ALTUĞ BERKER:Bugün, Beyza Bilgin, profesör, İlahiyat profesörü, değişik haberler vardı hocam. “Yaratılışı çok düşünürsen fıttırırsın” diyor. Sonra “maymun da ben de aynı kökendeniz” gibi konuşuyor.
ADNAN OKTAR: Bu annemiz kaç yaşında?
ALTUĞ BERKER: Bakayım hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir bak, ben sana söyleyeceğim.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, hep bunlar 1940’larda kafası kalmış, elektron mikroskobunun keşfedildiğinden habersiz, antika bilgilerle uğraşan şahıslar. Yani modern gençlik bilgisayardan, internetten her türlü bilgiyi alıp inceliyor. Fakat bu hanımanneler, eski bilgilerin içersiinde boğulup kalmışlar. Onların okuduğu kitaplar küflendi, yaprakları kurudu artık, döküldü. Şimdi bizim Cihat TvNet’te konuşuyor, değil mi? Bayağı güzel. Açsın annem orayı dinlesin TvNet’ten. Biz Habertürk’te de gayet güzel açıklamıştık bir fasıl. Şimdi de Doktor Cihat bayağı güzel anlattı.
ALTUĞ BERKER: Hocam, 75 yaşındaymış.
ADNAN OKTAR: Evet, işte annemiz tam dediğim gibi. Okuyacak, onun döneminin kitaplarının sayfaları küflendi artık; yapmasın, etmesin. Modern bilimi yakından takip etsin, paleontoloji hakkında araştırmalar yapsın, fosil bilimleri hakkında yani. Şimdi paleontoloji deyince annemiz bambaşka bir şey zanneder, onun için açıklama yapıyorum. Özellikle kromozomların yapısını, proteinin yapısını incelesin. Apaçık gerçeği görecektir. Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi bilimsel olarak imkansız, sıfır ihtimaldir. Yani mutlaka yaratılmış olması gerekiyor, ikinci bir ihtimal yoktur. Bizim kitaplarımızı okuyanlar zaten gerçeği anlarlar.
ALTUĞ BERKER: Bir de Haluk Ertan isimli moleküler biyolog denen birisi hocam. Onunla röportaj yapmış Radikal galiba. “21. yüzyıl, evrim kuramının yüzyılı olacak” diyor.
ADNAN OKTAR: Doğru, evrim kuramının ezildiği, yerlerde süründüğü, perişan olduğu, tarihe karıştığı bir yüzyıl olacak, dediği oldu. Şu an onun şenliklerini kutluyoruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir kitap çıkarmış, yine İş Bankası yayınlamış bu kitabı.
ADNAN OKTAR: İş Bankası bu işlere çok iş oluyor. İş Bankası’na bizim en güzel cevabımız Yaratılış Atlası. Cihat Hocam orada adamların tozunu dumanına katıyor.
Özetle her yerde bir panik var. İki tane panik var. Bir İttihad-ı İslam paniği, Türk-İslam Birliği’nin oluşmasından oluşan panik. Cübbelisi, kubbelisi, şaşar beşer Faruk Beşeri falan bu paniğin içindeler. Türk-İslam Birliği’ni durdurmaya çalışıyorlar. İkinci ayak da evrimle ilgili panik, evrim teorisini savunan evrimcilerin paniği. Bak, şimdi kardeşimiz TvNet’ten gayet güzel, mufassal açıklıyor. Ben evde de takip ettim. Tozlarını dumanlarına kattı, gayet güzel açıklıyor, daha önce de açıklamıştı Habertürk’te. Yenilen pehlivan güreşe doymazmış. Bunları pestil gibi eziyoruz, yerden yine kalkıyorlar, bir daha eziyoruz, yine pestil oluyorlar. Kardeşim, bakın açıkça söylüyorum, bir daha söylüyorum, en bilgisi zayıf insan bile anlar; bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi bilimsel olarak imkansız. Bitti, bununla konu kapanır artık, başka açıklama yoktur. Bunun arkasından 350 milyonun üzerinde bu tarzda yaşayan fosil var. Evrimin olmadığını ispat eden 350 milyon adet fosil var, üzerinde, sayısı gittikçe de artıyor her gün. Buna karşı evrim teorisinin doğru olduğunu gösteren tek bir tane fosil yok, bir tane ama. “Bana getirin, 10 trilyon lira vereceğim” dedim, bütün dünyaya söyledim. Avrupa’da da söyledik. Yok. Sonra dedim ki; “fosilden vazgeçtim, fotoğrafını getirin, onu da kabul edeceğim” dedim. Fotoğrafını da getiremiyorlar. Değil mi? Adam internetten göndersin bana fotoğrafını. Yok öyle bir şey. Dev bir aldatmacadır. Şeytanın insanlarla alay etmesidir. Şeytan insanlarla alay ediyor. Bütün dünyayla alay ediyor, dalga geçiyor şu an. Oynatıyor yani insanları adeta.
ALTUĞ BERKER: 18 milyon yıllık karabatak kafatası ve günümüzde yaşayan hali. Tıpatıp aynısı 18 milyon yıl önce yaratıldığı gibi en ufak bir değişiklik geçirmemiş. Demek ki evrim olmamış. Yaprak göstereyim. Erguvan yaprağı, 50 milyon yıllık, günümüzde şu an mevcut erguvan yaprağı ile birebir aynı. 50 milyon yıl önce yaratıldığı gibi hiç değişmeden günümüzde yaşıyor, evrim geçirmediğini gösteriyor. Bir de 375 milyon yıllık güneş mercanı var. 375 milyon yıllık. Aynısı günümüzde, bakın hiç değişmemiş. Demek ki evrim yok. Yaratıldığının açık bir delili bu, inşaAllah.
Bugünkü bazı yazarların haberlerinden okuyabilirim arzu ederseniz hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam, anlat.
ALTUĞ BERKER:Ayşe Arman’ın bir yazısı vardı hocam. Kendisi bir organ nakli ameliyatına izleyici olarak katılmış. Gördükleri karşısında şöyle söylüyor; “Aman Allah'ım! Büyüleyici. Rengarenk. Ben suyun altında dalarken de böyle tuhaf şeyler hissetmiştim. "Tanrı var"demiştim. Bu kadar güzelliği, ahengi, rengarenkliği, tıkır tıkır işleyen bir düzeni, sistemi ancak öyle bir güç yaratabilir” demiş hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ayşe Arman, maşaAllah. Konuşmalarında güzel hususlara dikkat çekiyor. Konuşması da güzel, imanlı kız, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Allah-u alem kitaplarınız da etkili olmuş, inşaAllah
ADNAN OKTAR: Gittikçe de olgunluğu artıyor, daha derinliği artıyor, üslubu da daha güzel oluyor. O eski havası da gitti, daha hoş bir üslubu var, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Özdemir İnce Hürriyet’te bugünki yazısında kendince kutsal kitaplarla ilgili bazı iddialarda bulunmuş. Bir arkeolog Mezopotamya’da bulunan bazı tabletlerin üzerindeki çivi yazısının çözümünde Tevrat’ta ve Kuran’da anlatılan Nuh tufanının anlatımına rastlamış. Özdemir İnce buradan yola çıkarak şu yorumlarda bulunmuş:
Bir, “Tevrat'ta anlatılan tufan kıssası bir Asur-Sümer mitolojisi ise, o zaman Tevrat, bir anonim edebiyat kitabı olmuyor mu?” demiş.
İki, haşa, “Tevrat insan elinden çıktı ise, İncil'in de insan elinden çıkması gerekmiyor mu?” demiş.
Üç, “Kuran’da Tevrat ve İncil'den alıntılar yaptığına göre (haşa) o zaman Kuran da insan hayalinin bir ürünü olmuyor mu?” demiş.
Ayrıca “Yahudi ve Hıristiyanların büyük bir bölümünün kutsal kitaplarının Mezopotamya mitolojisinden kaynaklandığını kabul ettiklerini, ancak dinlerine inanmaktan vazgeçmediklerini, kutsal kitapların (haşa) insan dehasının bir ürünü olmasını kabul etmenin onların değerini azaltmayacağını hatta bu şekilde daha iyi birer mümin olunacağını” söylüyor hocam.
