SUNUCU 1:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşamki programımıza HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Çay TV, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Çorum Kanal 19, Iğdır TV, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Art TV, Bingöl FM 102.0, Kars Kafkas FM 99.5, Nevşehir Keyif FM 92.7, gazeteoku.com, haber58.com, haberhilal.com, islaminesil.com, selamhaber.com, 8sutun.com’dan canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza devam edebiliriz. Hoşgeldiniz Sayın Hocam.
ADNAN OKTAR:Sen de hoş geldin.
Asilim, efendim tekellüm buyurun.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Bugün gazete ve basın haberlerinde Hocam, Serdar Turgut’un bir yazısı vardı. Geçen hafta kâinatın yaratılışı üzerine bir program yapmışlardı Pelin Çift ile birlikte. Yine inanç üzerine bir program yaptılar. “Bilimsel araştırmalar yapmaya başlayanlar kendilerince evrenin gizemini çözebileceklerini sanarak yola çıkıyorlar ama acziyetlerini anlamakla sonuçlanıyor yapılan araştırmalar” diyor. Bu kişilerin sonunda mutlaka Allah’a inandıklarını yazmış Hocam. Kısa bir bölümünü okuyabilir miyim yazının? “İnanca Varan Yol” diyor, “evrenin gizemini çözüp Tanrı'yı anlayacaklarını sananlar sonunda pes ettiler. Hemen hepsi çözemedikleri büyük güç karşısında pes edip inanmaya başladılar. Einstein da, Stephen Hawking de bu yoldan geçtiler. Denklemi yazmış olsalardı, Tanrı'yı bulduklarına karar verip inanacaklardı. Şimdi bulamadılar ama belki de şimdi daha çok inanıyorlar. Çünkü yetersizliklerini, nasıl tıkandıklarını gördüler, büyük ve çözümlenemeyen bir gücün karşısında olduklarını anladılar. Teorik fizik ile inancın bu şekilde buluşup uzlaşması, 21. yüzyılda inancın nasıl ele alınması gerektiğinin de ipuçlarını veriyor” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani insanın aczini fakat Allah’ın ilminin büyüklüğünü anlatıyor arkadaşımız. Evet başka?
ALTUĞ BERKER: Hocam Savaş Ay Mekke’ye gitmiş, Hac görüntülerinden çok etkilenmiş. Orada çekim de yapmış. “Mekke namazı inançsızın kimyasını değiştirir” başlıklı bir yazı yazmış Hocam. Dün kılınan Cuma namazı, tarihin en büyük Cuma namazıymış. Şöyle diyor; “en kibirli, en aymaz, en duygusuz, en inançsız kişiyi bile bu ortama getirip on dakika bekletin, kimyası değişir; hayranlık, saygı, utanç duyar, titrer, gözyaşına boğulur inanıyorum ki. Beni yakından tanıyanlara tuhaf gelebilir ama açıkça söylüyorum ki bir ara gözyaşı dökmekten kameramın vizör camını göremez oldum” demiş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. İyi, çok güzel bir gelişme. İyi, hayırlı işlerle uğraşıyor maşaAllah. MaşaAllah, güzel maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Siz de onun hastalığında yardımcı olmuştunuz Hocam. Şifa bulmasında yardımcı olmuştunuz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani şifayı veren Allah’tır tabii. Biz ziyaretine gitmiştik, tavsiyelerde bulunmuştuk evet, o kadar.
ALTUĞ BERKER: Milliyet’ten Güngör Uras, ekonominin sadece almak değil; aynı zamanda vermekle de ilgili olduğunu, parası olmayan ihtiyaç sahiplerinin de bulunduğunu söyleyerek sadaka vermenin önemine değinmiş Hocam bugün. Eski İstanbul’da ‘sadaka taşları’ denen yerlerin bulunduğunu, zengin kişilerin fakirler için buraya para bıraktıklarını, fakirlerin buradan sadece ihtiyaçları kadar para aldıklarını yazmış. Ayrıca yine eskiden maddi durumu güçlü kişilerin yoksulların veresiye mal defterindeki borçları kendilerini tanıtmadan ödediklerini söyleyerek gizli sadaka vermenin güzel bir davranış olduğunu vurgulamış Hocam.
ADNAN OKTAR:Güngör Uras, ben tanımıyorum bu arkadaşı ama herhalde dindar anladığım kadarıyla, doğru mu?
ALTUĞ BERKER: Milliyet’te yazıyor, liberal biri.
ADNAN OKTAR:Allah Allah. Hem Milliyet’te, hem de böyle bir konuyu… MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ama sizin Hocam, fakir kardeşlerimiz için bedava market açtırma, onlara yönelik yardım…
ADNAN OKTAR:Sözlerimden sonra, evet.
ALTUĞ BERKER: İki yıldır söylüyorsunuz en az Hocam, ben hatırlıyorum; ondan sonra.
ADNAN OKTAR:Ama Milliyet’te böyle bir yazının çıkması şaşırtıcı.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. Hilmi Yavuz’un bir yazısı vardı Hocam inşaAllah. Siz akademiden bahsedersiniz, Hilmi Yavuz’u biz de oradan tanıyoruz inşaAllah Hocam. Eski Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu Hocamız’ın; “dünyevileşmiş bir dindarlık yerine hayatımızın her anını güzelleştiren bir dindarlığa ihtiyaç var” sözünün çok önemli olduğunu ve İslam’ın -Bardakoğlu’nun dediği gibi- 'güzellik' kavramının belirleyici olduğu bir estetik medeniyeti inşa ettiğini yazmış. Bu konuda Hz. Peygamber'in (sav); 'insanın dünyadaki vazifesi, dünyayı güzelleştirmektir' hadisini örnek olarak vermiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hilmi Yavuz Hocamız çok iyi, güzel yetiştirmiş kendini; bayağı âlimdir, çok kültürlü bir insandır.
ALTUĞ BERKER: Allah’ın izniyle siz de vesile oldunuz Hocam. O evrim zamanında evrime inanıyordu siz akademideyken. Onun öyle olmadığını anlayınca sizin vesilenizle herhalde dünyasında bayağı olumlu değişiklikler oldu Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, biz amfide derse geldiğimizde Hocamız coşkun bir şekilde Marksist felsefeden bahsederdi. Darwinizm’den, Materyalizm’den bahsederdi. Dinlerin geçerli olmadığından bahsederdi. Sonra bir gün Hocamıza küçük şöyle bir evrimle ilgili bir kitapçık vermiştim. Okudu, inceledi. Gerçi biraz gerginleşti sonra ama iyi oldu inşaAllah. Şu an gördüğüm kadarıyla dindar, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Haşmet Babaoğlu’nun Sabah Gazetesi’nde bir yazısı vardı Hocam. Gelecek korkusunun en yıpratıcı, en sinsi ve en haklı korku olduğunu ve insanların bu korkudan nasıl kurtulacaklarını bilemediklerini yazmış.
ADNAN OKTAR:Ben bu Haşmet Babaoğlu’nu uzun süreden beri takip ediyorum, dikkatimi çekiyor. Bu şahıs dindar görünüyor, yani böyle Hakk’tan hakikatten yana gibi bir üslubu var.
ALTUĞ BERKER: Hocam birkaç yıldır, yayınevi kendisine arkadaşlarımız kitap gönderiyorlar, kitaplarınızı gönderiyorlar.
ADNAN OKTAR:Vesile oluyordur inşaAllah. Evet, başka Berker’im?
ALTUĞ BERKER: Güngör Mengi Vatan Gazetesi’nden birkaç gün öncesinden siz Güngör Mengi’nin bu güne kadar yazılarında bir kere bile sevgiden bahsetmediğini söylemiştiniz Hocam. Yazılarını bu yönde ele almıştınız. Bugün ilk defa sevgiden bahsetmiş Güngör Mengi.
ADNAN OKTAR:Bu adamların böyle eleştiriye açık olması çok hoşuma gidiyor. Ne zaman eleştirsem hemen düzeltiyorlar.
SUNUCU 3:Ama Hocam siz onu sevgiyle yapıyorsunuz. Bence o sizden gelen bir şey. Yani eleştirinin nasıl yapıldığı da çok önemli.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
SUNUCU 3:Siz çok sevgi dolu bir insan olduğunuz için eleştiriyi de öyle yapıyorsunuz.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. İyi ama güzel, yani böyle eleştiriye açık olmaları güzel.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah’ın hikmeti yani, ne zaman faydalı bir şey söylesem hepsi birden onu sahipleniyorlar.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah, çok etkisi oluyor.
ADNAN OKTAR:İyi güzel, böyle giderse hoş inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam Tansel Çölaşan, Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı şu anda. AK Parti’ye tepkilerini göstermeyen zengin kesime eleştirilerde bulunmuş Hocam. Özetle şunları söylüyor; “Bodrum’da havuzlu villalarda yaşayanlar, tuzu kuru olanlar 12 Haziran’a kadar tepkisini göstermez, sessiz kalırsanız, çok değil 5-10 yıl içinde kapınıza dayanacaklar. Böyle giderse İran’dan beter diktatörlük, faşizm olacak. Sol partiler kavgayı bırakıp birleşsinler. AK Parti Gençlik Kolları’nı örnek alın. Hangi partinin böyle bir örgütlenmesi var? Türkiye bölünmek üzere” demiş.
ADNAN OKTAR:Böyle inancı zayıf olan insanların vesvesesi çok güçlü oluyor. Yani vesveseleri, tedirginlikleri, korkuları çok şiddetli oluyor. İman ehli Allah’a tevekkül ettiği için, iman edenler yani her şeyde bir hayır, hikmet görüyor. Ama imanı zayıf olanlarda korku, vesvese, tedirginlik, gerilim çok şiddetli oluyor. Yazarsa, onları da yazılarına aksettiriyorlar. Yani çok acayip görüntüler anlatıyorlar. Yani millet birbirini kırıyor geçiriyor, şu bu falan fiş mekan. Halbuki Tayyip Erdoğan, bizim milletimizin içinden çıkmış, Anadolu çocuğu, yani mazlum bir insan. İyi olsun, güzel olsun diye gayret ediyor. Yani onun ne çıkarı olabilir? Yani ne olacak.
ALTUĞ BERKER: Tabii.
ADNAN OKTAR: Abdullah Gül de, Cumhurbaşkanımız; o da yani mazlum, sempatik, böyle sevecen bir insan. İyi olan güzel olan şeyleri insanlara göstermek lazım. Yani onların gericilikten rahatsız olduğunu görüyorlar. Yani hiçbir şekilde istemezler onlar gericiliği. Niye istesinler tutuculuğu? Bir de bizim milletimiz istemez. Yani belirli bir topluluğun istemiş olması önemli değil ki. Bizim çok aydın, güçlü, aklı başında, dinamik bir gençliğimiz var. Yani gericiliğe karşı çelik kale gibiler. Öyle bir konu olmaz. Yani böyle hayali vakalar meydana getirip İslam’ın, Asr-ı Saadet Müslümanlığının, Kuran’ın gerçeklerinin yayılmasına karşı tavır alınması için gizli tahrik yapmaya kalkmak ayıptır.
ALTUĞ BERKER: Tabii.
ADNAN OKTAR: “Gericilik” Gericilik nedir? Dört bin yıllık, beş bin yıllık putperest pagan dinlerini hortlatmaktır. Beş bin yıllık sen Darwinist evrim pagan dinini hortlatıyorsan gericilik buna denir. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in bize anlattığı sevgi, sevgi, sevgi, muhabbet, kardeşlik, dostluk, rahatlık, huzur, iyilik. Yani; “dünyayı Cennete çevirin” diyor Cenab-ı Allah. Bizden istediği bu. Cennet gibi olsun dünya. Birbirinizi sevin, sayın, saygı gösterin, vefalı olun, koruyup kollayın, birbirinize maddi yardımda bulunun, ezilmesine göz yummayın, sinirlendiğinizde sinirinizi teskin edin, öfkenizi geri alın. Bak öfkelerini, Allah ayette diyor; “öfkelerini yutarlar” diyor. Öfkelendiğinde adam bomba gibi patlıyor. Halbuki öfkeyi baskı altına alıp kendine gelecek şahıs. Hatta Peygamber Efendimiz (s.a.v) diyor; “öfkelendiğinizde gidin abdest alın” diyor. Mesela hemen kavgayı bağırtıyı kesip gidip bir elini yüzünü bir yıkıyor bir abdest alıyor. Git bir uyu, kendine gel, dinlen. Ondan sonra üslubun bambaşka olacaktır. Ama sinirlenmeyi kontrolden çıkarırsan, bırakırsan sinirlenme ikiyken dört olur, dörtken sekiz olur, sekizken on altı olur. Ondan sonra vahşet oluyor, rezalet oluyor. Çünkü karşı taraf da sinirleniyor aynı anda. Çünkü insanlarda gurur oluyor, yenilmek istemiyor, o da ona karşı tavır koyuyor; ondan sonra vahşet oluyor. Bir tarafın akılcı olarak, samimi olarak, sevgiyle geri çekilmesi lazım öfke anında.
