SUNUCU: Samsun AKS, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, gazeteoku.com, haber58.com, haberhilalcom, islaminesil.com, selamhaber.com, 8sutun.com ve harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz. Buyrun Hocam, nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR: Nasıl başlayalım Berker’im?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, nasıl uygun görürseniz, inşaAllah. Günlük haberler var. Sizin takdiriniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Berker Hocam buyrun.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Bugün Mehmet Metiner Başbakanın merhameti ile ilgili, cezaevindeki bir olay ile ilgili bir yazı yazmış Hocam. “Hapishanedeyken Başbakana çorba verdiği için işkenceden geçirilen Adana bir askeri sonradan bulup, vefasını göstermiş Başbakan. Bunu örnek veriyor yazar Mehmet Metiner Star Gazetesi’nde. “Ve Başbakan hayatının herhangi bir evresinde kendisinde bir şekilde yardım eden her kişiyi mutlaka sahiplenir” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Genel olarak insancıl, güzel ahlaklı bir insan. Ben Başbakanı takip ediyorum, daha Belediye Başkanlığı döneminde de takip ederdim. Mazlum, samimi bir Müslüman evladı. İnsanlar kusursuz olmaz, bir hata olursa söylerler, beraber değerlendiririz ama öyle hayali vakalar olmaz, hayali üslup olmaz.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Zaman Gazetesi’den Etyen Mahçubyan “Ve proje” isimli bir yazı yazmış. Şöyle diyor, CHP’nin iktidar olması için yeni bir proje arandığını ve bu proje de, CHP artı MHP’nin oylarının AK Partiyi geçerek iktidardan devirebileceğini yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Hangi gazete bu?
ALTUĞ BERKER: Zaman Gazetesi Hocam.
ADNAN OKTAR: Olur, gerekirse o da olur. Allah neyi takdir ettiyse, o olur. Her şeyde bir hayır vardır. Ama yeter ki böyle sevgi, barış ve kardeşlik hakim olsun. Anormal olan hiçbir şeye Allah müsaade etmez, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Akşam Gazetesi’nden Nagehan Alçı, “muhafazakar ailelerde iki yüzlü bir tutum söz konusu. Aynı durum laik ailelerde de var. Kadınlara çok sayıda yasak varken, erkeklerin her şeyi yapabilmesine anlaymıyorum. Özgürlükler hakkında konuşurken, çifte standartları da konuşalım” demiş.
ADNAN OKTAR: Tamam, konuşalım. Nagehan bir şey söylememiş ki, bir de delil vermesi lazım. Bir şey söylesin, konuşalım. Haklıya haklı deriz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Biraz, bir paragraf okuyabilirim eğer uygun görürseniz?
ADNAN OKTAR: Oku, ne diyor?
ALTUĞ BERKER: “Malesef birçok sözde muhafazakar alilelerde sergilenen bir tutum bu. Aslında sözde laik ailelerde benzer cinsiyetçi iki yüzlülük var. İnanç gereği erkeklerle birlikte yüzmemeyi, fiziksel temas gerektiren oyunlar oynamamayı anlıyor ve saygı duyuyorum. Ama aynı inanç erkeklerin de benzer tutumlar olmasını emretmiyor mu? Yoksa erkek cinsi İslami kurallardan muaf mı? Ben insanların giyim kuşamına, inancına karışmanın insan hakları ihlali olduğunu düşünen bir yazarım. Her konuda özgürlüklerden yana olduğumu biliyorsunuz ama özgürlükleri konuşurken, bu çifte standartları da konuşalım. Kızlara, kadınlara yapılan dayatmalara, erkek dünyasının onları din yada norm adı altında ezmesine de ses çıkaralım.” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: İşte o dedikleri bütün güzellikler, bütün iyilikler, bütün adalet anlayışı Allah’ın yardımıyla, Allah’ın onu yönlendirmesiyle Mehdi (a.s.) devrinde olacaktır. Onun dışında sürekli yanıp yakınırlar, sıkılırlar, başka bir şey olmaz. Mehdi (a.s.)’nin zuhuruna kadar bu olaylar devam edecek, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah. Milli Gazete’den Abdülkadir Özkan’ın bir yazısı vardı Hocam. Şöyle diyor; “Avrupa Birliği dini nedenlerle kesinlikle Türkiye’yi almayacak. Bizim siyasetçilerimiz bir türlü bunu kabul etmiyorlar.” demiş özet olarak Hocam.
ADNAN OKTAR: Avrupa Birliği dini nedenlerden dolayı Türkiye’yi almıyorlar. Aslında Türkiye’de sadece din olsa bir şey demezler de, Darwinizm’in yıkılması var, o yüzden almıyorlar. Sırf İslam dini olsa alır, niye almasın? Tabii. Ama onların anladığı anlamda İslam dini olsa. Mesela Cübbeli tarzında olsa, hiçbir mahsuru yok. Çünkü adamlar Hindularla çok iyi anlaşıyorlar, Budistlerle çok iyi anlaşıyorlar. Sihler var mesela İngiltere’de, adam kafasında türbanla polislik yapıyor Sihler, hiçbir sıkıntı duymazlar. Çünkü onların hepsi Darwinist ve materyalist, sorun yok. Darwinizm ve materyalizme karşı olduğu için bizim milletimiz sorun çıkıyor, olay bu. Evet, biz Darwinizm ve materyalizme karşıyız, dolayısı ile insalığı helak edecek bir düşünce olduğuna inanıyoruz, ki görüldü de, bütün dünya bunu gördü. 1 milyar üzerinde insanın ölmesine sebep oldu, binlerce şehrin yıkılmasına sebep oldu. Bunun aksi mümkün değil, görülüyor. Mesela Sih diyoruz ama normalde dinsiz, Hindu diyoruz ama dinsiz, yani konuştuğunda Darwinizme ve materyalizme inanıyor. Hindu öyle, hikaye olarak alıyor, ciddi bir inanç olmuyor. Budistlerin cidden inandığını zannediyorsun ama inanmıyorlar. Mesela Budist üniversite öğrencileri var, hepsi Darwinist ve materyalistler. O, onun usulen söylenmiş bir şekli oluyor.
ALTUĞ BERKER: Hocam Allah razı olsun. %95 ile Darwinizme inanmamada, Allah’a inanmada dünyada bir numarayız, buna da vesile sizsiniz Hocam, 30 yıllık Darwinizmi çökertme çalışmasıyla ve iman hakikaleriyle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim öyle bir büyü yapıyor ki deccaliyet, mesela bak Cübbeli o büyünün etkisi altında. Bir kere dünyanın deccal tarafından işgal edildiğini göremiyor Cübbeli. Kardeşim git İngiltere’ye, hangi üniversiteye gidersen git Darwinizm hakimdir. Fransa’ya git, aynıdır. Singapur’a git, aynıdır. Kore’ye git, aynıdır, her yerde Darwinizm hakimdir. Adam zaten inanmıyorsa şaşırıyorlar, gerçekten mi, sen şaka mı yapıyorsun, falan diyor adam Darwinizme inanmayan olduğunda. Tesadüfen yaratılamaya canı gönülden inanmış durumdalar. Mesela Kore’de Şinto dinine sahip insanlar var, Budistler var, her türlü dinden adam var, Hıristiyanlar var. Mesela Hıristiyan rahip çok koyu Darwinistler, ben de görüştüm burada, Hıristiyan rahiplerle görüştüm, Darwinist adamlar. Suudi Arabistan’dan dindar profesörlerle görüştüm, Darwin’in dediği doğru, diyor adam. Ama din de vardır, İslamiyet de haktır ama Darwin doğru söylüyor, diyor. Bitti. Çok aleni görülecek şekilde dinsizlik hakim olmuş durumda. Ve bunu deccal, insanlara hipnoz yaparak, beyinlerini uyuşturarak, basiretlerini, ferasetlerini bağlayarak görmez hale getiriyor. Müslümanlar’ın kendi aralarına savaşmalarını onları teşvik ediyor. Mesela bak Cübbeli’ye etki etmiş, farkında bile değil Cübbeli. Alevi-Sünni mücadelesini kıtır kıtır kesme şeklinde bekliyor. Ve bu Mehdi (a.s.)’nin yapacağını, bunun mühim bir ibadet olduğunu, Allah için Şiilerin, Caferilerin, Vehabilerin, Bektaşilerin, hepsinin kıtır kıtır doğranmasının Allah’ın emri olduğunu iddia ediyor. Ve bunu en çirkin şekilde de (haşa) Mehdi (a.s.)’nin yapacağını söylüyor, kendi kafasına göre, en açık şekilde. Tabii dünyada Musevi, bir tane Musevi kalmaz bu durumda, Hıristiyanlar’ın hepsinin doğranması gerekiyor. Ateistler, komünistler zaten buhar olmuş oluyor önden, hiç kimse kalmamış oluyor ve bunu normal bir insanmış gibi, bu fikirleri normalmiş gibi savunuyorlar. Bunun savunulacak bir yönü yok. O zaman dünya mahvolur, insanlık mahvolur, insanlar kalmaz, Müslüman kalmaz. İslam’ı, Kuran’ı ortadan kaldırmak için şeytanın ortaya attığı bir büyü bu. Asıl tehlike varken, Darwinizm, materyalizm varken onu yok sayıp, Müslümanları birbirine kırdırtma projesi. İşte Büyük Ortadoğu Projesi denilen proje budur. Müslümanları birbirine kırdırıp, Ortadoğu’da bomboş bir arazi elde etmek. Müslümanların olmadığı bir arazi elde etmek. Onun için de Sünni ve Şii kardeşlerimizi birbirine kırdırtma projesini cahile cühelaya enjekte ediyorlar, onlar da farkına varmadan onlara alet oluyorlar. Ona