SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aba Tv, Kocaeli Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Sivas Sipas Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv, Erzurum Radyo Süper Kanal 99.9, Nevşehir Keyif Fm 92.7, Bingöl Fm 102.0’dan canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri proğramımıza hoşgeldiniz. Nasıl başlamak istersiniz hocam?
ADNAN OKTAR:Nasıl başlamak isteriz Berkerim?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam. Basın haberleri eğer uygun görürseniz. Hocam Ahmet Hakan sizinle ilgili bir yazı yazmış Hürriyet Gazetesi'nde. "Adnan Hoca'nın hedefi olmuşum" diyor, "Galiba Mehdilik ve Mesihlik meselesine kafayı biraz fazla takanlarda ben bir tür alerjiye yol açıyorum" diyor. "İşte bakın Mehmet Ali Ağca'nın ardından şimdi de Adnan Hoca beni hedef almış. Yaptığı televizyon proğramında bir yandan tefsir dersi verip bir yandan da talebe rolündeki Arzu Yanardağ adlı yıldıza" iltifatlarınızı söylüyor, "övgüler yağdıran" diye sizden bahsedip hocam. "Bu Ahmet Hakan var ya bu Ahmet Hakan diye hakkımda bir güzel konuşmuş" diyor. "Erbakan Hoca'ya nasıl dil uzatırmışım. Ben nasıl olur da Şevket Kazan'a, Oğuzhan Asiltürk'e laf söyleyebilirmişim. Beni onlar yaratmış -haşa-, onlar olmasa ben şimdi bir hiçmişim" gibi şeyler diyor. "Cübbeli sırayı savdı, Akit Vakit zaten her daim top atışında, Mehmet Ali Ağca restini çekti, Adnan Hoca topa girdi. Ne oluyor yahu? Yoksa sırada Hasan Mezarcı mı var?" diye yazmış hocam.
ADNAN OKTAR: Bu kendini çok uyanık zannediyor, böyle bayağı kurnaz ve çok akıllı olduğunu zannediyor. Bir kere haberi o tarz işte "Mehdilik iddiasını veya Mehdilik konusunu veyahut Mesihiyet konusunu anlatan kişiler sadece benimle muhatap oluyor veya konuşuyor, dolayısıyla herkes beni destekliyor; bir tek böyle ilginç konulara giren kişiler benim aleyhimde konuşuyorlar" gibi. Ayrıca aleyhte de konuşmadım ben, eleştirdim. Oradan bir uyanıklık yapmış. Bunun uyanıklığı çok ilkel uyanıklık tarzında, yani çok sathi bir taktik kullanıyor, çok kötü kullandığı taktikler. Bir kere bunu herkes eleştiriyor, yani bunu bıraksın, seveni yok, geniş çapta eleştirilen bir insan. "Arzu Yanardağ adlı yıldıza 'sen ne güzel olmuşsun, Allah her gün senin güzelliğini artırıyor' diyor"; e çok güzel. Allah'ı anmışız, Allah'ın tecellisi olduğunu söylemişim, ne kadar güzel, Allah'ı zikretmişiz. Erbakan Hoca, ama şimdi o konuda ben haklıyım. Ahmet Hakan garibanın tekiydi kimse tanımazdı, bilmezdi. Kanal 7'yi Erbakan Hocamız kurdurdu, yani Müslümanlardan toplanan parayla Kanal 7 kuruldu. Bu da o devirde oraya geldi, Müslümanlar da bunu samimi, dindar bir genç diye bağrına bastılar. İşte haberlerde çıktı, işte böyle Müslümanları temsil eden, modern bir isim gibi. Yani Müslümanlar’ın hakkını savunan bir kişi gibi. Ortalı gibi görünen, fakat Müslümanlar’ı savunan bir insan konumundaydı, dolayısıyla bütün Türkiye'de tanındı, yani sevildi de, çevre edindi. Ama kökeninde Erbakan Hocamız vardır ve Saadet Partisi vardır ve Müslümanlar’ın paraları vardır. Yani Kanal 7'nin kuruluşu öyle olmuştur. Sonunda bu çıktı, Aydın Doğan'ın düğmeye basmasıyla Erbakan Hocamız hakkında, Oğuzhan Asiltürk hakkında ve diğer büyüklerimiz hakkında, değerli kardeşlerimiz hakkında, Şevket Kazan hakkında konuşmaya başladı. Ben de oradaki konuşmasında samimiyetsiz olduğunu anlattım. Yani dürüst bir üslup olmadığını anlattım. Ve üfürüme dayalı olarak, yukarıdan talimatla bunu yaptığını söyledim, haklıydım delillerimi de sundum. Nitekim netice aldım, savundukları adam kaybetti, ben Erbakan Hocamı savunduktan sonra Erbakan Hocamız da ezici şekilde kazandı. Dolayısıyla benim etkim görüldü Allah'ın izniyle, vesile oldum. Şimdi burada bu tip taktikler yapmasına gerek yok. Sonradan Müslümanlar’ın tanıttığı, şöhret ettiği bir insan olarak bu Aydın Doğan'ın dikkatini çekti. Müslümanlar’ın içerisinden birisini alır getirir de Müslümanlar’ın hakkında böyle olumsuz sözler ettirirsek, eleştiriler yaptırırsak Müslümanlar’a etkili olur diye düşündü tahmin ediyorum, yani daha inandırıcı olur. Çünkü Müslümanlar’ın içinden gelmiş bir kişi, Müslümanlar hakkında konuşursa daha vurucu olur diye düşündü tahmin ediyorum. Bu garibanı aldı Hürriyet Gazetesi'ne getirdi. Bu da ne oldum havalarına girdi, Etiler'de şurada burada falan, kahvehanelerde, işte o dışarıda birkaç çay filan içti bu, simit yedi, Etiler'in simidi bunu böyle bir havaya soktu, bir değişik havaya geldi. Ve üslubu tamamen değişti. Yani onu besleyip büyütenleri, ona bakanları, onu o seviyeye getirenleri karşısına aldı adeta bir yönüyle. Ve kötü bir imajı oldu, kötü bir görünümü oldu. Ben bunu teknik olarak analiz ettim. Şimdi Hasan Mezarcı bilmem ne falan yani olayı hafifletmeye çalışıyor orada kurnazlık yapıyor. Böyle ilkel eski gazeteci taktikleri kullanıyor, böyle eski dönemin bazı gazetecileri bu stilleri kullanırlar, böyle çok sathi, çok ilkel teknikler kullanırlar, yani bilinçaltı teknikleri kullanırlar. Bu da onu kullanıyor. Yani Hasan Mezarcı'nın mesajlarıyla aynı imajı vermeye çalışıyor. Benim verdiğim mesajla sen zaten tepe takla oldun. Ve bayağı da ağırına gitmiş, doğru söylediğim için ağırına gidiyor. Ve benim bu konuşmayı yapmam çok eski. Bunu güncellemesi demek ki, bir yerindeki acı devam etmiş, şu an ortaya çıkmış, olay bu. Yani demek ki parmağının ucuna basmışız, ciyaklama aylar sonra ortaya çıkmış, olay bu. Bu bilmişliği bırakması gerekiyor, böyle tepeden bakma filan, böyle hani şu beyaz Türk kırmızı Türk diye böyle birşeyler çıkarttılar ya, bu gariban da kenardan köşeden kendini beyaz Türk havasına sokmaya kalktı. Türk'ün beyazı kırmızısı yok. Bir Türk Milleti vardır o kadar. Hepimiz birbirimizin aynıyız. Bütün Türk milleti birbirine eşittir, tertemiz insanlardır, değerli insanlardır. Dolayısıyla o havaları biraz aşağıya indirdiğimiz için biraz tedirgin. Hafife almayı istemiş ama onu da becerememiş, çok kötü bir yöntem kullanmış. Her seferinde eline yüzüne bulaştırır, bu işlere girmesin en iyisi. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Haberalemi isimli internet sitesi de bu programdan Milliyet'in rahatsız olduğuna dair bir haber yapmış hocam.
ADNAN OKTAR: Nedir o?
ALTUĞ BERKER: O yaptığı haberin,
ADNAN OKTAR: Ne zaman yazmış bunu?
ALTUĞ BERKER: Bugün.
ADNAN OKTAR: Bugün. Ne diyor?
ALTUĞ BERKER: Sizin proğramınızın Milliyet'i rahatsız ettiği, Milliyet'in yanlı bir haber, sanki bir şey varmış gibi yansıtmasını doğal normal bir proğramın, sohbet proğramının, Arzu Yanardağ hanımın katılmasının sanki farklı bir ima veriyormuş gibi, "Milliyet rahatsız olmuş" başlığıyla vermiş.
ADNAN OKTAR: Milliyet, Aydın Doğan'ın üfürümüyle hareket eden ve sathi mantıklar, ilkel mantıklar ortaya koyan bir üslup kullanıyor. Arzu Yanardağ çok kıymetli, değerli bir insan. Çok da sevecen çok şeker bir insan, gayet de güzel. Dün akşam bir internet sitesinde gördüm, işte Arzu Yanardağ'ı benim bir süre dinlendirmek istediğimi, artık bu haberlerden dolayı bir daha haberlere çıkartmak istemediğimi filan. Çok gıcık iddialar yani. Halbuki hemen o haberin ertesi gün ben Arzu Hanım'ı çıkarttım yayına, öyle bir şey de yok. Tamamen serbest atış. Neden öyle bir şey olsun, bayağı sevdiğim bir insan. O da beni çok seviyor. Muntazam formatta devam edecektir görüşmelerimiz, öyle bir şey yok. Onlar onların hüsnü kuruntusu. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Yiğit Bulut'un yazısında bugün hocam son dış politika gelişmeleri, "Emperyal Türkiye'nin doğuşu ve Lübnan notları" başlıklı yazmış. "Bazı şeyler anlatılmaz yaşanır. Yıllardır Büyük Türkiye şekilleniyor demiştim. Ölmeden önce gittim ve somut kanıtlarını gördüm. Çok mutluyum." demiş. "Hayatımda ilk defa büyük bir devletin vatandaşı olduğum için gurur duydum. Yaşasın tam bağımsız Büyük Türkiye" demiş hocam.
ADNAN OKTAR: Bak helal süt emmiş, delikanlı maşaAllah. Dürüst, üfürümle hareket etmiyor, kimsenin yönlendirdiği bir insan değil. Allah'ın seveceği bir ahlakı gösteriyor. Helal olsun, helal olsun maşaAllah. Türk-İslam Birliği'ni savunan herkes başımızın tacı, maşaAllah. Evet çok güzel insan, üslup, karakter, kişilik. Yiğit yani adı gibi yiğit.
ALTUĞ BERKER: Türk-İslam Birliği'ni destekliyor, sizin kaç yıldan beri söylediğiniz, çalışmalar yaptığınız...
ADNAN OKTAR: Türk-İslam Birliği her Türk gencinin savunması gereken bir milli düşüncedir, milli bir ülküdür. Türk-İslam Birliği'ni bir adam savunmuyorsa, benim için o bambaşka bir şeydir.
ALTUĞ BERKER: Hocam Habertürk'te Umur Talu dünkü haberinde; On yıl Bayrampaşa Cezaevi'ne yapılan bir operasyonda birçok masum kişinin hayatını kaybettiğini ve yandığını, o dönemde İçişleri Bakanı'nın Saadettin Tantan olduğunu yazmış. Bu operasyonda yapılan yanlışların, Tantan'ın medya organlarına verdiği talimat doğrultusunda sansürlendiğini, gösterilmediğini söylemiş. Birçok muteber yazarın Tantan'a inanarak yalan haber yaptığını, yapılan katliamın iç yüzünü yansıtmadıklarını da belirtmiş hocam.
ADNAN OKTAR: Tantan'ın birçok marifeti oldu da, o zamanlar bir kısım basın mensupları Tantan'ın adeta emrinde gibiydiler. Yani o ne derse ona göre hareket ediyorlardı. Çünkü Tantan'ın en önemli vasfı bize karşı olmasıydı. Bize karşı olduğu için de Tantan'ı böyle hava yastığıyla gezdiriyorlardı. Tantan'ın yaptığı en büyük icraatlardan biri budur. İkinci icraatı, genelevlerin çapını genişletmiştir. Üçüncüsü İmam Hatiplilerin polis olarak göreve alınmasıyla ilgili kanunun iptalidir. Dördüncüsü de Doğu Türkistan'daki Müslüman kardeşlerimizi mağdur edecek bir kanun çıkarttırmasıdır. İnşaAllah. Kanun mu işte yönetmelik.
