SUNUCU: Sohbetimize yeni konuklarımız Bedia Hanım, Gözde Hanım ve Adnan Hocamızın katılımıyla devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Berker Hocam, soylu asilim, anlat bakayım.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, estağfirullah. Hocam Ahmet Taşgetiren’in yazısı vardı. Erbakan Hocamız, “NATO’nun Füze Kalkanı Projesine değil, asıl Müslümanların ittifak yaparak oluşturacağı bir savunma kalkanı projesine ihtiyaç olduğunu” söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Erbakan Hoca?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, ben durduk yere Hocamızı sevmiyorum, yani bir bildiğim var ki seviyorum.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Mükemmel açıklama. Ne diyor? Bir daha söyle bakayım.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. “NATO’nun Füze Kalkanı Projesine değil, asıl Müslümanların ittifak yaparak oluşturacağı bir savunma kalkanı projesine ihtiyacı var.”
ADNAN OKTAR:Milli değil mi? Çok güzel, maşaAllah. Erbakan Hocamız’a helal olsun maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ekrem Dumanlı, Zaman Gazetesi’nde; Özal döneminde Türk Devletleriyle bir birlik kurma konusunda adımların atıldığını, ancak Özal’ın vefatından sonra bu fırsat kaçırılarak bu konunun ihmal edildiğini yazmış. Tam adını vermese de Hocam, Türk-İslam Birliği’nin kurulması gerekliliğini dile getirmiş.
ADNAN OKTAR:Hocamız? Ekrem Dumanlı, bu şahıs mı Ekrem Dumanlı?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. İyi, çok güzel söylemiş, maşaAllah. Yalnız kaçan göçen bir şey yok. Yarım kalmış, devam edeceğiz. Yani on metre ilerlediyse, on bir-on iki metre daha ilerleyecek, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bugün Rauf Tamer, Hocam, Anadolu insanlarının temizliğini siz yıllardan beri anlatıyorsunuz Hocam. Kardeşlerimizin, Doğu’daki kardeşlerimizin güzel karakterlerini. O da “Anadolu insanlarının temizliğini, güzel ahlakını ve dürüstlüğünü” ön plana çıkaran bir yazı yazmış. Yazısında Kılıçdaroğlu’nun "Diyarbakır’ı Paris yapacağım" sözü üzerine, Diyarbakırlı insanların son derece temiz, dürüst kişiler olduğunu, dolayısıyla İstanbul ya da Paris’e benzemesine ihtiyacı olmadığını söylüyor. “Büyük şehirlerin ahlaki yozlaşmasından yola çıkarak Allah’ın Diyarbakır’ı bu yozlaşmadan koruduğunu” ekleyerek, Kılıçdaroğlu’na “rahat bırak Diyarbakır’ı” diyor.
ADNAN OKTAR:Manevi güzelliğin daha önemli olduğunu söylüyor. Tabii, oraya Türk-İslam eserleri hakim olsa, Paris değil de böyle bizim hayalimizdeki gibi güzel bir şehirleşme yapılsa, o manevi güzellik içinde de oraları süsleyen o güzel insanların güzel ahlakı daha da pekişir, daha da güzelleşir, değil mi? Ve dolayısıyla onlar bize özenirler, biz Paris’e falan değil. Çünkü Paris sürünüyor. Paris’te her gün intiharlar var, her gün ırza geçiyorlar, her gün bir olay çıkıyor. Hırsızlık var, dolandırıcılık var, gasp var. Ama Güneydoğu öyle değil. MaşaAllah, oradaki insanlarımız tertemiz. Anadolu, Karadeniz hepsi birbirinden güzeldir, Edirne, İzmir, Antalya hepsi nur gibi insanlarımızla dolu, manevi güzelliğin önemine Rauf Tamer dikkat çekmiş. Güzel söylemiş, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hakan Albayrak’ın bir yazısı vardı Hocam, Yeni Şafak Gazetesi’nde. Hint Asıllı İngiliz bir yazar var, adı Naipaul diye. Bu adam İslam dinine çok galiz ifadelerle, çok saldırgan yorumlarda bulunuyor Hocam. Çok şiddetli İslam düşmanı. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından onur listesine alınmış ve İstanbul’da toplanacak olan Avrupa Yazarlar Parlamentosu’nun açılış konuşmasını yapacakmış bu kişi. Nobel aldığı için daha önce. Bu kişinin İstanbul Belediyesi tarafından organize edilen böyle bir organizasyona, böyle ağırlanmasına İslami camia ve başka yazarlar da çok tepki gösterdiler hocam. Örneğin Hilmi Yavuz çok tepki gösterdi. Ama Aydın Doğan medyası destekliyor hocam. Ahmet Hakan gibi bazı yazarlar, “gelsin, konuşsun, ne var?” diyorlar, “çok kültürlülüktür” diyorlar. Hakan Albayrak da bunu eleştirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Ben adamı tanımıyorum, adamın ne dediğini bir duyalım. Önce bir ağzını kulaklarına kadar ilimle, bilimle bir şekillendirelim. Yani cevap verelim, bilimsel cevap verelim, değil mi? Ondan sonra istiyorsa gelsin. Yani gelmesinde bir sorun yok. Gelsin, röportaj yapalım, konuşalım, anlatalım, kitap verelim. Yani kovacak duruma gerek yok. Cevap verilmesi, anlatılması, konuşulması önemli.