SUNUCU: İyi akşamlar, sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Samsun Aks, TV Kayseri, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV, Bingöl FM 102.0, Erzurum Radyo Süper Kanal 99.99, Nevşehir Keyif FM 92.7, harunyahya.tv’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: En güzel şekilde başlayacağız, inşaAllah. Berker Hocamız da himmet buyurursa, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Hocam bugün bazı yazarların görüşleri vardı. Onlarla ilgili, Ertuğrul Özkök mesela Şöyle diyor Hürriyet’te; “Ergenekon davasında şüpheli sıfatıyla tutuklu olan kişilerle ilgili olarak, hukukun en temel kuralının tersine çevrilerek, biz iddia ederiz sen öyle olmadığını ispatla” dendiğini yazmış. Bu kişilere yapılan hukuki haksızlığı dile getirmiş. Ayrıca yazısının sonunda kendisi için nihilist sıfatını kullanmış.”
ADNAN OKTAR: Nihilist. Neymiş o nihilist?
ALTUĞ BERKER: Hiççilik. Metafizik ve ahlaki güçleri yok sayan, mevcut olan değerlere ve düzene de karşıt. Karşı çıkan, bir iradeye boyun eğmeyen anlamına geliyor, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İslamiyet’in doğru olduğunu bilinçaltında biliyordur. Fakat karizması açısından, çevresi açısından böyle süslü laflar kullanıp, Etiler’de bara gittiğinde etrafındakilerin takdir nazarları oluşsun diye bu tip laflar söylüyor. Yoksa dinin hak olduğunu mutlaka biliyordur. Yani ölümden de çekinen bir insan. Babam öleceğini daha önceden söyledi, diyor. Kaderin var olduğunu, Allah’ın var olduğunu çok iyi biliyor. Fakat böyle tiplerin çevresinde genellikle o onu dinsiz zannediyor, o onu dinsiz zannediyor, her bir birine dinsiz havası veriyor. Halbuki hepsi de dindar oluyorlar, dine eğilimli oluyor. Bu toplum baskısı, kitle psikolojisi bunları bu hale getiriyor. Tamamen poz olay, başka bir şey değil. Geçenlerde papyon kravat takmış, yalın ayak ayakkabıları eline almış, ceket omzunda, böyle tarz yapıyor. Mutlaka birinden görmüştür o onu, onu kendinin akıl edeceği bir şey değil. Etkilenmiş demek ki ondan çok etkilenmiş, o yapar da ben niye yapmam, çocuk gibi yani. Hala, Etlik dolmuşuna bineceğimden korkuyorum, diyor. Etlik dolmuşuna binmekte ne varsa? Bütün vatandaşlarımız biniyor Etlik dolmuşuna. Onlar için bir şereftir, bayağı bir güzelliktir. Karizma peşinde, karizmasının çizilmesinin peşinde. Allah aklını arttırsın, ne diyeyim.
ALTUĞ BERKER: İddia edilen Ergenekon Örgütü davasıyla da ilgili Hocam, tutuklu olan kişilerle şey demiş. “Biz iddia ederiz, sen öyle olmadığını ispatla kuralına, bu kişilere yapılan hukuki haksızlıktır” demiş,
ADNAN OKTAR: Kim bunu diyen?
ALTUĞ BERKER: Ertuğrul Özkök.
ADNAN OKTAR: Şimdi daha önce bize yapılan operasyonu alkışlıyordu o.
ALTUĞ BERKER: Tabii, hiç böyle bir şey söylemiyordu.
ADNAN OKTAR: Bayağı takdir ediyordu -ki savcı dedi; dosyada sanıklar aleyhine hiçbir delil yok, hiçbir delil yok dedi. Kendisi de gördü dosyanın durumunu. Buna rağmen adeta bayram havası içindeydi, Aydın Doğan’ın takımı. Sürmanşet kapaktan, kapağı olduğu gibi bize ayırmıştı o zamanlar. Deprem olduğu için kapak değişti o gün tabii, ikinci ilave bir kapak daha yaptılar ama bayram ediyorlardı adeta. Ne oldu birden bire? Kafaları değişmiş. İnşaAllah böyle samimi düşünecek hale gelirler. Ama hali hazırda da mesela cezaevlerinde birçok insan var, onların hakkında hiçbir şey söylemiyor. Hep iddia edilen Ergenekon Örgütü ile ilgili konuşuyorlar. Bütün vatandaşları esas alan bir üslup kullanmaları lazım.
“Demokrat Parti iktidarı sırasında Pakistan Eğitim Bakan Yardımcısı Ali Ekber Şah Türkiye’ye ziyarette buluyor (1952). Bu ziyaret üzerine, Tevfik İleri misafirle ilgilenmek üzere Salih Özcan’a haber veriyor, Seyyid Salih Özcan. Misafirin Bediüzzaman Hazretlerini ziyaret etmek istediğini ve bu konuda da kendisine yardımcı olmalarını istiyor, ziyaretinin de gizli tutulmasını da tembihliyor. Bediüzzaman Hazretleri Pakistanlı misafirine özel ilgi gösteriyor. Risâle-i Nur ve İslâm dünyası hakkındaki düşüncelerini aktarıyor. Misafir Bediüzzaman’ı Pakistan’a dâvet ediyor. Orada her türlü imkânın sağlanacağı taahhüdünde bulunur.” Yani tutuklanmazsın, hapsolmazsın. Radyo istasyonu kurayım ve matbaa kurdurayım, kitaplarını orada bastırayım, demiş. Bediüzzaman ise şu karşılığı verir: "Kardaşım, Ali Ekber Şah! Bu hizmetleri göğüs göğüse yapmak icap ediyor.” Bak görüyor musun gerçek alimi? Bak, “göğüs göğüse yapmak icap ediyor. Siperin arkasında hizmet olmaz.” Oraya buraya kaçarak, oraya buraya çekilerek hizmet olmaz diyor. İnsanları burada bırakarak, kardeşlerini, arkadaşlarını bırakarak olmaz, diyor. “Siperin arkasında hizmet olmaz. Esas hastalık burada başladı.” Yani Darwinist, materyalist, ateist akım burada başladı, diyor. Osmanlı’nın içerisinde ve Türkiye’de başladı, İstanbul’da başladı, diyor. “Ben Mekke’de de olsam buraya gelirdim.” Yine İstanbul’a gelirdim diyor. “Asıl hizmet buradadır, asıl faaliyet buradadır" diyor. Son Şahitler, cilt 3, sayfa 238. Bizim başından beri söylediğimiz bir gerçeği, Bediüzzaman ta yıllar önce tespit etmiş.
ALTUĞ BERKER: Salih Özcan Hocamız da İstanbul’da göreceğiz Mehdi (a.s)’ı, dedi Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Salih Özcan Hocamız’ın, Mehdi (a.s)’yi İstanbul’da göreceğiz dediği videosu var mı?
VTR: SEYYİD SALİH ÖZCAN: “BÜYÜK MEHDİ AHİR ZAMANDA GELECEK İNŞAALLAH”
ADNAN OKTAR: Şimdi bak bu çok tarihi. Yaklaşık 60-70 yıldan beri bu tarz net bir açıklama, Nur talebesi kardeşlerimizin yanlış bilgili olanlarını net olarak böyle mat edecek açıklama o kadar olmuyordu. Bak şu an Seyyid Salih Özcan Hocamız’ın açıklamaları o kadar net ve sarih ki hiçbir şekilde tabir ve tevil edecekleri gibi değil, çok sarih artık. Bu konuşmaları da tabir tevil ediyorlarsa artık gülerim herhalde, başka ne diyeyim? Allah ıslah etsin diyor bak Hocamız. Ben de Allah ıslah etsin diyorum, başka bir şey demiyorum, inşaAllah. Şimdi Berker Hocam konuşmanıza devam edebilirsiniz.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Bugün Hürriyet’te Özdemir İnce Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB)de iç tehdit olarak geçen irtica kavramının çıkartılarak, yerine şiddet yanlısı terör örgütlerinin isimlerinin getirilmesi üzerine bir yazı yazmış. Ülkede hala irticanın büyük tehdit olduğunu söyleyerek; İmam Hatiplerin normal lise kimliği kazanması, bu okullara kız öğrencilerin alınması, türban serbestisi, okullarda din derslerinin zorunlu olması, tarikatların siyaset ve ticaretle ilgilenmesi gibi konuları örnek vererek, söz konusu değişikliğin tüm bu irticai hareketleri legal hale getirdiğini söylemiş, Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama Özdemir İnce’ye ben bir soru sormuştum, onun cevabını bana bir türlü vermedi. Bak ben diyorum ki; komünizm bir tehlike midir? Özdemir İnce PKK’ya karşı mı? Çok net sorular soruyorum. PKK, stalinist, komünist bir örgüt müdür? İddia edilen Ergenekon Örgütüne karşı mı? İddia edilen Ergenekon Örgütü alçak ve kahpe bir örgüt müdür? Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti yıkmaya azmetmiş bir örgüt müdür? Komünizme karşı mücadelede, anti-Darwinist, anti-materyalist bir faaliyet yapılması gerekiyor mu... gibi sorular. Bak bir daha tekrar ediyorum, buna cevap vermezse ben bunun bu konuşmasına cevap vermem. Devletten daha iyi düşündüğünü düşünüyor benim gördüğüm kadarıyla. Bu böyle değil ama şimdi ona ilk yapacağımız çalışma bu sorulara cevap vermesiyle başlayacak, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hadi Uluengin de Milliyet’te; bu Naipoul la ilgili gelişmeler olmuştu, siz daha iyi biliyorsunuz Hocam. Dindar insanların, Naipoul denen o Hintli adamın İstanbul’a gelmemesi yönündeki tekliflerini eleştirerek, bu tavrı üçüncü dünya kompleksi olarak nitelemiş. Bu insanların komplekslerini dini fetvalar ve yasaklarla gizlediklerini ve içlerinde bulunduğu durumun ortaya çıkmaması için Naipoul gibi insanları hain olarak damgaladıklarını söylemiş, Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, adam hakikaten cahil ve özenti. Böyle Pakistan gibi, Hindistan gibi ülkelerde; bazen Türkiye’de de oluyor, meşhur olmak isteyen böyle atom forvet tipler, tanınmamış gariban, zavallı tipler dine, imana Müslümanlara yönelik galiz hakaretler yapıyorlar. Böyle kitap yazıyorlar, Avrupa’ya gönderiyorlar. Avrupa’da da olağanüstü, fevkalade, diyorlar. Halbuki orada ateist masonlar, Evanjelikler, bir kısım Katolikler bunu destekliyor. Dolayısıyla bunların ne sanat gücü var, ne genel kültürü var, ne o yönde bir geniş araştırmaları var. Hiçbir şey bilmeyen cahil adamlar. Sadece şöhret olmak istiyorlar. Şöhret olmak için, hani bazen sosyeteden tanınmış insanlara saldırırlar ya, bazı it kopuk takımı dışarıda, hani olay çıkartıp basına yansıtır, bunlar da öyle. Tabii it kopuk demiyorum bunlar için de, böyle dine, İslam’a saldırıp kendilerince dikkat çekip Avrupa’da şöhret oluyorlar, adam yerine konuyorlar. Bunlara ilgili alaka gösteriyorlar, bunlar da havaya giriyor. Bu zavallı adam da ülkesinde hiç tanınmayan, gariban, zavallının teki, atom forvet bir adam. Hiç kimsenin kaale almadığı, takmadığı bir adamdı. Din, İslam aleyhine bir kitap yazınca bütün dünyada tanındı. Açın bakın kitaplarına; ne sanat yönü var, ne estetik yönü var, ne şu var, ne bu var. Adam dümdüz bir adam. Dümdüz derken, şimdi odun gibi demeyeyim de, onun için öyle uygun bir kelime buldum, dümdüz diyoruz artık. Türkiye’de de çıkmıştı birkaç tane gariban, hatta bunun da farkına vardılar. NTV’de de bir çocuk vardı o çıkarttı onu, o yönden onu böyle bayağı aşağıladı. Sırf şöhret olmak için yaptığı belli, gariban. İşte durup durup söylüyor, ben Paris’e de gittim, bilmem nereye gittim, böyle tam özenti tam zavallı böyle. Bunlar da öyle, Avrupa’ya gitti mi bunları adam yerine koyuyorlar. Leş gibi kokan adam bu dedikleri adam, bayağı kirli. İnsanların tiksindiği, çok itici buldukları bir tip. Ama bu yönü var diye Avrupa’da bilmem nerde bunu adam yerine koyuyorlar, olay bu, bu kadar.
