SUNUCU: ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar Tv, Kütahya Destan Tv, Uşak Art Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, www.HarunYahya.Tv internet sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: “Selamun aleyküm, ben Pendik’ten Mustafa Aydın.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Hocamın sıkı takipçilerindenim” diyor. Hay maşaAllah. “İşlenmesini istediğim konu, Kuran-ı Kerim’i nasıl detaylı olarak anlayabiliriz. Örneğin, mealleri okuyarak genel anlamıyla anlamaya çalışıyoruz. Ancak derinlemesine anlamak için nasıl bir yöntem izlemeliyiz?” Elmalılı Hamdi Yazır tefsirini tavsiye ederim. Fıkıh olarak da Ömer Nasuhi Bilmen ilmihali. En makbul onlardır, onu söyleyeyim. Güvenebilirler. “Mehdiyet konusunu ise Hocam, çok detaylı bir şekilde anlattı ve neredeyse tam anlamıyla bu konuya sizleri takip ederek hakim olduk. Ayrıca bugün incelediğim Halilurrahman.com sitesinde, Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri de 6 Kasım tarihli sohbetinin videosunda, Hocamızdan bahsederek; Mehdiyet konusunu o kadar detaylı işlediğini söyledi ki, hatta "bu konu ile ilgili sorularınızı bana dahi sormanıza gerek yok. Benim verebileceğim cevaplar yetersiz kalabilir. Adnan Hocamızın sitelerine girip bakın. Orada soracağınız her sorunun cevabı mevcuttur" dediğini izledim. Hepinizden Allah razı olsun. Mustafa.” Ahmet Yasin Hocamız çok muhterem, çok mübarek, dünya iyisi bir mürşittir. Ama tabii gül bahçesinde gül biter, maşaAllah. Şeyh Nazım Kıbrısi Hocamızın güzel güllerinden bir tanesi Ahmet Yasin Hocamız. Şeyh Nazım Kıbrısi Hocamız bu yaşında, maşaAllah aşkla, şevkle İslam’a, Kuran’a hizmet ediyor ve dünya tatlısı. Acayip sevimli, maşaAllah.
“Selamun aleyküm Muhammed Adnan Hocam. Ben, Mehdi (a.s.)’ın talebeleri, cihat etmeyen kardeşlerimizin Ahiretteki durumları, Asr-ı Saadet gençleri ve Mehdi (a.s.)’nin uzun gaybet dönemi konuları üzerinde durmanızı istiyorum. Saygılar.”
Mehdi (a.s.) talebelerini Peygamberimiz (s.a.v.) çok uzun övmüş. Ayrıca aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü diyorum, selam almadığım herkese de, kardeşime de. Mehdi (a.s.) talebeleri, Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “onlar beni görmeden iman ettiler” diyor, inşaAllah. Çok fazla hadis vardır, Mehdi (a.s.) talebelerinin makbuliyetine, üstünlüğüne delalet eden, inşaAllah. “Ne evvelkiler, ne sonrakiler onlara yetişemez” diyor Mehdi (a.s.) talebeleri için. “Onlar gündüz aslan, gece abiddirler” diyor. Yani takvadırlar, maşaAllah. “Cihat etmeyen kardeşlerimizin Ahiretteki durumları?” Cehd etmeyen, cihat etmeyen her insan zaten tembellik ediyordur. Ahirete önem vermiyordur. Haşa, Allah’a yeteri kadar saygı duymuyor anlamı çıkar. O zaman, Ahirette de bir beklentisi olamaz öyle bir insanın. Dünyada da bir beklentisi olamaz. Dünyada sıkıntılar, acılar, elemler; Ahirette de Allah vermesin, yani karşılığı cehennem olabilir. “Asr-ı Saadet gençleri ve Mehdi (a.s.)’nin uzun gaybet dönemi konularının üzerinde durmanızı istiyorum.” Asr-ı Saadet gençleri, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanının gençleri. Onlar hep annelerinden, babalarından ayrıldılar, Resulullah (s.a.v.)’ın yanına geldiler. Ne eziyetler ne acılar çekti o zamanki gençler. Dövülenler, sövülenler, şehit edilenler, hakaret görenler. Fakat Resulullah (s.a.v.)’ı aşkla, canları gibi seviyorlardı. Canlarından daha çok seviyorlardı. Hz. Ali (a.s.) mesela, çok küçük yaşta geldi Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanına. Küçük çocuktu geldiğinde, değil mi? MaşaAllah. “Mehdi (a.s.)’nin uzun gaybet dönemi?” İki kere Mehdi (a.s.)’nin kayboluşundan bahsediyor Peygamberimiz (s.a.v.); Gaybet-i suğra ve gaybet-i kübra. İki kere insanların gözünden kaybolur” diyor ve “onu ancak yakınları görebilir.” Yakın arkadaşları görebilir. Allah-u alem hapis, hapisten bahsediyor. Hapiste ancak insanın yakınları gelebiliyor. Başka kimse gelip göremiyor. Ama bu zamanla hurafeye dönüşmüş. İşte mağarada, yer altındaki bir dehlizde kaybolan beş yaşında, Mehdi isminde, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) soyundan minik, tatlı bir çocuk vardı, ona yoruyorlardı onu. Halbuki değil. Mehdi (a.s.) anneden-babadan doğma bir insandır. O dünya güzeli, o zamanlar şehit olmuştur. Mağarada kaybolmuştur saklandıkları için. Dolayısıyla yüzlerce sene sonra onun yeniden ortaya çıkması diye bir konu yok, inşaAllah. Vefat eden insan Ahirete gider, inşaAllah.
“İyi geceler ve iyi bayramlar” diyor. Allah hepimize güzel bayramlar nasip etsin. Güzel geceler nasip etsin. “Hocam, Hz. Mehdi (a.s.)’nin fiziksel özelliklerini belirten hadis-i şerif veya Kuran-ı Kerim’den ayetler var mı?” Mehdi (a.s.)’nin fiziksel özelliklerini belirten hadisler meşhur zaten, biliniyor. Ama kardeşimiz herhalde yeni inceliyor, o yüzden bilmiyor olabilir. Bizim internet sitemize girerse, HarunYahya.org’a, çok kapsamlı bilgi alabilir. Kuran-ı Kerim’de de Mehdiyet’e bakan ayetler çok kapsamlıdır. Yine onları da HarunYahya.org’ a girerse orada kardeşim görebilir.
“Selamun aleyküm Hocam” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Benim merak ettiğim konular; madde gerçeği, cinler. Tırnak duasında bir gelişme var mı Hocam? Gelişmeden haber vereceğim, demiştiniz. Madde gerçeğinin, insanların iman etmeleri hususunda çok etkili olacağına inanıyorum, naçizane. Madde gerçeği ile ilgili sırlarınızdan bir parça verebilir misiniz? Madde gerçeği, gerçekten büyük bir şey ama bunu çoğu kimse bilmiyor. Maddeye tapıyor. İyi sohbetler.” Adana’dan Sedat.
Doğru söylüyor. Madde gerçeği çok şaşırtıcı, şok bir konu, çok hayret edici bir konudur. Tırnak duası, bu tırnak duasında üstad olan hanım geçenlerde eşiyle beraber Ankara’dan buraya geldi. Bizi şereflendirdi. Çok hanımefendi, çok değerli; eşi de çok değerli, MHP’li ikisi de ülkücüler, maşaAllah. Çok muhterem insanlar. Ama ne kadar şaşırtıcı bir şey bu. Bizim çocuklardan en az on kişi var bu konuda uzmanlaşan. Şu, tırnak üzerine bir dua var, o yazılıyor. Dua yazıldıktan bir süre sonra, şurada dörtgen ekran şeklinde bir görüntü oluşuyor. Açık renk gözlülerde daha çok oluyor. Sarışınlarda, açık renk gözlülerde oluyor. Mesela geçmişte olan herhangi bir olay, şu videolarda görüyoruz ya, kaset koyuyor, seyrediyoruz. Aynı onun gibi. Arabaların geçişi, insanlar, sesler, görüntüler falan, tıpkısıyla aynısı oluyor. Çok yaygın bir şeymiş bu. Tevafuken öğrendim ben de, hayretler içinde kaldım. Kız arkadaşlarımızdan da, kardeşlerimizden de çalışma yapanlar var. İlk aşamasında çeşitli şeyler oluyor. Renkli, ışıklı görüntüler oluşuyor. Mesela kırmızı, yeşil, mavi falan renkte, böyle havada uçuşan görüntüler. Önce onlar görülüyor veyahut tamamen el kayboluyor, hiç görünmüyor el, bir siyahlık görünüyor veyahut o siyahlığın içinden bakan bir çift göz görülüyor. Yani cinler yavaş yavaş bağlantıya geçiyorlar demek ki. Ben hiç bu olaya girmiyorum yalnız, onu söyleyeyim. Genellikle cin geldiğinde kardeşlerimin kolunda uyuşma oluyor. Ellerinde de uyuşma oluyor, cinin gelmesiyle beraber. Yani bir hayli mesafe kaydeden arkadaşımız var. Kız arkadaşlardan var. Ama asıl net görüntü şu şekilde oluyor. “Görünsün Hz. Süleyman’ın tahtı” denildiğinde, Hz. Süleyman’ın tahtı gibi çok süslü bir taht görünüyor. O görüntü görünüyor, çok net, renkli olarak. Sonra, “açılsın, Hz. Süleyman (a.s.)’ın kapısı açılsın” denince yine işlemeli, böyle güzel süslü bir kapı açılıyor. Ondan sonra o istenen olay; hangi olaysa görünmesi gereken olay, o söylendiğinde, böyle sinemadan seyreder gibi, film gibi yani, videodan seyredilir gibi anında görüntü oluşuyor. Bu nedir? Cinlerle de alakası yok gibi bunun, çok acayip bir şey bu. Çok çok hayret verici. Geçmişte olan bir olay; araba sesleri, arabanın geçişleri, insanların yürümeleri falan, tam anlamıyla görüyor, dörtgen ekran şeklinde. İyi gelişirse, ekran üç metreye dört metre şeklinde çok daha büyük oluyor. İyice gelişiyor. Yani normalde şu kadar, dörtgen, küçük görüntüyken, çok çok büyük, kapsamlı görüntü haline geliyor. Benim arkadaşlarımdan en belirgin olan, isim vermeyeyim de, geçenlerde konuşturduğum var. O zaten çocukken de görüyormuş. Şu anda da o sistemin içine girdi o yani. Çocukken de ona öyle bir uygulama yapılmış. Babasının dükkanını soymuşlar. Adamlar güpegündüz camını kırıp içeriye girmişler, soygun yapıp çıkmışlar. Babası da onu bu işle ilgilenen kişiye götürmüş. Çocuğun parmağına bir yazı yazmışlar Arabi harflerle. Duasını yapmışlar. “"Açılsın, Süleyman’ın tahtı açılsın" deyince bir taht görüntüsü oluştu” diyor. Çocuk olduğu için tedirgin olmamış. İkinci aşamada da “açılsın, Süleyman’ın kapısı açılsın” deyince, kapı açılmış. “Sonra birden babamın dükkanı net olarak, görüntü olarak oluştu” diyor. “Adamların bağırtıları çağırtıları, kıran adamlar, hepsini gördüm. Bizim tanıdıklardı onlar” diyor. Akrabaları yapmış zaten, yapanlar. Şangır şangır camların kırılması, içeri girince görülenler, “hepsini gördüm” diyor. Ama korkmuş ondan sonra. “Korkarak gittim, elimi yıkadım” diyor. “Yine baktım, yine görüntü duruyordu elimde” diyor. “Yine yıkadım” diyor. Birkaç kere yıkamış. Gittikçe görüntü flulaşmış, en sonunda görüntü kaybolmuş elinde.