ALTUĞ BERKER: Tabii.
ADNAN OKTAR: Yoksa bak üçüncü sayfa haberlerinin kökeni budur. Öfkelendiğinde gidip bir elini yüzünü yıkasa, abdest alsa, Allah’a sığınsa bitecek. Öfke seline kendini bırakıyor ve delice bir öfkeye bırakıyor. Ondan sonra şuuru kapanıyor. Çünkü öfke insanın aklını kapatır.
SUNUCU: Yenik düşüyor.
ADNAN OKTAR: Tabii. Makul, mantıklı düşünmeyi kaldırır, çok tehlikeli. Din bizden bunu ister, Kuran bizden bunu ister. Bilimde, teknolojide alabildiğine ileri gidelim, özgürlük olsun, herkes fikirlerini özgürce anlatsın, baskı olmasın. Kuran İslamlığı budur. Yani İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birlik’i, bütün Müslümanlar’ın, bütün Türklük aleminin birleşmesi “dünyada Cennet” demektir. Kardeş olalım kaldıralım sınırları, ticaret yapalım, gelip gidelim, aile bağlantılarını güçlendirelim. Birbirimize misafirliğe gidelim, sokağa çıktığımızda selamlaşalım. Lokantada da birbirimizi davet edelim soframıza. Dışarıda bir alışveriş yaparken karşılıklı ikramlar olsun. Muhabbet olsun. Dışarıya çıktığımda bakıyorum insanlara neşeli değiller, sevinçli değiller. Bu beni rahatsız ediyor. Ne güzel Allah bizi kul olarak yaratmış, nimetlerine gark etmiş. Ne güzel bak sonunda yine Cennet var, elhamdülillah. Sonsuz yaşayacağız. Büyük bir heyecan ve sevinç duymaları lazım. Yüzlerinden düşen bin parça bir çoğunun. Diyorum ya Fashion TV seyrediyorum. Çocuklar, mesela bayağı boylu boslu çocuklar, çok güzel genç kızlar; kardeşim yüzünde en ufak bir ifade yok insan olarak. Bunu nasıl yapıyor? Yani sanki robot. Yani bana deseler ki; “bunlar robot” inanırım yani. Var ya filmlerde böyle. Aynı robot gibi. İnsan yüzünde nasıl bir insani ifade olmaz, derinlik olmaz. Bir anlam olması lazım yüzünde. İnsan gayret etse bile onu yapamaz. Yani “anlamsızlaştırayım” diye uğraşsa bile yapamaz insan. Alayı öyle bakıyor.
Onun için annem rahat olsun. Ondan sonra Çölaşan annemiz; o, milli annelerden inşaAllah. Din güzeldir, Allah sonsuz güzeldir. Bizim güzel olmamızı ister Allah. Allah’a dönsün. Kuran’ı yaşasın. Kuran’da gericiliğe karşı tavır alsın. Asr-ı saadet Müslümanlığı ile gericiliğe tavır alsın. Bütün insanların birbirini sevmesini istesin. Faşizm, faşist düşünce Kuran’a uyulmadığında olur. Kuran’a davet etsin insanları. Faşizme karşı Komünizm’le tavır alınmaz veyahut faşizme karşı ateizmle tavır alınmaz. Faşizme karşı Kuran’la tavır alınır. Komünizme karşı Kuran’la tavır alınır.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ayrıca Hükümet de eleştiriye açık. Yani makul insanlar. Öyle hani enaniyetli, böyle ters tavır gösteren insanlar değil; makul bir fikir getirildiğinde uyguluyorlar. Zaten “söyleyin” diyorlar, “yapalım” diyorlar. Böyle sert bir yaklaşıma gerek yok. Bir de Türkiye’de ayrıca dengeler çok güçlü. MHP çok güçlüdür, Cumhuriyet Halk Partisi çok güçlüdür, Büyük Birlik Partisi güçlüdür, Saadet Partisi güçlüdür. Yani zeminde güçlü bir yapı var, denge var. Ama her zaman bir sağ parti iktidarda oluyor Türkiye’de ve her zaman da böyle olacaktır. Yani merkez sağ iktidar olur. Tayyip Bey şart değil. Başka bir parti olsun hakikaten yani halk daha güçlü olduğuna inansa merkez sağ parti olsa tak gider oyunu ona verirler. Yani Tayyip Bey’in veyahut hükümet üyelerindeki olağanüstü yetenekten kaynaklanmıyor bu. Halkımız merkez sağı istemesinin nedeni; ılımlı bir ortam istiyor. Yani ibadetlerine karışılmasın. Müslümanlık korunsun kollansın. Kimseye de zulüm edilmesin. Sol da ezilmesin; çünkü solun ezilmesi de sağcıları rahatsız eder. Ben bir solcunun ezilmesinden rahatsız olurum. Solun haklarının elinden alınması bizi rahatsız eder.
Mesela Taksim’de o gösteri yürüyüşü vardı. Serbest bıraktılar ya o zaman. Hakikaten sağ rahatladı yani onların özgür olmasından. Yahut herhangi bir sola bir özgürlük tanındığında insan hakikaten bir hoşnutluk duyuyor. Çünkü o, genel rahatlık demektir. Tek yanlı özgürlük faşizm demektir zaten. Tek yanlı özgürlük olamaz. Herkes özgür olduğunda gerçek özgürlük vardır. Biz mutlu olmayız. Yani sadece Müslümanlara özgürlük verseler, biz mutlu olmayız. Cehenneme döner ortalık. Dinsizlere de, ateistlere de tam anlamıyla bize tanınan özgürlüğün tanınması lazım.
Ayrıca biz yani diyor hani; “Tayyip Bey’in iktidarında dindarlar çok rahatlar” işte “acayip destek görüyorlar” Öyle bir şey yok kardeşim. Benim cayır cayır mahkemelerim devam ediyor. Hafta sekiz gün dokuz gidip savcılıkta da ifade veriyorum. Öyle bir konu yok. Yani öyle bir himaye de yok. Olsa ben bizzat görürüm. Yani aldığımız herhangi bir iş olur, bir şey olur. Ben baktım yani “hükümetin böyle bir yönü var mı?” diye. Bayağı titizler, öyle bir şeye yanaşmıyorlar. Ve kimseyi de koruyup kolladıkları yok. Hukuku tamamen kendi haline bırakmış durundalar. Hukuk kendi içinde işliyor. Ekonomide de tamamen tarafsızlar. Kimseye karıştıkları görüştükleri yok. Karışıyorlarsa bana söylesinler, “konuşacağım” diyorum. Ama öyle üstün körü işte yok şöyledir yok böyledir; delilsiz konuşma olunca olmaz. Delil ile konuşsun. Mesela desin bana; “şöyle bir durum” var, söylesin bana tamam konuşalım. Ama bu felaket çemberi üslubunu bıraksınlar. Yani bunlar insanları geriyor. Çünkü Çölaşan, eşi de öyleydi, mübarek. Akraban değil mi o senin?
ALTUĞ BERKER: Akrabam evet.
ADNAN OKTAR: Neyin oluyor?
ALTUĞ BERKER: Annemle kuzenler.
ADNAN OKTAR: Kuzenler. Çölaşan. Emin Çölaşan.
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR: Evet. Tipi çok sevimli aslında, bayağı sürekli böyle kurnaz bir tipi var böyle, sürekli gülen. Sakin bir insan ama hep felaketçi kardeşim. Yani hiçbir iyi bir şey yok mu Türkiye’de? Mesela taktığına takıyor. Mesela bir ara bir yazara kafasını takmıştı, -isim vermeyeyim- adama demediğini bırakmadı yani. Allah’ım YaRabbim. Sabah akşam, gece gündüz, adam artık abandone oldu yani. Yine öyle bir ara Belediye Başkanı’na kafasını taktı. Tamam haklı yönü olabilir ama sen onu git savcılığa bildir, bırak devlet yapsın. Senin oturup sürekli onu gerginlik konusu yapmanın ne âlemi var yani. Yani savcılık görevini yapacağına göre devlete güven, sen rahat ol. Bu tip anneler, bu tip amcalar, dedeler çok gerginler. Yani böyle bir sevgi duyalım, bir şefkat, bir dostluk, kardeşlik duyalım, bir güzellik olsun. Tabii ki ben “dindar” denilen kesimlerde, mesela gericiler var Türkiye’de, ben gericilerin farkındayım. Mesela başı açık hanımlara karşı çok küstah tavır sergiliyorlar ama ben onların dilini koparıyorum bilimle, akılla, hukukla dillerini koparıyorum; konuşturtmam. Başı açıkların hepsi benim kardeşim, başı kapalılar da benim kardeşim, çarşaflılar da benim kardeşim, başı açıklılar da benim kardeşim. Birebir hepsi aynı hakka sahipler ve birebir hepsi yüzde yüz en kaliteli Müslüman’dır. Birinin diğerinden hiç aşağı yönü yoktur, yukarı yönünde yoktur; aynıdır. Tabii ki densizler ama bunların gücü çok zayıftır, çok cılızdır. Yani zannedildiği gibi değil, abartıyorlar. Ben bakıyorum onlara; çok zavallı, kıyıda köşede, sinmiş tiplerdir. Yani öyle arada sırada işte internetten bağırır, oradan buradan bağırır, bir şeyler yapar ama cılızdır, yani bu tip kişileri kimse kaale almaz. Yani ne devlet kaale alır bunu, ne aydınlar kaale, alır ne aklı başındaki insanlar kaale alır; garibandırlar. Ama bunlara öfke duymaya gerek yok, bunları şefkat ve merhametle eğitmek lazım. Yani gericilere olan nefret de çok tehlikelidir, yani bu çok akılsızca bir harekettir. Hâlbuki ona şefkatle yaklaşılsa, mesela akılcı yaklaşılsa onun sözünü dinleyeceği insanlar oluyor, mesela onlar kanalıyla yaklaşılır, nezaketiyle eğitilebilir. Onlar da bizim vatandaşımız. ‘Gericilik’ damgalayıp adamı ezip yani ne yapacağız? Onu da kazanalım. Yani niye tahrip edelim? Onu da Kuran Müslümanlığına, Asr-ı saadet Müslümanlığına çekmek mümkün. Olmuyorsa da ezmeye gerek yok. Yani her şeyin bir akılcı yönü var.
