SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, TV Kayseri, Samsun AKS, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV, Bingöl FM 102.0, Erzurum Radyo Süper Kanal 99.9, Nevşehir Keyif FM 92.7, bandırmahaber.net, bizimantalya.com, gazeteoku.com, haber58.com, haberalemi.net, haberdem.com, haberhilal.com, iradyo.tv, islaminesil.com, selamhaber.com, baranhaber.com, sekizsutun.com’dan canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Nasıl başlayalım? Efendim, şeyhimizden bir destur alalım diyoruz.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, haşa.
Daha evvel de olduğu gibi yine Deniz Baykal torunlarıyla bayram namazına gitmiş Hocam. Siz daha evvel bahsederdiniz.
ADNAN OKTAR:Deniz Baykal yiğittir, delikanlıdır. Samimi bir müslüman evladıdır, dürüsttür. Hayatı da güzel örnek oluyor maşaAllah. Evet.
ALTUĞ BERKER: “Dinlerin buluşması”, bu gün Haber Türk’te bir haberdi. Mersin’de Kurban Bayramı dolayısıyla şehit mezarlığını müslüman ve hıristiyan din adamları beraber ziyaret edip birlikte dua etmişler Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ali Bulaç Hocamızın bugün Zaman Gazetesi’nin İttihad-ı İslam’dan açık açık bahsetmeye başlamasının zamanının geldiğini söylemiştiniz Hocam dün inşaAllah. MaşaAllah bu gün Ali Bulaç İttihad-ı İslam’la ilgili çok detaylı, güzel bir yazı kaleme almış Hocam. Füze kalkanı projesinin bizi İslam ahlakı dünyasına düşman pozisyona getireceğini, bunun kabulünün mümkü olmadığını yazmış. Atatürk’ün Müslümanların günü birinde İslam Birliği’ni oluşturacağı fikrini savunduğunu, bunun ileride gerçekleşeceğini bildiğini, bu nedenle hiçbir zaman batıya güvenerek doğuya sırtını dönmediğini söylemiş. Hatta Yavuz Sultan Selim’in ve Fatih’in bu hayali gerçekleştirmek için seferler yaptığını, Atatürk’ün de onların ne yapmak istediklerini bildiği için asla Müslümanlara ve Araplara karşı muhalif bir pozisyona girmediğini eklemiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani İttihad-ı İslam şarttır diyor.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet güzel. Nihayet yavaş yavaş yavaş İttihad-ı İslam’ı açık açık kardeşlerimiz söylemeye başladılar ama Başbakanımız başlattı maşaAllah. Elhamdülillah. Aylardan beri, yıllardan beri uğraşıyoruz, MaşaAllah güzel bir üslup gelişmeye başladı.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. Onunla ilgili sizin 1200’ü aştı Hocam söylediklerinizin gerçekleştiği. Bu söylediğiniz de onlardan biri oldu. Ekranda onu gösteriyorum inşaAllah. Sizin Hocam duanız, 5 Ocak 2009 Çay TV’de. “Müslümanlar ‘Ya Rabbi Türk-İslam Birliği’ni bir an önce bir araya getir, hemen Türk İslam Birliği’ni oluştur, biz hazırız ya Rabbi’ derse bunun olduğunu görecekler” diyorsunuz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER: 31 Mayıs 2010’da da yine Adıyaman ASU TV’de; “Yani dua etmedikleri için Allah meydana getirmiyor. Bak dua etsinler, olacak diyorum. Dua etmiyorlar. Dua edenleri tenzih ederim tabii. ‘Ya Rabbi bize Türk-İslam Birliği’ni nasip et’ diyecek. O kadar” diyorsunuz Hocam inşaAllah. Sayın Başbakanımızın söylediğiniz duası Süleymaniye’de: “Alem-i İslam’ın” bu bayram için söylüyor Hocam. “Milletimiz için birliğimizin, kardeşliğimizin ziyadeleşmesine vesile olsun bu bayram. Alem-i İslam intibahına” yani uyanışına “ittihadına” birleşip ayrılığı ortadan kaldırmasına “vesile olsun. İnsanlığın barışına vesile olsun.” diyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Benim gördüğüm Atatürk’ten sonra Cumhuriyet tarihinde ilk. Yani İttihad-ı İslam’ı açıkça bir başbakanın savunması Atatürk’ten sonra ilktir. MaşaAllah. Bakın ısrarlı gayretimizi, ısrarlı dualarımızı Cenab-ı Allah kabul ediyor. Elhamdülillah. MaşaAllah. Çok şahane netice. Ve ondan sonra yazarlar açıldı, dilleri çözüldü. Onlar da peşpeşe İttihad-ı İslam’ı savunan üslup geliştirdiler.
ALTUĞ BERKER: Erbakan Hocamızın da yine aynı gün “İslam Birliği’ni bir an evvel kurmamız gerektiğini idirak etmemiz lazım.” sözü var Hocam.
ADNAN OKTAR:Erbakan Hocamız zaten maşaAllah her zaman öyle kükrer. Mübarek o her zaman bu Türk-İslam Birliği’ni savunmuştur.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam inşaAllah. Gülay Göktürk’ün bir yazısı vardı Hocam. O BDP Partisi, Barış ve Demokrasi Partisi tüm tabanına Kürtçe konuşma çağrısında bulunmuş. Özellikle de devletle muhatab oldukları her noktada Kürtçe konuşmalarını istemiş. Bu kararı sonuna kadar destekliyorum demiş Gülay Göktürk.
ADNAN OKTAR:Ama doğuda gençler genellikle hep Türkçe biliyorlar yani. Mesela Çerkez gençler de var bizim tanıdıklardan. Çok nadirdir Çerkezce bilenler. Yani çünkü Türkçe bizim anadilimiz. Vatan sathında kullanılan dil o. İstanbul’a geliyorlar, Erzurum’a gidiyorlar, efendim Karadeniz’e gidiyorlar. Nereye gitseler Türkçe konuşuluyor. Kürtçe insanlar anlamaz ama ekstradan insanın dilini öğrenmesi güzel. Yani öğrenebilir o ayrı mesele ama, Türkçe’yi çok iyi bilmeleri gerekir. inşaAllah. Yani iletişim, bağlantı için her yönde.
ALTUĞ BERKER:Evet, bu konuda Doğan Heper de Milliyet Gazetesi’nde Hocam, Türkiye’nin en büyük tarihi sorununun bölünme olduğunu yazmış. BDP Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Kürtlerin mahkemelerde, vergi dairelerinde, okullarda Kürtçe konuşacaklarını açıklamasını sivil bir itaatsizlik olduğunu, Kürtçe’nin Meclis’e bile girdiğini ve bu durumun bölünme yolundaki pervasızlığın son noktası olduğunu söylüyor. Başbakanın bu gidişatı da durduramadığını da yazısına eklemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Başbakanın?
ALTUĞ BERKER: Bu durumu, bu gidişatı durduramadığını.
ADNAN OKTAR:Başbakan durdurması nasıl olsun? Onlar ortaya çıkacaklar, anti-Marksist, anti-Leninist, anti-Darwinist çalışma yapacaklar, bütün gazeteler, basın. Çünkü dil sorunu değil ki olay. Yani vatandaşın Kürtçe öğrenip öğrenmesiyle ilgili değil. Orada bir komünist faaliyet var Güneydoğu’da. Komünist ayaklanma var, Stalinist ayaklanma var, konu bu. Yani vatana sevgiye bağlı olduktan sonra, kardeşlerini sevdikten sonra, dindar mukaddestaçı olduktan sonra Kürtçe de bilsin, Lazca da bilsin, İngilizce de bilsin, otuz tane dil bilsin. Yani dil bilmesi sorun değil, yani o problem çıkartmaz. Marksist ideolojiye, Leninist ideolojiye inanmaları ve Leninizm’in terörist dayatmasını kabul etmeleri sorun PKK’nın. O yüzden asıl sorun Güneydoğu’da çok güçlü bir karşı propagandanın yapılmıyor olmasıdır, dil konusu değil. Yani anti-marksist, anti-Leninist, anti-Darwinist, anti-materyalist, ilmi, felsefi çalışma yapılması gerekiyor. Şimdi hükümet bu uyarımızı Allah razı olsun değerlendirdi ve güzel bir karar aldı. Güneydoğu’da tebliğ ve irşad faaliyetleri yapacak ekipler oluşması için talimat verildi Güneydoğu’da. Şimdi ama vasfını bilmiyoruz şu an. Nasıl bir çalışma yapacaklar? Yani anti-Marksist, anti-Leninist, anti-komünist bir çalışma mı olacak? Sadece din mi anlatılacak? Yani fıkıh mı anlatılacak? Eğer sırf fıkıh anlatılırsa adamlar dinlemez. Yani Marksist düşünce ilerler. Bilimsel anti-materyalist çalışma yapılması gerekiyor. Yani dini kabul etmeyen adama sen dini anlatırsan olmaz. Önce Allah inancının, Allah’ın varlığının ve birliğinin ispat edilip anlatılması lazım. Değil mi, imanın güçlendirilmesi lazım. Zaten dünyada bir iman zafiyeti var. PKK orada yoğun faliyet yaptığı için, Leninist, Stalinist bir çalışma yaptığı için gençlerin epey bir bölümünün imanında zafiyet ve kopma meydana geldi. Bunun tamiri gerekiyor. Tamir için de ilmi çalışmanın dışında bir yol olmaz. Yani bu irşad ekipleri eğer böyle bir çalışma yapacaklarsa güzel ama henüz mahiyetini bilmiyoruz.
ALTUĞ BERKER: Star Gazetesi’nde Ergun Babahan’ın bugün E.Ö’yü ve onun düşünce sistemini eleştiren bir yazısı vardı Hocam. E.Ö’nün içinde bulunduğu yayın organının eskiden de, bugün de faşist bir söylem içinde olduklarını, bir kaç şarap adı ezberleyince kendilerini asilzade zannederek “Beyaz Türk” olarak adlandırdıklarını, diğer din ve ırklara mensup olan kişileri dışlayan, dindar insanları aşağılayan, topluğumu parçalara ayırıp birbirine düşman unsurlar yaratmaya çalışan faşizan bir üslup kullandıklarını ve kendi altın çağlarının özlemi içinde olduklarını yazmış. E.Ö ve diğerlerinin dilinin zehirli ve bölücü olduğunu ve demokrasiye direndiklerini de eklemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani vurguları açıklamaları önemli. Hakikaten özellikle E.Ö.’de de, öbür o yeni özenti olanda da böyle entelliğe modern hayata karşı bir hayranlık var. Yani garibanlıktan modern hayata geçişin her türlü sarsıntısını üzerinde görüyoruz. Hakikaten özellikle E.Ö. duruyor duruyor “şarap içiyorum, işte akşamları şu kadar şarap içerim“ bilmem ne, halbuki bir çok vatandaş şarap içiyor hiç biri şamatasını yapmıyor. Bu ilk defa böyle bir hayata girmiş olmanın heyecanını yaşıyor. İşte bir şarap varmış üçü takım olarak satılıyormuş. Yani üç ayrı şarap, “tek alamıyorsun onu ağabey onu” diyor. “Tek alamazsın onu” diyor. O kadar etkilenmiş ki, o şarabın takım olarak satılmasından.
SUNUCU:Bunu yazılarında mı anlatıyor?
ADNAN OKTAR:Yok televizyonda anlatıyor çok heyecanlanmış. Yani halka da garip gelecek yani böyle takım olarak satılıyor şarap vay be falan denecek. Müthiş böyle onu bir gurur unsuru böyle bir yücelme unsuru olarak anlatıyor. Bir de sürekli “ben sorunlu değilim falan.” Duruyor duruyor, yani bir kere öyle bir konuşma yaptı, biz de dedik ki, bunun bir sorunu var herhalde dedik. Onu temizlemek için defalarca, normalde Habertürk’e falan hiç çıkmaz o, çıktı orada işte sorunum yok falan, sağlamım falan gibisinden bazı konularda. Tamam anladık sen söyledin, biz de bu nedir falan dedik, o kadar başka bir şey demedik. Toparlamak için yani çocuklar gençleri de toplamış böyle üniversiteli çocukları toplamış onlara da diyor, sağlam olduğunu söylüyor. Tamam kardeşim bir şey dediğimiz yok. Sen söyledin biz de acayibimize gitti, bu nedir dedik yani konu bu. Gidiyor İngiltere’de falan elektrik direklerine falan sarılıyor, böyle romantik pozlar falan, entel havalar falan. Gidiyor oralarda resim çektiriyor. Hakikaten özenti ve gariban havaları var, o takımın epey bir kısmında o var. İşte bir kısım gariban yazarlar da o kafaya uyuyor. Mesela bizim sevimli Ayşe Arman da onları öyle biraz çekiyor o noktaya. Mesela bir duvarın üstüne çıkıyorlar oraya oturuyorlar Ayşe Arman’la yan yana, o bacak bacak üzerine atıyor o da bacak bacak üzerine atıyor falan. Yani modern dünyaya giriş yapmış oluyorlar, ilk defa böyle hani tabularını yıkmış oluyor böyle ve ben böyle tabu yıkan bir insanım modern dünyayı da çok iyi bilirim gibisinden böyle, biraz ilkel, biraz sonradan görme, biraz böyle modern hayatı kafasında çok büyütmekten kaynaklanan çocuksu bir garibanlık, daha da detaylandırırım ama şimdi bu kadar yeter.
