SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşamharunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli Tv ve Aba Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Art Tv, Uşak Egem Tv, Bingöl Fm 102.0, Erzurum Radyo Süper Kanal 99.9, Nevşehir Keyif Fm 92.7, gazeteoku.com, haber58.com, haberhilal.com, islaminesil.com, selamhaber.com, sekizsutun.com’dan canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ALTUĞ BERKER:Ben, bugün güzel bir haber vardı, “Hacı adayları İslam Birliği’ne amin dedi” Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak şimdi oldu, elhamdülillah. Cübbeli duysun, Cübbeli duysun şöyle bir yutkunsun, efendim, şerbetinden içsin, koltuğuna yaslansın şöyle. Çok güzel.
ALTUĞ BERKER:Kabe’nin avlusu olmak üzere Mekke’nin sokakları, otelleri, balkonları, koridorları, lobileri, namaz kılan hacı adaylarıyla doldu taştı diyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Sayın Cumhurbaşkanımız’ın, kardeş ülkemize daha fazla açılım yapmalıyız diye Türkmenistan Başkanı’na söylediği söz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, ama şu pasaportların bir kere kalkması lazım. Pasaport kalkmazsa, sanki orası yabancı bir ülke gibi olur. Şimdi mazaAllah, neuzubillah, biz Eskişehir’e pasaportla gitsek ne olur? Acayip yabancılık hissederiz, çok acayip bir şey olur. Türkmenistan adı üstünde, bak, Türk, Türkmenistan ve Müslüman bu insanlar. Biz buraya pasaportla gidiyoruz. Olur mu şimdi bu? Pasaportun kalkması lazım. Ne alakası var? Ceketimizi alıp gideceğiz, o kadar, inşaAllah. Nerelisin sen?
SUNUCU 2:Romanya.
ADNAN OKTAR:Romanya, evlad-ı Fatihan, inşaAllah. Osmanlı eskiden oralarda biliyorsun.
SUNUCU 2:Biz kazandık, siz kazanamadınız.
ADNAN OKTAR:Biz de kazanmadık, siz de kazanmadınız. Osmanlı da kaybetti, Romanya da kaybetti. Yani orada birlik ve beraberlik içinde olsaydık, zengin ve güçlü olacaktık. Yunanistan da kaybetti, Arvanutluk da kaybetti, Türkiye de kaybetti, Romanya da kaybetti, hepsi perişan oldu. Açlığın, sefaletin, savaşın içine gittiler. Yıllarca komünizmin baskısı altında yaşadılar Romanya, biliyorsun. Açlık, sefalet, ölüm, korku kol gezdi. Mutlu olamadılar, zengin olamadılar. Osmanlı tabii ki, Osmanlu kusursuzdur demiyoruz biz. Osmanlı modelini esas almıyoruz zaten. Biz Türk İslam Birliği’ni, sahabe modelini esas alıyoruz, inşaAllah. Orda her millete kendi dilini ve dinini özgürce yaşama hakkı tanımak, tam bir demokrasi, tam bir sevgi anlayışı ve her milletin zengin ve müreffeh olması için gayret etmek. Mutlu olmasını sağlamak, İslam’ı yaşayarak göstermek ve kendi gönlüne bırakmak. İster Müslüman olur, ister olmaz. Ama zorlamamak. Dinde zorlama, şeytandan Allah’a sığınırım, yok. Ayet var, inşaAllah. O yüzden bütün ülke, bak Yunanistan şu an sürünüyor. Ne oldu? Yunan Devleti iflas etti, ekonomik yönden iflas etti. Bulgaristan, Avrupa Birliği’ne girdi, daha hala Bulgaristan her yeri gece kondularla dolu, tavanları akıyor. Adama sormuşlar, “Avrupa Birliği’ne girdiniz” demişler, “hadi gözünüz aydın” demiş, “evin tavanı akıyor şu an” demiş. Yani, Avrupa Birliği’nin onlara hiçbir faydası olmadı, olmaz da. Avrupa Birliği adamlar gelip, evi dolaşıp, adamlar avuç avuç dolar dağıtmazlar. Avrupa Birliği’ne girdin mi, “hayırlı uğurlu olsun” der adam, o kadar. “Paran varsa gel harca” der. Yani, “varsa doların” diyor adam, “gel italya’da harca”. Oteller seni bekliyor, sokaklar seni bekliyor, mağazalar seni bekliyor, adam parası yok, o zaman gidemez zaten. Olay bu. Dolayısıyla, o zamanlar bizi darwinist, materyalist düşünce içerisinde ırkçılığa doğru ittiler. Bütün bölgeyi, Osmanlı’nın hakim olduğu bütün bölgeyi, Yunanistan ve Yunan ırkçılığı, Rum ırkçılığı, Romenler Romen ırkçılığı, Yugoslavlar, Yugoslav ırkçılığına, Yugoslavya kendi içinde bir daha parçalandı, yeniden parçalandı, bir daha parçalandı, kan gövdeyi götürdü, daha yakın zamana kadar kan durmadı. İşte bu Darwinizmin ve materyalizmin, deccalizmin insanlara getirdiği felaket oldu. Halbuki kardeşçe, birlikte, beraber, şu an yeniden o birliği tesis edersek, ama her millete saygı, sevgi, inancına saygı, milletine saygı, devletine saygı çok önemli. Bak, devletine, dinine, milletine saygı. Bu esaslar üzerine kurulu büyük bir Türk İslam Birliği oluşturacağız inşaAllah. Avrupa Birliği oluyor, aşkla adamlar girmeye çalışıyor. Kardeşim Avrupa Birliği son derece soğuk bir birlik. Kökeninde sevgiyi, şefkati, merhameti esas alan bir birlik değil. Resmi açıklaması, “biz sevgiyi esas alıyoruz” demiyor, “merhameti esas alıyoruz” demiyor, “adaleti esas alıyoruz” demiyor, hiçbir şey demiyor. Bu sadece; “birleşelim, iyi olur, rahat olur, kim zenginse o rahat yaşar” mantığında. Türk İslam Birliği, Avrupa Birliği’nin en insancıl, en üstün, sevgiyi, merhameti, muhabbeti, esas alan, Allah korkusunu, Allah sevgisini esas alan, süper birliktir. Yani kıyas olmaz Avrupa Birliği’yle. Çünkü orada, en ücra köşedeki bir insanın bile hakkı devleti yöneten insanın hakkıyla eşit oluyor. Bak, bu çok hayatidir. Kapitalist sitemde ezen ezenedir, vahşi kapitalizmde. Yani, haklı olan güçlü değildir, güçlü olan haklıdır. Avrupa Birliği’nde de güçlü olan haklı oluyor. Türk İslam Birliği’nde haklı olan güçlü oluyor. Arada dev farklılık var, inşaAllah, çok büyük farklılık var. Türk İslam Birliği’nde her gün sevinç ve neşe vardır. Allah sevgisine dayalı bir mutluluk. Ama Avrupa Birliği’nde uyuşturucu var, acılar var, ölümler var, intiharlar var, bu var. En medeni ülkelerde en yüksek intihar var. Yani, her gün intihar var. Adam mühendis, bilmem ne, doktor, bir de bakıyorsun kendini öldürmüş. Açıklamaya dahi gerek duymuyor adamlar. Yani neden bize söylemeye gerek duymuyor? Kitlevi olarak intihar ediyorlar. Mesela, dün, evvelsi gün yine gazetelere baktım, o güzelim genç kızlar, kaç tane genç kız, “aşk cinayeti” diyor. Nerenin aşk cinayeti? “Kahpe cinayet” desene. “Alçak cinayet” desene, “aşk cinayeti” onu süslü hale getiriyor. Bir genç kızı kalleşçe ve kahpece şehit etmek nasıl aşk cinayeti oluyor? Aşk, Allah için olan aşka denir. Aşkla yapılan bir şey nedir? İslam ahlakını dünyaya hakim etmektir, Allah’a ibadet etmek aşkla yapılır. Adam öldürmek aşkla yapılır mı? “Aşk cinayeti” diye. Ağzından çıkan laftan haberleri yok. “Çılgın aşık dehşet saçtı”. “Azgın köpek dehşet saçtı” diyeceksin. Adam bunun karşılığı budur. Köpekten de aşağı onlar. Oturuyorlar, gayet böyle sevecen bir üslupla millete sempatik göstermeye çalışıyorlar. Gece gündüz genç kız cinayeti Mehdi devrinde olması mümkün değildir, tahayyül dahi edemezler. Mesela gitmiş, bir aileyi taramış adam, psikopat, bir kişi sağ kurtuldu, adam tedavi olmuş aylarca, evine gitmiş, adam yeniden gelmiş, onu da vurmuş. Alelade bir olay olarak görülüyor, çok alelade. Mesela kadıncağız zaten zor şartlarda bir adam yanında yaşıyor, adam onu bıçaklayıp öldürmüş, kadın öldürmek, bu yiğitlik mi bu? Kadının güçsüzlüğünden, mazlumluğundan istifade ederek. O sana güvenmiş, yanına gelmiş. Sana ittiba etmiş, senin merhametine güvenmiş, koruyuculuğuna güvenmiş, alçak herif. Kadına bıçakla saldırılır mı? O yetmemiş, kadını parçalara ayırmış, psikopatlığa bak, ayrı ayrı. İşte Darwinist, materyalist eğitim böyle vahşi köpekler meydana getirdi. Gözü dönmüş vahşi köpekler. Kendini savunamayan bir genç kadını. Bu ne azgınlıktır kardeşim? Unutulur gider o mesela, bak göreceksiniz, kimse muhatap dahi olmaz. Ancak işte zengin birisi öldürürse, çok zengin birisi öldürürse gündem oluyor. Veyahut öldürülen çok zenginse gündem oluyor. Yoksa bu garipler unutulup gidiyor. Yarın bir gün de herif aftan çıkar o da yani. Bu kadar yani, yaptığı yanına kalmış oluyor. Mehdiyet devrinde bu kepazeliklerin hiçbiri olmaz, bu rezaletlerin hiçbiri olmaz. Çünkü Mehdi (a.s.) bütün Müslümanlara, bütün Hıristiyanları, bütün Musevileri kendi ailesi gibi görecektir. Yani, kendi rahatı ve kendi imkanları nasılsa aynı imkanları onlara da dağıtacaktır.
Hem küfürde hem bir kısım cahil Müslümanlarda bir Mehdi (a.s.) dehşeti başladı, acayip korkuyorlar. Bir internet sitesine girdim, ünlü, tanınan bir internet sitesi, Mehdi (a.s.)’yle ilgili bir bölüm var mı diye. Kardeşim, tek kelime “Mehdi” kelimesi, yani Kuran içerisindeki bu geçen bir “Mehdi” kelimesi vardır kundak anlamında, çocukluğunda. Ona varıncaya kadar çıkartmışlar adamlar yani. Mehdi kelimesi, m’si geçmiyor. Yani, on binlerce konu, on binlerce yazı var, titizlikle Mehdiyet kelimelerinin tamamını çıkartmışlar. Kardeşim bu ne gözü dönmüşlüktür? Bu ne büyük Mehdi (a.s.) karşıtlığıdır? Bu ne büyük çılgınlıktır? Bu nasıl bir İslam terbiyesidir? Bu nasıl bir Müslümanlık anlayışı? Bu nasıl Allah korkusu? Bu nasıl Allah sevgisi? Çok hayret verici. Her gün günde beş vakit namazdan sonra, deccalden Allah’a sığınmıyor musun? Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünneti, Müslümanlar 1400 seneden beri her namazlarda deccalin ismi geçti mi ellerini ters çevirirler, deccale mahsus olarak mesela böyle dua ederken, ellerini böyle. Ama bak beş vakit, ne kadar süreden beri? 1400 yıldan beri. 1400 yıldan beri deccalden Allah’a sığınıyorlar. Deccalden kurtulmanın yolu nedir? Yani deccalden Müslümanları kim kurtaracak? Kim vesile olacak? Mehdi (a.s.). O zaman 1400 yıldan beri günde beş vakit Mehdi (a.s.)’den bahsediyor Müslümanlar. Çünkü bak, deccalden Allah’a sığınıyorlar, Allah’tan. Kurtulma talep ediyorlar, deccalden. Deccalden kurtulmaya da Cenab-ı Allah, Peygamber (s.a.v.) kanalıyla, bize bildirmiş, Mehdi (a.s.)’dir vesile olan. Dolayısıyla beş vakit Mehdi (a.s.)’den bahsediliyor. Peki bu ne azgınlıktır?
