ALTUĞ BERKER:Sarkozy, “70 milyon Müslüman’ı Avrupa Birliği’ne almam” demiş hocam, Fransa Cumhurbaşkanı.
ADNAN OKTAR: Yani Türkiye’yi almak istemiyorlar mıymış?
ALTUĞ BERKER:Fransa’nın özel bir şeyi var hocam, son zamanlarda.
ADNAN OKTAR: Alerjisi.
ALTUĞ BERKER:Allah-u alem hocam, siz daha iyi bilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Onlar “Akdeniz Birliği’ne girin” diyorlar. Akdeniz Birliği, “Akdeniz ülkeleri ile birleşin” diyor, Akdeniz Birliği yapın. Bak, çok makul görüyorlar Akdeniz Birliği’ni. Hakikaten herkese makul geliyor. “Akdeniz kıyılarında olduğunuza göre, Akdeniz sizin ortak özelliğiniz, ortak sevdiğiniz, ortak yapınız, madem Akdenizlisiniz birleşin” diyorlar. Bütün dünya da bunu makul görüyor. Peki, “Müslümanlar birleşsin” diyoruz. “Olmaz” diyorlar, anormal görüyorlar. “Türklük alemi birleşsin” diyoruz, “o da anormal” diyor. Avrupa Birliği birleşiyor, “o olur” diyor. Yani “hepsi olur” diyor, NATO tarzı birleşme de olabilir, öbür türlü de. Bunu da kendi içimizdeki Müslümanlar kanalı ile bize ilka ve ikna ediyorlar. Yani işte “falanca ağabey, falanca büyük, onlar öyle dedi” diyor. Yüzlerce, binlerce Müslümanlar da ona uyuyor. Halbuki şu ana kadar çoktan oluşacaktı Türk-İslam Birliği, direnmeseler.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Sızan bilgilerde hocam, Habertürk’te çıkan haberde, İslam ülkeleri arasında tam bir birlik ve kardeşlik yönünde gelişme olduğu sırada ortaya çıkan belgelerde İslam ülkeleri, birbirleri aleyhinde düşünen ikiyüzlü ülkeler olarak gösteriliyor. Normalde iyi davranan ama arkadan Amerika ile işbirliği yapan. Bunun İslam ülkelerinin kardeşliğini bozmayı hedefleyen bir plan olduğunu söylemiş, Pakistan yönetimi hocam, Pakistan Milli Meclisi.
ADNAN OKTAR: İslam ülkelerini birbirine düşürmek, değil mi? İşte Büyük Ortadoğu Projesi budur. Yani Alevi’yi Sünni’ye, Sünni’yi Alevi’ye düşürmek, Vehhabi düşmanlığı, Sünni düşmanlığı ve Müslümanları çatıştırmak, pasifize etmek. İşte şahs-ı manevidir, Mehdi (a.s.) gelip geçmiştir, bundan sonra yapacak bir şey yok mantığı ile Müslümanları etkisiz hale getirmek.
ALTUĞ BERKER:Cumhurbaşkanımız Gül, hocam sizin Ermenistan konusunda iki üç yıldır yaptığınız çok önemli açıklamalar paralelinde bir açıklama yapmış, Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül. “Türkiye ile Ermenistan arasında hiç bir şey ölmedi” diyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bak bu çok güzel. Çünkü onlar da bize Allah’ın bir emaneti. Onları da şefkatle koruyup kollayacağız, inşaAllah, Ermenileri de.
ALTUĞ BERKER:Hocam Zaman Gazetesi’nde çıkan bir haberde, çocuklara Allah korkusunun yanı sıra Allah sevgisini; Allah’ın yaratan, koruyan, sevgi veren gibi sıfatlarını da öğretmenin gerektiğini anlatan bir yazı yer almış, inşaAllah. Geçtiğimiz günlerde siz de bu konuyu detaylarıyla anlatmıştınız hocam, inşaAllah. Çocuğun büyütülmesindeki bu anlatımların önemi konusunu.
ADNAN OKTAR: Tabii, Allah’ın varlığının ispatı çok önemlidir çocuğa. Yani böyle sadece “Allah’a inan” demekle olmaz. Neden Allah’ın var olduğunu birçok delille onlara göstermek lazım, iman hakikatleriyle göstermek lazım.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Mehmet Şevket Eygi Hocamızın güzel bir yazısı vardı bugün inşaAllah. “Müslümanlar militan Marksistlerle işbirliği yapmaz, yapamaz” başlıklı bir yazı yazmış. Komünizmin güçlü olduğu dönemlerden örnek vermiş ve bir Müslüman ne Amerikalı, ne de Sovyetler Birliği sempatizanı, ne de AB’ci olabilir,” “Avrupacı olabilir” demiş. “Gerçekten iman etmiş, şuurlu, mantıklı, imanlı bir Müslüman ateist, militan, din düşmanı Marksistlerle iş birliği yapmaz. Ehveni şer ise zaruriyet durumunda seçilir” demiş. “Müslüman hadiselere Müslüman gözüyle bakar, Marksist ve ateist kendi gözüyle” demiş hocam, sizin söylediklerinize paralel bir şey söylemiş ve yazısının sonunu şu şekilde bitirmiş hocam; “2010 yılındayız, Sovyetler Birliği batmış, Amerika zulümde şaha kalkmış. Birkaç yıl daha bekleyin, dünya altüst olacak. Amerika parçalanacak, gücünü yitirecek. Büyük ihtimalle Rusya Federasyonu da dağılacak. 2021’e kadar Avrupa ülkelerinin bazısı İslam ülkesi olacak. Müslümanlar acaba İslami düzenler kurabilecekler mi? Bu kafayla mı? Galiba Mehdi (a.s.)’ı bekleyeceğiz” diyerek bitirmiş hocam, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hay MaşaAllah, inşaAllah. Nur talebesi ağabeylerin Mehdi (a.s.) konusunu örtbas etmelerinin kökeninde onları tedirgin etmeme var, yani gençleri. Ya Mehdi (a.s.) çıkmazsa, ya Mehdi (a.s.) denen kişiye, yani ümit edilen kişiye bir şey olursa, yani ölürse, yaralanırsa veyahut hapsedilirse imani bir şok yaşarlar mı, imani bir panik meydana gelir mi? Allah-u alem o nedenle. Sungur Ağabey, net olarak Mehdi (a.s.)’ın şahıs olduğunu bana söyledi, camide. Net söyledi. “Nur talebesi olmayacak” dedi. “"Bambaşka olacak" dedi” dedi, Bediüzzaman için. Bu çok sarih açıklama ama mesela bugün sorsak, muhtemelen şahs-ı manevi diyecekler. Çünkü tedirgin olacağını düşünüyorlar gençlerin, etrafının. Çünkü Mehdi (a.s.)'ı aramaya kalkacaklar. Bir de kargaşa çıkar diye çekiniyorlar, mesela “Şu kişi olabilir mi?” “Bu kişi olabilir mi?” “Nasıl yapalım?” gibi. Kargaşayı yatıştırmak amaçlıdır. Yoksa Bediüzzaman’ın ifadelerini, yani aklında bir insanın sorunu yoksa, hiç kimse kapatacak takatte değil, çok açık, çok sarih, bayağı açık. Ama vesvese yapmasınlar. Özellikle imanı zayıf olan insanlarda vesvese olabilir böyle şeylerde. Mesela “acaba Mehdi (a.s.) hakikatten çıkacak mı, ya çıkmazsa?” “Çıkarsa başarılı olacak mı?” Yahut “çıkarsa, hemen çıkar çıkmaz ya öldürürlerse, şehit ederlerse?” Böyle tedirginlikler yaşamamaları için, zannediyorum örtbas eden bir üslup kullanıyorlar. Ama kendi aralarındaki sohbetlerinde ağabeylerin tamamı, yani on iki ağabeyin on ikisi de Mehdi (a.s.)’ın şahıs olduğu kanaatinde. Hüsrev Altınbaşak, Zübeyir Gündüzalp Ağabey, hepsi, yani tamamı şahıs olduğu kanaatinde. Aksini iddia eden hiç kimse yok ama tedirginlik meydana gelebilir diye, yani maslahat icabı bu tarz konuşuyorlar. Bu iyi niyetli olan. Ama kötü niyetli yapılana karşı tavır alsın kardeşlerimiz, değil mi? Yani Risale-i Nur’un açık beyanlarıyla tavır alsınlar.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah hocam. Hocam Yeni Akit Gazetesi’nde, Asım Yenibahar’ın, “Ya övselerdi?” başlıklı yazısında, siz de hep bunu hep söylersiniz hocam; ”Sızan belgelerde Erdoğan ve Davutoğlu hakkında kullanılan ifadelerin bizi sevindirmesi gerekir” demiş. “Eğer övselerdi o zaman korkmamız gerekirdi” demiş. Mesela Batılılar en çok Abdülhamit’i eleştirirler ama herkes onun ne mükemmel bir yönetici ve iyi bir Müslüman olduğunu bilir. Demek ki övmeleri daha tehlikeli” demiş, inşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR:Bayağı güzel, güzel bir teşhis. Ben her zaman söylüyorum, muhalifler bir insanı överse tehlikelidir o, ama yererlerse, eleştirirlerse o tamamdır, o sağlamdır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Sabah Gazetesi’nde de bugün mesela Süleyman Yaşar isimli yazar tarafından da bu dile getirilmiş. Hatta Davutoğlu için “tehlikeli” diyorlar Amerikalılar. Davutoğlu da “evet tehlikeliyim, çok tehlikeliyim ama Balkanlar’da, Orta Doğu’da ve Kafkaslar’da barış ve istikrar görmek istemeyenler için” demiş hocam.
ADNAN OKTAR:Mükemmel bir cevap. Mesela Aydın Doğan Erbakan Hocamızdan hiç hoşlanmaz, değil mi? Onun kalemşörleri de pek hoşlanmazlar. Bu Erbakan Hocamızın sağlamlığını gösterir. Eğer övüyorlarsa, mesela Numan Kurtulmuş’u övdüler, bak Numan Kurtulmuş hemen partiden ayrıldı ve Saadet Partisi’yle bağlantısı kalmadı. O müthiş bir kuşku meydana getirdi. Yani övülmüş olması işi bitirdi. Yani eğer yermiş olsaydılar, onlar aleyhte konuşmuş olsalardı baş tacı edilirdi. Yani bu açık delil işte, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bugün Ardan Zentürk de hocam bu konuya değinmiş. Wikileaks belgelerine göre İsrail, Washington’daki Ermeni Lobisi, Neoconlar, Pentogan’daki şahinler, Amerikan savaş lobisinin Davutoğlu’nu tehlikeli bulduğunu, ancak bu koalisyonun berbat bir koalisyon olduğunu ve “eğer bu koalisyon Davutoğlu’nu tehlikeli görüyorsa bu onun doğru yolda olduğunun alametidir” demiş hocam.
ADNAN OKTAR:Ben dedim, yani şu ana kadar gelmiş geçmiş en iyi Dışişleri Bakanı dedim, aylar önce söyledim. Teşhis doğru demek ki, değil mi? Mükemmel, halis muhlis Müslüman Türk evladı. Çok güzel hizmet yapıyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Mehmet Ali Birand Posta Gazetesi’nde Milli Güvenlik Belgesi’nden iç tehdit olarak irtica kavramının çıkarılmasından yola çıkarak kendine göre bir irtica tanımlaması yapmış. “Dinini, hayatının tüm alanlarına yayan ve mesleği de dahil tüm dünyevi işlerini inancının gereklerine göre ayarlayan kişiye aşırı dinci veya irticacı denir” diyor hocam. Namazını, orucunu ve ibadetlerini mesleki zorunlulukların üzerinde tutan kişileri de bu aşırı dincilere örnek olarak veriyor.
