ALTUĞ BERKER:Hocam, dün önemli bir şey söylediniz. “Bediüzzaman, Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişini çok açık, alenen söylüyor. Dershaneye gidiyor çocuk, Bediüzzaman’ın bu konuşmaları anlatılıyor. Akıl almaz bir tevil görünce diğer konuların da aynı şekilde tevil edileceğini sanıp, bütün konularda Müslümanların böyle samimiyetsiz olduğunu, dürüst olmadığını düşünüyor. Dolayısıyla Risale-i Nur’un tamamına güveni kalmıyor bu sefer. Çünkü açık olan bir hususta insanların gözünün içine bak baka ve alenen yalan söylenirse, o zaman öbürlerine niye inansın? Bakıyor orada yalan, burada yalan, o zaman bunların kendi davalarına inaçları yok, diyor. Kendi anlattıklarına kendileri de inanmıyorlar, diyor ve şiddetli bir imansızlık cereyanı gelişiyor bu sefer. O zaman onun dershaneye gidiş amacı sadece bir sosyal çevre edinmek, arkadaşlık edinmek, evlenirse de ona destek olmalarını sağlamak, bir de akşamları gidip orada çay içmek oluyor. Bir tür kulüp gibi kullanıyor. Onun için Risale-i Nur’u okuyan kardeşlerimizin böyle tevilci rahiplerin, batın rahiplerinin açıklamalarına göre değil, Risale-i Nur’un direkt, düz anlatımına göre değerlendirmeleri çok önemlidir. Bediüzzaman bunun üzerinde duruyor. Ne anlatılıyorsa açık açık ona inanmaları lazım” dediniz hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, buradaki anlatım çok hayati, çok doğru. Çünkü böyle bu kadar açık sarih bir ifade, bu kadar aptalca ve akılsızca ve karşıdakini enayi yerine koyarak, karşısındakini (haşa) böyle akılsız ve aklı yok hükmünde sayarak, münasebetsizce tevil edilirse, o adamın o kişiler hakkında çok ciddi kuşkusu meydana gelir haklı olarak. Çünkü bunu yapan neler yapmaz, der. Bir de normal hayatta da yalan söyleyeceğini düşünür, her yönde yalan söyleyeceğini düşünür. Onun için gereksizce orada bir sahtekar görünümü vereceğine, dürüstçe samimi Bediüzzaman bunları anlatıyor, ne anladıysan o demek en doğrusu olur, değil mi? Böyle akıl almaz münasebetsizlikle ve akılsızca böyle aptalca yalanlarla karşısındakinin aklıyla, zekasıyla alay edercesine münasebetsiz izahlar yapılırsa, çok çok ters etki yapar. Bediüzzaman son derece dürüst ve samimi bir insan, benimle görüşmek isteyen, bak talebeler diyor ki; “Üstad'ım seninle görüşmek istiyoruz” diyorlar, haber gönderiyorlar. “Benimle görüşmek isteyen Risale-i Nur’u okusun, benimle konuşur orada. Ben onlara tam hitap ediyorum” diyor. Kardeşim oradan okusana işte, değil mi? Niye değiştiriyorsun? Ne gerek var? Mesela diyor ki Bediüzzaman: “Bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise Hazreti Mehdi (a.s.)'ın şakirdleri olabilir.” Tamam, dümdüz anlamı. Bir asır sonra, o devir ne ise bakarsın, o devirden bir asır sonra Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirdleri zulümatı dağıtacak, anlamı bu, karmaşık bir şey yok. Mesela, “Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat”, “Hakiki beklenilen,” dümdüz anlamı, demek ki bir kişi hakiki olarak bekleniyor ve bir asır sonra gelecek. “O zat,” demek ki bir zat, bir kişi. Sahtekarlık yapmaya ne gerek var? Kendini aşağılamaya ne gerek var? O rezil durumlara düşmeye ne gerek var? Ve orada kavrulup perişan olmaya ne gerek var? Sonra eğer Mehdiyet’i böyle açıkça anlatmak Mehdiyet’e zarar verecek olsa, bir