ALTUĞ BERKER: İsmet Berkan, Başbakan'ın İslam ülkelerine "gelin bizim de Schengen'imiz olsun" çağrısında bulunması üzerine bir yazı yazmış. Bu temenninin çok güzel bir temenni olduğunu ancak Avrupa ülkeleri arasında kurulan Schengen sisteminin serbest ticaret ağından çok, ortak güvenlik istihbarat ağına dayalı olduğunu, oysa Arap ülkelerindeki sistem farklılığı nedeniyle bizimle onlar arasında böyle bir birliktelik kurmanın mümkün olamayacağını yazmış. Dolayısıyla Avrupa ülkeleri arasındaki birlik sisteminin, Ortadoğu ülkeleri ile bizim aramızda kurulamayacağını söylüyor hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bu olay Schengen, yengen, dengen bilmem ne falan o tip karışık sözlere gerek yok. Türk-İslam Birliği vardır, kardeşlik vardır, sınırların bir anlamda kalkması vardır. Yani pasaport ve vizeyi kaldırdın mı konu bitmiştir. O zaman Schengen olur işte olay. Başka bir şeye gerek yok, inşaAllah. Yani ona özel isim vermeye gerek yok. Dostluk ve kardeşlik bağımızı güçlendirecek her şey çok güzeldir. Biz sınıra gittiğimizde arabayla doğrudan geçebiliyorsak çok şahane bir şeydir bu. Konya'ya gider gibi gidebiliyorsak bu çok güzeldir. Biz bunun olmasını istiyoruz.
ALTUĞ BERKER: Hocam Serdar Turgut Habertürk'te, önceden kendisi ateist olduğunu açıkça söylüyordu Serdar Turgut ama artık hep dindarlığını vurgulayan yazılar yazıyor. Bugün de şükretmekle ilgili bir yazı yazmış. Şöyle diyor; "Ailemize, sevdiğimize de şükredebiliriz tabi ki, ama en önemlisi hepsini birden veren Yaratan'a şükretmek. Dolayısıyla inançlı olmanın insanı daha mutlu kıldığını da söylemek mümkün" demiş hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne diyorsun, yorumun ne?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah hocam, inançlılığını, Allah'ın varlığını vurguluyor her fırsatta yazılarında. Daha önce ateistti. Allah-u alem sizin kitaplarınızı okuyorlar hocam Habertürk'ün proğramlarında işledikleri konulardan belli inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sürekli pembe gömlek giymezse bayağı iyi inşaAllah, tavrı iyi inşaAllah. Yani dindarlığı güzel inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ceyda Karan, hocam, Habertürk'ün Dış Haberler Müdürü. Başbakan'ın Lübnan gezisinde İslam ülkelerinin kendi aralarında birlik oluşturmaları teklifi üzerine Habertürk Dış Haberler Müdürü Ceyda Karan, Hüsnü Mahalli ve Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mehmet Büyükekşi bu konudaki olumlu görüşlerini bildirmiş ve böyle bir birliğin ülkemiz açısından son derece faydalı olacağını dile getirmişler hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bunu biz yıllardan beri söylüyoruz yani bunların bu konuyu daha yeni kavrıyor olması çok şaşırtıcı. Bölgede biz hem Müslüman olacağız, kardeş olacağız, hem ayrımız gayrımız olacak. Türk Milleti, Kazakistan, Tacikistan, boydan boya Türklük alemi, bizlerden uzak, birçok kardeşimiz yerlerini bile bilmiyor bu ülkelerin. Yakutistan, orada Türk kardeşlerimiz var mı yok mu haberleri bile yok. Bunlar son derece gereksiz, boydan boya açılması lazım sınırların. Dolayısıyla bizim Türklük alemiyle, İslam alemiyle kucaklaşmamız lazım. Zaten Türklerin hepsi Müslüman inşaAllah. Çünkü Allah "sizi kavimler olarak yarattık" diyor. Bir kere Türk alemi birleşecek, kocaman bir Türk-İslam Birliği oluşacak inşaAllah. Bizim gücümüz manevi güç, maddi güç değil.
ALTUĞ BERKER: Hocam Numan Kurtulmuş ile ilgili bir röportaj var Vatan Gazetesi'nin. Numan Kurtulmuş kendisine yöneltilen "sosyalist Müslüman olur mu?" sorusunu şöyle cevaplamış: "Neden olmasın" demiş. "Filistin Kurtuluş Örgütü'nün mücadelesinde Müslüman direnişçilerin içinde solcu gruplar oluşmuştur. İnanç kişiyle Allah arasında olan bir irtibattır" şeklinde cevaplamış hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi modern solcu falan mı takılıyor hocamız?
ALTUĞ BERKER: Böyle bir hava var Allah-u alem hocam inşaAllah siz daha iyi bilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Ya kardeşim çok yanlış yoldan girdi, bak hiçbir şekilde de gelişme gösteremeyecek, çok küçük kalacak partisi. 0,0'lı olacak ve kaybedecek. Hata yapıyor, yani çok yanlış bir yönteme giriyor. Sosyalizme özenmesi bir kere bir eziklik bu. Müslüman çeşitli ideolojilere özenmez. Sosyal adalet zaten İslam'ın içinde vardır. Sosyalist düşünce, komünist düşünce sosyal adalet kavramını İslam'dan almıştır. Ta Hz. Nuh (a.s.)'a dayandırır, yani Karl Marx bölüşüm fikrini, sosyal adalet fikrini Nuh (a.s.)'dan almıştır. Kendi ifadesi de var, böyledir yani inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Star Gazetesi'nde Murat Birsel'in yazısında hocam, "özel sektörün, son derece değerli bir din alimi olan Bardakoğlu Hocanın bilgi ve becerilerinden faydalanması gerektiğini" söylüyor. Kendine göre bazı teklifler getirmiş. "En büyük ulusal kanalların Bardakoğlu Hoca ile televizyon programı yapabileceğini, çocuklara güzel ahlakın anlatıldığı bir kitap yazmasının teklif edilebileceğini ya da tüm dünyaya dağıtılmak üzere Türkiye'ye yakışan mükemmel bir İslam belgeseli yaptırılabilineceğini" söylemiş.
ADNAN OKTAR: Kim o? Murat Birsel.
ALTUĞ BERKER: Murat Birsel evet hocam.
ADNAN OKTAR: Aferin güzel, iyi söylemiş çocuk. Aferin güzel. Star Gazetesi'nde mi yazıyor Murat Birsel?
ALTUĞ BERKER: Evet hocam.
ADNAN OKTAR: İyi çok hoş.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah hocam. Mehmet Ali Birand'ın şeyleri var hocam.
ADNAN OKTAR: Ne diyor Mehmet Ali Birand?
ALTUĞ BERKER: Davutoğlu'nun İslam ülkeleriyle yakınlaşmaya dayalı dış politika stratejisini beğendiğini ve sevdiğini; ancak bu politikayı uygularken Amerika ve İsrail'le nereye kadar ters düşülebileceğini merak ettiğini yazmış. Ayrıca Amerika ve İsrail'e karşı İran'ın yanında yer almamızın Batı ile ilişkilerimize zarar verdiğini ve Türkiye'nin bu konudaki uzun vadeli genel stratejisinin ne olduğunun bilinmediğini eklemiş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim Türkiye İsrail'i karşısına almaz yani İsrail'le bir alıp veremediği yok Türkiye'nin, bunu oturup oturup ortaya dökmesinler. İsrail biliyorsunuz bir hata yaptı, özür dilemedi, o özrü bekliyor Türkiye, o kadar, başka bir şey yok. İsrail ile Türkiye'nin alıp veremediği yok, diplomatik bir sorun da yok. Onu yaptıklarında özür dilediklerinde, bir de tazminat talebi var Türkiye'nin, bunu yaptıklarında tamamdır. İsrail bizim yedi emanımızdadır, yani bizim her zaman korumamız altında olan bir ülkedir. Filistin de öyle, İslam alemi de öyle. Yani ağabey konumundadır Türkiye. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Cengiz Çandar Radikal Gazetesi'nde, Erdoğan'ın Lübnan gezisinin sıradan bir gezi olmadığını ve sembolik anlamının büyük olduğunu ve bunun da İran ile adı konmamış bir rekabet olduğunu yazmış. Başbakan'ın Lübnan'a bölgede güç merkezi olarak "sadece İran yok, ben de varım" mesajını gönderdiğini söylemiş hocam. Geçtiğimiz haftalarda Ahmedinejad gitmişti Lübnan'a, o da aynı şekilde karşılanmıştı. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi Cengiz Çandar'ın teşhisi çok yanlış. Türkiye'nin o tarz bir problemi yok. Yani İran'ın da öyle bir iddiası yok, yani İslam aleminin lideri olma iddiası yok İran'ın. Türkiye'nin İslam aleminin lideri olduğunu herkes biliyor. Yani o konuda bir tartışma yok. Ahmedinejad gidiyor, orada da alkışlıyorlar, Başbakanımız gidiyor onu da alkışlıyorlar. Bu, Müslümanlar’ın sevildiğini, İslam alemi arasında bir kardeşlik bağının oluştuğunu gösterir. Yoksa bir rekabet, bir liderlik yarışı konusu değil yani.
ALTUĞ BERKER: Mustafa Karaalioğlu Star Gazetesi’nde, Başbakan’ın Lübnan ziyaretinde birlik ve beraberlik mesajları verdiğini, Hariri’nin ise “birliğimizi sağlarsa, sen sağlarsın” cevabını vererek bütün İslam coğrafyası adına birleştirici güç rolünü Türkiye’ye verdiğini yazmış hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İşte bu kadar. Bak kaç yıldan beri söylüyoruz. 79’dan beri anlattığımız, söylediğimiz, savunduğumuz düşüncenin su yüzüne çıkması, gerçekleşmesi bu.