ADNAN OKTAR:Yani tam Mehmet Ali Birand yorumu. Çok çok mantıksız olmuş. Müslüman vardır, Kuran’a uyan insana Müslüman derler. Böyle olursa şöyle olur, şöyle olursa böyle olur diye bir konu yoktur. Yani Kuran’ın bütününü seven, severek uygulayan kişiye Müslüman denir. Hayatın her alanında, her yerinde, yani belirli bir yerinde değil. Yani sokağa çıktığında Müslümanlık biter, evine geldiğinde Müslümanlık devam eder. Yemek yerken Müslümanlık durur, yemek bitince devam eder. Böyle bir mantık olmaz. Müslümanlık doğumdan ölüme kadardır. Muntazam yani, çocukken bile insan İslam fıtratı üzerine doğar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Milliyet’te Kadri Gürsel, Fethullah Gülen Hareketi’yle ilgili bir yazı yazmış. Amerika’da 11 Eylül saldırıları sonrasında İslami aşırıcılığa karşı barışçı bir panzehir görevi gördüğünü, Fethullah Hocamızın, bu anlamda faydalı bir hareket olduğunu yazmış. İslam’ın dünya çapında şiddet içeren bir inanç olarak algılandığını ancak Gülen Cemaati’nin bu algıyı ortadan kaldıracak bir hizmet içinde olduğunu ve İslam’ı ılımlaştırıcı ve medeni bir inanç şekli olarak tanınmasına fayda sağladığını söylemiş hocam.
ADNAN OKTAR:Doğru, doğru, tabii ki. Mehdi (a.s.) öncüsü bir harekettir Gülen hareketi, Mehdi (a.s.)’a zemin hazırlayan bir harekettir. O yönüyle doğru. Fakat tek risk, bu Faruk Beşer şaşar beşer tarzı kişilerin, o güzide topluluğun temel inançlarını, manevi dinamiklerini, heyecanını, şevkini kıracak şekilde yepyeni bir ekol oluşturma tehlikesi sorunudur. Onun dışında bir şey yok. Berkerim seni dinliyoruz.
ADNAN OKTAR:Estağfirullah hocam. Taraf Gazetesi’nde, Tarhan Erdem, 18 Aralık’ta CHP Kurultay kararı aldı, bu seçimin CHP için çok önemli olduğunu yazmış. “Bu seçim CHP’nin %25’lerde kalacak bir parti ya da %40’lara yönelmiş bir parti olup olmayacağını belirleyecek” diyor. “Kılıçdaroğlu kendini iyi anlatır, demokrasiden yana olduğunu, neleri değiştireceğini anlatırsa o zaman başarılı olur” demiş.
ADNAN OKTAR:Ben Kılıçdaroğlu’nun nasıl başarılı olacağını söyledim. Darwinizme, materyalizme karşı alenen tavır koyarsa, modern bir Müslümanlık anlayışı, sahabelerin yaşadığı dönemdeki gibi bir İslam anlayışını, Müslümanlık anlayışını ruhunda yaşarsa, bunu hissettirirse, tamamdır. Ve Türk-İslam Birliği’ni savunursa, Türk-İslam Birliği’ni savunursa. Tabii ki laikliğin gereği olarak bunu alenen ortaya koyamaz ama yaşantısıyla ortaya koyabilir. Hayatıyla, üslubuyla, tavırlarıyla, Müslümanlara gösterdiği şefkat ve sevgiyle, barışçıl tavrıyla, insancıl tavrıyla biz bunu rahatça anlarız. Ama Türk-İslam Birliği’ni alenen savunabilir. Bu zaten çok net olacaktır. Darwinizme açıkça tavır koyabilir. O zaman %40’lar değil, en az %70 olur. Yani aksi olursa gelsinler yanıma. Mümkün değil aksi, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Hayrettin Karaman Hocamız Yeni Şafak’ta, siz Güneydoğu’da PKK’nın çok yoğun bir propaganda çalışması yürüttüğünü söylemiştiniz, her zaman yazmıştınız. Hayrettin Karaman da Yeni Şafak’ta bu yönde bir yazı yazmış. Yazının ilk bölümü olduğu için henüz çözüm yolu sunmamış ama yaptığı tespit tamamen sizin düşüncelerinizi yansıtıyor hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani oradaki hareketin komünist bir hareket olduğunu mu söylüyor?
ALTUĞ BERKER:Evet, “orada propaganda çalışması yürütüyor PKK” diyor hocam. Buna karşı siz “ilmi karşı propaganda gerekir” demiştiniz, çözüm olarak.
ADNAN OKTAR:Evet, yıllardan beri söylüyoruz.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Zeki Ceyhan Hocamız, Milli Gazete’den, “çiğ yemedik ki karnımız ağrısın” başlıklı bir yazı yazmış. “Sızan belgeler Amerika ve benzeri ülkelerle, ülkemiz aleyhinde iş birliği yapan, bilgi sızdıran, münafıklık yapanları korkutuyor. Ama bizim alnımız pak, kimseden korkumuz yok” demiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İyi maşaAllah, güzel söylemiş.
ALTUĞ BERKER:Sedat Laçiner de hocam, Star Gazetesi’nde yine aynı konulara değinmiş, o Wikileaks’teki. Gizli belgenin Türkiye’nin Azerbaycan’la, Arapların da İran’la olan ilişkilerinin sabote edilmesi için Amerika tarafından bilinçli olarak sızdırıldığını yazmış.
ADNAN OKTAR:Bunun niye bu kadar derdine düştüler, ben anlamıyorum. Adamların hayal gücü geniş. Bir kere bu belgelerin masa başında hazırlanmış olmaması ihtimali çok yüksek. Böyle ciddi yazışmalar olması ihtimali çok çok düşük. Yani böyle ipsiz-sapsız bir konuşma üslubu olmaz. Yani bu kadar mantıksız konuşma üslubu olmaz. Bir de zaten bir haber göndereceklerse bu kadar pervasız olmazlar. Onlar diplomatik kriptoyla gönderiyorlar. Yani onun çözülmesi mümkün değil. Şifreli gönderiyorlar. Bir de böyle sulu konuşmalar zaten yapmazlar. Yani özel sohbetlerde belki baş başayken yapabilirler. Yoksa yazışmalarda bu tip bir yazı yazmaz onlar. Adam konuşacaksa mesela burada Amerikan elçisi oluyor, doğrudan Amerika’ya gidiyor. Gidiyor Amerika’da ne anlatacaksa orada sözlü olarak anlatıyor. Gidip telefona, melefona, internete, şuna, buna güvenmezler. O kadar da kuşkolik değiller. Tabii, öyle bir olay yok. Tamamen masa başı düzmesi onlar. Onu kaale almalarına gerek yok.
ALTUĞ BERKER:Erbakan Hocamızla ilgili bir yazı vardı hocam. Şakir Sarım yazmış, Milli Gazete’de. Birkaç gün Arena programına konuk olan Erbakan Hocamız hakkında, Erbakan Hocamızın bir liderde bulunması gereken bilgi, tecrübe, hidayet, feraset, dirayet, şuur ve vizyon özelliklerinin tümüne sahip olduğunu ve Türkiye’nin Erbakan gibi bir liderin kıymetini bilerek ondan azami derecede faydalanması gerektiğini söylemiş hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Çok şahane açıklamışlar, maşaAllah. Tabii, “bilgi, tecrübe, hidayet, feraset, dirayet, şuur ve vizyon.” Doğru. Erbakan Hocamızda bunların hepsi var, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Evet hocam, son bir haber olarak, ateistlerle ilgili, Radikal’den Berrin Karakaş, Dawkins’in sitesinin yasaklandığı Türkiye’de ateistlerin kendilerini rahatlıkla ifade edemediklerini söyleyerek sekiz farklı ateistin din aleyhindeki söylemlerini arka arkaya sıralayıp bir yazı kaleme almış.
ADNAN OKTAR:Niye? Ateistlerin internet siteleri var. İstediklerini yazıyorlar, istediklerini söylüyorlar. Ne alakası var?
ALTUĞ BERKER:Bir kısmının görüşleri var, eğer arzu ederseniz.
ADNAN OKTAR:Hakaret ederse müsaade edilmez tabii. Kimse kimseye hakaret ettirmez. Ama hakaret etmiyorsa istediğini konuşsun.
ALTĞ BERKER:Bir tanesi hocam, Turan Dursun sitesinin yöneticilerinden Dilaver Koman. Sitelerinin sürekli dini savunan isteler tarafından hacklendiğini, kapatıldığını ve ateist sitelerini kapatma misyonu edinmiş gruplardan birinin de Adnan Hocacılar olduğunu söylemiş hocam.
ADNAN OKTAR:Doğru ama hakaret ederlerse. Hakaret ederlerse biz kapatmıyoruz, devlet kapatıyor. Savcılığa müracaat ediyoruz. Savcılık iddianame hazırlıyor. Mahkeme dava açıyor, mahkeme karar veriyor ve karar da uygulanıyor, konu bu, inşaAllah. Hakaret edecek, susacaksın, olmaz öyle şey. Dine hakaret, mukaddesata hakaret kanunlarımıza göre suç. Ama konuşuyorsa konuşsun yani bir şey anlatıyorsa anlatsın. Hakaret ayrıdır. Eleştiri anlamında istediğini konuşsun, kimse bir şey demez.
ALTUĞ BERKER:Hocam, dün şöyle söylemiştiniz; “Ahir zamanda iman zafiyeti çok büyük bir sorundur. Hz. Mehdi (a.s.)’ın da geliş sebebi budur. Fukuhanın içinde de, bazı alimlerin içinde de müthiş bir iman çöküntüsü olacaktır. Zannediyorlar ki bu Nur talebelerine tesir etmeyecek veya başka ehl-i tarik olan kardeşlerimize zarar vermeyecek. Onları da içine alıyor, çok kapsamlıdır ateist cereyan. Dolayısıyla Müslümanlar içerisinde de tahribatı çok şiddetli olmuştur. Vuruş gücü çok güçlü olmuştur” demiştiniz hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii, mesela bizim gördüğümüz dini çok küçültme eğilimleri var. Yani namazını kılan bir insan düşüncesi var. Bütün konu onun üzerine yoğunlaşıyor. Namazını kılıyorsan kurtulursun. Hatta “Kıyameti bile düşünmeyin” diyor, “Ahir zamanı düşünmeyin, İslam ahlakının dünya hakimiyetini düşünmeyin.” Kardeşim sen ne bahsediyorsun o zaman? En büyük farzdır İttihad-ı İslam. Onu düşünme, bunu düşünme, olur mu o zaman, din kalmaz. Başka ne var Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER:Hocam, Ehl-i Beyt Tv diye bir Şii tv kanalı var, bildiğiniz üzere, inşaAllah. ‘Hz. Mehdi (as)’ı İnsanlara Tanıtacak Olan Şemaili Şerifi’ isimli bir belgesel bugün bizim saatimizle saat dokuzda yayınlandı hocam, inşaAllah. İngiltere’de merkezi bulunan Ehl-i Beyt Tv’de yayınlandı. Şii Tv’lerinden birisi bu. Amerika’da, Afrika’da, Avrupa’da, Avusturalya’da uydu aracılığıyla yayın yapılıyor. Sizi çok seviyorlar ve destekliyorlarmış hocam bu kanal.