ADNAN OKTAR: Yine bu da araştırmacı kişiliği olmamasından, eski kafada kalmasından kaynaklanıyor. 1940’ların kafasında kalmaktan kaynaklanıyor. 15 bin yıllık, 20 bin yıllık yazıtlarda, Tevrat’ta, Kuran’da ve İncil’de geçen hususların aynı şekilde geçtiğini görüyoruz. Aynı şekilde. Hatta geçenlerde kelimenin Arapça orijinalinin bile aynı geçtiğini görüyoruz. Bu tabletleri incelemediği için, genel olarak tarihi belgeleri yüzeysel inceledikleri için sathi bilgiye sahip oluyorlar. O yüzden de Karl Marks’ın o eski, köhne fikirlerinde takılıp kalmışlar. Sümerler’in bu bilgiyi nereden aldığından haberi yok. Peygamberler çok çok eskidir. Sümerler yeni tarihtir. Sümerler’in hak kitaplardan bilgi almasından daha normal ne olabilir, değil mi? Daha evvel Nuh (a.s) var. Daha evvel eski Peygamberler var. Ta Hz. Adem (a.s.)’dan itibaren, Ad Kavmi var, Semud Kavmi var. Birçok kavimler gelmiş, geçmiş. Onlara birçok Peygamberler gelmiş ve bütün Peygamberler hep hak olan ve birbirinin aynı olan izahları getirmişlerdir. Tufan hakkında da, tufandan sonra bütün Peygamberler detaylı bilgi vermişlerdir. Onlar da o bilgiyi oradan almışlardır. Yani bunda şaşacak, hayret edilecek bir şey yok. Mesela Gılgamış Destanı’nda geçen izahlar, anlatımlar, diğer anlatımlar, bunların hepsinin kökeni hak kitaplara dayanır, hepsi. Ama incelemedikleri için sathi bilgi ile ortaya çıkıyorlar. Mesela Karl Marks Yahudi anneden-babadan gelir. Hahamdır ailesi Karl Marks’ın. Dolayısıyla Tevrat’ı çok incelemiştir. Tevrat uzmanıdır. Tevrat’ta Mehdi (a.s.) çok detaylı anlatılıyor. Yani dünyayı tek devlet haline getireceği, bütün insanlığın tek bir din altında toplanacağı, sosyal adaletin tam sağlanacağı, fakir kalmayacağı; huzur, güven, barış, esenlik yurdu olacağı çok kapsamlı anlatılıyor. Bunu okumuş bu. Bakmış Darwinizm var, materyalizm var, dini anlatmak mümkün değil. Yani din anlatamayacak. Bu sefer dinsiz mesihlik, dinsiz mehdiyet düşüncesini ortaya koymuş. Marks’ın yaptığı dinsiz Mehdiyet inancıdır. Yani dinsiz Mesihiyet inancıdır. Yani Mehdi (a.s.) ve Mesih (a.s.)’ın yapacaklarını kanla yapmak, zulümle yapmak. Çünkü Mehdi (a.s.) kansız, kan akıtmıyor. Sevgiyle barışla, kardeşlikle yapıyor. Karl Marks ne ile yapıyor; şiddet, proletarya diktatörlüğü ve dehşetle. Sonuçta sosyal adalet istiyor, fakat sosyal adalet de olmuyor. Yine yönetenler zengin, yönetilenler yine eziliyor. Ve zulüm sistemi olduğu için Rusya’da gümbür gümbür komünizm yıkıldı. Sahte mesih, sahte mehdiyet olarak ortaya çıktı. Yani deccaliyet olarak ortaya çıktı. Zaten hadislerde ‘Mesih’in iki türlü anlatımı vardır. Bir ‘Kral Mesih’ vardır, Mehdi (a.s.) olan Mesih; bir ‘İsa Mesih’ vardır, Meryem oğlu Mesih (a.s.); bir de deccal olan mesih vardır. Yalancı mesih. İşte Karl Marks yalancı mesih düşüncesini savunan kişidir. Yani deccaliyeti savunan kişidir. Ve dolayısıyla Allah o sistemi çökertmiştir, Mehdiyet karşısında. Hocanın kafası da oralarda kalmış, eskilerde kalmış. Bunlardan haberi yok. Bak, Marks bile Tevrat’tan almıştır Marksizmin sosyal adalet anlayışını. Tevrat’taki Mehdi (a.s.)’ın sosyal adaletle ilgili geniş açıklamalarını okumuş, ona hayran olmuştur ve onu hayata geçirmek istemiştir kendi kafasınca. Ama zulümle ve kanla hayata geçirmek istemiştir. Tabii Allah sistemini başına geçirdi, sahte mesih düşüncesini. Bunu gerçek anlamda yapacak olan gerçek Mesih (a.s.), Kral Mesih’tir yani Shiloh’tur, Mehdi (a.s.)’dır. Onun dışında kimse bunu yapamaz. Allah onlara nasip etmemiştir, dolayısıyla sistem yıkılmıştır. Bağlantıları dede kuramıyor. Dedeye bu konuda bir açıklama gönderelim, Özdemir Dedeye.
ALTUĞ BERKER:Evet, hocam. Marks’la Darwin’in resimleri var hocam.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Evet, hadislerde, “saçı sakalına karışmıştır” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). İkisinde de bak o özellik var yani, mesih deccalin avanesinin bu tarzda olduğu, mesih deccalin bu şekilde olduğunu Peygamber Efendimiz (s.a.v.) belirtiyor. Onlar da o meyanda hareket eden kişilerdir.
İlmi çok iyi, güzel de anlatıyor. Güzel anlatıyor, çok güzel anlatıyor. Mehdiyet’i şu an en mükemmel anlatan o olabilir. Bak, en şiddetli Mehdiyet’e karşı mücadele eden adamı, Mehdiyet’i en mükemmel savunan adam haline getirdim, maşaAllah. Anlatsın talebem, dinleyeceğim.
-VTR- (Cübbeli; “Mehdi (a.s.) Gelse de Yardım Etsek Diye Aşkla, Sevkle, Hasretle Bekliyoruz” Diye Allah’a Dua Ediyor)
ADNAN OKTAR: Bak, ne güzel, değil mi? “Peygamberimiz (s.a.v) Mehdi (a.s.) ile ilgili bu hadisleri vahiyle bildirmiştir” diyor. “Allah bildirmiştir Mehdi (a.s.) ile ilgili bilgileri” diyor. “Gayb haberleridir” diyor. “Gayb haberini de Allah seçtiği Peygamberlerine bildirir” diyor.
Muhterem Sultan Babamız ile de ilgili bir film vardı. Onun seneyi devriyesinde, Allah ruhunu şad etsin, onu anmış oluyoruz, inşaAllah.
-VTR- (Sultan Baba-1)
ADNAN OKTAR: Bak, Sultan Baba, maşaAllah, 1985 yılında “Mehdi (a.s.) görevde” demiş, değil mi? Sen ordaydın, yanındaydın. Neler dedi hocamız?
ALTUĞ BERKER:Koltuğuna oturup, böyle vurarak, “Mehdi (a.s.) gelecek, bu koltuğa oturacak” dedi hocam, inşaAllah. 1985’te dediğiniz gibi görevde olduğunu söyledi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Sonra oğlu vardı. “Siz aramayın, o sizi bulur” demiş kendisine, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Öyle mi? MaşaAllah, elhamdülillah.
-VTR- (Sultan Baba-2)
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah, hocamız çok sevgi dolu. Sultan Babamız zaten gönül ehli, Allah aşkı ile yanan mübarek, muhterem bir insandı. Onun sevgisine Allah bizi layık etsin, inşaAllah. Allah gani gani rahmet versin, rahmet versin. Ahirette de bizlere kardeş etsin, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Zülfü Livaneli’nin bugünkü yazısında “Erbakan’ın başbakan olduğu dönemde, cezaevinde ölüm orucu tutan mahkumlarla arabulucu olarak görüştüğünü” anlatmış. “Tutukluların masum isteklerini ve birçok gencin bu geceyi çıkaramayacağını Erbakan’a söyleyince, kendisinin "bu gece Kadir Gecesi, isteklerini kabul ediyoruz" diye cevap verdiğini ve bu müjdeli haberi mahkumlara sevinç içinde ilettiklerini anlatmış. Ancak dört yıl sonra aynı sorun Ecevit döneminde de olmuş, hocam. Zülfü Livaneli yine arabulucu olmuş, yine Ecevit’e gittiğinde, bu sefer Ecevit kabul etmemiş. Cezaevinde birçok kişi lav silahları ile yakılarak öldürülmüş. Livaneli; dinci diye adlandırılan Erbakan’ın insanları bağışladığını, ancak şair-solcu olan Ecevit’in bir katliam emri verdiğini söyleyerek, bu olayları anlatmanın bir namus borcu olduğunu söylemiş hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, dürüstlüğüne çok saygı duyuyorum ben Zülfü Livaneli’nin. Hakikaten çok dürüst bir delikanlı. Solcu ama hakikaten severim, çok saygı duyduğum bir insan. Çünkü samimi, mühim olan odur. Allah hidayet versin, Allah imanını arttırsın. Ama çok güzel burada candan bir üslupla konuşmuş olması, candan anlatımda bulunması önemli. Çok tarihi ve önemli bir konuyu açıklamış. Erbakan Hocamızın da ne kadar şefkatli, merhametli, güzel ahlaklı olduğunu da bir kere daha görmüş olduk.
Mülk Suresi; Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Mülk elinde bulunan (Allah) ne yücedir. O, her şeye güç yetirendir.” Bütün mal-mülk hepsi, bütün dünya Allah’ındır. Beynimizde yaratıyor Allah. Dışarıda mülk var fakat görüntüsünü ışıklı olarak, aydınlık olarak hisleriyle beraber, kokusuyla, sertliğiyle veyahut yumuşaklığıyla, biçimiyle, her şeyiyle Allah yaratır. “O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.” Yani “hayattan amaç sizin eylemlerinizi size göstermek” diyor Cenab-ı Allah. Çünkü Allah biliyor bizim ne yaptığımızı. Yani Allah bizi bize tanıtıyor. Eğer iyi bir insansak iyi olduğumuzu kendimiz görüyoruz, kötü bir insansak kötü olduğumuzu görüyoruz. Yani inkar edilecek bir durum kalmamış oluyor. “O, biri diğeriyle 'tam bir uyum’ (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır.” O da çok büyük harikadır. Allah gök katmanlarını yedi kat olarak yaratmış, modern bilim sonradan yedi kat olduğunu tespit etti, göğün. İşte mezosfer, troposfer, bilmem ne falan, yedi kattır ve hakikaten birbiri ile uyumludur. Bu Kuran’ın, Allah’ın bir mucizesidir. “Rahman (olan Allah)’ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk’ (tefavüt) göremezsin.” Mutlaka birbiri ile uyumlu. Mesela, kromozomlar uyumlu, atom uyumlu; nötron, proton uyumlu, gözler uyumlu. Mesela gözler görüntüyü alıyor, kamera gibidir göz, irise ters olarak düşürüyor görüntüyü. Normalde bizim dünyayı ters olarak görmemiz gerekir, görüntü ters oluşuyor çünkü. Ama Allah onu uyumlu hale getirdiği için onu düzeltiyor, düz görüntü haline geliyor. Bir de ayrıca görüntü bulanık düşüyor irise. O bulanık görüntüyü Allah da netleştiriyor ayrıca. Yani isterseniz bir camın içerisine su koyun, yani yarım küre şeklinde su dolu kap alın, koyun; oluşan görüntü son derece bozuktur, son derece kötü bir görüntü oluşur. Göz merceğinin aynısını alın yapın, çok berbat bir görüntü oluşur. Ama bizim beynimizde gördüğümüz görüntü üç boyutlu ve çok keskin ve o kadar kaliteli ki, kalitenin şiddetinden dolayı biz diyoruz ki; “hakikaten var dışarıda” diyoruz. Bak, beynimizin içinde olduğu halde, görüntünün