SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar TV, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo aynı zaman da www.HarunYahya.Tv internet sitemizden devam ediyoruz. Buyurun hocam.
ADNAN OKTAR:Efendim. “Selamün aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Hocam” diyor “Muhammed Adnan Hocam deminki sorum için çok mahcup oldum. Bilezmesiniz yanaklarım utancımdan kızardı. Benim yaşım 20 olduğu için ilmim olmadığı için yazdım sizden inşaAllah faydalanırım diye. Hatta Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri bizlere tavsiye etti. Sizlere Mehdiyet konusu hakkında bilgi almamız için, o konuda bilgilenmemiz için. Anladım ki rüyamız şeytani rüya. Dua ediniz ki inşaAllah ilmimiz artar. Allah daima razı olmuş dostlarından oluruz, inşaAllah. Şeyhimizin inşaAllah himmetiyle.” Ahmet Yasin hocamızın inşaAllah himmetiyle ve Şeyh Nazım hocamızın himmetiyle, inşaAllah. “Sizlerin dualarınızı ve diğer mümin kardeşlerim bana dua etsinler. Ellerinizden edeple öperim, haddimi aştıysam özür dilerim inan ki çok utandım. Soruyu keşke sormasaydım” diyor. Soruyu mutlaka hayırla sormuştur bir kere. Öyle bir şey olmaz. Utanacağı da bir şey yok gayet doğru, samimiyetle yazmış. Biz doğrusunu anlatıyoruz. Rüyası şeytani değil, yorum şeytani olur. Eğer bir kişiye biz Mehdi (a.s) olduğunu, rüyada gördüğün kişi Mehdi (a.s)’dir, tabii ki bak sana Allah vahiyle bildirdi dersek, bu şeytani olur. Ama rüyasında insanın sevdiği bir kişiyi görmesi güzel, muhabbetini artırır, sevgisini artırır. O sevdiğine dair alamettir. Ona saygısına dair alamettir. O anlamda güzel, ama Mehdilik teşhisi için olursa, bu şeytani olur. Yani bana vahiy geldi ben de teşhis koydum, demek ki bu kişi Mehdi (a.s)’dir derse, bu şeytani olur. Ama rüyasında görmüştür hüsn-ü zan etmiştir o güzel, o sevgi alametidir. İnsan sevdiğini rüyasında görür, çok güzel o. Muhabbete vesiledir. Yorumda şeytani olmaktan kaçınacağız, inşaAllah. Yani vahiy hükmünde değildir. Sevgiyi gösterir o kadar. Dolaysıyla Ahmet Yavuz rahat olabilirsin, seni de çok seviyoruz. Üslubun da çok güzel, inşaAllah. Ama rüyayla yönlenmek çok tehlikeli olur. İşte rüyamda gördüm şunu şöyle yapmam gerekiyor, olmaz. Rüyasında insan çok sevdiğine çok ters davrandığını görebilir, kötü konuştuğunu görebilir, yahut çok kötü bir insanı iyi olarak görebilir. Veyahut normal bir insanı, ne bileyim olağanüstü görebilir. Bunların hiç biri vahiy hükmünde olmaz. Bak kötüyü iyi görebilir, iyiyi de kötü görebilir. Yahut iyiyi de iyi görebilir, normal görebilir. Rüyayla hareket etmeyeceğiz. Rüyayla bir şeye karar vermeyeceğiz. Bundan vazgeçeceğiz, çünkü vahiy hükmünde olmadığına kesin kanaatimiz gelecek. Vahiy Kuran’dır. Kuran’ın dışında vahiy yok, inşaAllah. Haklı mıyım ?
SUNUCU 3:Haklısınız hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Berker’im ne anlatmak istiyorsun?
ALTUĞ BERKER:Hocam. Yeni Asya’dan Ali Ferşatoğlu’nun bir yazısı vardı bugün, şöyle diyor: “Tüm Müslümanlar’a ve tüm Müslüman cemaatler hüsn-ü zanla ve iyi niyetle yaklaşmak gerektiğine dair yazmış yazısını. Müslümanların ya da cemaatlerin de hatalarının olabileceğini, ancak Hak yolda gayret ediyorlarsa, asıl önemli olanın bu olduğunu ve cemaatlerin birbirine düşmanlıkla yaklaşmalarının hata olduğunu” söylemiş hocam.
ADNAN OKTAR:Çok güzel söylemiş. Artı, dost olmaları gerekir. Ama alenen küfre gidiyorlarsa, uyaracağız tabii. Delalete düştüyse, küfre düştüyse, uyaracağız, ama düşman olmayız, şefkat duyarız, acırız, kurtarmaya çalışırız.
ALTUĞ BERKER:Hocam, enteresan bir yazı vardı Mehmet Tezkan’ın Milliyet’ten. Tuncay Özkan’ın zamanı savunan yazılar yazıyor Mehmet Tezkan. Ancak Silivri Cezaevi’nde yeni kurduğu partinin başkanlık divan toplantısı yapmasının abartılı bir rahatlık olduğunu ve bu durumu kendisinin bile açıklayamayacağını yazmış hocam.
ADNAN OKTAR:Nasıl olmuş? Bir daha söyle bakayım.
ALTUĞ BERKER:Hocam Silivri Cezaevi’nde Tuncay Özkan’ın Yeni Parti diye başkanı olduğu parti var. On iki kişi partili, masanın etrafında toplanmışlar Tuncay Özkan başkanlığında, parti seçim çalışması yapmışlar Silivri Cezaevi’nde.
ADNAN OKTAR:Allah Allah. İki bin on yılında böyle olayları görüyoruz.
ALTUĞ BERKER:Diyor ki hocam; biri çıkıp bu ne biçim tutukluk derse, ne mağduriyeti, parti çalışmasına bile izin verildi derse, diyor hocam yazar.
ADNAN OKTAR:Orada bari gazozlu kokteyl falan verseydi. MazAllah bir Müslüman yapmış olsa, dindar, muttaki birisi yapsa, yeri-göğü birbirine katarlardı. Baksana adamcağız bayağı rahat. Tuncay Özkan, zamanında biz gözaltındayken 1999’da, efendim, naklen yayın vardı bunun kanalında. Konuşma yapıyoruz, polis işkenceyle ifade alıyor, ertesi gün gazetelerde. Bu nasıl şeydir böyle? İşkenceyle adama ölüm tehdidi altında her şeyi söyletirsin sen. Canını kurtarmak için mubahtır, ne diyeceksin. Sen çete misin, diyor. Ne diyeceksin? Değilim mi diyeceksin gözaltında işkence görürken. Tabii ki çeteyim diyeceksin ki, yakayı kurtarasın. İşte falanca falancaya diyor tecavüz ettin mi? Ettim diyeceksin, ne diyeceğim? Kurtuluş için o, başka çözüm yok. Bunu naklen yayınlarsan orada olmaz.
ALTUĞ BERKER:Hocam siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Aynı zamanda o evraklar daha savcıya gitmemişti, daha bir hafta gözaltında kaldık. Daha savcıya gitmeden evraklar ve biz, yayınlanıyordu Tuncay Özkan’ın Kanal D’sinde. O bir suç teşkil ediyordu o zaman, inşaAllah.
Hadi Uluengin’in bir yazısı vardı hocam onunla ilgili olarak. Batının bir Müslüman soykırımına hazırlandığı yönündeki görüşlerine İslami basının zaman zaman yer verdiğini, ancak bu görüşün batıya karşı saplantı haline gelen nefret içgüdüsünden kaynaklandığını, böyle bir durumun olmadığını yazmış hocam.
ADNAN OKTAR:Ne demek bu, ne demek istiyor?
ALTUĞ BERKER:Batı Müslüman soykırımına hazırlanıyor, diye böyle bir şey var diyor. Olmayan bir şeyi söylüyor Müslümanlar, diyor.
ADNAN OKTAR:Hadi Uluengin. Böyle bir hayal mi kuruyorlar Müslümanlar, diyor. Allah Allah, o zaman Irak’ta konfeti falan attılar bizim haberimiz yok. Bomba değil, havai fişek atılmış, orada düğün yapılmış Irak’ta. Yüz binlerce insan şehit edilmemiş, bize öyle gelmiş, gazeteler yalan yazmış. İyi oldu, bizi aydınlattı. Biz de orada adam şehit edildi zannettik. Böyle evler yıkıldı, bombalandı. Bağdat yanıyor falan, demek ki film sahnesiymiş, yanlış görmüşüz. Irak da biz işgal edildi zannediyorduk, binlerce, on binlerce insan şehit edildi zannediyorduk, bak bu da yalanmış, çok memnun olduk Hadi Bey açıklığa kavuşturdu. Nereden çıkarıyoruz biz bombalamayı falan? Asıp-kesme, yokmuş demek ki böyle bir şey. Katliam da yokmuş. Kulak kesme, ağız, burun kesme, camiinin içinde adam tarama sahneleri, filmmiş demek ki onlar, film sahnesiymiş. Bizi aydınlattı iyi oldu, teşekkür ederiz. Uyuyor bu adam, ne dediğinden haberi yok. O herhalde briç salonlarında falan, birahanelerde öyle ufuk açmış. Katliam daha nasıl olur? Bombalama nasıl olur? Kitle katliamı daha nasıl olur? Bunun üstüne anlatsın bize başka ne olabilir, geriye ne kaldı ki. Tir tir titriyor Müslüman alemi. Her yerde kan revan var. Doğu Türkistan’da 30 milyon insan şu an kayıp, şehit edildi. Genç kızları Kızıl Ordu’nun genel evine gönderiyorlar Doğu Türkistan’da, yüzlerce, binlercesini birden. Hadi, bak ismiyle de bağlantılı değil. “Hadi” Allah’ın hidayetine vesile olan anlamındadır. “Hadi” Allah’ın isimlerindendir. İsmiyle de mutabık değil üslup.
ALTUĞ BERKER:Doğru hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii. Aklını başına alsın. Ne konuştuğundan haberi yok. Ben ona bazı resimler göndereyim, belgeler göndereyim biraz kafası aydınlansın. Cübbeli’nin Hürriyet şubesi gibi bak, o da bir şey yok diyor. Nereden çıkartıyorsunuz, diyor. Hiçbir şey yok, diyor. Hiçbir şey yokmuş, biz film seyretmişiz. Efendim Allah akıl fikir versin, hidayet versin. Kaç yaşında bu?
