SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harunyahya.TV, Mavi Karadeniz Radyo, Kanal Avrupa, Çay TV, Ankara Beypazarı Seylan TV, Çorum Kanal 19, Iğdır TV, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak ART TV, Uşak Egem TV, Kars Kafkas Fm 95.5, Nevşehir Keyif Fm 92.7, bandırmahaber.net, bizimantalya.com, gazeteoku.com, haber58.com, haberalemi.net, haberdem.com, haberhilal.com, haberonay.com, İyi Radyo TV, İslaminesil.com, renklihaber.net, selamhaber.com, varanhaber.com, sekizsütun.com canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoşgeldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Berker Hocam, buyurunuz.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam, inşaAllah. Bugün gazetenin bir haberinde 2014’te evin reisi demişler Afganistan’ın başkanı için, 2014’te NATO çekilecekmiş.
ADNAN OKTAR: NATO çekiliyor, evin reisi kimmiş?
ALTUĞ BERKER: O zaman reisi gerçek Afganistan’ın kendi başkanı olacak anlamında söylemişler, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 2014’te, demek ki bir şeyler olacak 2014’te.
ALTUĞ BERKER: Sizin verdiğiniz tarihlerden biri Hocam, inşaAllah. “İslam düşmanlarına nefes aldırmıyor” diyor Hocam Emre Bukağılı için.
ADNAN OKTAR: Emre Bukağılı, ben tanıyorum bu genci. Ne yapıyormuş?
ALTUĞ BERKER: İslam’a hakaret edenlere hukuki girişimde bulunup, kanunlara aykırı söz söyleyen, mukaddesata karşı olanlara hukuki müdahalede bulunuyor.
ADNAN OKTAR: Vakit Gazetesi’nde çıktı değil mi? Akit mi?
ALTUĞ BERKER: Yeni Akit, evet.
ADNAN OKTAR: Yeni Akit, evet. İyi, eline sağlık çok iyi yapmış. Çünkü kanun maddeleri var, değil mi? Dine, mukaddesata tahirane söz söyleyen, hakaret edenin hakkında dava açılıyor, kamu davası açılıyor. İhbara bağlı olarak açılıyor dava. Efendim kardeşimiz de bildiriyor ilgili savcılıklara ve dava açılıyor. Bu suretle alınan netice ne şu an? Basında alenen dine, imana hakaret eden kişi yok. Çok azaldı.
ALTUĞ BERKER: Hocam Sevil Atasoy eski Adli Tıp kurumu başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, “10 yıldır Allah’a aşığım” demiş röportajında Hocam.
ADNAN OKTAR: 10 yıl, yani 2000 yılında, maşaAllah. Demek ki çalışmalarımız çok iyi netice vermeye başlamış, aydınlara yönelik özellikle. Bakın bütün aydınlarda dine dönme, İslam’a sıkı sıkı sarılma gelişti, değil mi? Hocahanıma da biz kitap göndermiştik. Yaratılış Atlası da göndermiştik, çok faydalı olmuş demek ki, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İfade ediyor Hocam.Daha önce geldiği kültür, yaşam biçimi içinde bulunduğu kuşak, arkadaşlığımız daha çok ateizme giden materyalist insanlardı, diyor. O kitaplardan sonra değiştiği malum, maşaAllah Hocam. Yazarların bazı görüşleri vardı, uygun görürseniz onlardan bahsedelim Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Mesela Kadri Gürsel Milliyet’te “Türkiye füze kalkanı projesini kabul ettiği anda komşularla sıfır sorun ideolojisinin de iflas edeceğini” yazmış Hocam. “Davudoğlu sonunda gerçeklerle yüzleşti” diyor. Çünkü bu ideali Türkiye’yi zamanla NATO’dan ve Batı sisteminden koparacaktı” demiş. “Ayrıca Türkiye’nin füze kalkanı projesini kabul etmesinin açıkça İran’ı tehdit olarak gördüğünü kabul etmesi anlamına geldiğini, dolayısıyla Türkiye’nin İran’la sıfır sorun projesinin de ortadan kalktığını” yazısına eklemiş Hocam. Davudoğlu Hocamız’ın Türk-İslam Birliği yönündeki maşaAllah girişimleri etkili oluyor Allah-u alem.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Davudoğlu Hocamız gelmiş geçmiş en iyi Dış İşleri Bakanı olabilir.
ALTUĞ BERKER: Vesilenizle, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: 2003’teki kitabınızda, daha evvelki yıllardan bahsettiğiniz konular Hocam onlar da...
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Özdemir İnce Hürriyet’te, okuduğu bir kitaptan yola çıkarak Özdemir İnce “hem Türkiye hem de dünya için tek kurtuluşun Marksizm’de olduğunu, sovyet blokunun ya da Berlin duvarının yıkılmasının bir öneminin olmadığını, içinde bulunduğumuz emperyalist sistemden kaynaklanan adaletsizliklerin sadece sosyalist sisteme geçişle ortadan kalkacağını” yazmış. “Marksizmin hala dipdiri ayakta durduğunu” söylüyor.
ADNAN OKTAR: Dedem mi diyor?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: “Marksizm dimdik ayakta” diyor. Peki PKK ne diyor? “Marksizm dimdik ayakta” diyor, değil mi? “Ve bütün Türkiye’yi Marksist yapacağız. Marksist bir devlet kuracağız Güneydoğu’da” diyor. Şimdi Özdemir dedem de ne diyor? “Ben Marksistim ve Marksizm hakim olacak, dipdiri ayakta duruyor” diyor. Dipdiri ayakta duruyor ama hortlak olarak duruyor. Hortlak da kaçılan bir şeydir, kimse hortlağın yanına gitmez, değil mi? Zorla hortlatmakla olmaz. Bilimsel yönden çökmüş bir düşüncenin üstüne yığılmış uydurma bir inançtır, Darwinizm’in üstüne kurulmuş bir sistemdir. Dolayısıyla bir geçerliliği yoktur. Darwinizm yıkılınca Marksizm diye bir şey kalmaz, kalmamıştır dolayısıyla.
ALTUĞ BERKER: Ahmet Hakan’ın bir yazısı vardı Hocam. “Bir başka konudan bahsederken kendisinin İslami kesimin çifte standartlarına, ahlaki zaaflarına, kol kırılır yen içinde kalır demesine, günahlarına karşı takıntılı olduğunu” yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne yapmak gerekiyormuş?
ALTUĞ BERKER: Bir şey söylemiyor Hocam, siz daha iyi bilirsiniz, o genelde bir çözümü veya bir teklifi yok. Genelde serzenişi oluyor böyle.
ADNAN OKTAR: Nereye sesleniyor? Evet.
ALTUĞ BERKER: Öyle Hocam, genelde böyle bir üslubu var, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet geç bu arkadaşı, beğenmiyorsun anladığım kadarıyla fikirlerini.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah.Derya Sazak’ın Milliyet’te bir yazısı vardı Hocam. Siz sık sık, silahlanmaya ayrılan milyarlarca doların Mehdiyet zamanında açlık, kıtlık, susuzluk gibi insani sorunlara aktarılacağını, dünyadaki ekonomik sıkıntının en temel sebeplerinden birinin silaha aktarılan paralar olduğunu vurguluyorsunuz. Derya Sazak da aynı mantıkta bir yazı kaleme almış. “NATO’nun yeni projesinin silahsızlanma için daha fazla silahlanma anlamına geldiğini ve bunu ekonomik olarak büyük bir maliyeti olacağını” yazmış. “NATO zirvesinde biraraya gelen liderlerin maddi kaynakları silahlanma yerine dünyadaki açlık, gıda güvenliği, çevre felaketleri, susuzluk gibi konularda harcamaları gerektiğini çünkü dünya için bu konuların daha büyük bir tehlike oluşturduğunu” söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, iyi demiş.
ALTUĞ BERKER: “Mehdi (a.s.) döneminde silahlar kalmayacak” diye söylüyorsunuz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela diyorlar ki; kardeşim sen niye Mehdiyet’ten bahsediyorsun? Bak adam dolaylı yoldan Mehdiyet’ten bahsediyor. Mehdiyet’in yapacağı bir uygulamayı söylüyor. Mehdiyet devrinde silahlar ortadan kalkacaktır ve bunu ancak Mehdi (a.s.) yapabilir. Derya Sazak’ın sözünü kimse dinlemez. Silah aleyhtarı, silahlanma aleyhtarı çok gruplar var. Onların bir işaretleri falan da var. Hatta şöyle bir tanesi sopa yukarıya doğru, iki tarafından da aşağıya doğru çatallar falan var. Kimse dinlemez. Ancak Mehdiyet’in zuhuruyla dev bir sosyolojik olay olduğu için, dev tarihi bir olay olduğu için ve bütün dünyayı kapladığı için ezici gücüyle kabul ettirecektir. Tabii güç kullanarak değil, sevgiyle ama güce karşı insanlar her zaman bir hayranlık duyarlar. Koskoca bir İslam Birliği dünyayı titretir ama zor kullanılmaz, sevgi olur. Çünkü şu an paramparça oldu Müslüman alemi bakın, gelen vuruyor, giden vuruyor, değil mi? İstedikleri ülkeye istedikleri gibi saldırabiliyorlar.
ALTUĞ BERKER: Hocam Ahmet Altan’ın Taraf gazetesindeki yazısı bugün şu şekilde. Ahmet Altan, “Davudoğlu’nun diğer Müslüman ülkelere din kardeşliği gözüyle bakarak yakınlaşma ve onları savunma stratejisine eleştiri getirmiş. Müslüman ülkelere hakkaniyet gözüyle değil, dindaşlık gözüyle bakarak yakınlaşmanın bizi batı karşısında güçsüzleştirdiğini ve zor duruma düşürdüğünü” söylemiş. “İran’ı savunmamızın altında da din kardeşliğinin yattığı kuşkusunun Batı’yı rahatsız ettiğini” yazmış. “Ayrıca Davudoğlu’nun ‘Kudüs’te namaz kılacağız’ açıklamasını garip bulduğunu” söylemiş.
ADNAN OKTAR: Davudoğlu Mehdiyet’in planını anlatıyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in söylediği, Mehdiyet’in uygulamasında bütün İslam ülkeleri birleşecektir. İran’la da birleşeceğiz, İslam alemiyle de birleşeceğiz. Kendi kendine bir teori ortaya çıkarıyor değil Davudoğlu, Peygamberimiz (s.a.v.)’in söylediği uygulamayı anlatıyor. Bakın silahların kalkması da yine Peygamberimiz (s.a.v.)’in söylediği bir gerçektir. Kudüs’te namaz kılınması doğrudan Mehdiyet’le ilgilidir. Çünkü Hz. Mehdi (a.s.), Hz. İsa (a.s.) ile birlikte Kudüs’te namaz kılacaktır, bu tarihi bir olaydır. Davudoğlu’nun söylediği olay budur, isim vermeden bunu anlatmıştır. Dolayısıyla Ahmet Altan dünyayı tanımak istiyorsa, sosyolojik olayları, tarihi gelişmeleri anlamak istiyorsa Peygamberimiz (s.a.v.)’in Ahir Zaman’la ilgili anlattığı Ahir Zaman planını incelemesi lazım. Ahir Zaman’ın bütün tarihini ortaya koymuştur Peygamberimiz (s.a.v.), Ahir Zaman böyle olacak, demiştir. Şöyle şöyle, şu günde şu, şu ayda şu, şunda şu, şunda şunlar, sonuna kadar, ta kıyamet gününe kadar olacak olayların hepsini bildirmiştir. Tarih ona göre dizayn ediliyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözüne göre dizayn ediliyor. Dolayısıyla şunun sözüne, bunun sözüne göre olmaz. Ve bu dizayn şu an uygulanıyor. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) ne dedi? “İran’la Irak savaşacak” dedi. O oldu, ikinci bir ihtimal yoktu. Mesela Irak işgal edilecek” diyor. İkinci bir ihtimal yoktur, işgal edilir. “Afganistan işgal edilecek” diyor. İkinci bir ihtimal yoktur, işgal edilir. “Aynı anda kuyruklu yıldızlar çıkacak” diyor. Onlar çıkar, kuyruklu yıldızlar da Allah’ın emrindedir. “Ay ve güneş tutulmaları olacak” diyor, “15’er gün arayla.” 15’er gün arayla ay ve güneş tutulmaları oldu. Üst üste iki kere, Ramazan’da, Ramazan ayında, bakın iki kere üst üste. Tarihin Peygamberimiz (s.a.v.)’in söylediği şekilde dizayn edildiğini görüyorlar. Dolayısıyla NATO’nun silahlanma programı da deccaliyetin bir gereğidir. Deccaliyet silahı ister, silanlanmayı isteyecektir. Mehdiyet de silahları kaldırmayı ister. Deccaliyet olup da silahsızlanma olmaz. Deccalin gıdasıdır silah, silahsız yaşayamaz. Çünkü kana ihtiyacı vardır Deccalin. Kan içinde silaha ihtiyacı vardır. Deccal tek tek insanlarla uğraşmaz, toplu katliamlar ister. O yüzden de kitle imha silahlarının üzerinde durur ve klasik silahların üzerinde durur. Dolayısıyla silahlanmayı hem körükler, hem teşvik eder, hem de uygular. İran’la Türkiye’nin arasındaki dostluk ve kardeşlik Mehdiyet’le tam istenen çizgiye gelecektir. Yoksa din kardeşliğine göre değerlendirecek olursak eğer; Ahmet Altan’ın anlamadığı şekilde biz olaylara baksak, İran’la Türkiye zaten kanlı bıçaklı düşman olması gerekir. Çünkü onlar Şii, bu taraf Sünni, Müslümanlar Sünni. Sünni ve Şii’nin çatışması gerektiğini savunan o tarafta da çok fazla alim var, burada da çok fazla alim var. İran’lı Şii alimler var, Sünnilerin pırasa gibi doğranmasını istiyor. Burada da sünni alimler var, onlar da onların pırasa gibi doğranmasını istiyor. İki tarafta pırasacı, tabii bu pırasacı takımını Mehdi (a.s.) etkisiz hale getirecektir, değil mi? Onların o pırasalarını evlerine gönderecektir, onları sevgiye ve şefkate davet edecektir. Ve dolayısıyla Davudoğlu’nun anlattığı plan Mehdiyet’le ilgilidir. Eğer Mehdiyet dışı plan olmuş olsa, zaten İran’la Türkiye’nin sürekli karşılıklı silahlanması gerekiyor, çünkü iki zıt mezhep olarak görünüyor. Ve iki tarafta birbirine fetva vermiş durumda zaten. O onun kafirliğine, o da onun kafirliğine fetva vermiş durumda, çok fazla alim var iki tarafta da. Kafir iki ülke olduğuna göre zaten çatışması gerekiyor, iki tarafta kafir gördüğüne göre birbirini (haşa), değil mi? Halbuki iki tarafta tertemiz, halis muhlis tertemiz Müslüman, şeytan onları bu oyunun içerisine düşürüyor. Dolayısıyla onların birbirleriyle savaşması diye bir konu Mehdiyet devrinde mümkün değildir. Mehdi (a.s.)’nin engellemesiyle savaşmayacaklar. Mehdi (a.s.)’nin kardeş yapmasıyla kardeş olacaklar. Allah onu vesile edecek Mehdi (a.s.)’yi. Dolayısıyla bakın Mehdiyet buram buram kendini her yerde gösteriyor. İran görünmez Mehdi (a.s.) inancını yakında terk edecek, onu da göreceksiniz, görünür Mehdi (a.s.)’nin varlığını kabul edeceklerdir. Anneden-babadan doğan Mehdi (a.s.)’nin varlığını kabul edeceklerdir, inşaAllah. Daha da genişletebiliriz ama şu an herhalde yeterli.