Ali Balcı kardeşimiz uzunca bir yazı yazmış. “Bugüne kadar pek çok farklı ortamda konuşmalarınızı dinleme şansı buldum.” Şans değil, imkanı buldum diyeceksin, şans olmaz. Şans rastgele bir şeye denir.” Bununla beraber bazı kitaplarınızı inceleme imkanım oldu. Bilgi birikiminize, tecrübenize ve yapmış olduğunuz çalışmalarınıza büyük saygı duyuyorum. Zira yıllarca doğrularınızla ve yanlışlarınızla bir insan olarak çalışıp emek vermişsiniz ve kolaylıkla edinilemeyecek bir birikime ulaşmışsınız. Mehdi (a.s) konusunda söyledikleriniz ve yazdıklarınız beni düşündürüyor.” Güzel. “Kuran-ı Kerim ve meallerden ve tefsirlerden farklı kaynaklanan karşılaştırarak okuyorum. Dinimizin olaylara ve insanlara bakışındaki temel çizgiyi bulmaya çalışıyorum. Her okuduğumda daha zengin anlamlarla buluşuyorum.” Sonuçta ana maddelere geçmiş. “İnsanlık için Allah’ın varlığı ve birliği kadar önemli bir nokta olan Mehdi (a.s.) konusunda niçin Kuran açık ve net bir bilgi vermiyor?” Şimdi Ali kardeş Kuran başından sonuna kadar Mehdiyeti anlatır. Ben anlayamıyorum diyorsan o zaman bir sorun vardır. İttihad-ı İslam nedir? Mehdiyettir. İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini emreden ayetler nedir? Mehdiyettir. Mesela Cenab-ı Allah ne diyor? “Din Allah’ın oluncaya kadar” şeytandan Allah’a sığınırım “fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar cehd edin gayret edin” diyor. Bu Mehdiyetin ta kendisidir. Din Allah’ın oluncaya kadar ne demek? Din bütün dünyaya hakim oluncaya kadar. Fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar ne demek? İslamın ulaşmadığı her yer fitne ortamıdır. Bu Mehdiyetin ta kendisidir. Ve “kurşunla kaynatılmış binalar gibi” diyor Allah “birlikte mücadele edin” diyor. Müslümanlar paramparça, Müslümanların birleşmesinin farz olduğu buradan görülüyor. Diyor ki Cenab-ı Allah; “Onlar haklarına saldırı olduğu vakit” diyor, herhangi bir kardeşine yönelik öldürme, yaralama herhangi bir saldırı olduğu vakit “el birlik, topluca karşı koyarlar” diyor. Şimdi böyle bir durum var mı? Irak’a saldırdılar ne yapılıyor? Gazetelerden adam okuyup seyrediyor televizyonlardan, vay be falan diyorlar. Ayet ne diyor Cenab-ı Allah? “Arkadaşlarına, kardeşlerine saldırı olduğu vakit, haklarına saldırı olduğu vakit el birlik” yani toptan hepsi birlikte “karşı koyanlardır” diyor, bir arada. Böyle bir olay uygulanıyor mu? Haramdır bunun yapılmaması. Bunun yapılmasına Mehdiyet denir, uygulanmasına, Kuran’da bahsedilen bu ayetin uygulamasına Mehdiyet denir. Kurşunla kaynatılmış binalar gibi delalete tuğyana, iblisata karşı, iblusuna karşı saldırmak, yani ilmi, fikri gerekirse kendini savunmak cehd etmek, gayret etmek Mehdiyettir. Mehdiyetin ta kendisidir. Yusuf Suresinde ne anlatılıyor? Mehdiyet anlatılıyor. Efendim, Kehf Suresinde ne anlatılıyor? Kehf Suresi baştan sona karşı Mehdiyeti anlatıyor. Zulkarneyn kıssası dünya hakimiyetini anlatıyor.
ALTUĞ BERKER:Tabi inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hz. Süleyman’la ilgili kıssa dünya hakimiyetini anlatıyor. Ve Cenab-ı Allah ayrıca Tevrat’a gönderme yapıyor, Tevrat ve Zebur’a gönderme yapıyor.
Allah arza, şeytandan Allah’a sığınıyorum, “arza salih kullarını varisçi kılacaktır” diyor. Yani arz, dünyaya hakim olacaksınız diyor. Bunun Tevrat’ta ve Zebur’da geçtiğini söylüyor Cenab-ı Allah. Tevrat’a ve Zebur’a bakıyoruz yüzlerce ayette, yüzlerce Allah’ın açıklamasında Kuran’ın gönderme yapmasıyla dünya hakimiyetinden bahsediliyor ve Mehdi (a.s)’den alelen bahsediyor, isim verilerek bahsediliyor. Mehdi (a.s) peygamber olmadığı için tabii ki Kuran açıkça böyle bir peygamber gelecek demiyor. Demez de. Ama yüzlerce ayetten Mehdiyeti alelen ve açıkça görüyoruz. “Kuran’da yer almadığı halde hadislerin toplanması derlenip kontrol edilmesi, sınıflandırılıp yazılması ve aktarılması konusunda Bağdatlı bir Hocamdan ders aldım” maşaAllah “ve bugüne kadar İslam medeniyetinin yetiştirmiş olduğu alimlere hizmetleri için -Allah onlardan razı olsun- dayanarak, Mehdi (a.s)’nin gelişi hakkında bu kadar kesin bilgiler vermemiz sakıncalı değil midir?”
Mehdi (a.s) hakkında flu bilgi istiyor kardeşlerimiz. Diyeceğiz ki biz, bir mehdi gelecek ama nerede geleceği belli değil, ne zaman geleceği belli değil, görünümü belli değil, ne yapacağı belli değil. Yani yok dememizi istiyorlar. Böyle Mehdi olmaz. Mehdi (a.s)’nin özelliği zamanı belli ama anlayana, hadislerde belli zamanı belli. Eşgali belli, dış görünümü belli, nerede çıkacağı belli, ne yapacağı belli. Bu kişiye biz Mehdi(a.s) diyoruz. Bu çıktığında, Allah-u alem Mehdi (a.s)’dir diyeceğiz. Yani nerede çıkacağı belli olmayan, ne yapacağı belli olmayan, eşgali belli olmayan bir insana biz herhalde Mehdi(a.s)’dir diyebilir miyiz? Bunu yapmalarından gaye, Mehdiyeti örtmek için yeni bir yöntemin başka bir uygulaması bu. Yani nerede, ne zaman, ne şekilde çıkacağı belli olmayan bir mehdi tarifi yapın bize diyorlar. Bunu bıraksınlar. Peygamberimiz (s.a.v) detay detay detay, ta burnundaki hafif bombeye varıncaya kadar, alnındaki hafif çukurluğa varıncaya kadar, en ince detaylarına kadar Mehdi (a.s)’yi tarif etmiştir ve hadis alimleri de -Allah onlardan razı olsun- bu günümüze kadar getirmiştir. Bu da Mehdiyet konusunda oynanan oyunların bir parçasıdır, kardeşlerimiz bu konuda çok dikkatli olacaklar. Yani ne olduğu, ne yapacağı, nerede çıkacağı, ne zaman çıkacağı belli olmayan bir Mehdi (a.s). Bu yok olan bir Mehdidir veyahut Şii bir kısım kardeşlerimizin söylediğin gibi ruh hainde olan bir mehdi. Bu hiçbir zaman için çıkmayacak olan mehdidir. Göğüslerini gere gere anlatıyorlar çünkü hiçbir zaman için çıkmaz böyle bir mehdi. Yani haşa Allah gibi bir mehdiden bahsediyorlar, her yeri kaplamış her yerde olan, böyle bir mehdi çıkmaz, çocuk olsa bilir bunu. Kuyunun altında yüzlerce seneden beri orada duruyor diyorlar. Yani bunun bir efsane olduğu olmayacağı belli. Müslümanları böyle oyalamak haramdır. Mehdiyete karşı Müslümanların gücünü kırmaya kalkmak haramdır. Müslümanları boş inançlarla boş amaçlarla güçsüz hale getirmek, enerjisini kırmak haramdır. Bunu düzeltmeleri gerekiyor kardeşlerimizin. Bir başka kesim ne diyor? Mehdi kokusundan Mehdiyet şahs-ı manevidir diyor. Ne yapıyor bu şahs-ı manevi? Müslümanları birleştirecek diyor. Kardeşim seni paramparça yapmış, şahsı manevi, sen kendi içinde paramparça olmuşsun şahs-ı manevi ile. Başı olmayan bir hareket Mehdiyet olur mu? Mehdi olur mu? Başı olmasın diyorlar. Başı olmayanın gövdesi de olmaz ve böyle paramparça olur İslam alemi veyahut Mehdi (a.s.) gelip geçmiştir kıyameti bekleyelim diyorlar ve Müslümanları böyle pasifize ediyorlar. Bu da haramdır. Müslümanların gücünü kırmak haramdır. Veyahut Cübbeli’nin dediği gibi 570 sene, şimdi bak Allah ömür verse Cübbeli’ye 570 sene geçse, bir 570 sene daha ileriye atar. Çünkü Mehdi (a.s.)’nin çıkmasını istemiyor, “beni kesecek” diyor, “beni keser” diyor Mehdi (a.s.) çıktığında. Adam bir kere kabus haline getirmiş Mehdi (a.s.)’yi yani, senin neyini kessin, ne alaka yani, garibanın tekisin sen. “Kesicek, kesicek” kafayı takmış kesiceğe. Onun kafasında Mehdi (a.s.)’nin elinde bir pala var herkesi doğruyor. Çünkü o diyor, “Şiileri kesecek, Vahabileri kesecek, Alevileri, Bektaşileri hepsini pırasa gibi doğrayacak” diyor. O arada “beni de kesecek “diyor ve “beni de keser” diyor. O arada gürültüye gideceğini düşünüyor. O da öyle arada doğranacağını düşünüyor. O yüzden kabus gibi geliyor ona, 570 sene geriye çekti kendince. Osman Ünlü Hoca, o da bin yıl ileriye getirttirdi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) vefatından bin yıl sonra Mehdi (a.s.)’nin geleceğini söylüyor İmam Rabbani. O bakıyor ki vakit gelmiş, bir bin yıl daha ilave etti, çıkarttı üç bin yıla, “ikinci bin yıl bitecek , üçüncü bin yılda gelecek.” Şimdi Hicri 1431’deyiz, “bu bitecek Hicri 2000 yıl oluşacak ondan sonra beklenecek Mehdi (a.s.)” diyor. Bak o da kendine öyle bir kolaylık bulmuş. Tabii Rahmani olmayan bir kolaylık yanlış bir şey. Bu şekilde Müslümanları oyalayıp İttihad-ı İslam’ı engelliyorlar.
Bakın gece gündüz İttihad-ı İslam’ı söyleye söyleye Başbakanımız Cumhuriyet tarihinde ilk defa açıklama yaptı. Milliyet Gazetesi’nin bu ağırına gitmiş hazretlerin intibahına sözüne almış, uyanmayı almış en hayati noktayı almamış ‘ittihadı’na’ kelimesini almamış, açsın baksınlar Milliyet’te yok. Bak bak bak uyanıkları görüyor musun, bu da Milliyet’in uyanıklığı kendince. Çünkü Mehdi (a.s.)’nin gelmesinden çok çok rahatsızlar, Aydın Doğan da rahatsız, Fatih Altaylı da rahatsız, Cübbeli de rahatsız, alayı rahatsızlar.