sorduğunda da, ben Büyük Ortadoğu Projesi’ne karşıyım, diyor. Sen Büyük Ortadoğu Projesi’nin tam ortasına oturmuşsun, hizmet ediyorsun, haberin bile yok. Büyük Ortadoğu Projesi, bütün dünyanın Darwinist, materyalist olması düşüncesine dayalıdır, ki %99’unu yapmışlardır Darwinist, materyalist. Bütün Ortadoğuda Müslümanların yok edilmesine dayanan bir sistemdir. Bunu yaparken de, Müslümanı Müslümana kırdırmakla hallolacağına inanmaktadırlar. İddia edilen Ergenekon Örgütü de onun için bu tip kişileri bütün gücü ile destekliyor. Yani Müslümanı Müslümana kırdıracak kişileri bütün gücüyle destekliyor. Cübbeli gibi cahil olan insanlar da farkında olmadan bu olayların içine girip, onlara farkında olmadan hizmet ediyorlar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Dikkat edersen iddia edilen Ergenkon Örgütü’nün mensupları, Alevi-Sünni çatışmasını süratle körüklüyorlar ve iddia edilen Ergenekon Örgütü tutanaklarında bütün Alevi kardeşlerimizin ev ev, sokak sokak adresleri tespit edilmiş, katledilmeleri için, şehit edilmeleri için. İddia edilen Ergenekon Örgütü’ne bakın, komünist bir örgüt, Stalinist bir örgüt, Leninist bir örgüt. Senin Alevi, Sünni diye bir ayırımının olmaması lazım normalde. Ama bak adam ayırım yapmış ve Sünni bir kısım kardeşlerimizi de, bak hatta diyor, sarıklı, cübbeli kişileri falanca yere saldırtacaktık. Onları da hazırlamıştık, diyor. Adamlar hazırlamışlar. Falanca yere bomba koyacaktık ve orada büyük infial meydana gelecekti, sonra da daha önceden hazırladığımız, bu provake ettiğimiz sarıklı, cübbeli bir kısım kişileri de, şu binaya saldırtıp, şöyle olay çıkaracaktık. Onun sonucunda meydana gelecek infial sonucunda da şöyle bir kan dökme olayı yapacaktık, diye zincirleme planlar hazırlamışlardı. İşte Büyük Ortadoğu Projesi’nin uygulayıcısı iddia edilen Ergenekon Örgütü’dür. Evenjelikler bunu uygulamak için Türkiye’de silahlı bir çete oluşturdular, devlet içinde bir çete oluşturdular, Büyük Ortadoğu Projesi’nin uygulamasını yapmak için. Bu çetenin adı, iddia edilen Ergenekon Örgütü’dür. Ve cahil cühelayı da kendi yönlerinde yönlendiriyorlar, haberleri bile olmuyor. Ever Berker Hocam, seni dinliyoruz
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Taha Akyol hakkında bir yazı yazılmış bugün. Taraf Gazetesi’nden Roni Margulies şöyle diyor. Taha Akyol’un İslam ahlakı dünyasının 12. yy’dan sonra geri kalmasının sebebinin, din olup olmadığını araştıran kitabı hakkında bir yazı yazmış. Taha Akyol’un Marksist bir bakış açısıyla kitabı ele aldığını ve soruyu soruş tarzından, İslam dininin gelişmeyi engellediği sonucunun doğal olarak çıktığını, halbuki asıl sebebinin kapitalist sistemde aranması gerektiğini, yazmış. Ayrıca Taha Akyol gibi kendisini dindar tanıtan bir yazarın, bu tip bir kitabı kaleme almasını üstü kapalı şekilde, hafif alaycı bir dille anlatmış Hocam aynı zamanda.
ADNAN OKTAR: Evet, Taha Akyol ilginç bir insandır, değişik bir insandır. Eski Adalet Bakanı Cemil Çiçek ile yıllarca aynı evde, aynı ortamda, aynı büroda çalışmışlar, yedikleri içtikleri, yattıkları kalktıkları ayrı olmamıştır. Çok samimi iki arkadaştırlar. Her ikisi de çok önemli, kilit noktalarda görev almışlardır. Daha önce Cevat Babuna’nın evinde de toplantı yapmışlardı biliyorsunuz, Cemil Çiçek ve diğer zevat. Ve konu biziz ve konu benim yargılanmam, mahkemem, onunla ilgili. Çeşitli görüş teatilerinde bulunmuşlar, o zaman bakandı, Adalet Bakanıydı. Bir kısım yine Trakyalı kardeşlerimiz de olayın içerisindeler, o anda toplantı yerindeler. İlginç kararlar almışlardı, ilginç uygulamalar oldu ondan sonra, ilginç gelişmeler oldu. Onun için Taha Akyol ile Cemil Çiçek benden pek hazzetmezler. Ben de onlardan hiç hazzetmem, bu bilinir. İkisi de çok ilginç insanlardır, yani bütün Türkiye bilir ilginç olduklarını. Böyle anlaşılmaz insanlardır, anlaşılması güç insanlardır. Ama şu an artık yavaş yavaş anlaşılır hale geldiler. Taha Akyol’un marifetleri saymayla bitmez, inşaAllah. Bu bizim mahkemeyle de çok yakından ilgilenen bir kişidir. İstanbul Adliyesi’ni zaman zaman ziyaret eden birisidir Taha Akyol. Hakimlerin bir kısmını tanır, çevresi geniştir, seveni çoktur. Cemil Çiçek’i hakimler zaten mecburen severler, mecburen tanırlar, bir kısım hakimler, bir kısım adalet mensupları. Bir kısım adalet mensupları da Taha Akyol’u iyi tanırlar. Fatih Altaylı zaman zaman gider ziyarete İstanbul Adliyesi’ne. Böyle tanıdıkları vardır gider görüşür, konuşur. Yani ilginçtir, değişiktir. Zamanı gelince konuşuruz, şu an bu kadar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Oktay Ekşi ile ilgili bir haber vardı bugün Hocam, Zaman Gazetesi’de. 28 Şubat sürecinde, İstanbul Üniversitesi’nin rektör yardımcısı Nur Serter, ikna odaları grup, başörtülü kızların başlarını açtırmaya çalışmıştı. Bu ikna odalarında öğrencileri ikna eden ekibin arasında Oktay Ekşi de varmış.
ADNAN OKTAR: Oktay Ekşi?
ALTUĞ BERKER: Evet, bunun haberini yapmışlar.
ADNAN OKTAR: Vay dedem vay, vay dedem vay, bilmediği yok onun. Oktay dedem. Evet, çok akıldanedir, bilmediği yoktur. Herkese akıl dağıtır. Şimdi ama sırf kendine akıl dağıtıyor evde. Bir de cinlere akıl dağıtıyor.
“Sayın Adnan Hocam. İngiltere’den 7 arkadaş programınızı beğeni ile izliyoruz. Burada Cuma namazlarında Vahabiler’in camiisine gitmek zorunda kalıyoruz. Acaba bir sıkıntı olur mu? Allah’a emanet olun.” Kardeşim Vahabiler, Mekke ve Medine’nin kontrolünü elinde tutan mümin, muttaki, tertemiz insanlar. 5 vakit namazlarını kılarlar, Allah’ımız bir, Kitabımız bir, Peygamberimiz (s.a.v.) bir, Kıblemiz bir, ne oluyor yani? La İlahe İllallah Muhammeden Resulullah kardeşlerimiz, tabii ki gidersin. Camiisine de gidersin, evine de gidersin, onlar kardeşlerimiz bizim. Vahabiler de, Şiiler de, Aleviler de, La İlahe İllallah Muhammeden Resulullah diyen herkes bizim kardeşimizdir. Ayrıca Hıristiyanların da, bak ayette diyor: “Ehl-i Kitab’ın yemeği size helal olur” diyor Allah. Ehl-i Kitab’ın. Allah birdir diyen bir insan kestiyse, onun kestiği yenir, inşaAllah. Yemekleri de yenir, Kuran’da da Cenab-ı Allah ona ruhsat vermiş. Hıristiyan kadınlarıyla evlenilebiliyor, Musevi kadınlarıyla evlenilebiliyor. Dolayısı ile onların da iyi olması için, güzel olması için, Hakk’a dönmesi için Müslüman çok candan bir yakınlıkla, sevecen bir tavırla onları İslam’a, Kuran’a ısındırmakla mükelleftir, inşaAllah. Bölünme değil, daima birleştirici olmanın üzerinde durmak lazım. Bölünme felaket getirir, bela getirir, acı getirir ve onun acılarını da gördük ve görüyoruz da. Ama biz de, bunu yeterli görmeyip, bunun kat kat fazlasını yaşamamız gerektiği enjekte ediliyor.
Mesela Cübbeli diyor ki, ölüler o kadar çok olacak ki, insanlar böyle dağlar gibi yığılacak, insan cesetleri. Kuş, mesela güvercin veyahut martı, hayvan uça uça uça o cesetlerin üzerinden gidecek, hayvanın ömrü yetmeyecekmiş, diyor. Hayvan ömrü boyunca uçacakmış, fakat hayvanın gücü yetmeyecekmiş, yani cesetlerin bitmesi mevzubahis olmayacakmış. Böyle bir dünya istiyorlar. Biz de bu dünyayı kabul etmiyoruz, böyle bir olayı da kabul etmiyoruz. Biz barışı, kardeşliği, sevgiyi, kan olmayan bir dünyayı, irin olmayan bir dünyayı, muhabbetin, aşkın, tutkunun olduğu bir dünyayı istiyoruz. Cennet gibi bir dünya istiyoruz, bunu da Mehdiyet ile olacağına inanıyoruz. Mehdi (a.s.)’nin de geldiğine inanıyoruz, İsa Mesih (a.s.)’in de geldiğine inanıyoruz. Bu son 70 yıllık dönemde bütün bu güzel olayların neticeleneceğine inanıyoruz, inşaAllah. Evet Berker Hocam, seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Bugün Diyanet İşleri Başkanımız Ali Bardakoğlu görevini devretti kendi isteğiyle, Hocam. Mehmet Görmez Hocamız, Profesör Dr. Mehmet Görmez’e devretti, o da ikinci başkandı. Onun da güzel çalışmaları, faaliyetleri var, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehmet Görmez? Hadi hayırlı olsun inşaAllah Mehmet Hocamız’a da. Muhammed Görmez. Mehmet, Muhammed’in kısaltılmışı biliyrsunuz. Muhammed Görmez Hocamız, evet.