ALTUĞ BERKER: Dün şöyle demiştiniz Hocam: “Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinin zuhur ettiğini söylemek namusun gereğidir. Bunu anlatmak namus borcudur Müslümanlar için. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini gizlemek Müslümanlık namusuna yakışmaz. Bu kadar açık ve aleni olan bir konunun gizlenmesi hayret edilecek bir şeydir. Kardeşlerimiz ahirette bunun hesabını nasıl vereceklerini görmek istesinler. Bana ‘başka konu anlat’ diyor bazı kardeşlerimiz; ben en hayati konuyu anlatıyorum. İslam alemi cayır cayır yanarken nasıl başka konu anlatılır?” demiştiniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Zuhruf suresi 26. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Hani İbrahim babasına ve kendi kavmine demişti ki: "Şüphesiz ben, sizin taptıklarınızdan uzağım." Sizin sitilinizi, mantığınızı, birbirinize düşman olan kafanızı, sevgisizliğinizi kabul etmiyorum. "(Ancak) Beni yaratan başka. İşte O beni hidayete yöneltip-iletecektir." O beni hidayete, Mehdiyet’e yöneltip-iletecektir, değil mi? İnşaAllah. Bak demin açtığım herhangi bir sayfa Kuran’dan. “Ve bunu (bu tevhid inancını) belki (insanlar Allah'a) dönerler diye ardında, (kendi soyunda) kalıcı bir kelime olarak bıraktı.” Bu tevhid inancını şu an devam ettiren kimdir? Mehdi (a.s.)’dir. Tevhid nedir? Birlik, beraberlik, Allah’ın birliği, Müslümanların birliği, bölünmeme, ittihat, değil mi? İttihat, Allah bir inancı ve Müslümanların birliği inancı. Ebcedi de zaten 2029’u veriyor, inşaAllah. Tenvinli olarak da 1999 tarihini veriyor. “Hayır; Ben onları ve atalarını, kendilerine hak ve açıklayıcı bir elçi gelinceye kadar yararlandırdım.” Bak, “Hayır; Ben onları ve atalarını, kendilerine hak ve açıklayıcı bir elçi gelinceye kadar yararlandırdım.” Bunun ebcedi de 2015. Mehdi (a.s.) çıkıncaya kadar bunlar bu faaliyetlerine devam edecekler. Silahlanacaklardır, şunu yapacak, bunu yapacak. Bak Cenab-ı Allah diyor ki; “Bir elçi gelinceye kadar onları yararlandırdım.” Onlara imkan tanıdım, istediklerini yaptılar, yararlandırdım. “Ancak kendilerine hak gelince, dediler ki: "Bu bir büyüdür, doğrusu biz ona (karşı) kafir olanlarız." Kabul etmiyoruz dediler, diyor Cenab-ı Allah. “Ve dediler ki: "Bu Kuran, iki şehirden birinin büyük bir adamına indirilmeli değil miydi?" Büyük bir alime gelmesi gerekmiyor muydu bu Kuran, bu Mehdilik görevi, değil mi? Çünkü Kuran’ı Peygamberimiz (s.a.v.)’in anlatması onun Mehdilik görevidir. O vahyin ona gelmesi Mehdilik görevidir. "Bu Kur'an, iki şehirden birinin büyük bir adamına indirilmeli değil miydi?" Peygamberimiz (s.a.v.)’i beğenmiyorlar (haşa). Zengin, gösterişli, alim, o zamanki müşriklerin de desteklediği böyle anlı şanlı birisi olsun istiyorlar. Ebu-l Kasım'ın yetimi diyorlardı Peygamberimiz (s.a.v.)’e, o dünyalar güzeline, dünyanın nuruna. “Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar?” Kimin Mehdi (a.s.) olacağına, kimin Peygamber olacağına onlar mı karar verecek, diyor değil mi? Bak Cenab-ı Allah “Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar?” Şu anda da öyle, şu Mehdi (a.s.), şu değil, şu eskidendi, değil mi? Şu şahs-ı manevidir, kendi aralarında paylaştırıyorlar. “Dünya hayatında maişetlerini aralarında Biz paylaştırdık.” Geçimlerini biz paylaştırdık “ve onlardan bir bölümü (diğer) bir bölümünü 'teshir etmesi için, etkilemesi için, bir bölümünü bir bölümü üzerinde derecelerle yükselttik.” Bir kısım ülkeler, bir kısım devletler güçlü oldu, bir kısmı zayıf oldu. Bir kısım insanlar fakir oldu, bir kısım insanlar güçlü oldular, diyor Allah. Bunu Ben böyle yaptım, diyor Cenab-ı Allah. “Rabbinin rahmeti; toplayıp-yığdıklarından daha hayırlıdır.” Onların silah yığması, para yığması hiç önemli değil, diyor Cenab-ı Allah, Allah’ın rahmeti önemlidir, diyor. Sevgi geldiğinde silah susar, hiçbir etkisi olmaz, inşaAllah. “Eğer insanlar (Allah'a karşı isyanda birleşip) tek bir ümmet olacak olmasaydı.” Bütün dünya ateist ve dinsiz olacak olmasaydı, ki Ahir Zaman’da kıyametten hemen önce bu oluyor ve son kere olacak, Kuran ona dikkat çekiyor. Tek bir ümmet olacaklar küfürde, ilk defa olacak dünya tarihinde kıyamet kopmadan önce “Rahman’ı (Allah'ı) inkar edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerinde çıkıp-yükselecekleri merdivenler yapardık.” Müthiş bir lüks ve ihtişam verebilirdim, diyor Allah ama azarlar, diyor. Mal gördüğünde, zenginlik gördüğünde Allah’a karşı azgınlaşıp ters bir tavır alıyorlar, diyor. Refah insanları Allah’a isyana itiyor, o yüzden ekonomik kriz meydana getiriyorum” diyor Allah. O yüzden hayat pahalılığı meydana getiriyorum. O zaman Allah’a yalvarıp yakarıyorlar, diyor. Şu anki ekonomik krizin nedenini açıklıyor Allah. Çünkü bak, Allah’a isyanda tek oluyorlar o zaman ve ittifak ederler. Müthiş bir dinsizlik dünyayı kaplar. Bunu durdurmak için ekonomik kriz meydana getiriyorum, diyor Cenab-ı Allah. Bak, “evlerine kapılar ve üzerinde yaslanıp-dayanacakları koltuklar ve (daha nice) çekici-süsler (de verirdik).” Müthiş bir zenginlik verirdik diyor Cenab-ı Allah. “Bütün bunlar, yalnızca dünya hayatının metaıdır. Ahiret ise, Rabbinin Katında muttakiler içindir.” Dünya hemen gelip geçicidir, diyor. Mesela hakikaten, değil mi? 20 yaşında bir insan iki 10 sene sonra 40 yaşına geliyor. Bir iki on senede de ölüyor zaten yahut işte çoğu da erken. Mesela ben bizim çocuklarla konuşuyorum buraya gelen sevimli hanımlarla, birçoğunun babası hep ölmüş, 40 yaşında, 45 yaşında kalp enfarktüsünden, kanserden, şundan, bundan, değil mi? Bu çok yaygın. “Kim Rahman’ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz bir şeytana onun üzerini kabukla bağlattırırız.” Görülmemiş bir cini, cin şeytanı kabuk gibi bütün vücudunun üstüne kaplar, diyor. Manyetik alan şeklinde şeytan onu kaplar, diyor. Başından ayaklarına kadar şeytan onun üstünü kaplıyor ama bu görünür bir şey değil. Bir manyetik alan tarzında kaplıyor. “Artık bu, onun bir yakın dostudur.” İkinci bir zeka onun üstünde oluyor, vücudunun üstünde oluyor ve o boş kafalı olduğu için onun boş kafasını sürekli kullanıyor şeytan ondan sonra, hazır boş kafa var. Mesela şöyle yap diyor, gidiyor ona suç işlettiriyor. Abuk sabuk bir şey konuşturuyor. Böyle densizlik yaptırıyor. Kuran’a, İslam’a, dine karşı tavır aldırıyor. “Gerçekten bu şeytanlar, onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar.” Mesela adamın sakal göbeğinde, efendim sarığı tamam, cübbesi tamam, tespihi tamam, misvakı tamam, tam takva olduğu kanaatinde, İslam’a tam bağlı. Halbuki şeytan her tarafını kaplamış. “Sonunda Bize geldiği zaman, der ki: "Keşke benimle senin aranda iki doğu ve iki batı uzaklığı olsaydı.” Keşke böyle birisini mürşit edinmeseydim. Keşke böyle bir hoca olmasaydı, böyle birisi olmasaydı. “Meğer ne kötü yakın-dost(muşsun sen)." Müslümanlık adına sen bize şirki, Kuran’dan uzak kalmayı, Kuran’a isyanı öğretmişsin, diyecekler. Bizde seni hakikaten mürşit zannetmiştik. Halbuki sen bizi hurafelerle zehirlemişsin. Din dışı sapkın inançlarla bizi zehirlemişsin, bizde kendimizi takva zannettik, diyecekler, değil mi? Doğru yolda zannettik, diyecekler. “Bu söylemleriniz, bugün size kesin olarak bir yarar sağlamaz. Çünkü zulmettiniz. Şüphesiz azapta da ortaksınız.” Siz ona uyduğunuz için, o da size uyduğu için, ekip olduğunuz için hepiniz ortaksınız, diyor Allah. Çünkü açıkça söylemiş Allah “Kuran yeterlidir” diyor. Kuran’ı yeterli görmemiş. Ne yapmış? İlaveler, hurafeler getirmiş. Hurafelerin üstüne bir de ne demiş? Bana (haşa) vahiy geliyor, demiş. Bir de vahiy ilave etmiş. Kuran gibi bir kitap daha bana geldi, diyor, onu da ilave ediyor ve bir sapkınlık ortaya çıkıyor. Ona sorsan, tam doğru yoldayız, hidayetteyiz. Bizi hidayete kavuşturuyor bu, diyor. Halbuki delalete düşürüyor haberi yok. “Öyleyse sağır olanlara sen mi dinleteceksin veya kör olan ve açıkça bir sapıklık içinde bulunanı hidayete erdireceksin?” Bu tarz sapkın kilitlenmiş kişiler burunlarının doğrultusuna giderler, diyor. Çünkü kendini alim bildiği için, doğru yolda olduğu için beyni zehirlenmiş oluyor şeytanın etkisiyle. Ne yaparsan yap vazgeçmezler, diyor Cenab-ı Allah. Bak diyor ki Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Öyleyse sağır olanlara sen mi dinleteceksin?” Anlatsan da dinlemiyor. “Veya kör olana” delil veriyorsun görmüyor. Mesela diyorum bak Peygamber (s.a.v.)’in bütün dedikleri çıktı diyorsun. Fotoğraflarla, belgelerle ispat ediyoruz. Mel mel bakıyor adam. Yok, cevap yok. “Ve açıkça bir sapıklık içinde bulunanı hidayete erdireceksin.” Alenen adam müşrik, alenen hurafelere uyuyor, değil mi? Kuran’a savaş açmış. “Sen mi hidayete erdireceksin?” diyor Cenab-ı Allah. “Şu halde Biz seni alıp-götürürsek, elbette onlardan intikam alacağız.” Senin vefatından sonra, diyor Cenab-ı Allah, biz onlardan intikam alacağız. Mehdi (a.s.)’nin vefatından sonra bütün dünya, bu Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakıyor bu ayet ama işari anlamı Mehdi (a.s.)’ye bakıyor. Mehdi (a.s.)’nin vefatından sonra küfür her yeri istila edeceği için, ayetin hükmü meydana gelecek bak, “eğer insanlar Allah’a karşı isyanda birleşip tek bir ümmet olacak olmasaydı.” 33. ayet, bu oluşacak. Bu ayet olduğunda “şu halde biz seni alıp-götürürsek,” Mehdi (a.s.)’nin vefatından sonra, İsa (a.s.)’nın vefatından sonra, “elbette onlardan intikam alacağız.” İntikam nedir? Kıyamettir, bütün dünyanın yerle bir olmasıdır. “Ya da kendilerine va’ddettiğimiz şeyi onlara gösteririz ki, Biz gerçekten onların üstünde güç yetirenleriz.” Kıyamet de olabilir, diğer belalar da olabilir burada anlatılan. Ama asıl kıyamet kastediliyor buradaki ifadede, Allah bir ön bela veririm, diyor. “Ya da kendilerine va’ddettiğimiz şeyi onlara gösteririz.” Doğrudan kıyameti getiririm, diyor. Ya büyük bir felaket getiririm, ya kıyamet, bütün dünyayı kaplayan bir kıyamet getiririm. “Biz gerçekten onların üstünde güç yetirenleriz. Şu halde, sana vahyedilene sımsıkı-tutun.” Peygamber (s.a.v.)’e vahyedilen ne? Kuran. Kuran’a sımsıkı tutunacak. Çünkü sırf Kuran’dan sorulacaksınız, diyor Cenab-ı Allah. “Çünkü sen dosdoğru bir yol üzerindesin.” Dosdoğru yol nedir? Kuran’dır. “Ve şüphesiz” diyor Cenab-ı Allah, 44. ayet devam ediyor. “Ve şüphesiz o Kuran,” bak Kuran’ı Kerim. “Ve şüphesiz o Kuran’ı Kerim, senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz sadece ondan sorulacaksınız” diyor Cenab-ı Allah. Bak, “ve şüphesiz o Kuran’ı Kerim, senin ve kavmin için” Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakıyor ayet ama asrımız için baktığında Mehdi (a.s.)’ye yönelik, “Mehdi (a.s.) ve kavmi için gerçekten bir zikirdir. Siz sadece Kuran’dan sorulacaksınız” diyor Allah. Evet, Berkerim, seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah, dün yeni bir hadis okumuştunuz Hocam. Şöyle buyuruyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Onları görüyor gibiyim. Aynı renk, aynı boy, yüzleri aynı ve elbiseleri de aynı olarak Hz. Mehdi (a.s.)’ye biat ederler.”