ALTUĞ BERKER: Sesiyle birlikte.
ADNAN OKTAR: Sesiyle birlikte. Ses ve görüntü, ikisi birlikte. Yani bilmiyorum, cinlerle bağlantı kurulacak gibi de değil bu. Bir şey bu yani, apayrı bir bilgi bu. Allah’ın yarattığı bir harika bu. Bir de çok kişi biliyormuş bunu, önemli görmemişler. Bu çok dev bir olay, müthiş bir şey bu, yani nasıl bu hafife alınır ben anlamadım. Bir de binlerce yıllık bir bilgi yani, çok eski. Ta Hz. Süleyman (a.s.) devrinden gelen bir bilgi. Hz. Süleyman (a.s.)’ın tahtı getirtmesi olayı var ya Kuran’da, Allah-u alem bu bilgiyle olmuş. Yani ayette geçiyor; “Kitap’tan ilmi olan bir kişi; hemen getireyim sana” diyor, “göz açıp kapayıncaya kadar, hemen.” “"Etrafta hazır vaziyette görünce" dedi” diyor. Bir de eşyayı da getirebiliyorlar. Mesela o hanım anlattı, evine cinler canlı denizatı getirmişler, canlı, küçük denizatı. “Ankara’da denizatının ne işi var?” diyor kadın. İnanılır gibi değil, çok büyük olay. Evin içine getirip bırakmışlar. Eşi de görmüş, kendisi de görmüş. Hayretler içinde kalmışlar. Hiçbir açıklaması yok. Böyle şakaları da oluyor tabii ki. Berker’im seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Program sonrası da kardeşlerimiz, röportajlarda anlatılmasını istedikleri konuları, www.HarunYahya.org internet sitesinde yayınladığımız ankete katılarak da iletebilirler, inşaAllah. Samsun Aks Tv’deyiz, onu hatırlatmak istedim tekrardan. Bir de kardeşimiz sormuştu, www.mehdininozellikleri.com internet sitenizden bakabilirler, Mehdi (a.s.) ile ilgili fiziksel özelliklerine ve diğer özelliklerine Hocam. Onu ekrandan da gösterdim.
ADNAN OKTAR: Ben lise yıllarındayken, lise sondayken Risale-i Nur Külliyatı’nda Mehdiyet’e dikkatim çekilmişti. Ben Nur talebesi kardeşlere o zaman sormuştum; “şahs-ı manevidir” falan diye böyle geçiştirmişlerdi. Sonra ben Risale-i Nur Külliyatı’nı aldım, tamamını aldım. Sayfa sayfa sürekli Mehdiyet’i arıyordum böyle. Her gördüğümde duruyordum sayfalarda. İlgili yerlerde hep altlarını çizdim. Baktım öyle şahsı manevi değil. Net olarak, şahıs olarak geçiyor. Bir de, çok kapsamlı anlatıldığını gördüm Risale-i Nur Külliyatı’nda. Risale-i Nur’da, baktım bu konu çok kapsamlı, “o zaman bu konuyu daha detaylı diğer eserlerden de okuyayım” dedim. O zamanlar, Pamuk Yayınları’ndan Kıyamet Alametleri’ni almıştım, Berzenci’ nin. 200 yıllık bir eser. Çok önemli. Tabii bu baskısı modern baskısı ama 200 yıllık bir eser. Sonra Kütüb-i Sitte’yi aldım, diğer hadis kitaplarını aldım. İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını aldım. İmam Rabbani, baktım o da çok detaylı anlatıyor Mehdi (a.s.)’yi. Sayfa sayfa hepsini araştırdım, iki ciltte de. Hepsinin altlarını çizdim. Sonra Mehdi (a.s.)’nin eşkaline baktım, yani olaylara baktım. O yıllarda bile, lise sondaydım, üniversite imtihanlarına girmiştim, yani o devirler, Mehdi (a.s.)’nin çıkacağına kesin kanaatim geldi oradaki hadislerden, olaylardan. Ben çocukluğumda duyardım Mehdi (a.s.)’yi, böyle güzelce bir insan aklıma gelirdi. Başında sarık var gibi düşünürdüm ben. Böyle işte atlılar var arkasında, çok kalabalık ordularla çıkar. Harikalar yapar ama böyle metafiziktir, yani sürekli bir metafizik kişilik gösterir zannediyordum. Sonra Beşinci Şua’yı okuyunca Bediüzzaman’ın Risale- Nur Külliyatı’nda, olay tam aydınlandı. Yani çok net Bediüzzaman hadislerin müteşabih olduğunu, direkt zahir anlamı gibi olmadığını, onun şerh edildiğinde gerçeğinin ortaya çıkacağını anlatıyordu. Hakikaten şerhlerden de örnekler vermiş. Tıpa tıp uyuyor. Çok net, değil mi? Mesela “Süfyanın” diyor, “eli delinir.” Eli delindiğinde, eti delinecek anlamında değil. Yani israfa insanları teşvik eder süfyaniyet. Yani mal durmaz, elinden akar. Yani deliğin anlamı o, elinin delik olmasının anlamı o. İnsanlar da hakikaten eli delik birisini bekliyorlar. Halbuki oradaki müteşabih. Mesela Hafız Esad’ın meydana getirdiği o sistemde, Arap sosyalizminde, Darwinist düşüncede müthiş bir israfa teşvik edilmiş oldu. Irak’ta da bunu gördük, oralarda da gördük, her yerde gördük. Adam kendine saraylar yaptırdı bilmem ne. Halk sürünüyordu, perişandı Saddam döneminde. Ama halkı perişan etti, değil mi? Kendine lüks ve ihtişam sağlamaya çalışırken, halkın halini o devirlerde herkes bilir. Beşinci Şua’dan da okumak lazım.
“Selamun aleyküm çok değerli Muhammed Adnan Hocam. Kuran-ı Kerim’in Ahir zamana bakan sırları konularını bizlere anlatır mısınız? Bayramınız mübarek olsun. Allah tekrarına erdirsin, inşaAllah. Cenab-ı Allah bütün İslam alemine sizi tanıtsın ve sizi bizlere önder kılsın, inşaAllah. Sizi çok seviyoruz. Hayırlı geceler.” Serdar kardeş yazmış. Berker Hocam sen de anlat bir şeyler bakalım.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah. Hocam Ahmet Taşgetiren ’in bir yazısı vardı, o dikkatimi çekmişti. Bu Hüsamettin Cindoruk ve Tansel Çölaşan gibi kişiler sahilleri gezip “cumhuriyet elden gidiyor, cumhuriyeti kaptırdık, geri almalıyız” diyerek dolaşıyorlarmış. Bir de, “Ergenekon uydurma bir davadır” diyorlarmış.
ADNAN OKTAR:Nereyi geziyorlarmış?
ALTUĞ BERKER:Sahili.
ADNAN OKTAR:Halkla karşılaşıyorlar birer birer. Yani şehir şehir gezip, toplantılar düzenleyip, anlatıyorlar halka. “Ergenekon uydurma bir davadır” diyorlarmış, öyle mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Ona mahkeme karar versin, onlar niye karar veriyorlar, değil mi? Mahkemeye intikal etmiş bir konuda nasıl öyle karar verebiliyorlar ki? Hakimler karar versin. Başka ne diyorlarmış?
ALTUĞ BERKER:Hocam, tehlike anonsu yapıyorlarmış bu şekilde. “Ergenekon adı altında uydurma bir dava ile devletimizin en değerli paşalarını, sevgili bilim adamlarını, gazetecilerini hapishanede süründüren, üç senedir tutukluluk hallerini sürdüren, HSYK’yı kendisine bağlayan bir iktidar, Anayasa Mahkemesi’ni karar veremez hale getirecek atamalar yapan bir Cumhurbaşkanı, bu cumhuriyeti geri almak zorundayız. Bu cumhuriyeti kaptırdık. Bu cumhuriyet bizim ortak kurduğumuz 1923’deki cumhuriyet değil artık” diyorlarmış.
ADNAN OKTAR:Yani? Ne yapmayı düşünüyorlarmış? Açıklama yok. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün asıl yaptığı zulüm, kendileri de açıklıyorlar; milyonlarca vatandaşımızı, bir gecenin içerisinde şehit etmeye hazırlanıyorlardı, bu bir. II. Mahmut döneminden beri binlerce aydınımızı teker teker, teker teker şehit ettiler. Bak, paşalarımızı kolluyor gibi görünüyorlar; peki jandarmanın komutanı Eşref Bitlis Paşamız. Kim şehit etti?
ALTUĞ BERKER: İddia edilen Ergenekon örgütü.
