SUNUCU: Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Samsun AKS, Tv Kayseri, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, gazeteoku.com, haber58.com, haberhilal.com, islaminesil.com, selamhaber.com, 8sutun.com ve harunyahya.tv internet sitemizden devam ediyoruz. Hocam buyurun tekrar sözü size bırakıyorum, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne kadar güzel, ne kadar güzel. Efendim, kardeşlerimiz çeşitli sorular göndermişler.
İlhami Ünal kardeşimiz bir yazı göndermiş. “Muhammed Adnan Hocam” diyor “siz Risale-i Nurlar’ı gayet detaylı ve güzel anlatıyorsunuz bizlere. Evet bir kısım Nur talebeleri bilmeden, cahillikle deccalin askeri olabiliyorlar.” Evet bu 5 veya 10 kişiyi geçmez. Çok çok az yüzde 99.99’u çok mükemmel ve çok kaliteli insanlardır Nur talebelerinin, ama deccalin askeri olan ve farkında olmadan deccale hizmet eden veya farkında olarak hizmet eden kişiler de var, bunlar önemli. “Sizin Risale-i Nur konusundaki açıklamalarınız hoşuma gidiyor.” Esas Nur talebeleri Mehdi (a.s.)’nin talebeleri olacaktır. Bunu ben söylemiyorum, bunu Bediüzzaman söylüyor. Bak “Risale-i Nur’un gerçek sahipleri” diyor “Mehdi ve şakirtleri”. Risale-i Nur’u eğer ölçü alıyorsak ama Risalei Nur’u ölçü almıyorsak o ayrı. Risale-i Nur’u ölçü alıyorsak Risale-i Nur’un sahibi de gerçek talebeleri de Mehdi (a.s.) ve talebeleridir, inşaAllah. “Risale-i Nur’u tanıyan kardeşlerimizi aydınlatmanız çok yerinde ve güzel oluyor.” diyor İlhami Ünal kardeşimiz, aydınlatmaya devam edeceğiz. Bu kısa bir dönem değil, yani Nur talebelerini zehirleyen düşünceyi; Bediüzzaman’ı yalancı gösteren, haşa sahte izahlar yaptığını iddia eden düşünceyi, Bediüzzaman’ı takiyyeci olduğunu iddia eden düşünceyi bir anda ortadan kaldırmak mümkün olmaz. Çünkü 30 yıl, 40 yıl uğraşılmış bu sistem oturtuluncaya kadar. Karşıt anlatımların da biraz zaman alması gerekiyor. Ama bana bu konuda çok geniş bir kardeş kitlesinin yardımcı olmasını istirham ediyorum. Bütün mümin kardeşlerim, inanan kardeşlerim, samimi kardeşlerim bu konuda yardımcı olsunlar. Bir de “ya falanca kişi Mehdi (a.s.) olursa” korkusu çok münasebetsizce bir şey. Bu Allah’ı inkar anlamına geliyor, Allah’a güvenmeme anlamına geliyor. Yani çünkü Allah’ın kaderde yaratacağı, yarattığı Mehdi (a.s.) ortaya çıkacaktır. Yani, heves edip kendinin Mehdi (a.s.) olması için gece-gündüz çırpınan tipler değil. Onların da başarılı olmadığını göreceklerdir, bu da Mehdiyetin bir ispatıdır. Yani bakın sahte Mehdilerin yenilgisini göreceklerdir, gerçek Mehdi (a.s.)’nin de galibiyetini göreceklerdir. Çünkü gerçek Mehdi (a.s.)’yi Allah kolluyor sahte Mehdilerin yardımcısı şeytandır, inşaAllah ve onlar mağlup olacaklardır. Bunun derdine düşmesinler eğer Allah’a güveniyorlarsa, ama Allah’a güvenmiyorlarsa Müslüman olmazlar zaten. Gönülleri çok rahat olsun. Yani “ya bir sahte Mehdi çıkar da İslam alemine hakim olursa?’’ diye düşünmek, o zaman sen Mehdi (a.s.)’yi de, İsa (a.s.)’yı da reddediyorsun, Risale-i Nur’u da reddediyorsun, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini de reddediyorsun, Peygamberimiz (s.a.v.)’e de güvenmiyorsun, Allah’a da güvenmiyorsun, hastasın demektir. Eğer Allah’a güveniyorsan, Peygamber (s.a.v.)’e güveniyorsan Allah için Peygamber (s.a.v.)’e ve Bediüzzaman’ın açıklamalarına güveniyorsan gönlün rahat olsun. Sen İttihat-ı İslam’ı ısrarla iste, Türk-İslam Birliği’ni ısrarla iste, Mehdi (a.s.)’nin çıkmasını ısrarla iste, İsa (a.s.)’ın çıkışını, görünmesini ısrarla iste meydana gelen vaka Mehdi (a.s.)’dir. Çıkan kişi İsa (a.s.)’dır, derdine düşme. İttihat-ı İslam olduğunda da gerçek İttihat-ı İslam’dır. “Ya şöyle olursa ya böyle olursa” bu küfür mantığında olur, bu uyanıklık değil bu çok özür dilerim aptallıktır, başka bir şey olmaz, inşaAllah. Nur talebelerinin bölünmüşlüğünü de oturup seyredecek halimiz yok. Bölünmeyi, Müslümanlar'ın bölünmesini de Allah bizlere “seyredin” demiyor, “birleştirin” diyor. “Kurşunla bağlanmış binalar gibi, birleşerek mücadele edenleri Allah sever” diyor. Müslümanların bölünmüşlüğünü kaldırmak farzdır. Müslümanlar'ın birleşmesini sağlamak farzdır. Bölünmüşlüğünü telin etmek, ona karşı mücadele etmek, ona karşı Müslümanları uyarmak en mühim farz vazifelerdendir. “Bu sistem böyle gelmiş böyle gider ellemeyin bizi, rahatımız yerinde” diyebilir kardeşlerimiz. Bak İlhami Ünal çok rahatsız olmuş, diyor ki “Nur talebelerinin bölünmüşlüğü de beni çok rahatsız ediyor.” İlhami Ünal, “Nur talebeleri bir bütündür Müslümanlar'ın bölünmüşlüğü de beni çok rahatsız ediyor.” diyor. Ben de İlhami kardeşe katılıyorum, inşaAllah. Aksi fitnedir, fücurdur. Yani bölünmüşlüğüyle mutlu oluyorsa bir adam, bu fitne olur. Ama işte, “biz İttihat-ı İslam’a hizmet edersek, Mehdi (a.s.) müjdelersek falanca kişiye hizmet etmiş oluruz”. Kardeşim bu çok dangalakça bir izah olur. Allah’a güvenmiyorsan, sen niye “Müslümanım” diyorsun sen? Yani sen Allah için samimi hizmet edeceksin de sahte bir Mehdi sonunda ortaya çıkacak. Böyle bir şey olmaz. Çıkan Mehdi (a.s), gerçek Mehdi (a.s.)’dir. Böyle bir şey olmaz. Bunların derdine düşmesinler. Bakın sahte Mehdi korkusuyla şeytan, Mehdiyete karşı deccal haline getiriyor bazı Müslümanları. Deccalin safında Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele ettiriyor. Diyor ki; “ya sahte Mehdi çıkarsa, ne yapman gerekiyor? O zaman Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele eden var” diyor, “kim?” diyor, “deccal” diyor. “Deccalin safına geç, sahte Mehdileri bertaraf edelim ki ne olur ne olmaz” diyor, “ya sahte Mehdi çıkarsa.” Biz kardeşim Mehdiyeti anlatıp Kuran’ı anlatıp İttihat’ı İslam’ı savunmakla mükellefiz. Sonunda “sahte Mehdi, gerçek Mehdi (a.s.)’yi ayırmakla uğraşın” demiyor bize ResulAllah (s.a.v.). “Ben size gerçek Mehdi (a.s.)’yi çıkaracağım” diyor Allah. Böyle bir korku, şeytani bir korkudur. “Sahte İsa çıkar” diye gerçek Hz. İsa (a.s.)’nın gelişini örtbas edeceğiz. Diyeceğiz ki; haşa “Onu gömdük,” diyeceğiz, veyahut “öldü” diyeceğiz, veyahut “gelmedi” diyeceğiz, veyahut “böyle bir konu yok” diyeceğiz “Kuran’da böyle bir ayet yok” diyeceğiz haşa. Allah’a karşı yalan ve iftirada bulunacak adam. “Niye yapıyorsun bunu?” diyeceğiz. “Ya nolur ne olmaz ya sahte İsa çıkarsa, ne yapacağız o zaman?” Bu şeytanın ve deccalin bir oyunu. Deccal Müslümanları sahte Mehdiler’le, sahte İsalar’la korkutup gerçek Mehdi (a.s.)’nin ve gerçek İsa (a.s.)’nın zuhuru geciktiren bir Müslüman kitlesi oluşturmaya çalışıyor. Bu oyuna kimse gelmesin. Bütün kardeşlerimiz samimi olarak bana bu konuda yardımcı olsunlar, birbirlerine yardımcı olsunlar. Ne ile? Hadisle ve