ADNAN OKTAR: Evet Mehdi (a.s.)’nin talebeleri böyle munislikte, temizlikte, nuraniyette birbirlerini andıracaklar. Bakanlar, yahu bunlar herhalde Mehdi (a.s.) talebesi. Bunlarda bir şey var, diyecekler. Çünkü yüzü temiz, çok efendiler, pırıl pırıllar, alışılmışın dışında bir şey olduğu için tiplerinden insanlar onları tanıyacaklar. Bakar bakmaz bunlar o gruptan, inşaAllah. Tahir İslam Birliği; “Hocam rüyamda Cübbeli’nin size itaat ettiğini gördüm” diyor. Canım istese de, istemese de zaten itaat ettiriyoruz. Zorla ben ona sohbet ettiriyorum. Konuları anlattırıyorum, Mehdi (a.s.)’yi savunduruyorum, İttihat-ı İslam’ı savunduruyorum, değil mi? Ondan sonra Mehdi (a.s.)’nin mezhepleri kaldıracağını anlattırıyorum, Mehdi (a.s.)’nin zamanında tarikatların kalkacağını anlattırıyorum, hepsini anlatıyor. Ve kıyamet alametlerinin çok önemli olduğunu söyletiyorum. Kıyamet alametlerini iyi inceleyin, tam uyun, fark edin, düşünün dedirtiyorum. Şu an der mi? Demez ama ben dedirtiyorum. Mehmet Selim Polat. Müslüman asla Hıristiyan ile birlik olmaz. Hıristiyanlar müşriktir ve müşrikler de necistir, pistir. İsa (a.s) ve Musa (a.s) Peygamber’in kitaplarının asılları hak kitaptır ve onlar da Müslümandı. Müslüman olmayanlar kardeşlerimiz olamaz, ki birlik olalım. Hıristiyanlar İslam düşmanıdırlar.” Mehmet Selim Polat kardeş. Mehmet Selim, Müslümanlar’la Hıristiyanlar birlik olacak, çünkü Kuran bunu söylüyor. Kuran’a inanman lazım. Hz İsa Mesih (a.s)’in gelişiyle beraber bütün dünyada tek din, hak din İslam oluyor. Demek ki Hıristiyanlar’la konuşulacak. Onlarla muhattap olunacak, onlara din anlatılacak. Onlar da dini kabul edecekler, değil mi? Kardeşçe arkadaşça bir sohbet ortamı olacak, onlar da İslam dinin güzelliğini, nezafetini, İslam’ın şevkat anlayışını, İslam’ın akla uygunluğunu görecekler ve Müslüman olacaklar. Hiç görüşmeden konuşmadan adam nasıl Müslüman olsun, değil mi? Dolayısıyla Mehdi (a.s) çıktığı vakit zaten “La ilahe illaAllah” diyen Hıristiyanlarla ittifak edecek, inşaAllah. Dolayısıyla omuz omuza mücadelede onlar da onlarla birlikte olacaklar. Kuran’da Cenab-ı Allah ayette diyor. Siz onları ‘La ilahe illaAllah’a davet edin diyor Hristiyanlar’ı. Ve onlarla en güzel bir tartışmanın dışında tartışmayın, tartışmaya girmeyin, değil mi? En güzel bir tartışmaya, bu nedir? Onları ‘La ilahe illaAllah’a davet etmek ve onlarla böyle çirkin bir üslup kullanmayın diyor Allah, yanlış bir üslup kullanmayın. La ilahe illaAllah’a davet nasıl olur? Onlarla bağlantıyla olur, hiç konuşmadan nasıl yapacağız La ilahe illallah, değil mi? Onlarla konuşacağız, bağlantı kuracağı, onlarla “La ilahe illaAllah” kardeşi olup ateizme, dinsizliğe, Darwinizm’e, materyalizme karşı mücadele edeceğiz Mehmet Kardeş. Şimdi Marksistler, Leninistler, Stalinistler Hıristiyanlar’la Müslümanlar’ın savaşmasını istiyor. Çünkü Marksist düşünce İslamiyet’ten nefret eder. Allah’a karşıdır Marksizm, (haşa) Allah’a düşmandır Marksist düşünce. Şimdi Allah’ı sevenleri etkisiz hale getirmek için, Allah inancını ortadan kaldırmak için, onların aklına göre Hıristiyanlar’la Müslümanlar’ı çatıştırmak en akılcı harekettir. Hiç elini sürmeden, olayın içine girmeden Hıristiyanlar’la Müslümanlar savaşırsa, zaten Marksistlerin istediği netice hemen elde edilmiş olacak. Ve Darwinist, materyalist düşünce de elini kolunu sallayarak dünyaya hakim olmuş olacak. Ama Hıristiyanlar’la Müslümanlar ittifak ederse, müthiş bir güç meydana geliyor o zaman Marksist, Leninist, Stalinist, Darwinist ve materyalist düşünce yok edilmiş oluyor. Hangisi doğru? Benim anlattığım doğru. Mehmet Selim Polat’ın dediğini yaparsak ne olur? Marsistlerin, Stalinistlerin, Darwinistlerin, materyalistlerin istediği olmuş olur. Biz buna karşıyız. Bunu yapmayız, yaptırtmayız da inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Allah “veliler edinmeyin” diyor, siz de onu açıklamıştınız.
ADNAN OKTAR:Tabii yönetici yapmayız, inancına uymayız. Hıristiyan’ın inancına uymayız. Türkiye’de de herkes herkesle kardeştir, dosttur. İnsan hiç tanımadıkları insanlara bile kardeş diyor, buyrun diyor, lokantada orada burada arkadaşlarıyla sohbet ediyorlar, inançları çok farklı. Bir kısmı da ateist oluyor, bilmiyor. Mesela komşusu var, değil mi? “Beyefendi” diyor adam hitap ediyor, konuşuyor. “Arkadaşım, kardeşim” diyor. Herkesin tek tek dinini kontrol etmiyor ki. Etse bile, işyerlerinde de mesela müdürü dinsiz oluyor, değil mi? “Beyefendi” diye hitap ediyor. O bir hitaptır. İnancını kabul etmek ayrıdır, ahlakını kabul etmek ayrıdır, onunla arkadaş olmak, kardeş olmak ayrıdır, dost olmak ayrıdır, değil mi? Bizim söylediğimiz La ilahe illaAllah kardeşliğidir. Mesela bir de vatan kardeşliği vardır, şehir kardeşliği vardır, hemşerin olur, değil mi? İnşaAllah. Bunları birbirinden ayıracak. Hıristiyanlar’la Müslümanlar’ın evlenebileceğini biz Kuran’dan anlıyoruz. Peygamberimizin (s.a.v) fiilli sünnetinden görüyoruz. Ve sahabeler birçok Hıristiyan hanımla evlendiler. Musevi hanımlarla evlendiler. Nasıl hitap ettiler hanımlarına? Kardeşim, dostum, canım diye hitap ettiler. En güzel hitaplarla hitapta bulundular. Ve onlarla aynı yatakta, aynı evde, aynı ortamda yaşadılar. Ömürlerinin sonuna kadar birlikte yaşadılar. Mehmet Selim Polat kardeşin üslubu çok yanlış. Burada bir bağlantı yok. Peygamber (s.a.v)’in fiili sünnetiyle, sahabelerin yaşantısıyla da bağlantısı yok, değil mi? Bunlara cevap veremeyeceğine göre o zaman yanlış, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in sözleri var Hocam bu konuda, uygun görürseniz okuyayım.
ADNAN OKTAR: Oku evet.
ALTUĞ BERKER: “Resullullah (s.a.v)’in Kitap Ehli’nin düğün yemeklerine katıldığına, hastalarını ziyaret ettiğine ve onlara ikramda bulunduğuna dair rivayetler bulunmaktadır. Hatta Necran Hıristiyanları onu ziyaretlerinde Hz. Muhammed (s.a.v) onlara abasını sermiş ve oturmalarını söylemiştir. İslamiyet’in ilk yıllarında Mekkeli müşriklerin eziyet ve baskılarına maruz kalan Müslümanlar’ın bir kısmı Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in öğüdü ile Etiyopya’daki Hıristiyan Kral Necaşi’ye sığınmışlardır. Peygamberimiz (s.a.v)'le birlikte Medine'ye göç eden müminler ise, Medine'de yaşayan Yahudilerle, sonradan gelecek tüm nesillere örnek olacak bir birarada yaşama modeli geliştirmişlerdir. Hz. Peygamber (s.a.v) Hıristiyan olan İbn Harris b. Ka'b ve dindaşlarına yazdırdığı anlaşma metninde: "Şarkta ve Garpta yaşayan tüm Hıristiyanların dinleri, kiliseleri, canları, ırzları ve malları Allah'ın, Peygamber'in ve tüm müminlerin himayesindedir. Hıristiyanlık dini üzere yaşayanlardan hiç kimse İslam'ı zorlanmayacaktır. Hıristiyanlar’dan birisi herhangi bir cinayete veya haksızlığa maruz kalırsa Müslümanlar ona yardım etmek zorundadırlar” maddelerini yazdırdıktan sonra: "Kitap Ehli’yle en güzel olan bir tarzın dışında mücadele etmeyin. Ve deyin ki:” Şeytandan Allah’a sığınırım. "Bize ve size indirilene iman ettik; bizim İlahımız da, sizin İlahınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuz." Ankebut Suresi 46. ayetini okumuştur.