aldatıcılığından dolayı, yani beynimiz aldanıyor, Allah öyle yaratmış. Beynimizin aldanacağı şekilde yaratmış. %100 emin oluyoruz görüntünün dışarıda olduğundan. Halbuki kesinlikle beynimizin içinde görüntü. Mesela adam eve giriyor, “Evimiz ne güzel, içine girmek ne hoş” diyor. Halbuki ev onun içinde, haberi yok. O evin içine girdiğini zannediyor. Tabii. Ev onun beyninin içindedir. Allah öyle harika yaratmıştır. Ama insanlar onu bilmez, farkına varmazlar. Yani bambaşka bir alemde yaşarlar, bilmezler. Bunu gerçi çok anlattık, kitaplarda da anlattık. Zeki olan, çok akıllı olan insanlar bunu fark ediyorlar. Gerçek ruh sahibi olanlar anlıyorlar. Allah’ın sanatının nefes kesiciliğini görüyorlar. Yani sırf bunu gören bir insanın iman etmemesi mümkün değildir, imkansızdır. Yani bir sorunu olması lazım, ikinci bir ihtimal olmaz. Mesela, bak burada bir fincan var. Bakıyorum, o kadar net ki, üç boyutlu, bir de elimle tutma hissi de var. İnanmayan beri gelsin. Yani net dışarıda görünüyor. Eğer bana bunun bilgisi verilmemiş olsa ben bunu bilmem yani, kesinlikle dışarıda zannederim. O kadar kaliteli görüntü var. Bu görüntü kalitesine daha hiçbir şekilde ulaşılamadı. Bakın, en gelişmiş televizyonlar yapılıyor, en gelişmiş film stüdyolarında görüntü elde ediliyor. Üç boyutlu görüntü elde ediyorlar ama flu ve bulanık, hiçbir şekilde olmuyor. Bu görüntü kalitesini elde edemiyorlar. Allah bu görüntü kalitesini şu kadarcık etle elde ediyor. Beyindeki şuur merkezi şu kadardır, küçücük. Yani mercimek kadar falan bir şey, et parçasıdır. Orada bak bu mükemmel sistem oluyor. Dünyanın ünlü markaları var biliyorsunuz, televizyon teknolojisini geliştiren. Binlerce mühendis çalışıyor adamların emrinde. Allah mühendis olmadan, fabrikalar olmadan şu kadarcık etle bunu bitiriyor ve bu teknolojiyi bu gücü elde edemiyorlar daha hala. Bir de üç boyutlu renkli ve aydınlık. Dışarıda görüntü böyle değildir ayrıca. Bütün bilim adamlarının ortak kabul ettiği bir şeydir. Dışarıda görüntü simsiyah, karanlıktır. Çünkü dışarıdaki ışık dediğimiz olay sadece dalgadır, yani dalga yayılıyor. Farklı dalga boylarını ışık olarak beynimizde Allah bize yorumluyor. Mesela kırmızı denen olay ayrı bir dalga boyundan kaynaklanıyor. Dalga boyundaki farklılık; yeşil, kırmızı, mor, mavi, çeşitli renklerde görülür. Işık, parlaklık tamamen beynin yorumu, beyinde oluşuyor. Dışarıda ışık diye bir şey yok, parlaklık yok, simsiyah karanlıktır. Yani renk de, ışık parlaklığı da beynin yorumudur. Çünkü radyo dalgası gibi dalgadır. Radyo dalgası parlak bir şey değil, aydınlık değildir, değil mi? Şu anda da var mesela burada binlerce televizyon dalgası var, radyo dalgası var, göremiyoruz ve parlaklığı falan da yok, hiç bir şeyi yok. Ama ışık dalgalarını beyin bu şekilde alıyor, bu şekilde yorumluyor. Pırıl pırıl aydınlık olarak yorumluyor ve renkli olarak yorumluyor ve hem ne renkler, görüyorsunuz, cıvıl cıvıl, her türlü renk, inşaAllah. Bir de derinlikli, derinlik boyutuyla. Mesela derinlik olmasa biz bunu gazete sayfası gibi görürdük. Yani bir mecmua sayfası gibi görecektik. Derinlik kalitesini, mükemmel yaratıyor Allah. O yüzden şu an dünyanın %99,99’u bunun beyinde bir görüntü olduğunu bilmiyor yani bilerek yaşamıyor. Mesela bağırır arkadaşına “Ey Hüseyin” der, çağırır. Uzakta olduğunu zannediyor. Halbuki beyninin içindeki Hüseyin’i çağırır o çağırırken. Yani beyninin içinde oluşuyor. Dışarıda Hüseyin vardır ama Hüseyin simsiyah karanlıktır ve ışığı yoktur. Aydınlandığını düşünelim; madde saydam, atomun yapısından kaynaklanıyor bu. Yani nötron, proton, elektron, işte şu, bu, işte çekirdek. Bunlar hep birbirlerine uzak, çok uzak yapılar. Dolayısıyla saydam, saydam ve simsiyah. Aydınlatıldığında da saydam görünür. Böyle değil, yani aslında olduğu gibi bir aydınlatılsa, Dünya çok acayip olur. Gölge de özel yaratılıyor. Allah Kuran’da diyor, “gölgeyi ben ayrı yarattım” diyor Kuran’da. Gölge Allah’ın bir sanatıdır. Yani ışık ayrı yaratılıyor, gölge ayrı yaratılıyor. Gölge çok zordur, gölgenin tekniği. Mesela bakın burada gölge olmasa biz bunları çok acayip algılarız. Gölge sayesinde bunları biz böyle üç boyutlu algılıyoruz. Gölge bir kalksa çok garip olur, yani bütün şekil, şemal, her şey bozulur. Yani tahmin edemeyeceğiniz bir görüntü meydana gelir. Gölge onun güzelliğini sağlayan. Derinliği sağlayan da odur, anlam kazandıran da gölgedir. Ayrıca Allah renk sanatı kullanıyor. Birbirinden çok ayrı, farklı renkler kullanıyor. Gücünü gösteriyor Allah. Ayette diyor Allah; “Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler...” (Hac Suresi, 74) diyor. Şimdi sokakta lahmacunu ısırarak yiyip, elinin tersiyle yüzünü silip giden bir insana sen bunu anlatsan da farkına varamayabilir, yani bir kısım, bazı insanlar. Derin düşünen insanlar bunun farkına varabiliyor, Allah’ın sanatını biliyorlar. O yüzden Allah diyor ayette; “ancak Allah’tan ilim sahipleri korkarlar” diyor. Yani gerçekten araştıran, bilimi gerçekten bilen, derin düşünen insanlar fark edebilirler” diyor, “anlayabilirler” diyor. Onun için gerçek Müslümanların Allah sürekli düşünmesini, derin düşünmesini ve ilim sahibi olmasını istiyor Allah ayette. Yani derin tahkik etmelerini istiyor. Mesela üniversite imtihanının telaşı içerisinde koşarak gidiyor, yetişemiyor, soluk soluğa. Halbuki her insan üniversite imtihanına beyninin içinde girer, salonda giremezsin. Salona girer gibi, salon salon değildir. Beyninin içindeki salon var. Bütün soruların cevabını orada verir. Soruyu soran da Allah’tır ona, yazdıran da Allah’tır. Kendi yazdığını zanneder. Yani kaderindeki sorulara kaderindeki cevapları verir, kendinin verdiğini zanneder. Allah sorar, Allah cevap verir. Ama şahıs kendisi yaptığını zanneder ve onun telaşını yaşar. Ondaki telaşı yaratan da yine Allah’tır. Bu imtihanın gereğidir. Allah çok karmaşık, çok ince bir teknik kullanmış ama yani bizim tahmin tahayyülümüzün çok çok üzerinde. Bir de bu anlattıklarım benim inanç meselesi değil. Mesela meleklere inanç bir imandır, ölümden sonra dirilmek bir imandır. Ama bu inanç meselesi değil, bu benim dediğim bilimsel gerçek bu. Yani dinsiz, imansız, Müslüman fark etmez, herkesin kabul ettiği bir gerçek bu. İkinci bir ihtimali yoktur, bu dediğim doğrudur. Ama adam öldükten sonraki dirilmesi konusu tabii ki o inanç. Dirilme de yine Allah’ın bize bu yöntemle meydana getireceği görüntünün oluşmasıyla da dirileceğiz. Ama dışarıda yine bedenimiz oluyor tabii. Bir gölge varlık olarak bedenimiz olur. Ama Allah diyor; “Benim için çok kolaydır yaratmak” diyor. Yani insanlara o çok karmaşık ve zor gibi geliyor ama Allah “Benim için çok kolaydır” diyor ayette. Mesela şöyle alın gözünüzü yumun, istediğiniz şeyi hayal edebiliyorsunuz. Mesela yollar, caddeler, değil mi? İnsan hatta rüyasında da böyle, haberiniz oluyor mu sizin, onun rüya olduğunu biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz.
SUNUCU 1: Gerçek zannediyoruz.
ADNAN OKTAR:Gerçek zannediyoruz tabii. Yakınına bir şey oluyor, feryat figan araçlarla bağıra çağıra hastaneye falan gidiyorlar rüyasında, değil mi? Rüya olduğunu bilse öyle şamata yapar mı? Epeyi panik oluyor. Hatta diyorlar mesela rüyasında, “Bu rüya, olur mu öyle şey? Deli misin?” diyor, “Baksana adam perişan vaziyette, hep beraber hastaneye gidiyoruz, neresi hayal?” Ama inanıyor, o anda bilmiyor. Mesela yemek yiyor, inanıyor. Üniversite imtihanına giriyor rüyasında, kan ter içinde kalıyor, bayağı tedirgin oluyor. Kazanamıyor. Koşuyor, yetişemiyor. Geri çevriliyor. Bilmiyor. İşte bu dünya da öyle bir rüyadır. “Aynı rüyadan uyanır gibi kalkacaksınız” diyor Hz. Ali (r.a.)’dan gelen rivayette. Ama dışarıda madde vardır ama dediğim gibi gölge varlıktır. Yani insanların tahmin ettiği gibi, bildiği gibi değildir. Çoğu insan da tabii bu konuyu düşünmek istemez, işine gelmediği için. Çünkü bakıyor, dolarlar beyninin içinde bir görüntü. Çok acayibine gidiyor. Fabrikasına bakıyor, fabrikası da görüntü. Yatına bakıyor, yatı da beyninin içinde görüntü. Yani o zaman ona biraz acayip geliyor. Halk arasında dikkat ederseniz Allah’ı sorduğunuzda derler ki; “Sen aklını gösterebiliyor musun” diyor, “Allah nerede?” dediğinde. Haşa, “Allah radyo dalgası gibidir. Televizyon dalgalarını biz görebiliyor muyuz? Göremiyoruz. İşte Allah’ı da öyle göremiyoruz” diyor. Halbuki kendisi öyle, kendisi görüntüdür. Allah mutlak varlıktır. Tam tersinedir anlattığım. Yani bilmiyorum, duymuşsunuzdur, halk arasında öyle derler, yani “Allah’ı göster” dendiğinde, “Aklını gösterebiliyor musun?” diyorlar. Yani genellikle televizyon ve radyo dalgasına benzetiyorlar, haşa. Öyle değildir, biz gölge varlığız. Allah kesin, mutlak varlıktır. Ama bunu tabii daha kapsamlı, daha net anlayacakları gibi de anlatabilirim. Ama o zaman çok heyecanlanırlar. Ama onu istemiyorum. Yani böyle yavaş yavaş düşünerek bulmaları için sadece böyle ön deliller vererek, insanların kavraması için anlatıyorum. Çünkü doğrudan anlatırsam aşırı heyecanlanabilirler. Yani tam kavrayacakları şekilde anlatabilirim istesem. Net, birden anlarlar, maddenin varlığının ne olduğunu anlarlar. Ama o da olmaz. O kadar heyecanı bir insan kaldıramayabilir, inşaAllah. Usturubuyla bu anlattıklarımız iyi. Ne diyorsun bu anlattıklarıma?