ADNAN OKTAR:Evet, o döküm olarak bana gelirse, ne konuştukları, nasıl konuştukları, ona göre yeniden değerlendirme yaparız, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Afganistan’dan bir kardeşimizin bir sorusu var, resmi de var göndermiş. Ferhat Hammat. “Selamun aleyküm” diyor başta hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
ALTUĞ BERKER:“Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ashabının imanları nasıl test edildi? Ve onları imanlarında derinleştiren ne oldu? Biz de imanlı Müslümanlarız ve tek olan Allah’a, O’nun Peygamberi (s.a.v.)’e, meleklerin ve cinlerin varlığına inanıyoruz. kadere, cehennem ateşinin varlığına, cennetin varlığına iman ediyoruz fakat imanımız yeterli gibi gelmiyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ashabının bilip iman ettiği bir başka konu daha var mıydı? Çünkü bizim imanımız onların derecesinde değil gibi hissediyorum. Bazen bu beni telaşa kaptırıyor ve imanım zayıfsa cennete giremeyebilirim diye düşünüyorum. Bilmemiz gereken başka ne var hocam? Sizi seven kardeşiniz Ferhat Hammat.
ADNAN OKTAR:Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında dini yayma arzusu vardı. Din ahlakını dünyaya hakim etme, İttihad-ı İslam vardı, yani Müslümanların bölünmüşlüğü tahayyül dahi edilemiyordu. Yani birleştirme vardı. Şu an Müslümanlığın bölünmüşlüğünü son derece makul görüyor bazı arkadaşlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) etrafında toparlanma, orada kilitlenme ve birleşme esaslı bir konuydu. Şu an onu düşünmüyorlar. Öyle olunca da bir bereketsizlik, bir takatsizlik oluşuyor tabi, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bu demin bahsetttiğim Ehl-i Beyt Tv hocam, yayınladığı belgesel sizin hazırlattığınız bir belgesel. Hz. Mehdi (a.s.)’ın şemaili şerifiyle ilgili. Onu yayınladılar hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. O zaman tamam, tam düzgün yayınlamışlar. MaşaAllah. Çünkü biz hadislere dayalı açıkladık. Evet, Başka var mı Berker?
ALTUĞ BERKER:Hocam, Sungur Ağabey ile ilgili bilgiler var, Sultan Baba ile ilgili gösterebileceğimiz şeyler var.
ADNAN OKTAR:Sungur Ağabey’i anlattık. Onu bugün doktora götürecektiniz, götürdünüz mü Sungur Ağabey’i?
ALTUĞ BERKER:Doktor Cihat gitti hocam, fakat istirahatte olduğu için rahatsız etmek istememiş, yarın tekrar inşaAllah ilgilenecek.
ADNAN OKTAR:Onu ilgili bir hastaneye kaldırın da genel bir check-up yaptıralım.
ALTUĞ BERKER:Ancak ilaçlarını almıyormuş Allah-u alem hocam.
ADNAN OKTAR:Olmadı, olmadı. O zaman benim müdahale etmem gerekiyor. Olmaz o, çok acayip bir şey, olur mu? Müslümanlar için çok önemli bir insan Sungur Ağabeyimiz. Siz oğluyla görüşüyordunuz değil mi Sungur Ağabey’in?
ALTUĞ BERKER:Evet hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Onu yarın görüşelim. Çok önemli, olmaz öyle bir şey. Allah esirgesin o intihar gibi bir şey olur, ilaç almamak. Olur mu öyle şey? Çünkü kolesterolü çok yüksek. Kolesterol düğümleri oluşmuş. Müslümanların da hocamıza ihtiyaçları var. Yani mucize olarak yaşıyor, değil mi? Olmaz öyle. Yani Bediüzzaman yapıyordu, ayrı mesele. Bediüzzaman’a benziyor oradaki tavrı. Bediüzzaman da o tip şeylere pek yanaşmıyor. Ama o Bediüzaman, şimdi o Sungur Ağabey, arada bir fark var . Mutlaka ilaç alacak. Alması şart, inşaAllah. Onu takip edelim. Başında duralım. Tamam?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Bediüzzaman Hazretleri’ne, siz de bahsetmiştiniz hocam, Pakistan’dan davet geliyor. Pakistan Eğitim Bakanı Yardımcısı’na “esas hizmetin Türkiye’de olduğunu söylüyor” hocam. Orada Salih Özcan Ağabeyimiz de var, onun aracılığıyla davet ediyor. Üstad da şöyle diyor; “Kardeşim Ali Ekber Şah, bu hizmetleri göğüs göğüse yapmak icab ediyor. Siperin arkasında hizmet etmek olmaz. Esas hastalık burada başladı. Ben Mekke’de olsam buraya gelirdim. Asıl hizmet buradadır, cephe buradadır” diyor hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
-VTR- (Cübbeli; Hutbelerde Deccalin Anlatılmamasının Kıyametin Yaklaştığının Alameti Olduğunu Anlatıyor)
ADNAN OKTAR:Cübbeli çok hayati bir konuya dikkat çekiyor. Hutbelerde, minberlerde, cemaatlerde, evlerde, hiçbir yerde Mehdi (a.s.) konuşulmuyor. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın inişi konuşulmuyor, deccalden bahsedilmiyor. Konuşanı ya evden atıyorlar, ya aforoz ediyorlar, neredeyse dövecekler. Bir tek hutbe ve minberlerde değil çok büyük bir sorun ve anormallik. Bu aynı zamanda Mehdi (a.s.)’ın çıkış alameti, bunu Cübbeli de söylüyor. Mehdi (a.s.)’ın çıktığı dönemde, Mehdi (a.s.)’dan bahsetmek yasaklanacak, deccalden bahsedilemeyecek, Hz. İsa (a.s.)’dan bahsedilemeyecek. Gidiyoruz bazı Nur Talebesi kardeşlerimizin evine, Mehdi (a.s.)’dan konuşmak yasak, Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın gelişinden konuşmak yasak. Ancak şahs-ı manevi deyip geçiştirmek, bu mümkün. Yahut geldi geçti, öldü demek, bu mümkün. Bunlar serbest ama İttihad-ı İslam’dan bahsedemiyorsun, Türk-İslam Birliği’nden bahsedemiyorsun ve özellikle Mehdi (a.s.) ve deccalden bahsedemiyorsun. Mehdi (a.s.) ve deccalden bahsedilememesi; minberlerde, hutbelerde konuşulmamasının ahir zaman alameti olduğunu, Mehdi (a.s.)’ın çıkış alameti olduğunu, hadislerde Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiğini bildiriyor, değil mi? Mehdiyeti kimsenin anlatmaması, anlattırılmaması çok dikkat çekilecek bir konu. Kardeşlerimiz bu konuda çok hayret etsinler, bu konunun çok üzerine gitsinler. Ben bu büyük eksikliği telafi etmek için var gücümle gayret ediyorum. Şimdi oturup yine bana Mehdi (a.s.)’ı izah etmesinler de, Mehdilik’in anlatılmasının yasak olduğu dönemde, Mehdilik’i en çok anlatacak olan Mehdi (a.s.)’dır. Deccaliyetin anlatılmasının en çok yasak olduğu dönemde, durdurulduğu dönemde, en çok deccaliyeti anlatacak olan Mehdi (a.s.)’dır. İsa Mesih (a.s.)’ı müjdeleyecek olan yine Mehdi (a.s.)’dır. Kapattırılacaktır İsa Mesih (a.s.)’ın müjdelenmesi, Mehdi (a.s.) devam ettirecektir. Biz de Mehdi (a.s.) öncüsü olduğumuz için, Mehdi (a.s.)’ın neferi olduğumuz için, öncü bir asker olarak Mehdi (a.s.)’ı müjdeliyoruz, geceli-gündüzlü. Ama kardeşlerimiz bu yasaklamanın üzerine gitsinler. Her yerde Risale-i Nur’u düz okumanın üzerinde dursunlar. Bakın bunda bir iddia da yok. Risale-i Nur'u dümdüz okuyacak, yalan söylemelerine, Bediüzzaman’a iftira atmalarına müsaade etmeyecek kardeşlerimiz. Sadece bu kadar, sadece dürüst konuşmalarını sağlayacaklar.
Mesela bak Bediüzzaman ne diyor? Kastamonu Lahikası, sayfa 72, Tarihçe-i Hayat sayfa 258; Hizmet Rehberi, sayfa 267; Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 153; “Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur’un asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri, Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişletir.” Şimdi neyse bu, neyse bunun anlamı, düz anlamı, bunun üzerinde dursun kardeşlerimiz. Buna bir ilave, ek, çıkartma yaptırmasınlar, bu konuşmaya. Bunu böyle ahir zaman batın rahiplerine tebliğ ederlerse, “bize bunları anlatın” derlerse, çok sapkın izahlar çıkar. Ahir zamanın bunamış batın rahiplerine değil, Risale-i Nur’a güvenecekler, Bediüzzaman’ın bizzat kendisine güvenecekler. Risale-i Nur’a zarar getiremediler Allah’a çok şükür. Değiştirmeye çalıştılar ama yine de beceremediler. Ona da müsaade etmedik. Basımlarda, birkaç yerde değiştirmeye çalıştılar, müsaade etmedik. O zaman Bediüzzaman yaşadığına göre, hayatta olduğuna göre, kitaplarıyla hayatta olduğuna göre, doğrudan Bediüzzaman’dan ders almak varken, ahir zamanın batın rahiplerinin aldatmacalarına kulak verirse Nur Talebeleri delalete düşerler, hata ederler. Ahir zamanın yalancı rahiplerine, batıni yalancı rahiplerini dinlemesinler. Doğrudan Bediüzzaman’ı Üstad kabul etsinler, doğrudan Bediüzzaman’ın dersine katılsınlar. Bediüzzaman “doğrudan ben konuşuyorum” diyor, “Risale-i Nur da.” “Benimle sohbet etmek isteyen doğrudan Risale-i Nur okusun” diyor. “Ben onlarla birebir konuşmuş olurum” diyor. Bediüzzaman'la doğrudan sohbet etmek varken, gidip yalancı, aldatıcı ahir zaman rahipleriyle sohbet eder ve onların yalanlarına ve düzmelerine inanırlarsa bu samimiyetsizlik olur, dürüstlük olmaz.
Mesela bak Bediüzzaman ne diyor yine? “Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli lâm’lar ve mim ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra,” yani 100 yıl sonra, yaklaşık 2010 oluyor, yani şu içinde bulunduğumuz vakit oluyor. “Bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zâtlar ise,” yani “deccaliyeti dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi (a.s.)'ın şakirtleri (talebeleri) olabilir.” Buna ilave, eke gerek yok. Ne diyorsa Bediüzzaman bunu bu şekilde alacaklar. Eskiden bu sahtekar batın rahipleri, göğüslerini gere gere hatta alaycı ve üstten bakan bir üslupla, gevrek bir sesle Müslümanlara yalan söylemekten çekinmiyorlardı. Enaniyet de kaplıyordu bunları, kendilerini acayip beğeniyorlardı, sonra iki paralık sahtekar konumuna düştüler şu an. Kardeşlerimiz bunu sürekli anlatarak, Bediüzzaman’ın dersine doğrudan tabi olarak bu sahtekarlara göz açtırmasınlar. Bunların aşağılık sahtekar olduğunun iyice halkın gözünde anlaşılması için bol ısrar, bol anlatım, her yerde anlatım çok önemlidir. Ne kadar anlatıp, ne kadar çok yayarlarsa o kadar bu sahtekarlar köşeye sıkışır ve o kadar ezilirler. Mesela onların hiç hesaba etmediği bir şeydir. Televizyonlardan, radyolardan, bizim Bediüzzaman’ın bu ifadelerini açık, alenen anlatacağımızı zannetmiyorlardı. Onlar milleti korkutarak dershanelerden kovarak, hakaret ederek, aşağılayarak bu konuyu ört bas edeceklerini zannediyorlardı. Bak, bütün dünya duyuyor şu an onların gizlediklerini, değil mi? Emek emek yıllarca gizlediklerini, batın rahiplerinin uğraştıklarını, biz kapısını kırıp açtık. Güya Risale-i Nur’u değiştireceklerdi, değiştiremiyorlar. Bediüzzaman’ın dediklerini olduğu gibi aktarıyoruz. Bakın ilave de yapmayalım, çıkarma da yapmayalım. Ne ise aynısını söyleyelim, Bediüzzaman’ın.
