ADNAN OKTAR: “Selamun aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatuhu. “Sevgili Muhammed Adnan Hocam, Allah aşkına dua buyurunuz ki, inşaAllah hocam benim bir sorum olacaktı. Deccalin seyyidlere karşı tavrı nasıl olacak? Onların aleyhlerine karşı ne yapacak Ahir zamanda?” Muttaki mümin Müslümanlara tabii ki saldırıyor, saldıracaktır. Dikkatlice bakılırsa sürekli saldırdıkları görülüyor. Nerede takva, samimi Müslüman varsa, ya iftira ederler, ya hakaret ederler, ya öldürmeye kalkar, ya hapsetmeye kalkar, ya yaralamaya kalkar, bir şey yapacaklardır. Berker Hocam ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam, eğer uygun görürseniz bir iki tane yazı vardı. Bazı yazarların bir-iki görüşü vardı. Mesela Milliyet’ten Mehmet Tezkan şöyle demiş hocam, Blair’in bir konuşma programı vardı, Tony Blair- İngiltere Eski Başbakanı, onun gibi düşündüğünü söylemiş, açıklamış. Haşa, dinin günümüze göre yorumlanması gerektiğini yazmış. Konuyla ilgili din alimlerine şöyle bir soru yöneltmiş -Allah’ı tenzih ederim- kendince; “eğer Kuran’da yazılanlar kıyamete kadar geçerli ise ve beş yüz yıl önceki yaşamla, beş yüz yıl sonraki yaşam birbirinden farklı olacaksa, o zaman ayetlerin her çağa göre yeniden yorumlanması gerekmez mi?” diye sormuş hocam.
ADNAN OKTAR: Onlar dini, İslam’ı derinliğine bilen, kavrayan insanlar değil, onlar teknik yönden bakıyorlar. İslam’ı böyle bir felsefe gibi görüyorlar, o yüzden kendi kafalarına göre bu tip sözler söyleyebilirler. Onları bu konuda eğitip, doğru yolu onlara göstermek lazım. Ama genel olarak çok kültürsüz ve çok sathi bakıyorlar dine, İslam’a. Çok çok yüzeysel bakıyorlar, derinlikleri yok. Önce derin bir din bilgisine sahip olmaları lazım. Bir kere Kuran’ı baştan sona okumaları lazım, hadisleri incelemeleri lazım, ondan sonra.
Ahmet Yavuz; “Hocam burada birkaç cemaatten kişiler var. Şeyhim sultanım Şeyh Nazım Adil El Kıbrısi Hazretleri hakkında edepsizce konuşuyorlar, iftira atıyorlar, İngiliz ajanı diye. O da beni çok üzüyor, çok çaresiz kalıyorum, onlara karşı bir şeyler yapmak istiyorum, inşaAllah. Öyle olmadığını onlara nasihat eyler misiniz? Ellerinizden doya doya öperim. Şu an kuyuya atılmış gibiyim, inşaAllah tez zamanda şeyhimi ziyaret etmek istiyorum, sizleri çok seviyorum. Ahmet Yavuz.” Bir kere üzülmek haram, onu kaldır. Müslüman ne üzülecek? Şevki artar. “Kuyuya atılmış gibiyim.” O da yersiz. Biz zaten burada imtihan oluyoruz, imtihan olurken Müslüman her türlü zorlukla karşılaşır. Şeyh Nazım Hocamız Mehdi (a.s.) safında olduğu için, Mehdi (a.s.) taraftarı olduğu için, Hz. İsa (a.s.)’ı sevdiği için, ondan taraf olduğu için, tabii ki onun karşısında deccallyet kuduracaktır ve deccalin adamları saldıracaklardır. Her türlü saygısız, küstah, münasebetsiz ifadelerde bulunurlar. O mübarek şeyhimizin manevi makamını yükseltir, değerini artırır, onu büyütür gözümüzde, ona sevgimizi artırır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e bizim sevgimiz ona yapılan saldırılarla artmıştır, değil mi? Hz. Yusuf (a.s.)’a da saldırı olmuştur, bütün Peygamberana, bütün evliyalara saldırı olmuştur, hapsedilmişlerdir. Allah, manevi makamını yükseltmesi için değerli şeyhimize, sultanımıza o tip kişileri musallat eder Cenab-ı Allah imtihan olması için. “İngiliz ajanı,” kardeşim, böyle on tane İngiliz ajanı olmuş olsa, İslam ahlakı dünyaya hakim olur. Şeyh Nazım Hocamız gibi. O anlamda hepimiz ajan olalım o zaman. İngiliz ajanı olmakla İslam’ı bu kadar yaymak, bu kadar güzel insanlar yetiştirmek mümkün oluyorsa, Kuran bülbüllerini böyle dünyaya salmak mümkün oluyorsa, bütün Müslümanlar o zaman İngiliz ajanı olmuş oluyor. Bu hasut ve kıskanç kişilerin böyle psikopatlık yapmasından etkilenmeyecek kardeşimiz. Şeyh Nazım Hocamızın değerini, kıymetini bilmeyenler bunlar. Küfür ehlidir. Bunlar esrar içsin, şarap içsin, yan gelip yatsın, ahlaksızlık yapsın, içip nara atsın, kepazelik yapsın, ona buna saldırsın, en sonunda da gelir Şeyh Nazım Hocamıza böyle sözler söylerler. Bu edepsizlerin muhatabı olmayacak kardeşlerimiz. Üzülüyor demek, ben o adama değer verdim anlamına gelir. Çok çirkin, çok yanlış. Aşağılık adamlara değer vermek, onların sözüne değer vermek insanı küçültür. Sakın ha Ahmet! Bir daha böyle bir şey olmasın, muhatap dahi olmayacaksın. İt ürür kervan yürür derler, değil mi? İt ürüdüğünde onu sorun haline getirirse bir insan bu olmaz. Sakın böyle çaresiz ifade… Ben bir kere böyle bir Müslüman tipi görmeyeyim. Çaresizim, üzüldüm, korktum, tedirgin oldum, işte kuyunun dibinde gibiyim, kuyunun üzerindeyim, sakın ha. Müslüman Hz. Ali (r.a.) gibi, Resulullah (s.a.v.) gibi olacak, inşaAllah. Mangal gibi olacak yüreği, delikanlı olacak. Hz. Ali (r.a.)’ı on yedi yerinden yaraladılar, gitti Hayber Kalesi’nin kapısını söktü. Umutsuzluk, ümitsizlik, neşesizlik, şevksizlik Müslüman’a yakışmaz. Canlı olacak.
“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için "Atatürk’le aynı idealleri paylaşan bir hareketle liderlik ediyor ve mükemmelliyetçi ve despot değil" diyormuş.” Bu nedir, “Wikileaks belgeleri” diyor, doğru mu bu?
ALTUĞ BERKER:Hocam, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Belgeleri niye çıkardıkları biraz şüpheli.
ADNAN OKTAR: “Bu da gösteriyor ki, Atamız Türk devletlerinin İslam alemine liderlik edip bir araya gelmelerini Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan Beyefendi gibi istiyormuş.” Tabii biz onu yayınladık zaten, defalarca yayınlamıştık. “Sayın Hocam” diyor Aliye Gürçay, “siz sürekli olarak programlarınızda Atatürk’ün de Türk-İslam Birliği ülküsü içinde olduğunu ve hayatı boyunca bu amaç için uğraştığını ve ateist masonlar tarafından şehit edildiğini söylemiştiniz. Dün yayınlanan Amerikan kaynaklarında geçen şu ifade sizin ne kadar haklı olduğunuzu doğruluyor” diyor. Demin okuduğum kısmı yazmış kardeşimiz, doğru söylüyor.
Tayfun bir şeyler anlatmış, biraz da sen oku şuradan. Nedir bu anlattığı?
ALTUĞ BERKER:Yüzüklerin Efendisi’yle ilgili bölüm, değil mi hocam?
ADNAN OKTAR: Evet. Kim bu Yüzüklerin Efendisi?
ALTUĞ BERKER:Bir film, ben onu hiç seyretmedim hocam. “O film konu itibariyle deccal, Mehdi (a.s.) ve Mesih (a.s.) konularını işliyordu, bilmem seyrettiniz mi? Deccal uzun kulede ateş içindeki tek göz Sauron, Mehdi (a.s.) Gandalf (beyaz elbiseli büyücü) ve Mesih (a.s.) olarak yine filmdeki Aragorn. Mehdi (a.s.) yani Gandalf, Mesih Aragorn’u tek görüşte tanıyor ve parçalanmış kılıç tamir edilerek, filmdeki Mesih Aragorn’a veriliyor. Yine filmdeki Mesih Aragorn elindeki kılıcıyla bir mağaraya girip ölüleri canlandırarak, Sauron’un (deccalin) tüm canavarlaşmış ordusunu, bir kalede hapsolmuş insanları öldürmek ve onları yok etmek üzereyken, Mehdi (a.s.) ölüler ordusuyla deccalin tüm ordusunu yok ediyor. Bu film hakkındaki tüm görüşlerinizi öğrenebilir miyim?” diyor Tayfun, hocam.