SUNUCU 1: Ne diyebilirim hocam. Çok güzel şeyler anlatıyorsunuz. Bizi bilgilendiriyorsunuz, insanları da bilgilendiriyorsunuz. İnanılır gibi değil.
ADNAN OKTAR:Dediklerimi sen anladın, hoşuna da gitti anladığım kadarıyla. Ne diyorsun anlattıklarıma? İlginç değil mi?
SUNUCU 2:Evet, ilginç.
ADNAN OKTAR:Daha önce düşünmüş müydün hiç anlattıklarımı?
SUNUCU 2:Hayır. Yani hiç bu kadar geniş çaplı düşünmedim. Yani düşündüm de bir yandan düşünmek istemedim.
ADNAN OKTAR:Neden düşünmek istemedin?
SUNUCU 1: Düşündükçe daha ilerisini düşünüyorsun çünkü.
ADNAN OKTAR:İşte Allah’ın istediği de o. “Derin düşünün” diyor. Yani insanlar hep derin düşününce bir şey olacak zannediyorlar, işte delirirsin, oynatırsın. Hiçbir şey olmaz. Allah bizi onu düşünecek şekilde yaratmıştır. Öyle bir konu yok.
ALTUĞ BERKER:Bu konudaki ayeti okuyorum hocam, inşaAllah. Sekizinci Sure’nin, on yedinci ayeti. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü'minleri Kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.”
ADNAN OKTAR:Bak, “attığın vakit sen atmadın, ben attım” diyor, değil mi Cenab-ı Allah? Evet. Her şeyi yaratan Allah’tır. Allah onu söylüyor. Sen ne diyorsun anlattıklarıma?
SUNUCU 3:Çok ilginç, ilginç olduğu kadar da çok güzel.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Daha önce düşünmüş müydün?
SUNUCU 3:Hayır, düşünmedim.
ADNAN OKTAR:Düşünmek istemedin mi daha önce sen de?
SUNUCU 3:Hayır. Düşünmek istesen de istemesen de düşünüyorsun yani.
ADNAN OKTAR:Bir gerçek çünkü. Tabii, gerçeklerden kaçmak çok mantıksız olur. Bir de gerçekler güzeldir, değil mi? Allah’ın sanatını görmüş oluyoruz. Allah’ın ihtişamını görüyoruz, Allah’ın derin güzelliklerini görmüş oluyoruz. Yaratma sanatını görmüş oluyoruz. Böylece Allah’a olan sevgimiz, bağlılığımız daha çok artar ve yaratılışın nasıl olduğunu daha iyi anlıyoruz. Mesela bu evrimciler, şu bu falan, takım, bunlar bilmiyorlar bu gerçeği. Cenneti ve cehennemi daha iyi kavrıyor insanlar. Çünkü rüyasında bir anda cehennem gibi bir yer gösteriliyor. Adam kendini berbat bir ortamda zannediyor. Bir anda rüyasında da cennet gibi bir yer göstertiliyor, o cennet gibi yerde olduğunu zannediyor. Orada evler de oluyor; köşkler, arabalar da oluyor. Ve seri olarak Allah onu meydana getiriyor. Ayrıca biz gözümüzü kapattığımızda, istesek, hayal ettiğimizde hayal ettiğimiz her şey oluşuyor. Ama flu olarak oluşuyor. Ama mutlaka oluşur. Bir insan mesela bir şeyi aklına hayaline getirdiğinde, limonu bile aklına getirdiğinde ağzı sulanıyor. Demek ki hayal ediyor, edebiliyor demek ki. Yani vücut ona tepki veriyor artık, düşünün. Bunu Allah bize yaratmıştır. Ahirette de insan aklından geçen bir şeyi aynı beyninde bunun yaratılması gibi bunun çok daha neti, yani üç boyutlu net ve kalitelisi aynı anda yaratılacak. Yani aklımızdan geçirmemiz yeterlidir. Mesela herhangi bir şeyi istediğimizde, hayal ettiğimizde aynı anda yaratılıyor cennette. Allah bu sistemi bizim içimize koymuş ve bize gösteriyor zaten bu sistemi. Mesela kebap konusu açılıyor milletin ağzı sulanıyor, insanlar hayal ediyor, kokusu aklına geliyor, tadı aklına geliyor. Yutkunmasının nedeni o. Demin yutkundun, hayal ettiğin için. Ama hayal ettin orada, değil mi?
SUNUCU 1: Tabii ki.
ADNAN OKTAR:Demek ki kolay işte. Allah kolay bir sistem yaratmış. Fakat flu. O ölümden sonra net hale gelmiş oluyor. Yani cennette net hale geliyor. Küfürde de en istemediği heyulalar; en istemediği, en korktuğu şeyler onun etrafını saracak. Yani kabustur insanın istemediği şey, sürekli kabus meydana gelecek. Cehennemin özelliği de budur. Allah ona yaratıyor. Ama dışarıda vardır, var olan bir şey. Ama onun görüntüsüyle muhatap olmuş olacak. Yani Cennet ve cehennemin yaratılışındaki sistemin bazı özellikleri hakkında bazı bilgiler verdim, Allah’ın dilemesiyle. Yani insanların, kardeşlerimizin kavraması için, inşaAllah. Evet, Berkerim.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam. Dün söylediğiniz bir sözü hatırlatıyorum. “İslam diye bizlere acımasızlığı, soğukluğu, kiri, tersliği öğretmeye kalktılar. Karmaşıklığı, hurafeyi, yani böyle akıl almayacak hurafeleri, zevksizliği, kalitesizliği öğretmeye kalkıştılar. Allah’a çok şükür bu oyunları onların başlarına geçirdik. İslamiyet cennet özlemimizin dünyadaki tecellisidir. Cennetin bir nevi dünyada yaşanmasıdır. Soğuk, ruhsuz, sevgisiz İslam anlayışını yok edeceğiz. Hurafe dolu İslam anlayışını da büyük ölçüde yok ettik. Kuran bize aklı, samimiyeti, güzel düşünüp, güzel yaşamayı, acıları yok etmeyi öğretir. Öbür türlü hüzün, kir insanın üzerine düşer” demiştiniz hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Evet. Sorularımızdan devam edebiliriz. “Esselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu” Aleyküm selam rahmetullahi ve berekatuhu. “Değerli Muhammed Adnan Hocam. Kıbrıs’a, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ni ziyaret etmeyi düşünüyor musunuz?” Şahane olur, şahane. Ben Şeyh Nazım Hocamı çok severim. Hem de bir hayli fazla, maşaAllah. “Ne zaman Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ziyaret edersiniz? Bir de Hızır (a.s)’ın günümüzdeki etkilerinden bahseder misiniz? Hulusi Yemen.” Hızır (a.s.) Türk-İslam Birliği kurulacağı için devletlerin yıkılışında, büyük kuruluşlarda Hızır (a.s.) hep görevli olur. Şu anda da görevde. “Esselamun aleyküm muhterem Adnan Hocam. Zamanın kutbu Şeyh Nazım Hazretleri (k.s.) son hafta içindeki sohbetlerinde bu yılla ilgili önemli müjdelerden bahsediyor. Yorumlarınız nedir? Hasan.” Şeyh Nazım Hocam söylüyorsa bir bildiği vardır, inşaAllah. Dünya tatlısıdır o, maşaAllah.
“Esselamun aleyküm değerli hocam. Yukarıdaki verdiğim linkteki haberde Numan Kurtulmuş referandumda "hayır deseydim hala Saadet Partisi’nin başındaydım" demiş. Allah aşkına hocam oradan bir kez daha Erbakan Hocamızın evet dediğini oradan tekrardan söylersiniz sevinirim. İnsanlara Saadet Partisi’ni yanlış tanıtmaya çalışıyorlar ve sizden başka yok gerçeği söyleyen. Muhammed Kaldırım, Kocaeli.” Erbakan Hocamız çok aklı başında, kaliteli, klas bir insandır. Çok zeki bir insandır. Çok seviyorum onu. “Bir kez daha Erbakan Hocamız’ın referandumda evet dediğini oradan tekrardan söyler misiniz?” Tamam, söyledim şu an. Erbakan Hocamız referandumda “evet” dedi, inşaAllah. “Selamun aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Kaç defadır yazıyorum, inşaAllah. Seyyide Mirhamza Aliyeva. MaşaAllah, öyle çok sevenleriniz var ki vakit yetmiyor, mektuplar okunsun galiba, inşaAllah. Hocam önceleri sizi seyrederken bizim saatte 02:00’de bitiyordu program. Çok uykulu oluyordum. Ama şimdi 04:00’te bitiyor ama bana yetmiyor. Sürekli TV’de konuşmanızı istiyorum, inşaAllah. Allah sesinizi de, kendinizi de ekranlardan eksik etmesin. Allah’ın izniyle insanların evine girip imanlarını kurtarıyorsunuz. Sizi görmek ne zaman nasip olur bana, inşaAllah?” Gel, görüşelim. Ne güzel. “Yine de Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in buyurduğu gibi “kul sevdiği ile beraberdir. Biz de, inşaAllah sizinle beraberiz. Allah bizi size talebe kılsın, inşaAllah” diyor. “Selam ve dua ile. Seyyide Mirhamza Aliyeva.” Azerbaycan seyyidlerinden Aliyeva, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Erbakan Hocamızın bir haberi vardı hocam bugün. “Şuuru olmayanın vizyonu olmaz” demiş. Yine veciz bir cümle kullanmış sonunda hocam, inşaAllah. “Türkiye’yi idare etmenin şartları vardır” demiş, “olmaz, ıspanaktan yağ çıkmaz” demiş hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Erbakan Hocam diyorsa haklıdır. Çok şahane insandır Erbakan Hocam. Erbakan Hocamıza sevgimiz çok büyük. Ama tabii Türkiye’de bütün siyasi partiler öyle. Mesela MHP de öyle, Türk-İslam Birliği için çalışır. Büyük Birlik Partisi de öyle, yine Türk-İslam Birliği için gayret eder. AK Parti Türk-İslam Birliği için gayret ediyor. Saadet Partisi Türk-İslam Birliği için gayret eder. Hepsi de birbirinden güzeller, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Uğur Dündar’ın bir programında çıkacakmış Erbakan Hocam galiba, yarın akşam. Onun fragmanlarını gösteriyordu televizyonda, bölümlerini. Sizin kitabınız vardı Erbakan Hocamızın elinde. Siyonizm Felsefesi kitabınız vardı hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Erbakan Hocam benim kitaplarımı hep tavsiye eder her yerde, toplantılarında. Harun Yahya kitaplarını. Yani o kadar meşhurdur ki herkes bilir. Hemen hemen her toplantısında benim kitaplarımın ısrarla okunmasını tavsiye eder. Yıllardan beri, maşaAllah. Sultan Babamız da öyleydi. Sultan Baba da öyle muhterem bir şeyh efendi. O mübarek insan, o değerli insan da benim kitaplarımı tavsiye ederdi, talebeleri de okuyorlar hakikaten. Evde de gördün, değil mi, benim kitaplarımın hepsi var?