ALTUĞ BERKER: Hocam Milliyet’te Semih İdiz; Amerikalı diplomatların gizli yazışmalarına bakıldığında Arap ülkelerinin bir çoğunun İran’ı bir tehdit olarak gördüğü ve İran’a karşı Amerika’nın yanında yer aldığının anlaşıldığını yazmış. Buradan yola çıkarak Türkiye’nin İran’a gösterdiği yakınlık nedeniyle hem batı hem de Ortadoğu nezdinde yalnız kaldığını, dolayısıyla bu politikasını yakında değiştirmek zorunda kalacağını söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani, ne anladın sen?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah, İran’dan uzaklaştırmak istiyorlar Allah-u alem, Türkiye’yi komşusundan, yakınından. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Türkiye, ne yapacak sence?
ALTUĞ BERKER: Türkiye İran’la dostluğunu pekiştirecek inşaAllah Hocam, Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR:Tabii, Atatürk’ün zamanında da biz İran’la dostluğumuzu pekiştirmek için çok yoğun faaliyetler yapıyorduk. İnsan komşusuna küser mi. Komşu komşusunun külüne muhtaç derler. Onlar bizim kardeşimiz, canımız ve İran’ın yarısı nerdeyse Türk’tür ve Sünni’dir. Öbür kısmı da Şii’dir. Şiiler de bizim başımızın tacı, Sünniler de bizim başımızın tacı. İranlı olan kardeşlerimiz de, Farisi kökenli olan kardeşlerimiz de medarı iftiharımızdır. Türk-İslam Birliği içerisinde birleşeceğiz, inşaAllah. Fakat tek sorun, bu görünmez Mehdi (a.s) inancının düzeltilmesi. Tek tetik noktası odur olayın. O düzeldikten sonra konu tamamen çözüme kavuşmuş olacak, inşaAllah. Görünür Mehdi (a.s) inancının İran’da oturması, onunla konu kökünden hallolacak, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Amerika’nın da tek çekindiği bu demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Görünmez Mehdi’den Amerika, Avrupa çekinir tabii. Bütün bölge çekiniyor işin doğrusu. Diğer Müslüman ülkeler de çevresindekiler de çekiniyorlar, onlar da silahlanıyorlar. Çünkü görünmez Mehdi’nin ne diyeceğini bilemiyorlar. Görünmez Mehdi ne demek?
SUNUCU: Korkutucu.
ADNAN OKTAR:Tabii, direk yalana dayalı olacak. Çünkü Hz. Mehdi (a.s)’da şefkat, merhamet ve sevgi var ve Mehdi (a.s) konuşulabilen, kabili hitap bir insan. Şimdi, görünmez Mehdi kan akıtıcı olduğu düşünülen, ne yapacağı ne karar vereceği belli olmayan bir yalan ruhu, yani böyle biri de yok. Mesela gördüm diyor, halüsinasyon görüyor adam veyahut yalan söylüyor. Bu çok büyük bir tehlike. Yarın bir gün cins birisi çıkar da Mehdi (a.s) bana bunu dedi derse ve İran’ı savaşın içine sokarsa ne olacak? Onun için böyle bir akılsızlığa kimse girmeyeceği için Ahmedinejad çok akıllı bir insan. İran yönetimi de çok akıllı ama bu tehlikeyi cahil cühelaya anlatmak biraz mümkün olmuyor. Zemine anlatmak mümkün değil, yoksa Ahmedinejad bunun farkındadır, İran yönetimi de bunun farkındadır. Ama geniş çaplı bir çalışma yapılması gerekiyor bu konuda, onu yapacağız, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hasan Karakaya Yeni Akit’te Hocam, bu Wikileaks sitesinde yayınlanan belgelerle ilgili olarak AK Parti ve Davutoğlu’nun ne kadar haysiyetli bir dış politika izlediklerinin ortaya çıkmasına vesile olduğunu yazmış. Belgelerde Türkiye’nin hiçbir ülkeye karşı ikiyüzlü bir tavrının olmadığının daha iyi anlaşıldığını söylemiş. Ak Parti Hükümeti için, İslami eğilimli ve Neo Osmanlıcı idealleri olduğunun yazılmasının ise onlar için utanç verici değil, bir şeref madalyası olduğunu söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Seyit Abdülkadir Geylani Hazretleri Fethu’r Rabbani eserinin 60. meclisinde şöyle buyuruyorlar: “Her kim ki bu zata (Mehdi (a.s)’a) erişirse, artık Aziz ve Celil olan Allah’ın kapısından onu hiçbir engel alıkoyamaz. Mehdi (a.s.)’ın bayrağı indirilmez. Askeri mağlup edilmez, hakkı haykıran sesi susturulmaz. Tevhid kılıcı için bir hudut çizilemez, (birleştiriciliği) için bir hudut çizilemez. İhlâs adımları yürümekle yorulmaz.” Sürekli samimidir diyor. “Hiçbir iş ona güç gelmez” üşenmez mutlaka halleder.“Hiçbir kapı, onun önünde kapalı durmaz,” her kapıyı açar, her engelli aşar. “Açılınca da kapanmaz.” Açtığı bir kapıyı da kimse kapayamaz bir daha, diyor. Söker açar, açtıktan sonra da kimse kapayamaz, diyor. “Bütün kapalı kapıların kanatları uçuşur,” darmakeşan eder, diyor. “Bütün yönler açılır.” Her yönü açar, kapalı bir nokta kalmaz. “O, Hakk Teâlâ’nın huzuruna varıncaya kadar hiç kimse onu durdurmaya güç yetiremez.” Cenab-ı Allah’ın hıfz-ı emanında hiç kimse onu durdurmaya güç yetiremiyor. “Hak Teala’nın fazlını, kerimini bulduktan sonra o büyük insan halk arasına tekrar katılır. Sebebi; onlara hidayet yolunu göstermesi ve mülk sahibi kılmasıdır.” Yani onları zengin edip hidayetlerine vesile olmasıdır. “Çünkü o kul sonsuz manevi bir mülke sahiptir.” Cenab-ı Allah’ın yardımına sahiptir. “Ulaşmış olduğu mertebelerin bereketiyle,” Mehdiyet makamının bereketiyle “diğer insanlara feyz saçar.” Yani ilim, bilgi. “Rehberlik ve hidayet öncülüğü eder.” İmanlarına vesile olur ve onlara yol gösterir. “Bu zata melekut aleminde Azim ismi verilir. Bütün halk onun kalbinin ayakları altında durur.” Yani halk onun kalbinden beslenir, onun maneviyatından beslenir. Allah’ın dilemesiyle, “ve onun gölgesinde gölgelenir.” Onun meydana getirdiği güzel ortamda insanlar huzurlu, rahat yaşar. O gölge demek, rahatlık, huzur, güvenlik ortamı demektir. “Bu halleri işitip heyecana kapılma” diyor Abdulkadir Geylani Hazretleri. Biliyorsunuz o da Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in neslindendir. Evet Berker Hocam seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Hocam şöyle söylediniz dün, inşaAllah. “İmanlarının artması için bizim internet sitelerini ziyaret etsinler” dediniz. “Kardeşlerimiz uydu yayın sistemi oluşturup her akşam izlesinler. Benim sohbetimi bir kere dinleseler, Allah’ın izniyle istenilen etki oluşur. Kalpte bir iman ışığı oluşur. Ruhu, kalbi temizse, hidayet ehliyse, kardeşlerimizin bizim sohbetimizi bir kere dinlemesi yeterlidir. İkinci bir yolu olmaz, inşaAllah. İnkar etse de kurtulmaz, kalbine yerleşir. Gerçek anlatım önemlidir. Birde bakıyorlar akılcı bir Müslümanlık anlayışı var. Dürüstlük, candanlık üstüne kurulu, bilimsel izaha dayalı, akla karşı izah yok. Birde dürüstlük ve samimiyetimi üslubumdan fark ederler. Hatta nasiyemize, yüzlerimize baksa, sohbet ortamını görse, birde 5 dakika, 10 dakika dinlese artık bir daha küfrü savunacak takati kalmaz. Çünkü bu tarzda candanlıkta insanlar Kuran’ı, İslam’ı savunuyorsa bu haktır. Gecenin ikisinde hak olmayan bir şey savunulmaz. Sonsuza kadar doğrudur. İslamiyet sonsuza kadar doğru olan, hak olan dindir, inşaAllah” dediniz, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Melisa isimli bir hanım yazmış. “Selamun aleykum Muhammed Adnan Hocam. Dün gece saat 12 civarında Kavacık Otağtepe’de Cübbeli Hocamız göründü” diyor. Ama şimdi bu olmaz bir de yer tarif etmişler. Velhasıl kelam şöyle diyeyim. Cübbeli’yi biz eleştiririz. Ama ona karşı böyle kanunsuz, hukuksuz bir girişim de olursa, açıkça söyleyeyim kanun, hukuk ölçüleriyle tepelerine binerim, bayağı zorlu olurum o konuda söyleyeyim. Kanunla, hukukla nefes aldırmam. Ama eleştirsinler, bilimsel eleştiriler olur, akılcı eleştiriler ama onun dışında müsaade etmem. Melisa bu konuda bana bir detay verirsen, bu biraz komik bir olay ama detay verirsen, yani bunu ispat etmemiz lazım. İspat edeceğimiz bir şey olursa, çok komik.
“Es selamun aleykum Hocam. Ben Afyon Karahisar’dan Ahmet Türk. Ülkemiz hakkında yayınlanan belgeler hakkında ne düşünüyorsunuz?” Şimdi o Amerika’nın dış siyasetinin klasik üsluplarından birisidir. Mesela birisine hakaret etmek istiyorsa, hani sarhoş olur da adam, önce normal konuşmaz ama içtikten sonra her şeyi konuşur. Abuk sabuk konuşur, sonra ayılınca da der ki; özür dilerim, ben ne dediğimi bilmiyordum, kusura bakma. Halbuki asıl söylemek istedikleri onlardır, onları söyler. Şimdi bunlar da sarhoş havasına yatıyorlar, yani o taktik, o yöntem bu. Bunun, bu konuşmaların duyulmasını istiyorlar. Bunlar onların bilinçaltı, anlatmak istedikleri şeyler. Biz bunu söylemek istemiyorduk ama o söyledi işte, gizledik ama ne yapalım. Gizliydi, tedbir de alamadık adam konuştu. Kusura bakmayın, oldu bir kere, gibisinden bir şey. Çok kötü bir Amerikan tekniğidir bu. Amerikalıların zaman zaman yaptığı çok klasik, berbat tekniklerden bir tanesidir. İşte es kaza bir haber sızdı, bir yerden haber geldi, derler. Bir kişi hakkında ne düşündüklerini söylerler. Tabii çok ilkel bir yöntem, kötü bir yöntem. Pek tavsiye etmem onlara, bundan vazgeçsinler, bu numaralardan, inşaAllah.