ALTUĞ BERKER: Hocam bir haber daha vardı, “Sağlık Bakanlığı’ndan önemli uyarı” diye. Siz yıllardır acil hastalardan, hastanelerde para alınmaması konusu üzerinde duruyorsunuz inşaAllah. Sağlık Bakanı da dün, özel hastanelerin acilinde kalp krizi, havale, kaza geçiren ya da solunum sıkıntısı çeken özel hastalardan kesinlikle para alınmayacağını açıkladı inşaAllah. Para talep edilmesi durumunda söz konusu kuruma ceza kesilecek, ayrıca yeşil kart sahibi vatandaşlar da özel hastanelerin bu hizmetinden faydalanabilecek inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim çok büyük imtihanlar, daha önce de söyledim. Mesela ailesiyle gidiyor birdenbire bir trafik kazası oluyor. Babasına bir şey oluyor, şimdi çocuklar bütün panik oluyorlar, tedirginler. Bir de gidip onlara orada, yani ne var ne yoksa üstlerindeki bütün paralarını, imkanlarını ellerinden almak yani çok anormal bir hareket olur. Bir kere acil ve kanser vakaları, böyle büyük yani insanları sarsan vakalarda hiçbir şekilde para alınmaması lazım. Bilakis ailelere de sosyal destek sağlanması lazım. Çünkü ailenin çalışanı sadece baba oluyor, adam da hastanede yatıyor, kimse bakacak durumda değil. Hemen orada devletin kanununun devreye girmesi lazım, o çocuklara aynı adamın maaşı gibi maaş devam etmesi lazım veyahut kazancı neyse ortalama kazancı devam etmesi lazım. Yani bu tip olaylarda bunun bir aile faciasına dönüşmesi çok vahim. Bir de kardeşim bu çekler, senetler bilmem ne çok fazla hapiste yatan insanlar var. Geçenlerde böyle vakalar duydum. Mesela 20 milyar borcu var, günlük 100 milyon lira, işte ne kadarsa bilmiyorum tam bilmiyorum da karşılığını, eski hesaptan söylüyorum ben. Yani günlük bir miktar var, ona göre adam yatması gerekiyor. Şimdi adamın bana borcu var, ödeyemedi, çeki var ödeyemedi, ben çeki götüreceğim mahkemeye vereceğim, bu adamı tutuklayın diyeceğim. Yani ne kazanacağım ben bundan, adam hapse girdi ne kazanacağım. Hapse girmese belki yüzde birini de olsa ödeyebilir belki, yüzde biride olsa. Yani bu kimi mutlu ediyor hapse girmesi insanın ben bunu anlamıyorum. Yani bu niye çözüm? Bir kere Kuran’da var Cenab-ı Allah ayette de var, “eğer ödeyemeyecek durumdaysa affedin” diyor Allah ayette, yani “borcunu affedin” diyor. Yani hakikatten bakarsın, yok kardeşim, evi yok, arabası yok, hiçbir şeyi yok. Bu adamı alıp hapse sokmanın alemi ne! Hayır parası olsa vermese, yani yine bir derece aklım alır o zaman. Yani imkanları vardır, kasten vermiyordur o ayrı. Ama hakikaten yok adamın hiçbir şeyi yok yani. Hiçbir şeyi yokken alıp hapse sokmanın alemi ne adamı ya! Yani bunda bir acayiplik var, bunun üzerine gidilmesi lazım, yani vicdanları kanatan bir şey. Adam perişan durumda zaten yiyecek bulamıyor, başkasının evinde yaşıyorlar, orada burada kalıyorlar yani en kötü şartlarda yaşıyor, hakikaten zenginken ekonomik krizden dolayı çok fakir duruma düşen insanlar var. Bayağı iyiyken halleri yani çok çok fazla insan var. Yani her yerde var dünyanın her tarafında var, Türkiye’de de var. Bir kere bu çekten dolayı hapse girme olayının bir gözden geçirilmesi lazım. Yani bununla ilgili bir düzenleme yapılsın. Adama iş yerinde çalışma mecburiyeti versinler o olur, yani mesela adam ödeyemiyordur, adamın işyerinde yahut onun belirleyeceği bir yerde çalışır, o kazancının bir kısmını ona verme mecburiyeti getirilebilir mahkeme kararıyla. Yani böyle bir kanun düzenleme yapılabilir. Olmayan adamdan ne istiyorsun da adamı hapse sokuyorsun yani ne olacak hapse girince? Hiçbir şekilde ödeyemeyeceği belli ve o adam ister mi kardeşim o hale düşmeyi? O hale gelmeyi o adam ister mi? Yani iflas etmeyi ister mi, perişan olmayı ister mi, borcunu ödeyemediği için mahcup olmayı ister mi o adam? O hallere gelmeyi kim ister? Bir de üstüne üstlük hadi hapse gir. Yani bu konuda bir kanun düzenlenmesi yapılsın, yani bu bütün vicdanları kanatacak bir şeydir, olmaz bu. Mesela adamın fabrikası var, adam ödeyemedi, tamam fabrikasında çalışma mecburiyeti olabilir mahkeme kararıyla, gitsin çalışsın, ama hapiste ne işi var adamın? Yani bu çok vicdanı yaralayan bir olay, buna mutlaka bir çözüm bulunması lazım. Hem de acil çözüm bulunması lazım inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam sizin söyledikleriniz inşaAllah 1200’ü geçti, söylediğiniz şeyler bir bir çıkıyor. Bu konularda, özellikle sosyal alanda da her zaman tavsiyeleriniz Allah’ın izniyle yerine geliyor bir süre sonra. “Sosyal koruma paketinde her fakir aileye maaş”, bakanın açıklamasında hocam inşaAllah. “Sosyal yardım hak oluyor, her aileye maaş geliyor” bu yeni bir gelişme. Siz 2008 yılında Aralık ayında söylüyorsunuz hocam, çok defalar söylediniz, onlardan bir tanesi sadece bu. Kısaca yani “fakirleri kurtarmak, onları rahatlatmak, onlara mal mülk sağlamak, imkan sağlamak” diyorsunuz. “Fakirleri kollama ve onlara ferahlık ve rahatlık sunma, refah sunma son derece hayati bir konu ve bu çok kolay yapılabilecek bir şey” diyorsunuz hocam.
ADNAN OKTAR: Evet yani fakirleri kurtarmak, onları rahatlatmak, onlara mal mülk sağlamak, imkan sağlamak, ekonomik seviyelerini yükseltmek Müslüman için bu bir farzdır diyoruz, doğru. Farzdır, Allah’ın emridir. Haklı değil miyim bu çek konusunda? Ödeyemeyen adam, ne diyorsun? Yazık adamlara inşaAllah. Kasten yapsa aklım alır, kasıt yok adam zaten rahatsız olaydan. Başka ne var Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah hocam. Dün anlattığınız konulardan hatırlatma yapabilirim uygun görüyorsanız. Hocam mesela “yaptığımız ilmi çalışma sabır gerektiren bir çalışmadır” dediniz. “30 yıldan beri yapıyorum çalışmamı. En ufak bir gerileme yok, sürekli hırsım ve kararlılığım artarak devam ediyor. Önümüzdeki 10 sene içinde hırsımız ve kararlılığımız artarak devam edecektir. Bilimsel çalışma yapmak çok önemli. Çünkü deccaliyet bilim ve felsefeyi kullanıyor. Bilimsel gelişmeleri çok yakından takip etmek gerekiyor. Bilim ve sanatı iç içe değerlendirmek lazım. Bir de insanlar iman etmiyor diye telaş etmemek lazım. Onu bir öfke vesilesi etmemek lazım, akılcılığı hiç elden bırakmamak lazım” dediniz hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kafamda sürekli bir şarkı devam ediyor. “Görünce aşık oldum” diyor, bir parça var. Tabii o Allah aşkını temsil ediyor diye düşünüyorum. Ben her şarkıyı böyle imani bir hale getiriyorum, düşünüyorum. Yani birçok parçayı yani çok ufak düzenlemelerle çok hoş hale getirebilecek şekilde inşaAllah.
“Selamün aleyküm”, aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Nasılsınız hocam.” Dünde selam vermediğimiz kardeşlerimiz vardı, onlara da aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü dedikten sonra, Allah’ı hamd ediyoruz. “Faruk Beşer gibi İlahiyat okumuş biri Hz. Mehdi (a.s.) hakkında, Mehdiyet’i, ahir zamanı, Hz. İsa (a.s.)’ın inişini reddeden bir üslup kullanmasına ne diyorsunuz” diyor. Acayip şeker. “Bir de hocam” diyor, “bir güzel kadın her zaman haklıdır, şakaydı değil mi” diyor. O zaman şerh edeyim, açıklayayım. Güzel bir kadın akıllıdır, derin düşünür, Allah’tan korkar, Allah’ı sever. Zaten akıllı olmayan bir kadın güzel olamaz. Yani itici olur. Güzel olması için kadının çok akıllı olması lazım, derin düşünmesi lazım, Allah’ı aşkla sevmesi lazım, Allah’tan korkması lazım, sırdaş olabilecek gibi olması lazım, tutkuyu bilmesi lazım, ince düşünceli, çok temiz, nezih olması lazım, şefkatli, merhametli olması lazım. Şimdi böyle bir kadın tabii ki haklıdır, nasıl haksız olacak. Yani neden haksız olsun? Akılla hareket eden bir kadın her zaman haklıdır. Aklı olmayan bir kadın çoğu zaman haksızdır. Ama akıllı bir kadın her zaman haklıdır. Yani güzel olması için akıllı olması gerekir.
İnsanın tabii hemen gönlünde hemen bir sevgi oluyor, bir muhabbet oluyor. Ama oradaki manevi unsur ağır basıyor inşaAllah. Ama kadınlara karşı tabii benim kalbimde müthiş bir sevgi vardır, yani hakikatten benim bir kadına karşı benim gücüm yetmez, yani ben güzel bir kadına bir şey diyemem. Yani onu üzecek, onu rencide edecek bir şey yapamam. Yani haklı dahi olsam yapamam. Mutlaka alttan alırım, yani onu bir şekilde haklı çıkarmaya çalışırım. Gücüm yetmez yani sevgimden dolayı yapamam. Yani çünkü bir kadının mahcup olması bana çok dokunur. Onu rencide etmek bana çok dokunur. Çünkü yüzü asıldığında bu bende onun bin misli daha etki yapar. Yapamam. Bir şekilde insan sevdiğini haklı çıkartmak durumundadır. Yani elliye elli ise bir şey, hatta altmışa kırk da olabilir fark etmez, yani yüzde kırk haklıysa bile onu haklı çıkartmak güzel olur. Haksız çıkartmak genellikle burukluk meydana getirir. Mesela diyor ki, “bu sana yakışıyor.” Tamam “yakışıyor” dersin yani doğrudur o. Orada inatlaşmak, onu böyle cedele dökmek burkuntu meydana getirir. Vardır bazı doğrucu tipler, gece gündüz hep zıttır böyle, yani aksi, her şeyin aksini söyler. İnsanın sevdiğiyle uyumlu olması lazım. Mesela bir kadını rencide etmek çok rahatsız edici, yani benim sevgi anlayışıma gitmez. Ben çünkü onlara Allah aşkıyla bakıyorum yani şiddetli sevgiyle bakıyorum, kıyamam, yani yapamam onu, gönlüm ona el vermez. Yani daima iyi olsun. Mesela ben yemeyeyim, o yesin, gezmeyeyim o gezsin, o üşümesin, o sağlıklı olsun, ben onu isterim. Yani sevgimin gereğidir bu, yani Allah aşkında bu vardır. O zaman samimi sevginin zevkini alabilirim ben, öbür türlü onun bir anlamı olmaz benim için inşaAllah.
Ne sevimliler bak Azerbaycan’dan yazmış. Kadınlara karşı sevgi ahir zamanın özelliği olacak. Mehdi (a.s.) devrinde, kadınlar sevilecek, kadınlar özgür olacak. Peygamberimiz (s.a.v.) onunla ilgili özel hadisler söylemiş. Mesela, kadınların tek başına uzun mesafelerde seyahat edeceklerini söylüyor veyahut arkadaşlarıyla beraber uzun mesafelerde seyahat edeceklerini söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). Şu an gidemiyor kadınlar. Bak Meclis’te çok az kadın var. Yani bu çok anormal bir harekettir, anormal bir durumdur. En az yarısı kadın olması lazım Meclis’in, kilit noktaları en az yarısı kadın olması lazım. Kadın Başbakan da olur, Cumhurbaşkanı da olur, Meclis Başkanı da olur. Çok güzel varlıklardır, her yerde onların böyle nezih görünümünü, o güzel sıcak görünümlerini biz görelim. Allah’ın Rahman ve Rahim isminin tecellisidir kadınlar. Allah’ın Latif ve Nur isimlerinin tecellileridir. Böyle nezih varlıkları geriye çekmek, onları böyle Cübbeli mantığıyla değerlendirmek çok çok yanlış olur. Yani mesela ben Cübbeli mantığında kadınların çok ezildiğini, çok zor durumda kaldığını görüyorum, çok acı çektiklerini görüyorum. Ben Resulullah (s.a.v.) devrindeki gibi olmasını istiyorum. Kadınların alabildiğine özgür, sevecen, o güzel huylarını, güzel ahlaklarını doyasıya yaşadıkları bir dünya istiyorum. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Söylediğiniz hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor hocam: “Yeryüzü emniyetle dolacak ve hatta birkaç kadın yanlarında hiçbir erkek olmaksızın rahatlıkla Hacca gidecektir.”
ADNAN OKTAR: Benim canlarım zaten kadın adale gücü olarak zayıf oluyor, gücü yetmiyor. Adam çakallık yapıyor, diyor ki işte gazetelerde görüyorum, “aşk cinayeti” diyor. “Alçak, alçağın cinayeti diyecek” değil mi? “Kahpece cinayet” denecek. Gencecik bir kızı, çakal yani it kopuk geliyor, “benimle evleneceksin” diyor. Sen kimsin sansar kılıklı, pislik herif. Tabii ki reddedecek seni, tabi ki tiksinecek. Ahlaksız, aşağılık adamsın, tiksinecek tabii ki. Niye bunu böyle dedin diye otuz sekiz yerinden, yetmiş üç yerinden bıçaklıyor, gazetede de “aşk cinayeti” deniyor. Nerenin aşk cinayeti? Bu şerefsizce, alçakça bir cinayettir. Böyle başlık atılır mı? Teşvik ediyorlar. Tabii. Kadının her yerde korunup, kollanması lazım. Mesela öyle birisi kabadayılık yaptığında bütün halkın kadına sahip çıkması lazım. Sahip çıkmıyorlar.
SUNUCU:Korkuyorlar hocam, yaklaşmıyorlar korkuyorlar.