riske, fitneye sebep olacak olsa, Bediüzzaman hepsinden daha akılllı, değil mi? “Yavrum, evladım, bunu koymayın Risale-i Nur Külliyatı’na riskli bunlar. Bunları ayrı bir kitap haline getirin, gizli tutun. Has talebeler çok gerekirse gizlice okursunuz ama Risale-i Nur’da bunları bulundurmayın” der. Öyle yapmamış ki Bediüzzaman, Risale-i Nur’un tamamına dağıtmış. Sözler’de de var, Şualar’da da var, Sikke-i Tasdik-i Gaybi de de var, Kastamonu Lahikası’nda da var, hepsinde var. Barla Lahikası’nda da var, hepsine koydurmuş. Demek ki bir mahsuru yok. Senin akıldanelik yapmana ne gerek kardeşim? Ve niye Nur talebelerini böyle kavruk, içine kapalı, ölü, bitap, hareket gücü sınırlanmış, samimiyetsiz insanlar haline getirmeye çalışıyorsun? Milyonda bir de olsa bunların sayısı çok önemlidir. Mutlaka uyarılmaları gerekiyor. Bakara Suresi 249, “Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir”. Talut o devrin Mehdisi, Peygamber değil, o devrin Mehdisi. “"Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç- onu tadmazsa bendendir”. Mesela suyu içmek helaldir, suyun başına giden bir insan istediği kadar içer. Ama demek ki, lider olan insan helal olan bir şeyi de gerekirse, dinin menfaati varsa, İslam’ın menfati varsa kısıtlayabilir, faydası açıksa hareket kısıtlaması yapabilir. “Küçük bir bölümü hariç (hepsi sudan) içti” dinlemiyorlar. İmama, lidere itaatin önemini Kuran vurguluyor. “O, kendisiyle beraber iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar): "Bugün bizim Calut'a” o devrin deccaline, “ve ordusuna karşı” deccalin ordusuna karşı “koyacak gücümüz yok" dediler”. Bunun ebcedi de 1942 yılını veriyor, 2. Dünya Harbi dönemi. “(O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir” Bak, "Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir." Bunun ebcedi 2010 tarihini veriyor. Tam 2010, inşaAllah. Talut’un ordusu, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinden de bellidir 313 kişidir. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebelerinin sayısını belirtirken, “Talut’un ordusu kadardır” diyor. Talut’un ordusu ne kadar? 313 kişi. Burada o zaman Talut’tan kastedilen Hz. Mehdi (a.s.) oluyor, Hz. Mehdi (a.s.)’a işaret edilmiş oluyor. Bu ayet doğrudan Hz. Mehdi (a.s.)’ı işaret eden bir ayettir. “Onlar, Calut ve ordusuna karşı,” Calut, o devrin deccali. “Ve ordusuna karşı meydana (savaşa) çıktıklarında, dediler ki: "Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl (ayaklarımızı güçlü kıl, kaydırma) ve kafirler topluluğuna karşı bize yardım et." Demek ki, Müslümanlara bir saldırı olduğunda Müslümanlar ne diyecek? “Rabbimiz üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl,” ayaklarımızı sabit kıl, “kaydırma ve kafirler topluluğuna karşı bize yadım et,” deccal ordusuna karşı bize yardım et. “Böylece onları, Allah'ın izniyle yenilgiye uğrattılar.” Şeddesiz 1999, şeddeli 2029 tarihini veriyor. “Böylece onları, Allah'ın izniyle yenilgiye uğrattılar.” İnşaAllah 2029’da bitmiş olacak. “Davud Calut'u öldürdü” o devrin deccalini öldürmüş oluyor. “Allah da ona mülk ve hikmet verdi; ona dilediğinden öğretti. Eğer Allah'ın, insanların bir kısmı ile bir kısmını def'i (engellemesi) olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Ancak Allah, alemlere karşı büyük fazl (ve