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Siz Hocam ekonomik krizden 2007’den beri bahsediyorsunuz. Bunun 2014’e kadar süreceğini ve her yeri kaplayacağını. “Yangını söndüremedi daha, sırada da Portekiz ve İspanya var” diyor Hocam. “İrlanda yangını söndüremedi, sırada Portekiz ve İspanya var. İrlanda çöktü” diye.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, şimdi bir insan Allah’a inanmıyorsa, Ahiret inancı yoksa hayatın bir anlamı olmaz. İstese de istemese de olmaz hayatın anlamı. Şimdi düşün, bir adam tesadüfen meydana gelmiş bir hayvan olduğuna inanıyor ve gökyüzünün de tesadüfler sonucu birbirine çarpışan yıldızlarla dolu olduğunu düşünüyor; yerin altının magma olduğunu, fokur fokur kaynadığını düşünüyor ki elma kabuğu kadar incedir; yani bir elma düşünelim, elma kabuğu nasıl incedir, yerin üstündeki kabuk da öyle incedir. Altı magma, fokur fokur, su gibi kaynıyor erimiş magma. Gökyüzünde de gök cisimleri birbirine sürekli çarpışıyorlar olarak düşünüyor, “dünyanın ne olacağı belli değil” diyor, “benim ne olacağım belli değil, tesadüfen meydana gelmiş maymun türü bir şeyim” diyor adam. Peki, bu durumda ne olur o? Hayatın hiçbir anlamı kalmaz. Sevginin de anlamı kalmıyor; dostluğun, kardeşliğin, cömertliğin, vefanın hiçbir şeyin anlamı kalmıyor. O zaman egoist, bencil oluyor, bunalımda oluyor, hasta oluyor. Yani mesela bir tesis kurmak onun için anlamsız oluyor. “Ne gerek” diyor, “babamdan aldığım hazır parayı yer harcarım” diyor. Bir insana iyilik yapmak mantıklı gelmiyor ona. Mesela eşine sadık olmak mantıklı gelmiyor, rüşvet almamak mantıklı gelmiyor, “ihtiyaç varsa alırım, niye almayayım” diyor. Gasp yapıyor, hırsızlık yapıyor, değil mi? Zulüm yapıyor, daha da olmasa PKK gibi terörist oluyor; milleti, insanları vahşet ortamında tutmak için kararlı oluyor. Buna karşı yapılacak şey eğitimdir. Anti-Darwinist, anti-materyalist eğitimdir. Yani deccal çıkmış, deccale karşı; deccalin silahı ne? Bilim ve felsefe. Nasıl kullanıyor bilim ve felsefeyi? Sahte olarak kullanıyor. Müslüman ne yapacak? Doğru olarak kullanacak, onu kendi silahıyla yok edecek, bilim ve felsefeyle yok edecek. Yani deccale kendi silahının dışında bir silah etki etmez. Atom bombası kullanıyorsa sen de atom bombası kullanacaksın. Ne kullanıyor o? Bilim ve felsefe kullanıyor. Sen de bilim ve felsefenin gerçeğini kullanacaksın. Konu kökünden hallolur. Bizim yaptığımız da o, bu Yaratılış Atlası’nın anlamı o. Nedir o fosiller falan sen mi getirdin onları?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah. Buradaki deniz yıldızı 490 milyon yıllık Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:490 milyon yıldır hiç değişmemiş.
ALTUĞ BERKER:Evet Kambriyen döneminden, 490 milyon yıldan beri aynı, günümüzde de yaşıyor.
ADNAN OKTAR:Nasıl o taşlaştı, yapı, granit gibi olmuş, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, aynı kaya gibi sert kalın taş.
ADNAN OKTAR:490?
ALTUĞ BERKER:490 milyon yıldır hiç değişmemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Aynısıyla duruyor.
ALTUĞ BERKER:Demek ki evrim olmamış, değişmediğine göre Hocam.
ADNAN OKTAR:Ama bu deccalin kafasına küt diye düştü mesela şu an. Çok etkili bir yöntem, bayağı güzel bir yöntem.
ALTUĞ BERKER:114 milyon yıllık Nautilus hocam.
ADNAN OKTAR:114 milyon yıllık?
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR:O da taşlaşmış. Evet, başka?
ALTUĞ BERKER:Kurbağa var hocam, 30 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR:Hiçbir değişikliğe uğramamış.
ALTUĞ BERKER:Evet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:İşte bak, bizim evrimcilerden beklediğimiz, bizim karşımıza gelsinler, böyle fosille konuşsunlar. Şimdiye kadar hiçbir evrimci tarihte fosil getirip konuşmamıştır, buyurun size delil dememiştir, hep çizim getirmiştir. İş Bankası da benim Yaratılış Atlası’na karşı Evrim Atlası diye bir kitap çıkarmış. İş Bankası, iş yapacağına böyle boş işlerle uğraşmaya başlamış. İş Bankası’nın genel müdürüne de buradan selam söylüyoruz. Boşa çırpınıyor ve İş Bankasını bu işe alet etmesi de çok yanlış değil mi? Kimin o İş Bankası?
ALTUĞ BERKER:Devletin ve bir kısmı CHP’nin, Atatürk’ün mirası olarak.