ALTUĞ BERKER: Bediüzzaman Sempozyumu’nda da açılış konuşmasından bulunmuştu Mehmet Görmez Hocamız ve Risale-i Nur’a olumlu bakış açısını da anlatmıştı. Güzel hizmetleri de var dünya çapında onun.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, o zaman nur ala nur, güzel. Hocamız, Bardakoğlu Hocamız da ayrıldı öyle mi? Allah onun için de hayırlı etsin, inşaAllah. O da çok mücahid, çok yaman, çok değerli bir büyüğümüzdü.
ALTUĞ BERKER: Son bir haber olarak Hocam, Yeni Asya’dan Ahmet Dursun yazmış. Siz son zamanlarda CHP’nin ancak dindarlaşarak güç kazanacağını söylüyorsunuz. Bediüzzaman da döneminde CHP’ye benzer uyarılar yapıyormuş Hocam bildiğiniz gibi. Bediüzzaman tarafından, zamanın CHP Genel Sekreteri Hilmi Uran’a bir mektup yazılmış. Yazıda İslam Birliği’nin öneminden bahsedilmiş. Ayrıca günlük siyasetin ve dünya işlerinin geçiciliğini hatırlatarak Üstad, Risale’lerin mutlaka dikkate alınmasını söylemiş.
ADNAN OKTAR: Hayret. Bak ben Bediüzzaman’ın bu dediğini belki okumuşumdur, hatırlıyorum, şimdi sen söyleyince hatırlıyorum ama hakikaten bu aklıma gelerek bunu söylemedim. Bak aynısını Bediüzzaman da söylemiş, çok manidar. Evet, Berker Hocam şimdi neler anlatacağız?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, dünkü bir sözünüzü hatırlatabilirmiyim? Çok önemli bir mesaj vermiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Hatırlat.
ALTUĞ BERKER: Namus, dinin tamamıdır, dediniz Hocam. “Eğer bir İnsan İttihad-ı İslam istemiyorsa, o namus kavramı dışındadır. Irak’da, Afganistan’da Müslüman bayanların ırzlarına geçiliyor, bu nedir? Pakistan’da sel felaketi oldu, Müslümanlar yerlerde aç kalıyorlar. Eğer onlara yardım edilmiyorsa, bu namusa uygun değildir. Onlara yardım namus borcudur, dini korumak namustur. Efendiliği korumak namustur, dürüstlüğü korumak namustur. İnsanların namusunu korumak da namustur. İnsanların neşesini korumak namustur. Başkası acı çekerken izlemek, açlık içindeyken izlemek de namusa uygun değildir” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. Sadece cinselliğe ait bir şey olarak zannediliyor, halbuki geniş bir kavramdır. Başka anlatacağın bir şey kalmadı mı Berker?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, nasıl takdir ederseniz, inşaAllah. Kehf Ehli’nden ve Hz. Hızır (a.s.)’dan bahsetmiştiniz Hocam. Kehf Ehli’ni toplayan Hz. Hızır (a.s.)’dır demiştiniz Hocam. Onlara o fikri, mağaraya çekilme fikrini veren, mağarada rahat ederiz, mağarada kurtuluş var, benimle gelin diye mağara ehline hakim olan, mağarada faaliyet gösteren biri var, o kişi Allah-u alem Hızır (a.s.) demiştiniz, Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Anladığım kadarı ile Berker artık konuyu sen bana bırakıyorsun. Var mı anlatacağın başka?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, yok inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sen şimdi İslam ahlakının dünya hakimiyeti ile ilgili ayetleri oku bana.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama yavaş yavaş oku ki biz şerh edebilelim inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Nur Suresi, 55’iinci ayetten başlıyorum inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir.” Ebcedi 2013 Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 2013. Cübbeli bunu okuyor mu acaba?
ALTUĞ BERKER: Hiç okumuyor.
ADNAN OKTAR: Okumuyor. Dün onun birkaç kasedini seyrettirmiştik, onlara bir daha bir bakalım. Yani kendisinin çaresizliğini, deccalin ekmek sunacağını ve bu ekmeğe karşı kimsenin direnemeyeceğini ve dolayısı ile yemek yemenin çok hayati bir konu olduğunu, kendisinin bu konuda güç yetirmekte zorlanacağını, gibi garip ifadeleri vardı. Bakalım.
VTR
ADNAN OKTAR: Deccalin en önemli özelliği, insanları dinsiz yapması. En hayati özelliğidir. Bir şeyde mesela delil arıyorsak, delilin %99’u dünyaya dinsizliği hakim etmesidir. Geriye kalan deliller %1’lik delillerdir. Bakın %99’luk delil, deccalin dünyayı dinsiz yapmasıdır. Dünya tarihinde ilk defa dünyanın %99’u dinsiz oldu. Bu hiçbir tarihte olmamıştır. Hiçbir tarihte bu kadar kan dökülmemiştir. Hiçbir tarihte bu kadar çok ev, kasaba, şehir yıkılmamıştır. Hiçbir tarihte insanlar bu kadar mutsuz olmamıştır, maneviyat bu kadar çökmemiştir. İşte bunların toplamına deccaliyet diyoruz. Ondan gerisi detaydır, yani detaylardır. Ana delili görmeyip, yan delillerin üzerinde çok durmak mantıklı olmaz. Biz mesela Mehdi (a.s.)’de ana delil nedir? İslam ahlakını dünyaya hakim kılmasıdır. İşte burnunun şekli, kaşının şekli, onlar %1’liktir. O ayrı, o harika hoşumuza gitsin diye. Ama bizi asıl doyuracak delili, İttihad-ı İslam’ı sağlamasıdır, Türk-İslam Birliği’ni kurmasıdır. Böyle bir insan küfrü ezip, deccaliyeti yok edip, İttihad-ı İslam’ı oluşturduysa, Türk-İslam Birliği’ni oluşturup insanların içine sevgiyi, bereketi, muhabbeti, Allah’ın onu vesile etmesi ile yerleştirdiyse, o Mehdi (a.s.)’dir artık, Mehdiyet’tir bu. Boyu bosu, %1’liktir o. O ikinci dereceden delillerdir, ana delil budur. Mehdi (a.s.)’de bir ana delil vardır, deccalde ana delil vardır. %99’luk iki tane ana delil. Deccaliyet %99’luk ana deliliyle ortaya çıkmıştır. Dünyayı tahrib etmesi, insanları tahrib etmesi, insanların %99’unu dinsiz yapması. Bu tamam, deccal çıktı. Boyu, bosu, kaşı, gözü falan onlar çok yani harikadır fakat belirleyicilik yönünden önde değildir. Zaten Resulullah (s.a.v.)’ın dediği gibi aynısıyla çıkmıştır. Belirleyici yön budur. Mehdi (a.s.)’de de belirleyici yön İslam ahlakının dünyaya hakimiyetidir. Onlar ikinci derecededir, yani Peygamberimiz (s.a.v.) birkaç defa vurgulamayı sünnet kıldığı için, birkaç kere vurgulayarak anlatıyorum. Bakalım.
VTR
ADNAN OKTAR: Şimdi bak burada anlattığı şey, haberi yok deccaliyeti anlatıyor. Deccalin dünyaya hakim olduğunu anlatıyor, haberi yok. Peygamberimiz (s.a.v.)’in “bütün küffar üzerlerine üşüşecek” dediği hadis deccaliyetle ilgilidir, deccal zamanında olan olaydır. Bakın o olay oldu diyor, deccali anlatıyor, haberi yok. Bütün İslam ülkeleri işgal altında, diyor. Bu deccal zamanında olacak, bundan da haberi yok. Ve Suyuti’nin verdiği hadislere göre zaten o vaktin içine girdik. Hicri 1400 ile 1500’ün arasında o vakit tamamdır. Her konuşmasında konuyu zaten kendisi anlatıyor. Hem deccaliyetin vaktinin tamam olduğunu, hem Mehdiyet’in vaktinin tamam olduğunu anlatıyor. Ama Mehdi (a.s.) beni kesecek diye bir saplantısı var, belki de beni kesecek, diyor. Çocukluğunda herhalde korkmuş Allah-u alem benim kanaatim. Rüyasında da görmüş olabilir. Herhalde Mehdi (a.s.) onu kesiyor falan mı gördü? Nasıl gördüyse bilmiyorum. Hatta benim de öyle söylediğimi söylüyor, yani demediğim halde. Allah-u alem muhtemelen bir rüya gördü, öyle dedi, “kesiiicek” dedi, diyor. Halbuki ben, kan dahi akıtmaz, damla kan akıtmaz, uyuyan kişiyi uyandırmaz, çok şefkatli olur tarzında Mehdi (a.s.)’yi yüzlerce kere anlattım. Muhtemelen bu rüyalarla gerçeği karıştırıyor. Zaman zaman böyle öğlenleri falan uykuya yatıyordur bu tahmin ediyorum. Akşamları da onu gerçek zannedip anlatıyor da olabilir. Var mı başka göstereceğin film. Tamam, bakayım.