ADNAN OKTAR: Evet, bak Allah’ın birliğine davet ediliyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v) öyle pis görse, o insanlarla konuşmazdı ve abasını, cübbesini çıkartıp altlarına seriyor, o adamların gelip oturuyorlar üstlerine, değil mi? Ve Müslümanlar onların yanlarına hicret ediyorlar ve kendilerini onların yanlarında güvende görüyorlar. Ve nitekim de Müslümanları korumuşlardır, değil mi? Necaşi’nin yanına gittiler. Hıristiyan da, Kavmi de Hıristiyan da. Çok uzun süre kaldı Müslümanlar orada, yediler, içtiler, o ortamda yaşadılar. Dolayısıyla “La ilahe illaAllah” diyen Ehl-i Kitap’ın yemeği yenir, efendim düğününe gidersin, evlenilir. Kardeşimiz yanlış biliyor, Mehmet Selim Polat. Bu düşmanlık politikası. Hıristiyanlar’la Müslümanlar’ı savaştırmak için Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir aşamasıdır bu. Büyük Ortadoğu Projesi’ne göre Müslümanlar mezheplere ayrılacaklar, işte Şii, Alevi, Sünni. Onları bir ayrı savaştıracaklar, en sonunda da Hristiyanlar’la Müslümanlar’ı savaştıracaklar ve yeryüzünden Müslümanlığı yok edecekler. Buna Armegedon diyorlar, bunun peşindeler. Birçok Müslüman kardeşimiz de bilmeden cahilliklerinden Armegedon’a hizmet ediyor. Müslümanların yok edilemesi projesinin alt yapısını meydana getiriyorlar, bilmeden. Buna müsaade etmeyiz, etmeyeceğiz. Ve müsaade etmediğimizi de herkes görecek. Güçleri yetmez. Onlar bazı şahısları, bazı kişileri hiç hesaba katmadılar ve öyle ellerini kollarını sallayarak cahil hocalarla, cahil bazı kişilerle çok kolay netice alacaklarını düşünüyorlardı. Hakikatten terörist Müslüman tipi geliştirdiler. İşte Usame Bin Ladin, bilmem başka şahıslar böyle, El Kaide tarzı. İşte Müslümanları böyle bombalar asar, keser, doğrar sizi de işte böyle, sanattan bilimden mahrum ederler, mahvedecekler. Avrupa da bak ne kadar medeni onların içerisinde özgürlük buluyorsunuz, sevgi buluyorsunuz, şevkat buluyorsunuz ama Müslümanlar’da şiddet, dehşet, kan, zulüm ve göz yaşından başka bir şey yok. Dolayısıyla Hıristiyanlık hak mezheptir hak dindir, Hıristiyanlığa dönün, diyeceklerdi ve Müslümanlar da bunların yaşamaması gereken deccal ordusudur, yok olması gerekiyor. Eğer teröristleri yaşatırsak, bu kan dökücüleri yaşatırsak dünyanın tadı tuzu kalmaz, elbirliği ile bunları yok edelim diyeceklerdi, diyorlardı, uyguluyorlardı zaten. Durdurduk, Allah’ın dilemesiyle. Hem ne durma böyle, zınk diye durdular ve suratlarını duvara çarptılar, ani durmanın etkisiyle. Biliyorsunuz inşaAllah.
SUNUCU: Hocam ben bir şey sorabilir miyim? Ben Usame Bin Ladin’i kendilerinin çıkardıklarını düşünüyorum, kendi fikrim olarak. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
ADNAN OKTAR: Usame Bin Ladin uzun süre CIA’in eğitiminden geçmiş, uzmandır. Önemli bir elemandır. Usta bir elemandır. CIA’in çok tecrübeli bir elemanıdır. CIA’in öyle desteği olmadan elini kolunu sallayarak böyle bir faaliyet yapamaz, yapmaz da. Hatta kaldığı yer de, CIA’in bürosunda kalır, öyle herhangi bir yerde, evde değil. Koruyanlar da yine CIA uzmanları koruyor koruduğunda. Çünkü böyle tiplere ihtiyaç var. Mesela Sunniler’le Şiiler’i savaştırması ihtiyaçtır, Hıristiyanlar’la Müslümanlar’ı savaştırması ihtiyaçtır. Dolayısıyla dinsizliğin kapısı sonuna kadar açılmış oluyor. Dinsizler az bir kuvvetle dünyaya hakim olmuş olacak o zaman. Mesela Hıristiyanlık dünyada çok güçlü gibi görünüyor ama en gariban en zavallı yine Hıristiyanlar’dır, müthiş eziliyorlar. İtalya’da aşağılanıyorlar, Fransa’da aşağılanıyorlar. Öyle bir şey yok, her yerde dalga geçiyorlar. Gülüyorlar, dövülüp sövülüyorlar. Dünyanın her yerinde korkuyla yaşıyor Hıristiyanlar. Dindar Museviler’i de mahvediyorlar. Amerika’da falan her yerde aşağılayıp, hakaret ediyorlar. Bir Musevi kendi dini kıyafetiyle sokakta gezemiyor, ibadetlerini de yapamıyorlar. Sinagoglarda falan olağanüstü önlem alınıyor ibadet yaparlarken. Dolayısıyla Müslümanlar da rahat değil. Bak Yunanistan’da namaz kılıyorlardı, yumurtalı bilmem neyli falan saldırıya uğruyorlar. Dünyanın hiçbir yerinde Müslümanlar rahat değil. Allah’a inananlar abluka altında dünyada. Az bir kuvvetle deccal onları mahvediyor Müslümanlar’ı ve deccal Müslümanlar’ı bizzat kendine asker ediyor, haberi yok. Müslümanlar’ın haberleri olmadan deccalin askerleri oluyorlar, farkına bile varmıyorlar. Mesela bak kardeşimiz bir hadis göndermiş, bakın Ramuzul El-Hadis 6294 sayılı hadis. “Doğudan” doğu, malum bilinen doğu, yani Arabistan, Türkiye, Pakistan, Afganistan hepsi dahil. “Doğudan başları traşlı kavimler çıkacak” Kafayı kazımış, böyle saçlarını iyice kazımış, saç yok başında. “Başları traşlı kavimler çıkacak. Dilleriyle Kuran okuyacaklar” Kuran’ı mükemmel okuyacaklar mesela tecvitle. Mesela Fatiha’yı mükemmel okuyor, Kuran’ı mükemmel okuyor tam, galgalesi, tecviti, hepsi mükemmel. “Kuran okuyacaklar, fakat boğazlarından aşağıya geçmeyecek.” Kuran’ı pratikte kabul etmeyecekler, hurafeyi kabul edecekler. Peki okuyorsun bu Kuran’ı bunu uygulamak istiyor musun, diyorsun. Bakıyorsun adam Kuran’ı kendi yöntemleriyle etkisiz hale getirmiş. Ne uygulama yapsa hurafeye göre yapıyor. Yer yer Kuran’ı kabul ettiği görülüyor ama ağırlık hurafede. “Onlar dinden yaydan okun çıkması gibi çıkacaklar.” Müşrik olacaklar, diyor. “Müşrikler ancak bir pisliktir” şimdi diyor ya kardeşimiz, işte alsana bir müşrik, pislik, anlatıyor Peygamberimiz (s.a.v), değil mi? Peygamber (s.a.v) söylüyor bak “Onlar dinden yaydan okun çıkması gibi çıkacaklar.” Çıkıyor, ne oluyor? Müşrik oluyor. Ona sorsan dindarım diyor zaten. Bakın müşrik şirk koşuyor. Onun için müşriğin nerde olduğunu, nasıl olduğunu da Müslüman’ın görmesi lazım ve çok akıllı hareket etmesi lazım. Mehdiyet böyle duygusallıkla, holiganlık kafasıyla ortaya çıkan düşünceyi Kuran’ın akılcılığıyla doğru yola götüren harekettir. Dolayısıyla Müslümanlar’ın ezilmesini ortadan kaldırıp, Müslümanlar’ın galip gelmesine sebep olacak, olağanüstü bir akıldır Mehdiyet. Çok keskin bir akıldır. Avanak kafaya karşı keskin akılla ortaya çıkan Müslümanlar’ı koruyan bir sistemdir Mehdiyet. Allah’ın bir tecellisidir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Siz anlatıyorsunuz her zaman Hocam, deccalin İslam’ın ve beşerin hırsı ve ayrılığından istifade ederek, Üstad’ın İslam alemini esir aldığını.
ADNAN OKTAR: Müslümanlar’ın hırs ve şikakından istifade ederek, az bir kuvvetle koskoca İslam alemini esir alır deccaliyet, diyor. Müslümanlar’ın hırs ve şikakını. Şimdi kardeşimiz Mehmet Selim ne yapıyor? Hırs var ve şikak, çatışma ruhu var, mücadele ruhu var. Şikak, yani kavga çıkartma, değil mi? Yatıştırma, uzlaştırma, sevdirme. İslah etme, düzeltmeyi değil, çatışmayı savunuyor. Halbuki Müslüman muslihtir, ıslah edicidir, değil mi? Islahatçıdır. Dolayısıyla bak “deccal az bir kuvvetle, çok az bir kuvvetle koskoca İslam alemini esir alır, şimdi de öyle oldu” diyor Bediüzzaman. “Şimdi de öyle oldu, esir aldı” diyor. Kendi zamanında deccaliyetin gücünün bütün şiddetiyle devam ettiğini söylüyor. Ve kendinden sonra da deccaliyetin gücünün devam ettireceğini de söylüyor. Kardeşlerimiz burda hata yaptıklarını bir kere daha görsünler. Bediüzzaman’a Mehdi (a.s.) diyor kardeşimiz, değil mi? Diyenler var. Peki ama şu an öyle oldu, deccaliyet devam ediyor diyor, Bediüzzaman. Ve daha devam edecek, diyor ve biz daha faslındayız, diyor. Halbuki Mehdi (a.s) hayattayken faslı, paslı falan hiçbir şey kalmıyor, dümdüz ediyor, tamamını bitiriyor. Mehdi (a.s) hayatayken deccaliyet hala devam ediyorsa, Mehdiyet yoktur. Mehdi (a.s)’nin özelliği o hayattayken deccaliyeti bitirmesidir. Hayattayken bitmesidir. O girdiğinde deccaliyet var oluyor ama vefatında deccaliyet ölmüş oluyor, deccaliyeti bitirmiş olarak ölüyor. Sağlığında öldüğünü görüyor deccaliyetin. Bakın, “Müslümanlar’ın hırs ve şikakından istifade ederek.” Onun için hep Müslümanlar’ı hırs ve şikaka teşvik ediyor. İnternet sitelerine bakıyorum hep düşmanlık üstüne birçok yerde. Nur talebelerine bakıyorum onlar da öyle, mesela şeytanın ve deccalin etkisi görülüyor bir kısmında. Nur talebelerine deccal öyle bir oyun oynadı ki akıl alacak gibi değil. Deccaliyeti kökten söküp atacak bir güce, büyük bir güce tavır aldırdı onları. Mehdiyet’e karşı tavır aldırdı Nur talebelerine. Deccalin yapması gereken eylemi, bir kısım Nur talebelerine yaptırdı deccaliyet. Mehdi (a.s)’ye karşı tavır alın, dedi. Bakın ben tavır alıyorum, siz de tavır alın dedi deccal. Nasıl alacağız, dediler. Şahs-ı manevi deyin, dedi. Mehdi (a.s)’yi siz bir şekilde yok edin, nasıl yaparsanız yapın. Mesela isterse bir kısmı 570 yıl sonra gelecek desin, bu da olur, diyor deccal. Yahut 1000 yıl sonra gelecek desin diyor, bu da olur. Gelip geçti deyin, bu da olur. Şahs-ı manevi deyin, bu da olur. Ruh halindedir, görünmezdir deyin, bu da olur. Mehdi (a.s)’yi pratik olarak ortadan kaldırdıktan sonra hiç fark etmez diyor deccaliyet. Bunlardan herhangi birini beğenin, hangisi sizin topluluğunuza, arkadaşlığınıza uygun olursa, hangi elbiseyi beğenirseniz alın ama yeter ki Mehdiyet’i ortadan kaldırın. Çünkü Mehdiyet bütün Müslümanlar’ı biraraya getirecek ve İttihad-ı İslam’ı sağlayacak. İttihad-ı İslam’ı istemediğine göre deccaliyet, Mehdiyet’in gitmesi gerekiyor. Çünkü İttihad-ı İslam ile Mehdiyet içiçedir, birbirlerinden ayrılmaz. İttihad-ı İslam varsa mutlaka Mehdi (a.s) vardır. Mehdi (a.s) varsa mutlaka İttihad-ı İslam vardır. Onun için Cübbeli hiç bahsetmiyor İttihat-ı İslam’dan. Çünkü İttihat-ı İslam dedin mi, Hocam yapma etme diyecekler. Bu İttihad-ı İslam’ın başına kim geçecek anlat bakalım, diyecekler. Ben geçeceğim diyemeyeceğine göre, değil mi?
SUNUCU: Belki de der.