ADNAN OKTAR:Çok çok yanlış yapıyor. Bir de çok etkili bir karşılık verdiğini düşünerek hazırlamış İş Bankası. İçini açtım, baktım; kalemine kuvvet, hep kalem çizim. Kardeşim, niye bize bir tane fosil fotoğrafı koymuyorsun sen? Niye bilimsel bir açıklama yapmıyorsun? Proteinlerin tesadüfen meydana geleceğini söylesene bir tane göreyim bakayım. Diyemiyorsun. 350 milyonun üzerinde yaratılışı ispat eden fosil var. “Böyle bir şey yoktur” de, bilakis “evrimi anlatan fosiller vardır” de. Koy, on tane koy, iki tane koy, bir tane koy resim, göreyim, fotoğrafını göreyim. Hiçbir fotoğraf kullanmıyor. Başından sonuna kadar gayri bilimsel, bilim dışı, hayali yazılar yazmışlar. Yaratılış Atlası’na İş Bankası cevap vermiş. Bak, banka işini, gücünü bırakmış, benim Yaratılış Atlası’na güya cevap vermiş ve bununla yenildiklerini bir kere daha göstermiş oldular. Çünkü bilimsel olarak karşıma çıkamadılar. Hayali çizimle çıktılar. Bilimsel cevap fotoğraftır. Fosil fotoğraflarıyla karşıma çıkacaklardı. Fosil fotoğrafıyla çıkamadılar. Bak başından sonuna kadar fosil fotoğrafı, bir tane çizim yok burada, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR:Ve dördüncü cildi hazır şu an; beş, altı, yedi cilt. Bir yedi cilt daha hazırlayacağız, on binlerce fotoğraf var elimizde, on binlerce. Bir tane, iki tane değil. Onların elinde bir tane ara fosil fotoğrafı yok. İş Bankası bunu bildiği halde samimiyetsiz olarak, Yaratılış Atlası’na karşı Evrim Atlası diye koskocaman bir kitap çıkartmış, aynı büyüklükte yaklaşık. Özenti hareketler. Özenti hareketlerle bu olmaz, çocuksu çırpınmalarla da olmaz. İş Bankası evrimi bir kere daha çökertti, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Biraz Cübbeli’nin sesini duyalım, şöyle bir değişiklik olsun. Şu Cübbeli’nin Mehdi (a.s.)’nin dış görünümü ile ilgili konuşmaları var, onu bir anlat, Mehdi (as.)’yi biz gördüğümüzde tanıyalım, onun anlattıklarına göre, inşaAllah.
-VTR- Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın Fiziksel Özelliklerini Anlatıyor
ADNAN OKTAR:Şimdi, Cübbeli’nin bu anlattıklarının tamamı doğru. Farkında olmadı, bilse bunları anlatır mıydı? Asla yapmazdı. Tam anlamıyla Mehdi (a.s.)’a hizmet etmiş oluyor. Bak, ne diyor? Boş bulunup konuştu, “mübarek alnı geniş olacak” diyor, doğru o. Ve “alnı ak, pak, berrak olacak” diyor. Bir kere ak, pak beyaz cilde denir, değil mi? Ak, pak neye denir? Beyaz cilde denir. Bu ne diyor? “Çok koyudur rengi” diyor, “çok koyudur” diyor. Yani halbuki bak kendisi söylüyor: “ak, pak ve berrak olacak” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) Arap’tı, beyazdı Peygamberimiz (s.a.v.), pembeye çalar beyazdı. Gerçek Araplar o tarzda olurlar. Yani hafif güneş yanığı olduğunda biraz esmerleşir, güneş esmerliği vardır ama beyazdır teni. Bütün Araplar öyledir gerçek Araplar. Bak, “mübarek burnu ince ve küçük olacak.” Sırf ‘küçük’ demiyor Peygamberimiz (s.a.v.), “ince ve küçük” diyor. Mesela burun küçüktür de yani fakat geniştir. Yani yukarıdan aşağıya küçüktür fakat yanlardan geniştir. Onu önlemek için Peygamberimiz (s.a.v.); “burnu ince ve küçük olacak” diyor. Yani gerçek anlamda küçük anlamına geliyor burun, çok küçük burnu var. Bak, “mübarek burnunun kemiği kalkık olacak” diyor. Hafif bir bombe üst tarafında, çok hafif. Onu zaten açıklıyor. “Yay kaşlı” diyor, yani tam doğru söylüyor, “mübarek kaşları uzun olacak, kaşları yay gibi olacak; kaşlarının uçları, kenarları ince olacak.” Yani kenarları da gittikçe zayıflayarak yok oluyor kenarlarında. “Mübarek yüzü rengi parlak olacak, ne diyelim böyle” diyor, “mat değil” diyor, pırıl pırıl parlayan bir renk. “Dişleri pırıl pırıl parlayacak” diyor. Beyaz, bakımlı olacak dişleri, bunu da anlatıyor. “Omuzun da ben bulunacak” diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de olduğu gibi. İki tane ben vardır Mehdi (a.s.)’nin sırtında. Öbür benden bahsetmemiş, o önemli değil, mühim olan o mührü kabul etmiş. Tam kalp hizasında bir ben vardır büyükçe. “Mübarek bacakları, uylukları birbirinden açıktır.” Mehdi (a.s.) boydan boya geniş. İşine gelmediği için bunu söylemiyor. Halbuki o zaman bir patoloji olur. Yani boydan boya geniş olunca genişliğin bir anlamı oluyor, değil mi? Vücudunun sadece bir yeri geniş olduğunda, uylukları geniş olduğunda patoloji meydana gelir. “Alnı geniş” Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, “alnı geniş,” dolayısıyla yüzü geniş, kafası büyük, “geniş omuzlu,” “omzu geniş” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) “göğsü geniştir” diyor, dolayısıyla da uylukları geniş, yani boydan boya geniş vücudu. Sadece uyluklarının açık olduğu kısımları söylemiş. Burada samimiyetsizlik yapıyor. “Bazı insanlar öyle olur farkındaysanız, yürürken de belli olur” diyor. “Bazı insanların uylukları yani dizleri çok yapışık görünür, bazı insanların hafif bacak araları yani uylukları biraz açıkça olur.” Geniş işte, vücudu geniş olunca tabii uylukları da geniş olur.” Bütün vücudu geniş. “Hz. Mehdi Resulullah (s.a.v.)’