ADNAN OKTAR:Hiram Abas, MİT müsteşarıydı, çekip vurdular. MİT müsteşarı. Nihat Erim, Başbakan, çekip vurdular. Gül Sazak, o koç yiğidi, çekip vurdular. Ülkücü gençleri, çekip vurdular. Solcu gençleri, çekip vurdular. Akılalmaz bir katliam yaptılar. 12 Eylül öncesinde kan gölüne çevirdiler Türkiye’yi. “İddia edilen Ergenekon Örgütü çok muhlistir, çok temiz bir örgüttür” diyor. Bu yapılan zulüm, kan ne peki? Aydınlardan bahsediyor, aydın düşmanı zaten iddia edilen Ergenekon Örgütü. Aydın bıraktı mı memlekette? Ne kadar aydın varsa Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, say da say. Sabaha kadar sayarım. Hepsini teker teker şehit ettiler. Aydın tanıyor mu iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü. Manyak bir örgüt. Yani ne istediği de belli değil. Bir sağcı şehit ediyor, bir solcu şehit ediyor. Bir sağcı, bir solcu. Abdi İpekçi’yi de mesela, çekip vurdular arabanın içerisinde. Yani bunların ne istediği, nasıl bir manyak örgüt olduğunu anlamak da mümkün değil. Amaçlarını da bilmiyoruz. Mesela Türkiye’yi yirmi ikiye bölmek istiyorlar. Bunların amacı nedir, zoru nedir, bunu da anlamıyoruz. PKK’yı kuruyorlar, Güneydoğu’yu vermek istiyorlar. Peki, sen milliyetçiyim, vatanı seviyorum diyorsun, PKK’yı nasıl kurarsın o zaman? Güneydoğu’yu nasıl vermeye kalkarsın? İddia edilen Ergenekon Örgütü manyak, psikopat bir örgüttür. Milliyetçilikle, şununla, bununla alakası yok. Deli bir yapılanma, ne istediği belli olmayan bir yapılanma. Bakıyoruz, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bir üyesi Abdullah Öcalan ile iç içeler. Adamı övüyor. Alenen övüyor onu, Abdullah Öcalan’ı övüyor, değil mi? Kafasına bir şey geçirmiş, onunla karşılıklı sohbet ediyor. “Biz vatanın faydasına çalışıyoruz” diyor. Abdullah Öcalan’ın haklı olduğunu, doğru yolda olduğunu söylüyorsun sen. Nasıl vatanın lehine olursun sen? Ve “Güneydoğu’yu bölelim, bunda ne zarar var? Çok lehimize olan bir şey” diyor. Delirdin mi sen be adam? “Yirmi ikiye böleceğiz Türkiye’yi, çok faydalı bu. Üç milyon vatandaşımızı bir gecede katledeceğiz. Bu da çok faydalı, temizlik olur. Çok iyi olur” diyor. “Ne var iddia edilen Ergenekon Örgütü’nde?” diyor. Aydınlarımızı şehit ediyor, “ne var bunda?” diyor. Kardeşim, yani deli zırvası adamlar. Konuşulacak gibi değil ki bunlar. Ne diyeceksin? Atatürk’ün kurduğu cumhuriyeti yıkmak için kurulmuş, özel bir örgüt yapılanmasıdır, iddia edilen Ergenekon Örgütü ve devlet şu an ikinci Kurtuluş Savaşı’nı veriyor. Ya devlet yaşayacak, ya iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne teslim olacaktı. İkisinden birisiydi. Devlet, hakkı olan savunma refleksi ile kendini şu an savunuyor devlet. Olay bu, başka bir şey yok. Ve iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün işgal ettiği noktalar tek tek yıkılıyor. Bu kadar, konu bu. Onlar sahillerde gezip, rakı sofralarında hem muhabbet ediyor hem de bu konuları anlatıyorlar anladığım kadarıyla. Gezsin, Akdeniz sahillerinde gezsin, güzel de; ne içiyorsa içsin, o da bizi ilgilendirmez, kendi sağlığına zarar veriyor, ama dedikleri yanlış. Kim yapıyorsa, inşaAllah. Doğru mu Berkerim?
ALTUĞ BERKER:Çok doğru Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Sen bir şeyler anlat Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Şöyle dediniz Hocam dün; “Allah Kıyameti çok detaylı anlatıyor. "Kıyametin önemi yok" demek, "ayetlerin de değeri yok" demektir, haşa. Kıyamet çok önemlidir. Kıyametin alametleri çok önemlidir. Deccalin çıkışı, Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışı, Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulü önemlidir. Bunları bize unutturup, yepyeni bir din anlayışını, Kuran’sız din anlayışını telkin edenlere karşı çok dikkatli olsun kardeşlerimiz. Bizim bu anlattığımız konuları çok detaylı inceleyerek ve anlatarak, kendilerince Kuran’sız bir İslam oluşturmak isteyenlere karşı güzel bir mücadele yürütebilirler” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Selamlar, Sevgili Muhammed Adnan Hocam.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. En çok üzerinde durmamızı rica ettikleri kardeşlerimizin; İttihad-ı İslam ve Mehdi (a.s.)’nin zuhuru, münafıklarla mücadele, iman hakikatleri, Evrim Teorisi’nin çöküşü, Kıyamet alametleri ve Kıyamet, güzel ahlak ve inananların birlik ve beraberliği-tesanüd, şeytanın etkisi, vicdan ve samimiyet, dua, güncel ve siyasi olaylar, Cennet ve Cehennem. Ama en çok İttihad-ı İslam, 2418 kişinin istediği o. Hz. Mehdi (a.s.) ve Ahir zaman konusunu öncelikle anlatmamızı istiyor kardeşlerimiz. İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği, maşaAllah. Berker Hocam seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. “Hz. Mehdi (a.s.), Allah’ın, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e vahyettiği emirleri yerine getiriyor” dediniz Hocam, inşaAllah. Allah’ın Hz. Mehdi (a.s.)’ye emirleri: “Kan akıtmayacaksın.” Onunla ilgili hadis-i şerif var Hocam. “Hz. Mehdi (a.s.) zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır.” “İlimle, bilimle ve felsefeyle İslam’ı hakim edeceksin.” “Hz. Mehdi (a.s.), Resulullah (s.a.v.) yolunda gidecek, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, kan da akıttırmayacaktır. Gayet sükunet için de yürüyecektir.” “İstanbul’u manen fethedeceksin. Tespih ve tekbir getirerek Konstantiniye’yi fethedeceksiniz” diyor Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.). “Roma’yı manen fethedeceksin, küfrün kalelerini ilmen yerle bir edeceksin” diyor. “Hz. Mehdi (a.s.) ve talebeleri, Roma’yı tespih ve tekbirlerle fethedecektir. O şehrin, Vatikan’ın surları bir bir yıkılacaktır.” “Tüm dünyayı fethedeceksin” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s.)’ye. “Yeryüzüne dört kişi malik olmuştur, ikisi mümin, ikisi kafir olmak üzere, Hz. Zülkarneyn (a.s.) ve Hz. Süleyman (a.s.); kafirler ise, Nemrut ve Buhtunnasır’dır, beşincisi olarak Ehl-i Beytim’den birisi olan Hz. Mehdi (a.s.) gelecek ve o da dünyaya malik olacaktır” diyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bir kardeşimiz demiş ki, Erol isimli kardeşimiz; “Muhammed Adnan Hocam, ben sizin sohbetlerinizi takip ediyorum ve sohbetlerinizde Seyyid Muhammed Raşid Erol Hazretleri için; "halife bırakmamıştır" demiştiniz. Seydi Hazretleri’nden sonra, altı halife görevdeler şu an. O koldan yaklaşık on beşe yakın şeyh efendi mevcuttur. Bunların hepsi de irşad yapmaktadır. Bu konuda açıklama yapar mısınız?” diyor. Yapalım. Seydi Hazretleri’nin kendi açıklamaları var, Gavs Hazretleri’nin açıklamaları var. Oradan da, kardeşimizi aydınlatalım. Seyyid Muhammed Raşid Erol (k.s.) Seydi Hazretleri’nin Hayatı isimli bir eser var, Dr. A. Selahattin Kınacı’nın, Sertaç Yayınları’ndan, sayfa 72’de bakın, diyor ki; “Gavs Hazretlerine sorulmuş: "Efendimiz, bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, vird ehli vardı. Şimdi hepsi gevşemiştir ve tembellik içindedirler. Bu niçin böyle oluyor?" Gavs Hazretleri buyurmuş: "Evet artık hidayet kalmamış da ondan. Bizimkisi bu zamanda vallahi bir idaredir, aldatmaca gibi bir şey. Çünkü tam hidayet artık Hz. Mehdi (a.s.)’nin elindedir.” Demek ki şeyh efendiler vekaleten bu görevi görüyorlar. Yani tabii ki şeyhler var. Tabii ki var. Mesela bakın, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri de geçenlerde söyledi, “Tamamen kalkmıştır, tarikatlar” dedi, “tarikatlar kalkmıştır.” Yani “bu yeni bir çağa giriştir” dedi. Açıkladı. Ama şeyh efendiler görevdedir fakat vekaleten. Yani Mehdi (a.s.)’nin vekili olarak devam ediyorlar. Mehdi (a.s.)’ye vekaleten devam ediyorlar. Bunu bakın Gavs Hazretleri de açıkça söylüyor; “çünkü tam hidayet artık Hz. Mehdi (a.s.)’nin elindedir.” Yani “şeyh efendilerden alınmıştır bu” diyor. Gavs ne diyor? “Efendimiz, bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, vird ehli vardı. Şimdi hepsi gevşemiştir ve tembellik içindedirler. Bu niçin böyle oluyor?” diyor, sebebini soruyor. Gavs