SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Samsun AKS, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo ve Harun Yahya.TV ’den devam ediyoruz. Sayın Adnan Hocam hoşgeldiniz.
ADNAN OKTAR:Efendim sizler de hoşgeldiniz, sefa geldiniz.
Ahmet Selim Hocamız, Zaman Gazete’sinde yazıyor.
ALTUĞ BERKER:Kardeşliğimiz, Türk Milleti’nin kardeşliği hakkında güzel bir yazı yazmış. Türk Milleti’nin bir bütün olduğunu, kardeş olduğunu, çok zor dönelerden geçtiğini, kardeşliği bozmak için çok uğraşıldığını yazmış. Ama bu ülke fakiliği de, iyi kötüyü de, yaşanan her şeyi de birlikte yaşadı. Milli mücadeleyi bu birlik sayesinde aştı. Kardeşliğimiz bozulmadı. Şu an sanki yıllar boyu kardeş gibi yaşamamış gibi rekabet oluşturdular aramızda ama sonunda kardeşliğimiz kazanacak. Çünkü bu kardeşliğin kökenleri çok derinde, diye yazmış Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Sonunda kardeşliğimiz kazanacak. Yani ne demek istiyor?
ALTUĞ BERKER:Din birliği, Müslümanlık kardeşliği, dil birliği inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hocalarımız böyle şakır şakır dümdüz anlaşılacak şekilde söyleseler daha iyi olmaz mı? Böyle genellikle imalı anlatıyorlar. Bu Aydın Doğan’ın takımında tamam onda anlıyorum da fakat kardeşlerimizde ne gerek var. Açık açık söylesinler. Türk İslam Birliği, İttihat-ı İslam. Çünkü onu düşünüp araştırıp bulmak gerekiyor imalardan. Ahmet Selim Hocamız değerli bir alim, değerli bir Hocamız. İstirham ediyoruz, çok açık sarih olsun. Ne güzel olur, hiç birşey de olmaz. Yani uzun bir yazıyı inceleyeceğiz, acaba ne demek istedi? Niye öyle diyelim. Bakar bakmaz anlayalım.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Ali Bulaç Hocamız bu Naipaul denen Hintli bir yazar için; “Kuran’daki emirlere göre hiç davet edilmemeliydi. Davet eden kişiler dine saygılı muhafazakar zatlar. Ama demek ki Kuran’daki bazı emirleri unutmuşlar. Onları hatırlatalım. Çünkü Kuran’a göre İslami kutsal değerlere saldırılan ve alay edilen sohbete Müslüman kişi katılamaz. Bu ortamdan uzaklaşması lazımdır” diyor. Ayetlerle ilgili Nisa Suresi ve Maide Suresi’ndeki, Enam Suresindeki delil olarak göstererek, böyle bir ifadesi var.
ADNAN OKTAR:Ali Bulaç Hocam doğru söylüyor. Ama adamı getirip buraya, anlatmak lazım doğrusunu anlatmak lazımdı. Yani tamam doğru ama adam gelip illa münasebetsizlik yapacak diye bir şey yok. Dedeyi bir yere oturtturursunuz, tipinden hoşlanmayan şöyle yanına oturmasını sağlar. Ondan sonra bunun saplantılarını anormal düşüncelerini ortadan kaldıracak ilmi akılcı bir anlatım yapılabilir. Mesela buraya gelse canlı yayında konuşsak, adamın hatalı yönlerini ona gösterirdik.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Bu konuda Hocam, Hilmi Yavuz daha evvel bir yazı yazmıştı. İlk tepki de ondan gelmişti daha doğrusu. “Müslüman arkadaşlar nasıl içlerine sindirecekler o adamla yan yana oturmayı” diye yazmıştı. Şimdi Doğan Medyasında Hilmi Yavuz aleyhinde bir kampanya başlatıldı. Hem köşe yazarlarla hem de haberlerle sürekli Hilmi Yavuz eleştiriliyor. O Naipaul denilen adam da övülüyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Bir kere Hilmi Yavuz’a güçleri yetmez. Hepsi toplansa Aydın Doğan’ın takımının tamamı Hilmi Yavuz’un şu küçük parmağı etmezler. Yani ilim, kültür, görgü, bilgi açısından Hilmi Yavuz onları katlar. 30 kere katlar yani kıyası kabil değil. Haklı nedenlere dayanıyor sözü, bir de nezaketli bir üslupla konuştu Hilmi Yavuz. Öyle acayip bir laf da etmedi. Ama adam bu toplantı için değil de, özel çağırılıp konuşulabilir yani tartışma yapılabilir. Ben çağırayım adamı gelsin, biz çağıralım gelsin. Canlı yayında konuşayım. Yani bütün o anormal saplantılarını yanlış düşüncelerini tek tek ona anlatabilirim, izah edebilirim. Nitekim öyleydi daha önce Evanjeliklerden çok önemli bir şahıs vardı, Evanjeliklerin liderlerinden bir şahıs. Ben onu özel çağırttırdım Türkiye’ye getirttirdim. Akıl almaz nefret ediyordu Müslümanlardan ve Müslümanlıktan. Şimdi yazılarını göstereyim acayip sevgi dolu. Yani tam anlamıyla değişti. Şimdi bu vatandaş da bu cahil, bu Pakistan’da bunu anlatan kimse yoktur, Hindistan’da da kimse anlatmıyordur. Bu da tek yanlı oradan buradan edindiği bilgilerle; İslam karşıtlarının, din karşıtlarının izahlarıyla o yorgun kafası zehirlenmiş. Onu düzeltmek doğrusunu anlatmak çok kolay, bunu yapabiliriz. Ama oraya toplantıya geldiğinde bilmişlik yapar, o olmaz. Öyle konuşma imkanı da olmaz. Onu ikna edecek, onun yanlışlarını anlatacak bir ortam olmaz. O anlamda doğru, oraya çağırmamaları doğru. Ama sohbet edip yanlışlarını anlatmak için çağırmak gerekir. Biz çağıralım gelsin, inşaAllah. Faydalı da olur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam son yazılar olarak Cüneyt Ülsever Hürriyet’de; Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun: Türk Birliği idealinin NATO toplantısıyla birlikte sonunun geldiği, yönündeki fikrini bugünkü yazısında da bir daha tekrarlamış. Türk Birliği projesinin bir hayalden ibaret olduğunu kendince, ancak NATO’da yaşananların Ak Parti’yi bu hayalden uyandırdığını ve gerçek hayata döndürdüğünü yazmış. Yazısının sonunda ise Amerika’nın kendisininden bağımsız Ortadoğu’da büyüme hedefi güden Türkiye’ye ayar verdiğini sözde söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Türkiye tam hız Türk-İslam Birliği için faaliyetlerine devam ediyor. Ne ayarı. Ayarı-sayarı yok bu işin. Türkiye gayet düzgün kararlı olarak sitemli olarak Türk-İslam Birliği yolunda ilerlemeye devam ediyor. Son Lübnan ziyareti bunu açıkça gösteriyor. Yer-gök inledi bayağı açık. Amerika ne desin? Türk-İslam Birliği’nden iftihar eder Amerika. Amerika’nın lehine. Anarşi olmayacak, terör olmayacak. Avrupa’ya tehdit yok. Füze kalkanının nedeni nedir? İslam ülkelerinden gelecek herhangi bir tehdit; bundan çekiniyorlar. Yani Çin tehdidi falan değil. İslam ülkelerinden çekiniyorlar. Daha çok İran’dan çekiniyorlar.
SUNUCU:Peki bu füze kalkan sisteminin Hocam İsrail’i koruma amaçlı olduğunu düşünüyor musunuz?
ADNAN OKTAR:Asıl tabiki İsrail, yani birinci dereceden İsrail. Ama sırf İsrail’de değil tabii. Benim kanaatim İran’ın başka ülkelere de yönelik böyle bir hakimiyet politikası olduğunu düşünüyorlar. Yani civar ülkeler, mesela Suudi Arabistan gibi ülkelere de bir hakimiyet düşündüğünü iddia ediyorlar. Dolayısıyla onlar hareket etmeden onları havada yakalama gibi bir düşünceleri var. Bu yalnız pek bana inandırıcı gelmiyor. Avrupa o bölgede, İsrail’in korunması açısından, Suudi Arabistan'ın korunması açısından veyahut başka ülkelerin korunması açısından ilk defa böyle bir ihtiyaç hissediyormuş gibi bir görüş pek inandırıcı değil. Amerika bir kere Çin'e karşı hazırlıklı, Kuzey Kore'ye karşı hazırlıklı, İran'a karşı da hazırlıklı. Yani füze savunma sistemi Türkiye'de olması şu bu falan bunlar çok ilkel teknolojiler yani ilkel izahlar. Çünkü uzaydan rahatça kontrol mümkün, adım adım, milim milim tespit mümkün, uzaya uydu koyduğunda İran'ın tepesine uydu yerleştirirsin İran'daki milimetrik hareketleri bile kontrol edersin.
SUNUCU:Bu bir gözdağı mı?