ın torunlarındandır, Arap’tır. Fakat mübarek vücudu Arap cismine benzemeyecektir.” Peki, ne cismine benzeyecektir? Niye söylemedin? “Ben-i İsrail görünümündedir” diyor. İsrail’e gıcık olduğu için onu söylemiyor. Bak, Peygamber (s.a.v.)’in sözünü değiştiriyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in konuştuğu hitabı mahsurlu buluyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in konuşmasını mahsurlu buluyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’den güya daha akıllı olduğu için kendince, daha isabetli olduğunu düşündüğü için; çok fazla hadis vardır “Beni İsrail görünümünde” olduğuna dair, onu söylemiyor. Ben-i İsrail Peygamber soyudur, niye söylemiyorsun? Ne korkuyorsun? Peygamberimiz (s.a.v.) Ben-i İsrail değil miydi? Hz. İbrahim (a.s.)’in soyu değil miydi? Bütün Peygamberler aynı soydan gelmiyorlar mı? Niye korkuyorsun? Bak “Arap’tır fakat vücudu Arap cismine benzemeyecektir.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de, Hz. İbrahim (a.s.) de Ben-i İsrail görünümündeydi, Hz. Musa (a.s.) da Ben-i İsrail görünümündeydi, Hz. Yusuf (a.s.) da Ben-i İsrail görünümündeydi. Bütün Peygamberlerde aynı görünüm vardır, aynı yapı; Avrupai görünürler, Avrupai bir yapı vardır. Arapların ayrı bir görüntüsü vardır, kendine has bir görüntüsü vardır. Bunu söyleyemiyor. “Mübarek lisanında ve dilinde bir ağırlık, tutukluk olacaktır.” Zaman zaman oluyor bu. Hz. Musa (a.s.)’da da var bu, heyecanlandığında dilinde tutulma oluyor. Şimdi Cübbeli’nin böyle kendince taktik yapıp da, mesela diyor; “eti çok hafif,” yani güzel, cildi güzel. Böyle yani sertleşmiş, katılaşmış bir cilt değil. Parlak, hoş bir cildi var Mehdi (a.s.)’nin. Yani alışılmış, klasik, yani yaşıyla orantılı olmayan bir cilde sahip. Yoksa çocukta da cilt güzeldir ama orada ilginç olan Mehdi (a.s.)’nin yaşının ileri olmasına rağmen cildinin güzel olmasıdır, şaşırtıcı olmasıdır. Yoksa çocuğun cildi çok daha güzel, yumuşak olur. Ama ileri yaşlarda bir insanın cildi sertleşmeyip, yani dokusunda ve et yapısında bir sertleşme olmayıp, aynı nezafeti devam ettiriyorsa, aynı güzelliği devam ettiriyorsa bu harikadır. “İnsan tenine dokunduğu zaman mübarek etinin hafifliğini hissedecek” diyor. “Zaten Allah dostlarının alametlerindendir, "derileri ve kalpleri Allah’ın zikriyle yatışır." Kuran ayeti var.” Doğru söylüyor. “Derilerinin yumuşama vakti gelmedi mi?” diyor Allah. Hakikaten Allah’ı çok seven insanların, dindar olan insanların ciltleri güzel olur. Bu bilinir yani, yaygındır. Peygamberlerde de bu böyledir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in cildi de öyle çok çok güzeldi. Parlak, çocuk cildi gibiydi cildi. 63 yaşında vefat etti. Saçında çok az beyazlık vardı Peygamberimiz (s.a.v.)’in. “Mehdi (a.s.) çok uzun da olmayacak çok da kısa olmayacak.”Yani orta boylu olacak. "Mübarek alnı geniştir” diyor ve bak, “ak, pak, berrak olacak.” Cildini de söylemiş, açıklamış, değil mi? Arap cildi. Araplar nasıl? Beyaz. Ama kitabında ne diyor, neredeyse zenci gibi tarif ediyor. “Çok esmer olacak” diyor. Halbuki daha önce “ak, pak” diyor işte. Ak pak ne demektir? Ak, beyaz değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR: Allah söyletiyor. Güya kendince konuyu örtbas edecek, daha da açıyor. Cübbeli'nin başka ne var yeni kasetlerinden? Siz anlatın, ben buradan şerh edeyim. Yayınlayın.
-VTR- Cübbeli Hz. Mehdi (as)’ı Görmek İçin Allah’a Dua Ediyor
ADNAN OKTAR: Müslümanların zelil olması ne demektir, perişan olması? Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir. Deccalin çıktığını gösterir. Müslümanlar zelil hale geldiyse deccal çıkmıştır. Deccal çıktıysa mutlaka Mehdi (a.s.) gelmiştir. Bak bu kadar yalvardığına göre, 570 yıl sonrası için mi dua ediyorsun sen? “570 yıl sonra gelecek” diyor. 570 yıl için mi dua ediyor bu, burada? “Bize göster, ben göreyim, Müslümanlar görsün, zelil olduk” diyor. “Acil hemen gelmesi gerekiyor” diyor, “Müslümanlar zelil oldu” diyor. Peki, bu zelil olmanın 570 yıl sürmesi mi gerekiyor senin inancına göre? Sen “570 yıl sonra gelecek” diyorsun, değil mi? 570 yıl için dua etmiyorsun ki sen. Hemen gelmesi için dua ediyorsun. Demek ki Mehdi (a.s.) gelmiş, demek ki zamanı. Niye örtbas ediyorsun, niye gizliyorsun? Kim emir verdi sana, bu gizleme emrini? Başka ne var?
-VTR- Cübbeli Hz. Mehdi (as)’ın Hiç Kan Akıtmayacağını Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Bak, “kan dökmeyecektir” diyor. Hani kan dökecekti?
ALTUĞ BERKER: “Pırasa gibi doğrayacak” diyordu.
ADNAN OKTAR: Hani pırasa gibi doğrayacaktı herkesi? Hani Şiileri, Alevileri, Bektaşileri, Vehhabileri, herkesi doğruyordu hani? Hıristiyanları, Musevileri hepsini doğruyordu. Bak, ne diyorsun; “kan dökmeyecektir” diyorsun. Doğru söylüyorsun. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi bu. Ama çarpıtıyorsun, öbür konuşmanda çarpıtıyorsun. Bak, Allah söyletiyor sana. Bak “cebbar değildir” diyorsun, “kan dökmez” diyorsun. “Zorba değildir. İnsanları kıran, geçiren, sert mizaçlı değildir.” Sen ne diyorsun? “Kırıp geçirecek Mehdi (a.s.)” diyorsun, öbür konuşmanda.
ALTUĞ BERKER: “Kesecek” diyor.
