem de kaç cihetten birden bozdu. Yargılanan bir insana olumsuz etki edeceği, hakimler üzerinde baskı meydana getireceği açık olan böyle bir ifade kullanılır mı? Bir de Abdullah Öcalan’a karşı sen ne yaptın? PKK’ya karşı nasıl bir fikri mücadele verdin? Anti-Darwinist, anti-materyalist bir çalışma mı yaptın? Anti-komünist, anti–Stalinist çalışma mı yaptın? Anti-Masonik çalışma mı yaptın? İman hakikatlerini mi anlattın? Bunların hiçbirini yapmamışsın sen.
ALTUĞ BERKER:Tabii.
ADNAN OKTAR:Ama biz bunların hepsini yaptık. Ve PKK’a karşı en etkili ilmi mücadeleyi veren bir grubu, bir topluluğu sen Abdullah Öcalan’dan daha tehlikeli görüyorsun. Ne demek istiyorsun sen? Neyi anlatmak istiyorsun sen? “PKK’dan daha tehlikeli” dedi arkadaşlarımız için. E peki bu durumda hakimin karşısına çıkardılar hakim; ”Oğlum ne diyorsun evladım” dedi. “Efendim” dedim, “siz söylerseniz suçumu benim” dedim “ben ona göre cevap vereyim” dedim. Hâkim bak ne dedi biliyor musunuz? “Haklısın yavrum” dedi “haklısın oğlum” dedi “ama tutuklamak durumundayım” dedi. Kardeşim bu nasıl bir olaydır?
ALTUĞ BERKER:Kamuda infialden.
ADNAN OKTAR:Kamuda infialden. İnfiali kim meydana getirdi? Sağolsun Aydın Doğan medyası sürmanşet. Aslında Hürriyet’te ana kapaktık bizim boydan boya kapaktık tam beni tutuklayacakları anda deprem başladı.
ALTUĞ BERKER: 12 Kasım Düzce depremi.
ADNAN OKTAR:12 Kasım Düzce depremi başladı. Polis kilitleyemedi; elinde kaldı anahtar. Tam hücreye sokuyorlardı, hücreye beni sokuyorlardı. Tam anahtarı soktu, çevirecekti, çeviremedi, geri çekti anahtarı deprem başlayınca. Acayip bina sallanmaya başladı ama öyle az buz değil.
ALTUĞ BERKER:Böyle iki türlü sallandı Hocam; hem böyle dikine hem enine çok değişik bir şekilde sallandı.
ADNAN OKTAR:Acayip yani böyle bina durmadı sallanması. Acayip korktu polisler. Yani hepsi geri çekildi. Binayı boşaltmayı düşündüler. Yani tamamen binayı boşaltmayı düşündüler. Sonra dedi ki polisler; “Hocam” dediler, “seni buraya getirdik deprem oldu” dediler. Yolda da söylemişlerdi. O alakası, tabii ki tevafuk ama yani onların görüşüne göre.
ALTUĞ BERKER:Tantan’ın başka sözleri de vardı Hocam aslında ilginç. Böyle vakıf yöneticileri gibi, merkezleri gibi.
ADNAN OKTAR:Mesela İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir, geceyarısı baskınlarını “Bunlar bir çete, bir yılan haline gelmişlerdi. Kangrendiler” diye değerlendirmiş. E kardeşim bunu duyan mahkeme ne yapar? Şimdi de bak, “Bin pişmanım” diyor konuştuğumuzda. Hakikaten bizi çok seviyor. Yani canciğer muhabbetimiz var. Bizim çocuklarla görüşüyor, kardeşlerimizle konuşuyor. Bayağı seven bir insan. Yani bu yılan mılan dedin mi ne olur. Çete deyince zaten mahkemenin orada seçeneği ne kalıyor? İstanbul Emniyet Müdürü “çete” dedi mi. Yani çete nasıl olur? Yargılanırsın, deliller ortaya konulur, bütün herkes konuşur. Mahkeme karar verir, Yargıtay onaylar. Ondan sonra dersin ki “bunlar çete” dersin. Daha hiçbir şey yok ortada. Nasıl çete oluyorsun? Ve nasıl bir çete ki anti-Komünist bir çete; Komünizmi eziyor, Masonluğu eziyor, PKK’yı eziyor, vatan düşmanlarını eziyor, bölücüleri eziyor ve çete oluyor? Bu nasıl bir çete oluyor; Türk milliyetçisi oluyor, Türk-İslam Birliğini savunuyor ve çete oluyor, bir yılan oluyor ayrıca? O devir çok acayip bir dönemdi. Bütün bu konuşmalarda Ecevit böyle şefkatli bir insandı. O Başbakandı. O uzun süre bir şey demedi. Allah-u alem ona bir yerden birisi uyarı getirdi. Yani on gün, onbeş gün sonra dedi ki; “ben” dedi, “Adnan Hoca’ya” dedi, “Hoca demeye dilim varmıyor” dedi. “Dilim dönmüyor, dilim tutuldu” dedi, “dilime bir şey oldu” dedi. Yani o anlamda bir şey söyledi. “Dilim dönmüyor benim” dedi. Bak bu Allah'ın çok ağırına gidecek sözlerdir bunlar. Yani mazlum bir insana bu söz söylenmez. “Dilim dönmüyor” dedi. Mazlum bir insana bu söz söylenmez. Allah'ın ağırına gider bu sözler. Yani bunu düşünmüyorlar. Ama ben hepsine hakkımı helal ediyorum. Allah hepsinden razı olsun. Yani Allah hepsine Cennet nasip etsin. Benim öyle kendilerine kindarlığım, nefretim, öfkem yok. Ki zaten Hasan Özdemir de sonradan özür diledi. Yani sevdiğimiz, saydığımız bir ağabeyimiz. Olabilir o dönemde ama onları bu dönemde söylemişti yani. Bunlar inkâr edilecek sözler değil. Efendim, hatta bir ara gazeteler yılan soyadı koymuşlardı bana. Dedim “Kardeşim yılan vatandaşların soyadı, birçoğunun soyadı yılan” dedim. Yani “tıp öğrencilerinin yakasına taktığı yılan rozeti var” dedim. “Eczacılar yılan kullanıyorlar. Böyle hepsine hakaret etmiş olursunuz. Acayip biz söz olur. Bırakın bunu, münasebetsizlik yapmayın” dedim gazetecilere. Sürekli o zamanlar bu büyük gazeteler, Aydın Doğan medyası sürekli yılan aşağı, yılan yukarı. Mesela soyadı olabiliyor. Karayılan diyor, beyazyılan birçok ailenin soyadı yılandır yani. Onu güya kendilerince hakaret zannediyorlar. Yılan mazlum bir varlık, hayvandır yani, inşaAllah. Ama bu tabii çok rahatsız ediciydi. Mesela o zamanlar Emniyet Müdürü Hasan Özdemir ağabeyimizin böyle bir üslup kullanması; mesela “çete” demesi, “yılan” demesi, “kangren” demesi. Yani bu mahkemeyi çok olumsuz etkiledi Allah-u alem. Bakın, yani buradaki mahkemenin ifadesi çok açık. “Oğlum” dedi, “seni dinliyorum, buyur anlat ne diyorsun buradaki iddialara” dedi. Bak “efendim” dedim, “sayın hâkimim” dedim. “Söylerseniz ben cevap vereceğim” dedim. “Bir bir cevap vereceğim” dedim. Bak, hâkim şöyle yaptı; “haklısın evladım” dedi. “Ama tutuklamak mecburiyetindeyim” dedi. Ve üç defa bak, böyle “ne yapayım” gibisinden şey yaptı. “Efendim, çok müsterih olun, rahat olun. Gayet normal, tutuklayın” dedim. “Yani ben rahatsız olmam bundan” dedim. Çok saygılı bir hâkimdi. Bak, üç kere rahatsızlığını dile getirdi. “Tutuklamak mecburiyetindeyim, infaal var” dedi. Kardeşim nasıl infaal olmasın? İçişleri Bakanı bunu diyor, Emniyet Müdürü bunu diyor. Yani normalde tutuksuz yargılanacaktık. Yani o devir acayip bir devirdi. Sonra mahkeme bizi DGM'ye sevk ettiler. 4422 vardı. Biz mahkemeyi ilk defa DGM'nin tarihinde reddettik. DGM tarihinde hiç yoktur mahkeme reddedilmesi. Ama mahkemeyi reddettik ama deliller o kadar güçlü ki; yani şimdi saymayayım hâkime karşı saygımdan, sevgimden. Mahkeme kabul etmek durumunda kaldı. Reddi kabul etti. Mahkeme üç ağır cezaya gitti. Sonra baktı ki devlet, DGM'nin yapısında bir gariplik var, bir acayiplik var ve 4422'de de bir acayiplik var. Yani bize yapılan olay şok etkisi yaptı. Hem DGM'ler kaldırıldı, hem 4422 kaldırıldı. Ve bizi 313'ten yargıladılar. 313'ten yargılandık biz. Bir süre sonra o hem Yargıtay kabul etti, Yargıtay Başsavcılığı kabul etti, DGM'ler kabul etti bizim 313'ten yargılandığımızı.