Bediüzzaman’ın açıklamalarıyla ve Bediüzzaman’ın talebeleriyle. Bak Bediüzzaman’ın talebeleri de Mehdi (a.s.)’den yanadır şu an, görüyorlar. Bediüzzaman da Mehdi (a.s.)’den yanadır “Ben onun pişdar bir neferi, öncü bir askeriyim.” diyor. ResulAllah (s.a.v.) zaten müjdeliyor. ResulAllah (s.a.v.)’in bağrına bastığı bir insandır Mehdi (a.s.). Allah, Mehdi (a.s.)’nin yanındadır, Meleklerini gönderiyor Mehdi (a.s.)’ye, Cebrail (a.s.)’i, Mikail (a.s.)’i, İsrafil (a.s.). Mehdi (a.s.)’nin yanında onlar da mücadeleye giriyorlar, Mehdi (a.s.)’ye yardımcı oluyorlar. Onun için böyle şeytani, iblisane, enaniyetli bir ruhla deccalin tarafında olmak çok büyük bir hata olur. Ayrıca diyorum, ben garibanın tekiyim yani, ümmetin en cahillerinden, öğrenci olan bir insanım ben. Yani benim Mehdi’lik iddiam da yok, böyle bir iddiada bulunmayacağıma defalarca yemin ettim ve lanetleştim daha hala bunun üstünde durmak, bu da artık şeytanın oyuncağı olmak olur. Daha hala bu korku içerisinde yani, “ya Hocamız Mehdi (a.s.)’liğini ilan ederse” Kaç defa söylensin yani? Bütün 30 milyonun önünde, 30 milyon kişi bizi izliyor, 30 milyonun üstünde şu an yani 35 milyon yani Pazar günleri daha da yükseliyor, insan bizi izliyor ve defalarca yemin ettim. Nasıl, yeminimden mi döneceğim yani? Böyle bir iddiam olmayacak diyorum, bitti. “Kardeşim” diyor “bu konu, eğer biz Mehdiyet konusunu, evet biz Risale-i Nur’da vardır dersek; sana hizmet ederiz.” diyor. Kardeşim şeytanın oyuncağı olma, aklını başına al. Bana niye hizmet edesin? Allah’a hizmet ediyorsun sen, Kuran’a hizmet ediyorsun, deli misin sen? Aklını başına al, İttihat-ı İslam olunca sen bana niye hizmet edesin? Allah için yapacaksın sen onu. Mehdi (a.s.) çıktığında sen bana niye hizmet etmiş oluyorsun? Allah’a hizmet etmiş oluyorsun. İsa (a.s.)’ı sevmek Allah rızası içindir. Beni sevdiğin için mi yapıyorsun onu sen? . Yani şeytan bir kısım kişilerin ağzından girmiş, burnundan çıkmış. Kulağından girip başka yerinden çıkmış. Yani şeytan böyle bunları ablukaya almış, kavurmuş, beyinlerini uyuşturmuş, hipnoz etmiş, ağızlarından çıkanı kulakları duymayacak hale gelmişler. Kendilerine gelsinler.
VTR-
ADNAN OKTAR:Evet, şimdi bu konu, yani dünyayı saran en ehemmiyetli konu olduğu için, İttihad-ı İslam da en hayati konu olduğu için; ben Müslümanlar'ı acil olmayan konularla meşgul etmek istemiyorum. Yani Cübbeli gibi “İslam'da seks nasıl yapılır bilmem ne” filan gibi boş işlerle uğraşmam. Fıkıh konuları için de Ömer Nasuhi Bilmen'in ilmihalini tavsiye ediyorum. Tefsir okumak isteyen kardeşlerimize Elmalılı Hocamız'ın Elmalılı tefsirini alsın okusunlar. Meal okumak isteyenler Ali Bulaç Hocamız'ın Kuran-ı Kerim ve Türkçe Anlamı isimli mealini okusunlar. Ama Mehdiyet çok hayati bir konudur ve bundan bu kadar korkulması da ayrı bir ehemmiyetli konudur.
ALTUĞ BERKER:Bugün Ebubekir Sifil Hocamız da Bediüzzaman ve Risale-i Nurlarla ilgili bir yazı yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet ne diyor?
ALTUĞ BERKER:Şöyle diyor: Risaleler’de kıyamet öncesinde Hz. İsa'nın nüzuluyla birlikte Hıristiyanlar'ın ve Hıristiyanlık'ın akıbetinin ne olacağının nasıl anlatıldığını incelemiş Hocam. “İki farklı anlatım var” diyor. “Birincisi Hıristiyanlar'ın tasaffi edeceği, dönüşüme uğrayacağı ve Müslüman olacakları ve ortada Hıristiyanlık ve İsevilik nevinde bir din kalmayacağı yönünde. Bir öbüründe ise yine İsevi olarak kalacakları, ancak İslam ile ve Müslümanlarla ittihad edecek bir kıvama ulaşacakları yönünde.” O iki şekilde algılamış Hocam.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman çok açık söylüyor. Yani, “Kuran'a tabi olacaklar” diyor. “Kuran'a tabi olacaklar” diyor, yani Hıristiyanlar, Kuran'a tabi olacaklar, çok net. Orada anlaşılmayacak karmaşık olan bir şey yok. Bir kere, Bediüzzaman bir kere söyledi mi tamamdır o, yani onu defalarca söylemesine gerek yok. O yüzden o konuda bir tereddüt yok. Başka ne diyor Hocam? Sadece bu konuyu mu işlemiş?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah, evet, siz daha iyi bilirsiniz Hocam, inşaAllah, biri de birinin aşaması herhalde o iki farklı algıladı. Öncesi ve sonrası olarak.
ADNAN OKTAR:Hayır, ilk aşamada doğru; Hıristiyanlar adeta bir Müslüman gibi oluyorlar ilk aşamasında yani Müslümanlığı andırıyorlar. Hurafattan ve tahrifattan sıyrılıp gerçek Hıristiyanlığı andırır bir hale geliyorlar, ilk aşaması bu. Son aşamasında da Kuran'a tabi olup Hz. İsa (a.s.)'nın inişiyle, Hz. İsa (a.s.)'nın zuhuruyla tamamen Müslüman oluyorlar.
ALTUĞ BERKER: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Bak Bediüzzaman şimdi bazı Nur talebesi diyen fakat Nur talebesiyle alakası olmayan, deccalin tarafında hizmet eden fakat enaniyet ve kibirden aklı donmuş, kafası donmuş bazı kişiler var. Sayıları 5 ile 10 arasında değişen kişiler. Has talebeleri biz konuşturuyoruz, ağabeyleri konuşturuyoruz. Bunlar meslek edinmişler, Nur talebelerinin içerisine sızmışlar öyle geçiniyorlar Nur talebesiyiz diye geçiniyorlar. Yani hayatlarını öyle idame ettiren tipler. Şimdi onlara Mektubat sayfa 411 ve 412'de Bediüzzaman ne diyor:
“Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında” bu yeni oldu “elbette en büyük bir müçtehid, en büyük bir müceddid, hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek.” “Bir zat-ı nurani”, “bir” kelimesini niye çarpıtırsınız? Bütün Müslümanların gözünün önüne baka baka alenen yalan söylersiniz değil mi bak, “bir zat-ı nurani”, burada nerede şahs-ı manevi? Yani en aklı kıt adam bile bunu anlar. Müslümanlar'ın gözünün içine baka baka Müslümanlar'a karşı sahtekarlık yapmak, aldatmaya kalkmak çok çirkin bir tavırdır ve Bediüzzaman'ı da yalancılıkla itham etmek ayrı bir çirkin tavırdır. De ki; “Bediüzzaman bunları demiş, ne anlıyorsan o” de. Bak ben bunu kabul ederim bak Bediüzzaman'dan olduğu gibi bunu okursun tamamını, “arkadaş” dersin, “bu sarih, herkesin anlayabileceği gibi burada anlatmış, ne anlaşılıyorsa bu”, ama “bir zat-ı nuraniyi bu şahs-ı manevi diyor” dersen, bu yalancılık yapmış olursun, oyun oynamış olursun. “Gönderecek” diyor, bak “bir zat-ı nuraniyi gönderecek”e “göndermiş” dersen ayrı bir sahtekarlık ve yalancılık ve terbiyesizlik yapmış olursun. “Arkadaş” dersin, “ben buradan bir anlam çıkaramadım” de, ben bunu kabul ederim, “anlayamadım” de, bunu kabul ederim. Ama sen diyorsun ki: “Ben bunu çok iyi anladım, defalarca anladım, bunun bu açık anlamı gibi değil, tam tersine ters anlamda bu” dersen, işte bu yalancılıktır. Bak, “bir zat-ı nuraniyi gönderecek”, gönderecek demektir. Bir tane şahıs gönderecek, bak “bir zat-ı nurani”, zat ne demektir?
ALTUĞ BERKER:Kişi.