ADNAN OKTAR: “Kesecek” diyor, hatta kendisini de, “beni de kesecek” diyor. Kendisinin de kesileceğini söylüyor ve “kırıp geçirecek” diyor öbür konuşmasında. Bak burada ne diyor? “Kırıp geçiren, sert mizaçlı, huysuz biri değildir. Yani hani derler ya karınca incitmez, uyuyanı uyandırmaz. Hiç böyle insanlara sıkıntı çıkarmayacaktır” diyor. Demek ki, Allah ayağına dolandırmış. Bak, Allah doğrusunu söyletmiş. “Kan dökmeyecektir” dediğin doğru, Mehdi (a.s.) kan dökmeyecektir, damla kan akıtmayacaktır, uyuyan kişiyi de uyandırmayacaktır. Dürüst olacaksın. Hatta “uyuyan kişiyi dahi uyandırmaz” diyor. Demek ki, kırma geçirmeyle ilgili videosundaki ifadesi yanlışmış. Müslümanlardan özür dilesin. “Ben sizi yanlış bilgiyle bilgilendirdim” diyecek. “Kıran, geçiren bir insan değil, bilakis halim bir insan” diyecek ve “kan da akıtmayacak” diyecek. Çünkü söylüyorsun bak, “kan dökmeyecektir” diyor. Öbüründe de “sel gibi kan akıtacak” diyorsun. ”İnsanlar üst üste yığılacak” diyorsun. Kuş uçacakmış üstünde, kuşun ömrü yetmeyecekmiş insan cesetlerinin üstünden geçmekten. Mehdi (a.s.) o kadar kan akıtacakmış. Kardeşim, tam dürüst ve samimi konuş. “Kan dökmeyecektir” dediğine göre, hadisten aldığına göre doğru olan bu. Öbürünü yanlış söyledin, Müslümanları yanlış bilgilendirdin, doğru söylemedin. Başka ne var konuşmalarından?
-VTR- Cübbeli Hz. Mehdi (as)’ın Türk İslam Birliği’ni Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Evet, bak şimdi Cübbeli ne diyor? “Müslümanlar ne kadar tedirgin, ne kadar yalnız ve ne kadar sıkıntılı, değil mi?” Bütün dünya Müslümanları için söylüyor. “Afganistan kaynıyor, elli tane Müslüman şehit oldu, bomba attılar” diyor. “Afganistan’da da aynı şekilde” diyor, “dünya kaynıyor” diyor. “Irak kaynıyor, Müslümanları birbirlerine düşürdüler, bütün Müslümanları.” Alevi, Sünni, Vehhabi ayırdılar, birbirlerine düşürdüler. “Ama Hz. Mehdi (a.s.) geldiğinde Müslümanlara yeniden eski nimetlerini, bolluklarını, ülfetlerini, tanışmalarını, görüşmelerini, kaynaşmalarını, muhabbetlerini geri getirecek” diyor. Şimdi sen deccali saymışsın işte bak. “Bütün Irak kaynıyor” diyorsun, “bütün Afganistan, bütün İslam alemi, dünya kaynıyor” diyorsun. Dünyayı kim kaynatıyor? Deccal kaynatıyor. Demek ki deccal çıkmış. Müslümanların camisini kim bombalıyor? Deccaliyet bombalıyor. “İslam aleminin mahvolduğunu” söylüyorsun, “perişan olduğunu” söylüyorsun. Bu ne zaman oluyor? Deccal devrinde oluyor. Peki, sen diyorsun ki; “570 sene var Mehdi (a.s.)’nin çıkmasına.” 570 sene Müslümanlar bu çileyi nasıl kaldırsın? Mahvedeceksin Müslümanları. Bu az mı geliyor, 570 sene? Bir yüzyıl daha bombalayacaklar, bir yüzyıl daha bombalayacaklar, bir yüzyıl daha, bir yüzyıl daha. Bak, 570 yıl Müslümanları bu faciayı seyretmeye davet ediyor Cübbeli. “Sadece seyredin” diyor. “Deccal geldi ama Mehdi (a.s.) gelmedi” diyor. “570 yıl sürüneceksiniz siz” diyor.
ALTUĞ BERKER: Kitap çıkardı, “gelmeyecek” diye.
ADNAN OKTAR: Evet, “gelmeyecek” diyor.Bak, “Afganistan, bütün dünya kanıyor” diyor “Irak kanıyor, Müslümanları birbirine düşürdüler” diyor, deccaliyet. “Peki biz ne yapalım?” diyoruz “570 yıl bekleyeceksiniz” diyor. Kardeşim, deccal geldiyse Mehdi (a.s.) de gelmiştir, niye gizliyorsun? Sana bu emri kim verdi, bu gizleme emrini? Bak, “Mehdi (a.s.) geldi, Müslümanlara yeniden eski nimetlerini, bolluklarını, ülfetlerini, tanışmalarını, görüşmelerini…” Demek Müslümanlar tanışmıyorlar, görüşmüyorlar, kaynaşmıyorlar. Bunu sağlayacak Mehdi (a.s.). Deccaliyet ne yaptı? Görüşmelerini, tanışmalarını, kaynaşmalarını engelledi Müslümanların. Bak, “kafirliğin zulmü bitecek, İslam’ın adaleti belirecek.” Kafirliğin zulmü varsa, niye “570 yıl sabredin” diyorsun Müslümanlara? “Var gücünüzle mücadele edin” de. “Allah rızası için İttihad-ı İslam’ı isteyin” de. “Müslümanların birliğini isteyin” de. Madem Müslümanlar parçalanmış, “birlik olalım” de.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR:Sen ne diyorsun? “İran’ı Allah helak etsin, Allah belasını versin İran’ın” diyorsun, değil mi? Vehabileri, Şiileri, Bektaşileri, Alevileri Mehdi (a.s.) gelip doğrayacak” diyorsun. Hani İslam kardeşliği? Hani Müslümanları birleştirecektin sen? Değil mi? “Doğrayacak, kesecek” diyorsun, hatta kendisini de keseceğini söylüyor Mehdi (a.s.)’nin. Bu nasıl bir İslam inancı? Öbür konuşmasında diyor ki; “Mehdi (a.s.) kan akıtmayacak” diyor. Burada da diyor ki, bambaşka. İşte öbür konuşmasında da “Mehdi (a.s.) kırıp geçirecek, darmadağın edecek” diyor. O da diyor ki; “kırıp geçirmeyecek” diyor. Aynı kelime bak, birinde “kırıp geçirecek” diyor, öbüründe de “kırıp geçirmeyecek” diyor. Birinde diyor ki; “sel gibi kan akıtacak” diyor, öbüründe “kan akıtmayacak” diyor. Allah ayağına dolandırıyor bak, bunları unutmuş, bu konuşmaları, haberi yok, ne konuştuğundan haberi olmuyor ve hizmet ediyor İslam’a, Kuran’a. Ve talebem oldu; istese de, istemese de. Başka var mı konuşmaları, hepsini dinleyelim, sıradan göster.
