SUNUCU:‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar TV, Kütahya TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo ve harunyahya.tv sitemizden devam ediyoruz. Buyurun Hocam, sizi dinliyoruz.
ADNAN OKTAR: Berkerim.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Kore ile ilgili bazı resimler vardı görmek ister misiniz Hocam? Bu Kuzey Kore Güney Kore’ye bir adasına saldırdı.
ADNAN OKTAR: Ama yani bir günlük bir olay bu.
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR:Devam ediyor mu?
ALTUĞ BERKER: Etmiyor. Güney Kore’nin bakanı, Savunma Bakanı istifa etti. Gelişmeler oldu.
ADNAN OKTAR: Ya onlar titrek adamlar. Sen onları boşver, inşaAllah.
“İyi yayınlar Adnan Hocam. Sizi severek dinliyoruz. Sizi Yahudilerin finanse ettiği, onlara hizmet ettiğiniz ve Yahudilere ‘Musevi kardeşlerimiz’ diyerek, onlardan olduğunuz söyleniyor. Bu şarlatanlara ne cevap verirsiniz?” diyor. Ne cevap verelim şimdi. “Sizi Yahudilerin finanse ettiği,” Yahudiler çok fakir oluyorlar, öyle zannettikleri gibi değil. Mesela buraya gelen Yahudi misafirleri ben finanse ediyorum, geliş-gidişlerini. Yani yol paralarını bile veremiyorlar. Yani öyle bir şeyleri yok. Bayağı fakirler. Yani İsrail devleti de fakirdir. Öyle parası olan bir topluluk değildir Yahudiler. Ayrıca Yahudiler genel olarak, Kuran’da da ona işaret edilir, cimridirler genelde, yani hepsini tenzih ederim de, eli bayağı sıkıdırlar. Öyle kimseye para mara vermez onlar. Nerede öyle? Kuran’da da ayet var. Ama çok mazlumlar tabii, inşaAllah. Dolayısı ile bu teknik olarak mümkün değil. Musevilere ‘kardeşimiz’ tabii ki derim. ‘La ilahe illAllah’ kardeşimiz. Sonra Allah’ın birliğine inanıyorlar. Cennete, Cehenneme inanıyorlar, Peygamberlere inanıyorlar. Tabii ki ‘La ilahe illAllah’ kardeşimiz. Ehl-i Kitap’tan hanım alınıyor, evleniliyor onlarla. Ne der insan hanımına. “Aşkım” diyor, “bir tanem” diyor, “canım ciğerim” diyor, hepsini söylüyor. Kardeşim de diyor, hepsini de söylüyor. Evlenen insan karısına kardeşim demez mi? Her şey der. Dolayısı ile o laflar pek geçerli değil. Kuran’da ayet var evlenebileceğimize dair, Ehl-i Kitap’la, inşaAllah.
“İyi geceler dilerim. İnşaAllah mesajımı okursunuz.” İnşaAllah okuyayım. “Sevgili Hocam, Arapça bilmeden Kuran okuyorsunuz. Türkçe mealden okuyorsunuz. Kimin mealini okuyorsunuz?” diyor Mehmet isimli kardeşimiz. Mali müşavir, gazeteci-yazar, Mersin’den. Biz Ali Bulaç’ın mealini okuyoruz. Ben Arapça bilmiyorum, ben ümmiyim. Benim Arapça okuma-yazmam yok, bilmem. Dolayısı ile bir medrese eğitimi de almadım. Yani bir şeyh efendinin dizinin dibinde de eğitilmiş değilim. Normal laik lisede, laik ortamda, laik ailede yetiştim. Türk halkının herhangi bir genciyim, inşaAllah.
ARZU YANARDAĞ: MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama okuduklarımı iyi analiz ederim, Allah’ın izniyle, Cenab-ı Allah’ın izniyle ve anlattıklarım da güzel oluyor. Alışılmışın dışında ve doğru oluyor ve ispat ediyorum. Tek tek delillendiriyorum.
“Muhterem Hocam selam ve saygı ile.” Aleyküm selam ve rahmetüllahi ve berekatühü. “ Muhammed Adnan Hocam bugün öğle yemeği sırasında lokantada yan masada adamlar vardı. Dikkat ettim, Hz. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.)’nin geleceği, Türkiye’nin lider olacağı ve Türk Lirası’nın geçerli para olacağı ve yeni Osmanlı doğacağından bahisle konu açılmıştı. Hocam o an sizin söyledikleriniz geldi aklıma. MaşaAllah, siz ne söylüyorsanız hemen akabinde halk üzerinde etki ediyor. Selam ve saygılarımızla.” Aleyküm selam ve rahmetüllahi ve berekatühü. “Kardeşiniz olarak kabul ederseniz Yunus Haktan, İstanbul.” Tabii ki kardeşimizsiniz. “Yeni Bir Osmanlı.” Osmanlı’nın güzel yönlerini tabii ki alırız. Ama Osmanlı ile alakası olmayacak tabii. Türk-İslam Birliği bambaşkadır. Berker Hocam seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. “Şii kaynaklarına bakıldığında” dediniz Hocam, “görünmez Mehdi (a.s.) olmadığı açıkça anlaşılıyor. Bir kere, hapsedilmesi yeterli. Görünmez Mehdi (a.s.)’yi nasıl hapsedeceksiniz? Dünyanın her yerinde anında olan birini nasıl hapsedeceksin? Demek ki değil. Anne-babadan doğan bir insan hapsedilir. Görünmez bir insan nasıl çile çeksin? Hiçbir şey yapamaz görünmez insan. Bu yanlış düşünceyi Allah bir şekilde ortadan kaldıracak. Ama göreceksiniz harika bir şekilde ortadan kaldıracak” dediniz Hocam, inşAllah.
ADNAN OKTAR: İnşAllah. Şimdi İttihad-ı İslam’a ve Mehdiyet’e, İsa (a.s.)’nın inişine karşı soğuk davrananlar, önümüzdeki yıllarda olacak olayların şiddetinden kafaları bayağı açılacak. Yani “aman Hocam, gerçekten haklıymışsın” diyecekler. Yani “hakikaten hakikat söylüyormuşsunuz” diyecekler. Buna kani olacaklar, inşaAllah.
Arzu Hocam, bu kitaptan bir sayfa aç, herhangi bir sayfa aç, oradan anlatayım. Süfyaniyi açmışsın, bir de “Haşimiden bir adam” diyor, uzun bir hadis.
“Keza (Naim b. Hammad), Ebu Hureyre’den tahric etti. O dedi ki: "Süfyani de Mehdi (a.s.) de iki yarış atı gibi çıkarlar ve arkalarından gelenlere karşı galip gelirler.” Yani, süfyaniyetin düşüncesi ile Mehdiyet aynı anda ortaya çıkıyor. Darwinist-materyalist düşünce ile Mehdi (a.s.) aynı dönemde ortaya çıkıyorlar. Süfyani, ismi yani, yoksa süfyan bir şey değil. Yani bir ekolü belirlemek için söylenmiş. Mesela biz Darwinizm, materyalizm diyoruz o devirde Peygamberimiz (s.a.v.) ona “süfyani” diyor, “süfyan” diyor. Yani bir isim takılması gerekiyor. Mesela şu an Darwin yeni ortaya çıkmış bir isim, o devirdeki ismi materyalist-Darwinist düşüncenin karşılığı süfyaniyet, süfyan. Evet, oradan bir sayfa daha, o kısmı okumuş olduk.
Şimdi bir sayfa da sen aç, ver. Bismillah, bakalım nereyi açmışsın. “Darekutni İfrad isimli, Tabarani ise Evsad isimli eserlerinde Ebu Hureyre’den tahric ettiler, Peygamber (s.a.v.)’den: "Ümmetim arasında Mehdi (a.s.) gelecektir."” Bakın Peygamber Efendimiz (s.a.v.) o kadar çok gündemde tutuyor ki Mehdiyeti; yüzlerce, binlerce kere soruyorlar Mehdi (a.s.)’yi ve sürekli anlatıyor o da. “Ömrü kısa olursa yedi, yoksa sekiz, yoksa dokuz sene. O zaman ümmetim, iyisi kötüsü hepsi de misli görmedikleri nimetlerle nimetlenir.” Bak, “mislini görmediklerini nimetlerle,” hiç görmedikleri bir nimet olacak; mimaride, sanatta, estetikte, güzellikte, yemede, içmede, her şeyde. “Allah onlara bol yağmur gönderir.” Görüyorsunuz her gün yağmurlar yağıyor. Dediler, “yağmurlar kesilecek” dediler, tam tersine oldu. “Arz nebatattan bir şey saklamaz.” Bol bol mal artar. “Mal hakir olur. Bir adam kalkar şöyle der; "Ey Mehdi (a.s.) bana mal ihsan et" der. O da ihsan eder” diyor. Bu yedi, sekiz, dokuz, bir dönemin belirli bir kısmı vurgulanıyor. 40 yıldan bahseden, 30 yıldan hadisler var. 18 seneden bahseden hadisler var. Yani bunlar çeşitli bölümlerden o anda sahabenin aklında kalanlardan bir tanesi olmuş oluyor.
“İbni Mace Ebu Said’den tahric etti, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ümmetim arasında Mehdi (a.s.) çıkacak. Eğer kısa olursa yedi, yoksa dokuz. O zaman ümmetim, asla benzeri görülmemiş şekilde, bolluk içinde nimete kavuşacaktır. Yeryüzü yenecek şeylerini verecek, onlardan hiçbir şey saklamayacaktır. O gün mal hakir olur."” Bakın aynı hadis çeşitli kaynaklarda veriliyor. Aynı kişi anlatan, aynı insan, Peygamberimiz (s.a.v.), fakat rivayeti getirirken insanlar ayrı ayrı naklediyor. Fakat birbirine çok yakın. Yani bu da hadisin doğru olduğunu gösteriyor, sahih olduğunu gösteriyor. Yani çok küçük nüans farklarıyla aynı şeyi anlatıyorlar.