ADNAN OKTAR: Kardeşim inanılır gibi değil. Yani mesela çocuk geçenlerde, ben hiç unutmuyorum bir öğretmen kızcağız, ili değişmiş, başka bir ilçeye tayin olmuş bir alçağın azgınlığından korunmak için. Bak kahpe, köpeğe bak arkasından gitmiş, satırla çocuğu parçalamış. Kardeşim niye seyrediyorsunuz? Mesela kasabaya geldiğinde de ki, mesela gelirsin orada camide artık kimse orada, “böyle bir adam var” dersin, “resmi bu, bu bana düşman, böyle bir derdi de var bunun, beni koruyun” diyeceksin. O satırı ona orada lime lime yedirtirler yani öyle bir şey olduğunda. İnsan bir genç kıza saldırı olur da nasıl durur kardeşim değil mi? Orada polis, asker yoksa mutlaka müdahale edilmesi lazım. Her ne pahasına olursa olsun. Yani seyretmek çok utanç verici ve çok aşağılayıcı bir şeydir. Seyrediyorlar, bakıyor böyle neyini seyrediyorsa. En fazla şehit olursun kardeşim, ne olur yani. Ömür boyu onun acısını yaşayacaksın, ömür boyu. Bir genç kıza, değil mi öyle bir fenalık yapılıyorken seyrettiğinde, aynı yapıyor hükmündesin sen. Ha o olay olmuş, adamın cinayetini oturup seyrediyor. Rahatça durdurulabilecek bir şey bu, değil mi, üzerine gitse bile kaçar yapamaz. O çocuğun güçsüzlüğünden istifade ederek yapıyor, yani adale gücünün zayıflığından istifade ederek yapıyor. Her yerde kadınlara ciddi şekilde sahip çıkılması lazım, yani her yerde bu delikanlı ruhun hakim olması lazım. O zaman kadınlara kimse bir şey yapamaz. Yalnız görüyor, yok telefonla tehdit ediyor, yoluna çıkıyor. Mesela halk orada hemen elinden kolundan bağlayıp hemen adliyeye götürseler rezil rüsva etseler, kimse yapamaz, yani üstüne gidilmesi lazım bu tip olayların. Çocuklar da adeta kabus içinde yaşıyor gibi yaşıyorlar, çok rahatsızlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in belirttiği o. Mehdi (a.s.) devrinde bu yok. Kimse kadınların kılına dokunamaz yani mümkün değil. Çok büyük bir olaydır bu. Şefkat madeni, dünyanın en tatlı varlıkları, insan onlara nasıl kıyar. Yani bu konuda biraz televizyonlarda, radyolarda bir eğitim gerekiyor yani halkı teşvik etmek gerekiyor, bunun anlatılması lazım. Evet Berker’im seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Hocam dün ayet tefsirleri yapıyordunuz. 22. Sure’nin 66. ayetini okudunuz. Şeytan’dan Allah’a sığınırım.
“Sizi diri tutan, sonra öldürecek, sonra da diriltecek olan O’dur. Gerçekten insan pek nankördür” ayetini şöyle tefsir ettiniz hocam; “Diri kalmayı kim sağlıyor? Allah sağlıyor. Işığı bir kesse, görüntüyü bir kesse bizim diriliğimiz kalmaz. Sürekli bu görüntünün verilmesini Allah sağlıyor. Eğer görüntü bir an kesilmiş olsa derhal ölürüz. “Diri kalmanızı an an sürekli ben sağlıyorum” diyor Allah. “Nasıl şu an size görüntüyü veriyorsam, görüntüyü durduracak olan benim” diyor. “Bu kadar nimete rağmen nankördürler” diyor, “lakaytlar” diyor. “Görmezlikten gelir, anlamazlıktan gelir” diyor. Televizyonlarda, yabancı kanallarda görüyorum. Güya eğleniyor gibi hareket yapıyorlar, Allah’tan tamamen habersizler, Allah’ı hiç düşünmüyorlar. Diskoya gidip eğleneceğini sanıyor, eğlenmek istiyor ama eğlenemiyor. Çünkü sıkıntı, sırtında onunla beraber gidiyor. Sıkıntı sırtına binmiş, nereye gitse onunla birlikte gidiyor. Sıkıntıyla beraber giriyor oraya yine onunla birlikte oradan çıkıyor. “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle felah bulur” diyor Cenab-ı Allah. Onun dışında ferahlık yoktur. Diskoda olmak da, içki içmek de ferahlık vermez, daha da arttırır, daha da bunalırlar” dediniz hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamün aleyküm”, aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Muhammed Adnan Hocam, “haksızlığa uğrayan kişi, benzeriyle karşılık verebilir” diyor Allah. “Ama buna karşı o kişi azgınca karşılık verirse, Allah ona mutlaka yardım eder” diyor. Bu bir mucizedir. Yani haksızlığa uğrayan kişiye karşılık haksızlık yapması mı lazım? Kötülüğe kötülükle karşılık vermesi mi lazım?” Serkan kardeş. O şimdi dar planda alıyor. Haksızlığa uğrayan kişi gelir, mesela adam öldürür veyahut gasp yapar veyahut bir zulüm yapar, tabii ki bunun bir karşılığı vardır, hukuki karşılığı vardır. Ama hukuki karşılığına rağmen yine azgınlığına devam ederse, Allah “onun yanına bırakmam, karşılığını alır” diyor. Olay budur. Kişi isterse affedebilir. Allah; “cinayet işleyeni bile affederseniz sizin için daha hayırlıdır” diyor. Ama kişinin ailesi isterse affetmeyebilir, illa affetmesi şey değil, adamın konumuna göre. Ama samimi pişman olduysa, hakikaten çok ezildiyse, çok ciddi bir Müslüman alameti gösteriyorsa, bu mümkün, affedilebilir. Ama her iti, kopuğu böyle affederse bir insan, bu da olmaz, durumuna göre yapılması gerekir. Tavrındaki ciddi pişmanlıkla orantılıdır o.
Aynur Hanım yazmış. “Allah’a şükürler olsun sizi tanımayı bana nasip etti. 3 senedir sizi takip ediyorum. Geçenlerde, Mehdi (a.s.) çıkmadan iki olay daha gerçekleşecek Allah-u alem, demiştiniz. Bu olayları merak ediyorum, mail gönderirseniz çok sevinirim. Ben Cübbeli’yi bu şekilde tanımazdım, her şeyde hayır vardır. Hocam ben sizi Allah için çok seviyorum, inşaAllah. Allah beni, ailemi Mehdi (a.s.)’ye talebe etsin. Ben içime kapanık biriyim ve herkesle konuşmuyorum. Genel olarak çok samimi olmuyorum.” Güzel. Aklı başında, akıllı insanlarla konuşmak lazım. Kadınlar, tipi düzgün, zengin diye gidip itle, kopukla arkadaş olursa başı çok büyük felakete girer. Görüyorsunuz, gazetelerde falan okuyorsunuz. Akıllı insanla dost olunur, inşaAllah. “İmanım azalır diye ve kafama uygun dost bulamıyorum ve hayata çok ciddi bakıyorum. Fakat kimseye, ne size, ne olan olaylara inandıramıyorum. Nasıl bir yol tutmam lazım? Bana yardımcı olur musunuz?” Şimdi bir kere beni niye kabul ettirmeye çalışıyorsun? Beni değil, Kuran’ı kabul ettireceksin, Resulullah (s.a.v.)’ı kabul ettireceksin. Sen beni örnek gösterirsen çok yanlış olur, kul örnek olmaz. Ben günahkar, Allah’ın aciz bir kuluyum, herhangi bir kuluyum. Ben bilmiyorum Cennet’e de gidebilirim, Cehennem’e de gidebilirim ve öğrenciyim ben daha, öğreniyorum, bilgimi arttırıyorum. Dolayısıyla beni değil, Peygamberimiz (s.a.v.)’i, sahabeleri ve geçmiş Peygamberler’i örnek gösterecek. Bir de ahir zamandayız, tabii ki bir direnme var yani, bu ortamda olacak. Bakın 2012’lerden sonra üslup değişecektir. Bakın ben de buradayım, siz de buradasınız. Evliya gibi olmaya başlayacaklar. Mehdi (a.s.)’yi de anlayacaklar, İsa (a.s.)’nın gelişini de anlayacaklar. İnsanlar biraz direnmeye müsaittir ama ısrarlı tekinle açılır, çözülürler, yani 1-2-3, dördüncüde bırakırlar, öyle değildir. Dalalet de öyle yapıyor, mesela deccaliyet de, insanlar direniyor direniyor direniyor, tak diye bir gün çökertirler. Mesela Müslüman takva birisi oluyor, önce sağdan, sonra soldan, sonra üstten şeytan üzerine çöküyor. Direniyor direniyor, bir de bakıyorsun ki dinsiz olmuş. Aynı şekilde dinsiz de, sağdan, soldan ve üstten rahmani bir ablukaya alındığında, bir de bakarsın ki dindar olmuş. İnsanların direnme yönü vardır, fikri direnme yönü vardır, biz bu devirden geçiyoruz, deccaliyetin en azgın olduğu dönemdeyiz. Dolayısıyla bu 10 yıllık mücadele dönemi en hayati dönemdir. Ciddi bir mücadele olacaktır, acze hiç gerek yok, böyle bir üsluba da gerek yok. Şu an mesela bizi 35 milyonun üzerinde insan izliyor ve daha önce bizim etki gücümüz çok küçüktü, çok dar bir çevredeydi. Ama bugün Azerbaycan’da, Kazakistan’da, Tacikistan’da, Japonya’da, Çin’de, Moğolistan’da, her yerde arkadaşlarımız var, çok kalabalık büyük gruplar halinde. Amerika’da, Rusya’da, Fas, Tunus, Cezayir’de. Demek ki İslam gelişiyormuş, değil mi? İnşaAllah. Mesela Darwinizm’le ilgili hiç haber duyuyor musunuz gazetelerde? Dillerine makas geldi. O uzun dillerini koparttık, ilimle, bilimle koparttık. Bak dilleri dönmüyor, yalan söylemeye dahi güçleri yetmiyor. Eskiden göğüslerini gere gere yalan söylüyorlardı. Anında mahcup ediyorum, anında rezil ediyorum, yalan söyliyecek takatleri de kalmadı. Eskiden bayağı ustaca yalan söylüyorlardı kendi kafalarına göre, şu an yalan söyleme kabiliyetlerini de koparttık, onu da yapamıyorlar, inşaAllah. Aynur, içine kapalı olma, bir. Dışa dönük ol, iki. Neşeli ol, üç. Sevgi dolu ol, dört. Allah aşkıyla kalbin coşsun, beş, inşaAllah. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 313 kişi ile çıktı, Ehl-i Bedir de, bak dünyaya hakim oldu. 1,5 milyar Müslüman var. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) senin gibi düşünseydi ne olurdu, değil mi? Yanlış. Delikanlı kız olacaksın, ki öylesindir, ama o içine kapalılığı kaldıracaksın, inşaAllah. Akıllı insanlarla görüş, akıllı dostların olsun. Zeki değil, zeki tehlikelidir, akıllı. En ünlü gangsterler falan hep zekidirler. Mesela azılı psikopatlar, bu seri katiller falan çok zeki olurlar. Akıllı ayrıdır. Akıllı ne kendine zarar verir, ne dostuna zarar verir. Kuran’a uyan bir tavır içerisindedir, çok makul, dengeli, tutarlıdır, lafını sözünü de bilir, inşaAllah.
“Kıymetli hocam, Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “İnsanları Kuran’ı Kerim’i okumaya, düşünmeye ve yaşamaya yönlendirdiğiniz için Allah sizden razı olsun. Kuran’ı Kerim’in tüm zamanlara hitap eden, evrensel bir Kitap olduğunu anlamamıza vesile olan açıklamalarınız ve bilimsel delilleriniz, İslam’ı (haşa) eski bir masal olarak göstermeye çalışanlara en güzel cevabı verdi, inşaAllah. Hurafe içermeyen sade tefsirleriniz, dini herkesin kolayca anlayabileceğini ve yaşayabileceğini gösterdi. Nacizane bir Kuran talebesi olmak istek ve ümidi ile sizden bir ayet açıklaması dinlemek isterim. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. 22. Sure’nin, 15. ayeti. ‘Kim, Allah'ın ona, dünyada ve ahirette kesin olarak yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe bir araç uzatsın sonra kessin de bir baksın, kurduğu düzen onun öfkesini giderebilecek mi?’ En derin saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Gülcan Karakaş.” “Kim, Allah'ın ona, dünyada ve ahirette kesin olarak yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe bir araç uzatsın sonra kessin de bir baksın, kurduğu düzen, onun öfkesini giderebilecek mi?” En son teknolojiyi kullansın, uzay teknolojisini kullansın, isterse uzaya çıksın, ne yaparsa yapsın, Allah yolunda mücadele eden bir insanı durdurmak mümkün değildir, diyor Allah ayette. Allah’ın Mehdiler’ini durdurumazsınız, aklınıza gelen her türlü teknolojiyi kullanın, ne yaparsanız yapın, bu mümkün değildir diyor Cenab-ı Allah, inşaAllah.