VTR
ADNAN OKTAR: Bak, Ehl-i Kitap, mesela Evanjelikler Mehdi (a.s.)’nin çıktığından eminler, onun için Ortadoğu Projesi’ni geliştiriyorlar. Her konuşmasında küfrün sonu gelmiş diyor mesela. Küfrün sonu gelmiş ne demek? Küfür çıkmış ve sonu gelmiş. Bir kere küfür ortaya çıkmış, gelişmiş, fakat sonu gelmiş, diyor. Bu ne demek? Deccal çıktı, gelişti, sonu geldi. Bu ne demektir? Mehdi (a.s.) çıktı, demektir. Her konuşmasından aslında farkında olmadan hem Mehdiyet’i, hem deccaliyeti anlatıyor. Deccalin çıktığını, deccaliyetin tahribatına devam ettiğini. Mehdiyet’in de çıktığını ama bir-iki yıla kadar çıkacak demenin kendisini ve etrafındakileri rahatsız ettiğini, çünkü ev bark sahibi olduklarını, işte çıkarları olduğunu, bu yüzden istemediklerini söylüyor. Yani çıkmasını istemiyorum, 570 yıl sonra diyeyim siz de rahat edin, ben de rahat edeyim, diyor. Özetle bunu anlatmak istiyor. Buhari’de varid olmuştur, sahih Buhari’de. “Hiçbir Peygamber yoktur ki, kavmini deccale karşı uyarmış olmasın.” Ebu Ubeyde’den; “Nuh (a.s.)’tan sonra hiçbir Peygamber yoktur ki, kavmini deccale karşı uyarmış olmasın.” Deccalin ilacı ne? Deccali söyleyen, Mehdi (a.s.)’yi söylemez mi? Demek ki, bütün Peygamberler Nuh (a.s.)’dan sonra hem Mehdi (a.s.)’den, hem deccalden bahsetmişler. Çünkü deccalden bahsedipte bırakmıyor. Deccal çıkacak, fakat karşısına Mehdi (a.s.) çıkacak, diyor. “Nuh (a.s.)’dan sonra hiçbir Peygamber yoktur ki, kavmini deccale karşı uyarmış olmasın.” Bakın bütün Peygamberler Mehdi (a.s.)’den bahsetmişler, deccalden bahsetmişler. Ahmed’in rivayeti şöyledir; “Nuh (a.s.) ümmetini, ondan sonraki Peygamberler ümmetlerini deccale karşı uyarmışlardır.” Yine ayrı bir hadis bu. Hem Mehdi (a.s.) ile sevinç duyacak şekilde müjdeliyorlar, hem de deccale karşı insanları uyarıyorlar. Deccalin anlamı, manası; hilekar ve dolandırıcı, demektir, yani insanları kandıran. Darwinizm, materyalizm ne yapıyor? Hile yapıyor. Sahte fosiller, sahte deliller, sahte izahlar, sahte anlatımlarla demogoji yaparak insanları dolandırıp, kandırıyorlar, hile yapıyorlar. Anlamı da budur. Decl, sözünden kaynaklanıyor, yani deccalin, el decl sözcüğünden gelmektedir. Manası da, hilekar ve dolandırıcı demektir, yani Arapça karşılığı o. Mesela halk arasında bir söz var, ben deccal değilim, yani sözümde durucuyum, aldatıcı değilim anlamına geliyor. Demek ki Darwinizm, aldatıcı, oyun oynayan. “Onun bir gözü kördür” diyor. Yani madde gözüyle bakan, mana gözüyle bakamıyan anlamına geliyor. Fakat gerçekten de bir gözü ayrıca mesih deccalin kördür, fiilen de kördür. “Yeryüzünü dolaşacağı ve uzun mesafeler katedeceği için ona bir lakap verilmiştir.” Mesela Darwin, biliyorsunuz o gemisiyle dünyanın birçok yerini gezdi. Birçok adalara gitti, Galapagos Adası’na gitti, oraya buraya gitti, araştırmalar yaptı, hadiste buna dikkat çekilmiş. Dalalet mesihi olarak da biliniyor, yani insanı dalalete düşüren mesih, hidayet mesihi anlamında değil. “Kıvırcık saçlıdır” diyor rivayette, o da öyle. Biliyorsun saçı sakalı kıvırcıktır Darwin’in. Fakat tabii Süfyan’a bakan hadisler de var. Süfyan ile deccal hadisleri karışık olarak, ortak verildiği için karışıyor. Süfyan, İslam aleminde gelen, Müslümanları dalalete ve dinsizliğe sürüklemek isteyen, onları Darwinizm, materyalizm bataklığına sürükleyen, onları Kuran’dan, sünnetten uzaklaştıran bir garaib mahluk. Hadislerden gördüğümüz kadarı ile Şam’da zuhur eden Hafız Esad, yani ona çok uygun düşüyor, inşaAllah. Vücut yapısı bakımından; “kısa, bodurdur,” diyor. Darwin de öyle. “Ayakları yamuktur” diyor. O da öyle, o şekilde. Adamın her tarafı yamuk zaten, kafa, gözü böyle. Hakikaten kamyon çarpmış gibi garip bir mahluk, yani değişik bir şey. “Saçları sık ve beyazdır” diyor. “Bazı kalas gibi büyüktür” diyor. Hakikaten dörtgen bir adam, yani değişik böyle. “Saçları çok ve dağınıktır” diyor, kıvırcık ve dağınık saçları var. Hakikaten. Sakalı da öyle kıvırcık. Hatta “rüzgar vurdukça dağılır” diyor. “Bir rivayette saçlarının kıvırcık olduğu, rüzgar vurduğu zaman kum gibi dağıldığı anlatılmaktadır.” O da işte gemide rüzgarı yedikçe saçı sakalı öyle bayrak gibi sallanıyordur adamın, inşaAllah. Bak, “Medine ve Mekke’ye giremeyecektir” diyor. Mekke ve Medine’ye giremeyince, Mehdi (a.s.) deccalin girmediği bir yere niçin gitsin? Deccal ile savaşa giriyor Mehdi (a.s.). Savaşacağı, mücadele edeceği yere doğru gidecekken, mücadele etmeyeceği bir ortama Mehdi (a.s.) gitmez. Dolayısı ile Mehdi (a.s.)’nin çıkacağı yer İstanbul’dur. Hadislerde de zaten İstanbul’da mücadele edeceği, İstanbul’u tekbirlerle Allah’ı anarak feth edeceği hadislerde belirtilmiştir. Çok fazla hadis var.
Cübbeli’nin bir tarifi var, deccali bir tarifi var, aman Allah’ım. Zaten malum, yani eşeği 20 kilometre, diyor. Bir de diyor ki, “ben biliyorum, Atlas Okyanusu’nda bir adada.” Kardeşim söylesene, bize söyle, Müslümanlara söyle, Allah Allah. Gidip şu adamı bulalım biz, ne yapıyor ne ediyor. 20 kilometre, balıkla besleniyormuş orada. Herhalde çiğ çiğ yiyiyor. Ne deniyor, şu Japonlar yiyiyor ya çiğ balık? Suşi tarzında. Eşeğin orada otladığını. Geldiği vakit güneşe sön diyecek, güneş bir anda yok olacak, kararacak, simsiyah olacak güneş, diyor. Öyle halüsinasyon tarzında falan olmayacak, diyor. Gerçekten güneşi etkisiz hale getirecek, diyor. Irmaklar tersine akmaya başlayacaklar, diyor. Büyük bir coşku ile anlatıyor.
SUNUCU: Sonra da her eve girecek, diyor.
ADNAN OKTAR: Evet, her eve girecek, diyor. Kardeşim 20 kilometrelik herif nereye girecek evlere? Evleri mevleri yıkar o. Öyle adamla baş olur mu? Bir gözü sarkmış, bayağı Müslümanları aldatacak, diyor. Ekmek verecek, ekmek yetecek, diyor. Ekmeğe kendisinin dayanamayacağını söylüyor, deccale ekmek verince diyor, baksana kıvranıyor ekmek deyince, bayağı seviyor. Ona her gün 3-4 somun ekmek yedirtmek lazım başka çare kalmadı yani. Bir bağıracak, bütün binalar yıkılacak, diyor. Hemen hazinelere söyleyecek yer altından, bir anda hazineler fışkıracak, diyor. Yerden böyle minare büyüklüğünde altın, yani 24 ayar altın büyük kalas şeklinde altın sütunlar fışkıracak yerden, Müslümanların bahçelerinden, diyor. Senin evinde bahçe var mı? Yok. Vardır ama apartmanın falan vardır. Her yerden fışkıracak zaten, diyor. Yani boş olan her yerden fışkıracak, diyor. Bir de yani öyle 100 metre falan, 50 metre, 70 metre falan. 3-5 metre çapında som altın. İnsanlar onu görünce altını bırakamayacaklar, Mehdi (a.s.)’nin yanına gitmeyecekler, altın ile ilgilenecekler, diyor. Adamın başına bela olur, ne yapsın minare gibi altını. Bir kere altın enflasyonu olur bütün sokaklar öyle. Milyonlarca ton altın, millet ne yapsın? Binaların hepsi yıkılır bir kere. Trafiği falan da engeller, çok büyük olay bu. Büyük bir sevinçle anlatıyor onları, böyle olacak, diyor. Adriyatik Denizi’nin suyu kuruyacak, diyor. Eşek anırarak havalarda gezecekmiş. Deccal eliyle bulutlarla oynayacakmış, onu bekliyor. Ve dünyayı dinsiz yapacak, diyor. Dünyanın şu an %99’u zaten dinsiz, görmüyor musun? Olmuş durumda. Yani ana delile değil de, müteşabih olan delillere kafasını bağlamış. Halbuki ana delil esastır. Ana delil dinsiz yapmasıdır, yapmış. Deccal çıkmış, kendin de söylüyorsun. Artık küfür son zamanlarını yaşıyor, diyorsun. Demek ki çıkmış deccaliyet. Başka var mı Cübbeli’nin konuşmalarından? Oradan bakıp açıklayalım. Tamam, o da bir bakalım.