ADNAN OKTAR:Daha çok yani “Türkiye bizim kontrolümüzde” falana getiriyorlar. Yani Avrupa'ya dünyaya bir mesaj veriyorlar. Yani yapılan olayda da zaten kaba teknoloji var, yani kaba teknolojiyle ilgili. Çünkü dağa taşa bir erken uyarı sistemini yerleştirmesinin bir mantığı yok. Havadan kontrol varken ve çok daha mükemmel olacakken. Sessiz sedasız olacakken neden Türkiye'de öyle bir şey yapsınlar. İran'a Türkiye'de bizden yana gibi bir mesaj vermek istiyorlar. Fakat İran'ın da yapacağı çok önemli bir şey var. Bu Mehdi (a.s.) inancındaki saplantıyı değiştirmek. Yani görünmez Mehdi (a.s.) inancının ortadan kalkması. Çünkü sessiz-sedasız dünyada şu an Mesihiyet ve Mehdiyet'e dayalı dış dünya politikası var. Bütün dünya politikası ona göre yönleniyor. Mehdiyet ve Mesihiyet’e göre yönleniyor. Dolayısıyla görünmez bir Mehdi (a.s.)'den Amerika çekiniyor. Yani işin doğrusu; Türkiye'de çekinir. Yani herkes çekinir oradaki bütün ülkeler çekinir. Suudi Arabistan'da çekinir. Yani görünmez Mehdi (a.s.) "Vahabileri yok etsin" dedi derse. Buna ne cevap verilecek, ne cevap verilsin? Mesela bir veleyet-i fakih mesela büyük bir velayet-i uzma, büyük bir alim çıktı. “Ben Mehdi (a.s.)'yi ışık suretinde gördüm, biz meclisteyken geldi, toplantı halindeyken geldi ve bize ‘Vahabileri yok edeceksiniz ve Şii olmayan hiç kimseyi bırakmayın’ dedi’ derse. Yani buna hiç kimsenin itirazı olamaz ki. Yani Şii inancına göre olamaz. Yani söyleyen müceddit, müctehid, velayet-i fakih yani mezhep imamı. Adamlar da dindar, Mehdi (a.s) de hepsinin başı olduğuna göre Mehdi (a.s) söyledi diyeceklerdir, görüntü. Kan gövdeyi götürecektir. Ama Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in tarif ettiği tarzda anneden babadan olma bir Mehdi (a.s.) anlatılırsa bu kabili hitaptır. Bu Mehdi (a.s.) ile konuşabilirsin, görüşebilirsin. Mevcut tehlikeleri elimine edecek durumdadır o, rahatça bağlantı kurar. Her şeyi konuşabilir. Bu füze kalkanı, bu tedirginliğin tek sebebi budur. Bunun bir an önce ortadan kalkması için İran'a ısrarla bu konuda bilgilendirme yapmak gerekiyor. Yani biraz da o gözle bir baksınlar. Şimdi Sunnilerin böyle bir inancı olsaydı, onlar ne yapacaktı? Çok dindar bir topluluğu düşünün. Ve görünmez bir Mehdi (a.s.) inancı olsaydı Sunnilerde de. Ve “o ne derse biz onu yaparız” diyor, adamlar da. Ve “bize ışık suretinde belirdi. Hiç Şiileri bırakmayacaksınız”, gibi bir emir verdiğini söyleseler, ne olacak o zaman? Bak burada tehlikeyi görmeleri lazım. Halbuki anneden babadan doğan Mehdi (a.s) son derece şefkatli ve merhametli kan akıtmaz, uyuyan kişiyi uyandırmaz. Bu açıkça bilinir. Bunu Ahmedinejat'a söylemesini söyledim. Çıktı basının önünde bunu söyledi. Ama bu görünmez Mehdi (a.s) olayını açıklamadı daha. Şimdi açıklayamaz. Çünkü İran ayağa kalkar onu söylerse, iktidardan düşer. Onun için kültürel bir propagandayla İran'da yoğun bir faaliyet gerekiyor. Yani bu inancın ortadan kalkması gerekiyor. Çok büyük bir risktir bu. Ama İran'la Türkiye kardeş olacak, birleşecek. Anneden babadan olan Mehdi (a.s) inancını, İran kabul edecek. Bütün Şiiler de kabul edecek. Bunu göreceğiz, inşaAllah. Çünkü bu yani ne farkeder, görünmez olacağına görünür olacak Mehdi (a.s). Daha güzel işte, kaybolan Mehdi (a.s) olacağına kaybolmamış Mehdi (a.s) oluyor. Niçin kaybolan olsun? Yani burada eksik olan ne? Mühim olan Resulullah (s.a.v.)’in soyundan olması. Seyit olması. Tamam, seyit. Peygamberimiz (s.a.v.)’in neslinden ve hadislerdeki gerçek Mehdi (a.s.) olması önemli. Gerçek Mehdi (a.s.); çıkacak olan Mehdi (a.s.). Gaib olan Mehdi (a.s.) inancı hayır getirir tabii. Bunda bir şeylik yok, yani bir beis yok, bir zararı olan bir durum değil. Çünkü Şia, Şii kardeşlerimiz, Caferi kardeşlerimiz Mehdi (a.s.) ile ilgili hadislerin büyük bir bölümünü muhafaza etmişlerdir, kaybolmamasını sağlamışlardır. O yönden Allah razı olsun onlardan ve çok coşkulu bir Mehdi (a.s.) sevinci vardır onlarda, Mehdi (a.s.) sevgisi vardır. Mehdi (a.s.)’ye karşı sevginin muhafazasında onların çok büyük emeği ve gayreti olmuştur ve diri tutulmasında Mehdiyetin. Dolayısıyla Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulünün beklenmesinde de onlar çok büyük hizmet vermişlerdir. Bu hallolmayacak bir konu değil, hallolacak. Fakat önden ben bunu söylüyorum ki, yani tarihi bir belge olsun. Yoksa bu çok rahat, akıcı bir şekilde hallolacaktır. Biz anlatacağız, izah edeceğiz, Allah onları vesile edecek göreceksiniz. Konu kökünden hallolacak, inşaAllah. Berker’im ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, dediğiniz gibi Şia hadisleri aslında o inancın tam tersinde adının gizli tutulması Mehdi (a.s.)’nin, yemeğindeki katıktan bahsediyor Şia hadislerinde. “Dünyaya gönül bağlamaz, kınayanların kınamasından aldırmayacak. Tereddüt etmez” diyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bir kere hapsedilmesi yeterli, yani hapsedilmesi. Görünmez Mehdi (a.s.)’yi sen nasıl hapsedeceksin? Hapsedersin bir anda görünmez hale gelir ve dünyanın her yerinde olabilen. Yani anında her yerinde olabilen bir insanı sen nasıl hapsedeceksin? Hapsetsen de ne fark eder? Orada durur bedeni, “milyonlarca bedeni” var diyorsun sen. Belli ki değil. Hapsedilen Mehdi (a.s.) anneden, babadan doğan Mehdi (a.s.) olduğu anlaşılıyor. Anneden, babadan doğmayan bir insanın hapsedilmesi bir şey anlam taşımaz. Çile çekeceğinden bahsediliyor. Görünmez bir kişi, ne çilesi çekecek? Nasıl çile çeksin? Hiçbir şey yapamazsın görünmez bir insana. Dolayısıyla bu yanlış inanç yanlış düşünceyi Allah bir şekilde ortadan kaldıracak. Yani nasıl olacağını şu an bilmiyorum. Anlatıyoruz, izah ediyoruz ama göreceksiniz harika şekilde o da kalkacak. Çünkü İran’a ulaşmak o kadar kolay olmuyor. Yani İran’da bizim kitaplarımız satılıyor gerçi. Ama İran’da şimdi biz bir konferans yapsak Mehdilikle ilgili, yani Şii kardeşlerimizi çok sarsar bu. Yani görünmez Mehdi (a.s.) değil de, görünür Mehdi (a.s.) var dersek çok sarsar. Onu İranlı yöneticilerle, üst düzey yöneticilerle görüşüp bir hal yoluna sokalım. O geçen sene çağırdığımız Velayet-i fakihler’den o büyük ulemalardan, alimlerden Hocalar çağıralım buraya. Onlarla konuşalım, bu konuyu bir açıklığa kavuşturalım. Evet, bir ara onları davet edelim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Biraz evvel bahsettiğiniz Cüneyt Ülsever’in O konusunda İslam ahlakı dünyası ile ilgili dün, daha bugün Sayın Erdoğan’ın, Başbakanın açıklamaları sizin 2008 Temmuz ayından söylediklerinizin birebir aynısı Hocam. Ve Türk-İslam Birliği hedefi halen taptaze olarak devam ediyor. Şu anda “kendi aramızda Schengen vizesi yapalım. Biz niye yapmıyoruz? Avrupa yapıyor, biz niye yapmıyoruz?” diyor Hocam. Dün söylediği, bugün söylediği konu bu. Siz bunu 14 Temmuz 2008’de ve daha önceleri de ifade ettiniz Hocam, 2,5 yıl önce. “Türk devletlerinin ve İslam ülkeleri arasında bir kere pasaport olayının kalkması gerekir. Vize olayının da kalkması gerekir. İstediği gibi gidip gelsin insanlar. Ticaret alabildiğine rahat olsun, bağlantılar alabildiğine rahat olsun. Avrupa Birliği’nde oluyor da bu Türk İslam Birliği’nde niye olmuyormuş? Avrupa Birliği’nde isteyen istediği ülkeye gidiyor, istediği gibi yerleşiyor. Pasaport kullanmıyor, vize de kullanmıyor. Peki biz kardeşler olarak niçin bunu yapamıyoruz?”
ADNAN OKTAR:Schengen yengen bunlara ne gerek var kardeşim. Pasaportu vizeyi kaldıracaksın o kadar, başka bir şey yok. Öyle şeylere gerek yok. Başbakanımız benzetme yapıyor, o normal inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam yeni açtığınız bir site vardı. İslamievlilik.org uygunsa onu da göstereyim inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Milleti evlendiriyor musun? Ne yapıyorsun? Nedir konusu?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Siz her zaman sevginin ve insanların birbirine yaklaşıp Allah rızası için olmasını anlatıyorsunuz Hocam. Onunla ilgili detaylı anlatımlarınızın olduğu röportajlardan.