“Selamun aleykum Muhammed Adnan Hocam. Adım Hüseyin, 16 yaşındayım, size Bulgaristan’dan yazıyorum. Sizi her gün seyrediyorum, Allah sizden razı olsun muhterem Hocam. Size bir sorum olacak. Türk-İslam Birliği içinde Bulgaristan var mı?” EvvelAllah, Bulgarlar zaten Türk’tür, tabii. Yunanistan, Bulgaristan, ta İtalya’ya kadar, İtalya’da dahil Allah’ın izniyle. Bunu zannediyorlar ki bir fetih siyaseti. Biz palaları elimize alacağız böyle asa, kese İtalya’ya kadar gideceğiz, öyle değil. Bu Avrupa Birliği ile kıyaslanmayacak derecede kaliteli, sevgiye dayalı bir birlik. Çünkü Avrupa Birliği’nde bir sevgi bağı yok, bir manevi bağ yok. Sadece teknik bir birliktelik var, ekonomik birliktelik. Kimsede kimseye beş kuruş vermek istemiyor, egoist bir sistem, bencil bir sistem, onun için feci şekilde eziliyorlar ve mutlu olmuyorlar. Bu Avrupa Birliği’nin çok üstünde, dinin sevgi anlayışına, merhamet, şefkat, dostluk, koruyuculuk anlayışına, acıma anlayışına dayalı, herkesi kucaklayan bir birlik. Ve bizim tabii eski Osmanlı’da da dostumuz olan, eski Osmanlı’da kardeşlerimiz olan bölgelerdir buraları. Bulgaristan’a git çok fazla Türk camiileri bulursun, Türk köprüleri vardır. Ta İtalya’ya kadar, Viyana’ya kadar heryer öyledir, çaka çaka doludur, Türk eserleriyle doludur. Oralara gidip onların daha iyi yaşamalarını sağlamak, daha mutlu olmaları, daha zengin olmalarını sağlayacaktır Türk-İslam Birliği, onların dillerine, dinlerine müdahele olmaz. Herkes istediği gibi yaşar. Ama İslamiyet’in mükemmelliğini görecekleri için, kitleler halinde Müslüman olacaklardır. Olay bu, bir zorlama yok. Ayette de var, Cenab-ı Allah söylüyor; “İnsanların kitleler halinde Müslüman’lığa girdiğini gördüğünde Allah’ı hamd ile an” diyor Cenab-ı Allah. Bizde o zaman Allah’ı hamd ile anıp, kurban keseceğiz, inşaAllah, inşaAllah. Bulgaristan da tabii içinde. Bulgaristan bizleri seven bir ülkedir. Biz Bulgarları çok severiz. Eskiden beri bir kardeşliğimiz, dostluğumuz vardır. Komünist dönemde bizden onları ayırdılar. Arnavutluk falan hep bizim kendi halkımız, Bosna. Yunanlılar da öyle, hep bizim iç içe yaşadığımız, Osmanlı döneminde kardeşimiz olan insanlar. Şu an Avrupa Birliği’ne giren Yunanistan ekonomik yönden çöktü ve devlet iflas etti, Yunan devleti iflas etti. Ekonomik yönden şu an muhtaç, oradan, buradan para topluyorlar, halk fakir ve perişan haldeler. Bu perişanlığı ortadan kaldıracaktır işte Türk-İslam Birliği. Cömertlik, bolluk, zenginlik, adalet, bereket, barış getirecektir, olay bu. Yoksa gidip onların üstüne çöküp, Cübbeli’nin dediği gibi pırasa gibi doğrama bilmem ne falan yok. Mehdi (a.s.) şeytanı pırasa gibi doğrayacaktır, şeytanı, inşaAllah. Berker Hocam zatı halinizi dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Siz kardeşlerimizin kütüphanelere kitap hediye etmelerinin İslam’ın yayılmasında çok önemli bir hizmet olacağını söylemiştiniz. Sakarya’da Celal Özbektaş isimli bir kardeşimiz Akyazı kütüphanesine sizin kitaplarınızı hediye etmiş Hocam, inşaAllah. Resimleri vardı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Her yerde olsun. Kütüphanelere, kahvehanelerde de mesela, küçük kütüphaneler oluştursunlar. Ufak bir kütüphane alsınlar. Mesela 1 metreye 2 metre, küçük bir kütüphane. İçine mesela 30 tane kitap koysun, 40 tane kitap koysun. Çok büyük hizmet olur, o çok güzel olur. Kahvenin bir köşesine koysunlar, numaralasınlar, kahvehaneye aittir diye, buraya aittir diye. Orası bir okuma salonuna döner, çok çok güzel olur. Evet heryer mümkün mertebe her ilde, her ilçede, her köyde. Mesela köylerde okuma odaları oluşturmak. Köy odalarında, mesela köy odasının bir bölümünü küçük bir kütüphane, ufak bir kütüphane. Hatta herhangi bir rafı bile doldurmuş olsalar çok çok mükemmel olur, bayağı güzel olur. O zaman ne diyoruz? Her köye, her kahvehaneye, her kasabaya, her şehire, her yere bir kütüphane, inşaAllah. Birde kütüphaneye titiz olmak lazım. Bir kaç kişi onu sürekli koruyup-kollasın; kitapların heder olmaması, bozulmaması, dağılmaması için. Mesela kitapları alsınlar ama kitapları mutlaka orada okumalarını istesinler, alıp götürmelerini kabul etmesinler, kütüphanede okunması esastır kitabın. Orada okuyup bırakacak. Çünkü eve götürürse tembellik yapar, getirmez. O arada da birçok insan o kitaptan istifade etmez, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Neml suresi 62. “Sıkıntıya düşenin duasını kabul ettiğinde,” Cenab-ı Allah’ın Kuran’da bizlere bildirdiği bir ayeti kerime. “Sıkıntıya düşenin duasını kabul ettiğinde.” Demek ki Müslüman sıkıntıya düştüğünde Allah duasını kabul ediyor. “Neml suresi 62, kastedilen mecburiyet zamanı geldiğinde duanın Allah tarafından kabul olunması beyanıdır. Bu sebepledir ki her asırda olan şiddetli musibetleri ortadan kaldırmaya tam anlamıyla muktedir bir kişi zuhur etmiştir” diyor, İsmail Hakkı Bursevi, Ruhul Mesnevi, sayfa 250’de. Her zaman bu duanın icabeti olarak bir insan mutlaka gelmiştir. Bir nevi Mehdi (a.s.), bir nevi müşid gelmiştir, diyor. “Ve alemin karışıklığı hat safaya gelip, ihtiyaç olunca Hz. Mehdi (a.s.) zuhura gelse gerektir.” Alemin karışıklığı hat safaya gelip, artık Darwinizm, materyalizm dünyaya hakim olmuş, dinsizlik %99’a ulaşmış. “Böyle olduğunda Mehdi (a.s.) zuhura gelse gerektir. Zira doktorun kuvveti hastalığın, derdin, belanın şiddetine göredir.” Hastalık ne kadar şiddetliyse, doktor da o kadar kaliteli ve güçlü olur, diyor. “Ahir zamanda ise dünyanın ne derece hastalığa, illete, derde, belaya müptela olacağı o vakitte hazır olanlar bilirler. O zaman göreceksiniz” diyor, İsmail Hakkı Bursevi. Bizde şu an görüyoruz. Ona görede doktor da çok güçlü olacak Mehdi (a.s.)’de”, diyor, inşaAllah. Kim bu hanımefendi?
ALTUĞ BERKER: Sevilay Yükselir Hocam. CHP’nin, siz hep maneviyatımıza sahip çıkan bir çizgiyi izlediği takdirde AK Parti’ye alternatif olabileceğini söylüyordunuz. Sevilay Yükselir de Sabah gazetesinde buna paralel bir yazı yazmış. “CHP’nin iktidara gelebilmesi için ancak toplumun her kesimini kucaklayan bir politika izlemesini ve bunu göstermenin en güzel yolununda baş örtüli bir hanımı milletvekili yapması olduğunu” söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, biraz şerh et, sırf onların dediğiyle bırakma sen, anlat.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Siz CHP’nin milletin değerleriyle, dinimizle ilgili güzel sahiplenmeleri sonucunda belkide %70’le iktidara gelebilecek bir parti olduğunu söylediniz Hocam, inşaAllah. O değerleri şu anda CHP’nin sahiplenirse hakikaten iktidara gelebileceğini, sizin dediğinize kanaat getiren bir yazı yazmış Hocam. Hakikatende buna bir gösterge olarakta, bir simge olarak baş örtüsünü, bir hanımı milletvekili yapmasını istemiş.
ADNAN OKTAR: Bir değil birçok olması lazım, baş örtülü, baş örtüsüz bunlar hepsi bizim kardeşlerimiz, hepsi değerli insanlar. Ben her zaman söylüyorum, baş örtüsü olmayanları da çok seviyorum. Baş örtülü olanı da seviyorum. Çarşaflı olanları da seviyorum. Hepsi bizim milletimizim tertemiz insanları, biri diğerinden bir başka yönüyle üstün değil. Takvada üstünlük vardır. Hepsi birbirinden değerlidir. Şimdi dediğiniz o filmleri göreyim.
-VTR- Seyyid Salih Özcan Hz. Mehdi (a.s.)’nin şahıs olarak zuhur edeceğini, Hz. İsa (a.s.)’nın da tekrar geleceğini anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Evet, anlayana yeterli bu izahlar ama anlamasalar da biz anlatmaya devam edeceğiz. Nur talebesi kardeşlerimiz gözlerinin içine baka baka yıllardan beri kandırıyorlar, bazı batın rahipleri. Bak Risale-i Nur’un gerçek sahipleridir Hocalarım. Risale-i Nur’un en iyi insanlar. “Benim yanımda söyledi Bediüzzaman, bizzat bana söyledi. Ben duyduğumu söylüyorum” diyor. Adam bambaşka bir kafada. Başka var mı film? Onların hepsine bakalım.
-VTR- Seyyid Salih Özcan; Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhur edceği konusunda 12 vekilinin de ortak kanaatte olduklarını söylüyor.
ADNAN OKTAR: Evet, bir dahaki film ne? Ona bakayım.