ADNAN OKTAR: Keşke dese. Keşke dese. Hayır beyin damarlarım tıkanmış, diyor. Beynime stent taktılar, orama burama şunları taktılar diyor. “Çürümüşüm, kurumuş, donmuş damarlar. Benden Mehdi mi olur ya?” diyor. Cingir cingir sesiyle bağıra bağıra anlatıyor böyle. Sanki sağlam olsa iş bitecek, tek sorun bu gibi. Teker teker rahatsızlıklarını sayıyor. O yüzden diyor, Mehdi olamam ben diyor. Ama kim bilir, teknoloji bilim ilerler, işte boruyu çıkartırlar, başka bir şey takarlar gibisinden de düşünüyor olabilir. Tabii bunları yaparken deccale uyduğunu, şeytana uyduğunu bilerek yapmıyorlar. Cahilliklerinden yapıyorlar, çok çok cahiller. Nur talebesi kardeşlerimiz de, bunlar çok azınlık yüzde bir ama cahilliklerinden deccale uyuyorlar. Çünkü deccalin pratik istediği nedir? İsa (a.s)’ın gelişini istemiyorum ben, diyor deccal. Ne yapalım o zaman, diyor. Bana bir yol göster, diyor. VAllahi bana en azından, tabii vAllahi demez de, gerekirse yeminle de söyler, bir 570 yıl geriye alın, diyor İsa (a.s)’ın gelişini. Bak Mehdi (a.s)’yi geriye aldınız, onu da geriye alın, diyor. Peki başka ne yapabiliriz? Bak 1000 yıl diyen de var, ona da uyabilirsiniz, 1000 yıl da diyebilirsiniz. Hz. İsa (a.s)’a şahs-ı manevi deyin, mesela o çok pratik bir yol diyor. “O şekilde de kurtarabilirim, o da bana yarar” diyor. Çünkü şahs-ı manevi olan İsa (a.s) hiçbir şey yapamaz, yapamayacağı belli, Mehdi (a.s) de yapamaz. Mesela şu an şahs-ı manevi Mehdi(a.s) var diyorlar, Nur talebeleri paramparça. Birbirlerinin evine gitmez, sohbet etmez, görüşmez, birbirlerinin yüzlerini dahi görmüyorlar. Hiç evleri yolları sapa, birbirlerini tanımaz, görmezler bile.
ALTUĞ BERKER:Hüsnü Bayram Abi kendisi söyledi Hocam, son 10 yılını Üstad’ın hep yanında geçirmiş. Aynı apartmanda dört ayrı dersane varmış. Birbirlerine gitmiyorlar, görmüyorlar. Kapıda rastlaşırlarsa belki zoraki bir selam olabilir.
ADNAN OKTAR:Bak dört ayrı, İttihat-ı İslam olması gerekirken, Nur talebelerinin birlik içinde olması gerekirken paramparçalar. İşte şahs-ı manevi Mehdiyet bunu getirir. Ama insan olan, cism-i beşerisiyle olan Mehdiyet’te bu parçalanma mümkün değildir. Ara mı veriyoruz ne yapıyoruz?
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra tekrar devam ediyoruz.
Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Efendim şimdi bu konuya mı devam edelim Berkerim yoksa?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Sorular var kardeşlerimizden. “Esselamu Aleyküm” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü “Muhammed Adnan Hocam. Soru” demiş kardeşimiz çok sevimli. “Doğudan çıkacak orta boylu, esmer, hafif sakallı olup elbiseleri beyaz Hz. Mehdi (a.s)’nin bayraktarı olan Şuayb bin Salih Temimi hakkında bilgi verir misiniz? Hocam daima sizin eserlerinizi okuyorum ama İmam Suyuti ve İmam Şarani’nin kitaplarını okuduktan sonra kafam biraz karıştı. Hocam yardım etseniz güzel olur.” Azerbaycan’dan Tarlan. Kafan tabii karışır, çünkü benim açıklamam gerekiyor, inşaAllah. “Doğudan çıkacak orta boylu.” Bu Mehdi (a.s)’nin tarifidir. Orta boylu, esmer, yani beyaz tenli fakat kırmızıya çalar, hafif sakallı, sakalları kenardan ince alt kısımda da cezmedilmiş, düzeltilmiş sakalları olarak geçiyor. Elbiseleri beyaz, şimdi de elbisem beyaz, şimdi Cübbeli artık Allah-u alem ne olur bilmiyorum. Hz Mehdi (a.s)’nin bayraktarı olan Şuayb bin Salih Temimi, “Şuayb” şubecik demektir, küçük topluluk Şuayb ismi. Mehdi (a.s)’nin topluluğu da küçüktür. Küçük topluluğa sahip olan anlamındadır Şuayb. Mehdi (a.s) de küçük bir topluğa, 313 kişiye sahiptir. Mehdi (a.s)’nin isimlerinden bir tanesidir, lakaplarından bir tanesidir. Şuayb bin Salih, babası Salih olan, kendisi salih olan, temiz olan, samimi olan anlamında. Fakat Mehdi (a.s)’nin bayraktarı diyor. Şimdi bak bu hadis şöyle, bu hadisi kardeşimiz iyi incelesin, gerçi burda hadisin tamamı yok da, hadiste diyor ki “Şuayb Bin Salih Temimi gelir, Süfyan’ı etkisiz hale getirir, yok eder Süfyan’ı” diyor. Şimdi Mehdi (a.s)’nin ana özelliği nedir? Süfyan’ı yok etmesidir. O cereyan-ı münafikaneyi öldürüp, dağıtmasıdır. O zaman Mehdiyet de bu hadisle gerçekleşmiş oluyor. Süfyanı yok ettiğine göre Mehdi (a.s). Sonra arkasından bir Mehdi’den bahsediliyor ama, arkasından devam ediyor. Bahsedilen Mehdi Hz. İsa (a.s)’dir. İkinci bir Mehdi’den bahsediliyor. Sonradan Mehdi çıkar, diyor. Mehdi (a.s)’den sonra Mehdi çıkar, diyor. Hz. İsa (a.s) da Mehdi olduğu için İsa (a.s) olarak geçmemiş. Mesela Hz. İsa (a.s)’ın ismi çeşitli şekillerde geçer hadislerde. Mesela diyor ki “kendilerinden olmayan bir imamları vardır Ben-i İsrail’den.” Hz. İsa (a.s) Ben-i İsrail’dendir. “Kendilerinden olmayan imamları vardır ve hafızdır” diyor. Ama bakın en belirgin bir şeyi daha söylüyor. “Hiç günah işlememiş bir hafızları vardır.” diyor. Hiç günah işlememiş. Ancak Peygamberler günah işlemiyor. O zaman o hafızın Hz. İsa (a.s) olduğunu anlıyoruz. Hiç günah işlememiş hafız Hz. İsa (a.s) ama bakın isim verilmemiş. Burada da isim verilmeden bir Mehdi’nin daha çıktığından bahsediyor, o Mehdi de Hz. İsa (a.s)’dir. Salih bin Temimi de Mehdi (a.s)’nin bizzat kendisidir, inşaAllah. Mehdi (a.s)’nin çeşitli anlatımlarından bir tanesidir. Evlatlarından birisi çıkar, diyor. Yani sahib-ül zaman olarak geçiyor. O kadar çok ki, çok fazladır Mehdi (a.s)’nin lakapları. “Selamun Aleyküm Adnan Oktar Hocam.” diyor. “Siz buyurmuşsunuz ki beş yaşındaki Mehdi öldü, bunu neye esasen dediniz?” Ramiz, İran’lı kardeşimiz. İranlılar ölmediğine inanıyorlar. Şimdi bir çocuk mağarada eğer kaybolduysa, eğer bir daha da çıkmadıysa mağaradan, normal olarak adetullaha göre vefat eder. Maden ocağında mesela bir insan kalıyor, bir hafta, on beş gün geçti mi ve yahut bir ayı geçti mi, bazen dayanıyor ama on beş gün dayandıkları oluyor, ama bir yıl sonra daha hala yaşıyor dersek maden ocağında, bu inandırıcı olmaz. Artık o öldü hükmündedir. Allah-u alem vefat etmiştir, şehit olmuştur, inşaAllah. Fakat en uç ihtimalle şöyle oluyor, mağarada başka bir mağara kapısı bulur, başka bir yerden çıkar, hayatını devam ettirir, yine yaşayıp vefat eder, yine ölür. Yüzlerce sene yaşayan bir insan yoktur. Öyle bir Mehdi inancı yoktur. Bir de kaybolan, arada sırada da kaybolan. Bir madde oluyor, bir ruh haline geliyor. Bir madde haline geliyor, bir ruh haline geliyor. Böyle bir Mehdi inancı Müslümanlar’ı mahveder. İran’ı mahveder. Mehdi (a.s)’nin zuhurunu engellemek için şeytanın bir oyunu olur. Ama bu takiye olarak olabilir, geçici olarak Mehdi (a.s)’yi koruma amacıyla yapıldıysa, bu makuldür. Bir ledüni amaçla yapıldıysa, bu makul. Çünkü Mehdi (a.s)’yi korumak için, Mehdi (a.s)’ye bir şey olmasın diye şefkatinden bir insan böyle bir şey düşünebilir, hedef saptırabilir, hedefi başka bir noktaya çekebilir. Ama burda böyle bir şey artık göremeyiz, zaman açısından da makul değil, mantıklı değil. Takiye ise, artık böyle bir takiyenin kalkması lazım. Dolayısıyla Mehdi (a.s) anneden babadan doğmuş normal bir insandır. Çile çekiyor, hapsediliyor. Bakın istediğinden ruh haline gelen bir insanı sen hapsedebilir misin? Ve (haşa) Allah gibi dünyanın her yerinde olan bir adam hapse girer mi? Nasıl sokacaksın sen hapise onu? Sen hapise soksan bile, o zaten dünyanın binlerce yerinde, milyonlarca yerde oluyorsa pratikte hapis ona etki etmez. Zaten ayrıca onun hapse girmesi gerekir o zaman. Çünkü hapishanedekilerin de dini öğrenmeye ihtiyacı var. Herkesin evine girdiğine göre, her yere girdiğine göre bu Mehdi, (haşa) Allah gibi gördüklerine göre (haşa), cezaevine de girer. Ama istediğinde de çıkar, sen öyle bir insanı tutamazsın orada, normal tutuklu olmaz o. Halbuki hadislerde belirtilen çile çeken normal tutukludan bahsediliyor. Gerçekten hapsedilen bir Mehdi (a.s)’den bahsediliyor. Ruh olan bir Mehdi (a.s)’yi hapsedemeyeceğimiz açık olduğuna göre, bu hurafevari yanlış olan bir inancın artık kalkma zamanı gelmiştir, değil mi? Sen nasıl acı çektireceksin? Deccal işkence ediyor Mehdi (a.s)’ye, değil mi? Mesela sırtı döve döve genişletilir diyor Mehdi (a.s)’nin. Mehdi (a.s)’ye saldırdıkça basın, radyolar, televizyonlar, onlar iftira ettikçe, hakaret ettikçe, onun aleyhinde haberler çıktıkça, kamuoyunda onun aleyhinde fikirler ve düşünceler yayıldıkça, şöhreti ve gücü de gittikçe yayılıyor Mehdi (a.s)’nin. Saldırıyla orantılı olarak yayılır diyor Peygamberimiz (s.a.v) şöhreti ve gücü. Çünkü saldırıldı mı insanların dikkatini çekiyor, o zaman bu insanlar niye saldırıyorlar, diyor. O zaman Mehdi (a.s)’yi inceleyecekler insanlar. Mehdi (a.s)’yi inceleyince de hakikati göreceklerdir. Allah bir olay çıkarıyor, hadise meydana getiriyor, hadisede insanların dikkati çekiliyor. Ne var burada, diyorlar. Hadise yerine geldiklerinde, Mehdi (a.s)’yi incelediklerinde, Mehdi (a.s)’yi görmüş oluyorlar, anlamış oluyorlar. Allah’ın bir yöntemi bu, inşaAllah. Hz. Hızır (a.s.)’la ilgili bir Mihebbe Mansuroğlu, Mihebbe ilk defa duyuyorum böyle bir isim, bayan ismi değil mi bu Mihebbe?