ALTUĞ BERKER:Bu ilk defa bu dönemde, siz daha iyi bilirsiniz, açıklamıştınız Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, cahilliğinden yapanları tenzih ediyorum, unuttuğu için yapmayanları tenzih ediyorum da yani, Mehdi (a.s.)’ye olan kinindense, Resulullah (s.a.v.)’a olan kinindense ve Müslüman olduğunu söyleyip bunu yapıyorsa, Allah onu helak etsin. Başka ne diyeyim yani? Çünkü Mehdi (a.s.)’ye düşman olan, Resulullah (s.a.v.)’ın evladına, Resulullah (s.a.v.)’ın övdüğü bir insana düşmansa bir insan, Resulullah (s.a.v.)’a da düşmandır. Resulullah (s.a.v.)’a düşman olan Allah’a da düşmandır. Böyle insanları Allah helak etsin, ne diyeyim ben? İnşaAllah. Berkerim, seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Bugün muhterem Erbakan Hocamız’la ilgili bir haber vardı. Akşam Gazetesi röportaj yapmış kendisiyle, masasının üzerinde iki kitap varmış, biri sizin kitabınız Hocam, “Siyonizm Felsefesi, Adnan Oktar’ın Harun Yahya adıyla yazdığı Siyonizm Felsefesi kitabı” diyor. Bir de Gizli Dünya Devleti diye başka bir kitap Hocam.
ADNAN OKTAR:O kitap da, Hocamız o zamanlar bu kitabı bizim de yazmamızı istemişti, sonra biz hazırlıklara başlamıştık, sonra Hocamız: “Biz hazırlayalım” dedi. Ve o zamanlar bu Gizli Dünya Devleti kitabını hazırlamışlar. Çok hoş bir eser, çok güzel bir eser. Ama yaklaşık bizim anlattıklarımızın kitaplarda anlattıklarımızın aynısı. Yani, onun bir karışımı. Hocamız dünya iyisidir, bayağı iyi, dinçleşmiş, iyi olmuş Hocamız maşaAllah, daha da iyi olur, inşaAllah. Bak, “85 yaşında aktif siyaset döneminde, Necmettin Erbakan’ın masasında, sayfa araları işaretlenmiş iki kitap açık, Adnan Oktar’ın Harun Yahya adıyla yazdığı Siyonizm Felsefesi”, yani onu öncelikli almış. Yani, haberde ana konu yapmış gördüğüm kadarıyla. Erbakan Hocamız bir tek Allah’tan korkar, kimseden korkmaz, böyle yiğitçe, delikanlıca hakkı savunur. Mesela birçok lider, birçok kişi temkinlidir, ama Erbakan Hocamız temkinli değildir, bir tek Allah’tan korkar. Dünya liderleri çok çekingendirler. Dünyadaki bütün siyasi liderler % 95’i çekingendir. Erbakan Hocamız tam anlamıyla delikanlı ve yiğittir. Bir tek Allah’a hesap vereceği kanaatindedir. O yüzden hakkı hakikati savunurken hiçbir şeyden çekinmez. Böyle göründüğü gibi, inşaAllah. Evet, başka ne var?
ALTUĞ BERKER:Hocam, gazete haberlerinde bugün Başbakan Erdoğan G-20 zirvesi sırasında Obama ile görüşmüş ve füze kalkanları konusunda 4 şart öne sürmüş, “NATO çerçevesinde olmalı” demiş, “anlaşmada ülke ismi geçmeyecek” demiş, “komutada payımız olmalı” demiş ve “Türkiye’nin genelini kapsamalı” demiş füze kalkanları ile ilgili.
ADNAN OKTAR:Şimdi çok acayip bir durum oldu. Bu füze kalkanı nereye karşı? İran’a karşı mı?
ALTUĞ BERKER:“İsmi geçmesin” diyor Başbakan. Onlar İran niyetli Allah-u alem.
ADNAN OKTAR:Şimdi hangi ülkeye karşı olduğunu söylenmesi lazım. Yoksa yasayla denir canım, mesela şu, şu, şu. Yahut mesela sayı verilebilir. Mesela beş ülkeye karşı denebilir. Ama hiçbir şey söylenmezse, sadece İran’a karşıysa, o zaman savaş başladı demektir. Bu çok acayip bir şey olur. Bakın, bunlara bir tokat atalım, şöyle yapalım, İran’la sınırları kaldıralım, pasaportları kaldıralım, İran bize Azerbaycan tarafında ayrıca 30 km genişliğinde bir koridor versin. Azerbaycan doğrudan bağlantıyı sağlayacak. Ve karşılıklı saldırmazlık anlaşması, paktı imzalasınlar. Ve ayrıca kardeşlik, barış ve ittifak anlaşması. Fakat bak İran’da çok köklü bir değişime ihtiyaç var bir konuda; Mehdi (a.s.)’nin anneden, babadan doğan bir insan olduğunu İran’ın kabul etmesi lazım. Yani, bu olmadığı müddetçe, Avrupa da Amerika da hop oturup hop kalkarlar. Şimdi görünmez bir Mehdi (a.s.). Mesela diyor ki Ahmedi Nejad, ben çok seviyorum Ahmedi Nejad’ı, o benim kardeşim. Ama “ışık şeklinde ben gördüm” diyor. Şimdi bu çok tehlikeli bu. “Işık bana bunu dedi” derse, biz ne diyeceğiz? Ne yapalım? Yani, ışık bütün ülkeleri bombalayın” dedi derse ne yapacağız? Yani Şii olmayan herkesi bombalayın dedi derse ne yapalım? Yahut o ne yapabilir yani? Mesela 10 tane molla bize göründü” diyor, “büyük mollalar”. Ne yapsın İran halkı? Mehdi (a.s.)’nin emri olmuş oluyor. Onun için bak, anneden babadan doğan, sünnet inancında belirtilen ve hakiki gerçeği, doğrusu da budur. Anne ve babadan doğma Mehdi (a.s.)’yi beklemeleri esastır. Beklemelerine gerek yok, çünkü “geldi” diyor onlar “Mehdi (a.s.)”. Bu bir takiyyedir, takiyyeyi kaldırsınlar. Mehdi (a.s.)’yi korumak için yapılan bir takiyyedir bu. Görülmez Mehdi (a.s.) için. Yani, “çarşıda, pazarda gezer” diyor “Mehdi (a.s.)”. Doğacağı yer belli, her şeyi belli, görünmez Mehdi (a.s.) hiçbir zaman için çıkmayacaktır. Cübbeli’nin dediği tarzda, Cübbeli anlatıyor hurafe tarzı, öyle bir Mehdi asla çıkmaz. Görünmez Mehdi asla çıkmaz, bir insanın ruhuna hulul eden Mehdi asla çıkmaz. Şahs-ı manevi her zaman yenilir. Çünkü başsız bir beden, başı olmayan beden, zaten yenilmiş durumda şu an. Müslümanlar paramparça. “Şahs-ı manevi olarak çıktı” diyor Nur talebesi kardeşlerimizin bir kısmı. Yenilmiş vaziyette paramparça oldu Nur talebeleri. Şahs-ı manevi Mehdi Müslüman Nur talebelerini bir araya toparlayamıyor. Parçalanmaya sebep oluyor şahs-ı manevi Mehdi. Şahıs olan Mehdi (a.s.) bir araya getirir. Şahıs olan ve talebeleri olan Mehdi (a.s.) Müslümanları bir araya getirebilir. Yoksa, parçalanmaktan kurtulamazlar, Allah-u alem, Allah gösteriyor çünkü. Bu nedir?
ALTUĞ BERKER:Hocam timsah fosili. Yarım yarım göstereyim Hocam istiyorsanız.
ADNAN OKTAR:Evet göster.
ALTUĞ BERKER:65 milyon yıllık timsah fosili.
ADNAN OKTAR:Evet, şimdi şuraya bir zoom yapsınlar, şu kısma. Beyazlık görülüyor orada, görüyor musun? Evet, dişleri görülüyor, kırılmış dişleri. Şimdi bunun hikayesini anlatacağım. Bu fosili getirdiler, arkadaşlar bir koleksiyonerin, yani arkadaş bizi affeder inşaAllah. Dedim, “bu sahte mahte olmasın” dedim, “böyle alçıdan yapılmış”. Böyle hani var ya bazen böyle yapıyorlar, çok özenle yapılmış bir şey olmasın” dedim. “Getirin şu el demirini” dedim, “bir de çekiç getirin” dedim. “Eğer bu gerçekse” dedim, “bu zaten belli olur” dedim. Şuradan, “Bismillah” dedim, şuradan vurdum çekiçle, vurunca hayvanın bak kaç tane dişi birden çıktı. Bir, iki, üç, dört tane dişi çıktı. Yani, taşlaşmış dişleri, böyle mermer gibi olmuş. Böylece gerçek olduğunu anlamış olduk. Ama kimseye böyle bir yöntem tavsiye etmem tabii.
ALTUĞ BERKER:Günümüzde yaşayan timsahla tamamen aynı. 65 milyon yıllık timsah, yaratıldığı günden beri hiç değişmeden günümüze gelmiş.
ADNAN OKTAR:Yani benim anlamadığım, bu herifler sürekli sırıtarak geziyorlar bu timsahlar, nedir böyle? Sürekli mütebessimler. Kediler de sürekli sırıtıyorlar böyle, köpekler de sırıtıyor. Acayip şekerler.
ALTUĞ BERKER:Diğerlerini de göstereyim mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:Yusufçuk, 125 milyon yıllık fosil. Günümüzde yaşayan hali de ekranda. Bu da Mayıs sineği, o da 125 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR:125 milyon içerisinde bunların helikoptere dönüşmesi lazımdı. Ondan sonra, bir de profesör falan olmaları gerekiyordu. Tabii, evrimci inanca göre bunlar şu an hem uçup hem de üniversitede sohbet yapması gerekir. Ama hiçbir değişikliğe uğramamış. Acayip yakışıklı, herife baksana maşaAllah. Bu herifin niye sırıttığını anlayamadık biz. Kedilerin, köpeklerin tebessüm etmesi çok güzel, çok şekerler. Baktım, hepsinde öyle, hem de bayağı bir tebessüm ediyorlar, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir tane vardı Hocam, sizin her gün gösterdiğiniz, onu göstereyim mi inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Bak bu da sürekli tebessüm halinde, o dilini tutup böyle. Burun da plastikten gibi. Hoppala, çekmecenin içine girmiş, acayip tatlı bir şey maşaAllah. Berkerim anlat.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, Star Gazetesi’nde İbrahim Kiraz, sizin söylediklerinize paralel bir yazı yazmış. Siz din derslerinin bir tarih, coğrafya, fizik, edebiyat gibi bir kültür dersi olarak okutulması gerektiğini, her türlü mezhep ve dinin çocuklara öğretilmesi gerektiğini söylemiştiniz. Bunların çocukların kültür ve zihin yapısının gelişmesi açısından önemine dikkat çekmiştiniz. Yazar da aynı paralelde bir yazı yazmış Hocam. “Bu şekilde olması lazım” demiş.