Berker Hocam, ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah hocam. Dün bazı hadisler şerh etmiştiniz, onlardan bir hadiste şöyle diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “İnsanlar deccalden sonra 40 yıl kalır, bu dönemde çarşılar yapılır ve hurma ağaçları dikilir.” Suyuti’nin tasnifinden bir hadis bu. Siz de şöyle tefsir ettiniz inşaAllah. “İnsanlar deccalden sonra 40 yıl kalır. Hz. Mehdi (a.s.) deccalden sonra çıktı. Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışı 1980, 40 yıl ilave et, 2020. İnşaAllah 2020 deccaliyet son bulacağı dönem olacak. İstanbul’un her yeri çarşılarla donatıldı. Hatta başka bir hadiste, “bin odalı çarşılar olacak, Hz. Mehdi (a.s.) oralarda gezer” diyor. Gerçekten de şu anda İstinye Park, Kanyon gibi yerler içlerinde çok mağazalar olan çarşılar oldular” dediniz hocam.
ADNAN OKTAR: O çok garip, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in öyle mesela detay vermesi ahir zamanda, “Mehdi (a.s.) de o çarşılarda gezer” diyor. Mesela bak açtım, İbn Hacer-i Mekki Hazretleri’nin, Beklenen Mehdinin Alametleri, El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alameti'l-Mehdiyyi'l-Muntazar isimli eser. “Hz. Mehdi (a.s.) kırk sene baki kalacaktır.” Deccaliyetle savaşması, mücadelesi 40 sene sürecektir, 1980’den 2020’ye kadar. Bak burda senin sözünün üzerine ben açınca orası çıktı. Mesela 7 veya 9 sene geçiyor Mehdi (a.s.) için. 30 senelik bir bölüm var, 14 sene var. Bu, çeşitli zaman aralıklarını gösteriyor inşaAllah. “Onun yanına, büyük bir fitneden sonra kendilerine hükmetmesi için gidelecek ve ancak ölümle tehdit edildikten sonra başa geçmeye razı olacaktır. Ondan sonra insanlar arasında bir damla kan dökülmeyecektir.” Mehdi (a.s.) başa geçtikten sonra bir damla kan dökülmeyecektir diyor. “Ondan önce Şam ve Mısır melikleri öldürülecektir.” Hakikaten oraların liderleri suikastlerle katledildiler. “Onun ismiyle semadan nida olunacak ve hiç kimse onun Mehdiliğini inkar etmeyecektir.” “Semadan nida olunacak,” radyo, televizyon, internet, bu kastediliyor. Cübbeli’nin dediği gibi, gökte Melekler doluşup, yüzbinlerce, milyonlarca Melek gökten bağırmayacak. Zaten kendi kendini tekzip ediyor, “zaten aklın ihtiyarini alır, öyle bir şey olmaz” diyor, açıklıyor Cübbeli. “Onun kumandaları insanların en hayırlısıdır.” Bir talebeleri var, bir de kumandanları var, ona yardımcı olan kişiler var. “Önlerinde Cebrail (a.s.), arkalarında Mikail (a.s.) bulunacaktır. Yeryüzü emniyetle dolacak, hatta birkaç kadın yanlarında hiçbir erkek olmaksızın rahatlıkla Hac’ca gidebilecektir.” Yani kadınların ne kadar zorda kaldıklarını gösteriyor bu devirde ve ancak Mehdi (a.s.) devrinde bu bela kalkıyor. Bu acı olayı herkes görüyor. Kadınların rahat etmediği, güven içerisinde olmadığı, değil mi? Korku içerisinde yaşıyorlar, tedirginler. Halbuki en rahat, en çok kollanan varlıklar olması lazım, inşaAllah. “Peygamberlere dair olan kitaplarda,” bak istisna vermemiş Peygamberimiz (s.a.v.). “Peygamberlere dair olan kitaplarda, Mehdi (a.s.)’nin işi zulüm ve kötülük değildir şeklinde işaret edilmiştir.” Diğer Peygamberlerin kitaplarında ve suhuflarında, Tevrat, İncil, Zebur ve daha önce gelen kitaplarda, Hz. İbrahim (a.s.)’in suhuflarında Mehdi (a.s.)’den bahsediliyor. Evet, şimdi de biraz Kuran’dan okuyalım.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra sohbetimize kaldığımız yerden devam edeceğiz.
SUNUCU:Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyrun hocam.
ADNAN OKTAR: Berker Hocam’dan destur varsa, evet.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah hocam. Dün şöyle dediniz; “Şu an İslam alemi paramparça, kurtarıcıya ihtiyaç var. Tek bir lidere bağlı olacaklar Hz. Mehdi (a.s.) geldiğinde tüm mezhebler, tüm cemaatler” dediniz. Bu ilk defa olacak. Hz. Mehdi (a.s.) devrinde bu bölünmüşlük ortadan kalkıyor. Pratikte şu an imkansız görünüyor. Hz. Mehdi (a.s.) olmadan Müslümanlar’ın tek bir kişi etrafında toplanmaları imkansız görünüyor. Böyle bir gücü olsaydı Müslümanların, Allah Hz. Mehdi (a.s.)’yi göndermeyebilirdi. Her cemaat, her mezhep kendi liderini seçse, biri diğerinin seçtiği lidere tabi olmaz. Hiçbir cemaat bir diğerinin liderine tabi olmaz. Hiçbir mezhep diğerinin liderine tabi olmaz. Mesela Sünniler bir lider seçmiş olsa, Vahhabiler ne olacak, Şiiler ne olacak? O zaman İslam alemi birleşmiş olmaz, parçalanma devam etmiş olur. Sünniler’in, Vahhabiler’in bir araya gelip de bir lider seçmesi imkansızdır. Bu yüzden de Allah bir kolaylık olarak Hz. Mehdi (a.s.)’ı gönderiyor. Allah’ın bildirdiği, Peygamberimiz (s.a.v.)’in müjdelediği bir lidere tabi oluyorlar hepsi birlikte” dediniz hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah. Onun dışında bu acı devam eder, zorluklar devam eder. Ama bu son 10 yıl İslam aleminin kaderinde çok hayati bir dönüm noktasıdır. Bunu olaylarla, gelişmelerle insanlar görecekler ve görüyorlar da. Cumhuriyet tarihinde ilk defa Türkiye’nin böyle lider olduğu ortaya çıktı, liderliği sürekli vurgulanıyor. Hangi ülkeye gidilirse, bu görülmeye başlandı. Bu daha önce tahayyül edilemiyordu. Ben röportajlara ilk başladığımda anlatıyordum, birçok insana hikaye gibi geliyordu. Birde baktılar ki gerçeğin ta kendisiymiş, değil mi? Ki bu daha ilk başlangıcı, daha bismillah. Mesela Hariri’nin heyecandan ağlaması, Türk-İslam Birliği’nin gücünü gösteriyor. Ve Şii olan Lübnan’da bu coşkunun olması da, Alevi-Sünni kardeşliğini, Şii- Caferi- Sünni kardeşliğini çok mükemmel ortaya koyan büyük bir hakikat oldu, büyük bir delil olmuş oldu.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah hocam. O anlamda hocam bir haber vardı. “Dört ülke hareket geçti” diyor bugün Habertürk Ekonomi’de. “Başbakan Erdoğan’ın hayali gerçek mi oluyor?” diyor. Sizin yıllar önce söylediğiniz şey şu anda gerçekleşme yolunda inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi insanlar bunu zannediyorlar ki normal dış gelişmeler, işte dış politikadaki klasik uygulama zannediyorlar. Halbuki bu alenen ve açıkça Mehdiyet’in gelişmesi. Mehdiyet’in zır ve gölgesi altında olaylar oluyor, yani bölge şu an Mehdiyet’in etkisi altında, bütün dünya Mehdiyet’in etkisi altında. Bunu söylüyordum, bak bunu fiilen şu an insanlar görüyor. İttihad-ı İslam nedir? Birlik olmak nedir? Mehdiyet’tir. Allah bunu ahir zamana, bu vakite bırakmış ve şu an Türk dış politikası doğrudan Mehdiyet’e göre dizayn edilmiş durumda. Yani Allah’ın planına göre dizayn edilmiş durumda, isteseler de, istemeseler de bu böyle. Bunu uygulayanların belki hiç haberleri bile yoktur, Mehdiyet’e hizmet ettiklerinden haberleri bile yoktur. Bir kısmının haberi vardır, ama isteseler de, istemeseler de olaylar Mehdiyet’e göre gelişiyor, bunu açıkça görüyorsunuz, ispatlı. Aksi varsa bana söylesinler.
Berker Hocam seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah hocam. Üstad Bediüzzaman’ın birlik, beraberlikle, ittihadla ilgili sözlerini, Abdullah Yeğin Ağabey Üstad’ı tarif ediyor. “Üstad birlik beraberlik istiyor, ittihadı bozacak hallerden, ihtilaf çıkaracak mevzulardan çekiniyordu. Onu için sırf müminler arasındaki müşterek düsturları ele alarak onları vuzuha kavuşturuyor, teferruatla meşgul olmuyordu. Elbette herşeyden evvel imanımızı taklitten tahkikiye çevirip, kuvvetlendirmeliyiz diyerek, Ahir zaman fitnesinden müminlerin salimen kurtulmasını niyaz ediyor, ona çalışıyordu” diyor hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Nedir bu, göktaşı gibi bir şey var önünde, şurada?
ALTUĞ BERKER: Hocam bu 375 milyon yıllık Güneş Mercanı hocam, 375 milyon yıllık. Bu da günümüzdeki Güneş Mercanı, tıpatıp aynı. 375 milyon yıldır yaratıldığı gibi duruyor, hiç değişmemiş. Demek ki evrim olmamış.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi evrimci arkadaşlar evrimi savunurken bize böyle delil getirmeleri gerekiyor, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Ama getiremiyorlar, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak kafalarına bu taş düşüyor şu an, bunu görecekler, inşaAllah. O nedir?
ALTUĞ BERKER: Hocam bu Karabatak kafatası. Bu ender bulunan bir tür, pek bulunamıyor hocam. Bu 18 milyon yıllık, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Karabatak, nerede bu kerata?
ALTUĞ BERKER: Resmini açıyorum hocam hemen, inşaAllah şu anda.
ADNAN OKTAR: Ne şeker şey bu böyle, bakışlarına bak sen, gözleri de zümrüt gibi.
ALTUĞ BERKER: 18 milyon yıldır hiç değişmemiş aynı, evrim olmamış. Bir de yaprak var hocam, Erguvan yaprağı, 50 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR: Hiçbir değişiklik yok.
ALTUĞ BERKER: Evet hocam, inşaAllah. Günümüzde de aynı yaprak 50 milyon yıl önceki yaprakla aynı, hiçbir değişik olmamış. Evrim olmamış, yaratıldığının bir delili, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak Allah bunları yeratında, Darwinistlerin, materyalistlerin kafasına böyle küt diye indirmemiz için muhafaza etmiş Allah. 350 milyonun üzerinde sayısı bu fosillerin, 350 milyonun üzerinde. Bak bir tane evrimcilerin iddia ettiği gibi, ara fosil dedikleri gibi tek bir tane fosil yok. Bak getirin, size 10 trilyon vereceğim, dedim. Kaç yıldan beri söylüyorum, bir tane getiremediler. “Var” diyor. “Nerede var?” diyorum. “Al sana fosil” diyor, elle yapılmış çizim. İş Bankası geçenlerde öyle bir işgüzarlık yaptı, benim Yaratılış Atlası’na karşı Evrim Atlası diye, bak işi gücü bırakmış banka bak, faydalı güzel faliyetler yapacak iken, aynı bu ebatta bana cevap kendilerince. Bak İş Bankası işi gücü bırakıyor adamlar ve kitap yapmışlar. Baktım, baştan sona kadar çizim elle. Tutmuşlar artık kaç tane ressam, adamlar akşama kadar elleriyle çizmiş. Çizeceğinize fosillerin fotoğraflarını bizim gibi koysanıza. Yok. Olmayınca hayalinde artık ne varsa onları ortaya koyup bir şeyler hazırlamış. Bilimsel olmayan bir kitap hazırlamış İş Bankası, binlerce de bastırtmış, oraya buraya dağıttırıyor. Elinden geleni ardına koymasın İş Bankası. Onlar İş Bankası mı artık ne bankasıysa bundan sonra etkili olamayacaklar. İnşaAllah.
