SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Asu TV, Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Sivas Sipas Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv, Nevşehir Keyif Fm 92.7, Kars Kafkas Fm 95.5, Ordu Fatsa Radyo Mega 88.5 ve HarunYahya.Tv’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoşgeldiniz. Buyrun Hocam nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Berker Hocam bugün neler yaptın?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Bugün Salih Özcan Hocamız’la vesilenizle görüştük. Size çok selamları ve sevgileri var, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. Seyyid Salih Özcan Hocamız’la saat kaçta görüştün?
ALTUĞ BERKER:Bugün 16.30 civarlarında görüştük Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Neler konuştunuz?
ALTUĞ BERKER:Kendisi Hac’dan gelmiş. Çok selamları, sevgileri var.
ADNAN OKTAR:Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü.
ALTUĞ BERKER:Mehdiyet’le ile ilgili, Ahir zaman ile ilgili konuştuk. Yine Üstad’tan güzel şeyler söyledi Mehdi (a.s)’yi beklediğimize dair, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hayati bir şahıs, her konuşması hayati belge. Çünkü en az 100 yıl kullanılacak konuşmalar onlar. Onun için önemli, inşaAllah. Başka var mı anlatmak istediğin?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Bugünkü haberler vardı yazarların. Bazı gelişmeler vardı. Taraf Gazetesi’ndeki haberde Hocam dün Wikileaks isimli bir internet sitesi Amerika Elçilikleri’ne ait çokğu gizli ibareli 250.000 telgrafı halka açık şekilde yayınlamıştı. Bu resmi belgelerde sözde Sayın Davutoğlu’nun, Başbakan’ımızın İslami yönüyle etkilediği, Amerikalı yetkililerin Sayın Davutoğlu’nu yeni Osmanlı vizyonundan rahatsız oldukları vurgulanıyor ve Davutoğlu için tehlikeli ibaresi kullanılıyor. Ayrıca Türkiye’nin Endülüs’ü geri almak ve Viyana Kuşatması’nın intikamını almak gibi bir niyeti olduğu da söz konusu belgelerde geçen iddialar arasında yer alıyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Çok uçmuşlar. Bir kere Sayın Davutoğlu benim gördüğüm, şu ana kadar gelmiş geçmiş en mükemmel Dış İşleri Bakanı. Helal olsun, helal olsun, yediği içtiği helal. Halis muhlis tertemiz Müslüman evladı, Türk evladı. Çok güzel doğru yolda gidiyor. Türk-İslam Birliği Osmanlı tarzı bir model değil. Davutoğlu son derece uyanık ve akıllı bir insan. Osmanlı’nın güzel yönlerini alırız biz ama hatalı yönlerini niye alalım, yanlış yönlerini niye alalım? Ayrıca öyle bir kuşatma ruhu değil, kurtarma duhu var. Davutoğlu; ülkeleri biz fethedelim, toprak mülkiyetini alalım, onlara biz baskı uygulayalım demiyor. Her devlet bağımsız olacak, kendi inancında, kendi düşüncesinde. Fakat Türk-İslam Birliği’nin korunması, kollanması, sevgisi ve muhabbeti içinde olacak. Bu birliğin ana özelliği sevgi. Silahı sevgi, askeri gücü sevgi, bombası sevgi, tüfeği sevgi, hep sevgi. Sevgiyle hareket eden bir düşünce mutlaka galip gelecektir. Dolayısıyla şeytani abartma yapmışlar, şeytani yorumlar yapmışlar. Bir bakıyoruz adamlara ateist mason. Bıraksınlar bu hareketleri. Samimi olduğunu, doğru olduğunu, dürüst olduğunu Ahmet Davutoğlu Hocamız’ın herkes biliyor. O sözlere hiç kimse inanmaz. Dünyada hiç kimse inanmaz. Evet Berker’in seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Bugün Hürriyet’te Ahmet Hakan bir iki konu üzerinde durmuş. Birincisi Hocam; Hilmi Yavuz dünkü köşesinde Naipoul’un davet edilmemesi gerektiğini söylemesi üzerine, Ahmet Hakan gibi Doğan Grubu gazetecileri tarafından, kendisi hakkında bir linç kampanyası başlatıldığını yazmıştı. Ahmet Hakan da bugün kendince Hilmi Yavuz’la alay eden bir cevap yazmış Hocam. Hilmi Yavuz’un yaşlandığı için son zamanlarda pek gündeme gelmediğini, Naipoul ile ilgili yazısı sayesinde kendisinden bahsedilmesinden son derece mutlu olduğu ve böylece kısa bir süre de olsa şöhret olmanın tadını çıkardığını yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Çok kötü bir yorum, çok çok kötü, şunu söyleyeyim. Bir kere o yaşlı muhabbetini benden aldı, hep toplamacı, oradan buradan topluyor. Oradan buradan topluyor. Ben hani esprilerimde kullanıyorum ya, baktı konu bulamamış, hemen onu oradan almış. Bir kere Hilmi Yavuz’un genel kültürü, bilgisi, görgüsü bu zatla kıyası kabil değil. Samimi olarak söylüyorum yanında on binde bir etmez, olağanüstü genel kültürü vardır Hilmi Yavuz’un. Okulda Hocamdı, Akademi’de. O zaman Marksist solcuydu, ateist çizgideydi. Sonra Evrim Teorisi’nin geçersizliğini anlatan bir kitap vermiştim Hocama, biraz da konuşmuştum, Allah-u alem vesile oldu, sonra bütün çizgisi değişti. Şu an dindar maşaAllah, güzel bir insan. O garip insanı eleştirmesi son derece makul, doğru da. Çünkü Müslümanca aklı başında bir eleştiri yapıyor, olgun bir eleştiri yapıyor, abartı da yok. Bir de yazar olarak Türkiye’de, en kaliteli yazar olarak Hilmi Yavuz bilinir. Dolayısıyla bütün yazarlar onun gözüne bakarlar, işin doğrusu budur. Onun sözü çok önemlidir. O bu şahıstan hazetmediğini söyleyince, konu bitti. Asıl onun sözüne göre hareket edildi. Mesela onun toplantıya gelmemesi çok şeyi değiştirir, çok önemlidir. Dolayısıyla o garip şahsı da binlerce kere katlar. Görgü, kültür, bakış açısı yönünden dünyada sayılı insanlardandır Hilmi Yavuz. Dolayısıyla böyle atom forvet şahısların onun hakkında bu tip sözler söylemesi biraz komik duruyor, biraz da insan acıyor, ne diyeyim yani. Neyse geç, başka konuya geç.
ALTUĞ BERKER:Onun değindiği ikinci bir başka konu vardı, Özdemir İnce’nin dünkü yazısıyla ilgili Hocam. Bu Sümer tabletleri ve kutsal tabletlerle ilgili yazısına cevap vermiş kendince. “Ancak Kutsal kitapların (haşa) insan hayalinin bir ürünü olduğu iddiasının yanlışlığına hiç değinmemiş. Sadece eğer bu iddiayı kabul ederseniz daha iyi bir mümin olursunuz” sözünün makul olmadığını söylemiş, o kadar Hocam.
ADNAN OKTAR:İşte laf, kardeşim şimdi ben buna, dine bakış açısı da zamanında zayıfladı. İlk başlarda kendini dindar gösteriyordu Kanal 7’deyken, bayağı dindar gösteriyordu. Müslümanları, dini savunan bir üslubu vardı, o şekilde de devam ediyordu. Sonra böyle bir çizgiye girdi. Ne dediği belli olmayan konuşmalar yapıyor. Bazı yazarlarda bu var, bunda da var, okuyorsun ne dediği belli değil. Halbuki insan çok net ne istediğini açıklar, hedefini de söyler. Ne istediğini 7’den 70’e herkes anlar. Karmakarışık konuşuyor. Adamı savunurken de, yahut yererken de verdikleri deliller çok sıradan oluyor, doyurucu bir delil veremiyor. Çok sathi kalıyor, çok yüzeysel kalıyor veyahut derleme toplama oluyor. Neyse yazısını okumadığım için o kadar şimdi geniş analiz yapmayacağım. Sonra bakarım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bugün Hürriyet’te Rauf Tamer, “Türkiye muhafazakarlaşıyor” diyenlere yönelik bir eleştiri yazısı yazmış. Dejenerasyonun bu kadar ileri olduğu bir zamanda muhafazakarlaşmanın kötü değil, iyi bir şey olduğunu, ayrıca muhafazakarlığın sadece İslami vecibelerden ibaret olmadığını, içinde sevgi, saygı, medeniyet, nezaket, dürüstlük, vefa, ilke, disiplin gibi özellikleri de barındırdığını söylemiş. Muhafazakarlığa doğru gidişin Türkiye’nin normale dönme arzusundan kaynaklandığını ve insanların normalleşmesi için tahsil, ekonomik istikrar gibi unsurların yeterli olmayacağı, bunun için önce aile kavramından başlamak gerektiğini yazmış. “Tesettüre bakarak muhafazakarlığın arttığını söyleyen, soyunmayı modernlik olarak mı görüyorlar?” diye de eklemiş.
ADNAN OKTAR:Hocamız ne diyorsa doğrudur. Saygı duyuyoruz, inşaAllah. Genelinde, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bugün Kadri Gürsel yine Fethullah Hocamız’a değinen bir yazı yazmış yine Milliyet’te. Amerika’da Müslümanlara genellikle teröre meyilli kişiler olarak bakıldığını söylemiş. Ancak Fethullah Gülen cemaati’nin Müslümanların bu imajının olumlu yönde değişmesinin çok etkili olduklarına dair yazı yazmış. Gülen cemaati mensuplarının Amerikalılara terörist olmayan, sakalsız, kravatlı, takım elbiseli, içe kapanık yaşamayan, hoşgörü ve barıştan yana, Hıristiyanlarla diyalog içinde eğitime ve ticarete önem veren Müslümanlar da olabileceğini gösterdiğini ve bu durumun FBI’dan Beyaz Saray’a kadar İslam’a bakışı olumlu yönde etkilediğini söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Doğru, güzel, başarılı, maşaAllah. Yalnız sadece şaşar beşer Faruk Beşer cinsi o tarz kişileri bu mübarek topluluktan uzak tutmak lazım. Bediüzzaman’a karşı tavır alan, Bediüzzaman’a karşı aleni bilmiş ve kendinden emin böyle enaniyetli bir tavır gösterip onu dışlayan kişiye itibar etmesinler.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Semih İdiz Milliyet’ten, Türkiye’nin Arap ülkeleriyle gün geçtikçe artan yakınlığından dolayı böbürlendiğini, halbuki bu arada Amerika’nın Arap ülkelerindeki askeri projeleri hızla geliştirip uygulamaya geçirdiğini, ancak Türkiye’de bu durumun pek hesaba katılmadığını yazmış. Amerika’nın Katar, Kuveyt, Sudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Lübnan, Ürdün, Mısır gibi ülkelerle özellikle İran’a karşı askeri iş birliği içinde olduğunu, buralarda on binlerce asker, askeri techizat ve askeri uçak bulundurduğunu, dolayısıyla Amerika’nın bu ülkelerde Türkiye’den daha etkin ve etkili olduğunu söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Amerika silahla dostluk sağlıyor. Türkiye Allah sevgisiyle dostluk sağlıyor. Oradaki insanlar da Müslüman olduğuna göre oradaki güç kıyası kabil değil. Dolayısıyla onun hiçbir anlamı yok. Adam istediği kadar silah bulundursun. Sevgi ele geçtikten sonra sevgiyi kim savunuyorsa Müslümanlar ondan yana olur. Onda karmaşık anlaşılmaz bir şey yok.