ADNAN OKTAR: Mehdiyet tabii filmlere, romanlara konu oluyor. Ama en önemlisi dünya siyasetinde temeli teşkil ediyor. Şu an Amerikan siyaseti, Rus siyaseti tamamen Mehdiyet’e ve Mesihiyet’e göre yönlenmiş durumda, inşaAllah.
Berker Hocam, hocalarımızın filmlerinden seyredelim biraz. Şu Cübbeli Hazretleri’nin Mehdi (a.s.)’yi anlattığı çok güzel konular var, böyle Mehdi (a.s.)’yi övdüğü, izah ettiği, bir onları izleyelim. Bir de Şeyh Nazım Hocamızın talebelerinin güzel izahları var, onları da izleyeceğiz. Yine Şeyh Nazım Hocamızın mürşitlerinden, onun yetiştirdiği değerli insanlardan bazı anlatımlar var, onları da izleyeceğiz.
-VTR- (Bediüzzaman’ın Vekillerinden Biri Olan Has Talebesi Seyyid Salih Özcan, Hz. İsa (a.s.)’ın Nuzulünün Yüzde Yüz Kesin Bir Gerçek Olduğunu Anlatıyor)
ADNAN OKTAR: “Bidayeten” diyor Bediüzzaman zaten, “bidayeten.” Yani “bidayeten tanınmaz,” başlangıçta. Başlangıçta Mehdi (a.s.) da, deccal de, süfyan da, İsa (a.s.) da tanınmıyor. Ama bidayeten ne demek? Başlangıcında. Başlangıcında tanınsa zaten vazifesini yapamaz. Deccal çıktığı bilinse durdururlar, Mehdi (a.s.)’ın çıktığı bilinse durdururlar. Dolayısıyla başta bilinmemeleri çok normal, en sonunda biliniyorlar. Şeyh Abdülkerim Hocamızın ve Şeyh Ahmet Yasin Hocamızın yeni videoları var, seyredelim.
-VTR- (Şeyh Abdülkerim Hazretleri Hz. Mehdi (a.s.)’ı Anlatıyor)
ADNAN OKTAR: Abdülkerim Efendi, Şeyh Nazım Hocamızın yetiştirdiği mübarek mürşitlerden, mübarek alimlerden birisidir. Çok güzel bir Mehdi (a.s.) sevgisi kalbinde yeşermiş, maşaAllah. Mehdi (a.s.)’ın da bu yüzyılda geleceğini, Mehdi (a.s.)’ın şu an vazife başında olduğunu bilen ve savunan önemli alimlerden bir tanesidir, maşaAllah.
-VTR- (Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hazretleri Hz. Mehdi (a.s.)’ın Türkiye’de Olduğunu Anlatıyor)
-VTR- (Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hazretleri Hz. Mehdi (a.s.)’ın Hayatta ve Bizim Ülkemizde Olduğunu Anlatıyor)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Her yerde Mehdi (a.s.), her yerde Türk-İslam Birliği, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman Hazretleri Mehdi (a.s.) o vazifeyi uzmayı yapmaya çalışır” derken, “ulemanın ve seyyidlerin desteğiyle, inşaAllah o vazifeyi uzmayı yapacaktır” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yalnız tabii Salih Özcan Hocamızla inşaAllah bu konuşmalar çok hayati, çok önemli. Aynı şekilde Sungur Ağabey ile de bu konularda görüşelim. Sungur Ağabey de çok hayati, onun açıklamaları. Sungur Ağabey, Seyyid Salih Özcan’da mı daha çok bilgi vardır dedi sana, konuştuğunuzda, ne dedi?
ALTUĞ BERKER: “İslam Birliği konusunda o bilgilidir dedi, ancak Mehdiyet’in incelikleri konusunda da Salih Özcan Ağabeyimiz Sungur Ağabey’in daha bilgili olduğunu söylüyor, “özel bilgileri olabilir” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: "Onunla da görüşün" dedi, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, hocamızla da onu fazla yormadan görüşelim, inşaAllah.
“Selamun aleyküm çok sevgili, saygıdeğer hocam” diyor. “Seyyid Salih Hoca ile yaptığı görüşmede acaba cennet mekan sevgili Said Nursi Hazretleri Seyyid Salih Hocamıza Hz. İsa (a.s.) hakkında herhangi bir bilgi vermiş midir?" Berker ara ara gidip görüşüyor. İnşaAllah bir daha görüştüğünde bu konuda da biraz bilgi alırsın.
ALTUĞ BERKER: Peki hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Fatma Betül de, deminki açıklamam çok hoşuna gitmiş. Ben en dürüst, en samimi, en doğru neyse onun peşindeyim. Ben saplantılı bir insan değilim, makul düşünen bir insanım. Bediüzzaman "ben seyyid değilim, bu zamanda seyyidler bilinmez” diyor. “Manen seyyid sayılabilirim” diyor yani elindeki mevcut imkanlarla, teknik imkanla soy ve silsile olarak “ben kendimin seyyid olduğunu bilmiyorum” diyor. Yani “ona ait bir belge yok elimde” diyor. Bu dürüst, doğru bir açıklama. Yalan söylemiyor. Ama özel bir bilgi aldığı anlaşılıyor. Çünkü yakaza halinde Hızır (a.s.) ile sürekli bağlantı halinde Bediüzzaman. Yakaza haline de rahatlıkla geçebilen bir insan. Talebeleri yakaza halinde olduğunu Allah-u alem fark edebiliyorlar. Çünkü gözünü tek bir noktaya dikiyor ve sürekli konuşuyor. Benim kanaatim Hızır (a.s.)’dan aldığı bilgileri aktarıyor. Hızır (a.s.) Bediüzzaman’a muhtemelen kendisinin soy olarak seyyid ve şerif olduğunu söylemiş. Ama diğer dediği de doğru Bediüzzaman’ın. Yani “benim elimde bir şecere yok. Senetli ve ananeli olarak ben kendimi seyyid bilmiyorum” sözü de doğru. Yani çünkü Bediüzzaman’ın orada doğru söylemediğini söylemek haram olur, çirkin olur, iftira olur. O doğru değil. Yani onunla ilgili bütün söyledikleri, manen seyyidim dediği, tamamı doğru. Ama orada aldığı bilginin özel bilgi olduğu ve özel saklanması kastıyla Seyyid Salih Özcan Hocamıza söylediği anlaşılıyor. Yani özel olarak söylediği anlaşılıyor. Çünkü “ömrünün sonuna kadar kimseye söyleme” dediğine göre bunun Hızır (a.s.)’ın ona tembihlemesi olduğu anlaşılıyor. Hızır (a.s.) demiştir mesela “bunu sana sır olarak söylüyorum, sadece tek bir talebene söyle, o da kimseye söylemesin” demiş olabilir. Bu tarz bir şey olmuş olabilir. Fakat araştırma yaptığımızda, yani şu an bakmış olsak böyle bir belgeye rastlamıyor olabiliriz. Ama bir veya iki veya üç kuşak öncesinde muhtemelen Bediüzzaman seyyid bir sülaleden geliyor. Muhtemelen değil, öyle. Öyle olduğu anlaşılıyor, evet. Benim kanaatim seyyid olduğu kanaatindeyim. Şu anki o açıklamaya göre öyle olduğu anlaşılıyor. Çünkü sen konuştun değil mi Seyyid Salih Hocamızla? Ne dedi sana bu konuda?
ALTUĞ BERKER: “Bana özel söyledi dedi” hocam. Yani hem Hasani, hem Hüseyin tarafından seyyid olduğunu ama “"ölene kadar söyleme" dedi” dedi, inşaAllah. manen söylediği, manen benim anladığım, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Üstad’ın yazdığı.
ADNAN OKTAR: Üstad ama Seyyid Salih Hocamıza söylediğinde -yazdığında “manen seyyidim” diyor- ama ona hitabında nasıl bir anlam çıkıyor, senin o konuşmada?
ALTUĞ BERKER: Allah-u alem o fiziken seyyid olduğunu zannediyor, Seyyid Salih Özcan Hocamız, fiziken seyyid olduğu kanaati oluşmuş o konuşmada hocam. Ama dediğiniz gibi, bir belgesi yok hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Benim kanaatim, o anlattığı açıklamaların tamamı doğru Bediüzzaman’ın fakat Hızır (a.s.)’dan aldığı bilgiye göre de bunu özel bilgi olarak söylemiş. Bunu da “gizle” diyor, olay bu, başka da karışık bir şey yok, inşaAllah.