“Keza (Naim) Lehia’dan tahric etti. Dedi ki: "Mehdi (a.s.)’nin zamanında, küçükler keşke ben büyük olsaydım, büyükler de keşke ben küçük olsaydım diye temenni ederler."” “O kadar güzel bir devir olacak ki küçükler o hayatı yaşamak için büyük olmak isteyecekler, büyükler de ömrümüz uzun olsun diye küçük olmayı temenni edecekler. O kadar zevk alacaklar” diyor.
“Naim, Tavus’dan tahric etti. Dedi ki: "Ben Mehdi (a.s.)’ye yetişene kadar ölmeyeyim istedim.” Bak, sahabe. “Naim, Tavus’dan tahric etti, Dedi ki: "Ben Mehdi (a.s.)’ye yetişene kadar ölmeyeyim istedim. Zira Onun döneminde iyi insanların iyiliği artar, kötülere karşı iyilik yapılır."”Dinsize imansıza bile şefkat gösteriliyor. Zalim olana bile şefkat gösterilip, onun iyiye, güzele dönmesi isteniyor. Bir de sahabelerin Mehdi (a.s.) sevgisini görmek açısından da bu çok manidar. Bak, diyor ki; “Ben,Mehdi (a.s.)’ye yetişene kadar ölmeyeyim istedim.” O kadar çok seviyorlar, bu çok şaşırtıcı, maşaAllah.
“İbni Mace ve Tabarani, Abdullah b. Haris b. Cüz Zebidi’den tahric etti. O şöyle dedi, Resulullah (s.a.v.) buyurdu: "Şark’tan bir cemaat çıkar ve Mehdi (s.a.v.)’nin saltanatına yardım ederler."” Yani bütün Müslümanlar şu an isteseler de istemeseler de Mehdi (a.s.)’ye yardım ediyorlar. Mesela Cübbeli istemiyor ama ne kadar şiddetli yardım ettiğini görüyorsunuz. Mesela Fethullah Hocamızın cemaati de aydın, kaliteli, entelektüel insanlar yetiştiriyor. Din eğitimi vermiyorlar. Fethullah Hocamızın okullarında, onu sevenlerin okullarında böyle bir eğitim yok, ben biliyorum. Sadece iyi insan olmak öğretiliyor ama Türkçe öğretiliyor. Bu insanlara dini öğretmek son derece kolay oluyor, yani müthiş kolay bir zemin hazırlanıyor. Mesela o da bir cemaat, mesela hadisin işaret edeceği cemaatlerden birisi de odur.
“Tamman, Fevaid isimli eserinde ve İbni Asakir, Abdullah b. Amr’dan tahric ettiler. Buyurdu ki: "Hasan’ın evladından birisi doğu tarafından çıkacak,"” yani Mehdi (a.s.), “eğer ona dağlar bile karşı gelse, onları ezecek ve kendisine o dağlarda yollar edinecektir.” Yani dağ ile karşılaşan insan ne yapar, dağın kenarından geçer. “Mehdi (a.s.) öyle yapmayacak” diyor, “dağı ezecek, öyle geçecek” diyor. Yani gücünü belirlemek açısından, Allah çok vurucu bir üslup kullanıyor. Bak, “Hasan’ın evladından birisi.” Çeşit çeşit Mehdi (a.s.) ifade şekilleri var Peygamberimiz (s.a.v.)’in.
“Naim b. Hammad Hz. Ali b. Ebi Talib’den tahric etti, Buyurdu ki: "Mehdi (a.s.)’den önce onun Ehl-i Beyti’nden Doğu’da bir zat çıkar, hedefi Beytü’l Makdis (Kudüs) olarak, o on sekiz ay omzunda kılıç taşır, öldürür, yaralar, ancak oraya varamadan ölür."” Bak, “Mehdi (a.s.)’den önce onun Ehl-i Beyti’nden Doğu’da bir zat çıkar, hedefi Beytü’l Makdis (Kudüs) olarak, o on sekiz ay omzunda kılıç taşır, öldürür, yaralar, ancak oraya varamadan ölür."” Yani bu tarz vakalar da olacak diyor Mehdi (a.s.)’den önce, Peygamber Efendimiz (s.a.v), “bu tip kişiler de çıkacak” diyor.
“Ebu Davud Hz. Ali (r.a.)’den tahric etti. Dedi ki: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Maveraünnehir’den bir adam çıkar, adına ‘Haris’ denir, o çok savaşçıdır. Onun önünde ise, ismine ‘Mansur’ denen birisi bulunur ve Kureyşliler Resulullah (s.a.v.)’a nasıl yardım etmişlerse, o da Âli Muhammed’e öyle yardım eder. Her mümine ona yardım etmek vacib olur. Yahut da ona icabet vacib olur."” Yani Mehdi (a.s.)’den önce, Mehdi (a.s.)’den sonra, Mehdi (a.s.) döneminde de çeşitli isimlerde Müslümanlar Mehdi (a.s.)’ye yardım ediyorlar. Mesela, Süleymanlı kardeşlerimiz Mehdiyet’e yardım ediyor, Nur talebeleri yardım ediyor, Menzil cemaati yardım ediyor, o cemaatlerin her birine Peygamberimiz (s.a.v.) bir isim koymuş. Kimine ‘Mansur’ demiş, kimine ‘Haris’ demiş, kimine başka bir şey denmiş, kimine ‘Kahtani’ denmiş. O cemaatlerin isimleri, kod isimleri onlar, Peygamber (s.a.v.) onları belirlemek için o isimleri veriyor. Hangi cemaat mesela Mehdi cemaatine yardım ettiyse, ‘el Haris’ cemaati deniyor, mesela ‘Mansur’ veyahut ‘Kahtani’nin cemaati. Sonradan bunlar anlaşılacak. Bunlarla ilgili çok detaylı bilgi yok.
“Naim b. Hammad Hakim ve Ebu Naim Sevban’dan tahric ettiler, o şöyle dedi: “Resulullah (s.a.v.) buyurdu: "Horasan tarafından siyah bayraklılar çıktığını gördüğünüzde kar üzerinde sürünerek de olsa onlara katılın, çünkü içlerinde Allah’ın halifesi Mehdi (a.s.) vardır.” Kar üzerinde sürünerek, yani kar üzerinde sürünmeyi geçenlerde de anlattım, insanlar diyor; “Mehdi cemaatine, İslam ahlakının dünya hakimiyetine, İttihad-i İslam’a ben yardımcı olmak isterim” diyor. “Ama evliyiz kardeşim” diyor, “çoluk çocuk var kardeşim” diyor. Veyahut diyor ki; “ben Avrupa’da doktora yapmaya gidiyorum. Doktoradan dolayı imkan bulamıyorum dini yaymaya” diyor. Veyahut “fabrikam var; çekler, senetler onları ödemem gerekiyor, ondan dolayı” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) öyle bir açıklama yapmış ki hiçbir bahane bunun üzerinde olamaz. Bak, “kar üzerinde sürünerek de olsa,” yani en zor şartlarda, kar üzerinde sürünecek konuma gelmesi için nasıl olması lazım bir insanın? Evini, barkını, malını, mülkünü tamamen kaybedip, sahipsiz olması lazım, yani çok perişan durumda olması lazım. Bak, kimse ona sahip çıkmıyor; malını, mülkünü kaybetmiş, her şeyini kaybetmiş, ayaklarını da kaybetmiş, felç olmuş vücudunun alt kısmı, sadece kolları çalışıyor. Soğuk hava var, her an ölebilir. “Bu şartlarda dahi olsa” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) mutlaka Mehdi (a.s.)’ye katılıp yardım edeceksiniz” diyor.
“Keza (Naim b. Hammad) Hasen’den tahric etti.” O da, Resullulah (s.a.v.)’dan bildiriyor. “Ehl-i Beyti’nin karşılaşacağı bir musibetten bahsederek şöyle buyurdu:” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kendi Ehl-i Beyti, kendi yakınlarının karşılaşacağı musibetten bahsediyor; “Bu musibet Doğu’dan siyah bayraklı bir ordu çıkana kadar devam eder. Kim bu orduya destek olursa, Allah ona yardım eder, kim engellemeye kalkarsa da onu perişan eder.” Demek ki Mehdi cemaatine yardım ederse kişi o ihya oluyor. Allah ona sevap veriyor, ona yardımcı oluyor. Allah onun yolunu açıyor. “Kim engellemeye kalkarsa,” “Mehdi yoktur” derse, herhangi bir şekilde İttihad-i İslam’ı, Türk-İslam Birliği’ni engellerse, “Allah onu perişan eder” diyor, “rezil rüsvay eder” diyor. Yani “her türlü ezayı yapar” diyor, Allah. “Doğu’dan siyah bayraklı bir ordu,” bu bayrak nerede? Bu siyah bayrak Topkapı'da. O bayrağın sahipleri kim? Mehdi (a.s.) ve talebeleri. Dolayısıyla insanlar zannediyor ki elinde siyah bayrakla ortaya çıkacak. O açılacak müstakbel bayraktan bahsediliyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in şu an ceylan derisinde saklanan, hiç açılmamış siyah sancağından bahsediliyor. Bu sancak açılıncaya kadar Müslümanlar mücadeleye devam edecekler. Ama bu sancak Mehdi (a.s.) devrinde, Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde; zuhur derken, ortaya çıkıp Müslümanlar ona biat ettiğinde açılıyor, inşaAllah. “Kim bu topluluğa destek olursa, Allah ona yardım eder, kim engellemeye kalkarsa Allah onu perişan eder.”