ihsan) sahibidir”. “Eğer Allah'ın, insanların bir kısmı ile bir kısmını def'i (engellemesi) olmasaydı,” deccal ordusunu Mehdi (a.s.) ordusu ile Allah engelliyor işte, ortadan kaldırıyor. Kuran ona işaret ediyor. “Ancak alemlere karşı Allah büyük fazl ve ihsan sahibidir”. İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir; onları sana bir hak olarak okuyoruz. Sen de gönderilen elçilerdensin. İşte bu elçiler; bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Onlardan, Allah'ın kendileriyle konuştuğu ve derecelerle yükselttiği vardır. Meryem oğlu İsa'ya apaçık belgeler verdik” bu da 2017 tarihini veriyor. Hz. İsa (a.s.)’ın faaliyetlerinin en yoğun olduğu yıllar, inşaAllah. “O’nu Ruhu'l-Kudüs'le (Kutsal Ruh ile) destekledik.” Kutsal Ruhla destekledik. “Şayet Allah dileseydi, kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, onların peşinden gelen (ümmet)ler, birbirlerini öldürmezdi”. Alevi-Şii kavgası, Vahabi-Sünni kavgaları veyahut diğer Protestanların, Evanjeliklerin Katoliklerle olan savaşları. “Birbirlerini öldürmezdi. Ancak ihtilafa düştüler; onlardan kimi inandı, kimi inkar etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi.” Onu kaderde yaratan Benim diyor Allah. “Ama Allah dilediğini yapandır.” “Artık kim tağutu” deccaliyeti, “tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulba yapışmıştır”, Urvet-ül Vuska, Hablillahi’l Metin, Allah’ın ipi. “Bunun kopması yoktur”. Allah’ın kopmaz, koparılmaz ipi, Kuran, doğru yol. “Allah işitendir, bilendir.” Berker Hocam seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam. Hz. Davud (a.s.) ile ilgili Sad Suresi’nin 26. ayetinde şöyle geçiyor hocam, şeytandan Allah’a sığınırım, "Ey Davud, gerçek şu ki, Biz seni yeryüzünde bir halife kıldık” 2007 hocam, inşaAllah. Sizin baktırdığınız ebced de 2007.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, elhamdülillah. Bakara Suresi’ne devam ediyoruz yine, 247. “Onlara Peygamberleri dedi ki: "Allah size Talut'u (melik olarak) gönderdi." imam olarak gönderdi, Mehdi (a.s.) olarak gönderdi. Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Allah size Mehdi (a.s.)’ı gönderdi” diyor mealen. “Onlara Peygamberleri dedi ki: "Allah size Talut'u (melik olarak) gönderdi." "Allah size Talut'u (melik olarak) gönderdi." Ebcedi 1998 tarihini veriyor. Açıp baksınlar, hesaplasınlar, net 1998. Bak, "Allah size Talut'u (melik olarak) gönderdi." Demek ki, bu da Mehdiyet’e bakıyor. “Onlar: "Biz hükümdarlığa, ona göre daha çok hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu verilmemişken, nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık (mülk) onun olabilir?" dediler.” O devrin yobazları o devrin Mehdi’sini görünce haset ediyorlar. Bizim şeyhlerimiz, bizim hocalarımız daha zengin, daha büyük, daha önde gelen o olması gerekmiyor mu, diyorlar. Allah öyle diyor ama, Peygamberimiz (s.a.v.) böyle bildirmiş ama bizim kanaatimiz gelmedi, aklımız yatmadı, diyorlar. Onun Mehdiliğine aklımız yatmadı, istemiyoruz, diyorlar. “O (şöyle) demişti: "Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedenî gücünü arttırdı”. Bak, “Doğrusu Allah size onu seçti” Allah’ın seçmesi o, insanların seçmesi ile olmuyor, Allah seçiyor. Gidip demokratik bir seçimle Hz. Mehdi (a.s.) göreve gelmiyor, Mehdi (a.s.)’ı Allah seçiyor.
"Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedenî gücünü arttırdı.” Şeddesiz 1996, şeddeli 2027 tarihini veriyor. “Allah, kime dilerse mülkünü verir.” Allah kimi dilerse onu Mehdi (a.s.) eder. “Allah (rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir." 248. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım, “Peygamberleri, onlara (şöyle) dedi: "Onun hükümdarlığının belgesi” delili, “Size Tabut'un gelmesi (olacaktır)” Hz. Musa (a.s.)’ın tabutu, Hz. Musa (a.s.)’ın çocukken içine konduğu, sonra üstünün altınla kaplandığı Kutsal Sandık. Ahir zamanda Mehdi (a.s.) devrinde bulunacaktır. Mehdi (a.s.) bulacak bu sandığı ve bu Mehdiliğinin de alameti olmuş olacak. O sandığın bulunuşu ile birçok Hristiyan, birçok Musevi Müslüman oluyorlar ama çok büyük kitleler halinde, inşaAllah. “(Ki) onda Rabbinizden 'bir güven duygusu ve huzur,'” hakikatten onu görünce Kutsal Sandık’ı, müthiş bir güven duygusu gelecek. Mehdi (a.s.)’ın Mehdiliğine dair kanaatleri iyice pekişecek insanların, İslam ahlakının dünya hakimiyetine dair kanaatleri iyice pekişecek ve içlerine huzur gelecek, ayet ona işaret ediyor, huzur. “İle Musa ailesinden ve Harun ailesinden arta kalanlar var.” Çeşitli gömlek, kıyafet, kap gibi böyle değerli kutsal alametler, “Onu melekler taşır. Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır". Bakın, “Onun hükümdarlığının belgesi, size Tabut'un gelmesi” 1979 tam tarif ediyor, Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihini veriyor. Miladi 1979 tarihini veriyor, 80 değil 1979, Hicri 1400. “Onu melekler taşır,” bu ne demektir? Arasanız da o sandığı bulamazsınız. Çünkü meleklerin sakladığı, meleklerin taşıdığı bir sandığı bulmak mümkün değildir. Ancak Allah onu Mehdi (a.s.)’a nasip ediyor. Hatay’da, İskenderun’da bir mağaraya bırakacaklar veyahut Teberiye Gölü’nün dibine, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.) da eliyle koymuş gibi alıp getirecek, inşaAllah. Gerçi Hz. Nuh (a.s.)’ın gemisi bulundu, dünya son derece normal karşıladı. Şimdi bu Tabut’u da çok normal karşılayacaklar, Kutsal Sandık’ı. Onda da öyle heyecanlanmazlar o kadar. Kim bilir ne diyecekler bakalım, merak ediyorum. Yeni imal edildiğini söyleyecekler, bilmem ne. Fakat işte onu diyenlere biz diyeceğiz ki, o zaman karbon testi yaptırın, yaş tayini yaptırın, değil mi? İnşaAllah o kumaştan parça aldırttıracağız, eşyadan parça aldırttıracağız, yaş tayini yaptıracağız ve oradan anlayacaklar eskiliğini, inşaAllah. Evet Berker’im seni dinliyorum, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, “Risale-i Nur’u tevil ediyorlar." Tevil edince oradaki insanların güveni kalmaz. Ben bu belayı savmak için mücadele ediyorum ve o yüzden böyle başarılı oldum. O yüzden bütün Avrupa’yı, Türkiye’yi, Azerbaycan’ı, her yeri müthiş bir heyecan dalgası sardı. Çünkü ben yalana müsaade etmiyorum, sahtekarlığa