ALTUĞ BERKER:Var hocam hepsi. Oğlu da dün şöyle söyledi; “Sultan Babamızın bize vasiyetiydi Yahudillik ve Masonluk’un basılması ve dağıtılması” dedi.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Onlar da o kadar çok basıp dağıttılar ki, yani Allah-u alem yanlış bilmiyorsam o devirde 250 binin üzerinde basılıp dağıtılmıştı. Sonradan çok çok devam etti, yani ben o dönemi hatırlıyorum, 250 bini bulmuştu. Çünkü 20 bin, 20 bin basılıyordu, kısa sürede tükeniyordu. 20 bin yine basılıyordu, yine tükeniyordu. 250 bini aştığını 87’lerde biliyorum. 87-88’lerde. Şu an ben hesabını tutmadığım için bilmiyorum, haddi hesabı yoktur. Bir de ben baskılarda telif parası da almıyorum. Bir de kaçak baskılar da var, onlara da bir şey demiyorum. Yani niye yapıyorsunuz falan demiyorum. Çünkü hakkımı helal ettiğim için herkes istediği gibi basıyor her yerde. Yabancı dillere çeviriyorlar, başka dillere çeviriyorlar.
ALTUĞ BERKER:Normalde kuşe kağıda basılıyordu kitap, birinci hamur kağıda. O zaman saman kağıda yüz binlerce baskısı olduğunu biliyorum.
ADNAN OKTAR:Evet. Nedir Aslı Hanım’ın konusu, Milliyet’te?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah, hemen okuyayım hocam. PKK ile ilgili bir şey söylüyor hocam. PKK’nın Avrupa’daki yöneticilerinden Zübeyir Aydar ile röportaj yapmış. Kendisine PKK’nın Marksist-Leninist bir yapılanması olup olmadığını sormuş. Aydar da PKK’nın ilk yıllarında böyle bir yapılanması olduğunu ancak sonradan bunu aştığını, muhaliflere karşı şiddet uygulanmadığını, isteyen kişilerin örgütten ayrılabildiğini, kendi içlerinde sivil ve demokratik bir yapılanmanın olduğunu, Öcalan’a ise tek karar merci olarak değil, ahlaki olarak bir bağlılık olduğunu söylemiş.
ADNAN OKTAR:Çok uyanık bir cevap vermiş. Yani tam nalına mıhına derler ya. Hem orada Abdullah Öcalan’ı da kendince kurtaran bir üslup bu, hem de PKK’yı acımasız bir komünist örgüt olmaktan güya kurtaran bir üslup. Tabii ki örgüt yapılanması içerisinde tavizler verilebilir, veriyor olabilirler. Ama Stalinist ve komünist bir örgüt, özelliği budur. Yani uzun vadeli bir çalışma yapıyorlar. O çalışma içerisinde ufak tefek tavizler veriyor olabilirler. Ama şiddet yönleri, komünist kızıl şiddet PKK’nın ana özelliği, zaten görüyorsunuz, söylememize gerek yok. İnkar edilecek gibi değil. Yani komünistler bu yöntemi kullanırlar. Ünlüdür o zaten.
ALTUĞ BERKER:PKK’nın kuruluşunun 32. yıldönümü nedeniyle Van’da bir konser verilmiş. BDP’li bir milletvekili buradaki bir konuşmasında vicdanı ve ruhu olan her Kürt vatandaşın PKK’ya sempati duyduğunu söylemiş.
ADNAN OKTAR:Ben imKürt kardeşlerim var, hepsinin ruhu da var, vicdanı da var. Ama PKK’dan nefret ediyorlar. Çok fazla benim Kürt arkadaşım var. Bizim mesela Adnan Kürt’tür, değil mi? Mesela bizim çocuklar da Kürt; Salih, hepsi. Ama PKK’dan alabildiğine nefret ederler. Gayet kaliteli, klas insanlar; çok vicdanlı, merhametliler, güzel huylular. Namazlarını kılarlar beş vakit. Kimseyi kırmazlar, incitmezler. Gayet kültürlü, nezaketli insanlar. Ama hem PKK’ya hem de her türlü zulüm örgütüne karşıdırlar. Bir tek PKK’ya değil.
ALTUĞ BERKER:Fethullah Hocamız ile ilgili bir yazısı vardı Kadri Gürsel’in, Milliyet’ten. Fethullah Gülen Cemaati’nin Ak Parti’nin seçilmemiş koalisyon ortağı olduğunu ve istemeden de olsa AK Parti’yle birlikte Türkiye’de büyük bir kutuplaşmaya sebebiyet verdiğini yazmış. Ancak yurtdışındaki Gülen cemaatinin çok daha şeffaf ve birleştirici olduğunu, hatta Chicago’daki vakıf yöneticilerinin Aşure ayında 12 bin kap aşure pişirerek ‘Nuh’un Pudingi’ adıyla Amerikalılara dağıttıklarını anlatmış. Gülen Cemaati’nin yurtdışında olduğu gibi Türkiye’de de karşıt görüşteki insanlara karşı böyle hoşgörülü ve birleştirici bir rol oynaması gerektiğini söylüyor hocam.
ADNAN OKTAR:Ama genelinde Fethullah Hoca’nın talebeleri çok munis, mülayimdirler. Yani bunu söylemesine gerek yok ki yani. Öyle saldırgan, acımasız değiller. Bayağı terbiyeli, saygılı, gözleri yerde, nezaketli çocuklar yani. Hiç görüştü mü bilmiyorum. Görüştüyse görür. Böyle bir terbiye vermesine gerek yok. Bayağı terbiyeli, efendi çocuklar.
ALTUĞ BERKER:Hilmi Yavuz Hoca’nın bir yazısı vardı hocam. Burada Naipaul denilen Hintli yazarın İslamiyet’e ve Müslümanlara olan düşmanlığını en galiz ifadelerle dile getirmesi nedeniyle Türkiye’ye onun yerine başkasının davet edilmesi konusunun gündeme getirdikten sonra -ilk Hilmi Yavuz Hocamız getirmişti- bazı gazeteciler tarafından kendisi hakkında bir linç kampanyası başlatıldığını yazmış. Bu kişilerin arasında Ahmet Hakan ve Ruşen Çakır gibi Doğan Grubu gibi gazetecilerin isimlerini vererek bu kişilerin bir yerlerden emin olarak mı, yoksa gizli bir niyetle mi bunu yaptıklarını soruyor hocam.
ADNAN OKTAR:Hocam tam dört dörtlük teşhis etmiş. Talimatsız onlar yürümez. Yani Ruşen Çakır da, Ahmet Hakan da, özellikle Ahmet Hakan talimatsız pek hareket etmez. Ruşen Çakır da klasik çizgisi vardır, o çizgide devam eder. Dürüst bir yönü var gibi, yani şu son zamanlarda. Daha önce biraz daha karışık buluyordum ama “Marksist değilim” dedi, bildiğim kadarıyla, solcu eğilimli.
ALTUĞ BERKER:Yeni Asya Gazetesi’nde hocam Hüseyin Gültekin, “Nur talebelerinin sorumlulukları” başlıklı yazısında şöyle diyor; “Allah korusun, bu değerli emaneti sahiplenmemek, onu gereğince koruyamamak, ona muhtemel zarar ve ziyanların gelmesine sebep olmak, hiçbir hadimin göze alacağı, kabulleneceği bir hal değildir. Çünkü bunun manevi mesuliyeti ve uhrevi bedeli ağırdır.” Hulusi Ağabey şöyle diyormuş; “bazen eserlerdeki bir tek harfi değiştirmek bana bir büyük günah gibi geliyor.” “Şu ince anlayış, şu sorumluluk duygusuna bakınız” demiş hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Adamlar, kökten reddedenler var. Mesela şaşar beşer Faruk Beşer güya Nur talebelerinin içerisinde onlara sahip çıkan bir insan konumunda kendini gösteriyor ama Risale-i Nur’a ve Bediüzzaman’a karşı tavır almış durumda, değil mi? Böyle tiplere karşı Samanyolu TV de, Mehtap TV de çok uyanık ve dikkatli olunması gerekir. Meydana getireceği tahribatı da iyi düşünmeleri gerekir. Gerçi Fethullah Hocam geçen gün, sağ olsun bu benim hatırlatmalarımdan sonra nezih bir cevap gönderdi. Hem Bediüzzaman’a sahip çıkan, hem Mehdiyet’e sahip çıkan güzel bir üslubu vardı. Ayrıca Sızıntı Dergisi de Darwinizme karşı güzel bir yazı serisi başlattı, değil mi? O yönden güzel, evet.
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman Hazretleri’nin her zaman söylediğiniz bir sözünü hatırlatıyorum hocam burada. Deccalden bahsediyor; “Ahir zamanın süfyan ve deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhâs-ı müdhişe-i muzırraları (zararlı müthiş kişilikleri), İslam’ın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek, az bir kuvvetle nev-i beşeri (insanlığı) hercümerç eder (dağıtır) ve koca âlem-i İslam’ı (büyük İslam dünyasını) esaret altına alır.”