VTR
ADNAN OKTAR: Evet. Cübbeli bu anlattıklarının gerçek olduğunu zannediyor. Halbuki bak, Berzenci Hazretleri Kıyamet Alametleriisimli eserinde, ki 200 yıllık bir eser, çok değerli bir büyük bir alimdir Berzenci Hazretleri. Ehl-i Sünnet’in gözbebeği alimlerden bir tanesi. Bak kitabın 214’üncü sayfasında diyor ki deccal için; “çünkü onun öldürdükleri yanındaki şeytanlar, yani cinlerdir.” Cinlerle bağlantıda. “Onları gözbayıcılık yaparak” yani hipnoz yaparak. Gözün bayılması, hipnozdur. “Öldürüyormuş gibi görünüyor. Hakikatte ise böyle bir şey yoktur.” Cübbeli ne diyor? Yok hakikat, gerçekten böyle olacak, diyor. “Bana göre hakiki değil, hayalden ibarettir. Gösterdikleri her ne kadar hakikat olarak görünsen de, aslında birer hayalden ibarettir.” Yani hipnoz sonucunda insanlar o şekilde beyninde varmış gibi görecekler. “Çünkü hakikatle hiçbir ilgisi yoktur. Yukarıda göz birini bembeyaz bir su, diğerini de kaynayan bir ateş olarak görecek. Fakat içeri girenler bunların birbirini tersi olduğunu bulacak mealindeki rivayet bunu teyid etmektedir.” Yani hipnozda bu tip bir olayın oluşması çok kolaydır. Bir insana hipnoz yaparsan, derin hipnoza sokarsan; mesela denizi cadde olarak gösterebilirsin. İstanbul Boğazı’nı geniş bir cadde olarak görebilir. Veyahut boğazdan koskocaman bir balina geçiyor dersin, gemiyi gösterirsin. O, o gemiyi balina olarak görür. Güneşi, mesela güneşe bakar, güneş şu an karardı dersin, güneş kararır hipnoz neticesinde. Bu öyle zor olan birşey değildir, harika olan bir şey değildir. Bunu gerçek olarak gördün mü, işte o zaman Darwinizmi ve materyalizmi göremiyor. Dünyanın %99’unun dinsiz olduğunu göremiyor Cübbeli. Kafasını buna takmış, böyle bir deccal bekliyor. Halbuki deccalin yapacağı bölgesel bir olay bu, yani belirli bir topluluğa yapacağı bir şeydir ve hipnozla bu çok kolay yapılabilecek bir olaydır, oluşabilecek bir olaydır. İyi bir hipnoz uzmanı bunu çok rahat yapabilir. Deccalin asıl vasfı bu değildir. Deccalin asıl vasfı insanları dinsiz, imansız yapmasıdır. Materyalist ve Darwinist yapmasıdır. Cübbeli bunu bir türlü anlayamadı, kavrayamadı. Berker’im ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER: Hocam dün şöyle söylemiştiniz. “Risale-i Nur bilinen bir kitap ama bilinmeyen yeri var, Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) ile ilgili bölümler. Bu konuların okunması yasak. Hz. Mehdi (a.s.) bu yasağı delen insandır. Okunmayan, gizlenen yerleri okuyacaktır” demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, ben eskiden beri bilirim, bütün Nur talebeleri bilirler. Bazı Nur talebesi kardeşlerimiz Bediüzzaman’ın ifadelerini konuşturtmak istemez, yasaktır. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.) konusu meşhur yasaklardandır ve binlerce kardeşimiz bu yasağı bilir. Ben bu yasağı deliyorum işte ve hakikaten böyle bir delme olabileceğini pek tahmin etmemişlerdir. Tabii ve televizyonlardan, radyolardan böyle alenen bu şekilde bir netice alınacağını hiç tahmin etmemişlerdir. Allah böyle bir imkanı bizlere yarattı.
Bak Sözler, sayfa 359’da Bediüzzaman ne diyor? “Şimdi Hz. Mehdi (a.s.) gibi eşhasın (şahısların) hakkındaki rivayetin (rivayetlerin) ihtilafatı (farklılıkları) ve sırrı şudur ki:” Mehdi (a.s.) ve deccalle ilgili hadislerde bazen ihtilaf oluyor, yani birbirinin zıttı ifadeler çıkabiliyor, hadisler birbirine uymuyor bazen, hem Mehdi (a.s.)’de, hem deccalde. “Ehadisi tefsir edenler (hadisleri açıklayanlar)” yani onu şerh eden alimler. “Metn-i ehadisi tefsirlerine (hadis metinlerindeki açıklamalarına)” hadisin saf şeklini kendi tefsirlerine, “ve istinbatlarına (gizli manaları meydana çıkarmalarına) tatbik etmişler (uygulamışlar).” Yani kendisi şerh etmiş, kendi şerhini hadis haline getirmiş. Peygamber (s.a.v.) böyle dedi, diyor. Halbuki Peygamber (s.a.v.) öyle dememiş. Peygamber (s.a.v.) kısa bir açıklama yapıyor ama o şerh ettiğinde, genişlettiğinde hadis bambaşka bir şekle giriyor. Onu da hadis kitabına öyle almış. “Mesela” diyor bak, örnek veriyor. “Merkez-i saltanat (İslam aleminin merkezi) o vakit Şam’da veya Medine’de olduğundan,” bazen Şam’da olmuş, bazen de Medine’de olmuş İslam aleminin merkezi. “Vukuat-ı Hz. Mehdiyye veya Süfyaniyye’yi, (Mehdi (a.s.)’nin vuku bulması, Mehdi (a.s.)’nin çıkması veya Süfyan’ın çıkmasını,” (Hz. Mehdi (a.s.) ve Süfyan ili ilgili olayları) Merkez-i saltanat civarından olan Basra, Kufe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek (düşünerek) öyle tefsir etmişler (açıklamışlar).” Mesela bak burada bir hata yapıyorlar, şerh hatası yapılıyor. Halbuki İslam aleminin merkezinde çıkacak, diyor Bediüzzaman. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde Mehdi (a.s.) İslam aleminin merkezinde çıkacak. Neresi İslam aleminin son merkezi? İstanbul. Mehdi (a.s.)’nin çıkış yeri de İstabul’dur diyor. Basra, Kufe, Şam gibi yerler sabit kalmamıştır, bazen Basra olmuştur, bazen Kufe olmuştur, bazende Şam olmuştur. Mesela Basra’yken, nerede çıkacak diyorsun alime, hadiste ne diyor, diyorsun. Basra’da çıkacak dedi Peygamberimiz (s.a.v.), diyor. Halbuki öyle dememiş. Şam’dayken alime sorulduğunda, Şam’da çıkacak, diyor. Halbuki Şam da dememiş. Veyahut Kufe’de diyor mesela, Kufe’de de dememiş. İslam aleminin merkezi neresiyse orası, demiş. İslam aleminin merkezi neresi? İstanbul. Mehdi (a.s.)’nin çıkış yerini de İstanbul’da olduğunu söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). Cübbeli ona da çok çırpınıyor. İstanbul onun mekanı olduğu için, Mehdi (a.s.)’nin İstanbul’da çıkması onun kabusu, en istemediği. Onu bir an önce Mekke’ye, Medine’ye gönderip, kendinden uzakta olmasını istiyor. O da kurtarmıyor, 570 yıl geriye alıp, Mehdi (a.s.)’den kurtulmaya çalışıyor. “Hem şu sırdandır ki: Mehdi (a.s.) ve Süfyan gibi Ahir zamanda gelecek eşhasları çok zaman evvel hatta tabiin (Peygamberimiz (s.a.v.)’i sağ iken görmüş olam müminlerle, yani Ashab’la görüşmüş ve onlardan ders almış olan salih Müslümanlar) zamanında onları beklemişler yetişmek emelinde bulunmuşlar.” Sahabeler bile beklemişler Mehdi (a.s.)’yi, yani Süfyan’dan da çekinmişler, Süfyan’ın çıkmasından. Deccalin çıkmasından çekinmişler. Bak Şualar 493’te Bediüzzaman diyor ki: “Bir vechi sebebi de şudur ki, sihir ve manyetizma ve ispiritizma gibi istidracı harikalarıyla (hipnoz ve ruhlarla bağlantı tarzındaki sahte mucizeleriyle) kendini muhafaza eden” mucize değil, bunun baskısını değiştirilelim, istidraclarıyla diyeceğiz. Peygamberlerde görülen harikalara mucize denir. Küfürde görülenlere isrtidrac denir, harikalara evet. “Kendini muhafaza eden ve herkese teshir eden” bak herkese, bütün dünyaya tesir ediyor. “Herkesi teshir eden (büyüleyen, aldatan) o dehşetli deccali yok edebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak harika ve mu’cizatlı ve umumun makbulü (mucizeleri olan ve herkesin kabul ettiği) bir zat olabilir ki o zat en ziyade alakadar ve ekser insanların (insanların çoğunluğunun) Peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselam’dır.” Deccaliyet Hz. İsa (a.s.) ile tam bitiriliyor. Şu an bak Mehdi (a.s.) çıkmış durumda ama bakın deccaliyet köpek gibi direniyor. Mehdiyet vargücüyle saldırıyor, vargücüyle yıkmaya çalışıyor ama deccaliyet köpek gibi direniyor. Ancak İsa Mesih (a.s.)’in gelişiyle tam neticeleniyor. Onun için Mehdi (a.s.) bir süre sonra Hıristiyan ruhanilerle ittifakı arttıracak, onlarla ittifak olmak için. Onlar da La İlahe İllallah demeye başlayacaklar, Allah’ın birliğini. Tam bu esnada da Hz. İsa (a.s.) zuhur edecek, kendini gösterecek. Ortaya çıkacak, inşaAllah. Bak, “ancak harika ve mucizatlı (mucize gösteren bir Peygamber) ve umumun makbulü (bütün İslam aleminin makbulü olan) bir zat olabilir” diyor. O zat da şahs-ı manevi değil, Hz. İsa (a.s.)’dır, diyor. Şahs-ı manevi diye Hz. İsa (a.s.)’yı ve Hz. Mehdi (a.s.)’yi yok etmeye kalkan bir kısım sahtekarlar var, toplam 10 kişi kadar. Onlar Mehdi (a.s.)’den çok rahatsızlar. İsa (a.s.)’dan da çok rahatsızlar. Şahs-ı manevilikle aktif, canlı, hareketli Müslümanları pasifize edip, adeta ölü ve böyle atıl hale getiriyorlar. Deccale yardım ediyorlar. Cahillikle yapanlar, onları tenzih ediyorum, bilmedikleri için yapanları. Çünkü bilmediği için yapan çok fazla insan var. “Hatta İsa (a.s.)’ın nuzulü (yeryüzüne inişi) ve kendisi İsa (a.s.) olduğu (yani o şahsın İsa (a.s.) olduğu) nur-u imanın dikkatiyle (imanın ışığı) ile bilinir. Herkes bidayeten bilemez.” diyor, başlangıçta bilemez diyor Bediüzzaman. “Hatta deccal ve Süfyan gibi eşhas-ı müthişe (ürkütücü şahıslar) kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar.” Deccal de bilmiyor kendisini, Süfyan da bilmiyor başlangıçta ama sonradan bilirler. “İsa (a.s.)’yı nur-u iman ile (imanın ışığı) tanıyan ve tabi olan cemaat-ı ruhaniye-i mücahidinin (mücadele eden ruhani cemaatinin) kemmiyeti (sayısı) deccalin mektebce ve askerce,” bak Hz. İsa (a.s.)’nın nerelerde çalışacağını, faaliyet yapacağını gösteriyor. “Mektebce ve askerce ilmi ve maddi ordularına karşı,” bak “ilmi ve maddi ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.” İsa (a.s.)’nın talebeleri çok çok azlar, inşaAllah. “’Hatta Hz. İsa (a.s.) gelir, Hz. Mehdi (a.s.)’ye namazda iktida eder (uyar), tabi olur’ diye rivayeti bu ittifaka (birleşmeye) ve hakikat-i Kuran’iyenin matbuiyetine (üstünlüğüne) ve hakimiyetine (Kuran hakikatlerine uyulmasına ve tabi olunmasına) işaret eder.” Şualar 493’te söylüyor Bediüzzaman. Bak Hz. İsa (a.s.) gelir, Hz. Mehdi (a.s.)’ye nerede iktida ediyormuş? Namazda. Namaz kılarken iktida eder, diyor. Bunu kim söylüyor? Resulullah (s.a.v.) söylüyor. Nakleden kim? Bediüzzaman Said Nursi. Nur talebelerinin bir kısmına büyü yaptı deccal. Deccaliyet büyü yaptı. Yani kendi içlerine girmiş deccalin büyücüleri onlara hipnoz yaptı. Ve böylece gözlerinde hem Mehdi (a.s.)’yi, hem İsa (a.s.)’yı göremeyecek hale getirdi ve göremiyorlar şu an ve tabide olamıyorlar. Çünkü onlara Mehdi (a.s.) de öldü, İsa (a.s.) da öldü, artık Kıyamet, dediler. Artık Kıyameti bekleyin. Bunu onlara deccaliyet dedi ama farkında değiller, yani deccal onlara büyü yaptı farkında değiller. Bir kısmının da cahilliklerinden haberi yok, yani okumadığından, araştırmadığından haberi yok.