müsaade etmiyorum, tevile müsaade etmiyorum, dil eğip bükülmesine müsaade etmiyorum ve bütün yalancıların oyunlarını da ortaya döküyorum. Onun için kardeşlerimiz dürüst olan kardeşleri ile kenetlensinler, birbirlerini koruyup kollasınlar. Bir süre sonra yalancıların mum gibi eridiğini görecekler” dediniz, inşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR:Sakın, sakın, böyle benden sonra tufan diyen, hayatı kaymışların, çok yanlış, garip sözlerine sakın inanmasınlar. Bir de Müslümanların sayısı bol bol yeterli, şu anki gençler bile çok çok yeterli. Bütün mesele bu batın rahiplerinin yaptığı tahribatın temizlenmesi. Bunun çözümü de, ısrarla anlatılmasındadır. Anlattım, kabul etmiyor, sen anlat. Diyor ki beni dershaneye sokmuyorlar. Kardeşim sen zaten vurmuşsun, seni dershaneye sokmayacak dereceye geldi ise, esaslı bir etki meydana gelmiş demektir. Bak diyormuş ki adam; “istediğini yap, ne yapıyorsan yap ama sakın Mehdi (a.s.)’dan bahsetme”. Dün bir çocuk yazdı; “hocam ismimi vermeyin beni atarlar dershaneden” dedi. Gençlerin dershanelerinin %99’u güzel, iyidir. Fakat bazı yerlerde zulüm uygulayan münasebetsizler, böyle gaddar kişiler olabiliyor. Buna rağmen geceli gündüzlü; internetten de olur, sokakta da olur, akrabaların, tanıdıklarından da olsun, Bediüzzaman’ın eserlerini düz okumanın üstünde dursunlar. Bu tevilci, sahtekar batın rahiplerinin rezilliği, o dik başlılığı artık kalksın. Çünkü kafaları epeyi dik geziyorlardı, şimdi başları önlerinde geziyorlar. Suçlu ve adi konuma geldiler, sahtekar oldukları herkes tarafından biliniyor. Bunların sahtekarlığını daha da çok yayalım, yalan söylediklerini daha da çok yayalım. Böylece dürüst olmaya mecbur edelim onları.
İngilizce soru, “Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) Bu Yüzyılda Gelecek kitabında, Hz. Mehdi (a.s.)’ın Peygamberimiz (s.a.v.) gibi ümmi olacağını öğrendim. Bu acaba okuma yazması olmayacağı anlamına mı geliyor, aynen Peygamberimiz (s.a.v.) gibi, yoksa başka anlamda mı, lütfen detay verebilir misiniz?” Arapça bilmeyecek Mehdi (a.s.). Arapça harfler, Arapça huruf bilmeyecek, inşaAllah. Arapça okuma, yazması yok. Olsa da herkeste olduğu kadar, inşaAllah.“
“Uzayda hayat var mı?” başlığı bugün Sabah ve Milliyet gazetelerinde yayınlandı. Haberi okuduğumda ise evrimci birisi falan açıklama yapacakmış. Şimdi evrim saçmalığı uzayda başlayacak, Adnan Hocamıza danışsalardı diyorum. Evrim yalanı ile insanları niye kandırıyorsunuz ey koskoca NASA?” “Hocam Almanya’dan selam.” Aleykum selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Sizi her gece takip ediyorum. Facebook adresimde sizin programlarınızı yayınlıyorum. Saygı ve sevgilerle. Mehmet Nehir.” İyi, maşaAllah Mehmet’e. Elhamdülillah, maşaAllah. Allah, İslam’a, Kuran’a hizmet eden herkesten razı olsun. Allah, hepsinin hidayetini arttırsın, şevkini arttırsın.
