SUNUCU: HarunYahya.Tv’den devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:“Hocam hayırlı geceler ben ilk defa programınızı takip ediyorum. Türkiye’nin şu andaki ekonomik durumunu nasıl görüyorsunuz? Arttığı söylenen refah seviyesi sizce adil olarak halkımız arasında paylaşılabilecek mi? Güneydoğu bölgesindeki sorunların çözümleri nasıl kısa sürede hallolacaktır? Sizin ve konuklarınızın fikirlerinizi alabilir miyiz?” Muharrem Yılmaz.
“Hocam selamun aleyküm, maşaAllah programınızı büyük bir coşkuyla seyrediyoruz.” Aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Allah programlarınızın bereketinin etkisini daha da arttırsın inşaAllah. Hocam benim sorum şu; eskiden Cübbeli Ahmet’in jetskiye binerken görüntüleri yayınlanmıştı. Siz daha iyi bilirsiniz, bunun benzeri başka görüntüleri el altında tutarak kendisine eğer Mehdiyet ve İslam Birliği’ni anlatırsan elimizdeki görüntüleri yayınlarız gibi baskılar yapılıyor olabilir mi Hocam? Hayırlı akşamlar.”
Öyle değil de yani o tarz konuşursan seni televizyona çıkarmayız, konuşturmayız, destek olmayız, aleyhinde oluruz demiş olabilirler. Ama öyle görüntü olsa ne olur? Görüntüyle biz bir Müslüman’a karşı bakış açımızı değiştirmeyiz.
“İyi yayınlar, bir programınızda Mehdi (a.s.)’yi anlatıyordunuz, birçok özelliği sizin şu anki fiziki görünümünüz gibiydi. Özellikleri doğru kabul edersek, örneğin sakalının yandan uzun bir çizgi olması gibi, alın genişliğini ve diğer özellikleri, ama neredeyse tüm özellikleri hepsi sizi tanımlar gibiydi” diyor Fatih Ak.
Hiç farketmez yani aynı şahıslar da olabilir. Mesela diğer Ahir zaman şahısları da olabilir. Asıl olan icraattır yani dünya çapında İslam ahlakının dünya hakimiyetidir ve İsa (a.s.)’ın Mehdi (a.s.) ile namaz kılmasıdır. Asıl delil bunun üstünde dursunlar. Ana delil budur, İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti. Eğer bir kişi İslam ahlakının dünyaya hakimiyetine vesile olduysa, o kabul etseler de etmeseler de Allah-u alem Mehdi (a.s.)’dir inşaAllah.
“Ekonomik durumunu nasıl görüyorsunuz Türkiye’nin?” Vasat, iyi yani genel dünya ortalamasına göre iyi. “Arttığı söylenen refah seviyesi sizce adil olarak halkımız arasında paylaşılabilecek mi?” İnşaAllah o yönde bir devletin politikası vardır. İnşaAllah da öyle gidiyordur ama fena değil ben eskiye göre makul görüyorum. Eskiden çok zamlar olur bilmem ne, ekonomik kriz olur. Çok sıkıntılıydı. Biz hep hükümetler dönemini biliyoruz. Çok zorluydu yani, hop oturup hop kalkardı millet. Şimdi hiç adı bile alınmıyor sakin bir ortam var. “Güneydoğu bölgesindeki sorunların çözümleri nasıl kısa sürede hallolacaktır?” Mehdi (a.s.) ile hallolacaktır. Mehdi (a.s.)’nin dışında hallolmaz. Refah seviyesi de, adil paylaşım da yine Mehdi (a.s.) devrinde olacaktır. Yani hiçbir hükümet, hiçbir devlet bunu yapamaz. Bunu Allah Mehdi (a.s.)’ye nasip edecektir. Ama benzerini yakın yapabilir. Ama Allah’ın beğeneceği, bütün insanların beğeneceği güzel, harika hayat tarzı yani Altın Çağ Mehdi (a.s.) devrinde inşaAllah.
“Sayın Muhammed Adnan Hocam Allah’ın rahmeti, bereketi üzerinize olsun.” Senin de Allah’ın rahmeti, bereketi seninde üzerine olsun inşaAllah. Allah’ın selamı da üzerine olsun. “Geçen gün sohbetinizde kanser hastalarından ilaç parası alınmaması gerektiğini, onların rahat etmesi için ne gerekiyorsa yapılması gerektiğini söylemiştiniz. Bu akşam ana haber bültenlerinde hükümetin yeni bir karar aldığı bundan sonra sosyal sigortası olsun, olmasın, hiçbir kanser hastasından ilaç parası alınmayacağı açıklandı.”
MaşaAllah yani şu ana kadar ne dediysem Allah razı olsun hükümet yaptı. Ne dediysem. 1200 küsur mu ne dedin sen? Evet maşaAllah. Bak “sevgiden bahsedin” dedim Aydın Doğan medyasına, hepsi birden koro halinde sevgiden bahsetmeye başladılar. Hiç bahsetmezler, çocukluğumdan beri hatırlamam, ilk defa anlatmaya başladılar.