Evet, seni dinliyorum Berker.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Hüseyin Çelik, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik bir açıklama yapmış bugün Hocam; “bir dönem Bediüzzaman’ı çöp aracıyla taşımak isteyenler tarihin çöplüğünde yerini aldı” demiş.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah. Hüseyin Çelik çok zeki, çok yaman, yani böyle hazırcevap, ferasetli ve basiretli bir insan. Risale-i Nur’u okuduğu anlaşılıyor. Risale-i Nur’u tam anlamıyla okuyan, yani birkaç kere okuyan bir insanın hakikaten hitabeti, mantık örgüsü çok mükemmel oluyor. On iki on üç cilt eser, on iki cilt zannediyorum yaklaşık, baştan sona okuyanlarda -samimi olarak söylüyorum, yani taraflı olarak söylemiyorum, yani Nur talebesi olduğum için söylemiyorum- hem cümle kuruluşları güzel oluyor, hem mantık örgüleri güzel. Yani hayatlarında da çok rahat ediyorlar, yani sosyal hayatta da çok rahat ediyorlar. Bir şeyin mesela perde arkasını çözebiliyorlar, analiz edebiliyorlar. O yüzden Hüseyin Çelik çok mantıklı, tutarlı konuşuyor, güzel konuşuyor. Risale-i Nur’a sahip çıkması, Bediüzzaman’a sahip çıkması da ona bereket, sağlık sıhhat getirir. Bediüzzaman’ın adını anmaktan korkanlar, “adını anarsak ne olur durumumuz?” işte, “bize şöyle eza ederler, böyle eza ederler” diyenler çok büyük felaketlerle karşılaştılar. Yani Allah yanlarına bırakmadı. Mesela Adnan Menderes; tabii ki acıdır onun asılması çok şeydir ama Bediüzzaman’ın o devirde ezim ezim ezilmesine göz yumdu. Yani muazzam işkence yaptılar Bediüzzaman’a. Bakın onu koruyup kolladığı halde, Adnan Menderes’e dua ettiği halde, ona Anadolu’da zemin hazırladığı halde, onun kazanması için var gücüyle gayret ettiği halde ki, iktidara gelmesinde bir numaralı etkendir -hatta İnönü’nün de bu konuda açıklamaları var hatırladığım kadarıyla- yani iktidara gelmesinde ana etkendir; buna rağmen velinimeti olan bu insana karşı koruyucu ve şefkatli olmadı. Yani mesela Ankara’ya girmek istiyor, kapıda, Ankara’nın girişinde polisler karşılıyor; “giremezsiniz efendim” diyorlar. Allah Allah. Niye? Mahkeme kararı gerekir. Nasıl giremez. Bir kere Anayasaya aykırı; vatandaş istediği gibi kendi vatanında gezer. Türkiye onun vatanı. Niye giremesin yani? Ve çok yaşlı, düşkün bir ihtiyar, hastalanmış. Arabasıyla geliyor, “buyurun efendim biz size yardımcı olalım, sizi koruyup kollayalım” denileceğine, “sizi sokamayız” diyorlar. “O zaman” diyor, “Urfa’ya gideyim, memleketime gideyim” diyor. “Oraya da koymayız” diyorlar. Allah Allah. E ne istiyorsunuz kardeşim? “Oraya gitme”, “buraya gitme” Nereye gidecek? Ne yapması gerekiyor? Yani. Bu Allah’ın zoruna gitti bu ve arkasından bu olaylar oldu. Bediüzzaman dedi yani. “Onlara desteğimi kaldırdım” dedi, “onlara desteğimi çektim” dedi ve eliyle de devrileceklerini işaretle söyledi ve kısa bir süre sonra devrileceklerini söyledi ve aynen dediği gibi oldu. “Ben gidiyorum” dedi “ama onlar da gidecekler” dedi. Yani, “ben vefat edeceğim ama onlar da gidecekler” dedi arkasından. Onun için veli olan insanları koruyup kollamak, onlara destek olmak bereket getirir, güzellik getirir. Onun için Hüseyin Çelik’i tebrik ediyorum. Güzel, yiğitçe, candan, samimi bir konuşma yapıyor. Allah razı olsun.
ALTUĞ BERKER: Hatta siz uçak kazasında hatırlatmıştınız Hocam, bir uyarıydı oradan kurtulması, mucizevari.
ADNAN OKTAR: Kardeşim tabii. Cenab-ı Allah Adnan Menderes’i daha önce uyardı. Bu, Bediüzzaman’a işkencenin yoğunlaştığı dönemde tahta barakada, sıfırın altında on derecede, tahta barakada hücre hapsinde tutuyorlar. Soba yok. Yaşlı bir insana, kardeşim bu çok büyük bir zulüm değil mi bu?
ALTUĞ BERKER:“Rusya’da görmedim” diyor Hocam esarette.
ADNAN OKTAR: Bak, “ben bu zulmü” diyor, “Rusya’da görmedim” diyor. Adnan Menderes, tam bu olayların olduğu, Bediüzzaman’a bu işkencelerin uygulandığı dönemde bir uçak kazası geçirdi. Uçakta -benim bildiğim- herkes öldü, bir tek bu kurtuldu ayaklarından asılmış olarak. Ayaklarından bir demire asılmış olarak, ters, başının üstüne asılmış olarak kurtuldu yahut birkaç kişi daha kurtuldu, tam hatırlamıyorum. Mesela o, ona bir uyarıydı. Bak Allah onu astı, havada tuttu başının üstüne. Yani bu alını başına al anlamındaydı; anlamadı, dinlemedi. Ama Bediüzzaman çok değerli, çok büyük bir insandır. Değeri de henüz dünyada o kadar bilinmiyor. Ama zamanı gelecek, Mehdi (a.s.) bütün dünyaya, Hz. Resulullah (s.a.v.)’ın getirdiği dini bütün dünyaya hâkim ettiğinde Bediüzzaman’ı bütün dünyaya tanıtmış olacak ve Hz. İsa Mesih (a.s.) de Bediüzzaman’ı övecektir; bunu da göreceksiniz. Bakın Hz. İsa Mesih (a.s.), Bediüzzaman’ı övecektir. Çünkü onun gelişini müjdeleyen insandır, ona zemin hazırlayan insandır, Hz. İsa Mesih (a.s.)’in de has talebesidir Bediüzzaman, öncü askeridir inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, seni dinliyoruz Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Bugün Hürriyet’ten Kanat Atkaya şöyle yazmış; bu Ahmet Hakan, E. Ö. ve birkaç Hürriyet yöneticisi bir yere gitmişler. Yemekte buluşup şarap içmişler. Konu şarabın neden haram olduğuna gelmiş. Bunun üzerine kendisinin Hz. Nuh (a.s.)’la ilgili bir efsane anlattığını söylüyor. Yemekte anlattığı -hâşâ- efsaneleri yazısında aktarmış. Özellikle ilk şarabın icadının Hz Âdem (a.s.)’in diktiği asmaya dayandığı ve Hz. Nuh (a.s.)’la ilgili bir takım efsaneler diyor hâşâ, bununla ilgili.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şarap yüksek metil alkol içeren bozulmuş bir yemek hükmündedir. Bozulmuş yemek nasıl bir insana dokunursa, yine bozulmuş bir meyve nasıl insana zarar verirse. Bozuk bir meyve insana zarar veriyor. O meyvenin bozulmuş suyu da insana zarar verir. Taze, mis gibi üzüm suyu içmek varken ben niye bozulmuşunu içeyim? Bir de çok kötü de kokuyor kokusu. Yani mesela bir şarap içenlerin çok nefesine de etki ediyor. Beni itiyor, çok acayip bir kokusu var. Fakat asıl olan beyinde ve karaciğerde tahribatı. Çünkü karaciğeri müthiş tahrip eden bir madde, beyni tahrip eden bir bir madde ve her seferinde milyonlarca beyin hücresini yok ediyor, her seferinde. Yani çünkü beyin hücresi yıkıldıktan sonra yeniden gelmez bir daha. Yani bir kere yıkılır, bir daha yerine gelmez. Her seferinde beyin hücrelerinin milyonlarcasını yıkıyor her bir bardak içilen şarap. Niye yapılsın böyle bir şey? Cenab-ı Allah onu haram kılmış. Şıra iç, meyve suyu iç. Mis gibi. Ne gerek yani? Evet.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Özdemir İnce, Hocam her gün köşesinde yine İslam karşıtı bir yazı yazıyor. Bu yazısında da, 12 Eylül sonrasında sermayenin Müslümanlar’ın, dindarların eline geçmesini eleştiriyor kendince. Dinin maddi ve siyasi kazanç amacıyla kullanıldığını dine yönelik saygıya uygun olmayan ifadeler kullanarak anlatmış Hocam.
ADNAN OKTAR:“Sermaye dindarın eline geçmiş” mi diyor?
ALTUĞ BERKER: Evet öyle diyor.
ADNAN OKTAR: Bana, dindar olup da zengin olanları bana bir sayın bakayım; kim varmış. Böyle bir şey yok. Yani normal vatandaş, yani Türkiye’de klasik normal vatandaşlar; öyle bir şey yok. Yani benim anladığım anlamda klasik dindar zengin hemen hemen yok gibi bir şey. Varsa bana söylesin, yazsın köşesinde, isim isim yazsın. Yani ben böyle bir şeyin olmadığını söyleyeceğim ona, göstereceğim. Yani doğru söylemiyor. Ateist de değiller. Normal, yani bizim vatandaşlarımızın ortalama bir İslam anlayışı vardır, o. O tarzdadır yani bizim zenginlerimiz, o kadar.
ALTUĞ BERKER: Rahmi Turan, Hürriyet’te Hocam türban konusuna gönderme yaparak günümüzde kadınların eski, çağdışı günlerine geri gönderilmek istendiğini, çarşaflarının içine hapsedilerek köleleştirilmeye çalışıldığını yazmış. Ayrıca türbanlı hanımlar için şöyle demiş; “öcü gibi kapanan kadınları gördükçe onları kasap bıçağına gönüllü olarak koşan koyunlara benzetiyorum” demiş.
ADNAN OKTAR: Çok ağır konuşuyor. Yani bu sertlik, bütün bu takımın hepsinde bu üslup var. Yani bir türlü böyle sevgiyle, şefkatle, nezaketle, incelikle, gönül alıcı bir üslupla konuşmayı bilmiyorlar. Hep böyle kaba, sert, tehditkâr, üst perdeden, yukardan, böyle kaale almayan, kendini büyük gören. Rahmi Turan bizle uğraşması da bunun çok eskidir, şu an biraz sakin. Yani 1986 - 96 arası. Rahmi Turan’ın kızını tanırım ben, bize gidip geliyordu. Uzun süre de gidip geldi, talebemdi. O dönemden bir bana karşı antipatisi oluştu, yani bir öfkesi oluştu. Yıllarca da gelip gitti kızı. Çok sevimli, böyle çok güzel yüzlü bir hanım kızı vardı. O aralar Allah’ım bizim aleyhimize ne yazılar. O zaman kalemine kuvvet, artık böyle aklına ne geliyorsa ama inanılmaz izahlar, akla hayale gelmedik izahlar. O devrin bak yazılarından bir getireyim de bir görün yani. Hemen hemen her gün ama. Yani o kadar uç izahlar ki, yani okuyan insanın inanması mümkün değil. Yani mantık duruyordu yaptığı izahlarda. Sonra gittikçe sakinleşti, bir şeyler oldu. Fakat yine o hızı kesilmedi. Bilinçaltında bu çarşaflı hanımlara karşı, bu kapalı hanımlara karşı bu öfke çok çirkin. Bir avuç başı örtülü hanım var, çok çok da az çarşaflı insan var; onlar da bizim kardeşimiz. Ya o inancı, öyle inanıyor, öyle yaşasın, sana ne? O öyle mutlu oluyor. Yani onu kimse zorlamıyor ki, öyle mutlu oluyor. Sen ne karışıyorsun ona? Yani o başını açtığında mutlu olamayacak, başı kapalıyken mutlu oluyor. Öbürü de başı açıkken mutlu oluyor. Her iki tarafa da karışmamak lazım. Başı açıklara söylenen çirkin üslup nasıl münasebetsiz, akılsızca ve çirkinse ve yakışıksızsa ve çok ayıpsa; aynı şekilde başı kapalı hanımlara yapılan üslup da yakışıksız, ayıp, çirkin ve çok kaba, çok nezaketsiz. Rahmi Dede artık toparlansın dedemiz. Kaç yaşında dedemiz? Bak bakayım.
ALTUĞ BERKER: Tamam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir de o senin akraban olan bayan, ikisine de bak bakayım. Ben sana bir şeyler söyleyeceğim şimdi.
ALTUĞ BERKER: Tamam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şu dedemler artık Allah aşkına emekli olup artık köşelerine çekilsin, şu gençler çıksın ortaya. Nedir bu dedelerden çektiğimiz. Rahmi Dede bir yerden çıkar, Oktay Dedem bir yerden çıkar; çok sertler kardeşim. Ne güzel hanım kız, sokakta bazen görüyorum hakikaten kapalı bir hanım kız utangaç, başı önde gidiyor. Sana ne? Kapatsın. İnancı o, ne karışıyorsun yani? Onlar bir güzellik, bir süs. Başı açık da onlar da bizim bir kardeşimiz, canlarımız tertemizler. İkisi de bizim kardeşlerimiz. İsteyen öyle olur, isteyen öyle olur.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Ahmet Hakan’ın bir yazısı vardı Hocam bugün. Siz bir süredir söylüyorsunuz, üslup hakkında bayağı tavsiyeleriniz olmuştu. O da ona göre gazetecilerin birbirlerine olan hakaretamiz sözlerle kaleme aldıkları yazılara karşı edepli, seviyeli ve adaba uygun bir üslupla cevap verme kararı aldığını yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: İyi, demek ki nasihatlerimiz yerini buluyor, bu çok güzel. Ama söz dinlemeleri çok hoş, yani, maşaAllah. İnşaAllah diğer sözlerimizi de dinlerler de tam böyle doğru yola girerler.