“Selamun aleyküm hocam. Sizleri uzun zamandır izliyorum. "Hz. Mehdi (a.s.) gelecektir. Bütün alametleri oluştu" diyorsunuz ve "Hz. Mehdi (a.s.) şu an faaliyettedir"” diyorsunuz. Bediüzzaman da "’2010’da Hz. Mehdi (a.s.)’ın cemali görülecek’ diyor" dediniz. Neden hala Hz. Mehdi (a.s.) yoktur? Kendisi, ne adı, ne faaliyetleri bilinmiyor? Siz de Mehdilik’i kabul etmiyorsunuz. Mehdi şu anki şahs-ı manevi olabilir mi? Şu an İslam Birliği’ne doğru gidiliyor, Mehdi (a.s.) bu olabilir mi? sizin bir belgeselinizde Hz. Mehdi (a.s.)’ı şahs-ı manevi olarak bildiriyorsunuz. Ali Akkurt.” Doğru, ben daha önce hazırladığım kitaplarda, belgesellerde Mehdiyet bir şahs-ı manevidir diyordum ama onu ben tedbiren söylüyordum, yani bir maslahat icabı onu söylüyordum. Yoksa Mehdi (a.s.)’ın şahs-ı manevi olmadığını bilmeyen hiç kimse yoktur. Yani şahs-ı manevi diyen alimler, kişiler, hepsi şahıs olduğunu biliyorlar. Çünkü ben özel görüşmeler yaptım, Nur talebeleri ağabeylerle özel görüşmeler yaptım. Evlerine de gittim ben. Beraber gittik hatta, hatırlıyorsun, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Beraber hocam, evet.
ADNAN OKTAR: Bütün ağabeyler oradaydı.
ALTUĞ BERKER: Yeni nesil gruptan ağabeyler, tanınmış ağabeyler.
ADNAN OKTAR: Tanınmış ağabeylerin hepsi oradaydılar. Bize de geldiler, orada da konuştuk. “Biz Mehdi (a.s.)’ın geleceğini biliyoruz, şahıs olarak geleceğini biliyoruz” dediler. “Ama böyle” dediler yani. Ne söylemişlerdi o gün, hatırlıyor musun?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah hocam. Bediüzzaman’ın değeri düşer mi endişesi taşıdığını Nur talebesi kardeşlerinin, böyle bir endişeden kaynaklanan bir durum olduğunu, ondan dolayı böyle söylendiği veya konuşulmadığını Nur talebeleri aralarında, yoksa Mehdi (a.s.)’ın geleceğini bildiğini, hatta Üstad’ın söylediği materyalizmle, Darwinizmle mücadelenin görüldüğüne dair size de ifade etmişlerdi hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak, mesela seyyidimiz mübarek Ahmet Yasin Hocam diyor, “ben Mehdi (a.s.)’ı gördüm” diyor. Demek ki imanın nuru ile görülüyormuş. Bizim de gözlerimiz bir süre sonra açılacak, biz de göreceğiz, inşaAllah. Yalan söyleyecek durumu yok. Çok mübarek, çok dürüst, samimi bir insan. Dürüstlüğüyle tanınan, doğruluğuyla tanınan bir insan. Hayatında yalan söylememiş bir insan. Gayet kendinden emin olarak, candan bir üslupla, “ben Mehdi (a.s.)’ı gördüm” diyor. Bir bildiği var yani, inşaAllah.
“Neden hala Hz. Mehdi (a.s.) yoktur? Şu an dünyadaki İslami gelişmenin sebebi, yönlendiricisi zaten Mehdi (a.s.)’dır. Şahs-ı manevinin yönlendiricisi yine Mehdi (a.s.)’dır. Yani şahs-ı manevi şu an hareket halinde, onu da yönlendiren Mehdi (a.s.)’dır. Cenab-ı Allah “Mehdi (a.s.)’ın yüzü suyu hürmetine kıyameti durduracağım” diyor. Kıyameti durduruyor, hadis var. Mehdi (a.s.)’ın ortaya çıkışı en az on yıl sonradır yani tam, net fark edilmesi. Onu da söyleyeyim. “Ne de faaliyetleri bilinmiyor.” İnsaf, insaf, insaf. “Faaliyetleri bilinmiyor.” O zaman bu Türk-İslam Birliği nasıl oluştu? İttihad-ı İslam nasıl oluştu? Son aşamasına geldik, değil mi? Ve bu kadar imanlı nesil gelişti ve yerinden oynuyor bütün dünya, değil mi? Neden hala Mehdi (a.s.) yoktur? Zaten ahir zamanın özelliğidir. Bediüzzaman, “imanın nuru ile görülecek” demek, ne demek? “Halk Mehdi (a.s.) yoktur, göremedik” diyecektir. “Biz göremiyoruz” diyecekler. Zaten Mehdi (a.s.) zuhur etmiş olmaz o zaman. Mehdi (a.s.) çıktığında halk “görüyoruz” diyorsa o Mehdi (a.s.) değildir. Mehdi (a.s.)’ın görünememesi, imanın nuruyla az insan tarafından görünmesi esastır. Gittikçe görenlerin sayısı artacaktır. Tedricen artacaktır. “Kendisi ne adı ne faaliyetleri bilinmiyor.” Adı biliniyor, adı Mehdi (a.s.), inşaAllah. Adı bilinmiyor diye bir şey yok. Muhammed Mehdi (a.s.), inşaAllah. “Faaliyetleri bilinmiyor.” Bu dürüst değil işte. Ali, ben burada senin bu ifadeni dürüst bulmadım. Faaliyetleri nasıl bilinmez? Dünya, yer yerinden oynuyor. Amerika, Irak’ı işgal etti, Mehdi (a.s.) gelecek diye. Afganistan’ı işgal etti ve Amerika’nın dış politikası şu an direkt Mehdiyet’e göre yönleniyor. Nasıl bir faaliyet olmuyor? Afganistan, Irak bütün İslam alemi ayakta. Amerika’daki gizli bilgilerde bizim Dışişleri Bakanımız için ne diyor, değil mi? Akıl almaz sözler ediyorlar ve iddia ne? “Türk-İslam Birliği geliyor” diyor. Bakın, Amerikan gizli bilgileri, daha yeni açıklandı. Sen bunları nasıl bilemezsin? Türkiye, Dünya yıkılıyor. İttihad-ı İslam geliyor, Türk-İslam Birliği geliyor diye, değil mi? “Siz de Mehdilik’i kabul etmiyorsunuz.” Tabii kabul etmem. Kim kabul ederse o Mehdi (a.s.) değildir ve dinden çıkar, Allah esirgesin. Ben Mehdilik iddia etmem. Mehdi (a.s.) şu anki şahs-ı manevi olabilir mi? Hangi tarihte Mehdi (a.s.) şahs-ı manevi olmuş Hz. Adem (a.s.)’dan itibaren? Hangi Mehdi (a.s.) şahs-ı manevi olarak çıkmıştır? Hiç böyle bir şey yok. Ne Kuran’da, ne hadiste, ne İslam tarihinde. İnsaf etsinler. İlk defa böyle bir iddia ortaya atılıyor. Bu deccaliyetin bir oyunudur. Hiç bir kardeşimiz buna gelmesin. Mehdi (a.s.) bir insandır, etten-kemikten oluşmuş bir insandır. Tek bir beyindir, onun liderliğinde Müslümanlar birleşecekler. Yani şahs-ı manevi dediğin milyonlarca beyin, milyonlarca gözdür. Bu sistem içerisinde Müslümanların toparlanması, birleşmesi mümkün olmaz. Yani şahs-ı maneviden Mehdi (a.s.) olursa işte Müslümanlar bu hale gelir. Paramparça, birbirleriyle uğraşan, mezheplere ayrılmış, cemaatlere ayrılmış, birbirlerine olmadık söz söyleyen kişiler oluşur. Bak, Cübbeli’nin hali ortada, görüyorsunuz. Mürşidine, eline kapanıp dua aldığı, elini öptüğü, “siz kutupsunuz” dediği kişiyi akıl hastalığı ile itham ediyor. Aklını kaybetmekle itham ediyor ve çok ağır hakaretler ediyor. Ve sudan bir nedenden, yani onu imtihan eden bir şeyhe, imtihan edecek bir söze ve onun gerçek kişiliğini ortaya çıkarmak için söylenmiş bir söze, onun içindeki nefreti özellikle Müslümanlara göstermek için söylenmiş ledüni ve batıni bir söze karşı yaptığı üslup budur ve o batıni-ledüni ilmin bir zuhuru olarak bugün Cübbeli’nin ne olduğu ortaya çıkmıştır. Yani Şeyh Nazım Efendimiz’e bunu söyleyen kişi diğer Müslümanlara, diğer cemaatlere neler söyler bir düşünün. Bu kadar mübarek, bu kadar muhterem, bütün dünyanın sevdiği, Asya’daki birçok krallar, padişahlar, başbakanlar, bakanlar hep mürididir, talebesidir Şeyh Nazım Hocamızın. Dünyada aşkla sevilen bir insandır. Sen ona böyle bir nefret duyuyorsan, tabii ki Türk-İslam Birliği’ni istemezsin. Tabii ki İttihad-ı İslam’ı istemezsin. Ama Fatih Baban seni destekliyor, Cübbeli Efendi, değil mi? O seni manevi evlat edindi. Sen de onu manevi baba edindin. “Baba, baba” diye peşinde geziyor. Fatih Altaylı’nın programında da Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri’ne, sultanımıza olmadık sözler ediyorlar. O, onun değerini ve büyüklüğünü ispatlayan bir imzadır. Gönlümüzde taht kurmasına, derin sevgi duymamıza sebep olan çok büyük ibadetlerdir. İstediklerini söylesinler o söyledikleri söz, o çirkin söz döner havaya, ilgili sahibine gider, döner, inşaAllah . Bakın Mehdilik’in şahs-ı manevi olmadığını en yetkili ağızdan duydunuz ve “Mehdi (a.s.) İstanbul’da” diyor. Bir daha Seyyid Salih Hocamızın Mehdi (a.s.)’ın İstanbul’da olduğunu, çıkacağını ve Mehdilik’in şahıs olduğunu söyleyen daha önceki videosunu da, şu anki videoyu da yayınlayın.