Hazretleri buyuruyor, “Evet artık hidayet kalmamıştır da ondan” Yani “şeyh efendilerden, böyle bir sudur, böyle bir güç alındı, Mehdi (a.s.)’ye verildi. O yüzden öyle oluyorlar, eksikliğin sebebi odur” diyorlar. “Bizimkisi bu zamanda,” bak yemin ederek söylüyor, “vallahi bir idaredir, aldatmaca gibi bir şey. Çünkü tam hidayet artık, Hz. Mehdi (a.s.)’nin elindedir.” Mehdi (a.s.) kanalıyla. “Tam manasıyla hidayeti o yapacak biz ise çoluk çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse öyle yapıyoruz” diyor. Zannediyorum kardeşimizin cevabı budur. Yoksa tabii ki şeyh efendiler var, mürşit efendiler var ama vekaleten, yani Mehdi (a.s.)’ye vekaleten devam ediyorlar. Gerçek mürşit ve gerçek hidayete vesile olacak kişi Mehdi (a.s.)’dir. Bunu ben söylemiyorum, bunu Gavs söylüyor, bunu İmam Rabbani söylüyor, bunu Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri söylüyor, büyük alimler söylüyor. Ben naklediyorum sadece. Beşinci Şua Bediüzzaman Hazretleri’nin Ahir zamanla ilgili anlattığı mühim bir konudur. Ben ilk Beşinci Şua’dan Ahir zamanı öğrenmiştim. “Otuz sene evvel yazılan Muhakemat-ı Bediiye'nin gayr-ı matbu' tetimmesinde bahsedilen "Sedd-i Zülkarneyn" ve "Ye'cüc Me'cüc" ve sair "Eşrat-ı Kıyamet"ten haber veren yirmi üç mes'ele, o Muhakemat’a ilave olarak on üç sene önce bir kısım müsveddesi yazılmış idi. Aziz bir dostumun hatırı için tebyiz edildi. Beşinci Şua oldu” diyor. Otuz sene evvel yazılan ama o devirde otuz sene. Şu an üzerinden yetmiş-seksen sene geçmiş, inşaAllah. “Evvelce mukaddimeden sonra gelen meseleler okunsun, tâ ki mukaddimedeki maksat anlaşılsın. “"Onun alametleri gelmiştir" (Muhammed Suresi, 18) ayetinin bir nüktesi, bu zamanda akîde-i avâm-ı mü'minîni vikaye ve şübehattan muhafaza için yazılmış.” Bak, “bu zamanda avâm-ı mü'minîni,” yani “halkın şüphelerini ortadan kaldırmak için yazılmış. Ahir zamanda vukua gelecek,” yani bu zamanlarda, “vukua gelecek hadisata dair hadislerin bir kısmı “müteşabihat-ı Kur'âniye gibi derin mânâları var.” Yani “anlamı derin” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), dış anlamı gibi değil. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde de bunu görüyoruz, Kuran ayetlerinde de bunu görüyoruz. Birçok müteşabih Kuran ayeti vardır. Asıl anlamı değil, onun işari anlamı esas olmuş oluyor. “Muhkemat gibi tefsir edilmez ve herkes bilemez.” Mesela “namaz kılın” diyor, bu muhkem ayettir, açıktır ama müteşabih olan ayetin tam anlamı, karşılığı o değildir. “ve herkes bilemez.” “Herkes anlayamaz” diyor, “Ahir zaman hadislerini açıklamayı herkes yapamaz” diyor. “Belki tefsir yerine tevil ederler.” “Sırrıyla” diyor, yani Cenab-ı Allah’ın, “sonra tevilleri anlaşılır ve murad ne olduğu bilinir ki, ilimde râsih olanlar deyip,” “ilim Allah’ın katındadır deyip,” “o gizli hakikatleri izhar ederler.” Bakın, “sonra tevilleri anlaşılır.” “Hemen anlaşılmaz” diyor tevilleri. “Ve murad ne olduğu bilinir ki, ilimde râsih olanlar açıklayabilir.” “Herkes de açıklayamaz” diyor. “İman ve teklif, ihtiyar dairesinde bir imtihan, bir tecrübe, bir müsabaka olduğundan,” yani iman, imanın teklif edilmesi. “Allah’a iman et” diyorsunuz, teklif ediliyor, “ihtiyar,” yani insanın isteği dairesinde, “imtihan, bir tecrübe,” “tecrübe ediliyor” diyor. “Bir müsabaka olduğundan,” çünkü her yere geçmek için bir yarış halinde dünyada, imanda, “perdeli ve derin ve tetkik ve tecrübeye muhtaç olan nazarî meseleleri,” bak “perdeli,” biz mesela, perdeli olduğu için, yetmiş perdeli, Mehdi (a.s.)’yi göremiyor insanlar. Ahir zaman olayları perdeli, mesela biz anlatıyoruz, hepsi çıkıyor, perdeli olduğu için göremiyorlar. O perdeleri aşamıyorlar. “Ve derin” anlamı derin, “tetkik ve tecrübeye muhtaç.” Mesela tetkik edip, araştırıyoruz. Bilimsel delillerle ispat ettiğimiz anlaşılıyor. Tetkik edilmesi gerekiyor. Bakın “tetkik ve tecrübeyle,” tecrübemiz olduğu için daha rahat anlatabiliyoruz. “Muhtaç olan nazari meseleler,” “nazariyeti olan,” nazari olan, “meseleleri bedii açık olmaz.” Aleni anlaşılacak gibi olmaz. “Ve herkes ister istemez tasdik edecek derecede zarurî olmaz.” Yani “gösterdi mi, "evet, tam böyledir" deyip, mecbur olacak şekilde olmaz” diyor. “Tâ ki, Ebu Bekir'ler âlâ-yı illiyyîne çıksınlar,” yani en yüksek noktaya çıksınlar, Hz. Ebubekir (a.s.) gibi insanlar çok yüksek makamlara çıksınlar, “Ebu Cehil'ler esfel-i sâfilîne düşsünler.” En adi insanlar da en aşağılık yerlere düşsünler. Kaliteli, güzel insanlar kendilerini ortaya çıkarırlar bu ortamda” diyor, “aşağılık adamlar da iyice aşağı düşerler” diyor. “İhtiyar kalmazsa teklif olamaz.” “İnsan iradesiyle aradaki farkı anlayacağı gibi olmazsa imanın teklif edilmesinin bir anlamı olmaz” diyor. “Ve bu sır ve hikmet içindir ki, mucizeler seyrek ve nâdir verilir.” Peygamberlere mucizeler seyrek veriliyor. Mesela velilerde de kerametler seyrek oluyor. “Bu nedenledir” diyor. “Hem dâr-ı teklifte gözle görünecek olan alâmet-i kıyamet ve eşrât-ı saat,” yani açıkça, alenen belli olacak olan, “alâmet-i kıyamet ve eşrât-ı saat bir kısım müteşabihat-ı Kur'âniye gibi kapalı ve tevilli oluyor.” Yani “Kuran ayetleri gibi kapalı ve tevil edildiği vakit açıklığa kavuşacak gibi oluyor” diyor. Mehdi (a.s.)’nin eline baktığında herkesi görmesi, bu nedir? Telefon. Etine baktığında görmüyor, telefona dikkat çekilmiş oluyor. Yani Ipod veyahut ona benzer. “Yalnız, Güneş’in mağripten çıkması bedahet derecesinde herkesi tasdike mecbur ettiğinden, tevbe kapısı kapanır.” Artık tevbenin anlamı yok” diyor, tevbe edemezler artık. “Dünya dönüş yönünü ters yöne çevirdiğinde artık tevbe kabul olmaz” diyor. Çünkü Kıyamet başlamış oluyor artık. Geçerli değildir tevbe. “Daha tevbe ve İmân makbul olmaz. Çünkü Ebu Bekir'ler, Ebu Cehil'ler ile tasdikte beraber olurlar.” “Aynı konumdadırlar” diyor. “Hattâ Hazret-i İsa aleyhisselamın nüzulü dahi,” Hz. İsa (a.s.)’nın inişi, dünyaya inişi. “Ve kendisi İsa aleyhisselam olduğu,” yani bizzat kendisi kendisini tanıması,” İsa (a.s.) olarak anlaması, “nur-u imanın dikkatiyle bilinir.” Etrafındaki kişilerin onu teşhis etmesi ancak nur-u imanın dikkatiyle, vicdanın yüksek olması, samimi olmakla bilinir. “Herkes bilemez” diyor. “Çünkü vicdansızca bakarsanız göremezsiniz” diyor. Derin vicdanla. Bir kere samimiyet, Allah’tan korkmak gerekiyor, Allah’ı çok sevmek gerekiyor. Şucu bucu, oraya buraya kilitlenip, “millet ne der?” diye korkan olmamak gerekiyor. Bu ayetler, bu hadisler okunduğunda; “aman aman okumayın, sakın ha!” diyen olmamak gerekiyor. “Eğer çok candan ve samimi olursanız nur-u imanın dikkatiyle Hz. İsa (a.s.)’yı tanırsınız” diyor. “Baktınız mı bilirsiniz” diyor Bediüzzaman. Ama samimiyetsizseniz; çok özür dilerim, üçkağıtçı ve sahtekarsa bir insan Hz. İsa (a.s.) ile yüz yüze bile gelse tanıyamaz. Hatta Çantacı bir ağabey var, çok sevimli bir insan, Risale-i Nur talebesi, diyor ki; “kişi Mehdi (a.s.) ile karşılaşır” diyor, Mehdi (a.s.)’yi örnek veriyor, “Mehdi (a.s.) ile yüz yüze gelir fakat Mehdi (a.s.)’yi tanıyamaz” diyor. Örneği de şöyle; “birisi Hızır (a.s.)’ı arıyormuş” diyor, Hızır (a.s.)’ı, sormuş; “"Hızır (a.s.) nasıl birisi, nasıl tanıyacağız?" demiş” diyor. “Yerden bir taş parçası alıyor, "oğlum" demiş, "Hızır (a.s.)’ı gördüğün vakit, bir kere böyle yüz yüze gördüğünde bu şekilde tanıyacaksın" demiş.” Yani baktığında, gördüğünde tanırsın. “Tanımak için de alameti şöyle olacak” demiş, yerden bir taş parçası almış, kum, yani iri bir çakıl parçası; onu eliyle ezmiş, toprak haline getirmiş, “bu şekilde basacak, ezdiğinde anlayacaksın ki o Hızır (a.s.)’dır” demiş. “Aynı bunun gibi olur Hızır (a.s.) baktığında” demiş. Taş parçasını alır, böyle elinde ezer. O da ezmiş, göstermiş. “Bunun gibi olacak” demiş. “İyi, öğrendim” demiş. “Hızır (a.s.)’