ALTUĞ BERKER:Bakayım mı hocam?
ADNAN OKTAR:Bak bakalım. Ben şimdi sana teşhis koyacağım.
ALTUĞ BERKER:Hocam şöyle önemli bir şey söylemiştiniz. “Ne kadar karaktersiz varsa, ne kadar cibilliyetsiz varsa, şeytanın ilkahsıyla her şeyi bırakıp Hz. Mehdi (a.s)’ye yönelecek, müthiş bir saldırıya geçecekler. Kuran bize gösteriyor. Peygamberler’e nasıl saldırılıyorsa, Hz. Mehdi (a.s)’de bütün Peygamberler’in özeti olacak. Hz. Yusuf (a.s)’a tecavüz suçu atıldı, 7 yıl hapiste tutuldu. Hz. Mehdi (a.s)’ye de Hz. Yusuf (a.s)’da olduğu gibi cinsellikle ilgili iftiralar atılacaktır. Küfür cinsellikle ilgili iftiralar atar. “Bu apaçık bir iftiradır demeniz gerekmez miydi” diyor Allah ayetinde. Hem cinsellik üzerine iftira atılır. Küfür hep buradan vurur. Deccaliyet’in silahıdır bu. En vurucu silahıdır bu. Hz. Mehdi (a.s)’ye de bu yönden yaklaşacaklar, bunu anlıyoruz” dediniz hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim her şeyde bu kendini hissettiriyor. Mesela, neyse anlatacaktım başka şeyler ama söylemeyim. Fakat İttihad-ı İslam olmadan Müslümanlar’ın huzuru yok, bunu bilecekler. Ama Başbakan’ın üslubu çok iyiydi. Geçen günkü üslubu da çok güzeldi, bugünkü üslubu da çok iyi. Bu korkaklar, çekingenler, bak artık Başbakan bile söylüyor, değil mi? Ki hükümet, laik devletin laik Başbakan’ı bile bunu rahatlıkla söyleyebiliyor, insaf. Sadece diyecekler ki, Yarabbi bize İttihad-ı İslam’ı nasip et, İslam Birliği’ni nasip et, bunu diyecekler. Bunu diyemiyorlar, bunu dedirteceğiz, inşaAllah Allah’ın izniyle.
ALTUĞ BERKER:Hocam 59 yaşındaymış Hadi Uluengin. Daha evvelde Aydınlık Dergisi’nin Brüksel temsilcisi.
ADNAN OKTAR:Nasıl Aydınlık? Şimdi olay aydınlandı. Bak Aydınlık olayı aydınlattı. 59. Nedir anlat?
ALTUĞ BERKER:FilistinZulmü.com gösterdiğimiz internet sitesi ekranda kalmıştı hocam.
ADNAN OKTAR:Kim bu yakışıklı?
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah, hocam, aslan.
ADNAN OKTAR:Bana çok benziyor. Kardeşim ben anlamıyorum. İttihad-ı İslam olsa da, bayram yapsak ne kaybederiz? Bunun mahsuru nedir? Kime bir zorluk çıkaracak bu ben anlayamadım. Kardeşim özgürlük, sevinç, neşe, bilimde, sanatta alabildiğince ilerleme, sınırlar kalkmış, üzerimizdeki zincirler kalkmış, güvenlik gelmiş daha ne istiyorsunuz? Ne güzel. Bu çocuklara da düğün bayram, herkese bayram. Hayır kardeşim, komünist de bir bacaklarını uzatır, rahat eder. Onlar da korku içinde yaşıyorlar, ızdırap içinde yaşıyorlar, herkes rahat eder. Çünkü Allah ‘Rahman ve Rahim’ ismiyle tecelli edecek Mehdi (a.s)’de bakın. Allah’ın ‘Rahman ve Rahim’ ismi tecelli ediyor. Allah ‘Rahim ve Rahman’ ismiyle tecelli etti mi, dünya Cennet’e döner adeta. Çok büyük bir rahatlık ve güzellik. Millet inşaAllah Mehdiyet’in adaletini, şefkatini, merhametini, dürüstlüğünü, kardeşlik anlayışını, korumacılığını, özgürlük anlayışını, neşe anlayışını, düğün, bayram anlayışını bir görsünler. Bütün dünya düğün salonu olacak, bütün dünya, dünyanın tamamı. Bunu bekletmenin alemi ne, mantığı ne? Bak çocuklar sıkıntıdan kimi sigara içiyor, kimi hap içiyor, kimi gece-gündüz uyuyor sıkıntıdan. Kaldıralım çoluğun çocuğun, dünyanın üzerinden şu belayı, değil mi? Şeytanın bacağını sonuna kadar ayıralım, bitsin şu çile. Silaha niye para verelim kardeşim? Dünyanın parasının %70’i silaha gidiyor, ne alaka? Afrika’yı, Pakistan’ı, Hindistan’ı, gıda ile, yiyeceklerle, ev ile, imkanlarla besleyelim, bütün dünya bir ferahlasın. Bir kendine gelsin millet. Silaha 5 kuruş vermeyiz, 5 kuruş. Bütün silah fabrikaları, televizyon fabrikası, buzdolabı fabrikası, çamaşır makine fabrikası, ona çevireceğiz inşaAllah, değil mi? Demiri, çeliği biz niye silaha harcayalım kardeşim? Niye insan ölsün? Hem de feci şekilde. Silah ne demektir? Adamı feci şekilde öldürmenin bir yolu. “Nedir bu uçağın özelliği?” diyorsun. “Acayip bombalar” diyor. “Bombanın özelliği ne?” diyorsun. “Bir tanesi 500 kilo falan bombanın” diyor. Attın mı ne oluyor? “Yerle bir ediyor binaları” diyor. Ne oluyor onun altındaki çoluk çocuk? “Ağzı, burnu parçalanıyor, bağıra bağıra ölüyorlar” diyor. Sen delirdin mi kardeşim? Senin dediğinden haberin var mı, aklını mı kaçırdın sen? O B52’lerle biz yiyecek taşıyalım. Gençleri gezdirelim havada, değil mi? Eğlensinler. Battaniye gitsin, elbise gitsin o uçaklarla. Uçaktan niye bomba atalım? Yiyecek atalım, kıyafet atalım, kitap atalım. Zorumuz ne? Niye çocuklar ölsün, niye kadınlar ölsün, niye yaşlılar, amcalar ölsün, teyzeler ölsün? Yaşasınlar, bereketlensinler, güzel olsun. Niye ülkeler, devletler yıkılsın? Mesela Rusya aziz olsun, güçlensin, Çin güçlensin ama İslam hakim olsun, adalet hakim olsun. Devletleri başımızın üzerine ama din İslam olacak. Din İslam olmadıktan sonra, bak Çin; bana resimlerini gösteriyorlar o gariplerimin, ne kadar evler biliyor musun? 1,5 metreye, 2 metre. Adam orada yaşıyor, mühendis. Karısı da mühendis, kendisi de, fotoğraflarını göstereyim size de bakın. Suratlarından düşen bin parça, bunları süründürmenin alemi ne? Çin’in toprağı mı yok? Aç kardeşim, adamlara ferah ferah, büyük evler yapalım. Güzel seccadeyi sersin, şöyle ferah ferah abdestini alsın, kafası, gözü serinlesin, Allah’a bir secde etsin. Yüzüne bir insan ifadesi, neşe ifadesi gelsin, değil mi? Beraber oturup yemek yiyelim, bir neşelensinler. Geçenlerde anlattım; bizim çocuklardan bir tanesi Çinli arkadaşını getirdi, odadan içeri girdi baktım, samimi olarak söylüyorum kanım iliğim çekildi, cin mi görüyorum acaba dedim? Bir acayip, ruh yok yüzünde hiç, insanlıktan çıkmış. Mahvetmişler, insana benzemiyor açıkça söyliyeyim. Hakaret olarak söylemiyorum da, insana benzemiyor, mahvetmişler. Öyle insan olur mu? Hal hatır soracak, candan olacak, konuşacak, değil mi? Espri yapacak, gönül alacak, sevgi dolu bakacak. Robota çevirmişler insanları, mahvetmişler. Bunları ortadan kaldıracağız, inşaAllah. Kanım iliğim çekildi derken tabii biraz da abartıyorum, şaşırdım, irkildim, o anlamda.
ALTUĞ BERKER:Amerika 400 milyar dolar harcıyormuş hocam silah savunmaya.
ADNAN OKTAR:400 milyar dolar.
ALTUĞ BERKER:Amerika’da 12 milyonu çocuk, 31 milyon insan açlık sınırındaymış.
ADNAN OKTAR:Bir daha söyle.
ALTUĞ BERKER:400 milyar dolar silah savunma giderlerine harcıyor Amerika. Ve Amerika’da 12 milyonu çocuk olmak üzere, 31 milyon insan açlık sınırındaymış.
ADNAN OKTAR:Bak rezaleti görüyor musun? Ne gerek kardeşim? O gariplerim hepsi dolsun, Amerikan toprakları da geniş, uçsuz bucaksız. Amerika aziz olsun, güçlü olsun, zengin olsun. Museviler istedikleri gibi ibadetini yapsın, Hıristiyanlar ibadetini yapsın, Müslümanlar ibadetini yapsın. Ama İslam’ın adaletinin dünyaya hakim olması şart. Başka türlü dünya rahatlamıyor, ferahlamıyor. Bak Amerikan adaletini gördünüz. Irak’ta, Afganistan’da, mahvettiler. Hadi Uluengin ne diyor? Nereden çıkardınız siz bu kan, man olaylarını, şaka yapıyorsunuz herhalde, diyor. Oraya konfeti serpmeye gittiler, düğün yağmaya gittiler adamlar, diyor. Eğlence var orada, öyle bir şey yok, nereden çıkardınız, diyor.
ALTUĞ BERKER:Hocam siz engellediniz, vesile oldunuz. Yoksa Armagedon mantığı altında Evanjeliklerin Müslümanları tamamen yok etme projesini siz engellediniz, deccaliyet sistemini.