-VTR- Seyyid Salih Özcan Hz. İsa (a.s.)’nın yeniden gelip Hz. Mehdi (a.s.)’nin arkasında namaz kılacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. “Özkan Baştan, mesajımı saat 12.30’dan sonra yayınlar ve cevap verirseniz sevinirim” diyor. “Tv başında olacağım.” 12.30, ama daha var 12.30’a ne yapacağız? “Değerli arkadaşlar bir sorum olacak. Bir, Hz. Mehdi (a.s.) zuhur ederse tanıtıma gerek kalmadan Allah sebepleri de halk ederek o insanları onun etrafında toplar. İnsanlık o merhalede doğrusu herşey onun çıkışına uygun olarak seyreder. Mehdilik açıklandıktan sonra, hissedildiği anlaşıldıktan sonra gelenler gelir. Mehdi (a.s.) İslam’a tabiidir, yeni bir şey getirmez.” Doğru. “Sizler bu çalışma içinde daha detay vermenizi istiyoruz. Ayrıca diğer hadis kitaplarında da bu konuyu çok detaylı anlatmanızı istiyorum” diyor, inşaAllah. “Canım kardeşlerim ben sıradan insanım, cehaletimi mazur görün, anlamak istiyorum” diyor. Bizde anlatacağız, anlatırız. Diğer hadis kitapları, zaten en muteber hadis kitapları anlattıklarımız. Ama diğer hadis kitaplarında da Buhari’den, Müslim, Tırmizi, İbni Mace, Süneni Hüseyin, Süneni Davud’dan da anlatırız. “Hocam birde fıkh hakkında da bilgi verin” diyor. Fıkh hakkındaki bilgi Ömer Nahsuhi Bilmen’in ilmihalidir. Fıkh, apayrı bir daldır o, çok kapsamlı bir konudur ve orada hata kabul etmez anlatım, ezberden anlatılacak konular değildir onlar. Ezberden de anlatılır ama en güzel ilmihaldendir. Namazın farzları, vacipleri, sünnetleri, mendupları bunlar çok detay konulardır. Zellet-ül kariaya ait meseleler, ondan sonra temizlik, taharet bahsi, bunlar çok kapsamlı konulardır, en güzel ilmihalden okunur. Kısa bir sohbetle anlatılacak konular değil. Birde ben dindar kesimden ziyade, imanı zayıf olan kesimi önemli görüyorum. İslam’ı hiç bilmeyenler, İslam’ı bilip yarım uygulayanlar veyahut bazı tereddütleri olanlar, imanının güçlenmesi gereken insanlar, onları hedef alıyorum. Tam namazında, niyazında, takva adama ben zaten namazı anlatsam tekrar olmuş olur, zaten biliyor, zaten yapıyor. Ben imanı daha gelişmemiş, imanı tam oturmamış bir adama namazı anlatırsam, bunun hiçbir anlamı olmaz, bu çok yanlış, bu Cübbeli metodudur. Cübbeli çıkıyor hurafelerle dini içinden çıkılmaz hale getirerek uzun uzun anlatıyor. Karşıdaki insan Allah’a iman ediyor mu? Ahirete iman ediyor mu? Cennet’e, Cehennem’e iman ediyor mu? Gaybın Allah katında olduğunu, gaybı Peygamberlerine açıkladığına iman ediyor mu? Gibi daha da arttırabiliriz tabii. Konularda insanların imanlarını güçlendirmek çok hayatidir. Şu an dünyanın %99’u dinsiz ve imansızdır, Darwinist ve materyalisttir. Böyle deccaliyet çıkmışken, iman hakikatlerinin önemi ortadayken, öncelikle insanların imanlarını, imani heyecanlarını, şevklerini arttırmak öncelikliyken, fıkha vakit ayırırsak hata yapmış oluruz. Çünkü imansız bir adam, imanı zayıf bir adam namaz kılsa da o namaz geçerli olmaz. Oruç tutsa da orucu geçerli olmaz ama imanlıysa o tamam. Onun için en önemli mesela bu devirde iman meselesidir, imanın kurtulması, imanın tahkiki hale gelmesi, aynel yakin, ilmen yakin, derin iman sahibi olmasıdır. İman coşkusunun yayılmasıdır. Onun için kardeşlerimiz onu yanlış biliyor. Burada ben fıkh sohbeti yapayım istiyor Cübbeli gibi ve menkıbeler anlatayım, kerametlerden bahsedeyim, ondan sonra işte gezilerimden anlatayım, oraya buraya gittiğimi işte şu ile gittim, oradan çeşmeden buz gibi su içtik. Sonra hep beraber gittik şunu yaptık yaptık falan. Ben Cübbeli’nin metoduyla hareket edecek olursam insanları uyuşturmuş olurum. Bak benim anlatımımla bütün Ortadoğu, Balkanlarda, her yerde muazzam bir imani heyecan meydana geldi, bütün Türk ülkelerinde de. Tük-İslam Birliği heyecanı her yeri kapladı. İttihat-ı İslam heyecanı her yeri kapladı. Ve Allah’ın varlığına ve birliğine ait insanlardaki kanaat müthiş güçlendi. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in mucizelerini görmek, Mehdiyetle ilgili, Ahir zamanla ilgili, deccal ile ilgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediklerinin aynı çıktığını görmek, insanların kalbinde müthiş bir heyecan ve müthiş bir iman derinliği meydana getiriyor. Ama mesela ben çıksam işte Cübbeli gibi dersem; 300 metrelik bir eşek çıkacak, Atlas Okyanusu’nda deccal var, 20 km, başı bulutların içerisinde. O eşeğe binecek, buraya gelecek, Fatih’e gelecek, işte Cübbeli Hazretleri onu sopayla kovalayacak, yanında nehirler akacak deccalin. Ekmek dağları, çorba dağlarında yürüyecek desen, insanların olan imanı da gider. Çünkü bunlar mütaşabihtir ve müteşabih hadisleri açıklayıp insanların imanlarının çok keskin ve güçlü, kavi olmasını sağlıyorum Allah’ın dilemesiyle, Allah vesile ediyor. Cübbeli’nin metoduyla gitsem, Allah vermesin imanlı insanı parmakla sayarsınız bu sefer. Cübbeli gibi 10 tane Hoca olsa Türkiye’de din, iman kalmaz söyleyeyim, Allah esirgesin, Allah vermesin. O tahribatının ne derece şiddetli olacağını tahmin edemiyor kardeşlerimiz. Oturup ben hurafeler anlatsam, ne olur insanların hali? Birde eğitimli, kültürlü, görgülü bir insanın hurafe anlatması daha da dehşet verici. Tahribatı dahada şiddetli olur. Yine Cübbeli’ye bakıyorlar, bu adam cahil, diyorlar. Bilgisi yok, kapalı yetişmiş, konuşur bu boşverin, diyor adam, imani konuları tenzih ederim. Ama arkadaşlarımız, mesela üniversite mezunu bizim çocuklar, kolej eğitimi almış, kaliteli, yurt dışında eğitim almış kişiler birçoğu. Oturup bunlar da hurafe anlatırsa bu millete, yazık artık bu millete. Dehşet verici, Allah vermesin. Ben anti-hurafeyim. Hurafeyi yıkmaya geldim ben. Deccaliyeti yıkmaya geldim. Hurafe mantığı da deccaliyetin bir başka koludur. Deccaliyet bir ağaçsa, bir koluda hurafedir. Bir kolu Darwinizmdir, bir kolu materyalizmdir, bir kolu gericiliktir. Ben bütün bu dalları teker teker kırıyorum, Allah’ın dilemesiyle. Mehdi (a.s.) öncüsü olarak, Mehdi (a.s.) talebesi olarak benim görevim bu, inşaAllah. Hurafenin yaptığı tahribatı görmeleri açısından Osmanlı’nın yıkılışı esastır, onu görsünler. Bakın Darwinizm, materyalizm ve hurafe koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nu yerle bir etti ve daha hala bu kafa. Bak bu seferde Güneydoğu’yu almaya kalkıyorlar, orayı da parçalamaya çalışıyorlar. Hurafe mantığı bunu getirir arkasından. Darwinizm, materyalizm nasıl hurafeyse, Cübbeli’nin hurafeleriyle de bunları birleştirdiğinde bambaşka bir şey olur ve bu tahribat meydana getirir. Dolayısıyla imanı zayıf, imanı daha gelişmemiş insanlara teklif olmaz. İyice tahkiki imana sahip olduğunda zaten bana sormaz adam, gider ilmihal alır. Her yerde satılıyor. Alasını öğrenir, alasını uygular. Namazı, niyazi öğrenmek için zaten internetten istediği gibi her türlü bilgiyi alabilir. İlmihallere istediği gibi ulaşabilir, internetten bilgi alabilir. Ama imani konuda imani tahkiki hale getirecek benim internet sitemin dışında, Harun Yahya ile ilgili internet sitelerinin dışında nadir siteler var, çok çok çok az. Olan bir kısmında da hurafe yoğunluğu var. Ve okuyanları okuduğuna, okuyacağına pişman edip adamın normal içindeki iman da gidiyor ve çok tehlikeli oluyor. Ben buna dur diyen bir insanım, inşaAllah, Allah’ın dilemesiyle.
ALTUĞ BERKER: Eserleriniz 300 civarında Hocam, maşaAllah. 63 dile çevrilmiş durumda ve 450’nin üzerinde internet sitesi var. Birçok yabancı dilde, internetten kitapları indirmek ücretsiz. Sadece bu yıl 150 milyona yakın kitap indirildi, Allah’ın izniyle Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sonra benMehdi (a.s.)’yi anlatırken bana benzemesinden tedirgin olup, eğer ben Mehdiyet’i anlatmazsam şeytana uymuş olurum. Ben Mehdiyet’i anlatmayacağım. Niye anlatmıyorsun? Bana benziyor buradaki izahlar, şimdi anlatırsam Mehdi (a.s.) olduğumu ima ettiğim anlaşılır, o zaman ben bunu anlatmayayım. Bu şeytanın bir oyunu, ben bunu kabul etmem. Ben çok detaylı anlatıyorum, anlatacağımda. Benzemiş olması beni hiç olumsuz yönde etkilemez. Gayet açık, net anlatırım. Mesela İstanbul’da çıkacak, diyor. Sen de İstanbul’da çıktın. Kardeşim bu durumda Mehdiyet’i anlatamayız ki biz. Bediüzzaman, Darwinizmi, materyalizmi yıkacak, diyor. O zaman ben ya Darwinizm, materyalizm aleyhinde faaliyet yapmayacağım, ya bu konuşmayı yapmayacağım. İkiside şeytani olur. Ben o konuşmayı da yaparım, o konuşmayı da yaparım, kim ne yorumlarsa yorumlasın, o beni ilgilendirmez. Ben hakkı anlatırım, doğruyu anlatırım. Ne yapalım? Ara mı verelim?
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra devam ediyoruz. Devam ediyoruz, buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Bende Berker Hocam’a müracaat edeceğim.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bir hadisi var Hocam, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. “Ahir zamanda çocuklar yılan ve akreplerle oynaşıcak, onların çocuklara bir zararı dokunmayacak” diyor Hocam, inşaAllah. Gerçektende günümüzde şu an tahakkuk etmiş durumda. Çocuklar yılanlarla böyle oynuyorlar ve yılanlar çocuklara zarar vermiyor. Berzenci’de geçen, Kıyamet alametlerinde geçiyor bu hadisler.