ALTUĞ BERKER: Beşinci Daire Yargıtay.
ADNAN OKTAR:Yargıtay beşinci daire kabul etti. Ve yani Yargıtay’a gittiğinde zaten Yargıtay yine kabul etti ayrıca ve bütün ağırceza mahkemeleri, tamamı kabul etti. Sonunda süre çok uzadığı için zaman aşımına girdi. Vay sen misin zaman aşımına sokan? Cemil Çiçek beyefendi kükredi maşaAllah ve “Biz olağanüstü önlemler alacağız” dedi. Taha Akyol devreye girdi ondan sonra. Yani “Kanunlarda değişiklik yapacağız” dediler, o anlamda. Onlar makul. Yani onlarda bir şey yok. Normalde 4422 sayılı yasa bozulduğunda yani kalktığında, ilga olduğunda yargılanan kişilerin lehine olan maddeden yargılanıyorlar. Aleyhine olan maddeden yargılanamazlar. Yani daha ağır şarttan yargılanamazlar. 313 daha hafiftir, 220 daha ağırdır. Ama 313'ten yargılanırsak biz zaman aşımına girecektik ve dava düşecekti. Ne hikmettir, tabii sayın yargıçlarımıza saygımız çok büyük, Yargıtay’ın kararına rağmen, açık devletin kanununa rağmen, 313 yerine 220'den yargılama kararı verildi. Beşinci Yargıtay bunu kabul etmedi. Dedi, “313 bu” dedi. Mahkemeye gittik, mahkemeye dedik ki; “efendim” dedik, “bizi Yargıtay ceza genel kuruluna gönderin davamızı. Çünkü Yargıtay’ın beşinci dairesi; 313” dedi. “Bir başka daire de 220 olabilir mi?” diyor. Yani ortada bıraktı. “Bu netleşsin efendim” dedik. Mahkememiz sağolsun Salih Öztürk Beyefendi’nin başkanlığındaki mahkeme göndermedi. Bir yıl dosyayı göndermedi. Bize iki yıl ceza verdi bana. Bir yıl da ilave etti, kız arkadaşlarımla beraber, hepimizi çete yöneticisi olmaktan hepimize ikişer yıl verdi. Birer yıl da fazladan verdi. Onun neden olduğunu bilmiyoruz. Yani onun gerekçesini göstermedi mahkeme. Normalde Yargıtay kararlarına göre bu bozma nedeni, gerekçe göstermezse. Yani şahıs şahıs, tek tek gerekçe göstermesi lazım. Ama gerekçe göstermeden karar verdi. Ellerine sağlık, Allah razı olsun, teşekkür ediyoruz. Ama Yargıtay’a gelince Yargıtay hemen hemen her cihetten bozdu.
Mesela bakın, Hasan Özdemir’le bugün yine arkadaşlarımız görüşmüş. Çok çok iyiymiş, çok pişmanmış. O bizim ağabeyimiz. Ona karşı derin sevgimiz var. O devrin şartları öyleydi. Allah onu da affetsin. Biz hata yaptıysak bizi de affetsin. Yani bizim ona karşı bir öfkemiz, kinimiz yok. Yani biz onu çok seviyoruz, çok saygı duyuyoruz. O devrin karanlık ortamında belki şartlar öyle gerektirmiş olabilir. Bilmiyorum, yani Allah hidayet versin, Allah affetsin. Özetle, mahkeme göndermedi. Bakın, bir yıl ve ceza verdi.
ALTUĞ BERKER:İki defa istemiş Yargıtay Başsavcılığı.
ADNAN OKTAR:Yargıtay iki defa istedi, Yargıtay “Gönderin Yargıtay Ceza Genel Kuruluna, buna bakacağız” dedi. Buna rağmen mahkeme o şekilde yaptı ve her yönden Yargıtay bozdu. Yani birçok yönden bozdu. Yani sayıyor şu şu şu şu nedenlerden. Ben mahkemenin kararına karşı saygım büyük. Salih Öztürk de ben elini öperim görürsem Allah razı olsun. O da değerli bir hâkim. Benim onunla kalben bir şeyim olmaz, buğzum da yok.
Evet, konu konuyu açıyor, oradan oraya geçiyor. Ama bir insanın yani suçu sabitleşmeden bir insan hakkında böyle hüküm vermek çok acayip bir harekettir. Yani halk bunları unutmaz, millet bunları unutmaz. Bak, biz unuturuz, millet unutmaz ve en önemlisi Allah unutmaz. Bak, Allah unutmaz. Mesela bize ilk bir arkadaş, aramıza bir ajan provokatör olarak bir bayan göndermişlerdi. Onu gece yarısı tutuklamışlardı. 17 Ağustos gecesi tutukladılar. Gece 12 gibi aldılar. Ajan provokatör, o da gitmiş, demiş işte “Şöyle bir şey söyleyeyim, onların hepsi uyuşturucu kullanıyor,” bizim için işte “kokain kullanıyorlar” falan gibisinden söyleyip geniş çaplı bir operasyon yapılacaktı bize. Gece 3 gibi tam operasyon yapılacakken 17 Ağustos depremi oldu. Deprem olunca operasyon durduruldu. Bir çok yetkili Emniyet müdürü, sonra bize bunu söylediler. Yani yapılacak operasyon hakkında bilgi verdiler. Yani “Böyle bir operasyon yapılacaktı, fakat deprem nedeniyle yapılamadı” dediler 17 Ağustos’ta. Sonra ertelediler operasyonu demek ki, sonra da Kasım’da yaptılar. Kasım’da yaptıkları operasyonun gecesinde de yine dediğim gibi Hürriyet Gazetesi sür manşetten verecekti. Deprem olunca bizim haberi ikinci sayfaya koydular ama yine sür manşet ana sayfa muhafaza etti. Deprem haberini birinci haber yaptı Hürriyet. Haber kanallarında da ilk haber bizdik. Ama deprem olduğu için ilk haber deprem oldu, sonra bizim haberimiz oldu. Acayip bir sevinç; böyle yaşasın gibisinden yeri yerinden oynatıyorlar. E bak Allah ayaklarına dolandırdı. Yani hiç, sonra da diyorlar ki; “Ya” diyorlar, “nasıl oluyor bu İddia Edien Ergenekon Örgütü davasında tutuklanıyor bu adamlar falan”. Kardeşim bak Cumhuriyet savcısı diyor ki; “Dosyada hiç bir delil yok” diyor şahısların aleyhinde. Biz buna rağmen tutuklandık, yani devletin savcısı diyor bunu mahkemenin savcısı. “Sanıkların aleyhinde hiç bir tane delil yok” diyor, “tek bir tane delil yok” diyor. “Sadece polis ifadeleri var” diyor. Yani “poliste alınmış ifadeler var” diyor. Onlar da işkence sonucu alınmış ve yanlarında avukat olmadan alınmış. Yani tehdit ve baskı altında alındığı için bu ifadeler de geçersizdir” dedi savcı. Ve ayrıca bu çocukların, bu tutuklu, yargılanan kişilerin arkadaşlarının büyük bir bölümüne zaten beraat vermişsiniz” dedi mahkemeye. “Aynı suçlar, aynı dosyadan, aynı gerekçelerle beraat vermişsiniz, bunlar da aynı konumdalar. Bunlara da beraat vermeniz lazım” dedi Cumhuriyet Savcısı. “Ve ayrıca dosya bomboş” dedi. “Hiçbir şey yok” dedi, “iddia yok” dedi. Biz buna rağmen dokuz ay yattık. Çıtımız çıkmadı. Bu adamlar ne kadar kibarlar. Ne kadar kibarlar. Ve o zaman neredeydi ya bu Hürriyet Gazetesi’nin yiğitleri, kalemşörleri? Her gün gazetede haberdim, her gün tutuklu olduğum sürece. Cezaevinde bile rahat bırakmadılar. Yok işte şöyle keyfi yerinde, böyle keyfi yerinde. Beni aldılar bu sefer çok acayip bir yere koydular cezaevinde arkadaşımla beraber. Yerler böyle simsiyah, zift gibi siyah. Duvarlar zift gibi siyah böyle. Yani külden böyle şeyden, nasıl olduysa bilmiyorum yani. Böyle mazot dökülmüş gibi her yer. Yani normal bir hücredeydik, “Çok keyfi yerinde” deyince, “rahatı yerinde” deyince Hürriyet’te filan sürekli haber çıkıyordu. Orası işte “otel gibi”, bilmem ne. Otel gibiyse gidip yatsana sen bir orada. Otel gibi olmadığını gördünüz bak şimdi. İddia edilen Ergenekon Örgütü davasında şimdiki ifadeniz öyle değil; “otel gibi” demiyorsunuz. Hani oteldi? Demek ki otel gibi değilmiş. Normal cezaeviymiş. Her haber çıktığında gidip biz savcılığa ifade veriyorduk, cezaevi savcılığında. Hiç alakasız yerlerden bağlantı kuruyorlardı. Yani işte Kartal Cezaevi’nin, hatta Kartal Cezaevi’ne kadın girdiği, yani benim Kartal Cezaevi’ne kadın soktuğum, yani onunla beraber olmak için. Olacak iş mi