“İstikbal-i dünyeviyede, 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib, yakın zannetmişler.” 1400, 1410 değil, 1411 değil, 1328 değil, 1400. Bak “istikbal-i dünyeviyede,” dünyanın geleceğinde, “1400 sene sonra,” yani 1980, Hicri 1400, 1980 tarihini veriyor, “1400 sene sonra gelecek,” gelmiş değil, bak; “gelecek bir hakikati,” bir gerçeği, “asırlarında,” kendi zamanlarında, “çıkacak zannetmişler” diyor. Sahabeler beklemişler. Cübbeli de diyor; “günde beş defa Peygamberimiz (s.a.v.)’e soruyorlardı” diyor, “her namazda, her toplantıda soruyorlardı Mehdi (a.s.)’ı” diyor. “Ve sürekli sahabeler Mehdi (a.s.)’dan ve deccalden bahsediyorlardı, her gün bahsediyorlardı” diyor. Ama “Ahir zaman, şimdi vaktimiz geldi; minberlerde, hutbelerde deccalden, Mehdi (a.s.)’dan, İsa (a.s.)’dan bahsetmek yasak oldu” diyor. Tamam, bu yasak uygulanmaya başlandı. Peki, Cübbeli Efendi sen niye bu yasağa uydun? Bak, bunu anlatan sensin ama bu yasağın içine sen de girdin. Sen de anlatmıyorsun. Ne Mehdi (a.s.)’dan bahsediyorsun, ne deccalden bahsediyorsun, ne süfyandan bahsediyorsun, ne İsa Mesih (a.s.)'ın gelişinden bahsediyorsun. 570 sene sonrasına bıraktın, geriye çekildin. Allah bak ne hale getirdi olayı. Bak, Mehdiyet’i gündeme getirdiğinde aleyhine olacağına zannederken, Allah hiç ummadığı bir yerden onun aleyhine, onun karizmasını, onun itibarını kökten sarsacak bir olay meydana getirdi. Yani onun kafasına göre tabii. Çünkü müthiş bir telaş içerisinde. Fatih Altaylı da seyretmiş anladığım kadarıyla, onun da bir yazısı var. “İki tane kadın görülüyor” diyor yahut “iki tane kadınla yapılmış bir film” diyor. Benim anladığım olayın arka planı şimdi aydınlanmaya başlıyor. Bu Fatih Altaylıların eline bu film çok daha evvel geçmiş. Yani Cübbeli’yi o televizyona çıkardıkları zaman ellerine geçmiş. Film yeni ellerine geçmiş değil.
ALTUĞ BERKER: 11 ay evvel bahsediyordu, Ocak ayında.
ADNAN OKTAR: Hayır, filmle ilgili o zaman o tombul gözlüklü de, Fatih Altaylı da filmi seyretmişler. Yani iki filmi de seyretmişler bunlar. Bunlar Cübbeli’yi karşılarına oturtturdular uğuna uğuna gülüyorlar, yerlere yatıyorlar. Herhalde Cübbeli’nin o hallerini gördüler anladığım kadarıyla, komik buldular anladığım kadarıyla onun o hale düşmesini. O ciddi ciddi anlattıkça o film sahnelerini, onlar akıllarına getiriyorlar, yerlere yatıp uğunuyorlar. Yani çünkü normal bir insan bu kadar gülmez. Kendini kaybediyor, kontrolden çıktı güleceğim diye. Yani Allah-u alem biraz da, bir ihtimal bilmiyorum, herhalde sezdi anladığım kadarıyla böyle bir filmin ellerine geçtiğini sezdi. Onların bu teklifini reddedememiş olabilir o yüzden. Yani “seni buraya çıkaracağız, çık Adnan Hoca’nın aleyhinde konuş, arkadaşlarının dağılmasını söyle, etrafındaki gençlerin dağılmasını söyle.” Çünkü net böyle konuştu Cübbeli, “etrafındaki gençler dağılsın. Adnan Hoca da yanlış yolda, Mehdi (a.s.) da çıkmayacak, 570 yıl sonra Mehdi (a.s.) çıkacak, doğru söylemiyor. İttihad-ı İslam da olmayacak, Türk-İslam Birliği de olmayacak, bunlar doğru değil” gibi konuştu. Muhtemelen onların eline geçtiğini düşünerek kasetlerin, korkup ayrıca onu etkilemiş olabilir, tetiklemiş olabilir o. Bana öyle gibi geliyor. Çünkü onların gülme şekli, sonra düşündüm, Allah-u alem onlar filmi seyretmiş. Filmde Cübbeli’yi herhalde komik buldular, o yaptığı hareketleri, tavırları falan, filmdeki görüntüyü komik buldular, uğunarak gülüyorlar ve ilk haber çıkaran yine Habertürk oldu. Bak, dikkat ederseniz başka bir gazeteye değil, Habertürk’e gidiyor ve Habertürk ilk haberi yapıyor. Yani başka gazete olsa bunun haberini yapmaz. Yani “böyle bir kaset geldi, biz de reddettik” diye bunun haberini yapmaz başka bir gazete olsa. Filmi götüren adam başka yere de götürür. Niye Habertürk’e götürsün? Bunda bir gariplik var, bir orijinallik var. Yani olayın oradan başlamış olması çok acayip. Ama tabii bunu yapmak, bu tip bir hareket çok çok çirkin. Yani Cübbeli de olsa, bir başka kişi de olsa böyle bir hareketin yapılmasını ben kınıyorum. Çok ayıp, çok çirkin. Böyle bir şey olsa bile normalde hiçbir basın organı bunu yayınlamaz. Yani gündeme de almaz. O şuura vardılar, o kafadalar artık. Cübbeli’nin telaşını ben yersiz görüyorum. Yani “görüşmek istedi” dedin, değil mi sen?
ALTUĞ BERKER: Evet hocam kendileri istediler. “Himmet buyursun hocamız” dedi. Cübbeli, bizzat kendisi bana telefonda söyledi. “Yardım etsinler” dedi, bayağı nezaketli bir şekilde.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, şimdi hukuki olarak, yani eğer bir oyun oynamaya kalkarlarsa söyleyeyim, yani hukuki anlamda dünyayı başlarına yıkarım. Buna müsaade etmeyiz. Hukukla, kanunla kollarını kırarım, kim yaparsa. Hodri meydan, yapabiliyorlarsa yapsınlar. Yani böyle mahcup etmeye, küçük düşürmeye kalkarlarsa hukukla, kanunla kollarını kırarım. Böyle bir şey olmaz. Ama velev ki böyle bir şey olmuş olsa bile biz zaten onu Kurani yönden değerlendiririz. Kuran’a göre bu bize göre geçerli değildir. Böyle bir şeyde, zina isnadında dört şahit gerekir. Salih ve samimi mümin olması lazım. Allah bize, “size kaset getirirlerse inanın” demiyor. Böyle bir şey yok. Biz buna göre karar vermeyiz. Velev olsa bile en fazla günahkar olur. Tevbe eder, yine Müslüman kardeşimizdir. Yani bizim böyle bir sorunumuz yok, derdimiz yok. Ama bana tabii bu olaylar çok acayip geliyor, biraz karanlık geliyor. Himmet istemesi, ben Müslümanım; kardeşim, tabii ki dua ederim, hakkında hayırlısı olun, iyi olsun derim. Allah hidayet versin. Allah aklını açsın. Ama Şey Nazım Kıbrisi Hocamıza söylediği söz çok galiz. Onun var mı filmi? Bediüzzaman Hazretleri’ne de söylüyor, Şeyh Nazım Hazretleri’ne de söylüyor. Bir kere onu televizyona çıkıp düzeltecek, o konuşmalarını. Her iki mürşitten de özür dileyecek. Hem Bediüzzaman Hazretleri’nden, talebelerinden, hem Şeyh Nazım Hocamızdan ve talebelerinden özür dileyecek.
-VTR- (Cübbeli Kendisinin Dışında Herkesi Yanlış Görüyor)
ADNAN OKTAR: Şeyh Nazım Hocamız çok mübarek, muhterem, tertemiz bir insandır. Yani elinden, yüzünden nur akar. Çok şakacı, hoş sohbet, sevgi dolu bir insan. İnsan en büyük hakareti bile duysa o kişiden dili ona varmaz. Yani o kadar tatlı bir insan ki insanın öyle bir şey düşünmeye takati yetmez. Ki söylediği hakaret de değil. Onu yoklamak için söylediği, Cübbeli’nin gerçek kişiliğini ortaya çıkarmak için söylediği bir söz o. Batıni bir yöntemdir o, Ledüni bir yöntemdir. Bak, aklını kaçırmakla onu suçluyor haşa ve çok çirkin, kafayı yemekle suçluyor. Ulanan, bulanan, bilmem ne falan, böyle abuk sabuk laflarla ifade ediyor. Dolayısıyla hem ayıp, hem günah, hem çirkin, hem de çok çok rahatsız edici, yani çok sevenleri olan bir mübarek mürşidi, seksen küsür yaşındaki koskoca bir alimi, bir kutbu bu şekilde bir kalemde gözden çıkaran bir üslup ve bu kadar çirkin cümlelerle, bu kadar çirkin hakaretlerle ona karşı böyle dilinin uzanması onun ruhundaki acımasızlığı gösteriyor. Yani insan her ne yaparsa yapsın, ne tür hakaret ederse etsin, o mürşide, o mübarek insana dili öyle kalkmaz. Ona karşı öyle bir şey söylemek, takati yetmez, değil mi? Çok mübarek bir insan. Bir hikmeti vardır, bir amacı vardır, bir gayesi vardır diye insanın düşünmesi lazım.