ADNAN OKTAR: Yılanını yıkıyor, arkadaşıyla oynuyor, kafasını parlatıyor yılanın, acayip şeker, maşaAllah. “Selamun aleyküm” diyor kardeşimiz. “Hocam” diyor, kaynak vermiş. “Bir tek Osman Ünlü değil, falanca kişi de aynı şekilde İmam-ı Rabbani’nin sözünü çarpıtarak bambaşka bir anlam veriyorlar” diyor. Ben defalarca açıkladım. İmam-ı Rabbani’nin mektubatında, Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından 1 000 yıl sonra diyor Mehdi (a.s.)’nin gelişi için, çok net, açık. Fakat imanı zayıf olduğu için insanlar, Ahir zamanda imansızlık çok büyük bir sorundur. İman zafiyeti çok büyük bir sorundur. Mehdi (a.s.)’nin geliş sebebi de budur. Ulemanın içinde de, bazı alimlerin içinde de, insanlarda müthiş bir iman çöküntüsü olacaktır. Hatta Bediüzzaman, Nur talebelerini bile esas alan bir üslup kullanmamış. Risale-i nur için, “Risale-i Nur’un gerçek sahibi Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” diyor. O kendi talebelerini bile o şeyin içerisine sokmuyor, Risale-i Nur’un sahibi olarak göstermiyor. Halbuki benim talebelerim Risale-i Nur’un sahibi diyebilirdi, böyle demiyor. “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” diyor. Ahir zamanda iman zafiyeti, iman çok çöküntüsü çok şiddetli olacaktır ve dünyanın %99’unu kaplamıştır. Zannediyorlar ki o Nur talebelerine zarar vermeyecek veyahut başka ehli talik olan kardeşlerimize zarar vermeyecek. Onları da içine alıyor, çok kapsamlıdır dinsizllik cereyanı, ateist cereyan. Dolayısıyla Müslümanların içerisinde de tahribatı çok şiddetli olmuştur, vuruş gücü çok yüksek olmuştur. Mesela Bediüzzaman’ın zamanında, Said Nursi Hazretleri’nin zamanında Mehdi (a.s.) alenen beklenirken, açıkça Bediüzzaman da bunu söylemişken, sonra iman zafiyetiyle ümitsizliğe kapılıp, İttihat-ı İslam’ın olmayacağını düşünerek, Türk-İslam Birliği’nin olmayacağını düşünüp akıl almaz tevillerle müthiş bir imani tahribat meydana getirmişlerdir. Mesela Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’nin gelişini çok açık, alenen söylüyor. Dershaneye gidiyor çocuk, Bediüzzaman’ın bu konuşmaları anlatılıyor. Akıl almaz bir tevil görünce, diğer konularında aynı şekilde tevil edileceğini anlayıp, bütün konularda böyle Müslümanların samimiyetsiz olduğunu, dürüst olmadığını düşünüyor oradaki kişilerin. Ve dolayısıyla Risale-i Nur’un tamamına güveni kalmıyor bu sefer. Çünkü açık olan bir hususta insanlar gözünün içine baka baka ve alenen yalan söylerse, o zaman öbürlerine niye inansın. Mesela Bediüzzaman diyor ki; Şualar sayfa 605, 1. Şua Sikke-i Tasdik-i Gaybi sayfa 90. “Bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise Hz. Mehdi (a.s.)’nin şakirdleri olabilir.” Bir asır sonra. Bir asır geliyor, bir faaliyet oluyor, adam bunu kabul etmiyor. Mesela Bediüzzaman diyor ki; “İstikbali dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati aırlarında karib zannetmişler.” Mehdi (a.s.)’nin geliş yılının 1400 sene sonra olduğunu söylüyor. Gitsinler kardeşlerimiz, bazı arkadaşlarla konuşsunlar, bu 1400 seneyi tevil ediyor, başka türlü söylüyor. Bakıyor orada yalan, burada yalan, şurada yalan. O zaman diyor ki; “bunların kendi davalarına inançları yok o zaman, kendi anlatıklarına kendileri de inanmıyor” diyor. Ve bir şiddetli imansızlık cereyanı gelişiyor bu sefer. O zaman o dershaneye gidiş amacı; sadece bir sosyal çevre edinmek, arkadaşlık edinmek, işte evlenirse ona destek olmalarını sağlamak gibi oluyor. Bir de akşamları orada gidip çay içmek, boş vaktini orada değerlendirmek, kulüp gibi kullanıyor. Onun için Risale-i Nur’u okuyan kardeşlerimiz böyle tevilci rahiplerin, yalan söyleyen rahiplerin, batın rahiplerine göre değil, Risale-i Nur’un direkt, düz anlamına göre değerlendirmeleri çok önemli. Bediüzzaman bunun üstünde duruyor. Direkt ne deniyorsa Risale-i Nur’da, açık açık ne anlatılıyorsa, ona inanmaları lazım. Çünkü batın rahiplerinin tevilleri de istikrarlı değil, birbirleriyle aynı tevil de yapmıyorlar, ağız birliği de yapmamışlar yalan söylemede, yani tek bir yalanları yok. Mesela Hz. İsa (a.s.) konusunda her birinin ayrı bir yalanı var. Mehdi (a.s.) konusunda her birinin ayrı bir yalanı var. Onun yalanı onu tutmuyor, onun yalanı onu tutmuyor, karmakarışık.
Bak mesela “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat.” Bu nasıl tevil edilebilir? Kastamonu Lahikası sayfa 61, 62. Adam bunu tevil ediyor. Tevil edince insanların güveni kalmıyor, oradaki insana güveni kalmaz. Ben bu belayı savmak için işte ortaya çıktım ve gayret ediyorum ve o yüzden böyle başarılı olduk. O yüzden bütün Avrupa’da, Türkiye’de, Azerbaycan’da, her yeri müthiş bir heyecan dalgası sardı. Çünkü ben yalana müsaade etmiyorum, sahtekarlığa müsaade etmiyorum, hurafeye müsaade etmiyorum. Dil eğip bükülmesine müsaade etmiyorum ve bütün yalancıların, sahtekarların da oyunlarını ortaya döküyorum. Onun için kardeşlerimiz dürüst olan, doğru olan kardeşlerine kenetlensinler. Ve dil eğip-büken sahtekarlara karşı da birbirleriyle de çok güçlü bir arkadaşlık bağı kursunlar. Birbirlerini koruyup kollasınlar. Bir süre sonra sahtekarların, yalancıların mum gibi eridiğini görecekler. Sırf sahtekarlar yüzünden ve yalancılar yüzünden İslam ahlakı şu anda hakim olmuyor, çünkü ümitsiz insanlar var, ümidi yok adamın. Allah vermesin aklını kaybetmiş, ümidini kaybetmiş, gücünü kaybetmiş, fakat onu normal bir insan zanneden insanlar onun peşine gidiyor, o da onunla beraber hastalanıyor. Halbuki Allah diyor; “çoğunluğa uyarsanız sizi Allah yolundan saptırırlar.” Çoğunluğa uyulmaz, hakka uyulur, doğru olana uyulur. Mesela ben Risale-i Nur’u incelerken ne yapıyorum? Dümdüz anlamı ne ise, çünkü bu zaten tefsir kitabı, tefsirin tefsiri olmaz, düz anlamını alıyorum. Birde mantıksız bir şey de demiyor, son derece mantıklı, açık. Hadise uygun, hadisi şerh etmiş, tevil etmiş ve açıklamış, yani bu artık bir tefsir kitabı. Adam tefsirin tefsirini, tefsirin tevilini yapıyor. O zaman tam tersine çeviriyor. Yoksa Müslümanların şu andaki sayısı, dünyadaki sayısı bol bol İttihad-ı İslam’ın oluşması için, bol bol yeterli. Türk-İslam Birliği’nin oluşması için bol bol sayı yeterli, maddi güçler de yeterli, imkanlar da yeterli. Ama bir avuç bunağın yüzünden, bir avuç aklı zayıf insan yüzünden, bir avuç imanını kaybetmiş hasta yüzünden, bir avuç gelecek korkusuna kapılmış insan yüzünden, İslam ahlakı dünyaya hakim olmuyor. Niye olmuyor? Çünkü bunun zamanı gelmedi de onun için olmuyor, Allah da onları vesile ediyor. Daha vakti var, biraz daha vakti var. O zaman Mehdiyet vazife yapamaz, görev yapamaz. O zaman bir anda biter olay.
Bak mesela Bediüzzaman diyor ki, Barla Lahikası sayfa 162; “fakat o ileride gelecek acip şahsın.” Şimdi bunun alçakça ve sahtekarca yalan tevilini yapanlar Ahiret’te bunun hesabını verecekler. Bak, “fakat o ileride gelecek acip şahsın,” garip şahsın, ilerde gelecek birinden bahsediliyor. “Acip şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdar bir neferi olduğumu zannediyorum.” Bunu nasıl tevil edeceksin? Çok açık değil mi bu?
ALTUĞ BERKER: Akılalmaz teviller var Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim tevil ettiğinde adam diyor ki, bu adamlar sahtekarlar, bu toplumun tamamı sahtekar. Risale-i Nur’un bu kadar açık bir hükmünü böyle tevil ediyorlarsa, Risale-i Nur’un öbür bölümünü açacak, onu da tevil edersin sen, öbürünü de tevil edersin. O zaman hepsi yalan demek ki, hepsini yalan söylemişsin. Bundan kurtulmanın yolu tekrar söylüyorum Risale-i Nur’u dümdüz okumaktır, düz anlamına tabi olmaktır. Mesela İmam-ı Rabbani’nin Mektubatında da sahtekarlığa karşı, yalancılığa karşı düz anlamını almak esastır. Çünkü Mektubat-ı Rabbani zaten tefsir kitabıdır, bunun bir daha tefsirinin tefsiri olmaz. Bin sene sonra diyorsa, bin senedir. Bin demek üç bin anlamına geliyor dediğinde bu samimiyetsizlik olur. Bu sözlerim için Osman Ünlü Hoca’yı tenzih ederim de, fakat diğerleri alenen ve açıkça yalan söylüyorlar.
Mesela Bediüzzaman diyor ki Sikke-i Tasdik-i Gaybi sayfa 11, Beyanat ve Tenvirler, sayfa 310. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki,” demek ki herkesin anlayacağı kadar açıkmış. Bak, “bu hakikatten anlaşılıyor ki,” eğer ahmak falan değilse, beyninde ciddi bir sorun yoksa, ağrı bir bunama, bir demans falan yoksa, açık demekki. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki sonra gelecek,” sonra gelecek; bak sonra ne demektir biliyor musun? Şu andan itibaren biraz daha ileri vakte denir sonra gelecek. “Sonra gelecek o mübarek zat Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek.” Sonra gelecek, ileride gelecek anlamına geliyor. “O mübarek zat” şahs-ı manevi değil, kişi. O, o ne demektir o?
SUNUCU:Şahıs.
ADNAN OKTAR:Mübarek zat. Sen nasıl anlıyorsun o mübarek zat deyince, bir kişi mi anlıyorsun, çoğunluk mu anlıyorsun? Tek anlıyorsun, evet. Ağır bunamada ancak bu başka türlü anlaşılabilir. Bak, “Risale-i Nur'u bir program olarak neşr ve tatbik edecek.” Risale-i Nur Külliyatı’nıneşr edip ve tatbik edecek, okuyacak ve anlatacak, tatbik edecek. Saklamadan, gizlemeden, dilini eğip bükmeden, sahtekarlık yapmadan, oyun oynamadan, düz anlamını anlatacak. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Salih Özcan Hocamız da aynı şeyi söylüyor Hocam, tevil ediyorlar, yapmasınlar, diyor.
ADNAN OKTAR:Bak, on iki vekilin on ikisi de, tamamı şahıs olduğu kanaatindedir Mehdi (a.s.)’nin ve ileride geleceğine inanırlar, diyor Seyyid Salih Özcan Hocamız. On ikisi de böyledir. Altı kalmışlardır, altı kişi kalmışlardır, hepsi de şahıs olduğuna inanırlar, şahıs olarak geleceğine inanırlar. Ama belki onlar maslahat icabı bazen, hani tedirginlik olmasın, şey olmasın diye gizleyebiliyorlar, gizleyebilirler, o konuya girmezler, gizleyebilirler ama benim gizlemeye ihtiyacım yok. Ama biliyorlar, böyle bilmemeleri mümkün değil zaten. Bak, Mektubat, sayfa 425-426. “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında”, en büyük fesat, şu an işte. “Dünyanın yüzde 99’u dinsiz, ateist. Savaşlar var. “Elbette en büyük bir müctehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem mehdi, hem mürşid, hem de kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek,” gönderdi demiyor bak, gönderecek. “O zat da, Ehl-i Beyt-i Nebevi’den olacaktır.” İnşaAllah. Takmışlar kafaya, Hocam sen Mehdilik iddia ediyorsun. Kardeşim Mehdi (a.s.) çıksın, ben istediğiniz yere gideyim, oturayım, orada kalayım, benim böyle bir sorunum yok. Delilik yapmayın, öyle bir sorunum yok.