ADNAN OKTAR:Kişi, bir tane bir zat, bir zatı gönderecek. Sen, “şahs-ı maneviyi göndermiştir anlamında diyor bu” dersen olmaz. “Gönderecek” ile “göndermiştir, bitmiştir”in arasında çok fark var. Kardeşim yani bak buradaki anlamda çeşit çeşit samimi ifade kullanılabilir. Dersin ki: “Kardeşim bunu oku, ne anlıyorsan o”, bir; bak ben bunu kabul ederim bu çok dürüst bir üsluptur. Bak dümdüz, ne anlıyorsan o, bunda bir sorun yok. İkincisi: “Ben okudum, anlayamadım” dersin, “çıkaramadım”. Bu da kabul. “Bu tehlikeli bunu okumayalım” diyorsan, işte burada ayıp yaparsın, bu olmaz, burada bir üçkağıtçılık var demektir. Bu olmaz, bunu yapmayacaklar. Bak, “ve o zat da”, o, zat, o kişi, bir tane kişi, “o zat da ehl-i beyti nebeviden olacaktır”. “Oldu” demiyor, “olacaktır”. Yani. Geldiğinde ehl-i beyti nebeviden olduğunu bileceksiniz. Ama ne diyor? “O zat”, şahs-ı manevi değil, Müslümanlar onların zannettiği kadar aklı kıt değil. Müslümanlar bayağı akıllılar, onlardan kat kat kat kat daha akıllılar. Kıyası kabul değil. Yani tahayyül edemeyecekleri kadar akıllı Müslümanlar. “O zat”ın, zatlar, milyonlarca insan anlamında kullanılmadığını biz göremiyor muyuz bunu burada şimdi? Abudik gubudik sahtekarlığa gerek yok, dürüst olacaklar. Bakın bu ahmakların kafasının almamasına karşı bak Bediüzzaman ne diyor? “Cenab-ı Hak bir dakika zarfında” bir dakika kaç saniye, 60 saniye. “Beyn-es-sema vel-arz alemini bulutlarla doldurup boşaltır" diyor “Allah”, bir dakika, 60 saniye sürüyor, bulutlar geliyor geliyor dolduruyor, bir anda boşalıyor. Allah'ın buna gücü yetiyor diyor. “İşte Mehdi (as) ile de” diyor, “bu süratte İslam ahlakını hakim eder” diyor. Yani kafası almayan, beyni çalışmayan tiplere bunu vurguluyor, anlayın diye. Nereden? Gökten Allah'ın verdiği bir başka delilden örnek veriyor. Diyor ki adam: “Benim kafam basmıyor” diyor, “almıyor kafam, nasıl olacak bu?” diyor. O da Bediüzzaman da diyor ki, “bulutları görüyorsun.” diyor “gökte”, “bir dakika içinde doluyor mu bulutlar, bir dakikada da boşalıyor”. Bir dakikada bazen dolup boşalıyor, anında. “Bu sürat nasılsa” diyor “Allah'ın buna nasıl gücü yetiyorsa, İslam ahlakını da böyle hakim edecek işte” diyor. “Ben inanamıyorum” diyor; kardeşim sorun değil, “inanamıyorum” de, saygı duyarız. Ama, “ben Nur talebesiyim” deyip sahtekarlık yaparsan ona biz saygı duyamayız. Sen o zaman sahtekar münafık olursun. De, “ben arkadaş iman edemiyorum benim aklımın alacağı bir şey değil” diyebilirsin, yani “bu kadar kısa sürede İslam ahlakı hakim olur mu?” diyebilirsin. “Üç vazife birden bu kadar kısa süre içerisinde olur mu?” diyebilirsin, “aklım almıyor” diyebilirsin, yahut “hiç inanmıyorum” diyebilirsin; saygı duyarız seni iknaya çalışırız, anlatırız. Dua ederiz hidayet bulman için, olursa olur, olmazsa da olmaz. Ahirette Allah sana hitap edecek, sen de cevap vereceksin. Bak “bir saniyede” diyor, “denizin fırtınalarını teskin eder”. Bir saniye ne kadar? Bak şu kadar. Acayip fırtına olurken, hakikaten tak diye duruyor fırtına birden. Yavaş yavaş da değil, tak diye duruyor. Çoğu kişi görmüştür. Mesela muazzam fırtına eser, böyle sandıkları şişeleri falan çevirir atar atar, bir de bakarsın küt diye durur. Aniden durur. “Bunu nasıl yapıyorsa” diyor, “bir saniyede nasıl bir fırtına meydana getirip, birdenbire durduruyor, aniden durduruyorsa” diyor, “bu fırtınayı da aniden Mehdi (a.s.) ile durdurabilir” diyor, “bu meydana gelen fırtınayı aniden”. Bazı kafası çalışmayan ahmakların direnmesi ihtimaline karşı, Bediüzzaman çok detaylı açıklamış. Müslümanların da kalbine ferahlık olsun diye açıklamış. Münafıkları da çatlatmak için açıklamış. Kafirleri düşünceye sevk etmek için açıklamış. Mehdi (a.s.) muannitlerini de rezil rüsvay etmek için açıklamış. Bak örnekler bitmiyor. Örneklemeye devam ediyor. “Bahar mevsiminde” diyor, bahar yani serin havada bahar mevsiminde, “bir saatte yaz meydana getirir” diyor. Bir anda serin soğukken, birden güneş açıyor, acayip sıcak hava oluyor. Bir saatte hava ısınıyor. Adamlar ceketlerini çıkartıyor. “Hava çok ısındı ya” diyorlar. Bir saatte oluyor. Şimdi Mehdi (a.s.) muhalifi bazı ahmakları böyle düşünceye çekmek için, derin düşünmelerini sağlamak için, tek bir örnek vereceğine Bediüzzaman, Ahir zamanda ahmakların gücünü, şiddetini bildiği için, defalarca kafalarına tokmakla vuruyor. Nurani tokmakla ki, o ahmak kafaları açılsın diye. Cahilliğinden, saflığından, bilgisizliğinden bilemeyenleri tenzih ediyorum. O çok normal, onlara bir şey demiyorum. Çünkü biz burada çok detay veriyoruz. Bak, “bahar içinde” yani serin havada, “bir saatte yaz mevsimi numunesini” yani sıcak havada, sıcak olan bir ortamı “meydana getirdiği gibi” diyor, “Mehdi (a.s.) ile de” diyor, “serin, soğuk olan İslam aleminin o atmosferini, o görünümünü kısa sürede, bir saatte sıcak havaya döndürebilir” diyor. “Yaz gibi olur, sıcak olur, çok rahatlarsınız” diyor. “Bir anda yapar” diyor. Yani, “Mehdi (a.s.) ile bunu yapmaya, Allah’ın gücü yeter” diyor.
Yine, Ahir zamandaki muannit bazı ahmakların, direncini kırmak için bir örnek daha veriyor bakın. Örneklerin çokluğunu görüyor musun? Bu muannit ahmakların ne kadar çok direneceklerini gösteriyor. Beziüzzaman da bunu vurgulamaya çalışıyor. “Yaz ortamında hava da çok sıcakken” diyor, bakın yeni bir örnek daha veriyor, yaz, çok sıcak, “bir saatte kış fırtınasını icat eder” diyor. “Aniden de, İslam’ı birden bire bozabilir” diyor, “İslam alemini, çok kısa sürede”. Bunu da nasıl yaptı? Darwinizmle, materyalizmle Osmanlı’yı bir anda yıktı Cenab-ı Allah, kapattı. Çok kısa sürdü. Paldır küldür indi aşağıya. Dini yönünü tenzih ederim. “Bu süratte değişim yapmaya gücü yeten” diyor, “Kadiri Zülcelal; (her şeye muktedir olan yüce Allah), Hz. Mehdi (a.s.) ile de”, bakın “şahsı manevi ile de” demiyor. “Hz Mehdi (a.s.) ile de” bak, “Hz. Mehdi (a.s.) ile de, alemi İslam’ın (bütün İslam aleminin), zulümatını; (zulüm devrini, karanlığını, bu cinayetleri), dağıtabilir”. “Dağıttı” demiyor bak, “dağıtabilir”. “Ve vaad etmiştir. Vaadini elbette yapacaktır.” “Yaptı” demiyor. “Yapacaktır”. Kim ile yapacak diyor? “Mehdi (a.s.) ile yapacak” diyor. Nerede geçiyor burada şahsı manevi? “O zat” diyor. Zat deyince daha ne anlaşılır. Nur talebeleri üzerine oynanan bu büyük oyuna karşı, bütün Müslüman kardeşlerimiz bana yardımcı olsunlar. Yani bu beladan, Nur talebesi kardeşlerimizi kurtaracağız. On kişi de olsa, onunu da kurtaracağız. “Azlar, az kişi ne olur?” demeyecek kardeşlerimiz. Nur talebelerinin büyük bir bölümü bu belanın içinden çıkmıştır. Bu belaya girmemiştir. Ama az da olsa girenler var. Onları uyarıyoruz.