OKTAR BABUNA: Borçlar affedilsin demiştiniz, borçları affediyor devlet şimdi maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tabii fakir fukara çok mağdur durumda oluyor. Borçlar affedilsin. Peygamberimizin (s.a.v.)’in sünnetidir, Allah’ın da emridir inşaAllah.
Kanser hastasından ne korkunç bir şey yani tedavi parası almak, ilaç parası, ne kadar ürkütücü geliyor insana. Kanser hastası demek zaten bir nevi gazi hükmünde onlar, ne kadar mübarek insanlar, Allah onları ne kadar ağır bir imtihanla imtihan ediyor. Değil mi, bağrına bas, mesela hatta şu büyük oteller var ya birkaç tanesini devlet satın alsın, İstanbul’daki beş yıldızlı oteller sırf kanser hastaları için. En güzel yetkili doktorları, en kaliteli doktorları da getirelim. En güzel alet, edevatı da koyalım. Cennet gibi de içini süsleyim. Çünkü psikolojik destek çok önemlidir kanser hastasında. Bünyesi Allah esirgesin çünkü üzülüyor, korkuyor, hastalığın bir gücü varsa bine çıkıyor bu sefer. Psikolojik yönden vücuduna kendi kendine saldırdığı için; hastalık bir yandan kendi bir yandan saldırıyor vücuduna ve hasta kısa sürede çöküyor Allah esirgesin. Onun için bir kere manevi destek, mesela onu ne bileyim tebrik etmek, Allah seni ne güzel bir imtihanla imtihan ediyor maşaAllah. Para almak var mı? Yok. Tedavi için var mı? Yok. İlaçta var mı? Yok. Yemesine içmesine var mı? Yok. Hiçbir şeyine. Hatta çalışamaz hale geldiği için de ailesine maaş bağlanması lazım kanser hastasının. Kardeşim tam bir faciaya dönüyor, ne kadar büyük bir rezalettir, Allah vermesin. Yani para almak bizim milletimize yakışmaz, kanser hastasından para alınmaz. Çok ayıp, çok acayip, kanser hastası, hem de ne para kardeşim. Adam geliyor “beyefendi kanser hastalığı var sizde” diyor. “Ne yapmamız gerekir” diyor. “Tedavi olacaksın hastanede, iyi bir hastanede tedavi olmanız lazım.” “Nasıl olur bu?” diyor. “Yaparız bir şeyler” diyor. “Ne yapmam..?” “En az bir 500 milyara mal olur” diyor. Buyur tam bir aile faciası, adam evini satıyor olmuyor, arabasını satıyor olmuyor, dedesi satıyor, halası satıyor, amcası satıyor, bütün aileyi mahvediyorlar. Kardeşim ne gerek? Devlet bana yol yapıyor değil mi ben istemiyorum, çamurlu yolda yürüyeceğim ben. Benim vatandaşıma bu acıyı çektirmesinler. En güzel şartlarda yaşasın o insanlar, lüks bana ne yapıyorlarsa, hiçbir hizmet istemiyorum ben. Ben kuru ekmekle de idare ederim, yeter ki o insan o acıyı çekmesin. O acıyı çektikten sonra ben asfalt yolda gitsem ne olur? Bana hizmet edilse ne olur, edilmese ne olur? Ben istemiyorum. Çünkü o bana psikolojik büyük bir darbe, insanlara acı çektirdiğinde bana psikolojik darbe olur o. Ben ne yapacağım onu. Vatandaşımızın rahat etmesi, huzurlu olması. Mesela değil mi, hastanenin güzel geniş salonunda oturacak onlar, böyle hafif müzik dinleteceksin, sohbet edeceksin, Kuran’dan ders yapacaksın. Peygamberimiz (s.a.v.)’in devrinden anlatacaksın, gönüllerini alacaksın, çoluğunu çocuğunu teskin edeceksin. Çünkü onlar da korkuyor. Çocuk 11-12 yaşında cahil çocuk, baban kanser oldu deyince eli ayağı boşalıyor, çocuk mahvoluyor. Dimağı duruyor çocuğun korkudan, ne gerek kardeşim? Baban aslan gibi girdi, aslan gibi çıkacak diyeceksin. Hiçbir şey yok bu gayet kolay bir hastalık velev olsa bile hastalık olsa Cennet’te hepimiz zaten buluşacağız diyeceksin. Cennette kardeş olacağız. İnşaAllah. Zaten ömür kısa diyeceksin. Allah verdi onu, şifasını da, Allah diyor ki; “hastalığı veren de Allah’tır” diyor Allah ayette, “şifayı veren de Allah’tır.” Yani bir aile felaketine sebep olmak ne kadar korkunç bir şey. Onun için biz devletimizden istirham ediyoruz, ne tedavisinden, ne ilacından hiçbir şekilde para alınmasın. Ayrıca aileye bakan kişiyse o hasta olan kişi, normal hayat seviyesinde yaşamaları için devlet maaş versin kanser hastasına. Kardeşim çünkü, hadi o kanser oldu tamam, ailesi çöküyor, bizi de çökertir, herkesi çökertiyor bu sistem. Yani çünkü biz de manen, vicdanen müthiş acı çekiyoruz. Ben bu acıyı niye çekeyim? İstemiyorum. “Ama” diyor devlet mesela; “ben de sana o zaman yol getiremem, işte imkan getiremem, lüks getiremem.” Mahalle aydınlanmasın, karanlıkta yürüyeyim ben, mum ışığında oturayım, ama bu olmasın. Tamam süper lüks yaşıyoruz, ama adam orada sürünüyor benim kardeşim. Ben ne anladım bundan? Yani ne faydası olacak bana bunun? Özellikle kanser hastasına aman sakın, aman sakın bize yakışmaz millet olarak. Bir de bunu sürüncemede bırakmamak lazım. En iyi şartlarda tedavi olması gerekiyor. Ama mesela grip olmuş, nezle olmuş, onu atlatır, Allah ona bir şey yapar. Onlarda bir şey demiyorum veyahut başka bir hastalık olsa kolay onlar, bir çözümü var. Ama bu ağır bir şey olduğu için orada da ağır ilgi gerekir inşaAllah. Berker’im anlat bir şeyler.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Dün şöyle dediniz: “Sıkışan bazı Nur talebeleri en sonunda Bediüzzaman’ı külliyen reddetme yoluna gidiyorlar” dediniz Hocam. Uzunca anlattınız. “Denge siyaseti altında bu durumu açıkça görmelerine rağmen bazıları da birbirlerine müdahale etmiyorlar” dediniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oktarım anlat.