-VTR- (Seyyid Salih Özcan Hocaefendi: “Hz. Mehdi (a.s.) bir şahıstır, şahs-ı manevi değildir”)
-VTR- (Seyyid Salih Özcan Hocaefendi: “Mehdi İstanbul'dan Çıkacak”)
ADNAN OKTAR: Bitti, son söz budur, Seyyid Salih Özcan Hocamızdır. Ayrıca bizimle özel görüşmesinde “geldi Mehdi (a.s.)” diyor. Üç defa tekrarlamış, “Mehdi (a.s.) geldi” demiş. Bediüzzaman’ın ifadesine göre de geldi. Şimdi, Mehdi (a.s.) zıtları da, Mehdi (a.s.) karşıtları da olacaktır tabii. Bu bizim heyecanımızı acayip arttırır ve çok büyük bir mucizedir. Yani Mehdi (a.s.) düşmanları olması, böyle deccal takımı olması; Mehdi (a.s.)’ın getireceği güzel sisteme, özgün sisteme, sevgi dolu sisteme kin duymaları. Mesela açık hanımlara karşı büyük bir kin var deccal takımında. Ben onları çok seviyorum, açık hanımları. Kapalı hanımları çok seviyorum. Kapalı hanımları, yani bu türbanlı dediğimiz hanımları küfürle suçlayan, delaletle suçlayan takım var ayrıca. Bakın, ben onları çok seviyorum ve onları kardeşim olarak cennette de görmek istiyorum. Çarşaflı hanımları da çok seviyorum, acayip saygı duyuyorum ve çok değer veriyorum. Onlar benim canım, hepsi, inşaAllah. Fakat çarşaflı olmak da yetmiyor bir kısmına, diyor ki; “yüzünü açmış” diyor. Yani onu da fasıklıkla suçluyor. “Müslüman bunu yapamaz” diyor. “Ne yapması gerekir?” diyor. “Bir gözüyle bakması gerekir” diyor. Onu da fasıklıkla suçluyor. “Bir gözüyle fitne çıkarıyor, o gözünü de kapaması gerekir” diyor. Yani ona da razı değil. Ben hepsini çok seviyorum; bir gözü açık olanı, peçeli olanı, çarşaflı olanı, türbanlı olanı, açık olanı, hepsini çok seviyorum. Hepsi benim canım, hepsi benim kardeşim, hepsini de cennette kardeşim olarak görmek isterim, inşaAllah.
“Kırk yaşında sosyalist ve ateist bir insanım. Televizyon kanalları arasında dolaşırken programınıza rastladım.” Çok ilginç. “Kırk yaşında sosyalist ve ateist bir insanım. Televizyon kanalları arasında dolaşırken programınıza rastladım. Ben ömrümde böyle güler yüzlü, böyle hoş sohbet, böyle nurlu bir insan görmedim. Bu bir ekran hilesi midir, yoksa gerçekten hocanın yüzünde gerçek müthiş bir parlaklık var mıdır? Hocamızın anlattıkları gerçekten bu kadar hümanist, sosyal ve insan sevgisi üzerine ise, bizler bugüne kadar sosyalizm ile aldatıldık mı? Programın başından sonuna kadar hep hile, bir açık aradım ama bulamadım. Belki yanlış bir şey söyler, hata yapar diye ama hocamız kesinlikle bizim TV’lerde ve gazetelerde gördüğümüz bazı şaklabanlar gibi değil. Lütfen hocamızı daha sık TV’lerde görmek isteriz.” MaşaAllah, maşaAllah. Metin Karadaş. Metin bu soyadı nereden buldun kendine, ilave ettin? Metin’in kendi soyadı değil çünkü bu. Kalbin kara olmayacak Metin, ruhunu açacaksın, tertemiz olacaksın. Karadaş soyadı tabii olabilir de fakat kendi soyadı değil. Mehdi (a.s.)’a karşı kalbinde sevgi olsun, Resulullah (s.a.v.) seviyor. Resulullah (s.a.v.)’i seviyorsan, Allah’ı seviyorsan Mehdi (a.s.)’ı da seveceksin. Bu Mehdi (a.s.) kini mazaAllah deccallerde olur, değil mi? Tuğyan ve delalette olur. Mehdi (a.s.)’a karşı Hz. İsa (a.s.)’a karşı kabinde muazzam bir sevgi, muhabbet olacak. Onlara sarılmak isteyeceksin, onları sevmek isteyeceksin. Çünkü onlar geldiğinde dünyada tahminin, tahayyülün üzerinde bir huzur ve mutluluk oluşacaktır. Bütün insanlar “Allah’a şükür, elhamdülillah, dünya varmış” diyecekler. Üzerlerinden bir ton yük kalkmış gibi olacak. Fitne, fesat, fücur, karanlık ruhlar, karanlık üsluplar, ruhu kararmış insanlar kalmayacak. Sen de rahatlayacaksın. Tabii, inşaAllah Allah hidayetini arttırsın, bilgini arttırsın, Allah kalbine Mehdi (a.s.) sevgisi versin. Mehdi (a.s.) yobaz olmayacaktır, anti-yobaz olacaktır. Mehdi (a.s.) karanlıkları delmek için gelecektir. Mehdi (a.s.), sanatı öldürenleri durdurup, sanatı geliştirecektir. Mehdi (a.s.), bilimi durduranları durdurup, bilimi geliştirecektir. Mehdi (a.s.), Müslümanları bölmek isteyen, mesela Alevi, Sünni, Bektaşi diye birbirlerine düşürmek isteyenlerin karşısına bir engel olarak çıkacaktır. Bunları teşvik etmeyecektir. Hıristiyan ve Musevileri de hak dine, İslam’a davet edecektir, onları da kurtarmak için gayret edecektir. Dinsiz ve ateistlere de şefkatle davranacaktır, onlara da İslam’ı sevdirmeye çalışacaktır. Ama yine de dinsizlerse yine şefkat gösterecektir. Çünkü dürüstçe söylüyor, kahpelik yapmıyor münafıklar gibi, gizlemiyor kendisini, değil mi? Açıkça söylüyor. Allah ona hidayet vermemiş, hidayet için dua edecektir. Onlara şefkat göstererek hakkı ve hakikati anlatacaktır. Dolayısıyla Mehdiyet dünyadan ve Türkiye’den yobazlığı kazıyacaktır, gericiliği kazıyacaktır, karanlık güçleri kazıyacaktır, sevgisiz kalleşleri engelleyecektir. Muhabbeti, şefkati, merhameti ruhlara verecektir, bayram sevincini verecektir. Sokakta gençler gece on iki, bir olduğunda bile coşkuyla sokaklarda gezecekler, sevgiyle. Bir de sokaklar bomboş. Gece-gündüz sevgiyle dolması lazım şehirlerin. Gecesi-gündüzü aynı olması lazım. Gündüz de genç kızlar göğüslerini gere gere gezmeleri lazım. İstediği yere gidecek; Konya’ya, Erzurum’a, Erzincan’a, Fas, Tunus ve Cezayir’e, değil mi? Akşam binecek iki kız arkadaş, “nereye gidiyorsunuz?” “Cezayir’e gidiyoruz” diyecekler. “Ne için?” “Yemek yiyeceğiz de onun için” diyecekler. Pasaport var mı? Yok. Sadece kimliği var üzerinde, o kadar. “Haydi, bize eyvAllah” diyecek, yemeğini orada yiyecek, sabahına buradalar. Ne laf atan, ne yan gözle bakan, ne kötülük eden, kimse yapamaz. Yobazların karanlık dünyasının bu iblisane korkunç kanatlarını yırtacak Mehdi (a.s.). Dünyanın üzerindeki o gerici karanlığı tamamen kaldıracak. Ateizmin, dinsizliğin insanları sürüklediği o kabusu ortadan kaldıracak. Komünizmin, faşizmin insanlara verdiği acıyı, kanı, irini ortadan kaldıracak. Tertemiz, naif, sevgi dolu bir dünya meydana getirecek. Şiileri bağrına basacak, Alevileri bağrına basacak, Bektaşileri bağrına basacak; onların cemine de gidecek, onları koruyup-kollayacak. Kimse onların hakkında tek kelime söyleyemeyecek. Ve sonunda Asr-ı Saadet Müslümanlığı dünyaya hakim olacak. Ben de Allah’ın biçare, gariban bir kulu olarak kenarda bir kapıcı olarak o sevinci seyredeceğim, inşaAllah. Müslüman ümmetinin kapıcısıyım ben, inşaAllah. Mehdi (a.s.)’ın talebelerinden birisinin bile kapıcısı olsam bana bol bol yeter, fazla fazla yeter, inşaAllah, değil mi? Elhamdülillah, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Hocam, Erbakan Hocamız şu an Star TV’de konuşuyormuş ve sizin Siyonizm Felsefesi kitabınızı açmış. Kitabın her yeri çiziliymiş, oradan anlatıyormuş. “Süleyman Mabedini yapacağız, dünya hakimiyetini kuracağız, bizim Mesih (a.s.)’ımız gelecek, Hz. İsa (a.s.) da gelecek” diye anlatıyormuş. “Türk-İslam Birliği’nin kurulacağını” söylüyormuş, inşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: Burada olsa alnından şap diye öperdim Erbakan Hocamızı, şöyle bir bağrıma basardım. Vallahi, billahi. Nerede, Ankara’da mı?
