ALTUĞ BERKER:İki tane haber vardı uygun görürseniz onlardan kısaca bahsedelim. Vatan Gazetesi’nde Süleyman Ateş; “Bazı modernist aydınların İslam’da sadece savunma savaşları olduğunu söylediğini, ancak bunun yanlış bir bilgi olduğunu” yazmış. “Cihad sırf savunma savaşından ibaret olsaydı, bir gün savunma gücü kırılabilir ve İslam kıtalara yayılmazdı” diyor. “Kendini savunmak için gerektiğinde saldırmak lazım. Eğer oturup düşmanın saldırmasını beklerseniz, sonunda teslim olmaya mahkum olursunuz” diyor. “Nitekim Mekke’nin fethi de böyle bir taarruz savaşıdır” diye eklemiş. “Ancak bu savaşların gayesinin İslam’ı yaymak olduğunu” söylüyor hocam.
ADNAN OKTAR:Hayır hayır, o yine savunma savaşı oluyor. Çünkü Mekke’ye girdiğinde adamlar sokmuyorlar, sokmadığı için mecburen kendilerini savunuyorlar. Yani hoca orada yine Aydın Doğan mantığıyla hareket etmiş. Hiçbir yerde Müslüman zorla İslam’ı yaymaz. Kuran’a göre haramdır yani “Dinde zorlama yoktur” diyor Cenab-ı Allah. Değil mi ayet var Kuran ayeti var. Zorlama yokken sen nasıl zorlayarak Müslüman yaparsın adamı değil mi? Kılıçla, topla, tüfekle Müslümanlık olmaz. Avrupa’nın, Amerikalıların yaptığı stratejinin, iddiaların doğru olduğunu vurgulamaya çalışan bir üslup kullanmış. Yani Müslümanların kan dökücü olduğunu, savaş ve fetih siyaseti güttüklerini iddia ediyorlar ya, o da onu “evet Avrupalılar doğru söylüyor yani dikkatli olsunları” vurgular gibi bir şey olmuş oluyor, bu olmamış. Müslüman ne yapıyor? Geliyor mesela evine girecek, içeriye eşkıya doldurmuş sokmuyorlar. Adımını attığında saldırıyor. Ne yaparsın? Adamları etkisiz hale getirir içeriye girersin. Olay budur inşaAllah. Yoksa durduk yere elin ülkesine girip de, “sizi zorla Müslüman yapacağım” demez Müslüman. Böyle bir şey yok Müslümanlıkta inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bugün Oral Çalışlar da Radikal Gazetesi’nde hocam; “Kendilerine beyaz Türk diyen laik kesimin gerçek Müslümanlığın, namazını kılan, oruç tutan ancak aynı zamanda içkisini içen, mayosunu giyen, eğlence yerlerine giden, şehirli ve medeni insanların yaşam tarzı olarak tanımladıklarını” yazarak bu görüşü eleştirmiş. “Bu tanımın uzun zamandır dindar insanlara dayatıldığını, gerçek Müslümanlığın ancak bu şekilde yaşanacağı inancıyla ve aksinin yobazlık olacağını söyleyerek bir baskı ortamı yaratıldığını, halbuki her insanın dinini istediği şekilde yaşamakta serbest olmasını gerektiğini” söylemiş hocam.
ADNAN OKTAR:Canım öyle Müslüman da olur, başka türlü de olur. Yani Müslümanlık illa tek düze bir bakış açısı olmaz, yani her türlü insan olur. Mesela kimi namazını kılmaz ama dindardır, kimi Hacca gitmez ama dindardır, kimi oruç tutmaz ama dindardır. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen herkes Müslümandır. Eksiklikleri olabilir, günahkar olabilir ama Müslümandır inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah hocam. Yeni Şafak’ta bir haber vardı hocam. “2011 yılının yıldızı Türkiye olacak” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“2011 yılının yıldızı Türkiye olacak” ne demek o anlamadım.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Ekonomide ilerliyor, büyüyor dış politikada gelişmeler gösteriyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim şu “ekonomide gelişme” diyor ya ben buna biraz tilt oluyorum yani. Türkiye, bütün Ortadoğu da fakirdir yani. Yunanistan da, Avrupa da fakir, Amerika da fakir, her yerde ekonomik kriz var. Böyle bir konu yok. Türkiye manevi yönden zengin, manen gelişiyor, manevi bir güçtür, ruh gücüdür, ülkü gücüdür, ideal gücüdür, ideal merkezidir, o yönüyle güçlüdür. Yoksa biz milleti görüyoruz, halkımızı görüyoruz Allah Allah yani bunun lamı cimi yok. Zengin misiniz siz?
MİSAFİR: Hayır.
ADNAN OKTAR:Değilsiniz. Biz de değiliz inşaAllah, öyle bir şey yok inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam dün “güneşin batıdan doğmasından sonra 120 yıl kalmasıyla” ilgili hadis hakkında şerh yaptınız. Şöyle açıkladınız hocam: “Hadis ravilerinin bu konuda duyduklarını naklederken, çok çeşitli nakiller yapmışlar ve bu konuda birbiriyle çelişik nakiller var ama, ittifakla bir 120 yıldan bahsediliyor. Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’den bahsediliyor ve sonra da kıyametin kopmasından bahsediliyor. Benim anladığım bu 120, 2120’nin 120’si” dediniz hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Kardeşim şimdi bak bu konudaki hadisler birbirinden çok ayrı, yani tek bir hadis yok. Fakat 120’de ittifak var, Hz. İsa (a.s.)’da ittifak var, Hz. Mehdi (a.s.)’da ittifak var, deccalden bahsediyor bu dönemde, efendim Hz. İsa (a.s.)’ın inişi, deccalin çıkışı, İslam’ın gelişmesi ve İslam’ın son bulması ve küfrün hakimiyetinin devam etmesi. Bunun hepsinin bu 120 yıl içerisinde olduğunu anlıyoruz. Cübbeli orada samimiyetsiz bir üslup kullanıyor. Mesela bak diyor ki: “İnsanlar deccalden sonra 40 yıl kalır. Bu dönemde çarşılar yapılır, hurma ağaçları dikilir.” Deccalin ömrünün 40 yıl olduğunu gösteren bir hadis bu. Ama bir başka gözle bakarsan başka türlü görülebilir belki. Ama hadislerin tamamında ortak nokta tek bir yeri vurguladığına göre o tek bir nokta esastır. “Dünya kurulduğundan beri her yüz başında önemli bir olay olmuştur” Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor; “Dünya kurulduğundan beri her yüz başında önemli bir olay olmuştur. Bu yüzyıl başında da deccal çıkar, İsa bin Meryem nüzul ederek onu öldürür.” Yani Hicri 1400’de, Mehdi (a.s.)’ın da, deccalin de beraber bir mücadele ortamı oluşturduğunu görüyoruz. Çünkü, deccal çıktığında Mehdi (a.s.) çıkmasa deccaliyetin bir önemi yok. Mehdi (a.s.) çıktığında da deccaliyet çıkmazsa Mehdiyet’in bir önemi kalmaz. Yani cihad, çaba harama anlamında önemi kalmaz. İkisinin başa baş çıkması gerekiyor. Mehdiyet, süfyaniyetin yıllar içinde yaptığı tahribatı gelip tamir etmesi, düzeltmesi oluyor. Ama yaşlı ve hımbıl, güçsüz, cılız bir Mehdiyet anlayışı ortaya çıkartmaya çalışıyorlar. Yani Müslümanları akıl almaz pasivize ettiler, müthiş bir mühendislik planı uygulandı “şahs-ı manevi” diyerek. Çünkü şahs-ı maneviye bakıyor adam şahs-ı manevinin yapacağı hiçbir şey yok. Halbuki hep Peygamberler gelmiş, onun etrafında insanlar toplanmışlar, bir heyecan olmuş, bir şevk olmuş ve İslam ahlakı dünyaya hakim olmuş, gelişmiş. Mesela Zülkarneyn (a.s.) gelmiş, Zülkarneyn (a.s.) etrafında toplanmışlar, Süleyman (a.s.) gelmiş, Süleyman (a.s.)’ın etrafında toplanmışlar. Ama Süleyman (a.s.)’ın şahs-ı manevisi etrafında toplanmamışlar. Şahsı olmuş Hz. Süleyman (a.s.)’ın, talebeleri olmuş ve onlardan meydana gelen şahs-ı manevi olmuş. Ama Hz. Süleyman (a.s.) mutlak olmuş o dönemde. Zülkarneyn (a.s.) da, Zülkarneyn (a.s.) bir şahs-ı manevi değil, bir şahıs ve dolayısıyla onun sağlığında o sağken hakim oluyor. Hz. Süleyman (a.s.) da sağken hakim oluyor inşaAllah. Evet seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Şöyle söylemiştiniz hocam: “Gölge Allah’ın bir sanatıdır. Yani ışık ayrı yaratılıyor, gölge ayrı yaratılıyor. Gölge çok zordur, gölgenin tekniği. Mesela burada gölge olmasa biz bunu çok acayip algılarız. Gölge sayesinde biz bunları böyle üç boyutlu algılıyoruz. Gölge kalksa çok garip olur, bütün şekil şemal her şey bozulur, tahmin edemeyeceğiniz bir görüntü meydana gelir. Gölge onun güzelliğini sağlar, derinliği sağlayan da odur, anlam kazandıran da. Ayrıca Allah renk sanatı da kullanıyor. Birbirinden çok ayrı farklı renkler kullanıyor, gücünü gösteriyor inşaAllah. Ayette diyor; “Allah’ın kadrini takdir edemediler” diyor. Derin düşünen insanlar bunun farkına varabiliyor, Allah’ın sanatını biliyor, onun için Allah belirtiyor ayette; “Allah’tan ancak ilim sahibi olan korkar” diyor. “Gerçekten araştıran, bilimi gerçekten bilen, derin düşünen insanlar anlayabilir” diyor. Onun için gerçek Müslümanların Allah sürekli düşünmesini, derin düşünmesini ve ilim sahibi olmasını istiyor, derin tahkik etmelerini istiyor” dediniz hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Naim Abdullah Bin Ömer’den tahric etti, dedi ki: “Kıyamet Araplar eski atalarının putlarına yeniden tapmadan kopmaz. Bu süre de deccalden ve Meryem oğlu İsa (a.s.)’ın inişinden sonra 120 yıldır.” Şimdi mesela bak bu da ayrı bir hadis. Ama burada deccaliyet de bu işin içinde, Hz. İsa (a.s.)’ın inişi de içinde, Arapların eski putlarına yeniden dönmesi de bu işin içinde, demek ki hepsi bu 120 yılın içerisinde oluyor, bunu anlıyoruz.