ADNAN OKTAR: Şimdi Hali Uluengin’e Hoca’ya cevap ver, diye. Bana cevap veriyor kendince. Çünkü benden başla söyleyen yok bu konuları açık açık televizyonda. Var orada burada kısa kısa anlatanlar var ama, böyle alenen ve açıkça bütün dünyayı sarsacak şekilde anlatan yok, inşaAllah. Kendilerince benle böyle bir dengeleme siyaseti güdüyorlar, benim soruma, konuma cevap vermiş oluyor. Cübbeli ile cevap veriyorlar, bunlarla cevap veriyorlar. Ama zaman zaman da nasihatlerimi dinliyorlar. Bakın sevgiden bahsedin, hiç bahsetmiyorsunuz, dedim. Koro halinde, toptan hepsi Aydın Doğan’ın takımı sevgiden bahsetmeye başladı. Hayatlarında yapmadıkları bir şey, Hürriyet Gazetesi’nin tarihinde yok. Toptan hep birlikte sevgiden bahsettikleri, ilk defa oluyor Hürriyet Gazetesi’nde.
ALTUĞ BERKER:Bir hafta içinde 20 kişi, 20 yazar falan bahsetti.
ADNAN OKTAR: Koro halinde.
Haya imandandır, bu çok güzel, bir genç kızın kızarması, en güzel süslerindendir. Biz lisedeyken, orta okuldayken birisi kızardı mı, bak bak bak kızarıyor falan derlerdi, halbuki çok güzel bir şey o. İftihar ederim, onun güzelliğini gösterir. Öbürüne, yüzüne teneke çakılmış gibi derler, değil mi? Yüzünde eşek oynamış derler, adam utanmaz, hayasız olmak iyi bir şey değil ki. Neyinle iftihar ediyorsun onun? Kaşar olmak çok kötü bir şey, iğrenç bir şey, Allah vermesin. Utangaç olacak tabii ki genç kız. Yüzüne baktın mı, utanacak o güzel. Haklı mıyım? Berker’im anlat.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam, şöyle söylemiştiniz inşaAllah. Mehdiyet’e biat heyecanından bahsederken hocam; “büyük heyecanlar, tarihte çok büyük kültürel patlamalara sebep olmuştur. Mesela sanatta inanılmaz patlama olacak o manevi heyecandan. Mehdiyet’le başlayan o heyecan, coşkulu bir heyecana dönüşecek. Nefis bir İslam mimarisi gelişecek, mamur olmadık tek bir belde kalmayacak, diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Bunun nedeni heyecandır, ölüme giden bir topluluk, dirime gidiyor. Adeta insanlar adrenaline boğuluyor. İnsanları deha haline getiriyor, insanların nefeslerini kesecek gelişmeler olacak. Her yer sevince gark olacak. Hz. Mehdi (a.s) devrinde sanatta çok büyük inkişaf ve gelişme olacak” dediniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim hiçbir yerde sanat yok, Allah Allah. Ne oldu bu dünyaya? Çok muhteşem mimari imkanı var, yapamıyorlar. Beton yığını yapıyorlar, soğuk soğuk, dörtgen, kibrit kutusu gibi binalar. Kardeşim insan inletir ortalığı, inletir. Ne kadar şahane binalar yapılabilir, insan bakar nefesi kesilir. İçlerinden gelmiyor, içleri kurudu adamların. Güzel bir tablo göremiyoruz, tablo yapamıyorlar. Güzel bir beste hazırlayamıyorlar, güzel bir film çekilemiyor, yapamıyorlar. Allah basiretlerini bağladı. Şimdi de ekonomik kriz kapladı Avrupa’yı. Mustafa Koç da, “ekonomik krizi atlattık hadi hayırlı uğurlu olsun” diyor. Kardeşim, buzdolabı fabrikasıyla olmuyor ki ekonomik kriz. Senin iki tane buzdolabı fabrikası açmanla veya iki tane mağaza açmanla ekonomik kriz geçti diye bir konu yok. Ekonomik kriz Avrupa’yı inim inim inletiyor. Türkiye’de herkesin ihtiyacı var buzdolabına, çamaşır makinesine, mağaza açarsan alırlar tabii. Ama buzdolabı ile, çamaşır makinesi ile ekonomik kriz atlatılmış olmuyor. Ekonomik kriz Türkiye’yi vurmadı ama bütün dünyayı vurdu. Ve devam ediyor, vurmaya devam ediyor. Hadi Uluengin şu an Aydınlık Dergisi’yle tamamen zıt görüşte. Allah Allah, bana birilerinden böyle bir yazı geldi. Sosyal Darwinizm ile ilgili, sizin kitabınızla ilgili köşe yazıları olmuştu, yani savunuyor.
ALTUĞ BERKER:Olumlu, sizin paralelinizde.
ADNAN OKTAR:“İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yapısının zihniyetine karşı olan yazıları vardı. Onu telin eden, ona karşı tavır alan yazıları vardı, inşaAllah” diyor. O zaman musbet tavrı. Peki niye böyle bir şey yaptı acaba? Niye, ne demek istedi? Şunu demek istemiş olabilir belki; zaten bir Armagedon olmayacak, büyük bir dünya savaşı olmayacak, Mehdi çıkacak, o anlamda demiş olabilir, değil mi? Onu biz de soruyoruz zaten. Ama Avrupa katliam yapıyor. Amerika katliam yapıyor, bu açık. Ama dünya çapında büyük bir katliam, Müslümanların geri kalanını da tamamen yok edecek bir şey, müsaade etsinler de olmasın, Mehdi (a.s.) var çünkü. İsa (a.s.) var, nasıl yapacaklar, değil mi? Allah’ın gizli ordusu dünyayı sardı. Cibril (a.s.), Mikail (a.s.), İsrafil (a.s.) dünyada. Hızır (a.s.) dünyada, destur bakalım nereye, adım atamazlar tabii ki, o ayrı mesele, değil mi? Nefes alamazlar, öyle destursuz giriş yok. Öyle hareket de yok, öyle bir şey olmaz. O anlamda diyorsa, doğru.
ALTUĞ BERKER:Aslında isim de vermiş hocam. İbrahim Karagülle ve Yusuf Kaplan’ın yazılarına karşıt olarak bunları yazmış. Özellikle belirtmiş olabilir, sizin tarzınızla onlarınki biraz daha farklı, o detayı da belirtmiş özellikle anladığım kadarıyla.
ADNAN OKTAR:İbrahim Karagülle, Yusuf Kaplan mı?
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR:Bu şeyde TV5’de bir ara görevli bir arkadaş vardı, doçent mi bir arkadaş?
ALTUĞ BERKER:Doğru hocam, evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O çok sevimli bir tip, üslup falan. Kitlevi bir Müslüman imhası yok, bunu yapamazlar. Mehdi (a.s.)’nin kükremesi, onların dizlerinin bağını çözer Allah’ın izniyle, öyle bir şey yapamazlar. Ama zulüm ve kan bütün İslam aleminde gözler önünde, bunun inkar edilecek hali yok. Mustafa Kaplan’la, İbrahim Karagülle’yi bir okuyalım bakalım, İbrahim Karagülle kim?
ALTUĞ BERKER:İbrahim Karagülle, uzun saçlı, hapse giren.
ADNAN OKTAR:Bize geliyordu, zayıf yüzlü bir çocuk. Mustafa Kaplan da gelmişti bize.
ALTUĞ BERKER:Mustafa Kaplan da gelmişti hocam, Yusuf Kaplan da gelmişti.
ADNAN OKTAR:Yusuf Kaplan da gelmişti, Mustafa Kaplan ama tutuklandı, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Evet hocam.
ADNAN OKTAR:Aman bizi de tutuklamasınlar arkasından, tanıyorsun diye. Canım görüşüyorduk, yalan yok. Ama mazlum, efendi bir insandı, çok kendi halinde bir insandı. Nur talebesiydi, Yeni Asya’da yazıyordu. Ahir zamanı yanlış yorumladı, Mehdiyet’i yanlış yorumladı. Vardır bir hikmeti, bir hayır vardır. Kaderi öyleymiş demek ki, inşaAllah. Allah inşaAllah hapisten onu kurtarsın, inşaAllah. Evet, hepsini tanıyorum o zevatın değil mi? Evet. Zevat doğru bir şey mi?
ALTUĞ BERKER:Evet inşaAllah, estağfirullah, inşaAllah. Şöyle söylemiştiniz hocam; “Büyük Ortadoğu Projesi’ni bozmak için, Armagedon planını bozmak için, Şii-Sünni çatışmasını engellemek için, Müslümanlar’ı parçalayıp bölme oyununu engellemek için kardeşlerimiz bana yardımcı olsunlar. Nasıl yardımcı olacaklar? Bilgilerini arttırsınlar, birbirleri ile bağlantı kursunlar, birbirlerini çok sevsinler, Mehdiyet’le ilgili bilgilerini arttırsınlar, deccaliyeti iyi tanısınlar ve Evrime karşı kendilerini yetiştirsinler, konferans versinler” demiştiniz mesela hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mesela konferans vermek çok kolay, gözlerinde büyütmesinler. Bir salon kiralayacaklar, bir de ilan verecekler. Konferans çok etkili bir şeydir. Basına da haber versinler, ortalığı birbirlerine katsınlar. İnternet güzel ama konferans her zaman büyük etki yapan bir olay, o konferans filmini de internete koyarlarsa çok güzel olur. Ve kitap basımı, bunu da gözlerinde büyütmesinler, nasıl yapacağız biz bunu diye, gayet kolay oluyor. Bir kere yaptın mı, arkası gelir. Ben dedim mi nasıl yapacağım acaba diye? Bak 300’ün üzerinde kitabım var elhamdülillah, gayet de güzel oluyor. Yaklaşık yüz milyonun üzerinde basılıp dağıtılan, satılan kitap miktarı. 120 milyonun üzerinde de internetten indirildi bu sene, inşaAllah. Ayşe Hocam ne anlatayım?
SUNUCU: Siz bilirsiniz hocam.