ALTUĞ BERKER:Şu an Star TV’de, Arena’da şu an konuşuyor, inşaAllah. Banttan yayınlanıyor.
ADNAN OKTAR: Dünya tatlısıdır. Bakın Erbakan’a karşı öfke, kin ve nefretin kökeninde ne vardır? Mehdiyet vardır. Allah’a karşı öfke duyanlar, Erbakan’a da öfke duyuyorlar. Siyasi nedenden öfke duyanlar o ayrı mesele, onların Allah kalplerini çözsün, öyle öfke duyulacak bir insan değil. Ama imansızlıktan öfke duyanlar ayrı, ben onları kast ediyorum. Mehdi (a.s.)’a öfke duyanlar Allah’a karşı olduklarından Mehdi (a.s.)’a öfke duyuyorlar. Yani onun yansıması oluyor. Allah’a karşı olan, Allah’a öfke duyan -haşa- Peygamber (s.a.v.)’e öfke duyuyor. Bu böyledir, yani hiç şaşmaz. Allah dostlarına karşı bir öfke seli, ahir zamanda deccaliyet kanalıyla kudurmuş vaziyette. Şeyh Nazım Hazretleri’ne, o güzeller güzeline, o dünya tatlısına karşı öfke deccaliyetin teşvikiyle oluyor. Erbakan Hocamıza karşı öfkenin nedeni deccaliyetin teşvikiyle oluyor. Ama siyasi nedenlerle, samimi olarak eleştirenler oluyor, onlara benim bir sözüm yok, o ayrı. Ama deccali nedenleri olanları kınıyorum. Allah onları ıslah etsin, onlara hidayet versin, inşaAllah.
“Sayın Adnan Hocam, hayırlı akşamlar. Bir kaç sorum olacaktı.” En hoşuma giden isim yalnız, Muhammed Adnan, onu söyleyeyim. Bana yazı yazanlar bunu göz önünde bulundursunlar, inşaAllah. Muhammed kelimesi şahane, yani öyle güzel bir müziği var ki, beynim açılıyor. Muhammed, şahane, inşaAllah. Mehdi (a.s.), acayip yani, böyle ruhum eriyor adeta, o ismi duyunca. Muhammed Mehdi (a.s.), Muhammed çok güzel isim, maşaAllah. Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa, şahanedir Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ismi. Bakın, şu ahenge ve güzelliğe bak; Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa, şahane üstü şahane. “Hz. Mehdi (a.s.)’da olacak üç özellikten biri olduğuna göre, Hz. Mehdi (a.s.) parti mi kuracak?” Partiler üstüdür Mehdi (a.s.), bütün partilere şefkat duyar. Yani parti demek parça demektir. Mehdi (a.s.) parçacı değil, bütünleyicidir. “Babanızın ismi nedir ve kaç kardeşsiniz?” Babamın ismi Yusuf ve bir tane ağabeyim var. “Nerelisiniz?” Ankaralıyım. “Doğum yeriniz neresi?” Ankara yine, 02.02.1956’da Ankara’da doğdum. Evde doğdum ben, inşaAllah. “İnşaAllah, Mehdi (a.s.)’ın bütün özellikleri sizi gösteriyor” diyor. Doğru, birçok yönden benziyor, hakikaten doğru. “Acaba başka birisi Mehdi (a.s.) olursa tepkiniz nasıl olurdu?” Ayağının altını öperim. Öyle bir içim erir, böyle el pençe karşısında kölesi olurum. Şahane olur, şahane olur. Yani müthiş kapıcılık yaparım, acayip yani. Bana emredecek gerisine karışmasın. “Saygılarımla, Hüseyin Köksal.” Hüseyin, ismin çok güzel, maşaAllah. Hüseyin’in kendi ismi bu, inşaAllah.