ALTUĞ BERKER:Yemin ettiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Yemin ettim. Defalarca vallahi billahi tallahi, diyorum. Yemin ettim, öyle bir iddiam olmayacak diyorum ölünceye kadar. Efendim ayrıca lanetleştim de, Allah’ın, Meleklerin, bütün insanların laneti üzerimde olsun eğer ölünceye kadar Mehdilik iddia edersem, dedim. Delirmiş gibi cereyana kapıldılar, ödleri kopuyor. Mehdilik iddia etti edecek, Mehdilik iddia etti edecek. Cübbeli de oradan ortaya çıkmış; delirmiş gibi derken o bu sözlerim için adı geçen şahısları tenzih ediyorum. Eğer Mehdilik iddia etmeyeceğine söz versin, ben gerçeği söyleyeceğim, Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda geleceğini söyleyeceğim” diyor. Yani yaklaşık, bu mealde konuşuyor.
SUNUCU:Peki Hocam neden sizin olmanızı istemiyor, bu konuda bir fikriniz var mı?
ADNAN OKTAR:Tabii her cemaat kendi mürşidinin, kendi Hocasının Mehdi (a.s.) olmasını istiyor. Hemen hemen her cemaatte var, bu normaldir, anormal bir şey değil. Bir de benim olmam durumunda, neler olacağını tahmin edemiyorlar. Bir kere Allah’a güvenleri yok, Allah’a güvenmiyorlar, Allah’a imanları zayıf. Farz edelim ben değil, herhangi bir şahıs diyelim, ben kendi üzerimden değil de, başkası üzerinde söyleyeyim. O Mehdi (a.s.) olursa ne yapar acaba, ne olur? Halbuki Allah’a güvenen, Allah’ın her şeyi en güzel şekilde yapacağını bilir. Allah’a güvenemedikleri için, insanlara hiç güvenemiyorlar, hiçbir insana güvenemiyorlar. Dolayısıyla, mesela herhangi bir insanı da seçseler, ben onu da kabul ederim. Falanca kişi Mehdi (a.s.), deseler ben ayağını öperim, peşinden giderim. Müslümanların birleşmesini de istemiyorlar, hiç istemiyorlar bazı bunak takımı ama gençlik ayakta, maşaAllah. Türk gençliği ayakta, elhamdülillah. Çünkü Azerbaycan, Türkistan, Tacikistan, Tataristan bunlar da bütün gençlik, aşkla, şevkle; mesela Suriye gençliği, Irak gençliği hepsi istiyorlar. Fakat bir avuç bunak, gençliğin bu heyecanını durdurmak için var gücüyle gayret ediyor. Onların bu heyecanını kırmaya, onların bu birleşme arzusunu kırmak için şeytanın ifasıyla, rahatları kaçar gibisinden bunu durdurmaya çalışıyorlar. Çünkü “evet, Mehdi (a.s.) gelecek” dese, belki kendine bakmayacaklar, belki yiyeceği, içeceği kesilecek, belki sokağa atacaklar diye korkuyor. Benim geleceğim ne olur, benim istikbalim ne olur, işte çoluğumun çocuğumun durumu ne olur gibisinden paniğe kapılıyorlar. O yüzden de Mehdiyet’i bir dibi görünmez, karanlık bir olay gibi görüyorlar. Halbuki aydınlığın, ışığın, güzelliğin ta kendisi; Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in belirttiği bir güzellik ama şeytan onlara onu tam tersi gösteriyor. Allah belalarını da veriyor, yine akıllanmıyorlar. Allah çeşit çeşit belalarını veriyor. Allah aşağılıyor, rezil rüsvay ediyor yine akıllanmıyorlar, yine dünyaya sıkı sıkıya sarılıyorlar. İşte dünyada çoluk çocuğa karışsın, evlensin, işine, gücüne baksın, rahat etsin, hiçbir şey çıkmasın, sıkıntı çıkmasın, zorluk çıkmasın. Halbuki İslam’da gerekirse zorluklar da vardır, acılar da vardır. Şehitlik de vardır, gazilik de vardır, hepsi vardır. Ama tabii Müslüman aklıbaşındadır, itidallidir, olay çıkartmaz, kan dökmez, uyuyan kişiyi uyandırmaz, acı çektirmez, zorluğa sokturmaz.
Mesela bu kafayla Irak’ı da işgal ettirdiler, Afganistan’ı da ezdirdiler. Nasıl olsa onlara bir şey olmuyor, kendileri köşelerinde oturuyorlar çoluğuyla çocuğuyla. Benim 3 günlük ömrüm kalmış, yiyeyim içeyim hayat da güzel gidiyor, şimdi iş çıkartmayalım, gibisinden. Vicdansızca hadislerin açık hükmünü, Kuran’ın açık hükmünü, Bediüzzaman’ın açık anlatımlarını örtbas edip kapatmaya çalışıyorlar. Biz de tabii ki buna müsaade etmeyeceğiz, inşaAllah.
Bak Bediüzzaman diyor ki, Kastamonu Lahikası, sayfa 72’de. “Tâ Ahir zamanda hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur’un asıl sahipleri, yâni Mehdi (a.s.) ve şakirtleri, Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir.” Ne bunaklar engel olabilecek, ne akılsızlar engel olabilecek, ne cahil cühela engel olabilecek, ne hurafeciler engel olabilecek, Allah nurunu bütün her yere yayacak, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Biz de kabrimizden seyrederiz, Allah’a şükrederiz” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet,Bediüzzaman öyle diyor, inşaAllah. Şimdi şahs-ı manevi diye ortaya çıkanlara bakıyoruz; şahs-ı manevi Müslümanları parçalıyor, bölüyor ve hiçbir gelişme de olmuyor. Eziliyor Müslümanlar, başka bir şey olduğu yok şahs-ı manevide.
ALTUĞ BERKER: Nur talebeleri de öyle.
ADNAN OKTAR: Nur talebeleri de öyle, paramparçalar. Parçalanıyor, bir daha parçalara ayrılıyor. Parçalanıyor, bir daha parçalara ayrılıyor. Şevkleri kalmıyor, çünkü Resulullah (s.a.v.)’ın dediğini yapmamış oluyorlar. Bediüzzaman’ın dediğini yapmamış oluyorlar ve hepsinin üzerinde Allah’ın dediğini yapmamış oluyorlar. Allah, bizim ittihad içinde, Müslümanların birlik içinde olmasını istiyor, ayrılıp dağılmamızı istemiyor. “Ayrılıp dağılmayın” diyor Allah. “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılıp dağılmayın” diyor. “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi Allah birlikte mücadele edenleri Allah sever” diyor. Bütün bunlar sanki hiç yokmuş gibi, bu ayetler hiç yokmuş gibi ayrılıp parçalanmaya gidince, Allah felaketi arkasından getiriyor tabii ki. Belalar, yani fert fert de bela geliyor, topluluk olarak da bela geliyor, inşaAllah. Ama genellikle Nur talebeleri çok uyanık ve çok akıllıdır, yüzde 99’u çok yamandır. Genç, böyle atak, aklı başında, sevecen, merhametli, güzel insanlardır, inşaAllah. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki sonra gelecek o mübarek zat (Mehdi (a.s.)) Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek.” Şimdi sen gider bunu dershanede akıl almaz tevillerle, sahtekarca tevil edersen, bakacak ki adam karşısındakini deli yerine koyuyor, adam yerine koymuyor. Çünkü ancak bir akıl hastası bir adam gördüğü bir kişiye bu kadar yalan söyleyebilir. Normal zekalı, normal akıldaki bir insana göz göre göre böyle bunakça ve münasebetsizce teviller yaparsan ve yalan söylersen; göz göre göre yalan söylersen, o adamın ne sana güveni kalır, ne İslamiyet’e güveni kalır, ne Kuran’a bağlılığı kalır, mahvedersin adamı. Ne gerek kardeşim? Sen dümdüz “böyle diyor Bediüzzaman” dersin, “doğrusunu Allah bilir, inşaAllah olur” dersin.Kimse kim, illa şahıs belirle de demiyoruz ki biz sana. Şu şahıs olsun, bu şahıs da olsun denmiyor. Kim olursa olsun ama mutlaka Müslümanların bir lideri olacaktır. Müslümanların bir lideri olmasını sen istemedin mi, Müslümanların birleşmesini de istemiyorsun demektir. Şimdi İttihad-ı İslam’ı da isteyemiyorlar bu sebepten. Bak Mehdi (a.s.) korkusundan İttihad-ı İslam’ı isteyemiyor. Müslümanlardaki bunak hakimiyetini akıllı insanların hakimiyetine çevirelim. Her bunak mutlaka doğru söyler diye bir konu yoktur. Allah aklını almıştır. Aklı gitmiştir, oturup ona uyulacak diye bir konu yok. Bir avuç bunak, Müslümanları idare edemez. Biz Kuran’a göre, hadise göre ve Risale-i Nur’un açık beyanlarına göre hareket edeceğiz. Aksi çok tehlikeli olur, dürüstlük olmaz, samimiyet olmaz. Ve Mehdi (a.s.) de kim olursa olsun, ne fark eder? Mühim olan İttihad-ı İslam’ın olması. İnşaAllah. Allah’ın seçtiği olduktan sonra başımızın tacı. Mehdi (a.s.) korkusundan İttihad-ı İslam’ı savunamıyorlar, söyleyemiyorlar. Çok nadir İttihad-ı İslam’ı savunan, çok nadir, çünkü müthiş bir Mehdi (a.s.) korkusu var. Hz. İsa (a.s.)’nın da gelmesini istemiyorlar, ondan da korkmaya başladılar. Hatta, o Hıristiyanların Peygamberi, niye bekliyoruz ki Hz. İsa (a.s.)’yı, diyorlar. İslam Peygamberidir, o da Müslüman Peygamber’dir. Hz. Musa (a.s.) da Müslümanların Peygamberidir. Dikkat ederseniz; diyor, -ben anlatıyorum- Hz. Musa (a.s.)’dan bahsediyor, o Yahudilerin Peygamber’i neden ondan bahsediyor ki, diyor. Halbuki o da İslam Peygamberi. Hz. İbrahim (a.s.) İslam Peygamberidir, Nuh (a.s.) İslam Peygamberidir. Onun için kardeşlerimiz süratle Mehdiyet düşüncesi etrafında, İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği düşüncesi etrafında süratle toparlansınlar. Hiçbir bunağa, aksini söyleyen bunağa itibar etmesinler. İttihad-ı İslamı savunmayan kişileri kaale almasınlar. Türk-İslam Birliği’ni savunmayan kişileri kaale almasınlar. Bak Türkiye’yi de parçalamak istiyorlar, o bunaklar bunu sevinçle seyrediyorlar, hatta bölünmesini teşvik de ediyorlar söyleyeyim, gayet makul görüyorlar. Bakın İttihad-ı İslam’ı savunmayan kişilerin Türkiye’nin bölünmesini istediklerini göreceksiniz. Normaldir Güneydoğu’nun bölünmesi, niçin olmasın, diyor. Bunaklık bu noktaya kadar olayı götürüyor. İttihad-ı İslam’ı savunup büyüyelim, birleşelim, Türk-İslam Birliği bütün alemi, her yeri sarsın diyeceğine, bölünüp parçalanalım kafasında. Çünkü bölünüp parçalanınca rahat edeceğini düşünüyor. O çoluğunun çocuğunun peşinde, ailesinin rahatının peşinde. İşte evden kovmasınlar, yemeğini yesin, işine gücüne baksın, rahat etsin. Halbuki şu anki Müslüman potansiyeli on kere İslam ahlakını dünyaya hakim edecek güçtedir, en az on kere, bir kere iki kere de değil. Sadece Müslümanların aktif canlılığını kıran bir avuç şeytanın adamının yüzünden harekete geçemiyor Müslümanlar.