ALTUĞ BERKER:“Yasağı ben deldim” dediniz Hocam. Bir de, “onlar bir ev dolusu insana anlatıyor, ben otuz milyon insana anlatıyorum” dediniz, inşaAllah. Ben üç gün evvel, Yeni Nesil grubu ağabeylerinden bir dostumuzla konuştum. Sohbetlerimizi izliyorlarmış ve gayet beğeni ile izlediklerini söylediler Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Derya Hanım da diyor. “Hocam” diyor, “Muhammed Adnan Hocam” diyor. “Mehdi (a.s.)’nin ne demek olduğunu herkese anlatıyorsunuz. Nur talebelerinin bir kısmının bu durumda olduğunu biliyoruz” diyor, inşaAllah. “Çok azlar ama hakikaten onları da uyarmak vazifemiz” diyor. “ Sizin bu konudaki gayretlerinizi can-ı gönülden destekliyoruz” diyor Derya Yıldırım. Çok doğru söylüyor kardeşimiz, inşaAllah.
Bakın şimdi. Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 9: “Ümmetin beklediği” diyor Bediüzzaman. “Geldiği” demiyor bak. Gelmiş bitmiş olsa, “bekliyor” der mi? Müslümanlar'ı kandıracak mı Bediüzzaman? Bediüzzaman’ı haşa sahtekarlıkla itham edenlerin kendileri sahtekarlar. Allah’tan korksunlar, terbiyesizlik yapmasınlar. Bak “ümmetin beklediği”. Ümmet bekliyor demek ki, gelmemiş daha. “Beklediği, Ahir zamanda gelecek”. “Geldi” değil, “gelecek zatın”, şahsı manevinin değil bak, “zat”. Açsınlar baksınlar sözlüğe, zat bir kişiye denir. “Üç vazifesinden.” Kaç taneymiş vazifesi? Üç tane. Hani iki taneydi? Hani bir taneydi? Bak “üç tane” diyor. “Üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymetlileri olan iman-ı tahkikiyi neşr ve ehli imanı delaletten kurtarmak.” Mehdi (a.s.) ne yapacakmış? İman hakikatleri ile ilgili kitaplar hazırlayacak, CD’ler hazırlayacak, programlar yapacak, Darwinizm'e, materyalizme karşı mücadele edecek. Dalalete ve tuğyana karşı Müslümanlar'ı uyaracak. Hayvanların yapılarını anlatacak, hadislerdeki iman hakikatlerini anlatacak, Kuran’ın mucizelerini anlatacak. Yani insanların imanını tahkik edecek her türlü çalışmayı yapacak. Birinci vazifesi bu. İkincisi şeriat; üçüncüsü saltanat ve siyaset. Bunların hepsini yapacak, inşaAllah. Bir de benim bu, Mehdi (a.s.) olmam konusunda şüphe eden kardeşlerim bana olmadığımı ispat edecek bir şey söylesinler, yapayım ben. Mesela İstanbul’dan ayrı bir yerde çalışma da yapabilirim eğer illa oradan tutturacağımı düşünüyorlarsa. Gider Kayseri’ de faaliyet yaparım yani. Sahtekarlık yapmasınlar, benim böyle bir iddiam yok. Yani yemin ettim artık. Müslüman ise inansınlar, inşaAllah. Ama ben İttihad-ı İslam’ı istiyorum. Türk-İslam Birliği’ni istiyorum. Müslümanların böyle esaret altında, böyle perişan yaşamalarını istemiyorum. Bazı sahtekarlar gibi böyle holdinglerinde geğirerek, yan gelip yatıp, Müslümanlarla muhatap olmayan, onlara üst perdeden tepeden bakan insanlara buğz ediyorum. Sayıları az da olsa, buğz ediyorum, düzelmeleri için gayret ediyorum.
Bakın, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9; “Bu hakikatten anlaşılıyor ki” bak, “bu hakikatten anlaşılıyor ki”, demek ki bir anlaşılma olmuş. Herkesin anlayabileceği bir şey ki, bak, “anlaşılıyor” dediği normal akıla sahip herkesin anlayabileceğini söylüyor Bediüzzaman. “Anlaşılıyor ki”nin anlamı budur. “Sonra gelecek o mübarek zat.” Gelmiş olsa, “geldi” der Bediüzzaman, sizden mi korkacak? Sonra ne demektir? İlerde, sonra dediğinde sonra. “Gelecek” , gelmişe gelecek denilir mi? “O mübarek zat.” Bir kişi. “Risale-i Nur’u bir program olarak neşir ve tatbik edecek.” Bak: “Sonra gelecek o mübarek zat” Yani Mehdi (a.s.) Risale-i Nur Külliyatını, gizlenen kısımlarını, gece derslerinde, gündüz derslerinde bağıra bağıra insanlara anlatacak. Sahtekârların kafasına tokmak gibi inecek. Gizlenen bu İttihad-ı İslam müjdesini açığa çıkaracak. Gizlenen Mehdi (a.s.) müjdesini açığa çıkaracak. Gizlenen Hz. İsa (a.s.) Mesih’in inişi müjdesini açığa çıkaracak. Kıyametin kopmasına çok az kaldığı müjdesini ortaya çıkaracak. Ve yetmiş yıllık kısa bir devir kaldığını ortaya çıkaracak ve anlatacak. Sungur ağabeyin o filmini koyun 70 yıl kaldığına dair. Ben inanamıyorum deli cesaretlerine yani. Bakın Nur talebesi Sungur ağabey çıkıyor, diyor ki: “70 yıl kaldı” diyor. 70 yıldan sonra ne İslamiyet kalıyor, ne Hıristiyanlık, ne Musevilik, ne Budistlik hiçbir şey kalmıyor. Son “dünyanın sonuna geldik” diyor. Bediüzzaman söylüyor. Sekiz tane de hadis var, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi var. Adamlar uyuyor, yani dinlemek istemiyorlar. “Bediüzzaman böyle bir şey demedi” diyor. Demese has talebesi bunu söyler mi? Buyurun dinleyelim.
VTR
ADNAN OKTAR: Bakın eğer dürüstlerse, samimilerse bakın en has talebelerini konuşturuyorum Bediüzzaman’ın. En has, başka yok yani. 1506’ya ne kadar kaldı? 1431’deyiz, 70 yıl var. Kardeşim, “bu 70 yıl içerisinde İttihad-ı İslam olacak” diyor, Bediüzzaman. “Mehdi (a.s.) çıkacak, İsa (a.s.) inecek, vazifelerini bitirecekler, sonra da 1506’dan sonra bozulma başlayacak. 1545’de de yani 2120’de de kıyamet kopacak” diyor. Adamlardaki üslup, hava bambaşka, bambaşka yani. Farkında bile değiller, uyuyorlar adeta. Ben onları uyarıyorum ve vicdansızca yalan söylüyorlar. Müslümanların gözünün içine baka baka yalan söylüyorlar, sahtekârlık yapıyorlar. Ben de buna karşı has Nur talebelerini uyararak, anlattırarak insanlara. Hakikatleri izhar ediyoruz. Seyyid Salih Özcan Hocamı bir daha dinleyelim.
VTR
ADNAN OKTAR:Şimdi Seyyid Salih Özcan Hocam, Mehdi (a.s.)’nin şahıs olacağını, üç vazifeyi yapacağını açık açık söylüyor. “İttihad-ı İslam’ ı da oluşturacak” diyor. “Kuran’ın ahlakını bütün dünyaya hakim edecek” diyor, “Hz. İsa (a.s.) ile beraber namaz kılacak” diyor. Şimdi Mehdilik mi iddia ediyor Hocamız?
ALTUĞ BERKER:Tabii ki değil.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’nin geleceğini müjdeliyor. Şimdi bir vicdansız çıkar da derse ki; “Seyyid Salih Özcan, seyyid olduğunu iddia ederek, Mehdilik iddia ediyor, Mehdi (a.s.)’yi savunmakla Mehdilik iddia etmiş oluyor” dese, bunun mantığı olur mu?
ALTUĞ BERKER: Olmaz.
ADNAN OKTAR:İşte Seyyid Salih Özcan Hocam ne anlatıyorsa ben de aynısını anlatıyorum. Arada hiçbir farkımız yok. O da Allah’ın bir kulu ben de Allah’ın bir kuluyum. Ne ben Mehdilik iddia ediyorum, ne de o Mehdilik iddia ediyor. Biz hakikatleri anlatıyoruz. Sungur Ağabey, zaten bak altı tane talebesi var, kardeşim inanmıyorlar ki adamlar. Yani bir şey olmuş bunlara. En has talebesi, artık, “Sungur bak” diyor, “hayatım, hayatın boyunca, benim hayatım devam edecek” diyor. “Seni manen takip edeceğim” diyor. Ve onun sır katibidir ve mutlak vekilidir. Seyyid Salih Özcan Hocam da mutlak veklidir. “Mehdi (a.s.) şahıstır” diyor. “Nerden çıktı diyor şahs-ı manevi?” diyor. “Tabii ki şahıstır” diyor.
ALTUĞ BERKER:Hocam aslında oyunları daha da büyüktü de, onu da siz bozdunuz. Ortadan belki de kaldıracaklardı. İftiralar attılar, tamamen pasifize edeceklerdi. Siz geçtiniz onların önüne.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, şimdi Sungur Ağabey’i bir devreden çıkarma projesi uyguladılar deccal taraftarları. Bana haber verdiler. Dediler ki: “Sungur Ağabey” dediler “ölmek üzere” dediler. “Hemen gitsen iyi olur. Bir de” haşa “bunadı” dediler. Yani, “aklını kaybetti” dediler biraz. “Ne dediğinden haberi yok” dediler. Ben o zaman anladım oyunu. Çünkü bunadıysa, haşa, zaten konuştukları geçerli olmayacak. Böylece bir kişiyi daha devreden. Seyyid Salih Özcan Hocamız’ı da kendi haline bırakmışlar.