“İbni Ebi Şeybe Musannef’te, Ebu Muaviye Ameş’ten, o da Ebu Kays’tan o da Heyzen bin Esvet’ten rivayet ettiler. O dedi ki: “Muaviye zamanında ben ona uğramıştım. Yanında Abdullah bin Ömer vardı. Bana kimlerdensin dedi, ben, Iraklılardanım dedim. Bana sen orada tuzlu bir yer olan Kusi’yi bilir misin dedi, ben, evet deyince, o dedi ki: Deccal oradan çıkar. Sonra dedi, hayırlılardan sonra şerliler için 120 yıl vardır. İnsanların hiçbiri kıyametin ne zaman kopacağını bilmez.”
“Hayırllılardan sonra şerliler, 120 yıl vardır.” Hayırlılar da şerliler de bu 120 yılın içindeler. Bak hayırlılar da şerliler de bu 120 yılın içindeler. Yani 2000’den sonra 2120’ye kadar olan vakit inşaAllah. Tek hadismiş gibi Cübbeli’nin göstermesine karşı ben bunları anlatıyorum. Tek değil, hatta bu buradaki olanlar. Bunun dışında çok fazla ortak hadis var. Toplam ortak nokta Mehdi (a.s.), İsa (a.s.), deccal hepsinin süresi 120 yıl. Bu çıkıyor inşaAllah. Yani İslam ahlakının hâkimiyeti, bozulması dahil. İnşaAllah.
Evet şimdi Kuran’dan bir ayet açalım. Bir sayfa aç da ver bakalım bismillah.
Bazı hanımlar, evli hanımlar kıskanıyorlarmış. Eşlerine söylüyorlarmış işte Adnan Hoca diyorlarmış, iltifat ediyor falan gibisinden. Bunlar çocukça hareketler. Yani insanların bilinçaltında hep bir kıskançlık duygusu vardır, bir his vardır, oradan kaynaklanıyor. Benim milletim dünya güzeli, hepsi birbirinden güzel ve değerlidirler. Sevgi bizim ruhumuzu kaplayacak. Bakın dikkat edin bunu iddia eden insanlara bir baksınlar, bu insanlarda sevgi yoktur. Bakın çok önemli bir delil veriyorum. Bunu söyleyen insanlarda eğer sevgi olan birisi varsa bana söylesinler, ben konuşacağım. Bunu söyleyen insanlarda sevgi olmuyor. Ne eşine sevgisi var, ne başka birine. Onların çıkara sevgisi oluyor. Rahat etsin, yesin, içsin, yatsın, işine gücüne baksın. İşte hesabına, bankaya para yatarsa ona sevinir. Bir yüzük alırsan, kıymetli bir yüzük alırsan ona sevinir. Beşi bir yerde alır takarlarsa işte ona sevinir.
ADNAN OKTAR: Secde Suresi’ni açmışsın. Şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla.“Elif-Lam Mim. Kendisinde şüphe olmayan bu Kitab'ın indirilişi âlemlerin Rabbi tarafındandır.” (Secde Suresi, 2) Yani bazı sahtekârların o uydurduğu kitap gibi değil, Allah’ın Peygamberine (s.a.v.) indirdiği hak vahye dayalı, saf vahye dayalı kitap. “Yoksa onlar: "Bunu uydurdu" mu diyorlar?” uyduranlar var, uyduran sahtekârlar var. “Hayır; o, Rabbinden olan bir haktır; senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş bir kavmi uyarman için (onu sana indirdik). Umulur ki hidayet bulurlar.” (Secde Suresi, 3) Allah Katından indirilmiş hak bir kitap. “Ki O, yarattığı her şeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır.” (Secde Suresi, 7) Allah her şeyi en güzel şekilde yaratıyor. Mesela insanı eksikli kusurlu yaratıyor, o da imtihan için en mükemmel haldir. Eğer insan eksiksiz, kusursuz yaratılsaydı bayaa azardı insanlar, büyük bölümü azardı. Ama eksikli kusurlu yaratılmaları ayaklarını denk almalarını sağlıyor. Daha makul, daha tutarlı, daha mütevazı, daha mazlum olmalarını sağlıyor. Öbür türlü kim bilir nasıl olurlardı bir düşünün.
Bismillah. Enbiya Suresi. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “De ki: Ben sizi yalnızca vahy ile uyarıp-korkutuyorum.” Yani Kuran ile uyarıp korkutuyorum. “Ancak sağır olanlar, uyarıldıklarında çağrıyı işitmezler." (Enbiya Suresi, 45) Mesela biz de adamlara anlatıyoruz, izah ediyoruz; İttihat-ı İslam olacak, Türk-İslam Birliği olacak, Kuran’ın emri bu diyoruz. Şahs-ı manevi diye bir şey yoktur, şahıs vardır, talebeleri vardır ve şahıs ve talebelerinden oluşan şahs-ı manevi vardır diyoruz. Ne dersek diyelim, onlar kavruk mantıkla, böyle ölü ihtiyar mantığıyla, bitmiş bir ruhla, ümitsiz bir kafayla, kendi kafalarında devam ediyorlar. Bu da ahir zamanın bir özelliği. Eğer bunlar olmasaydı Mehdi (a.s)’ın işi çok kolay olurdu, yağ gibi akardı her şey. Dolayısıyla da Mehdiyet olmazdı. Mehdiyet dağlarla karşılaşacak, en zor şartlarla karşılaşacak, bunları aşacak. Ben mesela Mehdi (a.s.) talebesiyim, Mehdi (a.s.) öncüsüyüm, ben de bin bir türlü engelle karşılaşıyorum. Ama aşıyoruz elhamdülillah.
“Andolsun, onlara Rabbinin azabından 'bir ufak esinti' dokunacak olsa” Allah belalarını verse, herhangi bir şekilde rezil rüsva olsalar; “hiç tartışmasız; "Eyvahlar bize, gerçekten bizler zulme sapanlarmışız" diyecekler.” Pişman olup anlarlar diyor, belayı gördüklerinde diyor Allah. Ve bu tip bir üslup kullananlar diyor Allah; “hiç tartışmasız “Eyvahlar bize, gerçekten bizler zulme sapanlarmışız" (Enbiya Suresi, 46) diyecekler. Hakikaten belayı bulduğunda bu tiplerin yumuşadığını, değiştiğini, üsluplarını yumuşattıklarını görüyoruz. Eski azgınlıklarının kalmadığını görüyoruz.
“Andolsun, Biz Musa'ya ve Harun'a, takva sahipleri için bir aydınlık ve bir öğüt (zikir) olarak, hak ile batılı birbirinden ayıran (furkan)ı verdik.” (Enbiya Suresi, 48) Tevrat-ı Şerif, Tevrat. Mesela hiç hükmünde görüyorlar hâlbuki Allah Tevrat’ı övüyor Kuran’da. “Andolsun, Biz Musa'ya ve Harun'a, takva sahipleri için bir aydınlık ve bir öğüt” bir nur, “bir öğüt (zikir) olarak, hak ile batılı birbirinden ayıran (furkan)ı” Tevrat’ı “verdik” diyor Cenab-ı Allah.
“Onlar, Rablerine karşı gayb ile (O'nu görmedikleri halde) bir haşyet içindedirler.” Allah’ın heybetinin etkisi altındadırlar. Allah korkusu içindedirler, "ve onlar, kıyamet saatinden içleri titremekte olanlardır.” (Enbiya Suresi, 49). Adam ne diyor; Kıyametten bahsetmeye gerek yok kardeşim diyor, insanın ölümü zaten kıyamettir, bırak diyor kıyameti, Mehdi (a.s.)’ı, deccali, biz imanımızı kurtarmaya bakalım diyor. Bunların hepsi zaten iman hakikati, yani imanın rükünleri bunlar. Sen kıyameti reddedersen imanını kaybetmiş olursun. Ne diyor bak, bir haşyet içinde müminler, “ve onlar kıyamet saatinden içleri titremekte olanlar.” Kıyamet saatinden içi titriyor müminin değil mi, Allah’tan korkuyor. Demek ki kıyamet önemli Müslüman için. Kıyametin üzerinde duruyor, gündemde tutuyor kıyameti.
“Bu, onlara indirdiğimiz mübarek bir zikirdir.” Mübarek bir kitaptır, Kuran. “Şu halde onu inkâr edecek olanlar siz misiniz?” (Enbiya Suresi, 50) Kuran’ı inkâr mı edeceksiniz diyor Cenab-ı Allah.
“Hani”, İbrahim (a.s.)’dan bahsediyor Cenab-ı Allah. “Hani babasına ve kavmine demişti ki:” İbrahim (a.s.), "Sizin, karşılarında bel büküp eğilmekte olduğunuz bu temsili heykeller nedir?” Hz. İbrahim (a.s.) zamanında adamlar heykelleri dikmişler, önünde iki büklüm oluyorlar, heykelden yardım diliyorlar, heykelden kendilerini kurtarmasını istiyorlar. Çin’de de Mao’nun heykellerinin önünde diz çöküyorlar, Kore’de iki büklüm, Kuzey Kore’de o sapık herifin heykellerinin önünde diz çöküp bellerini büküyorlar. “Bu heykeller nedir?” (Enbiya Suresi, 51) diyor Hz. İbrahim (a.s.). "Biz atalarımızı bunlara tapıyor bulduk, dediler.” Geleneksel inancımız bu diyorlar, yani gelenek olarak böyle geldi diyorlar. “Dedi ki:Andolsun,” yemin ediyor, “siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz." (Enbiya Suresi, 52-53) Sapıksınız, anormalsiniz diyor. Rahatça söylüyor.
“Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa (bizimle) oyun oynayanlardan mısın?" diyorlar İbrahim (a.s.)’a “‘Hayır’ dedi. Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbi’dir, onları Kendisi yaratmıştır ve ben de buna şehadet edenlerdenim.” (Enbiya Suresi, 55-56)Ben bundan eminim diyor. "Andolsun Allah'a, sizler arkanızı dönüp” Allah’a yemin ediyor, “arkanızı dönüp gittikten sonra, ben sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım." (Enbiya Suresi, 57) Yani göz göre göre alenen yapmam ben bunu diyor. Yani üsturubuyla yapacağım ama bütün putlarınıza tuzak kuracağım diyor. Anti put, put yıkıcı. “Böylece o, yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları paramparça etti; belki ona başvururlar diye.” (Enbiya Suresi, 58) Bütün putları kırıp geçiriyor. Mehdi (a.s.) ne yapacak? Bütün putları kırıp geçirecek. Ama İbrahim (a.s.) putlardan bir tanesini bırakıyor. Bazen putlardan bir tanesi veya iki tanesi bırakılır. “Ona belki başvururlar diye” diyor. O da İslam’a hizmet kastıyla olur. "Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o, zalimlerden biridir" dediler.” Araştırıyorlar, kim yaptı bunu diyorlar, bütün putlarımız gitti, yerlebir oldu diyorlar. "Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik" dediler.” (Enbiya Suresi, 60) Her yerde anlatıyor o zamanlar. O zaman radyo-televizyon yok. İbrahim (a.s.) da çarşılarda pazarlarda her yerde anlatıyor. “Dediler ki: Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar." (Enbiya Suresi, 61) Gözaltına alıyorlar, tutukluyorlar. Demek ki Peygamberler de tutuklanıyor, veliler de tutuklanıyor, hapsediliyorlar, değil mi işkence görüyorlar.
Dediler ki: "Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın? Bu putları sen mi yıktın, bunları sen mi parçaladın diyorlar. Çünkü onların müesses nizamında o devirde kendine Darwinist, materyalist, ateist bir sistem var, her devirde vardır bu. Onun yıkılmasını istemiyorlar, İbrahim (a.s.) da mükemmel yıktığı için ciğerlerine oturuyor.
Yalnız İbrahim (a.s.) çok yaman, öyle bazı insanlar vardır mesela mücadele yapar ama safca ve akılsızca yapar. İbrahim (a.s.)’ın her yerinden akıl akıyor, maşaAllah. “’Hayır’ dedi”, bakın yalan söylüyor, buna maslahat denir. Bu yalan değildir. “Hayır” diyor, normalde o kırmış. Doğru söylemesi günahtır, haramdır burada, yalan söylemesi lazım. “’Hayır’ dedi. ‘Bu yapmıştır, bu onların büyükleridir, eğer konuşabiliyorsa ona sorun”, demek ki, putu aşağılamak, küçük düşürmek akılcı bir metodla yapılması gerekiyor ve maslahat yalan değil, akılcı olmak gerekiyor. “Bunun üzerine kendi vicdanlarına baş vurdular da. ‘Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz’ dediler”, (Enbiya Suresi, 64) yani kendi kendilerinin zalim olduklarını anlıyorlar. Demek ki, tebliğ yapılırken mesela biz diyoruz ki; Mehdiyet şahıstır. Biz bunu anlattığımızda bunu anlamayan hiç kimse kalmıyor, herkes anlıyor. İnat etmeleri önemli değil, vicdanen hakikaten zalim olduklarına kendileri kanaat getiriyorlar. Yani “zalimlik yapıyoruz, hakikaten dürüstlük yapmıyoruz” diyorlar. Ama bir kısmı da tabii maslahat amacıyla yalan söylüyor. Onlara ben bir şey demiyorum, taktik olarak Mehdi (a.s.)’ın rahat faaliyet yapabilmesi için Mehdiyet’i gündeme getirmiyor olabilirler. Yani “şahs-ı manevi” deyip kapatıp, Mehdi (a.s.)'ın yolunu, yöntemini genişletmek, ona zemin hazırlamak için ledüni bir maslahat, bir yalan söyleyebilirler. Söylüyorlar da nitekim bunu biliyorum, böyle olduğunu biliyorum. Çünkü açıkca derseler; “ evet bu Mehdi (a.s.)’a bakar”. Adamlar diyecekler; “Mehdi (a.s.) nerede?” O zaman işte “benim imamım Mehdi (a.s.)’dır” diyecekler, karma karışık bir ortam olacak diye düşünüyorlar. Öyle de düşünülebilir yani ben ayıplamam onu. Ama şahs-ı manevi diyenlerin hepsi Mehdi (a.s.)’ın şahıs olduğundan eminler onu söyleyebilirim. Yani Mehdi (a.s.) şahs-ı manevi deyip de, Mehdi (a.s.)’ın şahıs olduğunu bimeyen hiç kimse yoktur, hepsi bilir. Ama kendilerine göre bir kısmı sahtekarlığına söylüyor, 5-10 kişi ben onları söylüyorum. Yoksa büyük bölümü iyi niyetle yapıyorlar. “Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular. ‘Gerçek şu ki; zalim olanlar sizlersiniz (biziz) dediler,” yani zulüm yaptığını biliyor. “Sonra yine tepeleri üzerine ters döndüler”. Öyledir bazı adamları ikna edersin, kapıdan çıkar yeniden sapıtır. Anlatırsın “doğru, Allah razı olsun” der, hatta gözyaşı döker. “Ne kadar doğru söyledin” der. Sanki 10 dakika önce sen anlatmamışsın gibi eve gider bir de telefon eder bakarsın sapıtmış, kafa gitmiş, “daha yeni anlattım” diyorsun. “Yok, tam tersine döndüm” diyor. Bununla da Mehdiyet karşılaşacaktır. Bu çok makuldür, buna dikkat çekilmiş oluyor. Yani insanlar “ işittik, itaat ettik” derler. Bir süre sonra sapıtırlar, tam tersi olur, hayretler içinde kalır insanlar da, şok olurlar. Halbuki o sapıtma payını Müslümanın her zaman koyması lazım. Çok sık rastlanan bir şeydir o. Anlattım, dümdüz gider diye emin olmayacaksın. Mesela; “Müslümanım” der, beş vakit namaza başlar. Ertesi gün, komünist, dinsiz olduğunu açıklar. Şok olmaya hiç gerek yok, bu Allah’ın adetullahında sıkça rastlanan bir durumdur. “Sonra tepeleri üzerine ters döndüler. ‘Andolsun, bunların konuşmayacaklarını sen de bilirsin” diyorlar. Biliyorsan o zaman niye savunuyorsun. Demek ki, piskopatlık yapanlar mantıksızlıklarını kendileri de biliyorlar. Şahs-ı maneviciler kendilerinin de mantıksız, münasebetsiz konuştuklarını biliyorlar. Veyahut Darwinistler de kendilerinin sapkın olduklarını, yanlış olduklarını çok iyi biliyorlar. İş Bankası da mesela evrimi savunurken git genel müdürle konuş; “hakikaten inanıyor musun tesadüfen olduğuna?” desen, “inanmıyorum” der. İş Bankası’nın hangi personeli “tesadüfen dünya yaratıldı” der? Hiçbiri demez, üfürüm var, üfürmeyle ilgili bir şey. Şimdi İş Bankası’nın avukatları dikkatlice dinliyorlardır hoca bir açık verecek mi gibisinden, açık olmaz bende kafayı takmasınlar, inşaAllah. “Dedi ki; ‘o halde Allah’ı bırakıp sizlere yararı olmayan ve zararı dokunmayan şeylere mi tapıyorsunuz?” (Enbiya Suresi, 66) Onları ayıplıyor. “Yuh size ve Allah’tan başka taptıklarınıza. Siz yine de akıllanmayacak mısınız?” (Enbiya Suresi, 66) Tabii Arapçası başka türlü oluyor, Türkçeye çevrildiği için bu anlam oluyor. “Siz yine de akıllanmayacak mısınız?” Bak hep akıllanma isteniyor. Demek ki, aklıyla ilgili bir sorun oluyor, aklının zayıflığı ile ilgili bir sorun var. Onun güçlenmesi normal akla dönmesi, o isteniyor. “Dediler ki, ‘eğer bir şey yapacaksanız onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun’”. Bakın en feci şekilde artık öfkenin şiddetini gösteriyor bu yani herhangi bir ölüm değil, yakarak en feci şekilde öldürmek istiyorlar. Bu Hz. İbrahim (a.s.)’a duyulan öfkenin tavan yaptığını gösteriyor. Akıl almaz bir kin ve nefret oluşmuş, acayip öfke. Mehdi (a.s.)’a karşı da böyle akıl almaz bir öfke ve kin oluşacaktır. En az yakma tarzında isteyeceklerdir ama güçleri yetmez ayrı mesele. “İlahlarınıza yardımda bulunun” şu anda da Darwinistlerin ilahları nedir? Karl Marks’dır, Lenin’dir, Stalin’dir, Apo’dur, ateist masonların liderleridir.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam, gerçi öyle başlık atanlar da olmadı değil yanmakla ilgili. Siz daha iyi biliyorsunuz, söylemiştiniz.
ADNAN OKTAR:Evet Hürriyet Gazetesi Yargıtay benim davamı bozmuştu ilk yargılandığımda, dava dönünce benim ceza alacağımı, hapis alacağımı, mahvolacağımı düşünüyorlardı herhalde kendi kafalarınca. “Adnan Hoca bu sefer yandı” diye Hürriyet kapaktan manşet haber olarak verdi. Yani Ana haber, manşetten “Adnan Hoca bu sefer yandı” diye.