ADNAN OKTAR:Zümer Suresi, 22 çıktı şimdi açtım Kuran'ı. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah kimin göğsünü İslam'a açmışsa”, ona hidayet vermişse, “artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi?” diyor Allah. Şeddesiz 1990, şeddeli 2022 Berker’im.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR:Mehdiyet’in devrini veriyor. Bak “Allah, Kimin göğsünü İslam'a açmışsa, ona hidayet vermişse, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi?” diyor Allah. 27’ci ayette, Zümer Suresi. Allah yemin ediyor; “Andolsun, Biz bu Kur'an'da, belki öğüt alıp- düşünürler diye, insanlar için her bir örnekten verdik.”, her türlü örneği verdik, diyor. Ama sırf Kuran’a dikkat çekiyor Cenab-ı Allah, bak dikkat edin burada, sadece Kuran. “Çarpıklığı olmayan Arapça bir Kuran'dır (bu). Umulur ki sakınırlar.” (Zümer Suresi, 28). Müşriklere ve münafıklara göre de (haşa) Kuran’ın çarpıklığı vardır, nasıldır? Eksiktir. (Haşa) Kuran’ı çarpık gördükleri için, eksik gördükleri için ne yapıyor? Hurafe ekliyor. Adamlar, Allah diyor ya; “eşeğe yüklenmiş bilgi gibi” adam hurafe yüklemiş eşeğine, o da üzerine binmiş deccal gibi, oradan hurafe dağıtıyor, bu olmaz. Veyahut bakıyor hurafeler yetmiyor, bana vahiy geliyor, diyor. Bana, Kuran nasıl Peygamber (s.a.v.)’e geldiyse, bana da bir tane geldi, diyor. Aksini ispat et bana, bana da geldi” diyor. Aksini sana Cehennem’de anlatacaklar. Orada anlatırsın sen, sana nasıl vahiy geldiğini, nasıl kitap geldiğini, değil mi? Anlatacak halin kalırsa. Son 200 yıldan beri böyle psikopatların sayısında bir artış var. Her birinin ayrı bir kitabı var. Bana kitap geldi, bana kitap geldi, bana kitap geldi, hep üslup bu. Bakayım Allah’ın huzurunda bunu söyleyebilecekler mi? Burada böyle pervazsızlar, Ahiret’te diyebilecekler mi göreceğim, inşaAllah.
Zümer Suresi, 36. “Allah, kuluna yeterli değil mi?” Ben ceza evindeyken 1986’da, hücreye aldılar beni. Kardeşim çocuklar cahil, bunlar var, ufaklar daha, bunlar da şaşırdılar. İlk defa tutuklanıyorum, tecrübem de yok, cezaevi tecrübem de yok, öyle bir şeydi. Elhamdülillah, şu an tecrübemiz dehşet. Her an hapishaneye gitsem hiç, kendi evim gibi tanırım, hiç sorun yok Allah’ın izni ile. Tabii inşaAllah olmaz da, olduğunda öyle sorun yok. Avukat geliyor, ağlıyor neredeyse, vah vah vah ne yapacağız diye, adamı teskin ediyorum. Annem geliyor zaten malum, “sen böyle konulara girdin bak başına neler geldi”, diyor. Ondan sonra bizim Yasin sağ olsun, bekleriz; 15 günde bir zaten görüş var, hazret saat tam dörtte geliyor, kapanış saatinde. “Hocam geldim kapalıydı geri döndüm” diyor. İyi, aferin. Bak yavrucuğum, evladım, kardeşim bir daha geldiğinde erken gel diyorum. Saat 3’de falan gel, 2’de gel, hem rahatça görüşürüz, 4’de zaten kapanıyor, diyorum. Bir daha ki sefere yine geliyor, yine 4, yine 4, yine 4, hoca hiç şaşmadı o zamanlar sağ olsun. Çelik gibiymiş sinirlerim, maşaAllah, elhamdülillah. Kardeşim dışarıya haber de gönderemiyoruz, ne yapacağımıza, ne edeceğimize dair. Acaba ne yapsam, dedim. Kuran’ı açayım dedim, böyle sayfayı açtım. İlk gözüme gelen ayet buydu, Zümer Suresi, 36; “ Allah kuluna yeterli değil mi?” Şeytandan Allah’a sığınırım.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim hapishane bana acayip, hem sağlığıma iyi geldi, acayip değiştim. İşte o zaman ki fotoğraflarımı görebilirsiniz, acayip dinç oldum. Bu son tutuklamada da, mesela ben çok yaşlı görünüyordum, böyle bitkin görünüyordum, yaşlı ve bitkin görünüyordum. Acayip yaradı bana. Bir çıktım, çelik gibi böyle, zımba gibi çıktım, elhamdülillah. Güler yüzle ve neşe ile. Adnan Hoca’nın saçını kestiler, dediler, basın acayip sevindi. Böyle hayali resimler çiziyorlar abuk subuk, basık, yamuk falan böyle. Tahayyül ediyor, öyle istiyor. Bir çıktık evelAllah, böyle hınk ettiler, değil mi? Güler yüzle, neşe ile çıktım ve bana acayip yaradı. Bakın iki fotoğrafa, girişime bakın çıkışıma bakın. Her ikisinde de, orada da girişime bakın çıkışıma bakın. Her seferinde daha dinçleştim, daha açıldım. Suhulet, ferahlık geldi, maşaAllah. Bana yarıyor, maşaAllah devletin ekmeği işte, maşAllah. Demek ki oranın suyu, ekmeği yaradı, maşaAllah, Allah vesile etti. 86’da tutuklanmadan önce yer yerinden oynuyordu. Adnan Hoca işte bütün okullara hâkim oluyor, liselere hakim oluyor. İşte Saint Benoit gitti, Saint Joseph gitti, Robert Koleje sıra geldi falan. Ama hakikaten de oralar, Dost Koleji’nin neresiydi? Spor salonuydu hatırladım, spor salonunda topluca Cuma namazı kılıyor keratalar. Kardeşim olacak iş mi? İşte çocuk aklı, ama çaka çaka dolmuş böyle. Onu da görmüşler, çok büyük olay çıkmıştı okulda. Saint Joseph’de de öyleydi, Saint Benoit’de de öyleydi, sonra Robert Kolej. Nokta Dergisi de zaten olay yaptıktan sonra, kapak yapmıştı. Bütün gazeteler sür manşet, işte şöyledir böyledir, Adnan Hoca fetih siyaseti güdüyor falan. İşte diskolar miskolar her yer gitti sıradan, öyle bir panik havası estirdiler. Kardeşim nefes alamıyoruz, Allah’ım Yarabbim. Şimdi camiye gittim, çocuklarla orada toplanalım bari dedik, toplanacak yer de yok. Nereye gitsem, her bölgeye bir polis peşimde. O Yeni Camii’nin yanında bir camii vardı, neydi o camii?
ALTUĞ BERKER: Hidayet Camii.
ADNAN OKTAR: Hidayet Camii. Oraya gidelim bari, oraya gidin dedim çocuklara. On - on beş kişi toplandılar gittiler, sohbet edeceğiz. Bir gittim, Allah kapıda bir amca; ceket, takım elbise ile bana fix olmuş şekilde, elini arkadan bağlamış, bütün dikkati üzerimde. Dedim tamam, şenlik var. Bir bakayım dedim şöyle, ortalık bulanmış. Hiç çaktırmadan, sezdirmeden gittim. Allah, iki tarafı polis doldurmuş böyle. Sağlı sollu sivil polis, çaka çaka dolu, camiinin o giriş kapısı. Orada da leblebi, çekirdek falan, kuruyemiş satan amca var, bende hiç sakin, hiç istifimi bozmadım, elim cebimde. Amca şuradan biraz çekirdek falan ver, dedim. Onları aldım, gayet sakin böyle yiyerek ben Yeni Camii’ye yürümeye başladım. Arkadaş da var, arkadaşa söyledim hepsi gelsinler, Yeni Camii’ne gelsinler, dedim. Tam kadro tabii polis de arkamızdan geldi, sivil polisler doluştular Yeni Camii’nin içerisine. O devir dehşetti, Turgut Özal’ın zamanı. Turgut Özal bana o zaman diyordu; “devam etsin, çok güzel gidiyor.” En yakını ile haber göndermişti. Biz de en güzel şekilde gidiyorduk Allah’ın izni ile. Darwinizm’e, materyalizm’e karşı mücadele veriyorduk. Ben namaza başladım, yanımda bir arkadaş belirdi o da namaza başladı. Şimdi secdeye kapanıyoruz, secdede bana bakıyor. Yan duruyordu secdesinde böyle. Ben ilk defa görüyorum böyle bir namaz kılma şekli. Şaşırdı, defalarca secde yapıyor böyle, şaşırdı Allah-u âlem. Punduna da getiremediler, çünkü cami içine de dağıttım ben ikişer üçer kişi. Şuç oluşturacak bir şey de oluşmadı. Çünkü topluluk halinde de olamadığı için, gözaltı da oluşturamıyorlar, acayip sıkıldılar böyle. Ama müthiş gerildiler, ben anladım, çünkü Ankara’dan muazzam baskı vardı, acayip bastırıyorlardı. Çünkü her yer hopluyordu, kolejler gitti, okullar gitti, üniversiteler gitti, diye müthiş bir panik vardı. İlk defa sosyeteye din girmişti, İslam. Cumhuriyet tarihinde ilk defa, Osmanlı tarihinde ilk defa sosyeteye din hakim oldu. En ücra köşelere, diskolara, şuraya buraya falan, çünkü tanınmaları mümkün değil. Bizim çocuklar tam tiki görünümünde keratalar, saçlar böyle bilmem işte jöleli, möleli klasik, anlaşılmaları mümkün değildi. Hakikaten de her yere giriyorlardı, en ücra yerlere bile giriyorlardı. Akıl almaz bir panik oldu, müthiş. Sosyologlar açıklamalar yapıyor, şunlar bunlar açıklama yapıyor; nasıl tedbir alınabilir gibisinden. Ben, “ortalık çok gerildi, beni tutuklayacaklar belli, bir şey bulurlar tutuklarlar, dedim. Çocuklara da söyledim, “hazır olun” dedim. Ondan sonra son olarak Nazlı Hanım işte böyle ince oya örmeyi çok iyi bilir o, nakışçıdır, Nazlı