SUNUCU:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Azerbaycan'dan Veliev Rauf; "hayırlı geceler Muhammed Adnan Hocam. İyisinizdir inşaAllah?” Elhamdülillahi ala külli hal, inşaAllah, maşaAllah. "Sayenizde namaza başladım” Vesile oldunuz, vesile olmanızla namaza başladım. "Size çok sevgi duyuyorum" diyor. "Manevi bağım çok güçlü" diyor. "Hocam bilgimi arttırmak için işte bile kulaklıkla sizi dinliyorum. Sizlere hüsn-ü zannım var" diyor. "Azerbaycan'dan size selam getirmişem” Çok güzel, hakikaten Azeri dilinde öyle. Bizler de sizlere selam ediyoruz. Bütün Azerbaycan'da sevdiklerimize, hepsine selam ediyorum. Hepsi benim canım ciğerim onların inşaAllah. Yakın bir zamanda Türküye ile İran’ın arasında bir inşaAllah anlaşma olur. Oradan bir koridor rica ediyoruz. Yani o konuda hükümete dilekçe versinler, yazsınlar. Ahmedinejat'ı ikna ederiz. Şöyle yirmi otuz kilometre genişliğinde bir koridor. Azerbaycan'dan bize bağlasınlar ve pasaportu kaldıralım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Hocam Tansel Çölaşan altmış yedi yaşındaymış, Emin Çölaşan altmış sekiz, Rahmi Turan yetmiş bir.
ADNAN OKTAR: Dedem yetmişi aşmış. Rahmi Dedem Allah aşkına toparlansın artık. Yani ne güzel faydalı şeyler söyleyebilir. Yani hakikaten faydalı olmak istiyorsa, akılcı konuşsa hakikaten etkili olur, okunur da. “Rahmi Turan” deyince insanlar niye tedirgin olsun. Yani niye gerilime düşsün? Sevilsin bu insan, kendini sevdirsin. Oktay Ekşi de kendini sevdirsin. Yani böyle ‘aksi dede’ havasına ne gerek var. Hani aksi dedeler vardır ya sürekli aksilik yapar, bir türlü… Bu Sürahi Hanım var, televizyonda bir dizi vardı, biliyor musun? Orada bir tipleme vardı. Yani sürekli aksi böyle, mesela böyle ters insan tiplemesi. Onları tenzih ediyorum da yani yakışık almıyor. Yani böyle bir ayrı gayrı olmasın. O zaman sözleri de dinlenir. Yani makul olan sözleri o arada kaynamış oluyor. Mesela hakikaten bir gericilik tehlikesi var. Ama gericiliğe öyle bir yaklaşıyor ki, gericiliği güçlendiriyor. Hâlbuki sevgiyle, şefkatle ve akılcı yaklaşmış olsa, Kuran ahlakıyla ve Kuran'la yaklaşmış olsa gericilik mum gibi erir. Öyle yapınca onların ekmeğine yağ sürmüş oluyor, gericilerin. Ve dezavantajlı duruma düşmüş oluyor, mağlup oluyor. Hâlbuki mutlaka bunların ruhunda bir İslam'a, Kuran'a eğilim vardır. Bomboş insan değildirler.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, bir şey yazmışlar ama “d8, d60, d160. Temelin atılması..” “Selamun aleyküm Hocam. Size sorum Erbakan Hocamız’ın projesi olan d8 temelinin atılması Mehdi (a.s.)'ın zuhuru ile ilgili midir? Ayrıca Hocam önceki yıllarda sizi fazla takip ediyordum" diyor, "sizle ilgili yazıları okurdum" diyor, "İslam'ın hizmetçisisiniz" diyor, "İslam'ın hizmetçileri ise bizim başımızın tacıdır. Erbakan Hocamız’ın projesini bu akşamki programda açıklarsanız seviniriz. Allah yar ve yardımcınız olsun. Salim Polat”
Erbakan Hocamız’ın bir tane projesi vardır; Türk-İslam Birliği projesi vardır. Bütün Türklük âleminin birleşmesi, bütün İslam âleminin birleşmesi, Türkiye önderliğinde dünyanın en büyük yapılanmasının oluşması, Türk-İslam Birliği yapılanması oluşması ve dünyadan zulmün, baskının, şiddetin, acının kalkması. Bak NATO zulmü çözemiyor. Avrupa Birliği çözemiyor. Çin çözemiyor. Rusya çözemiyor. Ama Türk-İslam Birliği olmuş olsa, yani zulmün z’si olmaz bak, zulmün z’si olmaz. NATO son derece lakayt zulme karşı, son derece lakayt. Avrupa Birliği zaten çok pasif bir topluluk, hiç etkisi yok. Amerika çok çılgın çıkışlar yapıyor. Mesela gidiyor, mazlumun üstüne saldırıyor. Gücün yetiyorsa, madem öyle delikanlısın hasımın olabilecek adamın karşısına çıksana sen. Mesela Kuzey Kore'ye gidemiyor. Kuzey Kore diyor ki; "arkadaş" diyor, "biz" diyor, "atom bombası yaptık" diyor, "Amerika" diyor, “ey Amerika var mı diyeceğin?" diyor. Amerika'dan tıs ses yok. "Şimdi de bak bir de atom bombası patlatacağım ben" diyor, "senin inadına" diyor. Adam cayır cayır atom bombası patlatıyor. "Var mı diyeceğin?" diyor. Amerika'da yine tıs ses yok. Çünkü biliyor bileğini bükemeyeceğini. Çünkü Kuzey Kore'ye saldırırsa Çin devreye girecek. Amerika'nın da buna gücünün yetmeyeceği belli. Yani Rusya devreye girecek, Çin devreye girecek; Amerika pestili çıkacak. Ama şimdi Irak gariban, Irak'ı Müslüman âlemi bırakmış, Irak sahipsiz. Müslümanlar paramparça olmuş. Sefahat, eğlence, içki, dansöz, şu, bu falan adamlar âlemindeler. Baktı, tamam. Yani hayvan sürülerine mesela bir hayvan saldırırken en zayıf olanını seçiyor. En zayıf hangisiyse gidip onun üzerine çöküyor. Kaçamıyor çünkü. Sonra yine şey yaptığında ondan biraz daha zayıf olanını seçer. Şimdi tabii benzetmek gibi olmasın da, kardeşlerimizi tenzih ederiz. Baktı Irak tamam dişine göre; orayı bir ezdi. Afganistan'a baktı; orası da çok müsait; hep gariban, hep mazlum. Böyle direnecek gibi değiller. Gitti, onların da üzerine çöktü. Kardeşim sen atom bombasından korkuyorsan Çin komünist bir ülke, Allah'ı inkâr eden bir ülke. Adamlarda dünyayı on kere yok edecek atom bombası var. Kabadayıysan git oraya bakalım, Çin'e bir git. Bir söyle bakayım sen de ki; "arkadaş atom bombası imalatını durdur”. “Atom bombası atmasını durdur” Bak senin ağzını, burnunu nasıl birbirine katıyorlar. Böyle bir söz söyleyemezsin sen Çin'e. Ama nerede mazlum varsa gidip üzerine çöküyor. Niye? Çünkü İslam âlemi paramparça. İslam âlemini paramparça yapacak deccalî bir plan uygulandı. O plan halen de devam ediyor Müslümanların birleşmesini engellemek için. İşte Büyük Orada Doğu Projesi adı altında yapılan bu plan da Müslüman’ın Müslüman’ı kırması üstüne kurulu bir sistem. Yani Alevi-Sünni, Şii-Sünni veyahut Vehhabi-Sünni; bunları birbirine çatıştırma üstüne kurulu bir sistem ve kendi içinde orada parçalara ayırmak ve bölmek, yani mevcut bölünmeleri daha da bölümlere ayırıp, küçük küçük parçalara ayırıp, birbirini kırıp geçiren bir sistem planlıyorlar. Buna da birçok Hoca efendiyi alet ediyorlar. Alevi düşmanlığı yapan, Şii düşmanlığı yapan Hocaları alttan alta destekliyorlar ve onlarla ilgili yazılar çıkarıyorlar, kitaplar çıkarıyorlar. Bu körükleme neticesinde vatandaşların bilinçaltında, bir kısım insanlarda muhalefet beliriyor... İdi, dillerini ben koparıncaya kadar. Bak şimdi ağızlarını açamıyorlar. Var mı şimdi Alevi düşmanlığı yapan? Bektaşi düşmanlığı yapan var mıdır? Değil mi, Şii düşmanlığı yapan? Çok nadirdir. Olduğunda akılla, fikirle, bilimle dillerini koparıyorum. Müsaade etmem, inşaAllah.
Evet, Berker Hocam ne yapacağız? Bir dakikamız var. Ne yapalım? On dakika sonra yeniden görüşelim. Öyle mi yapalım?
SUNUCU:Programımıza on dakika sonra kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Programımıza tekrar hoş geldiniz sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bizlere soru ve görüşlerinizi iletebilirsiniz ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden. Ayrıca harunyahya.org ve harunyahya.net adresinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz indirebilirsiniz. Hocam sözü tekrar size bırakıyorum.
ADNAN OKTAR: Hüseyin Bulutan, Kocaeli'nden yazmış; "Hocam" diyor, "ülkücü arkadaşlar olarak sizi seviyoruz" diyor. "Türklerin milli destanı Ergenekon için" diyor, "İddia edilen Ergenekon Örgütü demeseniz de" diyor. Ne sevimli şeyler böyle. Ergenekon tabii ki bizim milli destanımız ama şimdi o mahkemenin başka türlü tanınması çok zor. Yani şimdi biz desek ki; "İddia edilen Şambala Örgütü" desek şimdi anlamazlar. Mecburen diyeceğiz. Şimdi bak Ergenekon ayrıdır, İddia edilen Ergenekon Örgütü ayrıdır. Ergenekon bizim milli destanımızdır; o ayrı, ona kimse laf edemez. Ama iddia edilen Ergenekon Örgütü bir suç örgütü, bir kan dökücü, zalim bir örgüttür. Yalnız bu örgütte yargılanan kişiler iddia edilen Ergenekon Örgütü üyesi değiller. Belli değil bu daha. Yani orada o kişilerin alınmasının bir anlamı yok. Hapis yatanlar, yargılananlar; ben bunları tenzih ediyorum. Ne alakası var? Yargılama biter, mahkeme karar verir, Yargıtay onar, ondan sonra deriz ki; "bu adam iddia edilen Ergenekon Örgütü üyesidir" deriz. O zaman sözümüzün muhatabı olur. Ama şu an hiçbirisi, yargılananların ve tutuklananların hiçbirisi sözümüzün muhatabı değildir. Sadece şüpheli konumundadırlar, o kadar.
ALTUĞ BERKER:Hocam kimse bahsetmezken 98 yılında kitabınızda siz bahsettiniz, Terörün Perde Arkası isimli kitabınızda.
ADNAN OKTAR: Ama yine de ben -kalpleri kırılmasın- “İddia Edilen Şambala Örgütü” diyeyim bari. Çünkü onlar Şambalacı takımı.
ALTUĞ BERKER:Uzun yıllar siz Komünist Derin Devlet Çetesi olarak…
ADNAN OKTAR:"Komünist Derin Devlet Çetesi" dedim. Adı öyle olmasına rağmen adını kullanmamıştım. Adını bir kere geçirdim de, yani ilmi açıdan geçirdim. Fakat bak tekrar söylüyorum, Ergenekon bizim milli destanımızdır. İddia edilen Ergenekon Örgütü ayrı bir zulüm örgütlenmesidir. Ama biz buna iddia edilen Şambala Örgütü adını koyuyoruz. Ama yine de hatırlatmak için tabii gönderme yapmak durumundayız. Şambala kimse anlamaz.
"Muhterem Muhammed Adnan Hocam, Allah'ın selamı üzerinize olsun" diyor. Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. "Hocam sizi zevkle izliyorum. daha kısa bir süre önce sizin hakkınızda olumsuz düşünürken araştırmalarım ve kalbimde yakinen oluşan bilgi doğrultusunda size karşı Allah aşkıyla ve sevgiyle muhabbet duyuyorum" diyor. "Hocam" diyor, "Cübbeli Ahmet Hocamız’ı çok sevdiğim halde ve yine aynı cemaatte ve bu topluluğa mensup olmama ve yıllarca medrese eğitimi almış olmama rağmen Cübbeli Hoca Efendi’nin hatalarını, sizin haklı yanlarınızı fark etmeye Allah bu fakiri muvaffak kalmıştır, elhamdülillah. Hocam ben yıllardır sarık takan, cübbe giyen ve medrese tarzı ilim almış biri olarak başarı elde edemedim" diyor. “Tebliğ açısından” diyor parantez içerisinde. "Hocam kıyafet tarzımı değiştirme kararı aldım. Bundan sakınca var mıdır benim için? Sizin talebeleriniz arasına katılma kararı verdim, inşaAllah. Eşimin de çarşafını da çıkarma kararı aldık" diyor, “inşaAllah. Çünkü biz de yıllardır; ‘herkesle konuşmayın’, ‘toplumdan ayrı durun’, ‘Allah için buğz’ gibi düşünceler aşılanıp durulmuştur. Biz buna bir son vermek istiyoruz Hocam. Sizin görüşlerinizi almak istedik, inşaAllah. Sevgi ve saygılarımla. Ahmet” Almanya'dan, Dortmunt'tan yazmış. Şimdi bana karşı sevgin, Allah'a karşı sevgin çok güzel. Allah sevgini arttırsın, muhabbetini arttırsın. Bizden ilmi olarak istifade etmen çok güzel, internetten, kitaplarımızdan. Bizim anlattığımız tebliğ tarzını alman çok güzel. Hakikaten başarılı yani dünya çapında. Ben detay vermiyorum ama yani hakikaten baş döndürücü dünyadaki etkimiz. Allah'a çok şükür, elhamdülillah. Yani bütün Avrupa ülkelerinden gece gündüz yani binlerce haber geliyor. Yani ben de hayret ediyorum. Baş döndürücü bir yayılma var. Ve kitaplar, eserler, filmler benim umduğumun çok çok üstünde etkili oluyor, elhamdülillah. "Kıyafet tarzımı değiştirme kararı aldım” Dışarıda zaten sarık olmaz ama namaz kılarken olur. Yani evinde olur, dışarıda olmaz. Yani tebliğ için güzel olur, yani ona tamam. Almanya’da daha etkili olabilirsin. Yani böyle normal, klasik bir kıyafet. Dışarıda zaten sarık olmaz. Almanya’da serbest mi sarık?