OKTAR BABUNA: “Her davanın kahpesi çok tehlikelidir. Davasını satan adam aşağılıktır. Bazıları adamlara yaranmak için yapıyorlar. Adamlar daha da nefret eder onlardan, tiksinirler” demiştiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii yalakalık yapıyor. Mesela Bediüzzaman’dan bahsetmeyerek. Ben bir kere Tokat’ta teyzemlerde misafirdim. Caminin orada bir bina vardı böyle, çocuktuk. Yeni yapılan bir bina onun üstüne çıkardık böyle iner çıkardık falan. O binanın üstüne çıktım. O teyzemlerin evinin bitişiğinde yaşlı at arabacı bir amca vardı at arabacı, evin önünde de küçük bir üzüm ekiliydi böyle üzüm ağacı. Çok hoşuma gitmişti o ağaç, hiç unutmam o üzümü, yaprakları bir kısmı soluk, bir kısmı yeşil, böyle güzel de normal üzüm vermiş. Hayret yani küçük bir tane dal ekmiş amca şu kadarcık bir toprak evin önünde, eve müthiş bir süs vermiş. Evin bütün pencereleri görünüyor. Bir çakal oğlu vardı, böyle saçlarını kabartmış arkaya doğru falan, favorili falan. Arkadaşları var, yukarıda bekliyorlar. Arkadaşlarının içinde pür neşe, bayağı neşeli, saygılı onlara falan konuşuyor. Babasına geldi, adama küfrediyor, hakaret ediyor, işte “nereye koydun ulan” bilmem ne falan adamcağıza. Adam panik oldu, yaşlı adam. Bir sepet istiyormuş sadece, o sepeti aldı, tam çıkarken birden sırıtmaya başladı. Arkadaşlarını gördü, onlara böyle yalakalık yapıyor bilmem ne yapıyor. Yani hiç unutmam mesela oradaki onun alçaklığını. Yaşlı başlı, annesi falan iki büklüm kadıncağız. Adam o haliyle at arabacılık yapıyor, evi geçindiriyor. O çakal da arkadaşlarına sükse yapacağım diye babasına bilmem olmadık laflar ediyor falan, o dikkatimi çekmişti. Şimdi Bediüzzaman’a yapılanlarda da ben bunu görüyorum. Bakın adamlar önce entel dantel takılmaya başladılar. Dedik “olabilir yani.” Sonra baktım Bediüzzaman’dan bahsetmemeye başladılar. Allah Allah. Bu sefer Bediüzzaman’a cephe aldılar. Birde baktık ki adamlar Mehdi (a.s.) ile başları belada. Mehdi (a.s.)’ye kafaları takılmış, Mehdi (a.s.)’yi istemiyorlar. Baktılar mürşitleri pek Mehdi (a.s.)’ye benzemiyor. Tutturamadılar adamlar, oradan, buradan, sağdan, soldan uygun değil. “Bizim olmayacağına göre, bizim vereceğimiz emekler de boşuna gitmiş. Bunca sene biz tanımadığımız bir Mehdi (a.s.)’ye mi hizmet edeceğiz? Onun için mi hizmet etmiş olduk?” dediler. “Yani yıllarca bizim verdiğimiz bu emek tanımadığımız, bilmediğimiz, görmediğimiz bir adama, bir Mehdi (a.s.)’ye mi bu hizmetler gidecek” diye ağırlarına gitti adamların. “Yani Mehdi (a.s.) bizim Hocamız olsaydı tamamdı ama bütün verdiğimiz emekler boşa gitti” dediler. “O zaman biz Mehdi (a.s.)’yi inkar edelim” dediler toptan. “Neye dönelim? Sosyal faaliyetlere dönelim.” Böyle ılık adam oldular ılık, toz pembe oldular yani böyle anlaşıldı mı? Bambaşka bir şekle girdiler. Biz buna müsaade etmeyeceğiz. Tabii ki hizmet edeceksin. Eşek gibi hizmet edeceksin Mehdi (a.s.)’ye, Allah seni eşek gibi hizmet ettirdi haberin bile olmadı. Ve bundan sonra da yine eşek gibi hizmet edeceksin. Yani acayip koydu onlara acayip ağırlarına gitti. Bilseydiler böyle Mehdi (a.s.)’ye bilmeden hizmet ettiklerini asla yapmazlardı. Baktılar ki Bediüzzaman’ı desteklemek, Mehdi (a.s.)’yi desteklemek anlamına geliyor. “biz ne yaptık ya” dediler. “O zaman hemen en kestirme yoldan Bediüzzaman’a karşı tavır alalım” dediler. Bak