“Ayrıca hem iki deccalin sıfatları ve halleri ayrı ayrı olduğu halde,” deccal ve Süfyan ile ilgili hadisler birbirine karıştırılıyor, Bediüzzaman onu da açıklamış. “Hadislerde, rivayetlerde iltibas oluyor (karıştırılıyor). Biri öteki zannedilir. Hem Büyük Mehdi (a.s.)’nin halleri sabık Mehdilere (önceki Mehdilere) işaret eden rivayetlere mutabık (uygun) çıkmıyor.” Büyük Mehdi (a.s.) ile ilgili hadisler ayrıdır, diğer gerçek Mehdiler ile ilgili hadisler ayrıdır. Aynı, mutabık değiller, aralarında farklar vardır. “Hadis-i müteşabih (birçok anlama gelebilecek hadis) hükmüne geçer.” Bunu ancak ilimde rasih olanlar ayırdedebiliyorlar, farkedebiliyorlar. “O kadar kuvvetlidir ki, devam eder deccaliyet” diyor. Mesela şu an dünyada %99 güçle devam ediyor. Yalnız Hz. İsa (a.s.) onu yok edebilir, başka çare olmaz diye rivayet edilmiş. Yani onun mesleğini, yırtıcı rejimini bozacak, yok edecek semavi ve ulvi ve halis vahye dayalı yüce katıksız bir din İsevilerde zuhur edecek (ortaya çıkacak) ve hakikat-i Kuran’iyeye (Kuran hakikatlerine) iktida (tabi olup) ve ittihad eden, İslamiyet ile birleşen bu İsevi dinidir ki, (İslamiyet ile birleşiyor, Müslümanlık halini alıyor) Hz. İsa (a.s.)’nın nuzulü ile (yeryüzüne inişi ile) o dinsiz meslek mahvolur, yok okur.” Deccaliyet tamamen yok oluyor. Bunu görcekler şimdi. “Evet, hadis-i şerifin ifadesi ile Hz. İsa (a.s.)’nın semavi nuzulü (gökyüzünden inişi) kati (kesin) olmakla beraber,” bak Hz. İsa (a.s.)’nın şahsının. Bak, “Hz. İsa (a.s.)’nın semavi nuzulü (gökyüzünden inişi) kati (kesin) olmakla beraber mana-i işarisi ile (manasıyla) başka hakikatlere de ifade ettiği gibi bu hakikatlerde mucizane (mucizevi) bir şekilde işaret ediyor.) Hz. İsa (a.s.)’nın inişi kesindir, diyor Bediüzzaman. Kastamonu Lahikası, sayfa 99. “Ta Ahir zamanda hayatın geniş dairesinde (dünya çapında) Risale-i Nur’un asıl sahipleri yani Mehdi (a.s.) ve şakirdleri (talebeleri) Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir ve o tohumlar sümbüllenir bizler de kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz.”
Şimdi büyücü sahtekarlar Bediüzzaman’ın böyle yüzlerce sayfa açıkladığı bu Mehdi (a.s.) ile ilgili kısımları örtbas ederek, ne Mehdiyet vardır ne de İseviyet vardır, sakın bu konulara da girmeyin, araştırmayın da, Mehdi (a.s.) de öldü, İsa (a.s.) da vefat etmiştir, konu bitmiştir, Kıyameti bekleyin diye Müslümanları mahvediyorlar. Nur talebelerini mahvediyorlar, bütün güçlerini kırıyorlar. Onların beyinlerini adeta dumura uğratıyorlar. Bu oyunun mutlaka bozulması lazım. Allah’ın Ahir zamanda tek çözüm olarak gösterdiği Mehdiyet’e Müslümanların sıkı sıkıya sarılmaları gerekiyor. Öbür türlü bela, tuğyan, dalalet her tarafı sarar. Allah vermesin.
“Selamun aleyküm. Sohbetinizi İngiltere’den zevkle izliyorum Hocam. MaşaAllah çok aydınlatıcı bilgiler veriyorsunuz. Siz anlattıkça resim daha netleşiyor. Malesef Darwinizm İngiltere’yi ele geçirmiş, malesef buradaki insanlar hipnoz olmuş gibiler. Sizin anlattığınız gözün görme hadisesini bir İngiliz arkadaşıma anlattım, ben böyle hiç düşünmedim, dedi. Gerçekten şok oldu. Burada Darwinizm çok sinsi bir şey. Gençlere hiç farkında olmadan enjekte ediliyorlar. Daha sonra ahlaksızlık had safhaya doğru gidiyor. Gerçekten akıl sahibi bir insan hemen farkına varıyor. Sayenizde çok şey öğrendim, Allah razı olsun Hocam. Allah’ın selamı üzerinize olsun.” İngiltere’den Kemal yazmış.
“Muhammed Adnan Hocam, selamun aleyküm. Değerli Hocam Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) Hac yapacak mıdır?” Tabiiki. Birlikte yapacaklar Hac’cı. “Deccalin bir insanı öldürüp tekrar diriltmesi Allah’ın izniyle olmuş mudur? Ki siz deccalin Drawin olduğunu söylüyorsunuz. Bu nedenle gerçekleşmiş midir? Salih”
Bak, bu dinin, deccal dininin kurucusu Darwindir. Mesih deccal bu dinin bir müntesibi, yani ileri safhada sonradan çıkacak, bu dinle yaşamış gözü dönmüş bir hipnozcu ve bir psikopattır. Darwinizmin yıkılacağını anlayınca, yeni yeni delillikler yaparak, Darwinizmi, materyalizmi muhafaza etmek için ben (haşa) Allah’ım diye ortaya çıkacak bir şarlatandır. Asıl olan Darwinizmin dinidir, deccaliyetin dini esastır, inşaAllah.
Mehmet Akif Eryüksel, Safranbolu. “Mehdi (a.s.) bu kadar bahsedilmişken, önemliyken Mehdi (a.s.)’nin gizli, bilinmez olması kafamızı karıştırıyor. Kısır fehmimizle idrak edemiyoruz Hocam, yani bilinse olmaz mı? Bilinmeyen bir şahıs nasıl baş olacak, gibi aklımıza geliyor. Mehdi (a.s.) talebelerinden kaçınılacak ve 313 kişi dediniz ama bir taraftan da Mehdiyet hakim olacak. Dar daireden geniş daireye nasıl olacak, zamanla mı? Karıştırıyorum Hocam.” diyor.
Şimdi Mehmet kardeşim, Muhammed Akif Eryüksel, Mehdiyet küçük bir talebe grubuyla bütün İslam alemini aydınlatır. Mıuhalif olurlar ama dediklerini de yaparlar. Hani istemiyorum der ama yapar. Dinlemiyorum der ama yapar, böyledir. Karşı olur, yine Mehdi (a.s.)’ye hizmet eder. Şu an hemen hemen herkes Mehdi (a.s.)’ye hizmet ediyor. Mesela bak, bilgisayar fabrikaları, firmaları Mehdi (a.s.)’ye hizmet ediyor, Mehdi (a.s.)’nin kılıncını imal ediyorlar. Televizyonların tamamı Mehdi (a.s.)’ye hizmet ediyor, istese de, istemese de. Her Müslüman istese de, istemese de Mehdi (a.s.)’nin emrindedir. Mehdi (a.s.)’nin fikirleri doğal olarak yayılır, düşünceleri yayılır insanların imanları güçlenir, küfrün ona karşı bir gücü olmaz. Mesela Darwinizm normalde çok yırtıcıydı. Mesela Türkiye’de komünistler çok yırtıcı ve çok acımazsızdılar. Şu an pamuğa döndüler dikkat ederseniz. Hatta ne diyorlar? Sol, sağ oldu artık, diyorlar. Bu Mehdiyet vesilesi iledir, bak onları pamuğa çevirdi. Ve çıtları çıkmıyor. Komünizm Türkiye’yi yuttu yutacak, gidiyordu Türkiye. Solun hiçbir gücü kalmadı Türkiye’de. Sol artık yok oldu Türkiye’de. Pratik anlamda sol yok. Bu Mehdiyet vesilesi iledir, yani bakan görür.
“Selamun aleyküm Muhterem Muhammed Adnan Hocam. Hocam izninizle bir soru soracağım. Kral Mesih şu anda interneti takip ediyor olmalı.” Evet, Fatih kardeşimiz Kral Mesih ama bu Musevilerin beklediği Kral Mesihtir. Onların beklediği Kral Mesih ile Müslümanların beklediği Mehdi (a.s.) aynıdır. Onlar Moşiyah da diyorlar, Şiloh da diyorlar. Zaten Kuran, Tevrat’a gönderme yapıyor Cenab-ı Allah, Tevrat’ta görebilirsiniz, diyor. Mehdi (a.s.) hakkında bilgileri görebilirsiniz, diyor. İttihad-ı İslam’ı görebilirsiniz, nasıl olacağını görebilirsiniz, diyor Allah. Biz de Tevrat’a bakıp görüyoruz. Allah’ın emri bakın, diyor.