ALTUĞ BERKER:Allah-u alem Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Serbest galiba.
ADNAN OKTAR:Serbestse giysin canım. Allah Allah. Bir şey olmaz. “Eşimin de çarşafını çıkarma” Ben bir kere çarşafı çok beğeniyorum. Yani çarşafın çıkması diye bir konu yok, bayağı güzel. Giysin. Niye? Çarşaf hanımlara çok yakışıyor maşaAllah, giysin. Ellemesin kardeşimizin canı nasıl istiyorsa o şekilde yapsın. Ama ben çarşafı beğeniyorum. Ama “yıllardır bize ‘herkesle konuşmayın…’” “herkesle konuşmayın” derken; adam abuk subuk konuşur, hakaret edebilir, ters konuşabilir; o anlamda demişlerdir “konuşmayın” diye. Yani öyle, yani illaki hiç kimseyle konuşmayın anlamında dememiştir. Çünkü bilgisi azdır falan, insanların çoğu yani Almanya’da psikopat çıkıyor. Almanları tenzih ederim ama işin doğrusu bu. Ters, yani ne yapacağını bilemeyiz ki biz tanımıyoruz, yani Türkiye’de olsa tamam da. Başları belaya girmesin diye belki. “Toplumdan ayrı durun” yine belki olay çıkmasın, iş çıkmasın diye demişlerdir zannediyorum. Yani iyi niyetle demişlerdir bunu. “Allah için buğz” yani tabii ki anormallik yapana Allah için buğz edilir. Buğz edecek tabii ki. Bunlarda bir şey yok. “Biz buna bir son vermek istiyoruz” Yok, son verme. Ama sosyal olmak iyidir, yani insanlarla tanışmak lazım. Yani mesela iyi insanlarla sohbet edilir, konuşulur. İnançlarına saygı duymak lazım. Onları şefkatle değerlendirmek gerekiyor, anlayışla değerlendirmek gerekiyor, sinirlenmeden değerlendirmek, inatlaşmamak, zıttına zıttına gitmemek, akılcı ve bilimsel delillerle yaklaşmak. Şimdi, kardeşimiz şunu değiştirsin; Cübbeli’nin hurafelerini anlatmasın. Hurafeyle dini tahrip eder. Hurafeyi bıraksın iyilik yapacaksa ki, yapmak istiyor kardeşim. Kuran’a sıkı sıkıya sarılsın. Asr-ı Saadet Müslümanlığını esas alsın. Bizim kitaplarımızı okusun. Risale-i Nur Külliyatı’ndan istifade etsin. Ama coşkun bir sevgiyle, yani aşkla yaklaşsın insanlara karşı, merhametle yaklaşsın; böyle çok güzel olur inşaAllah. Ama Allah kalbine bayağı bir sevgi koymuş gördüğümüz kadarıyla kardeşimizin, bu çok güzel. Yani sevgi dünyanın en etkili silahıdır. Yani mesela bak, kardeşimiz diyor ki, demin okuduğum soru;
“Selamün aleyküm Muhammed Adnan Hocam” Aleyna ve aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Öncelikle Allah gücünüzü artırsın ve manevi halinizi hızlandırsın diye dua ediyoruz. Benim merak ettiğim; İsrail şu girdiğimiz Mehdi (a.s.) asrında kitle imha silahlarını kullanmak gibi bir delilik yapabilecek midir? Müslümanlar daha ne kadar çekecek? Cevabınızı bekliyorum inşaAllah” diyor Mehmet.
Şimdi, atom bombası sevgi dolu insanlara karşı kullanılamaz. Yani, sevgi silahı olan insanlara atom bombası kullanamaz. Dünyada, hiçbir devlet kullanamaz. Ancak, Müslümanları birbirine düşürür de Müslümanları nefret; hani bir yobaz şeyi vardır, karikatürlerde olur; devrik gözlü, elinde sopayla böyle, meşhurdur böyle, fırça gibi böyle, hırlar böyle hayvan gibi; öyle mahluklar oluşturulursa o zaman atom bombası kullanır adamlar. Adamlar da “oh olsun” der yani atıldığında. Ama sevgi dolu, şefkatli, nezaketli, tertemiz, kaliteli insanların olduğu bir topluma kimse atom bombası atamaz. Atom bombası Allah’ın kontrolündedir; İsrail’in kontrolünde değil, Amerika’nın kontrolünde değil. Her atom bombasını Allah atar, Allah yaratır. Allah’ın yaratmasıyla oluşur atom bombası. Atom bombası yapacak ne gücü olur? İnsanlar gölge varlıklardır. O yüzden, Allah aşkıyla yanan toplumlarda hiçbir şey olmaz. Allah sevgisinin olduğu toplumlarda hiçbir şey olmaz. O coşkuyu yaşamak, sevgiyi yaşamak, herkesi kucaklayan bir ruhta olmak. Ama mesela “buğz” diye yani mesela benim başı açık kardeşlerime bir nefret duyuyorsa bu nefret edilecek bir harekettir, işte bu çok çirkin. Başı kapalılara karşı nefret duyuyorsa bu da nefret edilecek bir harekettir, bu da çirkin. Bunlar hepsi benim canlarım, tertemizler. Başörtülüler, çarşaflılar, açık olanlar birbirinden güzel, Allah’ın güzel tecellileri. Allah ona onu nasip etmiş, Allah ona onu nasip etmiş, Allah ona da onu nasip etmiş. Hepsinde hayır var. Hepsinde bir güzellik var. Hepsine hayır gözüyle bakacaklar. Dolayısıyla gönlü rahat olsun. Mehdiyet devrinde atom bombası işlemez. Öyle bir konu yok yani inşaAllah. Kimse atom bombası atamaz. Yani eli döner, böyle ta ensesine doğru dolanır. Atom bombasına yönelik bir çalışma yaptığını düşünelim; atom bombasının patlaması için mesela bir düğmeye basacaksa, o kol dolanır dolanır ta ensesine kadar gelir; öyle bir şey yapamaz. Müthiş bir korku salar. Yani onların hepsinin başında bekleyicileri var, öyle bir şey yapamazlar. Allah isteyince yapılır. Mesela Irak’tayken olan olayların hepsini yaratan Allah’tır ve hikmetle yaratır. Bak, Irak’ın baştan sona hepsi dindar oldu. Daha önce böyle miydi?
ALTUĞ BERKER:Hayır.
ADNAN OKTAR:Baas, Arap Sosyalizmi, Arap Komünizmi hakimdi. Ateizm en yaygın düşünceydi. Esrarlı nargile içip, alem yapıyorlardı. Bakın, bu olaydan sonra evliya gibi oldular. Bayağı düzeldiler. Bütün üslup düzeldi, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Tabii.
ADNAN OKTAR:Seyyid Salih Özcan Hocam’ın konuşması Nur talebeleri arasında muazzam sansasyona sebep oluyor.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah, vesilenizle Hocam.
ADNAN OKTAR:Seyyid Salih Özcan Hocam’ın konuşmasını bir daha dinletelim. O çok hayati. Çünkü mesela bir Nur sitesinde “belki de” diyor, “dedikleri doğrudur” diyor.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Belki dedikleri doğrudur” Şimdi bu iyi. Bunu demişler yani; “belki de dedikleri doğrudur” diyor. Ki tabii bu çok ayıp, yani bu hale düşmüş olmaları. Çünkü Bediüzzaman’ın sır katibi ve mutlak vekilidir, mutlak vekili. Yani Risale-i Nur’un yürüyen hali bu kişiler, insan halleri yani inşaAllah. Risale-i Nur’u ezberden bilen insanlar. Ve bunlar bizzat kendileri yazmışlar. Bediüzzaman bunların yanında yazdırmış. Mesela o 1400’le ilgili kısmı söylerken; “1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib zannetmişler”, “bir noktaya bakıp yazıyordu” diyor, “Bediüzzaman. Bir noktaya bakıp yazdırdı” diyor. Tashih, düzeltme yapmak gerektiğinde; “sakın yapmayın, bu şekliyle kalsın, geldiği şekliyle kalsın” diyor ilham olduğu için, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR: Hocamı dinleyelim.
VTR
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bakın, Bediüzzaman vasiyetinde ne diyor? “Aziz, sıddık kardeşlerim ve vârislerim, ecel gizli olmasından, vasiyetname yazmak sünnettir. Benim metrûkâtım ve Risale-i Nur’dan olan benim hususî kitaplarım ve güzel ciltlenmiş mecmualarım ve sair şeylerimin bütününü, Gül ve Nur fabrikaların heyetine, başta Hüsrev ve Tahirî olarak o heyetten on iki kardeşim” bakın, “on iki kardeşim” bunlar mutlak vekilleri, Bediüzzaman’ın sır katipleri, “on iki kardeşim Abdülmecid, Zübeyir, Mustafa Sungur, Ceylân, Mehmed Kaya, Hüsnü Bayram, Rüştü, Abdullah, Ahmed Aytimur, Âtıf Tillolu, Said Mustafa, Mustafa ve Seyyid Salih” şimdi bu konuşan mehterem Hocamız. “Kahraman kardeşlerime vasiyet ediyorum. Onlara bırakıyorum ki, emr-i Hakk olan ecelim geldiği vakit, benim arkamda o metrûkâtım, benim bedelime…” Bakın, ne diyor Seyyid Salih Özcan Hocamız için? “o sadık ve mübarek ellerde” yani kitaplarını onlara bırakıyor. “O sadık ve mübarek ellerde hizmet-i Nuriye ve imaniyede çalışsın ve istimal edilsin” kullanılsın. Şimdi bak, bu mübarek hayatta kalan altı kişidir, onlardan bir tanesidir. Sungur Ağabey de dâhil. En yetkili ağızdır. Bak, açık açık söylüyor; “Mehdi (a.s.) şahıstır” diyor, “şahs-ı manevi değildir” diyor ve “Hz. İsa (a.s.) gelecek, onunla beraber namaz kılacaklar” diyor.
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR:“İslam ahlakı o zamanda hakim olacak ve Müslümanların reisi olacak” diyor. “Mehdi (a.s.). Ve üç görevin üçünü de yapacak” diyor. Hem şeriat, hem siyaset, hem diyanet; hepsi. “Üç görevin üçünü de yapacak” diyor.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Manisa’daki ilk dershanenin açılmasını anlatıyor. İsmail Hakkı Zeyrek diyor ki; “burada ders yapılmasını ilk teşvik eden kişi Salih Özcan Ağabey’dir. Üstad’ı sık sık ziyaret ederdi, Bediüzzaman’ı. Buraya da gelip gidiyordu, Manisa’ya. Dersleri onun teşvikiyle başlattık. 1954 yılında ilk dershaneyi büyüğümüz olduğu için babama açtırdık” diyor.
Cevat Çağrı diyor ki, son şahitlerden, “yeni basılmaya başlanan Sözler’in” Bediüzzaman’ın ‘Sözler’ isimli büyük kitabının, “formalarını Salih Özcan ve Sait Özdemir ile birlikte Emirdağ’a götürmüştük. Kendilerinin yanında ve hizmetinde Mehmet Çalışkan da vardı. Bana ilk defa Salih Özcan vesile oldu” Üstad’ı görmesine Salih Özcan vesile olmuş, Salih Özcan Ağabey, Seyyid Salih Özcan.