ADNAN OKTAR:Evliliğin mantığını, gerçek sevginin mantığını anlatıyoruz. Yoksa milleti birbiriyle evlendiren bir sistem değil. İnşaAllah. İnsan eş seçerken neye göre seçecek? Evlilikte sevgi nasıldır? Sevgi anlayışı nasıldır? Sevginin kökeni nedir? Sevgisizlik neden gelişiyor onları anlatıyoruz.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, Allah sevgisini anlatıyorsunuz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Enam Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım, 74. ayet. Hani İbrahim, babası Azer'e (şöyle) demişti: "Sen putları ilahlar mı ediniyorsun?” o zaman Azer, babası Darwinist ve materyalist. O zamanın sapkın dinini savunuyor. “Doğrusu, ben seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum. Böylece İbrahim'e, -kesin bilgiyle inananlardan olması için”, bak, kesin bilgiyle. Yani net, doyurucu, delillere dayalı, aklının kabul ettiği, kalbinin tasdik ettiği ilmel yakin bilgiye sahip olması için, “göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk”, iman hakikatlerini. Göklerin iman hakikatlerine, ne ile bakıyoruz? Biz şimdi teleskopla bakıyoruz. Uzaydaki, gökyüzündeki matematik denge ve mükemmellik bizim Allah’a olan imanımızı arttırıyor. “Ve yerin melekûtunu gösteriyorduk”, fosilleri inceliyoruz. Biyo-genetik, efendim kimyadaki gelişmeler, fizikteki gelişmeler, atomun yapısı ve bütün bilimde olan, imani her türlü konu bizim imanımızı artırıyor. Cenab-ı Allah; “göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk” diyor. Yani iman hakikatlerinin önemine dikkat çekiyor. Hz. İbrahim (a.s.) döneminde de Hz. İbrahim (a.s.) ne yapmış? İman hakikatlerinin üstünde durmuş. Allah’ın sanatını incelemiş, Allah’ın delillerine bakmış. Allah’ın sanatını incelemek, delillerini kitap haline getirmek, CD’lerle televizyonlarda yayınlamak da Ahir zamanda Müslümanların görevidir. Dolayısıyla Mehdiyetin de görevidir. “Gece, üstünü örtüp bürüyünce bir yıldız görmüş ve demişti ki: ‘Bu benim Rabbimdir’. Fakat (yıldız) kaybolunca: ‘Ben kaybolup-gidenleri sevmem’”, yani o inançla alay etmiş oluyor, Hz. İbrahim (a.s.). Çünkü yıldıza tapanlar var. Kaybolup gidiyor. Adam ona; “ilah” diyor. Biz de ne yapıyoruz? Delil kullanıyoruz. O devirde de Hz. İbrahim (a.s.) delil kullanıyor. “Bak kayboluyor. Kaybolduğu için o ilah olamaz” diyor. “Ardından Ay'ı, (etrafa aydınlık saçarak) doğar görünce: ‘Bu benim Rabbim’ demiş, fakat o da kaybolunca: ‘Andolsun’ demişti. ‘Eğer Rabbim beni doğru yola erdirmezse gerçekten sapmışlar topluluğundan olurum’’, yani “onun da ilah olmayacağını gördüm” diyor. “Sonra Güneş’i (etrafa ışıklar saçarak) doğar görünce: ‘İşte bu benim Rabbim, bu en büyük’ demişti. Ama o da kaybolunca, kavmine demişti ki: ‘Ey kavmim, doğrusu ben sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım’”, yani “bunların hepsi uydurmadır” diyor, Hz. İbrahim (a.s.). “Bunların hiçbiri ilah olamaz” diyor. “Gerçek şu ki, ben bir muvahhid olarak”, yani tevhid inancında olarak tek Allah’a inanan kişi olarak. “Yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim (her yeri yaratan Allah’a çevirdim) ve ben müşriklerden değilim". Şirke cevap veriyor. Yani bütün uydurma ve hurafelerin geçersizliğini söylüyor. Ama o devirdeki insanlar tabii cahiller onların anlayacağı dilden cevap veriyor, Hz. İbrahim (a.s.). “Kavmi onunla çekişip-tartışmaya girdi. Dedi ki: ‘O beni doğru yola erdirmişken, siz benimle Allah konusunda çekişip-tartışmaya mı girişiyorsunuz?’”, yani “Allah’ın varlığına birliğine inanıyorum ben. Sizin şirk inancınıza putperest inancınıza inanmıyorum” diyor. “Sizin O'na şirk koştuklarınızdan ben korkmuyorum, ancak Allah'ın benim hakkımda bir şey dilemesi başka. Rabbim, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır”, yani bütün ilim Allah’a aittir. Dünyada ki bütün bilim dallarını yaratan Allah’tır ve her türlü ilim Allah’a aittir. “Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?" diyor. "Hem siz, O’nun haklarında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koşmaktan korkmazken”, yani her türlü hurafe. Şu anki yobazların yaptığı nedir? Hurafe. Veyahut “bana vahiy indi” diyor, adam. Bak ne diyor Cenab-ı Allah; O’nun haklarında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koşmaktan korkmazken”, “Allah’a ortak koşuyorsunuz, şirk koşuyorsunuz” diyor. Allah böyle bir şey demediği halde hurafe çıkarıyorsunuz, Allah böyle bir şey demediği halde bana vahiy geldi diyor. Bunlara işaret ediyor. “Ben nasıl sizin şirk koştuklarınızdan korkarım?” “Niye çekineyim, şirk olarak inandıklarınızdan, niye çekineyim?” diyor. “Şu halde 'güvenlik içinde olmak bakımından' iki taraftan hangisi daha hak sahibidir? Eğer bilebilirseniz. İman edenler ve imanlarını zulümle karıştırmayanlar”, iman ettiğinde, Kuran’a iman ettiğinde Kuran’ın yeterliliğine inanması lazım. Kuran’a hurafe eklediğinde bana vahiy geliyor diye, gidip sapıklara, manyak adamlara uyarsa bir insan imanını zulümle karıştırır değil mi, “imanlarını zulümle karıştırmayanlar” diyor, Cenab-ı Allah. “İşte güvenlik onlar içindir ve onlar hidayete ermişlerdir”, güvenlik her türlü güvenlik, “rahat içinde olurlar” diyor, Allah. “Ve onlar hidayete ermişlerdir”. Hidayet neymiş? Kuran’a tam uymak, Allah’ın kitabına tam uymak, ilave getirmemek, hurafe getirmemek. “Bu, İbrahim'e, kavmine karşı verdiğimiz delilimizdir. Biz, dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz senin Rabbin, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir”, bak “biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz”. Allah derecelerle yükseltir. Kimini Peygamber yapar, kimini Mehdi (a.s.) yapar. Kimini veli yapar. Ebcedi 2003 tarihini veriyor. Bak; “Biz, dilediğimizi derecelerle yükseltiriz”. 2003.
ALTUĞ BERKER: Hz. İsa (a.s.) ile ilgili de zikrediyordunuz bu yılı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet MaşaAllah. “İsmail'i, Elyasa'yı, Yunus'u ve Lut'u da (hidayete eriştirdik). Onların hepsini alemlere üstün kıldık. Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik”. Peygamberimiz (s.a.v.) hangi soydandı? Hz. İbrahim (a.s.) soyundandı İbrani soyu. Mehdi (a.s.) hangi soydandı? Peygamberimiz (s.a.v.) soyu İbrani soyundandır. Beni-i İsrail görünümlü olmasının nedeni de odur. İbrani soyundan geldiğindendir. “Bu, Allah'ın hidayetidir” diyor, Cenab-ı Allah. “Kullarından dilediğini bununla hidayete erdirir”, bak “bu Allah’ın hidayetidir”. Asrımıza göre, zamanımıza göre bakar tefsir eder açıklarsak. “Bu Allah’ın Mehdi (a.s.)’sidir. Kullarından dilediğini onunla (Mehdi (a.s.) ile hidayete erdirir”. Bakın “bu Allah’ın hidayetidir. Kullarından dilediğini bununla hidayete erdirir”. Asrımıza göre yorumladığımızda bu Allah’ın Mehdi’sidir (a.s.). Kullarından dilediğini bununla (Mehdi (a.s.)) ile hidayete erdirir (vesile olur Mehdi (a.s.))”. Ebcedi 2024 veriyor. İslam ahlakının dünya hakimiyetinin tarihini veriyor. “İşte Allah'ın hidayet verdikleri bunlardır; öyleyse sen de onların bu hidayetlerine uy. De ki: ‘Ben bunun için sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur'an), alemlere bir öğüt ve hatırlatmadan başkası değildir’", Allah sadece Kuran’a dikkat çekiyor başka hiçbir şeye değil, İnşaAllah.