ALTUĞ BERKER:Dün Hocam sevgi ile ilgili söylediğiniz bir bölüm vardı. Uygun görürseniz bir ayeti tefsir ediyordunuz. 16. Surenin 127. ayeti. Şeytandan Allah’a sığınırım “Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme.” Ayetini şu şekilde şerh ettiniz Hocam. “Sabret senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir. Sevgi de sabırdır, dostluk da sabır, güzel ahlak da sabır. İki gün sevgisi oluyor, 3. gün bıkıyor, sevgim bitti diyor. Şarkılarda da, filmlerde de hep bu vardır. Halbuki sevgide bıkılmaz, sevgi bitmez. Sevgide sabır vardır, sevgide sonsuza kadar niyet edilir ve ölümle de bitmez. Dünyevi bağlantı kopar, Ahiret bağlantısıyla devam eder. İnsan kendi başına sabredemiyor. Kim sabrettiriyor? Allah. Hüzünlenmek haram, sıkıntıya düşmek haram. Mesela gazetede alyehimde haber çıktı, iftihar ederim. Biri hakaret etmiş, iftihar ederim. Biri dedikodu yaymış, iftihar ederim. Demek ki iyi vurmuşum ki iyi ses gelmiş, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Böyle büyük gonglar vardır, hafif vurursan tın diye ses çıkar ama balyozu vurursan bütün mahalle sallanır, yeri göğü birbirine katar. Biz de öyle vuruyoruz demek ki, maşaAllah. Bugün ne dedin sen? Telefon etmişler sana, biri aradı bir şey söyledi dedin, neydi?
ALTUĞ BERKER:Hocam Cübbeli Ahmet Hoca’nın yanından aradılar beni.
ADNAN OKTAR:Telefonla?
ALTUĞ BERKER:Evet. İsmini de verdi, Hocam da yanımda dedi.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
ALTUĞ BERKER:Görüşmek istiyor Adnan Hocamız’la Cübbeli Ahmet, dedi.
ADNAN OKTAR:Cübbeli’nin yanından mı arıyor?
ALTUĞ BERKER:Yanından arıyor, ben de sesini duyuyorum Cübbeli’nin arkadan. Başka birisiyle konuşuyor o sırada, onun sesini duyuyorum. Onun sesi malum, tanınır.
ADNAN OKTAR:Cingir cingir. Ne konuşacak acaba? Sohbet etmek istiyor herhalde, muhabbet etmek istiyordur. Şimdi Cübbeli’nin düzeltmesi gereken eksik yönleri var, onları düzeltecek, ondan sonra sorun olmaz, görüşürüz de, konuşuruz da. Benim kimseye karşı bir öfkem, kinim yok. Cübbeli’nin kendisinin dışında böyle herkesi eleştiren bir videosu var. Şeyh Nazım Hocam’la ilgili bir konuşması var. Son yeni video, aç onu göster bakalım.
VTR: Cübbeli Ahmet’in Şeyh Nazım Kıbrisi hakkındaki sözleri.
ADNAN OKTAR: Evet, bak Şeyh Nazım Hocamız’ın yanına gidiyor, kemali hürmetle elini öpüyor. Onun asrın kutbu olduğunu söylüyor, derin saygısını, sevgisini söylüyor. Günlerce orada kaldı, onu ağırladılar, müthiş hürmet ediyor. Şeyh Nazım Hocamız müridanının, Cübbeli’nin kim olduğunu bilmeyenler olabileceğini düşündüğü için, onun geçek yönünü, gerçek gizli yönünü görenler olmayacağını tahmin ettiği için ledüni bir söz söylemiş. Bak ledüni bir söz demiş, bu bir batın ilmidir. Bir insanın gerçek yönünü ortaya çıkartmak için ortaya bir söz konur. O kişi bir anda perdesini açar ve gerçek yönünü ortaya çıkarır.
Bak diyor ki; o Ali Haydar Efendi ile Mahmud Hoca’nın bir görüşmesi olmadı, diyor. Bağlantısı olmadı diyor Şeyh Nazım’ın. Ben de görmedim, diyor. Şimdi bu bir ledüni sözdür, batıni bir bağlantı anlamında söylenmiş bir söz de olur, maneviyatından derinliğine istifade etmeyle ilgili de bir söz olabilir, bir başka anlamı da olabilir ama ledünidir. Bak kutup dediği kişiye şimdi de akıl hastası diyor. Aklını kaçıran bana göre, diyor. Şeyh Nazım Hocamız’ın (haşa) aklını kaçırdığını, aklını kaybettiğini; zaten son kullandığı cümlelerde de bunu vurguluyor, dolayısıyla ne konuştuğunu bilmediğini söylüyor. Hikmet gözüyle, hayır gözüyle bakmayınca insan bunu yapar. Halbuki bak aynı sözü Mahmud Hocamız söylemiş olsa, saygı ve hürmetle dinler, vardır bir hikmeti, bir derinliği vardır der aynı sözü Mahmud Hocamız söylese. Ama içinde öfke olduğu için, içinde nefret olduğu için, gerçek yönünü gizleyerek oraya gittiği için ve Şeyh Nazım Hocamız’ın da bir kısım müridanının da bunu göremeyeceğini tahmin ettiği için Şeyh Nazım Hocamız, ona öyle bir batıni, ledüni bir tuzak kurdu diyeyim. Tuzakları Allah kurar. Ve o da onun içerisine girip gerçek kişiliğini göstermiş oldu. Çünkü her tuzağı Allah kurar, her tuzağı da Allah bozar, yani anlaşılması için söylüyorum. Ve gerçek üslubu, gerçek kişiliği ve Şeyh Nazım Hocamız’a gerçek bakışı bu adamın. Nur talebelerinin yanına gidiyor, Bediüzzaman’ı övüyor. Normalde Bediüzzaman’dan, Allah-u alem benim gördüğüm, hiç hazetmiyor,çok zıt ona. Fatih Altaylı ile zaten önceden anlaşmalı olduğu anlaşılıyor, paslaşıyorlar karşılıklı. Sen sor, ben cevabını veririm, diyor. O da güya böyle Bediüzzaman’ı etkisiz hale getirecek. Bakın iki alimin özelliği de Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda geleceğini söylemesidir. Bediüzzaman’ın söylediği de odur. Şeyh Nazım Hocamız’ın söylediği de odur. Şeyh Nazım Hazretleri’nin talebeleri de Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda geleceğini söylüyorlar ve geldiğini söylüyorlar daha doğrusu. Bunu Fatih Altaylı hazmedemediği için, Aydın Doğan hazmedemediği için Cübbeli’yi ortaya sürüyorlar ve bu galiz sözleri ediyorlar. Bu konuşmayı bir daha yayınla.
VTR: Cübbeli Ahmet’in Şeyh Nazım Kıbrisi hakkındaki söylemi.
ADNAN OKTAR:Bakın bu son derece hayati olduğu için, yani Cübbeli’nin karakterini göstermesi açısından çok hayatidir. Ve Şeyh Nazım Hocamız’ın da müridanından Cübbeli’ye hüsn-ü zan edenler varsa, bakın Cübbeli’nin gerçek yönünü görmeleri açısından, gerçek derinliğini görmeleri açısından bu çok hayatidir. Bakın Şeyh Nazım Hocamız’ı aklını kaçırmakla, “kafayı yiyen” diyor. İnsan 80 küsur yaşında büyük bir mürşide ve kutup dediği, elini öptüğü. Eline kapanıyor. Günlerce yanında kaldığı bir insana ledüni bir sözünden dolayı, batıni bir sözünden dolayı ve onu özellikle yoklamak için söylediği bir sözünden dolayı, bu kadar ağır bir hakarette bulunması, bu kadar kendini kaybetmesi Cübbeli’nin içindeki öfke ve nefretin şiddetini gösteriyor. Ve hırsın şiddetini gösteriyor. Bu yönünü göremeyenler bambaşka bir gözle bakıyorlar. Onun için akılcı bakmaları gerekiyor. Cübbeli’nin de bu yaptığı anormal tavırlardan tevbe istiğfar edip, vazgeçmesi gerekiyor bu anormal ahlaktan, bu anormal kişilikten. Gidip Şeyh Nazım Hocamız’ın eline değil, ayağına kapanıp özür dilemesi lazım. Beni affet, ben cahillerden oldum, kendimde değildim, ne yaptığımı bilmiyordum, beni affedin, demesi lazım. Yoksa benim Cübbeli ile konuşacak bir şeyim olmaz bu durumda. Bu hakaretleri eden bir insanla, benim bu kadar değer verdiğim bir insana, bu kadar galiz hakaret eden adamla, ben ne konuşayım, ne söyleyeyim? Özür dileyecek.