Ilıcak, mübarek hanımefendimiz, mübarek annemiz. Her yere de girer, böyle Müslümanlar’ın olduğu her yere girer. İlim sahibidir, maşaAllah, başörtüsünü de çok güzel savunur. Annemiz bizi çağırdı, biz de gittik röportaja. Dedim, “Türk kavmindenim, İslam Milletindenim” onu sürmanşet, manşet yaptı. Sonra, her zaman olduğu mutad üzere bizi Gayrettepe Siyasi Şube’den istirham ettiler, telefonla. “Hocam, biz gelip almayalım sen gel” dediler. “Tabii ağabey” dedim, Doğan Ağabey’imiz vardı, “gelirim” dedim. Hemen işte artık yanımıza fanila falan aldık, orada malum günlerce kalındığı için. Ondan sonra, “hocam seni savcım istiyor“ dedi. İlk defa oluyor, çünkü ben poliste ifade verdiğimde düşünerek, biraz da bana işin doğrusu yardım ediyorlardı, suç unsuru konuşma yapmıyordum, suç unsuru bir şey olduğunda uyarıyorlardı. “Bak bu suç unsurudur, ona göre dikkatli ol” falan diyorlardı. Söylememem gerekir ama söyleyeyim, öyle iyi ağabeylerimiz de vardı. “Bu sefer seni savcım istiyor” dedi. “Tamam” dedik gittik DGM’ye. O gazeteyi çıkarttı, “Türk kavmindenim, İslam Milletindenim” diye bir sözün var burada, “ bu ifade senin mi” dedi, “benim, evet” dedim. Tamam dedi, şak şak şak daktiloyla yazılar yazdılar. Evet, işte bu, “biz İslam Milletinden, Türk kavmindeniz” şu başlık. Bizde Türklük gururu değil, Allah’a kul olmanın verdiği İslam gururu var. Böyle ırk, genetik özellikten dolayı değil, hars Türküyüm ben dedim. Türklüğüm hars üstüne dayalı, kan ve genetiğe dayalı değil, onunla da ayrı bir gurur duymuyorum ben. Genetik yönünden dolayı gurur duymuyorum, hars milliyetçiliği anlamında gurur duyuyorum dedim. Türküm diyen herkes Türktür dedim benim için dedim. Savcım, “tamam oğlum, hakime git, işlem tamamlansın” dedi. Ben de hemen kolayca bırakacaklar zannettim. Hakime çıktım, tek başına oturuyordu, kimse de yok zaten, bir polisle içeri girdik. “Bu söz senin mi oğlum?” dedi. Ben ne bileyim, istesem derdim. O zamanlar avukat mavukat hiçbir şey yok kardeşim, öyle bir konu da yok. Mesela avukatım olsa, en azından “bir inceleyeyim efendim konuşmayı”, derdim. Bilmiyorum, “şu an cevap vermek istemiyorum” derdim, o zamanlar öyleydi yahut “avukatıma danışayım” derdim veyahut “bandı, konuşmayı baştan sona inceleyeyim” derdim. “Evet” dedim, “bütün konuşmalar bana ait” dedim, hiç kestirmeden konu uzamasın diye. Tamam dedi, “yaz kızım” dedi, “sanığın tutuklanmasına” dedi. Allah, bizim on dokuz aylık süre başladı ondan sonra; on ay tımarhane, dokuz ay da cezaevi. On dokuz ay sonra, aynı savcı, bak dikkat et aynı savcı, “bu konuşmalarda suç unsuru yok” dedi. Daha önce yirmi beş yıl hapsimi istiyorlardı, bak yirmi beş yıl toplam, yirmi beş yıl hapis. “Bunda bir suç unsuru yok, beraatini istiyorum” dedi, mahkeme de beraat verdi. Benim avukatım ünlü bir avukattı, sevimli böyle, isim vermeyeyim de. Gider gelirdi, ben onu sürekli teskin ederdim. Avukatım hakimle görüşmüş, sürekli bırakılmamı istiyordu, tahliye istiyordu. Hakim çağırmış bir gün, yaşlı, efendi bir hakimdi, “oğlum bak benden sürekli tahliye istemeyin” demiş. “Sebebini söyliyeyim; nokta nokta nokta şu sebeplerden dolayı tahliye vermeyeceğim, veremem, vermem mümkün değil” demiş. Şimdi ben hakimi, samimiyetini bozmamak için, ona olan saygımdan, sevgimden söylemiyorum ne dediğini. Ama aklınız durur söylediği sözleri söylesem. “Bu nedenden dolayı tahliye veremem. Haklısınız, doğru, tahliye gerekir, doğru ama şu şu nedenden veremem” dedi. Hatta ben o zaman dedim bizim avukat ünlü bir avukattı, tanırdı herkeste. “Şimdi Mahmut Hoca yaşlı başlı insan, onu tutuklasalar olmaz”, dedim. “İlla ki birini tutuklamaları gerekiyor ortalığın yatışması için. Ben genç adamım, beni tutuklamanız iyi olur, dedim. Beni tutuklasınlar bana yarar, ben rahatsız olmam, çok da memnun olurum”, dedim. On dokuz ay yattık. Güya arkadaşlarım dağılacaktı, güya davadan vazgeçecektim. Kardeşim bir çıktım, cami dolmuş, dolmuş. Bir avuçtu benim kardeşlerim, cami dışarı taşıyordu, Nusretiye Camii. Bir ara beni tımarhaneden bıraktılar, “sen serbestsin git”, dediler.
ALTUĞ BERKER: Oradan da bir resminiz var göstermek isterim.
ADNAN OKTAR: Nerede? Tımarhanede? Göster.
ADNAN OKTAR: Bak tımarhane de deli arkadaşlarımla beraberiz. Şu bayağı ünlüdür, bunlar oranın, tımarhaneden ünlü arkadaşlarımız. Buradan çıkmak yasaktı bize 14/A, ünlü. Burada yaklaşık 300 kişi falan kalıyordu, Osmanlı devrinden kalma büyük bir salon. Ama salon derken; taş bina, böyle taştan imal bina, böyle eski bir bina. On ay bizim mekanımızdı, burada on ay tatil yaptık. Evet, maşaAllah. EvvelAllah orada da aslan gibiydik.
ALTUĞ BERKER: Zincir, anlatıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Ayağımdan tabii zincire bağladılar, yatağa bağladılar zincirle. Bütün deliler hepsi geziyor, biz de ayağımızda zincirle geziyorduk. Onu niye yaptılar ben anlamadım bunu? Ayağa zincir ne gerek? Bir metrelik falan zincir. “Bu çok kısa, bununla namaz kılamam ben”, dedim. “Bu zinciri biraz uzatmamız mümkün mü?” “Yok yönetmelik böyle”, dediler. “Bir metreden fazla olmaz”, dediler. Sonra araya adam koyduk, rica ettik falan bir metre daha ilave ettiler, yarım metre kadar mı ne ilave ettiler, bir buçuk metre falan oldu, rahat hareket ettik. Zincirlik ne alaka, ne yapacağım ben zinciri? Vardır bir bildikleri, anlamıyorum ben. Vücut elektriğini alsın diye mi koydular, böyle iyi bir şey de düşünmüş olabilirler. Tabii ya, biz hüsn-ü zan edelim. Tabii vücut elektriğini topraklasın diye de yapmış olabilir.
ALTUĞ BERKER: Manevi makamınızı arttırmıştır, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Bir ara tımarhaneden bıraktılar, geldim Nusretiye Camii’ne, Allah, hiç tanımıyorum, senin gibi Ayşe böyle genç kızlar, delikanlılar, doluyor kaynamış camiinin içi. Hınca hınç dolu cami, hepsiyle tanıştım, tokalaştım. Biraz sonra haber geldi, “polis seni arıyor”, dediler. “Niye ki, bırakmışlardı”, dedim. “Yok, yeniden tımarhaneye dönmen gerekiyormuş”, dediler. Allah’ım Yarabbim. Bir hani ne oluyor gibisinden bıraktılar anladığım kadarıyla. Baktılar vazgeçeceğim yok, tımarhaneye transit geri döndük. Yeniden kaydımız yapıldı, yeniden yuvamıza döndük. On ay sonra el öptürüp, güzel ala, ama böyle ayakta zorla burnuma, alnıma dayandırarak. Var mı o resim?
ALTUĞ BERKER: Bende o yok galiba hocam ama bakayım arşive, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O zamanlar...
ALTUĞ BERKER: Aktuna.
ADNAN OKTAR: Evet, var mı resmi?
ALTUĞ BERKER: Resim arıyorum hocam Allahualem ama ben de yok galiba.
ADNAN OKTAR: Neyse önemli değil. Onun mekanına götürdüler. Gazeteciler doldu böyle, bütün basının tamamı vardı. “Yıldırım Aktuna’nın elini öp” dediler. “Niye öpeyim ki, neden öpeceğim?”, dedim. “Öp, ayıp yapıyorsun falan” dediler. “Öpmem için bir neden yok, ben niye öpeceğim?”, dedim. “Olmaz” dediler, elimden kolumdan çekiştirerek götürdüler, Atatürk’ün resminin önüne getirdiler. Yıldırım Aktuna da oraya geldi, elini kaldırdı, ben de yüzümü çevirdim böyle, getirdi elini yüzüme doğru dayadı böyle ve gazeteciler resim çektiler. Hani hizaya gelmiş oluyoruz, el öpmüş oluyoruz ve hizaya gelmiş oluyoruz. Ben hizaya mizaya gelmedim. Beni Kuran hizaya getirir, Allah hizaya getirir. Ben öyle tımarhaneyle, hapishaneyle hizaya gelecek bir adam değilim, hizam daha da artar benim öyle şeylerden, gayretim, şevkim daha da artar.
ALTUĞ BERKER: Sizin internet sitenizde www.PsikolojikSavasYontemleri.com sitenizde varmış hocam.
ADNAN OKTAR: Bak yüzümü yan çevirdim diğer tarafa doğru şey olmasın diye.
ALTUĞ BERKER: Elini kaldırmış, hiç böyle el normalde kalkmaz bu kadar.
ADNAN OKTAR: Baksana açısına, yukarıya doğru roket gibi. Atatürk’ün elini de benim alnıma getirecek şekilde böyle. Gerçek Atatürkçülüğü onlara öğreten benim, değil mi? Gerçek Atatürkçülük’te bir aydını, bir fikir adamını alıp tımarhaneye sokmak var mı? Atatürk böyle mi yapıyordu?