ALTUĞ BERKER: Allah-u alem Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir şeyler yazmış ama yanlış. Biz Hızır (a.s.)’ı savunduğumuz halde, Hz. Hızır (a.s.)’ın üstünlüğü ve gücünü anlattığımız halde. Şimdi Mihebbe senin sorun çok karışık olmuş, bir daha sorunu gönder, tam böyle maddeleştir. Buradan soru, bir şey çıkmıyor, bir anlamda çıkmıyor. Mesela siz bunu demiştiniz, bunun anlamı nedir? Bana net soru sor. Buradan bir şey çıkmaz. “Selamun aleyküm.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü. “Sevgili Muhammed Adnan Hocam, mevcut Türk bayrağındaki sırrı anlatmanızı istiyorum. Bayrağımızdaki hilal ve yıldızın, güneş tutulmasını resmettiğinin söylentileri var, bu doğru mu?” Güzel, maşaAllah, tabii. “Gerçekten de ay bizim bayrağımızdaki hilal şeklini alamaz ama güneşin üzerinde ay görüntüsünün aynısı, yıldız ise çekilen ayın arkasından gelen güneşin ışığı olabilir. Gerçekten bize sadece ay yıldız diye öğretildi. Eğer doğruysa güneşin önünden çekilen ay bayrağı çok anlamlı gerçekten. Mehdiyet’i ve Türk-İslam Birliği’ni, Atatürk’ün ‘güneşi o zaman göreceksiniz’ demesini dikkate alırsak, bayrağımızı resmeden Mehdiyet’i ve Türk-İslam Birliği’ni mi resmediyor, inşaAllah?” diyor. MaşaAllah, ne kadar ince düşünüyor bu Oğuzhan? Belçika’dan yazmış. “Özel bilgi; namaz kılmama vesile oldunuz Hocam, hiç kimse dinimizi sizin anlattığınız gibi anlatmamıştı. Allah aşığı yapıyorsunuz insanı, maşaAllah. Nur saçıyorsunuz” diyor, Allah’ın dilemesiyle, inşaAllah. “Sizi her gün takip ediyoruz ve ailecek kitaplarınızı alıp okutuyoruz, elimizden geldiği kadar inşaAllah” diyor. Dediklerinde tamam bir gerçek payı vardır tabii, çünkü ay olması, yıldız olması. Mesela yıldız Mehdiyet’i, Mehdi (a.s.)’yi temsil eden remizdir. Kuran’da da vardır; “o karanlığı delen bir yıldızdır” diyor. Ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de Mehdi (a.s.) için “karanlığı delen bir yıldızdır” diyor, aydınlatıcı bir yıldız. Ayrıca Mehdi (a.s.) devrinde ay ve güneş tutulmaları olacak, Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir, ona da bakıyor, o yönüyle de doğru.
ALTUĞ BERKER: O ayeti tefsir ederken söylemiştiniz Hocam; “On dördüne girdiği zaman aya”ayette söylüyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, ki her yönden bir işaret var. “Esselamun aleyküm.” Ve aleyna aleyküm selam. “Muhammed Adnan Hocam, ben Aydın’dan Hakan. 44 yaşındayım, Hocam benim sorum şu olacak. Ahir Zaman ve deccalin fitnesinden nasıl korunuruz?” Ahir Zaman’ın fitnesinden ve deccalin fitnesinden nasıl korunuruz? “Bu konuda bizleri bilgilendirirseniz sevinirim, Allah’a emanet olunuz Hakan.” Evet, anlattığımız konu zaten deccaliyet üstüne devam ediyoruz. Çünkü deccaliyet buram buram yaşanırken, deccaliyetten bahsetmemek için deli olmak lazım. Çünkü geçen gün de söyledim, daha önce de öyle söylemiştim, dün de söyledim. Yangın var, adam ben bir gitar dinlememek istiyorum, diyor. Deli olmak lazım. Hani böyle bir İspanyolca parça çal da dinleyelim, hani ev yanarken falan gibi olur, değil mi? İslam alemi çayır çayır yanarken, deccal çıkmışken, deccaliyet ve Mehdiyet en hayati konudur. En hayati konu İttihad-ı İslam’dır. Ve hepsinin üzerinde Kuran’ın hakimiyetidir ve Kuran’ın yaşanmasıdır. Dolayısıyla biz bunu yan bir konu olarak alamayız. Ana konudur ve İslam dünyaya hakim oluncaya kadar da ana konu olmaya devam edecek. İkinci bir konu olmaz, onu söyleyeyim. Bizi izleyen kardeşlerimiz ona göre izleyecekler, ona kendilerini hazırlasınlar. Mehdiyet’in dışında ve deccaliyet ile mücadele dışında, Kuran’ın hak olduğu konusu dışında, Kuran’a tam tabi olmak ve İttihad-ı İslam konusu dışında, bir konu işlemem inşaAllah. Hep onlarla bağlantılı olur, inşaAllah. Berkerim seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Bu konuyla ilgili dün şöyle söylemiştiniz Hocam, Nur Suresi, 55’ci ayeti okuduktan sonra, “Kuran’a tam uyarsak, şirk koşmazsak, samimi olursak İslam dünyaya hakim oluyor. Eğer İslam dünyaya hakim olmuyorsa, Müslümanlar’da bir acayiplik var demektir. Allah Müslümanlar’ın birleştirmeyip parçaladıysa bir anormallik var Müslüman aleminde, bir normallik var demektir. Demek ki, Müslümanalemi bir suç işlemiş, bu suçu kaldırırsanız sizi birleştireceğim, diyor Allah. Müslümanlar birleştiğinde de bunun anlamı Müslümanların şirk koşmadığı, samimi olduğu. İslam hakim olduğunda, şirk koşmadıkları ve Kuran’a tam tabi oldukları anlaşılacak” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim deccaliyet öyle ikna metodları geliştirmiş ki, mesela birçok alim ve hocayı çıkarıyorlar. Bir kere bunları basında ve televizyonda önemli noktalara getiriyorlar önce. Arkasından da çeşitli uygulamalara başlıyorlar. Mesela geçenlerde; tabii onlar bunların farkında değiller, böyle bir oyuna geldiklerinin farkında değil. Cübbeli’yi çıkardılar, Fatih Altaylı onu bilinçli olarak gündem yaptı Cübbeli’yi. Bir amacı vardı, amacı doğrultusunda; Fatih Altaylı’nın da üzerinde bir gücünün talimatıyla oldu bu. Fatih Altaylı’nın kendi isteğiyle olmadı. Onun da üstünde bir gücün talimatıyla oldu ve bu adamı ortaya çıkardılar. Şimdi bu ilk çıktığında buna dediler; “sen evrim hakkında ne düşünüyorsun, bize kendini bir tanıt.” Adam parmaklarını sakallarının içine soktu, haşırt haşırt kaşımaya başladı, “evrim ne ki?” dedi öyle anlamsız bir suratla. Olay bu kadar işte. Deccaliyetin dinine ben hiçbir şey demiyorum, anlamı çıktı. Yani serbestsiniz anlamı oluşmuş oldu o zaman. Çünkü deccaliyetle ben savaşacağım demiyor adam. “Bu ne ki? Benim haberim yok” diyor. Deccalin dininden haberim yok, diyor. Dolayısıyla zaten o dinine ben dokunmayacağım, deccaliyete, diyor, anlaşıldı mı? Öyle olunca, yollar asfalt, istediğin gibi konuşabilirsin dediler adama. Kendini bir tanıt dediler önce. Peki Mehdi (a.s.) konusunda ne diyorsun, dediler. “570 yıl geriye alıyorum” dedi. Tamam, bu bize yarar, dediler. İsa (a.s.) konusunda ne diyorsunuz, dediler. “Onu da 570 geri alıyorum” dedi. Peki İttihad-ı İslam, Müslümanların birleşmesi konusunda ne diyorsun? “Onu da 570 yıl geri alıyorum” dedi. Tamam, gel bakalım seni şu alnından öpelim, şimdi bu oldu, güzel konuştun, dediler. Şimdi anlat bakalım İslam’da seks nasıl olur, değil mi? Adam bunları anlatmaya başladı. “Cinsellikle ilgili 2 cilt kitap yazdım, müjdeyi veriyorum size” dedi, ana konu oymuş gibi. Ve adamlar da, boynu bükük böyle bayağı insan onu seyrediyor, ne kadar güzel bir ortam gibi. Kuran, hadis güzel ama hurafeler ve İttihad-ı İslam anlatmamak, Mehdiyeti ve Hz. İsa (a.s.)’nın nuzulünü gizlemek, bunlar anormal hareketler. Berker Hocam seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam, biraz evvelMehdi (a.s.)’nin ruh, Şii’lere yönelik izahınızda, Şii kardeşlerimizin, hadisler de vardı Hocam malumunuz, daha evvel sizin anlattığınız; Deccalin iki elinden ve iki ayağından yakalayıp fırlatıp atması Mehdi (a.s.)’yi, sırtını dövmesi, Şii kaynaklarda bunlar da geçiyor Hocam. Aynı zamanda Şii kaynaklarda diğer Peygamberlerimize benzediği geçiyor, inşaAllah Hocam. Uzun uzun anlatılıyor. Mesela Hz. Nuh (a.s.)’la ilgili uzun ömürlü olmasına benzerliği, Hz. İbrahim (a.s.)’le doğumunun gizli olması ve halktan uzak durması, Hz. Musa (a.s.) ile korku hali, Hz. Yusuf (a.s.)’la benzerliği anlatılıyor. Bunlar Şii kaynaklarda hep benzerlikleri de anlatılıyor Hocam, inşaAllah. Çile çektiği, çileler anlatılıyor hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, biraz şerh et anlat.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah, ruhani bir varlık çile çekemeyeceğine göre, zaten Şia‘nın kendi kaynaklarında, hadis-i şeriflerde Mehdi (a.s.)’nin yaşayan anneden babadan doğmuş olan bir şahıs olarak, çile çeken bir şahıs olarak, Şia kaynaklarında, hadislerde açık açık geçiyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.Adnan Ağızkan isimli bir kardeşimiz bir yazı göndermiş. Cübbeli’ye müthiş bir hüsn-ü zannı var. “Hocam Mehdi (a.s.)’nin çıkacağını, çıktığını o biliyor, Cübbeli. Fakat Mehdiyet’e bir zarar gelmesin diye, o gizlemek için onu söylüyor. 570 yıl sonra demesinden kasıt; İstanbul 1453’de feth edilmiş, buna 580 yıl daha ekleyin, 2023 tarihini verir, 2023 de İslam dünyaya hakim olacak, bu anlamda diyor” dedi. Hadi bakalım biz de böyle hüsn-ü zan edelim, inşaAllah öyledir. Tabii ki böyle değil, Cübbeli’nin böyle bir durumu yok. Cübbeli’nin derdi bambaşka. Mehdiyet’in bu yüzyılda çıkmasını asla istemez. Mehdi (a.s.)’nin zuhur etmesini istemez ve buna karşı da net tavır koyuyor, net eğilimi var, karışık bir şey yok. Böyle hüsn-ü zan etmek istesek de, hüsn-ü zan edeceğimiz gibi bir durum yok.
ALTUĞ BERKER: Bildiğini, estağfirullah Hocam “siz açıklarsanız olmadığınızı,” kendi üslubuyla, “ben kapıyı aralayacağım o zaman” diyor. Bildiğini zaten o şekilde ifade ediyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Diyor. “Adnan Oktar çıksın, benMehdi (a.s.) değilim diye yemin etsin, Allah’a yemin etsin, ben kapıyı aralayacağım. Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda geleceğini söyleyeceğim. Ama şimdi ben öyle söylersem, bu ona yarar. O yüzden İttihad-ı İslam’a da tavır aldım, Türk-İslam Birliği’ne karşı da tavır aldım. Hz. İsa (a.s.)’nın gelişine de tavır aldım, Mehdi (a.s.)’nin çıkışına da tavır aldım” diyor. Özetle olay bu. Deccaliyet çok ustaca, insan psikolojisini çok iyi bilen bir sistemdir deccaliyet. Deccaliyette şeytani zeka gündemdedir. Az kuvvetle dünya nasıl esir edilir, bunun uzmanlığıdır deccaliyet. Yoksa deccalin gücü çok zayıf, çok ufak bir topluluk. Ama hakim olmanın, kitleleri etkilemenin yolunu bulmuşlar onu uyguluyorlar şu an. Berker Hocam sen ne diyorsun bu anlattıklarım konusunda?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam, çok doğru inşaAllah. Her zaman vurguluyorsunuz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak mesela demin anlattığım konu çok önemlidir. Şu yazı bile, mesela Adnan Ağızkan’ın yazdığı yazı bile, yine dolaylı yoldan deccaliyetin oyunudur. Kardeşimiz tabii bütün temiz kalbiyle, bütün iyi niyetiyle yapıyor ama yinede bak deccaliyete karşı hüsn-ü zan olmaz. Çünkü Cübbeli bilmeden deccalin oyununa düşmüş. Bilmeden deccalin oyununa düşene de hüsn-ü zan edilmez. Bu tevil edilmez. Hatta meşhur bir söz vardır, “yanlış söz tevil götürmez” derler, “anormal söz tevil götürmez derler”, tevil edilecek gibi bir durum yok. Şimdi bizzat Nur talebelerini Mehdi (a.s.)’ye karşı görevlendirdi deccaliyet, bir kısım Nur talebelerini. Belki yüzde birlik %1’lik, belki binde birlik bir kısımını, Nur talebelerini deccal Mehdiyet’e ve Hz. İsa (a.s.)’nın nuzulüne karşı görevlendirdi. Nasıl yaptı? Siz çeşitli bahanelerle, çeşitli açıklamalarla Mehdiyet’i engelleyeceksiniz ama hanginiz hangi modelden hoşlanırsa onu uygulayın, dedi. Bakın ben size modeller vereyim, dedi. Bir kısmınız Mehdi (a.s.) gelmiş, geçmiştir diyebilirsiniz. Mesela Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’dir dersiniz, konu kapanır, bununla da bitirebilirseniz. İstiyorsanız şahs-ı manevidir deyin, bununla da bitirebilirsiniz. Veyahut Mehdi (a.s.) gelmiştir, ölmüştür, birisinin bedenine girmiştir. Hz. İsa (a.s.) beraber birisinin bedenine girmiştir, var, öyle bir vatandaş da var.