Enam Suresi devam ediyor 91. ayet. “Onlar: ‘Allah, beşere hiçbir şey indirmemiştir’ demekle. Allah'ın kadrini hakkını vererek takdir edemediler”, bakın “Allah’ın kadrini hakkını vererek takdir edemediler”, yani “Allah’ın büyüklüğünü anlayamadılar” diyor. İnsanlarda en büyük sorun budur. Allah’ın büyüklüğünü kavrayamıyorlar. Mesela Samanyolu Galaksisi içinde düşünüyor. Veyahut bu evren içerisinde düşünüyor dar alanda, dar gücü var zannediyor, Allah’ın haşa. Cenab-ı Allah ne diyor; “Allah'ı, kadrinin hakkını vererek takdir edemediler. De ki: ‘Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de (parça parça) kağıtlar üzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) açıkladığınız ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi?’” , yani “Tevrat’ı kim indirdi?” diyor, Cenab-ı Allah. Bak Tevrat’ı da övüyor "Hz. Musa (a.s.)'nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği”, Tevrat neymiş? Nur ve hidayet insanların hidayetine vesile olan bir kitap. “Ve sizin de (parça parça) kağıtlar üzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) açıkladığınız ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi?”, bak “bir kısmını açıkladınız”, bir kısmının doğru olduğunu söylüyor, Allah. Tevrat’ın bir kısmı doğrudur. Tahrif olmamıştır. “Çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi?”, çoğunu da görmezlikten geliyor veyahut gizlemiş. Kapatmış. Demek ki; Tevrat’ın tamamı yanlış değil. Doğru olan kısımları da var yanlış olan kısımları da var. Doğru olan kısmını Kuran’dan anlıyoruz, Kuran’a uygun olup olmamasından anlıyoruz. “Sizin ve atalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir. De ki: ‘Allah.’ Sonra onları bırak, içine 'daldıkları saçma uğraşılarında' oyalanıp-dursunlar”. Burada bir cümle eksikliği var gibi gözüküyor baskıda onu düzeltsinler. Enam Suresi 99; “O, gökten su indirendir. Bununla her şeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz”. Taneler hakikaten çok şaşırtıcıdır. Bitki tohumları apayrı bir alemdir. Acayip güzel görünümdeler. Mesela börülceyi açarsın sıralanmış, küçük küçük paketler halinde düzgündür. Mesela fasulyeyi aç hepsi çok düzgün tertemiz, gıcır gıcır, pırıl pırıl intizamlı ve paketlenmiş ve kapatılmıştır. Barbunyada olsun bezelyede hepsinde efendi bir düzgünlük, kibar, temiz bir düzgünlük çok açık görülür. Pırıl pırıl ve çok kaliteli bir güzelliğe sahiptir. ”Bir yeşillik çıkardık. Ondan birbiri üzerinde taneler türetiyoruz”, aynı şekilde mısırda da var, buğdayda da var. “Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz)”. Hurma ağacı mesela bir hevenkinde; 10 kilo 15 kilo hurma oluyor. Bal gibi tatlı böyle. İnsanın artık ağzı uyuşuyor tatlılığın şiddetinden. Fazla da yiyemiyor insan acayip tatlı. Bak birbirine benzeyen ve benzemeyen üzümlerden. Hakikaten alıyoruz bak siyah üzüm var, pembe üzüm var, yeşili var, sarısı var. Ve bal gibi de tatlı, acayip lezzetliler. Dalına bakıyoruz, kupkuru takır takır kuru böyle. Yere çamurun içine girmiş bir tahta kablo. Odundan bir kablo var. O odundan kablonun ucuna bir bakıyoruz bal gibi bir buçuk kiloluk, bir kiloluk, yarım kiloluk üzüm salkımları. Nefis kokulu, bal gibi tatlı yemesi hoş. Mesela İzmir üzümü var, çok acayip güzel. “Birbirine benzeyen ve benzemeyen üzümlerden, zeytinlerden ve nardan bahçeler kılıyoruz. Meyvesine ürün verdiğinde olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin” diyor Allah. Bakın bütün meyvelere bakın. Bu Allah’ın emri. Bilinmiyor bu işte. Bak Allah; “meyvelere bakın” diyor. Bu emir, muhkem ayettir. “Meyvelere bakın tefekkür edin” diyor, Allah. Nara bakın, elmaya bakın, üzüme bakın, bütün meyvelere bakın, kiraza bakın orada ki onların tadına, kalitesine, kokusuna bakın, kıvamına bakın, görünüşündeki renk zenginliğine bakın ve toprağa birer tahta saplanmış. Hepsi tahtanın ucundan sarkıyor aşağı. Çamurlu toprak çamurlu bir toprağa tahta saplanmış. Tahtanın ucundan üzümler, muzlar, kirazlar. Efendim portakallar, mandalinalar, kavunlar, karpuzlar yerden fışkırıyor. Hal gibi böyle, sanki İstanbul hali gibi. Bedava toprak Cenab-ı Allah habire topraktan meyve fışkırtıyor. Geceli gündüzlü yesin kulları diye. Birbirinden güzel. Bunu kara toprak bilmez, odun hiç bilmez. Peki bakıyoruz kimsenin yapamayacağı tahayyül dahi edilemeyeceği, yapılmasına tahammül bile edilemeyeceği mükemmel meyveler. “Bunlara bakın” diyor, Allah. “Ve şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır”, “eğer iman etmek istiyorsanız, imanı kavramak için bunda ayetler vardır” diyor, Allah. “Deliller vardır bakın” diyor. Cübbeli ne diyor? “Aman fazla düşünmeye gerek yok. Koca karı imanı yapacaksınız” diyor. O da ne demekse. Yani çok ağır bir söz hanımlar için koca-karı. Yaşlı bayan olur yaşlı hanım olur. Yani “fazla düşünmeyin. Kafanızın sigortası atar” diyor. “Allah düşünün” diyor. Düşünmezse işte böyle adamlar Cübbeli gibi adamlar oluyor. Düşünmeyen adamları da Fatih Altaylı gibi düşünmeyen adamlar bağırına basıyorlar. Ve düşünmeyen adamlardan oluşan bir ekip oluşuyor. Az düşünen veyahut. “Gökleri ve yeri bir örnek model edinmeksizin yaratandır”. Mesela insan çok mükemmel yaratılmış. Adamlar ne diyor; “çamurlar bir gün, çamurlu su atomlar kendi aralarında demişler ki; ya şöyle mükemmel (böyle mankenlere falan şöyle güzel insanlar var bir düşünün). Böyle bir modelde bir insan yapalım bunun gözleri olsun görsün, burnu olsun koklasın, kulakları olsun duysun, ağzı olsun tatsın, beyni olsun düşünsün, şarkı söylesin, şehirler yapsın, planlar yapsın”. Nasıl yapacağız diyor atomlar? Ya niye yapmayalım, tesadüfle yaparız” diyorlar. “Çamurlu sudan niye olmasın” diyorlar. Bak işte orda fosfor var, orda da magnezyum var, oksijen var. “Ey azot buraya gel” diyor oksijen, geliyor. “Ey işte falanca atom sen de buraya gel” diyor. Bir araya geliyorlar geliyorlar geliyorlar önce bir amino asit meydana getiriyorlar. “Ya bu amino asitler bir işe yaramaz. Ne yapalım? Bunu bir protein haline getirelim. İnsan çünkü proteinden oluşuyor. İnsandan oluşması için bir proteine ihtiyaç var. Önce bir protein yapalım, tesadüfler sonucu” diyor. Amino asitlerde bir araya geliyorlar ve proteinleri meydana getiriyorlar. Proteinlerde diyorlar ki; “ya burada böyle helak oluyoruz yazık bize. Kimimiz Kastamonu da, kimimiz Konya da”. “O proteinleri de çağırın” diyorlar. Hepsi geliyorlar. Bir kısmı diyor ki; “biz sağ elliyiz”. Bir kısmımızda “sol elliyiz” diyor. “Olmadı o zaman. Tek bizim dediğimiz gibi olacak" diyorlar. Sonra proteinler bir araya geliyorlar. “Ya biz toz olduk. Protein tozu olduk bir şeye yaramayız bi” diyorlar. “Olur mu canım yaparız bir şeyler. Bir hücre yapalım hemen” diyorlar. Hücre yapıyorlar. “Ya bir Hücreden bir şey olmaz buna bir ilave daha yapalım iki tane oluyor, dört oluyor, sekiz oluyor. Ya bunu yaptık bir genişletelim şöyle. Buna el ayak da takalım falan şöyle bir genişlesin falan”. Sonunda bir göz yapıyor iki tane. Bir de burun yapıyor, kulaklar yapıyor. Burun yapıyor ama koklamıyor. “Ne yapacağız buna?” diyor. “Buna ruh gerekiyor. Göz var, beyine elektriği götürüyor ama gören yok. Ne yapacağız?” diyor. “Beyine görüntüyü götürüyor, makinayı kurduk sistemi kurdukta gören yok” diyor. “Eyvah, en önemli kısım işte. Şimdi biz bunu yapamayacağız” diyor. “Ne yapalım? O zaman Ruh yapalım. Ruh meydana getirelim” diyor. Yani “gözü olmadan gören bir ruha ihtiyaç var” diyor, atomlar tesadüf sonucu. Gözü görmeyen atomlar, kör atomlar. Gözsüz gören bir ruh yapıyorlar ve beynin içindeki elektriği simsiyah beynin içindeki oluşan amperi çok düşük zayıf elektriği, pırıl pırıl şu an da gördüğünüz aydınlık şeklinde gören, üç boyutlu ve derinlikle gören, görüntüyü görecek bir gözsüz ruh yapıyorlar.Gözü olmayan gören bir ruh ve o ruhu da onun karşısına getiriyorlar tam ilgili yere o görmeye başlıyor. “Ya görmesi yetmedi. Ne yapacağız? Bu sessiz bir görüntü olmaz. Buna bir ses ilave edelim. Böyle üç boyutlu bir ses