Berker Hocam, sana müsaade edeyim mi, yoksa ben anlatmaya devam edeyim mi?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, nasıl takdir buyurursanız. Dün söylediğiniz bir sözü hatırlatmak istiyorum uygun görürseniz. “Allah’ın planı, Allah’ın gücü eze eze ilerliyor, hiçbiri durduramıyor” dediniz. “Sadece Allah’ın yarattığı güzel İslam’ın sedası duyuluyor. Durduramazlar, sadece teslim olsunlar. Mehdiyet oluştuğunda Mehdiyet onları da koruyacak. Ahir zamanda, bu devirde Türk-İslam Alemi’nin liderinin adı Mehdi (a.s.)’dir. Paniğin nedeni de budur. Bunu kimsenin durduramayacağını da göreceksiniz.”
ADNAN OKTAR:Mesela dün benim izlediğim, videoya almışlardı; Fatih Altaylı’nın bilinçaltındaki o meşhur konu, Mehdiyet. Mehmet Şevket Eygi’yi onun için çıkarttı, Mehdiyet’i öğrenmek için. Mehmet Şevki Eygi Hocamız çok tatlı, güzel bir insandır, çok hoş bir insandır ama o dedi ki, Fatih Altaylı; “mesela Ekmeleddin İslamoğlu var” dedi, “Müslümanlar onu kendine bir manevi lider olarak kabul edebilir” dedi, “yahut Diyanet İşleri Başkanı’nı.” Kardeşim, ona kalıncaya kadar her cemaatin zaten liderleri var. Hiçbir cemaat, topluluk, hiçbir cemaatin başını kabul etmiyor. Edemez ve etmezler de, mümkün değil. Kaderlerinde bu yok. Fakat Mehdi (a.s.)’yi dünyada kabul etmeyecek hiçbir Müslüman yoktur, hepsi kabul eder. Onun için Allah böyle bir kolaylık ve güzellik yaratmıştır. Bir de mesela sırf Sünnilerin veya sırf Vehabilerin lideri olduğunu düşünelim; Vehabinin lideri komünisti korumaz, Musevi’yi koruyup kollamaz, Hıristiyan’ı koruyup kollamaz, Budist’e şefkat göstermez. Mehdi (a.s.) bütün dünyayı koruyup kolluyor. Hepsini Allah’ın emaneti olarak alıyor. Komünistine de şefkat gösteriyor, dinsizine de; Müslüman’a da ses çıkarttırmıyor, Hıristiyan’ı da rahat ediyor, Musevi de rahat ediyor, bütün dünyanın imamı Mehdi (a.s.). Arada fark var. Ama mesela bir komünist lider için bir Müslüman’ın pek anlamı yoktur. Aynı şekilde bir Şii için de, Şii bir kardeşimiz de oturup bir Sünni’nin hakkını işin doğrusu korumaz, kollamaz. Mehdi (a.s.)’nin mutlaka zaruri olduğunu da buradan anlıyoruz, başka bir kurtuluşun olmadığını anlıyoruz. Çünkü İslam Birliği olduğunda eğer Ermeni korunmazsa, Yahudi korunmazsa, Rum korunmazsa yine fitne olmuş olur, yine anormal bir şey olmuş olur. Çünkü onlar da Allah’ın kulu. Onları kim koruyacak? Onların da şefkat görmesi gerekiyor. Hakkı, adaleti, insancıl davranışı görmesi gerekiyor, merhameti görmesi gerekiyor. Peygamberimiz (s.a.v) hayati bir konu olduğu için, çok çok hayati bir konu olduğu için Mehdiyet’i gündemde tutmuş. Bakın sahabeler bile onu görmek istemişler, Mehdi(a.s)’yi. O devirde aramışlar, hatta safların arasında aramışlar Mehdi (a.s)’yi, cemaat içinde aramışlar. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v) çok seviyor. Bütün Peygamberler seviyor; Hz. Musa (a.s.) seviyor, İbrahim (a.s.) seviyor, Nuh (a.s.) seviyor. Bütün kutsal kitapların tamamında geçiyor Mehdi (a.s). Mehdi (a.s)’nin unutturulmaya çalışılması tabii ayrı bir fitnedir. O sorun değil, onu zaten Allah’ın izniyle tam anlamıyla yardık.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Ebu Naim, Huzeyfe’den tahric etti, o dedi, Resulullah (s.a.v.) buyurdu:” Bakın Peygamber (s.a.v.) ne kadar Mehdi (a.s.) ile ilgili anlatıyor, bak hep “Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu, Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu.” Peygamberimiz (s.a.v)’in bu kadar sevdiği bir insanı biz deli gibi severiz.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah’ın bu kadar üzerinde durduğu bir konuyu unutturmaya çalışmaları çok büyük bir fitnedir. “Eğer dünyadan bir gün bile kalsa” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) sahabelerine, “dünyadan bir gün kalsa,” Kıyamet kopacak, ertesi gün Kıyamet kopacak, bir gün kalmış. “Allah, ismi benim ismime, ahlakı benim ahlakıma uyan ve künyesi de Ebu Abdullah olan bir Reculü (elçiyi) gönderecektir.” ‘Elçi’ derken, Allah’ın dinini tebliğ eden tebliğci, inşaAllah. “Eğer dünyadan bir gün bile kalsa, Allah, ismi benim ismime uygun,” yani Peygamberimiz (s.a.v)’in adına denk anlamında, Arapça karşılığı o, “ismime uygun.” “Babasının ismi de babamın ismine uygun” diyor. “Künyesi de Ebu Abdullah olan” dediği, bu ravinin değiştirmesi, ravi anlatırken “babasının adı babasının adına uyan” deyince, bakıyor babasının adı Abdullah olduğu için direkt Abdullah olarak alıyor. Halbuki böyle değil, bak hadisin doğrusu bu; “ismi benim ismime uygun olan, babasının ismi de babamın ismine uygundur” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Ahlakı benim ahlakıma uyan bir elçiyi gönderecektir.” Bir tebliğciyi, bir Mehdi’yi gönderecektir.
“Tabarani Kebir’inde ve Ebu Naim İbni Mes'ud'dan tahric ettiler. O dedi, Resulullah (s.a.v.) buyurdu: "Ehl-i Beyti’mden ismi benim ismim,"” bakın, ısrarla kendi ismini söylemiyor Peygamberimiz (sav). Ne Mahmut, ne Ahmet, ne Muhammed, ne Mustafa, dördünü de söylemiyor Peygamberimiz (s.a.v). Onu gizli tutuyor, “adı adıma uygundur” diyor sadece. “Ahlakı benim ahlakım gibi olan,” yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gibi kalender, sevgi dolu, merhametli, koruyucu, baskıcı olmayan, tahfif eden, dini kolay olarak sunan, dinin zorlaştırılmasını istemeyen bir kişi, “bir evladım çıkacak,” bak Peygamber (s.a.v.)’in evladı, “benim evladım” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Peygamber (s.a.v.)’in evladı dünyaya hakim oluyor, dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.v.) dünyaya hakim olmuş olacak. “Ve daha önce zulümle dolu olan dünyayı, o adaletle dolduracaktır.” Bakın bütün dünyayı. Demek ki Hindularda da zulüm olmayacak, Hıristiyanlarda da zulüm olmayacak, Musevilerde de olmayacak. İslam alemini demiyor, bütün dünyayı. Bütün dünyanın lideri, inşaAllah. “Adı adıma uygun,” bak, “Ehl-i Beyti’mden,” “benim soyumdan,” “ ismi Benim ismim olan.” Ben bu konuyu daha önce açıklamıştım, bir daha açıklıyorum. Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyadı Adnan’dır.
ALTUĞ BERKER: Hz. Ali (r.a.) ‘Mustafa Adnan Peygamber (s.a.v.)’ diye hitap ediyor.
ADNAN OKTAR:Tabii. Hz. Ali (r.a.)’nin o devirde kendi eliyle yazdığı esere bakabilirler. Orada “Mustafa Adnan Peygamber (s.a.v.)” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e. Soyadı Adnan’dır Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Senin soyadın ne?
SUNUCU:Kamçı.
ADNAN OKTAR:En başından beri Kamçı. Annene de Bayan Kamçı, babana da Bay Kamçı derler. Hepsi aynı olmuş oluyor. Sana hitap da aynı, babana hitap da aynı, annene hitap da aynı. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in soyadı ne? Adnan. Dolayısıyla kast edilen de budur. Yani Peygamber Efendimiz (s.a.v) “babasının adı da babamın adına uyar, adı da adıma uyar” derken bunu kastediyor, inşaAllah. Ben-i Adnan olması. İlk bilinen silsile olarak Peygamberimiz (s.a.v)’in ilk bilinen, babasının ismi Adnan’dır. Oradan geliyor, o yüzden Ben-i Adnan deniliyor geldiği soya. O zaman zaten anlamı da ortaya çıkmış oluyor. Ahir zamanda soyadlarıyla hitap yeni başladı. Yani eskiden falanca oğlu falanca derlerdi. Ama şimdi mesela Başbakan’a Sayın Erdoğan diyoruz. Hanımına Bayan Erdoğan diyoruz. Oğluna da yine Erdoğan diyoruz. Başbakan’ın oğlu Sayın Erdoğan diyoruz, inşaAllah. Bunun olacağını bilmesi de ayrıca Peygamberimiz (s.a.v.)’in, yani isimlerin bu şekilde kullanılacağını Ahir zamanda bilmesi de bir mucizedir, inşaAllah.