-VTR- Cübbeli Hz. Mehdi (a.s.)’ın İslam Ahlakını Dünyaya Hakim Edeceğini Anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Bak, “İslam bütün dünyaya hakim olacak” diyor. Peki, niye istemiyorsun bu yüzyılda? “Ya Rabbi! 570 yıl olmadan, bu yüzyılda İslam dünyaya hakim olsun” de. Dua ettir Müslümanlara. “Yok, böyle dua etmeyin sakın, çıkmayacak Mehdi (a.s.), emin olabilirsin. Bir dahaki yüzyılda da çıkmayacak, bir dahaki yüzyılda da çıkmayacak, 570 yıl sonra çıkacak” diyor. Osman Ünlü de çıkıyor, öbürü de, bunun akıl hocası, o da; “bin yıl sonra” diyor, 570 yılı o çok fazla görüyor, yani fazla yakın görüyor. “O bin yıl sonra” diyor, yani bin yıl Müslümanlar böyle sürünecekmiş, perişan olacakmış. “Bütün İslam alemi kaynıyor, her yer perişan” diyor, “kan revan içinde, mahvoldu Müslümanlar, bölündü, birbirlerine düştüler” diyor. “Deccal çıktı” diyemiyor. Peki çözüm? “Çözüm yok” diyor. Çözüm, “Allah`a dua et” diyorsun, “İttihad-ı İslam için,” “onu da yapmam” diyor. “Türk-İslam Birliği için, İslam aleminin birleşmesi için dua et” diyorsun, “kesinlikle ona yanaşmam” diyor. “570 yıl böyle bekleyeceksiniz” diyor. Devam edin.
-VTR- Cübbeli: Allah Hz. Mehdi (as.)’ı Bir Gecede İlim Sahibi Kılar
ADNAN OKTAR:Bak, diyor ki; “hocalardan eğitim almamış” diyor. Hocalardan eğitim almıyor.“Öyle zahirde görünen de bir ilmi yok” diyor. Yani “Arapça bilmez” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadiste. Ama Vehbi ilme sahip, Ledün-i ilme sahip, Allah özel ilim veriyor. Mehdi (a.s.)’nin vasfı bu. Yani, mesela tecvitle Arapça okumak yahut mesela Arapça ilmine vakıf olmak, böyle bir konusu yok Mehdi (a.s.)’nin. Medrese eğitimi de almış değil. Başka bir videosunda da bunu söylüyor, medrese eğitimi almış değil. “Herhangi bir tarikata da bağlı değildir” diyor. “Çünkü Mehdi (a.s.) olamaz o zaman, bağlı olsa zaten” diyor. “Herhangi bir tarikata bağlı değil” diyor. “Allah’ın halifesi o” diyor, değil mi? Açıkça söylüyor. O, videosu var mı? Şimdi anlattığım videosu?Onu da göstert.
-VTR- Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın Hiçbir Tarikata ve Şeyhe Bağlı Olmayacağını Anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Bakın tarif ettiği, anlattığı kişi doğru, yani bütün anlattıkları doğru. Ama Allah ayağına dolandırmış, haberi yok. Mesela bilse, bu konuşmaların hiçbirini yapmazdı. Mehdi (a.s.)’nin kişiliğiyle ilgili anlattıkları, olayları falan, hepsi doğru. Ama çarpıttığı, tam tersini söylediği kısımları almadık. Sadece doğru söylediği kısımları aldım ve bak, elinde olmadan Allah onu İslam`a hizmet ettiriyor.
ALTUĞ BERKER: Tabii, vesilenizle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii, bilse tek kelimesini bunların söylemezdi Allah-u alem. “Resulullah (s.a.v.) halka geldiğinde, halk taşlara, kaya parçalarına ve tahta parçalarına tapıyordu.” Resulullah (s.a.v.) zamanında. Uzun bir hadis var, Cafer Sadık (a.s.) söylüyor; “Ama Kaimimiz (Hz. Mehdi (a.s.)) kıyam ettiğinde (zuhur ettiğinde), halk Allah’ın Kitabını kendilerine göre yorumlayarak onu delil olarak gösterecekler.” Yani “sahtekar bazı hocalar Kuran’ın hükmünü değiştirerek, dilini eğip bükerek, "Allah böyle diyor" diyerek, Kuran’da olmadığı halde öyle gibi gösterip Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele edecekler” diyor. Bakın 1300 sene, 1400 sene öncesinden Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bildirdiği gerçekler bunlar. Bak, “Kaimimiz (Hz. Mehdi (a.s.) kıyam ettiğinde (zuhur ettiğinde), halk,” yani “cahil insanlar, Allah’ın kitabını kendilerine göre yorumlayarak, onu delil olarak Mehdi (a.s.)’ye karşı gösterecekler” diyor. Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadelede. Yani “çarpıtacaklar” diyor. Yani dil eğip bükme. Kuran’da ona ‘dil eğip bükme’ deniyor, yani Kuran’ın doğru ve samimi açıklaması değil, çarpıtılmış, bambaşka bir anlam yüklenmiş, imalarla ortaya çıkarılmış helaller, haramlar ortaya çıkaracaklar. Bu kastediliyor.