bunca yıllık mürşitlerini bir kalemde kendilerince harcamaya kalktılar. Ulan sen bir bitsin, bit. O kadar uçuyorsun yani o kadar. Ama hoşuma giden de yıllarca Mehdi (a.s.)’ye muazzam zemin hazırlamış olmaları. Mehdi (a.s.) tek başına bunu yapamazdı Allah-u alem. Ama bin pişmanlar, bin pişmanlar, acayip kavruluyorlar yani yaptıklarına yapacaklarına pişmanlar. İsa Mesih (a.s.)’den bahsettiklerine bin kere pişmanlar ama “atı alan Üsküdar’ı geçti” derler, yani konu bitti. Onlar kendilerince bir şeytani uyanış yaptılar ama çok geç kaldılar. Mehdiyet’in bütün zeminini, ortamını hazırladılar.
Geçenlerde bir internet sitesi sahibi, büyükçe bir internet sitesi sahibi diyor ki; “Ben Mehdi (a.s.)’ye hizmet ettiğimi anladım, bu çok ağırıma gitti” diyor. “Böyle bir şeye” diyor, kendi ifadesi “alet olmuş olmak” diyor. “Onun için Mehdi (a.s.) ile ilgili M kelimesine kalıncaya kadar hepsini çıkardım” diyor. Sen yine hizmet ediyorsun. Ondan kurtulamazsın, ne yaparsan yap hizmet edersin. Yani Allah’ın yaptığı sistemin dışına çıkamazsın. Sen Allah’a tuzak kurdun ama Allah’ın tuzağı daha çetin. Sen eşek gibi hizmet edeceksin yine Mehdi (a.s.)’ye, yine kurtulamazsın. Yine hizmet ediyor haberi yok. Ama söylemem ne yönden hizmet ettiğini, şimdi bu sefer çünkü toptan iptal olacak. Mehdi (a.s.) yok diye var gücüyle bağıranlar acayip hizmet ediyorlar. Aydın Doğan medyası da Mehdi (a.s.) yok diye geceli gündüzlü bağırıyorlar gariplerim. Sakin olun yoksa yoktur, niye tedirgin oluyorsunuz? Var ki demek ki bu kadar canınız yanıyor. Ve adınız gibi emin olduğunuz için bu kadar üzerinde duruyorsunuz. Cübbeli hazretleri bak dili tutuldu adamın, dut yemiş bülbüle döndü. Böyle bülbüle dut yedirdiğinde ötmüyor artık. Yani dini konuları tenzih ederim, ağzı dili kilitlendi adamın. Ben de daha önce boş bulunup konuştuğu Mehdi (a.s.) ile ilgili her türlü izahını tekrar tekrar anlatıp onun canını yakıyorum. Yani bilse onları söyler miydi, böyle kullanacağımızı bilse. Bin pişmandır söylediğine. Bak İttihat-ı İslam‘dan asla ve kesinlikle bahsetmiyor. Türk-İslam Birliği’nden asla bahsetmiyor. Diyor bak; “Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri mucize, Nostradamus şunu, bunu falan hepsini anlatıyorsunuz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in Ahir zamanda çıkan mucize olan hadislerini niye anlatmıyorsunuz siz kardeşim? Niye unutturmaya çalışıyorsunuz? Niye örtbas ediyorsunuz? ” diyor. Bugün bunu söyler mi bu? Asla, o zamanlar sakal ta göbeğindeyken söylemiş bunu, kaç yıl önce söylemiş. Bilse, sonradan diyor ki; “işte beyin damarlarıma stent taktılar, kalp damarlarıma da bir şeyler taktılar, her yerim kurudu benim. Damarlarım kurudu” diyor. “Şuralarım kurudu” falan. “Ölmüş, donmuş” diyor falan böyle bir şeyler anlatıyor.“Benden Mehdi (a.s.) olmaz” diyor. Sormuşlar, “Mehdi (a.s.) sensin herhalde” demişler. Herhalde değil, “Mehdi (a.s.)’sin” demişler, “Allah-u alem Mehdi (a.s.)’sin” demişler. Hakikaten öyle bir imajı vardı. Baktı ki olacak gibi değil, kendisi Mehdi (a.s.) çıkacak gibi değil. Bir başka cemaat de baktı ki Hocalarından Mehdi (a.s.) çıkacak gibi değil. Ne yaptılar? Var gücüyle Bediüzzaman’a karşı tavır alılar. Cübbeli de çıktı, ne dedi? Fatih Altaylı’nın programına çıktı, en tehlikeli gördüğü asıl hedefe yöneldi. Bediüzzaman’a ne diyor? “30 cihette Ehl-i Sünnet’e