“Naim Kaâh'dan tahric etti, buyurdu ki: "Ben Mehdi (a.s.)’yi Peygamberlerin suhufunda şöyle bulurum. ‘Mehdi (a.s.)’nin amelinde ne zulüm ne de ayıp yoktur.’"” Bakın Peygamberlerin kitaplarında, daha önce gelen kitaplarında Mehdi (a.s.)’yi Allah övüyor. “Mehdi (a.s.)’nin eylemlerinde ne zulüm ne de ayıp yoktur.” Yani Mehdi (a.s.) isabetli ve güzel tavırlar gösterir” diyor. Nerede diyor? Tevrat, Zebur ve Hz. İbrahim (a.s.)’in kitaplarında. Suhuflarda, yani daha önce gelen Peygamber kitaplarında Mehdi (a.s.)’den bahsediliyor.
“Ebu Davud, Naim b. Hammad ve Hâkim Ebu Said’den tahric ettiler. Resulullah (s.a.v,) buyurdu: "Mehdi (a.s.) bendendir."” Yani seyyiddir. “Burnunda bir kavis vardır,” hafif, “ve açık alınlıdır. Zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracak ve yedi yıl malik olacaktır.” Çeşitli rivayetler var, bir yedi yıl, bir dokuz yıl. Bu son dönemdeki ana hakimiyettir. Bütün dünyadaki hakimiyetin sonuçlanmasından sonra “yedi ya da dokuz yıl daha devam edecek” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Ta kutuplara kadar. Endonezya, Malezya, Amerika, Rusya, Çin, Bangladeş, her yere İslam ahlakı hakim oluyor. Bu hakimiyet tamamlandıktan sonra yedi veyahut dokuz yıl daha devam ediyor tam hakimiyet, inşaAllah.
“Ebu Said’den tahric edildi, Peygamber (s.a,v.)'den:” Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu: “Mehdi (a.s.) bizdendir, alnı açık ve burnunda bir hafif kavis vardır.” Aşağı doğru da fazla değil, yukarı doğru da fazla değil, hafif çıkıntılı burnunun üst kısmı.
“Keza (N. b. Hammad) Muhammed b. Cüberyr’den tahric etti: Buyurdu ki: "Mehdi (a.s.)’nin yüzü parlak olacaktır."”
“Naim b. Hammad Kab’dan tahric etti. Buyurdu ki: "Mehdi (a.s.) Hz. Abbas evladındandır."”Yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.) soyundandır. Çünkü Mehdi (a.s.)’nin silsilesinde anneden katılan seyyidler de olacağı anlaşılıyor. Hem Hasani, hem Hüseyini, hem Hz. Abbas soyundan. Çünkü seyyidler genellikle hep seyyidlerle evleniyorlar. Ben mesela kendi silsileme de baktırdım, hep mesela daha önce seyyide anneler almış babalarımız. Hep Peygamberimiz (s.a.v.) soyundan seyyide anneler almışlar. O Rus profesöre inceletmiştim şeceremi. Hz. Ali (a.s.)’ye kadar dayanıyor benim şecerem. Yaklaşık otuz üç kuşağa kadar çıkarttırdık. İlk, dedemi Rusya’da tespit ettirdik. Rusya’da seyyidlerin listesini çıkartmış komünist hükümet, katledilmek üzere, şehit etmek üzere. Benim dedem de sırada, yani o katledileceklerin sırasında. Seyyidlerin listesini çıkarmışlar, Peygamberimiz (s.a.v.) soyundan olanların. Onlara halk önem verdiği için onları tek tek sıradan şehit etmeyi düşünüyorlar. Onlar da tabii Türkiye’ye kaçmışlar, çeşitli yerlere kaçmışlar. Bir kısmı tabii ne oldu bilmiyorum. Benim dedemle ilgili o zamanlar Alman bir yazar da kaleme almış, “görünüşü çok Avrupai’ydi” diyor, dedemle ilgili olarak. Yani “hiç oradaki halka benzemiyordu” diyor. “Görünümüyle çok dikkat çekiyordu” diyor. Kitap yazmış, kitapta geçiyor. Daha evvel, daha evvel, daha evvel, sürekli gittik silsile silsile, ta Medine’ye kadar gidiyor şecere. Ama o arada da hep seyyide annelerle evlenmişler. Kimi Hz. Hasan’ın soyundan bir anne, kimi Hüseyin soyundan bir anneyle evlenilmiş. Silsilede öyle bir geliş var, inşaAllah. Biz de seyyid olduğumuz için, “Mehdi (a.s.)’ye seyyidlerin yardım edeceğini söylüyor” Peygamber (s.a.v.) Efendimiz. Bediüzzaman da çok açık belirtiyor, seyyidlerin yardım edeceğini. Ben de Mehdi (a.s.)’ye yardım edecek seyyidler topluluğunun bir üyesiyim, üyelerinden bir tanesiyim, inşaAllah.
“Tabarani, Abdullah b. Selam’dan tahric etti, O dedi ki: "İnsanlar, deccalden sonra kırk yıl kalır."” Şimdi, Mehdi (a.s.) 1980’de çıktı, inşaAllah. 40 yıl ilave et, 2020. 2020’de Deccaliyet bitiyor. Bak, sahih hadis, açık. “Deccalden sonra kırk yıl kalır, bu dönemde çarşılar yapılır ve hurma ağaçları dikilir. Mesela bak İstanbul’un her yeri çarşılarla donatıldı. En büyük çarşılar şimdi yapıldı. Hatta “bin odalı çarşılar olacak” diyor Peygamber Efendimiz(s.a.v.). “Mehdi (a.s.) oralarda gezer” diyor, “o çarşılarda.” Bin odalı. Hakikaten İstinye Park şu bu Kanyon. En az o kadar çıkar.
“Tabarani Ebu Hureyre’den tahric etti. Dedi ki, Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Meryem oğlu İsa (a.s.) iner ve insanlar arasında kırk sene kalır."” İsa (a.s.)’nın kalış süresi kırk sene. Yani zuhurundan sonra, işte otuz üç yaşında göğe alınmıştı, inşaAllah, oradan hesap et. Tabii biraz tanınıncaya kadar bir vakit geçecektir.
İbn-i Ebi HatemTefsir’inde, Yahya b. Abdullah el- Kazvuni’den (ravi silsilesi ile) Abdullah b. Amr b. As’dan rivayet ettiler ki, Peygamber (s.a.v.) buyurdu: "Dünya kurulduğundan beri her yüzün başında önemli bir olay olmuştur"” “Her 100 sene başında çok önemli olaylar olmuştur” diyor. “Bir yüzün başlarında da deccal çıkar ve İsa b. Meryem (a.s.) nüzul ederek onu öldürür.” Hicri 1400 başlarında deccaliyet en azgın şekliyle zuhur etti. Hatta Türkiye’de biliyorsunuz 12 Eylül darbesi oldu. Deccaliyetin azgınlığını durdurmak için, mahvedeceklerdi Türkiye’yi. Türk Ordusu’nun yaptığı darbe mevzubahis oldu, deccalin kudurmuşluğuna karşı. Bediüzzaman; “manevi zincirler öyle kopar ki” diyor, hürmet ve merhamet gibi manevi zincirler kopar, “insanlar ancak gayet şiddetli bir istibdat’tan başka zapt altına alınamaz hale gelir” diyor. “Ancak sıkıyönetimle idare edilecek hale gelir” diyor ve aynen dediği gibi de çıkmıştır. 1980’ler, 79’lar, 80’ler, 81’ler en şiddetli dönemdi.
ALTUĞ BERKER: Siz o yıllarda Akademide mücadele veriyordunuz Hocam. Her gün onlarca insan öldürülüyordu, şehit oluyordu.
ADNAN OKTAR:İsa (a.s.) bin Meryem’in de o sıralarda nüzul edeceği, Mehdi (a.s.) ile aynı sürelerde nüzul edeceğini Peygamberimiz (s.a.v.) hadiste belirtiyor.
Evet, şimdi biraz da Kuran’dan okuyayım.
“Adnan Hocam dün gece de sizi izliyordum Cübbeli Hoca’nın o birbiriyle çelişen o görüntülerini görünce hayretler içinde kaldım. Halbuki Cübbeli Hoca sözünü önemsediğimiz bir zattı. Allah sizden razı olsun ki Cübbeli’nin diğer yüzünü de gösterdiniz. Hocam bir TV kanalı açsanız da sizin eserlerinizi kesintisiz olarak izlesek. Batı Trakya’dan sevgiler” diyor. Batı Trakya’daki evlad-ı Fatihan’ın hepsine selam, hepsi bizim canımız. Az kaldı, beklesinler, geliyoruz, inşaAllah. Ne oldu, açacağız. İnşaAllah. Bir TV kanalı, açacağız. İnşaAllah.“Selamun aleyküm Sayın Muhteşem Hocam.” MaşaAllah, sizler muhteşemsiniz. “Yaklaşık beş aydır yayınlarınızı izliyorum, maşaAllah düşman çatlatırcasına dinç ve zindesiniz. Size hayranım, hakkınızda çok çeşitli yorum ve yazılar okudum. Aleyhinizde olan bu yazıları okuduğumda size olan inancım daha da arttı. Çünkü yazıların hepsi kendi içinde çelişkiye düşmekteler. Edip Yüksel gibi şahısların yazıları da dahil” diyor. Sayın Hocam, çalışmalarınızda başarılar dilerim. Allah sizlere Türk-İslam Birliği yolunda güç-kuvvet versin. İyi yayınlar dilerim.” Hüsamettin isimli kardeşimiz. Selamını almadığım herkese de ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü.