ADNAN OKTAR:Kardeşim din bütün hayata hakimdir. Adamlar yemesine, içmesine, konuşmasına, siyasetine, üslubuna, sanat anlayışına, dünya dinlerini bilmeden insan nasıl yaşar? Karşıdaki senin inancını bilmeden insan nasıl yaşar? Öyle genel kültür olur mu? O zaman milletin millet özelliğini de anlatmasınlar, yerini de anlatmasınlar, hiçbir şey anlatmayalım. Mesela, Çin Halk Cumhuriyeti’ne gitmiş adam, orada işe başlayacak, orası komünist bir devlet. Komünizmi bilmiyor adam. Ticaret yapacak. Olur mu? Komünizmi bilmesi lazım. Komünizmin ne olduğunu bilmesi lazım. Mesela Almanya’da Neo-Naziler’den bahsediyor, “şöyle yaptılar, böyle yaptılar” diyor. Adamlar bilmiyor Neo-Nazi’nin ne olduğunu, faşizmin ne olduğunu bilmiyor. Bilmeleri lazım. Hepsini bilecek. Genel kültür olmadımı, Cübbeli gibi tipler gelişir. Olmaz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hürriyet’ten Ahmet Hakan sık sık Türkiye’deki İslami cemaatleri açık ya da kapalı bir üslupla eleştiren yazılar yazıyor Hocam. Yine onlardan birini yazmış. Bu yazısında neden bir cemaat mensubu olamayacağını yazarken, üstü kapalı şekilde, “cemaatlerin ilimde ileri olan takva kişilere olan hürmetlerini, cemaat mensubu insanların birbirine olan sadakatlerini, aynı Kurani üslubu kullanmalarını, aynı fikir ve düşünceye sahip olmalarını ve istişareyle hareket etmelerini eleştirmiş.
ADNAN OKTAR:Nasıl olmaları gerekiyormuş?
ALTUĞ BERKER:Cemaat içinde Müslümanlığın göze girme yarışı yaptıklarını ve birbirini sevmeyenlerin bile aynı cemaate mensup olduklarını, o yüzden zoraki birbirine iyi davrandığı gibi şeyler söylemiş.
ADNAN OKTAR:Ama şimdi orda haklı yönü olabilir o sözünün. Yani, kısmen de olsa haklı yönü olabilir. Nerde yazıyor onu? Nerde diyor?
ALTUĞ BERKER:“Her tür hiyerarşiyle başım hoş olmadığı gibi dini hiyerarşiyle de başım hoş değildir” demiş. ““Şeyhim” diyemem, “imamım” diyemem, “üstadım” diyemem” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Bunun derdi ayrı canım, bunu enaniyet kaplamış, gurur kaplamış, büyüklük hissi kaplamış. Tabii ki yani kendisinden daha büyük bir insanı göremediği için bu şekilde bir tavrın içinde olması normal. Ama konuşmalarının tamamı anormal olmayabilir. Yani orada anormal demeyeyim de, garip yahut yanlış olmayabilir, haklı yerler olabilir, Onları çıkaralım. Onlara bakalım, onları değerlendirebiliriz, onlara bir çözüm gösterebiliriz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Taha Akyol bugün Doğan gurubuna verilen vergi cezasıyla ilgili bir yazı yazmış. Hükümetten, hükümetin medyaya çok büyük bir baskı uyguladığını yazmış Hocam. Toplumda bir tedirginlik oluyor” demiş. “Tedirginlik giderilmeden yeni anayasa konusunda toplumda bir mutabakat sağlanamayacağını söylemiş. Ayrıca tutukluluk sürelerinin uzunluğu ve telefon dinlemeleri gibi kişisel özgürlüklerin ihlali gibi konuları da eleştirmiş.
ADNAN OKTAR:Yine bize yönelik toplantıların Cemil Çiçek’le bir araya gelip toplantı yapıyorsa, yine gitsin Cemil Çiçek abisiyle toplantı yapsın. Bu sorunlarını anlatsın. Yani, bize yönelik oldu mu nasıl uzun uzun istişare ediyorlar, saatlerce konuşuyorlar, durum değerlendirmesi yapıyorlar Cemil Çiçek’le birlikte. Tabii, gitsin konuşsun ama.
ALTUĞ BERKER:Hatta yargı kararları bile değişmişti Hocam, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani, o mahkemelerin bağımsız kararı biz, yani Cemil Çiçek hakime telefon açtı, hakimle konuştu, mahkemeye etki etti, kararı değiştirtti demiyoruz. O anlamda söylemedik. Ama, mahkeme devam ederken böyle bir toplantı olduğunu biliyoruz. Yani, Cevat Babuna, efendim, Cemil Çiçek, Taha Akyol ve başka zevatlar bir araya gelerek durum değerlendirmesi yapıp; “Ne yapalım? Nasıl edelim?” gibisinden konuştuklarını biliyoruz. Başka şeylerini de biliyoruz ama zamanı değil. Zamanı gelince konuşuruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ali Bayramoğlu Yeni Şafak’tan Ertuğrul Özkök üzerine bir yazı yazmış. Bu güne kadar neyi savunduysa ve neyi iddia ettiyse hep tersinin çıktığını söylemiş Hocam. Bu gün ekadar ülke menfaatinin aleyhine olarak yaptığı hataları sıralamış. Öyle bir eleştiri yazısı yazmış. Demokrasinin yükselmesiyle kendisinin fikri olarak şaşkın bir duruma düştüğünü ve kendini kurtarmak adına yazılar yazdığını da eklemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Ben bunu daha önce söylemiş miydim?
ALTUĞ BERKER:Tamamen söylemiştiniz Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:Defalarca söyledim, aylar önce söyledim, haftalar önce söyledim. Ali Bayramoğlu kardeşimiz de bunun mükerreren tekrar etmiş. Güzel, iyi, dikkatini çekmiş demek ki maşaAllah. Evet Berkerim.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, Hürriyet’ten Mehveş Evin, o da Doğan gurubu yazarlarından. Hemen her gün Doğan gurubu yazarların, bir topluma ve liderlere hakim olan katı üslubun değişmesiyle ilgili bir yazı yazmaya başlamışlar Hocam. Mehveş Evin de aynı şeye değinmiş bugün.
ADNAN OKTAR:Yani?
ALTUĞ BERKER:Siz söylemiştiniz Hocam. Bir süredir siyasi üslubun, karşılıklı üslubu Doğan yazarlar da sık sık bunu dile getirmeye başladılar Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama işte o zaman Doğan gurubu ve önden örnek olsun. Mesela Taha Akyollar, şu, bu falan feşmekan. Oradaki eski ekip, efendim, ihtiyarlar ekibi, sevgiyi, şefkati, merhameti, dostluğu, kardeşliği, güzel ahlakı esas alan bir üslup geliştirsinler, örnek olsunlar topluma, her şeye sevgiyle baksınlar, şefkatle baksınlar, akılcı baksınlar. İddia edilen Ergenekon Terör Örgütü davaları oldu mu, oradaki üslupları başka, bizimle ilgili bir dava oldu mu, oradaki üslupları bambaşka. Bu çifte siyasetten vazgeçmeleri lazım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ahmet Kekeç bugün Hüsamettin Cindoruk” demiş Hocam, “Turgut Özal’ın çok yemek yemekten öldüğünü söylemiş. Onu kaleme almış. Ahmet Kekeç: “Tüm aksi açıklamalara rağmen, normal yollardan öldüğüne inanmadığını ve savcılığın bu konuyu mutlaka derinlemesine araştırması gerektiğini söylüyor. Siz aylardan beri söylüyorsunuz bunu Hocam inşaAllah. Ayrıca Cindoruk’un bu konuda ilk defa bir açıklama yaptığını ve Özal’ın çok yemek yemekten öldüğünü söylediğini de ekliyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:En önemli olay Fethi Meyyit yapılması. Yani, Özal’ın mezarının açılıp örnek alınıp Adli Tıp’a gönderilmesi ve kemiklerine geçmiş olan o kimyasal maddelerin tespiti, inşaAllah. Çünkü o tip şeylerde, zehirlenmelerde, kemiğe oturuyor o kimyasal maddeler. Muhtemel kullanılacak kimyasal maddeler tespit edilebilir. Yani ne tür bir zehirle zehirlendiği tespit edilebilir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Yeni Asya’dan Kazım Güleçyüz, anlatımlarınıza paralel bir yazı yazmış Hocam. Din derslerinde eğitimin öncelikle sağlam bir inanç temeline dayandırılması gerektiğini, dinin emirlerini öğretmeden önce, materyalist ideolojiye cevap veren ilmi ve akli delillerin öğretilerek inancın sağlam bir zemine oturtulması gerektiğini anlatmış Hocam, inşaAllah. Sizin tam söylediklerinize paralel.
ADNAN OKTAR:Bak, bu çok önemli. Aylardan beri, yıllardan beri anlattığımız konuyu, Kazım Güleçyüz Hocamız’ın anlatıyor olması çok güzel, inşaAllah. Dünyada en büyük sorun, en büyük hastalık iman zafiyetidir. Amerika’ya da git, Fransa’ya da git, nereye gidersen git tek karşılaştığımız şey Allahsızlıktır, dinsizlik, imansızlıktır. Dindar zannettiğimiz bir kişiyle konuştuğumuzda, bakıyoruz ki o da dinsiz çıkıyor. Mesela Katolik rahip oluyor, bakıyoruz adam konuşuyoruz, adam Darwinist ve materyalist. O da materyalizmin ve deccaliyezmin eline düşmüş. Dolayısıyla tahmin tahayyüllerin üstünde Darwinist materyalist düşünce dünyaya hakim durumda, deccaliyet hakim durumda. En önemli konu şu an imanı normal hale getirmek, bir insanda iman sağlamak, imanlı olmasını sağlamak. Yani, hidayetine vesile olmak. Yani, Allah’ı sevdirmek, Allah’a inandırmak, Allah’ın varlığına kanaatinin oturmasını sağlamak, Allah’tan hakkıyla korkmasını sağlamak, Allah’ın kitaplarına, Peygamberlerine, Meleklerine, kadere, yani Amentü’de geçen her şeye onları inandırtmak. Ondan sonra fıkhi konular ve diğer konular anlatılır. Cübbeli ne yapıyor? Bol bol hurafeyle karışık fıkıh anlatıyor, bol bol hurafeli. Kardeşim soruyor musun sen adama, Allah’a inanıyor mu inanmıyor mu? Peygamberlere inanıyor mu inanmıyor mu? Adam diyor ki: “Ben Allah’a inanmıyorum” diyor haşa. Hala adama gusül abdesti anlatıyor. Adam Peygamberlerle dinine haşa, kendince güya alay ediyor, daha hala orda, “tebliğ yapıyorum” diyor. Kardeşim, iman hakikatleri anlatsana, adamın iman edeceği bir zemin oluşturmaya çalışsana. Fıkralar anlatıyorsun, garip hurafeler anlatıyorsun. Adamın olan imanını da götüreceksin ve götürüyorsun da, tahribat yapıyorsun. Halbuki, en başta yapacağın şey, iman hakikatleridir, Kuran mucizeleridir. Kuran’ın gerçekliğine o karşıdaki kişiyi inandırmaktır. Allah’ın varlığına, birliğine karşıdaki kişiyi inandırmaktır. Onun için Allah’ın kainatta yarattığı delilleri gözler önüne sermektir. Kromozomların yapısını anlat, atomun yapısını anlat, vücuttaki harikaları anlat. Allah’ın yarattığı böceklerdeki, kuşlardaki harikaları anlat, Allah bunlara dikkat çekiyor Kuran’da, “düşünmezler mi?” diyor, “derin derin düşünmezler mi?” diyor. Bak: “Allah’tan ancak” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, Cenab-ı Allah, “ilim sahipleri korkar” diyor. İlim sahibi ne demek? Derin araştıran, genel kültürü çok fazla, her şeyi tetkik eden. Gerekirse, elektron mikroskop kullanan, gerekirse paleontolojinin getirdiği bilimsel delilleri. “Gözünün önüne serip, onları inceleyen, çok kapsamlı araştırma yapan insanlar Allah’a iman eder” diyor, ve Allah’tan korkarlar” diyor Cenab-ı Allah. Burada da kardeşlerimizin yapacağı, iman hakikatlerine ağırlık vermek. Mesela, “Mehdi (a.s.) de” diyor Bediüzzaman, “çıktığı zaman iman hakikatlerine ağırlık verecek” diyor, “ben bunu yaptım” diyor, “ilk çıktım, iman hakikatleri ve imanı kurtarma üzerine” diyor, “faaliyet yaptım” diyor. “Çıkacak olan Mehdi (a.s.) de” diyor, “aynı şekilde, birinci vazifesi Darwinizmi ve materyalizmi yerle bir etmek, iman hakikatlerini yaymak, insanların imanlarını takviye etmek, Kuran hakikatlerini anlatmak, en sonunda şeriat ve hayat” diyor.