uymadığını değerli bir alim söyledi” diyor. “Bu konuda uzman olan bir kişi söyledi” diyor. “Ben pek okumadım” diyor, yani “okumaya bile gerek yok” gibi. Risale-i Nur ne oluyor ki okusun, yani o imajda, haşa. “Okumadım ben ama okuyanlar bakmışlar, 30 cihette Ehl-i Sünnet’e uymadığını tespit etmişler” diyor. Bir anda Fatih Altaylı’nın programında güya Bediüzzaman’ı bitirdi. Kardeşim, sen kendini bitirdin, haberin yok. Şimdi bunları zamanında konuşmuşlar bir kere. Bunları anlatmışlar. Bunların kasetleri var, yazıları var, kitapları var. Çok geç pişman oldular. Mehdiyet %80-90 yolun sonuna vardı, bunlar çok geç farkına vardılar. Şimdi kafalarını duvarlara vuruyorlar, “ah, biz bilsek Mehdiyet’e böyle hizmet edeceğimi, Hz. İsa (a.s.)’ya böyle hizmet edeceğimizi bilsek bunları yapar mıydık?” diyorlar. Yapardın, yapardın, öyle bir yapardın ki. Allah sana zorla yaptırırdı, inşaAllah. Hani bu eşek gibi hizmet edecek dediğim kişiler, isimlerini verdiğim kişileri tenzih ediyorum. Bazı üç kağıtçı takımı var, onları kastediyorum. Onlar sakın alınmasınlar, inşaAllah.
“Sayın Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın rahmeti, bereketi üzerinize olsun” diyor. Şeyh Nazım Hocamız’ın bir konuşmasını ele almış kardeşimiz, diyor ki; “Hocam siz öyle söylüyorsunuz ama Şeyh Nazım Hocam da böyle söylüyor. Ne diyorsunuz?” diyor. Kardeşim, Şeyh Nazım Hocamız’ın yanına git, şöyle bir yarım metre yaklaş, gözlerine dikkatlice bak, gözlerinde Hızır (a.s.) ışığı bulacaksın. Hızır (a.s.)’ın ruhaniyetini bulacaksın. İlm-i Ledündür, Sinan kardeş, Sinan Gürsoy kardeş. Şeyh Nazım Hocamız’ın söylediği ilm-i ledün’dür, ilm-i Batın. Yoksa o it-kopuk takımının ne olduğunu çok iyi bilir Şeyh Nazım Hocamız. Çok güzel bilir, fakat dört koldan köpek dövülmez, öyle diyelim.. Kuduz köpek dört koldan dövülmez, inşaAllah. Onun bir nezaketi vardır, Şeyh Nazım Hocamız’ın ki de ilm-i ledün’dür, inşaAllah. O dokunmuyorsa vardır bir bildiği, inşaAllah. İnşaAllah.
“Esselamu aleyküm Muhammed Adnan Hocam. Bütün İslam aleminin Kurban Bayramı mübarek olsun.” Allah hepimize mübarek etsin, Allah tekrarına erdirsin, inşaAllah. “Şeyh Ahmed Yasin Bursevi Hazretleri Mehdi (a.s.)’nin önümüzdeki on sene içerisinde Kabe’de bir hac vazifesinde tecelli edeceğini söylemiştir. Bu konuyla ilgili neler söylersiniz? Allah sizi eli öpülecek insanlardan eylesin, inşaAllah. Hulusi Yemen.”
Şeyh Ahmed Yasin Bursevi Hocamız’ın söyledikleri senettir, söylediyse doğrudur. Çünkü kaynak sağlam, Şeyh Nazım Hocamıza bağlı. Şeyh Nazım Hocamız Resulullah (s.a.v.)’a bağlı ve Hz. Hızır (a.s.)’ın dostudur Şeyh Nazım Hocamız. Garaibdir olaylar, bir acaiptir, inşaAllah. Herkes anlamaz, inşaAllah. Doğru söylüyor. Hocamız on sene içinde, inşaAllah; Kabe-i Şerif’te, inşaAllah; orada da bir biat olacaktır. Onu söylüyor Hocamız.
“Esselamu aleyküm.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Muhammed Adnan Hocam, sorum şu: Madde gerçeğini sahabeler kavradığı için mi annem-babam feda olsun, canlarını seve seve Allah’a ve Resulü’ne verdiler. Çünkü hep düşünmüşümdür, nasıl bir aşk, sevgi ki diye düşünüyordum Hocam, inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz, Allah’ın izniyle, inşaAllah. Allah yar ve yardımcınız olsun. Size talebe olmayı çok istiyorum, inşaAllah-u Rahman nasip eder.” Kütahya’dan Ahmet kardeşimiz. Ahmet Eskiyolcu.