ı ben o zaman gördüğüm vakit o şekilde tanırım” demiş adam da. Adam gösteriyor ona Hızır (a.s.) olduğunu, Çantacı Necmi Ağabey. Gerçi ağabeyimiz şahs-ı manevicidir. Allah hidayetini artırsın, çok tatlı bir Hocamız, çok değerli bir ağabeyimiz. Ama o samimiyetinden, aşkından öyle diyor. Sonra gerçeği tam anlamıyla görür. Bunun demek istediği şu; Mehdi (a.s.)’nin şahıslar bütün alametini görecek, fakat işine gelmediği için anlamazlıktan gelecekler. İsa (a.s.)’yı da görecekler, işine gelmediği için anlamazlıktan gelecekler. Bak bu kıssa da çok önemli. Hızır (a.s.)’ı söylüyor, “böyle karşılıklı bakışacaksınız” diyor Hızır (a.s.)’la. “O da taşı yerden alacak, bastı mı kum gibi eritecek böyle” diyor. Ama bizzat da yapıyor o anda, gösteriyor. Adam da, “tamam anladım” diyor, ben bundan sonra arayayım, o şekilde arayayım Hızır (a.s.)’ı” diyor. “Ve kendisi İsa Aleyhisselâm olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir; herkes bilemez. Hattâ deccal ve süfyan gibi eşhâs-ı müthişe,” müthiş şahıslar dahi, “kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar” diyor Bediüzzaman. “Farkında değiller” diyor. “Farkına varamazlar” diyor. Bidayeten. Ama Hz. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.) tabii fark ediliyor sonradan ama iddia edilmez. Mehdi (a.s.)’de iddia etmeyeceğiz ama İsa (a.s.)’da, “Allah’u alem İsa (a.s.) sizsiniz” diyeceğiz. “Peygamber (s.a.v.)’e bildirilen umûr-u gaybiye: Bir kısmı tafsil ile bildirilir. Bu kısımda hiç tasarruf edilmez ve karışamaz. Kuran’ın ve hadîs-i kudsînin muhkemâtı gibi açıkça da anlatılır” diyor.“Diğer bir kısmı icmal ile bildirilir, tafsilat ve tasviratı onun içhadına havâle edilir.” Yani “sonradan tefsir edilecek halde söyler” diyor, Peygamber (s.a.v.). “İmana girmeyen hâdisat-ı kevniyeye ve vukuat-ı istikbaliye,” vukuat-ı istikbaliye ne demektir? İstikbalde olacak, vuku bulacak büyük olaylar. “Vukuat-ı istikbaliye, şu an Ahir zamanda olan olaylar dâir hadisler gibi. Bu kısımda, Peygamber (a.s.v.) belâğatiyle temsiller suretinde, benzetmeler suretinde, sırr-ı teklif hikmetine muvâfık tafsil ve tasvir eder.” “Sırr-ı teklif hikmetine muvâfık,” “imtihan sırrını yıkmayacak şekilde açıklar” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Meselâ: Bir sohbette derin bir gürültü işitildi.” Peygamberimiz (s.a.v.)’in. “Ferman etti ki:” Resulullah (s.a.v.), “"Bu gürültü, yetmiş seneden beri Cehennem tarafına yuvarlanan bir taşın bu dakikada cehennemin dibine yetişip düşmesinin gürültüsüdür." Bu garip haberden beş-altı dakika sonra birisi geldi, dedi ki: "Yâ Resûlallah! Yetmiş yaşında bulunan filân münâfık vefat etti. Cehenneme gitti." Peygamberimiz (s.a.v.)’in yüksek beliğane kelâmının te'vilini gösterdi” diyor. “Yetmiş yıldan beri Cehennem tarafına bir taş yuvarlandı, şu an dibini buldu” diyor. Mesela buna baktığında insanın aklına ne gelir? Kocaman bir taş yuvarlanıyordu, Cehennemin dibine düştüğü aklına gelir. Taş olarak aldığı o münafık. Taşa benzetiyor. Yetmiş yıldan beri yuvarlanması, taş gibi yuvarlanarak yaşıyordu, hayvan gibi yaşıyordu, yaşadı ve şu an Cehennemin dibini buldu ve öldü, “şu an vefat etti” diyor. Mucize ile bildiriyor ama tahakkuk edince anlaşılmış oluyor, söylediğinde. Tam zahir anlamı gibi bu olmamış oluyor. “Hakaik-i imâniyeye girmeyen cüz'i hâdisat-ı istikbaliye nazar-ı nübüvetde ehemmiyetsizdir.” Bak, çok önemli olmayan imani konular, ehemmiyeti olmayan hâdisat-ı istikbalde olacak büyük olaylar, hâdisat-ı istikbaliye olacak mühim olay, mesela bir hükümetin yıkılması, bir hükümetin kurulması, “Peygamber (s.a.v.) bunu bildirmez. Çünkü imani bir yönü yok bunun” diyor. Ehemmiyetli bir konu değil, “çok çok ehemmiyetliyse bildirir Peygamber (s.a.v.)” diyor. Mesela Mehdi (a.s.)’nin dış eşkali önemlidir; saçından ta ayaklarına kadar, Mehdi (a.s.) en başından en sonuna kadar açıklanmıştır. Mehdi (a.s.) alametlerinin hepsi açıklanıyor, o devirdeki hayati kilit olaylar, mesela ne bileyim; Güneşte olan patlama, büyük bir olay, bu bildiriliyor, Peygamberimiz (s.a.v.) bildiriyor. O devirde olacak tayfun ve kasırgalar, onlar bildiriliyor. Güneş ve Ay tutulmaları, on beş gün arayla, o bildiriliyor. İki kuyruklu yıldız bildiriliyor, Kabe baskını bildiriliyor, Fırat’ın suyunun kesilmesi bildiriliyor, çok dev olaylar. Aynı bölgede anarşi başlayacağı, büyük derecede kan akıtılacağı bildiriliyor.
“Üçüncü Nokta:” diyor Bediüzzaman, “iki Nükte'dir. Birincisi: Teşbihler ve temsiller suretinde rivâyet edilen bir kısım hadisler, mürûr-u zamanla avamın nazarında hakikat telâkki edildiğinden,” Cübbeli Ahmet’e bakıyor bu, tam onun açıklaması. Bak, diyor ki; “Birincisi: Teşbihler ve temsiller suretinde,” temsil, teşbih. Mesela diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “Mehdi (a.s.) Allah’ı anar, "Allah-u Ekber"der, kaleler yerle bir olur, yıkılır” diyor. Bu teşbih, ne demek istiyor? Mehdi (a.s.) Allah’ı anlatır, İslam’ı anlatır; Darwinizmi, materyalizmi yıkar. Kaleler ne mesela? Üniversitelerde, başka yerlerde din aleyhinde faaliyet varsa, dini dışlayan bir alamet varsa, çalışma varsa onları etkisiz hale getirip, o kale yıkılmış oluyor. Mesela farzedelim Darwinizm savunan bir enstitü, orayı etkisiz hale getiriyor, o kale yıkılmış oluyor, Allah’ı anarak. Yoksa binasını kökünden, Allah deyince yerle bir olması anlamında değil. Cübbeli nasıl anlıyor? “ ‘Allah’ diyecek” diyor, “‘Allah-u Ekber’diyecek, bina yerle bir olacak” diyor. Halbuki öyle değil. İtalya’ya da gidecek diyor Mehdi (a.s.). “Allah’ı anar, Allah-u Ekber” diyor. “Binalar yerle bir olur” diyor; kaleler, “kaleler yerle bir olur.” Karşı düşüncenin kalelerini yıkar, basınlarını, televizyonlarını, üniversitelerini etkisiz hale getirir. Yıkmanın kastı budur. Fikren yıkacak anlamındadır. “Birincisi: Teşbihler ve temsiller suretinde rivâyet edilen bir kısım hadisler, mürûr-u zamanla” zamanın geçmesiyle, avamın nazarında hakikat telâkki edildiğinde,” gerçek zannedildiğinde, “vâkıa mutabık çıkmıyor.” “Aynısıyla çıkmaz” diyor. “Ayn-ı hakikat olduğu halde, gerçek olduğu halde, vâkıa mutabakatı görünmüyor. İkincisi: Bir kısım hadisler İslâm’ın ekseriyeti noktasında veya hükûmet-i İslamiyenin veya merkez-i hilâfetin nokta-i nazarında vürud ettiği halde, umum ehl-i dünyaya şâmil zannedilmiş.”Mesela “İstanbul’da olacak olaylar, bütün dünyada olacak gibi zannedilmiş” diyor. “Halbuki bir ateş çıkacak” diyor, İstanbul’da çıkacak bir ateş. O dünya çapında bir ateş zannediyor. Mesela Cübbeli’nin anlattıklarından akılalmaz izahlar çıkıyor o yüzden. Mesela “Adriyatik Denizikuruyacak” diyor, “Mehdi (a.s.)’ye tank, top etki etmeyecek,” “deccalin eşeği olacak 300 metrelik,” “deccal 20 km olacak” diyor. “Başı bulutlara değecek” diyor. Halbuki Kuran ayeti var, deccalin boyunun öyle olması mümkün değil. Çünkü Cenab-ı Allah diyor; “sen her ne kadar istersen ise, dağlara boyca erişemezsin” diyor, Kuran ayeti. Bak, “ne kadar istersen iste, dağlara boyca erişemezsin” diyor, enaniyet yapanlar için. Ne diyor, Cübbeli? “Dağları da geçecek, boyu bulutları da geçecek deccalin.” Bir kere Kuran ayetiyle de çelişiyor bu; akılla-mantıkla da çelişiyor ve Kuran’da hiç karşılaşılmamış bir olay bu. Deccalin propaganda gücünün çok yüksek olacağına işaret ediyor bu. “Başı bulutlara erişecek” dediği, uçakla gidecek, uçakla her yere erişebilir. Çünkü “göz açıp kapayıncaya, kadar ufka gider” diyor deccal, “anında ufka ulaşır” diyor. Bu ancak uçakla olur. “Başının bulutlarda olması,” adamın başı bulutların içerisinde, uçakla gitmiş oluyor. Uçağın içinde bir insan başı bulutların içinde olmuş olmuyor mu? Uçakla giderken başı bulutların içinde olmuş oluyor. Uçakla beraber bulutun içine girdiğine göre, başı da, gövdesi de bulutların içinde olmuş oluyor, o anlamda. Yoksa gerçekten kafası bulutların içerisinde değil. Atmosferin içerisinde değil, müteşabih. Ama Cübbeli’ye göre öyle. İşte onun için, Bediüzzaman’ı da bilmediği için, bu cahilce tavrını gösteriyor. Bak “hükûmet-i İslamiyenin veya merkez-i hilâfetin nokta-i nazarında,” merkez-i hilâfet neresiydi? İstanbul’du. İslam aleminin merkezi İstanbul’du. Sonradan kaldırıldı hilafet, en son