“Kuran’da Allah’ın varlığına, birliğine inanmak gibi pek çok temel konuda emir ve yasak bulunurken, Mesih (a.s.)’in gelmesine iman etmek gibi şart getirilmemişken, buna inanmayanları eleştirmek ve suçlamak Muhammed Efendimiz (s.a.v.) rahmeti üzerine olsun, Allah’ın mesajını reddeden insanlara karşı bile Peygamberimiz (s.a.v.) böyle bir şey söylememişken” şimdi bak burada yanlış var. “Mesih (a.s.)’in gelmesine iman etmek gibi bir şart getirmemişken” şimdi bir kere Hz. İsa Mesih (a.s.)’in gelişini anlatan üç tane Kuran ayeti var. Nereden çıkarttın yok diye olayı kestirip atıyorsun? Bak, “Mesih (a.s.)’in gelmesine iman etmek gibi bir şart getirmemişken” Cenab-ı Allah ne diyor? Şeytandan Allah’a sığınırım “sana sevgi duyanlardan, sana bağlananları kıyamete kadar dünyaya hakim edeceğim” diyor “kıyamet vaktine kadar.” Bu açık ayet. Bir. “Ehl-i kitaptan sana iman etmedik kimse bırakmayacağım” diyor Cenab-ı Allah, “herkesi iman ettireceğim” diyor. Zaten ikinci türlü ayetin anlaşılması mümkün olmuyor başka türlü. Başka türlü açıklaması yok. Ancak İsa Mesih (a.s.) gelecek ve bütün dünya ona iman edecek, başka da bir anlamı yok. Ve bir tek Hz. İsa (a.s.) için bu ayetler var. Birçok peygamber var Kuran’da geçen, sadece onunla ilgili, dünya hakimiyetiyle ilgili ayetler var. Bakın, hiçbir peygamber hakkında dünya hakimiyeti olacak senin zamanında diye bir hüküm yok, açıklama yok. Sadece İsa Mesih (a.s.), onun olduğu vakitte İslam ahlakı dünyaya hakim olacak diye ayetler var. Ve Hz. İsa Mesih (a.s.)’in gelişini Cenab-ı Allah Kıyamet alameti olarak, en önemli alametlerden biri olarak belirtmiş Allah. “O Kıyamet için bir alamettir” diyor, Kuran’da kaç tane böyle alamet var. En mühim alamettir Hz. İsa’nın gelişi, kıyamet alametidir. Açıkça belirtmiştir. Dolayısıyla Kütüb-i Sitte’de de, Müslüm, Tirmizi, İbni Mace, Sünnen-i Nesihi, Sünnen-i Davut, hepsinde var. Anlamazlıktan gelmek olmaz.
“Hocam niye adamlara it, köpek falan diyorsunuz” diyor. Yani öyle üslup kullanıyorsunuz diyor. Cenab-ı Allah ayette “dilini sarkıtmış soluyan köpeğe” benzetiyor böyle avanakları, ayet var. Allah diyor ki; “Kitap yüklü eşek gibidirler” diyor. “Aslandan korkmuş kaçan yaban eşeklerine benzerler” diyor, Allah eşeğe benzetiyor. Bizim eşeğe benzetmemizin demek ki bir hikmeti kaynağı var yani İnşaAllah. İte benzetmemizin de bir kaynağı var. “Niye it diyorsun” diyor, Allah diyor ben onun için diyorum. Allah hatta domuzlara, maymunlara benzetiyor, domuzlukla itham ediyor Cenab-ı Allah. “Hayvanlar gibi, hayvanlardan daha da aşağıdırlar” diyor Allah. “Kof kütük gibiler, odun gibiler” diyor Allah. Ben de adama kütük diyorum yani. Adama ne diyeyim, ne güzel işte tam Kuran‘ın üslubuyla söylüyorum. Tam karşılığını söylüyorum ve kütük olana, odun olana, it olana söylüyorum ben onu. Olmayana karşı sevgim, saygım var. Kuran bunu geniş çapta kullandığı için, Cenab-ı Allah Kuran’da bu kelimeleri kullandığı için ve ilgili kişilere böyle aşağılayıcı ifadeler kullandığı için ben de onu kullanıyorum. Allah “onlar için horlanma ve aşağılanma vardır” diyor ayette. Münafıklara beyefendi mi diyeceğim ben, tabii ki öyle diyeceğim.
“Size elektronik posta gönderen, doğru ve yanlış, iyi ve kötü duygu ve düşüncelerini yazan insanlar üzerine basarak okuyup” tabii üzerine basarak okuyacağız, nasıl yapacağız? Basmam ne, yani anlatıyorum normal okuyorum, başka türlü nasıl okunur? “Cahillik yapan” Kuran’da cahil olana cahil diyor Cenab-ı Allah. Kuran’a zıt bir düşünceyi Allah cehaletle suçluyor Kuran’da, cahil olduklarını söylüyor. “Siz niye cahil diyorsunuz” diyor. Allah diyor ben de diyorum, aynısını söylüyorum, Kuran ayetidir. Kuran’a zıt bir düşünce olduğunda adama alim diyecek halimiz yok. Tabii ki cahil, cahil olduğu için onu yapıyor. Kuran’da çok çok fazla yerde bu tip insanların cehalet delalet içerisinde olduklarını belirtiyor Cenab-ı Allah, cahil olduklarını söylüyor.
“Evrim teorisi konusunda bilim adamlarına niye böyle bir üslup kullanıyorsunuz?” Yine aynı şekilde, göz göre göre insanları kandırıyorsa, göz göre göre yalan söylüyorsa bir adam, yalan söylüyordur adam, yalan söyleyene yalan söylüyor diyeceğiz, ne diyelim, doğru mu söylüyorsun diyelim. Kardeşimiz çok nezaketli “saygılarımla, Allah’ın selamı ve rahmeti ve sevgisi sizinle olsun” diyor. Herhalde anlamıştır, anlattıklarımızı inşaAllah.
İnsanları, mesela yetmiş yıl bir sahte delille aldatmak yalancılık sahtekarlıktır. Ne diyeyim ben? Dürüst adam mı diyeceğim, tabii ki sahtekar. Sahte delille yıllarca insan aldatmanın hükmü nedir ne diyecek? “Beyefendi neden yanlış bilgi aktarıyorsunuz” falan mı diyeceğiz? Klasik sahtekar adam. Çünkü milyonlarca insanı aldatmış yalan söylemiş, sahtekarlık yapmış aynısını söylüyoruz. Evet Berkerim seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, bugün Vatan Gazetesi’nde Can Ataklı yazısında Başbakan’ın Süleymaniye Camii’nin açılışın da, Anadolu yakasında da yeni bir Süleymaniye Camii yapacağız müjdesini vermiş. Can Ataklı bu yazısında hükümetin bu girişimini eleştirmiş. “Olağanüstü dini nitelik taşıyan mekanlar din kurallarının geçerli olduğu eski dönemlere ait yapılardır” diyor. “Artık günümüzde dini kuralların değil hukukun üstünlüğü var” demiş, “dolayısıyla böyle bir dini mekana ihtiyaç yok” diyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu olmadı Can Ataklı ne yapmış böyle.
ALTUĞ BERKER:“Din devletine dönüştürme fikri yatıyor bunun altında” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Her cami yaptıran din devletine çevirecek olayı falan derse bu olmaz. Çok acayip. Çünkü sürekli cami yaptıran vatandaşlarımız var. Muhteşem bir şey koskoca bir cami, mesela Süleymaniye gibi bir cami yapılması her yönden mükemmel, her yönden isabetli bir hareket olur. Çünkü mimarisi çok güzel, görünümü çok güzel, etkileyiciliği çok güzel. Ve modern mimarinin o devrin teknolojisinin daha gelişmişini uygulayarak muhteşem bir mabet meydana getirmesi, muhteşem bir cami meydana getirmesi iç açıcı olur, gayet güzel olur.
ALTUĞ BERKER:Hadi Uluengin’in Hürriyet’te ki yazısında bugün, günümüzde diyor Hocam, İran, Irak, Afganistan, Çeçenistan, Pakistan ve dünyanın birçok yerinde savaşların sürdüğünü ve bunun sebebini merak ettiğini yazmış. Üstü kapalı şekilde sosyal Darwinizm’in temelini oluşturan çatışmanın toplumun ilerlemesini sağladığı görüşünü eliştirmiş. Niche, Mussolini ve ittihatçı Evren Paşa gibi kişilerin savunduğu felsefelerin toplumu karmaşaya ittiğini ve barbarlaştırdığını söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Biraz daha anlat, açıkla şerh et.
ALTUĞ BERKER: Sizin yıllardır anlattığınız savaşların, çatışmanın terörün hepsinin altında yatan fikrin Darwinizm olduğu, o savaşları çıkartan liderlerin de bu fikirle beslendiğini ve doğal olarak insanlığı dünyayı perişan ettiğini söylüyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Güzel, güzel işte biz onun için gece gündüz Darwinizme karşı mücadele veriyoruz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Rahmi Turan’ın bir yazısı vardı Hocam. Türkiye’nin lider olduğu geleceğinin parlak olduğu gibi görüşlerin bir aldatmacadan ibaret olduğunu söylüyor. Aslında Türkiye’nin ekonomik olarak çok zayıf olduğunu, kurbanlık hayvanları bile borç karşılığı yabancı ülkelerden ithal ettiğimiz yazmış. Yazısının sonunda da borç karşılığı kurbanlık hayvan alıp kesmenin günah olduğunu söylüyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Bunlar böyle müftü gibi bayağı fetva da veriyorlar, çok yaman oluyorlar. Özellikle rakı masasında bunların acayip dili açılıyor. Her türlü fetvayı veriyorlar, hükümler veriyorlar, neyin nasıl olduğunu, neyin neden kaynaklandığını, mesela şarabın neden haram olduğunu, böyle damak döverek falan, biraz haydariden alıyor, biraz rakıdan alıyor falan. Çok yaygın olan bir görüş var, bunun da aynı kafası Allah-u alem. Bir gün Peygamber Efendimiz (s.a.v.) güya içenleri görmüş, böyle gayet mutlu neşelilermiş, sonra onların dönüşte onların kavga ettiklerini görmüş ben ümmetime içkiyi yasakladım demiş. Eğer kavga etmeden içselermiş Peygamber (a.s.) hiçbir şey demeyecekmiş haşa. Ama içip böyle rezalet çıkarttıkları için o yüzden yasaklanmış, bu acayip yaygın. Hazret de Allah-u alem o kafada, o tarz o stilin adamı. Böyle birşey yok vahiyle yasaklanmıştır, Cenab-ı Allah vahiyle yasaklamıştır.
ALTUĞ BERKER: Ardan Zentürk’ün Star Gazetesi’nde bir yazısı vardı Hocam. Şöyle diyor; Pentegonun ünlü danışmanı Huntington gibi Amerikalıların İslam alemiyle Hıristiyan dünyasının çatışmasının kaçınılmaz olduğu fikrinin propağandasını yaparak insanları bunlara alıştırdıklarını ve sonra amaçlarına ulaşmak için ortaya Usame diye birini çıkardıklarını yazmış. Ancak geçen gün yapılan uluslararası konferansta Amerika’nın büyük üniversitelerinden katılan Amerikalı bilim adamlarının, bu fikrin tam zıttı bir düşünceyi savundukları ve Gülen hareketinin insana hizmet Allah’a hizmettir ve bizler dünyadaki tüm insanlardan sorumluyuz anlayışını hem övdüklerini, hem de örnek aldıklarını anlatmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, Fethullah Gülen Hocamızın ilk zamanlardaki faaliyetleri 1980’lerde Sızıntı Dergisi’yle başlamıştı, o zamanlar Sızıntı Dergisi çıkardı. Daha klasik bir yapıları vardı daha içe kapalı, daha böyle sakin bir çizgileri vardı. Sonra model olarak bizim modelimizi aldılar. Daha modern böyle dışa dönük, insanlarla tanışan, herkesi böyle kavrayan, herkese karşı muhabbet duyan bir üslup geliştirdiler. Ve çok da hayırlı oldu, iyi oldu, güzel oldu. Zaten bunu da saklamıyorlar hakikaten. Ama biz 10 yıl geriden geldik, sizin stilinizi 10 yıl sonradan uygulamaya başladık diyorlar görüştüğümüz konuştuğumuzda, maşaAllah o yönde de faydamız oldu Allah nasip etti. Kitaplarınız çok güzel dediler, Fethullah Hocamızın dili biraz ağır dediler, gençlere tam hitap edecek gibi değil dediler. Ama şu an ani bir dönüş yapsa Fethullah Hocamız, o da pek yakışık almaz. Olmaz sizin stilinizi almış olsa o da pek olmaz, en iyisi sizin kitaplardan istifade etmek, doğrudan o şekilde yapıyoruz dediler. Ki ileri gelenleriydi o zaman konuşanlar. Hatta artık evrimle ilgili de bir kitap çıkartacaklardı, artık Hocam çıkarttığı için ona da gerek yok falan gibi bir konuşma yapmışlardı o zamanlar.