Sahabeler biliyorlar tabii, diyorlar; “Peygamberimiz (s.a.v.)’den iki ilim dolu kap aldım” diyor mübarek sahabeler. “iki ilim dolu kap.”“Birini size açıkladım” diyor, şeriat ilmi. “Ama birini açıklarsam, bu boynum gider” diyor. Cahil bir insana onu orada anlatsan, ne anlar? Yani görüntü beyinde oluşuyor dedin mi ne der adam. “Resulullah (s.a.v.)’ın görüntüsünü biz beynimizde görüyoruz” dersen, ne anlar? Yani onu küfür alameti olarak görebilir. Onun için, bak; “iki tane ilim dolu kap aldım” diyor. “Birini size açıkladım, şeriat ilmi. Ama öbürünü size açıklamam. Çünkü bu boyun gider o zaman” diyor. İşte kastedilen ilim bu, inşaAllah.
Resulullah (s.a.v.)’ı nasıl sevmesinler. Bakar bakmaz aşık olunacak gibi. Elinden, yüzünden efendilik, muhabbet, nur akıyor. Kardeşim, Hıristiyan adam, alakasız adam geliyor, Resulullah (s.a.v.)’ı bir görüyor, heybetinden bayılıyor adam, bayılıyor, yere düşüyor. Yemen’den, Sana’dan, oradan, buradan insanlar geliyor, adam pür neşe, Peygamber (s.a.v.)’in karşısına bir geliyor, bir görüyor, Peygamberimiz (s.a.v.); “selamun aleyküm” diyor, adam cevap veremiyor. Dildar oluyor, tutuluyor. Peygamberimiz (s.a.v.) eliyle mesh ediyor, ondan sonra ağzı açılıyor. Konuşamıyor. İlahi aşk kaplıyor, Allah aşkı kaplıyor, Allah’ın heybeti tecelli ediyor ona. Aklı gidiyor adeta. Böyle şey oluyor, lal oluyor dili, inşaAllah. Her gören aşık oluyordu Resulullah (s.a.v.)’a. Hanımlardan aşık olanların haddi, hesabı yok. Annelerime helal olsun, nur annelerime helal olsun. Görüyorlar; aşktan, muhabbetten divane oluyorlar. Allah’ın divanesi oluyorlar. “Ya Resulullah (s.a.v.) Sana hibe ettim kendimi” diyor. “Ya Resulullah (s.a.v.) Sana hibe ettim. Ya Resulullah (s.a.v.) Sana hibe ettim. İster al, ister alma” diyorlar, “sana hibe ettik kendimizi” diyorlar. Gizliyorlar Resulullah (s.a.v.)’ın bu yönünü, niyeyse öyle? Resulullah (s.a.v.) Allah aşığıydı, Allah onda muhteşem tecelli ediyordu. Annelerimiz gördüğünde eriyorlardı muhabbetten, sevgiden, aşık oluyorlardı. Mesela gayri Müslim kadınlar geliyordu, “La ilahe illaAllah Muhammeden Resulullah” diyorlardı Peygamberimiz (s.a.v.)’i görür görmez. Aşık oluyorlardı, “sana hibe ettim kendimi” diyorlardı. Münafıkları kudurttu o, kudurttu, delirtti böyle, deliye döndüler. Bu nasıl oluyor, böyle bir şey?” dediler. Ayet indi; “halanın kızlarını, teyzenin kızlarını, amcanın kızlarını, sana kendini hibe eden kadınları, cariyeleri, hepsini başkalarına mahsus olmak üzere değil” diyor Allah, “sadece sana mahsus olmak üzere helal kıldım” diyor Cenab-ı Allah. Çünkü teyze kızından bir tanesini alabilirsin. Ama Resulullah (s.a.v.)’a, “hepsini alabilirsin” diyor Cenab-ı Allah. “Mehirle aldığın hanımlar, hepsini sana helal kıldım” diyor. Bazı avanak münafıklar da, kafası gitmiş, taş kafalı avanaklar da “ayette bir tek Peygamber (s.a.v.)’e mahsus diyor” diyor. Mehirlerini verdiğin eşlerini, cariyelerini, hibe eden kadınları “o zaman bu Müslümanlara haram” diyor. Orada hususiyet olan şey nedir? Teyzenin kızları tamamı, halanın kızları ayet onları başka yerde zaten açıklıyor. İki kardeşi aynı anda nikahlayamıyorsun, nikah altına alamazsın iki kardeşi. Bir kardeş alabilirsin. Çünkü nizah çıkar, miras da sorun çıkabilir, fitne çıkabilir, onun birçok hikmeti var Cenab-ı Allah bir tanesine müsaade etmiş ümmete. Teyze kızını aldığında bir tanesini alabilir, ikinci kız kardeşi alamaz. Ama Peygamberimiz (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah “sana hepsini helal ettim” diyor. Münafıklar it gibi uludular böyle ızdıraptan, itler gibi uludular sabahlara kadar canları yandı. Çünkü giden kadın aşık oluyordu Peygamberimiz (s.a.v.)’e, hep iman ediyorlardı. Maria annem, o da Hristiyandı Müslüman oldu. La ilahe İllAllah Muhammeden Resulullah dedi. Münafıkların