ALTUĞ BERKER:Ki, karar da çıkmamıştı hocam siz daha iyi biliyorsunuz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Daha karar çıkmadan iki gün öncesinden Yargıtay’dan haber almışlar. Yani istihbarata bak adamlardaki. Bizim haberimiz yok, biz bilmiyoruz. Yargıtay’ın resmi internet sitesinde de yayınlanmadı. Hatta sorduk Yargıtay’a “daha karar çıkmadı, bizim haberimiz yok” dediler.
ALTUĞ BERKER:Yazılı olarak çıkmadığına dair kağıt verdiler.
ADNAN OKTAR:İmzaladılar, adamlar. Mühürlü imzalı karar çıkmadı diye. İki gün sonra Hürriyet’in dediğinin aynısının doğru olduğunu gördük. İşte devlet bununla ilgilensin, hükümet bununla ilgilensin. Bu çok acayip olay. Nitekim mahkeme de hakikaten üç yıl ceza verdi, bir yıl da ilave ederek üç yıl ceza verdi. Ama yine aynı Yargıtay bozdu. Hem de bir maddeden, iki maddeden, üç maddeden, dört maddeden değil çok fazla maddeden bozdu.
ALTUĞ BERKER: Resmini göstereyim mi hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Bakın Hürriyet’in haberi, “Adnan Hoca şimdi yandı.” Yargıtay Adnan Oktar’ın da aralarında bulunduğu 18 sanık haklarındaki davanın zaman aşımı ortadan kaldırılmasına ilişkin yerel mahkemenin kararını bozdu. Oktar ve arkadaşları örgütten yargılanacak. 18 yıla kadar hapis isteniyor” diyor. Bak heyecanlanmış onu da kırmızıyla yazmış. Beni yakma diye bir konu olmaz, kafalarını çalıştırsınlar, akıllı olsunlar. Benim ışığımla aydınlanırlar, ben nur saçarım onlara. Bıraksınlar bunu, kendi kendilerini yakıyorlar da haberleri yok, inşaAllah.
“Biz de dedik ki; ‘ey ateş İbrahim (a.s.)’e karşı soğuk ve esenlik ol’” (Enbiya Suresi, 69), yani Hz. İbrahim (a.s.) yanmıyor, yanmayacak kurtulacak inşaAllah ve kurtuldu. “Ona bir düzen kurmak istediler, fakat biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık”, o kurdukları tuzağı tepelerine çevirdim” diyor Cenab-ı Allah. Mehdi (a.s.)’da da mesela Mehdi (a.s.)’ın aleyhinde haberler çıkacak, Mehdi (a.s.) daha tanınacak. Mehdi (a.s.)’ın aleyhinde tuzak hazırlayacaklar daha tanınmasına sebep olacak. Mehdi (a.s.)’ı orada burada kötüleyenler Mehdiyet'in çığ gibi yayılmasına sebep olacaklar. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Deccal, Mehdi (a.s.)’ı yakalar sırtını döve döve işkence yapmaya başlar Mehdi (a.s.)’a ve Mehdi (a.s.)’ın sırtı dövüldükçe Mehdi (a.s.) genişlemeye başlar” diyor. Genişler, genişler, genişler, dünyaya hakim oluyor. Demek ki Mehdi (a.s.)’a saldırılacak, saldırıldıkça ünü ve şanı dünyaya yayılacak ve gücü artacak. Saldıranlar saldırdıklarına pişman olacaklar, sürekli gündem olacak Mehdi (a.s.) inşaAllah.
“Ve onları Kendi emrimizle hidayete yönelten (Mehdi’lik yapan) önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan fiilleri- namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet edenlerdi” (Enbiya Suresi, 73), 1984 yapıyor ebcedi. Mehdi (a.s.)’ın tarihini veriyor inşaAllah.
Arkasından dünya hakimi olan Hz. Süleyman (a.s.)’dan bahsediyor Cenab-ı Allah 79. ayette. 79’da o konuya geçiyor Cenab-ı Allah. “Biz bunu (hükmü) Süleyman’a kavrattık, her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. (Bunları) Yapanlar Biz idik” diyor Allah. 1979 Mehdi (a.s.)’ın zuhuru. “Biz bunu (hükmü) Süleyman'a kavrattık”, yani “hüküm verme gücünü, anlatma gücünü Ben ona verdim” diyor Cenab-ı Allah. Mehdi (a.s.)’a da o gücü veren Allah’tır. Mehdi (a.s.)’ın müstakil bir gücü yoktur. “Her birine hüküm ve ilim verdik”, hükmetme yani adaletle karar verme ve ilim. İlimi kim veriyor? Allah veriyor. Mehdi (a.s.) herhangi bir okulda eğitim almış olmayacak, tarikata da bağlı değil. İlm-i vehbi, çünkü bak diyor ki; “ilmi ben verdim” diyor Allah. Bütün ilimleri Allah öğretir, ona işaret var. “Davut ile birlikte tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. (Bunları) yapanlar Biz idik.” Şimdi bütün İstanbul’un dağlarında, bütün Türkiye’nin dağlarında, ki İstanbul 7 tepe üzerinde, bütün evlerinde olanlar şu an beni dinliyorlar mı? Dinliyorlar. Bütün dağlarda Allah’ı hep beraber tesbih ediyor muyuz şu an? Çünkü ben burada Allah’ı tesbih ediyorum ama İstanbul’un 7 tepesinde de tesbih ediyorum aynı anda ve Türkiye’nin bütün bölgelerinde; Tokat’ta, Turhal’da, Adıyaman’da, Siirt’te, Muş’ta, Bitlis’de, İzmir’de, Edirne’de, Samsun’da, Karadeniz’de, İç Anadolu’da, her yerde tesbih ediyorum. Ve bütün Türki devletlerde Amerika’da aynı anda tesbih ediyorum. Kuran’ın bu işareti şu an tahakkuk etti işte. Mehdi (a.s.) öncüsü olarak bak bu bende böyle oluyor. Mehdi (a.s.) da çok daha kapsamlı inşaAllah.
Cübbeli’nin Mehdi (a.s.) ile ilgili olan filmlerini gün aşırı veyahut her gün izleteceğiz. Çünkü orada çok muhteşem anlatıyor bayaa güzel anlatıyor. Şu an anlatmıyor ayrı mesele, anlatamaz da ama bundan sonra anlattıracağız inşaAllah. Berkerim seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam. Tataristan’ın başkenti Kazan’da bir konferans gerçekleşti hocam. Konferansın ismi ahir zaman konularıydı. Şöyle; Ahir zaman ve Mehdi (a.s.), Kıyamet Alametleri, Darwinizm ve Yaratılış Gerçeği. İki gün önce gercekleşti. Ve sizin eserlerinizden istifade edilerek anlatım yapıldı bu konferansta hocam, inşaAllah. Konferansın başlığı: “Tataristan’da İslam’ın dirilişinin 20. yılı”.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah hocam müftüler, Rusya İslam üniversitesinden çok sayıda din alimi, Tataristan basını, bakanlar, politikacılar ve resmi görevliler katılmış. Konferans sırasında sizin Kıyamet Günü belgeseliniz de katılanlara dağıtılmış hocam inşaAllah. Konferansın sonucunda “Tataristan’da İslam ahlakının daha da güçlenmesi için mümkün olduğu ölçüde Türkiye ile yakınlaşmalıyız ve Türkiye’den örnek alarak geliştirmeliyiz” demişler hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Demek ki, öyle şahs-ı manevi , şu bu falan deyip örtbas etmekle Mehdiyet durdurulamıyormuş. Ama bakın o konuya da dikkat çekiyorum, bir de Mehdi (a.s.)’ı hasretle, şefkatle, sevgiyle bekleyip, Mehdiyet’e ve Mehdi (a.s.)’a zarar gelmemesi için şahs-ı manevi diyerek, maslahat tarzında yalan söyleyen kardeşlerimiz de oluyor. Bu ayrı. Yani iyi niyetle yapanları tenzih ediyorum. Ben sahtekarlık yapan, kahpelik, çakallık yapanları kast ediyorum. İyi niyetle, gizlemek kastıyla yapıyorsa ona bizim bir sözümüz yok inşaAllah. Ki yani büyük bir bölümü öyle bunu ehemmiyetli bir konu olduğu için tekrar tekrar anlatıyorum.
Bismillah. Enfal Suresi, şeytandan Allah’a sığınıyorum 46. ayet. “Allah’a ve Resulü’ne itaat edin”, yani Kuran’a uyun, Resul (s.a.v.)’in sünnetine uyun. “Çekişip birbirinize düşmeyin”, ayrı ayrı memleketler, ayrı ayrı gruplar oluşturup, meszhepler oluşturup birbirinize düşmeyin. “Pırasa gibi doğrayacak” diyor ya Cübbeli, bunu yapmayın diyor Allah. “Çözülüp yılgınlaşırsınız”, çözülme ne demek? Gücünüz kırılır, mücadele azminiz kırılır böyle hımbıllaşır, bunak ruhu oluşur diyor Cenab-ı Allah. “Çözülüp yılgınlaşırsınız.” Yani olur mu, nasıl olsun, imkanı var mı? İttihad-ı İslam da olmaz haşa, Türk-İslam Birliği de olmaz, ölmüşüz, bitmişiz bunu dersiniz diyor Allah. Ama birbirinizle çekişirseniz, cemaatlere ayrılırsanız, gruplara ayrılırsanız, bölünürseniz, şahs-ı manevidir diye Mehdiliği ortalıktan kaldırmaya kalkıp, Müslümanları ayrı ayrı küçük küçük gruplara bölüp, onları da kendileri içerisinde mücade ettiren bir modelin içerisine girmeyin diyor Cenab-ı Allah. Bak “gücünüz gider”, bak “gücünüz gider” diyor. Gücü kalmıyor adamın, takaati kalmıyor. “Sabredin şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir”. Demek ki, vakit alacak inşaAllah.
“Münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar şöyle diyorlardı: "Bunları (Müslümanları) dinleri aldattı.” (Enfal Suresi, 46) Yani İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği bunlar yok, Mehdiyet yok, Hz. İsa (as)’ın inişi yok diyor haşa. "Oysa kim Allah'a tevekkül ederse, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir .” Allah’a bırakın, Allah’a güvenin, gayret edin, “Allah üstündür ve güçlü olandır”. O zaman Müslümanlar üstün ve güçlü olan oluyor. Çünkü Allah taraftarı oldukları için “hüküm ve hikmet sahibidir”, hüküm Allah’ındır, Allah’ın olacaktır; Mehdi (a.s.)’ın çıkışı ile, “ve hikmet sahibidir”, Allah Mehdiyet’e hikmet verecek, inşaAllah.
“Melekleri, onların yüzlerine ve arkalarına vurarak: "Yakıcı azabı tadın" diye o inkar edenlerin canlarını alırken görmelisin.” (Enfal Suresi, 50) Yani İslam’ı, İttihad-ı İslam’ı engelleyenleri, zulmü alkışlayanları, Allah’ın melekleri canları alınırken yanlarında olacak diyor. “Yüzlerine ve arkalarına vurarak” yani çok şiddetli onları, feci şekilde döverek canlarını alırken. “Yakıcı azabı tadın diye o inkar edenlerin canları alınırken görmelisin” diyor. Yani bunlarla hitap edecekler onlara, bunları söylecekler ve feci şekilde de melekler dövecekler diyor, canları alınırken. “Bu, ellerinizin önceden takdim ettiği işler yüzündendir. Yoksa şüphesiz Allah kullara zulmedici değildir” (Enfal Suresi, 51) diyor Allah. Ben şahs-ı manevi konusunda neden diyorum? Ağabeyleri çağırmıştık bize, daha önce de söylemiştim yani ileri gelenler. “Biz tabii ki Mehdi (a.s.)’ın şahıs olarak geleceği çok açık, alenen biliyoruz” dediler. “Ama şu nedenden, bu nedenden bunu söylemek istemiyoruz, o yüzden şahsı manevi diyoruz” dediler. Yani kimi de hakikaten kargaşadan çekiniyor, kimi tedirgin oluyor, kimi başka bir şey olur diye çekiniyor. Aslında hiçbir mahsuru yok Mehdi (a.s.) ile müjdelenilir. Ama o içtahaten kendince hatalı bir içtahatla öyle düşünüyor olabilir. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) dediyse güveneceksin sen “Mehdi (a.s.) ile müjdelenin” diyor, müjdelen. Yani riskli bir şey olsa, anormal bir şey olsa, Peygamber (s.a.v.) der mi “müjdelenin” diye? Bediüzzaman müjdelenmemiz için Risale-i Nur’da uzun uzun Mehdi (a.s.)’ı alenen ve açıkça anlatır mı? Bediüzzaman müjdeliyor, Peygamberimiz (s.a.v.) müjdeliyor. Peygamberin (s.a.v.) müjdelemesi ne demektir? Allah’ın müjdelemesi demektir. Allah’ın müjdelemesine güveneceğiz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam siz daha iyi biliryorsunuz inşaAllah. Salih Özcan Ağabeyimiz onlara çok güzel cevap veriyor. Yani Bediüzzaman’ı en güzel Mehdi (a.s.) ortaya çıkaracaktır, o sevdirecektir. O endişelere karşı o cevabı verip “endişelenmesinler” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama benim çekindiğim, mesela bir kısmının hayatı kaymış böyle, adam perişan olmuş, çoluğa çocuğa karışmış işi gücü yerinde. Yemeğinin eksik olmamasını istiyor, kaldığı evden dışarı çıkmamak istiyor yani bundan sonra böyle götürelim, kıyamete de az kaldı, 70 sene kaldı, böyle idare edelim kafasında. 70 sene daha Müslümanları süründürttürecek. O zaman senin ahiretteki konumun ne olacak? Allah burada da belanı verir, ahirette de belanı verir Allah esirgesin. Biz buraya çaba harcamak için, din ahlakını yaymak için geldik, imtihan için geldik ve İttihad-ı İslam da Allah’ın bize vaadidir.
ADNAN OKTAR: Tamam onu dinleyelim.
VTR: BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN HAS TALEBELERİNDEN SEYYİD SALİH ÖZCAN, HZ. İSA (A.S.)’IN ŞAHIS OLARAK YENİDEN GELİP, HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ARKASINDA NAMAZ KILACAĞINI ANLATIYOR.
ADNAN OKTAR:Evet en yetkili ağızlardan aktarıyoruz. Mesela hocamız bak mahsur görmüyor Mehdi (a.s)’ı anlatmakta. Ama bir kısım ağabeyler mahsur görebilir, onlara da saygı duyarım. Yani şahs-ı manevi denilmesine rağmen, şahıs olduğundan eminler yani özel sohbetlerinde bunu söylüyorlar. Fakat doğrunun bilinmesi de önemli olduğu için ben bunu anlatıyorum. Çünkü öbür türlü Allah’a karşı sorumluluk altında oluruz. Niye gizleyelim değil mi?
ALTUĞ BERKER:Salih Özcan Ağabey siz daha iyi biliyorsunuz hocam, Üstad'ın çok güvendiği, on iki varisinden, vekilinden birisi. Onun mesela Latince kitapları onun vesilesiyle hizmetlerin kat be kat artmasına vesile oluyor. Tarihçe-i Hayat’ın yazılmasına vesile oluyor, Üstad ona çok güveniyor, onun sözüyle yapıyor mesela o bazı şeyleri inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir gün ağabeyimizi tanıtan bir program hazırlayalım, bir gün de Sungur ağabeyi anlatan bir program hazırlayalım.
ADNAN OKTAR:Kardeşimiz özetle “İslam ülkelerinin ve Türk aleminin birleşmesi için bazı ülkelerdeki başkanların müsait olmadığını” söylüyor. “Türk devletlerindeki bazı kişilerin müsait olmadığını” söylüyor. Onlar hiç önemli değil. Yani kaliteli, aklı başında, seçkin bir kitle, ısrarla Türk-İslam Birliği’ni isterse, çok kolaydır Türk-İslam Birliği, olabilecek en kolay iştir. Avrupa Birliği’nde de, halkın hiç haberi yoktu Avrupa’nın, Avrupa’daki insanların, üç-beş kişi çıkarttı Avrupa Birliği fikrini, sonra yüzelli-ikiyüz kişi ekip oluşturdular, halkı ikna ettiler, konuştular, anlattılar, halkın yüzde ellibeşi, yüzde elliüçü kabul etti, tak konuyu bitirdiler. Yani Türk-İslam Birliği de öyle o kadar karmaşık, zor, anlaşılması güç, uygulanması güç bir sistem değildir, son derece kolaydır. Devlet başkanlarının böyle anormal hareket yapması bazı yerlerde, halktan çekiniyorlar. Yani Peygamberimiz (s.a.v.) diyor: “Siz nasılsanız öyle idare olunursunuz” diyor. Boş vermiş bir zemin görünce insanlar, boş vermiş adamları başa getiriyorlar bu sefer, öyle olmaz. Çok şuurlu bir Müslüman kitle olduğunda, inanan bir kitle olduğunda hiçbir sorun çıkmaz. Biz kararlı olarak, mesela farz edelim Azerbaycan gençliği, son derece şuurludur Azerbaycan gençliği, bayaa aklı başındadır ve Türk-İslam Birliği düşüncesi gittikçe yayılıyor ve güç kazanıyor. Bu güç kazandıktan sonra bu insanlar bunu bir teklif olarak hükümete getirdiklerinde, en zalim hükümet bile böyle bir şeye itiraz etmez, ki makul hükümetler. Yeter ki halkın kendini desteklediğinden emin olsun. Hiç kimsenin Türk-İslam Birliği’ni savunmadığını düşünürse, bir lider nasıl ortaya çıksın değil mi? Ama halk böyle kaynarsa dipten ve şuurlu, kaliteli, eğitilmiş bir kitle bunu savunursa rahatça onu onlar gündem yapabilir. Mesela bak Türk-İslam Birliği şu an AK Parti Hükümeti tarafından şiddetle savunuluyor ve hızla da gelişiyor. Ama buna zemin hazırlayanlar oldu. Hazır zemin vardı. Çok eski mesela yüz yıldan önce yani yüz yıllık bir zemini vardır. Gittikçe gelişti, gittikçe gelişti. Ama aleni dillendiren, aleni gündeme getiren biz olduk yani son iki yıldan beri. Biz aleni dillendirdikten sonra hükümet de aleni olarak eyleme geçti. Aynı dönemdedir, bakın yani bizim bu konuyu dile getirmemiz basında, televizyonlarda, radyolarda yoğun gündem yapmamızdan sonra hükümet de bunu yoğun icraya koydu, icra haline getirdi. Demek ki zeminde bir destek, fikri ve kültürel bir destek hükümetin ihtiyacı oluyor. Yani her ülkede bu böyledir. Mesela Azerbaycan da bastırsın, hükümetin politikası olarak bunun uygulandığını göreceklerdir.
ALTUĞ BERKER:Hocam 2003’te kitabı çıkardınız “İslam Birliği” kitabını, 2005’te “Türk-İslam Birliği” dergisini çıkarttınız ve aydınlar orada size katıldıklarına dair fikirlerini makaleleriyle dile getirdiler, “Türk-İslam Birliği oluşsun” diye destek verdiler.
ADNAN OKTAR:Tabii. Mesela aylardan beri, yıllardan beri yapılan çalışmaların sonucunda meydana gelen kamuoyuna güvenerek hükümet ortaya çıkıyor. Yoksa hiç kimse Türk-İslam Birliği’nden bahsetmese hükümet ortaya çıkmaz, öyle bir girişimde de bulunmaz. Yani İslam ülkelerinin birleşmesi için, Türk aleminin birleşmesi için böyle bir atakta bulunmaz. Yani sadece Türkiye’nin şahsi menfaatlerini kollayan bir politika izler, idare-i maslahatçı olurdu. Ama şu an bak adamlar diyor; “emperyal bir politika izliyor” diyor. Ama emperyal politikanın da teorisyenleri var, onun teorisini kuranlar var. Yüz yıldan beri bu devam ediyordu ve şu an tırmanışa geçti. Ama iki yıldan beri bizim gündem yapmamızla bağlantılı olduğunu da herkes gördü inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Özellikle vize konusunda hocam ilk dillendiren sizsiniz. Yani vizelerin kalkması kimsenin hayal edemeyeceği bir şey hocam.