burada kaldı. Bak, “İstanbul’da olduğu halde” diyor, “İstanbul’da vürud ettiği halde, umum ehl-i dünyaya şâmil zannedilmiş ve bir cihette hususi bulunduğu halde küllî ve geniş telakki edilmiş.” “Bütün dünyada olacak zannedilmiş” diyor. Burada da devam ediyor. Her iki deccalin özelliklerinden bahsediyor. “Her iki deccalin asırlarına âit olan hârikaları, onların bahsiyle ve münasebetiyle rivâyet edildiğinden onların şahıslarından südûr edeceği telâkki ve tevehhüm edilmesinden, o rivâyet müteşâbih olmuş.” Cübbeli’nin bilememesinin nedenini açıklıyor Bediüzzaman. “Manası gizlenmiş. Meselâ, tayyare ve şimendiferle gezmesi.” Mesela “deccalin bir merkebi vardır” diyor. Düşmanını ateşli başına koyar, dostlarını da süslü iç kısma koyar” diyor. Tren de iç kısımda yemekli vagonlar oluyor biliyorsunuz, yemekli, orada eğlenerek gidiyorlar. “Ama düşmanlarını ateşli başına koyar” diyor. Şimendifer baş kısmında ilk olduğu zamanda biliyorsun ateşle gidiyordu, buharlı trenler vardı, ateş kazanı vardı. Bak ateş kazanı olan bir merkepten bahsediyor. Bu ne olur? Bu tren. Açıkça belli. Arka tarafı da süslü, öbür tarafında da dostları var. Veyahut aynı şekilde uçağı da işaret eden izahlar var. Mesela çok kısa sürede gitmesi, eşeğin çok kısa sürede yolunu almış olması, büyüklüğü, azameti, her şeyiyle trenin tarif edildiği anlaşılıyor. Öbür hadiste de, deccalin diğer vasıtasında da, uçağın anlatıldığı anlaşılıyor. Mesela bir kulağı var otuz metre, bir kulağı var otuz metre, ikişer tane kulağı var. Uçağın kanatlarının büyüklüğü, “bulutların içerisinde gider” diyor. Ne olabilir bu? Uçak. Cübbeli’ye göre, “deccalin eşeği, anırarak uçacak” diyor. Kardeşim, şimdi etme, çatma, üç yüz metrelik eşek uçar da millet görmez mi onu? “Şimdi” diyor, “Atlas Okyanusu’nda şu an bir adada duruyor” diyor. Eşekle beraber deccal duruyormuş. Başı da bulutların içindeymiş, balıkla geçiniyormuş adam orada yemek yiyip. “Amerika’nın haberi yok” diyor. Senin haberin varsa söylesene. Bize söyle, değil mi? Gidip yakalayalım adamı, hep beraber bir çözüm buluruz, bir şey yaparız, değil mi? Madem biliyorsun. “Amerika bilemiyor” diyor. “Hem meselâ, meşhur olmuş ki; İslâm deccali öldüğü vakit ona hizmet eden şeytan, İstanbul’da Dikilitaş’'ta bütün dünyaya bağıracak ve herkes o sesi işitecek ki: "O öldü." Yâni pek acib ve şeytanları dahi hayrette bırakan radyo ile bağırılacak, haber verilecek anlamına gelir” diyor. “İstanbul’da Dikilitaş'ta,” İstanbul’daki Dikilitaş’a da dikkat çekmiş. Bak, yerde bildiriliyor; İstanbul'da Dikilitaş'ta. Hafız Esad’ın öldüğü radyolardan her yerde duyuldu, buna işaret etmiş oluyor, inşaAllah. Bak, “bütün dünyaya bağıracak ve herkes o sesi işitecek ki: "O öldü."” İstanbul’da Dikilitaş. Onun altında da bir şey var da onun için. Taşın altında, inşaAllah.
SUNUCU:Ne var Hocam?
ADNAN OKTAR:Göreceğiz, inşaAllah.“Hem deccalin rejimine ve teşkil ettiği komitesine,” mesela komünizm, değil mi? Komitesi var, büro üyeleri var, “komitesine ve hükümetine ait garip hâlleri ve dehşetli icraatı,” yani kan dökmesi, rezaletleri, “ve onun şahsiyle münâsebetdâr rivâyet edilmesi cihetiyle manası gizlenmiş.” Mesela kanı dökecek olan, onun komitesi döküyor ama onun başkanlığında döküyorlar. Ama sırf deccal yapacağı zannedildiği için deccal tek başına muazzam kan döker zannediliyor, halbuki değil. “Meselâ, "O kadar kuvvetlidir ve devam eder; yalnız Hz. İsa (a.s.) onu öldürebilir, başka çare olamaz diye rivayet edilmiş. Yani onun mesleğini ve yırtıcı rejimini bozacak, öldürecek; ancak semâvî ve ulvî hâlis bir din İsevîlerde zuhur edecek ve hakikat-ı Kuraniye'ye iktida ve ittihad eden,” yani İslam’la birleşen, Müslüman olan, “bu İsevi dinidir ki, Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulü ile o dinsiz meslek mahvolur,” Hz. İsa (a.s.) inmesiyle, “o dinsiz meslek mahvolur, ölür. Yoksa onun şahsını bir mikrop, bir nezle dahi öldürülebilir” diyor. Doğal bir ölümle deccalin öleceğini söylüyor Bediüzzaman. Ağır bir grip vakasıyla öleceğini bildiriyor. “Bizzat kendi eliyle öldürmeyecek” diyor, Hz. İsa (a.s.)’ı, inşaAllah. “Fikren öldürecek” diyor. “Hem bir kısım râvilerin kabil-i hatâ içtihatlariyle olan tefsirleri ve hükümleri, hadîs kelimelerine karışıp hadis zannedilir, mana gizlenir. Vakıa mutabakatı görünmez, müteşâbih hükmüne geçer.” Mesela buna örnek de vermiş Bediüzzaman “Mehdi (a.s.) İslam aleminin merkezinde çıkacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). İslam aleminin merkezi neresi? İstanbul. Burada çıkacak. Râviye bakıyoruz, “Basra’da çıkacak” diyor, bir başka râviye bakıyoruz, “Küfe’de çıkacak,” bir başka raviye bakıyoruz, “Şam’da çıkacak” diyor. Neden olduğunu araştırdığımızda o zaman Basra’nın başkenti olduğunu anlıyoruz. Sonra, bir sonra Küfe’nin başkent olduğunu, bir başka zaman da Şam’ın başkent olduğunu görüyoruz. Bir başka zaman Medine’nin başkent olduğunu görüyoruz ve dolayısıyla rivayetlerde mutabakat olmamış oluyor. Halbuki ortak nokta İslam aleminin başkenti olarak çıkacak. Eski başkenti neresiydi? İstanbul. İstanbul da çıkacak, o anlamı diyor. “Hem iki deccalin sıfatları ve hâlleri ayrı ayrı olduğu hâlde, mutlak gelen rivâyetlerde iltibas oluyor, biri, öteki zannedilir.” Yani “deccaller birbirine karıştırılabilir” diyor, hadislerden dolayı. “İyi bilenler, alim olanlar onları birbirinden ayırabilir, tasnif eder. Hangisi süfyana ait, hangisi mesih deccale ait alim olanlar onu açıklar” diyor. “Hem Büyük Mehdi (a.s.)’nin halleri, sâbık Mehdilere işâret eden rivâyetlere mutâbık çıkmıyor.” “Öbür Mehdilerle, gerçek büyük Mehdi (a.s.)’nin hadislerde birbirlerine karışan yönleri olabilir” diyor. “Bunların da ayırt edilmesi lazım” diyor. Hadis müteşabih hükmüne geçer. “İmam-ı Ali (r.a.) yalnız İslâm deccalından bahseder. Mukaddime bitti, mes'elelere başlıyoruz” diyor. Hz. Ali (r.a.) süfyana müthiş öfkeleniyormuş, inşaAllah. “Şimdilik o hâdisat-ı gaybiyenin yüzer misâllerinden mülhidler tarafından avâmın akidelerini bozmak fikriyle işâa edilen yirmiüç mes'eleleri,” yani insanların imanını sarsmak için açık olan, anlamı açık olan ama müteşabih olan, “meseleleri tevfik-ı Rabbâni ile gayet muhtasar bir surette beyan edilecek, açıkça anlatılacak. Ve o mes’eleler mülhidlerin tahmini gibi zarar vermemekle beraber, her biri bir lem’a-i i’caz-ı Nebevi olduğu görünmekle ve hakiki te’villeri isbat ve izhar edilmekle akide-i avâmı kuvvetlendirmeğe mühim bir sebep olmasını rahmet-i Rabbani'den rica edip hatiatımı ve galatatımı afvu mağrifet altına almasını Rabb-ı Rahimim’den niyaz ederim.” Bak, ne diyor Bediüzzaman? Çok önemli; “hakiki te'villeri isbat ve izhar edilmekle akide-i avâmı kuvvetlendirmeğe mühim bir sebep olmasını,” demek ki tahkiki iman için çok önemli bir konuymuş Mehdi (a.s.) ile ilgili hadisler, deccalle ilgili hadisler. Hani önemli değildi. Sahtekarlık yapmayacaklar, dürüst olacaklar. Bak, diyor ki bir de;“akide-i avâmı kuvvetlendirmeğe mühim bir sebep olmasını,” bak herhangi bir sebep değil, “mühim bir sebep olmasını rahmet-i Rabbani'den rica edip hatiatımı ve galatatımı afvu mağrifet altına almasını Rabb-ı Rahimim’den niyaz ederim” diyor. Demek ki imanı son derece güçlendiren, imanı tahkiki hale getiren, çok hayati bir konuymuş Ahir zaman konusu. Mehdi (a.s.)’nin alametlerini duyar da imanı tahkiki olmaz mı? Deccalin çıktığını görür de imanı tahkiki olmaz mı? Peygamber (s.a.v.)’in söylediklerini aynen birebir görüyor adam. Nasıl imanı tahkiki olmaz? Mehdi (a.s.)’yi tarif edecek, tıpkısıyla göreceğiz; deccali tarif edecek, tıpkısıyla göreceğiz; İsa (a.s.)’yı tarif edecek, Hz. İsa (a.s.)’yı tıpkısıyla göreceğiz. Hatta Cübbeli, “tıpatıp çıkıyor” diyor, tıpatıp. Tıpatıp çıkıyorsa niye söylemiyorsun, niye gizliyorsun? Anlatsana. Tamamını gizliyor, hiçbirini söylemiyor, hatta Kuran ayetlerini de okumuyor, daha da vahim. Mesela Nur Suresi, 55. ayetini okutamazsınız adama, okumuyor, vazgeçti. Çünkü dünya hakimiyetinden bahsediyor, okumuyor.