Evet, yani mutlak vekili olması çok önemli bir delildir inşaAllah. Çünkü Bediüzzaman her yönden güveniyor onlara, her yönden inşaAllah.
Salih Özcan anlatıyor; “Atıf Ural, Mustafa Türkmenoğlu, Tahsin Tola, Said Özdemir bir araya geldik. ‘Risaleleri basalım’ diye istişare ettik. Said Özdemir; ‘Üstad izin vermez’ dedi. Üstad’ın bana çektiği telgrafı göstererek izin verdiğini söyledim. ‘Öyleyse hep beraber basalım’ dedi” diyor. Bediüzzaman’ı ikna eden de yine Seyyid Salih Özcan’dır. Seyyid Salih Özcan Hocamız’ın verdiği söz üzerine, yani “Kuranî harfleri de öğreneceğiz Üstadım” diye verdiği söz üzerine basılmıştır. Yoksa Bediüzzaman Latin hurufuyla bastırtmayı kabul etmemişti.
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, “‘Üstadım Risaleler yetişmiyor, Risale-i Nur’lar yetişmiyor; Latince basalım’ dedim. Üstad; ‘Hatt-ı Kuran unutulur’ dedi” Yani, “‘Kuran harfleri unutulur’ dedi” Seyyid Salih Özcan Hocam’a diyor. “‘Unutulmaz Üstadım’ diye ısrar edince izin verdi” Bakın, bir tek Seyyid Salih Özcan Hocam’a karşı bir kabul yönü var Bediüzzaman’ın. Yoksa hiçbir kimse de kabul etmemiş. “İlk olarak İhlas Risalesi’ni bastık. İki tanesini Üstad’a, iki tanesini de Diyarbakır’da Mehmet Kayalar’a gönderdim. Bunun üzerine Üstad bana; ‘Perdeyi yırttın’ diye memnuniyetini dile getiren bir telgraf çekti” diyor. Seyyid Salih Özcan Hocamız’a, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, Tarihçe-i Hayat’ın yazılmasında da öyle. Diğer ağabeyler Seyyid Salih Özcan Hocamız’ı çağırıyorlar ki “sen alabilirsin Üstad’dan izin” diye “ancak”. Öyle oluyor.
ADNAN OKTAR:Evet. Bu ‘Tarihçe-i Hayat’ isimli büyük bir kitap var. Onun yazılmasında da yine aracı olan Seyyid Salih Özcan Hocamız’dır. Üstadın en sevdiği, en nazının geçtiği talebelerinden inşaAllah. Ki yani Zübeyir Ağabey de Mehdi (a.s.)’nin geleceğini söylüyordu.
ALTUĞ BERKER:Tabii.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.) olmadığını, beklenen gerçek Mehdi (a.s.) olmadığını, asıl Mehdi (a.s.)’nin, büyük Mehdi (a.s.)’nin ilerde çıkacağını Zübeyir Ağabey de söylüyordu ve Hüsrev Ağabey de söylüyordu, tabii. Mehdi (a.s.)’yle ilgili Bediüzzaman’ın Beşinci Şualar’da anlattığı, ‘Şualar’ isimli kitapta, ‘Beşinci Şualar’ kısmında anlatılan izahlar Nur talebelerinin imanlarının derinleşmesinde çok önemli bir delildir. Yani o bütün İslam’a, Kuran’a bakışlarında çok önemli, adeta bir inkılâp meydana getiren bölümdür. Çünkü birçok hadis insanlar tarafından -hâşâ- hurafe biliniyordu. Sonra Bediüzzaman onlara şerh edip, açıklayınca; bir de baktılar ki, çok büyük mucizeler anlatmış Peygamberimiz (s.a.v.). Yani o şifreleri çözdü Bediüzzaman. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in şifreli olarak anlattığı, Ahir zamanda çıkacak olayları Beşinci Şua’da bitamâmiha, tam anlamıyla görünce nefesleri kesildi Nur talebelerinin. Fakat sonradan Bediüzzaman’a sevgi adına Bediüzzaman’ın verdiği o büyük müjdeyi şeytanın oyunlarıyla örtbas ettiler bir kısım kardeşlerimiz. Yani mesela Mehdi (a.s.)’nin çıkışı dünyanın kurtuluşu için çok hayati bir konu iken, Mehdiyet’i öldürmeye çalışmaları hayati bir görev, yani takva bir Müslüman’ın yapması gereken bir görev haline getirdiler. Bak, Mehdiyet’i yok etmeyi, Mehdiyet’i örtbas etmeyi; Mehdi (a.s.)’nin gelişini müjdelemeyi bir küfür alameti gibi, bir fitne alameti gibi gösterip şeytanın damına düştüler. Ve şeytanın etkisi ile İttihad-ı İslam’ı anlatmaktan vazgeçtiler, Türk İslam Birliği’ni anlatmaktan vazgeçtiler ve daha da vahimi, yani Mehdi (a.s.) konusundan daha vahim olmak üzere; üç Kuran ayeti ile belirtilen Hz. İsa (a.s.)’nın gelişini de inkâr ettiler ve örtbas ettiler. Yani dediler ki; “Hz. İsa (a.s.) vefat etti. Gömdük onu” dediler. Ve Hz. İsa (a.s.)’yı da yok etmek ve gelişinden tedirgin olan, gelişinden -hâşâ- öfke duyan, gelişinden rahatsız olan bir ruh ve felsefeyi ve inancı yaydılar. Ve Risale-i Nur’a çok büyük bir oyun oynamış oldular. İslam âlemine, İslamiyet’e karşı çok büyük bir oyun oynamış oldular. Ve büyük bir zarar verdiler. Çok büyük bir tahribat yaptılar. Yüz elliye yakın Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizesini örtbas ettiler ki, Ahir zamanda olan mucizesini. Yani normalde eğer bu Avrupa’da televizyonlarda, radyolarda gündeme getirilmiş olsa yer yerinden oynar. Yüz elli mucize. Bunların hepsini örtbas ettiler güya Bediüzzaman’a sevgi adına. Bediüzzaman bunları görse yüzlerine tükürür, lanet eder, lanetler onları. Çünkü Bediüzzaman’ı yalancı çıkardılar, hâşâ. Onu yalancılıkla itham ettiler. Yani tahkiye yapmakla itham ettiler. “Yüzlerce sayfa size yalan söyledi” dediler. “Niye yapıyorsun bunu?” diyoruz. “Bediüzzaman’ı seviyoruz da onun için” diyorlar. Sen Bediüzzaman’ı sevmiyorsun. Bediüzzaman’ı sevmiyorsun. Bediüzzaman’ı sevsen Bediüzzaman’ı takiyyecilikle suçlamazsın. Korkudan yalan söylemekle suçlamazsın. Onun dürüst ve samimi ifadelerini, Resulullah (s.a.v.)’ın hadislerine uygun olan birebir anlatımlarını kökten reddetmezsin. Deccalın büyüsü beyinlerini kapladı bu insanların. Deccal bunlara hipnoz yaptı. Manyetik alanın içerisine aldı bunları ve Büyük Ortadoğu Projesi’nde Müslümanların birbirine kırdırılması, Nur talebelerinin bölünüp parçalanması projesinde en önemli silahı deccal ele geçirmiş oldu. Deccalın en korktuğu Mehdi (a.s.)’nin çıkmasıydı. Bizzat Nur talebelerini eliyle Mehdi (a.s.)’nin çıkışını engelleyecek en yoğun faaliyete girdiler. Yine deccal orduları bizzat Bediüzzaman’ın müjdelediği, Resulullah (s.a.v.)’ın açıkça hadislerde belirttiği ve Kuran’da ayetlerle belirtilen, üç ayetle belirtilen Hz. İsa Mesih (a.s.)’in, Meryem oğlu Mesih (a.s.)’in inişi müjdesini ki, dünyanın kurtuluşudur bu, çok büyük bir müjdedir; bunu da deccal, Nur talebelerine örtbas ettirdi ve gizlettirdi. Nur talebelerini kullandı deccal ve hipnoza soktu onları. Zehir küçüktür ama etkisi çok büyük olur. Bunu yapan on tane Nur talebesidir en fazla. Ama çok büyük tahribat yaptılar. On kişidir bunları yapanlar, yani beş on kişi. Ama tahribatları çok çok şiddetli oldu. Fakat bu da bir kader de olan olaydır. Çünkü Mehdi (a.s.)’nin gizlenmesi için Allah onları vesile etti. Ama günahları boyunlarına şu an. Bediüzzaman’ı yüzlerce sayfa yalan söylemekle itham ettikleri için Bediüzzaman’la Ahirette hesaplaşacaklar. Bediüzzaman’ın bu açıklamalarını nasıl anlatacaklar, nasıl izah edecekler çok merak ediyorum. Bu Kuran ayetlerini nasıl örtbas ettiklerini Allah’ın huzurunda anlatacaklar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in yüz elli tane mucizesi, Ahir zamanda oluşan mucizesini nasıl örtbas ettiklerini anlatacaklar. Sırf Mehdi (a.s.) korkusundan, sırf işimiz gücümüz dağılır, holdinglerimize zarar gelir, kurduğumuz sistem bozulur, küçük olsun ama bizim olsun mantığından Müslümanları mahvedip, Müslümanların savunmasını kıranlar Ahirette bunun hesabını verecekler. Sayıları on da olsa, elli de olsa bunun hesabını verecekler, inşaAllah. Ama Nur talebelerinin yüzde doksan dokuzu çok uyanık ve yamandır, maşaAllah.
Fatma Hanım yazmış. Dortmund, Almanya’dan yazıyor. “Selamün aleyküm” aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Muhammed Adnan Hocam. Sevgili Hocam o tatlı, güzel ve sevecen üslubunuzla bu akşam yine evimizi güneş gibi aydınlattınız. Eşimle birlikte sizi her akşam izliyoruz, dinliyoruz, ders alıyoruz inşaAllah. Allah’a öyle şükrediyoruz ki” Şimdi o hüsn-ü zannın güzel de şöyle diyelim; “Allah’a öyle şükrediyoruz ki, sizleri görmekle bizi şereflendirdi” O şekilde düzeltelim. “İnşaAllah size layık talebe oluruz mübarek Hocam. Sizi görünce Resulullah (s.a.v.)’ı hatırlıyoruz” Elhamdülillah. “Heybetiniz, asaletiniz, mübarek yüzünüzün nuru bizleri size daha da çok hayran bırakıyor. Size karşı duygularımı çok anlatmak istiyorum ama sayfalar yetmez. İstanbul’a gelince ilk sizin yanınıza gelip şefkatli, tebessümlü, yakışıklı yüzünüzü görmek istiyoruz. Allah’a emanet olun Muhammed Adnan Hocam” Fatma Hanım bekliyoruz, buyurun gelsinler. Çok sevimli böyle aileler geliyorlar, çok acayip coşkulular maşaAllah.
“Selamün aleyküm Hocam. Size sorum” aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü “Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametleri ile ilgili. Henüz vuku olmamış alametler var mıdır? Eğer varsa bunlar nelerdir? İnşaAllah. Fransa’dan Murat Bozan. Allah’a emanet olun. Sevgi ve saygılarımla” Murat Kardeş bak, ben sana bir örnek vereyim de oradan anla. Ben evde oturuyordum, konuşuyorduk. Bizim çocuklar geldiler; “Hocam” dediler, “işte şurada şu haber var. Burada ilginç bir şey var” dediler, “bir kuyruklu yıldız çıkmış Hocam” dediler, “iki uçlu” dediler, “böyle uç tarafından da ışık saçıyor” dediler. “Aa ilginç” dedim. Ama görür görmez anladım. “Biraz detaylı bilgi verir misiniz bununla ilgili?” dedim. Baktım, bütün kuyruklu yıldızların ter istikamette, yazı o yönde ve “çok parlak” diyor. Hemen İmam-ı Rabbani’nin ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi aklıma geldi. Hemen o anda bir mucizenin oluştuğunu anladım. Ondan sonra biz dünyaya bunu açıkladık. Kimsenin haberi yok. Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizesi meydana gelmiş. İki uçlu kuyruklu yıldız, binlerce seneden beri beklenen bir olaydı bu. Bilim dünyası da olayı örtbas etmeye çalıştı, birçok kişi de örtbas etmeye çalıştı. Biz bütün açıklığıyla dünyaya bunu duyurduk. Yani bu tarzda oluyor. Hiç ummadık bir olaydan olay ortaya çıkıyor. Bediüzzaman diyor ki; “ancak” diyor, “tahakkukundan sonra ilimde rasih olanlar” diyor, “Allah-u âlem ve bilsevap diyerek, bu gizli hakikatleri ihsar ederler (açıklarlar)” diyor. Gizli oluyor. Yani çoğu gizli oluyor. Ama beklediğimiz birkaç alamet daha var; onu da özel bir sohbette söyleyeyim. Gelsin kendisine söyleyeyim. Yani alenen söyleyemem, inşaAllah. İnşaAllah.