ADNAN OKTAR:Diyor ve şu anda da öyle diyor. Başka var mı filminiz göstereceğiniz? Ne var?
SERDAR DAYANIK: Cübbeli’nin ifadelerindeki çelişkilerle ilgili yeni bir video var.
ADNAN OKTAR: Cübbeli’nin ifadelerindeki; bir “beyaz” diyor, bir “kara” diyor. Bir “doğru” diyor, bir “yanlış” diyor. Bakalım.
-VTR- (Cübbeli’nin İfadelerindeki Çelişkiler)
ADNAN OKTAR:Erol kardeş, Erol Yılmaz, “hocam, bayanlara bakmak doğru mu?” diyor. “Bayanlara bakılmaz” diyor. Yani “şehvet meydana gelir” diyor. “İnsan etkilenir” diyor falan. İnsanda akıl vardır, irade vardır. Cübbeli ne diyor? Barbie bebekler vardı küçük, “onlara baktım mı etkileniyorum” diyor, ona benzer bir şeyler diyor. Plastik Barbie bebekten. “Bacakları uzun” diyor, bilmem ne, bir şeyler diyor, “saçları şöyle, böyle falan” diyor. Demek ki niyetle ilgili bir şey yani. İnsan kafasını kullanırsa, aklını kullanırsa öyle bir sorunu olmaz Erol kardeş. Sonra kadın da istese erkeğe şehvetle bakabilir. Yani şimdi ben mesela televizyonda şu an konuşuyorum. İsteyen kadın bana şehvetle bakabilir, isteyen de normal bakar yani. Bu bir laf değil. Erol kardeş onu yanlış biliyor, yanlış düşünüyor. Yani bu işin kadını, erkeği yok. Akılla, iradeyle, imanla ilgili bir şeydir. Detay da veririm de şimdi çok uzun bir konu olur. Herhalde anlamıştır demek istediğimi. Öyle bir şey olmaz. Mesela benim bu sevimlilere bakıyorum, çok hoşuma gidiyor, içim açılıyor. Ben burada bir kedi olsa ondan da çok hoşlanırım, bir tavşan da olsa. Hatta tavşanı ısırırım hart diye. O zaman mesela kimse beni de seyredemez, bu hanımlar, olur mu öyle? Yakışıklı delikanlıyım şimdi. “Niye bakıyorsun?” falan dese adam, bunun mantığı olur mu? Tamamen niyetle ilgili bir şeydir bu, akılla ilgili bir şeydir. İnsanı hayvandan ayıran şeyi aklıdır ve iradesidir. Erol kardeş bunu öğrenirse sorun kalmayacak, inşaAllah. Erol Yılmaz kardeşimiz.
ALTUĞ BERKER:Kedi dediniz hocam. Gösterebilir miyim, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Al, mesela bu herif ne yapılır? Yenir. Başka? Öbürlerini de göster. Bak, muhabbete. O patiyi ben ısırırım mesela, bu herifin. Bak, arkadaş olmuşlar onlar da. Muhabbet çok yoğun. Allah Rahman ve Rahim ismiyle hepsinde tecelli etmiş. Baksana, iki arkadaş onlar da. Kedi milleti sıcak bir yer buldu mu hemen gider yatar. Bak, bunlar da arkadaş olmuşlar. Bak, herkes birbirini seviyor. Demek ki sevmede anormal bir şey yok, inşaAllah. Allah birbirimizi seveceğimiz şekilde yaratmış. Ne anlatayım?
ADNAN OKTAR:Sana soruyorum artık bilir kişi olarak. Hangisinden anlatayım?
SUNUCU 1: Kuran’dan.
ADNAN OKTAR:Tamam, o zaman bir sayfa açıp vereceksin, inşaAllah. Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır.” Hikmet nedir? Kısa, özlü, vurucu, insanları sıkmayan; kalbe inşirah, ferahlık getiren, doğru, keskin söz. “Hikmetle ve güzel öğütle,” yani etkileyici, insanların içini açan, güzel öğütle ve doğru olan sözle çağır. “Ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et.” Mesela biz Cübbeli’yle mücadele ediyoruz. Ne güzel bir mücadele, değil mi? Adamın kendi anlattıklarını kendine dinletiyoruz. Ve biz de dinliyoruz, biz de istifade ediyoruz. Onun da aklı açılıyor, bilgisi artıyor ve talebem oldu. Şu an Mehdiyet’i daha mükemmel anlatan biri varsa gelsinler yanıma. En istemediği konuyu ona mecburen görev vererek ifa ettiriyoruz, inşaAllah. “Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir.” (Nahl Suresi, 125) Rabbin yolundan sapan kimdir? Deccaldir. Hidayete eren kimdir? Mehdi (a.s.)’dir. Deccale karşı Mehdi (a.s.)’dir, hidayete eren Mehdi (a.s.)’dir. “Eğer ceza verecekseniz, size verilen cezanın misliyle ceza verin ve eğer sabrederseniz, andolsun bu, sabredenler için daha hayırlıdır.” (Nahl Suresi, 126) Yani “affetseniz daha iyi olur” diyor Allah. Af esastır. Ama mesela bir adam suç işlediyse “kanuni cezası neyse onun verin” diyor Allah. “Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir.” Sabır çok önemlidir. Sevgide sabır, dostlukta sabır, güzel ahlakta sabır. Mesela iki gün bir sevgisi oluyor, üçüncü günde bıkıyor. Sevgide sabır vardır, sevgide bıkılmaz, bu çok kötü. Bir haftada bıkıyor. Şarkılarda falan sevgiler hep sonludur, biliyorsun. Bütün şarkılarda onu işlerler. Halbuki sonsuza kadar niyet edilerek sever insan. Ölümüne sever insan ve ölümle o an biter, yeniden başlar. Biter bitmez başlar. Yani dünyevi bağlantı kopar, ahiret bağlantısıyla devam eder. “Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir.” (Nahl Suresi, 127) Demek ki insan kendi başına sabredemiyor. Kim sabrettiriyor? Allah sabrettiriyor. “Onlar için hüzne kapılma.” Hüzne kapılmak haram. Hüzünlenmek, üzülmek haram. Muhkem ayet, bak; “hüzne kapılma” diyor Cenab-ı Allah. “Ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme.” Sıkıntı da haram. Üzülmek, mesela gazetede aleyhimde haber çıktı, iftihar ederim. Biri hakaret etmiş, iftihar ederim. Dedikodu yapmış, iftihar ederim. Çünkü sevabımı arttırır o benim, şevkimi arttırır, heyecanımı arttırır. Demek ki iyi vurmuşum ki iyi ses gelmiş, değil mi? Gonga bile mesela hafif vurdum hafif ses geliyor. Daha kuvvetli vurursam kırarım, inşaAllah. “Şüphesiz Allah korkup-sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir.” (Nahl Suresi, 128) “Allah’tan korkarsanız” diyor Allah, “helale harama dikkat ederseniz, iyilik ederseniz, Ben sizinle beraber olurum” diyor Cenab-ı Allah. “Size yardım ederim. Konuşma imkanı veririm, başarı imkanı veririm, maddi destek sağlarım.” Her türlü güzellik.
İsra Suresi, 7; “Eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz.” Adam “ben iyilik ettim” diyor. Nerede iyilik ediyorsun? Beyninin içindeki görüntüye iyilik etmiş oluyorsun, değil mi? Ben sana iyilik ettiğimde, iyi bir şey yaptığımda, beynimdeki senin görüntüne iyilik ederim. Dışarıdaki varlıkla ben bağlantı kuramam. Dolayısıyla kendi içimde kalmış bir şey oluyor. Allah onu, dışarıda da vardır onun aslı ama benim içimdeki aslıyla muhatap eder. Dolayısıyla iyilik ettiğimde onun sevabı banadır. Kötülük edersem de benim aleyhime olur. “Kendinize iyilik etmiş olursunuz” diyor. Yani “dünyada, ahirette karşılığı iyi olur” diyor Allah. “Ve eğer kötülük ederseniz o da (kendi) aleyhinizedir.” Manen sıkılırsınız. İntikam almaya kalkarsan, öfkelenirsen, şüpheci olursan, mesela şüphe insanı kasar. Sevgisizlik kasar. Kuşkuculuk azap verir. İntikam almaya kalkarsan tef gibi gerilirsin. Ama güzel huylu olursan bütün sinirlerin yatışır, kafan rahatlar, beynin açılır, neşe içinde olursun. Onun için diyor ki Cenab-ı Allah; “eğer kötülük ederseniz o da sizin aleyhinizedir.” “Sizi boğar” diyor. Ahirette de cehennem karşılığı. İyilik edersek de ahirette cennet karşılığı. “Sonunda vaad geldiği zaman,” ebcedi 2019, Mehdi (a.s.)’a dea işaret ediyor. “Sonunda vaat geldiği zaman,” Allah’ın vaadi Mehdi (a.s.)’nin çıkışı, değil mi? İsa Mesih (a.s.)’in gelişi de yine Cenab-ı Allah’ın bize vaat ettiği.