ALTUĞ BERKER: Hiç yoktur hocam, Cumhuriyet tarihinde ilksiniz.
ADNAN OKTAR: Nerede görülmüş böyle bir şey? Evet, bu konular da anlatacak çok şey var ama bu kadar yeterli, inşaAllah. Berker Hocam ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah hocam. Dün bir tabletler göstermiştik hocam, tekrar göstermemiz uygun mu acaba?
ADNAN OKTAR: Göster.
ALTUĞ BERKER: On beş bin yıllık olduğu kesin olarak anlaşılmış hocam bu tabletlerin. Mu Uygarlığı’na ait Naacal Tabletleri. Bu uygarlık 70 bin yıllık, imparatorluklar kurmuş bir uygarlık. “Süphaneke” yazıyor hocam, Allah’ı anıyorlar, bir olan Allah inancı var, tabletlerde anlatılıyor.
ADNAN OKTAR: Yalnız bak şimdi “Süphaneke” deyince tercüme ediyor zanneliyor. Arapça olarak Süphaneke var. Klasik Süphaneke var, bilinen. Doğrudan Süphaneke yazıyor. Bak on beş bin yıllık ama dikkat edin, on beş bin yıllık. Beş değil bak, on beş bin yıllık. Hz. İbrahim (a.s.)’in dininden çok daha eski. Allah-u alem Nuh’dan da eski, Allah-u alem, tabii.
Hakk’ın Habibi’nin sevgili dostu Veysel Karani, o parça var aklımda. Bu gün evde sonuna kadar açtım, onu dinliyordum. Bir delikanlı var, şahane söylüyor. Onu bulabilirsem getirip burada söyleteceğim. Ama o ekip işidir kardeşim, bak ben organize edeceğim, çok şahane söyleteceğim. Bana bir de klarnet getireceksiniz, inşaAllah. İburaya ince sazı da dizin, o delikanlıyı da getirin, bir tane de yardımcı, o tizi ve yükselme yerlerini söyleyecek inşaAllah. Berker’im bir şeyler söyle dinleyelim.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah hocam, hemen inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.) döneminde tarikatlar olmayacaktır, dediniz hocam.
ADNAN OKTAR: Doğru.
ALTUĞ BERKER: Şeyh efendiler şu anda vekaleten bu görevi yürütüyorlar. Şeyh Nazım da geçen günler bunu açıkladı, “tamamen kalkmıştır tarikatlar, bu yeni bir çağa giriştir”, dedi. Bunu Gavs Hazretleri de açıkça söylüyor, “çünkü tam hidayet artık Hz. Mehdi (a.s.) elindedir, şeyh efendilerden bu alınmıştır.” Diyor, gerçek mürşid ve gerçek hidayete vesile olacak kişi Hz. Mehdi (a.s.)’dır, dediniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Kardeşim biz bunu dedikçe, benim böyle hani Mehdi’liğe kilitlendiğim, gözümün döndüğü, kardeşim benim gözümün döndüğü nokta İttihat-ı İslam. Kimi Mehdi (a.s.) olarak görüyorlarsa görsünler, elini öperim ben, ayağın öperim, bir sorun yok. Benim istediğim İttihat-ı İslam. Benim kilitlendiğim nokta bu. Kim olursa olsun, iftihar ederim. Desinler falanca kişi, gidip ayağını öpeyim. Yeter ki İttihat-ı İslam’ı yapsınlar, inşaAllah. Taktılar, bir paniktir, İttihat-ı İslam’ı anlatırsa Adnan Hoca Mehdi (a.s.) olacak. Deli misiniz siz, ne alakası var? Allah’ın dediği olur, Allah’ın takdir ettiği olur. Bak Cüppeli açıkça söylüyor, “yemin etsin Mehdi’lik iddia etmeyeceğine, ben anlatacağım Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda geleceğini”, diyor. Ben böyle mantık görmedim. Bir Müslüman sitede baktım, çocuk açıkça söylüyor; Mehdilik’le ilgili tek kelime koymamış, deccaliyeti de kaldırmış o yüzden, korkudan. “Sana yarar hocam, size yarar hocam, onun için yapmayacağım”, diyor. Bu ne kindir kardeşim, bu ne öfkedir, bu nasıl bir nefrettir? İttihat-ı İslam’dan ne istiyorsun? Türk-İslam Birliği’nden ne istiyorsun? Hadi bana öfkelisin diyelim. Cübbeli’yi kenara koyuyorum, o cahilliğinden yapıyor. Fakat böyle tipler bir hayli var. Ama Cübbeli kadar da hizmet eden nadir talebem vardır Mehdiyet’e. Eğer varsa bana söylesinler. Şahane de anlatıyor Mehdiyet’i, bayağı güzel, çok anlaşılır, Arapça’sı da güzel, güzel anlatıyor ve mükemmel talebem oldu. Yetmiş yıl düşünse aklına gelmezdi böyle bir şey, bana talebe olacağı ve Mehdiyet’i böyle gece gündüz savunacağı, anlatacağı.
“Essalamün Aleyküm ve rahmetulalhi ve berekatühü.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Hocam İzmir’den Hasan kardeşin. Evli ve dört çocuk babasıyım. TSK’dan inancım gereği istifa ettim, 31 Aralık’ta sivilim. Bütün sülalem karşı çıkıyor bırakma diye ama ben on iki yıldır hiç oruç tutmadım, inancım giderek zayıflayacak kanaatindeyim. Allah’ın rızkından rızkımı kesmesinden endişe etmiyorum, Allah’a tevekkül ediyorum. Nasip olursa da zeytin ticareti yapmayı düşünüyorum Kayseri’de. Sizce hata ettim mi, yoksa Allah bu niyetimi değerlendirir mi? Sizi çok seviyorum, zevkle izliyorum. Allah sizi sevsin sevdirsin.” Asker oruç tutar niye tutmasın? Tutturmuyorlar mı askerlere?
ALTUĞ BERKER: Onun döneminde, belki o dönemlerde bir zorluk olabilir beki, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yok tutar, niye tutmasın? Benim bildiğim tutuyorlar. Bir şey olmaz, komutanıyla görüşsün. “Hocam” desin, “komutanım” desin, hocam değil de komutanım. “Ben oruç tutacağım” desin, kim ne diyecek? Bir şey demezler.
ALTUĞ BERKER: Demezler hocam.
ADNAN OKTAR: Yok yok hiçbir şey olmaz. “Selamün aleyküm hocam az önce Aksiyon dergisinde evrimi savunduğunu söylediniz diyor. Hangi sayısında bu diyor? Şükrü Şahin. Bu linkte eşahinçakır, Şahin Çakır isimli yazar, insandan önce insana benzeyen bir ara varlık olduğunu iddia ederek hem evrimci mantıkta hem yaratılıştan bahsederek bir yazı yazmış. Ayrıca Kabataş Devri inancı mantığını da kullanmış.” Arkadaşımıza ben şimdi bak adres veriyorum o zaman.
ALTUĞ BERKER: Tarihi verebiliriz hocam. 27.07.97 tarihli Aksiyon.
ADNAN OKTAR: Şimdi üç tane böyle böyle harf var, şöyle şeyle zikzaklı. Sonra nokta aksiyon.com.tr şöyle bir yatay çizgi, aksiyon, yine bir tane daha var, haber, sonra şöyle bir çizgi var 3004, bir tire 26, bir tire daha, n, bir tire daha, insan, n, hayvan, html. Buradan baksın, ne bileyim ben bunları, Allah Allah. Bu internetin apayrı bir üslubu var kardeşim. Şöyle bir çizgi üç tane nokta üzülmek işaretiymiş. Bir tane de şöyle yapma, o da gülme işaretiymiş. Neler var kardeşim. Yok şaşırma varmış, ağlama var, bilmem ne. Kardeşim eskimo dili gibi, yepyeni bir alem. Ben anlamıyorum, okuduğumda çıkaramıyorum. Uzman gerekiyor, yanımda birisi oluyor, “bu ne demek istiyor?” diyorum, öyle onu bilenler var. Su gibi biliyor millet. Türkçe dümdüz konuşsunlar, bıraksınlar o internet dilini. Çok acayip bir şey. Şimdi hocam anladı, değil mi? “Selamun Aleyküm hocam diyor, Şükrü Şahin kardeş. Aksiyon dergisinde ki dediğimiz olay doğru. Kapağında vardı hemen, kendi gözümle gördüm, “Ne insan, ne hayvan” diye. Bunu duydu mu adam bitti. Evet, bizim bu titizliğimizden dolayı birçok kişi yapamadı. Mesela bak Türkiye Gazetesi’ne sürekli uyarın uyarı, zor bela durdurduk. Yeni Şafak da yapıyordu, ben Yeni Şafak’ı, Türkiye falan canı gönülden desteklerim ve severim. Ama İslam’a, Kuran’a, dine yönelik farkında olmadan bir zarar verirlerse, kükreceğiz tabii ki, susamayız. Aman ayıp olur, işte kalpleri kırılır, bize tavır alırlar, umurumda dahi değil, ben hakkı söylerim. Ben onları çok seviyorum. Onların ne düşündüğü de beni işin doğrusu ilgilendirmez, ama ben tek yanlı severim. Hakkı savunduğum için, normalde sevgi duymaları lazım, iftihar etmeleri lazım. Ama bundan dolayı buğz eden oluyorsa, Ahiret’te karşılaşacağız. O zaman bir daha durumu Cenab-ı Allah’ın karşında değerlendirirler, inşaAllah.
Yayında canlı yayın diye yazmıyor mu? Yazın oraya bir “canlı yayın”, yazamıyor musunuz? Bak arkadaşımız diyor Düsseldorf’danSeyfettin Ayoğlu. Bir kenarına hemen yazın. Var mı öyle bir teknik imkanınız?
ALTUĞ BERKER: Söylediğiniz Aksiyon kapağı ekranda şu anda hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Al buyur işte Şükrü kardeş, ilk kez “Ne İnsan Ne Hayvan”. Onlar Hz. Adem (a.s.)’den önce yaşadılar.” Bu nedir? Bu evrim propagandasının aleni şeklidir. Bunu duyan adam ne yapar? Onun için uyarmak görevimiz. Ama şimdi çok güzel, evrimi eleştiren Sızıntı’da bir yazı çıkmış. Göster onu da, Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER: “Evrim Denen Yalan -1” diyor.