Aynı şekilde Bediüzzaman Hazretleri’ne de; “yirmi yerde Ehl-i Sünnet’e uygun değil” diyor. Kimle iş birliği yapıyor? Fatih Altaylı ile iş birliği yapıyor. Fatih Altaylı kim? Sen gidiyorsun onunla iş birliği yapıyorsun ve Bediüzzaman’a ikiniz birlikte cephe alıyorsunuz. Yani kültürel bir cephe tabii. Çok çok yanlış. Ve yirmi hususta Ehl-i Sünnete muhalif diye bütün Türkiye çapında Bediüzzaman’ın itibarını, onun sevilir yönünü kırmaya çalışan çirkin bir üslup ve iftira. Ehl-i Sünnet’in en güvenilir alimlerindendir Bediüzzaman Hazretleri ve Cübbeli’yi binlerce kez katlayacak ilme sahiptir. Yani onun ilmi Cübbeli’nin ilmiyle karşılaştırılsa binde biri ancak olabilir Cübbeli. O kadar geniş ilme ve batini, deruni ilimlere sahip, vehbi ilimlere sahip bir insandır. Hem Bediüzzaman’dan özür dilemesi lazım; televizyonda, küçük sohbetlerde değil, dar alanda değil, hem de Şeyh Nazım Hocamızdan özür dilemesi lazım. Şeyh Nazım Hocamız mesela Bediüzzaman’la ilgili birkaç söz etmişti. Bediüzzaman benim mürşidimdir. Ama ben onu hüsn-ü zanla bir sevgi, bir muhabbet ehli insan olarak, bir deruni hikmeti olan ledüni bir amaçla söylediğini anladım. Nitekim de hakikaten doğrudur, ledünidir amacı. Yani Nur talebelerinin bu durgunluğunu, bu cansızlığını, üzerlerine ölü toprağı ekilmiş gibi hallerini kırmak için söylediği bir söz ve hikmetli bir söz. Ben ondan dolayı aklımın ucundan dahi geçmez o mübarek insana karşı kalbimde buğz etmek, ona karşı çirkin bir söz söylemek. Dünya tatlısı bir insan, insan nasıl kıyar? Son derece mütevazi, mübarek bir insandır. Ben ilk cezaevinden çıktığımda hemen hocamızın yanına gitmiştim, 1987’de. Onun konuşmasından sonra benim ufkum çok açılmıştı, çok bereket gördüm, güzellik gördüm. Bilgimde, faaliyetlerimde ciddi bir artış oldu, maşaAllah. Hocamız, “sen çok güzel kitaplar yazacaksın, çok güzel eserler hazırlayacaksın, Kuran’ı tefsir edeceksin, izah edeceksin” dedi. Hakikaten onun söylemesinden sonra benim kitap faaliyetlerim başladı. O devire rastlar. Yani hocamızın demesi o devre rastlar. Nasıl hazırlayacağımı tarif etti. Onu da kardeşlerimize bir yeniden dinletirsek güzel olur. Var mı onun bandı? Tamam, bir de onu dinleyelim, inşaAllah.
-VTR- (Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin Adnan Oktar ile 1987 Yılında Yaptıkları Bir Röportaj)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah, hocamızın hüsn-ü zannı, sevgisi çok çok güzel. Ben de onu çok çok fazla seviyorum. Allah ömrünü uzun etsin. Bütün Müslüman kardeşlerimiz hocamızın sağlık ve sıhhati için dua etsinler. Cübbeli de en kısa sürede özür dilesin. Çünkü o benim kafama çok takıldı. Çok rahatsızım, onu mutlaka düzeltsin, o ifadesini, inşaAllah. Hem ayıp, hem günah, hem çirkin, hem bütün Müslümanlara yapılmış bir hakaret bu. Bak, bütün sevenlerine hakaret etti, bunu düzeltsin, inşaAllah. Bediüzzaman’a yönelik sözünü de düzeltsin, onu da düzeltsin. O zaman, inşaAllah dua da ederiz, himmet de ederiz, inşaAllah. Allah nasip ederse, imkan verirse yardımcı da oluruz. Zaten öbür konular için benim bir şartım yok. O ayrı bir mesele, onda zaten ben hiç kimseye müsaade etmem. Öyle ahlaksızlık yaptırmayız. Ama bu konu ayrı, bunu düzeltecek. Eğer benim onunla konuşmamı istiyorsa; arkadaşça, kardeşçe bir bağlantı içinde olmamı istiyorsa bu tavrını düzeltecek. Ve bu İttihad-ı İslam’ı söylememe inadından da vazgeçecek. Bir cümle olsun, “İttihad-ı İslam’ı Allah bu yüzyılda nasip etsin” desin. Tek cümle, o zaman sorun yok, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şeyh Nazım Hocamıza karşı madem bu Habertürk’te böyle yazılar çıkıyor, madem böyle konuşmalar oluyor, madem Cübbeli böyle şeyler söylüyor, ben de buna karşılık bu dünya güzeli hocamın güzel ilmini ısrarla dünyaya, etrafa yaymaya devam edeceğim, inşaAllah. Böylece yaptıkları oyunlar başlarına dönmüş olacak, inşaAllah. Tam aksiyle karşılık vereceğiz, inşaAllah. Başka var mı Şeyh Nazım Hocamızın kasetlerinden, sohbetlerinden? Onları seyredelim.
-VTR- (Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri Ümmetin Ömrünü Anlatıyor)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ahir zamanı, Mehdiyet’i en çok gündemde tutan, en çok dikkat çeken Bediüzzaman ve Şeyh Nazım Hazretleri’dir, inşaAllah. Ve en çok üzerine gelinen, en aleyhinde çalışma yapılan kişiler de yine onlardır, inşaAllah. Biz de en çok onları seviyoruz, en çok onlara tabiyiz, inşaAllah.
-VTR- (Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri 30 Haziran 2009 Tarihli Sohbetinde Ümmetin Ömrünün 1500 Seneyi Geçmeyeceğini Anlatıyor)
ADNAN OKTAR: Bakın, Şeyh Nazım Hocamız da “yetmiş yıl var” diyor. Bediüzzaman “yetmiş yıl var” diyor, Sungur Hocamız “yetmiş yıl var” diyor. Taberani, diğer büyük alimler, hepsi “yetmiş yıl var” diyor. İşte İslam ahlakının hakimiyeti, İsa (a.s.)’ın çıkışı, her şey bu yetmiş yıl içerisinde, inşaAllah. O yüzden Şeyh Nazım Hocamızın bütün talebeleri bu konuda çok titiz bir tavır içerisindeler. Mehdi (a.s.) beklentisi ve Mehdi (a.s.) sevgisi hepsini sarmış durumda. Tabii Mehdi (a.s.)’ı beklerken de Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bize Mehdi (a.s.)’ı böyle bilinmeyen bir varlık olarak bekleyin dememiş. Mehdi (a.s.)’ı beklemenin, o misafiri beklemenin bize yolunu göstermiş. Cenab-ı Allah’ın Peygamberimiz (s.a.v.)’e vahiyle bildirdiği o mübarek misafiri, Mehdi (a.s.)'ı geldiğinde tanımamız için bize Peygamberimiz (s.a.v.) çok detaylı onun geliş alametlerini, gelmeden önceki olaylar, geldikten sonraki safhalar, dış görünümü gibi detayları bildirmiş. Şimdi bu mübarek şahıslar, üstadlar bize Mehdi (a.s.)’ı bu kadar detaylı tarif ettiklerine göre ve Mehdi (a.s.)’ın gelişini bu kadar müjdelediklerine göre artık bizim yapacağımız Resullulah (s.a.v.)’in tarif ettiği şekilde o Mehdi (a.s.)’ı aramaktır. Çünkü Bediüzzaman ne diyor? “Hicri 1400’de gelecek” diyor, değil mi? Aynı şekilde Şeyh Nazım Hocamız da “1400’lerde Mehdi (a.s.) görevinde” diyor ve “yetmiş yıl var” diyor ve “Hz. İsa (a.s.) da bu süre içerisinde çıkacak” diyor. Bunun dışında Şeyh Nazım Hocamız veyahut Bediüzzaman Hazretleri Mehdi (a.s.)’ın boyu şöyledir, görünümü böyledir, geliş alametleri böyledir dememiştir. Çünkü Peygamber (s.a.v.) demiş zaten. Peygamber (s.a.v.)’in dediğine onların bir ilavesi olmaz, değil mi? Nasıl ilavesi olsun?
İlave değiştirme demektir, çıkartma da yapamayacaklarına göre, o zaman zaten bildirildiği için Müslümanın yapacağı görev nedir? Hadislere bakıp Mehdi (a.s.)’yi beklemek ve Mehdi (a.s.)’ı aramak. Mesela diyor; “çeşitli ülkelerden alimler gelirler, Mehdi (a.s.)’ı ararlar” diyor ve Mehdi (a.s.)’a "sende şu, şu alametler var derler” diyor. Demek ki Müslümanlar alametleri bilecekler. Alametlerle arayacaklar. Önce neye dikkat edecek? Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerine. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametleri nedir? Deccal’in çıkması, süfyanın çıkması gerekiyor ki tedavi için Mehdi (a.s.) gelsin. Hastalık olacak ki doktor gelsin, değil mi? Gece olacak ki gündüz olsun. Allah geceyi meydana getirdi, hastalığı meydana getirdi, deccaliyeti meydana getirdi, süfyanı çıkarttı. Bediüzzaman da ayrıca detay vermiş, tarihini de veriyor bakın. Aynı şekilde Şeyh Nazım Hocamız da tarihini de veriyor ve “geriye de yetmiş yıl kalmıştır” diyor. Biz müminler, Müslümanlar olarak da ne yapacağız? Peygamberimiz (s.a.v.)’in belirttiği, Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerini bir kere çok detaylı bileceğiz. Bunu örtbas etmek isteyenlere itibar etmeyeceğiz. İşte Kabe baskını, Fırat’ın suyunun kesilmesi, on beş gün arayla Ay ve Güneş tutulmaları, bütün yani, bütün bu deliller, daha önce de saydığımız, bizi izleyen kardeşlerimiz ezberden biliyorlar, bu alametlere bakıyoruz, bu şeyh efendilerin, bu mübarek insanların sözleri tam tasdik eden sözler. Çünkü onlar da zaten hadisten almışlar, değil mi? Şeyh Nazım Hocamızın veyahut Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.)’ı tarifi olmadığına göre, yani kaşı şöyledir, gözü böyledir, “şu alametlerle çıkacak” demiyor Bediüzzaman. Belirli derecede söylüyor. Çünkü Peygamber (s.a.v.)’in açıklamasına ilaveler olamayacağı için. O zaman biz Peygamberimiz (s.a.v.)’in açıklamalarına bakıp Mehdi (a.s.)’ı aramakla mükellefiz. “Mehdi (a.s.) ile müjdelenin” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Mesela “Bediüzzaman boyunu posunu tarif etmedi, çıkış alametlerini tarif etmedi, o zaman bizim ilgilenmemize gerek yok” diyemeyiz. “Şeyh Nazım Hocamız çıkış alametlerini saymadı, görünümünü anlatmadı, o zaman bizim ilgilenmemize gerek yok” diyemeyiz. Çünkü onlar zaten Peygamber (s.a.v.)’in hadislerine dayandırarak söylüyorlar, değil mi? Biz de Peygamberimiz (s.a.v.)’in o hadislerine bakıp Mehdi (a.s.)’ı aramakla mükellefiz. Yani Bediüzzaman’a değer veriyoruz, önem veriyoruz, Şeyh Nazım Hocamıza değer veriyoruz, önem veriyoruz, Resullullah (a.s.)’a kıyası kabil olmayacak derecede önem veriyoruz. En büyük mürşit o, en büyük kaynak o. O anlattığına göre, “o beni ilgilendirmez” diyorsa, o zaman bunu diyen samimiyetsizdir ve yalan söylüyordur, dürüst değildir. Müslümanlığı da şüpheli olur, eğer tabii böyle inanıyorsa, Ehl-i Sünnet inancındaysa ve Mehdi (a.s.)’ı bekliyorsa. Ama başka inançtaysa tabii, onları tenzih ederim, o kendi kafasına göre nasıl istiyorsa yapar, istediğini yapar. Ona karışmam.
Mesela bazı hadisler var bununla ilgili. “Abdüllazim bin Abdullah-El Haseni der ki: İmam Muhammed Takî Aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu duydum: "Oğlum Ali öldükten sonra bir meşale zuhur edecek sonra gizli bir meşale (Hz. Mehdi (a.s.) doğacak). Kalbine şüphe düşürenlere eyvahlar olsun. Ve dinine doğru koşan gariplere ne mutlu. Sonra öyle olaylar vuku bulacak ki, olan olaylardan saçlar ağaracak ve yüce dağlar yerinden oynayacak. Yani öyle müthiş olaylar vuku bulacak ki insanların imanı tıpkı dağ gibi gevşeyecek ve çözülecek."” Yüce dağlar yerinden oynayacak, yani dağ gibi insanlar bile yıkılacaklar. Mesela büyük alim denen insanlar bile devrilecekler.