şu? Yani artık nevirleri dönmüştü. Nasıl yapıyorsam yapıyormuşum, cezaevine kadın sokuyormuşum. Yani inanılır gibi değil. Yani bunların kafalarında fanteziler inanılır gibi değil. İşte “Bir eli yağda, bir eli balda”. O günkü ben gazete kupürlerini getireyim. Yani bir tane iki tane değil; hafta sekiz, gün dokuz sürekli. Ben cezaevinden çıktıktan sonra Kartal’la ilgili bütün haberler kesildi. Şimdi mesela tek kelime duyulmuyor, bak. Eskiden hep manşetti Kartal’da şu, Kartal’da bu; tutuklu kaldığım sürece. Yani hani rahat eder mi acaba gibisinden. Hatta geldiler bu sefer, içlerine sinmedi. Kameralarla geldiler benim bulunduğum bölüme. İşte ne yemek yiyorum, gittiler onları çektiler. Kaldığım yerler, yatağımı filan her yeri onlar tek tek çektiler, televizyonlarda yayınladılar. Yani rahat ediyor muyum, etmiyor muyum. Herkesin faydalandığından ben de istifade ediyorum. Yani herkes gibi aynı şartlardayız. Cezaevinin lüksü, bilmem nesi olur mu. Cezaevi aynı, tek tip zaten adı üstünde. Bütün hücreleri aynı. O devirde bayram yapıyorlardı adeta. Bak, savcının bu ifadesine rağmen bayram yapıyorlardı. Ve daha hala mesela Fatih Altaylı şu an şikayetçi. Yani bu konuda tutuklanmam için on bir, on iki yıldan beri bastırıyor geceli gündüzlü. O avukatı Rezzan Aydınoğlu’yla beraber. Tabii vatandaş, istediğini desin, yapsın. Ama ben Fatih Altaylı’nın iddialarından beraat ettim ben. Ve Yargıtay da onadı bunu. Bak, Fatih Altaylı’nın benle ilgili iddialarından ben beraat ettim ve Yargıtay da onadı. Buna rağmen benden yine şikayetçi. E olsun. Yani vatandaştır, istediğini yapabilir. Bak Cübbeli’yi pışpışlıyor, o ona “baba” diyor, ona “ınga” diyor, bir şeyler böyle acayip bir durum yani. Ama bana karşı tavrı da bu. Bana karşı bu tavrının neden olduğunu herkes bilir. Cübbeli’ye karşı bu tavrının neden olduğunu herkes biliyor. Yani bunun arkasında bambaşka şeyler dönüyor. Yani sistem bambaşka. Yani perde arkası bambaşka olayların. Yani üzerimdeki baskının nedenleri de bambaşka. Ama şimdi bunları tabii alenen anlatamıyoruz burada. Yani ancak bir özel sohbet olacak da orada anlatılabilir yani.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama bütün mahkeme heyetine de saygı duyuyorum. Kararlarına da saygı duyuyorum. Şikayetçi olanlara da saygı duyuyorum. Bana işkence yapanlara da saygı duyuyorum. Onları da affediyorum. Mesela Emniyetteyken sol ayağıma, sağ ayağımın baş parmaklarına kablo bağladılar. Elektrik verdiler. Daha hala izi var baş parmağımda. Tırnağımın yan tarafını yaktı elektrik; koparttı yan tarafını. Yani o tırnak yuvasını koparttı kenarını. Ama ben şikayetçi dahi olmadım. Arkadaşlarım şikayetçi oldu. Şu an bin küsur seneyle yargılanıyorlar. Mahkeme son aşamada, arkadaşlarımıza işkence yapıldığı için. Herkese elektrik verdiler, aşağı yukarı bütün arkadaşlara. Çoğu sakat kaldı. Kız arkadaşlarımı sakat bıraktılar. Ve aslan gibi onlar. Yine davalarına devam ediyorlar. Hiçbir şekilde de yılmadılar. Yani çoğunluk. Kiminin belini çıkarttılar, kiminin bacağını kırdılar, yani söktüler, bir şeyler yaptılar. Kiminin gözünde sakatlık meydana getirdiler. Ben o dönemde dedim ki, “bunlarla uğraşmayın” dedim, “yani ne diyorlarsa kabul edin de biz buradan sağ salim çıkalım” dedim. Meğer ne dediysek hepsini ispat etmemiz gerekiyormuş olmadığını. Ben bilmiyorum. Ben zannettim ki, hepsini dedim “Ben çeteyim, şunu da ben yaptım, bunu da ben yaptım” hepsini kabul ettim kurtulmak için. Ya ben böyle dedim, avukata yani kurtulalım diye. “Olur mu Hocam?” dedi, “şimdi sen onu söyledin ama hepsini ispat etmek durumundasın sen” dedi. “Yani olmadığını ispatla mükellefsin” dedi. Ben bilmiyorum böyle bir kanun olduğunu. Yani şaşırdım, kaldım. Ya adam bana zorla, işkenceyle, elektrik vererek bir şeyler söyletecek, sonra da ben onun aksini ispatla mükellef olacağım. Yani yaklaşık üç yüz klasör falan dosyayla kendimizi anlattık, üçyüz klasör. Daha hala daha anlatıyoruz. Yani aksi şeylerin, iddiaların geçersizliğini ispat etmek için. Ya böyle ilginç durumlar var. Tabii biz yine halimize şükrediyoruz, Allah’a şükrediyoruz.
Ne yapıyoruz, ara mı verelim? Evet.
SUNUCU:Aradan sonra tekrar beraberiz.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam.
ALTUĞ BERKER:Hocam basın haberlerinden uygun görürseniz devam edebiliriz inşaAllah. Hürriyet’te Yalçın Bayer; başörtüsünün din kaynaklı olmadığını ve Anadolu geleneğinde bulunmadığını, bu konunun toplumu geriye götürdüğünü ve Kemalizm’in modernleşme anlayışına ters düştüğünü yazmış. CHP’nin de bu konuda özgürlükçü bir politika izlemesinin Kemalizm’e ters olacağını ve CHP’nin Kemalist düşünce olmadan asla var olmayacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Atatürkçü, Atatürkçü düşünce. CHP zaten tam Atatürkçü olmuş olsa yüzde yetmiş, seksenle iktidara gelir tam anlamıyla olursa. Yani Atatürk’ün din anlayışını, Atatürk’ün İslam anlayışını, Allah sevgisini, Resulullah (s.a.v.) sevgisini tam yansıtabilirse, Türk-İslam Birliği düşüncesini Atatürk’ün tam yansıtabilirse, o zaman o ciddi bir değişiklik şeklinde siyasete yansır. Evet, seni dinliyoruz Berker.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan bugün sizin açıklamalarınızla tamamen uyumlu bir milliyetçilik tarifi yapmış inşaAllah. Şöyle demiş: “Milliyetçilik ırkçılık değildir. Milleti teşkil eden unsurlar, kan bağı, genetik kodlar değildir. Tarihtir, kültürdür, ortak değerlerdir”
ADNAN OKTAR:Doğru.
ALTUĞ BERKER:“Biz millete hizmetkârlık yapmak olarak gördük milliyetçiliği. Slogan milliyetçiliğine teslim olmadık” diyor.
ADNAN OKTAR:Yani hars milliyetçiliği, Atatürk milliyetçiliği vardır. Onun dışında milliyetçilik olmaz. Atatürk bunu çok mükemmel tarif etmiştir. “Kendini Türk hisseden, Türk’üm diyen herkes Türk’tür” diyor, o kadar. Amerika’da da “Biz Amerikalıyız” diyor adamlar. Kimi Meksikalı, kimi Japon, kimi Koreli ama hepsi “Amerikalıyız” diyorlar.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah. Sedat Ergin bugün Hürriyet’te Hocam; Avrupa Birliği ilerleme raporunda Aydın Doğan’ın vergi davasının bir siyasi saldırı olarak nitelendiğini ve bu nedenle AK Parti hükümetinin dünyada basın özgürlüğü konusunda ciddi bir imaj sorunu olduğunu yaşadığını vurguluyor. Doğan Grubuna olan bu dava konusunda hükümeti eleştiriyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Sedat Ergin?
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR:Bize açılan davayı nasıl değerlendiriyor acaba? Onda mutlu olmuştu Sedat Ergin. Acayip sevinmişti, bayram yapmıştı. Ve Doğan Medyası da bayram yapmıştı genel olarak. Ama ne hikmetse bu hazretlere açılan her davada feryat figan.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Mahkemeler dava açıyorsa bir delile dayalı açıyor. Mahkemenin sonucunu bekleyecekler. Evet.