ALTUĞ BERKER:Siz sahipleniyorsunuz Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii, biz sahipleniyoruz. Bir oyundur gidiyor, bir şeyler dönüyor. Mesela, Fethullah Hocam’ı ben çok severim. Çok değerli bir insan. Samanyolu TV ve Mehtap TV onlara ait. Onların şeyinde, yani manevi kontrolünde. Veyahut işte manen etki ediyor, psikolojik yönden, manen diyelim, evet. Oraya Şaşar Beşer Faruk Beşer diye bir adam çıkarttılar. Böyle sert yüzlü, soğuk bir insan. Ve kendinden çok emin, enaniyetli böyle. Adam ne diyor diye baktım. Adam ne diyor biliyor musun? “Risale-i Nur Külliyatı diye bir olay yok” diyor. Toptan kaldırmış adam. Olayı kökten çözmüş. Baktı ki bu açıklamalarla baş olacak gibi değil. Şimdi burada “şahs-ı manevi” nasıl desin? Bu şahs-ı manevi denecek gibi mi? Bu çok açık. Seyyid Salih Özcan Hocam çıkıyor, o da açıkça söylüyor, “şahıstır” diyor. Bakacak baş edemedi. Ne yapıyor? Külliyen Risale-i Nur Külliyatını reddetti. Ve Nur talebelerine ait bir kanalda, geceli gündüzlü Risale-i Nur’un gerçek olmadığını anlatarak propaganda yapıyor, geçersizliğine dair. Baktı hadislerle de baş olacak gibi değil. Haşa. Onları da külliyen bir reddetti. Ayetle de konuyu bitiremeyeceğini bildiği için, ayeti de dilini şöyle bir sağa sola iki tarafa bükerek ondan da kurtulmaya çalıştı. Ama benden kurtulamadı. Boş yere çırpınmasınlar. Bir oyun oynanıyor, bir mühendislik uygulanıyor. Buna müsaade etmeyeceğim. Yani ben Allah’ın delisiyim. Yani ben öyle kimseden korkmam. Bir tek Allah’ tan korkarım. Öyle benim bir derdim yok. Mehdilik iddiam da yok. Onu ispat edecek bir şey istiyorlarsa yapayım. Yani Mehdi (a.s.) olmadığımı, mesela şunu yaparsan inanırız diyecekleri bir şey varsa, yapacağım. Ama İttihad-ı İslamı ben savunurum. Toprağın altında da olsam savunurum. Türk İslam Birliği’ni savunurum. Mehdi (a.s.)’nin çıkışını savunurum. İsa Aleyhisselam’ ın inişini savunurum. Ben onlara aşığım. Ben onların toprağının ayağının toprağıyım ben, inşaAllah. İslam alemini böyle zulümat ve aşağılanma içerisinde yaşamasına müsaade etmeyeceğim. Olay bu.
ALTUĞ BERKER:EvvelAllah. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:İstediklerini desinler. Yani it ürür kervan yürür derler. Ben hiç kimseyi takmam. Ben bir tek Allah’a hesap veririm, inşaAllah.
Bak Bediüzzaman diyor ki, Sikke-i Tasdik-i Gaybi sayfa 9’da: “Ümmetin beklediği, Ahir zaman da gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymettar olan iman-ı tahkik-i neşr ve ehl-i imanı dalaletten kurtarmak.” Yani imani konuda kitaplar, eserler, CD’ler hazırlayıp yoğun bir faaliyet. Yani Darwinizm'e, materyalizme karşı yoğun bir karşı mücadele yapmak. Çünkü bunu zaten açıklıyor Bediüzzaman. “O zatın”, o zatın şahs-ı manevinin değil bak: “O zatın”. Sahtekarlık yapmasınlar diye kilitlemiş Bediüzzaman. Yani otuz cihetten kilitlemiş. Ve yirmi yedi kere, bazı yerler de otuz sekiz kere tekrar ediyor.
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR:“O zatın ikinci vazifesi.” Vazifeleri de alıyorlar Mehdi (a.s.)’nin eliden. Diyor ki, “bir tane vazife yeter ona” diyor. “İki tanesini aldım” diyor. Sen kimsin de alıyorsun? Allah’ın verdiği vazifeyi sen nasıl alacaksın? “İkinci vazifesi, şeriatı (Kuran ahlakını, esaslarını, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetini) icra.” Nerde? Bütün İslam aleminde icra. “Ve tatbik etmektir (fiilen uygulamaktır)”. “Mehdi (a.s.) bunu yapacak” diyor. Yani abidik gubidik, üç kağıtçılık yapmaya gerek yok, bu çok açık. “Hayır inanamıyorum.” Yani kardeşim biz bir şey demiyoruz. İnanamıyorsan inanamıyorsun, sorun değil. Allah’a da inanamıyor olabilirsin, o da sorun değil. Sadece sahtekarlık yaptırılmasını istemiyorum ben, o kadar. Yani bunu bize açıkça, düz oku. De ki: “Ben anlamıyorum bunu” de. Onu da kabul ederim. Samimi olacaksın. “Ve o zatın üçüncü vazifesi.” Bakın ikiye, üçe, bire indirme yani bire veya ikiye indirme samimiyetsiz ve sahtekar bir hareket olur. Kimse bu sahtekarlığı yapmasın dürüst olsunlar. “O zatın üçüncü vazifesi”, demek ki üç tane vazifesi var. Bak birinciyi de söylüyor, ikinciyi de söylüyor, üçüncüyü de. Hep “o zat, o zat, o zat”. Başka birinden bahsetmiyor. “Üçünü de o yapacak” diyor. Bak Seyyid Salih Özcan Hocam da çıktı “üçünü birden yapacak” diyor. “Nasıl olur?” Sana ne nasıl olursa? Allah’a iman etmiyorsan dua et. Ama iman ediyorsan uzatmana gerek yok, inşaAllah. “O zatın üçüncü vazifesi hilafet-i İslamiyeyi (İslam halifeliğini) İttihad-ı İslam’a (yani Türk İslam Birliği’ne) bina ederek ve İsevi ruhanileriyle” Yani, “La ilahe illallah” diyen Hıristiyanlarla; “ittifak edip” iş birliği yaparak, dayanışma içerisine “din-i İslam’a (İslam dinine) hizmet etmektir. Bu vazife pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla (katılımlarıyla) tatbik edilebilir (yerine getirilebilir)” diyor. “Benim zamanımda olması mümkün değil” diyor, Bediüzzaman. “İmkânsız” diyor, inşAllah. “Ben birinci vazifeyi bir cihette yaptım” diyor. “O gelen şahıs” diyor, “üç vazifeyi de tam anlamı ile yapacak” diyor. Bir cihette değil tam anlamı ile. “Darwinizmi, materyalizmi tam anlamı ile yıkacak, iman hakikatlerini tam anlamı ile anlatacak” diyor. “İttihad-ı İslam’ı tam yapacak. Saltanat tam anlamı ile oluşacak bütün dünyaya hâkim olacak Hz. İsa (a.s.) da onunla beraber namaz kılacak” diyor. “Onun imamlığı ile”. Bediüzzaman söylüyor bunu, hadise dayandırarak. Ama inanmamak çok çok makuldür. Benim inanmayan çok fazla vatandaşım vardır. Nur talebesi olmayan çok fazla vatandaşım vardır. Gayet normal yani bilmiyordur, inanmaz. Ben oturup ona karşı kin, nefret duymam, ikna ederim. Ama Bediüzzaman’a iftira edildiğinde bunun ahlaksızlık olduğunu söylerim. Yani vefat etmiş gitmiş büyük İslam alimine, samimiyetsizlik ile yalancılık ile itham etmek çok büyük adiliktir. Kim yaparsa adilik yapıyor demektir. Ama cahillikle yapan olan insan, cahillik zaten bir bahanedir. Yani cahile hiçbir şey diyemem ben.