“Uzun süredir sürekli Mehdi (a.s.) hakkında bilgi veriyorsunuz Hocam” diyor. Size bu soru çok soruldu, siz "ben Mehdi (a.s.) değilim"diyorsunuz. Mezhepler Mehdi (a.s.) geldiğinde kalkacak.” Evet, bu doğru. “Bütün mezhepler kalkacak. Ama Ehl-i Sünnet mezhepleri kaldırmayacak” diyor kardeşimiz. Olur mu öyle şey? O zaman İmam-ı Ebu Hanefi, İmam-ı Malik, İmam-ı Şafi daha üstün olmuş oluyor Mehdi (a.s.)’den. Bediüzzaman; “hem en büyük bir müceddid, hem en büyük bir müctehid” diyor. Cübbeli’nin bu konuda bir konuşması vardı; Hanefi, Hanbeli, Maliki bütün mezhepleri kaldıracağına dair. Çünkü kardeşimiz Cübbeli’nin ekibinden. Fakat kendi Hocasının ne dediğinden haberi yok. Onu bir dinletirsek, daha kanaati gelir, inşaAllah.
VTR
ADNAN OKTAR:Evet, Mustafa şimdi bak, en güvendiğin kaynak, Cübbeli Hoca’nın kendisi söylüyor; “Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi, bütün mezhepleri Mehdi (a.s.) kaldıracak” diyor. Kaldıracak çünkü gelmiş geçmiş en büyük velidir, en büyük müceddid ve büyük müçtehidtir ve ahkamda masumdur. Hiçbir imam şu ana kadar masum değildir, bir tek Mehdi (a.s.) ahkamda masumdur, “verdiği hükümde yanılmaz” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Öyle bir insanın Asr-ı Saadet’e Müslümanları geri döndürmesi durumunda mezhep kalır mı? Kalmaz. Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Asr-ı Saadet’te neyse, aynısı olacak” diyor. “Aynı benim zamanım gibi olacak” diyor. Asr-ı Saadet’te mezhep olmadığına göre o zaman. Konu bitmiş, Mustafa kardeş.
“Sayın Adnan Bey, bu soruyu size bir ateist olarak soruyorum. Hıristiyanlar Hz. İsa (a.s.)’nın gelip kendi krallığını kurup dünyaya barış sağlayacağını inanıyor. Siz ise sadece Müslümanları bir araya getireceğini söylüyorsunuz, bu iddianızın kaynağı nedir? Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?” Benim şimdiye kadar söylediğim binin üzerinde tahmin diyelim, doğru çıktı. Bin iki yüzün üzerinde. Ne dediysem kaynağı vardı, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine dayandırdım ve tamamı doğru çıktı. Şimdi bin iki yüz tane doğru varsa, bir elli tane daha doğru çıkar o zaman. Ona müsaade etsinler artık. Bak, bin iki yüz tane, bir tane, iki tane değil. Söylüyorum çıkıyor, söylüyorum çıkıyor. Yirmi yıl önce söylediklerim, otuz yıl önce söylediklerim aynısıyla çıktı. Adım gibi emin olmasam söylemem. Bakın, adımdan nasıl eminsem, böyle eminin, inşaAllah. Ateistlerin de son derece güven ortamında yaşayacağı bir ortam olacaktır. Hıristiyanların da, Musevilerin de, diğer düşüncede olan herkesin huzur içinde yaşayacağı bir ortam olacaktır, inşaAllah. Ama tabii Mehdi (a.s.)’nin adaletini, sevgisini, şefkatini gören bir ateist, bir Budist veyahut herhangi bir putperest; insan taş değil, hangi vicdan dayanır öyle bir güzelliğe, öyle bir saygıya, sevgiye? Mum gibi eriyecekler ve herkes Müslüman olacak, bunu göreceksiniz. Çünkü Müslümanlık ne? İnsanın olabileceği en güzel şeklin adına Müslümanlık denir. Bir ideal insan düşünün beyninizde, hayal edin, o insan işte Müslüman’dır. Bir ateiste soralım, diyelim ki; “en iyi insanı bize tarif et.” Kafasında barışçıl, kardeş düşüncesinde olan, sevgiyi arayan, zulmetmeyen, kimsenin acı çekmesinden hoşlanmayan, herkesin iyi olmasını isteyen, zengin olmasını isteyen birisi diyecek. İşte bu Müslüman’ı tarif ediyorsun. Bunun adına Müslüman derler. Buna nasıl karşı çıksın adam?
“Selamun aleyküm Sayın Muhammed Adnan Hocam. Siz Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir ayetini okumuştunuz” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir hadisini okudum. “"Bir yerden işittiğiniz vakit, karda sürünerek de olsanız Mehdi (a.s.)’ye gidin" diye bir cümleydi. Hz. Mehdi (a.s.)’ye "yanınızda olabilir miyim?" gibisinden bir teklif edilemeyeceğinden, o istemese bile ona biat edeceğimizi söyleyip, emrine gireceğimizi söylemiştiniz. Ama siz daha önceden Mehdi (a.s.)’den emin olunamayacağını, doğru kişi olsa bile, "sen Mehdi (a.s.)’sin" demenin dinden çıkma sebebi olacağını söylemiştiniz. Hep, "herhalde odur" denileceğini söylemiştiniz. ‘Herhalde’ emin olamama ifadesi olduğuna göre bu şüpheci yaklaşımla, karşısına çıkıp nasıl "biat ediyorum" diyebiliriz anlayamadım. Hocam bir de herkesin Hz. Mehdi (a.s.)’ye talebe, asker olamayacağını söylemiştiniz. Hz. Mehdi (a.s.)’ye asker olamayanların, ona yine de bir şekilde hizmet etmeleri mümkün müdür? Son olarak günümüzdeki takvim de herkesin Hz. Mehdi (a.s.)’ye toplu halde biat edeceği o mübarek güne kaç sene kaldı. Allah bizlere ve Müslüman alemine o günleri görmeyi nasip etsin, inşaAllah. Saygılar.” Bizden de saygılar. Biz Mehdi (a.s.)’yi gürül gürül anlarız. Çok çok iyi anlarız, bayağı iyi anlarız. Ama gidip “sen Mehdi (a.s.)’sin” demeyiz. Bu Allah’a karşı saygımızdandır, yoksa anlaşılmayacak gibi olmaz Mehdi (a.s.).
ALTUĞ BERKER:İmanın nuruyla tanırlar.
ADNAN OKTAR:“İmanın nuruyla,” Bediüzzaman “tanınır” diyor. Ama anlamazlıktan gelme ayrıdır, yoksa tanınır. Olmayacak bir şey olsa Peygamberimiz (s.a.v.) onu söylemez, çok iyi anlayacaklar. Çünkü bir kere ön alametleri muazzam detayla bildirilmiş, muazzam. Yani hiçbir açıklaması yok. Teknik, böyle matematik detaylarla bildirilmiş. Günü, saati de belli. Diyor Peygamberimiz (s.a.v.), yedi bin yıllık bir takvimden bahsediyor, “bunun beş bin altı yüz yılı geçmiştir” diyor. Bir bakıyoruz 1400’deyiz. 1400 ile 1500 arasında başka vakit yok. Mehdiyet kilitlenmiş durumda, Hz. İsa (a.s.)’nın gelişi kilitlenmiş durumda. Bu tarihin dışında bir vakit yok. Cübbeli istediğini desin, hiçbir inandırıcılığı yok. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sekiz tane sahih hadisine rağmen, başka türlü konuşma yapamaz, bu konu kilitlenmiştir. Aksini söyleyen bana hadis göndersin, açıklama göndersin, cevap vereyim. Dürüst ve samimi iseler, bak ben buradayım, adresimiz de belli, göndersinler. İkinci bir açıklama yoktur. “Fırat’ın suyu kesilecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), kesildi. Tarihte ilk defa bakın. “Kabe’de kan akıtılacak, hac engellenecek” diyor, tarihte ilk defa engellendi. Bak, iki defa oluyor. “On beş gün arayla, ay ve güneş tutulmaları olacak” diyor. İki Ramazan üst üste tarihte ilk defa oldu. Bak, hep ilk. İki kuyruklu yıldız peş peşe çıktılar, o da tarihte ilktir. Ve ikinci kuyruklu yıldız iki ucu da parlak, Peygamberimiz (s.a.v.) çok detay veriyor; “iki ucu parlak” diyor, “alışılmışın dışında bir parlaklığı var” diyor. Hakikaten alışılmışın dışında parlaktır o, Lulin Kuyruklu yıldızı. “Bütün kuyruklu yıldızların aksi istikamete gidecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bakın, detaylara bakın. Bundan kim kaçabilir? Kim vicdansızlık edebilir? O da diğer yıldızların aksi istikamete gidiyor, harika yönden. Bakın, Peygamberimiz (s.a.v.) mucizeye boğmuş ortalığı. Arkasından diyor ki; “bu kuyruklu yıldız çıkmadan önce, birkaç yıl önce çok fazla yağmurlar kesilecek” diyor. “İnsanlar kıtlık oldu zannedecekler” diyor. Yani yağmurlar yağmayacak, “kuraklık başladı zannedecekler” diyor. “Kuyruklu yıldız çıktıktan sonra, çok fazla yağmur yağmaya başlayacak ve insanlar şikayet edecekler” diyor. Gazetelerde görüyorsunuz, her gün şikayet var yağmurdan. Pakistan’da, Türkiye’de, her yerde şikayet ediliyor. Ve ekonomik krizin aynı dönemde olacağını söylüyor, aynı dönemde ekonomik kriz de başladı. Şimdi bütün bunları nasıl anlamazlıktan gelecekler. Arkasından Peygamberimiz (s.a.v.) öyle bir Mehdi (a.s.) tarifi yapıyor ki, ikinci bir ihtimal yok. Artık, bakın en ince detaylara kadar belirtiyor; sakalının şekli, alnının şekli, alnındaki çukur, burnundaki kavis… “Kaşının bir kısmı kesiktir” diyor, bir kısmı. Çok az bir eksiklik vardır. Müthiş detay. Ben bilemem, mesela bir insana baksam, ben o kadar detay göremeyebilirim. Mesela burnundaki bombe, mesela yanağında ki ben; “yanağındaki ben koyu bir ben değildir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “et rengi bir bendir, parlak bir bendir” diyor, hatta yıldıza benzetiyor, yanağında. “Alnında bir işaret vardır” diyor. Olağanüstü detay bunlar. Aynı devirde dünyaya dinsizliğin hakim olacağını söylüyor. İlk defa tarihte %99 oranında dinsizlik dünyaya hakim olmuştur. Bakın, Hz. Adem (a.s.)’den bu yana dünya tarihinde dinsizlik ilk defa bu kadar yüksek orandadır. %99 oranındadır. Aslında %99’un üzerinde de, anlaşılsın diye %99 diyorum. Ateist düşünce, dinsiz düşünce %99’dur şu an dünyada. Peki, ben bunları bilerek, bütün bu alametleri bilerek Mehdi (a.s.)’yi nasıl bilmem? Koordinatlarını da çok net vermiş Peygamberimiz (s.a.v.). Nerede çıkacağını da söylüyor, net “İstanbul’da” diyor. Hatta soruyor sahabeler; “Ya Resulullah! Hangi Medine?” diyorlar, “İstanbul’dur,” “Konstantiniye” diyor, net söylüyor. Bediüzzaman da yerini net söylüyor, bunun anlaşılmayacak bir yönü yok.