“MaşaAllah, her zamanki gibi yine çok yakışıklısınız bu akşam sevgili Muhammed Adnan Hocamız. Hocam dün evde televizyon açıkken, ATV Kanalı’nda Çocuklar Duymasın’da deccali bir telkin vardı. İşte evren seni cezalandırır, evreni kızdırma, evrenin gazabı tutar sana, diye saçma inançları insanlara telkin ediyorlar. Daha sonra biri diyor ki; işte insan bir şeyi çok isterse olur. İnsan bir şeye odaklanmalıymış da o şey gerçekleşmeliymiş, her şey enerjiden kaynaklanıyormuş falan. Bunları size şikayet etmek geldi içimden benim çok yakışıklı aslanlar aslanı Muhammed Adnan Hocam. Çok sevgiler, sizi çok seven İrem.” İrem maşaAllah hakikaten çok seviyor, maşaAllah. O tip televizyonlarda böyle programlar oluyor. Mesela Yüzüklerin Efendisi vs, bunlar tabii şeytani ve deccali ruhu anlatan eserler. O kasıtla yapmıyorlar ama; adama şeytanı deccali anlatayım diye değil, ama istemeseler de o ruha hizmet etmiş oluyorlar. Şeytaniyetin ruhunu bir yönüyle yansıtmış oluyorlar, deccaliyetin ruhunu da bir yönüyle yansıtmış oluyorlar. İnsanların daha tetikte olmasını, daha dikkatli olmasını sağlar bu. Ama bu enerji yoğunlaşması vs, öyle geçenlerde de birkaç tane kişi gelmişti. İşte biz ne düşünürsek o oluyor, diyor. Baktım sürünüyorlar. Enerji yoğunlaşması yap da bir zenginleş görelim bakalım, değil mi? Enerji yoğunlaşmasıyla bir üniversiteyi bitir bakalım, bitiremezsin. Kaderinde olan olacak, Allah’ın takdir ettiği olur. İstemediği bir şey insanın bazen karşısına gelir. Bazen de istediği bir şey ondan uzaklaşır. Hepsinde bir hayır vardır, inşaAllah.
"Hocam ben İstanbul’dan Yahya Gülbudak. Sizi her gün televizyonlarda izliyoruz, bizi aydınlatıyorsunuz, Allah sizden razı olsun. Bence Mehdi (a.s) geldi, çünkü sayılan bütün alametleri zuhur ediyor. Nur yüzünüzü gördükçe içimiz huzur doluyor” diyor, maşaAllah. Metin Karadaş. İmam-ı Rabbani, Hz. Mehdi (a.s)’ın herhangi bir tarikata mensup olup olmadığını soruyor. Cübbeli’nin bununla ilgili bir videosu vardı. En çok herhalde Cübbeli’ye inanır bu Metin. Benim gördüğüm o da Cübbeli’nin talebesi. Herhangi bir tarikata mensup değildir. Bütün tarikatlar Mehdi (a.s)’a bağlıdır. Mehdi (a.s.) tarikata bağlı olmaz. Mehdi (a.s) bütün mezheplerin üzerindedir ve bütün mezhepleri kaldıracaktır ve bütün tarikatlar da ona bağlıdır.
(VTR) Cübbeli, Mehdi (a.s.)’ın hiçbir tarikate ve şeyhe bağlı olmayacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Evet, bak Metin Karadaş bizzat sana hocandan anlattırdım. Bizzat hocan Cübbeli Ahmet ne diyor? Mehdi (a.s) hiçbir tarikata tabi değildir. Hiçbir hocanın eğitimi altında değildir. İlmi vehbidir, bütün tarikatlar ona bağlıdır, bütün tarikatların üzerindedir ve bütün mezheplerin üzerindedir. Bütün mezhepleri kaldıracaktır. Sadece Asr-ı Saadet devri gibi, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in zamanı gibi bir güzel devir gelecek. Hanefi, Maliki, Hambeli, Şafi, Vehhabi, Şii, Alevi, hiç biri kalmıyor, Asr-ı Saadet Müslümanlığı kalıyor. İşte senin en güveneceğin dilden sana konuyu anlattık, inşaAllah Metin kardeş, inşaAllah. Berker’im sen de bir şeyler söyle.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah hocam. Şöyle söylediniz; “Sırf sahtekarlar ve yalancılar yüzünden İslam ahlakı şu an hakim olmuyor, çünkü ümitsiz insanlar var. Allah vermesin aklını kaybetmiş, ümidini kaybetmiş, gücünü kaybetmiş. Fakat onu normal bir insan zanneden insanlar onun peşinden gidiyor ve o da onunla beraber hastalanıyor. Halbuki Allah, ‘çoğunluğa uyarsanız sizi Allah yolundan saptırırlar’ diyor. Çoğunluğa uyulmaz Hakk’a uyulur” dediniz hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim o kadar çok dindar genç var ki. Çeşitli cemaatlere, çeşitli topluluklara mensup veyahut cemaatlere mensup olmayan, fakat iblis düşüncesi, şeytani