ALTUĞ BERKER:Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek.
ADNAN OKTAR:Evet, ehl-i imanın dalalete düşmesini engellemek” diyor, “Darwinizme, materyalizme, ateist sisteme düşmelerini engellemek, dejenere olmalarını engellemek” diyor. Bu vazife” diyor, “hem her şeyi bırakmakla, çok zaman tetkikat ve meşguliyeti, Hz. Mehdi (a.s.)’nin bu görevi bizzat yapmaya vakit ve hal müsaade edemez” diyor. “Öyleyse” diyor, “ondan evvel bir taifenin hazırladığı, eserleri hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek” diyor. Bu çalışma için ihtiyacı olan talebe gurubunun sayısının az olduğunu söylüyor. Her ne kadar az da olsalar” diyor, “manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. Mehdi (a.s.)’nin 40 yıllık faaliyet dönemi budur, ilk dönemi. Sonra, İttihat-ı İslam yıldırım hızıyla olacaktır. Yani öyle aylar, yıllar alacak bir şey değil. Haftalar içerisinde bitirecek Mehdi (a.s.). Yani, İslam aleminin imar olması en fazla on yıl alır. Bütün İslam alemi. Çünkü bak, Mehdi (a.s.) işlerini seri görecek” diyor. Öyle, hani tembel müteahhitler vardır, yavaş yavaş. Mesela önce getirir, briketleri getirir, arkasından kum gelir, 4 ay, 3 ay sonra kumlar getirilir. Arkasından tahtalar gelir. Aylarca, yıllarca yapar. Mehdi (a.s.)’de öyle değildir, fırtına gibidir. Olabilecek en hızlı sürede yapıp bitirir Mehdi (a.s.) inşaAllah. Nedir bu?
ALTUĞ BERKER:Hocam, Refik Erduran’ın bir yazısı vardı. O, toplumdaki şiddetin, ırzına geçilen, dövülen öldürülen çocukların, gençlerin haberlerin sinirlerini yıprattığını söylemiş. Bu görüntülerle karşılaşma korkusundan haberleri izlemeye çekindiğini yazmış. Buna çözüm olarak, toplumdaki şefkatin ve duyarlılığın artması ve herkesin gerektiğinde insaniyet göstererek birbirine el uzatması gerektiğini söylemiş Hocam. Tam sizin söylediklerinize paralel.
ADNAN OKTAR:Demek ki bizleri takip ediyor. Peki, bir adama diyoruz ki: “Şefkatli, merhametli ve güzel ahlaklı ol, sevgi dolu ol”. Adam bize sorarsa, “neye göre yani? Neden dolayı böyle olmam gerekiyor?” derse, Refik dedem buna bir açıklık getiriyor mu? Yani komünist olarak mı bunu yapması gerekiyor bir insanın? Yani Darwinist olarak adama diyeceksin ki: “Sen maymunsun, primattan oluşsun, böcek gibi bir şeydin sen daha önce, yerlerde geziniyordun, solucan gibiydin, sonra büyüdün, büyüdün, büyüdün, maymuna benzer bir şey oldun. Sonra, daha gelişmiş maymun oldun, gorile benzedin, şimdi de karşıma geldin. Ben de seni şu an çok seviyorum” dese, bu inandırıcı olur mu? Refik dedem kafayı değiştirsin, Darwinist ve materyalist olarak sevginin, şefkatin, merhametin olması mümkün değildir. Tesadüfen meydana gelmiş bir mahluka insan sevgi duyamaz. PKK mesela ne yapıyor? Türk askerini nasıl görüyor? Evrimleşmiş varlıklar olarak görüyor. Onları şehit ederken gözlerini dahi kırpmıyorlar. Lenin nasıl görüyor? Evrimleşmiş varlıklar olarak görüyor. Ve onların hepsinin kitle halinde yok edilmesini söylüyor. Böyle bir kafada, sevgiden, şefkatten, merhametten bahsedersek ki Refik dedem bildiğim kadarıyla materyalist ve Darwinisttir. Yani, öyle tanınır. Bu durumda nasıl olacak? Refik dedem işte yaptığı çalışmaların ürününü şu an alıyor. Darwinist, materyalist eğitti gençliği, zamanında anlattı, işte böyle insanlar çıkar karşısına. Eğer o Allah sevgisiyle, Allah korkusuyla çıksaydı, Kuran hakikatleriyle, Kuran mucizeleriyle, iman hakikatleriyle çıksaydı, çok munis, sevgi dolu, şefkatli, merhametli, derin düşünen, adaba edebe çok önem veren, nezih insanlarla karşılaşırdı. Darwinist ve materyalist yetiştirdiği gençlik, karşısında şu an. Şimdi bak burada, yani, bu göz yaşı neyin göz yaşı? Yani inandırıcı olmamış oluyor.
ALTUĞ BERKER:Hocam Diyanet’ten özel irşat ekipleri şu anda yeni bir devlet, yeni bir oluşum şeY yapıyor. Sizin yıllardan beri söylediğiniz konu, eğitim. Teröre karşı eğitim konusunda bir nebze de olsa bir atak başlatıyorlar inşaAllah. “Diyanet İşleri Başkanlığı bölücü akımlara din ile karşı koyacak. Bu kapsamda Türkiye genelinde oluşturulacak olan özel irşat ekipleri Doğu ve Güneydoğu bölgesinde hizmet vererek vatandaşları bölücüye karşı uyaracak.”
ADNAN OKTAR:Nasıl bir yöntem kullanacaklarını bilmiyoruz. Cami Hocalarını gönderirler de onlara fıkıh dersi verirse halka, halk yani Marksist, Leninist alan bir insan, Darwinist, materyalist eğitim alan bir insana sen fıkıh dersi vermeye kalkarsan, o seni feodal düşüncenin etkisinde kalmış, zavallı insanlar olarak görür ve hiçbir şekilde de etkilenmez. Önce, bu gidecek irşat ekiplerinin ben vasfını bilmiyorum. Yani inşaAllah tahmin ettiğimiz gibi olur. Darwinizm ve materyalizmi yerle bir edecekler. Onu yaptın mı bütün yollar açılır. Darwinizm, materyalizmi yıkan bir sistemle gidecekse bu ekipler ve anti-Marksist, anti-Leninist, anti-Stalinist çalışma yapacaksa, bilimsel çalışma yapacaklarsa ve üstüne Kuran hakikatlerini, Kuran mucizelerini anlatacaklarsa, o zaman muzaffer olurlar. Ama, deccaliyet dururken, deccali yok sayıp, üstüne din anlatmaya kalkarsan, deccalin taraftarları sana şefkatle bakarlar ve gülerler yani sadece. Adamlar namazla, abdestle, haşa, alay ediyor, PKK’nın itleri. Fotoğraflar var, filmler var, internette de yayınlanıyor. Namazla dalga geçiyorlar, haşa. Kuran’la, haşa, alay ediyorlar. Yani, ama sen karşılarına bilim ve felsefeyle çıkarsan adamlar apışır kalırlar. Çünkü onun anlayacağı şey bilim ve felsefedir. Adam dindar değil ki ben ona dini anlatayım. Yani, Allah’tan korkacak, Allah’a inanacak ki ona din anlatılsın. Allah’tan korkmayan, Allah’ı tanımayan, Allah’a karşı sevgisi olmayan adama ben dini nasıl anlatayım. Allah diyor, “inanacaklarsa, itaat edeceklerse öğüt ver” diyor. “Sen de ancak kalpleri” şeytandan Allah’a sığınırım, “Allah’tan içleri titreyerek korkanlara” diyor, “öğüt verebilirsin” diyor. “Allah’tan içleri titreyerek korkanlara öğüt verebilirisin” diyor. Bu adamlar Allah’tan korkmuyor, Allah’ı tanımıyor, haşa. O zaman onların kendi dininin, putunun kaldırılması gerekiyor. Onların putu ne? Darwinizm ve materyalizm. Bu yok sayarsa devlet ve Darwinist, materyalist eğitime devam ederse, o zaman irşat ekibini dinlemez ki adam. Şimdi diyecek ki, biyoloji kitabını açacak irşat ekibine. Hoca gelecek, “Hocam” diyecek, “tamam. Sen devletin adamısın, bu da devletin kitabı. Devletin kitabında bizim evrim sonucunda oluştuğumuz”. “Diyalektik felsefenin etkisiyle dünyanın yönlendiği, Big Bang’in tesadüfen olduğu, tesadüfler sonucu olduğu, canlıların tesadüfler sonucu olduğu anlatılıyor.” Darwinizmin ve materyalizmin bir gerçek olduğu anlatılıyor. Üniversite imtihanlarında, üniversite giriş imtihanlarında da, üniversitede de, okul imtihanlarında da sorulan sorularda eğer sen Darwin doğru dedi” demezsen sınıfta kalıyorsun. “Allah yarattı” dersen, sınıfta kalıyorsun. “Darwin doğru dedi” dersen, sınıfını geçiyorsun. Böyle bir sistem var Hocam, ne diyorsun?” deseler, adam irşat ekibi ne desin? Ne konuşsun adam? Hangisi doğru yani? Devlet burada hangisine doğru diyecek? “Senin anlattığın mı doğru? Bu devletin kitaplarında anlatılan mı doğru? Hangisi doğru?” diyecek adam. Kuran’da anlatılan doğruysa” diyecek, der, “ben zaten diyalektik felsefeyi savunuyorum, materyalist, Darwinist felsefeyi savunuyorum, dolayısıyla senin anlattıkların boş” diyecektir, haşa. Ama, devlet kitaplarında materyalist, Darwinist sistemi yerle bir edecek bilimsel, felsefi delilleri sunarsa irşat ekibi de gittiğinde o zaman çok anlamlı olur. O zaman olur. Ama öbür türlü çelişki olacaktır ve inanmazlar adamlar. Yani, Güneydoğu’da gençler 19-20 yaşında 16-17-18 yaşında, civa gibi gençler bunlar, çok zeki gençler bunlar. Çoğu internete giriyor, kitap okuyor ve PKK bunları geceli gündüzlü sokaklarda, kahvehanelerde, evlerde, kırsal alanda kitlevi olarak Darwinist ve materyalist olarak eğitiyor. Eğitirken de devletin bastırdığı okul kitaplarını kullanıyor. Darwinizmi, materyalizmi anlatmak için. Darwinizmi, materyalizmi anlatan herkes zaten okul kitaplarını kullanıyor. “Devlet yalan mı söylüyor?” diyorlar. Doğrusu bu” diyorlar. Biz ona karşı ne yapıyoruz? “Oradaki anlatılanlar yanlış” diyoruz, geceli gündüzlü. Bak buraya koskoca fosil getirdik, timsah fosilini. Ve gerçekliğini de ispat ediyoruz. Ve hiçbir değişikliğe uğramamış. 100 milyon yıllık, 200 milyon yıllık fosiller getiriyoruz. Dolayısıyla Allah rızası için burada akıllı ve samimi bir çizgiye geçilsin.