Ruhi Özcan Hocamız, Mahmut Hocamız’ın talebelerinden olduğunu söylüyor ki Mahmut Hocamız Bediüzzaman’a karşı derin sevgisi ve saygısı olan bir insandır ve Ehl-i Sünnet alimi olduğunu da her yerde anlatır Mahmut Hocamız. Aynı şekilde Mehmet Talu Hocam da öyle, Bediüzzaman’ı son derece sever. Zaten bu alim, ulemalar, büyükler birbirlerini canı gibi severler, bunlar hep kardeştirler. Bu mübarek insanlar manevi alemde de kardeşler, Ahiret’te de kardeşler, inşaAllah bu mübarek insanlar. Bak 20 yerde Ehl-i Sünnet’e muhalif olduğunu söylüyor Bediüzzaman’ın. Şimdi bunu Habertürk’te yayınlıyor ve bütün Türkiye duyuyor. Aksini çıkıp Habertürk’te söylemedi, Flash Tv’de de söylemedi. Yok bu böyle değildir, ben hata yaptım, demedi. Ufak bir toplantıda bunu söylemiş, yani Bediüzzaman’la ilgili orada hata yaptığını. Ama bakın şimdi bir insan düşünün, Türkiye çapında bir alime ağır bir söz söylüyor, sonra da topluyor 5 kişiyi, ben özür dilerim, yanlışlık yaptım. Rezaleti nerede yaptıysan, onun bütününde temizlemen lazım. Hem de defalarca bir kere, iki kere, on kere de değil. Bak o bir kurnazlık yapıyor, bunu da Nur talebelerinin bir kısmı kabul etti, anlamadılar oradaki oyunu. Halbuki o bunu dünya çapında duyurdu. Bakın 20 hususta Ehl-i Sünnet’e muhalif diye. Yani sapkın bir alim uymayın, yanlış yolda, dine uygun değil. Bu, verdiği imaj bu. Flash Tv’de de gece gündüz cinsel ilişki metotlarını anlatıyor, hurafeler anlatıyor, bazen de Kuran’dan, hadisten söylüyor ama bolca da hurafe anlatıyor. Bakın istese Habertürk’e çıktığında da, özür dilerim ben çok büyük bir hata yaptım. Bediüzzaman gibi büyük bir alime böyle bir iftirada bulundum, Allah beni affetsin, diyebilirdi. Bunu demedi. Flash Tv’de de demedi ve bu yaptığı yanına kar kaldı. Gitti bir kısım Nur talebelerini avuttu, onlar da ona inandılar. Küçücük, ufacık bir toplantı yapmış, orada özür dilerim, diyor. Hakikaten yanlış yaptım, her konuda Ehl-i Sünnet’e uygundur Bediüzzaman, diyor. Dünya çapında söylemişsin sen bunu, orada 15-20 kişiye mi söylenir bu? Bu yaptığın yanlışlığı, bu yaptığın anormalliği aynı yere dönüp, aynı şekilde yeniden temizlemen lazım. Söylediğim tarzda da defalarca temizlemen lazım. Oldu bir kere olmaz. Onun için Cübbeli’nin konuşmalarında, üslubunda yoğun bir samimiyetsizlik var. Ve çoğu kere de doğru söylemiyor, talebeleri de onu araştırmıyor, söylediğine inanıyorlar. Arapça’sı var ama Arapça kelime hazinesi dar, kelimelerin lügat bilgisi düşük, lügat bilgisi çok düşük veya kasten öyle gösteriyor, bilmiyorum. Mesela “Mehdi (a.s.)’nin burnu küçüktür” diyor, açık ifade var. Onu geçiyor “Mehdi (a.s.)’nin burnu uzundur” diyor. Halbuki öyle bir kelime yok, uzun kelimesi yok. Küçük var, uzun yok. Mesela “Mehdi (a.s.)’nin burnu incedir” var. Dipten ince başlayan anlamında Arapça’da; ortası hafif kavisli, küçük burun için kullanılan bir kelime. Sırf burunda kullanılıyor, özel bir kelime bu bakın. Dipten ince başlayan, sonra hafif bir kavis yapıp neticelenen, kalkık, küçük burnu için söyleniyor, özel bir kelime. Bunu uzun, ince bir burun haline getirdi. Mesela cismi diyor Peygamberimiz (s.a.v.) İsraili’dir. Cismi demek bütün bedeni. “Boyu İsraillidir” diyor. Kardeşim İsrailli boyu diye dünyada bir ölçü var mı? Boyu İsrailli boyuna benziyor diye. İsraillinin 60 cm olanı da var, 2 metrelik İsrailli’si de var, ne alakası var onunla? Niye milletin gözünün içine baka baka yanlış söylüyorsun. Bir de zaten kelime, cismi İsraili. Zaten kelime Türkçe de bilinen bir kelime, cism. Desene bedeni, bütün bedeni İsraili görünümündedir, bunu söylemiyor, insanlar da inanıyor orada ona. Mesela “koyu esmer” diyor Mehdi (a.s.) için, öbür yerde de şaşırmış, Allah ayağına dolandırmış, “buğday tenlidir, ak paktır alnı” diyor. Hangisi doğru. Buğday teni; Arap ırkı, Arap kavmi “rengi Arabidir” dediğimizde, aklımıza gelen beyazın kırmızıya çalanıdır, yani buğday rengidir. Arapların rengi budur, koyu esmer değildir. Koyu esmer ayrı bir şeydir.
ALTUĞ BERKER:Ali Haydar Efendi’nin resmi vardı, eğer uygun görürseniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakayım. Hay maşaAllah. Osmanlı ulemasından huzur Hocalarındandır. Padişahlara ders vermiş bir Hocadır, Ali Haydar Hocamız, maşaAllah. Çok değerli bir insandı, 1960’da vefat etti. Tabii ki Şeyh Nazım Hocamız’ın da vaktindeydi, Mahmut Hocamız’ın da vaktindeydi ama onu mana gözüyle görmek ayrıdır, cisim olarak görmek ayrıdır, batıni yönüyle görmek ayrıdır, zahiri yönüyle görmek ayrıdır, inşaAllah. Bir de bu Cübbeli’nin doğru söylemedikleri konular var, onu yayınlayın bende o arada bu konuyu okuyayım.
VTR: Cübbeli’nin İfadelerindeki Çelişkiler.
ADNAN OKTAR: Çok da uyanık. Baksana eğer Allah bir bela verirse “sakın o beddua tuttu demeyin” diyor. Karşısındakine tutarsa “o tamam” ama kendisine oldu mu “o olmaz, bendeki geçerli olmaz. Sakın onu o şekilde değerlendirmeyin” diyor.
Elif Hanım İstanbul’dan yazmış. “Hocam programda kadınları anlatırken o kadar samimi konuşuyorsunuz ki siz kadınlar hakkında, pür dikkat sizi dinliyorum. İçten sevginiz, içten üslubunuz, şefkatiniz, merhametiniz, ince düşünceniz ve nezaketinizle tam kalbimize konuşuyorsunuz. Böyle olunca size olan sevgim her geçen gün kat kat artıyor. Sizin oradaki bayanlara karşı güzel üslubunuzdan dolayı eleştirenler, programınızdaki bayanların da görüşünü sorarlarsa, onların hiçbirisinin rahatsız olmadıkları cevabını alacaklardır. Çünkü siz o sevgiyi o kadar güzel yansıtıyorsunuz ki, siz oradaki bayanlara güzel sözler söyledikçe ben kendime söylenmiş gibi hissediyorum ve içimi müthiş bir sevgi kaplıyor. Gerçek sevgi, gerçek şefkati, gerçek merhameti bizlere tanıttığınız için Allah sizden razı olsun” diyor Elif , İstanbul’dan. Doğru diyor, inşaAllah.
SUNUCU 2:Çok şanslıyız.
ADNAN OKTAR:Nasiplisiniz tabii, maşaAllah.
“Değerli Hocam, öncelikle yüce Allah’ın sizin gibi değerli, ve ahlaklı ve benzeri güzel sıfatlı bir insanı bize gösterdiği için hamd ve şükürler olsun. Sizin 9 ay o yerde kapalı tutulmanız bu zamanda ve gelecek zamanda hiçbir insanın kaldıramayacağı bir yük.” Herhalde o akıl hastanesini söylüyor. “Ama görüyorum ki, inanıyorum ki ve hissediyorum ki siz o muhteşem… Sizi görmek Allah’ın bir lütfu. Sizin mücadelenizi görünce hayran kalmamak elde değil ya da kör olmak gerekir. Şüphesiz Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yok, yalnız bizim O’na ihtiyacımız var. Yüce Allah’tan sizin işinizi kolaylaştırması için dua edeceğim. Umarım sizin saflarınızda sizlere yardımcı olurum, inşaAllah. Saygılarımla.” diyor. Berker Hocam seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Dün hadis şerh etmiştiniz Hocam, bir gün önce. Şöyle söylemiştiniz, hadis şu şekilde. “Bir genç çıkar ve arzı adaletle doldurur” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Siz onu gördüğünüzde Temimi genci arayın, çünkü o doğudan çıkacak ve Mehdi (a.s.)’nin bayraktarı olacaktır.” Hz. Mehdi (a.s.)'den önce dediniz Hocam “birçok insan var, yaklaşık 5 kişi var Hz. Mehdi (a.s.)'ye yardımcı olan. Öncesinde olan kişiler var. Mesela bunlardan birisi Bediüzzaman Said Nursi'ye bakar, kimi belki Fethullah Hoca'ya bakar, kimi belki Menzil'deki o mübarek Şeyh Efendi'ye, Muhammed Raşid Erol Hazretleri’ne bakıyor, kimi Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’ne bakıyor. Ki Süleyman Hilmi Tunahan, çok büyük ve muhterem bir insandır. Hz. Mehdi (a.s.)'ye zemin hazırlayan çok önemli bir mürşiddir. Türkiye'nin her tarafını, dünyanın her tarafını Kuran kurslarıyla donattı. Kuran'a çok hizmet etti. Kuran'ın öğrenilmesi, Kuran tebliğinde dünya çapında en büyük çalışmayı yapmış olabilir, inşaAllah. Dolayısıyla hadislerde onlara da işaretler var ama tek isimleri geçiyor.İsimleri paylaştırdığımızda bu kişiler olduğunu anlıyoruz. Şeyh Nazım Hocamız'a bakan hadisler de var. Bu muhterem zatların hepsi Hz. Mehdi (a.s.)'ye zemin hazırlar ve Hz. Mehdi (a.s.)'ye yardımcı olacaklar, inşaAllah” dediniz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Biraz Kuran’dan okuyalım. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Musa demişti ki: ‘Eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü inkar edecek olsanız bile şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmüştür.’” Yeryüzündekilerin tümünün inkarı bir deccal döneminde var, tümüne yakını, büyük bir bölümü, mesela yüzde 95 oranında inkar. İkinci inkarı da Kıyamet’ten hemen önce var, Hicri 1543 - 45 arası, inşaAllah, Allah-u alem. Dünyanın tamamı dinsiz oluyor, Kuran’da ona dikkat çekilmiş. “Eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü inkar edecek olsanız bile şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmüştür." inkar ediyorlar, bekliyorlar. Kıyamet başladığında da cıyak cıyak bağırarak, perişan halde yerlere kapanarak Allah’a iman ettiklerini söylüyorlar ama iş işten geçmiş oluyor, inşaAllah. “Sizden öncekilerin, Nuh kavminin, Ad ve Semud ile onlardan sonra gelenlerin haberi size gelmedi mi? Ki onları, Allah'tan başkası bilmez. Elçileri onlara apaçık delillerle gelmişlerdi de,” Bak “Elçileri onlara apaçık delillerle gelmişlerdi de, ellerini ağızlarına götürüp (öfkelerinden ellerini ısırdılar) ve dediler ki: ‘Tartışmasız, biz sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyleri inkar ettik ve bizi kendisine çağırdığınız şeyden de gerçekten kuşku verici bir tereddüt içindeyiz.’” Hem inkar ettik, hem de kuşku verici bir tereddüt içindeyiz, karar veremiyoruz, diyorlar. “Resulleri dedi ki: ‘Allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)? O, gökleri ve yeri yaratandır; O, sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar erteliyor.’ Dediler ki: ‘Siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz.’” alelade insanlarsınız, diyor. “’Siz bizi, babalarımızın taptıklarından çevirip-engellemek istiyorsunuz.’” Geleneksel din anlayışımızı, gelenekçi inancımızı değiştirmek istiyorsunuz. “Öyleyse bize apaçık bir delil getirin." Mesela Melek getir, diyor. Başının üstünde Melek olsun, hep Peygamber (s.a.v)’den bunu istiyor genelde. Başının üstünde bir Melek olması, Melek de ona söyleyecek, işte bu Peygamber’dir veyahut Mehdi (a.s.)’dir denmesi. Cübbeli ne diyor? Aynısını söylüyor o da, başının üstünde bir Melek olsun, diyor. Bunu şart koşun öyle Mehdi (a.s) çıkarsa, diyor. Başının üstündeki Meleği göster bize diyeceksiniz ve Meleğin onu söylemesi lazım, bu Mehdi (a.s.) diye bağırması lazım, yoksa değildir, diyor. Böylece Mehdiyet’e karşı Müslümanları olumsuz yönde hem bilgilendirmiş, hem kışkırtmış, hem de Mehdiyet’in çıkmasını kendince imkansız hale getirmiş oluyor, kilitlemiş oluyor. Ki Kuran’da hep müşriklerin yaptığı bir özellik olarak bu belirtiliyor. Müşriklerin yaptığının aynısını yapması çok yanlış bir harekettir, çok büyük bir hatadır. Ve kendisi de söylüyor bakın; Melek görünmez, aklın ihtiyarı kalkar Melek görülürse, diyor. İmtihan ortamı kalkar, diyor. Melek görünmez, diyor peki Mehdi (a.s)’de nasıl görünüyor o zaman? Mehdi (a.s)’nin yanında ona ilham veren Melek görünmez, diyor. Demek ki görünmüyormuş, niye Müslümanları yanlış bilgilendiriyorsun sırf Mehdiyet’i engellemek için? Berker Hocam seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Sizin söylediklerinizin çıkması 1200’ü aştı Hocam Allah’ın izni ile, İnşaAllah. Ben ekranda; Ortadoğu ile ilgili söyledikleriniz vardı, vize konusu ile ilgili inşaAllah, onu göstereceğim. Siz Hocam; “Ticaret alabildiğine rahat olsun, bağlantılar alabildiğine rahat olsun, pasaport olayının kalkması gerekir, vizenin de kalkması gerekir. İnsanlar istediği gibi gidip gelsinler Türk devletlerine ve İslam ülkelerine” diye 2008 yılında Temmuz ayında söylemiştiniz. Daha da önce de söylüyordunuz, Hocam. Şimdi ki haberlerde “Hükümetin Ortadoğu politikası sağlığa yaradı” diyor Hocam, inşaAllah. “Türk dış politikasının yeni vizyonu meyvelerini vermeye başladı. Başarılı dış politikanın ardından özellikle birçok Ortadoğu ülkesi sağlık turizminde rotasını Türkiye’ye çevirdi.” diyor Hocam, inşaAllah. “Lübnan, Suriye ve Ürdün’le serbest ticaret ve vize yılbaşında başlayacak.” Bugünkü haberlerde, inşaAllah Hocam.