Bak Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 138’de diyor ki, Bediüzzaman. Sikke-i Tasdik-i Gaybi diye bir kitabı var Bediüzaman’ın, ünlü bir eseri, onun 138. sayfası. “Ta Ahir zamanda” Kendi zamanı için Bediüzzaman ‘ta Ahir zaman’ demez. “Kendi zamanı için dedi” derse, terbiyesizlik yapmış olur, yalancılık yapmış olur. Yani biz o kadar da saf değiliz. Akıllarını başlarına alacaklar. “Ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde” demek ki, o devir hayatın geniş dairesi değilmiş. İlerde çıkacak, şu an. Nasıl oluyor hayatın geniş dairesi? İnternet, radyo, televizyon. Şimdi mesela, 35 milyonun üstünde insan dinliyor bizi, şu an. Bu hayatın geniş dairesi. Bu olacak iş miydi daha önceki yıllarda? 70 yıllarda tahayyül edemeyeceğin bir şey. Mümkün değil. Devlet imkânları ile belki böyle bir şey mümkün oluyordu. Müthiş bir olay. Ben mesela herhangi bir insanım Allah’ın herhangi bir kuluyum. Bak 35 milyon kişiye hitap ediyorum. “Ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur’un asıl sahipleri” Demek ki bizler, ben mesela Nur talebesiyim demek ki ben asıl sahibi değilim. Kimmiş? Mehdi (a.s.) ve talebeleri Risalei Nur’un asıl sahipleri. Bakın asıl sahipleri deyince bırakmıyor Bediüzzaman, ne diyor biliyor musunuz? “Yani” diyor, “yani” “Yani” ne demek? Şimdi anlamayana açıklama getirecek. “Yani, Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” Nerede burada şahs-ı manevi? Mehdi (a.s.)’nin şahsı var ve talebeleri var. Ne korkuyorsunuz bunu söylemeye? Yani niye çekiniyorsunuz? Dilin mi kopar? Allah’a güven. Allah sana sahte Mehdi çıkarmaz korkma. Var bir sürü sahte Mehdi, ne derdine düşüyorsunuz. Hayır, kardeşim dünya gibi sahte Mehdi var, kimseden korkmuyorlar benden korkuyorlar. Yani, paranoyaklık gibi bir şey bu, Allah Allah. İspat edecek bir şey söyleyin yapacağım. Yani Mehdi (a.s.) olmadığımı ispat edecek bir şey söyleyin, yapacağım.
ALTUĞ BERKER:Hocam yemin ettiniz daha önce.
ADNAN OKTAR: Kardeşim anlamıyor ki yeminden adamlar. Yani ne diyeyim ben bunlara?
“Yani, Mehdi (a.s.) ve şakirtleri (talebeleri) Cenab-ı Hakk’ın izni ile gelir.” “Geldiler” demiyor “gelir, o daireyi genişletir.” Demek ki, dar bir daire var ki genişletecek, mevcut daireyi genişletir. “O tohumlar sümbüllenir”. “Siz” diyor “tohum halinde olacaksınız”. Demek ki bizler tohum halindeyiz. “Sümbülleneceksiniz” diyor. “bizler de” Mehdi (a.s.) gelmişken ne konumda olduğunu söylüyor Beddiüzzaman. “Bizler de kabrimizde”, “ben o anda vefat etmiş, ölü olmuş olacağım” diyor, “kabrimde olacağım” diyor, “kabrimden seyredip Allah’a şükrederiz” diyor. Demek ki Mehdi (a.s.) geldiğinde Beddiüzzaman vefat etmiş olduğunu söylüyor. Bak: “Yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izini ile gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sümbüllenir. Biz de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz” diyor. Yani burada konular, deliler gibi yalan söylemeye, üç kağıtçılık yapmaya Allah rızası için son versinler. Oyun oynamaya gerek yok. Ve benden kurtulamazlar. Ben söyleyeyim yakalarını bırakmam. Diyorum ben, Allah’ın delisiyim. Gece gündüz anlatırım ve rezil rüsvay ederim. Yalancılık yapmayacaklar. Ama onun dışında olabilir, yani herkesin kendi inancına saygı duyarım. “Mehdi (a.s.)’ye inanmıyorum” der, saygı duyarız. Yahut der ki: “Benim Hocam Mehdi (a.s.)” der, tamam, inşaAllah Mehdi (a.s.) olsun. Öyle denmez tabii de çünkü bir anormallik o.
Bir de Cübbeli’yi konuşturalım bugün haksızlık etmeyelim. Konuştur benim talebemi. Sesine hasret kaldık mübarekin. Mehdi (a.s.)’yi öven, Mehdi (a.s.)’yi anlatan sohbetlerinden birkaç tanesini peş peşe yayınlayın. Ama şahane talebem, maşAllah. Bir işe yaramıyordu çok faydalı hale getirdik, inşaAllah.
VTR.
ADNAN OKTAR:Ama ne has talebe, maşaAllah. Muazzam Mehdiyet'i anlatıyor, inşaAllah Türk-İslam Birliği’ni gürül gürül kuracağız. Müslümanlar'ın böyle aşağılanması, hakaret görmesi bundan sonra mümkün olmayacak. Türklük aleminin de öyle sessiz sedasız kalması mümkün olmayacak. Türkistan, Azerbaycan, Kazakistan, Tacikistan, Yakutistan bütün Türk devletlerinin hepsini birleştireceğiz Allah’ın izni ile. Ayasofya’nın önünde en gelişmiş mehter takımını getireceğiz böyle. Orada böyle bir daire meydana getirecek ki böyle ucu bucağı olmayacak böyle geniş. Sekiz tane kös inim inim inleteceğiz İstanbul’u Allah’ın izni ile yer gök yıkılacak, böyle Ceddin Deden, inşaAllah. Ondan sonra bu uyuntu uyuz takımı bakayım ne yapacak o zaman göreceğim, inşaAllah. Müslümanlar'ı o kadar bitap bitkin hale getiriyor ki. Kardeşim İslam ahlakı hakim olsun bütün millet rahat etsin. Dinsiz imansızı da rahat edecek kardeşim. Komünist de rahat eder, hepsi rahat eder. Mason da rahat eder. Adalet gelir dünyaya, huzur gelir, barış kardeşlik gelir. Televizyonu açtın mı hep sevgi haberleri görürsünüz. Kan irin akmaz televizyonlardan. Her gün vahşet seyredemiyorum bile, bakamıyorum yani. Kadını nasıl bıçakladığını gösteriyor, ben nasıl seyredeyim onu? Bir psikopat geçenlerde bir kediyi öldürmüş, hayvanı. Gücüm yetmedi filmi seyretmeye yani. Yemin ediyorum gücüm yetmedi, bakayım dedim gücüm yetmedi. Nasıl tahammül edeyim ben ona? Dehşet verici bir şey. O psikopatı da bıraktılar sonra herifi. Tamam assınlar demiyorum ama takip edilmesi lazım. Kim bilir ne şeyler yapacak, yine yapar o hayvanlara o eziyeti o. Mehdiyet devri olacak da, adam öyle çakallık yapacak, öyle mi? Mümkünü yok yani. Böyle, ne kadınlara eziyet eden olur. Önüne gelen kadın bıçaklıyor. Herif gidiyor ekmek bıçağı bedava neredeyse alıyor bir tane, gazete kağıdına sarıyor. Kıza diyor ki: “Evlenir misin benimle?” “Yok” diyor, “ben öyle bir şey düşünmüyorum” diyor kız. “Ha tamam” diyor, “o zaman” diyor, yirmi sekiz yerinden, otuz sekiz yerinden delik deşik ediyor. Adam sırıtarak hapishaneye giriyor. Gece gündüz yani. Bunu tahayyül edemezler Mehdi (a.s.) devrinde tahayyül. Kafasından geçiremez.
ALTUĞ BERKER:Bir de aşk cinayeti diyorlar demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Kepazeliğe bak neresi bunun aşk cinayeti? Aşk kutsal bir şeydir. Allah aşkından kaynaklanır. Yani Allah aşkı ile mi o garibimi, o mazlumu öyle delik deşik edip zulmen katlediyor, şehit ediyor? Bunu işte “çılgın aşığın sonu”. Desene “alçak katilin kahpece cinayeti” desene. Bütün bu zulmün, mesela evde bağırtı çağırtı oluyor, sokakta bağırtı çağırtı oluyor. Oraya gidiyorlar, başka yere gidiyorlar bir kavga gürültü muazzam gerilimli sanki bir korku filminde yaşıyor gibi insanlar. Mehdiyet bu korku filminin sonunu getiriyor işte. Güllük gülistanlık bahar ortamı olacaktır, inşaAllah. Biz de Mehdi (a.s.)’nin zavallı gariban bir talebesi olsak bize binlerce milyonlarca kez yeter. İttihad-ı İslam olduktan sonra ne fark eder? Ha şu insan olmuş veyahut şu insan olmuş veyahut şu insan olmuş. Allah’ın takdir ettiği bir insan. Allah takdir edip Mehdiyete getirdikten sonra Müslümanların İslam’ın başına getiriyorsa ayağının altını öper hizmetime bakarım. Ben ne yapacağım? Ben ne fark edecek bana? Mehdi (a.s.) olsam ne fark eder olmasam ne fark eder? İttihad-ı İslam ahlakı hakim olduktan sonra. Amaç İttihad-ı İslam, Kuran ahlakının dünyaya hakimiyeti. Hz. İsa Mesih’in gelişini kolaylaştırmak. Onu ağırlamak değil mi dünyada? Bu olduktan sonra ne fark eder? Öyle bir unvan olsa da olmasa da Allah rızası için gayret ettikten sonra da mümin cennete gider zaten, inşaAllah. Allah’ın rızası esastır. Biz orada sadece Allah’ın rızasını esas alıyoruz, inşaAllah. Başka var mı Cübbeli’nin öyle Mehdiyeti müjdeleyen. Böyle sıkı bir talebe öyle kolay kolay olmaz, maşaAllah. Alim bir talebem var maşaAllah anlatsın inşaAllah.
VTR.