ALTUĞ BERKER: Yalçın Doğan’ın bir haberi var Hürriyet’te bugün Hocam, yazısı. Başbakanın ‘one minute’ çıkışı ve Mavi Marmara olayından sonra Arap dünyası ile Türkiye’nin ilişkilerinin çok geliştiğini bunun da ekonomiye yansıdığını yazmış. Türkiye’ye gelen arap turistlerin sayısı çok artmış ve batı yerine arap ülkeleriyle olan ticarette patlama olmuş, bundan bahsetmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam güzel, öbürü ne diyordu? Ekonomik yönden Türkiye çöküyor mu diyordu, demin adam diyordu okudun. Ekonomik yönden zayıf falan diyordu Türkiye,
ALTUĞ BERKER: Rahmi Turan değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Rahmi dede. Canım ben her zaman söylüyorum Türkiye çok olağanüstü zengin bir ülke demiyoruz, biz manen zenginiz, maneviyatımız güçlü, yani İslam aleminin lideri olduğumuz için gücümüz var. Yoksa biz multimilyarderiz zenginiz demedik, kaç defa programlarda bunu söyledim. Rahmi dede yeni bir buluş yapıyor gibi ortaya çıkmasına gerek yok. İnşaAllah. Rahmi Turan’ın eskiden dili çok keskindi, özellikle bize karşı aman Allah’ım yani öyle uçardı yani, uçardı. İşte Suudi Arabistan’ın bizi desteklediği, işte Hollanda’dan bilmem nereden oradan dolarlar geldiği falan, onun ufku çok genişti o zaman dedemin, beyin hacmi çok genişti acayip uçuyordu o zamanlar. Kızı da bizle beraberdi o zamanlar bizim arkadaş grubumuzda. Çok sevimli bir kızı var, kendine benziyor biraz köfte gibi çok sevecen şeker bir şeydi, yıllarca talebemdi beraberdik, onun için bana karşı bayağı bir esip savururdu o zamanlar.
ALTUĞ BERKER: Hatırlıyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Sonra sukünet buldu ama yine hızı kesilmedi. Böyle kendi kendine akşamları herhalde efkar basıyor hazretleri, geçiyor daktilonun başına. Türkiye her zaman söylüyoruz manevi zengindir. Biz ucu ucuna geçiniyoruz, bütün Türkiye öyledir ucu ucuna geçiniyor. Ama dünya çöktü, bütün dünyada ekonomik kriz var. Allah’a çok şükür Türkiye’de de öyle bir felaket durum yok, normal hayatını sürdürebiliyor vatandaşlar. Ama bütün dünyada çökme var. Ekonomik refah ekonomik rahatlama zenginlik Mehdi (a.s.) devrindedir, bunun öncesinde Allah böyle bir şeye müsaade etmiyor etmeyecek. İslam ülkelerinin hiçbiri zengin olamaz Mehdi (a.s.) çıkmadan, Allah Mehdi (a.s.)’nin çıkışını sebep edecektir. Hadislerde bu böyledir. Allah’ın ilahi bir planı var Cenab-ı Allah’ın, Allah’ın yarattığı bir sistem var, yani kaderde olacak olay var, öyle söyleyeyim plana ihtiyacı yok Allah’ın da anlaşılması için öyle söylüyorum. Mehdi (a.s.) çıkmadan Allah ümmete zenginlik vermeyecek bu mümkün değildir. Mehdi (a.s.) çıkmadan İslam aleminin birleşmesi mümkün değildir. Yoksa mesela alimler gelir, İstanbul’da toplanıyorlar bazen 200-300 alim toplanır, bazen 500 alim toplanır, ima ederler kimi işte İslam Birliği olsa iyi olur, Türk İslam birliği olsun, zaman zaman işte alimler çıkar öyle söylerler. Asla ve kesinlikle Mehdi (a.s.) çıkmadan İslam Birliği olmaz İttihat-ı İslam olmaz, mümkün değildir. Sosyal adalet asla olmaz Mehdi (a.s.) çıkmadan, zenginlik ekonomik zenginlik asla olmaz mümkün değildir. Allah Mehdi (a.s.) için bekletiyor. Mehdi (a.s.) çıktığında bunların süratle düzeldiğini göreceksiniz inşaAllah. Mehdi (a.s.) ile ilgili hadislerin örtbas edilmesi kapanması, bakın binbir dereden su getirerek konuyu kapatmaya çalışmaları, Milliyet’in bile İttihad-ı İslam’la ilgili Başbakan’ın sözünü çıkartması, o kelimeleri çıkartması zaten her şeyi açıklıyor. Ehl-i cühelanın, ehl-i cehlin en çekindiği konu İttihad-ı İslam ve Mehdi (a.s.)’nin çıkışıdır. Çünkü İttihad-ı İslam demektir eşittir Mehdi (a.s.), Mehdi (a.s.) eşittir İttihad-ı İslam. İttihad-ı İslam’dan her bahseden kişi mutlaka Mehdi (a.s.)’den bahsediyordur. Mehdi (a.s.)’den bahseden her kişi mutlaka İttihad-ı İslam’dan bahsediyordur. Bunların ikisi birbirinden ayrılmaz parçadır. Yani başla gövde gibidir, birbirinden ayrılamaz.
Evet Berkerim.
ALTUĞ BERKER:Hocam ekonomik krizden bahsettiniz, yine bunu çok evvelden söylemiştiniz. Onunla ilgili bir hatırlatma yapalım. 2009’da söylemişsiniz Hocam. “2007’de başladı ekonomik kriz ve çökecekler” dediniz. “Bu krizin geri duracağı mümkün değil. 2007 de başladı, 2014’e kadar devam edeceğini tahmin ediyorum.” dediniz Hocam inşaAllah. “Avrupa’da çöküş korkusu” diye gazete haberleri var. “Kriz virüsü İzlanda ve Yunanistan’dan sonra İrlanda’ya da sıçradı” diyor “Portekiz uyardı: Borç batağındaki İrlanda kurtarılmazsa kriz bizi ve İspanya’yı da vuracak” diyor. Avrupa dediğiniz gibi krizde, “2014’e kadar sürecek.” dediniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:2014’te Mehdiyet uyandığı için, Mehdiyet atağa geçtiği için ekonomik kriz kalkıyor. Yoksa bunların keyfini, zevkini rahatlatmak için, ekonomik krizi Allah kaldırıyor değil. Yani Allah’a şükretmeye başlayacakları için, La ilahe İllaAllah demeye başlayacakları için ekonomik kriz kalkacak, yoksa gittikçe çöküyor görüyorsunuz. Lulin kuyrukluyıldızının çıkışından sonra Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde ekonomik krizin başlayacağı belirtiliyor. Yağmurların bollaşacağı, aynı zamanda ekonomik krizin de yoğunlaşacağı, Lulin çıkmadan önce de yağmurların yağmayacağı. Koskoca bilim adamları gece-gündüz ortalığı inletiyorlardı, küresel ısınma, küresel ısınma falan sanki dünya böyle ocağa konmuş tava sürekli ısınıyor. Isındı, pişti bilmem ne falan diyorlardı, yağmurlar bol bol yağmaya başlayınca dedelerim tavayı ocaktan indirdi, küresel ısınmadan vazgeçtiler. Bütün milleti de inandırmışlardı, herkesi. Sonra üslup bambaşka bir hale gedi, anladık ki bir fevkaladelik var.
ALTUĞ BERKER:Hocam Bekir Çoşkun’un iki gündür dini ibadetlerle, özellikle kurban ibadetiyle kendince dalga geçen yazıları var. Müslüman basında onu eleştirmiş Hocam. İki gün evvel yazmış bunu.
ADNAN OKTAR:Bu emekli olmadı mı Bekir?
ALTUĞ BERKER:Şimdi Cumhuriyet’te yazıyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani bütün emekliler oraya toplanıyor, emeklilerin kahvehanesi gibi oldu orası, ne kadar emekli olan varsa Cumhuriyet’e.
ALTUĞ BERKER:Bugün de yine yazmış, böyle bayramdan bahseder gibi kendince densiz benzetmeler yapmış Hocam, İslam’a yönelik.
ADNAN OKTAR:Ya bunlar mağlum şahıslar, üslupları da mağlumdur, Cumhuriyet Gazetesi de zaten okunan bir gazete değil yani. Orada burada dedeleri falan toplamışlar, ne kadar emekli olan dede varsa, onlar kendileri yazıp kendileri okuyorlar, kimsenin de muhatap olduğu yok, Cumhuriyet kendi içinde dar bir çevredir. Daha ziyade kendi aralarında böyle entel muhabbetleri yaparlar, kendi bir dünyaları vardır. Yani tavşan koşar demiş, kervan yürür demiş. Yani onlar istediklerini yapsınlar, sorun yok inşaAllah. Ahiret’te karşılığını alacaklar inşaAllah.
İsa Candemir, “Benim değerli arslan Muhammed Adnan Hocam. Allah Celalühü’nün selamı üzerinize olsun. Hocam sizi tanıdığım günden bugüne Allah’a hamd olsun, hayatımda olumlu gelişmeler oldu. Allah bağışlasın kızım var. Kızımın doğumu ve sizi tanımam aynı zamana denk geldi ve Yüce Rabbim’in bir lütfudur. Kızım büyüdükçe size olan sevgim kat ve kat artmaktadır. Hocam sizi her gece takip etmeye çalışıyorum, insanlara Mehdiyet’ten bahsediyorum, Türk-İslam Birliği’nden bahsediyorum, kitaplarınızın dağıtımını imkanım çerçevesinde arttırmaya çalışıyorum İnşaAllah faydalı olurum.” Bak bunlar çok güzel. Bir kere yayınları takip etmek bir, başkalarına tavsiye etmek iki, teşvik etmek, hatta uydu yayını yoksa uydu aldırtsınlar, kardeşine, komşusuna, tanıdığına mutlaka bu yayınları takip etmelerini sağlasınlar. Çünkü bizim ulusal kanallardan yayın yapmamız şu an biraz zor görünüyor, ama uydu çok mükemmel bir sistem bütün dünyadan izlenebiliyor. Onun için mutlaka kardeşlerimiz uydudan yayın alabilmeleri için ilgili o sistemi kurdurtmalarını tavsiye ve teşvik etsinler. Kitap da çok akılcı bir düşüncedir, kitap en kolay şeydir, ne güzel elinin altında mesela açarsın, hemen açtığın bir yerde kısaca on dakika bile bakmış olsan çok güzel bir bilgi aklında kalmış olur. Türk-İslam Birliği’nden de her yerde bahsetmek, çok önemli. Bak mesela Başbakanımız da maşaAllah ilk defa Atatürk’ten bu yana Cumhuriyet tarihinde ilktir, İttihat-ı İslam’dan bahsetti. Yani Mehdiyet inşaAllah. Yani İslam ahlakının dünya hakimiyeti inşaAllah. Başbakanımıza helal olsun, mesela bazı insanlar korkar, aman ne olur diye, hiçbir şey olmaz, yani millet sevdi mi bir insanı, millet destekledi miydi o insanın sırtı yere gelmez Allah’ın izni ile. Ama millet sevmiyorsa o zaman olay bambaşkadır inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir selam almamışız galiba Hocam.
ADNAN OKTAR:Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. Selamını almadığım herkese selam ediyorum.
“Bir de Hocam, fark ettiğim bir konudan bahsetmek istiyorum, siz şu işi yapın diyorsunuz mesela Azerbaycan bayrakları evinizde bulunsun diyorsunuz, evimde Azerbaycan ve Türkiye bayrağını yanyana bulunduruyorum.” Çok güzel, çok güzel bu Türk-İslam Birliği’ni en güzel anlatan olaylardan biridir. Çok pratik bir yöntem mesela Azerbaycan Türkiye bayrağı varsa bir adamın evinde ne demektir? Ben Türk Milliyetçisi’yim, Atatürkçü’yüm ve Türk-İslam Birliği’ni istiyorum, anlamı budur, ne güzel uzun uzun anlatacağı yerde kısaca anlatmış oluyor. “Ömer Nasuhi Bilmen İlmihal’i okuyun diyorsunuz. Nasip oluyor, kitap bana ulaşıyor,” mesela çok güvenilir bir ilmihaldir Ömer Nasuhi Bilmen İlmihal’i, bana fıkhi sorular soran kardeşlerimiz açsınlar, ilmihalden bakarlar hemen, çok sağlam kaynaklarıyla gerekli bilgiyi alırlar. “Cenab-ı Allah bu tarz da imkanları sürekli bana nasip ediyor” diyor kardeşimiz. “Dikkatimi çeken güzel gelişmeler oluyor maşaAllah. Hocam sizin vesilenizle namaza başladım” maşaAllah, ne güzel elhamdülillah. “İnşaAllah sizi evimde misafir etmeyi Allah nasip eder, Yüce Rabbim inşaAllah. Allah sizi tüm Müslümanlar’a lider eder” diyor inşaAllah kardeşimiz olsun, Allah onu da Müslümanlar’a lider etsin inşaAllah. İsa Candemir, ne güzel isim maşaAllah. Evet Berkerim seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Bir yazarın bugün Taraf Gazetesi’nde Roni Margulies diye, şöyle yazmış Hocam Marksist bir yazar. 10 bin yıl kadar önce Çatalhöyük’te devletin ve savaşın olmadığı, herkesin eşit olduğu bir hayat yaşandığını ancak sonra eşitsizliklerin, adaletsizliklerin ve savaşların ortaya çıktığını yazmış. Ancak böyle geldi, böyle gider diye bir şey yok gelecekte Engels’in söylediği gibi sınıfların, devletin ve dinin olmadığı toplumlara geçiş olacağını, söylemiş.