“Selamun aleyküm hocam. Şu an sizleri izliyorum. Benim sorum, Hz. Mehdi (a.s.) döneminde hastalıklar, sakat doğumlar, kanser gibi çaresiz hastalıklar olacak mı? Yoksa şu an hasta olanlar, Allah’ın izniyle Hz. Mehdi (a.s.)’ın duasıyla iyileşecek mi? Cevabınızı merakla bekliyorum hocam. İyi yayınlar. Orhan Yurdakul, Kayseri.” MaşaAllah, bütün Anadolu kaynıyor, maşaAllah. Şimdi doktorlar ve bilim adamları o kadar şevkli değiller. Mehdi (a.s.) devrinde manevi bir aşk deliliği gelecektir insanlara, aşk. Sanatta, bilimde yerinde duramayacaklar. Dolayısı ile bu hastalıkların da hepsinin çözümü var, bunların hepsine çözüm bulunacak, inşaAllah. “Mehdi (a.s.), döneminde hastalıkları kaldıracak” diyor Cenab-ı Allah. Muazzam bir gelişme olacak. Bilim adamları geceli-gündüzlü çalışacaklar. Bilim tavan yapacak artık, öyle tabir edeyim, modern ağızla, modern üslupla. En yüksek noktaya çıkacak. Sanat en yüksek noktaya çıkacak. Sevgi en yüksek noktaya çıkacak, aşk ve coşku. Halk sarhoş olacak, sarhoş, aşk sarhoşu. Aşk badesiyle, Allah aşkından sarhoş olacaklar. Herkes sarhoş olacak, uyku tutmayacak insanları, inşaAllah. Şu an uyku, uyuşturucu gibi insanlar için, “akşam olsa da yatsak” diyorlar acıdan, sıkıntıdan, değil mi? “Bir uyusam da şu sıkıntılardan kurtulsam” diyor. En az uyumaya çalışacak ki hayatın güzelliklerini göreyim diye. Adamı uyku tutmayacak. Daha sabahın dördünde, beşinde hayat başlayacak, inşaAllah. Normali budur, inşaAllah. Mehdi (a.s.), Allah’ın ‘Şafi’ isminin de bir tecellidir, onu söyleyeyim. Mehdi (a.s.)’ın duasıyla şifa bulan insanlar olacaktır. Elini mesh etmesiyle kısmen bazı rahatsızlıkların da şifa bulacağını anlıyoruz, hissediyoruz. Çünkü Hz. İsa (a.s.)’ın kardeşidir, ona çok benzer, İsa Mesih (a.s.)’a. Birçok yönde Mesih (a.s.)’a benzeyecektir. Zaten göreceksiniz; ikisi zuhur ettiğinde, “kardeş mi bunlar?”, diyeceksiniz, çok benzerler. Ama Mehdi (a.s.) daha yapılıdır, daha geniştir. İsa (a.s.)’ın vücudu daha zariftir, geniş omuzları, zarif. İsa (a.s.) küçük yüzlüdür, çok kibar. Çilli burnu falan, o minik burnu çilli, yüzü de çillidir, elleri de çilli, ayakları da çillidir. Pembe-beyazdır Hz. İsa (a.s.). Saçları yıkanmadığı halde, hani bazı uzun saçlı kişiler olur, hanımlarda da olur, beylerde de olur, yaş gibi görünür saçı. Hz. İsa (a.s.) su değmediği halde yaş görünecektir saçları. Çok keskindir nazarları, gözleri gridir Hz. İsa (a.s.)’ın, gri, inşaAllah. Ama bakışları delici ve çok keskindir, acayip zekidir bakışları. Müthiş bir imana sahiptir, Hz. İsa (a.s.)’ın ana özelliği budur. Müthiş bir Allah sevgisi vardır. Asla vesvese etmez, kuruntu etmez, tevekkülsüzlük etmez, korku nedir bilmez, bir tek Allah’tan korkar Hz. İsa (a.s.), inşaAllah. Eliyle mesh ettiğinde birçok hastalığı giderecek. Cilt bozukluklarında etkisi olacak. Mesela başı ağrıyanı bir kere eliyle mesh etse, geçer, bunu göreceksiniz, inşaAllah. Daha önce de söylemiştim; birkaç tane, iki veya üç tane, birkaç günlük ölü, yani iki günlük, üç günlük ölü, morgdaki ölü, bunu diriltecek; halkın, insanların gözü önünde bunları diriltecek. Kuran'da bunu durduk yere söylemez, Cenab-ı Allah. “Çamurdan kuş biçiminde bir şey yap, üfle; uçtuğunu göreceksiniz,” diyor, “uçacak” diyor Cenab-ı Allah ve uçuyor, inşaAllah. Ama bunlar aklın ihtiyarını almaz, bakın göreceksiniz, alışacak insanlar. Çok severler İsa (a.s.)’ı, çok sevecekler. Mehdi (a.s.) ile ikisi hep sürekli beraber gezecekler, dünyanın her yerini gezecekler. Her şehirde, her yerde ağırlanacaklar. Hadislerde var, “dünyanın her tarafını gezecek Hz. İsa (a.s.)” diyor. Fas, Tunus, Cezayir, Meksika, Rusya, Türkiye, her yere gelecek. Uçakla gideceği için sürekli, bir orada, bir orada olacaklar. Mehdi (a.s.) ile beraber, sürekli beraber, kardeşler zaten. Mehdi (a.s.)’ın en sevdiği insandır. Hz. İsa (a.s.)’ın en sevdiği de Mehdi (a.s.)’dir. Onun veziridir, Mehdi (a.s.)’ın veziridir Hz. İsa Mesih (a.s.). Şimdi, alay edenler, ayette diyor, “senin ümmetin, senin insanların” diyor Cenab-ı Allah Peygamberimiz (s.a.v.)’e, İsa Mesih (a.s.)’dan, yani “Meryem oğlu Mesih (a.s.)’dann bahis geçince, keyifle gülüyorlardı alaycı bir şekilde” diyor. Allah o gülmelerini boğazlarına tıkayacak. Mehdiyet’le alay edenlerin, İsa Mesih (a.s.)’la alay edenlerin kanı, iliği çekilecek. Adam olacaklar, hizaya gelecekler, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Almanya’dan bir mesaj vardı, inşaAllah size; “Selamun aleyküm Arslan Muhammed Mustafa Adnan Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü.
ALTUĞ BERKER:“Yakında Almanca yayınlara başlıyoruz, inşaAllah. Buraları fethedeceğiz, çok yoğun faaliyetlerimiz var, inşaAllah. Hocam yayınımızın başarılı ve etkili olması için dualarınızı bekliyoruz. Almanya’dan, Öztürk Kalem.”
ADNAN OKTAR: Almanlar güzel millettir, Almanları sevsinler. Eskiden beri hep müttefik olmuşuzdur. Çalışkan millettir. Sevgi çok önemlidir. “Ey kafirler, aşağılık adamlar!” diye başlarsan, başından kaybedersin. “Ey Allah’ın kulları!” diye başlayacaksın, değil mi? Şefkatle yaklaşacaksın, samimi olarak kurtarmaya çalışacaksın. Gözlerindeki o şefkati görecekler, o şefkat elektriğini görecekler. Sen onlara aşağılık mahluklar olarak bakarsan, o da sana öyle bakar ve kaybedersin Allah esirgesin. Resulullah (s.a.v.) gibi sevgiyle, şefkatle yaklaşacaksın. Nedir o, canlı yayın mı?
ALTUĞ BERKER:Canlı yayın hocam, evet.
ADNAN OKTAR: Erbakan Hocam mı konuşuyor?
ALTUĞ BERKER:Konuşuyor hocam, evet.
ADNAN OKTAR: Ne şeker, maşaAllah, bu yaşında. Şeyh Nazım Hocam da. Bakın iki büyük mucize var. Biri Şeyh Nazım Adil el Kıbrısi Hazretleri’dir, o mübarek seyyidim. Biri de Erbakan Hazretleri’dir. Erbakan Hocamızın da seyyid olduğu söyleniyor, inşaAllah. Allah-u alem öyledir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. HarunYahya.Tv’de Almanca yayınlar da başlayacak hocam, inşaAllah Öztürk Kalem’in. HarunYahya.Tv’den izleyebilirler hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: HarunYahya.Tv’den, Almanca?
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Haydi bakalım, inşaAllah. Bakın bu yaşlarında, iki kişinin kolunda, o yaşta insanın ağzını açacak takati kalmaz, değil mi? Allah vermesin. Gürül gürül İslam’ı, Kuran’ı savunuyorlar ve aşkla, samimiyetle savunuyorlar. Erbakan Hocamız İsrail’in de kurtuluşunu ister. Bütün İsrail’in Müslüman olmasını ister. Onlara en güzel, en hayırlı hayatın gelmesini ister. Onlara acıdığı için onları kurtarmak istiyor. Ateist siyonizmin elinden kurtarmak istiyor. Çünkü ateist siyonistin gideceği yer cehennem, Allah esirgesin. Onu kurtarmak için oraya yaklaşımı. Yoksa “onlar helak olsun, lanet olsun onlara” anlamında yaklaşmıyor. Hıristiyanlara karşı da çok şefkatlidir Erbakan Hocamız, kurtulsunlar istiyor. Tabii kurtulsun, mutlu yaşasın. “Allah üçtür” demek -haşa- ne korkunç bir şey, ne acı bir şey. Bir insana, yemek yiyen, uyuyan, Allah’a dua eden, doğal ihtiyaçları olan bir insana, Peygamber’e “sen Allah’sın demek” ne büyük zulümdür. Yazık, günah değil mi? Bakın Amerikalı, Avrupalı gençleri hep dinsiz yaptılar bu yüzden. Avrupa’da dinsizlik %99. Yazık, günah değil mi? Mahvettiler çocukları, bunalıma soktular.
Kapalısıyla, açığıyla, çarşaflısıyla benim canım milletim dünya tatlısıdır, hepsi birbirinden güzeldir. Gönülleri çok hoşnut olsun, çok az kaldı. Bakın, ne dediysem çıkıyor. Ben nereden alıyorum? Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözlerinden alıyorum, inşaAllah. Berkerim, sen bir şey diyecekmişsin gibi üslubun var.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam. Dünyanın geçiciliği ile ilgili bir resim gösterebilir miyim hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Göster. Kim o?
SUNUCU:Madonna.
ADNAN OKTAR: Amanın, böyle mi oldu Madonna? Çok güzel bir kadındı. Kardeşim, ben anlamıyorum, biz bunlarla aynı dönemdeydik. Bu terütaze gencecik kadındı bu. Ne kadar çabuk çöküyor bunlar. Bir hayır vardır. İşte alkol, sigara, stres, sevgisizlik; sonucu bu işte. Yoksa yaşı da fazla ileri değil. Ne kadar, kaç yaşında bu?
ALTUĞ BERKER:Ellidir hocam herhalde.