ADNAN OKTAR: Mesela bu çok güzel. Helal olsun, helal olsun kardeşlerimize. Fethullah Hocam kükremiş, maşaAllah. Bu onu gösteriyor. Demek ki olaya el koymuş, maşaAllah. Ellerinden öpüyorum Fethullah Hocam’ın, inşaAllah. “Selamun aleyküm muhterem seyyidim.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Muhammed Adnan Hocam, güncel olay olarak ABD’nin Güney Kore’ye girmesi konusunun gerçeği nedir?” Güney Kore’ye mi girmiş Amerika?
ALTUĞ BERKER: Kuzey Kore ile Güney Kore bir şey yapıyordu ama takip etmedim hocam.
ADNAN OKTAR: Kuzey Kore arada sırada öyle cilveleşiyor, bir şeyler yapıyor kendi kendine. Eşek cilvesi yapıyor. Başlarında bir adam var, tombul böyle cins bir şey. Manyak gibi bir tip, duruyor duruyor olay çıkarıyor, iş çıkarıyor adam. Kabadayılık yapıyor bilmen ne falan. Vardır bir hikmeti ama benim bu olaydan haberim yok, bakayım.
“İyi akşamlar, uzun süredir sohbetlerinizi dinliyorum ve dinlemekten de çok keyif alıyorum.” Yıldız Atalay, Mehdi (a.s) ile ilgili detay istiyor kardeşimiz. Mehdi (a.s)’nin ana vasfı İttihad-ı İslam’ı getirmesidir. Türk-İslam Birliği’ni oluşturmasıdır. Ama bak Yıldız Atalay’ın bunu söylemesi lazım. “Ben, hocam” diyecek, “İttihad-ı İslam’ı istiyorum, Türk-İslam Birliği’ni istiyorum” demesi lazım. Mehdi (a.s)’nin şemailini Peygamber (s.a.v)’in bildirmesi, Peygamberimiz (s.a.v)’in mucizesidir, nefes kesecek bir şeydir bu. Peygamber (s.a.v)’in sözünden rahatsız olmak niye? Niye rahatsız oluyorsunuz Peygamber (s.a.v)’den? Peygamber (s.a.v)’in sözlerinden niye içinizde bir azap ve elem oluşuyor? Peygamber (s.a.v)’in sözü niye yakıyor ruhunuzu? Bu çok karanlık, değil mi? Bak Mesela diyor ki; “Cismi sizin cisminize benzemez” diyor Mehdi (a.s) için, Cübbeli söylüyor. Peki, kime benzer cismi? Bak Peygamberimiz (s.a.v) “Cismi İsraili’dir” diyor, “Cismi İsraili’dir.” Peygamber (s.a.v)’in bu sözünden Cübbeli utanıyor (haşa) ve söyleyemiyor. Peygamberimiz (s.a.v)’in (haşa) akledemediğini düşünüyor. Çünkü İsraili demek, İsrail’i savunuyor anlamına gelecek gibi oluyor. Peygamberimiz (s.a.v)’in orada hata yaptığını düşünüyor. O hatayı (haşa) kendince telafi ediyor ve söylemiyor. “Cismi İsraili” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Peygamber (s.a.v)’in vahiyle söylediği bir sözdür. Allah’tan gelen vahiydir İsraili olması, değil mi? Kardeşimiz de Mehdi (a.s)’nin şemailinden çok rahatsız olmuş mübarek. Anlatacağız canım kardeşim, anlatacağız. Alametlerini anlatacağız, geliş alametlerini anlatacağız, detaylarını anlatacağız. Ve milimi milimine aynısıyla tahakkuk ettiğinde, nefesin kesilecek. Bütün dünyanın nefesi kesilecek. Niye rahatsız oldun Yıldız kardeş? Ki Mehdi (a.s) de bir yıldızdır, doğan yıldızdır, değil mi? inşaAllah. Biz insanlığa katacağı değerleri çok detaylı anlatıyoruz ama senin kulağın duymuyor, gözün perdelenmiş, değil mi? Sevgiyi getireceğini, barışı, kardeşliği, muhabbeti getireceğini iki yıldan beri geceli gündüzlü televizyonlarda ben anlatmıyor muyum? Anlatmadığım tek bir gün var mı? Her gün anlatıyorum, değil mi? Savaşları durduracağı, gerçek adaletin oluşacağı, fitnenin kalkacağı, zulmün ve acının kalkacağı, insanların özgür olacağı, daha demin anlattım, değil mi? Yıldız Hanım herhalde, hanımdır, değil mi? Yıldız, bey ismi olmaz.
ALTUĞ BERKER: Allah-u alemhocam.
ADNAN OKTAR: Evet Yıldız Hanım’ım bundan haberi olacak. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in de şemaili bildirilmişti. O zaman küfür acayip daralmıştı Peygamberimiz (s.a.v)’in şemailinden. Diyor ki Cenab-ı Allah; önceden, gelmeden önce Ehl-i Kitap’a bildirildi Peygamberimiz (s.a.v)’in dış görünüşü, en ince detayına kadar. Cenab-ı Allah diyor ki; şeytandan Allah’a sığınırım, “Onu” diyor, Resullullah (s.a.v)’ı, bakın dikkat edin, şeytandan Allah’a sığınıyorum “Çocuklarını tanır gibi tanırlar.” Ne demek? Kaşı, gözü, ağzı, burnu, boyunu posunu ezberden biliyorlardı. Bir baktılar o. İstemedikleri bir şey var, “kendilerinden değil”. Kendi içlerinden bekliyorlardı Peygamber(s.a.v)’i, oradan gelmedi, Kureyş’ten geldi, Ben-i Adnan’dan geldi ve var güçleri ile tavır aldılar, sorun bu. Şimdi Mehdi (a.s) de öyle. Mesela Yıldız Hanım, Cübbeli’den Cübbeli ile ilgili bir alamet olsaydı, değil mi? Onu veren bir şey olsaydı, hemen olaya sahip çıkacaktı. Baktı ki Cübbeli’ye benzemiyor, demek ki olmayacak. Artık 570 yıl geriye gitmesi gerekiyor Cübbeli’ye benzemiyorsa. Benziyorsa 570 yıl ileri gelmesi gerekiyor. Başlangıçta Cübbeli kendine hüsn-ü zan ettiğinde inim inim inletti Türkiye’yi Mehdi (a.s) geliyor diye. Sonra dedi ki; “kafamın içine demir taktılar, işte alet edevat taktılar beynime, damarlar kurumuş”, dedi. “Her yerim kurumuş, şeker hastasıyım, bilmem ne hastasıyım benden Mehdi (a.s) olmaz, benim bedenim çürümüş, bitmişim ben”, dedi. “Benden Mehdi (a.s)’mi olur ya” diyor, değil mi? Daha önce Mehdi (a.s) olacağını düşünüyordu ama Cübbeli. Bizzat ben şahidim. Sen var mıydın orada? Evet Hulusilerde, orada coşmuştu, konuşturdum ben Cübbeli’yi. “Hocam biz Mehdi (a.s)’mizi bulduk”, dedim. Acayip keyif oldu böyle. “Oğlum Ahmet” diye Sultan Ahmet Camii’sinden Peygamberimiz (s.a.v)’in bağırdığını, yüksek sesle, buna benzer şeyler anlatıyordu, acayip coşmuştu. Peygamberimiz (s.a.v)’in 1400 sene öncesinden Mehdi (a.s)’nin şemailini bu kadar detaylı bildirmesi ve o çıkmadan önceki olayları bu kadar detaylı bildirmesi, çok büyük bir mucizedir. Nefes kesecek mucizedir. Cübbeli ne diyor? “Bu çok büyük harikadır.” diyor. “Efendim Nostradamus, falanca namussuz, bunların sözlerini veriyorlar ama Peygamberimiz s.a.v)’in bu mucizelerini, Mehdi (a.s) ile ilgili olan mucizelerini saklıyorlar, gizliyorlar”, diyor. Bakın senin Cübbeli Hocan bunu söylüyor. Ben de Cübbeli Hocan’ın sözüne de uygun Peygamber(s.a.v)’in de sözüne uygun olarak, Mehdi (a.s)’nin alametlerini sayıyorum. Bütün alametleri çıktığı halde senin Cübbeli Hocan bunu gizliyor, saklıyor, söylemiyor, değil mi? Ama biz Cübbeli’yi mecburen talebe haline getirdik ve söyletiyoruz.
Cübbeli, Fırat’ın suyu kesildi bak. Mehdi (a.s)’nin çıkışının büyük alametleri vardır. Bak bir küçük alametleri vardır, birde büyük alametleri vardır. Küçük alametlerin tamamı çıktı. Büyük alametler ne biliyor musun? Cübbeli’nin asla ağzına almak istemediği, Kabe’ye baskın yapılması. 1400 seneden beri ilk defa yapılmıştır. Bunu Cübbeli Hocan söyleyemiyor, olduğu halde. Ramazan ayında 15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları olduğu halde söyleyemiyor. Lulin kuyruklu yıldızı ve başka hangi kuyruklu yıldız?
ALTUĞ BERKER:Halley.
ADNAN OKTAR: Halley. Bunları söyleyemiyor ve örtbas etmek istiyor. Bakalım.