olsun. Derinlikli stereo en gelişmiş stereo sisteminden daha kaliteli olsun. Yani bu son teknolojiden elde edilemeyen bir ses elde edelim. Ama bu sesi elde edeceğiz ama bu sesi dinleyecek biri de yok. Ne yapacağız? Kulaksız bir ruh bunu dinlemesi gerekir. Onu da yaparız tesadüfen” diyorlar, atomlar. Kulaksızda bir ruh yapıyorlar. Oda onu dinliyor. “Ama bir de elinden ayağından hisler oluşturmak lazım. Bak beyine kadar götürdük. Beyin anlamıyor, şimdi beyine götürdük. Bunu duyacak bir ruh gerekiyor yani o dokunma hissi de gerekiyor” diyorlar. Atomlar tesadüfler sonucu bir de ruhun o yönünü yapıyorlar dokunma hissi de oluşturuyorlar. “Yaptık mı tat da yapalım” diyorlar. Tattı da yapıyorlar. “Koku olsun. Böyle gül koklasın, menekşe koklasın. Onuda yapalım” diyorlar. “Burunsuz mu koklayacak?” diyorlar. “Evet burunsuz ruh. Burunsuz olarak koklayacak. Bir ruh yapalım ki. Burunsuz o kokuyu beyinden giden o elektrik akımını koku olarak alsın” diyorlar ve tesadüfler sonucu Darwin dedelerinin dediği, decallin dediği dine uygun olarak insanın yaratılışını böylece açıklıyorlar. Dünyanın %99’unu, bu dünyanın en kepaze en mantıksız, en münasebetsiz dinine inandırıyorlar ve şu an dünyanın % 99’u bu dine inanıyor. Deccal’in dinine inanıyor. Cübbeli’ye soruyorlar diyorlar; “evrim hakkında ne diyorsun?” diyorlar. Haşır haşır sakalını kaşıyor. “Evrim ne ki?” diyor. İşte bu kadar. Ondan sonra deccalin kapısı sonuna kadar açılmış oluyor. Adamların aradığı Hoca modeli budur işte. Evrim ne ki? diyecek adam. Flash TV’de de sevinçle anlatıyor. “İki ciltlik seksle ilgili kitap hazırladım. İslam’da cinsel hayat en acil olan budur” diyor. “İttihad-ı İslam hakkında ne diyorsunuz?” diyor sayın Cübbeli. “Havalar çok güzel” diyor. “Ya İttihad-ı İslam hakkında ne diyorsun?” diyor. Bak defalarca sordu. “Ne güzel stüdyonuz var değişik burası” diyor. Yani bu tarz hiç alakasız cevaplar veriyor. Adamı ondan sonra işte baş tacı yapıyorlar. Böyle adam gerekiyor onlara da onun için. İdi... Ama bazı şeyleri hesap etmediler. Bak hesap etmedikleri sistem şu an onları yerle bir etti ve durduramıyorlar ve durduramayacaklar. Bak Fatih Altaylı, Mehmet Şevket Eygi Hocamızı çıkarttı. Ana konusu, ana saplantısı bilinç altındaki en büyük korkusu Mehdiyet. Orada yine karşısına çıktı Mehdiyet. Hiçbir şekilde istemiyor. Ama buna rağmen Mehdiyet eze eze, söke söke, yırta yırta ilerliyor, inşaAllah. Sevgiyle, bilimle ve akılla, inşaAllah.
Rusya tatarlardan gelmiş kardeşlerimizden. “Esselamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü”. Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Sevgili canımız, seyidimiz, nurumuz, inşaAllah. Muhammed Adnan Hocamız, her gün sizin anlattıklarınızı dinliyoruz anlattıklarınız gönlümüzde ümidimizi ve Müslüman kardeşlerimize sevgiyi ve saygıyı daha da artırmaktadır, inşaAllah. Ruhumuzda olan duyguları yazarak anlatamam, maşaAllah. Yaşasın Muhammed Adnan Hocam, yaşasın Mehdiyet (a.s.)”. İlk defa gördüm böyle bir yazı maşaAllah. “Yaşasın Türk-İslam Birliği saygı ile ellerinizden öperiz”. Ben de sizin ellerinizden öpüyorum. Saygılar, hürmetler ediyorum.
“Selamün aleyküm Seyyid Adnan Hocam bir sorum olacak. Şu an Budizm ve Karma felsefesi hakkında kapsamlı belgesel izliyorum. Acaba bu insanlar ilahi hiçbir kitaba inanmıyorlar. Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) geldiği zaman bu putperest rahiplerin ve insan kitlesinin dönüp tabii olmaları bayağı bir zor olmayacak mı?” diyor Gökhan. Üç tane de soru işareti koymuş. En kolay bunlar olur çünkü en saçma inançlardan insanlar en kolay kurtulurlar. Hiç yani sahte bilimsel yönü de yok, sahte felsefesi de yok. Sadece kısa bir anlatıma ihtiyaç var, inşaAllah.
“Hocam lütfen okuyun” diyor. Tamam okuyacağım, inşaAllah. “ Selamün aleyküm”, ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Muhammed Adnan Hocam sizi her gün eşim ve ben izliyoruz. Ben Ayşe sizi çok ama çok seviyoruz. Anlatımlarınız harika maşaAllah. Hocam bu aralar zor durumlar yaşıyoruz. Sizin duanıza ihtiyacımız var, Allah’ın izni ile Hocam. Bize ismen dua eder misiniz? Lütfen Hocam bu zor durumdan kurtulmak istiyoruz, inşaAllah. İnşaAllah sevgi ve saygılarımla, maşaAllah. Ünal ve Ayşe Keriman”. Tamam Allah zorluğunuzu kolaylığa çevirsin, Allah hidayet versin, önünüzdeki engelleri kaldırsın. Bütün milletimizin sıkıntılarını, dertlerini, zorluklarını Allah ferahlığa kurtuluşa, huzura derin iman içerisinde erdirsin, inşaAllah. Ama ne olduğunu da yazarsan belki daha faydalı olabiliriz. İnşaAllah. Çünkü bilmiyorum şu an.
“Selamün alayküm”, aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Adnan Hocam ben sizi, Cübbeli Ahmet Hocayı, Bayraktar Bayraklı Hocayı da takip ediyorum televizyonlarda. Kıyamet günü için farklı yorumlar yapıyorlar. İnsanların kafası karışıyor. Kuran okuyanların karışmaz ama yine de karışıyor. Bir hafta önce sizden şunu duymuştum; gaybtan Peygamberlerin haberi olduğunu söylediniz, fakat Bayraktar Bayraklı Hocam da Allah’ın Peygamberimize (s.a.v.) gaybı bildirmediğini söylüyor. Selamün aleyküm”, aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. Hasan Hocamıza, gayb ile ilgili ayetler var mı sende?
ALTUĞ BERKER:Hemen bakıyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ben de duydum Bayraktar Bayraklı’nın dinledim onu. “Allah gaybı bildirmemiştir” dedi. Allah’ın gaybı bildirmediği ile ilgili ayetleri okudu fakat devamını getirmiyor. “Ancak Peygamberler hariç” diyor Cenab-ı Allah. O kısmı okumadı. “Allah seçtiği Peygamberlerine gaybı bildirir” diyor. Ve bildirdiği gayb haberlerini de söylüyor Cenab-ı Allah.
“Selamün aleyküm Hocam”, aleyküm selam. “’Allah Cehenneme gidecek kişiyi zaten Cehennem için yaratmıştır’ demiştiniz. Şunu merak ediyorum eğer bir insan Cehennem için yaratıldıysa orada acı çekecek midir? Çünkü o zaten Cehennemden geliyordur. O zaman onun için Cehennem normal bir yer olmuyor mu? Ve selam”, Barak isminde bir kardeşimiz. Barak, ve aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. Bizler bütün Müslümanlar ya Cennetten ya Cehennemden geldik. Bilmiyoruz yani Cennete mi gideceğiz? Cehenneme mi gideceğiz? Ümit ve korku arasındayız, inşaAllah. Acı çekecek midir? Tabii ki çekecekler, acı çekecek. Biz böyle iman etmekle mükellefiz. Acı çekeceklerine inanmakla mükellefiz. Çünkü “kemikleri çatırdatan inlemeler duyulacak” diyor, Cenab-ı Allah. Yürekleri tırmanan bir ateşten ve acı azaptan bahsediliyor. Azap yurdudur zaten, “acı çekecekler” diyor, Allah. Biz buna inanıyoruz. Ama nasıl bir ruhla acı çektiklerini bilmiyoruz. Yani nasıl bir bedenle acı çektiklerini bilmiyoruz. Onların azabı algılama şekilleri bilmiyoruz. Allah nasıl bir azap verecek bilmiyoruz. Fakat Cehennem ehli sorduğunda; “evet ben hakettim” diyor. Mesela şu an da dinsizlere sorsanız, ateistlere bir baskı altında mısın şu an? Seni yönlendiren, seni mecbur eden birisi var mı diyorsun? “Yok öyle bir şey yok” diyor. Ben de mesela beni zorlayan bir güç, beni mecbur eden bir güç hissetmiyorum. Sen hissediyor musun? Siz hissediyor musunuz? Tamam demek ki adil, makul, güzel bir imtihan ortamı var. Küfür içerisinde olanlarda öyle. Sorduğumuzda seni zorlayan, “baskı altında tutan yok. Ben kendi aklımla, mantığımla, kendi düşüncemle, samimi kanaatimle yapıyorum” diyor. Bu, Allah’ın adil olduğunun delidir. Allah’ın zulmetmediğinin bir delilidir. Kendi isteği ile bunu yapıyor. Ama ruhu acıyı nasıl çekiyor onu bilmiyoruz. Mesela biz Cennete, inşaAllah Allah nasip eder Cennete gideceğiz. Cennet zevkleri, mesela meyveden zevk alacağız, eşimizden zevk alacağız, ama o Allah ile bizim aramızda olan bir bilgi olacak. İnsanlar derecelerine göre daha çok zevk alacaklar, aynı zevki almıyorlar. Cennet üzümünden alan Peygamberimizin (s.a.v.) aldığı zevkle, avamdan birinin aldığı zevk aynı değildir. Fakat aynı zevki aldığını düşünürler. Öyle bileceğiz. Aynı zevki aldığını düşünecekler, fakat ayrı, farklı zevkler alacaklar.