ALTUĞ BERKER: Evet göstermiştiniz.
ADNAN OKTAR: Evet gösterdik televizyonda, hatta yine gösterebiliriz. Epey oldu, onu bir hazırlayın da onu da bir görsünler. Ne çeşit olaylar dönüyor insanlar bir görsün, inşaAllah. Bunu da diyebilir, hangisini derseniz, dediler. Şimdi şahs-ı manevidir dediği anda, Hz. İsa (a.s.)’nın gelişini de, İttihad-ı İslam’ı da, Mehdiyet’i de güya engellemiş oldular. Ve bu farkına varmadan deccaliyete hizmettir. Hakikaten bakın şahs-ı manevidir dendiğinde hiçbir ilerleme olmadı ve Müslümanlar param parça oldular. Ve şikak meydana geldi, birbirlerine düştü Nur talebeleri. Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’dir denince, ümitsizliğe kapıldılar ve güçleri kırıldı, artık kıyamet bekliyoruz, dediler. Kıyamet beklendi mi zaten sen deccalin ekmeğine yağ sürmüş oluyorsun, iş bitmiş oluyor, alanı tamamen deccaliyete bırakıyorsun, onu ezecek güçleri yok etmiş oluyorsun güya. Mehdi (a.s.)’yi ve Hz. İsa (a.s.)’yı yok etmiş oluyorlar. Peki Mehdi (a.s.)’yi şahs-ı manevi olarak ortadan kaldırdınız güya, İsa (a.s.)’yı ne yapacağız, o ne olacak, dediler. Hz. İsa (a.s.)’yı da gelmiş kabul edin. Geldi, Bediüzzaman’la namaz kıldı, pencereden çıktı ve öldü, dersiniz. Isparta’da da gömdük dersiniz, konu biter dediler, deccaliyet. Tamam, bu da güzel, pratik bir yol, dediler.
SUNUCU: Nereye gömmüşler?
ADNAN OKTAR: Isparta’ya gömmüşler. Ağabeyler biliyor yerini, diyor. Hz. İsa (a.s.) geldi, Bediüzzaman’ın arkasında namaz kıldı, uzun boylu bir insan. Bak yalanın şekline bak, haysiyetsizce, namussuzca ve şerefsizce söylenmiş bir yalan. Saflığından, cahilliğinden söyleyenleri tenzi ediyorum. Uzun boylu, diyor. Bir kere Hz. İsa (a.s.) uzun boylu değil, orta boylu bir insandır. Ve geldiğinde bütün Hıristiyan alemi Müslüman olacak, bütün dünyaya İslam hakim oluyor ve Mehdi (a.s.) ile birlikte namaz kılacaklar. Bediüzzaman’la beraber namaz kıldı, diyor; Bediüzzaman’ı da tabii Mehdi (a.s.) yapmış oluyor. Bediüzzaman vefat ettiğine göre, Hz. İsa (a.s.)’yı da Isparta da gömdüklerine göre, konu bitmiş. Bundan sonra kıyameti bekleyeceksiniz, diyor. Deccalin ihtiyacı ne? Karşı güçlerin yok olması. Adam zaten yok etmiş. Hz. İsa (a.s.)’yı da yok etmiş kendi kafasına göre, Mehdi (a.s.)’yi de yok etmiş, İttihad-ı İslam’ı da ortadan kaldırmış, değil mi? Ve ne olduğu belli olmayan bir şahs-ı manevi koymuş. Şahs-ı manevide Müslümanları paramparça etmiş, Nur talebelerini paramparça etmiş. Bir de onların üzerlerine enaniyet de yüklemiş, gurur da yüklemiş, müthiş enaniyetli bir kısmı, o yüzde birlik, binde birlik kısmı dediğimiz kesimler. Bu konuyu da açan olursa dershanede, çocukları dışarı kovuyorlar, höpürdeterek çaylarını içmeye devam ediyorlar. İşte deccaliyet burada amacına ulaşmış oluyor. Ve az bir kuvvetle, çok kolay netice almış oluyor. Onun için 5-10 kişidir bunu organize edenler toplam. Öbürleri saflığından, temizliğinden, cahilliğinden uyan insanlar olmuş oluyor. Ve Nur talebelerinin epey bir bölümünü böylece etki altına aldı deccaliyet ve devreden çıkarttı. Şimdi Mahmut Hocamızın talebelerini de Cübbeli kanalıyla devreden çıkardı deccaliyet. Ne diyor? 570 sene sonra. O tamam artık kendimizi ticarete, işimize, gücümüze verelim, kavun yiyelim, pilav yiyelim yan gelip yatalım. Gerçi Mahmut Hocamızın talebeleri uyanıktır, bu oyuna gelmez, böyle bir oyuna gelmez. Fakat Cübbeli’nin etrafında oluşan küçük bir ekibe etkisi oldu ve onları pasifize etti. Ve onlarda 570 sene var diye vur ense yatıyorlar çünkü 570 sene çok muazzam bir vakit, zaten hakim olacak, diyor. Zaten birkaç yıla kadar çıkacak diye düşünüyoruz, onu da hazırlayın. “Birkaç yıla kadar çıkacak, istemezsiniz” diyor. “İstemezsiniz” diyor. Onun için ben size bir iyilik yapayım 570 yıl geriye çekeyim, diyor. “Mehdi (a.s.) çıkmasını siz istemezsiniz” diyor. Önce o konuşmasını gösterin Cübbeli’nin.
-VTR- Cübbeli’nin İslamiyet’in hakim olması ve Kıyamet ile ilgili konuşması.
ADNAN OKTAR:Bak üslup çok açık, çok net. Ruh halini açıkça gösteriyor. “Mehdi (a.s.)’nin çıkmasını istemezsiniz. Ben de istemiyorum” diyor. “Birkaç yıla kadar da istemeyiz çünkü işimize gelmez. Çoluk çocuk, evleniyorsunuz, iş, güç, dünya bunlara dalmışsınız, Mehdiyet’i istemeyiz. Bende size bir kolaylık yapayım, 570 yıl geriye aldım” diyor. Şimdi farkında olmadan, cahilliğinden deccaliyete hizmet etmiş oluyor. Dolayısıyla kardeşlerimiz sürekli, her yerde bu konuları anlatarak, bir süre sonra bu sistemin, bu deccali oyunun çözüldüğünü göreceklerdir. Ve deccal uzun, ısrarlı telkinlerle bunu elde ediyor. Bizde ısrarlı, uzun telkinlerle karşılık vereceğiz. Çünkü Bediüzzaman Said Nursi diyor; “ikna ve telkin kabiliyeti tevessül ettikçe deccaliyet de tevessü eder, gelişir.” Israrlı telkin ve anlatım geliştikçe deccaliyet de gelişir. Buna karşı, karşı ısrarlı telkin gerekir, diyor Bediüzzaman. Bir kere ile bırakılması doğru değil, insanlara tek bir anlatımla öyle beyinlerindeki hipnoz çözülmez, çünkü büyü yapıldı insanlara. Bütün insanları tesir altına aldı deccal, diyor Bediüzzaman. Bütün insanlara büyü yaptı, manyetik alan içerisine soktu, diyor, inşaAllah. “Manyetizmanın ve ispritizmanın nevinden müthiş harikalara mazhar olan deccal de diyor, değil mi? Bütün dünyayı etkisi altına alacağını söylüyor. Bu etki de karşı telkinle çözülür. Mesela sürekli bunları anlatmak, göstermek, her anlatımda beyni biraz daha çözülecektir insanların. Yoksa çok fazla da insana ihtiyaç yok. Deccalin etkisinden çıkmış böyle derli-toplu bir kitle çok rahat neticeyi getirir. Deccalin büyüsünü bozduğumuzda, belli bir insan kitlesini bozduğumuzda, konu hemen neticelenir. İslam Birliği öyle zor olan bir şey değildir, karmaşık bir şey değil. Hani diyorlar ya böyle karşı telkin, Amerika İslam’ı istemez, öyle bir konu yok, herkes ister, istenmiyor diye bir şey yok. Bediüzzaman da Amerika da istiyor, diyor. Kendi zamanında da söylüyor, “Amerika da ister, Avrupa da ister İslam Birliği’ni. Çünkü aksine terör ve anarşi olur. Ondan kurtulmak için isterler” diyor. Hakikaten çözümdür Türk-İslam Birliği. Ona da bakalım.
-VTR- Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’nın kendi bedeninde olduğunu söylüyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi bakın burada çok açık, net görülüyor. Şimdi deccaliyetin oyunlarından bir tanesi daha. Hoca anladığım kadarıyla bu Dabbet-ül Arz denilen şahıs, bu arkadaşımız. Bir nüzul, nüzul nasıl oluyor? Felç, beyinde bir damarın herhangi bir pıhtı sonucu, tıkanması sonucu vücudun bir tarafında vücut azalarının kontrolü mümkün olmuyor. Ağız veyahut işte sol kolunu hareket ettiremiyor veyahut vücudunun öbür tarafını hareket ettiremiyor. Bazen çok güçlü oluyor felç, bazen de hafif bir felç oluyor. Hocaefendi de diyor ki bak, “bir felç meydana gelecek” diyor felç. Hz. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.) hocaefendinin vücuduna girmiş. Ölmüşler ikisi de, hocaefendinin ruhuna girmişler ama birbirlerini tanımıyorlar. Sanki oda, sanki bir şehir hazretin vücudu, bir şehir. Ancak Risale-i Nur, hadisler ve Kuran’la birbirlerini orada buluyorlarmış, oradan bak Risale-i Nur okuyor, bak bunun vücudunun içinde Risale-i Nur okuyorlarmış, hadisleri okuyorlarmış, Kuran okuyorlarmış ve birbirlerini orada tanıyıp, işte; “sen Mehdi (a.s.)’sin, bende İsa (a.s.)’yım” diyorlarmış. Ama hazretin vücudunun içerisinde oluyor bütün bunlar. “Yoksa öbür türlü nasıl olsun? Aklın ihtiyarını kaldırır” diyor. Mehdi (a.s.)’nin gelişi niçin aklın ihtiyarını kaldırsın? Mehdi (a.s.), Allah’ın bir kulu, geliyor vazifesini yapıyor. Hz. İsa (a.s.) da geldiği vakit bidayeten başlangıcında, “kendisi dahi kendisini bilmez” diyor Bediüzzaman. Uyku halinde bir yere bırakılıyor, geçmişini hatırlamayan bir insan şeklinde bırakılıyor. Ve dolayısıyla İslam dünyaya hakim olduğunda Mehdi (a.s.) ile beraber namaz kılıyor. Mehdi (a.s.)’nin yüzünü mesh ediyor, birlikte namaz kılıyor ve Hz. İsa (a.s.) görünür hale geliyor. Hıristiyan aleminin başına geçiyor ve “kumandanlık edecek” diyor Bediüzzaman. Bak arkadaşa, bayağı inanan da var buna çevresinde, anlatıyor. Kasten mi yapıyor? Değil, cahilliğinden. Deccale uyduğundan haberi yok. Cahilliğinden böyle bir oyunun içerisine düşmüş. Deccaliyetin onlarca taktiğinden bir tanesinin içine girmiş haberi olmadan, cahilliğinden. Eğer biz bunları anlatmazsak, şahs-ı maneviciler ayrı, bu kafadakiler ayrı, öldü gitti diyenler ayrı, ruhtur görünmez diyenler ayrı. Kardeşim bu ne korkudur Mehdiyet’e karşı? Bak dünya tarihinde görülmemiştir bu kadar tedbir alındığı. Deccalin ve şeytanın bu kadar oyun oynadığı hiçbir insan olmamıştır. Bu kadar kapsamlı dünya tarihinde ilk defa oluyor bu.
ALTUĞ BERKER:Üstad, tam 2010’da Mehdi (a.s.)’nin yüzünü göreceksiniz, diyor.
ADNAN OKTAR:Mesela “koskoca insanları damına düşürür ve esir eder” diyor Bediüzzaman. Damına düşürür ve esir eder, diyor. Farkına varmadan esir oluyorlar, damına düşüyorlar.