Bak, refik Erduran’ı gördük, çok samimiyetsiz bir üslup. Hem Marksist, Leninist, Darwinist düşünceyi savun, ondan sonra, hem de sevgiden, şefkatten, merhametten bahset. Nasıl olacak bu? Kainat tesadüfen olduğuna inanıyorsa bir adam, Ahiretin olmadığına inanıyorsa ve kendini maymundan gelmiş bir mahluk olduğunu, yani, solucandan gelişmiş bir mahluk olduğuna inanıyorsa, atasının solucan olduğuna inanıyorsa, bu adamın kendine bakış açısı, karşısındakine bakış açısı nasıl olur? Karşısındakini solucan gibi görmez mi o? “Atası solucan diyor, atan mikrop” diyor, Hürriyet Gazetesi’nde vardı. “Atamız mikropmuş” diyor. Atasını mikrop olarak gören adam saygı duyar mı karşısındaki insana. Burada akılcı, samimi, net bakış açısı olması lazım. Çok dürüst bir bakış açısı olması lazım, olayı netleştirmek lazım. .
SUNUCU:Programımıza kısa bir ara veriyoruz.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah, Berker Hocam,
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Sen bana şöyle değişik bir konu söyle, onu anlatayım.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, bugün Mehmet Ali Bulut, Haber 7.com’da deccalden bahsetmiş Hocam. Rivayetlerde aktarıldığını söylemiş. Deccalin sesi işitilince, insan merak edip, devam etmiş, ben medyaya benzetiyorum” demiş “deccalin tutumunu”. Ondan sonra da Hocam, “elbette sağlam ve sahih rivayetlerim var. Her türlü ümitsizliği ters yüz edecek içimizdeki ölmüş meleği diriltecek gerekçelerim ve zaruretlerim var” demiş. Elbette ümitvarım ama insan yine de şu parlak ve ihtişamlı gelecek, şu insanların eliyle mi olacak diye merak ediyorum. O muhteşem tavus kuşunun şu yumurtadan çıkabileceğini düşünmekte zorlandığını söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, biraz münafık kızdıralım. Evet, münafıkları en iyi Kuran ayetleri kızdırır. Biraz münafık kızdıralım, inşaAllah.
Bakın, Cenab-ı Allah diyor ki, Hucurat Suresi 16’da: “Peki onlar, Allah’ın dininden başka bir din mi arıyorlar?” Evet, başka din arıyorlar. Çünkü hurafelerden oluşan bir din, uydurma izahlardan oluşan bir din anlayışına sahipler, onu arıyorlar. Cenab-ı Allah diyor ki onlara: “De ki: “Siz Allah’a dininizi mi öğreteceksiniz?”” Önce kendi dinini kafasında oluşturuyor münafık, Kuran’a bakıyor, “Ya” diyor, “ben bu dini bulamadım Kuran’da” diyor. Bu nasıl bir mantık? Tam münafık mantığı. Bak, Cenab-ı Allah da diyor ki: “Siz Allah’a” şeytandan Allah’a sığınırım, Hucurat Suresi 16. “Siz Allah’a dininizi mi öğreteceksiniz?” Allah’a din öğretmeye kalkıyor, haşa. Yanlış” diyor, “Kuran’da yok o” diyor. “Ee?” diyorsun, “ilave yapılması gerekir” diyor, “hurafe tarzında”.
Rad Suresi 33: “Yoksa siz yeryüzünde bilmeyeceği bir şeyi O’na haber mi veriyorsunuz?” Allah haber mi veriyorsunuz?” diyor, “bilmeyeceği bir şeyi”. “Yeni bir hüküm, yeni bir kanun mu çıkarıyorsunuz?” diyor Allah. “Yoksa sözün zahirine (veya boş ve süslü olanına)mi (kanıyorsunuz)?” Bak, “sözün zahirine (veya boş ve süslü olanına)mi (kanıyorsunuz)?” Yani, “kinayeyle, efendim, imayla, bir anlayış mı ortaya çıkarıyorsunuz?” diyor Cenab-ı Allah. “Hayır, inkar edenlere kendi hileli-düzenleri süslü-çekici gösterilmiştir”. Münafıklarda bu hileli düzen süslü ve çekici gösterilmiştir. O din onların hoşuna gidiyor böyle, “heyecan verir bu” diyorlar. Yani o karmaşık yapı, o içinden çıkılmayan yapı, onlara hoş geliyor. “Onlar (doğru) yoldan alıkonulmuşlardır” diyor Allah. “Allah, kimi saptırırsa, artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur.” Rad Suresi 33. İstediği kadar anlatsın insan, adam eğer sapıttıysa vazgeçmiyor münafık. Onlar, Allah’a hoşlarına gitmeyen şeyleri uygun görürler, dilleri de yalan olarak en güzel olanın 'kendilerinin olduğunu düzmektedir’”. En güzel, en doğru olduklarını iddia ediyorlar. Sorduğunda, bayağı eminler yani. “En mükemmel, dünyada en mükemmel adam biziz” diyorlar. “Allah’a hoşlarına gitmeyen şeyleri uygun görürler.” Allah’ın affediciliğini, Allah’ın yüceliğini münafıklar kabul etmezler, ancak bir aracı vasıtasıyla Allah’ın ikna olabileceğini veyahut kendilerinin Ahirette Allah’ı ikna edebileceklerine inanırlar. Allah’la kavga ederek, haşa. Kavga edebileceklerini, böyle kafa tutabileceklerini düşünüyorlar, bir kısım cahil cühela. Şimdi Cübbeli hemen alınmasın, ona değil sözüm.
“Fakat şeytan onlara yapıp ettiklerini süslü göstermiştir.” Nahl Suresi 62-63. Çünkü çok fazla karışık olduğu için, onlara çok süslü geliyor. Yani, özel bir ayin ruhu meydana getirdikleri için, yani, Kuran’ı anlattığı din onlara çok sade geliyor. Asr-ı saadet Müslümanlığı onlara sade geliyor, yetmiyor adamlara, karışık olmasını istiyorlar.
Sad Suresi 6 ve7: “Biz bunu, diğer dinde işitmedik” yani atalarından gelen dinde işitmediklerini söylüyorlar. “Bu, nerden çıkarttın bu hükmü?” diyor, Kuran’dan söylediğinde.
Bak Cenab-ı Allah diyor, Nahl Suresi 116: “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin.” Münafıklar sürekli fetva verirler: “Şu helal, şu haram, şu helal, şu haram.” Neye göre? Belli değil. Ya Kuran’dan imayla çıkarırlar, ya hurafeyle çıkarırlar. Bak, Allah onlara uyarı yapıyor. Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla” alışmışlar yalan söylemeye, şuna helal, buna haram demeyin” diyor Cenab-ı Allah.
Şeytandan Allah’a sığınıyorum, En’am Suresi 119: “O, size haram kıldıklarını ayrı ayrı açıklamışken”, “Ben net olarak açıkladım” diyor, “Kuran’da haram kıldıklarımı”. “Üzerinde Allah’ın ismi anılan şeyleri yemiyorsunuz?” Münafıklarda haram sayısı bir hayli yüksektir. Dalalet de bir hayli yüksektir. Bak, “Allah’ın ismi anılan şeyleri yemiyorsunuz?” Yani, “niye yasaklıyorsunuz?” diyor Allah. “Neye göre yasaklıyorsun? Ben haram olanları bildirdim Kuran’da” diyor Cenab-ı Allah. Gerçekten çoğu, bir ilim olmaksızın kendi heva (istek ve tutku)larıyla (kimilerini) saptırıyorlar. Şüphesiz, senin Rabbin haddi aşanları en iyi bilendir. En’am Suresi 140: “Allah’a karşı yalan yere iftira düzüp Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiklerini haram kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır.” Yani, “yenilmişlerdir, perişan olmuşlardır, ezilmişlerdir” diyor. “Allah’a karşı yalan yere iftira düzüp”, yani Kuran’da olmayan şeyleri hurafe olarak ortaya çıkarıp, “Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiklerini haram kılanlar”. Rızığı da haram kılıyor, süsü de haram kılıyor, hayatı da haram kılıyor, gülmeyi de, yemeyi içmeyi de, kadınları da haram kılıyor, hepsini haram kılıyor münafık. Yani, haram kılmada üstlerine yoktur münafıkların.
En’am Suresi 148, münafıklar Ahirette şirk koşan münafıklar diyorlar ki: “Allah dileseydi ne biz şirk koşardık, ne atalarımız ve hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Böyle bir züppe ruhları oluyor, bak; “hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” “Allah diledi, biz de yaptık” diyor. Allah o konuda münafıkların bu üslubuna karşı, “elbette her şeye Allah gücü yeter, ama siz yalan söylüyorsunuz” diyor, “sahtekarlık yapıyorsunuz” diyor. “Onlardan öncekiler de, Bizim zorlu-azabımızı tadıncaya kadar böyle yalanladılar. De ki: “Sizin yanınızda, bize çıkarabileceğiniz bir ilim mi var?”” Adamlar “var” diyor. “İlmin deryasıyız” diyor adam. “Nasıl bir ilim bu?” diyorsun. “İlm-i hurafe” diyor, “ilm-i hurafe”. Hurafe alimi, hurafe müceddidi oluyorlar. Bayağı, kazan gibi kaynıyor adam, hurafe kaynıyor. Bak Cenab-ı Allah diyor ki: “De ki: “Sizin yanınızda, bize çıkarabileceğiniz bir ilim mi var?”” Kuran’ın yüz misli adamlarda bilgi var, hurafe var. “Siz ancak zanna uymaktasınız ve siz ancak “zan ve tahminle yalan söylersiniz”” diyor, “zanla hareket ediyorsunuz” diyor Cenab-ı Allah. Yani, “Kuran ayetlerine dayandırmıyorsunuz” diyor.
En’am Suresi 137: “Hem kendi aleyhlerinde dinlerini karmakarışık kılmak için.” Mesela İslam dinini adam karmakarışık kılıyor. Kendi de içinden çıkamıyor, kendi de yaşamıyor. Karmakarışık kılıyor. Yani, o kadar girift ki, böyle ne bir insanın kavraması mümkün, ne anlaması ne de yaşaması mümkün. Diyorlar, “ne büyük alim, dünyanın en büyük hurafe alimi” diyor. Hurafe küpü adam. Bak, “Hem kendi aleyhlerinde dinlerini karmakarışık kılmak için.” Kendi aleyhlerine oluyor, çünkü toplumun da aleyhine de oluyor, kendi aleyhine de oluyor. Kendi mutluluğunu da, kendi hayatını da öldürüyor, insanların hayatını da öldürüyor. “Allah dileseydi bunu yapmazlardı”, “bu onların kaderinde” diyor Allah. “Sen onları ve düzmekte oldukları iftiraları bırak.” Yani, “demiş olmaları önemli değil” diyor Cenab-ı Allah. Tabii, ilmi mücadele yapılır ama yani Müslümanı sarsacak, efendim, mücadeleden vazgeçirecek yahut. Yani, o anlamda yolunu değiştirecek bir şey değil.
Hadid Suresi 27: “Türettikleri ruhbanlığı”, yani uydurma dini, uydurma inançları “Biz onlara yazmadık (emretmedik).” “O hurafeleri biz onlara söylemedik” diyor Allah. “Ancak Allah’ın rızasını aramak için (kendileri türettiler)” diyor bu hurafeleri. “Ama buna da gerektiği gibi uymadılar.” “Hurafeyi de uygulayamıyorlar” diyor Allah. Hakikaten hiçbir münafık, hiçbir müşrik, yaptığı hurafeyi uygulayamıyor, ancak dillerinde.