düşünce bunları teker teker ümitsizlik yönünde, ahir zaman şeytanının rahipleri tarafından, ahir zamanda bunlar etkisiz hale getiriliyor. Sırf şu andaki gençler Mehdiyet’e sıkı sıkıya sarılsa, Hz. İsa (a.s)’a sıkı bir muhabbetle bağlansalar, Ehl-i Sünnet inancında bir kardeşlik halkası meydana getirseler, konu hemen biter, hemen. Türk-İslam Birliği hemen oluşur. Bak Türk devletleri çok uzun zamandan beri bizlerden ayrılar. Kazakistan, Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan, hepsi halis muhlis tertemiz Türk kardeşlerimiz. Sanki yedi yad el gibiyiz, hiç tanımayız bilmeyiz, kimse bilmiyor. Kazakistan bilinmiyor, Tacikistan bilinmiyor, Yakutistan bilinmiyor, hepsi kardeşlerimiz. Suriye sanki el yurduymuş gibi, Irak sanki el yurduymuş gibi, halbuki bizim kendi kardeşlerimiz, kendi canlarımız. Fas, Tunus, Cezayir. Bakın Avrupa Birliği’ne sizi almayalım, ben size iyi bir model buldum, diyor adam. Nasıl bir model, diyoruz. Akdeniz Birliği yapalım, diyor. Çok makul, çok güzel, hakikaten, diyor. Akdeniz ortak paydamız, Akdeniz; denizin varlığı bizim için yeterli, diyor. Deniz bizim dostumuz olduğuna göre, hepimiz denizi çok sevdiğimize göre, deniz kenarında olanlar hepimiz dost olalım, diyor. Herkes kabul ediyor bunu, gayet makul oluyor. Kardeşim biz, İslam deniziyle müşerref olup, bununla şereflendik. Bizi İslam birleştiriyor, değil mi? Türk İslam alemini bizim birleştirmemiz varken, Akdeniz Birliği, yok Karadeniz Birliği, yok başka Kızıldeniz Birliği, böyle deniz birlikleriyle, efendim göl birlikleriyle olmaz bu işler. Ne Avrupa Birliği ne başka şey, önce Türk-İslam Birliği, bunun oluşması gerekiyor. Münasebetsiz konuşmayacaklar. Ve kendilerine güvensinler, şu sayı, şu imkan yeri göğü birbirine katar. Çok çok fazla sayıda insana da gerek yok. Bu bir aşk meselesi, istek meselesidir. Bir parça insan bile hükümete, devlete bu yönde destek verse, talebini hissettirse devlet o yönde tavır alır hemen, inşaAllah. Metin Karadaş bak sana başka bir şey daha söyleyeyim. Başka bir kanaldan da bilgi vereyim sana. Seyyid Muhammed Raşid Erol Hazretleri (k.s.) Hayatı. Doktor A. Selahattin Kınacı’nın eserinden, buradan bakabilirsin. Bu kitapta Seyyid Muhammed Raşid Erol Hazretleri’nin hayatı çok kapsamlı anlatılıyor. Kitabın 72. Sayfasında Menzil’in o mübarek insanlarını anlatan bölümde Seyda Hazretleri’nden, Gavs Hazretleri’nden hepsinden bahsediyor. “Gavs Hazretleri’ne sorulmuş; ‘Efendimiz bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, vird ehli vardı.” Tarikata mensup gençler vardı. “Şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindedirler”, Metin dinliyorsun değil mi? Metin Karataş. “Bu niçin böyle oluyor?’ Gavs Hazretleri buyurmuş; ‘evet, artık hidayet kalmamış da ondan. Bizimkisi bu zamanda’”, bak Allah adına yemin ediyor. “Vallahi bir idaredir, aldatmaca gibi bir şey. Çünkü tam hidayet artık” bu zamandan itibaren, “Hz. Mehdi (a.s.)’ın elindedir.” İmam Muhammed Mehdi (a.s.)’ın elinde, diyor. “Tam manası ile hidayeti o yapacak, biz ise çoluk-cocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse öyle yapıyoruz” diyor. Dolayısıyla bu kanaldan da sana çok detaylı bilgi vermiş oldum. Zannederim yeterli kanaatin gelmiştir, inşaAllah. Ayrıca da Seyda Hazretleri’nin de asası bende, maşaAllah. Allah nasip etti, çok mübarek Şeyh Ahmed Yasin Hocamız vesilesiyle bize kadar ulaştı. Allah ondan razı olsun, bir silsile olarak geliyor, inşaAllah. Onu da ben tittizlikle muhafaza altında tutuyorum, maşaAllah. Selamını almadıklarımın hepsine ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü diyorum, kardeşlerime, inşaAllah. Berker Hocam senin var mı diyeceğin?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah hocam. Uygun görürseniz, 67 bin yıllık flüt vardı hocam.