ALTUĞ BERKER:Bir hadis okuyabilir miyim Hocam? Şöyle diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kaynak Ramuz el-Hadis sayfa 56. "İmam-ı Mehdi (a.s.) çıktığı zaman hasseten (özellikle, yalnızca, ayrıca, hususi olarak) fukaha (fıkıh alimleri) ona (Hz. Mehdi (a.s.)'a) düşman olacak. onun (Hz. Mehdi (a.s.)'ın) kılıncı kardeşleridir. Elinde kılınç olmasa idi, -yani kardeşleri olmasa idi- zamanın fukahası (fıkıh alimleri) onun (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) katliyle fetva verirlerdi.Lakin Cenâb-ı Hakk onu (Hz. Mehdi (a.s.)'ı) keremiyle ve kılınç (kardeşleriyle) ile tathir (temizlemek, yıkayıp pak etmek) edecek, onlar ona (Hz. Mehdi (a.s.)'a) itimad edeceklerdir. Hükmünü inanmayan da kabule mecbur olup aksini izmar (gizlemek, saklamak) edecekler." (Ramuz el-Hadis, age. 56, 73)
ADNAN OKTAR:Bakın aklı başında uyanık olan kardeşlerimiz, keskin bir samimiyetle bakan kardeşlerimiz, Allah rızası için bu oyunu görsünler. Çok büyük oyun oynanıyor Müslüman alemi içinde ve alenen, bakın nüzulu felç olarak alıyor. Nüzul etmeyi adam hastalık olarak alıyor. Hz. İsa ve Mehdi (a.s.) bu adamın vücuna girmek için bu adama felç gelmesini bekliyor. Girdiği anda onun vücuduna giriyorlarmış ve birbirlerini tanımazlar diyor. Gezeceklermiş onun vücudunda, bir şehir, bir memleket, tanımıyorlar, dünya gibi yani. Ve buna cidden inanan bayağı insan var. Şahs-ı maneviye cidden inanan çok fazla insan var. Bediüzzaman’dır, işte öldü, gitti diyenler ayrı. Risale-i Nur Külliyat’ı Mehdi (a.s.)’dir diyenler ayrı. Mehdiyet’i ortadan kaldırmak için yapmadıklarını bırakmıyorlar. Hepsini yapıyorlar, her türlü yola giriyorlar. İsa (a.s.)’yı da ortadan kaldırmak için (haşa) akla hayale gelmedik oyunlar yapıyorlar. Biri pencereden çıktı gitti, diyor. Biri Isparta’da gömdük, diyor. Biri şahs-ı manevidir, İsa (a.s.) görünmez, diyor. Kimi diyor ki, ta o zamanlar öldü, ilk geldiğinde öldü. O ilk zuhur ettiği zamanda ölmüştü, diyor. Hem Kuran’ın ayetlerini reddetmiş oluyorlar, hem hadisleri reddetmiş oluyorla. Ve bu kafa, bu mantık deccaliyete bilerek ya da bilmeyerek tam anlamıyla destek olmuş oluyor. Deccaliyet onun için böyle galibane devam ettirebiliyor mücadelesini. Az da olsa böyle samimi candan Müslüman kardeşlerimiz, bu oyunu fak edip, deccalin hipnozunu kıraralarsa, çok çabuk netice alırız, zannettikleri gibi olmaz. Çok büyük kitlelere ihtiyaç yok. Hemen netice alırız. Türk-İslam Birliği çok makul bir inançtır, çok makul bir birlikteliktir. Kardeşim savaş istememek ne kadar güzel bir şey, bu kadar düşünülecek bir şey mi bu? Kan dökülmesini istememek bütün dünyanın kabul edeceği bir şeydir. Biz savaş istemiyoruz, kan da istemiyoruz, kardeş olmak istiyoruz. Hıristiyanlar’ı, Museviler’i doğramak istemiyoruz. Kollamak istiyoruz, biz onlara yardımcı olmak istiyoruz. Alevi, Şii, Bektaşi, Caferi bütün kardeşlerimizi bağrımıza basmak istiyoruz. Mümin ve muttaki görüyoruz onları, düşman olmak istemiyoruz. Bunda anormal çarpık olan bir şey yok. Var güçleriyle bize düşmanlık empoze etmek istiyorlar, gelen maillerde de var bu, deccalin etkisindeler. Biz de buna karşı akılcı cevap veriyoruz. Yüzlerce mail geliyor. Museviler’in katledilmesi, Hıristiyanlar’ın katledilmesi, Alevi ve Şiiler’e karşı düşmanlık, Şiiler’de Sünniler’e karşı düşmanlık. Bir çılgınlık derecesinde deccal muazzam telkin yapmış. Kardeşim “Lailahe İllaAllah Muhammeden Resulullah” diyen adamı ben kardeşim diye bağrıma basarım. Musevi Allah bir diyorsa, o benim La ilahe illaAllah kardeşimdir. Niye düşman olayım? Bak mesela Murat Yiğit kardeşimiz yazmış. Yalnız bunlar bilmediklerinden ve cahilliklerinden deccaliyete hizmet ediyorlar, bilmiyorlar. Bakara Suresi, 120. Cenab-ı Allah ayet vermiş, şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Sen onların dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olacak değillerdir. Peki biz Hıristiyanlar’dan razı olur muyuz bizim dimizi uymazlarsa? Biz de onlardan razı olmayız, bu normal olan bir şey. Herkes kendi dinini haklı olarak görür. Razı olmamak ayrı, düşman olmak ayrıdır. Tabii ki razı olmayız, düzelmesi için, iyi olması için gayret ederiz, hakka, İslam’a girmesi için, gayret ederiz. “De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın (gösterdiği) yoludur." İslam’dır, Kuran’dır doğru. “Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan,”onların inancını kabul edersen, teslis inancını kabul edersen veyahut Tevrat’taki yanlış olan hükümleri kabul edersen “senin için Allah'tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.” Zaten haramdır bu. Biz Hıristiyanlar’ın inancına uyalım mı diyoruz, teslis inancına uyalım mı diyoruz. La ilahe illaAllah’da, Allah’ın birliğinde onlarla ittifak edeceğiz, kardeş olacağız. La ilahe illaAllah’da kardeş olacağız. Çarpık olan, yanlış olan bir inançta kardeşiz, o konuda sana ittiba ediyorum, bağlanıyorum denir mi? Tabii ki denmez. Çok uzun bir hadis vermiş kardeşimiz. Ama özetle, bunu ikinci yarıda okuyayım.Tamam orada anlatayım. Mesela bu, Tirmizi’den, Buhari’den alınan hadisler, o kadar vaktimiz yok. Nedir? Altı dakika. Peki, şu hadisi anlatayım, öbür hadisi sonraya bırakalım. "Yahudilerle savaşacak ve onları öldüreceksiniz. Öyle ki taş dahi: ‘Ey Müslüman, işte Yahudi, arkamda (saklandı), gel, öldür onu!’ diyecek." Buhari’de var, Müslim’de var, Tirmizi’de var. "Yahudilerle savaşacak ve onları öldüreceksiniz.” Eğer Yahudi olan bir insan ateistse ve Müslümanlara saldırıyorsa, kan döküyorsa, çocukları öldürüyorsa, insanları öldürüyorsa zaten kendini meşru olarak savunursun sen. Buradaki hadiste meşru savunmayı söylüyor, gidip de gariban Musevi’yi öldürmek haramdır. “Öyle ki taş dahi: ‘Ey Müslüman, işte Yahudi, arkamda (saklandı), gel, öldür onu!’ diyecek." Şimdi mesela 4 yaşında bir çocuk var, 3 yaşında. Taşın arkasında duruyor, taştan da bir ses duyduk biz. “Ey Müslüman gel, Yahudi var arkamda öldür” dedi. Sen halüsinasyon görüyorsun demektir. Sana şeytan sesleniyordur. Çocuk öldürülmez, mazlum öldürülmez, kadın öldürülmez, değil mi? Ancak meşru müdafaada kendini savunabilirsin veyahut bir cana karşılıktır. Hiçbir şekilde bunun dışında Müslüman kasten ve bilerek öldürüyorsa ve ailesi de bu cezanın verilmesini istiyorsa, cana karşılık can vardır İslam hukukunda. Bunun dışında adam öldürme yoktur. Dolayısıyla biz bir taşın arkasında Yahudi bir çocuk görsek, taştan da bize ses gelse, biz deriz ki; “biz halüsinasyon görüyoruz.” O sese uymayız. Yarın bir gün psikopat çıksa dese ki; “bana taşlar, odunlar ses verdi, ben de gittim, Yahudiler’i öldürdüm” dese ne diyeceğiz, değil mi? Mesela on tane Musevi çocuğu, hepsini kesse adam, Allah vermesin. Nereden çıkarttın bunu desek, niye yaptın bunu? Bana taş söyledi de onun için yaptım derse, biz onun deli olduğunu anlarız ve cinayet işlemiştir bu adam, katildir. Alenen cinayet işlemiştir, zulüm yapmıştır ve karşılığı cehennemdir. Böyle garip bir mantıkla Müslümanlar’ı belanın içine sokmanın alemi yok. Hadisin anlamını iyi bilmek lazım. Ahir Zaman’da iletişime dikkat çekiyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). Mesela “ayakkabının topuğu konuşacak” diyor. Ayakkabının topuğu köseleden yapılıyor yahut bazen de ağaçtan yapılıyor, değil mi? Evet. Oraya saklanan bir teknik alet, oraya gizlenen bir teknik alete dikkat çekiyor. Mesela geçenlerde nitekim gördük. “Telefonunu sık sık unutanlar için telefon yapıldı” diyor. Ayakkabısının topuğunda telefon. Telefon çalıyor, ayakkabısını çıkarıyor, ayakkabısıyla konuşuyor. “Kişi ayakkabısıyla konuşmadıkça Mehdi (a.s.) zuhur etmez, kıyamet kopmaz” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Mehdi (a.s.) zamanının bir özelliği. O anlamda istihbaratın gelişeceğine dikkat çekiyor Resulullah (s.a.v.). Kayalarda, taşlarda, odunlarda, her yerde haber alma cihazları olacak, mikro kameralar, haber alma sistemleri olacak. Nitekim PKK’ya karşı arazide kayalar içerisinde gizli kameralar yerleştiriliyor, PKK’nın hareketini izlemek için. Kayadan, kayanın içerisinden gelen bilgiyle onlara karşı operasyon yapılıyor veyahut ağaçlara gizleniyor mesela, ağacın içerisine gizleniyor. Ağacın içerisine sezdirmeden, ağacın içerisine gömülüyor ve oradan bilgi alınıyor gizli kamerayla. Bu savunma savaşında oluşacak sisteme dikkat çekmektir. Mehdi (a.s.) devrindeki yüksek teknolojiye dikkat çekiyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Yoksa masumu öldürmek haramdır. Hiçbir Musevi Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında o şekilde katledilmedi. Hiçbir Hıristiyan katledilmedi. Peygamberimiz (s.a.v.) bizzat cübbesini çıkarıp, seriyordu, değil mi? Ehl-i Kitap onun üzerine oturuyordu, onlara hürmet ediyordu Peygamberimiz (s.a.v.), saygı gösteriyordu. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında Müslümanlar, Hıristiyanlar’ın yanına hicret ettiler, onlara güvendiler, can güvenliği için. Onlarla kardeş oldular, gittiler sofralarına oturdular, yemeklerini yediler, Hıristiyan kadınlarla evlendiler. Gidip, “ey taş karını öldür” dese, adam gidip karısını mı öldürecek? Nitekim öyle akıl hastaları var, “ben ses duydum, çocuğunu boğ dedi, boğdum” diyor. Yahut “karını boğ dedi, boğdum” diyor. Bu akıl hastalığıdır. Böyle bir şey olmaz. Mazluma karşı Müslüman her zaman şefkatli ve merhametli olur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Söylediğinizle ilgili ayet okuyorum Hocam; 5. surenin 5. ayeti. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü'minlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu, fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı.)”
ADNAN OKTAR:Bak, Hıristiyan kadınla evleniliyor, Musevi kadınla evleniliyor. Sen ne diyorsun? “Taş bana haber verecek, ben de onu öldüreceğim” diyorsun. O zaman kadınla evlendin, ertesi gün diyecek ki sana, taştan ses geldi, “karını öldür” adam da gidip, boğup, öldürecek karısını. Şimdi bu bir psikopatlık değil mi bu? Niye evleniyorsun o zaman? Evlenmek ne demek? Sevgi var demektir, dostluk var demektir, kardeşlik var demektir, değil mi? Çocuklarının annesi oluyor artık insaf. Aynı yatakta yatıyorsun, aynı ortamda yiyip içiyorsun, sevgilin oluyor, artık insaf. Bunu çocuk olsa anlar. Bu Kuran ayeti okuduğumuz. Ayetle belirtiliyor. Bak, yemeğinden yiyorsun, beraber yemek yiyorsun, aynı ortamdasın. Yani bilmiyorum, anlayana yeterli bu anlattıklarım. Anlamayana bir sözüm yok. Ne yapıyoruz şimdi?
ALTUĞ BERKER:Hocam Samsun AKS Tv ve Kayseri Tv’den yarım saat sonra devam ediyoruz inşaAllah.
SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza 00:30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Samsun AKS, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Bandırmahaber.net, Bizimantalya.com, Gazeteoku.com, Haber58.com, Haberalemi.net, Haberdem.com, Haberhilal.com, Haberunay.com, İrradyo.tv, İslaminesil.com, Renklihaber.net, Selamhaber.com, Varanhaber.com, Sekizsütun.com ve Harunyahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Radyo programları
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...