ALTUĞ BERKER:Hocam Allah’ın kullarından dilediğine gaybı bildireceğine dair ayetlerden bir tanesini okuyorum. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Cin Suresi 26-27. ayetler “O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz. Ancak elçileri içinde razı oldukları başka”.
ADNAN OKTAR:Bir daha oku da, benim Hocam biraz daha bu konuda bilgilensin. Bayraktar Bayraklı Hocamız, inşaAllah. Hayrettir bu ayeti nasıl bilmiyor. Ben duydum bağıra bağıra söyledi. Çok sevimli de bir Karadeniz şivesi var. Böyle çok şeker acayip güzel o şivesi. O dil altı.
ALTUĞ BERKER:“O, gaybı bilendir. Kendi gaybını kimseye açık tutmaz. Ancak elçileri (Peygamberleri) içinde razı olduğu başka”.
ADNAN OKTAR:Demek ki Peygamberlere gaybı bildiriyor ve gaybı bildirdiklerine dair çok fazla delil söylüyor, Cenab-ı Allah. Hangi gayb haberlerini bildirdiğini Kuran’da belirtiyor çok detaylı olarak.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) de gayb haberidir. Peygamberimiz (s.a.v.) bildirmiştir. Torununa çok dikkatli incelemiştir Peygamberimiz (s.a.v.), Mehdi (a.s.)’yi. Bizzat görerek, bizzat muhatap olarak incelemiştir. En ince detaylarına kadar anlatmış. Bak yeni gelen hadisler var dün geldi, bugün de geldi. Çok şaşırtıcı. O kadar dikkati açık ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dikkatine ben gıpta ediyorum, maşaAllah. Hayret edecek bir şey, çok mükemmel bir mucizedir. Gıpta ediyorum muhteşem bir dikkati var. Bir insan yüzüne baktığında bu kadar detay, bedendeki bu kadar detay çıkartmak müthiş bir şeydir. Ayrı Cibril de bildiriyor ama kendisi bizzat görüyor. Sahabeler o kadar çok seviyorlar ki. Bak Hz. Musa çok seviyor. Hz. İbrahim (a.s.) çok seviyor. Bütün Peygamberler çok seviyor Mehdi (a.s.)’yi. Hepsi merak ediyorlar. Sahabeler sürekli Peygamberimiz (s.a.v.)’e soru soruyorlar. İşte Mehdi (a.s.) ne yapacak? Ne yiyecek? Nasıl giyinir? Kıyafetleri nasıl? Kendi torunu olduğu için Peygamberimiz (s.a.v.) de müthiş seviyor Mehdi (a.s.)’yi sürekli gündemde tutuyor. Hz. Musa (a.s.) acayip bir muhabbeti var, müthiş gıpta etmiş. “Ya Rabbi beni Mehdi (a.s.) yap” diyor, çok sevimli. Cenab-ı Allah kabul etmiyor. Bir daha yalvarıyor Allah’a: “Ya Rabbi beni Mehdi (a.s.) yap diye”. Yine kabul etmiyor. Yine yalvarıyor Allah’a: “Ya Rabbi beni Mehdi (a.s.) yap” diyor. Çünkü o kadar çok övülmüş ki Tevrat'ta, o kadar çok detaylı anlatılmış ki Mehdi (a.s). Museviler büyük bir heyecanla beklerler. 3000 yıldan beri gece gündüz dua ederler Mehdi (a.s)'yi görmek için. Onların her namazında Mehdi (a.s)'ye dua vardır, Mehdi (a.s)'yi görmek için. Hep Allah'a ağlayarak yalvarırlar ağlama duvarına ellerini koyarlar. "Yarabbi bize Mosiah'ı Mehdi (a.s)'yi göster” diye. 3000 yıldan beri ağlıyor Allah onlara nasip etmesi için görmesi için, inşaAllah. Müslüman Şiiler de öyle Mehdi (a.s)'nin ismini duyduğunda ağlarlar. Şeyh Nazım Hocamız ayağa kalkıyor ismini duyduğunda Mehdi (a.s)'nin, inşaAllah. Sahabeler döneminde de var öyle. Büyük alimlerde. Mesela Mehdi (a.s)'nin ismi geçiyor ayağa kalkıyorlar, inşaAllah. Yani sevgiden, muhabbetten dolayı, inşaAllah. Yani artık ne bileyim yani bu kadar detaylı çok şaşırtıcı. Kaşının biçimi, kaşının şekli. Mesela “kaşının bir kısmında eksiklik vardır. Bir kısmında bir bölümünde” diyor. Kaşına dikkat çekiyor. “Alnında bir iz vardır. Burnunda hafif bir bombe vardır” diyor. Mesela bu çok manidar. “Burnu küçüktür” diyor. Bak Cübbeli de çok açık söylüyor. “İncedir burnunun ucu da çok küçüktür” diyor. Yani geniş değil burnu. “Ve burnu kalkıktır” diyor. Detay bunlar. Mesela “alnı geniştir. Vücudunun boydan boya geniş olduğunu söylüyor Peygamberimiz (s.a.v). Beni İsrail gibidir” diyor. Cübbeli o sözü söyleyemedi, söyleyemiyor. Peygamberimiz (s.a.v)'in vahiyle bildirdiği Allah'ın bildirdiği vahyi söylemekten utanıyor. İsrail kelimesi geçiyor diye. Kuran'da da geçiyor İsrail. İsrail Peygamber ismidir, “Beni İsrail yani İsrail soyuna benzer” diyor, doğru. “Yakup (a.s.) soyuna benzer” diyor. İbrani (a.s) soyundan tabii ki o soya benzeyecek. O soydan geldiği için. “Rengi çok koyudur. Koyu esmerdir” diyor. Bu sefer de bak öbür konuşmasını unutmuş öbür konuşmasında da “buğday rengidir. Açık renktir” diyor. Yani buğday zaten herkesin bildiği bir renktir. Yani buğday nedir? Beyazın hafif kırmızıya çalanıdır. Koyu esmer değildir. Koyu esmer ayrı bir şeydir. Bak sırf bana benzemesin diye dilini böyle yaklaşık bir 50 cm dışarıya çıkarıyor dilini, bir sağa bir sola bir sağa bir sola büküyor. Tam klasik dil eğip bükme. Bunun Ahirette hesabını nasıl verecek? O dili Ahirette ne hale gelecek onu bir düşünmesi lazım. Cenab-ı Allah o dilini ne hale getirecek onu bir düşünmesi lazım, inşaAllah. Yani o dili eğip bükmeyi nasıl açıklayacak bakalım. Koyu esmer ayrıdır, buğday tenli ayrıdır. Buğday tenli desene. Bak daha önce söylüyorsun. O son yayınladığımız videoyu bir daha yayınlasana.
VTR
ADNAN OKTAR:Cübbeli en az bir 10 yıl kadar böyle Mehdi (a.s)'yi anlatacak. Ve gittikçe genişleyerek gittikçe coşkuyla aşkla Mehdi (a.s)'yi anlatacak ve bak Allah ona en istemediği şeyi yaptırıyor. Fatih Altaylı'nın en istemediği şeyi bak Fatih Altaylı'nın adamı Cübbeli bak bağıra bağıra anlatıyor. Teniyle ilgili yanlış söylediğini bak kendisine düzelttirdim. Kendi ağzından bak itiraf etti. Buğday tenliymiş koyu esmer değilmiş. İnşaAllah. Ve Beni İsrail görünümündeymiş. Onu da gizliyordu, onu da söylettirdik. O unutmuş bu konuşmalarını. Hepsinin böyle teker teker gözden geçiyorum, birer birer. Daha var çok fazla konuşması var. Hepsini söyleteceğim. Çok fazla konuşması var, inşaAllah. Bak kitabın içinde de başlangıcında da her yer bana ithaf etmiş kitabı. Bak paniğe bak paniğe. Fatih Altaylı'nın üfürmesiyle alelacele apar topar kitap hazırladı. Ve Aydın Doğan'ın üfürmesiyle, apar topar. Bakın diyor; "ama Rabbime hamd olsun ki bugün bu sözü ifaya beni mahkum kıldı. Harun Yahya müstear isimli Adnan Oktar'ın Hz. Mehdi (a.s) hakkındaki hadis-i şerifleri, değiştirerek konuyu kendine yönlendirmesi", bakın değiştirenin kim olduğunu ispat ettim mi ona? Bak değiştiren kimmiş? Kendisiymiş. Ben doğrusunu söyleyenmişim. Ve kendi ağzıyla düzelttirdim ona. O çarpılan ağzını zorla çekiştirip normal hale getirdik. "Ve kendisine uyan hiçbir hadis bulunmadığı halde", peki o zaman niye panik oluyorsun da koyu esmere çevirdin. Mehdi (a.s)'yi bir anda koyu esmere çevirdin. Beni İsrail görünümlü olduğu halde oturup onu da gizlemeye kalktın. Bak ben sana bağırta bağırta söylettim. Demek ki gizleyemiyormuşsun. Bak "Daha da beteri Kıyametin sene 1500'te kopacağı hususunda hadis olduğunu ortaya koyarak" diyor "Resullullah (s.a.v)'e iftira ediyor" diyor. Peki sen çıktın, o “7000 yıl ile ilgili hadis yoktur” diyor, önce, sonra “vardır” dedi. Önce iftirayı bak sen kendin yaptın sonra iftirayı unuttun ve Allah senin ağzını eğdi ve doğrusunu söyledin. Ve “7000 yıl ile ilgili hadis vardır” dedin. 7000 yıl ilgili hadis olunca benim ümmetin 1500 yıl kadar olacağına dair açıklamamın doğru olduğunu kendin teyit etmiş oldun. Çünkü “Peygamberimiz (s.a.v.) dünyanın ömrü 7000 yıldır. Bunun 5600 yılı geçmiştir”. 7000'den 5600'ü çıkardığında ne kalır geriye? 1400 ile 1500 kalıyor. 1400 ile 1500 arasındaki tarihten başka bir vakit kalmıyor. Kitabın içinde de ona çok dikkat çekmiş. Aileler ve buna para verenler özellikle bu konu üzerinde durmasını istemişler. Yani sırf Mehdi (a.s.) gelmeyecek, deme. Yani sen Mehdi (a.s.) deme bir tek o değil, bu hicri 1400 ile 1500 arasındaki İslam ahlakının dünyaya hakimiyetinin olmayacağını söyle bu çok önemli en önemli konu bu” demişler, buna. “En hayati konu bu, bunun üstünde dur ve bunu vurgula. O zaman biz seni hem Habertürk'e de çıkaracağız. Hem destek de vereceğiz. Her yerde senin arkanda olacağız, yardımcı olacağız. maddi manevi destek vereceğiz. Ama yeter ki bunu yap” dediler buna. Ve bu da bunu gereği gibi ifa ediyor. Şimdi göster o hadisi.