ADNAN OKTAR:Engels öyle diyor olabilir ama, Marksist mi bu arkadaş?
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR: Ya canım Marksist olunca zaten Marksizm’i savunacak o, başka ne desin yani? Ona inanıyorsa, o kendi görüşünü anlatabilir. Karl Marks’ın anlattığı, Mehdiyet’i Karl Marks Deccaliyet’e çevirmiştir. Yani Marks’ın özelliği; İslam’ı incelemiştir, Kuran’ı incelemiştir, Mehdiyet’i incelemiştir, Mesihiyet’i incelemiştir. Bunu ne yapalım da böyle bir şeytani sisteme çevirelim demiştir, tam tersine çevirip mesela, İslam’da bakıyor Mehdi (a.s.) sosyal-adaleti sağlıyor, bütün dünyada adaleti sağlıyor, “Komünizm sağlayacak” diyor, “Mehdi (a.s.)’nin yaptığını Komünizm yapacak” diyor. Peki Mehdi (a.s.) kan akıtmayacak, bunlar ne diyor? “Kan denizinin ufkundan kızıl bir güneş doğacak” diyor. “Kan denizi yapacağız” diyor. Bak Mehdi (a.s.) damla kan akıtmıyor, bunlar ne diyor? “Kızıl bir kan denizinin ufkundan bir kızıl güneş doğacak” diyor. Şimdi bak işte Deccaliyet, olayı bambaşka bir şekle getiriyor. Mehdiyet neyi getiriyor? Sevgiyi ve muhabbeti getiriyor, Allah aşkını getiriyor, coşkuyu getiriyor, kardeşliği getiriyor. Deccaliyet neyi getiriyor? Çatışmayı, sınıf çatışmasını meydana getiriyor ve sınıf savaşını meydana getiriyor ve insanları sınıflara ayırıyor, bölümlere ayırıyor. Ama arkadaşı tabii tenzih ederim, o kardeşimiz arkadaşımız yani bilmeden bu sisteme uyuyor, cahilliğinden uyuyor, yani kasten ve bilerek bu sistemin içerisine giriyor demiyoruz. Ama sistemin özelliği budur. Ama o bilmeden cahilliğinden uyguluyor. Evet.
Evet Berker Hocam sen İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti ile ilgili ayetleri biraz oku. Kardeşlerimiz çünkü iki de bir Kuran’da nerede diyorlar, Mehdiyet’le ilgili ayetler. Halbuki çok çok fazla, onları biraz okursan.
ALTUĞ BERKER:Nur suresi 55. ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir.” Ayetin ebcedi “onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak,“ bölümünün ebcedi 2013 inşaAllah. Tam dünya hakimiyetini açık, çok açık ifade eden ayet, Nur Suresi 55. ayet. Başka bir ayet okuyorum. Saff Suresi 13. ayet “Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih. Mü'minleri müjdele.” Bu ayetin de ebcedi 1402 hicri olarak, Miladi olarak da 1981. Allah açık bir şekilde yakın bir fetih, yani dünya hakimiyeti vadediyor ve “Müminleri de müjdele” diyor inşaAllah. Bizde onu yapıyoruz Allah’ın izni ile. Enbiya Suresi 105. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Andolsun, Biz zikirden sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık.” Ayetinin ebcedi 2051 Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tam dünya hakimiyeti ve bakın Tevrat’a ve Zebur’a Cenab-ı Allah gönderme yapıyor. “Arza salih kullarım varisçi olacaktır, dünyaya hakim olacaktır.” Kim bu salih kullar?. Ve Müslüman aleminin başında bir lider olmasına bayağı şaşırıyorlar. Masonlar’ın lideri var, Hristiyanlar’ın da lideri var, Komünistler’in de lideri oluyor. Avrupa Birliği’nin lideri var, NATO’nun lideri var, başı var, bir tek İslam aleminin lideri olmuyor ve olmaması gerekiyor bazı tiplere göre. Kuran’da lideri olmayan hiçbir kavim yok. Hiçbir topluluk yoktur, karıncaların bile lideri olur. Arının bile arı beyi oluyor. Lidersiz toplum olmaz, lidersiz başsız olması güçsüz olmasını isteyenlerin özelliği, başsız olsun ki güçsüz olsun, idare edilemesin, kontrol edilemesin, bölünüp parçalanmak kolay olsun. Çünkü baş olmadı mı bölmek çok kolay, parçalamak çok kolay. Zaten parçalanır, otomatik parçalanır, doğal olarak parçalanıyor. Ama başı olan bir topluluk Kuran’a uygun olan topluluktur. Onun için Müslümanlar’ın mutlaka bir başının olması gerekiyor, Kuran’a göre bu farzdır. Evet Berkerim seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Ruhat Mengi bugün Vatan Gazetesi’nde Kenan Evren’in 90 yaşında da olsa ceza alması gerektiğinden yola çıkarak Erbakan’ın ceza almamasını ve affedilmesini eleştirmiş Hocam. Yaşından dolayı cezası affedildiği halde, kendisinin bu yaşta yeniden siyasete girdiğini söylüyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Güngör Mengi’nin eşi mi bu kardeşi midir nedir?
ALTUĞ BERKER:Bilmiyorum Hocam ama Allah-u alem dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR:Eşi herhalde anladığım kadarıyla. Eşi evet. Kardeşim bak ben dedim ki, bu insanlarda bir katılık, sertlik, şefkatsizlik, sevgiden uzaklık var dedim. Daha eşine nasihat ettik, o biraz rahatladı, ilk defa sevgiden bahsetti, hiç hayatında sevgiden bahsetmeyen adam, geçenlerde sevgiden bahsetmiş, hayret ettik. Yani herkes hayret etti. Biraz sevgiden bahset dedik, böyle güzelliklerden bahset, hep böyle katı, sert bir üslubun var dedik, yani soğuk bir surat, soğuk bir üslup bunu kaldır dedik, nasihatımızı dinledi, sevgiden bahsetti ilk defa. Şimdi bak hanımı, o da ondan etkilenmiş çok soğuk bir üslup ve sert, şefkatsiz bir üslup. Başbakanlık yapmış böyle muhterem bir insana Sayın Erbakan’a, insan şefkat duyar, sevgi duyar, muhabbet duyar yani yaşça kendisinden çok büyük bir insan. Ben mesela Ruhat Mengi’nin yaşlı bir annesi olsa, hapse girmesini ben istemem. Dedesi olsa onun da hapse gimesini istemem. Değil mi yaşlı bir insanın hapiste ne işi var? Başbakanlık yapmış bir insan, kanuni haklardan istifade edip, cezası kaldırıydıysa bu bir güzelliktir. Buna sen sevin, bu niye senin acı duyacağın bir konu haline geliyor? Bundan niye bu kadar rahatsız oluyorsun? Bu şefkatsizlikten oluyor, sevgisizlikten oluyor. Işte üzüm üzüme baka baka dermiş şekil alır, o Güngör Mengi’nin suratına baka baka, o da onun suratına baka baka karşılıklı bir şekile şemale girmişler. Ya gece gündüz o onu seyrediyor, o da onu seyrediyor, olacağı bu inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ama bu sözlediklerinizden Hocam, yine de Doğan Grubu yazarları dahil, birçok yazar etkileniyor. Son bir hafta on günde günde yirmi yazı çıktı sevgi ile ilgili. Özellikle Doğan Grubu’nda mesela Hürriyet’te Özgür Bolat, o da Doğan Grubu yazarı ve sevgiden bahseden bir yazı yazmış. İnsanların yakınındaki kişileri daha iyi tanımaları, onların kişilik özellikleri, endişeleri, zaafları, korkuları ve hatalarıyla daha yakından ilgilenmeleri gerektiğini ve gerçek sevginin ancak bu şekilde gösterilebileceğini, söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Doğan Grubu’nda adeta devrim oldu. Biraz sevgiden bahsedin, biraz şefkatten bahsedin, hep böyle katılığı bırakın dedim, böyle hep böyle abus ve sert bir yüz, soğuk bir yüz olmaz dedik. Hayretler içinde kaldım, hakikaten nasihati dinlediler. Bunlar normalde söz, laf dinleyen takımdan değiller, normalde pek söz dinlemezler. İlk defa söz dinlediklerini gördüm. Bu iyi, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam sizin şefkatiniz, heryerde tecelli ediyor ve söyledikleriniz de çıkıyor Allah’ın izni ile inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Genellikle bunlar torpido gibi hep burnunun dikine giden tiplerdir, yani böyle bir şey olması güzel.
ALTUĞ BERKER:Mesela kaybolan çocuklarla ilgili söyledikleriniz vardı Hocam, onu gösteriyorum inşaAllah ekranda. “Bu çocukların bulunması lazım” kayıp çocuklarla ilgili. “Yani semt semt, her türlü ne gerekiyorsa hazırız, 24 saat gerekirse hiç durmadan ararız” dediniz Hocam. “Bulunmuyor diye bir konu olmaz.” dediniz. inşaAllah. Şile’de kaybolan Berat 29 saat sonra bulunmuş Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama canım bu ender olan bir şey zaten şaşırtıcı bir şey. Çocuklar kayboldu mu genellikle bulunamıyorlar. Bu bir vahşet, yani çok dehşet bir şeydir çocuğun kaybolası, çok korkunç bir olaydır. Yani yeri göğü birbirine katmak lazım. Çünkü zulmedebilirler, işkence yapabilirler, hangi psikopatın eline geçtiğini biz bilmiyoruz ki. Adam kediye vurup parçalıyor mesela kafasını. Bu da çocuk ne yaptıklarını bilemeyiz.
Efendim. Azerbaycan’dan Valief Rauf, hay maşaAllah Azerbaycan gençliği ayaklandı, maşaAllah. Hepsi mücahit, mücahit demek cehd eden, gayret eden demektir. Kıtal ayrıdır, kıtal asıp kesmektir. Mukatele, kıtal. Cihad; dini yaymak, anlatmaktır, ceht etmek, gayret etmek. Mücahid de gayret eden kişi demektir.
“İyi geceler Muhammed Adnan Hocam, iyisinizdir inşaAllah.” Elhamdülillah. “Yemekli konferans oldu Azerbaycan’da yaklaşık 400 kişi geldi” biliyorum konferansı. Var mı onun resimleri sende?
ALTUĞ BERKER:Bakayım Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“İnşaAllah Türk-İslam Birliği için emin adımlarla yürüyoruz.” Azerbaycan’dan Valief Rauf. Hakikaten Azeri gençler doldurmuş salonu çaka çaka, orada çok güzel bir konferans olmuş.
Bir de kardeşlerim, şimdi bizleri izleyenlerden benim ricam, istirham ediyorum, bana şimdi bugün, bu akşam hangi konu üstünde en çok durmamı istiyorlar bana onu söylesinler. Yani en çok üstünde durmamı istedikleri konu. Şimdi bekliyorum göndersinler inşaAllah. Onun toplamına bir bakacağım ona göre bir strateji çizeceğim inşaAllah.
“Selam sayın Adnan Oktar Hocam.” Aleyküm selam. “Sayın Hocam inşaAllah en kısa zamanda Hz. Mehdi (a.s.) ile Hz. İsa (a.s.) zuhur ederler ve dünyada kardeşlik ve huzur olur. Hocam “Hz. Mehdi (a.s.) geldiğinde bazı kutsal emanetler bulunacak” diyordunuz. Ben bir Alevi olarak her zaman Hz. Ali (a.s.)’ın kılıcını Zülfikar’ı merak ediyorum. Acaba hiçbir zaman var mıydı bu kılıç gerçekten?” Var tabii, Zülfikar var ayrıca Topkapı’da Hz. Ali (a.s.)’ın kılıcı, tabi Zülfikar Topkapı’da. Yani Kutsal Emanetler dairesinde, Peygamberimiz (s.a.v.)’in kılıcının yanında sergileniyor. Yani kılıçlarından biri, birçok kılıcı var, kılıçlarından bir tanesi. “Vardıysa Mehdi (a.s.) devrinde bu kılıcı bulunacak mı? Alevilere göre bu kutsal kılıç 12. İmam Hz. Mehdi (a.s.)’de. Siz acaba nasıl düşünüyorsunuz bu konuda?” Uğur.
12. İmam evet Hz. Mehdi (a.s.) olacaktır inşaAllah son imamdır. Çünkü o minik Mehdi kaybolduğunda beş yaşında falandı, küçüktü böyle minik canıyla, o zaman çok büyük bir zulüm uygulanmıştı, beş yaşında zaten imamlık görevi olmaz. Haramdır yani beş yaşında çocuğa imamlık verilmez. Yani imamlık görevi yapamaz. 12. İmam işte son çıkacak olan Mehdi (a.s.)’dir. Anneden babadan doğma olan Mehdi (a.s.)’dir inşaAllah. O kaybolan küçük Mehdi değildir inşaAllah.