Şimdi bana, bak kardeşler Kuran’dan açıklamalarımı çok beğeniyorlar görüyorsun. Bismillah. Yusuf Suresi’ni açmışsın. 12. Sure. Hakikaten benim tefsir ettiğim açıkladığım gibi pek bir tefsir yok. Güzel açıklıyorum hakikaten maşaAllah. Yani asrımıza uygun son derece akılcı, mantıklı ve doğru olarak, yani o hurafe iddialarını Kuran’a şaşı yaklaşanların iddialarını yerle bir eden bir üslubum var ve çok net açık. 32. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım.
“Kadın dedi ki: "Beni kendisi dolayısıyla kınadığınız erkek işte budur. Andolsun onun nefsinden ben murad almak istedim.” Hz. Yusuf acayip çekici, kadınları çok etkileyen bir güzelliği var, yani çok erkeksi ve değişik bir elektriği var, dayanamıyor kadınlar. Allah öyle yaratmış. “O ise (kendini) korudu.” Çok iffetli ve titiz, zaten kendini koruyan erkek çekici ve güzel olur. Fahişe erkek çok itici gelir kadınlara. Yani böyle önüne gelenle beraber olan helale harama dikkat etmeyen erkek, kadınlarda doğal olarak Allah onların kalbine bir iticilik meydana getirir ve itici bulurlar. “Ve andolsun, eğer o kendisine emrettiğimi yapmayacak olursa” yani kendisiyle cinsel ilişkiye girmeyecek olursa, “mutlaka zindana atılacak ve elbette küçük düşürülenlerden olacak." Hem küçük düşüreceğim hem de hapse attıracağım diyor kadın. Kadının şartı şu; Hz. Yusuf (a.s.) ile ilişkiye girmek istiyor, cinsel ilişkiye.
“(Yusuf) Dedi ki: "Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum." Ben hapsi de istiyorum ya Rabbi, gayri meşru ilişkiye girmek istemiyorum, beni koru diye dua ediyor, yalvarıyor Allah’a. Yani hapse de razıyım diyor, yeter ki bu sistemin dışına çıkayım. Çünkü köle olarak görevli Hz Yusuf (a.s.). Bulunduğu konakta köle olarak görevli. Köle olunca da kadın kapıları kilitliyor, ayette var, yapacağı bir şey de yok, kadın üzerine geliyor, hatta gömleğini yırtıyor, zorla ilişkiye girmek istiyor. O da kurtuluş olarak hapsi de göze alıyor, zindana da girebilirim Ya Rabbi diyor, yeter ki diyor bunların yaptığı gayri meşru ilişki teklifini benden uzaklaştır diyor, harama girmeyeyim diyor. “Böylece Rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı. “ 2031. Bak; “Böylece Rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı.” Aynı zamanda Mehdiyet’e de bakan bir ayet. 2031 İslam’ın dünya hakimiyeti tarihidir inşaAllah. “Çünkü O Allah işitendir bilendir. Sonra onlarda (Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü) ağır bastı.” O zamanda hukuk ve kanun, o zamanın iddia edilen Ergenekon Örgütü nasıl şu an, ona benzer bir yapılanma var. Yani derin devlet yapılanması var. Kanun, hukuk yok o devirde, Hz. Yusuf’un devrinde. Derin devlet devrede. Bak; “Sonra onlarda (Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından” yani masum olduğunu biliyorlar, ama hukuk derin devletin eline geçmiş. Yani hukuk tamamen bitmiş. Şu an tabii Türkiye'de durum başka, Türkiye’de durum düzeldi inşaAllah. Ama Hz. Yusuf (a.s.) devrinde kanun hukuk göstermelik. “Mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü) ağır bastı.” Birçok ülkede de vardır bu, Rusya’da şurada burada da vardır. Devlet karar verir, masum da olsa bir insan onu uydururlar, kanun hukuku uydururlar hapse sokarlar. Hz. Yusuf (a.s.)’a da yapılan uygulama bu olmuş. “Evinde kalmakta olduğu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: "İsteklerim senin içindir, gelsene" dedi” diyor. Bak “evinde kalmakta olduğu kadın” Hz. Yusuf (a.s.) köle olduğu için orada bir evde kalıyor yani orada yönetici konumunda olan bir ev. O evin beyinin hanımı bu kadın, evli kadın. “Ondan murad almak istedi” yani cinsel ilişkiye girmek istiyor “ve kapıları sımsıkı kapatarak”, bak sımsıkı kapatarak, yani hiç çıkamayacağı gibi güçlü bir kilitleme yapıyor, yani sırf kapama değil. Sımsıkı kapatma, ayrıca ekstradan kilitleme anlamına gelir. Bir normal kapıyı kapatma vardır, çektin mi açarsın kapıyı. Ama kilitlendi mi ayrıdır. Muhtemelen anahtarları da eline almış. Yani sımsıkı kapatmış. "‘İsteklerim senin içindir, gelsene’ dedi” diyor. Yani çağırıyor yanına çağırıyor Yusuf (a.s.)’un direndiği anlaşılıyor, gelsene demesinden ona yaklaşmak istemediği anlaşılıyor. “(Yusuf) Allah’a sığınırım dedi. Çünkü o benim Efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez." Bak hiçbir şekilde şehvetin etkisinde kalmıyor. Her zaman, her çizgide Allah ile kalbi beraber. Yani Müslümanın da öyle, en çekici ortamda bile nefsine en uygun ortamda bile mutlaka kalbi Allah’la beraber olması gerekir. Allah’ı hiçbir şekilde bırakmaması lazım. Hz. Yusuf da mesela orada ev zaten çok konforlu rahat bir ev, kendisi köle konumunda kabul etse, kadınla ilişkiye girse hayatı belki daha da kolay olacak ve hoşuna da gidecek belki nefsen. Ama hiçbir şekilde kabul etmiyor. “Andolsun kadın onu arzulamıştı, -eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını görmeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamıştı.” Tabii ki nefsen istek duyabilir, ama Allah’ın hükmü daha ağır basar. Yani makbul olan, şehvet duyduğu halde Allah’ın, Allah korkusundan ona yaklaşmamak çok makbuldür. Allah o zaman, işte Hz. Yusuf (a.s.)’un güzelliğinin nedeni budur. İffet müthiş bir güzellik verir insana. Yani iffetli bir kadın da çok çok güzeldir ve çok etkileyicidir. İffetli bir erkek de, temiz bir kadına çok güzel gelir, etkileyici gelir. “Böylelikle Biz ondan kötülüğü ve fahşayı geri çevirmek için (ona delil gönderdik). Çünkü o, muhlis kullarımızdandı.” Yani samimi kullarımızdandı. “Kapıya doğru ikisi de koştular.” Hz. Yusuf (a.s.) önde, kadın da arkasında, Hz. Yusuf (a.s.) kendisini kurtarmaya çalışıyor. “Kadın gömleği arkadan çekip yırttı.” Kadın yetişip yakalıyor Hz. Yusuf (a.s.)’u. Muhtemelen kapının ağzında yakalamış anladığım kadarıyla. “Gömleğini arkadan çekip yırttı” diyor. Yani can havliyle demek ki Hz. Yusuf (a.s.) ileriye doğru atak yaptı, o gömleği tuttu, Hz. Yusuf (a.s.) kendine çekmek isteyince o var gücüyle ileriye doğru çok güçlü bir atak yapıp, çünkü gömleğin yırtılması çok zordur. Kolay bir şey değildir. Yani kadının da güçlü olduğu anlaşılıyor. Çünkü yani gömleği tutup elinden bırakmaması, kadının hırsının ve şehvetinin şiddetli olduğunu gösteriyor yani kararlılığını gösteriyor. Çünkü normal bir gömleği yırtmak, bilmiyorum çok çok güçtür, yani iki tarafın çekmesi sonucunda tabii Hz. Yusuf (a.s.) da kurtarmaya çalışıyor kendisini. “(Tam) Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar.” Demek ki adam da gürültüye geldi oraya anladığım kadarıyla. Kadının eşiyle karşılaştılar. “Kadın dedi ki: "Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?" Yani tam kahpece bir üslup, çok kalleşce bir üslup kadının yaptığı çok ürkütücü. Madem öyle aşkla seviyorsun, madem öyle saygıyla değer veriyorsun, nasıl kıyıyorsun sen peki ona? Sırf senin şehvetini kabul etmedi diye değil mi? Bak ne diyor? "Ailene kötülük isteyenin” iftira atıyor hemen, “zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?" Bakın gözü dönmüşlük, oradaki dinsizliğin verdiği, imansızlığın verdiği acımasızlığa bak. Sırf onun şehvet teklifini reddetti diye. Aynı şekilde kadınlara da yapılıyor bu biliyorsunuz. Daha önce konuşmuştuk ya. Reddediyordu, gidip bıçaklıyor, öldürmeye kalkıyor. Burada da Hz. Yusuf (a.s.)’a yapılan onun zıttıdır. Kadının yaptığı zulüm var burada da. “(Yusuf) Dedi ki: "Onun kendisi benden murad almak istedi." Kadının yakınlarından bir şahid şahitlik etti: "Eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir, kendisi ise yalan söyleyenlerdendir.Yok eğer onun gömleği arkadan çekilip-yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir.” Burada sözü geçen birisi bu kişi, yani etkileyici bir insan. “Onun gömleğinin arkadan çekilip-yırtıldığını gördüğü zaman (kocası): "Doğrusu, bu sizin düzeninizden (biri)dir.” Yani kadınların yaptığı düzenden birisidir diyor. “Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür" dedi” diyor. Hakikatten bazı kadınlar kendi aralarında yardımlaşarak çok büyük düzenler oyunlar kurabiliyorlar. Yani çok ciddi tehlikeli olabilir bazen. Yani bir de kafasını takarsa daha da riskli olabiliyor, Kuran ona dikkat çekiyor. Ama oradaki adam makul yine, "Yusuf, sen bundan yüz çevir” diyor. Yani sinirlenerek sert bir tavır koymuyor, “Sen bundan yüz çevir.” Yani bununla konuşma, muhattap olma. “Sen de (kadın) günahın dolayısıyla bağışlanma dile.” Yani Müslümanca yaklaşıyor şahıs, yani buradaki tavrı güzel. Bak, “günahından dolayı bağışlanma dilesin. Doğrusu sen günahkarlardan oldun." Günaha girdin diyor yani Müslüman üslubu kullanıyor. “Şehirde (birtakım) kadınlar: "Aziz (Vezir)'in karısı kendi uşağının nefsinden murad almak istiyormuş. Öyle ki sevgi onun bağrına sinmiş. Biz doğrusu onu açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz." dediler.” Kadınların dedikodusuna da Kuran dikkat çekiyor. Hemen haber gitmiş. “Aziz'in karısı kendi uşağının nefsinden murad almak istiyormuş.” Yani onunla ilişkiye girmek istiyormuş. “Öyle ki sevgi onun bağrına sinmiş.” Halbuki bu sevgi değil, bu şehvet, kaba şehvet. Yani hayvani şehvet. Gerçek sevgide böyle birşey olmaz, insan sevdiğine kıyamaz. “Biz doğrusu onu açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz.” Doğru söylüyor yani sapıkça hareketler. “(Kadın) Onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı”, kadınlar da dedikodudan çok yıldıkları için genellikle kadınlar deikodudan kurtulmak için ilgili her türlü ekibi çağırırlar. Biliyorsunuz yani meşhurdur, mahallede falan işi gücü