ADNAN OKTAR:Cübbeli’nin kıraati çok şahane, Kuran’ı güzel okuyor ama Mahmut Hocam’ın talebeleri genellikle güzel okuyor Kuran’ı. Ben gittiğimde, Mahmut Hocam’ı ziyarete gittiğimde bir hafız efendi Kuran okuyordu acayip güzel eridi oradaki insanlar. Yani mest olduk. Şahane güzel Kuran okuyorlar, maşaAllah. Hocamız Kuran bülbülleri yetiştiriyor. Mahmut Hocamız çok mübarek muhterem bir insandır. O dergahtan dünyaya nur saçılır, maşaAllah. Cübbeli de işte hataları yönleri var iyi yönleriyle de hizmet ettiriyoruz. Doksan tane hurafe varsa on tane de doğrusunu söylüyor. Biz on tane doğru olanı burada ona sürekli anlattırarak ona faydalı olma konumuna getiriyoruz. Öyle bir payeye getirtiyoruz Allah vesile ediyor, inşaAllah. Şahane anlatıyor ama şu an asla anlatmak istemez tabii. Çünkü Mehdiyet’in farkına vardı. Mehdiliğin bir hikaye olmadığını gerçek olduğunu büyük bir dehşetle fark etti. Bakın Mehdiyetin bir hikaye olmadığını bir dehşet ve korku içerisinde, hayretle, emin olarak, adı gibi emin olarak fark etti. Artık bundan sonra Nur Suresi'nin 55. ayetini okuması, dünya hakimiyeti ayetlerini okumasını Allah-u alem unutun. Cübbeli bundan sonra okumaz. Çünkü her okuduğu ayet Mehdiyete hizmet olacaktır. O da var gücüyle Mehdi (a.s.)’nin çıkmaması için gayret ettiği için bundan sonra bunları Hocamızın eski bantlarından, eski hatıralarından ancak bu şekilde aktarabiliyoruz. Ama bak istese de istemese de talebem oldu görüyorsunuz. Muhteşem bir talebe hem de bayağı iyi talebelerimden bir tanesi. Kıraatiyle de gönülleri açıyor, maşaAllah. Böyle devam edeceğiz. O şimdi seks muhabbeti yapıyor. İşte “İslam’da cinsel ilişki nasıl olur?” onları anlatıyor. Ama bak şimdi ben onu İttihad-ı İslam’ın has talebesi yaptım, inşaAllah. Türk İslam Birliği olduğunda Türkiye dünyanın en seçkin ve en büyük devleti olacak, inşaAllah. Türk milleti de öncü millet olacak. Irk üstünlüğü değil de ahlak üstünlüğünden. Enaniyet, kibir getirmez bu benim milletime. Benim milletim kuzu gibidir, mazlumdur, haddini bilir, şefkat insanlarıdır. “Avrupa Birliği’ne bizi alır mısınız?” yok. Diyecek ki Avrupa Birliği yalvaracak “ne olursunuz bizi Türk İslam Birliği’ne alın” diyecek. Biz gidip onlara rica etmeyeceğiz. Benim milletime zenginlik ve güç yakışır, iktidar yakışır, inşaAllah. Bütün dünyanın lideri olacak Türk milleti inşaAllah. Mübarek millet, Allah İstanbul’u Türk milletine vererek zaten ta başında olayın rengini Cenab-ı Allah gösterdi. Fatih’e İstanbul’un verilmesi olayı ortaya koydu ki Türk milleti dünyayı kurtaracak. O çok açık alametti o.
ALTUĞ BERKER:Eğer 570 sene sonrayı ona göre söylüyorsa o zaman doğru oluyor Hocam. 1453’e 570 koyarsak tam 2020 ediyor.
ADNAN OKTAR:Cübbeli, olur, olur, sır vermiştir. Biz Cübbeli’yi yanlış da anlamış olabiliriz. Tabii, İstanbul’un fethinden itibaren 570 yıl sonra diyorsa Hocamız, o ayrı.
ALTUĞ BERKER:2023.
ADNAN OKTAR:2023. O zaman özür diliyoruz Cübbeli Hocamız’dan. O zaman biz yanlış anlamışız o zaman özür diliyoruz. Ben ne bileyim? Sen şerh edince anladım.
Kardeşim ne güzel sorular bunlar. Talip Kahraman Antalya’dan “Mübarek Hocam” diyor, “biz Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişini nasıl bilip ona tabi olacağız? Eğer bilip ona tabi olmazsak Allah göstermesin helak oluruz” diyor. Yo niye helak oluyorsun? Mesela ben Mehdi (a.s.)’yi görmedim ama talebesiyim. Helak da olmadım, elhamdülillah hizmet ediyorum. Mehdilik bir ülküdür. Bir inançtır. Mehdi (a.s.)’yi gördüğünde zaten bir şey değişmeyecek. Yine aynı hizmet edeceksin. Yani ben Mehdi (a.s.)’yi görmeden hizmetimle, Mehdi (a.s.)’yi gördüğümde hizmetim farklı olmaz ki benim, aynısı olacaktır. Bak yeri göğü inletiyorum. 300’ün üzerinde kitap hazırladık, elhamdülillah. Bir o kadar da CD hazırladık. 63’ün üzerinde yabancı dile çevrildi. 450 internet sitesinde yayın yapıyoruz. Dünyanın bütün ülkelerinde yayınlarımız var. Dünyanın her yerinde kitaplarımız satılıyor. CD’lerimiz, mesela 120 milyona çıktı indirilen kitap sayısı. Sırf bu sene, internetten. Ben Mehdi (a.s.) talebesiyim, daha görmedim, inşaAllah. Ama yolundayım, inşaAllah. Mehdi (a.s.)’den paniğe kapılan şeytan takımı, Müslümanlardan münafıkları da dürtüklediler, dehşete kapıldılar. Kurtulmak için böyle sıkıştırılmış dana gibi debeleniyorlar. Kurtarırları yok. Bir de ben öyle laftan sözden pek alınmam. Bayağı şerbetliyim böyle şeylere. Bayağı hoşuma gider, açar beni. Böyle kuvvet şurubu geliyor bana, inşaAllah.
“Mübarek Hocam. Bu konuyu açıklar mısınız? Ey mücahit Hocam. Bu irşad edici sohbetlerinizi daha erken saatlerde yapmanız mümkün mü. Sohbetlerinizden istifade etmek için çok uykusuz kalıp, sabah işimize geç kalıyoruz. Hocam lütfen bu isteğimizi kırmayın.” Talip Karaman, Antalya. Nasıl yapacağız? 6:00’ da, 7:00’de de kimse olmaz. İnsanlarımız işten çıkıyorlar o saatlerde, 7:00-8:00. Yemeğini yiyiyor 9:00 gibi falan. 10:00 gibi de ancak şey oluyorlar yani. Gelir gelmez, işten gelir gelmez ne yapacak? Elini yüzünü yıkıyor, duş alıyorlar. Yemeğini yiyiyor. Ancak yani. 10’a ancak hazır olurlar. Talip, sevimli Talip. Şöyle yapsan: Biz banttan ertesi gün yayınlıyoruz zaten programı. Ama diyorsan, “Hocamızın sohbeti çok hoş bırakamıyorum”, Allah sana bir kuvvet verir, bir güç verir.
“Merhaba” demiş kardeşimiz. “ Benim adım Kanber. Bazı şeyleri çok merak ediyorum. Bir kaç yıl evveline kadar Türkiye’de Hz. Mehdi (a.s.) hakkında hiç konuşulmazdı.” Yani şöyle, konuşuluyordu, biz yayınları yapıyorduk anlatıyorduk ama yayın gücümüz azdı. Yani radyo, televizyon ve internetten gücümüz azdı. O yüzden, azdı. Birkaç yıldan beri olması gücümüzün olağanüstü yükselmesindendir. Yani hitap gücümüz tahmin, tahayyül edilemeyecek kadar geniş çaplı ve kapsamlı oldu, maşaAllah. “Konuşulduğu zaman da yalanlanırdı” diyor. Doğru. İnkar edilirdir. Doğru. “Şahsı manevidir, ruhtur. Görünmez bir varlıktır. Gelmiş geçmiştir. Ölmüştür. Gelmeyecektir. Gelse bile bir vazifeyi yapacaktır. Ehemmiyetli bir insan da değildir zaten” gibi. “Gelecek ama bir vazifeyi yapacak” diyor. “Veyahut iki vazifeyi. Onları da herhangi birisi yapabilir ne olur önemli bir şey değildir. Tanımaya da ihtiyacımız yok. Gelsin Mehdi (a.s.) geldiyse yapsın vazifesini. Bizim muhatap olmamıza da gerek yok” gibisinden, haşa. Böyle biraz küstahımsı, biraz münasebetsiz, biraz da cahilce sözler ediliyordu. Cahilliğinden söyleyenleri de tenzih ediyorum. “Yalnız, inkar etmeyen bir cemaat var. Onlar Şiilerdi. Acaba bugün Şiiler Türkiye’de Hz. Mehdi (a.s.)’yi iyi mi anlattılar da bu kadar ses getirmeye başladı? İkinci sorum Cübbeli Ahmet, Şiilerin kafir olduklarını söyledi. Acaba biz Şiiler mi kafiriz? Yoksa” Allahım Yarabbim. O da Cübbeli’yi. Olmaz olmaz. Karşılıklı tekfur olmaz. Müslümana yakışmaz. Cübbeli de halis muhlis Müslüman, sen de halis muhlis Müslümansın, Şiiler de halis muhlis Müslüman. Bak sen de şeytanın etkisine girmişsin. Olmadı. Olmadı bak hemen deccaliyetin tahrikine kapılıyorsunuz, olmaz. Cübbeli Ahmet nur gibi Müslümandır. Sen de nur gibi Müslümansın. Aleviler, Bektaşiler hepsi nur gibi kardeşlerimizdir. Sakın ha, sakın ha. “Şiiler, Türkiye’de Hz. Mehdi (a.s.)’yi iyi mi anlattılar?” Şiiler Türkiye’de Mehdi (a.s.) anlatmadılar. Anlatsalar görürdük.