-VTR- Cübbeli Peygamber Efendimiz (sav)’in bildirdiği Kıyamet alametlerinin gerçekleştiğini anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi burada bak Cübbeli Hocan da Mehdi (a.s) ile ilgili alametlerin gizlenmesinin çok çirkin olduğunu, çok şaşırtıcı olduğunu, çok yanlış olduğunu söylüyor ve “başka ne konuşacağız?” diyor. “Tabii ki bunları konuşacağız” diyor, değil mi? Diğer konuşmalarında da, bu konuşmaların da, hepsinde var. Peygamberimiz (s.a.v) çok hayati olmasa, bu kadar detayı Cenab-ı Allah ona vahiyle, Cibril (a.s.) ile bildirip, Cibril (a.s.) de Peygamberimiz(s.a.v)’e bildirip, Peygamberimiz (s.a.v) de sahabelere bildirip, sahabeler de bizlere bildirerek bu asra kadar gelmiş olması ne için? Allah’ın emri olduğu için. Bu gayb haberi. 1400 sene öncesinden Peygamber (s.a.v.) nereden bilsin Mehdi (a.s)’yi? Allah bildiriyor ona, Allah gösteriyor. Peygamberimiz (s.a.v)’in bu muhteşem mucizesini görmezlikten gelmek için bir insanın dinsiz olması lazım. Kabul etmemesi için dinsiz olması lazım. Peygamber (s.a.v.)’e vahiy ile bildirilecek, adam vahiy ile bildirildiğini bilecek, vahiy ile Allah’ın bildirdiğini bilecek, fakat bundan rahatsız olacak. Bu dinsiz olmayı gerektirir, başka açıklaması yok ki. Şimdi Yıldız’ın duymak istemediği bu hadisleri bir daha okuyorum, inşaAllah. Yıldız Hanım’ın. “Mehdi (a.s)” Bak Allah bildiriyor Peygamber (s.a.v.)’e vahiyle. “Saçının dolgunluğu ve güzelliğiyle insanların dikkatini çekecektir, saçları gürdür.” Saçları dökülmemiş. İleri yaşına rağmen, saçları sağlıklı, bu bir harikadır, değil mi? Normalde dökülür insanın saçları. Bihar-ul Envar, 13. ciltte. Bakın 13 cilt, ağzına kadar çaka çaka hadis dolu. “Mehdi (a.s)” Bakın Resulullah (s.a.v.) bildiriyor; “Mehdi (a.s)’nin kaşında küçük bir boşluk olan yer vardır.” diyor. Bu kadar Peygamberimiz (s.a.v) bak dikkatli ve titiz Mehdi (a.s)’yi incelemiş. Bu çok büyük bir mucizedir. Gözleri mesela yeşil diyor ve “çim yeşili, bahçe yeşili gözleri”, diyor. Detay veriyor ve iki gözü birden yeşil, diyor. O anlama geliyor Arapça’sı. “Hz. Ali Keremullahi Veche Hz. Mehdi (a.s) hakkında şöyle nakletti; ‘Karnı geniş ve cildi parlaktır.’”diyor. Vücut cildi parlaktır. Bu da ileri yaşa göre büyük bir mucizedir, böyle sağlıklı, dinç bir cilde sahip olmak, değil mi? Mucizedir. Cübbeli uzun uzun onun, Mehdi (a.s)’nin cildinin güzelliğini anlatıyor. Mehdi (a.s)’nin alametlerini konuştursana Cübbeli’den. Talebem şimdi devreye girsin, anlatsın. Bak senin hocan anlatıyor, vahiyle Peygamber (s.a.v.)’in bildirdiği vahiyle, inşaAllah.
-VTR- Cübbeli Mehdi (a.s.)’nin fiziksel özelliklerini anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Bak Yıldız Hanım gördün, hocan bütün detaylarıyla anlatıyor. Kendi fikrini mi anlatıyor? Değil. Allah Peygamberimiz (s.a.v)’e mühim bir konu olduğu için ve müminlerin imanını son derece güçlendirecek hayati bir konu olduğu için, detay detay Cebrail (a.s)’i gönderip detay detay Peygamberimiz (s.a.v)’e bilgi veriyor Mehdi (a.s) hakkında. Ve Peygamberimiz (s.a.v) de hıfzına alıyor ve sahabeler de ona sürekli soruyorlar, o da bunları detay detay anlatıyor. 1400 sene Müslümanlar’ın hafızasında kalıyor bu bilgi ve bunu Allah şu an bizlere duyuruyor. Bundan niye rahatsız oldun Yıldız Hanım, canım kardeşim, güzel kardeşim, değil mi? Güzel Yıldız niye rahatsız oluyorsun? İftihar et, sevinç duy ve hayretlere düş. Ve Resulullah (s.a.v.)’a sevgin artsın, Allah’a sevgin artsın. Nefes kesecek bir şey değil mi bu? Alnındaki küçücük yara izine varıncaya kadar Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor. Bak Cübbeli diyor; “burnunun üstündeki kısım hafif bombelidir” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), hafif kemiği. “Alnı hafif içbükeydir” diyor, hafif. “Gözleri hafif çekiktir” diyor. Mesela tam çekik değil, “gözleri hafif çekiktir” diyor. “Kaşları yay gibi” diyor, bak Cübbeli söylüyor, kendisi de söylüyor. Bunların hepsi vahiydir, Peygamber (s.a.v.)’e bildirilmiş. Niye bildiriyor biliyor musunuz Allah? İnsanlara söyleyelim diye bildiriyor. Mehdi (a.s) çıktığında nefesimiz kesilsin diye söylüyor Cenab-ı Allah. Hoşumuza gitsin, Peygamber (s.a.v.)’e güvenimiz artsın, Allah’ın mucizesini görüp Allah’a karşı yakinimiz artısın diye Allah meydana getiriyor. Kuyruklu yıldızları niye çıkarttı? 15 gün arayla ay ve güneş tutulmalarını niye yaptı? Kabe’de niye baskın meydana getirdi Allah? Fırat’ın suyunu niye kesti? Mehdi (a.s)’nin büyük çıkış alametleridir bunlar. Bak bir küçük çıkış alametleri var, bir büyük çıkış alametleri var. Peygamber (s.a.v.) vahiyle bildiriyor. Bak bunlar büyük çıkış alametleridir Mehdi (a.s)’nin, diyor. Bunu duyan insan Peygamber (s.a.v.)’e imanı kamil hale gelir. Kuran’a da imanı artar, Allah’a olan sevgisi de artar. Çünkü 1400 sene önce bildirilen bir olay milimi milimine aynı çıkıyor. Bu nedir? Mucizedir. Bediüzzaman ne diyor? 1400’de çıkacak diyor. “Kendisi dahi kendisini bilmez.” diyor. Bu da bir harikadır. Bu da Bediüzzaman’a olan sevgimizi ve Hz. Hızır (a.s) olan sevgimizi arttırır. Şimdi işin doğrusunu söyleyeyim, Bediüzzaman zaman zaman kapısını kapatıyor. Birileriyle konuşuyordu odasında, “konuşma sesleri geliyordu”, diyorlar.
ALTUĞ BERKER: Tıkırtılar geliyordu, diyorlar.
ADNAN OKTAR:Tıkırtılar geliyordu, diyorlar. Hatta böyle “atların koşma sesi geliyordu”, diyorlar. Net içerden, odadan ses geliyor. Kapıyı kapatıyordu, diyorlar. O Hızır’la görüşmesidir. Aldıkları bilgiler, Hızır (a.s.)’dan aldığı bilgidir, Hızır (a.s)’dan aldığı bilgidir ve aynısıyla doğru çıkıyor. Ne diyorsa doğru çıkıyor. Darwinizmi, materyalizmi yıkacak, diyor Mehdi (a.s). Harikadır. Kardeşim imanı tahkiki oldu mu bir insanın, Kuran’ın mucizelerini görecek, canlılardaki mucizeleri görecek, Ahir zamanla ilgili mucizeleri görecek, imanı tahkiki hale geliyor. Onların adına ‘iman hakikati’ denir. İmanı güçlü olan bir insan namazını da kılar, orucunu da tutar, zekatını da verir, Hac’ca da gider. Ama Cübbeli gibi, imanı zayıf bir adama gidip “namazı şöyle kılacaksın, mendupları şudur, müstehabları budur” dersen, dinlemez ve Fatih Altaylı’nın programında olduğu hale düşer. Fatih Altaylı nasıl dinliyor onu? Bak Allah çok tipik bir örneğini gösteriyor işte bak, tipik bir örneği. Acayip eğleniyor onunla Fatih Altaylı. Acayip küçük düşürüyor onu. Her şerinden anlaşılıyor. Ama adam anlamıyor, o çok faydalı bir şey yaptığını zannediyor. Fatih Altaylı, bu tiplerden uzak olmanın ne kadar isabetli olduğunu, hem kendine gösteriyor, hem de etrafına göstermiş oluyor. Ve kendi inancını pekiştirmiş oluyor onu çıkartarak. Halbuki biz çıktık, nefesleri kesildi. Darwinistler iç odaya kaçtılar çıkamadılar, değil mi? Türkiye’de müthiş bir etki meydana getirdi imani yönden. Herkes buna şahit. Ben de mesela çok kısa çıktım, fakat çok etkili oldu, elhamdulillah. O gün gördünüz nefesleri kesildi. Kimse şaklabanlık yapabildi mi? Soytarılık yapabildi mi? Densizlik yapabildi mi? Münasebetsizlik yapabildi mi? İslam’a, Kuran’a, dine bir söz, dil uzatabildi mi? Uzatamazlar, çünkü dillerini iman ve Kuran ışığı ile etkisiz hale getiririm. İlimle bilimle, değil mi?İnşaAllah
ALTUĞ BERKER: “1430’a kadar çıkmadı, çıkmaz” diyor, hocam. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Sonra da “alametlerin çoğu çıktı” diyor Mehdi (a.s)’nin daha önce.
ADNAN OKTAR:Kardeşim “alametleri çıktı” diyor ve “bunu niye gizliyorsunuz alametlerinin çıktığını”, diyor. “Deccal dünyaya hakim oldu, bütün İslam alemi işgal altında, fakat 570 yıl bekleyeceksiniz”, diyor. Şimdi bu olmadı. İmam-ı Rabbani “Mehdi (a.s) çıkmamıştır” dedi ama sebebi şu. Deccal çıkmamış, Süfyan çıkmamış, onu görüyor. Ve Mehdi (a.s)’nin büyük alametlerinin hiç biri çıkmamış, birkaç tanesi çıkmış, bir tanesi çıkmış ama onlarca alamet çıkmamış, o yüzden “çıkmamıştır” dedi. www.HarunYahya.Tv’den devam ediyoruz, inşaAllah.
SUNUCU:Bizleri yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV ve Kaçkar TV’den takip edebilirsiniz. Yayınımıza www.HarunYahya.tv internet sitemizden devam edeceğiz.
Makaleler
Devamı ...Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...