Sibel Berk; “esselamü aleyküm ve rahmetullahi berekatühü Muhammed Adnan Hocam. Daha önceki yayınlarınızda; ‘Mehdi (a.s.)’yle ilgili yeni edindiğim bilgilerde fiziki çok detaylı bilgiler bize ulaştı’ dediniz, ‘bu fiziki alametleri sonra anlatırım’ dediniz ama anlatmadınız. Ne zaman anlatacaksınız?” Demek ki anlatmayacağım ki, anlatmıyorum. Öyle şekerler ki meraktan böyle artık. Sevimli Sibel, biraz bekle inşaAllah. Ben has bazı yakın kardeşlerime söyledim. Yani yakın tanığım kardeşlere söyledim. Öyle üç tane hadis var ama şimdi söylesem biraz olmaz. Yani alenen söylemem ama özel bir sohbette olursa söyleyebilirim, inşaAllah.
“Selamün aleyküm Muhammed Adnan Hocam. Sizi çok ama çok seviyoruz inşaAllah. Türk-İslam Birliğini istiyoruz. Bunun için facebookta faaliyetimiz var. Bir de ilk defa şiir yazdım, beğenirsiniz inşaAllah” diyor. Çok şekerler maşaAllah. Mustafa Aslantaş. Evet, güzel bir şiire benziyor inşaAllah. Ama bazen şiirlerinde çok coşku ile giderken bazen ağır sözler ediyorlar, onun için şiiri düz okuyamıyorum, temkinli okuyorum inşaAllah.
Nur talebesi kardeşlerimizi uyandırsınlar bakın, Beşinci Şua nasıl onların imanlarını tahkiki hale getirdiyse, nasıl imanın tahkiki olmasında çok önemli bir yeri varsa Beşinci Şua’nın; çünkü Resulullah’ın hadislerinin birebir çıktığını, Cenab-ı Allah’ın sıcak takibini gördüler. Yani bin dört yüz seneden beri bağın büyük bir intizamla devam etiğini gördüler. Ve çok büyük bir mucizedir Bediüzzaman’ın dediklerinin aynısıyla çıkması. Kardeşim, o kısma kadar kabul ediyorsun, ondan sonraki kısmı niye kabul etmiyorsun canım kardeşim? O zaman Beşinci Şua’daki dediklerinin tamamı o zaman sen takiyye olarak göreceksin, onlar da taktikti o zaman. O zaman Beşinci Şua’daki anlatımların tamamı taktik ve -hâşâ- yalan. Yalan olmayacağına göre, Beşinci Şua’yı kabul ettiğine göre diğerleri de o yüzlerce sayfa da onun devamı. Orada ona güveniyorsan ki, Beşinci Şua’da da zaten “Mehdi (a.s.) gelecek” diyor Bediüzzaman, “Hz. İsa (a.s.) gelecek” diyor. E buna rağmen bu sevme adına Bediüzzaman’a ve İslam’a bu kadar büyük zarar vermek, deccalın oyununa gelmek, deccalın emrine girmek farkına varmadan, cahilce, bilmeden; zaten deccal “gel bana uy” demez ki sana, “gel benim askerim…” Senin haberin olmadan, sana sezdirmeden kendi askeri yapar ve sezdirmeden askeri oluyorsunuz, farkına varmıyorsunuz. İttihad-ı İslam’ı istememek, bak, bütün İslam âleminin mahvolmasına, milyonlarca kardeşimizin şehit olmasına sebep oldu ve Müslümanlar akıl almaz aşağılanıyorlar dünyanın her yerinde mahvediliyorlar. Bu zulmü gördüğünüz halde buna karşı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Allah’tan vahiyle bildirdiği çözümü hiç yerine koyup, onu takiyye gibi göstermek, Bediüzzaman’ın takiyyesi gibi göstermek, yalan ve hurafe gibi göstermek çok günah ve çok ayıptır; tahakkuk ettiğini gördüğünüz halde. Bak, Cübbeli ne diyor? “Ölelim, kurtulalım” diyor. Bu da bir oyundur. Bu da bir oyundur. Müslüman’ın ölüp kurtulma konusu yoktur Müslüman için. Müslüman aslanlar gibi mücadele eder. Mehdi (a.s.)’yle müjdeler, Hz. İsa (a.s.)’yla müjdeler. Mehdi (a.s.)’nin safında deccaliyete karşı sevgiyle, şefkatle, akılla, kan akıtmadan, olay çıkartmadan, muhabbetle mücadele verir. “Gidin, kendinizi öldürtün” demiyor Cenab-ı Allah, “gidin, küfre teslim olun, kendinizi mahvettirin, kadınlarınızı, kızlarınızı, çocuklarını deccala bırakın” demiyor. “Onları koruyun, son gayretinizle koruyun, Mehdi (a.s.) taraftarı olun; Allah sizi o şekilde kurtaracak” diyor Cenab-ı Allah, “İsa Mesih taraftarı olun; Allah sizi kurtaracak” diyor. Hz. İsa Mesih (a.s.)’in gelişini, Mehdi (a.s.)’nin gelişini binbir türlü oyunla, binbir türlü teknikle yok etmeye çalışmak şeytanın bir oyunudur. Bunun farkına varmıyorlar, şeytanın oyununa girdiklerini fark etmiyorlar. Beş yüz yetmiş yıl geriye almak, şeytanın oyununa gelmektir, farkına varmadan. “Bin yıl sonra” demek yine aynı şey, “şahs-ı manevi” demek aynı şey, “gelip geçmiştir” demek aynı şey, “ruhtur, görünmez” demek aynı şey, “bir insanın bedenine hulûl etmiştir, görünmüyor” demek yine aynı şey, “hiç yoktur” demek yine aynı şey. Gördüğünüz halde bak, yüz elli hadisle Allah size ispat etmiş, görüyorsunuz, gözlerinizle görüyorsunuz. Ve bütün bunlara rağmen bakın, deccalın bunca engellemesine rağmen İslam çığ gibi gelişiyor. Böyle bir engellemede durması lazım ama katlamalı gelişiyor. Bak, herkes uyanıyor. Herkes oyunun farkına varıyor. Onun için Allah rızası için bu oyuna hiçbir kardeşimiz gelmesin. Benim bir iddiam yok. Ben diyorum; “Allah’ın gariban bir kuluyum. Günahkâr, zavallı bir insanım. Yani benim bir özelliğim yok. Talebeyim ben” Ben “âlimim” de demiyorum. Hoca da değilim. Herhangi bir insanım. Ben, dikkat ederseniz okuyarak anlatıyorum. Yani kaynaktan alıyorum; olduğu gibi aktarıyorum. Resulullah (s.a.v.) ne dediyse onu söylüyorum. Bediüzzaman ne dediyse onu söylüyorum. İslam Büyükleri ne dediyse onu söylüyorum. Bak, Seyyid Salih Özcan Hocam’ın konuşmalarını size dinletiyorum. Yanlışım varsa bana söyleyin. E “yanlışsın” da demiyorlar. Bediüzzaman –hâşâ- “yalan söyledi, takiyye yaptı, taktik yaptı” diyor ve “Bediüzzaman’ı da ben seviyorum” diyor. Kardeşim sen Bediüzzaman’a savaş açmışsın manen, mücadele veriyorsun ve en büyük hakaretlerden birini yapmış oluyorsun. Çok saygısızlık yapıyorsun. Aklını başına al. Bilmeden yapıyorsun, cahilce yapıyorsun, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. “(Yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya kadar mücadele edin” diyor. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, “din Allah'ın oluncaya kadar” diyor -şeytandan Allah’a sığınırım- bak; “din Allah'ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar Allah yolunda mücadele edin” Yani “İslam ahlakı dünyaya hâkim oluncaya kadar mücadele etmeniz farz” diyor Allah. Ya dünyaya bir barış gelse. Kardeşim gazete okuyoruz, her yer felaket haberleri. Sevinç haberleri, bayram haberleri olsun kardeşim gazeteyi açtığımızda içimiz açılsın. Televizyonu açtığımızda ya cenaze görüyoruz, ya bağırtı çağırtı görüyoruz, ya ağlamalar görüyoruz. Her yerde düğün, bayram görelim. Neşeli insanlar görelim. Birbirine sarılan, kucaklaşan insanlar görelim. Kardeş olmuş insanlar görelim. Bilimde, sanatta, teknolojide en yüksek noktaya çıkalım, dünyayı Cennete çevirelim adeta. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sedat ve Serdar kardeşler yazıyor, Bozüyük Bilecik’ten. “Selamün aleyküm” aleyna aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü. “Muhammed Adnan Hocam, biz iki kardeş yıllardan beridir hem Nur Talebesi, hem de sizin talebeniziz, inşaAllah. Heyecanımızı ve mutluluğumuzu inanın kelimelerle anlatamıyorum. Hem Risale-i Nur Külliyatı’nı hem sizin eserlerinizi hem de Kuran’ı sürekli okuyor, dua ediyor ve fiiliyatta her türlü imkan kullanarak Nur talebelerinin Mehdiyet’le ilgili hakikatleri anlamaları için elimizden geleni yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz Hocam, inşaAllah” diyor. Hay maşaAllah. Ne güzel, elhamdülillah. Çünkü bakın deccal telkinle, ısrarlı telkinlerle Nur Talebelerini bu hale getirdi. İnanılır gibi değil. O kadar açık ki Mehdi (a.s.)’nin geleceği. Açık. “Yok, öyle bir şey yok” diyor adamlar. Yani ancak bu büyüyle olabilir yahut şiddetli cehaletle olabilir. Onun için kardeşlerimiz var gücüyle bastırsınlar, bu deccalin büyüsünü kıralım.
“Nur Talebeleri’nin Üstad’a olan aşırı muhabbetleri hakikatler önünde perde olduğunu düşünüyorum. Ve inanıyorum ki Üstad, ‘pişdar bir neferi, öncü bir askeri olduğumu zannediyorum’ dediği gibi biz de diğer bütün Nur Talebeleri bu hakikati hakkıyla kavrayıp, Üstadımız’ın yolundan gidecek ve Hz. Mehdi (a.s.)’ye asker olmak için çalışacaklar ve dua edecekler inşaAllah Hocam” E tabii, Bediüzzaman “pişdar bir neferi, öncü bir askeriyim” demekle gurur yapmıyor da Nur Talebeleri gurur yaparsa bu yakışık alır mı. Koskoca müceddid, koskoca müctehid, büyük alim; “ben onun öncü bir askeriyim, pişdar bir neferiyim” diyor, “o acip şahıs gibi hiçbir cihette olamam” diyor. “Çiçekler baharda gelir” diyor, “biz kışta geldik” diyor, “anladık ki” diyor, “biz bu vazifemizde o kutsi çiçeklere zemin izhar ediyoruz, ortam hazırlıyoruz” diyor, “benim görevim bu” diyor. Nur talebesinin bu ağırına giderse, enaniyetine ağır gelirse bu olur mu? “Biz Mehdi (a.s.) talebesiyiz” diye enaniyetten, büyüklükten, kibirden Allah bir kısmının aklını zayıflattı. Nur talebesi olmak tevazu gerektirir, mazlumluk gerektirir, toplulukla bir olmayı gerektirir. Büyüklük ve azamet, “bütün Müslümanlardan üstünüz”, “biz yüceyiz” mantığını getirmez. Sayıları çok az da olsa bu beş on kişi mutlaka akıllarını başlarına alması gerekiyor. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, o yüzden asıl sahipleri Risale-i Nur’un, Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” diyor Bediüzzaman.
ADNAN OKTAR:Bak, diyor Bediüzzaman; “Risale-i Nur’un asıl sahipleri” diyor, “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri gelir, bu vazifeleri yapar; biz de” diyor, “kabrimizden seyredip, Allah’a şükrederiz” diyor. “Ben o anda vefat etmiş olacağım” diyor. İnşaAllah. “Karşılaştığımız herkese Hz. Mehdi (a.s.)’ye ve İslam ahlakının dünya hakimiyetine ellerinden gelse de gelmese de dua etmelerini ve imanda derinleşmek için mümkün olduğunca iman hakikatlerini hıfz etmelerini anlatıyoruz Hocam, inşaAllah. Heyecanımız ve mücadelemiz ölene kadar artarak sürecek inşaAllah. Sedat ve Serdar” Helal olsun Serdar. Bütün Bozüyük Bilecik’e de selam, oranın koç yiğitlerine, kardeşlerimize, maşaAllah. İman hakikatleri çok önemlidir. İman hakikatleri nedir? Allah’ın yarattığı, kainatta yarattığı, Allah’ın varlığına delil olan her şeyi insanlara göstermek. Kuran’daki Allah’ın mucizelerini insanlara göstermek ve Resulullah’ın yaşayan mucizelerini insanlara göstermek. Bakın yüz ellinin üzerinde mucizesini gördüğünde bir insanın nefesi kesilir. Kelimesi kelimesine aynısı çıkması ne demek? Bölüm bölüm hepsi teker teker doğru çıkmış. Bediüzzaman’ı kollamak adına Bediüzzaman’a karşı savaş açmış oluyorsun ve bilmeden deccalin askeri olmuş oluyorsun cahilliğinden.