ALTUĞ BERKER: Okuyorum ayeti Hocam inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Andolsun, Biz zikirden sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık.” Ebcedi 2051 Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ayşegül diyor ki, Hocam “Selamun aleyküm Muhammed Seyyid Adnan Hocam. Siz hiç Mahmud Hocamız’ın yanına gittiniz mi, onunla görüştünüz mü?” Ben Mahmud Hocamla defalarca görüştüm. Son gittiğimde de Hocamızın...
ALTUĞ BERKER: Ben de yanınızdaydım.
ADNAN OKTAR: Evet, yanımdaydın. Orada da bir kedisi vardı, sevimli bir kedisi vardı. Uzun süre sohbet ettik. Mahmud Hocamız’ın talebeleri bize, bana bir kahve getirdiler, ben içmeyeyim dedim ama bir kahve içtik. Mahmud Hocam “bir daha iç, bir daha iç” dedi. O bereketli kahveden bir tane daha içtik.
ALTUĞ BERKER: Daha uzun kalmanız için.
ADNAN OKTAR: Evet, gitmemi istemedi, uzun kalayım istedi. Çok sevdiğimi bilir Mahmud Hocamız. Çok sevdiğim bir insan, çok mübarek bir insandır. Hakikaten kısa oturacaktık, kısa oturamadık o zaman, bayağı uzun kalmış olduk. Çok sevdiğim, mübarek, değerli, muhterem bir mürşidtir. Allah ömrünü uzun etsin, Allah başımızdan eksik etmesin. Asil ve soylu bir insandır, şarlatanlıktan hoşlanmaz, soytarılıktan hoşlanmaz. Televizyonlara çıkıp böyle laubalilik yapanlardan hoşlanmaz. Asil ve soylu bir tavrı vardır. Şöhretten kaçınır, yaygaradan hoşlanmaz, inşaAllah. Ehl-i Sünnet’e çok titiz, çok değerli bir insandır.
ALTUĞ BERKER: Yakın zamanda Mehdi (a.s.)’nin zuhurunu da tasdik etti demişti Hocamız röportajında.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. O yine onun, Şeyh Mahmud Hocamız’ın değerli talebesi Mehmet Talu Hocamız da ayrı değerli bir insandır. O da çok büyük değerli bir fıkıh alimidir, aynı zamanda mürşidtir, mübarek bir insandır. Onun da güzel konuşması vardı, birkaç defa yayınladık ama bayağı kızdırır ehli dalaleti, bir daha yayınlayalım.
VTR: Mehmet Talu Hoca’nın konuşması.
ADNAN OKTAR: Mehmet Talu Hocam beni çok sever. Ben de Mehmet Talu Hocamı çok severim. Çok değerli, muhterem, büyük bir ağabeyimiz. Allah ömrünü uzun etsin. Mahmud Hocamız’ın böyle değerli, büyük alimler yetiştirmesi bizler için çok büyük nimet. Fıkıh konusunda hakikaten dünyada en önemli şahıslardan biridir diyebilirim, deryadır, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İngiltere’den bir mesaj var Hocam, okuyabilirmiyim? “Esselamunaleyküm değerli Adnan Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
ALTUĞ BERKER: “Allah’ım size güç versin, kuvvet versin, maşaAllah. Lütfen bizleri yalnız bırakmayın. İngiltere’de herkes sizi tanıyor. Sizler bizlerin gururu ve Allah’ın sevgili kulusunuz. Cübbeli inşaAllah sizi daha iyi dinler, Allah ona güzellik nasip etsin. Siz onu da doğru yola getiriyorsunuz. Kutsal sandığı ne zaman bulacağız Hocam? Mehdi (a.s.) gelince mi?” İngiltere’den, Bristol’den Mehmet Kasım Oktar.
ADNAN OKTAR: Muhammed kardeş, bir kere Cübbeli o kadar önemli bir insan değil. Ben onun anlattıklarını, ben kendi anlattığım konularda ispatta kullandığım için, yani onu mecburen kendime talebe yaptım, o yönden önemli. Bir de o kafada, o mantıkta olan insanlar da olabiliyor, yani yanlış yollara girebiliyorlar. Böyle kendilerini de yakıyorlar, Müslümanları da yakıyorlar; Afganistan’da olsun, Irak’ta olsun, başka yerlerde de Müslümanları perişan ediyorlar. Kendilerini ve etraflarını yakmamaları için onun adıyla anlatıyorum. Yoksa o hakikaten gariban, zavallı bir insan, öyle karşı duracağım, öfke duyacağım yahut ezeceğim bir insan değil. Ama anlatımlarını, bak gece-gündüz kullanıyoruz çok da faydası oluyor. En istemediği şeyleri ona anlattırıyorum. En yapmak istemediği şeyleri yaptırıyorum ona. O hoş, o yönden güzel. Sandık bulunacak. Bakın dedim, Hz. Nuh (a.s.)’un gemisi bulunacak dedim, yerini de söyledim, Ağrı’da bulunacak. Hatta ahşap parçaları da bulunucak dedim. Aynısıyla dediğim ortaya çıktı ki, geminin bir bölümü bulundu. Öbür kısımları volkanın altında, diğer kısımlara, odalara girilemedi, diğer kamaralara girilemedi. Kutsal olan eşyalar ve malzemeler diğer kısımlarda. Oraya da Mehdi (a.s.) devrinde gireceğiz. Şu an olmaz. Onun üzerini bir kere tamamen açacağız, gemiyi olduğu gibi ortaya çıkaracağız. Orada daha binlerce işçi çalışacak. Gemiyi olduğu gibi açacağız, orijinal şekliyle. Bütün etrafını temizleyip, bakım altına alacağız.
“Sevgili Hocam, duygusallık konusundaki, düşüncelerinizi paylaşır mısınız. Günümüzdeki evliliklerde hep duygusallık ağır basıyor. Fakat duygusallık bitince, evlilikler de bitiyor. Evlilik ne üzerine kurulmalı? Hayırlı akşamlar. Esra Şahin.” Duygusallık, ben kızlarda, genç kızlarda falan, benim çevremden bakıyorum, izliyorum. Hakikaten birisi ile tanışıyorlar böyle evlenmek amacıyla, ilk yaptıkları şey birbirleri ile kavga etmek. Önce bir telefon kavgası başlıyor, birbirlerine laf sokmak, hakaret etmek, terslemek, o, ona, tabiri caizse, gıcıklık yapıyor, o, ona gıcıklık yapıyor. Bu şeytanın etkisi ile oluyor. Tamamen şeytani bir olay. Mesela evliliğe hazırlanıyor ama zemin kavga üzerinde. Duygusal ilişki dediği bu işte. Evleniyor, yine aynı şey, yine kavga. O, ona laf sokuyor, o, ona laf sokuyor. Mesela nişanlılık devresinde bu şekilde oluyor, evlilikte de kavga. Şimdi bir kadını Allah’ın tecellisi olarak bir insan görmezse, kadın nedir? Yiyen, içen, etten, kemikten bir varlık, herhangi bir insan, kendisi gibi bir insan. Evlendiğinde birde bakıyor bir şey de çıkmıyor. Ben bunun için mi evlendim, diyor. Sen Allah rızası için evlenmezsen, tabiiki bunun için evlenmiş oluyorsun. O zaman onu öfke sarıyor, o zaman ondan kurtulmanın yolunu arıyor. Mesela onun yemek yemesi ona batıyor, uyuması batıyor, gezmesi batıyor, kıyafetleri, her şeyi rahatsız ediyor onu, öfke duyuyor. Allah için sevmeyince, şefkat, merhamet gibi duygular gelişmez. Ve Allah için içimizde duyduğumuz o derin muhabbet de gelişmez. Sevginin bir kökeni vardır. Allah rızasına dayalı değilse, bir insanın bir insanı sevmesi için deli olması lazım. Neyini seveceksin. Et, kemik sevilir mi? Nefes alıp-veren bir et yığını gibi görüyor adam ve garibine gidiyor. Proteinden oluşmuş, kemikten oluşmuş bir et yığını. Ben bütün ömrümü buna mı vereceğim, diyor. O kafayla bakasan, öyle olursun tabiiki. Öyle değil. Allah’ın tecellisidir kadın. Allah ona Ahiret arkadaşını göstermiş oluyor. Sonsuza kadar beraber olmak için evlenilir. Ona derin şefkat duyulur, derin merhamet duyulur. Bir kere koruma duygusu çok büyük bir zevktir, yani koruyup, kollama. Kafayı sırf şehvete takmış, adamın şehveti de dört dakikanın, üç dakikanın içerisinde bitiyor. Zaten Allah o şekilde bir belaya çevirmiş. Üç dakikanın içerisinde, iki dakikanın içerisinde şehveti de bitince, ona itici geliyor o an. Daha ilk gecesinden itici geliyor, niye yaptım ki bu işi, diyor. Yani Allah o kadar aklını almış oluyor. Evlilikteki amaç Ahiret arkadaşını seçmektir. Sonsuza kadar beraber olmak için evlenilir. 20 yaşında evleniyorsan, 20-30-40, iki on senede kadın 40 yaşına geliyor. 40 yaşında olan bir kadın nasıl olur? Kadın mı kalır? Bambaşka bir hale dönüşür 40 yaşında bir kadın ciddi şekilde çöküyor. 