ADNAN OKTAR:Vize birisinin tahayyül edeceği bir şey değildi hakikatten o dönemde.
“Selamün aleyküm hocam. Sürekli izliyorum, sizden öğrendiklerimi arkadaşlarıma anlatıyorum. Bazıları inanmak istemiyor” diyor. “Bazı insanlar da hipnoz olmuş gibi adeta robot haline gelmişler. “Deccalin hipnozu” dediğiniz bu demek ki. Bazı resmi imamlar da bu şekildeler. Benim buna karşı şevkim daha da artıyor, gayretim daha da artıyor. İnşaAllah uyanma vaktimiz geliyor” diyor Bünyamin İnanır.
Bünyamin eğer bunlar olmazsa Mehdiyet olmaz, olmaz yani emek verilmeyen bir Mehdiyet yok.
“Sevgili Adnan Hocam sürekli Mehdiyet’i anlatıyorsunuz. Çok kapsamlı bizlere izah ediyorsunuz” diyor. Bakın alın bir şey daha. “Kendisine yapılacak olan iftira ve karalama kampanyalarından bahsediyorsunuz, talebelerinin az olacağından bahsediyorsunuz. Ben sizi takdir ediyorum ve seviyorum. Sorum şu: Her şey apaçık ortadayken beklenen Mehdi (a.s.) İskender Evrenesoğlu değil midir? Onu bana Rabbim rüya yolu ile gösterdi. Sizler neden göremiyorsunuz? Allah razı olsun, cevaplanırsa sevinirim.”
Aman Allah’ım. İşte belki de hocalar bundan çekindikleri için “şahs-ı manevi” diyorlardır. Şimdi bak beni de rüyada gören kişileri ben yayınladım. Çok fazla adam “ben hocam sizi rüyamda Mehdi (a.s.) olarak gördüm” diyor. Şeyhlerini de çok rüyasında gören kişiler var. Kardeşim rüyayla Mehdi (a.s.) tayini olursa, yani bir de Mehdilik iddia ediyorsan o zaman sana vahiy geldiğini iddia ediyorsun ve Peygamberlik iddia ediyorsun ve Allah adına yalan söylemiş oluyorsun. Şeytandan Allah’a sığınırım, bak “Allah adına yalan söyleyenden daha zalim kimdir” diyor Allah, “en zalim onlardır” diyor. En zalim konumuna düşersin İbrahim kardeş, en zalim konumuna düşersin. Ama hüsn-ü zan etsen desen ki: “İskender Hocamız, İskender Evrenesoğlu Mehdi (a.s.) olabilir.” Saygı duyarım, ben de gönlünü alırım inşaAllah Mehdi (a.s.)’dır derim. Ama iddia ettiğinde küfre düşersin. O iddia ederse o küfre düşer, sen iddia edersen sen küfre düşersin. Bana vahiy geliyor dediğinde ayrıca bir daha küfre düşersin anlaşıldı mı? Onun için bu konuda samimi olacaksınız. Ama imani konuları anlatın, dini konuları anlatın, İslam’ı anlatın, “Hocam Mehdi (a.s.) olabilir umuyorum” de, bu da güzel. Biz buna bir şey demeyiz. Değil mi bu hüsn-ü zan güzel bir şey. Ama “kastedilen Mehdi (a.s.) budur” dersen, o zaman onun “masum olduğunu günahsız olduğunu” söylüyorsun. Bunu demekle sen şimdi ne diyorsun? Şimdi İskender Evrenesoğlu cennete de gidebilir, cehenneme de gidebilir diyebiliyor musun şu an? Diyemiyorsun. “Kesin cennete gidecek” diyorsun. Bak buradan da küfre gitti işte. Halbuki diyeceksin ki, “ümit ve korku arasında arasındayız, cennete de gidebilir, cehenneme de gidebilir, biz bilmiyoruz” diyeceksin. Ama sen “kesin cennete gidecek” diyorsun. O da kesin cennetlik olduğu kanaatinde, bu küfürdür bu, dinden çıkarsınız. Mehdi (a.s.) olan kişi, Mehdi (a.s.) olarak çıktığında, zuhur ettiğinde biz ona hüsn-ü zan edeceğiz. Ama o diyecek ki; “ben cennete de gidebilirim, cehenneme de gidebilirim, Allah’tan korkuyorum, ümit ve korku arasındayım” diyecek. Gerçek Mehdi (a.s.) bunu söyleyecek, o sahte mehdilerin özelliğidir, cennete gitmesi garanti olanlar kendilerine göre haşa. Biz buraya imtihana geldik, ümit ve korku arasındayız. Hiç kimse için garanti yoktur inşaAllah.
“Selamlar benim canım hocam.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Her zaman çok yakışıklısınız ama bugün daha da yakışıklı olmuşsunuz.” Allah, Allah, bir bakayım ekranda, yani doğrudur inşaAllah. “Saçlarınız çok güzel olmuş maşaAllah, gözlerimi sizden alamıyorum maşaAllah. Aslan hocam benim, ellerinizden öperim, nur yüzlü hocam. Büşra Kahraman, İstanbul.” Bu tatlı Büşra da şimdi yatsın rüyaya, Mehdi (a.s.) kimdir diye, garanti beni görecektir Allah-u alem. Şimdi bu delil mi olur? İnsan sevdiğine odaklanırsa, rüyasında onu görür, bu bu kadar açık. Öbür örnekleri de gösterdik. Çocuk gibi bunu anlamazlıktan gelirseler ben artık bilemiyorum yani inşaAllah.
Selamını almadığım herkese aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü diyorum inşaAllah.
“Muhammed Adnan Hocam, Hızır (a.s.)’ı anlatabilir misiniz? Hızır (a.s) insan mı? Şu an ne gibi faaliyet gösteriyor?” Tabi insandır, şu anda faaliyette. Devletlerin kuruluşunda, devletlerin yıkılışında görev alır Hızır (a.s). Mehdi (a.s.)’ın safındadır, Mehdi (a.s)’ın yanındadır. Mehdi (a.s)’ın aleyhindeki faaliyetlerde o sistemi boğar. Onun özelliğidir. Yani Mehdi (a.s.) aleyhtarı olan kişileri boğar, durdurur, etkisiz hale getirir. Mehdi (a.s)’ı da destekler, yolunu açar inşaAllah. Bazen eşya şeklini de alabiliyor, yani herhangi bir eşya görünümünü de alabilir. Bazen genç bir insan görünümü alır, bazen yaşlı bir insan görünümünde olur, bazen devletin herhangi bir memuru, görevlisi gibi görünebilir. Sokaktan geçen herhangi bir insan halindedir. Bu şekilde görev yapar Hızır (a.s.). Vahiyle hareket ediyor yani her hareketi vahye dayalıdır Hz. (a.s.)’ın. Ama melek özellikleri de gösteriyor fakat insandır. Mesela Hz. İsa (a.s.) da öyledir, meleği andırır. Yani melek özellikleri gösterir ama insandır Hz. İsa (a.s.) da inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam bir izleyicimiz, bir internet sitesi hazırlamış. Göstereyim uygun görürseniz hocam inşaAllah.
Almanca bir site hazırlamış Kemal isimli bir izleyicimiz. “Daha çok devam edecek inşaAllah, daha yeni ilk sayfaları” diyor. Kuran-ı Kerim’in Almancası var içinde ve birçok Türk-İslam Birliği, Mehdiyet’e dair. Size hürmetlerini iletiyor inşaAllah. Daha da ilerletecekmiş hizmetlerini inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
Seyyid Salih Özcan Hocamın resimleri var mı sende?
ALTUĞ BERKER:Bende var hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Göster.
ALTUĞ BERKER:Tabii inşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR:“Hocam bildiğiniz gibi birkaç gün sonra Muharrem ayı başlıyor. Bu ayda bildiğiniz gibi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in torunu olan Hz. Hüseyin (a.s.)’ın şahadet ayıdır. Bu ayda Şii’ler yas tutarlar. Peygamber (s.a.v.)’e bir nevi başsağlığı dilerler. Bu durumu siz nasıl karşılıyorsunuz? Bu yası bütün Müslümanların tutması gerekmiyor mu? Hocam ben bir hadis okudum, şöyle buyuruyor, Hz. Fatıma (r.a.) şöyle buyuruyor: “Ceddim Resulullah (s.a.v.) ağır hastaydı. Ben çok üzgündüm. Resulullah (s.a.v.) beni yanına çağırdı. Bana şöyle buyurdu: “Ey kızım Fatıma, bana benden, ailemden kavuşacak olan ilk insan sensin.” Daha sonra şöyle buyurdu: “Fatıma sana müjdeler olsun, Mehdi (a.s.) senin soyundandır.” “Hocam ne düşünüyorsunuz? Kamber Öztürk.”
Mehdi (a.s.) tabii seyyiddir, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyundandır. Ama yas tutmak yani ağlamak kader karşı bir isyandır haşa, Allah’ın yarattığına karşı bir isyandır. Çok anormal bir hareket olur bu, çok yanlış olur. Biz Allah’ın her yaptığında bir hayır, hikmet görüyoruz. Her şeyi hayırla yaratır. Hz. Hasan, Hz. Hüseyin benim ceddimdir. Ben onları şehid edenlere lanet ediyorum, Allah’ın laneti üzerlerine olsun. Ama yas tutmam. Benim arslan dedelerim Hz. Ali (ra) da şehit oldu, Hz. Hamza da şehid oldu. O onların yiğitliğidir. Koçyiğittir onlar ve biz her zaman şehitler verdik, yas tutmadık. Şehit için yas tutulmaz, şehit için iftihar edilir. İftihar ediyorum ben onlarla inşaAllah. Ama sevgiyle yad ederiz, hürmetle yad ederiz, onlar bizim canımız, ciğerimiz, “onlar cennet ehlinin seyyidleri” inşaAllah, Peygamberimiz (s.a.v)’in ifadesiyle.