“Selamün aleyküm Hocam.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Hayırlı bayramlar.” Allah hepimize bayramları hayırlı kılsın, bayramımızı hayırlı kılsın. “Size iki sorum olacaktı. Hz. Meryem, Hz. İsa (a.s.)’ya babasız hamile kaldığında, Hz. Meryem’in aklının ihtiyarı nasıl alınmamıştır.” Olabiliyor yani bazen kadınların yani hamile kaldıkları oluyor. Yani her hangi bir sebepten, herhangi bir şekilde hamile kalabilir. Yani rastlanmayan bir şey değildir. Ama hiçbir kimseyle bir ilişkisi olmadığı halde Cenab-ı Allah onun hamile kalmasını sağlamıştır inşaAllah. Aklının ihtiyarını da almaz. “Daha önceki röportajlarınızda, rahibelerin kendilerini Hz. İsa (a.s.)’a hibe ettiklerinden bahsetmiştiniz. Hz. İsa (a.s.) çıktığında yani zuhur ettiğinde Peygamberimiz (s.a.v.) gibi çok eşli evlilik mi yapacak?” Yani Allah-u alem yapar. Çünkü bütün rahibeler yüzyıllardan beri kendilerini hibe ediyorlar Hz. İsa (a.s.)’a. Yani Hz. İsa (a.s.) alsa veya almasa da “ben” diyor “seninim, sana aidim” diyor Hz. İsa (a.s.)’a. Rahibelerin özelliği odur, hepsi kendilerini hibe ediyorlar. Ahiret’te hepsi Hz. İsa (a.s.) ile beraber olacaklar inşaAllah eğer Allah nasip ederse. Yani sonsuza kadar eşi olacaklar. Bu bir dua onlar için. Yani “başkasıyla evlenmek istemiyorum, başkasıyla Ahiret’te de beraber olmak istemiyorum, sadece Hz. İsa (a.s.) ile beraber olmak istiyorum” diyor. Öyle dua ediyorlar, inşaAllah Allah dualarını kabul eder inşaAllah. Dolayısıyla bu dünyada da aynı şekilde Hz. İsa (a.s.)’ya kendini hibe eden hanımlarla olabilir tabi. Çünkü herhangi bir ülkenin kanununa tabii değildir Hz. İsa (a.s.), geldiği vakit, rahibeler kendilerini ona hibe etmiş olacaklardır, olanlar vardır. O da onları da tabi ki eğer kabul ederse İsa (a.s.) kabul ederse eşi olmuş olur. Yani helali olmuş olur. Eşi derken yani nikahla değil de hibe ettiği için helali olmuş olur inşaAllah. Çünkü üç türlü helal olma vardır Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında. Bir: nikahla yani mehir vererek nikahla vardı, ikincisi, savaş esiri olan kadınlar cariye olarak geliyorlardı, onlar helal oluyordu, bir de kendini hibe eden hanımlar vardı, bir de o şekilde helali oluyorlardı. Ama tabii zamanımızda resmi nikah geçerlidir inşaAllah.
“Sayın Adnan Bey, size yakın hissettiğiniz cemaat ve topluluk hangisidir? Ya da yapıtlarının doğru olduğuna inandığınız cemaat ve topluk hangisidir?” Deniz Altuntaş. Genellikle Türkiye’deki cemaatler yani böyle teröre anarşiye girmeyen cemaatlerin hepsi çok sıcak ve sevecendir, güzeldirler. Yani hepsi çok hoş insanlardır. Yani İskender Paşa cemaati öyle güzel, Mahmut Hocamız çok hoş insan çevresi çok iyi, Fethullah Hocanın çevresi iyidir, Yeni Asya öyle, yani hepsi, Nakşi kardeşlerimiz falan hepsi çok hoş insanlar. Mesela Almanya’da olsun, Avrupa’da olsun, Kıbrıs’ta olsun Şeyh Nazim Kıbrısi Hazretleri Hocamız değil mi çok muhterem, mübarek, çok değerli insanlar. Her biri birbirinden güzel insanlar.
Mümin isimli bir kardeşimiz, “Hocam selamün aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Sohbetlerinizi takip ediyorum, Mehdi (a.s.) ile alakalı mevzularla araştırma yapıyorum. Birçok yerde Mehdi (a.s.) bir şahıs gibi anlatılırken, birçok yerde de Mehdi (a.s.) şahs-ı maneviden bahsediyor. Bense Mehdi (a.s.) şahıs mıdır yoksa şahs-ı manevi midir diye sormak istiyorum. Bir de hadislerde bahsedilen zaman diliminin 2009 yılında zuhur edeceği belirtiliyor. Bu konuda bir açıklık getirirseniz memnun olurum, şimdiden teşekkür ederim, saygılar, Mümin.” Şahs-ı manevi fikrin gelişmesi yani mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in şu an İslam aleminde şahs-ı manevisi var. Şahs-ı manevisi yaygın, hakimdir. Ama Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yok şu an, başta yok yani lider olarak yok. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) şu an olsaydı, İslam alemi böyle paramparça olur muydu?
ALTUĞ BERKER:Olmazdı.
ADNAN OKTAR:Olmazdı. Mezhepler olur muydu? Olmazdı. Cemaatler olur muydu? Olmazdı. İşte şahs-ı manevi olduğunda böyle olur, paramparça olur ümmet. Ama başta bir lider olduğunda da birlik ve beraberlik olur. Aradaki fark budur. Yani şahs-ı manevi de Müslümanlık yaşanmıyor diye bir şey yok, yaşanır. Ama eksik, perişanlıklar içerisinde, ezilmişlikler içerisinde, Müslümanlar horlanarak, açlık ve sefalet içerisinde, cehaletin yaygın olduğu bir ortamda İslam’ı yaşarsın, yaşamaya çalışırsın daha doğrusu. Şahs-ı manevinin özelliği budur. Ama imam olduğu vakit, başta Müslümanların bir lideri olduğu vakit, yani İslam alemini derleyip toplayacak bir insan olduğu vakit yani Mehdi (a.s.) olduğunda, İttihad-ı İslam olur. Bütün Müslümanlar birleşir. Müslümanlara kafa tutan olmaz, kabadayılık yapan olmaz, hakaret eden olmaz, Müslümanları aşağılamaya kalkan haşa adam olmaz, ekonomik kriz olmaz. Modernlik, bilimde ve teknolojide en uç, en yüksek noktaya çıkmak olur. Sanatta en yüksek noktaya çıkılır. Güzellikte en yüksek noktalara çıkılır. Huzur, bereket, bolluk her yeri kaplar, demokrasi, özgürlükler her yeri kaplar, bayram sevinci meydana gelir. Başsızlık da sekerat meydana gelir. Yani ölümden önceki titremeler ve perişanlıklar. Şu an başsız olduğu için İslam alemi, İslam alemi sekerat halinde, ölüm baygınlığı içerisinde, komada yani şu an. Paramparçalar, gelen vuruyor, giden vuruyor. Amerika gidiyor işgal ediyor, bilmem kim gidiyor işgal ediyor, önüne gelen kafa tutuyor. Mesela Çin, Doğu Türkistan’da kardeşlerimizi mahvediyor. Önüne geleni tokatlıyor, dövüyor, çekip vuruyorlar, kimsenin bir şey diyeceği olmuyor. Rusya’da yine Müslümanların konumu malum, Amerika’nın yaptıkları zaten ortada. Yani her güçlü olan şahıs, yani fizik gücüne sahip olan şahıs Müslümanları sağlı sollu tokatlayıp eziyor ve İslam ülkelerinin hemen hemen tamamına yakınında, Müslümanlar hep esir konumunda ve perişan konumdalar. Böyle kaçamak yaşıyorlar İslamiyet’i. Namazını gizli kılar, orucunu gizli tutar, Müslüman’ım demeye çekinir, açık açık Kuran’ı İslam’ı savunamaz değil mi ve bir perişanlıktır gider. Bunun sebebi Müslümanların başının olmamasıdır. Baş olmadığında ölüm meydana geliyor. Sekerat ve koma meydana geliyor. O yüzden Müslümanlar şu an İslam alemi komaya girmiştir, koma halindedir. Komadan çıkaracak da Mehdi (a.s.)’dir. Baştabiptir, Fethullah Hocanın tabiriyle. Fethullah Gülen hep “baştabibimizi bekliyoruz” derdi Sızıntı’da. “Sertabip” diyor, “baştabip.” O yazıları aslında çıkartın getirin ben onları bir okuyayım inşaAllah.
Başka ne anlatayım bu konuda bu yeterli mi?
“Hocam merhaba. Deccal Darwinizm diye buyurmuştunuz. Darwinizm sonuçta birçok insanın katkısı olan bir görüş. Yani şahs-ı manevi. Deccal şahs-ı manevi midir” diyor. Tamam da bir başı var yani Darwinizm durduk yere böyle toprağın altından fırlayıp çıkmadı. Darwin denen bir adam çıktı değil mi, saçı sakalına karışmış bir adam. İşte gezindi Galapagos şu bu falan feşmekan ve “ben Darwin’im” dedi adam, adını söyledi, “kitap yazıyorum” dedi, Türlerin Kökeni diye bir kitap yazdı ve bu eserden üç bin, beş bin adet bastı ve dünyaya dağıttı. Koskoca imparatorluğu yerle bir etti. Kaç tane kitap? En fazla Osmanlı’yı yıkan kitap sayısı elli tanedir, elli kitaptır en fazla. Türlerin Kökeni elli tane, yerle bir etti Osmanlı’yı. Ama Darwin’den sonra Stalin çıktı, Lenin çıktı, Marks çıktı, şu çıktı, bu çıktı, bunlar da onun komitesidir, Deccal komitesidir. Onu daha önce de dünde söyledim, Deccal komitesidir, dünkü soru zaten buraya karışmış o.
ALTUĞ BERKER:Dün Alak Suresinin Mehdiyet’i ve deccaliyeti anlattığını söylediniz. Ayetleri teker teker tefsir ettiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Neler kaldı aklında anlattıklarımdan?
ALTUĞ BERKER:Notunuzu almıştık Hocam hemen okuyayım oradan inşaAllah. 6. ayette şöyle diyor dediniz, şeytandan Allah’a sığınırım.
“Hayır; gerçekten insan, azar” “ebcedi Darwin’in ölüm tarihini veriyor” dediniz, 1882 inşaAllah. “İşari manada Darwin’e bakar” dediniz.
“Engellemekte olanı gördün mü?” ayeti için, 9. ayet, “insanların Kuran’a İslam’a hakka gitmesine engellemekte olanı gördün mü? Kim engelliyor? Darwin. Nasıl engelliyor? Felsefe ve bilim görünüme adı altında. Nasıl yaptı? İnsanların yüzde doksandokuzunu dinsiz, imansız yaparak muazzam bir engelleme yaptı. Bilim görünümü altında insanların beyinlerini uyuşturdu” diyor uzunca devam ediyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet 6. ayette de “Hayır; gerçekten insan, azar” diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. Darwin’in ölüm tarihini verir 1882. Tam ve doğrudan da deccale bakar. Zaten Alak Suresi deccale bakan bir Suredir. Yani deccali anlatan bir suredir. Orada da onun ölüm tarihini veriyor. Tam 1882 çıkıyor. “Hayır; gerçekten insan, azar. Kendini müstağni gördüğünden. Şüphesiz, dönüş yalnızca Rabbinedir. Engellemekte olanı gördün mü?” Değil mi, demek ki görülecek engellemekte olan, nedir? Deccaliyettir inşaAllah. Bu son Sureler, dün de söylemiştim hepsi Ahir zamana, Mehdiyet’e ve deccaliyete bakar. Bak en son Nas Suresi ile bitiyor.
Rahman Rahim Olan Allah’ın adıyla, şeytan’dan Allah’a sığınırım.
“De ki: İnsanların Rabbine sığınırım. İnsanların malikine, insanların (gerçek) ilahına; Sinsice, kalplere vesvese ve şüphe düşürüp duran vesvesecinin şerrinden” yani deccalden. Ahir zaman deccalinden inşaAllah. Ki insanların kalplerine vesvese ve şüphe düşürdüğü, insanların Allah’a olan inancını ortadan kaldırdığı, yüzde doksandokuzunu insanların dinsiz yaptı deccaliyet. “Ki o, insanların göğsüne vesvese verir (içlerine kuşku ve kuruntu fısıldar).” Yani tesadüfen yaratıldığınız, çamurdan yaratıldığınız, yani Ahir zamana bakan şekliyle söylüyorum. “Gerek cinlerden, gerekse insanlardan (olan her hannastan şeytan’dan Allah’a sığınırım).” İnsan olan şeytana deccal diyoruz. Deccal zaten insan şeklinde görünen bir şeytandır. Bu hannastan, deccalden Allah’a sığınıyor. Bütün Müslümanlar zaten günde beş vakit deccalin ismi geçtiğinde ellerini ters çevirirler, dua ederken. Ya Rabbi deccalden sana sığınıyorum diye ve beş kere de her namazda Mehdi (a.s.)’nin gelişi için dua ederler Müslümanlar. Çünkü yani deccalden sığındım ne demek? Deccalden kurtaracak olan kimdir? Allah’ın dilemesiyle Mehdi (a.s.)’dir. Allah’ın vesile etmesiyle Mehdi (a.s.)’dir. Dolayısıyla beş kerede Mehdi (a.s.)’in gelmesini ister Müslümanlar ve deccalden Allah’a sığınırlar, beş kere. Ve her namaz sonrasında da tahıyatta, İbrahim (a.s.) nesline Allah’ın hakimiyet vermesi, Allah’ın bereket ve güzellik vermesi için dua ederler. İbrahim neslinin en son zuhur eden o mübarek evladı kimdir? Hz. Mehdi (a.s.)’dir inşaAllah ve dünya hakimiyeti olacaktır inşaAllah.
Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, Felak Suresi. “De ki: Sabahın Rabbine sığınırım.” Ebcedi 1934 tarihini veriyor. O devirdeki şerli olaylara dikkat çekiyor. “Yarattığı şeylerin şerrinden” 1941 yılını veriyor. Savaş yılları. “Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden” 1971, Türkiye’de anarşinin başladığı tarihi veriyor. Üstad hazretlerinin söylediği “Cengiz Han ve Hülagü’nün zamanındaki dehşetli şeyleri haber veriyor ayrı ayrıyken. İki birleştiğinde miladı 1971 olur, o tarihte de dehşetli bir şerrden haber verir. Eğer şimdiki tohumları mahsulü ıslah olmazsa, yirmi yıl sonra tokatları dehşetli olacak” diyor. Ve hakikatten 1971 yılında anarşi başladı. Ben Hacettepe’nin oraları hep görüyordum. Bombalamalar şunlar bunlar, Türkiye’de komünist anarşi başladı 1971’de. Muhtıra verildi. “Düğümlere üfüren kadınların şerrinden, Ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden Allah’a sığınırım” diyor inşaAllah. Şimdi bu ayetleri de açıklarım ama özel sohbette açıklasam daha iyi olur. Çünkü ebcedleri de çok net, anlamı da çok net. Şimdi ortalığı birbirine katmak istemiyorum.
Nasr Suresi, 110. ayet, Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, “Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman, insanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde” yani büyük kitleler halinde, büyük topluluklar halinde İslam’a dehalet ettiklerinde, dünya hakimiyetine doğru gittiğini gördüğünde “hemen Rabbini hamd ile tesbih et” 2016 tarihini veriyor, net tarih veriyor 2016 “ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü o tevbeleri çok kabul edendir.”
Mesed Suresi, Rahman Rahim Allah’ın adıyla. Şimdi bu sureyi de özel bir sohbette söyleyebilirim. Yani açıklarım da genel anlamda fakat derin anlamları var onları herhalde olmaz şimdi.
Fakat bu Sureyi açıklayabilirim, Kevser Suresi, Rahman Rahim Allah’ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz, Biz sana Kevser’i verdik.” Yani dünya hakimiyetini, Peygamber Efendimizin (s.a.v) neslinin muhteşem sonucunu. O zaman Peygamber Efendimize (s.a.v) müşrikler diyor ki: “senin soyun kesik” diyorlardı yani “senin soyun devam etmiyor.” Oğlu vefat etmişti, o minik İbrahim sevimli, vefat edince müşrikler acayip sevindiler. Dediler ki: “senin soyun devam etmeyecek” halbuki çocukları var, kızları var Peygamber Efendimizin (s.a.v.) oradan soyu devam ediyor. Yani onu akıl edemediler, aptalca bir söz ettiler. “Şüphesiz, Biz sana Kevser’i verdik. Şu halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Doğrusu, asıl ebter, (soyu kesik) olan sana kin duyandır.” Sana kin duyanların soyu kesik olacak diyor. Oradaki o müşrikleri söylüyor. Cenab-ı Allah onların soyunu kesti. Yani onların gelişmesini artık bir daha müşrikler yaşayamayacak, müşrikliğe artık son veriliyor. Yani o hayatı bitireceğiz diyor Cenab-ı Allah. Değil mi bütün müşriklerin gelişmesi Peygamber Efendimizin (s.a.v.) gelişiyle beraber durdu. “Şüphesiz, Biz sana Kevser’i verdik.” Bu aynı zamanda dünya hakimiyetine bakıyor, ebcedi 1453 yılını veriyor. Hem İstanbul’un fetih tarihidirmiladi olarak ve 1453 de aynı zamanda dünya hâkimiyeti tarihidir, hicri olarak da dünya hâkimiyeti tarihidir. Çünkü Peygamber Efendimize (s.a.v.) kin duyanın Allah iflahını kesiyor. Yani artık onun sonu Cehennem olmuş oluyor. Çünkü onun bir gelişmesi, bir mutluluğu, bir huzuru yok. Ölümüyle beraber Cehenneme gitmiş oluyor, inşaAllah.
Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, “De ki: ‘Ey kâfirler. Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Benim taptığıma siz tapacak değilsiniz. Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim bana.’" İşte bak, demokrasinin özeti. “Sizin dininiz size, benim dinim bana.” Hani burada baskı? İster Müslüman olursun, ister olmazsın. Sizin dininiz size, bizim dinimiz bize, inşaAllah.
Asr Suresi, Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, “Asra andolsun. Gerçekten insan, ziyandadır.” Yani “herkes ziyandadır” diyor Allah. “Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar,” iman edecek, samimi olan amellerde, eylemlerde bulunanlar, “birbirlerine hakkı tavsiye edenler”, mesela İttihad-ı İslam’ı, İslam ahlakının dünya hâkimiyetini, Kuran’ı, Kuran’a tabiyeti. “Birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.” Demek ki bir de sabır gerekiyor, uzun bir süre mücadele edeceği için Müslümanlar. “Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar”, bu ayetin ebcedi 1979 yani Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihini veriyor, Hicri 1400’ü veriyor. Bir tane ebcet veriyor, tam Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihini veriyor.
Mesela Fil Suresi de 2. Dünya Harbi’nin başlangıç tarihini veriyor. Fil Suresi’nde, o başlarına yukarıdan taş atıyor, kuşların atması, havadan bombardımanın başladığı o 2. Dünya Harbi’nin tarihini veriyor, başlangıç tarihini veriyor.
Evet, geçen okumuştum, İnşirah Suresi de, şeytandan Allah’a sığınırım, Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, “Biz, senin göğsünü yarıp-genişletmedik mi? Ve yükünü indirip-atmadık mı?” Mesela göğsün yarılıp ameliyat yapılması Ahir zamanda olan bir şey. Mehdi (a.s.) devrinde oldu. Daha önce göğüs yarılıp bir ameliyat yoktu. Ölür insan daha önce yarılsa.. Bak göğsün yarılıp, göğüs ayrılarak kalbe yapılacak ameliyata işaret eden, açıkça işaret eden bir ayet. “Ve yükünü indirip-atmadık mı? Ki o, senin belini bükmüştü; Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi?” ismini her tarafta yaymadık mı? Bu da 2009 tarihini veriyor, daha önce söylemiştim.
“Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır.” İki kere Cenab-ı Allah tekrar ediyor. 5 ve 6. ayetlerde, 1956’ya baktığını söylemiştik. “Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın yorulmaya devam et.” Demek ki, Müslüman’ın boş vakti yok, tatili, şunu bunu falan yok. Sürekli İslam’ı yaymaya gayret edecek. Bakın çok açık ayet, “şu halde boş kaldığın zaman,” boş kaldığı zaman adam ne yapıyor? Yan gelip yatıyor, boş boş göğe bakıyor. Ne diyor Cenab-ı Allah? “yorulmaya-devam et”, gayret etmeye devam et. “Ve yalnızca Rabbine rağbet et”, yani insanlardan bir şey bekleme, sadece Allah’a sığın.
Mesela yine Tin Suresi’nde de var. Duha Suresi’nde de var birçok işaret. Duha Suresi’nde 5.ayette, “elbette Rabbin sana ihsan edecek, böylece sen hoşnut kalacaksın.” “Elbette Rabbin sana ihsan edecek” 2009 tarihini veriyor. “Rabbinin nimetini durmaksızın anlat” 1956 tarihini veriyor. Bediüzzaman 1956’ya ehemmiyetli bir şekilde işaret etmiştir. 1956 tarihini çok önemli görmüştür, yani başlangıç, Milat olarak, doğum olarak almıştır 1956 tarihini. Yani “Müslümanlığın atağa geçeceği ve cereyanı münafıkanenin artık son buluşunun başladığı tarih 1956” diyor. Ve Risale-i Nur Külliyatı da hakikaten 1956’da serbest bırakılmıştır. Birçok harika olay olmuştur 1956’da. Bak “Rabbinin nimetini durmaksızın anlat”. Ki son ayet, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Resim sormuştunuz Bakü’deki Konferans ile ilgili.
ADNAN OKTAR:Bak koçyiğitler, Azeri gençler toplanmışlar Bakü’de. Azerbaycan’da bu tarz toplantılar sürekli devam edecek inşaAllah. “Türk-İslam Birliği” yazıyor görüyorsunuz bak. Azeri hanımlar, Azeri gençler, hepsinin gönlünde Türkiye ile birleşmek var. İnşaAllah. Türk-İslam Birliği için yanıp tutuşuyor maşaAllah gençler. Azeri gençler çok candır onlar, çok mübarek, muhteremdir. Kardeşlerimiz onlarla ahbap olsunlar, kardeş olsunlar. Onları çok sevsinler. Onlar bizim canımız. Azerbaycan dedin mi, içimizde bir neşe ve sevinç, inşaAllah. MaşaAllah.
“Hangi konuyu en çok anlatayım?” dedim. Çok fazla mail gelmiş, maşaAllah. Ağırlıklı olarak benim gördüğüm yani yaklaşık 750 kişiye kadar kardeşimiz, 752 kişi, Türk-İslam Birliği ve Mehdiyet konusunu istiyor. Maddenin hakikatini istiyor 327 kadar kardeşimiz de madde konusunu istiyorlar, inşaAllah.
Şimdi o zaman “Kıyamet Alametleri” kitabından, Berzenci’nin eserinden bir bakalım. Herhangi bir sayfa açalım. Hz. Ali’nin şehadeti bölümü geldi. Hz. Ali’yi biliyorsunuz kahpece şehit ettiler, o da Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametlerinden biridir. Ta o zamanlar başladı Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametleri, Ahir zaman. Hz. Hasan ve Hüseyin’in şehit edilmesi mesela Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir ve kıyamet alametidir.
Bugün Cübbeli’den hiç bahsetmedik. Onun son gösterdiğimiz videolarından bahsedelim de şöyle, onun cingir cingir bir sesinden şöyle hakikatli bir dinleyeyim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam “şehitlik” dediniz, sizin şehitlikle ilgili söylediklerinize yönelik yapılanlar var. Eğer arzu ederseniz hemen göstereyim inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Göreyim.
ALTUĞ BERKER:1200’ü aşan “Ne demişti, ne oldu?” bölümünden inşaAllah, sizin söyledikleriniz çıkıyor. “Şehidinin ikinci yakınına da devlette iş imkânı” başlıklı. Siz Hocam 28 Mayıs 2010’da HarunYahya.tv’de “şehit ailesine yardım çok makbul, güzel bir hizmettir. Allah’ın rızasını kazanmak isteyen, mutlaka bu ibadeti, bu güzel tavrı göstermek durumunda” dediniz. 2009’da da, 22 Ağustosta yine HarunYahya.tv’de “bir nurdur şehit aileleri. Yine daha önce söyledim, mesela soruyoruz şehide ‘niye şehit oldun koç yiğidim?’ diyoruz, “Allah rızası için yaptım. Vatan, millet, bayrak, toprak. Milletimin haysiyetine, şerefine, namusuna, dinine, imanına, toprağına, vatanına, bayrağına komünist saldırı vardı. Allahsız, kitapsızların saldırısı vardı. Allah için gittim canımı verdim” diyor. Biz de ona malımızı, mülkümüzü, her şeyimizi veririz, feda olsun Allah yolunda. Sakın ha, çok ayıp olur. Çok ayıp olur yalnız bırakmak.” dediniz inşaAllah. Şu anda şehidin 2. yakınına da devlette iş imkânı projesi sürdürülüyor Hocam. Bir şehit çocuğuna tanınan memuriyet hakkının ikiye çıkarılması için çalışmalar devam ediyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah razı olsun, ben bu hakikaten şehit ve gaziler ile ilgili konuşmalarımdan sonra olağanüstü değişiklikler oldu. Yani her yönde, her yönde yani haklarının onlara verilmesi konusunda. Mesela onlara ev verilmesi, iş verilmesi, madalyalarının konumu, her şeyde çok köklü ve güzel değişiklikler oldu. Şehit ailelerinden bana çok fazla mail geldi, “Allah razı olsun Hocam, gündeme getirdiniz, çok güzel gelişmeler oldu” diye. Allah vesile ediyor bizleri inşaAllah. Helal olsun benim güzel şehitlerime.