Hicr Suresi 90-93, bak: “Parça ayırıcılarına indirdiğimiz gibi”, parça ayırıcısı ne yapar? İslam ümmetini bir kere parçalara ayırır. O parçaları bir daha parçalara ayırır, bir daha parçalara ayırır, sürekli parçalar. “Ki onlar Kur’anı parça-parça kıldılar.” Şu an Müslümanların başına gelen belanın sebebi budur. İşte Mehdi (a.s.) asr-ı saadet Müslümanlığına Müslümanları çevirerek, bu beladan Müslümanları kurtaracak, inşaAllah.
Enbiya Suresi 93: Onlar, işlerini kendi aralarında parça parça dağıttılar”, bakın parçalanmayı ve bölünmeyi Allah telin ediyor Kuran’da, lanetliyor. Yani bölünmenin haram olduğunu gösteriyor Allah. “(dinlerinde bölünmeler yaptılar); hepsi Bize döneceklerdir” diyor Allah, “intikam alacağım” diyor Enbiya Suresi 93. “Hayır; o inkar edenler (boş) bir gurur ve parçalanma içindedirler.” Hem de, bir de enaniyetliler, kendilerini de beğeniyorlar, bir de parçalanma içindeler. Allah hep birleştirmenin üstünde diyor. Mesela bak bazı internet sitelerine giriyorum. Hz. Ali’den bahsediyor, Hz. Hasan’dan, Hüseyin’den, Hz. Fatma’dan bahsediyor, övüyor, sevgiyle bahsediyor. Peki Hz. Ali’yi seviyorsun sen. Hz. Ali’nin vasfı neydi? Mücahitti. Ne yapıyordu? İttihad-ı İslam için yeri göğü birbirine katıyordu. Her gün sabah erkenden çıkıyordu, akşama kadar cehdle. Devam ediyordu hayatına. Sen ne yapıyorsun? Akşama kadar dedikoduyla vakit kaybediyorsun. İttihad-ı İslam’ı ağzına almıyorsun. O devirde akşama kadar İttihad-ı İslam için Müslümanlar geceli gündüzlü gayret ediyordu. Sahabe devrinde, sabah Bismillah kalkınca, İttihad-ı İslam faaliyeti başlıyordu. Müslümanları birleştirme ve Müslümanlığı yayma, Müslümanlığı dünyaya hakim etme faaliyeti başlıyordu, cehd başlıyordu. Sabah namazıyla beraber, akşama kadar bu konunun peşindeydiler. Senin övdüğün insanlara, mübarek insanlara benzemek istiyorsan, onların ana vasfına benze, ana vasıflarına benze. Ana vasıfları nedir? Allah aşkıyla yanıyorlar ve İslam ahlakını dünyaya hakim etmek için var güçleriyle gayret ediyorlar, İttihad-ı İslam aşıkları. Sizde var mı? Sen ağzına dahi almak istemiyorsun bu konuyu. Bahsini geçirmek istemiyorsun, internet sitesinde. Hayretler içinde kaldım, “bir yanlışlık vardır siz de dikkatlice bakın” dedim. Mehdi (a.s.) kelimesi kardeşim, tek kelime geçmiyor. İsa (a.s.)’dan bahsedemiyorlar. Tüyleri diken diken oluyor adamlar İsa (a.s.) dedin mi.
ALTUĞ BERKER:Hocam dün önemli bir şey söylemiştiniz. “Büyük Ortadoğu Projesi’nin esas maksadının ne olduğunu, bunları planlayanlarının, BOP planlayanların, ılımlı İslam dediği, Hz. Mehdi (a.s.)’nin olmadığı, Hz. İsa (a.s.)’nın olmadığı, İttihad-ı İslam’ın olmadığı bir İslam’dır” dediniz. “Mehdiyetsiz, Mesihsiz, İttihadsız İslam kurumu diyorlar, yoksa kastettikleri sevginin ve kardeşliğin olduğu İslam anlamında değildir, o nedenle Mehdi (a.s.)’nin gelmeyeceğini, olmadığını savunan, Mehdiyeti pratik olarak ortadan kaldıran her türlü insanı destekliyorlar” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Büyük Ortadoğu Projesi zaten, Müslümanları paramparça etme, mezheplere bölme, mezhepleri kesin sınırlarla ayırma. Mesela, Şii bölgesi ayrı, Caferi bölgesi ayrı, Alevi bölgesi ayrı, Bektaşi bölgesi, Sünni, Hanefi, Hanbeli, Şafi bölgeleri ayrı, bunları ayrı ayrı yapmak ve bunları savaş içinde birbirine kırdırmak. Ve bu alan içerisinde etrafını sınırlayarak birbirlerine cebri saldırtıp, sonuçta hiç Müslüman bırakmamak, bölgeyi boşaltmak. Büyük Ortadoğu Projesi budur.
Bak Enbiya Suresi 24: “Yoksa O’ndan başka ilahlar mı edindiler?” Yani, hurafeyi sen nerden çıkarıyorsun hurafeyi? Hurafeyi Allah’ın vahyetmesi gerekiyor, Peygamber (s.a.v.)’e bildirmesi gerekiyor. Allah vahyetmiyor, Peygamber (s.a.v.) kanalıyla gelmiyor. O zaman, sen o zaman ilahlar edinmişsin kendine. Hurafeyi ortaya çıkaran bir ilahın var kendi kafana göre başka bir ilah edinmişsin ve o ilahın sana bu hurafeyi getirdiğini söylüyorsun. “Kesin-kanıt (burhan)ınızı getirin.” Kesin burhan, kanıt Kuran’dır. Getiremiyor, hurafe getirebiliyor. ““İşte benimle birlikte olanların zikri (kitabı) ve benden öncekilerin de zikri.” Hayır, onların çoğu hakkı bilmiyorlar, bundan dolayı yüz çeviriyorlar.” Yani, münafıklara, müşriklere laf dinletmek mümkün olmuyor, yüz çeviriyorlar, kaçıyorlar. Bak: “İşte benimle birlikte olanların zikri (kitabı)”, Kuran. Peygamber (s.a.v.)’le birlikte olanların kitabı nedir? Kuran. “Ve benden öncekilerin de zikri” Daha öncekilerin de zikri var, Tevrat var, Zebur var. Allah’ın kitapları, hak kitapları.
Yunus Suresi 36: “Onların çoğunluğu zandan başkasına uymaz.” “Kesin delil var mı?” diyorsun, “Kuran’dan delil var mı?” “Yok” diyor. “Nasıl bir delilin var?” “Bende çok hurafe” diyor, “sorun yok” diyor. Bak: “Onların çoğunluğu zandan başkasına uymaz.” “Hurafenin kaynağı ne?” diyorsun, “zan” diyor, “zannediyoruz” diyor, “böyle olduğunu zannediyoruz” diyor. “Zan ve tahminle yalan söylerler” diyor Allah ayette, inşaAllah.
Bakara Suresi 78: “Kitabı bilmezler; (bildikleri) bir sürü asılsız şeylerden başkası değildir ve yalnızca zannederler” diyor Allah. Bak, kitabı bilmezler, Kuran’ı bilmezler, Kuran’a uymazlar, Kuran’ı tanımazlar, Kuran’ı eşsiz kabul etmezler. “(bildikleri) bir sürü asılsız şeylerden başkası değildir.” “Aslı olmayan, yalan olan hurafe ve uydurmadan başkası değildir” diyor. Yani, “tamamen zanna dayalı hurafelerdir” diyor Allah. “Ve yalnızca zannederler.” “Zannediyorum” diyor, öbürüne sora, “ben daha başka türlü zannediyorum” diyor, öbürüne soruyorsun, “ben de başka türlü zannediyorum” diyor. Hurafe bulamazsa, “vahiy geldi” diyor, “yeni bir hüküm geldi, yeni bir kitap geldi bana, ben ona uyuyorum aynı zamanda” diyor. “Hem Kuran, hem hurafe, hem vahiy” diyor, “vahiy de var bana” diyor, “ilave”. Yunus Suresi 66: “Onlar yalnızca bir zanna uyarlar ve onlar ancak ‘zan ve tahminde bulunarak yalan söylemektedirler” diyor Allah. Bol bol yalan söylüyorlar münafık takımı.
Hac Suresi 8-9: “İnsanlardan kimi, hiçbir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı kitabı olmaksızın”, yani Kuran’a dayandırmadan, Kuran ayetlerine dayandırmadan, “Allah hakkında tartışır-durur.” İnternette bakıyorum, o ona söylüyor, o ona söylüyor, o ona bir hurafe söylüyor, o ona hurafe söylüyor. Fakat Kuran ayeti kullanmıyorlar, delil olarak Kuran’ı kullanmıyorlar. “Allah’ın yolundan saptırmak amacıyla ‘gururla salınıp-kasılarak’ (bunu yapar)” diyor Allah. “Allah yolundan saptırmak amacıyla”, asıl amaçları bu oluyor. O onu dinden soğutmaya çalışıyor, o onu İslam’dan soğutmaya çalışıyor, o onu küfürle itham ediyor, o onu küfürle itham ediyor. Sevgisiz, azgın ve saldırgan bir üslupla böyle bir garip komünist özentisiyle yeni bir model çıkartmaya çalışıyorlar. Böyle asi, entel, saldırgan, züppe, uydurmacı, hurafeye dayalı, deli bir dünya. Bak: “Allah’ın yolundan saptırmak amacıyla ‘gururla salınıp-kasılarak’”. Bir de gururla salınıp kasılıyor böyle, bacak bacak üstüne atıyor, büyük bir azamet gösteriyor. “Dünyada onun için bir aşağılanma vardır.” Münafıklar sürekli aşağılanıyorlar, rezil rüsvay oluyorlar. “Kıyamet günü de yakıcı azabı ona taddıracağız” diyor Allah Hac Suresi 8-9.
“Ayetlerimiz konusunda”, bak Hac Suresi 51: “Ayetlerimiz konusunda acze düşürücü çabalar harcayanlar, alevli ateşin halkıdır.” Kuran’ı yeterli görmeyip, acze düşürücü çabalar harcıyor, Müslümanları bölüp, parçalayıp acze düşürmeye çalışıyorlar.
Mü’min Suresi 35: “Ki onlar, Allah’ın ayetleri konusunda kendilerine gelmiş bir delil bulunmaksızın mücadele edip dururlar.” Allah’ın ayetlerini değiştirmeye çalışıyorlar, ama delil var mı? “Kuran’dan delil var mı?” diyorsun, delil yok. “Nerden var?” Hurafeden var. Bak: “Allah’ın ayetleri konusunda kendilerine gelmiş bir delil bulunmaksızın” delil olmadığı halde, zanla, “mücadele edip dururlar” “Allah Katında da, iman edenler katında da büyük bir öfke (sebebi)dir.” Bak: “Allah Katında da, iman edenler katında da büyük bir öfke (sebebi)dir.” Diyor Allah. Müslümanları. Buğzla öfkeye sevk ediyor. “İşte Allah, her mütekebbir zorbanın kalbini böyle mühürler.” Münafıkların kalbi de mühürlenmiş oluyor, mütekebbir, enaniyetli, kendini beğenen.