bırakırlar, dedikoduyla uzaktan yakından alakası olan herkesi çağırıp durum değerlendirmesi yaparlar. Sanki başka işleri yokmuş gibi. O yöntemlerden birisini anlatıyor Kuran. “Ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için) bıçak verdi.” Bakın yani şu teşkilata, şu kurduğu düzene bakın yani “(Yusuf'a da:) "Çık, onlara (görün)" dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce” Hz. Yusuf (a.s.)’u “(insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler.” Yani eli titriyor, yani şehvetin ve heyecanın, onu görmenin verdiği etkiyle. Şehvet genellikle çarpıntıya yani çok şiddetli seviyorsa insan, çok beğeniyorsa, tansiyonu yükselir, kalp çarpması olabilir, eli ayağı titirer ve konuşma bozuklukları başlar. Yani düz cümle kuramaz, yani çok şiddetli etkilendiyse ve kas kontrolü de kaybolur. Yani bazen de eli ayağı tutmayacak hale gelebilir şiddetli sevgide. Hz. Yusuf (a.s.)’un güzelliğinden böyle bir duruma geliyorlar ve kas kontrolünü kaybedip ellerini kesiyorlar. Çünkü özellikle keskin bıçak vermiş ki kadın böyle bir olay olsun diye. Bakın düzen kurmadaki kadının deliliği de çok garip, yani ellerini kesmelerine kadar hesaplamış. Yani çok sadistçe bir yöntem kullanıyor. Yani ellerini kessinler, kan aksın, bir anlasınlar diyor, yani kana da yatkın bir kadın. Halbuki başka bir türlü de bunu ispat edebilir ama el keserek ve olay çıkartarak daha şiddetli, yani kanlı bir eylem düşünüyor. “Ve: "Allah'ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir" dediler.” Çok etkileniyorlar kadınlar. Ama yine de rahmani bir dil kullanıyorlar. “Kadın dedi ki: "Beni kendisi dolayısıyla kınadığınız erkek işte budur.” Hani gördünüz mü gibisinden kadınlara karşı temize çıkmış oluyor, kendini kurtarıyor güya. Böylece o dedikoduyu yatıştırmış oluyor, yani makullüğünü, yaptığı eylemin makulluğunu vurgulamaya çalışıyor. “Andolsun” diyor yemin ediyor “onun nefsinden ben murad istedim” orada da açıkça söylüyor, çekinmiyor “o ise (kendini) korudu. Ve andolsun,” diyor bak sürekli yemin ederek konuşuyor “eğer o kendisine emrettiğimi yapmayacak olursa”, çok cazgır, ihtiraslı ve kararlı bir kadın olduğu anlaşılıyor, yani tavrı tehlikeli. “Ve andolsun eğer o kendisine emrettiğimi yapmayacak olursa” zorla sevgi olur mu? İnsan daha da kasılır, daha da kötü olur. Yani işte o dediğim dangalakların yaptığı şey de o. Mesela bir genç kız zorla sevilir mi? Tehditle silahla “kendimi vururum” diyor. İşte “seni vururum” diyor, bilmem ne. Bu çok alçaklık ve çok ahlaksızca bir şey. Yani ona vicdani baskı yaparak, belli ki tiksiniyor senden, iğrenmiş ve aşağılık olduğunu da vurguluyorsun zaten. Tiksindirerek o çocuğa zorla bela olmanın alemi ne! Bu sevgi gönülde olan, hoş bir duygudur. Yani aşkla hakikaten sevgiyle hareket ederse bir kadın çok güzeldir. Ama zor kullanılırsa çok çirkin bir durum olur, inaşaAllah. “Emrettiğimi yapmayacak olursa mutlaka zindana atılacak”, emirle olur mu bu sevgi? “Mutlaka zindana atılacak ve elbette küçük düşürülenlerden olacak." Şimdi ahir zamanda hep böyle zora dayalıdır. Yani kız fakirse ailesine para veriyorsa, “ailene para vermem” diyor. İşte zorla “benim olacaksın” diyor. Veyahut işte “ağabeyini işten attırırım” diyor. “Seni döverim” diyor. Yok işte “bıçaklarım, şöyle yaparım böyle yaparım”. Bu çok alçakca ve kahpe hareketlerdir. Kuran bu ahlaksızlığa dikkat çekiyor. Böyle bir zulüm olmayacağını, sevginin ancak candan istekle, Allah aşkıyla, güvenle, saygıyla, derinlikle olabileceğini söylüyor, o zaman böyle bir anlamı olacağına işaret ediyor Cenab-ı Allah. Evet bak sonunda zindana atılıyor Hz Yusuf (a.s.). Cenab-ı Allah o güzel ahlakına karşılık ona sonunda, hem ilim veriyor, hem bilgi veriyor, hem hakimiyet veriyor inşaAllah.
56. ayet; “İşte böylece Biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkan (iktidar) verdik.” 1956 yılına da bakıyor. Çünkü Bediüzzaman 1956’nın, münafıkane sistemin yıkılışının başladığı tarih diyor. 1956 için. “İşte böylece Biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkan (iktidar) verdik.” 2017 ebcedi. Bakın şu ifade bak, “Biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkan (iktidar) verdik. “2017 Mehdiyet’in en anlı şanlı zamanı, inşaAllah. Hz Yusuf (a.s.) zaten Yusuf Suresi’nde Mehdi (a.s.) anlatılır. Yani bunu söyleyeyim. Süleyman kıssasında da Mehdi (a.s.) anlatılır. Zülkarneyn kıssasında da Mehdi (a.s.) anlatılır. Nerede diyorlar, işte buralarda. Zülkarneyn dünya hakimiyetidir, Süleyman dünya hakimiyetidir ve Cenab-ı Allah diyor ki bak ayette, “daha öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi yaptıysa, dünyaya hakim ettiyse, sizi de güç ve iktidar sahibi yapacak” diyor. Peki biz Kuran’a bakıyoruz daha öncekiler kim diye baktığımızda Zülkarneyn (a.s.) ve Süleyman (a.s.)’ı görüyoruz. İşte Mehdiyet Kuran’da bu şekilde anlatılıyor. “Ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız.” 1998’i veriyor ebcedi, inşaAllah. Yusuf (a.s.) da hukuku çok iyi bilen kişi. Ona karşı bir kahpe hukuk faaliyeti yapılıyor, alçakça ve oyun oynanıyor. O zaman derin devlet Hz. Yusuf (a.s.)’u ezmek için her türlü alçaklığı yapıyor. Hz Yusuf (a.s.) da onlara karşı mükemmel bir hukuk mücadelesi veriyor. Hz. Yusuf (a.s.)’un yaptığı hukuk teknikleri de Kuran’da uzun uzun anlatılıyor. Yani çok zekice ve çok akılcı hukuk yöntemleri uyguluyor. Evet uzun bir sure, şimdilik bu kadarını söylemem yeterli.
ADNAN OKTAR: “Canım değerli hocam, bugün Şamdan dergisinde Mustafa Denizli’nin kızı Selin Denizli’nin bir röportajını okudum. Hocam bu kız sosyetenin en çılgın kızı olarak bilinirdi. Selin röportajında Allah’tan korktuğunu söylemiş. Sosyetede bile dine çok yöneliş var. Dinle imanla alakası yoktur diye tahmin edilen kişilerin bile, biraz sohbet edince Allah’a iman ettikleri görülüyor. Hocam sizin yaptığınız tebliğ, hem Türkiye çapında, hem dünya çapında çok etkili oluyor. Ayrıca Arzu Yanardağ’ın da yanınızda yer alması ve Allah’ı anması çok hoşuma gidiyor. Helal olsun Arzu’ya, ama esas helal olsun size. Çünkü siz her kesimden insanın hidayetine vesile oluyorsunuz. Hocam ellerinizden öperim. Ankara’da kiminle konuşsam sizin proğramınızı seyrediyor maşaAllah hocam. Ankara’dan Hayriye Çolakoğlu.” MaşaAllah. Bu doğru, maşaAllah. Milliyet de böyle oturmuş işte “Adnan Hoca, Arzu’ya ‘bir süre gelme’ dedi” diyor. Ben öyle bir şey demedim. Arzu’yu da çok seviyorum, her zaman da gelecek, dün de geldi zaten, yarın da yine gelecek, öbür gün de yani inşaAllah. Bazen işleri oluyor, imkânları olmuyor çocuğuna baktığı için. Ama boş olan her vaktinde gelecek, görüşeceğiz. Boş yere kendilerini yanlış yönlere yönlendirmesinler. Şimdi hani “kıskananlar çatlasın” demeyeyim de, Arzu beni çok seviyor, ben de onu çok seviyorum. Birbirimize çok değer veriyoruz. Ben kızlarımı da çok seviyorum, onlar hepsi benim canlarım, hepsine de hayranım. Arzu’yu da aynı şekilde çok seviyorum; tertemiz, kaliteli, güzel bir insan. Öyle bir şey yok. “İzin verdi” bilmem ne falan. Bir de çıkan haberlerden de çok memnunum, acayip güzel oldu. Yani “söylemeyeyim” dedim ama yüz yirmi yedi bin girişte artış oldu Arzu Hocam’ın haberlerinden, bak yüz yirmi yedi bin. Allah razı olsun inşaAllah. Çünkü bütün internet sitelerinde çıktı, gazetelerde çıktı. Yani tahmin ediyordum böyle etkisi olacağını, muazzam oldu inşaAllah. Dolayısıyla son derece güzel, çıkan haberler de çok güzel, üslup da çok güzel. Ben o tip şeylerden, hep hayır gözüyle baktığım için memnun olurum. “Sayın Adnan Oktar” böyle başlarsa genellikle buz gibi bir şey var demektir, çünkü mahkeme tebliğnağmesi gibi. “Size inanıyoruz” diyor “fakat bu hanım arkadaşlarımız neden yanınızda oluyorlar?” diyor. Niye bu kıskançlık? Niye bu kıskançlık? Niye bu kıskançlık? Gel sen de otur yani, ben sana ne diyorum İnşaAllah. Kıskanmak yok. Benim kızlarım dünya güzeli tabii, bakıyorlar falan acayip güzeller, çok kaliteliler, birbirimizi de seviyoruz. Hemen kıskançlık, olmaz, olmaz. Gıpta edecek. Diyecek ki; “Allah bana da o sevgiyi nasip etsin” diyecek inşaAllah. Ben seni de çok severim. Gel, görüşelim, konuşalım. Ne var? Benim gönlüm zengin. Bütün dünyadaki kadınları seviyorum inşaAllah. Allah Cennet’te de bana yani milyarlarca huri nasip etsin, kadın nasip etsin. Onları göreyim, Allah’ın o tecellilerini göreyim. Müthiş hoşlanıyorum, çok zevk alıyorum. Allah müthiş güzel tecelli ediyor kadınlarda, Latif ismiyle, Rahman ve Rahim ismiyle tecelli ediyor. Onlarda bir nuraniyet ve güzellik var. Kuşlarda tecelli ediyor. Kelebeklerde tecelli ediyor. Ben kelebeği de öyle dakikalarca seyrediyorum. Mesela mantis gelmişti biliyorsun bizim yattayken yanıma geldi; akıllı akıllı bana bakıyor yandan böcek. Kafasını tek çeviren böcektir o mantis, acayip şeker. “Seni haydi bırakayım da git” dedim. Gitmedi. Gitti yatın merdivenlerinde bekliyordu. Baktım, “olacak gibi değil, tamam bu gelmek istiyor” dedim. Onu bir bardağın içine koydum, eve kadar getirdim. Evde de akıllı akıllı bana bakıyor, çok şeker bir şey. Ama ölmesinden çok tedirgin oldum, ölürse çok vicdanen rahatsız olurum. “Bırakayım” dedim yani. Allah esirgesin mesela bir kalkıyorum bir gün, bir de bakıyorum ölmüş. Bu çok acı tabii. Ben onu tuttuğum için ölmüş oluyor, belki daha uzun yaşayacak. Ona vesile olmamak için bıraktım, yoksa bırakmam çok şeker. Kedileri seviyorum, köpekleri seviyorum, tavşanları seviyorum, eşekleri seviyorum, kuzuları seviyorum, buzağıları seviyorum. Acayip şekerler, akıllı akıllı bakıyorlar böyle.
ALTUĞ BERKER: Biraz resimlerden göstereyim mi hocam?