VTR:Cübbeli
ADNAN OKTAR:İftirayı atan kimmiş? Kendisiymiş. Hani ümmetin ömrünün 1500'e kadar olmasıyla ilgili Peygamberimiz (s.a.v)'in hadisi yoktu. Hani bu iftiraydı. Bak kendin iftira attığını kendin ortaya koydun. Ve yaptığın o iftirayı da unuttun boş bulunup doğrusunu söyledin. Hatta o Arapçasıyla söylüyor. Hadisin Arapçasıyla. Onu da koyalım da o şekilde olsun. Arapça orjinaliyle söylüyor. Su gibi biliyor Arapçasını. Bakın bildiği halde Fatih Altaylı'nın karşısında verilen desteğin hakkını vermek için, “yok” dedi. Bildiği halde 7000 yıl ile ilgili hadis olduğunu bildiği halde su gibi biliyor. Kendince bir taktik yaptı ama Allah ayağına dolandırdı. Peygamber Efendimiz (s.a.v) diyor; "5600 yılı geçmiştir", 5600 yılı geçmiştir deyince ne oluyor? “Bundan hesap çıkmaz” diyor, konuşmasında. 7000'den 5600'ü ilkokul çocuğu olsa çıkarır, bundan hesap nasıl çıkmıyor. O sana göre çıkmıyor, seni ilkokula yeniden göndermek gerekiyor. 7000'den 5600'ü ilkokul birinci sınıfdaki çocuğuna sorsan bilir. Ama bu diyor; “çıkmaz hesap” diyor. Çıkıyor hesap. 7000'den 5600'ü çıkarınca 1400 kalıyor. 1400 ile 1500 arasında ümmetin ömrü bitiyor. İcabet ömrü bitiyor. Ve “1545 gibi de Bediüzzaman Kıyamet kopacak” diyor, inşaAllah. Bakın onun duymak istemediği; dünyanın ömrüyle ilgili hadislerin bulunduğu kısım. Celalettin Suyuti, bak hadis imamı. Bakın burada 8 tane hadis var. Cübbeli'yi yalanlayan. Gerçi sonunda itiraf etti ayrı mesele de. 8 tane hadis var bakın bu hadislerde, burada ne diyor? "Ahmed İbni Hanbel İlel’inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed’den o da Vehb’den rivayet etti: “Dünyadan beş bin altı yüz yıl geçmiştir"bitti. Demek ki; 1500 ile ilgili Bediüzzaman'ın sözü doğru. Elmalı' Hamdi’nin sözü doğru. Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri'nin sözü doğru. Benim sözüm doğru. Çünkü neye dayandırıyoruz. Resullullah'ın 8 tane hadis-i şerifine dayandırıyoruz. Ve Ehl-i Sünnet ulemasının tamamının savunduğu hadise dayandırıyoruz. Sungur Ağabey de bu konuda bir açıklama yapmıştı. Sungur Ağabey’in filmini de göster.
VTR: Mustafa Sungur Ağabey
ADNAN OKTAR:Bakın Bediüzzaman Said Nursi de “ümmetin icabet ömrü hicri 1500'e kadar” diyor. Sungur Ağabeyimiz de biliyorsunuz Bediüzzaman'ın en seçkin talebelerinden ve mutlak vekillerinden o da; “70 yıl var” diyor. Yani artık son zamanın anlamı şu; Mehdi (a.s )’nin ve Hz. İsa (a.s)'nin çıkacağı zaman bu 70 yılın içerisindedir. İtithat-ı İslam, Türk-İslam Birliği bu 70 yılın içinde olup bitecek. O 70 yıl içerisinde bozulma başlayacak. “Hicri 1545 gibi yani 2120 gibi de Kıyamet kopacak” diyor, inşaAllah. Allah'ın izniyle. Cübbeli ne diyor? “Bu bir iftira” diyor. Neye dayanıyorsun. Cübbeli neye dayanıyor bunu söylerken? Koltuğa dayanıyor. Biz neye dayandırarak söylüyoruz? Hadise dayandırarak söylüyoruz. Fatih Altaylı'nın yanında coşuyor. Orada çok pervasız. Yani orada Allah korkusu ki, ne hale geliyor? Ben bilmiyorum. Ama onun yanından gittikten sonra bambaşka bir üslup.
ALTUĞ BERKER:Oraya boşuna çıkarmazlar taviz vermeden diye anlatıyordu Hocam göstertiyordunuz. 4 defa çıktı üstüste.
ADNAN OKTAR:Evet. Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v)'in hadislerinden kendisini gizlediğini bakın açıkça ispat ettim. Ama bakın orijinal olan şu, kendi dilinden ispat ediyorum. Kendisi kendi doğru söylemediğinin tasdikini yapıyor. İnsanlara yanlış bilgi verdiğinin tasdikini yapıyor.
VTR
ADNAN OKTAR: Cübbeli'nin müthiş bir hikaye yazma gücü var. Akıl almaz mesela. 5 dakikanın içerisinde diyor; “bana cezaevinde Haham başını gönderdiler. İşte “Eresin Otel'inde buluşalım” diyor. Ne yapacaksa onu Eresin Otel'de buluşup? Seni İsrail'e götüreceğim. İşte bilmem ne yapacağım. Şu göreve getireceğim bunu yapacağım. Yani adam yağmur gibi yağdırmış. O devirde cezaevine Hahambaşı hepse girmedi, bu doğru değil, doğru söylemiyor. David Asseo’du o zamanlar Hahambaşı; bu doğru değil. İkincisi ve en vahimi kendi söylediklerini kendisi unutmuş. Bak diyor ki; “benim yanıma kimseyi sokmadılar cezaevinde ben yalnız başıma kaldım” diyor. Hani yanında kimse yoktu, anlatıyorsun. “Hahambaşı yanımdaydı. Yanımda kaldı” diyorsun, işte beni şuraya davet ettiler bunu yaptım. Bu hikaye nereden çıktı? Bu hikayeyi nasıl yazdın peki? Buna çocuk masalları yazdırmak lazım, bunun boş zamanlarında. Bu iyi masal yazar. Hayal dünyası çok geniş. Yani nereden de aklına geliyor bak 5 dakikada bak nasıl insan yani. İnsan şaşırır, o kadar inanarak ustaca anlatıyor ki. Yani insan gören hakikaten yaşıyor zanneder. Yani hakikaten oldu zanneder. Yani hiçbir şekilde böyle bir olay olmadığı halde tamamını yaşamış gibi anlatıyor. Sonra da diyor ki; “bana böyle iftira attılar” diyor. “Güya yanımda adam varmış, güya tehdit etmişler. Nereden çıkıyor ya, bunu kim söyledi” diyor. Sen kendin söylüyorsun, unutuyorsun. Bu çok acayip bir şey. Bir de acayip şey yüzünde böyle ne var bilmiyorum. Normalde insan müthiş utanır, utanmıyor. Gayet sakin. Yani böyle doğru söylemediği ispat edildiğini insan görse. İnsan bayağı bir utanır. Utanma hissine de bir şey olmuş bu Cübbeli'nin. Bir şeyler olmuş. Genel olarak bir şeyler olmuş.
Selam almadığım kardeşlerime hepsine Aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü diyorum.