İmam-ı Sadık, Caferi Sadık (a.s.)’dan hadis, “(Hz. Mehdi (a.s.)’nin) kaybolduğu dönem, aleni olarak ortaya çıkışından önceki dönem) uzun olduğu için, yalnızca tek bir grup kararlı kalacak ve başka bir grup "henüz doğmadı" diyecek. Başkaları diyecekler ki "doğdu ve öldü." Diğerleri, "imam başkasının vücudunda yeniden geldi ve konuşuyor" diyerek günaha girecekler.” (Müntekab-ül Ezhar, s. 260 ve Kemalüd-din, cilt. 2, bölüm 34, 51. Hadis) Hocayı çıkarttık ya bir tane, “başkasının vücuduna girdi Mehdi (a.s.)” diyor, duydunuz, değil mi? Bak, 1300 sene öncesinden, 1400 sene öncesinden Peygamberimiz (s.a.v.) bildiriyor böyle adamların çıkacağını. Bu çok büyük bir mucize. Bak, “"imam başkasının vücudunda yeniden geldi ve girdi" diyecekler ve "bu şekilde konuşuyor" diyerek, günaha girecekler” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Adam da aynısını söyledi bak, gördünüz. Mehdi (a.s.)’nin bir başka insanın vücuduna girdiğini söylüyor.
ALTUĞ BERKER:“Felç gibi” diyor.
ADNAN OKTAR:“Felç gibi” diyor. “Başka bir grup "henüz daha doğmadı" diyecek” diyor, Cübbeli gibi. Bak Cübbeli “henüz doğmadı” diyor. “570 yıl var” diyor. “Başkaları diyecek ki "doğdu ve öldü."” Mesela “şu alimdi, şu kişiydi, doğdu, öldü, Mehdi (a.s.) bitmiştir, artık Kıyameti bekliyoruz.” “Küfür” diyorsun, “Müslümanları mahvediyor.” “Olsun, bekleyin, bir şey olmaz” diyor. Seyredeceksin, sadece televizyonlardan seyredin” diyor, “ezsinler Müslümanları” diyor. Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) çıktığında, insanların imamlarıyla aralarında bir postacı olmayacak. Hz. Mehdi (a.s.) onlara (dünyaya) kendi mekanından seslenecek,” kendi bulunduğu ortamdan seslenecek, “onlar da konuşmasını dinleyecek, hatta onu görecekler.” (Müntekab-ül Ezhar, s. 483) Bakın 1400 sene öncesinden Peygamberimiz (s.a.v.) bildiriyor. “Mehdi (a.s.) bulunduğu mekanla beraber görüntüsü her yerde belirecek” diyor, televizyonu açıkça söylemiş olmuyor mu böyle?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani “bütün insanlar seyredecek, dünyanın her tarafında onu seyredecekler” diyor. Bakın hatta ziyadesi var, bak diyor ki, Müntekab-ül Ezhar isimli eserin, sayfa 483’te, Peygamberimiz (s.a.v.)’den hadis; “Hz. Mehdi (a.s.) onlara (dünyaya) kendi mekanından seslenecek.” Bulunduğu yerden seslenecek dünyaya. “Onlar da konuşmasını dinleyecek, hatta onu görecekler.” Hem radyo, hem televizyon, hem internete, 1400 sene öncesinden Peygamberimiz (s.a.v.) açıkça işaret etmiş. Çok net. Evet, bunlar yeni hadisler, onun için. Men La Yehzuruh’ul-Fakih, c. 1, s. 269; “Onlar Peygamber (s.a.v.)’i görmemişler,” Mehdi (a.s.) talebeleri, “ve İmam da (Hz. Mehdi (a.s.) de) onlardan gizlidir. Bununla birlikte onlar beyaz sayfalara nakş olunmuş siyah hatlar vasıtasıyla iman ederler.” Yani kitaplar, “Mehdi (a.s.)’nin hazırlayacağı kitaplar vesilesiyle iman edecekler” diyor. “Mehdi (a.s.)’yi bilemeyecekler” diyor, talebeleri, yani alamet olmadığı, yani bir açık vahiy olmadığı için bilmeyecekler. “Peygamber (s.a.v.)’i de görmemişler” diyor, “fakat kitaplar vasıtasıyla, okudukları kitaplar vasıtasıyla iman edecekler” diyor.
“Hz. Mehdi (a.s.)’nin delilleri,” yani gösterdiği ilmi deliller, artık neyse o, bilimsel her türlü delil, fotoğraf olabilir, harita olabilir, her şey, “delilleri,” fosil de olur, başka belgeler de olur, hepsi. Bak, “Hz. Mehdi (a.s.)’nin delilleri bütün insanlar üzerinde galip gelecek,” bütün dünyaya galip gelecek, yani “onun gösterdiği delillere karşı koyamayacaklar” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “(Etkili olacak, hakim olacak) ve kimsenin ona karşı getirecek bir gerekçesi,” delili, “(nedeni) olamayacaktır.” Yani meydan okuyacak, diyecek ki; “varsa deliliniz getirin” diyecek, “getiremeyecekler” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Hiçbir delil gösteremeyecekler” diyor. (Kitab-ül Gaybet, [Bihar-ul Envar, cilt 51], Ansariyan Yayıncılık, Derleyen: Muhammed Bakır el-Meclisi, İran-Kum, 2003, s. 70)
“Dikkat edin, o zaman” diyor, “Mehdi (a.s.) gelişinin yaklaştığı zamandır.” “Dikkat edin, o zaman aramızdan çıkmış olan (Hz. Mehdi (a.s.)), bu en zor zamanlarda aydınlık bir ışıkla onları aşacak.” Yeni bir hadis bu.