Nihal Hanım yazmış; “sayın Hocamız” diyor, evet. Aman aman aman. Ne yapıyorsun sen Nihal? Gözünü yiyeyim. ‘Nihal’ bu kız mı, erkek mi, nedir bu? “Sayın Hocam” diyor, “Türkler zaten tek Tanrı’ya inanmış ve binlerce sene bu inanışı devam ettirmişlerdir. Araplar Türkleri zorla Talkan ve Curcan katliamlarında olduğu gibi katlederek zorla İslamiyet’e geçirmişlerdir. Şamanizm, tek Tanrı inancına dayanan bir inançtır. Türklerin Arapların değiştirdiği İslamiyet’e ihtiyacı yoktur” -hâşâ- “bu konuda Hocamız ne düşünüyor? Tanrı Türk’ü korusun. Saygılar, Nihal” Nihal, sen Türklere en büyük kötülüğü yaptın sen şu an. Mahvettin Türk Milleti’ni sen. Sen bunu dedin mi Türklük kalmaz ki. Sen dinsiz, imansız, komünist bir kitle meydana getirirsin. Mahvedersin. Ne Türkiye kalır o zaman, ne Türkistan kalır, ne Türklük kalır. Sen ne yapıyorsun sen? Bir kere Türkler -bak ne kadar cahil bir üslup kardeşimizde- Türkler, -çok hayati bir konu- hiçbir zor görmeden, severek ve isteyerek Müslüman olmuşlardır. Ne kadar cahil kardeşim. Ne kadar cahil. Ne acı. Savunma savaşlarını zorla Müslüman yapma savaşı zannediyor. Savunma savaşlarıdır bunlar. Ve Türklerin ana özelliğidir; hiçbir şekilde zor kullanılmadan Müslüman olmuşlardır. Tarihi bir gerçektir bu; zor kullanılmamıştır. Ve Müslümanlıkta da ayrıca zor yok; Kuran, ayet var. Allah Kuran’da ayette; “dinde zorlama yoktur” diyor. Hiç kimse zorla Müslüman yapılmaz. Ayıp yapıyorsun, günah yapıyorsun. İslam’a, Kuran’a iftira diyorsun. Böyle bir şey yok. En fazlası, ne diyor? Şeytandan Allah’a sığınırım” Sizin dininiz size, bizim dinimiz bize” diyor; Kuran ayeti bu, Allah’ın ayeti. Kabul etmiyorsa ne diyorsun adama? “Senin dinin sana, benim dinim bana” Dinde zorlama yoktur. Bu konuda da doğru söylemiyorsun. “Şamanizm tek Tanrı inancı” Şamanizm, putperest bir inançtır, batıl bir inançtır. Putlara tapınır. Dağa iman eder, öküze tapar, kayaya tapar; klasik putperest bir inançtır ve bir pagan dinidir, sapkın bir inançtır. “Türklerin Arapların değiştirdiği İslamiyet’e ihtiyacı yoktur” Arapların İslamiyet’i değiştirmesi mümkün değil; çünkü Kuran ortada. Kuran ortada durduktan sonra nasıl değiştiriyor Nihal Kardeş? Nasıl değiştiriyor yani? Niye bizde değiştirememiş İslam’ı Arap kardeşlerimiz? Gelsinler, sıkıysa değiştirsinler bakalım. Ben demiyorum ki “hurafeler yayılmadı”, “yobazlık yayılmadı”; yayıldı. Ama kafasından tutup sürükleyerek zorla hizaya getirdik ve getiriyoruz da. Yobazlığa nefes aldırmayız. Asr-ı Saadet Müslümanlığı, Kuran Müslümanlığı ne yobaz bırakır, ne gerici bırakır, ne Şamanist bırakır, ne satanist bırakır; hiçbir şey bırakmaz. Bu Şamanist, satanist falan; bunları bırakacaksın. İslam’ın, Kuran’ın sıcaklığı ve sevgisi içerisinde, güzel bir iklimde, ecdadının ruhuna uygun bir tavır içerisinde olacaksın. Bak bütün Türkleri, eski Türk Devletleri’ni bir düşünsünler, Osmanlı’yı bir düşünsünler; hep İslam’la, Kuran’la başarı kazanmışlardır, zafer kazanmışlardır. Onları bir araya getiren, büyüten İslam’dır. Fatih Sultan Mehmetlerin, Kanuni Sulan Süleymanların gösterdiği güzel ahlakın kökeni İslam’dır, Kuran’dır. Yani 2010 yılında daha hala kayalara, kafatasına tapan, taşlara tapan bir putperest dine inanıyor olman inanılır gibi değil Nihal. Yani bu sana yakışmadı. Olmaz. Düzeldiğini duyayım. Benim kitaplarımı oku. Benim kitaplarımı baştan sona bir oku, incele. Ondan sonra aklının yatmadığı bir şey olursa yine bana yaz. Ama bu dertten kurtul. Felaketten kurtul. Ne yapmışsın sen. Böyle bir zamanda böyle bir şey nasıl oluyor, Allah’ın hikmeti. Allah hidayet versin. Kardeşlerimize de söyleyelim dua etsinler bu kardeşimize. Allah hidayetini arttırsın, inşaAllah. Evet.
Hollanda’dan Şeyma; “esselamü aleyküm” Sevimli Şeyma, aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü. “Adnan Hocam, sizi Allah için çok seviyorum ve dualarınızı bekliyorum. Hollanda’da yüksekokulda pedagoji okuyan bir öğrenciyim. Çocuklara ve gençlere dinimizin güzelliklerini tebliğ ederken nasıl bir üslup izlemeliyiz ve çocuk terbiyesinde aileler nelere dikkat etmeli? Çocuklarımıza ve gençlerimize nasıl bir eğitim ve terbiye vermeli? Sohbetlerinizde, eserlerinizde çocuk terbiyesine dair konular görüyorum. İstifade ediyorum” diyor, “sizlerden” diyor Hollanda’dan Şeyma.
Çocuk terbiyesinde en dikkat edilecek şey çocuğa saygı duymak ve değer vermektir. Çocuğa geri zekalı muamelesi yaparsan çocuk da sana deli muamelesi yapmaya başlar. Çocuğa saygı duyulması lazım. Değer verilecek, yani büyük bir insan gibi. Otuz yaşında bir insana nasıl davranırsa çocuğa da öyle davranacak. Yani hürmet edilecek, saygıyla ve akıllı konuşulacak. Değil mi yani? Böyle geri zekalı biriyle konuşuyor gibi çocukla konuşursa çocuğun üzerine şeytani bir delilik çöker ve başına bela olur. Bu çok yanlış. Çocuklar bir kere derin sevginin yaşanacağı, Allah’ın güzel tecellileridir. Yani coşkun muhabbet, aşkla sevilir çocuk. Derin sevgiyle sevilir. Ve de meşru isteklerine karşı gelmek… Bazıları der ki; “şımartır” diyor. Şımartmaz kardeşim. Oyun onlar, öyle bir şey yok. Ya çocuk mesela bisiklet istiyor. İstiyor. Al, ne var, ne olur? “Yok, şımarır” diyor. Nereden biliyorsun şımaracağını? İlle ağzına falan vuracak, bağırttıracak çocuğu. Al, çocuk, onda şok sevinç meydana getirir, şok etki meydana getirir; acayip hoşuna gider. Sana sevgisi artar. Saygı duyuyorsan, değer veriyorsan, ona Allah’ı sevdirdiysen, Allah’ın koruması altında olduğunu ona söylediysen. Allah’ın Cennet yarattığını, bizim yeniden hep beraber Cennete gideceğimizi, annesiyle babasıyla da Cennette buluşacağını ona söylediysen. Kötülük yapanları Allah’ın cezalandırdığını söylersen ama cezasında da Allah’ın çok şefkatli olduğunu söylersen. O çocuk nur gibi olur. Dünya tatlısı olur. Zaten Allah’ın güzel tecellisi, zaten İslam fıtratı üzerine oluyorlar. Elinden, yüzünden muhabbet yayılır. Ama işte oradan buradan duyulan entel dantel açıklamalarla çocuk terbiye etmeye kalkarlarsa böyle bilmiş, ukala, ters, saldırgan, çılgın çocuk modelleri meydana gelir. Allah sevgisiyle, Allah’ın ona yarattığı, onun için yarattığı güzel nimetleri ona hatırlatarak Allah’ı sevdirmek. Mesela bak çikolatayı Allah yaratıyor, o güzel elmaları Allah yaratıyor, bu elmanın mesela çekirdeğinde koskoca bir elma ağacının bütün detayları bunun içinde saklı. Bir elma çekirdeğinden, küçücük bir elma çekirdeğinden seksen metrelik elma ağacı oluyor, yetmiş metrelik elma ağacı oluyor; binlerce dal veriyor, binlerce meyve veriyor, binlerce çiçek açıyor. Ne kadar çekirdek? Şu kadar. Bir tane çekirdeği toprağa atıyorsun, sadece zaman, zamanın da bir hızlandığını düşün, mesela otuz senede yetişen bir ağacın otuz saniyede geliştiğini düşün; çekirdeği atar atmaz koskoca bir ağaç oluyor, dev bir ağaç oluyor. E zaman zaten izafi. Bir başka gözde o, atar atmaz toprakta bir anda binlerce meyve veren bir ağaca dönüşmüş oluyor. Bu çok büyük bir mucize. Bunu çocuğa anlatmak, Allah’ın mesela tavus kuşunu nasıl güzel yarattığı, kedideki sevimlilik; mesela “bak bunun tatlılığını Allah böyle yaratıyor”, kuşun renklerindeki bu güzelliği, simetriyi gösterip, kelebeğin kanatlarındaki simetri; “bak çocuğum burada da bir yuvarlak var, aynısı burada da var, değil mi bak? Bir de ‘şeytan’ denilen bir varlık var; o, bunun tam tersini söyler. Bunun tesadüflerle olduğunu söyler. Hiç tesadüfen olur mu bu çocuğum?” diye ona mantık örgüsüyle, aklını kullandırtarak Allah’ın varlığını ona iyice pekişecek şekilde anlatmak lazım. Yani “bu simetriyi nasıl açıklayabiliriz?” diyecek. “Bak, burada da var, burada da var. Burada da var, burada da var. Müthiş bir renk var, müthiş bir güzellik var, müthiş bir estetik ve denge var ve geometri var ve altın oran var” Altın oranı da çok güzel anlar çocuklar. Yani zehir gibiler. Dört yaşında bile anlar. Çok güzel anlatılabilir. Bu şekilde eğitilirlerse ömür boyu dengeli ve tutarlı olurlar. Çok çok güzel olurlar, inşaAllah. Bizim bu konularda çocuklarla ilgili kitaplarımız var. Kardeşlerimiz o kitaplardan istifade edebilirler. Sitemiz de var internette. HarunYahya.Org - net - com sitelerinde kapsamlı sitelerimiz var çocuklarla ilgili. Ne yapalım? Hangi kanaldan devam edeceğiz?
ALTUĞ BERKER:Hocam, TV Kayseri ve Samsun Aks TV’de yarım saat sonra devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR:Tamam.
SUNUCU: Bu akşam ki programımızın sonuna geldik. Bu akşam saat gece yarısından sonra 12.30’dan itibaren programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Samsun Aks TV, TV Kayseri, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Super TV ve Radyo’larından programımızı dinlemeye devam edebilirsiniz. Ayrıca gazeteoku.com, haber58.com, haberhilal.com, islaminesil.com, selamhaber.com, 8sutun.com ve harunyahya.tv adresinden de programımıza devam edeceğiz. Bizi yarın saat 22.00 itibariyle HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Asu TV’den takip edebilirsiniz. Hocam, programımızın sonuna geldik, konuklarımıza da geldikleri için teşekkür ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Biz de sizlere teşekkür ediyoruz.
SUNUCU:Hoşça kalın ve sevgiyle kalın diyoruz. İyi geceler.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Radyo programları
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...