ALTUĞ BERKER:HSYK ile ilgili bugün Yalçın Doğan’ın bir yazısı vardı Hocam Hürriyet’te. HSYK yani Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu daha önce yedi kişiden oluşurken, şu an yirmi iki kişiden oluşuyor.
ADNAN OKTAR:Ne güzel.
ALTUĞ BERKER:Daha önceki kurul atamalarda daha uzun sürede karar verirken, yeni kurulun birkaç gün içinde hemen atamaları gerçekleştirmesi yazıda eleştiriliyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak, sürati, kaliteyi eleştiriyor. Kaç yaşında bu Yalçın Doğan? Ya ben çocukluğumdan beri bu adamı görürüm böyle.
ALTUĞ BERKER:Ben de bildim bileli vardır Hocam inşaAllah. HSYK’nın eskisi gibi yavaş olmaması ve hızlı olmasını eleştirmiş Hocam, hızlı çalışmasını.
ADNAN OKTAR:İşte demek ki onların, o arkadaşın istediği gibi olmuyor işler. Hızlı olacak, süratli olacak, kaliteli olacak, güzel olacak. Bu, doğru olan bir tavır. Doğru olan bir hareket. Yanlış olan bir şey olursa açıkça delilleriyle anlatsın, söylesin; tahminle olmaz. Yani Doğanizm’in etkisinde de kalarak olmaz. Yani Türkiye Doğanizm’e göre idare edilmiyor. Atatürkçülük’e göre yönleniyoruz.
ALTUĞ BERKER:Tabii, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani onlar da Atatürkçü olduklarını iddia ediyorlar ama Doğanizm daha hakim. Atatürkçülük’ün neresini alıyorlar? Onu da bilmiyorum. Alıyorlar mı almıyorlar mı o da belli değil.
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah. Hadi Uluengin Hocam bugün yine Hürriyet’te; hangi mezhepten olursa olsun, Müslümanların kendi ibadethanelerinin olmasına izin verildiğini, ancak devletin Süryanilerin ibadethane açmalarına izin vermediğini yazmış Hocam. Devletin hala geçmişten kalan misyoner paranoyasıyla yaşadığını söylüyor.
ADNAN OKTAR:Süryanilere eğer gerçekten bu doğruysa çok yanlıştır. Hemen bir uygulama yapılması lazım. Hemen bir girişimde bulunması lazım. Süryaniler bizim vatandaşlarımızdır. Çok kadim bir topluluktur, eski bir topluluktur. Tabiî ki ibadet özgürlükleri vardır. İstedikleri gibi ibadethane açarlar, istedikleri gibi ayin yaparlar, dini tören yaparlar; hiç kimse karışamaz. Eğer bu doğruysa biz bu konunun üstüne gideriz. Yani delillendirirse. Yayınlasın görelim. Yani delilini görelim. Doğruysa yani bu olacak iş değil. Yani tam anlamıyla özgürdür vatandaşlar. Özellikle Süryani, Ermeni, Hıristiyan olan Ortodoks olan kardeşlerimiz, Müslümanlar, mümin kardeşlerimiz, Museviler, herkes özgürce ibadetlerini yapmak durumundadır, sevinçle, şevkle, samimiyetle.
Ruh bozuk oldu mu, o da bakışa yansır. Gözden negatif elektrik yayılmaya başlar bu sefer. O da insanı adeta yakar, çok rahatsız eder. Allah onun için diyor; gözlerin hain bakışını Cenab-ı Allah belirtiyor, şeytandan Allah’a sığınırım. Peygamberimiz (s.a.v.)’e diyor “neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi” diyor. Sevgi dolu bir bakış ruhu okşar, ruha gıdadır. Ruhu ihya eder, yani karşılıklı bir sevgi akar, pozitif elektrik akar karşılıklı. İki tarafı da o besler. Ama negatif bir bakışta insanın canı yanar, çok rahatsız olur. Hemen gözünü çekmek lazım, negatif bakışta. Ama pozitif, sevgi dolu, samimi bir bakış, ruhu besleyen bakıştır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Milliyet’ten Melih Aşık “İddia edilen Ergenekon Davası sanıklarından Mehmet Haberal’ın tahliyesine ‘evet’ kararı veren dokuz yargıç tazminat ödemeye mahkum edildi” Melih Aşık bunun olumlu bir gelişme olduğunu ve bundan sonra yargıçların tutuklama konusunda daha titiz davranacaklarını anlatan bir yazı yazmış. Ayrıca yazısının diğer kısmında Melih Aşık “Kılıçdaroğlu’nun türban konusunda katı bir politika izlememesini eleştiriyor. “CHP’liler bu hoşgörünün altından ne çıkacağını bekliyorlar” diye yazısını bitirmiş.
ADNAN OKTAR:“Tutuklama konusunda yargıçların daha titiz davranmasına…” Peki biz tutuklandığımızda Melih Aşık niye çıtını çıkarmadı? Bayağı memnundular, yani acayip mutluydular. Yani bak, savcı “Dosyada hiçbir delil yok” diyor. Biz buna rağmen tutuklandık. İnfial, basındaki Doğan Medyası’ndaki infial nedeniyle tutuklandık. Ve mahkeme tutuklama gerekçesinde infial diye yazıyor. İnfial gerekçesiyle tutuklama, infiali kim yaptı? Basın yaptı. O zaman neredeydi bu hazret?
ALTUĞ BERKER:Milliyet’ten Fikret Bila, Hocam, PKK’nın ana dilde eğitim KCK sanıklarının serbest bırakılması ve özerklik konusunda ısrarcı olduklarını, ancak hükümetin bu konularda sessiz kaldığını söylüyor. “Seçimlerden sonra hükümetin bu konulardaki tavrının ne olacağı merak ediliyor?” diyor. Hükümetin her konuyu seçim sonrasına bıraktığını söylüyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, Türkiye bölünmez. Açıkça Başbakan da söyledi. Hiçbir şekilde bu konuda taviz de olmaz. Türkiye sadece büyüyecek, o kadar. Büyümeyen bir ülke genellikle küçülüyor. Türk-İslam Birliği’ni Atatürk bizlere bir nimet olarak sunmuş, anlatmış, İnşaAllah bunu göreceğiz.
ALTUĞ BERKER:Bir Cübbeli ile ilgili bir haber vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne diyor Cübbeli?
ALTUĞ BERKER:Şimdi Milliyetçi Hareket Partililer onun ziyaretine gitmişler Hocam. Şöyle demiş; geleneksel İslam’ın, mezhepsizler, diyalogcular, Vahabiler ve İrancılar tarafından yok edilmek istendiğini belirten Cübbeli Ahmet, buna dur diyecek siyasi iradenin iktidarda bulunmadığını ifade etmiş. Şöyle devam etmiş. Büyük Ortadoğu Projesi ile geleneksel İslam anlayışından uzaklaşılarak Ilımlı İslam adı altında başta Türk Milleti olmak üzere tüm İslam âleminin manevi dokusunun bozulmak istendiğini söylemiş.
ADNAN OKTAR:Şimdi sen bana onu parça parça söyle. Tek tek onu cevaplandırayım.
ALTUĞ BERKER:Şimdi geleneksel İslam’ın mezhepsizler, diyalogcular, Vahabiler ve İrancılar tarafından yok edilmek istendiği tezinde bulunmuş Hocam.