“Sedir-i Seyrefi der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık Aleyhisselam’dan duydum ki: "Hakkı gasp olunan,” her yerde aleyhinde faaliyet var, tutuklanıyor, baskıya uğruyor, her yerde aleyhinde faaliyet var, “hakkı gasp olunan ve inkar olunan,” “Mehdi (a.s.) yoktur,” “gelmeyecektir,” “geçmiştir,” bir şekilde inkar olunan, “mazlum imamınız,” yani masum olan imam, “bu (gaybetin) sahibi,” gaib olan, “(Hz. Mehdi (a.s.)) onların arasında dolaşır.” Yani çarşılarda, Müslümanların arasında, camilerde, sokaklarda dolaşır. “Pazarlarında gezer, onların bastığı yerlerden geçer,” caddelerden geçer, “ama onlar Hz. Mehdi (a.s.)’ı tanımazlar.” Neden tanımıyorlar? Çünkü ilgilenmiyorlar. İlgilenmeyince tanıyamazlar. Ama iyi bilgisi olan bir insan imanının nuruyla Mehdi (a.s.)’ı tanır. “Ta ki sonunda Allah kendisini onlara tanıtması için tıpkı Hz. Yusuf (a.s.)’a verdiği gibi ona izin verir.” Yani Mehdi (a.s.) demek ki Mehdiyet’i anlatacak, insanlara tarif edecek. Bakın, hadiste ne diyor; “Ta ki sonunda Allah kendisini onlara tanıtması için tıpkı Hz. Yusuf (a.s.)’a verdiği gibi ona izin verir.” Cübbeli ne diyor? Kürsülerde, minberlerde, ahir zamanda Mehdiyet’in anlatılması duracak, durdurulacak. Deccaliyetin bir etkisiyle, şeytanın bir etkisiyle bu olacak” diyor. “Bu Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir” diyor özetle, mealen. Buna karşı da Mehdi (a.s.) sürekli Mehdiyet’i müjdeleyerek, Mehdiyet’i anlatarak bu şeytanın oyununu, deccaliyetin oyununu Resulullah (s.a.v.)’in hadisleriyle kırıp yıkacak. Biz de Mehdi (a.s.) öncüsü olarak Mehdi (a.s.) talebesi olarak bu görevi yapmaya çalışıyoruz, inşaAllah. Mesela “Sonunda Allah kendisini onlara tanıtması için tıpkı Hz. Yusuf (a.s.)’a verdiği gibi ona izin verir.” (Gaybet-i Numani, s. 189)
“Amr bin Sa'd, Emirülmüminin Ali bin Ebi Talib aleyhisselam'dan nakleder: "Ali'nin Rabbi’ne andolsun ki hüccet (Hz. Mehdi (a.s.)),” Mehdi (a.s.)’ın özelliği delille konuşmasıdır ve delillidir Mehdi (a.s.), her şeyi delil üzerinedir. Fiziki görünümü delillidir, çıkış alametleri delillidir, hep hüccetle konuşacaktır ve Allah’ın hüccetidir, delillidir Mehdi (a.s.). Ve aynı zamanda gaibdir. Yani bilinmeyen, bilinmeyendir. Mehdi (a.s.)bilinmezliği ortadan kaldıracağını anlatıyor burada hadiste; “sonunda Allah kendisini onlara tanıtması için tıpkı Hz. Yusuf (a.s.)’a verdiği gibi ona izin verir.” Tabii Mehdi (a.s.), “ben Mehdi (a.s.)’ım demeyecek ama Mehdiyet’i insanlara anlatarak, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini anlatarak, minberlerde yasaklanan, minberlerde durdurulan, hutbelerde durdurulan Mehdi (a.s.), İsa (a.s.) ve deccal konusunu çok kapsamlı halka anlatacak, herkes de bunu duyacak, inşaAllah. “Hüccet (Hz. Mehdi (a.s.)) ayakta olacak, dünyanın yollarında yürüyecek, evlere ve saraylara girecek.” Saraylar nerede var? İstanbul’da var. “Bu yerin doğusunda ve batısında gezecek, sözleri duyulacak, cemaate selam verecek, görecek ama vaadedilen zamana ve gökten şu ses gelene kadar bilinmeyecek.” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 167) Radyolardan, televizyonlardan aşikar halde duyuluncaya kadar bilinmeyecek. Gökten gelen ses odur. Radyolar, televizyonlar, internet.
“Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Eskimiş ipi kopan bir kolyenin taneleri gibi birbiri ardına gelen alâmetleri beklesinler."”(Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî) Bir kolye var, üzerinde taşlar var, süslü taşlar var ama eskimiş. İpi koptu mu hepsi gider, değil mi? Ama sırayla gider, o ipe takılı oldukları için. Kader ipine takılı olduğu için de olaylar peş peşe. Mesela Fırat’ın suyunun kesilmesi, kuyruklu yıldızların çıkması, on beş gün arayla Ay ve Güneş tutulması, Kabe’nin işgali, bu diğer olaylar, bütün o saydığımız diğer olaylar peş peşe olacaklar” diyor. Ebû Hureyre (r.a.) Tırmizi’de söylüyor.
ALTUĞ BERKER: Hocam Kasım 79’da Kabe baskını, İran-Irak Savaşı, Afganistan işgali, hepsi aynı ay içinde oldu hocam, peş peşe. 1979 Kasım.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Peş peşe, tesbih tanesi gibi. Ebû Hureyre (r.a.), Tırmizi. Sahih hadis kitabıdır Tırmizi. “Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir, bir dizideki boncukların art arda kopması gibi.” (Ramuz-El Ehadis, 277/6) Peki bu alametler olduğunda bunu anlatıyorlar mı? Cübbeli diyor ki; “bunları anlatmayacaklar. Bunu nasıl anlatmazsınız, nasıl anlatılmaz? Çok önemli bunların anlatılması” diyor. Sen niye anlatmıyorsun? Değil mi? Bak, en başta anlatmayan sensin, sen gizliyorsun. Bak, biz senin eski bantlarını, eski konuşmalarını ortaya çıkarıp, seni konuşturuyoruz.
ALTUĞ BERKER: Geminin patlamasını unuttum. O da Kasım 1979’da. Hepsi aynı ay içinde.
ADNAN OKTAR: Tabii, maşaAllah, hepsi peş peşe oldu, evet.
“Hz. Huzeyfe anlatıyor: "Resulullah (s.a.s) bir gün kalktı; bize kıyamete kadar olacak şeyleri anlattı."” “Bunları birçok kişi hafızasında tuttu” diyor. “Resulullah (s.a.v.)’in haber verip de, benim zamanla unuttuğum şeyleri, o şey olduğunda hatırlıyorum” diyor. Tıpkı, kişi birisini yokluğunda hatırlamayıp onu gördüğünde tanıması gibi. Sonra olaylar oldukça gördüm ve hatırladım” diyor. (Tirmizi, Fiten, 23)
“Ebu Hureyre (r.a.)’dan rivayetine göre, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Benim ile onun (Hz. İsa (a.s.)’ın) arasında başka bir Peygamber yoktur. Şüphesiz ki o, (yeryüzüne) nazil olacaktır."” Yeryüzüne inecektir Hz. İsa (a.s.). “Onu gördüğünüz zaman, kendisini tanıyınız.” Bak, Peygamberimiz (s.a.v.)’in emri, bütün ümmetine emri, “gördüğünüz vakit tanıyın” diyor. “Şimdi şemailini veriyorum” diyor Peygamberimiz (s.a.v.); “O, orta boylu kırmızıya çalan beyaz tenli bir kişidir. Üzerinde iki elbise vardır. Ona bir ıslaklık bulaşmadığı halde sanki başından su damlıyor gibidir.” Yani saçları çok kaliteli ve dolu dolu, pırıl pırıl, saydam gibi saçları. “İslam uğrunda insanlarla mücadele edecektir.” Fikren mücadele edecektir. “Putu kıracak. Domuzu öldürecek ve cizyeyi kaldıracaktır. O mesih deccali helak edecek,” etkisiz hale getirecek, “dünyada kırk yıl kalacaktır. Sonra vefat edecek ve sonra Müslümanlar onun cenaze namazını kılacaktır.” (Ebu Davud) Sahih hadis kitabı, Melahim 14. Bak, “onu gördüğünüz zaman kendisini tanıyın.” Neden şemailini veriyor? Tanımamız için veriyor. Mehdi (a.s.)’ın şemailini niye veriyor? Onu tanımamız için veriyor. Bak, “onu tanıyınız” diyor. Onu gördüğünüz zaman kendisini tanıyınız. Peygamber (s.a.v.)’in emri. Hani Peygamber (s.a.v.)’i sevenler, hani Peygamber (s.a.v.)’in emrini yerine getirenler? Bakın talimat var Peygamber (s.a.v.)’den. Niye anlamazlıktan geliyorsunuz? Çok az da olsa böyle insanlar var, onları düzeltmek için bunları anlatmak durumundayız.
“Ayrıca,” bak, deccal için de diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.), detaylı olarak deccali anlatmış; “şahıs onu görünce,” deccali görünce, “Allah’ın Resulü’nün tarif ettiği şekilde bulduğu için tanıyacak.” Demek ki Resul (s.a.v.)’in tarif ettiği gibi, görünce tanıyor. “Ve şöyle haykıracak: "Ey insanlar! İşte Resulullah (s.a.v.)’in anlattığı deccal."” “Ey insanlar! İşte Resulullah (s.a.v.)’in anlattığı deccal” diyecek olan da Mehdi (a.s.)’dır. Yani deccali tarif edecek ve insanlara gösterecektir, inşaAllah.
Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s.) ile müjdelenin, o Kureyş’ten ve Ehl-i Beyt’imden bir kişidir.” “Müjdelenin.” Var mı şu an? Bak, Cübbeli diyor; “hiç bir yerde konuşulmuyor artık” diyor. Yasak. Bana Nur talebesi arkadaşlarımız yazıyorlar. “Hocam, biz Fethullah Hocamızın dershanesindeyiz. Biz ne zaman Mehdi (a.s.)’dan bahsetsek hemen konu örtbas ediliyor. Hemen "bu konuları sakın konuşmayın" diyorlar. "Eğer daha da fazla konuşursan seni atarız. Seni göndeririz" diyorlar” diyor. Gerçi bu bir kaç tane kardeşimiz. Fethullah Hocamızın talebelerinin %99,99’u çok mükemmeldir ve böyle bir densizliği yapmazlar. Ama böyle münasebetsizlik yapanlar da var. Çok çok nadir de olsa var. Ben onları uyarıyorum. Bu hem vicdansızlık, hem terbiyesizliktir. Hem Kuran ahlakına uymaz. Çünkü Bediüzzaman’ın söylediğini aynen söylüyor o çocuk orada. İlave yapmıyor, ek yapmıyor, çıkarma yapmıyor. Bediüzzaman ne diyorsa onu söylüyor. Ve Resulullah (sav)’in söylediğini, hadisleri söylüyor. Bunu nasıl yasaklarsın sen? Ve nasıl onu bulunduğu evden dışarıya atmaya kalkarsın? Bu ahlaka, vicdana, imana, Kuran’a sığar mı bu? Ve Nur talebesi olmaya yakışacak bir şey mi bu? Çok büyük terbiyesizliktir, edepsizliktir bu. Bunu yapan densizler olursa kardeşlerimiz yine bana söylesinler, ben buradan gerekirse söyleyeceğim. Yani ifşa edeceğim, şu kişi şudur diye söyleyeceğim, inşaAllah. Çok nadir de olsa böyle vakalar olmaması gerekir, inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.) ile müjdelenin. O Kureyş’ten ve Ehl-i Beyt’imden bir kişidir.” Yani seyyidtir. “O insanların ihtilaf ve sosyal sarsıntılar içinde bulundukları bir sırada çıkar.” Yani ihtilaller, hükümetlerin değişmesi, ekonomik kriz, kargaşalar, işgaller. “Hz. Mehdi (a.s.) yeryüzünü, kendinden önce zulüm ve baskıyla doldurulduğu gibi, adalet ve insaf ile (merhametle) doldurur.” (Hz. Ebu Said el Hudri r.a. / Ramuz El-Ehadis 1. cilt, Sayfa 7, No 9; Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13)
“Ey insanlar! Mehdi (a.s.)’ın çıkışıyla müjdelenin.” Yine Peygamberimiz (s.a.v.)’in talimatı. “Çünkü Allah’ın vadi gerçektir.” Yani bir kısım bunakların, bir kısım içi geçmiş ahir zaman rahiplerinin, batın rahiplerinin sahtekarlık yapmasıyla bu konuları örtbas etmemek gerekiyor. Ne yapmak gerekiyor? Resulullah (s.a.v.)’in talimatlarına uymak gerekiyor. Ne diyor Resulullah (s.a.v.)? “Ey insanlar! Mehdi (a.s.)’ın çıkışıyla müjdelenin.” Bu müjde kalktı mı bereket kalmaz, Allah esirgesin. İttihad-ı İslam ile müjdelenecek, Türk-İslam Birliği ile müjdelenecek, değil mi? Dünya hakimiyeti ile müjdelenecek Müslümanlar. Müslümanları ümitsizliğe gark etmek, ‘benim hayatım kaydı, sizin de hayatınız kaysın’ mantığı ahlaksızlık ve vicdansızlıktır. Cahilliğinden yapanlar ve yahut bir hikmete binaen yapanlar onlar ayrı tabii.