“Ona (Hz. Mehdi (a.s.)’ye) imameti veren, ona ilim ve kitaplar verecek ve onu kendi başına bırakmayacak.” Kim bu gücü veren? Allah.
ALTUĞ BERKER:Allah.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Bak, Cenab-ı Allah, “ona (Mehdi (a.s.)’ye) imameti veren Allah, ona ilim ve kitaplar verecek ve onu kendi başına bırakmayacak.”
“Yüce Allah’ın Kitabı hakkındaki bilgisi,” yani “Kuran hakkındaki bilgisi, “ve O’nun elçisinin (s.a.v.) sünneti, Mehdimiz (a.s.)’in kalbinde bir bitkinin en güzel bir şekilde büyüyüp yetişmesi gibi gelişir.” Yani “Allah onun kalbinde o ilhamı, o bilgiyi, o delilini ona verecek” diyor, inşaAllah.
“İmam Muhammed Bakır şöyle buyurmuştur: "Kaimimiz kıyam edince"” yani ortaya çıkınca, belirince, “onlarla konuşmak istediğinde,” halkla, insanlarla konuşmak istediğinde, “duyarlar,” Mehdi (a.s.)’yi duyarlar, “ve kendi mekanında olduğu halde onu görürler.” Bu da başka bir rivayet.
“Dünyayı fitne ve düşmanlık sardığında,” yani deccal çıktığında, “her yer zulüm, fesat ve yağmalamayla dolduğunda,” Cübbeli diyor ya; “her yer fesatla doldu, zulümle doldu, düşmanlıkla doldu” diyor. “Dolduğunda,” Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor bunu bak, “dalalet ve inhiraf,” doğru yoldan saptıran, “küfür kalelerini yıkmak, karanlık ve taş kalpleri tevhid,” Allah’ın birliği ve tekliği ve “insaniyet ve adalet nuruyla aydınlatmak için Allah büyük ıslahatçısı Mehdi (a.s.)’yi gönderecektir.” (El-Mehdiyy-il Mev'ud, c. 1, s. 310) “Mehdi (a.s.) döneminde halk kitlesinin akıl gücü temerküz bulacak.” Yani “akıllarını başlarına toplayacaklar” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Hz. Mehdi (a.s.) Allah’ın teyidiyle insanların aklını olgunlaştıracak,” yani akılların olgunlaşmasına sebep olacak, “ve herkeste bir aydınlık meydana getirecektir.” (Usul-u Kafi, c.1 Kitab’ül Akl, Hadis: 21) Yani “kafaları aydınlanır, ferahlayacaklar” diyor, inşaAllah. Bunu daha önce okumuştum ama bir daha okuyorum; “Hz. Mehdi (a.s.) döneminde fitne ve kavga ateşi sönecek.” Yani anarşi, terör yok. “Zulüm ve gece baskını,” gece baskını, değil mi? İnsanlar çok bizar oluyor; gecenin ikisinde, üçünde evlerinden alınıyorlar, “gece baskını ve yağmalama adeti kalkacak. Savaşlar yok olacak.” (El Mehdiyy-İl Mev’ud, c:1, sf. 264) “Bunun tamamını durduracak” diyor, Mehdi (a.s.).
ALTUĞ BERKER:Dün söylediğiniz bir şeyi hatırlatmak istiyorum, inşaAllah. “Dünyadaki bütün sıkıntının kaynağı, Kuran’a ilave yapılmasından ve çıkartma yapılmasından kaynaklanıyor” dediniz. “Bütün acının, belanın sırrı burada. Hurafe de ayrı bir beladır. Halbuki insanlar Kuran’a göre yaşasalar çok mutlu olacaklar, acayip rahat edecekler, Allah dünyanın mutluluğunu onun üzerine bağlamış, yani gelen hak kitaba uyulmuş veya uyulmamış. Mesela Hz. Musa (a.s.) devrinde de uymadılar, çok acı çektirdi Allah, kırk yıl çölde gezdiler. Hz. Musa (a.s.) devrinde de sapkınlar vardır, onların yaptıkları hatalardan halk da etkilendi. Hz. Musa (a.s.)’ya samimi olarak iman edenlerin sayısı çok azdı ama bu yüzyılda Kuran’a uyacakları için çok rahat edecekler insanlar” dediniz hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Doğru. Son zamanlarda, özelikle bu yüzyılda birçok sapkın insan çıktı, dine ilave yaptılar, Ya vahiy geldi diyerek ilaveler yaptılar; Hindistan’da var, Pakistan’da var, Türkiye’de var, Avrupa’da var, Amerika’da var, bir çok sapık var öyle. Hepsi Peygamberlik iddiasında, “bana yeni kitap geldi” diyor, “yeni Allah’ın hükümleri geldi, ona uyun” diyor. Kimi kafasına bir şey sarıyor, kimi kafasına bir torba gibi bir şey geçiriyor falan, böyle tam soytarı takımı yani ve “Kuran bize yetmiyor” diyorlar özetle, yani “Kuran bize yetmiyor.” Allah da diyor ki; “size sadece Kuran’dan soracağım” diyor. “Kuran’dan sorgulanacaksınız Ahirette” diyor. Onlar da “Kuran bize yetmiyor” diyorlar ve yahut hurafeler ilave diyorlar. Akıl almaz hurafeler, ve insanlarda ondan bizar oluyorlar tabii, bambaşka bir din meydana geliyor. İnsanları İslamiyet’ten, Kuran’dan soğutuyorlar, Allah vermesin. Yani yepyeni bir hayat şekli ama hayatı öldürmüş bir hayat şekli. Yani gülmek yasak, konuşmak yasak, yemek yemek yasak, oturmak yasak, her şey yasak.
Canlılar Dünyası
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...