"Hocam severek izliyoruz programınızı. Bir sorum olacak. Mehdi (a.s) geldi mi? Şu an kaç yaşında, geldiyse? Batı Trakya'dan sevgiler ve saygılar". Hay MaşaAllah. "İnşaAllah yakın zamanda Türk-İslam Birliği olur da, biz de bu Yunanlılar'dan elinden kurtuluruz, Ahmet" diyor. Yunanistan o da Türk-İslam Birliği'nin içine girecek, inşaAllah. Zamanında zaten oraları hep evladı Fatih'in yurtlarıydı, inşaAllah. Yine aynısı olacak. Yunanlılar da rahat edecektir. Bu ekonomik krizden şu an yıkılıyor bak perişanlar. Türk-İslam Birliği onları zengin edecek, bereket, bolluk getirecek, güven getirecek. Bak kurtulacağız diye Avrupa Birliği'ne girdiler mahvoldular. Ama Türk-İslam Birliği içerisinde zenginlik, bereket, bolluk, güzellik, huzur ve maneviyat bulacaklar, inşaAllah.
Bu Cübbeli gibi kimselere insanlar nasıl kanıyor, ben anlamıyorum. Yani mesela bak bu kadar ispat ediyorum, açık aleni. Buna rağmen kanıyorlar. Yani bu metafizik bir şey, şaşırıyorum ben buna. Hayır kendi ağzından artık tekzip ediyorum. Bak kendi söylediğini kendi unutuyor. Bak Yiğit Bulut'un karşısında da nasıl hayretle anlatıyor. “Ya kim dedi bunu? Nereden çıktı bu” diyor. O anlattığı hikayenin başkası tarafından yazıldığını söylüyor. Başkası anlatmış. Yani kendi anlattığını bilmemesi inanılır gibi değil bunun. Her neyse de şaşırtıcı, hayret verici olduğu için anlatıyoruz tabii, inşaAllah. Bu 7000 yıl ile ilgili Cübbeli biraz darlanacak ama biraz okuyalım.
"Teberani Kebir’inde diyor ki; Ahmet bin nadır el askeri ve Cafer bin Muhammedil feryadi nakletmişler ki, ravi silsilesiyle Dakkat bin zeyli Cüheliden rivayet ettiler. O dedi ki; ‘ben gördüğüm bir rüyayı Resulallah (s.a.v)’e anlattım. Bu rüyada Peygamber (s.a.v) 7 basamaklı bir mimberin en üst basamağında idi. O buyurdu ki’", Peygamberimiz(s.a.v)'e "Ya Resulallah bu rüyamı bir tabir eder misiniz?” diyor. “Peygamberimiz buyurdu ki; ‘7 basamaklı gördüğün mimber bu dünyanın ömrü olan 7000 senedir’”, demek ki neymiş? 7000 sene bak bir takvimden bahsediyor. 7000 yıllık bir takvim. "Ben de onun son 1000’ninde olacağım", yani o küsüratı kaldırmış Peygamber Efendimiz (s.a.v) ama bu küsurata da dikkat çekiyor öbür rivayette.
"Ahmed İbni Hanbel İlel’inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed’den O da Vehb’den rivayet etti". Ahmed İbni Hanbel mezhep imamı ve hadis imamıdır. "Dünyadan beş bin altı yüz yıl geçmiştir",Peygamberimiz (s.a.v) bu 5600'ü 6000'e tamamlanmış olarak kabul etmiş. Ne diyor? "6 gün gitmiştir". Çünkü 5600 ne oluyor? Beş buçuğu geçtiğinde artık 6'ya dayanmış oluyor. 6'ya dayandığı için onu bir bütün olarak almış Peygamber Efendimiz (s.a.v). Artık yani, o 1000'in de bittiğini kabul ediyor. Çünkü 400 yıl kalmış. O yüzden ne diyor? 6 gün gitmiştir. Siz 7. gündesiniz diyor. Sonra Vehb'den gelen rivayette Ahmed İbni Hanbel bize bildiriyor. "Dünyadan beş bin altı yüz yıl geçmiştir"diyor. O zaman 7000'den 5600'ü çıkarttığımızda Cübbeli'nin hesap çıkmaz dediği hesap çıkıyor. Ve 1400 ile 1500 arasındaki vakit kalıyor. O yüzden Bediüzzaman açıklamalarında 70 yıl kaldı demesinin sözü budur. Yani Sungur Ağabey'in açıkladığı da budur, inşaAllah. Bak burada kitabında benim için “Peygamber'e iftira ediyor” diyor. Bu iftira değil, hadis. Peygamber (s.a.v)'in sözü. İftirayı kim yapmış? Kendisi yapmış. Ve kendi de itiraf etmiş ayrıca. Efendim "İbni Abbas’dan sahih olarak nakledilen şöyle bir rivayet vardır." Hadis, sahih. "O dedi ki: ‘dünya yedi gündür’". Resulullah (s.a.v) belirtiyor. “Dünya 7 gündür. Her bir gün bin yıl gibidir. Ve Resulullah (s.a.v.)’da onun sonunda gönderildi”. Evet sonunda gönderildi.
"İbni Ebi Hatem, Tefsir’inde İbni Abbas’dan rivayet etti ki: ‘Dünya, Ahiret haftalarından bir hafta olup, yedi bin senedir ve bunun altı bini geçmiştir". Çünkü 5600 sene olduğunda mesela ne dersin? 6000 sene geçti diyorsun. Pratik olarak öyle denir. “6000 sene geçti” diyorlar. 6000'i geçmiştir. Sahabe devrinde biliniyor bu. Bu hadislerin rivayetinden sonra 1400 sene geçmiş. Bu hadislerin konuşulduğu devirden sonra 1400 sene geçmiş. Ve son işte bu 70 yıllık vakit var başka vakit yok, inşaAllah. Bunu Cübbeli'nin kafasına kafasına sürekli böyle dokundurarak hatırlatmak gerekiyor. Orada aileler ona geldiklerinde böyle şeker lokum-mokum falan zarf-marf getirmişlerdi. Ondan sonra evinde ziyaret ettiler onu. Fatih Altaylı'yla ilgili bağlantıları ona açıkladılar. "Seni Fatih Altaylı'yla görüştüreceğiz. Senin lehinde konuşacağız. Seni öveceğiz. Seni böyle kamuoyunda olumlu göstereceğiz. Ama senden küçük bir ricamız var" dediler. "Ne yapacağım?" dedi. "Mehdi (a.s)'nin bu yüzyılda gelmeyeceğini söyleyeceksin. Çok ilerilerde geleceğini söyleyeceksin. Ve İttihad-ı İslam'ın da olmayacağını söyleyeceksin". Ve daha da vahimi onlar açısından önemli “Kıyametin yakın olduğunu söylüyor Adnan Hoca. Bunu ortadan kaldır. Yani 70 yıl var, ümmetin icabet ömrüne. Kıyamet için de 1545 yani 2120 tarihinde kopacağını söylüyor bunu da değiştir” diyorlar. Ve bu da ortaya çıktı. “570 yıl var” dedi. Ve onların gönlüne su serpti, inşaAllah. Kendi kafasınca ve onlar bak vadettiğini yerine getirdi onlar da ona vadettiğini yerine getirdi. Fatih Altaylı'nın Cübbeli'ye ne gözle bakacağını herkes bilir. Ve Aydın Doğan'ın da ona ne gözle bakacağını herkes bilir. Ama karşılıklı menfaatler olunca işte böyle, can ciğer kuzu sarması oluyorlar. Peki bu onların bu oyununu durdu mu? Tam aksine oldu. Eğer bu Cübbeli ortaya çıkmış olmasaydı, efendim onların ekip bu işlerin içine girmemiş olsaydı biz bu konuyu bu kadar gündemde tutmazdık Allah-u Alem. Allah onu vesile etti. Ben Cübbeli'yi burada gece gündüz konuşturur muydum? Konuşturmayacaktık. Gece gündüz konuşarak anlatarak, Mehdiyeti mükemmel anlatan talebeye çevirdim. Onların planı neydi. Cübbeli kanalıyla Mehdiyeti yok etmekti. Ben tam tersine çevirdim, Allah vesile etti. Allah ayaklarına dolandırdı. Cübbeli vesilesiyle Mehdiyeti en önemli günden haline getirtti Allah onlara. Tam tersine döndü. Bak Cübbeli kanalıyla yok edecekken Cübbeli'yi ana gündem haline getirttirdi, Allah. Her tuzağı Allah yaratır. Allah diyor ki; “Onlar diyor oyun hazırladılar, bir tuzak hazırladılar. Ben de bir tuzak hazırladım benim ki daha çetin, daha büyüktür ” diyor, Allah. Allah'ın tuzağına düştüler. Elhamdülillah, MaşaAllah.
SUNUCU:Sevgili izleyenler bizi yarın 22.00'den itibaren HarunYahya.TV, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli Tv'den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Bismillahirrahmanirrahim. Şeytan'dan Allah'a sığınırım. Tevbe Suresi 128. Allah yemin ediyor. "Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O'nun gücüne giden, size pek düşkün, mü'minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi (bir Mehdi (a.s.)) gelmiştir" diyor, Cenab-ı Allah. Ahir zamana bakan yönüyle bakalım ayeti tefsir edelim. “Size içinizden (Türk Milleti'nin içinden) sıkıntıya düşmeniz (ekonomik sıkıntıya düşmeniz, ruhi, psikolojik, imanı sıkıntıya düşmeniz) O'nun gücüne giden (ondan rahatsız olan, onu düzeltmeye çalışan) size pek düşkün (milletine, ümmetine, kardeşine çok düşkün, onları koruyan, kollayan müminlere şevkatli, kan akmasına engel olan şiddete ve savaşa engel olan şefkatli ve esirgeyici yani onları maddi manevi ezilmesini ortadan kaldıran her türlü tedbiri alan) bir Mehdi (a.s.) gelmiştir”. Ebcedi 1990 tam 1990 tarihini veriyor.
Evet. Harun Yahya TV'den devam ediyoruz, inşaAllah.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...İlanlar
Devamı ...