Bakın Atatürk yıllar önce Türk-İslam Birliği’ni uzun uzun anlatmış. Bütün Türk ülkeleri birleşecek, diyor Atatürk. Şimdiden hazırlığını yapmamız gerekiyor, her şeyimiz, diyor; dinimiz bir, dilimiz bir, düşüncemiz bir, örfümüz bir. Şimdiden hazırlığını yapalım, onların bize gelmesini beklemeyelim, biz onlara gidelim, diyor Atatürk. Şimdiden hazırlığını yapalım, diyor. Bak ne kadar uzak görüşlü. İslam ülkeleri de müstakil Cumhuriyetler halinde gittikçe gelişmeye başlayacaklar, onlar da istiklallerini kazanacaklar ve böylece İslam ülkeleri de birleşecekler ve büyük bir Türk-İslam Birliği’nin oluşacağını söylüyor Atatürk. Sonunda da dünya hakimiyeti olacak, diyor. Atatürk’ün dünya hakimiyetiyle ilgili sözü de var. “Sonunda bu ayrımlar kalkacak dünyada tek bir birliktelik olacak” diyor. İşte bu Türk-İslam Birliği’dir, İttihad-ı İslam’dır, inşaAllah. Mesela orada burada, Bulgaristan’dan bizi dinleyen, Amerika’dan bizi dinleyen kardeşlerimiz, dünyanın her yerinde birbirleriyle; bak Allah internette çok güzel bağlantı imkanı kuruyor. İnternette birbirlerine bağlansınlar, aydın, modern, büyük Türkiye idealini savunan, birleştirici, bölünmeye karşı sevgiyi, merhameti, şefkati, kardeşliği, dostluğu esas alan bu topluluğu bir arada tutan candan bir üslup geliştirsinler. Birbirlerini çok sevsinler. Bakın söylüyorum, şu mevcut topluluk on kere, yüz kere İslam ahlakını dünyaya hakim edecek güçte, inşaAllah. Çünkü adamların bir kısmı artık ihtiyarlamış, bitiyor, benden sonra tufan kafasında. Ben rahat edeyim, ben yaşayayım, kazasız belasız ölürsem, ondan gerisi de beni ilgilendirmez, zaten Kıyamet yakın.” Tamam kıyamet yakın ama bunun içerisinde İslam ahlakının dünya hakimiyeti var, Hz. İsa (a.s.)’ın inişi var. Muhteşem bir Türk-İslam Birliği var, onun arkasından bozulma başlıyor. Hicri 1506’dan sonra, inşaAllah. Bediüzzaman’a güvenmeyenler, Peygamberimiz (s.a.v.)’e güvenmeyenler, Allah’a güvenmeyenler rezil rüsvay olacaklar, çok küçük düşecekler. Bak Bediüzzaman diyor ki; “ümitvar olunuz İstikbal inkılabatı içerisinde en gür seda İslam’ın olacak.” Adamlar o kafada değiller, bambaşka bir düşüncedeler.
“Hocam detay olarak şunları verebilirim. Benim ağabeyim mekanda oturuyormuş, canlı müzik bitince orası kapanıyor saat 24:00’te. Ama ağabeyim oradakileri tanıdığı için çıkmamışlar, oturuyorlarmış hatta “iyi, kalabalık değilmiş yoksa gelmezdim” demiş. Oranın sahibi de “bu arkadaşlar yabancı değil tanıdık, tamam yok sorun” demiş. Hamburger yemişler.” Güzel. “Peşinden de nargile içmişler. Ah gece haberim olsaydı resmini çektirirdim Hocam” diyor. Canım suç mu? Çocuk hamburger yemiş, bir şey yok, inşaAllah.
“Selamun aleykum Hocam. Ben İstanbul’dan Okan Eğitmen.” Aleykum selam ve rahmetullahi ve berekatuhu. “Anlamadığım birkaç konu var, ben size sormak istiyorum. Bu plana destek veriyor musunuz? Büyük Ortadoğu Projesi’ne.” Büyük Ortadoğu Projesi, Ortadoğu’da Müslümanları bnirbirine düşürülüp, bir avuç bunağın da devreye girmesiyle, bir avuç akılsızın da devreye girmesiyle, Müslümanları hurafeye, ümitsizliğe düşürüp, mezhep hırsı, mezhep düşmanlığı da meydana getirip, Müslümanları birbirine kırdırıp, bütün Ortadoğu’ya Evanjeliklerin hakim olma planıdır ve dolayısıyla sapkın bir düşüncedir. Buna karşı Allah Mehdiyet’i çıkartmıştır. Büyük Orta Doğu Projesi Mehdiyet’e karşı oluşturulmuş bir projedir. Mehdiyet’i durdurmak için, Hz. İsa (a.s.)’nın inişini durdurmak için Amerika tarafından oluşturulmuş bir projedir. Amerika’daki bir kısım Evanjelikler, bir kısım karanlık odaklarla beraber -adı Evanjelik, Evanjelik’le de alakası yok da, adı Evanjelik. Kan dökmeye yatkın, gözünü kan bürümüş bir avuç psikopat ve şeytanın adamı. Gerçek Evanjelik zaten bunu yapmaz. Gerçek Evanjeliklerde böyle bir olay olmaz. Büyük Orta Doğu Projesi’nde hurafenin İslam ülkelerine yayılması isteniyor. Hurafeyi savunanlar teşvik ediliyor. Mezhep ayrımları, mezhep savaşları teşvik ediliyor ve böylece kolaylıkla Müslümanları Müslümanlara düşürerek, Avrupa’nın veyahut Amerika’nın askeri müdahalesine gerek kalmadan, bölgenin birbirini yok etmesi planıdır, olay budur. Ama gerçek Hıristiyanlar, Amerika’daki samimi Hıristiyanlar böyle bir vahşeti hiçbir şekilde istemezler. Gerçek Museviler böyle bir vahşeti asla istemezler. Bir avuç iblisin adamı bunu istiyor. Biz de buna müsaade etmeyeceğiz. Mehdiyet, Büyük Ortadoğu Projesi’nin karşı düşüncesidir ve gerçeğidir. Şeytan Mehdiyet’e karşı hep bir oyun çıkartmıştır. Mesela gerçek Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulüne karşı, Mesih deccali çıkartıyor, komünizmi çıkartıyor Mesih deccal. Mehdi (a.s.)’a karşı da Süfyaniyet’i, işte büyük Orta Doğu Projesini çıkartıyor ki, bölge tamamen İslam’dan uzaklaştırılsın. Mehdiyet’i hiç kimse durduramaz. Her ne yaparsa yapsınlar durduramazlar. Avrupa Birliği’ne Türkiye’yi alacaklar kendi kafalarınca, Büyük Ortadoğu projesi oluşturulacak, Müslümanlar birbirine düşürülecek. Türkiye de parçalanacak, işte yirmi küsur yere bölüştürülecek, yirmi iki ayrı vilayete bölüştürülecek. Türkiye’yi yabancılar işgal edecek, hepsi dolduracaklar Türkiye’yi, dolayısıyla burada ne Müslümanlığı kalacak, ne Türklük şuuru kalacak. Türklük şuuru zaten İslamiyet’ten kaynaklanan bir şuurdur. Böyle bir plan var idi ama Mehdiyet’i hiç hesap etmediler. Mehdiyet’i hakikaten bir hurafe zannettiler. İşte onu da şahs-ı manevi, şunu bunu diyerek geçiştirmeyi düşündüler. Mehdiyet şahs-ı manevidir veyahut bir ruhtur, görünmez veyahut gelmiş gelmiştir. Dolayısıyla bundan sonra İttihad-ı İslam düşünülemez. Türk-İslam Birliği düşünülemez, gibi düşünüyorlardı, Mehdiyet tepelerine gökten düşmüş bir kaya gibi düştü ve altında pestil gibi ezildiler ve hiçbir şekilde de durduramazlar, inşaAllah.
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Selamun aleykum Muhammed Adnan Hocam” diyor. “İş Bankası’nın evrim çizgi romanı hazırlaması çok manidar ve çok ibretlik, inşaAllah. Demek Allah’ın izni ve lütfu ile evrimciler ve destekçileri etkilendi ki, taşlar dökülüyor, inşaAllah. Ama Allah’ın merhameti ve bereketi olan Yaratılış Atlası, Hz. Musa (a.s.)’ın asası gibi, maşaAllah. Allah zatınızdan razı olsun aziz ve bereketli Hocam inşaAllah.” Muhammed Hakan Eryılmaz.
Evet, bak İş Bankası işi gücü bırakıp bana karşı Evrim Atlası’nı çıkardı. Baştan sona kadar da hurafe ile dolu ve çizimlerle dolu. Çizim Atlası deseydi daha iyi olurdu, Hayali Çizim Atlası, Evrim Atlası diyeceğine.
ALTUĞ BERKER:Birkaç yerde çizim yerine fosil resmi kullanmışlar Hocam. Onlar da yaşayan, evrimi çürüten fosiller, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, her yeri çizim, başından sonuna kadar çizim. Resimler çizmişler, bakın. Açıyoruz, çizim. Bak yine açıyoruz, yine çizim. Hayali çizim kitabı, Hayali Çizim Atlası diyebiliriz, inşaAllah.
SUNUCU: Çizgi film yapmışlar.
ADNAN OKTAR:Evet, çizgi film yapmışlar. Benim gibi fosil ve fotoğraf göstersinler, o zaman konuşuruz. Ama böyle hayali konuşmaya devam ederlerse, sadece gülünç hale gelirler.
ALTUĞ BERKER:Biz gösterelim, inşaAllah. Her zaman delilli gösteriyorsunuz Hocam. 54 milyon yıllık Mene Balığı ve günümüzde yaşayan hali. Bakın 54 milyon yıldır hiç değişmemiş, demek ki evrim olmamış. Şu anda da günümüzde de yaşıyor aynı şekilde.
ADNAN OKTAR:Türkiye İş Bankası eğer delikanlıysa, yiğitse böyle çıksın fosil göstersin bize. İş Bankası’nın geniş salonları var, imkanları var. Bir yeri satın alsın, doldursun fosilleri, bakın gençler evrim işte böyle fosiller aracılığıyla oldu, desin ama böyle bir fosil dünyada yok, tek bir tane ara fosil yok. Dolayısıyla Türkiye İş Bankası bu konuda çok ayıp yaptı. Oturup Evrim Atlası’yla Yaratılış Atlası’na güya cevap verdiğini zannetti ama mağlup oldular. Dünyadaki bütün büyük bankalar evrime sahip çıkıyor ama hepsi sapır sapır dökülüyorlar, fikrimiz ve düşüncemiz karşısında.
ALTUĞ BERKER:150 milyon yıllık Keman Vatozu. Aynı şekli ile birebir günümüzde yaşıyor. 150 milyon yıldır hiç değişmemiş. Demek ki evrim olmamış, yaratıldığının açık bir delili.
ADNAN OKTAR:Bize böyle hayali resimler değil, böyle gerçekleri göstersinler. Bak ben 3 boyutlu fosil gösteriyorum, İş Bankası’na vereyim sergilesinler fosilleri. Salonda sergilesin. Böyle gençliği yanlış bilgilerle yönlendirmek, Türkiye iş Bankası’nın işi değil. Avrupa’daki büyük bankalar da aynı kafada, Amerika’daki büyük bankalar da aynı kafada. Bütün sermaye evrimi desteklediği halde bir avuç gencin karşısında yerle bir oldular. İnşaAllah.