ALTUĞ BERKER: 2008’de söylediğiniz şey 2010’da, şu an hayata geçirildi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Daha da devam edecek, inşaAllah insanlar bunu görecekler, inşaAllah.
Hüseyin kardeş bir yazı yazmış Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda gelmesiyle ilgili. Birçok müceddid var Hüseyin kardeş bu yüzyılda; fakat Mehdi (a.s) bütün müceddidlerin üzerindedir, hepsinin üzerindedir. Şii’lerin ayrı müceddidi var, Vehhabilerin ayrı, bu yüzyılın müceddidleri var, hatta ayrı ayrı cemaatlerin müceddidleri var, Türkiye’de ayrı müceddidler var. Mesela kimler var? Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri. Mesela o, Süleymanlı kardeşlerimize göre bu yüzyılın müceddididir. Haklıdırlar o görüşte de. Bediüzzaman’ı seven kardeşlerimiz de Bediüzzaman’ın bu yüzyılın müceddidi olduğuna inanırlar, inşaAllah. Diğer kardeşlerimizde de aynı şekilde çeşitli görüşler vardır, hepsine saygı duyarız. Mesela Mahmut Hocamız’ı bu yüzyılın müceddidi olarak görür Mahmut Hocamız’ın çevresi, haklıdırlar öyle görmeleri lazım. Şeyh Nazım Hocamız’ı kendi talebeleri bu yüzyılın müceddidi olarak görürler. Fethullah Gülen Hocamız’ı Nur talebeleri bu yüzyılın müceddidi olarak görürler. Çok sayabilirim, yani en az yüz tane sayabilirim, en az. Mesela Fas’ın müceddidi ayrıdır, Tunus’ta ayrıdır, Suudi Arabistan’da ki müceddid ayrıdır, Vehhabilerin müceddidi ayrıdır, Mehdi (a.s) hepsinin müceddididir, tamamının müceddididir, yani aradaki fark budur. Bilmiyorum Hüseyin kardeşe anlatabildim mi, inşaAllah. “Mehdi (a.s) zamanında Ashab-ı Kehf uyanacaklar” Bu doğru, böyle bir rivayet var, bunu İmam-ı Rabbani Hazretleri de söylüyor. Hz. İsa (a.s)’nın nuzulü vaktinde, inşaAllah. Geçmişini bilmeyen, hatırlamayan gençler olarak uyanacaklar. Ama bir insanın bir mağaraya girip de, orada günlerce o insanların başında bekleyip, birdenbire o insanların kalkması şeklinde değil. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) için bile Cenab-ı Allah, “onları görseydin korkup kaçardın” diyor. İnsanın takat gösterebileceği bir durum olmadığını Kuran söylüyor. Dolayısıyla Ashab-ı Kehf’i bulundukları yerde görüp onları uyandırmak, Peygamberimiz (s.a.v.)’in dahi yapamayacağı bir şey olduğunu Kuran belirttiğine göre, başka bir sırrı olduğunu anlıyoruz. Demek ki onlar uyanacaklar, halkın arasına karışacaklar ve Mehdi (a.s)’nin yanına gelecekler, yani geçmişini hatırlamayan insanlar olarak. Bu ne zaman olacak? Hz. İsa (a.s.) zamanında. Hz. İsa (a.s.)’ya da yardım edecekler, çünkü aynı rivayet Hz. İsa (a.s.) için de geçerli, Hz. İsa (a.s.) ile ilgili bahiste de var. Zaman zaman oluyor, geçmişini hatırlamayan insanlar oluyor. O devirde de geçmişini hatırlayamayan bir kısım gençler Hz. İsa (a.s.)’nın yardımcısı olacaklar. Bu da aklın ihtiyarını ortadan kaldıran bir şey değil, çok makul. Ama bir gün, bir mağaraya girip Hz. Mehdi (a.s)’nin kalkın diyerek Ashab-ı Kehf’i kaldırması mevzubahis değil, Kuran onu açıklamış, izah etmiş. Kehf Suresi’ne bakarsa kardeşimiz onu görür, inşaAllah. Hüseyin kardeş, zannediyorum anlamıştır anlattıklarımızı.
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, inşaAllah. Tefsirlerde de her iki görüşte de iki temel görüş var. Her iki görüşün sonucunda da, neticede İstanbul’da bulundukları, Ashab-ı Kehf’in İstanbul’da bulundukları.
ADNAN OKTAR:Ashab-ı Kehf, evet İstanbul’da, o doğru. Çünkü burası Hıristiyanlığın da merkeziydi eskiden biliyorsunuz. İstanbul hem İslam aleminin merkeziydi, hem Hıristiyanlığın merkeziydi. Burası çok kilit bir şehirdir, dünyadaki en önemli şehirdir İstanbul. Dolayısıyla Ashab-ı Kehf’in yeri de buradadır, İstanbul’dadır. Nerededir? Zamanı gelince insanlar görecekler, görürler, inşaAllah. Şimdi bir acelesi yok, inşaAllah. Ama insanların takat getireceği gibi değil. Gidip o mağarada onlarla, bir insanın tek başına gidip onlarla konuşması, görüşmesi ona takat getirilemeyeceğini Kuran işaret etmiş, gösteriyor, açıklıyor Cenab-ı Allah. Bakın Peygamberimiz (s.a.v.)’e söylüyor, “onları görseydin için korku dolar ve kaçardın” diyor. Çok müthiş bir heybet var orada, insanların takati yetmez oradaki heyecana ve heybete inşaAllah.
“Selamün aleyküm Muhammed Adnan Hocam.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatuhü. “Daha önceki röportajlarınızda, 99’daki polis baskınında bir kısım polislerin cinler tarafından hırpalandıklarını size bildirdiklerini söylemiştiniz. Cinler insanlara karşı fiziksel bir etki yapabilirler mi ve cinler insanların akıllarından geçirdiklerini anlayabilirler mi?” Bunu söyleyen polis oldu, arkadaşımıza söyledi. Cinler bizleri dedi; bir tek kişi değil, bizleri hırpaladı, dediler. Ormanın içinde saklanan polisleri hırpaladı, dedi ama biz detay sormadık, yani nasıl hırpaladı, ne yaptı size de hırpaladı, demedik. O telaş içerisinde, telaş derken tabii birçok şeyle ilgileniyorduk, detay sormadık ama sorabiliriz. O arkadaşı bulup neyi kastetti, nasıl oldu, diyebiliriz, inşaAllah. Tabii, insanlara karşı fiziksel etki yapabilir cinler, Allah’ın dilemesiyle yapabilirler. “Akıllarından geçirdiklerini anlayabilirler mi?” Zor. Akıllarından geçenleri değil, fakat yaptıkları eylemleri biliyorlar. Mesela bir şey olduğunda, geçmişte olan bir şeyi biliyorlar. Daha önce yaptığı bir şeyi biliyorlar, anı anına da bilgi verebiliyorlar. Daha önce söylemiştim, bizim bir kız arkadaşımızı kaçırmışlardı. Bizim elimizde de başka imkan yoktu. Biz polise bildirdik ama nerede olduğu, ne yapacağı bileceğimiz gibi değildi. Cin bize yol güzergahını söyledi. Cin, arkadaşlar cin çağırdılar, sordular. Şu an minibüste, ağzı bantla kapalı, elleri de bağlı, minibüsün arkasında götürüyorlar” dedi. Minibüsün biz plakasını sorduk, onu yarım söyledi, tam söyleyemedi. “Şu an arabayı değiştirdiler” dedi. “Ve şu an metruk bir eve götürdüler. O evde şu an kapalı vaziyette. Tek penceresi olan bir yerde. Orada tutuyorlar şu an” dedi. Kız arkadaşımızı kurtardık, aynısı olaylar teker teker. Hakikaten minibüsle götürmüşler ve hakikaten ağzını bantlamışlar, ellini bağlamışlar. Hakikaten yolda arabayı değiştirmişler, plakası tespit edilmesin diye. Hakikaten de metruk bir eve götürmüşler, orada tutmuşlar. Çok detaylı doğru bilgi vermişler. O kaçıranlar da demiş ki; “Adnan Hoca’nın arkadaşlarının cinlerle bağlantısı var öğrenir, açıkça konuşmayın.” demişler. Yani ne yapacağımızı, nereye gideceğimizi konuşmayın, cinler onlara haber verir, demiş. Onun için açık konuşmamışlar. Şu an kaçıranlardan bir tanesi çete mensubu olmaktan, şantaj yapmaktan yargılanıyorlar. İşte arkadaşlarımıza aleyhinizde gizli şahitlik yaparız, diye söylemişler, para istemişler. Biz de polise şikayet ettik, yakalandılar. Onlardan biri de o bayan. Ara mı veriyoruz inşaAllah?