ALTUĞ BERKER: Cübbeli de anlamış, söylüyor, “çoğu çıktı alametlerin” diyor.
ADNAN OKTAR:O alametlerin çıkmasıyla ilgili onun videosu var, “bütün alametleri çıktı, bunları niye gizliyoruz? Gizlenmesin” diyor. Sen kendin gizliyorsun, biz seni zorla konuşturuyoruz.
-VTR- (Cübbeli- Kıyamet Alametleri)
ADNAN OKTAR: İşte bir de sen bilseydin Kıyametin yaklaştığını, senin haberin yok. Bak, sancısı tutmuş gibi iki tarafa sallanarak anlatıyor ama pratiğe geldiğinde de hiçbir şekilde buna uymuyor. Madem Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in mucizelerine anlatılması gerekiyor. Bak, biz anlatıyoruz, ispat ediyoruz, belgeleri ile gösteriyoruz, çıkıp anlatsana. Ve hangi mucizesini anlattın? Anlatmıyorsun. Sadece “anlatılması gerekir” diyor. Anlat işte, seni tutan mı var?
ALTUĞ BERKER: Eskiden diyordu tabii Hocam, şimdi tam tersi davranıyor.
ADNAN OKTAR:Zaten baksana, bir de uhrevi bir görünüm vermek için sancısı tutmuş gibi de sallanıyor. O ne yapıyor öyle ? Neyse vardır bir bildiği, inşaAllah.
“Selamun aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Muhammed Adnan Hocam” diyor. Az önce Flash TV’de sizin Arzu Hanım’a ve Beril Hanım’a yaptığınız iltifatlar yayınlandı.” Ne güzel. “Gece haberlerini de Gökhan Taşkın sunuyor. Bunun altında Cübbeli olabilir mi?” Altında mı üzerinde mi bilmiyorum da fark etmez. Ne fark eder? “Kendinize iyi bakın, Allah’a emanet olun, kolay gelsin, hayırlı programlar.” Benim canımla ilgili haber yapılması benim çok hoşuma gider, iftihar ederim. Benim ona sevgim bilinsin, saygım bilinsin, ona verdiğim değer bilinsin. O benim canım, dünya tatlısı. Çok muhterem, veli tıynetli, üstün, kaliteli bir insan. Değerini bilmeyen insanlar olabilir ama ben değerini çok iyi biliyorum onun. O seçkin, nezih bir insan. Özel bir insan, çok da temiz kalpli, onu ben canım gibi seviyorum. Allah ömrünü uzun etsin, güzelliğini arttırsın, inşaAllah. Allah Ahirette de kardeş etsin, sonsuza kadar beraber olmamızı nasip etsin.
ARZU YANARDAĞ:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ahirette de müthiş güzel olacaksın. Göreceksin, acayip güzel olacaksın. Benim güzelim de orada olacak, inşaAllah. Sevgisiz insanlara insanlar alıştıkları için şaşırıyorlar iltifata, sevgiye, dostluğa, kardeşliğe. Uzaylı gibi böyle, “ug” falan diyor, “ne oluyor böyle?” Benim bu güzeller güzeline olan sevgim kalbimdeki doğal duygu, içimden geldiği için. Duyduğum heyecanı anlatıyorum. Gerçekten hislerimi anlatıyorum, o benim her şeyime yansıyor, inşaAllah.
ARZU YANARDAĞ: Hocam, ilk başta şaşırmıştım nasıl olabilir diye. Sonra şeyde böyle, bir köpek fotoğrafı koymuştunuz buraya; baktım, ona da o kadar büyük bir sevgi, yani sadece Allah’ın yarattığı bir güzellik olarak görüp, onu Allah sevgisiyle seviyorsunuz ve onu belli ettiğiniz için, onu benim algılama anım o andır. O köpek fotoğrafıyla.
ADNAN OKTAR: Küçükken bizim ördeklerimiz vardı, ben hepsinin gagalarını alırdım, ağzıma alır ısırırdım. Onlar da benim dilimi yakalamaya çalışırlardı böyle. Civcivleri acayip severdim. Küçük kediler vardı, anneleriyle beraber yatarlardı. Ben de kafamı oraya sokup uyumaya çalışırdım onlarla beraber.
ALTUĞ BERKER: Göstereyim mi Hocam bir tane?
ADNAN OKTAR: Evet. Kardeşim, şimdi bunu bir insan nasıl sevemez yani? Baksana şekerliğe. Bak, kendini sevdirmek için yaptığı numaralara bak sen. Bak, kuyruk da kudurmuş gibi. Bak, kuyruğun seriliğini görüyor musun? Sallanmasını falan. Bunu Allah niye yaratıyor? Sevelim diye yaratıyor. Yiyip içip böyle olay çıkartıyor keratalar. Şimdi Allah mesela bunları ponpon yaratıyor; yumuşacık, sıcak. Burunlar köfte gibi, gözler boncuk gibi. O kuyruğun mesela oynama sürati niçin? Bizim hoşumuza gitsin, ruhumuzda müthiş heyecan meydana getirsin. Sevilmesi için. Mesela evde de bakıyorum resimlerine, o kadar tatlılar ki. Bir de hayvan görmek çok zor. Çok önemli bir şey o, çok doyurucu, ruhun o yönde mutlaka tatmin olması gerekiyor fakat ruhumuz o yönde tatmin olmuyor. Mesela karaca, ceylan yavruları var, yerim ben onları, kıtır kıtır yerim, acayip şekerler. Eşek sıpaları var, anormal şekerler adamlar. Burnundan falan öperim ben onları. Ama bulamıyoruz, çok zor. Bakmak da zor, ölüyorlar yazık. Evde de besleyemiyor insan, çekindiğim için alamıyorum da. Ölse mesela ben çok acayip rahatsız olurum. Bir yavru alsam, mesela ölse, çok gerilirim. Allah vermesin, istemiyorum. Güzel olan her şeye karşı içimde bir muhabbet, sevgi var. Mesela bahçede güllerim var çok fazla, kokluyorum, hart diye ısırıyorum bu sefer gülleri. Ne yapayım? Acayip hoşuma gidiyor. Görünüşü çok hoş, kokusu çok hoş, içim kaynıyor. Güzel olan her şeye karşı içimde müthiş bir sevme isteği var. Yani onu ifade ettiğimde rahatlıyorum. Güzel olan bir şeyi ben ifade etmezsem çok gerilirim, çok rahatsız olurum. Hoş olan bir şeyi ifade etmezsem çok gerilirim. Ben anlamıyorum, mesela programlar oluyor; çok nefis, güzel bir insan var; abus, dümdüz bir suratla, sanki polit büro üyesi böyle, buz gibi bakıyor. Hiç mi ruhunda bir ışık oluşmuyor? Hiç mi sevilecek yönü yok onların. Bir saygı ifadesi gösteremiyorsun. Kemik gibi, hatta kavga ediyorlar. Kadınla kavga edilir mi? İnsan kıyabilir mi ona. Güzel kadın benim için her zaman haklıdır. Ne diyorsa haklıdır.
ARZU YANARDAĞ: Manşet söylediniz Hocam şimdi. Manşet, “güzel kadın her zaman haklıdır.”
ADNAN OKTAR: O kadar, inşaAllah.
“Hocam niye namaz hakkında bilgi vermiyorsunuz?” diyor Murat kardeşimiz, Murat Önder. Şimdi namaz hakkında, namaz çok ciddi ve kapsamlı bir konudur. Yani böyle kısaca anlatılacak bir konu değil. En kapsamlı ilmihalden öğrenilir ve bu konuda en güzel üstad, benim gördüğüm, Ömer Nasuhi Bilmen’dir. Onun ilmihalinde beş vakit namazın farzları, vacipleri, sünnetleri, mendupları çok kapsamlı anlatılmıştır. Benim burada ilmihali baştan sona okumam gerekir, çözüm budur. Mesela taharete ait konular vardır, zelletül kariyeye ait konular var. Namazın çok detayları var, incelikleri var. Benim bu programda onları detay detay anlatmam çok çok güç olur. En azından bir konuyu bile atlamış olsam, ben bunun sorumluluğunu alamam. Ama ilmihal tavsiye ederim. Şahıs gider, oradan okur. Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihali, fıkıh ilmihali. Oradan her türlü bilgiyi alabilirler. Namazın vacipleri, farzları bütün Müslümanlar tarafından bilinmesi gerekir. Beş vakit namazın ve vitir namazının bütün detaylarını orada çok güzel öğrenir kardeşlerimiz, inşaAllah. Ne yapalım Kuran’dan mı okuyayım, hadis mi okuyayım?