böyle o dönemde çektiği acı tarif edilmez bir acıdır. Hasan, Hüseyin de öyle. Gördüler miydi elli metreden ışık gibi yanıyorlardı böyle, acayip güzeldi. O sahabelerin kızları gördüler mi, Hasan, Hüseyin dedi mi içleri eriyordu, acayip seviyorlardı. Hep kendilerini hibe ettiler. MaşaAllah Allah aşkından. Resulullah’ı (s.a.v.) seviyorlar bakıyorlar aynı Resulullah’ın (s.a.v.) parçası acayip benziyorlardı Hasan, Hüseyin Peygamberimiz’e (s.a.v.). Bir de çok bakımlıydılar acayip güzeldiler. İpek giyiyorlardı böyle pırıl pırıl parlıyorlar, el yüz böyle ışık gibi. Cübbeli ne diyor; bak kafaya bak; ipek giyiyordu ya onlar, “niye giyiyorlardı ipek biliyor musunuz, bitten korunmak için” diyor. Kardeşim ne kadar ağır hakarettir bu sen ağzından çıkan lafı duyuyor musun sen? Ağzından çıkanları kulağın duyuyor mu senin? Resulullahın (s.a.v.) bir tanecikleri sürekli bağrına bastığı evinde kalan çocuklar, onun torunları. Sen nasıl konuşuyorsun? Hane-i saadet Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanesinde kalıyorlar. Orada bitin işi ne? Nasıl konuşuyorsun sen? Ağzından çıkanı kulağı işitmiyor, ne dediğinden haberi yok. Dünyanın en temiz insanlarıydı onlar. Peygamberimiz (s.a.v.), evlatları, Ehl-i Beyt nur gibiler, sahabeler gece gündüz yıkanıyorlar. Gıcır gıcır üstleri başları pırıl pırıl, tiril tiril böyle inşaAllah. Böyle konuştu mu tabii insanlara bilinçaltına çok kötü imajlar veriyorlar. Ben bunu detaylandırmak istemiyorum bunun anlamı ne kadar kötü.
Uzunca bir yazı var kardeşimiz yazmış. Aman aman maşaAllah başı ta buradan başlıyor. “Selamlar.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Muhammed Adnan Hocam ben Mersinden Adem Özer.” Güzel, Milli Görüşü anlatıyor, Erbakan Hocamızın aşıklarından anladığım kadarıyla. Çok güzel anlatmış ama. “Ben menzil sofisiyim” diyor, çok güzel maşaAllah menzilden nur çıkar inşaAllah. “Nakşisi, Kadirisi, İranlısı, Vehabisi, Şiası, Afganlısı, Çeçeni, Balkanı, Şafi ve Hanifisi, Süleymancısı, Nurcusu hepsini kuşatıyor Milli Görüş” diyor. “Hepsinden gelip Milli Görüşçü olup ilk bulunduğu cemaatte de kalıp hizmet yapabiliyorlar. Bu anlamda Milli Görüş Mehdi (a.s.) fikri olarak hareket ismi ve başlangıç noktası olacak bunu tamamlayan Mehdi (a.s.) olacak. Elbette kurucusu Erbakan, belki Erbakan fetih yapar, o zaman Mehdi (a.s.) o olur.” İnşaAllah. Ne güzel bak şu sevgiyi görüyor musun maşaAllah çok güzel maşaAllah. “Ben Erbakan’a Mehdi (a.s.) demem demeyeceğim çünkü benim liderimdir. Sizi de çok severim Erbakan’ın da Kafkas bölgesinden seyyid olduğunu öğrendim. Erbakan kırk yaşındayken Milli Görüş hareketine başlıyor, tam kırk sene sonra da tekrar Saadet ile herkesin bitti dediği anda ikinci defa geliyor. Bunlar çok ciddi işaretlerdir ama ben demem, çünkü benim için Mehdi (a.s.)’nin kim olduğu değil Mehdi (a.s.)’nin yapacağı hizmetler ve bunda benim görevim ne olabilir ben bunu düşünürüm.” MaşaAllah bak, mesela Erbakan Hocamızı Mehdi (a.s.) olarak görüyor kardeşimiz, olabilir diyor ben de görürüm ne güzel. Yeter ki Mehdi (a.s.)’yi beklesin, yeter ki Mehdi (a.s.) aşkıyla coşsun, yeter ki Hz. İsa (a.s.)’yı beklesin ne güzel. Ne güzel bak bazı noktalardan bağlantılar kurmuş kardeşim. Olur niye olmasın, inşaAllah olur Erbakan Hocam olur, ne olur. Ne güzel. “Milli Görüş ile tanışmadan önce ben sizin eserlerinizden çok etkilendim ve dualarımda her zaman “Ya Rabbi beni Mehdi (a.s.) ordusuna kat, o halde öleyim” demişimdir. Hamdolsun o ordudayım. Çeşitli bölümleri var” diyor. “Ben bir bölümündeyim” diyor. “Saygılarımla Hocam” diyor. “O kadar sade ve güzel ve kolay ifadelerle yorumlarınız var ki çok beğeniyorum” diyor. MaşaAllah uzun uzun anlatmış sayfalarca. Kardeşim işte Erbakan Hocamızı sevmen çok güzel. Erbakan Hocamızın bir nevi Mehdi (a.s.) gibi görmen çok güzel, bunlar gönül açıcı, bunlar iftahar edeceğimiz şeyler. Bu anlamda ne güzel oradan kalben insan mürşidini böyle sanki Mehdi’ymiş gibi görebilir. Ama mühim olan Mehdi (a.s.) aşkı ile yanmak, Mehdi(a.s.)yi beklemek, Resulullah’ın (s.a.v.) hadislerini sevinçle okumak, Hz. İsa (a.s.)’