SUNUCU 1: Kısa bir aradan sonra devam edeceğiz. Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:“Selamün aleyküm” aleyküm selam. “Hocam ben Almanya’dan Ercan. 25 yaşındayım, sizin hayranınızım. Sizden çok şey öğreniyorum ve öğretiyorum. Hocam size 1986 yıllarında haksızlıklar yapıldı. Acaba onların bugün yargılanması için bir şeyler yaptınız mı?” Şimdi yargılansa adam hapse girse ben mutlu mu olacağım, ne değişecek? Olmuş bitmiş bir şey, vardır bir hayır. Ne yapacağım ben adamın hapse girmesini? Birçoğunun çoluğu çocuğu var, insan acır öyle bir şey yapamam. “Cezalandırılmalarını çok istiyorum. Çünkü hakkınızda buradaki bazı kişiler çok acı çektiğinizi, çok zor durumlarda kaldığınızı konuşuyor” diyor. Olsun, hayır vardır, inşaAllah. Nihayetinde Allah imtihan için yaratıyor. “Hocam Çarşamba günü İstanbul’a geleceğim, inşaAllah. Acaba diyorum, lütfen sizinle kısa bir süreyle de olsa bir konuşabilir miyim? Ve beraber çekilmiş bir resmimizi isterim. Sizi çok seviyorum Hocam” diyor. Gel de bir bakalım, resim de çektirelim, konuşalım da. Berker Hocam tekellüm buyurunuz.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Dün Enbiya Suresi’nden 18. ayeti okudunuz Hocam. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size.” Şöyle şerh ettiniz. “Demek ki fikir savaşı var. Beynin içinde ne var? Düşünce vardır. Bedenine değil beynine yönelik Kuran'ın ifadesi. Biz de Darwinizme karşı, materyalizme karşı delilleri sunduğumuzda beyinleri darmadağın oluyor. Yalanlarından dolayı, hurafelerden dolayı intikam alacağım diyor Allah.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Bana Kuran’dan bir sayfa aç ver, inşaAllah. Enbiya Suresi’ni açmışsın, 105. ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Andolsun,” diyor Allah yemin ediyor. “Biz zikirden sonra” Tevrat. “Zebur'da da: ‘Şüphesiz’” bak şüphesiz diyor Allah. “Arz'a” dünyaya “salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık.” Bu ayetin ebcedi 2051’i veriyor."Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" bunun ebcedi 2051, inşaAllah. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den gelen bu hadiste, bu ayetin iniş sebebini Esbâb-ı Nüzûl’ün Mehdi (a.s.) olduğu, Mehdiyet zamanında bu olayın olacağı belirtiliyor. Bakın yemin ediyor Allah, “Andolsun, Biz zikirden sonra” Tevrat’ta “Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım” samimi kullarım dünyaya hakim, “varisçi olacaktır" diye yazdık” diyor. Ben yazdım, diyor Allah. Şimdi Allah bunu deyince biz ne anlarız? O zaman Tevrat ve Zebur’a bakmamız gerekiyor. Çünkü Tevrat’ta ve Zebur’da da var, yazdım, diyor Allah. Gidip bakın, diyor. Baktığımızda Tevrat ve Zebur’da çok kapsamlı olarak Mehdi (a.s.)’nin dünya hakimiyetinden bahsediliyor ama yaklaşık 100’e yakın açıklama var, 100’ün üzerinde Tevrat’ta. Mehdi (a.s.)’nin dış görünüşü, hayatı, nasıl yapacağı, ahlakı, kan akıtmayacağı, bütün silahların yeryüzünden kalkacağı, barış dönemi olacağı, kurtla kuzunun yan yana yaşayacağı, sosyal adaletin bütün dünyayı kaplayacağı, Mehdi (a.s.)’nin dış görünümü, hepsi çok detaylı yazıyor. Allah Kuran’da bize bu emri vermiş. Bak “Biz zikirden sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır".Nereye bakın diyor Allah bize? Tevrat’a ve Zebur’a bakın orada göreceksiniz, diyor Allah. Biz de bunu gördüğümüze göre Mehdiyet hakkında Kuran’da ayet var mı diyen kardeşlerimize apaçık bir delil işte.“Gerçek şu ki kulluk eden bir topluluk için” Allah’a kul olan bir topluluk için “bunda (Kur'an'da) 'açık bir mesaj' (veya gerçek bir çıkış yolu) vardır.” Bakın sonraki ayet de bu. “Gerçek şu ki kulluk eden bir topluluk için” samimi bir Müslüman topluluğu için “bunda (Kur'an'da) 'açık bir mesaj' (veya gerçek bir çıkış yolu) vardır.” Açık mesajı Allah gösteriyor. Birçok yerde var, burada da gösteriyor. Bakın 106 ve 107. ayet devam ediyor. Cenab-ı Allah “Biz seni alemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.” Bu da Hicri 1431 yapıyor.
ALTUĞ BERKER:Bugünleri Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet 1431, 2010 tarihini veriyor. “Biz seni alemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.” Alemler bütün alemler için. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e bakan bir ayettir. İşari manası da Mehdi (a.s.)’ye bakıyor. “De ki: "Gerçekten bana: -Sizin İlahınız yalnızca bir tek İlah'tır" diye vahyolunuyor; artık siz Müslüman olacak mısınız?"Biz ne diyeceğiniz Hıristiyan kardeşlerimize? Sizin ilahınız yalnızca tek bir ilahtır, diye Allah bize vahyediyor, Kuran’da belirtiyor. Kuran’a inmiş bu, Peygamberimiz (s.a.v)’e vahyetmiş, bize bildirmiş. “Artık siz Müslüman olacak mısınız?” diye soracağız, inşaAllah. “Buna rağmen yüz çevirecek olurlarsa, de ki: "Size eşitlik üzere açıklamada bulundum. Tehdit edildiğiniz (sorgu ve azap günü) yakın mı, uzak mı, bilemem. Şüphesiz O, sözün açıkta söylenenini de bilmekte, saklamakta olduklarınızı da bilmektedir." Biz sadece bildirmekle mükellefiz, bildiriyoruz o kadar, ondan gerisi gönlümüz rahat Cenab-ı Allah’a karşı. “Bilemem; belki bu (sürenin açıklanmaması), sizin için bir (fitne) denemedir, (belki de) belli bir vakte kadar yararlanma (meta)dır."Kıyamet ve Allah’ın alacağı intikam vakti açıklanmıyor. “(Resulullah) Dedi ki: "Rabbim, hak ile hükmet. Bizim Rabbimiz, sizin her türlü nitelendirmelerinize karşı yardımına sığınılan Rahman (olan Allah)dır. Buna rağmen yüz çevirecek olurlarsa, de ki: "Size eşitlik üzere açıklamada bulundum.”Eşitlik üzere. “Tehdit edildiğiniz (sorgu ve azap günü) yakın mı, uzak mı, bilemem. Şüphesiz O, sözün açıkta söylenenini de bilmekte, saklamakta olduklarınızı da bilmektedir."Bilemem; belki bu (sürenin açıklanmaması), sizin için bir (fitne) denemedir, (belki de) belli bir vakte kadar yararlanma (meta)dır." Bir vakte kadar yararlanmanız için bir imkandır, diyor Cenab-ı Allah. Cenab-ı Allah Kıyamet’in vaktini ben insanlardan gizledim, diyor. Yani Gayb haberidir bu ama Peygamberlerine gaybı Allah söylediğini bildiriyor, yani seçtiği Peygamberlerine. Peygamberimiz (s.a.v.)’e de Kıyamet’in alametlerini belirtmiş, anlatmıştır Cenab-ı Allah, çok detaylı anlatmış. Şimdi olay olmuş, gözümüzle de gördük, ne olduğunu biliyoruz. Elle tutulur şekilde net alamet oluştu, inkarı mümkün değil. Cübbeli de, bunlar niye gizliyorlar, diyor. Sen niye gizliyorsun? En şiddetli gizleyen sensin. Mesele yarın ne olacağını bilemeyiz. İleride ne olacağını bilemeyiz ama Peygamber (s.a.v.) bildirirse, biliriz. Gaybın bilinemeyeceğini bilmek çok önemli bir konudur, onu Allah bize bildiriyor. Hiçbir insan bilemez. Peygamberlere Allah hususiyet vermek için insanlara bildiriyor. Peygamberlerin farklılığını vurgulamış oluyor o zaman Allah. İnsanlar bilemiyor ama Peygamber biliyor. O nasıl biliyor? Allah bildirirse biliyor, kısmen ve bildirdiği kısmı kadar. Onun dışında Peygamberler de bilmez, yarın ne olacağını, sonra ne olacağını bilemezler. Öyle bir yeteneği yoktur insanların.
Bismillah. Maide Suresini açmışsın. Maide Suresi 52. “İşte kalplerinde hastalık olanları: ‘Zamanın, felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz’ diyerek aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün.” İşte Amerika bizi işgal edecek, mahvolduk, ekonomik yönden çöktük, biz iflah olmayız, Türkiye batmış, bilmem ne falan duyarsınız. “İşte kalplerinde hastalık olanları: "Zamanın, felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz," İşte memleketin bölünmesinden, parçalanmasından, mahvolmasından korkuyoruz, buna benzer sözler. “Diyerek aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih veya Katından bir emir getirecek de,” bir imam, bir Mehdi getirecek. Ebcedi 1996 tarihi veriyor. Bakın tam bu ayette, “umulur ki Allah, bir fetih” hakimiyet, Türk-İslam Birliği’nin dünya hakimiyeti, “veya Katından bir emir getirecek de,” Bir Mehdi (a.s.). Emir; imam, emir sahibi, yönetici. “Yönetici getirecek de, onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır.” Hani mahvoluyordunuz? Hani paramparça olmuştunuz? Hani kurtulamazdı memleket. Hani ortalık birbirine karışmış, artık bu işin kurtuluşu yok, gibi konuşmalar yapıyordunuz? Cenab-ı Allah bak ebcedini ayetin içerisinde gizlemiş, 1996 tarihini veriyor. 56. ayet, şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Kim Allah'ı, Resulü’nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse.” Allah’ı dost edineceğiz, Peygamber (s.a.v.)’i dost edineceğiz ve müminleri, iman edenleri. “Dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah taraftarlarıdır.” Hizbullah, Allah hizbi, Allah taraftarlarıdır.” “ Hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah taraftarlarıdır.” 