ADNAN OKTAR: Elli. Ben elli dört yaşındayım, bebek cildi gibi cildim, maşaAllah. Bende sigara yok, içki yok, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Elli ikiymiş hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Elli iki. Allah hidayet versin, Allah sevgi versin. Dünya geçici ama o bilmiyor işte. Sadece insanların mutlu olması için gayret ediyor ama insanlar mutlu olmuyorlar işte, öyle olmaz. Allah aşkıyla yanması lazım, Allah sevgisiyle yanması lazım, değil mi? Fani işte, bak. Yarın bir gün ölecek, o saçları mezarda yün yığını gibi oluyor. O gözler, akıyor mezara. Ağız, burun, dil falan kopuyor. Yüzü davul gibi şişiyor, yüz kocaman şişer, çok ürkütücü bir görünümü olur ve akıl almaz iğrenç bir koku meydana geliyor. Allah bunu özellikle yapıyor ki dünyaya bağlanmasınlar diye, daha da fazla bağlanıyorlar, daha da hırs yapıyorlar. Allah, bak kaç çeşit acz meydana getiriyor. Ağzında acz meydana getiriyor, burnunda acz meydana getiriyor, koltukaltlarından meydana getiriyor, vücudunda doğal ihtiyaçlar olarak meydana getiriyor, ayaklarında acz meydana getiriyor. Sürekli insanlar temizleniyor, deodorantlar kullanıyorlar, yıkanıyorlar, ancak kendilerini dengeleyebiliyorlar. Ve kısa sürede de ölüm geliyor, hastalıklar var. Buna rağmen deliler gibi dünyaya bağlanıyorlar. Halbuki Allah’a aşkla bağlansalar, dünyanın şekli bambaşka olacak, huzurları da bambaşka olacak. Böyle deliler gibi bağlanınca da mutlu oluyorlar mı? Yok. Deliler gibi acı çekiyorlar.
“İbni Asakir diyor ki: Ebu Said Ahmed b. Muhammed Bağdadi (aralarındaki ravi silsilesi ile) rivayet etti. Enes b. Malik (r.a.)'dan. O dedi ki, Resulullah (s.a.v.) buyurdu:” Allah’ın ‘Nur’ isminin tecellisi mübarek Peygamberimiz (s.a.v.)’in, mübarek dilinden, “Kim bir din kardeşinin Allah yolunda bir ihtiyacını görürse,” yemek olabilir, hastalığı ile ilgilenmek olabilir, herhangi bir şekilde, “Allah-u Teala onun için, gündüzlerini oruçla, gecelerini de ibadetle geçirmişçesine şu dünyanın 7000 yıllık ömrü müddetince sevap yazar.” 7000 yıllık bir zaman dilimi veriyor. “Dünya 7000 yıl önce kuruldu” demiyor Peygamber (s.a.v.). Bak, diyor ki; “şu dünyanın 7000 yıllık ömrü müddetince sevap yazar.” 7000 yıllık bir zaman dilimi veriyor, “dünya 7000 yıl önce kuruldu” demiyor Peygamber (s.a.v.). Bak, diyor ki; şu dünyanın 7000 yıllık ömrü müddetince sevap yazar.” 7000 yıllık bölümü kadar sevap yazar. Mesela 14 bin yıl da olabilirdi, “7000 yıl” diyor. Dünyanın ömrü hakkında sonra da Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Ahmed İbni Hanbel İlel’inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed’den O da Vehb’den rivayet etti: "Dünyadan beş bin altı yüz yıl geçmiştir."” 7000’den 5600’ü çıkarın ne kalır? 1400 kalır. 1400 ile 1500 arasında her şey bitiyor. Mehdi (a.s.) da bu yüzyılda, İsa (a.s.) da bu yüzyılda. Cübbeli’nin en uzak durduğu hadislerden, önemli olduğu için okuyorum. “İbni Adiyy diyor ki: Ebu İshak, İbrahim b. Abdullah Nebti, (aradaki ravi silsilesi ile) rivayet etti. Enes b. Malik (r.a.)’dan tahric etti. O dedi ki, Resullullah (s.a.v.) buyurdu:” Mübarek Peygamberimiz (s.a.v.)’in, mübarek diliyle; “Dünyanın ömrü ahiret günlerinden yedi gündür. Allah-u Teala buyurdu ki:” Şeytandan Allah’a sığınırım, “senin Rabbinin yanındaki bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.” Yani 7000 yıl. “İbni Ebi Dünya, Zemmil Emel’inde diyor ki: Ali b. Said, Hamza b. Hişan’dan, O da Said b. Cubeyr’den rivayet ettiler ki, Dünya, ahiret haftalarından bir haftadır.” Yani yedi gündür. “İbni Ebi Hatem, Tefsirinde İbni Abbas’dan rivayet etti ki: "Dünya, ahiret haftalarından bir hafta olup, 7000 senedir ve bunun 6000’i geçmiştir.” Niye 6000 diyor Peygamberimiz (s.a.v.)? 5600, 5.5-6’ya inkılap etti mi 6 sayılır. Onun için bitti kabul edip, “bunun 6000’i geçmiştir” diyor. Yani 5600 seneyi 6000’e tamamlayarak söylüyor, inşaAllah. Çünkü yarıyı geçtiğinde hep öyledir, inşaAllah.
“İbni Abbas’dan sahih olarak nakledilen şöyle bir rivayet vardır.” Sahih hadis. “O dedi ki: "Dünya yedi gündür. Her gün bin yıl gibidir. Ve Resulullah (s.a.v.) de onun sonunda gönderildi.” Altıncı bin yıl, inşaAllah. Yani 5600 yılı geçmiş oluyor. “Taberani Elkebiyr’de diyor ki:” Bak, Taberani, artık en büyük İslam alimlerinden Taberani, akan sular durur. “Elkebiyr’de diyor ki:” Çok muteber Ehl-i Sünnet kaynağı. “Ahmed bin Ennadril askeri ve Ceafer bin Muhammedul Aryani’ye nakletmiş ki; (ravi silsilesi ile) Dakkak b. Zeyd-ü Cüheni'den rivayet ettiler. O dedi ki: "Ben gördüğüm bir rüyayı Resulullah (s.a.v.)'e anlattım. Bu rüyada Peygamber (s.a.v.) yedi basamaklı bir minberin en üst basamağında idi:"” Var ya camilerde minberler, yedi basamaklı, “en üstündeydi” diyor, en üst basamakta. “O buyurdu ki:” Resulullah (s.a.v.) ferman ediyor, açıklıyor, “yedi basamaklı gördüğün minber şu dünyanın ömrü olan 7000 senedir. Ben de onun son bininde olacağım.” Yani “5600 yıl geçmiştir”in başka bir açıklaması. “İbni el Hamid Tefsirinde diyor ki: Muhammed bin Fadl Hammad’dan, o da Zeyd’den, o da Yahya bin Atik’ten, o da Muhammed Şirin’den, o da Müslüman olmuş bir Kitap Ehlimizden rivayet ettiler ki: "Allah gökleri ve yerleri altı günde yaratmıştır. Rabbimin yanında bir gün, sizin dünya hayatından saydığınız bin yıl gibidir ve dünyanın eceli altı gündür, yedinci günde kıyamet kopacaktır."” Bakın kıyametin vaktini söylüyor. Kaçıncı gündeymiş? Yedinci günde. Hani kıyametin vakti belli değildi? Söylüyor Peygamber (s.a.v.). Gaybı Allah bildiriyor ona. Bakın “yedinci günde kıyamet kopacaktır” diyor. “Altı gün geçmiştir, siz yedinci gündesiniz.” Yani 5600 seneyi bitti kabul ediyor Peygamber (s.a.v.), inşaAllah.
“Ahmed İbni Hanbel İlel’inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed’den o da Vehb’den rivayet etti ki:” Bak tekrar ediyorum, “Dünyadan 5600 yıl geçmiştir.” “Müellifin görüşü:” kitabı yazan alim, “Bu hadis-i şerif gösteriyor ki, Ümmet-i Muhammed (s.a.v.)’in ömrü en az 1400 yıl olacaktır, en fazla 1500 yıl olacaktır.” 1400 başlayıp 1500 bitti mi, tamam. Bediüzzaman ne diyor? 1506 gibi artık ne Hıristiyanlık, ne Musevilik, ne Müslümanlık kalmıyor. 1400 ile 1500’ün arasında Mehdi (a.s.) da, İsa (a.s.) da, hepsi o dönemde. Bu konuyu açıklarken Bediüzzaman’ın da izahlarını vereceğiz ama önemli olarak Sungur Ağabeyimizin o binlerce kişiye hitap ettiği ve önemli tarihi konuşmalarından dünyanın ömrü ile ilgili olan konuşmayı verelim.