ı sevinçle beklemek, İttihad-ı İslam’ı istemek, bütün Müslümanların birliğini istemek. İttihad-ı İslam’ı olduktan sonra Mehdi(a.s.) farz edelim Erbakan Hocam olsa elini ayağını öperim ne güzel, ne güzel. Canım Hocam benim zaten çok sıcak, sevecen, şeker bir insan, ne güzel. Bundan kim rahatsız olur, kimin menfaatine ters düşer bu, gayet güzel olur. Keşke olsa, inşaAllah. Ama kökten Mehdiyeti redettin mi, bu yamukluktur bu. Bunda bir acayiplik var. Üstelik daha önce savunurken, birden bire böyle abidik gubidik falan böyle karmakarışık hareketler yapmaya başlarsan ve bu korkuyla da Bediüzzaman’ı da artık devreden çıkartırsan artık çıldırtmanın etkisiyle, daha da delirip hadisleri de devreden çıkarırsan, o zaman sen ne olmuş oluyorsun? Bambaşka bir şey olmuş oluyorsun, ılık meltem rüzgarı gibi bir şey. Olmaz. Ilık derken pis kokan meltem rüzgarı olmuş olursun. Olmaz. İnşaAllah.
Erbakan Hocamız eskiden beri Mehdi(a.s.) bilen çok esaslı bir kitle vardı, kalabalık bir kitle, bir çok yönden benzetiyorlar. Hakikaten de benziyor bir çok yönden, doğru da benzetmeleri. Mesela o aşkla sevmeleri çok hoş. Ve Hocamızı muhabbetle bağrına basmaları muhteşem güzel oldu. Hiç firesiz, bakın sıfır fire ile başkan seçtiler. Öbüründe beş de bir mi, dörtte bir mi ne. O da usulen ayıp olmasın gibi verdiler yani. Fitne çıkmasın kargaşa olmasın gibisinden. Onu da vermeyeceklerdi Allah-u alem, inşaAllah. Böyle mübarek bir insanı, bu kadar candan sevdiğimiz bir insanı Mehdi(a.s.) gibi görürse, ben o insanı alnından öperim ben o insanı. Bu muhabbettendir, bu sevgidendir, aşk tecellisidir bu. Bak Mehdi(a.s.)’dir demiyorum diyor, güzel bu çok önemli, dersen bittin ama bu çok kötü. Ama Mehdi (a.s.) gibi görüyorum, umuyorum, inşaAllah olur diyorsan, ben seni alnından öperim o zaman, çok güzel. Hocanı öyle bil, mürşidini öyle bil. Mesela Fethullah Hocamız’ı öyle bilsinler ben iftihar ederim, inşaAllah. Keşke o olsun, inşaAllah o olur. Ama sahtekarlık yapıp sen korkudan it gibi korkup böyle aşağılık bir korku ile Bediüzzaman’ı tamamen devreden çıkartmaya kalkarsan, yalakaların yanında Bediüzzaman’ın ismi geçtiğinde konuyu geçiştirirsen, bu sahtekarlık olur bunu yapma. Bu terbiyesizliği yapmayacaksın, yoksa bunlar güzel gelişmeler, inşaAllah. Tabii ismi geçen herkesi tenzih ediyorum onlar ayrı, inşaAllah. Bir de Erbakan Hocamız’ı sevenler de bayağı sıkı seviyorlar. Şöyle siz onları pek görmemiş olabilirsiniz, yani öyle acayip bağlanıyorlar. Bir lidere öyle bağlanılmaz kolay kolay. İnsanlar sık sık değiştiriyorlar lider. Mesela geliyor öbürünü, öbürünü. Erbakan Hocam’dan ölümüne vazgeçmezler, maşAllah çok güzel. Ellerine sağlık, Allah razı olsun. Lider böyle sevilir işte. Doğrusunu yapıyorlar.
ALTUĞ BERKER:Vesile oldunuz Hocam, inşaAllah. O son süreçte Erbakan Hocamız’a destekle ve kitlenin de ona bağlılığı ile destek oldular.
ADNAN OKTAR:Kardeşim kabus mu görüyorum, korku filmi gibi. Milli Gazete’ye bakıyorum Erbakan Hocam yok, Allah Allah, Milli Görüş sitesine bakıyoruz orada da yok, bilakis aleyhinde yazılar var. Var ya böyle korku filmlerine gidersin, bir adam, ev mekan uçuyor falan, birden yer açılıyor adam içine giriyor falan. Korku filmi gibi. Ne oluyor falan dedik böyle, bir kükreyince taşlar sapır sapır yerine oturdu, inşaAllah. Hepsi araziye geçti ondan sonra ve konu halloldu. Ne ile hallettik? Şefkatle, sevgiyle, muhabbetle, hadis ile Kuran’la, akılla, fikirle, adaletle inşaAllah.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...