Bak, Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Mehdi (a.s.)’ın biatına koş (ona tabi ol) ve ondan asla vazgeçme. Eğer muvaffak olur da, ona ulaşır ve hidayet olursan ondan asla vazgeçme. Âh -ve eliyle göğsünü göstererek- onu ne de çok görmek isterdim” diyor, maşaAllah. Bak, hadis, sayfa 252.
“Sizden veya sonra gelenlerden birisi ona (Hz. Mehdi (a.s.)’a) yetişirse,” peki, bütün ulema, bütün alimler “Mehdi (a.s.)’ın devrindeyiz” diyorlar. Demek ki yetişmişiz. Yani yetmiş yıl var dediğine göre. Bak Seyyid Salih Özcan Hocamız çıktı, açık açık söyledi Mehdi (a.s.)’ı; “şahıstır” diyor. “Ben Bediüzzaman’dan duyduğumu söylüyorum” diyor. “Bizzat kulağımla duyduğumu söylüyorum” diyor, inşaAllah. “Sizden veya sonra gelenlerden birisi ona (Hz. Mehdi (a.s.)’a) yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa gelsin, ona katılsın. Muhakkak ki onlar hidayet sancaklarıdır.” (Ramuz El Ehadis, 1. cilt, s. 298, no:2) Hidayet sancağı ne demek? Yani insanların hidayetine sebep oluyor. İnsanların Kuran’a bağlanmasına, Resulullah (s.a.v.)’e bağlanmasına, Allah’a aşkla bağlanmasına vesile oluyorlar, inşaAllah. Cübbeli’nin yine Mehdiyet’in gizlendiği, söylenmediği ile ilgili bir konuşması daha vardı. Onu yayınlayabiliriz. Bir de Seyyid Salih Özcan Hocamızın Mehdi (a.s.)’ın şahıs olduğu ve şahs-ı manevi olmadığı ile ilgili sözü de bir kaç kasette vardı, kısa kısaydı. Onları da yayınlayalım ki Nur talebelerini aldatmaya kalkanların kafasına tokmak gibi insin. Ama ayrıca bakın kardeşlerime tavsiyemiz; Risale-i Nur’u dümdüz okumaları, ilave yapmadan ve çıkarma yapmadan ve yasaklama olmadan. Bu çok önemli. Yani ahir zamanın batın rahiplerine sakın uymasınlar. Böyle karşılaştıkları anormallikleri de bana yazsınlar. Yani onları yasaklayan, onları baskı altına alan; bilgilerini açıkça anlatmalarını, Bediüzzaman’ın izahlarını açıkça anlatmalarını engelleyen kişileri de bana söylesinler. Ben olayın ne olduğunu bir anlayayım, kavrayayım, ona göre bir şeyler anlatacağım. Evet, devam edelim.
-VTR- (Cübbeli; “Mehdi (a.s.) Gelse De Yardım Etsek Diye Aşkla, Şevkle, Hasretle Bekliyoruz” Diye Allah’a Dua Ediyor)
-VTR- (Cübbeli; “Hz. Mehdi (a.s.)’dan Bahsedilmemesinin Kıyametin Çok Yakınlaştığının Alameti Olduğunu Anlatıyor)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Bozuk itikad” diyor.
ADNAN OKTAR:“Bozuk itikad” diyor, tabii. Anlatılmaması bir anormalliktir. Deccaliyetin insanlara etkisiyle, hipnozuyla, büyüsüyle oluyor. Nur talebelerini de böyle ifsat etmek, felç etmek, onları pasifize etmek, içine kapalı, böyle bitap, bitkin, gayesiz, idealsiz hale getirmek için deccaliyetin ve şeytanın oyunu var. Kardeşlerimiz bu oyuna gelmesinler. Bana mutlaka bildirsinler. Bunları böyle güzellikle, sevgiyle, iyilikle çözmeye çalışalım, inşaAllah. Bu fosiller hakkında bilgi verecek misin?
ALTUĞ BERKER:Evet hocam, inşaAllah. Bu yaprak kavak yaprağı hocam. 50 milyon yıllık, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 50 milyon yıllık?
ALTUĞ BERKER: Evet hocam,50 milyon yıllık kavak yaprağı. Günümüzde aynen, her gün gördüğümüz kavak yaprağı.
ADNAN OKTAR:Onlar ne diyorlardı? Hurmadan insan oldu diyorlar, değil mi? Hurma ağacından. Kavaktan da herhalde böyle çok yakışıklı gençler oluşacak falan gibi mi düşünüyorlardı, değil mi? “Hurma ağacı bir süre sonra insan oldu” diyorlar. Bunu koskoca alim söylüyordu, çıktı televizyona.
ALTUĞ BERKER:Evet hocam. Hocam bu da 110 milyon yıllık Lamprey balığı. Günümüzde de örneği var, yaşıyor, aynısı. 110 milyon yıl hiç değişmemiş. Demek ki evrim olmamış.
ADNAN OKTAR:İşte İş Bankası böyle yapsın çalışma, çizimle değil. Acayip yakışıklı balık, çok güzel, maşaAllah. Çizim gibi, acayip şeker.
ALTUĞ BERKER:Bir de suda koşan böceği var hocam. O da 206 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR:206 milyon yıllık. Bunlar suların üzerinde böyle jet gibi hareket ediyorlar. Çok şeker. Şu ana kadar onların iddiasına göre çoktan üniversite tahsilini bitirmiş falan, bir genç olarak karşımızda olacaktı, onların kafasına göre, değil mi? ‘At atabildiğin kadar teorisi’ deseler daha iyi olur, Darwinizm diyeceklerine, değil mi? ‘At atabildiğin kadar teorisi.’ İyi, güzel işte. Ne anlatayım Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam. Dün anlattığınız ayeti hatırlatıyorum hocam, inşaAllah. Enbiya Suresi’nin, 79. ayeti, şeytandan Allah’a sığınırım; “Biz bunu (hükmü) Süleyman’a kavrattık, her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. (Bunları) Yapanlar Biz idik.” Şöyle şerh ettiniz hocam. “1979 Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru, ayetin numarası. “Hüküm verme, anlatma gücünü Ben verdim” diyor Allah. Hz. Mehdi (a.s.)’ın müstakil bir gücü yok. Hüküm ve ilmi Allah veriyor. Hz. Mehdi (a.s.) bir medresede, bir tarikatta eğitim almış olmayacak. İlmi vehbi, bütün ilimleri Allah öğretir. İstanbul yedi tepe, herkes beni dinliyor, bütün dağlarda Allah’ı tesbih ediyoruz şu an. Şimdi bütün İstanbul’un dağlarındaki evlerinde olanlar şu an beni dinliyorlar mı? Bütün dağlarda Allah’ı hep beraber tesbih etmiyor muyuz şu an? Türkiye’nin genel, bütün bölgeleri de tesbih ediyor mu şu an? Cismim burada şu an ama Türkiye’nin her yerinde Allah’ı tesbih ediyoruz. Hz. Mehdi (a.s.) öncüsü olarak bu bende böyle oluyor. Hz. Mehdi (a.s.)’da çok daha kapsamlısıdır” dediniz hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Mücahide isimli bir hanımefendi kardeşimiz; “Canım hocam, size can denmesin de kime densin?” diyor, maşaAllah. “Siz bizim canımızsınız. Gelecek güzel günlerin müjdeleyicisisiniz.” İnşaAllah. “Şeyh Nazım Kıbrısi Efendimiz bu Muharrem ve gelecek Muharrem arasına dikkat çekti. Canım hocam, Bediüzzaman Hazretleri’nin bildirdiğine göre ve bazı ebced hesaplarına göre dinleyebildiğim kadarıyla daha on yıl mı var? Güzel günlere, o güzel insana daha 10 yıl mı var?” Yaklaşık, evet. 10-12 yıl var, evet. “Nasıl beklesek, bu 10 yıl nasıl geçse?” O kadar güzel geçiyor ki, işte böyle sohbetlerle, anlatımlarla geçiyor. Eğer bu devirler olmamış olsa Mehdiyet olmaz. Mehdiyet’in en güzel yıllarıdır bu yıllar. En zorlu yıllar, en güzel yıllardır. Sonra İslam ahlakı dünyaya hakim olacak. Mehdi (a.s.) evinde olacak, sohbet edecek, gezecekler ama sevabı çok düşük olacak. Çok çok düşük olacak. Yani orada trilyon sevap alınıyorsa orada on sevap alınır. Çok fark eder İslam ahlakı dünyaya hakim olduktan sonra sevaplar müthiş düşer, çok azalır. Çünkü çile yok, acı yok, sabır edilecek bir konu yok, güçlükler yok, değil mi? Ki her şey kolay, her şey güzelleşmiş. Zevkli ve güzel ama sevabı düşük olur. Onun için onu Cenab-ı Allah en son zamana bırakıyor. Mehdiyet’i de bol bol sevap alsın diye Cenab-ı Allah kırk yıl kadar geniş tutuyor. Kırk yıl. Deccal’in ölümü kırk yıl sürüyor, hadislerde açıkça belirtilmiş.