SUNUCU: Kuran okuyun Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam o zaman, Bismillah, Hicr Suresi’ni açmışsınız. Şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, “Elif, Lam, Ra. Bunlar, Kitap’ın ve apaçık olan Kur’an’ın ayetleridir.” Kuran nasılmış, kapalı bir kitap mıymış?
ALTUĞ BERKER: Apaçık.
ADNAN OKTAR: “Apaçık” diyor. Müşriklere ve münafıklara, üçkağıtçılara göre ve manyaklara göre nedir Kuran? Apaçık değildir. Kapalıdır, anlaşılmaz. Asacaksın duvara, duracak. Allah da, bak, “apaçık” diyor. Biz Allah’a inanıyoruz. Allah’ın dediği doğru. Dolayısıyla “bana vahiy geldi” deyip ilave etmek de psikopatlıktır, manyaklıktır. Hurafeler eklemek de psikopatlıktır, manyaklıktır, inşaAllah. “O inkar edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler.” Yani “onulmaz hasretler çekecekler”diyor Allah. “Binlerce kere pişman olacaklar” diyor Allah. “Çok kere pişman olacaklar” diyor. Bir kere değil, çok fazla. “Onlara herhangi bir elçi gelmeyegörsün,” veyahut herhangi bir Mehdi , “mutlaka onunla alay ederlerdi.” Yani eleştiriyorlar, şurası şöyle, şurası yanlış, şu düşüncesi yanlış. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) geliyor, akıl almaz iftiralar attılar. Ne deliliğini bıraktılar haşa, ne çıkarcılığını bıraktılar, her türlü iftirayı attılar. Veliler geliyor, aynı şey. Bediüzzaman da geldi, “kasalarla rakı getiriyor,” “evin içine kadın sokuyor” diyorlar. Yetmiş yaşında insana. Yani bak, ahmaklığa bak, genç bir insana mesela söyleseler yine insan acaba diyebilir. Terbiyesizlikten azgınlığın, deliliğin şiddetine bakın. Yetmiş yaşında, koluna girilerek götürülecek bir insan, bir de kasayla rakı getirttiriyormuş ve kadın getirttiriyormuş. Gayri meşru ilişkiye girmek için. Bu kadar psikopat ve deli tıynetliler ve Cübbeli de ne diyor? “Otuz hususta Ehl-i Sünnet’e uymadığını bir alim, uzman kişi tespit etmiş” diyor. Bu da bir iftiradır. “Onları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir.” “Biz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık.” Yani “bir ülkenin yıkılacağı vakit, bir devletin yıkılacağı vakit, belirli bir vakti vardır” diyor. Mesela Osmanlı’nın yıkılışı, Karamanoğulları, Selçuklular, “hepsinin yıkılışının vakti bellidir” diyor Cenab-ı Allah. Hızır (a.s.) olmadan da yıkım olmuyor. Hızır (a.s.) olay yerinde oluyor. Her devletin yıkılışında ve kuruluşunda Hızır (a.s.) olur. “Hiçbir ümmet, kendi ecelini ne öne alabilir, ne de onlar ertelenebilirler.” Yani “yıkım vakti geldiğinde mutlaka yıkılırlar” diyor Allah. “Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen (Muhammed). Gerçekten sen cinlenmiş (bir deli)sin," dediler” diyor Peygamber (s.a.v.)’e. Delilikle itham ediyorlar. “Eğer doğruyu söylüyor isen, bizlere melekleri getirmeli değil miydin?” “Başının üzerinde bir Melek olsun, "bu Peygamberdir" desin” diyorlar, o zamanın müşrikleri. “Başının üzerinde bir bulut olsun, bulutun üzerinde de bir Melek olsun, bu bağırsın. Cübbeli diyor ya; “Mehdi (a.s.)’nin başının üzerinde bir Melek olsun, Mehdi (a.s.)’ye bağırsın.” “Mehdi (a.s.)’nin Mehdi (a.s.) olduğunu söylesin” diyorlar, Peygamberimiz (s.a.v.) zamanındaki müşrikler de diyorlar ki; “eğer doğru söylüyorsan” diyorlar Peygamberimiz (s.a.v.)’e, “bizlere melekleri getirmeli değil miydin?” “Getir Melekleri, başının üzerine çıksın, Melekler bize senin Peygamber olduğunu söylesin, o zaman inanırız” diyorlar. Cübbeli ne diyor? O da; “madem Mehdi (a.s.) var, birisi çıkarsa” diyor, “çıktığında söylesin Melekler onun Mehdi (a.s.) olduğunu, biz inanalım” diyor. “Öyle zaten meydan okuyacağız ona, Mehdi (a.s.) çıktığında” diyor Cübbeli. “"Göster bize Meleği, Melek söylesin bakalım" diyeceğiz” diyor. Hazırlık yapıyor. Halbuki Mehdi (a.s.) Mehdilik iddia etmiyor ki öyle bir olay olsun. Bir de Mehdi (a.s.)’ye kimse züppelik, çakallık yapamaz. Cübbeli bunu bilmiyor. Ağızları ta kulaklarının dibine kadar yırtılır, Allah yırtar ağızlarını. Öyle bir güçleri olmaz. Mehdi (a.s.)’nin de öyle bir iddiası olmaz. “Hak olmaksızın Biz melekleri indirmeyiz. O zaman da onlara göz açtırılmaz.” Allah, “mahvederim onu yaptığınız vakit” diyor. “Perişan ederim, böyle bir olay olmaz” diyor. “Melek gelip o kişiye işaret etmez” diyor. Kendisi söylüyor zaten. “Aklın ihtiyarını alır, imtihan kalkar o zaman. O yüzden Melekler görünür halde olmaz” diyor, “ama Mehdi (a.s.) konusu açıldığında biz isteyeceğiz bunu” diyor. Çünkü Mehdi (a.s.)’nin gelmesini istemiyor hazret. Yani Mehdi (a.s.)’nin varlığına karşı. Bak, sonra kendi 570 yıl geriye aldı Mehdi (a.s.)’nin gelişini, kendi kafasına göre. “Onlara herhangi bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi. Böylece Biz onu (alayı), suçlu-günahkarların kalplerine sokarız.” Allah, “ben veriyorum onlara o alay ruhunu” diyor. Bela vermek için, Cehenneme sokmak için. “Onlar ona (indirilen kitaba) inanmazlar, oysaki evvelkilerin sünneti geçmiştir. Önceki topluluğun başına geleni bilmektedirler.” “Allah’ın intikam aldığını biliyorlar” diyor. “Fakat buna rağmen bunu söylüyorlar” diyor Allah. “Onların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, oradan yukarı yükselseler de, Mutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdir.” (Hicr Suresi, 1-15) “Gerçekten böyle bir mucize olsa yine inanmazlar” diyor. Mesela Cübbeli de hakikaten bir insan, başının üzerinde bulut olsa, bir kişi görse, “bu Mehdi (a.s.)’dir” dese, Cübbeli’nin ilk yapacağı şey “ben büyülendim” diyecektir. “Bana büyü yaptınız, hipnoz yaptınız, benim gözüme öyle görünüyor, ben bunu kabul etmem” diyecektir. Kabul etmez. “Ahirette insanlar diriltildiklerinde başlarını dikerek koşarlar” diyor Allah. “Gözleri kendilerine dönüp çevrilmez.” Yani kendilerine bakmazlar, vücutlarını bile bakmazlar” diyor, sürekli koşarlar. “Kalpleri sanki bomboştur.” “Beyinlerinin içi bomboş olacak” diyor, hiçbir amaç, hiçbir gaye yok. Yani mahvolmuş olduklarını bilmenin etkisiyle, “kafaları bomboştur, kafaları donmuştur” diyor Allah.
Mehdi (a.s.)’ın İtalya’yı fethedeceği söyleniyor hadislerde. O İtalya’daki kadınların güzelliğine de hadis işaret ediyor ayrıca. Böyle bir hadis de var. Yani Mehdi (a.s.)’nin Roma’yı fethedeceği, yani tekbirle, Allah’ı anarak Roma’yı fetheder. Ama oradaki kadınların da, çok fazla sayıda güzel kadının olacağını da belirtiyor hadiste, İtalya’da. Yani İtalyanların güzelliğini hadiste dikkat çekmiş. Tabii böyle konuları anlatamıyorum. Mecburen geçiyorum.