2007 ebcedi, bu kadar tevafuk, şaşırtıcı. Nerede dünya hakimiyetinden bahseden ayet varsa, hep Mehdi (a.s) devrini veriyor. Harf harf hesaplayalım, bunu görürsünüz. Bak, “hiç şüphe yok.” Bakın Allah “hiç şüphe yok” diyor. Kesin bu, diyor. “Galip gelecek olanlar Allah taraftarlarıdır.” Allah’ı savunanlar, Allah’tan yana olanlar, Müslümanlardır. “Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap verdiklerinden” Hıristiyan ve Musevilerden, “dininizi, alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin. Ve eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup-sakının.” Kitap Ehli’ni, mesela adam Musevi ve yahut Hıristiyan ne yapıyor? İslam dini ile (haşa) alay ediyor ve oyun konusu ediniyor. İslam’a, dine saldırıyor. “Bunları kendinize dost edinmeyin.” Bunlara bir yöneticilik, bir hakimiyet vermeyin. “Ve eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup-sakının.” Veli-vali kelimeleri bunlar birbirleriyle bağlantılıdır, yönetici yapamazsın, uzak durursun. Eğer söz dinliyorsa nasihat edersin ayrı. Ama alay ve oyun konusu edinmesi çok vahim bir şeydir. Ya uzaklaşırsın hiç konuşmazsın ve yahut düzeltmeye gayret edersin ama kendi üstünde bir yönetici edinemezsin, inşaAllah. “Onlar, siz birbirinizi namaza çağırdığınızda onu alay ve oyun (konusu) edinirler.” Mesela ezan okunuyor, ezanla alay ediyor, Müslümanlar namaz kılıyor, onunla alay ediyor. Bu adamla ne konuşacaksın? Bu vasfından vazgeçmedikten sonra onunla bir bağlantı olmaz. Onunla muhatap olmamız için bu vasfından vazgeçmesi gerekir. Bu vasfında devam ettiği müddetçe bu kişiyle bir bağlantı olması mümkün değil. Çünkü saygısı yok dine karşı, hürmetsiz, küstah ve münasebetsizlik yapmış oluyor. “Bu, gerçekten onların akıl erdirmeyen bir topluluk olmalarındandır. De ki: "Ey Kitap Ehli, yalnızca Allah'a, bize indirilene ve önceden indirilene inanmamız ve sizin çoğunuzun fasıklar olmanız nedeniyle mi bizden hoşlanmıyorsunuz?" Bakın “çoğunuzun fasıklar” ama çoğunuzun derken, çoğunluk neyse o kadar. Demek ki çoğunluk olmayan kısım da var. Bakın ayette de, “Sizin çoğunuzun,” hepinizin demiyor bakın, “çoğunuzun fasıklar olmanız nedeniyle mi bizden hoşlanmıyorsunuz?" Ama Müslümanlardan hoşlanıyorsa, Müslüman’ın diniyle alay etmiyorsa, onunla bağlantı olur, onunla evlenirsin de. Mesela Hıristiyan kadınla evlenirsin; saygılıdır senin dinine karşı, hürmetkardır, onunla bir bir şey yok. Ama dine saldırıyorsa, hakaret ediyorsa, saygısızlık yapıyorsa onunla bir muhataplığımız olmaz, inşaAllah. Yönetici de edinilmez, evlenilmez de, inşaAllah. Bak diyor ki Cenab-ı Allah 63. ayette; “Bilgin-yöneticileri (Rabbaniyyun) ve yüksek bilginleri (Ahbar), onları, günah söylemelerinden ve haram yiyiciliklerinden sakındırmalı değil miydi?” Musevilerin Rabbaniyyun ve yüksek bilginlerinin bu konuda onları uyarması gerektiğini söylüyor Cenab-ı Allah. “Yapmakta oldukları ne kötüdür. Yahudiler: "Allah'ın eli sıkıdır" dediler. Onların elleri bağlandı.” Hakikaten de Musevilerin hepsi değil ama epey bir kısmı cimridir, bilinir bu. Ayetin mucizesidir. Bakın ayet “onların elleri bağlandı” diyor. En zengini bile para harcamaz, çok sıkıdır elleri. “Ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler.” Ama kim yaptıysa o lanetlenir, tamamı lanetlenmez. Çünkü çocuklar var, insanlar var, alakasız, masum insan lanetlenmez. Oradaki o yapan kişiler kastediliyor burada, kimse o. “Hayır; O'nun iki eli de açıktır, nasıl dilerse infak eder.” Cenab-ı Allah’ın iki eli de açıktır Allah cömerttir, size bol bol her türlü rızkı, her türlü imkanı verir. “Nasıl dilerse infak eder.” İstediğine bol mal verir, istediğine daha az mal verir. “Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onların çoğunun taşkınlıklarını ve inkarlarını artıracaktır.” Vahiy indikçe bir kısmı azgınlaşıyorlar Peygamberimiz (s.a.v.)’e karşı Hıristiyan ve Musevilerden, çirkefleşenler var, saygısızlık yapanlar var. “Biz onların arasına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık.” “Kıyamet gününe kadar sürecek,” hakikaten ondan sonra da Cenab-ı Allah’ın bu açıklamasından sonra, bu ayetin hükmünün inmesinden sonra aralarında muazzam savaşlar çıktı. Protestanlarla Katoliklerin savaşları çıktı. Kan gövdeyi götürdü. Aralarında müthiş fitneler oldu. O adam yakmalar, bilmem neler falan, aforozlar şunlar bunlar, evet. “Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür.” Ama burada ayet Yahudilerden bahsediyor. Yahudilerin arasındaki mücadele, kendi aralarındaki düşmanlık ve kinden bahsediyor Cenab-ı Allah. “Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse,” birçok savaşın kökeninde olmuşlar. Mesela 1. Dünya Harbi’nde de, 2. Dünya Harbi’nde de ama ateist olanlar bunlar, ateist-Yahudiler. “Savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez.” Bu ateist olan, ateist-Siyonistlerin kan döktüğünü, olay çıkardığını, fitne çıkardığını söylüyor Allah ama burada tabii ayırım çok önemli, dindar bir Musevi, masum, mazlum bir Musevi bu hükmün dışındadır. Zulmeden, kepazelik çıkartan, dine hakaret eden, saldıran, gözü dönmüş, İslamiyet’i yok etmeye kararlı tipler içindir bu hükümler. Yoksa Müslümanları Ben-i Nuh olarak gören, Müslümanlara şefkat, sevgi gösteren, onlara karşı saygı, Kitab’ına karşı saygılı, hatta Peygamberimiz (s.a.v.)’in hak olduğunu kabul eden, Kuran’ın hak olduğunu kabul eden Musevilere karşı değil bu hükümler, çünkü Ehl-i Kitap’tan hanımlar oluyor, evleniliyor. Musevi hanımlarla evleniliyor. Aynı yatakta bütün ömrünü geçiriyor insan, aynı yatağa, yastığa baş koyuyor. Aynı evde onun yediğini yiyor, onun pişirdiğini yiyor, aynı evdeler. Dolayısıyla burada kastedilenler, zulmeden, psikopatlık yapan, ahlaksızlık yapan Ehl-i Kitap’tan olan kişiler, bunu yapmayanlar değil. Çünkü Müslümanlardan da ahlaksızlık yapanları Allah telin ediyor Kuran’da, lanetliyor, aşağılıyor. Müslüman’ın da ahlaksızı ahlaksızdır, Hıristiyan’ın da ahlaksızı ahlaksızdır, Yahudi’nin de ahlaksızı ahlaksızdır. Tevrat da ahlaksız Yahudileri müthiş aşağılıyor Kuran’da. Onlara “fahişe” diyor Tevrat’ta hüküm olarak ve Allah “müthiş intikam alacağını” söylüyor o Yahudilerden. Çok fazla Tevrat hükmü vardır bu konuda izah edilen ama iyi olanları da över Tevrat. Kuran’da Ehl-i Kitap’tan mesela Hıristiyanlardan “biz Hıristiyan’ız diyenleri size yakın olduklarını görürsünüz” diyor Cenab-ı Allah. Çünkü onların içerisinde mütevazi olan, enaniyet yapmayan rahipler vardır, din adamları vardır, diyor. Bakın arada fark, mütevazi mazlum bir Hıristiyan’a karşı saygılı olunuyor, değer veriliyor. Onunla muhatap olunuyor, hatta yemeği yeniyor, evine gidiyorsun, onunla bir arkadaşlığın oluyor, ticaret yapıyorsun, gönül alıyorsun, iltifat ediyorsun ve evlenilebiliyor. Ahlaksız Yahudi ile ahlaklı Yahudi, ahlaksız Hıristiyan’la, ahlaklı Hıristiyan, ahlaksız Müslüman’la, ahlaksız Müslüman ayırt edilmiştir. Onun için Kuran’la bakıp bütün Yahudiler böyledir demek, bütün Hıristiyanlar böyledir demek yanlış olur. O zaman bütün Müslümanlar kötüdür anlamı da çıkara bilir adam, ayette. Kuran’dan yanlış olur. Evet bu ayeti bir daha okuyorum 64. ayet. “Yahudiler: "Allah'ın eli sıkıdır" dediler. Onların elleri bağlandı.” Ama tabii burada da yine onu diyenlere hitap eder, onu yapanlara hitap eden bir ayet. Bütün Yahudiler cimri olacak anlamında değildir. Ama hakikaten genel olarak cimridirler ama ayetin anlamı, her Yahudi mutlaka cimridir anlamında değil. Oradaki kişileri kast ediyor, onu yapanlar kast ediliyor. “Söylediklerinden dolayı lanetlendiler.” Bak söyleyen kimse, lanetlenen de o, hepsi değil. Bak ayet açık, “söylediklerinden dolayı lanetlendiler.” Kim söyledi? Onlar. Onlar lanetleniyorlar. “Hayır; O'nun iki eli açıktır, nasıl dilerse infak eder. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun taşkınlıklarını ve inkarlarını artıracaktır.” Onların taşkınlarını ve inkarlarını arttırıyor. Ve bu Kuran’ın bir mucizesidir, o devirde hakikaten Musevilerin bir kısmı kudurdu adeta, Peygamber onlara gelmedi diye. Ben-i Adnan kavmine geldi diye, Ben-i İsrail’e gelmedi diye müthiş sinirlendiler ve öfkelendiler. “Biz de onların arasına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez.” Ama bu kısmı ayetin Yahudilerin içerisinde bu tip insanların olacağından belirtiyor, Kıyamet’e kadar devam edecek nesil. Savaş çıkarmak isteyen, fitne çıkarmak isteyen Yahudiler daima olacak, diyor Kuran ve Allah da bunu daima söndürecek, diyor. Hakikaten var, oluyor bu. Ama bizim mazlum Musevileri, dindar Musevileri bundan ayırt etmeyi bileceğiz, çünkü Kuran onlar için ayrı bir hüküm veriyor, ayrı bir açıklama yapıyor. Evet Berker’im seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Hocam dün şöyle söylediniz “Karl Marks Tevrat uzmanıdır” dediniz.“Tevrat’ta Hz. Mehdi (a.s.) çok detaylı anlatılıyor. Sosyal adaletin tam olacağı huzur, güven, barış, esenlik yurdu olacağı çok detaylı anlatılıyor. Marks’ınyaptığı, dinsiz Mehdiyet inancıdır, Hz. Mehdi (a.s.) ve Mesih İsa (a.s.)’nın yapacaklarını, kanla yapmak. Hz. Mehdi (a.s.) kan akıtmıyor, Karl Marksneyle yapıyor? Şiddet, proletarya diktatörlüğü, kan dökerek zulüm sistemi. Sahte Mesih, sahte Mehdiyet olarak ortaya çıktı, deccaliyet olarak ortaya çıktı. MarksbileTevrat’tan almıştır Marksizm’in sosyal adalet anlayışını. Mehdiyet’le ilgili, sosyal adaletle ilgili bölümleri okumuş ve hayran olmuştur. Bunu yapacak olan gerçek Mehdi (a.s.)’dir, onun dışında kimse yapamaz. Allah onlara nasip etmemiştir, dolayısıyla sistem yıkılmıştır” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Marks hem anne tarafından, hem baba tarafından haham aileden geliyor, hahamdır soyu. Çok müthiş Tevrat bilgisi vardır Marks’ın. Tevrat’ta da Mehdi (a.s.) çok kapsamlı anlatıyor, daha önce de söyledim. Bir Musevi’nin bunu bilmemesi mümkün değil, çünkü günde defalarca dua ediyorlar, Mosiah’ın gelişi için, Mesih’in gelişi için. Mesih’in genel karakterini, genel kişilini, ruhunu, anlayışını, mantığını çok iyi bilirler. Darwin ortaya çıkınca Karl Marks, Allah-u alem inancını kaybetmiş, benim gördüğüm. Bu sefer Mehdi (a.s.) inancını, dinsiz Mehdilik şeklinde, Tevrat’taki Mehdiyet’i, dinsiz Mehdiliğe çevirmiş. Ateist Mehdiliğe çevirmiş. Ateist Mehdiliğin, ateist Mesihi düşüncenin adı deccaliyettir. Zaten “mesih deccal” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), mesih deccal. Bu da çok açık, yani Hıristiyanların, Musevilerin Mesih inancını, dinsiz çevirip ortaya çıkaracakları açıkça işaret edilmiş oluyor. Çünkü Mesih sözü ilk Tevrat’tadır ve en kapsamlı Tevrat’ta geçiyor. “Mesih deccal dediğine göre, Museviler de Mesih’i beklediklerine göre dinsiz, ateist Mesih inancı, deccaliyet olmuş oluyor, bu çok net çok açık.