VTR- “Cübbeli Peygamberimiz (s.a.v.)’in Bildirdiği Kıyamet Alametlerinin Gerçekleştiğini Anlatıyor.”
ADNAN OKTAR:Şimdi Cübbeli’nin bu anlattığı konu çok hayati, ve şu an İslam âlemindeki en büyük sıkıntılardan birisi de budur. Cübbeli de kendi anlattığı, suç olarak gördüğü, yanlış gördüğü, hatalı gördüğü, ayıpladığı, “dinlemiyorlar, dinletmiyorlar, konuşturmuyorlar, söyletmiyorlar” dediği olayın içinde ve bizzat ortasında şu an. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mehdi (a.s.)’nin gelişi ile ilgili hadisleri çok kapsamlı anlatmış. Onlar neler Berker Hocam say, zuhur eden hadisler.
ALTUĞ BERKER:Kâbe’nin baskına uğraması, kan akıtılması. 81, 82 yılında güneş ve ayın 15 gün ara ile üst üste tutulması. Fırat’ın suyunun kesilmesi. Irak’ın işgali. Afganistan’ın işgali. İki kuyruklu yıldızın çıkması inşaAllah. Bir Halley Kuyruklu Yıldızı 86, bir Lulin Kuyruklu Yıldızı. Bir şeyin, doğudan gelen bir şeyin patlaması Hocam, ateşin görülmesi.
ADNAN OKTAR:Şimdi Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ki, “Fırat’ın suyu kesilecek.” Fırat Fırat olalı ilk defa tarihinde suyu kesildi. Barajla kesildi ve gazeteler yazdı, “Fırat’ın suyu kesildi” diye. Bunu Nostradamus söyleseydi, yer yerinden oynardı. Cübbeli doğru söylüyor. Ama Nostradamus’u savunanlarla aynı çizgide şu an Cübbeli, yani aynı kulvarda gidiyor. Çünkü o da Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini gizleyenler ile aynı ekibin içinde şu an. Gizleyiciler ekibinde. Yani şu an Resulullah (s.a.v.)’ın hadislerini gizleyenlerin en ünlülerinden biri de Cübbeli’dir. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “dünyanın ömrü 7000 yıldır” diyor, onunla ilgili sekiz tane hadis söylemiş Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Bu hadisleri de gizleyenlerden bir tanesidir. Yani çok ünlü bir hadis gizleyicisidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in mucizelerini gizleyen önemli şahıslardan birisidir. Ramazan ayında iki yıl üst üste ay ve güneş tutulmaları oldu, 15’er gün ara ile. Peygamberimiz (s.a.v.) aynısıyla bu şekilde söylüyor. “Mehdi (a.s.)’in çıkış alametidir bu” diyor. Aynısıyla oldu. Cübbeli bunu da gizliyor. Lulin Kuyruklu Yıldızı’nın yapısını bilim adamları bilmiyor, yani daha önceki gelişini ve sonra ne zaman geleceğini bilmiyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 1400 yıl öncesinden Lulin Kuyruklu Yıldızı’nın iki ucunun da parlak olacağını, diğer kuyruklu yıldızların aksi istikamete gideceğini ve çok parlak bir yıldız olacağını söylüyor. Ve aynısıyla bu oluşmuştur. Bakın daha da hayret vericisi, diyor ki, “bu kuyruklu yıldız çıkmadan önce birkaç yıl yağmurlar kesilecek ve kuyruklu yıldız çıktıktan sonra yağmurlar çoğalacak” diyor. Bunu Nostradamus söylemiş olsaydı veyahut Bulgaristan’da veyahut şuradaki, buradaki herhangi bir kâhin söylemiş olsaydı, yer yerinden oynardı. Ama Peygamber Efendimiz (s.a.v.) söyleyince başta Cübbeli olmak üzere birçok kişi Peygamberimizin (s.a.v.) bu mucizesini şu an gizliyor. Söylemiyorlar çünkü bunu söylerlerse Mehdi (a.s.)’yi de kabul edecekler. Mehdi (a.s.)’yi de kabul edemedikleri için, işlerine gelmedikleri için Mehdi (a.s.)’nin zuhurunu söylemiyorlar. Mesela Mehdi (a.s.)’nin dış alametlerini, bak diyor ki, en ince detaylarına kadar açıkladığını söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bütün olayları, değil mi, en ince detayına kadar. Mehdi (a.s.) de Peygamber Efendimiz (s.a.v.) en ince detaylarına kadar, hem çıkış alametleri ile belirtmiştir hem de dış görünümüyle en ince detaylarına kadar belirtmiştir. Cübbeli bunları da söyleyemiyor. Bambaşka bir çizgiye girdi.
ALTUĞ BERKER:Saydıklarımın dışında olanlar, Azerbaycan’ın işgali, tozlu dumanlı bir fitne 11 Eylül olayları inşaAllah. Bağdat’ın alevlerle yok edilmesi, Bağdat’ın 2003’te Amerika tarafından yok edilmesi. Iraklıların parasının kalmaması.
ADNAN OKTAR:Para birimi kaldırıldı evet.
ALTUĞ BERKER:Tedavülden kalkmıştı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Bağdat alevler içinde kalacak, Mehdi (a.s.) zamanında” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). O da oldu.
ALTUĞ BERKER:“Çölde bir ordunun batması.” Siz söylemiştiniz Hocam. 80 bin kişilik Irak ordusu yok oldu, bir günde. “Irak’a ve Şam’a ambargo uygulanması.” Saddam döneminde başladı ve on yıl uzun süre uygulandı.
ADNAN OKTAR:Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “yabancılar tarafından ambargo uygulanacak, Irak’a” diyor. Aynısıyla oldu. Müthiş detaylar. Cübbeli anlatıyor mu? Anlatmıyor. Çünkü işine gelmez.
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah. “Irak’ın üçe bölünmesi” işgalden sonra.
ADNAN OKTAR:Irak üçe bölündü. Kim bilirdi Irak’ın üçe bölüneceğini? Şii bölgesi ayrı, Sünni bölgesi ayrı, Kürtlerin, Kürt kardeşlerimizin bölgesi ayrı.
ALTUĞ BERKER:“Irak halkının Şam’a kaçması.” İşgal ve bombardımanlar nedeniyle halk kuzeye kaçtı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mesela bu müthiş bir detay, Irak halkının zulüm nedeniyle Şam’a doğru kaçması. Yani o bölgeyi, Irak’ı terk etmeleri. “Olay anında bu da olacak” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Bu da oldu.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. “Şam’da fitneler.” Suriye’de yaşanan karışıklıklara işaret ediliyor inşaAllah. “Fırat ile Dicle arasında çatışmalar olması.” Irak ile İran arasındaki savaşa.
ADNAN OKTAR:Mesela bak PKK’nın o bölgede terör yapacağını da Peygamber Efendimiz (s.a.v.) söylüyor. “Irak yani Fırat bölgesinde müthiş kan akacak, çok şiddetli kan akacak” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Aynısıyla detaylı olarak çıkmıştır. Hatta Hz. Ali (a.s.) Fırat’ın kenarına geliyor, “zaman gelecek, Ahir zamanda buradan ışık ve ateş çıkacak, bu ırmaktan” diyor. Keban Barajı kuruldu, ısı ve ışık, elektrik, tam anlamıyla karşılığı. Çünkü elektrikten ısı ve ışık elde ediliyor. Bakın “burada bu çıkacak” diyor, 1400 yıl öncesinden. Şii kaynaklarda bu hadis de.
ALTUĞ BERKER:“Şam ve Mısır meliklerinin öldürülmesi.” 1981 yılında Enver Sedat, 82 yılında Lübnanlı lider Beşir Cemayel öldürüldü. “Doğu tarafından bir ateşin görülmesi.” Onu söylemiştik, inşaAllah. 91 yılında Irak’ın Kuveyt’i işgal ettikten sonra petrol kuyuları yanmıştı inşaAllah. “Eski Ürdün kralının öldürülmesi.” 1951’de İngilizler tarafından öldürüldü.
ADNAN OKTAR:Mesela Halley Kuyruklu Yıldızı’nı ayrıca bildiriyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Bakın “Lulin’den ayrı bir kuyruklu yıldız daha çıkacak” diyor. Bu da aynı şekilde çıktı. Yani bu detayların hiçbirini Cübbeli’nin anlatmıyor olması, asıl anlattıklarının kendisinin muhatabı olduğunu gösteriyor. Bunlar hep geçmişte söyledikleri. Ben bunların hepsini bir araya getirdim, Cübbeli’yi talebem yaptım. Yani şu an bu asla konuşmaz bunları, asla söylemez. Asla söylemek istemeyeceği şeyler. Allah ona söyletmiş zamanında. Arşiv olarak da koymuş. Gerçi sonradan bütün video bantlarını falan kaldırmış kendi sitesinden.
Bu yazıları 2. bölümde, yarımdan sonra 12.30’dan sonra konuşuruz. Şimdi pek vaktimiz olmaz.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. “Sistemlerin değişmesi”, Ahir zaman alameti olarak. 89 yılında Berlin duvarı yıkıldı, 91 yılında Sovyetler Birliği dağıldı. Sistemler değişti.
ADNAN OKTAR:Bakın, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “dünyadaki sistemler değişecek Mehdi (a.s.) devrinde” diyor. Mesela faşist ülkeler vardı, İspanya, şu bu falan. Faşizm vardı, faşizm ortadan kalktı. Komünizm vardı, komünizm ortadan kalktı. Yani her, hemen hemen her ülkenin çoğunda çok büyük değişiklikler oldu. Normalde istikrarla gider ülkeler. Mesela Mısır binlerce yıl Firavunlar devrinde o kendi saltanatlarını devam ettirdiler, hiçbir değişiklik olmadı. Ama Mehdi (a.s.) devrinde, Ahir zamanda bütün sistemlerde çok köklü değişiklikler oldu. Faşist ülkeler yıkıldı. Komünist ülkeler yıkıldı. Birçok ülke parçalanmıştı, birleştiler. Birleşenler parçalandı. İran’da rejim değişti. Bambaşka bir sistem oldu.
ALTUĞ BERKER:“Yaygın katliamların meydana gelmesi.”
ADNAN OKTAR:Mesela anarşi ve terörün Ahir zamanda, Mehdi (a.s.) devrinde müthiş yayılacağını söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Aynısıyla oldu.
ALTUĞ BERKER:“Kişinin kamçısının ucuyla konuşması.”
ADNAN OKTAR:Mesela telefon kablosu kamçı gibi oluyor, kablosu ile beraber. Telefonun tutulacak yeri var, bir de baktığımızda kamçı gibi olmuş oluyor. Ve o kamçı ile adam konuşmuş oluyor. “Kişi ayakkabısının topuğu ile konuşacak Mehdi (a.s.) devrinde” diyor. Geçenlerde internette vardı. Ayakkabısının topuğunun içine, “telefonunu kaybedenler için, unutkanlığı olanlar için yeni bir telefon geliştirildi” diyor. Ayakkabısının topuğuna konmuş. Yani ayakkabının topuğunda telefon var, evet. Ayakkabısını çıkarıp, oradan konuşuyor. Kaybetmesi şeyine karşılık. Yani “sürekli telefon kaybedenlere bir kolaylık” diyor. Bakın Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ayakkabının topuğu ile yapılacak konuşmaya varıncaya kadar, ayakta yapılacak telefona varıncaya kadar bildirmiş. “Kişi avucuna bakacak, arkadaşını görecek” diyor. Iphonelar, telefonlara dikkat çekiyor. “Mesela kişi yattığı yerden Mehdi (a.s.)’yi dinleyecek, onu görecek” diyor. Televizyonlar ve yine internete dikkat çekilmiş oluyor. Cübbeli bunları anlatabiliyor mu? Anlatmıyor. Çünkü anlatmaz, bunu anlattı mı hem Mehdiyet hem İttihad-ı İslam demektir. Ne İttihad-ı İslam’dan ne Mehdiyetten tek kelime konuşamıyor. Kitlendi ağzı. Fatih abisine “baba, baba, baba” diye peşinden geziyor. Evet, ne yapalım? Kapatalım inşaAllah.
SUNUCU:“Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programımıza 00.30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar TV, Kütahya Destan TV, Uşak Art TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, bandırmahaber.net, bizimantalya.com, gazeteoku.com, haber58.com, haberalemi.net, haberdem.com, haberhilal.com, yeniradyo.tv, islaminesil.com, selamhaber.com, varanhaber.com, 8sutun.com ve HarunYahya.tv sitemizden devam edeceğiz.
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...