“Değerli hocam, yakın çevremde, arkadaş çevremde çok fazla ruhi sıkıntı var, çoğu kişi psikolojik hap kullanıyor. Çok acı çeken, ağlayan var. Çok yakınlarım bu kadar çok acı çekerken bazen donup kalıyorum. Zaten Müslüman aleminin durumu belli. Cenab-ı Allah’a yalvarıyoruz; "Ya Rabbi! Bir an önce Hz. Mehdi (a.s.)’nı gönder. Bizleri, yakınlarımızı, Müslüman alemini bu zulmetten kurtar. Nasıl olur da o mübarek insan anlatılmaz? Nasıl olur da onu anlatmak yasaklanır? Nasıl olur da onun gelişi beklenmez, istenmez? Canım hocam, yürekten istiyoruz Allah’ın nurunu tamamlamasını. Hz. Mehdi (a.s.)’ını, İslam Birliği’ni, gelecek güzel günleri. Saygı ve hürmetlerimi iletirim.” Bak, ne güzel, Allah aşkıyla kalbi dolu dolu, sevgi dolu bir insan ve bu üslubuna da çok güzel yansımış. Bütün vücudunu sevginin kapladığı anlaşılıyor. Allah sevgisi insanı böyle güzelleştirir işte. Beynini açar, ruhunu açar, dilini açar, kabiliyetini açar, sanat gücünü açar. İnsanların acı çekmesi Deccaliyetin etkisiyle oluyor. Deccaliyetin etkisi devam edecek bir süre, ve gün be gün azalarak, yıkılarak ve yok olarak devam edecek.
“Sayın Hocam, bir arkadaşımla biz sizin takipçiniziz ve sizin seveniniz. Onun Facebook’da paylaştığı videolar sayesinde sizi çok daha yakından tanıma fırsatı buldum, inşaAllah. Ancak merak ettiğim bazı hususlar var. Bir röportajınızda, Mehdi (a.s.)’ın Türk-İslam Birliği kurulduğunda İstanbul’da Peygamber (s.a.v.)’in sancağını çıkartacağını ve hırkasını giyeceğini belirttiniz, inşaAllah. Ancak yine sizin takipçilerinizin yayınladığı başka bir yerde duyduğum kadarıyla Mehdi (a.s.) kendini açıkça ifşa etmeyecektir. Bundan dolayı müridi az olacaktır. Mehdi (a.s.) Türk-İslam Birliği kurulduğunda da kendini ifşa edecek midir? "Ben Mehdi (a.s.)’ım" diyecek midir? Ona kaç kişi tabi olacaktır? Selam ve duayla, Allah’a emanet olun. Yusuf.” Etrafındaki insanlar diyecekler, “sen Müslüman aleminin durumunu görüyorsun, Müslümanların birleşmesi farz. Parçalanmışlık, bölünmüşlük mahvediyor Müslümanları; acı, çile devam ediyor. Allah’ın emri olduğuna göre biz de seni bu konuda yetenekli, güzel görüyoruz. Yani Allah’ın seni vazifelendirdiğini hissediyoruz. Öyle bir alamet gördük, öyle bir şey düşünüyoruz. Mehdi (a.s.) gibisin adeta” gibi, onu nezaketiyle söylerler. Tabii, onu kabul etmeyecektir. Diyecektir, “ben Allah’ın zavallı bir kuluyum. Benim haddim belli, benim yönüm İslam yönü ama daha yetenekli insanlar var, daha bilgili insanlar var, onlar yapsın bu görevi” diyecek. “Yok” diyecekler, ısrar edecekler. “Biz sende bu alametleri görüyoruz, güzel alametler görüyoruz, iyi alametler görüyoruz.” Yani uygun, nezaketiyle. Hatta bir rivayette de; “zorla Mehdi (a.s.)’a kabul ettirilir iktidara geçmesi,” zorla yani, “tehditle kabul ettirilir” diyor. Usulen, hükmen bir tehdit de olabilir. Tehdit de tabii Mehdi (a.s.) etkilenmez de, hükmen, yani hükmen öyle bir şey oluyor. Sonra liderliği kabul ediyor ama kendisine hiçbir şekilde Mehdi (a.s.) dedirtmez. Ama Sancak-ı Şerif’in çıkarılması onun Mehdiliğ’ini iddia etmesi anlamına gelmez. Sancağı çıkartır, sancağın çıkartılması İslam alemini adeta yıkar heyecandan. Çok büyük bir olaydır sancağın çıkarılması. 1400 seneden beri çıkmamış, ilk defa çıkıyor. Ne olur İslam alemi böyle bir şeyde. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hırkası hiç giyilmemiş, ilk defa giyiliyor. İlk defa Peygamberimiz (s.a.v.)’in kılıcını birisi kuşanıyor. Hiç olmamış bir olay. Bu manevi heyecandan insanların vücudu uyuşur adeta. Kendilerini kaybedecekler, çok büyük bir olaydır. Ama “ben bunu yaptım, ben Mehdi (a.s.)’ım” anlamına gelmez bu. Bu anlamda değil ama anlayan anlar, “Allah-u alem o” diyecekler. Başka bir açıklaması yok, inşaAllah. Ama hüsn-ü zan edeceğiz. Çünkü Mehdi (a.s.) ümit ve korku arasında olacaktır. “Ben cennete de gidebilirim, cehenneme de gidebilirim” diyecek. “Allah vermesin, hepimiz için bu böyle” diyecek, “ümit ve korku arasında olalım” diyecek. Yani cennete gitmesi garanti değildir, buna rağmen.
ALTUĞ BERKER: Bir de “boynunun borcu olsun” diyorlar demiştiniz hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii diyorlar; “bütün Müslümanların çektiği acılar, bütün bu belalar, bu savaşlarda insanların çektiği ızdıraplar; bu Müslümanların ırzına geçiyorlar, namusuna geçiliyor, değil mi? Onları perişan ediyorlar. Bu yüzden “senin mutlaka bunu kabul etmen gerekiyor. Eğer kabul etmezsen bütün ümmetin günahı boynuna olsun” diyecekler hepsi. Bu çok ağır bir teklif olduğu için kabul edecek. Liderliği kabul ediyor, Mehdilik’i kabul etmiyor. Müslümanların liderliğini, manevi lider. “Evinden idare eder” diyor. Tevrat’ta da öyle geçiyor. Bak, 3000 yıl öncesinden bekleniyor Mehdi (a.s.), 3000 yıl. 3000 yıldan beri, ta Peygamberlerin suhufunda var, Zeburda var, Peygamberlerin suhufunda, Hz. İbrahim (a.s.)’ın kitabında var Mehdi (a.s.). Bütün Peygamberler döneminde beklenmiş Mehdi (a.s.). Hep, bütün Peygamberler sevmişler Mehdi (a.s.)’ı. Bak, Cübbeli de diyor; “günde beş vakit soruyorlardı Peygamberimiz (s.a.v.)’e” diyor, beş kere. “Her gördüklerinde soruyorlardı Mehdi (a.s.)’ı” diyor. “Sürekli gündemde Mehdi (a.s.)” diyor. “Şimdi unutuldu” diyor. Bir tek bizim şu asrımızda, özellikle son 20 yıldan beri Mehdiyet tamamen yasaklandı” diyor. Son 20 yıldan beri. Daha önce de yine konuşuluyordu, sonra tamamen… Mesela Cübbeli’nin çok önceki konuşmaları bunlar. Şu an o da o kervana katıldı, o da yasaklayanlar kervanında. O da Mehdiyet’ten bahsetmiyor artık.
ALTUĞ BERKER: İlgili hadisi okuyabilir miyim hocam?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Suyuti’nin hadisi. Şöyle diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “İnsanlar nihayet Hz. Mehdi (a.s.)'a gelirler ve Rükun ile Makam arasında, kendisi istemediği halde ona biat ederler. "Eğer kabul etmezsen, boynunu vururuz" derler. Yer ve gök ehli ondan razı olur” diyor hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mehdiyet geldiğinde komünisti de, dinsizi de, imansızı da, Hıristiyan’ı da, Müslüman kardeşlerimiz de, Museviler de, hepsi bir rahatlık ve huzur içerisinde olacaklar. Mehdi (a.s.)’ın güzel ahlakını gören insanlar kitleler halinde Müslüman olmaya başlayacaklar. Hıristiyanlar kitleler halinde Müslüman olacaklar, Museviler kitleler halinde Müslüman olacaklar, ateistler kitleler halinde Müslüman olacaklar. Çünkü oradaki dürüstlük, samimiyet, sevgi, şefkat, özgürlük, candanlık, o sevinç havası, o bayram havası bir mucize bu. Bunu hiçbir dünyevi ideoloji yapmamış. Hiçbir dünyevi ideolojide insanlar böyle mutlu olmamış. Bu mutluluğun bir harika yönü olduğunu anlayacaklar. Harika yön nereden, Kuran’dan kaynaklanıyor. “Kuran ahlakı uygulandığında böyle mutlu olunduğuna göre” diyecekler, “Kuran hak” diyecekler o zaman. Kuran’ın mucizesini görecekleri için insanların hepsi iman ediyor. Ama son Hz. İsa (a.s.)’ın zuhuru ile bu neticeleniyor, inşaAllah. Kübra kardeş, benim anlatımım ledün ilmine dayalıdır. Senin sorunun cevabı Ledüni bir cevaptır. Yani İbrahimvaridir, Hz. İbrahimvaridir, inşaAllah, öyle söyleyeyim. Hızır kıssasına bakarsan, oradan cevabını bulursun, inşaAllah. Hızır kıssasında bu konu çok kapsamlı, gayet güzel anlatılıyor. Batın gözüyle, hikmet gözüyle bakacaksın, değil mi?
Şeytandan Allah’a sığınırım; Meryem Suresi geldi. “(İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. (Allah) Bana kitabı verdi ve beni Peygamber kıldı." (Meryem Suresi, 30) Ebcedi 1410-1412 ve 1462 tarihlerini veriyor. Şeddeli, tenvinli 1462, inşaAllah. “Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti.” (Meryem Suresi, 31) Hz. İsa (a.s.) geldiğinde namaz kılacak, zekat verecek, inşaAllah. “Nerede olursam (olayım,)” bazen Afrika’da olacak, bazen Asya’da olacak, bazen dünyada, bazen Cenab-ı Allah’ın yanında olacak, değil mi? “Nerede olursam olayım” diyor. Çünkü Cenab-ı Allah onu iki yerde yaşatıyor, bir dünyada, bir de Kendi yanında. Kendi yanında da namaz kılıyor. Allah’ın Katında da. Hatta ayette diyor Cenab-ı Allah; “Melekler ve Mesih Allah’a kul olmaktan kaçınmazlar”diyor. Kesinlikle kaçınmazlar. Yani ibadetlerini yaparlar, Allah’ın yanında ibadetlerini yapmaya devam ediyor, namazlarını kılıyor İsa Mesih (a.s.). Bak, ona da dikkat çekiyor Cenab-ı Allah; “Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti.” (Meryem Suresi, 31)
Allah’ın Katında da hayatı devam ettiği için Kuran'da buna dikkat çekilmiş. Bakın ‘Melekler ve Mesih’, başka hiçbir Peygamber hakkında böyle bir açıklama yok. Bir tek Mesih (a.s.) için söylüyor. “Melekler ve Mesih Allah’a kulluktan asla kaçınmazlar” (Nisa Suresi, 172) diyor. İbadet şeklinde, inşaAllah. “Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de.” 1987, 2007 ve 2057 tarihlerini veriyor ayet. 33. ayet ki 33 yaşında göğe alınmıştır, değil mi? Ona da işaret ediyor. “Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de.” (Meryem Suresi 33) İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak Kübra şu ayeti oku. 67. Ayet Kehf Suresi. “Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin." “(Böyleyken) "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?" diyor. Sen de inşaAllah sabredersen ben sana onu 12 sene sonra açıklayacağım. Nasıl niye öyle konuştuğumu neden öyle konuştuğumu değil mi inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Böylece onları,” Deccal ordusunu” Allah’ın izni ile “yenilgiye uğrattılar.” 2029’u veriyor ebcedi inşaAllah. Calut Talut’u yeniyor böylece onları o zamanın deccalini yeniyor. “Böylece onları,” Deccal ordusunu, Allah’ın izniyle yenilgiye uğrattılar.” Tam 2029. MaşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Resullerimiz Diyor Ki
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...