ALTUĞ BERKER: Dün şöyle demiştiniz Hocam, müsaade ederseniz: “Tüm Mehdiyet alametlerinin aynı tarihte peşpeşe çıkması, her birinin diğerini teyit etmesi durumuna gelir. Zayıf hadisken, sahih hadis konumuna gelir, bu şekilde otuz yıl için de ardı ardına tahakkuk eden alametlerle yeni sahih hadis kitabı oluştu” dediniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi zayıf mürsel hadisler vardı, zayıf hadisler vardı. Ama şimdi zayıf hadis nasıl sahih hale gelir? Tahakkuk etmesiyle. Şimdi diyor ki; “Kabe basılacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), bu zayıf hadistir. “Cemretül Akabe üzerine hacıların kanları akacak.” Ve ilk defa olacak bir olay bu, İslam tarihinde ilk, Kabe’nin tarihinde ilk defa oluyor. Bu olay oluyor. Olunca ne olur hadis? Sahih hadis olur, inşaAllah. Ve böyle yüz ellinin üzerinde hadis var. Dolayısıyla Kütüb-i Sitte’ye yeni bir kitap daha eklenmiş oldu, sahih hadis kitabı daha eklenmiş oldu. Tamamı sahih çıktığı için, doğru olduğu için. “Hepsi doğru çıkıyor” diyor Cübbeli, “tamamı doğru çıkıyor” diyor.
“Rivayette var ki: "Âhir zamanın eşhâs-ı mühimmesinden olan Süfyân'ın eli delinecek. Allah-u âlem, bunun bir te'vili şudur ki: Sefahet ve lehviyat için gayet israf ile elinde mal durmaz, israfata akar. Darb-ı meselde deniliyor ki: "Filân adamın eli deliktir." Yani çok müsriftir. İşte, "Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tamaı uyandırarak,” ‘tamaı’, yani millet, işte o ona özeniyor, o ona özeniyor, “ben de pahalı bir şey giydim” diyor. “Ben de altın takayım,” “ben de lüks hayat yaşayayım,” “ben de araba alayım,” “ben de ev alayım, villa alayım” gibi rekabete sokarak, hırsı uyandırarak, bak “hırs ve tamâı uyandırarak,” “şiddetli bir hırs,” dünya hırsı, “"ve tamâı uyandırarak insanların o zaif damarlarını tutup kendine musahhar eder" diye bu hadîs ihtar ediyor. "İsraf eden ona esir olur, onun dâmına düşer" diye haber verir” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). “Muazzam bir israf politikası işleyecek” diyor. Bak, “şiddetli bir hırs,” dünya hırsı, işte köşe dönmecilik, değil mi? “Benim de şuyum olsun,” “benim de marka arabam olsun,” “şuyum olsun, buyum olsun” gibi. “Ve tamâı uyandırarak,” tamahkar olarak insanları teşvik ederek, “insanların o zaif damarlarını tutup,” insanların o güçsüz damarını tutup, “kendine musahhar eder,” “kendi sistemine sokar” diyor.
“Rivâyette var ki: "Âhir zamanın müstebid hâkimleri,” normal mahkeme hakimleri, mesela Irak’ta, Suriye’de, Şam’da Müslümanları mahvediyorlar. Rejime bağlı satılmış hakimler var. Mesela Suriye’de Hafız Esad zamanında, on binlerce Müslüman’ı şehit ettiler. Mahkeme kararıyla binlerce Müslüman asıldılar. Hiçbir suçu yok, masum insanlar asıldılar, süfyanın bir icratı o. Hafız Esad’ın. “Âhirzamanın müstebid hâkimleri, hususan Deccal'ın yalancı Cennet ve Cehennemleri bulunur.” Mesela o devrin, Arapların o devirde yapılan pavyonları, gazinoları orada eğleniyorlar, yiyorlar, içiyorlar, esrar çekiyorlar. Mesela Saddam’ın eğlence yerlerinin haddi hesabı yoktur. Esrar müthiş yaygındı, uyuşturucu müthiş yaygındı, oğulları da çekiyordu esrar, kendisi de öyle, yaş kuru ne varsa gidiyordu. “Rivayette var ki: "Süfyan büyük bir âlim olacak, ilim ile dalâlete düşer. Ve çok alimler ona tabi olacaklar."” Hafız Esad’a o zamandaki bir çok ulema tabi olmuştu, fetvacı kesilmişlerdi etrafında, fırıl fırıl dönüyorlardı, onları besliyordu o. “Rivayetler, deccalin dehşetli fitnesi İslâmlarda olacağını gösterir ki, bütün ümmet istiaze etmiş. Allah-u alem, bunun bir tevili şudur ki: İslâmların deccali ayrıdır. Hattâ bir kısım ehl-i tahkik İmam-ı Ali'nin (r.a.) dediği gibi demişler ki: Onların deccali Süfyan'dır. İslâmlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek. Kâfirlerin büyük deccali ayrıdır.” Yani Darwinizm. “Yoksa büyük deccalin cebr ve ceberut-u mutlakına karşı itaat etmeyen şehid olur ve istemeyerek itaat eden kâfir olmaz, belki günahkâr da olmaz.” “Zorla bir şey yaptırıyorsa günahkar olmaz” diyor. “Rivayetlerde, vukuat-ı süfyaniye ve hâdisat-ı istikbaliye Şam'ın etrafında ve Arabistan'da tasvir edilmiş. Allah-u alem, bunun bir tevili şudur ki: Merkez-i hilafet eski zamanda Irak'ta ve Şam'da ve Medine'de bulunduğundan, râviler kendi içtihadlarıyla -daimî öyle kalacak gibi- mana verip "merkez-i hükûmet-i İslâmiye" yakınlarında tasvir etmişler.” Yani “son olarak İstanbul’da olacağını bilememişler” diyor. “Hep oralarda kalacak gibi, Şam’da kalacak, Medine’de kalacak zannetmişler” diyor, İslam aleminin merkezi. “Halbuki sürekli kaymıştır” diyor, İslam aleminin merkezi. “Halep ve Şam demişler. Hadîsin mücmel haberlerini, kendi içtihadlarıyla tafsil etmişlerdir” diyor. “Kat'i ve sahih rivâyette var ki: "İsa (a.s.) büyük deccali öldürür." Allah-u alem, bunun da iki vechi var:Bir vechi şudur ki; Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidrâci hârikalariyle kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden,” bak adamın özellikleri neymiş? ‘Sihir’, şeytanları çağırarak sihir yapıyor. ‘Manyetizma’, dünyada manyetik bir alan meydana getiriyor ve ‘ispirizma’, yani ruhlara etki ediyor. “Gibi istidrâci harikalarıyla” yani mucizenin kafirde görünenine istidrac deniliyor. “Harikalarıyla kendini muhafaza eden ve istisnasız herkesi tesir eder.” Herkese etki eder. “Ve o dehşetli deccali öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak hârika ve mucizatlı,” bak “mucize gösterecek olan.” Hz. İsa (a.s.) ne yapacakmış? Mucize gösterecekmiş. Anlaşılmayacak gibi değil, bak; “mucizatlı” diyor. “Ve umumun makbulu,” yani bütün Hıristiyanların ve Müslümanların, herkesin sevdiği, “makbulu bir zat olabilir ki, o zat en ziyade alakadar ve ekser insanların Peygamberi olan,” çünkü hem Hıristiyanların, hem Müslümanların Peygamberi olan Hz. İsa (a.s.)’dır. “Şahs-ı İsa (a.s.)’nın kılıcı ile maktul olan şahs-ı deccalin teşkil ettiği dehşetli maddiyyunluk,” yani Darwinizm ve materyalizm, materyalist sistem, “dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevisini öldürecek,” yani “dünyadan Darwinizm ve materyalizmi tamamen kaldıracak” diyor, İsa (a.s.). Yardımcı olacak Mehdi (a.s.)’e, inşaAllah. “İnkar-ı uluhiyet olan fikr-i küfrisini mahvedecek ancak İsevi ruhanilerdir ki, o ruhaniler din-i İsevi’nin hakikatini hakikat-i İslamiye ile mezhedecek, o kuvvetle onu dağıtacak ve manen öldürecek. Hatta Hz. İsa (a.s.) gelir,” bak, “Hz. İsa (a.s.) gelir.” Şahs-ı manevi değil, kendisi geliyor. “Hz. Mehdi (a.s.)’ye namazda iktida eder,” tabi olur, “beraber namaz kılarlar” diyor, Bediüzzaman söylüyor. “Diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-i Kuraniye’nin matbuiyetine ve hakimiyetine işaret eder.” Yani “Kuran’a tabi olacak” diyor, Hıristiyanlar. “Allah-u alem bunun bir tevili şu olmak gerekir ki; Hz İsa (a.s.)’yı nur-u imaniyle tanıyan ve tabi olan,” bak, “İsa (a.s.)’yı nur-u imaniyle tanıyan,” hani şahs-ı maneviydi, sahtekarlar? Hz. İsa (a.s.)’yı nur-u imanıyla tanıyor. Şahs-ı manevi nur-u imanıyla tanınır mı? Bak, “Hz. İsa (a.s.)’yı” diyor. “İsa (a.s.)’yı nur-u imaniyle tanıyan ve tabi olan,” ona tabi oluyor, onu lider kabul ediyor, onu kendilerine Hoca, mürşit kabul ediyor, tabi olan “cemaat-i ruhaniyeyi mücahidenin kemiyeti,” bir de bir topluluk var ona uyan, Hz. İsa (a.s.)’ya uyan topluluk var, yani ona tabi oluyorlar, talebe oluyorlar. “Sayısı deccalin mektepce ve askerce ilmi ve maddi ordularına nispeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.” Deccalle nerelerde çatışıyormuş Hz. İsa (a.s), deccaliyetle? Mekteplerde, okullarda ve askerle, yani dünya ordularıyla. Demek ki dünya ordularının üst kademelerine etki edecek. Demek ki okullardaki profesörlere, doçentlere etki edecek. Üniversitelere hakim oluyor Hz. İsa (a.s.)’nın talebeleri. Bir de dünya ordularındaki kilit noktalarındaki siyasi kimliği olan kilit noktaları ele geçiriyorlar, Allah’ın dilemesiyle. Bak, “maddi ordulara nispeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.” Mehdi (a.s.)’nin talebeleri de öyle çok az ve küçükler. Sahtekar diyorum, çünkü sahte izahlar, doğru değil, yalan söylüyorlar. Yalan söyleyene ne denir? Yalancı ve sahtekar denir, başka Türkçe’de bir karşılığı varsa onu söyleyeyim. “Deccal çıktığı gün bütün dünya işitir ve kırk günde dünyayı gezer ve harikulade bir eşeği vardır. Bu rivayetler tamamen sahih olmak şartıyla tevilleri şudur; bu rivayetler mucizane haber verir ki,” bak, “mucizane haber verir ki, deccal zamanında vasıtayı muhabere,” telefon, radyo, her şey, bağlantı, “ve seyahat o derece terakki edecek ki bir hadise bir günde umimi dünyada işitilecek.” Radyodan, televizyonlardan anında işitilecek. “Radyo ile bağırır; şark, garp işitir.” Doğu, batı, herkes işitir, “ve umim celillerinde okunacak.” Yani bütün gazetelerde okunacak. “Ve bir adam kırk günde dünyayı devredecek ve yedi kıtasının yetmiş hükümetini görecek ve gezecek ve Mehdi (a.s.)ye zuhurundan on asır evvel telefon, telgraf, radyo ve şimendifer ve tayyareden mucizane haber verir” diyor, hadisler. “Hem Deccal, deccallık haysiyetiyle değil, belki gayet müstebit bir kral sıfatıyla işitilir. Ve gezmesi de her yeri istilâ etmek için değil, belki fitneyi uyandırmak ve insanları baştan çıkarmak içindir. Ve bindiği merkebi ve himari ise şimendiferdir ki bir kulağı ve bir başı cehennem gibi ateş ocağı, diğer kulağı yalancı cennet gibi güzelce tezyin ve tefriş edilmiş, süslenmiş. Düşmanlarını ateşli başına, dostlarını ziyafetli başına gönderir. Veyahut onun eşeği, merkebi, dehşetli bir otomobildir veya tayyaredir,” bak, “dehşetli bir otomobil,” bu da ayrı bir şey yalnız. Bu herhangi bir otomobil değil. Dehşetli, özel dizayn edilmiş bir otomobil. “Veya tayyaredir veyahut... (sükut lazım!)” Bu ne demektir? Çok acayip bir vasıtası daha var. İnsanların bilmediği bir vasıtası daha var. Bu sonradan görülecek, deccalin kullandığı. Ne arabaya benziyor ne şuna benziyor ne buna benziyor. Kardeşlerimizden bir tanesi diyor ki, “Hocam uçan daire gibi bir şey olmasın?” dedi. Allah bilir, göreceğiz, inşaAllah. Yani olağanüstü bir vasıtası daha var.