ADNAN OKTAR:Eğer karşı bir hareket varsa, ona karşı akılcı daha etkili bir hareket gerekir. Cübbeli tarzı bir hareketi hemen hemen her hareket ezer. Çünkü üslup ve yöntem olarak hurafeye dayalı ezilmeye son derece açık, kendine güvenmeyen, kendine güvenmediğini de açıkça belirten, hatta bizzat kendisini bu yönde açıkça suçlayan, çevresindekileri de suçlayan, güçsüz, acz içerisinde bir insan görünümü bu. Ve kendi inancına kendi güvenmiyor zaten ve bununla ilgili çok fazla konuşması var, yayınlayabiliriz. Böyle bir durumda, Vahabilik, şu bu falan değil de direk dinsizlik yayılır. Yani asıl tehlike dinsizliktir. Vahabilik tehlikesi değildir, reformist olmak, şu bu tehlikesi değildir. Bir insan dindar olduktan sonra zaten hakkıyla dindar olur. Yani hakikaten Allah’a inanıyorsa, hakikaten Peygamber (s.a.v.)’e inanıyorsa, o insan dini seçme konusunda özellikle bizim milletimizde, bizim keskin nazarlı, akıllı, basiretli olan vatandaşlarımızda seçimde bir zorluk olmaz; onlar hakkı görür. Yani Kuran’ın hak olduğunu, Kuran’a tam tabi olmanın gerekliliğini, Sahabe İslamlığının, Sahabe devri İslamlığını gereğini bilir. Dolayısıyla Mehdi (a.s.) de henüz zuhur etmediği için, tabii ki Ehl-i Sünnet Mezhebi içerisinde hangi mezhebe uyuyorsa mukallit olarak devam edecektir. Böyle bir sorun yok. Cübbeli onu saptırıyor. Kendini kahraman gibi göstermek için bunu yapıyor. Türkiye’de ne Vahabi sorunu var, ne Şii sorunu var. Hangi vatandaş Vahabi olmuş? Hangi vatandaş Şii olmuş? İman zafiyeti sorunu var. Türkiye’de ve dünyada, dünyanın her tarafında Darwinist, materyalist işgal var. Dünyanın yüzde doksan dokuzunu işgal etti Darwinizm ve materyalizm. Darwinist ve materyalist düşünce asıl tehlike iken bu tehlikeyi yok sayıp kendi içinde çaresizliklerden ve başıboş olmaktan, başlarında bir lider olmamaktan kaynaklanan bölünmelere yeni bölünmeler ekleyerek Müslümanları birbirine düşürüp düşman edip, Müslümanları kendi içinde yok edecek bir projenin cahilce ve safça ve bilmeden bu sisteme uyan bir elemanı konumundadır şu an. Şii’yi kesecek, Vahabi’yi kesecek, Alevi’yi kesecek, Bektaşi’yi kesecek. Kim kalıyor geriye? Herkesi kesecek. “Mehdi (a.s.) çıktı mı hepsini kesecek” diyor. Yani müthiş bir öfke ve müthiş bir nefret gerekir böyle bir şeyin olabilmesi için. Yani Allah vermesin, niçin biz Alevileri keselim? Aleviler bizim kardeşimizdir. Masum tertemiz çocuklar var, anneler var, aslan gibi delikanlılar var. Ve bunlar ne diyor? “La İlahe İllAllah Muhammeden Resulullah” diyorlar ve “Hz. Ali (a.s.)’ye aşığız biz” diyorlar. “Bu suçtur, gelin sizi keselim” mi diyecek? Ne gerekçeyle kesecekmiş? Cübbeli demagojide üstüne yok. Yani burada çok ciddi bir demagoji yapıyor. Bir avuç olan Müslüman’ı Evanjeliklerin karşısında perişan olan işgale uğrayan Müslümanları kendi içinde de perişan edip, kendi içinde de birbirine düşürerek tamamen etkisiz hale getirmek isteyen Evanjelik projesine Cübbeli, cahilliğinden ve bilgisizliğinden, bilmeden hizmet ediyor. Çünkü Evanjelik Masonlar “Biz kendi elimizle bu katliamı yapmayalım” diyorlar. “Bunları birbirine düşürelim. Alevi’yi Sünni’ye, Sünni’yi Alevi’ye, Vahabilerle Sünnileri, Caferi ve Şiilerle Sünnileri birbirine düşürelim, bunları savaştıralım. Biz sadece teşvik edelim. Bunlara silah satalım. Birbirlerini kırıp geçirsinler” diyorlar. Ve Cübbeli de bu sistemi körüklüyor şu an. Bilmeden, cahilliğinden körüklüyor ve meydana gelecek sistemi de neticeli düşünemiyor. Müslümanları birleştirmek esastır, Müslümanları parçalamak değil. Mevcut parçalanmayı daha da parçalayacak ve mevcut fitneyi daha da körükleyecek bir tavır içerisinde. Allah bizlere “birleşin” mi diyor; “parçalanın” mı diyor? “Birleşin” diyor ve şeytandan Allah’a sığınırım, parça ayırıcılarından bahsediyor Allah. Parça ayırıcı olmak haramdır. Cübbeli parça ayırıcı olmaya gayret ediyor. Biz Alevisiyle, Sünnisiyle, Bektaşisiyle, hepimiz Caferisiyle, Vahabisiyle tek bir ümmetiz, Müslüman ümmetiyiz. La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah ümmetiyiz. Dolayısıyla Müslümanları kendi içerisinde herhangi bir tehlike mevzubahis değildir. Ama özgür insanlar, insanlar istedikleri gibi düşünürler. En büyük tehlikeli iman zafiyetidir. Darwinizm ve materyalizmdir. Cübbeli bu tehlikeden insanların dikkatini başka noktaya çekiyor. Müslümanları birbirine düşürecek bir sistemin içerisine bilmeden, cahilce giriyor. Çok büyük hata yapıyor. Başka ne dedin? Devam et, bakayım.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Ortadoğu Projesi’nden bahsediyor Hocam. Şöyle diyor; Büyük Ortadoğu Projesi ile geleneksel İslam anlayışından uzaklaştırılarak, Ilımlı İslam adı altında başta Türk Milleti’nin olmak üzere tüm İslam âleminin manevi dokusunun bozulmak istendiğini söylüyor.
ADNAN OKTAR:Büyük Ortadoğu Projesi’ne karşı en etkili proje Mehdiyet’tir, Hz. İsa Mesih’in inişidir. Peki, Büyük Ortadoğu Projesi’ni darmadağın edecek Mehdiyet’i neden kabul etmiyor? Evanjelik düşünceyi darmadağın edecek Mehdiyet düşüncesini neden kabul etmiyor? Mehdi (a.s.) inancını neden kabul etmiyor? İsa (a.s.)’ın gelişini neden kabul etmiyor? Ve Büyük Ortadoğu Projesi’ne karşı Nur Suresi’nin 55. ayetini niye okuyamıyor? Neden İttihad-ı İslam kelimesini tek kelime ağzına koymuyor? Bak, onlar açıkça söylüyorlar. Diyorlar; “Biz, Büyük Ortadoğu Projesi’ni savunuyoruz” diyorlar. Sen de çık. Müslümanca, delikanlıca, yiğitçe, cesurca de ki “Ben de buna karşılık Büyük İttihad-ı İslam Projesi getiriyorum” de. “Düşüncesini savunuyorum” de İttihad-ı İslam’ı savunuyorum” de. Neden tek kelime İttihad-ı İslam’dan bahsedemiyorsun? Ve Kuran’da Allah’ın emri olan ayetleri, İttihad-ı İslam’la ilgili ayetleri tek kelime neden söyleyemiyorsun? Neden söylemekten kaçınıyorsun? Adamlar söylüyor ama sen söyleyemiyorsun. Niye Türk-İslam Birliğinden tek kelime bahsetmiyorsun? Desene “Bütün Türk İslam âlemi birleşsin, birlik olalım ve hemen olsun” desin. Mesela bak, Evanjelikler ne diyor? “Büyük Ortadoğu Projesi hemen olsun” diyorlar. Sen de ona karşı çık. De ki “Ey deccal ordusu” de. “Ey Darwinist sistem, ey materyalist sistem, ey deccal ordusu, size karşı ben de Türk-İslam Birliğini savunuyorum” de. Sen ne diyorsun? “Ben bu sistemleri savunmuyorum” diyorsun. “Ben, bana saldırmanızı bekliyorum. Bana saldırın, beni öldürün belki şehit olurum” diyorsun. Belki Cehennem’in en orta yerine gideceksin haberin yok. Nerede Kuran’da böyle küfür, tuğyan ve dalalet birleşip Müslümanlara karşı atak yaptığında, gelin bizi öldürün, ben Cennet’e gideyim yahut işte şehit olayım çoluk çocuk da size kalsın. Genç kızlar, annelerimiz, kız kardeşlerimiz, vatan, topraklar da size kalsın” Nerede diyor Kuran’da? Kuran’da aslanlar gibi mücadele var, Allah rızası için ve İttihad-ı İslam’ı açık alenen savunma var. Bak, Cübbeli bundan şiddetle çekiniyor. Tek kelime söyleyemiyor. Böyle suni kahramanlıklar yapması doğru değil, bunlar inandırıcı değil. Eğer dürüst ve samimiyse, samimi bir Müslümansa alenen ve açıkça İttihad-ı İslam’ı savunsun. Türk-İslam Birliğini savunsun. Mehdi (a.s.)’nin gelişini savunsun. İsa (a.s.)’nın gelişini savunsun. Bunlara karşı alenen tavır aldı şu an. Bu o zaman boşluk oluşur. O zaman oraya küfür girer işte. O zaman Büyük Ortadoğu Projesi de yapar adam, Büyük İşkence Projesi de yapar, Büyük Yok Etme Projesi de yapar, hepsini yapar. Onun için bu konuda Cübbeli’nin samimiyetsizliğini Allah ortaya koyuyor ve herkesin gözü önünde bu sabit ve açık. Hiç duydunuz mu Nur Suresi’nin 55. ayetini açıkladığını Cübbeli’nin?
ALTUĞ BERKER:Mümkün değil.
ADNAN OKTAR:Hiç İslam ahlakının dünya hâkimiyeti ile ilgili ayetleri okuyor mu?
ALTUĞ BERKER:Hayır.