Mü’min Suresi 56: “Şüphesiz, kendilerine gelmiş bulunan hiçbir delil olmaksızın” yani, Kuran ayeti yok, Kuran’a dair bir delil yok. “Allah’ın ayetleri konusunda mücadele edenlere gelince” yani, Allah’ın hükümlerini değiştiriyor. Şu helaldir, şu haramdır, şu ibadet şöyle yapılır, bu ibadet böyle yapılır, şuraya şöyle bakacaksın, buraya böyle bakmayacaksın. “Neye göre?” diyorsun, “var mı Kuran ayeti?” “Yok” diyor adam, “bana vahiy geliyor” diyor veyahut “benim hurafe küpümde bol bol var bu bilgiler” diyor. Hurafe uzmanları, hurafe alimleri var, özel. “Allah’ın ayetleri konusunda mücadele edenlere gelince onların göğüslerinde kendisine ulaşamayacakları bir büyüklük (isteğin)den başkası yoktur.” Bunlarda büyüklük isteği ne oluyor biliyor musun? Peygamberlik değil, Allah olmak da değil, Allah’tan daha büyük olmak istiyorlar. Münafıkların vasfı bu. Haşa, münafıklar Allah’ı da beğenmezler, haşa. Bakın, münafıkların konuşmalarını bir analiz edelim. Allah’a karşı nefret doludur, haşa. Allah’la tartışmak, Allah’a kafa tutmak, Allah’ı böyle çok tehlikeli bulur münafıklar ve çok adaletsiz bulurlar. Üsluplarında bunu görürsün. Yani, Allah’ın merhametli olduğu, munis olduğu, şefkatli olduğu, koruyucu olduğu yönünde değildir münafıkların üslubu. Yani, Allah’ı sürpriz bir varlık olarak görürler, haşa. Her an her şeyi yapabilen, rahatça zulüm yapabilen bir varlık gibi gösterirler. Ve aralara da kendi rahiplerini sokarak, kendi o müşrik rahiplerini sokarak, Allah’ı ikna edebileceklerini düşünürler. Yani, Allah’la tartışarak, Allah’ın kanaatini değiştirebileceklerini düşünürler.
Sık sık söylüyorum, Cübbeli alınmasın, ona söylemiyorum. O sadece cahil bir adam, inşaAllah.
Bak o zamanın münafıklarından Cenab-ı Allah örnek veriyor, Bakara Suresi 67-71: “Hani Musa kavmine: “Allah, muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor” demişti.” Bak ne kadar sade bir hüküm. “Allah muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor”. Bir sığır kesecekler, Allah’ın emri yerine gelecek, konu bu kadar kolay. Dinin kolaylığını Allah bir nimet olarak onlara sunmuş. ““Bizi alaya mı alıyorsun?” dediler.” Bak, görüyor musun münafıkları? “Böyle kolay din olur mu?” diyorlar. “Karmakarışık olması lazım, içinden çıkılmaz bir şey olması lazım.” “(Musa) “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” dedi.” Münafıklar öyle galeyana gelince, o da “Allah’a sığınırım” diyor, “ben böyle bir şey istemem ben” diyor. Şimdi diyorlar: “Rabbine adımıza yalvar da, bize niteliklerini açıklasın” diyorlar, “Bu sığır nasıl bir sığırdır? Detay istiyoruz senden” diyorlar. Münafıkların detaycılığına Allah dikkat çekiyor. “(Musa, Rabbine yalvardıktan sonra) “Şüphesiz Allah diyor ki: O ne pek geçkin, ne de pek genç, ikisi arası dinç(likte bir sığır olmalı)dır. Artık emrolunduğunuz şeyi yerine getirin” dedi.” “Bitirin” diyor. Bakın, “ne pek geçkin ne pek genç”, zaten normal bir insan sığır deyince, değil mi, normal ortalı bir sığır aklına gelir, alır, kesersin onu. Onu vurgulayacak bir şey söylüyor Cenab-ı Allah’tan aldığı vahiyle. “O ne pek geçkin, ne de pek genç, ikisi arası dinç(likte bir sığır olmalı)dır. Artık emrolunduğunuz şeyi yerine getirin”, bak: “Artık emrolunduğunuz şeyi yerine getirin” ne demek? Uzatmayın konuyu, yani detaya girmeyin artık, bu yeterli. Münafığı bu durdurmaz. Münafık detay ister, karmaşa ister, yani insanın yapamayacağı bir şeyler ister. “(Bu sefer) dediler ki”, yine bak münafıklar kuduruyorlar, “Rabbine adımıza yalvar da, bize rengini bildirsin.” Sana ne? “Rengini bildirsin”, yani şu akla bak yani, al, beyaz, kırmızı, hiç fark etmeyecek yani, herhangi bir sığır keseler olacak. Ama detay istiyor, illa ki din zorlaşacak. İnsanların yaşamasını, o dini yaşamasını zor hale getirecekler. Münafıklığın psikopatlığı bu. ““Rabbine adımıza yalvar da, bize rengini bildirsin” O: “(Rabbim) diyor ki: O, bakanların içini ferahlatan sarı bir inektir”” Bak gittikçe zorlaşmaya başlıyor. Çünkü arasında mesela, normalde yaşlı bir inek de olurdu, genç bir inek de kesebilirdi, herhangi bir renkte bir inek de kesebilirdi. Bak mesela büyük bir kolaylık bu. Bir ineği alacak, kesecek. Şimdi hem insanın içini ferahlatan sarı bir inek bulmaları gerekiyor. Yani sarı inek rahatça rastlanacak bir şey değil. Başka renkler de var, alacalısı var, şunu var, bunu var, sarı inek diye. Bir de orta yaş, orta yaş bulması gerekiyor. Bu zor, bak gittikçe zorlaşmaya başlıyor. Münafıklar söyledikçe Allah onlara bela olarak zorlaştırıyor. Kendi belalarını istiyorlar. “(Onlar yine)” Bak münafık azgınlığını görüyor musun? Ne kadar girift ve karmaşık bir din istediklerini? “Rabbine adımıza yalvar da, bize onun niteliklerini açıklasın. Çünkü bize göre sığırlar birbirine benzer.” Daha ne istiyorsun işte? Al bir sığır, herhangi bir sığır kes. Ne kadar güzel, ne kadar kolay senin için. Sürüden alacaksın bir sığırı keseceksin, Allah’ın emrini yerine getireceksin. ““İnşaAllah (Allah dilerse) biz doğruyu buluruz” dediler.” diyor. Bak sana doğru yol geliyor, fakat sen kabul etmiyorsun, küstahlık yapıyorsun. “(Bunun üzerine Musa, “Rabbim) diyor ki: O, yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan”. Şimdi bak ne kadar büyük bir zorluk daha oluşmuş oluyor. “Yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan, salma”, salma çok daha zordur bak. Bir kere zaten sığırlar genellikle ekin sürme yani, yeri sürmekte ve ekin sulamak için genellikle hep kullanılıyor. Bir kere bu yönde kullanılmamış olması gerekiyor, bakın. Salma, salma olması çok daha zor. Çünkü salma direk besiye çekilmiş, bırakılmış olması gerekiyor. “Ve alacası olmayan”, hiç üstünde bir alaca olmayacak. Yani, derisinde mesela, siyah, beyaz, gri, herhangi bir ben veyahut leke olmayacak. Orta yaşta olacak ve sarı renkte olacak, düz sarı. Yani çok çok zordur. “(O zaman): “Şimdi gerçeği getirdin” dediler” diyor münafıklar. Çünkü artık o kadar zor hale geliyor ki, böyle bir. Sığır bulmaları, böyle bir sığır kesmeleri adeta yani halk için imkansız gibi bir şey, çok çok zor. “Böylece ineği kestiler; ama neredeyse (bunu) yapmayacaklardı.” Bakara Suresi 67-71.
Geçenlerde İsrail’de böyle bir sığır bulmuşlar, hiç üstünde leke yok hayvanın üstünde hiçbir şey yok, genç. Fotoğrafları vardı, “bu Ahir zamanda işte Moşiyah’ın geliş alametidir” diyorlar. Yani, “Mehdi (a.s.)’nin geliş alametidir” diyorlar. Hiç üstünde, en ufak yani, tek bir tane bile bir şey yok, leke yok hayvanın. Ve tam bu dedikleri gibi renkte yani denilen renkte. Allah’ın sözü oluyor tabii, Allah’ın dediği renkte. Onu şimdi üretip, onu çoğaltmaya çalışıyorlar. Yani, ondan daha yeni yeni böyle sığırlar elde etmeyi düşünüyorlar.
Bakara Suresi 170, münafıklara: “Ne zaman onlara: “Allah’ın indirdiklerine uyun” denilse”, yani “Kuran’a uyacaksınız” deniyor, o kadar. Kuran çok kolaydır. Kuran’ın anlattığı din çok kolaydır, yani halk çok rahat yaşayacağı, zevkle, sevinçle yaşayacağı kadar kolaydır. Cenab-ı Allah, bak diyor: “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler” diyor. “Hz. İbrahim’in dini gibi kolaydır” diyor. Mehdi (a.s.)’nin de yapacağı dini tahfif etmek, kolaylaştırmaktır. Bunu kim söylüyor? Berzenci Hazretleri söylüyor. Nerden söylüyor? Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine dayandırarak söylüyor. Kıyas yok Mehdi (a.s.)’de, inşaAllah. Kuran, Kuran’ı en güzel tefsir eden kimdir? Resulullah (s.a.v.)’dir. Kuran ve Peygamber (s.a.v.)’in asr-ı saadette yaşadığı İslam’dır, İslam alemi, inşaAllah. “Ne zaman onlara: “Allah’ın indirdiklerine uyun” denilse”, “Kuran’a uyun denilse”, “onlar: “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneksel dine) uyarız” derler” diyor. “Geleneğe uyarız derler” diyor. “Kuran’a uymuyoruz” diyor yani, “Kuran’ın yeterliliğini kabul etmiyoruz” diyorlar. “Atalarımızdan ne geldiyse, oradan gelen geleneksel dine uyarız biz” diyorlar münafıklar. Cenab-ı Allah: “(Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?” “yine mi uyacaklar?” diyor Allah, Bakara Suresi 170. Bak: “(Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?” Yani, Allah belalarını vermiş zaten onların, akılları zaten çalışmıyor. Felakete uğramışlar, “buna rağmen yine mi uyacaklar?” diyor Allah.
Araf Suresi 28: Onlar, ‘çirkin bir hayasızlık’ işlediklerinde”, yani İttihad-ı İslam’a karşı geldiklerinde, Mehdiyete karşı geldiklerinde, Hz. İsa (a.s.)’ın gelişine karşı geldiklerinde, Kuran’ın Kuran’a uyulmasını istediğinde, buna karşı geldiklerinde, dinin sadeliğine karşı geldiklerinde, sevgiye, merhamete, şefkate karşı geldiklerinde, bir kısmı cahillikten yapar, o ayrı. “Çirkin bir hayasızlık işlediklerinde: “Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk. Allah bunu bize emretti” derler.” Yani, “bizim Hocalarımız, alimlerimiz, bize bunu söyledi” diyor. Gelenek böyle” diyor. “Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk, bize yeni bir din mi getiriyorsun sen?” diyorlar yani, Kuran’a uy deyince. “Vahiy alıyor” diyor, “benim Hocam” diyor. “Vahiyle hareket ediyor” diyor, açık söylüyor. “Bana Kuran gibi kitap geldi” diyor, “bir kitap daha geldi” diyor, “hurafe de var bende” diyor. Bak: ““Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk. Allah bunu bize emretti” derler. De ki: “Şüphesiz Allah, ‘çirkin hayasızlıkları’ emretmez”” Böyle zulmü, psikopatlıkları, dinsiz, karaktersiz tavırları emretmez. “Bilmediğiniz bir şeyi Allah’a karşı mı söylüyorsunuz?” diyor Allah. “Kuran’da olmayan şeyleri Allah’a karşı mı söylüyorsunuz?” diyor, Araf Suresi 28. Münafıklar hep tarih boyunca baş belası olmuşlardır.