50 yaşına gelince, 60 yaşına gelince de, zaten malum. Bir iki on sene, iki on sene için mi evleniliyor. Sonsuza kadar beraber olmak için evlenilir. Sonsuz hayatı yaşamak için evlenilir. O zaman sonsuzluk arkadaşına karşı insan ne kadar büyük sevgi duyar. Hem Allah’ın tecellisi, bak en başta Allah’ın tecellisini seviyorsun, hem de sonsuzluk arkadaşını seviyorsun. Sonsuza kadar beraber olacaksın. Bir kere onun sağlığına, sıhhaine dikkat etmek ayrı bir zevktir. Koruyup-kollamak ayrı bir zevktir. Şefkat göstermek ayrı bir zevktir. Tabii ki şehvet de duyar ama şehvet imanla olursa şehvet gelişir. Yoksa Allah onu da ellerinden alıyor, o da olmuyor. Ondan sonra yok bilmem ne macunu mu yiyeyim, yok bilmem ne ağacının tozunu mu yesek? Akşama kadar dünyadaki bütün otları yesen, yine bir şey olmaz. Ne yaparsan yap. Çünkü Allah aşkı ile oluşur şehvet denilen olay da Allah aşkından kaynaklanır. Allah aşkı yoksa o niye olsun ki? Deli olması lazım, etin, kemiğin ne özelliği var ki? Onu çok temiz bulup, ona derin saygı duyuyorsa, değer veriyorsa Allah o zaman etkilemeyi meydana getirir. Bir kere değer vermiyor. Değer vermedin mi, bitti zaten o. Tiksinirsin, mecburen tiksinir. Derin saygı duyması lazım, çok derin saygı duyması lazım. Ve saygı duyduğuna inanması lazım, cidden inanması lazım. İçinde herhangi bir öfke olmaması lazım. İnsan çok zayıf bir varlıktır. Ufacık bir öfkede bir anda tiksintiye döner o. Bir anda kine döner. Dünyanın en güzel kadını bile olsa, dünyanın en güzel erkeği bile olsa, kadın bir anda ondan nefret etti mi, müthiş tiksinir, kurtulamaz ondan. Kendini kontrol edemez o konuda. Allah rızası için sevmeyenlerin hepsine Allah öyle bir bela veriyor, istisnasız hepsi. Sürekli kadınlar beyaz atlı bir prens beklerler. Delikanlılar da beyaz atlı prenses beklerler, bir türlü kavuşamaz, çünkü Allah rızası için sevmiyorlar. Allah rızası için sevmeyince, bundan kurtulamaz. Çıkar için oldu mu, çıkar için gelen, çıkar için gidiyor. Ya gençliği için evleniyor, gençliği için olan iki on senede 40 yaşına giriyor, gençliği kalmıyor. Parası için alan, parası rahatça bitebiliyor. Parası olsa bile paranın bir anlamı olmuyor onun için. Yemek yeyip kilo alıyor, başka bir şey olmuyor. Para ile ne yapılır, ne yapacak? Şöhret için olsa, şöhreti bitiyor. Ama Allah rızası için oldu mu, o bitmez, tükenmez bir zevke dönüşür. Önü-sonu olmayan bir zevktir ve gittikçe daha çok seversin. Mesela evli olanlar balayı diyorlar, bir aylık sevgileri oluyor, bir ay. Bak, balayının adı odur. Epey bir insan da kabul etmiş bunu, bir ayı. Allah rızası için evlilikte, bütün evlilik balayıdır, bütün ömrü boyunca balayı yaşar. Evlilikten sürekli zevk alır. Çünkü ibadet zevki ile sevdiği için, Allah tarif edilmez bir tutku ve muhabbet meydana getirir, sevgi meydana getirir. Yoksa Allah o sevgiyi, muhabbeti elinden alıyor, bir hayvanla berabermiş gibi olduğunu hissetmeye başlıyor. İkisi de birbirini hayvan gibi görmeye başlıyor. Bize büyü mü yaptılar, diyor. Sen kendi kendine büyü yapmışsın. Sen şeytana teslim olursan, şeytan da sana öyle büyü etkisi yapar ve itici görüyorlar birbirlerini. Mesela ben görüyorum, çok yakışıklı, artist gibi delikanlı ile dünya güzeli kadın evleniyorlar, 3 ay sonra boşanıyorlar, nefret ediyor birbirinden. Demek ki, ne şöhretle alakası var, ne güzelikle alakası var. Çok akıllı olması lazım bir insanın etkileyici olması için. Akıllı bir kadın mesela çok etkileyicidir. Akıllı bir erkek de kadın için çok çok etkileyidir. Böyle en ufak bir aptallık, kadını çok olumsuz etkiler. Aptal olduğunu hissettiğinde, akılsız olduğunu hissettiğinde erkekten müthiş tiksinir kadın. Acayip kızdırır kadını. Akılsızlığı gücü yetmez, beyni kontorlden çıkar kadının. Etle, kemikle alakası yok onun. Samimiyetsiz olduğunu hissederse felç olur kadın. Samimiyetsizliği bir türlü beyni almaz. Mesela yalancı olduğunu hissederse, yine beyninin gücü yetmez, beyni kontrolden çıkar. Artık onun için dümdüz bir et parçasıdır o, etkilenmez. İnsanlarda da yalancılık ve samimiyetsizlik yaygın olduğu için ve samimiyetsizlik olunca da otomatik akılsızlık oturduğu için Allah onlardan o nimeti alıyor. Çünkü kadınları bir kısım erkekler potansiyel akılsız olarak görüyor. Yani ikinci sınıf varlıktır, akılsızdır kadınlar, bu nettir zaten, ben bunu bilerek evleniyorum, diyor. Sen baştan zaten saygı duymuyorsun. Halbuki kadınlar çok zeki varlıklardır ve bayağı akıllı varlıklardır. Erkeklerden daha akıllıdır kadınlar. Girifttir, detaycıdır, bütün en ince detayları bile görebilen varlıklardır. O yüzden Allah onlardan, o gözle bakanlardan o sevgi anlayışını alıyor. Çünkü beyninin tam birebir oturması lazım kadını sevebilmek için, birebir onun kişiliğini tam alması lazım. Bir kere akıllarının çıplak bağlantı kurması gerekiyor, iki aklın. Bunun için iki tarafın da çok güvenilir olması lazım. Birbirlerine güvenmiyorlar. Birbirine güvenmeyen bir insan nasıl birbirini sevsin? Korkar. O, ondan korkuyor, o da, ondan korkuyor. İki tane birbirinden korkan varlık birbirini nasıl sevsin? Ters yöndeki mıknatıs gibi birbirini iter. Ne yaparsa yapsın, yapamaz. Bir kere insan sevdiğinden korkmaması lazım. Çok güven duyması lazım. Akıllı olduğundan emin olması lazım. Samimiyetinden emin olması lazım. Yalan söylemediğinden, dürüstlüğünden emin olması lazım. Bunların içinde hepsinin de üzerinde, Allah’tan korktuğundan, Allah’ı sevdiğinden emin olması lazım. Çok samimi bir mümin olduğundan. Tam samimi, halis bir mücahid, gerçek bir Müslüman olduğuna inanması lazım. Çünkü Müslümanım diyorsa, alameti lazım. Bakıyorsun adam ev Müslümanı. Muhallebi yiyip aşağı oturuyor. Kadın ona inanmaz. Candan Müslümansa o anlaşılır. Hakiki Müslümansa anlaşılır. Ben bunu önemli görmüyorum, diyor. O zaman da karşılığını kabul edeceksin demektir. Onun için kadınlar genellikle nadir sevdikleri bir insana kavuşur. Etrafınızda sorun, gerçekten sevdiği bir kişi oluyor mu insanların, nadirdir. Bu Allah’a tam boyun eğici, tam candan, samimi Müslüman olmamayı esas almamaktan kaynaklanan bir beladır. Doğru mu sözlerim?
SUNUCU: Çok doğru.
ADNAN OKTAR: Ne diyorsun?
SUNUCU: Doğru Hocam.
ADNAN OKTAR: Hangi sözlerim doğru, neler dikkatını çekti?
SUNUCU 1: Şimdi bayanların gerçekten güvenmesi gerekiyor, kesinlikle. Bir insanın, tiksinmek dediniz, zeki olması erkeklerin ya da erkeklerle bayanlar buna çok dikkat ediyorlar. Bunlar olmadan, zaten güven olmadan hiçbir şekilde ilerlemez. İnsanın Allah sevgisi, bunlardan emin olduktan sonra insan bir şey oluyor o zaman, önümüze bir kapı açılıyor diyelim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Sen ne diyorsun anlattıklarıma, neler dikkatini çekti?
SUNUCU 2: Zaten bir insan gerçekten Allah sevgisi olduğuna inandığınız zaman ona her şekilde güvenirsiniz. Allah’ı bu şekilde seven bir insan, Allah’ın yarattığı bir varlığa da gerçekten büyük bir sevgi duyabileceğine inandığı zaman mutlaka her şey gayet güzel olur.
ADNAN OKTAR: Bir kere merhamet etmesi lazım. Kadınlar mesela hasta olabilir, zayıf olabilir, üzülebilir, onu çok iyi takip etmek lazım. Mesela üzüldüğünde onu dengelemek, neşesi gittiğinde neşesini getirmek, yani o bir çelik değil ki. Çelik bir sandalye gibi görüyor onu, kullanılır o. Böyle bir şey yok. Kadın çok hassas varlıktır, çok akıllı olup özenle Allah’a sığınarak, takip ederek onu en güzel çizgide tutmak gerekir. Evet, ne yapıyoruz, Harunyahya.tv’den mi devam edeceğiz?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
SUNUCU:Bizi yarın 22.00’den itibaren Harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli TV’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Bir ayet okuyayım mı; şeytandan Allah’a sığınıyoruz. “Bu suretle onları, sonradan gelecekler için bir selef ve bir örnek kıldık. Meryem oğlu (İsa) bir örnek olarak verilince, senin kavmin hemen ondan (keyifle söz edip) kahkahalarla gülüyorlar.” Alay ediyorlar diyor Hz. İsa (a.s.) gündeme geldi mi. Bak Ahir zamanda da, Hz. İsa (a.s.) inecek diyorum, koskoca, kütük gibi bazı ilahiyatçı arkadaşlar var birkaç tane, alenen alay ediyorlar. Pis pis o sarı dişlerini göstererek sırıtıyor. Bak Kuran’da ona dikkat çekiyor Cenab-ı Allah. “Kahkahalarla gülüyorlar İsa (a.s.)’dan bahsettiğinde sen” diyor. Allah diyor ki 61. ayette. “Şüphesiz o, kıyamet-saati için bir alamettir.” Ebcedi de 2026 tarihini veriyor, maşaAllah. Evet Harunyahya.tv’den devam ediyoruz, inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Güzel Konular
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Marşlar/Fasıllar
Devamı ...