-VTR- Sungur Ağabey’in Dünyanın Ömrü İle İlgili Sempozyumdaki Konuşması)
ADNAN OKTAR: O kadar şirin bir hitabı var ki acayip hoşuma gidiyor. Sungur Ağabey’in çok hoştur. Daha önce de söyledim, camide karşılaşmıştık sana anlatmış mıydım?
SUNUCU:Yok anlatmamıştınız hocam
ADNAN OKTAR: Sen var mıydın camide karşılaştığımızda?
ALTUĞ BERKER:O gün yoktum hocam.
ADNAN OKTAR: Kılıç Ali Paşa mıydı?
ALTUĞ BERKER:Galiba Kılıç Ali Paşaydı.
ADNAN OKTAR: Evet,Kılıç Ali Paşa’ydı, anlatıyorum her zaman. Yukarıdaki cami, Kılıç Ali Paşa Camii de bizim çocuklar böyle başlarında sarıkla namaz kılıyorlardı, hepsinde sarık vardı, böyle bir topluluk halindeydik. Sungur Ağabey cübbesiyle girdi, böyle üzerinde oksit sarı gibi kahverengi, açık kahverengi bir cübbe vardı. Başında da yine açık kahverengi bir takkesi vardı, içeriye girdi, bize baktı, hemen benim yanıma geldi, “selamun aleyküm" dedi, “aleyküm selam hocam” dedim. “Kardeş, senin adın ne?” dedi. “Adnan Oktar, efendim” dedim. Hemen cebinden bir defter çıkarttı, orada bir hesap yaptı bir ebced hesabı yaptı. Sonra ben hocamı aldım, biraz ilerledim, caminin daha ilerisine; “hocam, Mehdi (a.s.) Nur talebesi mi olacak?” dedim. “Nur talebesi olmayacak” dedi, “"bambaşka olacak" dedi Bediüzzaman” dedi böyle, eliyle şey yaparak şöyle söyledi. Benim hayret ettiğim, daha önce de söyledim, tanımadığı halde, ilk defa gördüğü halde bu kadar önemli bir sırrı, yani hiç kimseye söylemeyeceği bir sır, yani kimseye söylemez bunu, bilmiyorum belki de söylemiştir, duymadım, görür görmez, yani kısa sürede söylenmiş olmasını, bana olan itimadını ve sevgisini gösteriyor, maşaAllah. O çok hoşuma gitmişti. Bak, Sungur Ağabey açıkça söylüyor; “1506’ya kadar.” Onun için tüm Nur talebeleri kardeşlerimiz uyansınlar, canlansınlar. Durgunluğun, holdingciliğin vakti değil, sakinliğin de vakti değil. Coşkun bir heyecanla Mehdiyet’e, Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın güzelliğine muazzam bir şevkle, iştiyakla yaklaşsınlar, istek duysunlar. %99’u böyle zaten, iyi. Ama o %1’lik kesim canlansın, değil mi? Bu durgunluğu, bu ataleti atsınlar. Bak, Sungur Ağabey de açıkça söylüyor, Peygamberimiz (s.a.v.) açıkça hadislerinde de söylüyor, “vakit yok.” Bu doğru, sonra iş işten geçtikten sonra çok şey kaybetmiş olurlar. Berker Hocam, zat-ı alinizden bir şeyler dinleyelim.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah. Gerçi Sungur Ağabey şeye de gelmişti hocam, siz anlatıyorsunuz onu hep, DGM’ye de gelip güzel bir ifadesi de vardı sizinle ilgili, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. Ben 1986’da tutuklanmıştım. Bu çocuklar o zaman tecrübesizdiler, herkes bana dehşet içinde bakıyor, gözler fal taşı gibi. Annem de elinde çantasıyla geldi yanıma, sürekli cık, cık, cık ediyor, böyle tepeden tırnağa beni kolluyor ama yüzüme bakmıyor, şuraya kadar geliyor. Çünkü o bana; “gece-gündüz bu konulara girme,” yani “böyle tebliğ faaliyetlerine girme,” “insanları toplama,” “başına iş gelir, hapsedilirsin, olay çıkar” diye sürekli beni durdurmaya çalışıyordu annem. Ben buna rağmen yaptığım için, hani “dediğim çıktı, gördün mü” gibisinden. Annem geldi ama ben konuşuyorum, diyorum; “Müslümanlara böyle olur, böyle şeylerle karşılaşır,” annem hiç dinlemiyor, sadece sürekli cık, cık, cık, cık ediyor böyle. Baktım yapacak bir şey yok. O arada Sungur Ağabey geldi, böyle aslan gibi heybetli olarak, “ne mutlu sana” dedi ama DGM inledi böyle, bayağı gür sesle, bayağı bağırdı böyle, herkes duydu. Yani polisler, halk, herkes duydu. “Mazi de,” yani geçmiş de, “müstakbel de,” yani gelecek de, “seni alkışlıyor. Ne mutlu sana” dedi. Acayip hoşuma gitti böyle, çok zevk aldım. O zaman biz sevk zincirleriyle getiriliyorduk. Eroinden tutuklananlar vardı yanımda, çeşitli terör örgütü suçluları vardı, tek bir ana zincire bağlanmıştık. Kollarımızdan sevk zincirine bağlanmıştık. Ağır bir zincirdi, tabii o zaman sistem değişikti, daha değişikti; o zamanlar tıraş mecburiyeti vardı, saçlarımız tıraş edilirdi. Oranın üniforması vardı, hapishanenin üniforması, onu giyiyorduk. Zordu yani, daha değişikti. Tabii o da benim için çok büyük bir şeref. Benim hapishane kartım vardı, “Suçu: ümmetçilikten” yazıyordu karşısında. Böyle numarası, şeyi, “Suçu: ümmetçilik.” Yani iftihar ediyorum, maşaAllah. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama bakın şu ana kadar yüzlerce dava açıldı hakkımda, bir tane mahkumiyetim yok, tek bir tane. Hepsinden beraat ettim, hiç mahkumiyetim yok. MaşaAllah, elhamdülillah. Bak, son mahkeme yine ceza verdi, Yargıtay onu da bozdu, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Sevimli hayvanların dostluklarına dair resimler var.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Garibim orada, o izbandut gibi. Başka? Sincabın elinden yiyeceğini almaya çalışıyor sığırcık kuşları. O da arkadaş olmuş onlarla. Ördek kardeşler. Burada ahbap olmuşlar. O da ayrı bir ahbaplık, ördekle baykuş ahbaplığı. Baygın baygın bakıyor, bunlar ne şeker şeyler böyle, maşaAllah. Başka var mı?
ALTUĞ BERKER:Var hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Ahir zamanda kurtla kuzu bir arada olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), onun alametleri bunlar. Herifin sevimliliğe bak sen, onları yavrusu zannetmiş herhalde. O da kaplumbağanın sırtına binmiş geziniyorlar. Ahbaplık, muhabbet artık… Sincapla kedinin muhabbeti bu da, devekuşuyla zürafanın muhabbeti. Bu kedi, bu da yavrusu anladığım kadarıyla. Bak, normalde kedi-köpek asla geçinemezler. Allah aralarında bir sevgi meydana getirmiş, maşaAllah. MaşaAllah, onları kendine yavru edinmiş. Hayvanların vahşiliğinin ahir zamanda gideceğini söylemesi Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir mucizesi. Bu gittikçe artacak, inşaAllah.
“Saygılar, yayınlarınızı takip etmekteyim Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişinin müjdelenmesini büyük bir coşkuyla izlemekteyim. Sorum şu olacaktı; "Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) Efendilerimiz dünyanın her yerini gezecek" derken bu ziyaretlerini nasıl gerçekleştirecektir? Kıbrısi Hazretleri gibi ya da Hz. Zülkarneyn gibi istedikleri yerde istedikleri anda olacaklar mıdır? Cenab-ı Hakk’ın selameti üzerinize olsun, Taner.” Tabii ki canım, keramet olarak değil; uçak kullanırlar, helikopter kullanacaklar, yani teknik aletlerle. Öyle aklın ihtiyarını kaldıran bir harika beklemesinler. Burası imtihan dünyası, böyle bir şey olmaz Mehdi (a.s.) güvenli vasıtalarla birlikte gezeceklerdir, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Berker Hocam, senin bir sözün yoksa bir ayet okuyacağım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah, inşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: Fetih Suresi, 3. ayet, şeytandan Allah'a sığınırım; “Ve Allah, sana 'üstün ve onurlu' bir zaferle yardım etsin.” “Ve Allah, sana 'üstün ve onurlu' bir zaferle yardım etsin.” Ebcedi 1979 tarihini veriyor.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihi.
ADNAN OKTAR: Evet, Hicri 1400. MaşaAllah, maşaAllah. Tamam görüşürüz, inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...