ALTUĞ BERKER:Seyyid Salih Özcan Hocamız, Bediüzzaman Hazretlerinin en çok sevdiği, en yakın talebelerinden inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Başka resimleri ne var?
ALTUĞ BERKER:Muhterem Seyyid Salih Özcan Hocaefendi 1929 yılında Şanlıurfa’da doğmuş hocam inşaAllah. Daha sonra lise eğitiminden sonra Bediüzzaman Hazretleri ile tanışıyor ve en güvendiği yakın talebelerinden biri oluyor. Diğer Nur talebeleri ile birlikte fotoğrafları var hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet şu Zübeyir Gündüz Alp Ağabey, o Seyyid Salih Özcan Ağabeyimiz.
ALTUĞ BERKER:Aşağıda Mustafa Sungur Ağabey var sakallı yaşlı beyin hemen size doğru solunda inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet Mustafa Sungur Ağabey o zamanlar çok bıçkın bir delikanlıymış maşaAllah. Evet maşaAllah, o diğer ağabeyler de var, hepsi seçkin ağabeyler, evet. Burada yine Seyyid Salih Özcan ağabeyimiz evet. Tamam peki.
Facebook’tan kardeşlerimiz: “Alparslan Adnan Hocam” diyor. “İskender Evrenesoğlu nokta nokta nokta” diyorlar. “Biraz eleştiren videoları var Adnan Hocam. İskender Evrenesoğlu MPL Tv’nin gizli sahibi ve bana malum oldu diye” Ben de biliyorum da yani anlattım işte adam yani bu anlattıklarıyla küfre düşmüş olur, küfre giriyor. Ama iman hakikatlerini anlatsın, Kuran’ı anlatsın, Mehdi (a.s) olabilir desinler saygı duyalım. Ama bu şekilde tuğyan ve delaletin içine düşmüş olurlar Allah esirgesin, akıllarını başlarına alacaklar.
“Hocam tatlı dilinize doyamıyorum. Çok yakışıklısınız maşaAllah. Hocam ben birini seviyorum, unutamıyorum, ne yapmam lazım, Zeynep.” Şimdi Zeynep ne diyeyim ben sana? Bizim sevdiğimiz Allah’tır. Allah’ın tecellisini severiz. Eğer Allah bir insanda mükemmel surette tecelli ettiyse, mesela o insan Allah’a kendini adamıştır, hep Allah’ın rızasının en çoğunu arıyordur, şefkatlidir, güzel ahlaklıdır, elinden yüzünden nur akıyordur, Allah’ın dinini İslam’ı yaymak için gecesini, gündüzüne katıyordur bu insanı seviyorsun. Bunu niye unutacaksın zaten, unutulmaz ki o. Böyle bir insana sevginin, muhabbetin dünyada da, ahirette de devam etmesi gerekir, niye unutasın? Yani unutulması gereken üç kağıtçı, sahtekardır, psikopat çıkar, İslam’a, dine, Kuran’a ehemmiyet vermez, kendi keyfinde zevkindedir fakat artist gibidir, işte janti giyinir bir sığıra kıyafet giydirmişsin gibi, onu unutmak değil zaten ona buğz edersin, zaten Allah seni kurtarmış ondan. Değil mi eğer öküz gibiyse, boyu posu olması falan, angut sığırlar da öyle, ucu bucağı yok hayvanın ama sığır, adamların da öyle ucu bucağı önemli değil ki, yani etiyle kemiğiyle insan değerlendirilmez. Kişiliği, kalitesi, aklı, vicdanıyla değerlendirilir. Yüksek bir ahlaka sahipse niye unutasın? Üç kağıtçı ise zaten unutman gerekir, gayet de güzel. Onlar eğer ahlakı bozuk olduğu halde, Allah’a karşı tavır aldığı halde sen hala ona sevgi besliyorsan, o zaman iman zafiyeti olur o. O sevgi değil hevestir o, çıkar peşindesin demektir, çıkar içindir o. Çünkü gençliği içinse gençliği gidecek zaten, parası için parası gider zaten parası kalmaz, şöhretliyse şöhreti de kalmaz. Ama imanı sonsuza kadar devam eder, iman için seviyorsa, takvası için seviyorsa sonsuza kadardır o. Onun için severken biz bir kişiyi sevdiğimizde onu Allah rızası için, takvasından seveceğiz. Takva insan zaten güzeldir. Yani takva olup da çirkin olan insan olmaz. Mutlaka güzeldir takva insan inşaAllah. Zeynep ne demek istediğini anlamadığım için, ben de tam bir şey diyemiyorum. Yani bana açıklarsan bu dediğim çizgi içerisinde neyi kastettiğini anlatırsan ben de sana daha detaylı bilgi vereyim. Ama sen akıllı bir kıza benziyorsun. Yani Müslüman romantik ve duygusal olmaz. Allah rızası için sever. Nihayet etten kemikten oluşmuş bir insandır insan ve Allah’ın bir tecellisi, görüntüsüdür. Güzel ahlakla, güzel tecelli ediyorsa unutmanın anlamı yok. Çirkin tecelli ettiyse o et kemik mezarda paramparça olacak. Onun sen mezardaki halini görsen kaçacak ev ararsın, kapı ararsın. Biz onun sonsuz hayatına göre severiz. Ete, kemiğe göre değil. İnsan nedir? Karaciğer, dalak, kan, et, kemik, yağ, sinirden oluşan bir varlık, kemikten değil mi, kemiğin, etin bir kombine birleşimi. Biz onun neresini unutmayacağız yani. Etten bizim alıp veremediğimiz yok. Biz ahlakını, derinliğini, tutkusunu, onda tecelli eden Allah aşkını unutmayız. Onu da unutmamız için bir sebep yok. Ama yağı, kemiği işte deriyi, karaciğeri, dalağı unutamıyorum dersen bu insaf yani ben buna bir şey demem yani, bunun mantığı da yok, bunun anlamı da yok, tiksinti verici olur. Ama Zeynep’in bu anlamda söylediğini söylemiyorum ama Zeynep vesilesiyle ben genel bir ders yapmak için bunu söyledim, Zeynep’i vesile ettim. Yoksa Zeynep’in ben gerçek sevgiyi bilen bir insan olduğunu düşünüyorum. Onun için o tip bir şeyi kaale almayacağını anlıyorum yani değil mi öyle boş adamları, sırf et, yağ, kemikten oluşmuş, Allah sevgisini bilmeyen insanları kaale alacağını zannetmiyorum inşaAllah. Yani o anlamda şefkat, acıma duygusu olur da fakat unutamama muttakiler içindir. Onları unutmayız biz inşaAllah.
“Ben Almanya’dan 24 yaşında bir bayanım. Uzun zamandır Hz. Mehdi (a.s.) konusuyla ilgileniyorum. Aklımda sorular var. “Dünyayı birleştiren Mehdi (a.s.)’dır” diyorsunuz, o gün Sünni, Şii kavramı kalkacak mı?” Tabii ki. “Biz aynı safta mı olacağız?” Tabii ki. “Allah’a emanet” diyor, inşaAllah. Tabii ki. Böyle sahte mehdiler, sahte İsa’lar da olmayacak, Sünni, Şii ayırımı da olmayacak, hiçbiri olmaz. Yani insanlar o kadar gereksiz kendilerine acı veriyor ki, Allah ayette diyor: “Allah insanlara zulmetmez, insanlar kendilerine zulmediyor” diyor. Kardeşim bu kadar bölünme, parçalanmanın ne alemi var? Niye bölünelim? Mesela Türk-İslam Birliği ne kadar makul, “Olur mu ya” diyor. Niye olmasın? Komünistler birleşiyor oluyor, masonlar birleşiyor oluyor yani ateist masonlar, Çin dünyaya hakim olur mu diyoruz, “olabilir” diyor, Rusya olabilir mi “olabilir.” Türk-İslam Birliği niye olmuyor? Yani her şeyimiz bir, dilimiz, dinimiz, töremiz, her şeyimiz bir. Bizi suni bölmüşler, bu suni bölünmeyi kaldıracağız bu kadar açık, karmaşık bir şey yok ve Müslümanlara ümitsizliği, güçsüzlüğü aşılamışlar, zayıflığı aşılamışlar. Bu çok acı bir şey. “Yok şahs-ı manevi, yok Mehdi (a.s.) geldi geçti, yok Müslümanlar birleşemez, Türkler birleşemez, Avrupa ne der, Amerika ne der, şeytan ne der.” Şimdi hiçbir şey diyemez, ne diyecek yani. Allah ne der, ona bakacağız biz. Bunu diyen adamlar yani “olur mu, nasıl olacak” diyenler, bu olur evet yapacağız, Mehdi (a.s.)’a da tabi olacağız, Hz. İsa (a.s.)’a da tabi olacağız, Türk-İslam Birliği’ni de istiyoruz deseler, bu ümidi olmayan tipler var ya bunlar dese iş biter zaten, konu bitecek. Sırf onlar dese biter. Yani bak dillerini şeytandan yana değil de, Allah’tan yana çevirecekler o kadar, dilleri Allah’tan yana dönecek o kadar. Yani şu ümitsizlik propagandası, güçsüzlük propagandası yapanlar var ya, bunlar diyecek ki sadece “İttihad-ı İslam son derece kolaydır, tabii ki istiyoruz, hemen olsun” diyecekler, hemen olur. İblisin etkisinde kalan bu takıma karşı yapılıyor aslında şu mücadele bir yönüyle. Yoksa başka engelleyen yok. Bunların dilinin ucunda yani bunlar dese konu bitecek. Bunları o şeytanın etkisinden kurtarmaya çalışıyoruz, yani şeytanın hipnozundan çıkartmaya çalışıyorum inşaAllah. Nedir o?
ALTUĞ BERKER:Hocam bir izleyici resim göndermiş. Sizin ve Hz. Ali (r.a.)’ın resmi inşaAllah beraber, yan yana koymuş inşaAllah. “Allah’ın arslanları” diyor hocam maşaAllah. Rıdvan Aydın isimli izleyici kardeşimiz.