ALTUĞ BERKER: Nur 55’te de “vaat etmiştir” diyor Allah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Enbiya Suresi, 11, Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Biz, zulmeden ülkelerden nicesini kırıp geçirdik.” Yani Darwinist, materyalist olursa, Allah’ın hükümlerine karşı soğuk olurlarsa, Allah’ın hükümlerine sırt çevirirlerse, “Biz, zulmeden ülkelerden nicesini kırıp geçirdik,” “Ben” diyor Allah, “o devleti çökertirim, yıkarım.” “Devleti yıkarım” diyor. “Devlet, millet diye bir şey kalmaz, darmadağın ederim” diyor Allah. “Bunun ardından bir başka kavmi meydana getirdik.” “Başka bir kavim gelir sizin yerinize” diyor. Yani “devlet, millet darmadağın olursunuz” diyor, “imanı bırakırsanız, İslam’ı bırakırsanız” diyor Allah. “Bizim zorlu-azabımızı hissettikleri zaman, oradan büyük bir hızla uzaklaşıp kaçıyorlardı.” Ya savaş olur, ya iç savaş olur, ya bir bela gelir. Bakın, diyor ki; “oradan büyük bir hızla uzaklaşıp kaçıyorlardı.” Duramıyorlar artık o ülkede; başka ülkelere, başka yerlere gidiyorlar. Darmadağın olurlar. “"Uzaklaşıp-kaçmayın, içinde şımarıp azdığınız refaha ve yurtlarınıza dönün; çünkü sorguya çekileceksiniz." "Yazıklar bize" dediler. "Gerçekten biz, zalimmişiz.” Onların bu yakınmaları, Biz onları biçilmiş ekin, sönmüş ocak durumuna getirinceye kadar son bulmadı.” Bak; “Biz onları biçilmiş ekin, sönmüş ocak durumuna getirinceye kadar son bulmadı.” “Yerle bir ederim devletinizi, milletinizi, İslam’dan ayrılırsanız” diyor Allah. “Biz, bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık.” Yani “hiçbir amaç yokken öylesine yaratmadım” diyor Cenab-ı Allah. “Ben bir amaçla, bir gayeyle yarattım” diyor, “Yeri, göğü ve ikisi arasında olanları.” Çünkü sonsuz detaylar var. “Eğer bir 'oyun ve oyalanma' edinmek isteseydik, bunu, Kendi Katımız'dan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık.” Yani “Ben böyle bir şey düşünseydim” diyor Cenab-ı Allah, “öyle bir şey amaçlasaydım, en mükemmeliyle yapardım” diyor. “Benim amacım o değil” diyor Allah. “Sizi imtihan etmek için bunları yarattım” diyor. Bu anlam çıkıyor. “Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder.” Demek ki fikir savaşı var. Çünkü beynin içinde ne vardır? Düşünce vardır. Bak, bedenine değil, beynine yönelik Kuran’ın ifadesi. “Beynini darmadağın eder.” Darwinistlere, materyalistlere delilleri sunduğumuzda ne oluyor? Beyinleri darmadağın oluyor, yıkılıyor. “Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendirdiklerinizden dolayı eyvahlar size” diyor Allah. “Attığınız yalanlardan dolayı, uydurmalardan dolayı, bilimle alakası olmayan hurafelerden dolayı eyvahlar size” diyor. Allah “intikam alacağım sizden” diyor. “Göklerde ve yerde kim varsa O'nundur.” Göklerde İsa Mesih (a.s.), yerde Mehdi (a.s.), değil mi? “O'nun yanında olanlar, O'na ibadet etmekte büyüklüğe kapılmazlar ve yorgunluk duymazlar.” “O'na ibadet etmekte büyüklüğe kapılmazlar.” Kim var gökte? Hz. İsa (a.s.) var. Allah’a ibadet ediyor, değil mi? Büyüklüğe kapılmaz. Melekler var, kapılmazlar büyüklüğe. “Yorgunluk duymazlar.” Sonsuza kadar ibadet ediyorlar Allah’a, “yorgunluk duymazlar” diyor. Çünkü yorgunluk bize verilmiş bir aczdir. Akşam oldu mu insanlar hemen hayret verecek bir gücün etkisine girmeye başlıyorlar. Göz kapakları artık düşmeye başlıyor, mecburen gidip yatıyorlar. Bu insanların aczidir. Ama Allah diyor ki; “O'nun yanında olanlar,” yani Allah’ın yanında olanlar, “O'na ibadet etmekte büyüklüğe kapılmazlar ve yorgunluk duymazlar.” Melekler sonsuza kadar ibadet ediyorlar, asla bıkkınlık duymazlar. Yorgunluğu kim yaratıyor? Allah yaratıyor. İmtihan olarak yaratılır, özel olarak yaratılır. “Gece ve gündüz, hiç durmaksızın tesbih ederler.” Gece mesela insanlar uyuyor ama onlar uyumuyorlar, gündüz de uyumuyor. Yorulmadıkları için sürekli tesbih ediyorlar ve müthiş zevk alıyorlar bundan. Allah öyle yaratmış.
ALTUĞ BERKER: Hocam dün şöyle söylemiştiniz. “Kadının her yerde korunması lazım” dediniz. “Kadına sahip çıkılması lazım. İnsan bir genç kıza saldırı olduğunda nasıl durur? Orada polis yoksa, askeri güç yoksa mutlaka müdahale edilmesi gerekiyor. Seyretmek çok aşağılayıcı, çok utanç verici olur. Üzerine gidilmesi lazım o tip olayların. Mesela yirmi yerinden bıçaklıyor kadının, diğerleri de seyrediyorlar. Bu çok vicdansızca olur. “Ya bana bir şey olursa?” diyor. Olsun, sen müdahale etmemenin sıkıntısını bir ömür boyunca yaşarsın. Hz. Mehdi (a.s.) devrinde bu yok. Bu konuda halkın teşvik edilmesi lazım, anlatılması lazım” dediniz, inşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, doğru. Yani her gün üçüncü sayfada kadınlara yapılan zulümden, acımasızlıktan bahseder. Bir de çok normal, sıradan karşılanıyor. Bütün millet, bütün toplum olarak buna karşı kesin tavır alırsak, böyle çakallık, itlik yapanlar cesaret bulamazlar.
ALTUĞ BERKER: Bir haber vardı hocam kadınlarla ilgili. “Kadın projelerine öncelik var” diyor AKP Genel Başkan Yardımcısı Nükhet Hotar. Kadınların, sığınma evlerinde bulunan, şiddet gören, tahliyesine bir ay kalmış ve eşini kaybetmiş kadınların sosyal yaşama katılması için hazırlanan projelere öncelik tanındığını belirtmiş hocam. Sizin anlatımlarınız da etkili oluyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mesela İbn-i Asaki’den hadis. Peygamber (s.a.v.)’in hadisi. “Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir.” Bak, “kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür.” İşte dövüyor, bıçaklıyor, asıyor, kesiyor.
“Abdullah b Amr (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.s.) buyurdular ki; "Sizin en hayırlınız, kadınlara karşı en iyi davrananlardır."Ben de kadınlara karşı bayağı iyi davranmaya çalışıyorum. Kıskanmaya gerek yok, inşaAllah. Bak, “Sizin en hayırlınız, kadınlara karşı en iyi davrananlardır.” İnşaAllah.
“Selamun aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Muhammed Adnan Hocam, bugün Haber 7 sitesinde bir köşe yazarının yazısını okurken Üstad’ın Mektubat’ından bir alıntı dikkatimi çekti.” Ama uzun bir yazı bu, vaktimiz biraz dar. Ama yarımdan sonra okuyabilirim, okuyayım, inşaAllah.
“Seyyid Muhammed Adnan Hocam, ben Diyarbakır’dan Yusuf. Yüreklilikle mücadele edenlerden olmak için dua ediyorum, inşaAllah. Hocam, kendi çapımda Mehdiyet'i anlatıyorum. Hayretle dinleyip olumlu bakanlar beni coşturuyor. Hocam, sizin kanalınızda sahabeler şehri bu güzel memleketimin güzel insanları için dua istiyorum. Hocam PKK kardeşliğimizi deliyor, bunun önüne Mehdiyet ile geçilecek, inşaAllah. Cesaretiniz deccaliyeti inşaAllah çökertecek, inşaAllah” diyor. Diyarbakır koçyiğitlerin yurdudur. Bütün Diyarbakır’a selam, Mardin, Urfa, Siirt, bütün Güneydoğu'daki kardeşlerimizi çok çok seviyoruz, hepsi koçyiğittir. Gönülleri çok rahat olsun. Selahaddin Eyyubi’nin torunlarını, Bediüzzaman’ın evlatlarını, inşaAllah Mehdiyet kucaklayacak. Deccaliyetin elinden alacağız onları, inşaAllah. Gönülleri çok rahat olsun. Bütün milletimiz bizim pırıl pırıldır. Trabzon’u da çok güzeldir, İzmir’i de güzeldir, Antalya’sı da, Edirne’si de, hepsi birbirinden güzeldir, inşaAllah. “Allah’ın rahmeti üzerinize olsun Adnan Hocam. Çok güzel insanlarsınız. Sizleri seviyorum. İnsanların razı olduğu kişilerden Allah da razı olacaktır, inşaAllah. Ben sizden razıyım. Sizden ricam, huzuru bulduğumuz bu programları ölene dek TV’de sürdürmenizi diliyorum, inşaAllah. Sizlere şevkle geliyoruz. Bizi sizsiz bırakmayın sakın. Sizi çoook seviyorum, Allah’a emanet olun.” M.S. isimli kardeşimiz.
ALTUĞ BERKER: Dün gittiğimizde hocam, Sultan Baba Hazretleri’nin kızı hanımefendiler de vardı. Size çok selam, hürmetlerini gönderdiler. Yaşlı bir hanımefendi. “Her gün mutlaka seyrediyoruz, televizyonun başına geçiyoruz topluca” dediler.
ADNAN OKTAR: Ama bu seyredilme oranı beni çok şaşırtıyor. Ankara’da da bizim tanıdık, “seyretmeyen yok” diyor, acayip. Kiminle konuşsam, maşaAllah. Halbuki bir sürü ulusal kanal var, bu saatteki programı, yani düşünen, araştıran hemen hemen herkes seyrediyor, maşaAllah.
“Sayın Adnan Hocam, programınızı izliyorum ve size birkaç sorum olacak. Türk-İslam Birliği’nin kurulması için bizim yapabileceklerimiz nelerdir?” Dua edeceksin. İnternet sitene “Türk-İslam Birliği’ni istiyorum” diye yaz. Komşularına git anlat, akrabalarına git anlat, benim kitaplarımı tavsiye et. En başta Kuran oku. “Sizinle nasıl görüşebiliriz?” İnternet adresimiz var, orada görüşme için, bağlantı için ilgilenen kardeşlerimiz var, değil mi? Onlarla bağlantı kurarsa.
Hüseyin kardeş; “Sultan Babamız ve Fethullah Gülen Hoca hakkında ne düşünüyorsunuz?” Ben bütün mürşitleri, bütün alimleri, hepsini çok seviyorum. Mahmut Hoca’yı çok severim, Mahmut Raşit Erol Hazretleri’ni çok severim, Mehmet Zahid Kotku’yu çok severim. Ehl-i Sünnet olsun, Alevi olsun, Bektaşi olsun, bütün Müslümanları çok seviyorum, inşaAllah.
“Allah’a emanet.” Mesut kardeşimiz de yine aynı şekilde sormuş. “Kadir Mısırlıoğlu hakkında ne düşünüyorsunuz?” diyor. O da çok değerli alim bir ağabeyimizdir, değerli bir kardeşimizdir. Ama her insan kusursuz diye bir şey yoktur. Tabii eksiklikleri olabilir, yanlışlıkları olabilir ama samimi. Allah için o da kendince İslam’a, dine faydalı olmaya çalışıyor. Biz iyi yönleriyle, güzel yönleriyle bakarız. Güzel yönlerini alırız, doğru yönlerini alırız, inşaAllah.