“İyi geceler Hocam. Benim bir arkadaşım falanca kişinin Mehdi (a.s) olduğuna inanıyor ve sizi takip ediyor, bir açıklama yapar mısınız?” diyor. İnansın, çok güzel. İnsanın mürşidini Mehdi (a.s) bilmesi, Mehdi (a.s) olduğunu ümit etmesi, ona saygısından, sevgisindendir. O çirkin bir şey değil ki, her zaman olur hüsn-ü zan. İddia etmedikten sonra, kalben insan mürşidini, sevdiğini Mehdi gibi görebilir, görsün daha güzel, bağlılığı artar, şevki artar, ne var? Bir şey yok, inşaAllah. Berker’im seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam.“Dünyanın kaderinde Ahir zaman var, dünyanın kaderinde Hz. Mehdi (a.s.) var ve Hz. İsa (a.s.) var, İttihad-ı İslam var, Türk-İslam Birliği var. Sessiz sedasız, sevgiyle, bereketle, bollukla ve güzellikle, nezaketle Türk-İslam Birliği oluyor şu anda. Buna İsrail’in karşı olması diye bir şey olmaz. Amerika’nın karşı olması diye bir şey olmaz. Amerika da İsrail de Türk-İslam Birliği'ni, İttihad-ı İslam’ı istiyorlar. Allah ‘dünyayı verseniz bunu yapamazdınız’ diyor. Allah oradaki insanların kalbini Türk Milleti’ne çevirdi” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Türk-İslam Birliği o kadar kolay bir şey ki, o kadar tabii mantıklı bir şey ki, olabilecek dünyadaki en mantıklı, en kolay, en makul olan bir şeydir. Avrupa Birliği’nde insanların inancı başka, ülkeleri başka, bir anda Avrupa Birliği’ni hemen oluşturdular adamlar, hiçbir mahzur görmüyorlar. Türk-İslam Birliği’nde tarihimiz bir, dilimiz bir, dinimiz bir, her şeyimiz bir ve birbirimizi seviyoruz, bölgede bir muhabbet içerisindeyiz. Bu insanların birleşmemesi için ne neden var. Hiçbir engel yok bir avuç yobazın, bir avuç bunağın, bir avuç imanını kaybetmiş hastanın, bir kısım insanların durdurmaya çalışmasına rağmen gürül gürül ilerliyor. Gümbür gümbür ilerliyor ve çok güzel de netice alacağız, inşaAllah. Atatürk’ün Türk-İslam Birliği ile ilgili sözlerini bul, onları bana göster. Türkiye’yi seven bir insanın Türkiye’nin büyümesini, Türk Milleti’nin gelişmesini, İslam aleminin birleşmesini istemesi kadar doğal ne olabilir başka?
ALTUĞ BERKER:Atatürk’ün sözü; “Türk Birliği’nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliği’ne inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliği’yle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek.Hayattayegane varlığım ve servetim, Türk olarak doğmamdır.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, şimdi onu şerh ederek anlat.
ALTUĞ BERKER:Benden sonra Türk Birliği olacak buna inanıyorum, diyor inşaAllah. İnancım var ve bu Türk Birliği ve yarının tarihi bu fasıllarını Türk Birliği’yle açacak. İnşaAllah İslam Birliği de ondan sonra olacak ve Türk-İslam Birliği oluşacak Allah’ın izni ile, diyor. “Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır.” Türk-Birliği dünyanın da barışına, sevgisine, sükunetine vesile olacak inşaAllah, diyor Atamız. Yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, diyor. Hz. Mehdi (a.s)’yi kastediyor olabilir demiştiniz Hocam, inşaAllah. Güneş, Hz. Mehdi (a.s) için de söyleniyor. O zaman görülecek, diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Güneş tabii İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği, dünyaya bu medeniyetin hakim olması, bu coşkunun, bu heyecanın hakim olması.
ALTUĞ BERKER:Bir sözü daha var Hocam, inşaAllah. “Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat, yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya, Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilirler. Bugün Rusya'nın elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim, bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir, hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların (soydaş Türk ve kardeşlerimizin) bize yaklaşmasını beklememeliyiz, bizim onlara yaklaşmamız gereklidir.” MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Şerh et açıkla.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Sovyetler Birliğinin dağılacağını görmüş gibi içindeki Türk Müslüman kardeşlerimizin, bizim Türkiye’nin onlara yaklaşması, çünkü özümüz bir, inancımız bir, diyor. Dolayısıyla Türk olarak ve manevi köprüler, inançta bir köprüdür, diyor.
ADNAN OKTAR:İnanç, İslamiyet, Müslümanlık.
ALTUĞ BERKER: Bu köprülerle dolayısıyla köklerimize inmeli, Müslümanlık, İslam kardeşliği içinde bütünleşmeliyiz diyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.) ve Allah hakkında Atatürk’ün sözleri var onları oku.
ALTUĞ BERKER: Hemen Hocam, inşaAllah. Atatürk’ün söylev ve demeçleri cilt 1, sayfa 262 de “Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini gerçekleri bildirmeye memur ve elçi olmuştur. Anayasası hepimizce bilinir ki, şanı büyük olan yüce Kuran’daki naslardır. İnsanlara gelişme ve aydınlanma ışığı vermiş olan dinimiz son dindir. En eksiksiz dindir.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Onu açıkla, oradaki anlatımı.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in elçi olduğunu ve Kuran’ın değişmemiş, eksiksiz bir Kitap olduğunu, Kuran’ın yeterli olduğunu söylüyor, Allah’ın izniyle. Ve insanlara nur, ışık olan Kuran’dır, diyor Allah’ın izni ile, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne diyorsun Atatürk’ün bu düşüncelerine, bu inancına?
ALTUĞ BERKER: Hocam maşaAllah, Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR: Hakiki bir Müslüman Türk evladı. Selamun aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum selam ve rahmetullahu ve berakatuhu. “Yakında HarunYahya.TV’de Almanca yayına başlıyoruz, inşaAllah. Hocam sizden öğrendiklerimizi Almanca anlatacağız, İnşaAllah. Bu yeni başlayacağımız programın başarılı ve etkili olmasını Allah’tan dilerim” diyor, inşaAllah. Egemen isimli kardeşimiz.
“Hocam lisede Risale-i Nur dershanelerine gidiyordum. Bir sohbetimizde Hocam bana yirmi yıla kadar İslam ahlakının hakim olacağını ve Risale-i Nur’un dünya çapında bilineceğini söylemişti ama bana o zamanlar pek mümkün gibi gelmemişti. Sayenizde şu an bunu daha da mümkün görüyorum ama Hocalarım Mehdi (a.s)’den ve Deccal’den pek söz etmiyorlardı. Daha önemli konular olduğunu söylüyorlardı. Mehdi (a.s) hakkında sorduğumuzda Üstad’ın Mehdi (a.s), Deccal’in de bir fikir akımı olabileceğini belirttiğini söylüyorlardı. Örneğin Deccal; sapkın fikirler, Mehdi (a.s) Risale-i Nur olabilir diyorlardı.” Öyle demeleri önemli değil. Mehdiyet bu demelerin içerisinde zaten gelişiyor, inşaAllah. Buna hiç kimse inanmaz, bir şahs-ı manevi, görünmez bir Mehdi (a.s) olmaz. Mehdi (a.s) bir şahıstır, açık. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in açıklaması da öyle. Kuran’da hiçbir Peygamber, hiçbir elçi, hiçbir mürşid şahs-ı manevi olarak gelmemiş. Nerede görülmüş? Müslümanların lideri nerede, diyeceksin. Şahs-ı manevi olarak var. Nerede? Görünmüyor. Böyle lider olur mu? Bir şahıstır Mehdi (a.s). Talebeleri vardır ve şahs-ı manevisi vardır. Sonra kitaptan, hiçbir müceddid, hiçbir müctehid kitap olarak gelmemiştir. Şahıs olarak gelmiştir ama şahsın kitapları olur talebeleri olur, o ayrı mesele, inşaAllah.
“Selamun aleykum sayın Hocam. Aleykum selam ve rahmetullahi ve berekatuhu. “Ben sizi yeni izlemeye başladım, inanın çok etkilendim. Her sözünüze çok itibar ediyorum. Her söylediğinizin çıkması benim size olan güvenimi, inancımı daha da pekiştirdi. Her şeyi merak ediyorum Hocam ama şu aralar kafam biraz ABD başkanına takıldı. Seçildiğinde çok umutluyduk. Müslüman diye duyduğumuzda, Müslüman aleminde faydalı olur diye umut etmiştik ama pek etkisi olmadı. Çok merak ediyorum siz ne düşünüyorsunuz? Gerçekten Obama Müslüman mı? Müslüman alemi üzerinde önemli bir etkisi olacak mı? Türk-İslam Birliği’ne destek mi köstek mi?” diyor Kenan isimli kardeşimiz, çok sevimli, maşaAllah. Selamını almadığım herkese aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü diyorum. Obama’dan ümit beklemek çok acayip bir şey. Obama değildir, Mehdi (a.s)’dır İslam alemini birleştirecek olan kişi. Obama garibanın teki, gariban bir insan. Obama ne yapabilir tek başına koskoca Amerika’da? Hadi Müslüman olduğunu farz edelim, muttaki beş vakit namazını kılıyor. Ne yapabilir Amerika’da Obama tek başına? Müslümanların birleşmesi, Mehdi (a.s)’nin etrafında birleşmeleri, Hz. İsa (a.s)’ın etrafında Hıristiyanların birleşmesi. Hıristiyan kardeşlerimiz ve Kuran’a tabi olmalarıyla dünya hakimiyetine ulaşılacaktır, inşaAllah. Dolayısıyla bir esmer adam, koyu esmer adam çıkacak diyor Afrika’dan, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde var. Müslümanlara, İslam’a yardımcı olacak bir esmer var ama o sadece yardımcı olacaktır, flu bir yardımcılıktır bu. Asıl kurtarıcı, vesile olacak olan Mehdi (a.s.)’dır, talebeleridir ve Mehdiyet’tir ve Hz. İsa (a.s), Hz. İsa (a.s)’ın talebeleridir inşaAllah vesile olacak olan.
“Selamun aleykum.” Aleykum selam rahmetullahi ve berekatuhu. “Muhammed Adnan Hocam, ben Tokat Turhal’dan Ahmet. Sizin programınızı canlı olarak iki aydır takip ediyorum. Ben de Türk-İslam Birliği konusunda size inanıyorum ve bu inancımı bir hizmet gerçekleştirmek için, bugün gençlerimi bilgilendirmek için, Facebook’ta Türk-İslam Birliği adında bir sayfa oluşturdum. Sayfama bu konu ile ilgili notlar ve resimler koydum. Kurduğum sayfa 1 saat gibi kısa bir zamanda 150 üyeye ulaştı. Daha sonra Facebook yönetimi, Facebook sayfamı incelemeye aldı. Şu an kapalı, beklemedeyim Hocam. Benim anlamak istediğim bizim ülkümüz olan Türk-İslam Birliği’nden kişilerin ne kadar çok çekindiği. Lütfen okuyun Hocam, okuyun” diyor. Ama ondan değildir, bir şey başka türlü. Çok kişiye bilgi göndermiştir, bir şey olmuştur. Yoksa Facebook böyle bir şeye karışmaz. Yok canım öyle, binlerce kişilik üyesi olan Türk-İslam Birliği toplulukları var, yüz bin, iki yüz bin, üç yüz bin üyesi olan topluluklar var. Öyle değil de, çok kişiye belki mail göndermiştir.
SUNUCU: O zaman evet çok kişiye gönderdiği zaman, dondurabiliyorlar, inceliyorlar ne oluyor diye.
ADNAN OKTAR:Öyle bir şeydir, onun gerçek sebebini araştırmak lazım.
SUNUCU: “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza 00:30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar TV, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo ve HarunYahya.TV sitemizden devam edeceğiz.
Makaleler
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...