ADNAN OKTAR:Hz. Ali (r.a.)’ın resmi olarak mı yapmışlar? Temsili olarak.
ALTUĞ BERKER:Temsili evet.
ADNAN OKTAR:Hz. Ali (r.a.) ondan çok çok daha güzel inşaAllah, o görüntüden çok çok daha hoş. Ama bizi seven o şekilde yapmış demek ki o resmi, evet maşaAllah. Başka ne var?
ALTUĞ BERKER:Seyyid Muhammed Raşit Erol Hazretleriyle ilgili, Sultan Babamızla ilgili görüntülerimiz var.
ADNAN OKTAR:Muhammed Raşit Erol Hazretlerini anlat.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah hocam.
Şeyh Seyyid Muhammed Raşit Erol Hazretleri, 1930 ve 1993 arasında yaşamış. Şöyle diyor, “Gavs Hazretlerine sorulmuş: "Efendimiz bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, Vird ehli vardı. Şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindedirler. Bu niçin böyle oluyor?" Gavs Hazretleri buyurmuş: "Evet artık hidayet kalmamış da ondan. Bizimkisi bu zamanda vallahi bir idaredir, aldatmaca gibi bir şey. Çünkü tam hidayet artık Hz. Mehdi (a.s.)’ın elindedir. Tam manasıyla hidayeti o yapacak. Biz ise çoluk, çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse öyle yapıyoruz” diyor inşaAllah Gavs Hazretleri.
Genç yaşlarındayken olan resmi var hocam inşaAllah.
“Ahir zamandayız. Kıyamet asrında. Çünkü sadece büyük alametler kalmıştır” demiş hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet.Mehdi (a.s.)’ın da geldiğini söylüyorlar inşaAllah. Başka var mı Berker söyleyeceğin?
ALTUĞ BERKER:Hocam estağfirullah. Sevimli canlı resimleri var, Sultan Baba’mızla ilgili resimler var, görüntüler var.
ADNAN OKTAR:Sultan Babamızı anlattık, yine de anlatırız inşaAllah. Kuran’dan devam edelim o zaman.
Ra’d Suresi, şeytandan Allah’a sığınıyorum, 33. ayet.
“Her nefsin bütün kazandıkları üzerinde gözetici olana mı (baş kaldırılır?)” Bak “Her nefsin bütün kazandıkları üzerinde gözetici olana mı (baş kaldırılır?)” Yani “her nefsin üzerinde Ben gözeticiyim” diyor Allah. Mesela şu an beni de gözetiyor, seni de, seni de, seni de herkesi gözetliyor. “Onlar Allah’a ortaklar koştular.” Yani işte “atomlar ilahtır” diyorlar. “Atomlar tesadüfen yarattı” diyorlar. “Bunları adlandırın bakalım” diyor Allah. Yani Darwinizm, materyalizm, şu bu şekilde çeşitli isimle adlandırın. “Yoksa siz yeryüzünde bilmeyeceği bir şeyi O’na haber mi veriyorsunuz?” Yani “kendi kendinize uydurduğunuz bu sahte izahları, sahte bilimsel izahları Allah’a mı bildiriyorsunuz” diyor. Bakın ““Yoksa siz yeryüzünde bilmeyeceği bir şeyi O’na haber mi veriyorsunuz?” Yani “sizin aktardığınızı da Ben yaratıyorum” diyor Cenab-ı Allah. “Darwin’in anlattıklarını da Ben yaratıyorum” diyor. “Yoksa sözün zahirine (veya boş ve süslü olanına) mı (kanıyorsunuz)?” Sözün zahir olanına kanıyor adamlar, boş ve süslü olanına. Mesela ne yapıyorlar, koskoca İş Bankası benim Yaratılış Atlası’na güya o atlasa yakın bir atlas yaparak “Evrim Atlası” diye cevap vermeye kalkıyor. “Yoksa sözün zahirine( veya boş ve süslü olanına) mı (kanıyorsunuz)?” Bak süslemiş fakat boş, resim, yine açtım bak görüyor musun hep resim, çizim yani. Bak hep çizim, hangi sayfayı açsak çizim, çizim. Kardeşim bir tane delil göster delil. Ey İş Bankası delille gel bana inşaAllah. “Hayır, inkar edenlere kendi hileli- düzenleri süslü- çekici gösterilmiştir ve onlar (doğru) yoldan alıkonulmuşlardır. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur.” Tabi ben İş Bankası, ayet İş Bankası’na bakıyor demiyorum ama genel olarak Darwinistler’e bakıyor, ve inkar edenlere bakıyor. “Hayır inkar edenlere kendi hileli- düzenleri süslü- çekici gösterilmiştir” süslüyor, püslüyor, çekici ve süslü göstermeye çalışıyor. “ve onlar (doğru) yoldan alıkonulmuşlardır.” Hak açıkça belli olduğu halde, doğru yoldan alıkonulmuşlardır. “Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur.” Darwin’i saptıran Allah’tır, Marx’ı saptıran da Allah’tır, Stalin’i, Lenin’i saptıran da Allah’tır. Dolayısıyla “yaptığınız yazıları da” Allah “Ben yazıyorum” diyor, “Benim bilgim dahilimde, Benden habersiz bir şey yapmıyorsunuz” diyor Allah. “Saptırdıklarımı da Ben saptırdım” diyor Allah inşaAllah. “Dünya hayatında onlar için bir azap vardır, ahiretin azabı ise daha zorludur. Onları Allah’tan (kurtaracak) hiçbir koruyucu da yoktur.” “Dünya hayatında onlar için bir azap vardır.” Mesela Birinci Dünya Harbi’nde bir azap çektiler, milyonlarca insan öldü. İkinci Dünya Harbi’nde bir azap çektiler. Toplam bir milyarın üzerinde insan öldü ve şu anda da ızdırap ve acı içinde insanlar. “Dünya hayatında onlara bir azap vardır” sözü Allah’ın, tahakkuk etmiş oldu. Bakın bu Allah’ın bir vadi “Dünya hayatında onlar için bir azap vardır.” Bu azabı insanlar gördüler inşaAllah.
“Onlardan öncekiler de hileli-düzenler kurmuşlardı; fakat düzen kuruculuğun, (tedbirlerin, karşılık vermelerin) tümü Allah’a aittir.” “Bütün düzenleri, tuzakların hepsini Ben yaparım” diyor. “Onların kurduğu tuzağı da Ben yapıyorum” diyor Allah. “Her bir nefsin ne kazandığını O bilir. Bu yurdun sonu kimindir, inkar edenler pek yakında bileceklerdir.” 1990 veriyor ebcedi, Mehdi (a.s.)’ın tarihini veriyor. Bu da ahir zamana bakması açısından manidar.
“Onlar görmüyorlar mı ki, gerçekten Biz arza geliyor.” Bak “görmüyorlar mı ki” diyor Cenab-ı Allah. “Gerçekten Biz arza geliyor”, dünyaya geliyor. Nasıl geliyor Cenab-ı Allah? Melekleriyle gelir değil mi tecellisiyle gelir, “ve onu çevresinden eksiltiyoruz. Allah hüküm verir. O’nun hükmünün peşine düşecek yoktur. Ve O, hesabı pek çabuk görendir.” (Rad Suresi, 41) Şimdi Allah hesabını çok çabuk gördü, bir milyarın üzerinde insan dünyadan eksiltti. Ayette ne diyor Allah; ““Onlar görmüyorlar mı ki” “bakın gösteriyorum” diyor Allah, “görmüyorlar mı, baksınlar” diyor Allah. “gerçekten Biz arza geliyor” melekleriyle geliyor değil mi Azrail (a.s.) ile geliyor, “ve onu çevresinden eksiltiyoruz.” İnsanları azaltıyoruz. Mesela bir milyar insan yok oluyor. “Allah hüküm verir, O’nun hükmünün peşine düşecek yoktur” yani O’nu durduracak kimse yoktur. “ Ve O, hesabı pek çabuk görendir.” Kısa sürede Allah hesaplarını gördüm” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tevbe Suresi, 90. ayet. Şeytan’dan Allah’a sığınıyorum.
“Bedevilerden özür belirtenler, kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah’a ve elçisine yalan söyleyenler de oturup kaldı. Onlardan inkar edenlere pek acı bir azap isabet edecektir.” Şimdi mesela, şahs-ı maneviciler de veyahut Mehdi (a.s.) gelmeyecek İttihad-ı İslam olmayacak, Türk-İslam Birliği olmayacak diyenler, oturup kalmalarına seviniyorlar. “Onlardan inkar edenlere pek acı bir azap isabet edecektir” diyor Allah. “Allah’a ve elçisine karşı içten bağlı kalıp, hayra çağıranlar oldukları sürece, güçsüz-zayıflara, hastalara ve infak etmek için bir şey bulamayanlara bir sorumluluk yoktur. İyilik edenlerin aleyhinde de bir yol yoktur. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” İyilere daima bir esenlik ve kolaylık var. Mesela “hastaysa” Cenab-ı Allah “sorumlu olmaz” diyor. Ama güçlü kuvvetli, imkanı var, parası var, her türlü sosyal imkanı var, İslam’ı, dini savunmuyorsa bunun sorumluluğu ona aittir, ahirette hesabını verecek inşaAllah.
“Hani, Musa kavmine (şöyle) demişti: “Ey kavmim, Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini anın; içinizden Peygamberler çıkardı, sizden yöneticiler kıldı ve alemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi.” Demek ki Cenab-ı Allah yönetici de kılıyor, hakim de ediyor. “Ey kavmim, Allah’ın sizin için yazdığı, (girmenizi emrettiği) kutsal yere girin ve gerisin geri arkanıza dönmeyin”, “korkaklık yapmayın, çekingenlik yapmayın.” “Yoksa kayba uğrayanlar olarak çevrilirsiniz.” Şimdi de öyle değil mi? Müslümanlar İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği’ni sonuna kadar savunacaklar, arkalarını dönmeyecekler, “Yoksa kayba uğrayanlar olarak çevrilirsiniz” diyor Cenab- Allah, inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...