ADNAN OKTAR: Bakalım. Şimdi bana niye seviyorsun derlerse, ben bunu kabul edemem inşaAllah. Seni kıskanç seni, seni kıskanç seni. Birde ismini de söylememişsin güzeller güzeli, sen bana bir yazı yaz, bildir, seninle görüşelim. “Mailinizi bekliyorum” diyorsun. Tamam, oradan konuşalım, görüşelim inşaAllah.
“Selam”, aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Geçtiğimiz günlerde yurtdışında talebelerinizin verdiği konferansları duyurmak için Milliyet’e” Milliyet Gazetesi’ne müracaatta bulunmuş arkadaşımız. Onlar da evrimi bizim etkisiz hale getirmemizden, evrimi yıkmamızdan rahatsız olduklarını söylemişler. Müsaade etsinler de yani “Milliyet Gazetesi, Aydın Doğan” diyorsun, “niye rahatsız oldular ki” diyorsun. Şimdi eşyanın tabiatında var bu yani, tabii ki rahatsız olacaklar. Biz de eze eze anlatacağız. Yani bunda şaşılacak ne var?
“Esselamün aleyküm Muhammed Adnan Hocam”, aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Hocam, Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz, mezhep imamlarımız müzik konusunda ne diyorlar” diyor. “Müzik konusundaki düşüncelerinizi almak istiyorum” diyor Azerbaycan’dan Tarlam. Tarlam ben sana söyleyeyim, ben fasıldan acayip hoşlanırım. Kanun, klarnet, cümbüş. Bizim arkadaşlarımızın çoğu da bilir müzik aletlerini. Dün de yine elektrosaz getirdiler; şahane sesi, bayağı güzel. Müzik insanın Allah’a olan sevgisini artırır, kalbe coşku verir ve kalpte ferahlık meydana getirir, çok çok güzeldir. Yeter ki içinde böyle abuk sabuk sözler olmasın. Dine, mukaddesata mugayir sözler olmasın. Allah Cennet’te de bize en güzel şekilde müzik sunacaktır her yerden. Ağaçlardan müzik sesi gelecektir, kuşlardan müzik sesi gelecektir, huriler güzel müzik parçaları söyleyeceklerdir. En güzel müziği, en güzel parçaları orada duyacağız. Dolayısıyla Allah için aşkla dinlenen müzik kalbi açar, kalbi ferahlandırır. Benim görüşüm, düşüncem bu inşaAllah. Bak, daha halen aklımda yani inşaAllah. Mesela kanunun sesi nefis, bayağı güzel. Naçizane kanun da çalarım yani inşaAllah. Güzel taksim yaparım, kanun taksimi yaparım. Yani “söylemeyeyim” dedim ama söyletiyorlar. Yani videoya da aldım birkaç parçamı, güzel çalıyorum yani inşaAllah. Arkadaşlarımdan da klarnet çalanlar var, keman üstadları var çok güzel. Efendim, ud çalanlar var. Ud çok severim udun sesini, çok şahanedir, çok güzeldir. Cümbüşün sesi çok güzeldir. Allah aşkıyla çalınacak. Allah aşkıyla çalınan, değil mi? Saz da öyle çok güzel inşaAllah. Ama gafil gözle, gafil ruhlu olursa zaten her şey kötü. Gafletle yenen yemek de kötüdür. Gafletle yapılan toplantılar da kötüdür. Yeter ki Allah aşkıyla olsun inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Bahsettiğinizin, mantisin ben de resmi vardı hocam.
ADNAN OKTAR: Bakayım o köfteye. Şu kibarlığa bak, gözler uzaylı gibi. Bir de bana, ısrarla kafayı çevirip bakıyor bir de bana. Böyle, mesela şöyle yan tutuyorum, oradan kafasını çevirip bana bakıyor dikkatlice. Yemek verdim, belirli şeyleri yiyor ama böyle şeyleri çok çekiniyorum ölmelerinden. Yani onun için civciv de alıp besleyemiyorum. Sadece sevip hemen ilgili yere geri gönderiyorum. Allah vermesin çok rahatsız olurum öyle bir şey olursa. Evet bizim yakışıklımız burada. Başka var mı resmi?
ALTUĞ BERKER: Yok hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam peki. Evet, kardeşimiz deminki sözlerimi teyit eden bir yazı yazmış. Kadınları her yerde koruyalım. Yani onları böyle silahlı saldırı yahut bir bıçaklı saldırı, bilmem ne falan, o güzeller güzellerini böyle alçakların eline teslim etmesinler. Delikanlı, yiğit olsunlar. Polis varsa hemen anında müdahale etmesi lazım. Hatta bir kere görmüştüm televizyonda inanamıyorum ya. Yani ben rüya mı görüyorum? Kadını yatırmış adam, elinde de bıçak, polisler de orada, halk da var, bütün millet toplanmış, adam muntazam batırıyor bıçağı, çıkarıyor. Hatırlıyorsun, değil mi? Seyrediyorlar. Allah Allah. Kardeşim git, elinden al bıçağı ve bu iş bitsin. Bu kadar basit. Olsun, sana da oluyorsa olsun. Ben ona müsaade edemem. Yani ben seyretmem söyleyeyim. Yani şahsım olarak seyretmem ben. Her ne pahasına olursa olsun seyretmem. Olur mu öyle şey! Yani kabus gördüm ben, inanamıyorum, gözlerime inanamıyorum. Nasıl seyredersiniz onu orada öyle! O mazlum, o güzelim varlıklar kuzu gibi orada bekliyor. Kardeşim böyle bir şey, yani tahammül edilecek bir şey mi bu! Biz vatanı, milleti niçin koruyoruz? PKK’yla çatışmaya gidiyor değil mi askerler, şehit olmayı göze alarak gitmiyorlar mı? Burada da benim kardeşimi, benim canımı orada adam doğramaya kalkıyor. Aynı olay. Ha PKK saldırmış, ha o saldırmış, ne fark eder yani. Aynı şekilde ben orada, bilmiyorum yani mantık bulamadım ben ona. Hemen müdahale edilmesi gerekir. Eğer polis yoksa da ilgili kişilerin hemen müdahale etmesi gerekir. Başka bir açıklaması yoktur. Ben açıkça söyleyeyim şahsım adına, bir saniye gözümü bile kırpmam. Her ne pahasına olursa olsun. Benim kuzumu, benim canımı orada oturup adam zulmedecek, canını yakacak, onu öldürmeye kalkacak, ben de oturup seyredeceğim. Ben ömür boyu yaşayamam Allah esirgesin vicdan azabından. Olur mu öyle şey! Her ne pahasına olursa olsun kabul etmem, inşaAllah. Bunun her yerde böyle olması lazım. Yani o çocuklar söylediğinde; "benim hayatım tehlikede" dediğinde herkesin ona sahip çıkması lazım. Kadın, kız, çoluk çocuk herkesin. Kız çocuğu çok önemlidir. Nasıl bırakırız onları zalimlerin eline.
ALTUĞ BERKER: Tabii, tabii inşaAllah.
ADNAN OKTAR: "Selamün aleyküm, hayırlı akşamlar." Mehtap Güneş. “Hocam şu internet sitesinde" diyor, "İslam, din aleyhinde bir yazı var" diyor, "ona karşı tedbir alalım" diyor. Tamam ilgileniriz inşaAllah. İslam’a, dine, Peygamberlere, velilere, Allah'ın sevgili kullarına karşı her zaman saldırı olur. Yani iğrenç iftiralar atılır, anormal sözler söylenir, o dinin temel yapısıdır, yani dinin ayrılmaz bir parçasıdır. Din içerisinde Müslüman varsa mutlaka ona iftira atılır, mutlaka ona oyun oynanır. Yani ona karşı bir mücadele olur. Yani iyilerle kötülerin dünyada bir mücadelesi vardır. İyi varsa mutlaka karşısında şeytan vardır ve iblis orduları vardır, kötü insanlar vardır. Eğer şeytan şeytanlığını yapmıyorsa, o şeytan değildir zaten. Yani kötü kötülüğünü yapmıyorsa zaten o kötü değildir. Hak ile batılın dünyada mücadelesi vardır; Hz. Adem (a.s.) devrinden Kıyamet’e kadar devam edecektir. Mehdi (a.s.)'ye karşı da bütün iblis orduları, bütün şeytan orduları mücadele vereceklerdir. Bu mücadele “Mehdi (a.s.) sen kötüsün” şeklinde olmayacaktır. İftira edecekler, hakaret edecekler, akla hayale gelmedik sözler edeceklerdir. "Sivri dilleriyle sizi incitirler" diyor Allah ayette, konuşacaklardır. Yani bunda şaşılacak bir şey yok. Bu, yani bir kişi hakkında aleyhte ifadeler varsa o onun mükemmelliğini gösterir, üstünlüğünü gösterir. Dozu ne kadar yüksekse, o kadar mükemmeldir. Dozu ne kadar düşükse, o kadar zayıftır o kişi. Yani bir insana iftira ne kadar düşükse, bir mücahide, Allah yolunda mücadele eden insana; etkisinin o kadar düşük olduğunu görüyoruz. Etkisi ne kadar yüksekse, ona karşı reaksiyon da o kadar yüksek olur. Mesela bir gölün içerisine dev bir taş düştüğünde, gölün suları havalara kalkar, böyle muazzam bir şey olur. Yani mesela gölde dinamit patlatılırsa bütün su havaya kalkar. Ama göle küçük bir taş atarsan küçücük dalga olur, ufak bir dalga olur. Reaksiyonun şiddeti, etkinin büyüklüğünü gösterir. Yani adama sen yumruğu vurmuşsun, tabii ki onun ağzı burnu darmakeşan olacaktır değil mi, küfre. Tabii ki yüzü çirkinleşecektir, çirkefleşecektir, saldırganlaşacaktır. Yani çok çirkin bir görünüme bürünecektir ve üslubu da aynı şekilde çirkin olacaktır. Bu Müslümanlığın bir gereğidir. Yani aksinde o insanın gücünün olmadığını düşünürüz. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) çıktığı vakit hiç kimse Peygamberimiz (s.a.v.)'e karşı çıkmasa bu olmaz. Yani mutlaka Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e karşı mücadele vermeleri gerekiyordu. Bu, Allah'ın emriydi. Hz. Musa (a.s.) da çıktığı vakit bütün çirkefler, bütün küfür karşı geldi ve akıl almaz iftiralarla atak yaptılar. Bu bir gereksinimdir. Müslümanlığın ayrılmaz bir parçasıdır. Yani nasıl namazda abdest gerekiyor, abdest aldıktan sonra namaz kılıyorsan; Müslümanlığı yaşayan insanın da mutlaka küfürle amansız bir mücadele oluşturması lazım ve küfrün mutlaka ona saldırması lazım. Hakaret, iftira, her türlü çirkin söz gerekir. Bunun dışında bir imtihan yoktur dünyada. Bir mümine, muttaki kişiye eğer yoğun saldırı varsa bakın oranına, saldırının oranıyla orantılı olarak o insan mükemmeldir. Ne kadar saldırı şiddetliyse o kadar mükemmeldir. Mesela Bediüzzaman Said Nursi'nin zamanında birçok alime, hocaya saldırı vardı. Bediüzzaman’a olan saldırının dozuna bakıyoruz, oranlamaya bakıyoruz; Bediüzzaman'a yüzde doksan dokuzdu saldırı, diğer alimlere yüzde birdi. Bu o devrin Mehdisini gösteriyor işte. Yani küfrün saldırısından, asrın Mehdisini anlarız. En fazla kime saldırılıyorsa, en fazla kime hakaret varsa, en fazla dikkatler kimin üstündeyse asrın Mehdisi odur. Yani Bediüzzaman'a, mesela ben o devirde baksam, küfre bakarım kime saldırıyorlar oranlarım. En yüksek oran Bediüzzaman'da, "hah doğru" derim, “bulduk” asrın Mehdisi odur. En az saldırılan kişi de en az gücü olan kişidir. Yani bu Allah'ın kanunudur, sünnetidir. Değişmez sünnetidir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Vaktimiz dolmuş hocam.
ADNAN OKTAR:O zaman ne yapacağız? Nereden devam edeceğiz?
ALTUĞ BERKER:Hocam yarım saat sonra Kahramanmaraş Aksu TV ve Gaziantep Olay TV'den inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evvel Allah.
SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza 00:30'dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV, Gaziantep Olay, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
Makaleler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Bir Ayet Bir Açıklama
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...