ALTUĞ BERKER: Ahir zaman alametlerinden ömürlerin uzaması Hocam, Peygamberimiz (s.a.v.) 1400 sene önce Ahir zamanda insanların ömürlerinin uzayacağına dikkat çekmiştir. Hadis-i şerifi okuyorum. " Onun (Hz. Mehdi (a.s.)'nin) zamanında ömürler uzayacak. Ömürler uzayacak ve emanet zayi olmayacaktır." “Ömürler uzayacak” ayrı ayrı kaynaklardan, inşaAllah.Şu an gazete haberleri; günümüzde “insan ömrü 21 yıl uz adı”, “ömrümüz uzadı”, “Türkiye de ortalama ömür 72’ye çıktı”, “Türk halkının ömrü uzuyor”, “ömrümüz 5 yıl artabilir” tam hadis-i şerifin tahakkuk etmesi Hocam, Ahir zaman alameti.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) devrinde olacak bir mucizedir, bu da oluşmuştur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in 1400 yıl öncesinden bunu bilmesi çok şaşırtıcı. Halbuki teknolojinin, bilimin gelişmesi, suni gıdaların, suni yiyeceklerin normalde ömrü kısaltma getirdiğini insan düşünür. Doğal hayatın daha uzun ömür getireceği düşünülür. Teknolojinin gelişmesi sonucunda suni gıdalarda beslenen insanlar ömrünün kısalması daha mantıklı gibi görünüyor ama değil işte. Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor; “ömürler uzayacak” diyor ve hakikaten ömürler uzadı. Evet, ABD ve İsrail’in korkusu Türk-İslam Birliği. Mehdi’siz bir Türk-İslam Birliği olmaz. Mehdi’li Türk-İslam Birliği olacağına göre de hiç korkmalarına gerek yok. Mehdi (a.s.) ile her şeyi rahat rahat konuşabilirler, Mehdi (a.s.)’nin şefkatini, merhametini, muhabbetini, dostluğunu, kardeşliğini görürler ve Musevilere kol kanat gerecektir Mehdi (a.s.). Hıristiyanlara kol kanat gerecektir ve bütün Müslüman alemini kucaklayacaktır, bütün mezhepleri kucaklayacaktır. Alevileri, Şiileri, Sünni kardeşlerimizi, hepsini. Hatta ateistleri de şefkatle koruyup kollayacaktır, dolayısıyla tedirgin olacakları hiçbir şey yok. Ama tabii görülmez Mehdi (a.s.) inancı, bu büyük bir tehlikedir. Onu ortadan kaldırmak için İran’dan ünlü büyük Molloları çağırdım, büyük din alimlerini çağırdım, inşaAllah. Onlar da lütfettiler, maşaAllah kabul ettiler, gelecekler önümüzdeki günlerde. Onlarla konuşacağım, inşaAllah. Bunun ortadan kalkması çok önemli, çok riskli bir şey.Amerika’yı kamu oyunda haklı hale getirir bu. Adam derse, arkadaş bunların inancında görünmez bir Mehdi (a.s.)” inancı var, ışık halinde Mehdi (a.s.). Amerika’yı yerle bir edeceksiniz, İsrail’i yerle bir edeceksiniz, Avrupa’yı yerle bir edeceksiniz. Ki derse, Cübbeli de diyor zaten. Cübbeli, kırıp geçirecek Mehdi (a.s.), diyor. Amerika, Rusya hepsini dümdüz edecek. Tank, top hiçbir şey etkilemez, diyor. O zaman akla Mehdi (a.s.)’nin müthiş bir nükleer silah stoğuna sahip olacağı ve dünyayı atom bombalarıyla yerle bir edeceği akla gelir. Oradaki açıklamadan o ortaya çıkıyor veyahut ona benzer bir güç. Bu bütün dünyayı paniğe kaptırır. Bu anlattığı kan dökecek olan, yerle bir edecek olan deccaldir. Mehdi (a.s.) de kan dökmek yok. Nitekim bak Allah ayağına dolandırdı, Mehdi (a.s.), kan akıtmayacak, diyor. Mehdi (a.s.) hiçbir şekilde kan akıtmaz, uyuyanı da uyandırmaz, kendisi de söyledi zaten. Unutmuş, zamanında söylemiş bunları. Hep unutup farkında olmadan söylediği konuşmalar bunlar. Ben oradan, buradan alıp çıkartıyorum. Bugün de görüşmek istiyorum... öyle mi? Cingir cingir arkadan sesi geliyordu diyorsun.
ALTUĞ BERKER:Evet, duyuyordum aynen.
ADNAN OKTAR:Ben tahmin ediyorum nasıl bir ses olduğunu. Aslında ben çok acıyorum ona, şefkat de duyuyorum. Fakat yaptığı anormallikler açıklanır gibi değil. Mesela Şeyh Nazım Hocamız’ın bir kere ayağına kapanacak, ayağına ve ben bunu göreceğim. Bin pişmanlıkla özür dileyecek. O çirkin sözleri, ona şeytanın söylettiğini söyleyecek. “Allah beni affetsin, binlerce kere pişmanın Sultanım, beni affet” diyecek. “Onu söyleyen ben değildim” diyecek. “Şeytan benim ağzımdan konuştu, ben onu söylerken kendimde değildim” diyecek, ben bunu duyacağım. Benim yoksa Cübbeli’yle konuşacak hiçbir şeyim olmaz. Bu kadar muhterem, bu kadar büyük ve benim Kutup olarak bildiğim ve kendisinin de Kutup olduğunu söylediği bu kadar nezih, şefkatli, merhametli bu kadar dürüst, dünya güzeli bir insana akıl almaz hakaretler etmesi dehşet verici. İnanılır gibi değil. Bu rezaleti ortadan kaldıracak. Bediüzzaman’la ilgili konuşmalarını da çıkacak Flash Tv’de, oturup cinsellikten bahsedeceğine bu konuyu söylesin. Bediüzzaman’la ilgili sözlerinde de yanlış söylediğini, doğrusunun ne olduğunu güzelce anlatsın. Bütün Nur talebelerinden özür dilesin. Şeyh Nazım Hocamız’dan da özür dilesin, ondan sonra ben görüşürüm. Benim onunla bir alıp veremediğim yok. Ve arkasından da İttihad-ı İslam’ı savunduğunu söyleyecek, Türk-İslam Birliği’ni. Dua edecek, diyecek ki; “ya Rabbi dünyaya Türk-İslam Birliği’ni nasip et, bütün İslam alemi birleşsin. Alevi’siyle, Sünni’siyle, Bektaşi’siyle, Vahhabi’siyle hepimizi kardeş et, bizleri birleştir, sulh ve selamet ver, dünyaya barış ve kardeşlik getirelim” diye dua edecek.
ALTUĞ BERKER:Mehdi (a.s.)’yi gönder, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ve Mehdi (a.s.)’sini göndersin diye Cenab-ı Allah’a dua edecek. İttihad-ı İslam için dua edecek, daha önce ettiği dualar gibi. O zaman sorun yok. Ben çok şefkatli insanım, benim Cübbeli, şuppeli falan öyle bir şeyimiz yok. Cübbeli’ye şimdi Şuppeli diyorlarmış bu şeyden sonra, Şeyh Nazım Hocamız’a karşı bu tavrından sonra, Bediüzzaman’a karşı tavrından sonra. Şimdi mesaj geldi, Cübbeli değil Şuppeli. Evet, görelim. Bu konuşmalar çok önemli, çok tarihi konuşmalar, çok dikkatle izleyeceğiz, inşaAllah.
VTR: Seyyid Salih Özcan Mehdi (a.s.)’nin İstanbul’dan çıkacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. Bakın, Nur talebesi kardeşlerimiz duysun. Bakın, Üstad’ın en has talebelerinden, en yakın talebelerinden ve “çok yakında İstanbul’da Mehdi (a.s.)’yi göreceğiz” diyor. Hem de “İstanbul’da” diyor. Öyle mi dedi, nasıl dedi? Ben bizzat konuştuğun için öyle mi dedi diyorum, seni konuşturmak için.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Aynen dediğiniz gibi söyledi Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne dedi, bir daha duyalım senden?
ALTUĞ BERKER:Mehdi (a.s.)’yi göreceğiz İstanbul’da dedi. Hem de yakında göreceğiz dedi. “Gayet eminim ben bundan” dedi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir de konuşmada “zaten çıktı” dedi de, biz ona yayınlamıyoruz tabii. O ayrı, Hocamızın her konuşmasını, her şeyini vermiyoruz. “Mehdi (a.s.) çıktı” diyor, inşaAllah. Başka şeyler de söyledi de, onları da hiç söylemiyorum, inşaAllah. Onu da seyredelim.
VTR: Seyyid Salih Özcan, Hz. Mehdi (a.s.)’nin her üç vazifeyi birden yapacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, özetle “Mehdi (a.s.) gelecek, İstanbul’dan çıkacak” diyor Hocamız.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah. “Mehdi (a.s.), Bediüzzaman’ın daha da yüceltir” dedi Hocam. Bazı konuşmalarımız da oldu, var yine görüntülerde. O bazı Nur talebesi ağabeyimizin, kardeşlerimizin endişesine yönelik olarak söyledi. “Öyle şey olur mu? Hz. Mehdi (a.s.) daha çok parlatır Bediüzzaman’ı” dedi. Sizin söylediklerinizin aynısını söyledi Hocam.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.), Bediüzzaman’ı dünyanın en ünlü alimi haline getirecektir. Dünyada şu an tanınmaz, Amerika’ya git, Japonya’ya git çok az insan bilir. Ama Mehdi (a.s.) devrinde Bediüzzaman’ı bilmeyen dünyada kimse kalmayacak. Mehdi (a.s.) vesilesiyle olacaktır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Risale-i Nur’u program yapacağını, onu da söyledi. O yüzden daha çok seveceğini, daha çok ortaya çıkartacağını, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Uzun bir konuşma yapmışsınız siz, öyle mi?
ALTUR BERKER:Evet, bir bölüm daha var, inşaAllah. O bugün herhalde o kısmı ancak yetiştirdik Hocam.
ADNAN OKTAR:Tamam. “Selamün aleyküm Muhammed Adnan Hocam.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve beraketütü. “Güzel koku sünnettir biliyorsunuz. Sizin hangi kokuyu kullandığınızı öğrenmek istiyorum.” Söylemem, sır, olur mu? “Her davranışta sizi örnek alıyorum, inşaAllah. Kullandığınız kokuyu öğrenirsem, yanınızda olamasam da o güzel kokuyu kullandıkça hep sizi yanımda hissedeceğimi düşünüyorum. Allah gücünüzü artırsın, inşaAllah” diyor. Kardeşimiz, maşaAllah. Söylemem, inşaAllah.