ALTUĞ BERKER:Siz anlattınız da sonra Ahmedinejad zikretti Birleşmiş Milletler’de.
ADNAN OKTAR:Bakın, hiç daha önce İran yönetimi, Başbakan veyahut Cumhurbaşkanı, Devlet Başkanı “Mehdi (a.s.) geldi” dedi mi? Onu ben dedirttim, Allah’ın dilemesi, Allah beni vesile etti. Mümin kardeşlerimi vesile etti ve bizzat yakınlarıyla Ahmedinejat’ın, en yakınlarıyla burada görüştüm ben, evimizde. Eve çağırdım, lütuf ettiler, kerem buyurdular. “Mehdi (a.s.)’den bahsetsin, Birleşmiş Milletlerde bahsetsin, basın önünde açıklasın. Mehdi (a.s.)’nin geldiğini ilan etsin, bereket getirir ona” dedim. “Onun kurtuluşu burada” dedim. “İsrail’i de helak edeceğiz, yıkacağız demesinler. Orada da birçok Müslüman kardeşimiz var, Hıristiyan kardeşlerimiz var, dindar Museviler var. Kutsal belde oraya atom bombası atılmayacak, öyle bir şey yok. Bomba da atılmayacak, yerle bir de edilemeyecek, İsrail haritadan da silinmeyecek. İsrail kıyamete kadar duracak” dedim. İsrail’de Mehdi (a.s.) zuhur edecek, Kudüs-ü Şerif’te, Müslümanlara namaz kıldıracak Hz. İsa (a.s.) ile beraber. Kutsal beldeyi kimse yıkamaz. Mehdi (a.s.)’nin hareket alanıdır orası. Nereye yıkıyorsunuz? Ben bunu söyledikten sonra Ahmedinejad, 180 derece bir değişim yaparak “biz” dedi, “İsrail’i yerle bir etmeyeceğiz” dedi. “Bizim karşı olduğumuz ateist Siyonistlerdir” dedi. Ben de “böyle söyle” dedim. Aynısıyla “ateist Siyonistlerdir” dedi. Milimi milimine, kelimesi kelimesine aynı söyledi. İsrail’in kurtuluşunu onlardaki Müslümanlar'ın iyi olmasını istediğini, isteyen, Ehl-i Kitap’a da şefkatle baktığını, Musevilere ve Hıristiyanlara şefkatle baktığını, Resulullah (s.a.v.) zamanında da böyle olduğunu beyan eden açıklamaları oldu ben söyledikten sonra.
ALTUĞ BERKER:“Haramdır” dediniz, “deyin” dediniz. Hamaney de çıktı söyledi aynısıyla.
ADNAN OKTAR:Hamaney de çıktı ve Hürriyet Gazetesi sekiz sütuna manşet, sür manşet birinci haber olarak “Mehdi (a.s.) geliyor” diye haber yaptı. En büyük puntolarla. Buna vesile olan da şu fakir kardeşiniz. Allah vesile etti. Hürriyet Gazetesi ilan etti bütün dünyaya. Evet, Şiiler Mehdi (a.s.)’yi nasıl anlatıyorlardı? “Bir kuyuya girdi Mehdi (a.s.), yüzlerce yıl o kuyunun içerisinde kaldı. Ruh halini aldı, dünyanın her tarafına ruh halindedir, görünmez, sonra da o ruh görünür hale gelecek. İnsan olarak görünür hale gelecek.” Kardeşim buna hiçbir Şii inanmaz. Hiç kimse de inanmaz ve inanmıyorlar da. Ben anlattıktan sonra gerçekten Mehdi (a.s.)’nin geldiğine, bir hurafe olmadığına herkes inandı. Hatta bir anne var, bizim tanıdıklarımız. “Ya” demiş, “ben masal gibi bir şey olarak biliyordum Mehdi (a.s.)’yi, hakikaten Mehdi (a.s.) varmış” demiş yani. “Gerçekten doğruymuş” demiş. Kadın tahsilli, aklı başında, “hakikaten doğruymuş” demiş. Yani en muhalif bile anladı ki Mehdi (a.s.) hakikaten var. Alametlerini ispat ettik. Şiilerin anlattığı Mehdi (a.s.) tarzında bir inanç hiçbir Şii tarafından samimi olarak inanılıyor konumunda değil, inanmazlar. Bir kuyuya bir insan girecek, yüzlerce sene kaybolacak, ruh olacak ve bütün dünyayı kaplayacak, herkesin evinde olacak. Haşa, Allah gibi olacak, buna hiçbir Müslüman inanmaz. Mehdi (a.s.) bir anneden, babadan doğan, seyyid olan, seyyid olan, yani Hz. Ali (r.a.)’nin soyundan mübarek bir zattır.
ALTUĞ BERKER:Hatta evde doğacağı söyleniyor.
ADNAN OKTAR:Evde doğacağı söyleniyor. Kardeşim bu Şii kaynaklarda da var. Yapmasınlar, etmesinler ve bu öfke çok tehlikeli bak, deccalin oyununa girmiş kardeşimiz. Evet.
SUNUCU:Hocam Şiiler bu konuya nasıl varmışlar? Çok eskiden gelen bir inanış mıydı onların anlattıkları Mehdi (a.s.)?
ADNAN OKTAR:Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki, o önemli o sorduğun, iyi oldu. “Mehdi (a.s.) iki kere kaybolacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Biri uzun, biri kısa, Gaybeti Suğra, Gaybeti Kübra. Şimdi on iki imamdan, o sevimli minik Mehdi, ismi Mehdi. O zamanki kahpeler, o zamanki alçaklar teker teker şehit ediyorlardı Resulullah (s.a.v.)’ın torunlarını o zamanın çakalları, o zamanın iblis tohumları teker teker şehit ediyorlardı. O mübarek, o tatlı kuzu da mağaraya saklanmış. O bir daha çıkmadı orada, şehit oldu orada. Allah-u alem açlıktan, çocuk ne yapsın? Mağaranın içinde, karanlık da mağara. Gitti, kayboldu mağaranın içinde. Yalnız kalınca da orada Allah-u alem şehit olmuş. Şimdi onu gören Şiiler, ismi Mehdi, Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan, kaybolmuş, “ha” dediler, “tamam, bu o. Kayboldu, Ahir zamanda da çıkacak. Bir güzel akıllı bunu ortaya atmış.
ALTUĞ BERKER:Büyük kayboluş.
ADNAN OKTAR:“Bu da büyük kayboluş” diyor. Çık işin içinden çıkabilirsen. Derler, Türkler de güzel bir atasözü vardır, “bir akıllı” derler, “bir kuyuya taş atar, yetmiş tane uzman onu çıkaramaz” derler. Çıkar çıkarabilirsen ama hayır olmuş, iyi olmuş. Bir hikmet var bunda. Ama Şiilerin çok güzel bir yönü, Mehdi (a.s.) ile ilgili hadislerin, binlerce hadisin hepsini muhafaza etmişler. Helal olsun onlara, helal olsun. Ve Resulullah (s.a.v.) diyor, “en çok Kufe’deki arifler onu çok sevecek” diyor. Şiiler delilik derecesinde severler Mehdi (a.s.)’yi.
ALTUĞ BERKER:Ağladı demiştiniz bir de.
ADNAN OKTAR:Şiilerin Ehl-i Beyt sevgisi çok mükemmeldir. Sünniler, onların da çok mükemmeldir. Hepsi Allah’ın nuru tertemiz, mübarek kullarındandır. Ben Sünni’yim. Ehl-i Beyt aşkıyla yanıp tutuşuyorum ben. Cayır cayır yanıyorum ben onların aşkıyla. Fakat kardeşimizin bu üslubu çok riskli olur. Sakın. Sünniler, Şiiler, hepimiz can ciğer kardeşiz, anneden, babadan doğma Mehdi (a.s.) zuhur etmiştir. Ahmedinejad bunu biliyor, söyleyemiyor. Yardımcı olun, Şii kardeşlerim, yardımcı olun. Bu yanlış inancı doğru hale getirelim, konu bitsin, inşaAllah.
Ne yapıyoruz, internetten mi devam edeceğiz?
ALTUĞ BERKER:HarunYahya.Tv’den, inşaAllah.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan, Asu Tv’den takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz, inşaAllah.
Web siteleri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Marşlar/Fasıllar
Devamı ...