“Hocam sizi her gün izliyoruz, programınızın da gündüz tekrarı olması gerekir.” Zaten Harun Yahya TV’de var.
ALTUĞ BERKER:Evet hocam, televizyondan da rica ediyorlar.
ADNAN OKTAR:Tamam konuşalım, inşaAllah. “Maddenin ardındaki sır konusundaki izahlarınızın da sık sık insanlara hatırlatılması gerekir hocam. Gaflet içinde dünyaya dalıp gidiyoruz çünkü hocam. Gözün görmesiyle ilgili açıklamalarınızı tekrar alabilir miyiz? Peygamberimiz (s.a.v.)’in "insanlar uykudadır, ölünce uyanır” hadisi bu konuyla alakalı mıdır?” Evet, tabii ki. “Saygılarımla, İlker.” İlker, demin anlattım, şimdi bir daha anlatırsam, yarın anlatayım artık veyahut önümüzdeki günlerde.
“Muhammed Adnan Hocam, şu ayeti yorumlarsanız sevinirim. Bir de ebced tarihiyle ilgili bir site açmanızı istiyorum, inşaAllah. Rabbimizin yardımı ve zaferi yakındır, canım hocam, inşaAllah." Hüsn-ü zannı var kardeşimizin, inşaAllah. Allah, inşaAllah onu, Mustafa kardeşimizi de veli kılsın, Allah yolunu açık etsin, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Yoksa siz önceden gelip-geçenlerin hali sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz? Onlar zorluk ve sıkıntıya uğradılar ve öylesine sarsıldılar ki, elçi ve beraberindeki inananlar; 'Allah'ın yardımı ne zaman?' dediler. İyi bilin ki Allah'ın yardımı yakındır.” (Bakara Suresi, 214) Ebcedine bakmamı istiyor kardeşimiz. Bakarım, inşaAllah. Bu ayetler genellikle, mutlaka Mehdiyet devrine bakıyor. Çünkü yüz ellinin üzerinde ayette bunu gördük. Aynı zamanda Peygamberimiz (s.a.v.)’in zamanına da bakıyor, her devre bakıyor. Bu devre, Mehdi (a.s.)’a bakış açısından, “daha önceki Peygamberlerin, velilerin başına gelenler” gibisi, aynısının Mehdi (a.s.)’ın başına geleceği, Mehdi (a.s.)’ın da bununla karşılaşacağını anlıyoruz. Zorluk ve sıkıntıya uğramışlar onlar. Mehdi (a.s.)’ın da zorluk ve sıkıntıyla imtihan olacağını anlıyoruz. “Öylesine sarsıldılar ki” diyor, çok sarsıcı olaylar, demek ki iftiralar, baskılar, hakaretler, hapisler, saldırılar olacak. Fakat Mehdi (a.s.) sarsılmayacak, inşaAllah. Allah’ın yardımını isteyecekler, Allah’ın yardımının ne zaman olacağını belirtecekler, inşaAllah. Biz de diyoruz, on yıla kadar Allah’ın izni ile bitmiş olacak, inşaAllah. Ona işaret ediyor ayet.
İrem Azerbaycan’dan yazmış. “Çok kıymetli, benim canım Muhammed Adnan Hocam, neden camiler çok katlı yapılmıyor artık? Ben Cuma namazına gitmek istiyorum fakat merkezdeki camilere kadın alınmıyor, erkekler bile camiye sığmıyor. Yağmurda, karda, cumayı dışarıda kılıyorlar, onlar için de üzülüyorum.” Üzülme olmaz. Müslümanlıkta üzülmek haram, üzülmeyeceksin. “Ne dersiniz? İrem, Azerbaycan.” Tamam, Azerbaycan’a buradan selam, benim güzel İremimin namaz kılması için camide bir bölüm yapsınlar, tabii camide mutlaka olur, Selahaddin camilerinde, bu klasik Osmanlı stili camilerde hanımlar için özel yer vardır. Oradaki kardeşlerimizden de bunu istirham ediyoruz. Dizayn ederken camiyi iki katlı yapmaları lazım. Klasik yapısı zaten öyledir, o şekilde olması lazım. Bütün Azerbaycan’ın koçyiğitlerine hürmet, selam ve sevgilerimi sunuyorum. Allah’a emanet olsunlar, namazlarında titiz olacaklar, inşaAllah. Beş vakit namazını tadil-i erkanla kılması, Müslümanlar için farz, inşaAllah. Onu, bu güzel ibadeti mutlaka yerine getirsinler, inşaAllah. Berker Hocam, seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Yeni ebcedine bakılan ayetler vardı, Ahir zamana bakan.
ADNAN OKTAR:Tamam bakayım.
Hocam, Tevbe Suresi, 33’te; şeytandan Allah’a sığınırım. “Elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur.” 2005.
Yunus Suresi, 14’te; ”sizi yeryüzünde halifeler kıldık.” 2048, inşaAllah.
Yine Yunus Suresi, 25’te; “ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir.” 2007, hocam.
“Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir.” Yunus Suresi, 25’te. 1999, şeddesiz olarak hocam.
“Her ümmetin bir resulü vardır. Onlara resulleri geldiği zaman,” 2021, şeddeli, Yunus Suresi, 47’ci ayet.
Yunus Suresi, 82’ci ayet; “Allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı Kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir.” 2042, şeddesiz, inşaAllah.
“Ve bizi, kâfirler topluluğundan rahmetinle kurtar.” Şeddeli 2021, Yunus Suresi, 86 hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hayrettir bu tarzda, hep hakimiyet küfrün mağlubiyeti, Müslümanların gelişmesi, güçlenmesiyle ilgili Mehdiyet'e bakan ayetlerin hemen hemen tamamı hep bu devrin tarihlerini veriyor, bu çok şaşırtıcı. Mesela Abdulhamit’ten ayetler, mesela Allah’ın Hamid isminden bahsediyor, Abdulhamit’in devrini veriyor. Abdülaziz’in, mesela Allah’ın Aziz olduğunu söyleyen yer Abdulaziz’in devrini veriyor. Çok şaşırtıcı, hemen hemen her konunun ebcedi o tarihi verir tarzda Kuran’da. Çok fazla örnek var. Ben özellikle Mehdiyet’in ağırlıklı tarihini veriyorum. Sonra diğer olaylara bakan tarihleri de vereceğiz. Birinci Dünya Harbi’ne, İkinci Dünya Harbi’ne bakan ayetler, ebcedler var. Mühim olaylar, mesela Ay'a çıkılmasıyla ilgili veyahut diğer konularla ilgili, mühim, dünyada yankı olan olayların anlatıldığı, ona işaret eden ayetlerde de, hep ebcedi tam tarihini veriyor. Bu pek bilinen bir konu değil.
Bir tane de Bediüzzaman’dan Şualar, sayfa 493; "Hz. İsa (a.s.) gelir, Hz. Mehdi (a.s.)'a namazda iktida eder (uyar)" diyor Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, "tabi olur" diye Peygamberimiz (s.a.v.)’in rivâyeti bu ittifaka, Hıristiyan ve Müslümanların birleşmesine ve hakikat-ı Kurâniye'nin matbuiyetine ve hakimiyetine, Kuran hakikatlerine uyulmasına ve tabi olunmasına işaret eder.” “Bütün Hıristiyanların Müslüman olacağına işaret eder” diyor. “Hz. İsa (a.s.) gelir, Hz. Mehdi (a.s.)'a namazda iktida eder.” Hz. İsa (a.s.) namaz kılıyorsa, Hıristiyanlar da namaz kılacak demektir. Onun namaz kıldığını görüp de Hıristiyan “ben kılmıyorum” der mi?
ADNAN OKTAR:Biraz daha vaktimiz olduğu için biraz daha anlatayım. Yine Bediüzzaman’dan, bunlar okutulmayan ve yasaklanan yerler. Onun için özellikle okuyorum ki kardeşlerimiz duysun diye. Şualar, sayfa 487, okunması yasak olan, Risale-i Nur’dan gizlenen hakikatleri söylüyorum. “Hatta Hz. İsa (a.s.)'ın nuzulü (inişi) dahi ve kendisi İsa (a.s.) olduğu, nur-u imanın (iman ışığının) dikkatiyle bilinir; herkes bilemez." Hatta deccal ve süfyan gibi eşhas-ı müdhişe dahi, kendileri dahi kendilerini bilmiyor” diyorlar Bediüzzaman. Bak, “Hz. İsa (a.s.)’ın nuzulü dahi kendisi Hz. İsa (a.s.) olduğu nur-u imanın dikkatiyle bilinir” diyor, inşaAllah.
Şualar, sayfa 493; “Sihir ve manyetizma ve ispritizma gibi istidracî harikalarıyla kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden o dehşetli deccali, ancak harika ve mu'cizâtlı ve umumun makbulü bir zat,” “o dehşetli deccali yok edecek, mesleğini değiştirecek ancak harika ve mu'cizâtlı ve umumun makbulü mucizeleri olan bir zat olabilir ki, o zat da, en ziyade alâkadar ve ekser insanların, çoğunluğun Peygamberi olan Hz. İsa (a.s.)’dır.” Yani Hz. İsa (a.s.)’ın gelişi ile Darwinizm, materyalizm, Marksist-komünist yapılanma, dünyadaki o ateist yapılanma, %99’unu saran o dinsiz cereyan tam tersine dönecek” diyor. “Fakat deccalin de insanlara sihir ve manyetik alan oluşturduğunu, ispritizma gibi istidracî harikalarıyla herkesi teshir ettiğini” anlatıyor. “Bütün dünyayı etkiledi şu anda” diyor Bediüzzaman.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Araf Suresi, 188, “Ben, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim.” Ebcedi 2026. Dünya hakimiyeti devrini veriyor, Mehdi (a.s.)’a bakıyor. Bakın, “Ben, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim.” 2026, Mehdiyet’e bakan bir ayet, inşaAllah.
“Kuran okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun. Umulur ki esirgenmiş olursunuz.” (Araf Suresi, 204) Kuran okunurken bazı insanlar sohbete devam ediyorlar, olmaz. Meali de okunsa, Arapça da okunsa, Kuran okunduğu zaman dinlemek farz, konuşmak haram. “Allah susun” diyor. “Umulur ki esirgenmiş olursunuz.”
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...