“Selamün aleyküm, Allah’ın selamı Müslümanların üzerine ve sizlerin üzerine olsun” diyor. Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetüllahi ve bereketühü. “Muhammed Adnan Hocam, Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin yerine bıraktığı altı tane halifesi vardı. Bu konuda ne diyorsunuz?” diyor. “Gavsül Azam Seyyid Abdulbaki Hazretleri’nin resimlerini yayınlamanızdan çok memnun oldum” diyor. Evet, Murat Çağlayan kardeşimiz söylemiş. MaşaAllah, iyi, çok güzel. Şimdi Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin hem halifeleri var, hem de vekilleri var, dünyanın her tarafındadır. Küba’da bile, dünyanın her tarafında bu mübarek topluluk İslam’a, Kuran’a hizmet için gayret ediyorlar. Yoğun bir faaliyet içerisindeler. Ama onların kanaati Mehdi (a.s.)’nin geldiği yönündedir. Ve diyorlar o mübarek nesil, o mübarek insanlar, Mehdi (a.s.) gelmiştir, artık bizim görevimiz bitmiştir ve bütün hidayet Allah’ın dilemesiyle Mehdi (a.s.) kanalıyla dünyaya yayılmaktadır. Hidayeti arayan Mehdi (a.s.)’ye bağlansın. Bu yönde de bizler, şimdilik usulen ve hükmen devam ettiriyoruz, diyorlar. Halife hazretlerinin yaptıkları, halifelerin yaptıkları da budur, inşaAllah. Bunu çok güzel bir dille de ifade ediyorlar. Var mı sende o şeyler?
ALTUĞ BERKER:Burada Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakın şu kitaptan alırsa kardeşlerimiz, bu kitapta bu detaylı görebilecekler. Seyda Hazretleri’nin Hayatı. Doktor Selahaddin Kınacı’nın. Seyyid Muhammed Raşit Erol (k.s.) Hazretleri’nin hayatını anlatıyor, Seytaç Yayınları’ndan. Bu kitabı alan kardeşlerimiz 72. sayfasını açsınlar, orada görecekler. “Gavs Hazretleri’ne sorulmuş: "Efendimiz bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, Vird ehli vardı. Şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindedirler."” Sofilerin oradaki talebelerin genel konumu hakkında böyle bir kanaat belirtiyor, “tembellik içindedirler.” Güçleri biraz az, diyor. Şimdi bakın, hepsi gevşemişler ve tembellik içindedirler. “Bu niçin böyle oluyor?” diyor. “Gavs Hazretleri buyurmuş ‘Evvela artık hidayet kalmamış da ondan.’” Bizim kanalımızla artık hidayet verilmiyor, diyor. Hidayeti artık biz veremiyoruz, görevli değiliz hidayet konusunda da ondan, diyor inşaAllah. “Bizimkisi bu zamanda vallahi” bak yeminle söylüyor Allah adına yemin ederek, “bir idaredir, aldatmaca gibi bir şeydir” Allah adına yemin ederek söylüyor. Aldatmaca gibi birşey. “Çünkü tam hidayet artık,” artık bu devirden sonra, tam hidayet “Hz. Mehdi (a.s)’nin elindedir.” Bütün dünyaya güneş gibi Allah onun kanlıyla hidayeti veriyor. “Tam manasıyla hidayeti o yapacak.” Bizden hiç kimse hidayete vesile olmuyor demiyoruz ama tam hidayeti kastediyorsanız tam hidayeti o, Mehdi (a.s.) yapacak. “Biz ise çoluk çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse öyle yapıyoruz, diyor inşaAllah.
VTR: Seyyid Salih Özcan, Hz. Mehdi (a.s.)’nin Risale-i Nur’u bir program olarak tatbik edeceğini anlatıyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok iyi olmuş konuşman. Bak bunlar çok tarihi belgeler. Nur talebesi kardeşlerimizin bir kısmı, şahs-ı manevici kardeşlerimizin konuşacak hiçbir sözü kalmıyor. Bak bizzat yüzyüze görüşen ve Bediüzzaman’ın en güvendiği insanlardan biri bunu söylüyor. 12 vekilinden birisi ki 6 kişi kalmışlardır. O 6 kişiden birisi de odur. Seyyid Salih Özcan, en çok sevdiği talebelerinden Bediüzzaman’ın. Bizzat kendi kulağımla duydum, diyor. Ayrıca Risale-i Nur’da da yazmış Bediüzzaman, kendi el yazısıyla da yazılı var. Bakın hem yazılı, hem sözlü duyuyorlar ama buna rağmen inkar ediyorlarsa, Allah ıslah etsin, başka ne diyeyim, inşaAllah.
VTR: Seyyid Salih Özcan Hz. Mehdi (a.s.)’nin Üstad’ın değerini daha çok arttıracağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, MaşaAllah. Ne diyorsun Hocamızın bu güzel anlatımlarına?
ALTUĞ BERKER:Hocam, maşaAllah. Sizden çok istifade, feyz ediyoruz dedim Hocamıza.
ADNAN OKTAR: Evet çok tarihi,Hocamızı böyle ara ara yormadan öyle konuşturalım. Şimdi bunlar tarihi belge olmuş oldu. En az 100 yıl kullanılacak bunlar, inşaAllah.
“Merhaba Adnan Hocam” diyor. Merhaba ”Cübbeli Hoca’nın sohbetinde duydum diye hatırladığım bir konuyu sormak istiyorum. Sizin omuzunuzda Nübüvvet mührü var mı? Nübüvvet mührü diyememem de ama sırtımda bir mühür gibi bir ben var. Mühür demeyeyim de, bir ben var. Büyükçe bir ben var sırtımda kalp hizamda, kürek kemiğimin üzerinde var. Bir de et beni var, yine biraz daha onun üst tarafında bir et beni var. Hatta ben şüphelendim o et beninden, hani habis bir şeye dönüşebilir mi gibisinden, cildiyeciye gitmiştik beraber. Öyle bir ben de var, evet ama ben bu Nübüvvet mührüdür, ben Mehdi (a.s)’yim, bu alametler de odur, ben öyle bir şey de demiyorum ama var öyle bir şey, ben yalan söylemem. Doğrusu neyse onu söyleyeceğiz tabiki.
“Selam Hocam” diyor. Aleyküm selam. “Kullandığınız koku” diyor, söylemiş. Vay nasıl da biliyor. “Siz söylemeseniz de biz biliriz” diyor. ”Hürmetler” bazen de bir tane daha kullandığım bir koku var, onu da yazmış, o da doğru, “galiba” diyor. Ne diyeyim? MaşaAllah, maşaAllah, doğru. Ama herhalde marka söylenmiyor bildiğim kadarıyla. Evet onun için oradan da kurtarıyoruz.
Evet, Hocamızın bu açıklamaları çok yerinde oldu, çok güzel oldu, elhamdülillah. Bediüzzaman Hazretleri’nin seyyidliği konusu da, Bediüzzaman, birçok insan da seyyid de olabilir. Mesela sen de seyyid olabilirsin, araştırırsak seyyid çıkabilir. Bediüzzaman da belki araştırılsa, soy kütüğü çıksa seyyidtir ama o Mehdi’liğini göstermez. Güneydoğu’da da binlerce seyyid var. Mesela benim kızlarımı da soruştursak, araştırsak belki soylarında seyyid veya şerif çıkacaktır, araştırılırsa. Bediüzzaman normalde ben seyyid değilim diyor. Ama Seyyid Salih Özcan Hocam’a da bir ara ben hem seyyid hem de serifim demiş. O belki şey olabilir, Hızır (a.s) ile sohbetinde Hızır (a.s) ona öyle bir şey söylemiş olabilir Bediüzzaman’a, çünkü Bediüzzaman’ın elinde böyle bir belgesi yok. Kendisinin seyyid olduğuna dair herhangi bir belgesi yok, bir seceresi de yok, böyle bir bilgisi yok ama hem seyyidim hem şerifim demiş. Mümkündür ki Hızır (a.s) ile sohbetinde Hızır (a.s) ona, sen hem seyyidsin hem de şerifsin demiş olabilir. O da ona binaen onu ona söylemiş olabilir. Gizli kalması şartıyla söylediğine göre böyledir. İnşaAllah seyyidtir Bediüzzaman Hazretleri de, iftihar ederiz gayet de. Zaten seyyidler Mehdi (a.s)’ye yardımcı olacaklar, diyor Bediüzzaman. Bütün büyük ulema Güneydoğu’da hep seyyidtir zaten. Muhammed Raşit Erol Hazretleri de seyyidtir. Efendim Seyh Ahmed Yasin Hocamız da seyyid, Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri de seyyid. Vekillerin bir çoğu seyyidtir, inşaAllah. Büyük ulema alimlerin %80-90’ı seyyidler, bunda şaşırılacak bir şey yok. Bediüzzaman’ın seyyid olmasından daha doğal ne olabilir? Abdülkadir Geylani Hazretleri de seyyid, inşaAllah. Ama belgeli olarak, aneneli olarak seyyid olduğuna dair belge yok. Hızır (a.s) ile sohbette söylenince, tabii bunu etrafa söyleyemez ama ona söylemiş olabilir, kendi sözü olarak söylediği doğru. Ben kendimi diyor seyyid bilmiyorum, diyor. Doğru söylüyor, yalan söylemiyor, belgeli aneneli olarak seyyid olduğuna dair bir belge yok. Onunla ilgili sözlerinin yalan olduğunu söylemek vicdansızlık olur. Ama Hızır (a.s)’ın naklettiğini söylerse, bir kişiye özel olarak söylerse, bunu söyleyebilir, inşaAllah.
Evet şimdi Murat Çağlayan kardeş bak buradaki sözü çok iyi dinleyeceksin. O zaman bak burada bir sır var, onu kavramaya çalış. “Gavs Hazretlerine sorulmuş” Murat iyi dinle şimdi. “Efendimiz bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, Vird ehli vardı. Şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindedirler.” Bu kısma çok dikkat edecek Murat Çağlayan. “Bu niçin böyle oluyor? ‘Gavs Hazretleri buyurmuş: "Evet artık hidayet kalmamış da ondan. Bizimkisi bu zamanda” bakın Allah adına yemin ederek söylüyor “bu zamanda vallahi bir idaredir, aldatmaca gibi bir şey. Çünkü tam hidayet artık Hz. Mehdi (a.s.)’nin elindedir. Tam manasıyla hidayeti Mehdi (a.s) yapacak. Biz ise çoluk çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse öyle yapıyoruz.’” Bu ne demektir? Tarikatlar kalktı demektir. Bunu Şeyh Nazım Hocamız da söylüyor. Buradaki ifadede; halifelik yapsalar dahi, tarikat devam etse bile hükmen kalkmıştır, inşaAllah. En yetkili ağız söylüyor bunu, daha bunun üstüne ne olur? Şeyh Nazım Hazretleri de söyledi, tarikatlar kalkmıştır, dedi. En yetkili ağız söylüyor bunu. Efendim yine Ali Haydar Efendi, Şeyh Mahmud Hocamız’ın Hocası Ali Haydar Efendi hilafet vermemiştir. Kendisinden sonra kesmiştir, icazet vermemiştir, icazetli olarak bir halifesi yok. Bu ne demektir? Mehdi (a.s) geldi demektir. Çünkü bir alim Mehdi (a.s)’nin geldiğini bilerek devam etsin demez ama usulen hükmen devam eder, o ayrı bir meseledir. Ama manen derinliğinde bitmiştir. Ve bütün hidayetler Mehdi (a.s) kanalıyla, Mehdi (a.s) vesilesiyle şu an dünyaya yayılıyor, inşaAllah. Ne yapıyoruz?
ALTUĞ BERKER:Yarım saat sonra Kahraman Maraş Aksu TV’den devam ediyoruz, inşaAllah Hocam.
SUNUCU:“Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” Programı’mıza 00.30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV, Gaziantep Olay, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo ve Harun Yahya sitemizden devam edeceğiz.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...