ADNAN OKTAR:Şiddetle kaçınıyor. Ve tek kelime söylemiyor. Geçenlerde bir parça şöyle ima eder gibi oldu bütün İslam ülkelerinin perişan olduğunu, deccaliyetin oraları işgal ettiğini söyledikten sonra “şifre belli” diyor. Ne şifresi? Açıkça söylesene. Diline mi yapışır? “İttihad-ı İslam” desene “Türk-İslam Birliği desene. Diyemiyor. Çünkü Fatih Babası onu televizyona çıkarmayacak onu söylerse. “Darwinizm’e, materyalizme karşıyım” desene, “Darwinizm’e, materyalizme karşı ilmi mücadele yapılması gerekiyor” desene. “Dünyanın %99'unu dinsiz yaptı Darwinizm, materyalizm” desene? Bak dünyanın %99'u dinsiz olmuş daha hala oturmuş Şii muhabbeti yapıyor, Vehabi muhabbeti yapıyor. Alevi kardeşlerimize karşı insanları kışkırtıyor. Bektaşilere karşı kışkırtıyor. Kışkırtıyor derken videosu hazır gösterin onu. “Mehdi (a.s.) kesecek, biçecek” diyor, hazır mı o?
ALTUĞ BERKER:Ayet okuyayım Hocam inşaAllah. Şeytandan Allah'a sığınırım. Saff Suresi, 9; "Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile” Ebcedi 2021 Hocam.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, tam İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti. Bakalım.
-VTR-
ADNAN OKTAR:Kardeşim bak, pırasa gibi doğrama ne demektir? Kitle katliamı, bak kitle katliamı istiyor. Ve doğrayarak üstelik yani kılıçla doğrama. Ve bir de teker teker de değiller. Üst üste koyup bir defada böyle giyotin aletiyle keser gibi hepsinin kafalarını kesmek gerektiğini, söylüyor. Mesela Şia mezhebi Alevi bir mezheptir. Bütün Alevilere karşı insanlara değil mi, kalplerinde bir öfke ve nefret tohumu ekecek bir üslup kullanıyor? Bu çok büyük bir tehlikedir. Aleviler bizim canımızdır, canımız, ciğerimizdir. İnsan sevgisi ile dolu, Allah sevgisi ile dolu, yiğit, delikanlı insanlarımızdır. Hz. Ali'yi aşkla severler. Allah'a karşı boyun eğicidir. Resulullah (s.a.v.)'a karşı müthiş bir sevgi, muhabbetleri vardır. "La İlahe İllAllah, Muhammeden Resulullah" diyen insanlardır. Neden kesilsinler? Kardeşim, "İran karışsın" diyorsun, Yunanistan da karışsın, Rusya karışsın, İsrail karışsın, Pakistan karışsın, her yer karışsın. O anlamda o. Pakistan'da da Şiiler var. Oranın da o zaman helak olması gerekiyor. Suriye, hay Allah Suriye'yi de helak etsin mantığı çıkıyor o zaman. Suriye de Alevi dolu, Şii doludur, Şii kardeşlerimiz var. E Irak da öyle, e kardeşim Müslüman kalmıyor ki o zaman. "Allah helak etsin" diyorsun hepsini. "Allah helak etmesse haşa ben yapacam" diyorsun, "ben sebep olacam, Allah beni sebep edecek, ben doğramak istiyorum" diyorsun. Ve milleti de teşvik ediyorsun. Mehdi (a.s.)'den bunu istemek ne demek? Ben de istiyorum anlamına gelmiyor mu? Ve oradaki kişilerin hepsi birden koro halinde bağırıyorlar. "Pırasa gibi kesecek" diyorlar. Onları da teşvik etmiş oluyorsun sen. Niye pırasa gibi kesilsin benim nur gibi vatandaşlarım, kardeşlerim, tertemiz Müslümanlar? Velev ki dinsiz bile olsa, ikna ederiz, konuşuruz. Niye kesilsin. Hıristiyanlar, Musaviler Allah'ın bize emaneti, Resulullah (s.a.v.) zamanında Allah'ın bize emanetiydi onlar. Ayette "Müşrikleri bile" diyor, Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah'a sığınırım. "Güven içinde Bulundukları yerden, diğer yere kadar götürün" diyor, Cenab-ı Allah. Müşrik, putperest adamları bile. "Bak siz muhafazasını yapın" diyor, Cenab-ı Allah Müslümanlara emrediyor Allah. "Yani hayatınızı tehlikeye atın. Ölüm tehlikesine girin. O adamları koruyun, muhafızlığını yapın. Bir yerden bir yere güven içinde geçmelerini sağlayın" diyor Allah. Müşriklere bile böyle Kuran. E bu adam ne diyor? "Doğrayın" diyor. O zaman Evanjeliklerin uğraşmasına gerek yok ki. Müslümanlar birbirlerini kırıp, geçirecek demektir. İran Türkiye'ye, Türkiye İran'a, Alevi Sünnilere, Sünniler Alevilere, Bektaşiler Sünnilere. Mahvoldu o zaman İslam alemi. Ne yaptığından haberi yok. Hangi projeye hizmet ettiğinden haberi yok. Asıl proje bu proje, en tehlikeli proje budur. Ve en büyük tehlike Darwinizm, materyalizm ve inançsızlık, dinsizlik cereyanıdır. Dünyanın %99'u böyle. Dünya üniversitelerinin tamamı Darwinistleri’n kontrolünde, bütünü. Kardeşim Suudi Arabistan'ın üniversiteleri bile onların kontrolünde, Suudi üniversiteleri. Her yer onların kontrolünde. Her yerde okullarda falan her yerde Darwinizm mecburi devlet tarafından okutuluyor. Bak çocuk göndermiş. Darwinizm'le ilgili soru soruyor, tek yanlı cevap vereceksin. "Evet" diyeceksin, Allah yaratmadı, Darwin yarattı" diyeceksin. "Tesadüf yarattı" diyeceksin. O zaman puanı alıyorsun haşa. Bak diyor; "din adına da açıklama yapabilirsiniz ama" diyor, "orada puan almazsınız” diyor. "Kaybedersiniz" diyor. Ne yapması gerekiyor adamın? "Allah yaratmadı” diyecek. "Darwin yarattı, Darwin'in dediği doğru" diyecek. Bak Cübbeli bu tehlikeyi de örtbas etmiş oluyor. Bakın kaç yönden fitneye sebep olmuş oluyor. Dünyayı kaplayan ve en büyük tehlike olan Komünizm’in, Faşizm’in temeli olan Darwinizm'i yok sayıyor. Dünyayı, Deccaliyetin %99 oranında kaplayıp dünyayı %99 dinsiz yaptığı halde onu da yok sayıyor. Bir tek Türk Milleti yakayı kurtarmış bırakıyor. Yani Mısır, şurası falan perişan vaziyette. Suriye, İslam ülkeleri de perişan vaziyette. Darwinizm, materyalizm her yeri sarmış vaziyette. Biz mevcut imkanlarımızla Avrupa ve Amerika'da çok güçlü vuruşlar yaptık. Ana düşünceleri yıktık. Fakat halk tabanına bunun yayılması için muazzam gayret gerekiyor. Hem basınla, hem radyoyla, hem televizyonlarla geniş çaplı bir destek gerekiyor. Yani sırf bizim yapabileceğimiz bir konu değil bu. Hatta Bediüzzaman diyor ki bakın biz Mehdi (a.s.) öncüsüyüz; "Mehdi (a.s.) de" diyor, "tek başına yapamaz, bitiremez" diyor Deccaliyeti. "İsa Mesih ile birlikte hareket etmesi gerekir" diyor. "Bu sebeple" diyor, "Mehdi (a.s.) Hıristiyanlarla ittifak edecek" diyor. Ve Darwinizm ve materyalizma karşı Hıristiyan, dindar ruhanilerle ittifak ederek dümyadan Deccaliyeti kaldıracak" diyor. Ama Cübbeliye göre her yer süt, liman. Bazen mahvolmuş gibi gösteriyor. "Ben de mahvoldum, herkes mahvoldu" diyor. "Yapacak bir şey yok, ölelim bari" diyor. Bir de en büyük tehlike olarak Müslümanları gösteriyor bu sefer de.
ALTUĞ BERKER:"Ben başka kafadayım" diyor Hocam zaten "Müslümanlar böyle diyor ama ben başka kafadayım”
ADNAN OKTAR:Ne yaptığından haberi yok. Yani cahilliğinden yapıyor. Olayın nereye varacağını da bilmiyor. Kime hizmet ettiğinin de farkında değil. Başka ne diyor?
ALTUĞ BERKER:"Geleneksel İslam'ın mezhepsizler, diyalogcular" bütün gruplara söylüyor bunları. Vahabiler, İrancılar Türkiye'deki bütün grupları da kastediyor tabii siz daha iyi bilirsiniz Hocam, inşaAllah. Hepsinin geleneksel İslam'ı yok edilmek istediğini" söylüyor Cübbeli. "Buna dur diyecek siyasi irade iktidarda bulunmuyor" diyor. Hem iktidarı eleştiriyor, hem de "bunu yapabilecek biri gelsin" diyor, demekki.