“19. Mesele: Rivayetlerde, Ahir zamanın alametlerinden olan ve Al-i Beyt-i Nebevi’den Hazret-i Mehdi (a.s.)’nin hakkında ayrı ayrı haberler var. Hatta bir kısım ehl-i ilim ve ehl-i velayet, eskide onun çıkmasına hükmetmişler. Allah-u Alem bu ayrı ayrı rivayetlerin bir te'vili şudur ki: Büyük Mehdi (a.s.)'nin çok vazifeleri var.” Demek ki bir tane değil. “Ve siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad alemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi, her bir asır me'yusiyet vaktinde, kuvve-i maneviyesini te'yid edecek bir nevi Mehdi (a.s.)'ye yahut Mehdi (a.s.)'nin onların imdadına o vakitte gelmek ihtimaline muhtaç olduğundan; rahmet-i İlahiyye ile her devirde belki her asırda bir nevi Mehdi (a.s.) Al-i Beyt-ten çıkmış, ceddinin şeriatını muhafaza ve sünnetini ihya etmiş.”Hicri 15. yüzyıl en şiddetli felaketin, en şiddetli fitnelerin, en şiddetli acıların yaşandığı, küfrün en şiddetli hakim olduğu yıl. Her yüzyılda bir Mehdi (a.s.) geliyor da, bu Hicri 15. yüzyılda Kıyamete; İslam’ın, dünyanın bitmesine 70 yıl var, değil mi? “2120 gibi de Kıyamet kopacak” diyor. Böyle bir devirde Mehdi (a.s.)’nin gelmemesi mümkün mü?
ALTUĞ BERKER :Değil
ADNAN OKTAR:Hem küfür olacak, hem Mehdi (a.s.) olmayacak. Mümkün değil. Cübbeli deccalin var olduğunu açık açık anlatıyor. Ama Mehdi (a.s.)’yi anlatamıyor ne hikmetse. Dili tutuldu. “Elbette Ahir zamanda şeriat-i Muhammediyeyi ve hakikat-i Furkaniyeyi ve sünnet-i Ahmediyeyi ihya, ilan ve icra ile, başkumandanları olan,” bak, “başkumandan,” şahs-ı manevi değil. Başkumandan şahs-ı manevi olur mu?
ALTUĞ BERKER:Olmaz.
ADNAN OKTAR:“Başkumandan olarak büyük Mehdi (a.s.)’nin kemal-i adaletini, büyük adaletini, kemaline ermiş adaletini, “ve hakkaniyetini, dürüstlüğünü, samimiyetini dünyaya göstermeleri,” bakın, İslam alemine değil, İstanbul’a değil, Türkiye’ye değil, “bütün dünyaya göstermeleri gayet makul olmakla beraber gayet lazım” diyor Bediüzzaman.“Ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların muktezasıdır.” “Mutlaka olacaktır” diyor Bediüzzaman.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Deccali anlatıyor Bediüzzaman. Şunu da anlatayım, bitireyim. “Ve İslam Deccali olan Süfyan dahi şeriat-ıMuhammediyenin ebedî bir kısım ahkâmını nefis ve şeytanın desiseleriyle kaldırmaya çalışarak, hayat-ı beşeriyenin maddî ve mânevî rabıtalarını bozarak, serkeş ve sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak hürmet ve merhamet gibi,” bak hürmet ve merhamet gibi, “nuranî zincirleri çözer ve hevesat-ı müteaffine bataklığında birbirine saldırmak için cebrî bir serbestiyet ve ayn-ı istibdat bir hürriyet vermek ile dehşetli bir anarşistliğe meydan açar ki, o vakit o insanlar gayet şiddetli bir istibdattan başka, sıkıyönetimden başka zapt altına alınamaz” diyor. “Ancak sıkı yönetim ilan edilirse durdurulabilirler” diyor. “Muazzam bir anarşi meydana gelecek” diyor. “Dinsiz, anarşist sistem öyle bir yayılacak ki” diyor, “Darwinist-materyalist sistem öyle bir yayılacak ki,” ve “Yecüc-Mecüc’e zemin ishar edecekler” diyor, “ve insanlar Yecüc Mecüc haline gelecekler” diyor. Ve tuttuğuna gidip kurşun sıkıyor, gidip boğuyor, öldürüyor. “Ve muazzam bir anarşi meydana gelecek dünyada” diyor. Ve böyle sistemlerde de genellikle sıkıyönetimle durdurulabiliyor insanlar. Muazzam anarşi çıkıyor dünyada, çıktı, şu ana kadar, inşaAllah. Hay, maşaAllah. Bak, Beddiüzzaman ne diyor; “fakat” diyor, “kahraman ve mücahit ordunun” bak, Türk ordusuna, Atatürk’ün kurduğu orduya ne diyor Beddiüzzaman? “Fakat” diyor; “kahraman ve mücahit ordunun,” Türk ordusu neymiş? Kahramanmış ve mücahitmiş, değil mi? Başkumandanı kimdi? Atatürk’tü, inşaAllah. Ne diyor orduya Bediüzzaman? “Fakat kahraman ve mücahit ordunun ve dindar milletin,” Türk Milletli dindarmış demek ki. “Ruhundaki nuru iman ve Kuran ışığıyla hakikat hali göreceği,” demek ki Darwinizme, materyalizme, dinsizliğe karşı tavır alacak. İddia edilen Ergenekon Örgütü’ne tavır alacak ve deccaliyeti yerle bir edecek bu millet ve bu kahraman ordu. Bak, “kahraman ve mücahit ordu” diyor Türk ordusuna, inşaAllah. Aslında çok uzun bir konu fakat kardeşlerimizin istedikleri, bir de Kuran’dan da çok istiyorlar, zaman zaman anlatıyoruz ama en son ayetler, özellikle son. Yani Kuran 114 suredir, yaklaşık 90. Sureden itibaren hep Ahir zamana bakar.
Hatta seksenlerden sonra başlıyor. Seksen, tabii seksenlerden sonra, çok manidar. Mehdi (a.s.)’nin 1980’lerde çıkacağını söylüyor hadisler. 80. Sureden sonra 114. Sureye kadar hep Ahir zaman ve Mehdi (a.s.)’ye bakıyor. Ağırlıklı olarak hep öyle. Ki Kuran’ın bütününde de vardır fakat özellikle yoğunlaşmıştır 80. Sureden itibaren, maşaAllah. Yarın ne yapıyoruz?
SUNUCU: Bizi yarın 22:00’den itibaren www.HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Samsun Aks ve Tv Kayseri’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Şimdi biz biraz ayet okuyalım. Bismillah. Araf Suresi. Şeytandan Allah’a sığınıyorum; “Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir" dedi.” “Gerçek şu ki, arz Allah’ındır,” dünya Allah’ındır. “Ona kullarından dilediğini mirasçı kılar.” Kimi diliyorsa dünyaya onu hakim eder. Kim dünyaya hakim olacak olan? Mehdi (a.s.)’dir. Şeddeli olarak da, şeddesiz olarak da yine Mehdi (a.s.)’nin devrine bakıyor tarihleri. Mehdiyet’e bakıyor. “Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık"” diyorlar Hz. Musa (a.s.)’ya. Böyle küstah ve çok saygısız bir üslupları var. “"Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak, böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek" dedi.Andolsun, Biz de Firavun aile (çevre)sini belki öğüt alıp düşünürler diye yıllar yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık.” (Araf Suresi, 128,129) “Ekonomik krizi meydana getirdik” diyor Allah. Niçin yaptığını söylüyor Allah? “Belki öğüt alıp düşünürler diye.” Ekonomik krizin nedeni neymiş? Öğüt alıp düşünürler diye yapıyor Allah, sebebi bu.
“Bereketler kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları mirasçılar kıldık. Rabbinin İsrailoğulları’na olan o güzel sözü (vaadi), sabretmeleri dolayısıyla tamamlandı. Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve yükselttiklerini (köşklerini, saraylarını) da yerle bir ettik” diyor. (Araf Suresi, 137) Deccaliyet mutlaka yıkılıyor, inşaAllah.
Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Allah'ın İsimleri
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...