Tahrim Suresi’ni açmışsınız. Rahman, Rahim olan Allah’ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey Peygamber, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek, Allah'ın sana helal kıldıklarını niçin haram kılıyorsun? Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” Peygamberimiz (s.a.v.)’i hanımları biraz zora doğru çekiyorlar. Yani zorluğun içine doğru çekiyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.) de onlara darılıyor ve Allah’ın helal kıldığı, onun için helal olan, güzel olan bir şeyi kendisine haram kılıyor. “Allah, yeminlerinizin (kefaretle) çözülmesini size farz (veya meşru) kıldı. Allah, sizin Mevlanız (sahibiniz, yardımcınız)dır. O, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” “Yemin ettin” diyor Peygamber (s.a.v.)’e, “ama yeminini çöz” diyor, “kefaretle çözebilirsin” diyor. Yani hanımların arasında öyle bir sorun çıkmış o zaman. “Hani Peygamber, eşlerinden bazılarına gizli bir söz söylemişti. Derken o (eşlerinden biri), bunu haber verip Allah da ona bunu açığa vurunca, O da (Peygamber) bir kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten) vazgeçmişti.” Cebrail bildiriyor hanımların gizli konuşmasını. İki hanımının arasında gizli konuşma var. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “sakın bunu söyleme, bunu sana sır olarak söylüyorum” diyor. “Kimseye söyleme” diyor. Hanımı da gidip hemen yetiştiriyor, diğer hanımına söylüyor. “Sonunda haberi verince (eşi) demişti ki: "Bunu sana kim haber verdi?" dedi. Nereden öğrendin sen” diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’ soruyor. “O da: "Bana bilen, (her şeyden) haberdar olan (Allah) haber verdi" diyor Peygamberimiz (s.a.v.), vahiyle bildiriliyor. Tabii, bu çok şaşırtıcı, hanımlarının böyle bir şey yapmaması lazım. Çünkü sürekli Cibril her türlü olayla, gaybla ilgili sürekli haber veriyor, birçok konuyu bildiriyor. Onun da bileceğini bilmeleri lazım ve verilen sözü de, Peygamber (s.a.v.)’e verilen sözü de titizlikle tutması lazım. Burada şunu gösteriyor Kuran, eşler arasında sırlar olur. Eşler sırlara titiz olacak. Çünkü eş eğer sırrı verirse, ona karşı saygısı kalmaz insanın. Çünkü sır, karıyla koca arasındaki sır çok hayatidir. Güven meydana getirir. Yani birbirlerine karşı sevginin imzasıdır adeta. Çok hayatidir. Seviyorsa sevdiğinin sırrını ölünceye kadar saklaması gerekir. Çünkü sır demek, ne demektir? Onun ruhuyla, onun ruhu tam birbirine kenetlenmiş demektir. Yani onun ruhunun içinde yaşıyorsun demektir. O da senin ruhunun içinde yaşıyor demektir. Sır verildi mi, o kapıyı deldin demektir. O evi yıktın demektir. Yani o evin içerisinde gizlice yaşadığın o güzel dünyayı yıktın demektir. Herkesin göreceği hale getirdin demektir. Özelliği ve hususiyeti kalmaz. Özellikle sırdaşlık kalktı mı sevgi de kalkar. Çok zararlı ve tehlikeli olduğu için Cenab-ı Allah bunun ehemmiyetinin dikkat çekecek şekilde ayette evlilikte sırdaşlığın önemine dikkat çekiyor. Eşlerin birbirlerinin sırrını hiçbir şekilde vermemesi gerektiğine Cenab-ı Allah burada önemli şekilde vurgu yapıyor. “Eğer sizler (Peygamberin iki eşi) Allah’a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalpleriniz eğrilik gösterdi” diyor Allah. Kalplerinde eğrilik gösterdi. “Yok, eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız,” hanımlar böyle teşkilat olmaya çok müsaittir. Özellikle yani bir şey olursa yani, böyle kendi aralarında bir şey yapabilirler bazen, bazı hanımlar. Ne hikmetse öyle. “Artık” bak diyor, “yok, eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız artık Allah, onun Mevlasıdır” Allah onun koruyucusudur. “Cibril” Cebrail (a.s.), “ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da,” salih Müslümanlar da onun destekçisidir. “Bunların arkasından Melekler de onun destekçisidirler” diyor Cenab-ı Allah. Melekler de onu destekler, Peygamber (s.a.v.)’i. “Belki onun Rabbi, -eğer o sizi boşayacak olursa- ona yerinize sizlerden daha hayırlı Müslüman, mü'min, gönülden itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan dul ve bakire eşler verir.” Peygamberimiz (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah böyle bir müjde veriyor. “Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır; üzerinde oldukça sert, güçlü Melekler vardır. Allah kendilerine neyi emretmişse ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler.” Allah Cehennemle tehdit ediyor. Dolayısıyla Peygamber (s.a.v.)’in hanımlarını da tehdit ediyor. “Ey inkar edenler, bugün özür beyan etmeyin. Siz ancak yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz” diyor. Evet, devam ediyor ayet.
“İmran'ın kızı Meryem'i de. Ki o kendi ırzını korumuştu. Böylece Biz ona ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. O, (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı.” (Tahrim Suresi, 12) İmanlı bir kadın dünyanın en güzel varlığıdır. Çok şahane bir varlıktır imanlı bir kadın. Vefasızlık yapmaz, kalleşlik yapmaz, sırdaşlıkta titizdir, şefkati bırakmaz, merhameti çok güçlü olur. Allah ona özel bir elektrik verir, özel bir güzellik verir. Cildi de güzel olur, tavrı da güzel olur, ruhu da güzel olur, hitabeti güzel olur, bakışları güzel olur, her yönden mükemmel olur. Yani Allah ona bir Cennet gücü verir, farkına varmaz onun o yahut farkına varır.
“Allah, iman edenlere de Firavun'un karısını örnek verdi. Hani demişti ki: "Rabbim bana Kendi Katında, cennette bir ev yap."” Bak, dünya hırsı yok. Firavun’un yanında olduğu halde orada zibil gibi ev var, hiçbirini istemiyor. “Beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar."” .” (Tahrim Suresi, 11) Firavun, adam da her şey var, her türlü çevre var. Orada gençler dolaşıyor, eğlence, müzik, içki, yiyecekler, her şey var. Ama istemiyor Müslüman kadın. “Beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar.” Onun çirkin eylemlerinden kurtar. “Ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar” diyor. Ve oradan kaçmıştır, hicret etmiştir annemiz. Fakat bu kahpe ve kalleş Firavun arkasından katil ordusu göndermiştir, suikastçı. Annemizi Hz. Musa (a.s.)’nın yanına gittiğinde orada şehit ettiler, gizlice. Oraya onunla beraber hicret ettiği için, inşaAllah.
Seyyid Salih Özcan Hocamızı konuşturun da bir Nur talebesi kardeşlerimizin ruhu açılsın, şöyle bir ferahlasınlar, inşaAllah. Seyyid Salih Özcan, “şahs-ı manevi değil, Mehdi (a.s.) bizzat şahsı ve talebeleriyle gelecek” diyor. “Şahs-ı manevi diye insanları aldatmayın” diyor, inşaAllah.
-VTR- (Seyyid Salih Özcan Ağabey – Hz. Mehdi (a.s.) şahsı manevi değil, şahıstır)
ADNAN OKTAR:Şimdi burada tabii şahs-ı manevici kardeşlerimizin nutku tutuluyor. Çünkü en has talebelerindendir Seyyid Salih Özcan. Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda geldiğini, şu zamanımızda geleceğini, Hz. İsa (a.s.) ile beraber namaz kılacağını, İslam ahlakının bütün dünyaya hakim olacağını açık açık anlatıyor. “Şahs-ı manevi değil, şahıstır” diyor ve talebeleri var.
ALTUĞ BERKER:Hocam Avustralya’dan bir mesaj var. Eğer vaktimiz varsa, uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:“Selamun aleyküm muhterem Hocam. Hz. Mehdi (a.s.)’nin evlenmeyeceğini söylediniz, şimdi çokça evleneceğini söylüyorsunuz” diyor. Ben öyle bir şey demedim. Hayır, sadece “İtalya’da çok güzel kadınlar olduğunu hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v.) belirtiyor” dedim. Burada ne oturup işkilleniyorsun? Yani her yerde olur güzel kadın, İtalya’da da güzel kadınlar olacağına dair hadisi var. Hatta çok fazla sayıda olduğunu söylüyor. Yani çok çok fazla sayıda olduğunu söylüyor. Bu bir güzellik, bir nimet, insanların güzel olması gayet güzel. Ayrıca ben bekarım. Benim öyle bir iddiam da yok. Benimle ilgili de sormuş. Ayrıca Mehdilik iddiam da yok. Mikail kardeş, nereden aklına geldi böyle? İşkillenmiş.
ALTUĞ BERKER: Avustralya Melbourne’de Hocam, “selamun aleyküm” diyor kardeşimiz. “Ben bir Osmanlı torunuyum, burada Melbourne’da yaşayan. Burada bir arayış içindeyiz. Müslümanlar çok yalnız. Bu sırada sizin sohbetlerinizi takip etmeye başladık ailecek ve en büyük zevkimiz sizin hoş sohbetlerinizi dinlemek oldu. Sabah kahvaltıda, akşam yemekte, yatmadan önce bile izleniyorsunuz. Hatta herkese tavsiye ediliyorsunuz ama sizden bir istirhamım olacak, inşaAllah. Melbourne’da konferans verebilirseniz çok makbule geçer. Çok fazla Müslümanlığa meyilli insan var. Sizlerin yardımınıza ihtiyacımız var, inşaAllah. Bizim de elimizden tutarsanız ve bir hayır duası ederseniz çok seviniriz Hocam. Dualarımız sizlerle. Selametle, Mustafa.”
ADNAN OKTAR:Tamam, işte bir salon tutsunlar, ayarlasınlar, hazır olsunlar, bize haber versinler, hemen gelip yapalım konferansı.
ALTUĞ BERKER:Tabii, çok iyi olur, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Ne yapıyoruz? Harun Yahya Tv’den devam mı ediyoruz?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Tamam, yarın neredeyiz?
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’den itibaren Harun Yahya Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aba Tv ve Kocaeli Tv’de takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Tamam, haydi bakalım.
Kitaplar
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...