ADNAN OKTAR:Yani AK Parti iktidarının bu konuyu yapamadığını, dolayısıyla AK Parti iktidarının değişmesi gerektiğini yani "hükümetin işi bu" diyor. Niye hükümetin işi? Bir kere hükümet, devlet laiktir. Devlet zaten böyle bir şeye girmez. Hükümet böyle bir konuya zaten giremez. Bu özel kişilerin, özel vakıfların, özel derneklerin, değil mi, toplulukların yapabileceği bir faaliyettir? Dolayısıyla Cübbeli'nin yapması gerektiği konuyu, kendisinin yapması gerektiği bir konuyu hükümete yüklüyor. Hükümet de yapmadığı için hükümeti de bu yönde suçluyor. Dolayısıyla sanki değişip başka bir hükümet gelirse bu görevi yapabilecekmiş gibi. Başka hükümet de dine karışamaz. Yani devlet laik. Laik olan devlet yani nasıl karışsın? Şiiler haklı, Sünniler haklı diyemez. Hiç kimseye haklısın diyemez. Devlet ortada olmak durumundadır. Yani Alevi kardeşlerimize de aynı hakları verecek, Sünnilere de aynı, Şiilere de aynı, Vahabilere de aynı, Hıristiyanlara da aynı, dinsizlere de aynı. Laikliğin gerekliliği de budur. Ama sen bu sistem içerisinde inancını yayarsın. Ama en büyük tehlike Darwinizm ve materyalizmdir. Mezheplerin ayrılacağını zaten Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Kendisi de söylüyor; "mezhepler Hanefi, Hanbeli, Şafi mezheplerini Mehdi (a.s.) kaldıracak" diyor. Yani Cübbeli'ye göre bir süre sonra mesela Allah esirgesin o mezheplere karşı da tavır alabilir bu üsluba göre. Kendi Hanefi, Şafiye karşı bu sefer tavır alacak. Ama yani Sünni mezhebinin dışındaki bütün mezhepleri yok sayması çok anormal bir hareket ve arkasından da pırasa gibi doğranmalarını istemesi. Dolayısıyla bu çok ciddi bir tehlike buradaki üslubu. Yani bunun farkına varmak lazım.
Evet, Berker Hocam anlat başka neler var? Var mı bu konu devam ediyor mu, bu kadar mı?
ALTUĞ BERKER:Bu bitiyor Hocam evet, inşaAllah. Başka dün söylediğiniz önemli bir şey vardı Hocam. "Bütün dünya Hz. Mehdi (a.s.) 'nin ailesi gibi olacak" dediniz. Uganda'da bir çocuğun ayağı kırılsa Hz. Mehdi (a.s.)'nin evladının ayağı kırılmış gibi ilgi görecek. Londra'daki Müslüman’la, Uganda'daki Müslüman aynı muameleyi görecek. O da kaliteli yemek yiyecek, diğeri de. İkisi de kaliteli bakım görecek. İkisi de güzel evlerde yaşayacak. ikinci sınıf vatandaş, üçüncü sınıf vatandaş kalkıyor. Tüm dünya Hz. Mehdi (a.s.)'nin evladı gibi oluyor. Herkes en iyi yemeği yiyecek. Hz. Mehdi (a.s.) kendi yediğini tüm dünyanın yemesini, kendi giydiğinin herkesin giymesini, kendi evinin rahatlığını tüm dünyaya sağlayacaktır" dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Nasıl yorumluyorsun Berkerim?
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam. Bütün dünyaya adaleti, barışı, sevgiyi getireceği ve herkesin de kendisinden memnun kalacağını gösteriyor inşaAllah söyledikleriniz.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Başka anlatacakların varsa dinliyorum seni.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Dört hak mezhepten bahsettiniz Hocam. "Ehli Sünnet hak mezhebin dördünün de helalleri ve haramları ayrıdır, ibadet şekilleri ayrıdır" demiştiniz. "Ana konularda ittifak vardır tabi ama ayrı oldukları nokta da çoktur. Neden? Hz. Mehdi (a.s.) aleni çıkmadı tam olarak da ondan" dediniz. Yoksa din bir tane olunca helaller, haramlar da bir tane olur. Hz. Mehdi (a.s.)'nin ne kadar zaruri olduğunu bu bir kez daha gösteriyor" dediniz. Çünkü Hz. Mehdi (a.s.) çıktığnda tek din oluyor. Bütün Müslümanlar aynı helallere, haramlara uyuyor. İbadetlerin hepsi aynı oluyor. Namazların farzları, vacipleri hepsi aynı oluyor" dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. İşte o yüzden de Mehdi (a.s.)'yi istemiyor Cübbeli. Yani böyle Müslümanların parçalanmış olmasını istiyor ve mezhepler ayrı ve Müslümanların pırasa gibi doğranmasını istiyor. Eğer sen samimiysen Mehdi (a.s.)'nin çıkmasını iste. Mehdi (a.s.) bütün Müslümanları toplasın, bütün mezhepler kalksın. Asrı saadet gibi olsun. Dünya güllük, gülistanlık olsun. Ermeniler de rahat etsin, Museviler, Müslümanlar da. Ne Alevi-Sünni sorunu kalır, ne Vahabi sorun kalır, ne Şii sorunu kalır. Hiçbir şey kalmaz. Aynı Asrı saadet gibi olur. Ama buna şiddetle karşı Cübbeli. İttihat-ı İslam'a şiddetle karşı, tek kelime söylemiyor. Ama sürekli İslam'da cinsel hayat, cinsel teknikler onları anlatıyor. "İki cilt kitap yaptım" diyor. Onun reklamını yapıyor.
"İyi akşamlar sayın Hocam. Sizi her gece seyretmeye çalışıyorum. Fikirlerinizi çok seviyorum. Almanya'dan katılıyorum ve Erzincan-Tunceliliyim” Helal olsun, bütün Tunceli'ye selam. "Lütfen Hocam, Aleviler’le ilgili biraz daha çok bilgi verir misiniz? Alevi ibadeti için ne düşünüyorsunuz ve Alevi dedeler hakkında ne düşünüyorsunuz? Semah dönmeyle ilgili ne düşünüyorsunuz? Ve neden 1993'te Sivas'ta Aleviler yakıldı ve kim yaktı?" Çok uzun bir soru ama 13 dakikamız var. Cevap vermeye çalışayım.
Alevilerin özelliği, Hz. Ali'ye, dedeme aşıklar. Özellikleri budur. Yani coşkuyla Haydari Kerrar’a, Ali Haydar'a aşıktırlar. Budur, Alevilik budur. Hepimiz aşığız, onlar da aşık. "Alevi ibadeti için ne düşünüyorsunuz?” Her mezhebin farklılığı vardır. Hanefilik ayrıdır, Hanbelilik, Maliki, Şafi ayrıdır. Vehabilik ayrıdır. Ondan sonra Şia ayrıdır, Caferilik ayrıdır. Başka mezhepler de var. Hepsi bizim kardeşimizdir, hepsi nur gibi. La İlahe İllallah, Muhammeden Resulullah kardeşimizdir. Allah kaderde öyle takdir etmiş. Mehdi (a.s.) devrinde hepsi birleşecek. Ama hiçbir mezhep birbirine benzemiyor zaten farklıdır. Ama hepsi tertemiz Müslümandır. "Alevi dedeler hakkında ne düşünüyorsunuz?" Ben birçok Alevi dedesiyle görüştüm. Hacı Bektaş'a da gitmiştim ben. Bir hafta kalmıştım Hacı Bektaş’ta. Hacı Bektaş’ın hücresine de girdim. Orada üstüme bir hal gelmişti onu da söyleyeyim. Sırrımdır ama şu an söylüyorum. Başıma bir hal gelmişti. MaşaAllah. Yani o beni şaşırtmıştı. Yani düşündürmüştü. Yani hakikaten birden değiştiğimi, olgunlaştığımı hissettim. Alevi dedeler, son derece olgun, çok sevecen, sevgi dolu veya Allah aşkından, Allah sevgisinden, hayvanlara, çiçeklere, böceklere sevgiden bahseden, barışsever, fikir özgürlüğünü savunan, candan insanlardır. Neşe insanlarıdır. Dostluk, kardeşlik insanlarıdır. Alevi dedeleriyle sohbet edenler bunu görürler. Coşkun bir Allah sevgisi de vardır. Coşkun bir Hz. Muhammed (s.a.v.) sevgisi vardır. Çok güzel saz çalarlar. Çok güzel nefesleri vardır. Yunus Emre’den, Yunus Emre’nin şiirleri gibi böyle çok güzel Hz. Ali (a.s.)’yi öven, Resulullah (s.a.v.)’ı öven, Allah’a aşkla sena eden, çok güzel şiirler söylerler, sazla. İnşaAllah. Efendim. “Semah dönme ile ilgili ne düşünüyorsunuz”. Semah da yine aynı şekilde Hz. Ali (a.s.)’ye, Allah’a, Resulullah (s.a.v.)’a karşı sevgiyi ifade etmek için bir zikir tarzında. Dansla, şiirle zikiri birleştiren, birçok tarikatta da olan bir ibadet şekli. Kadiri Tarikatında da vardır. Kadiri zikri vardır. Kol kola girerler, Allah’ı anarlar birlikte. Tefle ve diğer işte, ne olursa. Mesela Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin dergahında vardır o. Aşkla, şevkle Allah’ı anarlar. Allah’ı anmak için oluşturulmuş bir hareketli, Allah’ın isimlerinde geçtiği bir zikir şekli. İnşaAllah. “1999-1993’te Sivas’ta Aleviler yakıldı ve kim yaktı?” Hah. İşte İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün en büyük amacı, Alevi, Sünni, Şii, Vahabi birbirlerine düşürüp, İslam’ı, Müslümanları yok etmektir. Çünkü Evanjelikler baktılar ki Müslümanlara direk saldırı pek mümkün değil. Yani tüketilecek gibi de değil. Ne yapalım? Birbirlerine kırdıralım dediler. Birbirine kırdırmak için de Alevi nefretinin, Sünni nefretinin geliştirilmesi lazım. Gittiler, Sünni köylerinde kardeşlerimizi katlettiler, şehit ettiler. Gittiler Madımak Oteli’nde Alevi kardeşlerimizi şehit ettiler. Yakarak şehit ettiler. Köpek gibi hırlayarak, heyecanla neticeyi beklediler. Netice ne oldu? İddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı kahredici bir nefret kalbimizde yerleşti. Allah adına yemin ediyoruz, intikamını alacağız. Hukukla, kanunla. İnşaAllah. Hepsi şehittir, tertemiz kardeşlerimizdir. Allah hepsine Cennet’te güzellik nasip etsin, bu oyunlara hiç kimse gelmesin. Alevi semahı, Allah aşkıyla coşunca olur. Müthiş bir coşkuya girer, vecd haline gelir, efendim Mevlevi törenlerinde de Allah aşkıyla dönüyor Mevleviler. Kudüm, efendim, her türlü saz var, Allah aşkıyla divane oldu mu delirir adeta, manevi bir delilik gelir, Allah aşkından kaynaklanan bir delilik gelir, döner de döner. Normalde bir insan kaldıramaz öyle bir şeyi. Mesela dönmede bir insan bedeni, üç kere bile dönse düşer insan. Ama Allah aşkından vücudu uyuşuyor. Aşktan uyuşuyor, kendini kaybediyor. Yani hiçbir bünye dayanmaz ona. Allah aşkından kaynaklanıyor. Samah da Allah aşkının bir tecellisidir. Allah aşkını ifade etmek için olur. İnşaAllah.