Tevbe Suresi 9: “Allah’ın ayetlerine karşılık”, yani Kuran’ın hakimiyetine, Kuran’ın doğru olan hükümlerine karşılık, “az bir değeri satın aldılar”. Sırf çıkar için. İşte, “alim” desinler, “Hoca” desinler, köşe dönsün, tanınsın diye, az bir değer karşılığında Kuran’a tavır alıyorlar. “Böylece O’nun yolunu” Allah’ın yolunu, Kuran’ın yolunu, “engellediler”. İttihad-ı İslam’ı, Türk İslam Birliği’ni engellemeye çalışıyorlar. “Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür.” Peki, engeli Mehdi (a.s.) dinler mi? Dinlemez. Çünkü engel çıkacak Mehdi (a.s.)’nin önüne, dağ çıkaracaklar. Dağı ne yapacak diyor? Resulullah (s.a.v.). Yanından mı geçecek dağın? “Dağı ezecek” diyor, “dağı”. “Dağı yerle bir edecek, ondan sonra geçecek” diyor. Yani, normalde bir insan dağın kenarından yol bulur. “Öyle yapmayacak” diyor, “o dağı ezip geçecek” diyor. O çok önemli yani, inşaAllah.
En’am Suresi 71: “De ki: “Bize yararı ve zararı olmayan Allah’tan başka şeylere mi tapalım?” ” Yani Allah’ın, Kuran’ın bildirdiği hükümlerin dışında hurafelere mi tabi olalım? “Allah bizi hidayete erdirdikten sonra” yani, Kuran’a tabi yaptıktan sonra, sahabe İslamlığına tabi olduktan sonra, “şeytanların ayartarak”, deccaliyetin ayartarak, “yerde şaşkınca bıraktıkları” tam şaşkın ve avanak oluyor zaten münafıklar. Resimlerine bakın, filmlerine bakın, hakikaten o şaşkın, avanak ifadeyi görürsünüz yüzlerinde. Bak: “Şaşkınca bıraktıkları arkadaşlarının da: “Doğru yola, bize gel” diye kendisini çağırdığı kimse gibi topuklarımız üzerinde gerisin geri mi döndürülelim?” Arkadaşları da, bak: “Arkadaşlarının da: “Doğru yola, bize gel” diye kendisini çağırdığı kimse gibi topuklarımız üzerinde gerisin geri mi döndürülelim? De ki: “Hiç şüphesiz Allah’ın yolu, asıl yoldur.” Kuran’ın yolu asıl yoldur “Ve biz alemlerin Rabbine (kendimizi) teslim etmekle emrolunduk.” Allah’a tamamen teslim olmakla emrolunduk, inşaAllah.
Bak, En’am Suresi 26: “Onlar, hem ondan”, Kuran’dan insanları “alıkoyarlar”, Kuran’a uymaktan alıkoyarlar. “Hem kendileri kaçarlar.” “Ona kendileri de uymaz” diyor. “Onlar, yalnızca kendi nefislerinden başkasını yıkıma uğratmazlar ama şuurunda değildirler.” Hakikaten böyle sağlıksız, hasta insanlar oluyor sonunda. Bitap, bitkin, kendilerini de çökertiyorlar, toplumu da çökertiyorlar, kendilerine tabi olanları da çökertiyorlar ve mağlup hale getiriyorlar.
Şimdi bu bu kadar yeterli. Biraz da talebemi konuşturayım. Cübbeli’den bir kaset koyun, ondan sonra, sonra yorum yapacağım. Herhangi bir kasetini koyun, evet bakalım. İşte Cübbeli olayı tam anlamıyla açıklıyor. Yani, bütün çıplaklığıyla açıklıyor. Çünkü, deccale uydu mu bir insan, yani onun için demiyorum. O sadece cahil bir insan. Adamı koruyup kollarlar, deccale uyarsan. Elinden öperler, götürür zarfla para verirler, ondan sonra, lehinde konuşurlar, güzel konuşurlar, iltifat ederler, gazeteler, radyolar, televizyonlar, o kişinin savunucusu olur deccale uydu mu. Aleyhinde bir şey yapmaz o zaman, deccal onu azad eder, bırakır. Deccal kime saldırır? Mehdiyeti savunana saldırır, İttihad-ı İslam’ı savunana saldırır, Türk İslam Birliği’ni savunana saldırır. Ona nefes aldırmaz, mahkemeler açar. Yani, iftira sonucu açtırttırır. Açar derken, açtırttırır yani. Oyun oynar, komplolar yapar. İş yeri varsa onu engeller, ticaretini engeller. Malı mülkü varsa, ona el koydurmak ister, hukuki yoldan. İnsanların onla bağlantısını kesmeye çalışır. İşte Cübbeli’nin anlatmak istediği bu. Ekmekten kasıt, yiyecekten kasıt, her türlü maddi imkanın deccal tarafından engellenmesi. Deccale karşı mücadelelerinde ekmekle sembolize edilmiştir. Yani, ticaretini durdurur, o kişiyle bağlantıyı durdurur, hastaysa tedavi edilmesini engelletir. Okula gidiyorsa, okuldan atılması için uğraşır. Normal yaşıyorsa, iftira atıp hapse düşmesi için uğraşır. Durduk yere hakkında şaya çıkartır. Onu bunu ayaklandırmaya kalkar. Ama kendisine uydumuydu deccal, onla anlaşma yaparsa, deccalle anlaşma yaparsa kişi, onu baş tacı yapar, korur, kollar, zarfla yahut çıkınla parasını gönderir. Onu meşhur etmeye çalışır, onu destekler, onun lehine darbeler çıkartır. Ona kol kanat gerer. Ben Cübbeli’yi ima etmiyorum, oturup üstüne alınmasın. Yani konu yeri geçtiği için söylüyorum. Dolayısıyla, burada anlatılan olay ekmekle kalan bir şey değil yani. Ekmek semboliktir. Yani ekmeği kesildi mi adam, bakıyorsun yalakalık yapmaya başlıyor. Ekmeği, her türlü çıkarı. Deccale uydu muydu, deccal onu bağrına basıyor. Ama bu satılmışlık olur, kahpelik olur. Çakallık olur. Müslüman buna tenezzül etmiyor işte. Mehdi (a.s.) taraftarları buna tenezzül etmiyor. Aslan gibi mücadele ettikleri için. Bak diyor ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Onlar” diyor, mücadele ederken deccalin hışmına uğradıklarını şöyle anlatıyor. “Onlarla kimse evlenmez” diyor, “hasta olsalar hastalarına kimse gitmez, cenazelerine kimse gitmez, kimse onlarla ticaret yapmaz, bağlantı kurmazlar, selam vermezler”, deccale karşı mücadelede insanın karşılaşacağı olay budur. Yani, mealen yaklaşık olarak söylüyorum. Yani, Resulullah (s.a.v.)’ın hadislerinden anlaşılan bu oluyor. Ama “kendine uyanları” diyor, “çorba dağları, yemek dağları bekler” diyor. Hatta, rivayette deccali Bediüzzaman açıklıyor, “dostlarını” diyor, “bir kulağına” diyor, “süslü olan diğer kulağına oturtturur, orada yiyecekler, içecekler, rahatlık, desteklemek, iltifat, gönül almalar vardır. Ama düşmanlarını ateşli başına atar” diyor. Yani, “onları hapishanelere atar, işkence yapar, iftiralar yapar, aleyhinde propaganda yapar, deccalin eşeği budur” diyor. Dolayısıyla, Ahir zamanda karşılaşıyoruz. Evet Berkerim, şimdi seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, Hocam maşaAllah son aylarda, Almanya’da peş peşe konferanslarımız oldu. Evrim Teorisini yerle bir ettiniz inşaAllah. Almanya’da bir sitede haber çıkmış, onu göstereyim müsaadenizle Hocam. Richard Dawkins sizin anti-Darwinist, anti-materyalist çalışmalarınızdan epeyce tedirgin olmuş olacak ki Hocam, yeni yazdığı kitabını hemen Almanca’ya çevirttirip, Almanya’da yayınlayacakmış. Kitabında yaratılışa inananların sayısında ciddi bir artış olduğunu söylüyormuş. Sitede sizin de yaratılışa inanan kişilerin en başında olduğunuz anlatılıyor, maşaAllah. Sizin Almanya’da konferanslar düzenleyerek ve fosilleri kullanarak evrime karşı mücadele ettiğinize de değinilmiş, maşaAllah. Çalışmalarınızı Allah çok etkili kılıyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, Alman gazetelerinde geçen yaptığımız o konferanslarda çok yer aldı, ama İtalya’da çok iyi salladık ortalığı, inşaAllah. Bir Avrupa seferimiz olacak inşaAllah, Osmanlı ordusu gibi. Her sefer bundan sonra Mehter Marşı yapacağız, inşaAllah, inşaAllah. Efendim, kardeşlerimizin bir hayli sorusu var, bu soruları hangi kanaldayız?
ALTUĞ BERKER:Hocam Gaziantep Olay Tv ve Kahraman Maraş Aksu Tv’de yarım saat sonra devam edeceğiz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, bak kardeşimiz diyor ki, Allah buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım: “Batıl yeni bir şey getiremez, eskiyi de geri getiremez, hak geldi batıl yok oldu, şüphesiz batıl yok olucudur.” “Pir’im” diyor, “bir Alevi kardeşin olarak” diyor, “Allah’ın izniyle İslamiyet’in tüm cihana hakim Hz. Mehdi (a.s.) keremullah vechehu’nin zuhuru için Allah’a dua ediyoruz inşaAllah. Ayrıca Alevilerin Cem ibadetlerinde mutlaka dünyanın saadeti ve huzurunu ve imanın yükselişi ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhuru için de gönülden dualar, niyazlar edilir. İnşaAllah Pir’im okumanız nasip olur, arslan Pir’ime candan muhabbet ve hürmetlerimi sunarım. Allah sizinledir inşaAllah, Allah’ın selametiyle” diyor.
Bak, Alevi denilen bu mübarekler kesilmesi gereken. Doğranması gereken gibi gösterilen bu mübarek insanlar, bak Mehdi (a.s.) aşkıyla coşan, Allah’ın has, tertemiz mübarek kulları. Cübbeli ne diyor? “Ne kadar Şii, Alevi varsa, Bektaşi varsa”, efendim. Bu Müslüman, mümin, muttaki kardeşlerimizi “üst üste pırasa gibi koyup, Mehdi (a.s.)’nin doğraması gerekir” diyor. Orda da hep beraber adamlar “amin” diyorlar. Yani, “Cübbeli ben bu inançtayım, bu kanaatteyim, doğranmaları gerekir” diyor. Ve ordakiler de “doğranması gerekir” diyor. Bak, Allah’ın nurlu velisini görüyor musun? Ne kadar aşkla, ne kadar güzel coşkuyla, ne kadar güzel bir insan sevgisiyle bu yazıyı kaleme almış ve Mehdi (a.s.) aşkıyla kalbi dosdolu. Hakikaten, Cemlerde, Mehdi (a.s.)’ye karşı müthiş bir muhabbet vardır. Mehdi (a.s.)’ye dua edilir, inşaAllah.
Evet, ne yapalım? Bir ayet okuyayım. Ya Allah Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım. Ankebut Suresi 43: “İşte bu örnekler; Biz bunları insanlara vermekteyiz. Ancak alimlerden başkası bunlara akıl erdirmez.” Allah bak bilimin önemine, Kuran’da dikkat çekiyor. Tamam, yarım saat sonra görüşeceğiz, inşaAllah.
SUNUCU:HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. harunyahya.org ve harunyahya.net sitesinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Gece Sohbetleri programımıza, 00:30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Gaziantep Olay Tv, Aksu Tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, gazeteoku.com, haber58.com, haberhilal.com, islaminesil.com, selamhaber.com, sekizsutun.com ve harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz.
Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...