Sakın Alevi kardeşlerimiz, Sünni kardeşlerimiz böyle oyunlara gelmesinler, hepsi bizim canımız ciğerimiz, kardeşlerimiz. Birbirimize düşürmek isteyenlere, oyun oynamak isteyenlere cahile cühelaya sakın itibar etmesinler. Cübbeli saflığından ve cahilliğinden yapıyor. Yani ne yaptığının farkında değil. Onlar da dua etsinler Allah aklını, fikrini açsın. Çocuk aklı gibi. Yapacağı tahribattan haberi yok. Çocuk gibi. Yani konuşmalar, insanın güleceği geliyor. Kafaya da nereden buluyorsa o takkeyi, öyle bir soba borusundan doğranmış gibi. Geçenlerde Che’nin şapkası gibi şapka buldu, ressam şapkası gibi böyle kendine tarz yapmıştı, yine dolaptan çıkarıp onların zayi olmasın diye herhalde onu alıp alıp yine onları kafaya geçiriyor. Cingir cingir sesiyle de böyle. Ama saf yani ya işin doğrusu, öyle şey değil. Yani ne yaptığından haberi yok. Neyin ne ile neticeleneceğini bilmiyor. Çok cahil. Çok çocuksu. İçine kapalı yetişmiş. Diyor ya “kafama bir şeyler alır çocukken” diyor “dolardım” diyor. Bir şeyler anlatıyor, küçüklüğünde. Kapalı yetiştirmişler bunu, dünyayı da tanımıyor. Darwinizm’in, materyalizmin tahribatından haberi yok. Zaten televizyon hiç seyretmiyordu, yeni seyretmeye başladı televizyonu da. Bir de çok hoşuna gidiyor, şimdi onu Flash Tv’ye falan çıkarıyorlar, Fatih Altaylı çıkarıyor, ona gülüyorlar falan. Milleti güldürdükçe o çok sevildiğini düşünüyor. Halbuki niye güldüklerinin farkında değil. O gülmelerinin meydana getirdiği tahribatın farkında bile değil. Ya diyorlar ne kadar güzel güldürüyorsun diyor, o da fıkralar anlatıyor, bilmem ne. Baba, baba diye onların peşinde geziyor, Fatih Altaylı’nın. Tabii kinle öfkeyle yaklaşmıyoruz. Yani acıyorum. Her zaman söylüyorum, herhangi bir şey olsa korurum, yani hakikaten korurum. Yani kimse sahip çıkmazsa en başta ben sahip çıkarım öyle bir şey olmaz.
“Selamün aleyküm Muhammed Adnan Hocam. Ellerinizden öperim, inşaAllah. Hocamın bu yazımı okumasını istiyorum. Selamımı almasını istiyorum. Her gün ailece izliyoruz inşaAllah” diyor Erhan. Erhan’ın sorusu yok. Sadece bağlantı istiyor.
Necdet kardeş de tam bizim eleştirdiğimiz konularda bir yazı yazmış. Ona da cevap verelim. Ama yarı espri gibi yazmış. Çünkü inanmadığı belli. Onları açıklayacağız inşaAllah.
“Selamün aleyküm çok değerli Seyyid Muhammed Adnan Hocam, bilgisayarda problem olduğu için sohbetinizin son yirmi dakikasını dinleyebildim. Sizin gibi nezaketli, latif, rüya gibi bir mübareğe bu nasıl yapılabilir. Erkek olsam dayanırdım belki ama ben kadınım, dayanamadım” diyor. “Ağlıyorum” diyor. Çok kızmış, o benim elektrik vermelerine ayaklarıma, sevimli hanımefendi. Efendim, “O mübarek ayaklarınıza nasıl kıydılar” diyor. E canım olur, Hz. Ali’yi on yedi yerinden yaraladılar. Bak dedemi on yedi yerinden yaraladılar, aslan gibi Hayber Kalesi’nin kapısını söktü, devam etti. Delikanlılıkta olur. Bana 7 kurşun sıktılar zamanında. Daha yeni gelmiştim Ortaköy’e. Anlayamadım. Herhalde hoşgeldin karşılaması yaptılar. Takmam ben öyle şeyleri evelAllah. Bak 54 yaşındayız, evelAllah çakı gibi karşılarındayım. İnşaAllah. “Bir de ne kadar büyük bir olgunlukla onları bağışladığınızı söylüyorsunuz. Ah onları elime bir geçirsem” diyor. “Allah bizi hak yoldan ve Mehdiyet’ten, İslam ahlakının hakimiyetinden, İttihad-ı İslam’dan ayırmasın” diyor. İnşaAllah. Çok sevimli bir hanımefendi, ismini vermeyeceğim inşaAllah. Tanınan bir hanım herhalde, anladığım kadarıyla. Evet.
Efendim. Gazete haberini okurken: “Adil Serdar Saçan işkenceden yargılandı” diyor. Vakit Gazetesi’nde. Evet. Yargılanıyor, Adli Tıptan da rapor geldi. Herkese, yani bir çok kişiye yönelik o işkenceyi Adli Tıpın tespit etmesi için Adli Tıpa müracaat etmiştik. Onlardan çok kapsamlı rapor geldi. Efendim, karara doğru gidiyor. Hayırlısı bakalım. İnşaAllah. İki dakikamız var.
SUNUCU:“Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza 00.30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Samsun Aks, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Super Tv ve Radyo, gazeteoku.com, haber58.com, haberhilal.com, islaminesil.com, selamhaber.com, 8sutun.com ve harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22.00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli Tv’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:İki dakikamız olduğuna göre ben ayetle devam edeyim. Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Efendim. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Müminun Suresi, Cenab-ı Allah söylüyor:
“Dedi ki: "Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor” Cenab-ı Allah dedi ki : "Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz. Sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" Adam diyor, “hiçbir amacı yok” insanın diyor. Kardeşim “kalemin amacı var mı?” diyorum, “var” diyor. Kitabın amacı var mı? Var. Ayakkabının amacı var mı? Var. “Burnun, kulağın, vantilatörün, ışıkların, bilgisayarın, hepsinin amacı var” diyor. Bunları Allah yaratırken “hepsinin bir amacı var” diyor. Peki insanın amacı ne? “Amacı yok insanın” diyor. Allah da diyor ki bak şeytandan Allah’a sığınırım: “Sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" diyor Allah. Acayip şaşırıyorlar diriltildiklerinde. “Eyvahlar bize” diyorlar, “bu din günüdür” diyorlar.
Evet, Samsun’dan devam ediyoruz inşaAllah.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Harun Yahya Etkiler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...