ADNAN OKTAR:67 bin yıllık flüt?
ALTUĞ BERKER:Evet hocam, inşaAllah. Ve daha eskileri de var, inşaAllah. Müzikologlar hocam “Kuzey Yugoslavya’daki bir mağarada bulunan 67 bin yıllık fiütü inceliyorlar ve 4 nota çıkardığını, yarım tonlar ve tam tonlar olduğunu tesbpit ediyorlar. Bu keşif tabii sözkonusu insanların Batı müziğinin temel formu olan yedi nota ölçüsünü kullandıklarını gösteriyor. Geçmişten günümüze kalan bu eserler dönemin insanlarının müzik bilgisine ve kültürüne dolayısıyla gelişmiş bir zihniyete ve medeniyete sahip olduklarını tam olarak gösteriyor. Bunlar da 95 bin yıllık flütler hocam resimdekiler. 10 binlerce yıl önce yaşayanların insanların da gelişmiş bir müzik kültürü olduğunu görüyoruz. Duvar resimlerinde de var. Soldaki; 7 bin yılllık duvar resminde görülen flüt çalan insan figürü, o dönemde yaşayan insanların müzik ile içiçe yaşayan medeni varlıklar olduğunu ortaya koymaktadır. Sağdaki resimde ise; günümüzde Bostwana’da yaşayan yerlilerden biri benzer bir müzik aletini çalarken görülüyor”, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, var mı başka böyle belgeler elinde?
ALTUĞ BERKER:Hocam bir de film vardı uygun görürseniz. Binlerce yıl öncesine ait mağara resimleri var hocam, inşaAllah. Lascaux Mağarası, 17 bin yıllık resimler. Atın ayağı kabartmalı bir zeminde çizilerek hareketli izlenimi veren gelişmiş bir yöntem kullanılmış. Bu resimde ise çok katmanlı özel bir teknik kullanılmış, inşaAllah. Önünde kırmızı bir inek onun arkasında ise büyük boynuzlarıyla siyah bir öküz var. Pech Merle Mağarası, 16 bin yıllık resimler. Chauvet Mağarası, 32 bin yıllık resimler. 32 bin yıllık aslan resimleri.
ADNAN OKTAR:Şimdi diyorlar ya; “ellerinde baltayla adamlar vardı, vahşi adamlar, 5 bin yıl önce, 6 bin yıl önce.” Tamam sen bu 20 bin yıllık, 10 bin yıllık resimleri şu an yapabiliyor musun? O baltalı adamların yaptığını iddia ediyorsun. Baltalı dediğin o vahşi adam bunu yapabilir mi böyle bu resmi? Şu an sanatçılardan birçok ressam yapamaz bu resmi. Bir de o resimlerde kullanılan boya özel kimyevi maddelerin karışımı ile elde edilmiş, özel bir karışım. Şimdi sana yap desek, yapabilir misin? Yapamazsın. Vahşi dediğin adam bunu yapıyor. Senin asla kabiliyet gösteremeyeceğin derecede kaliteli güzel resim yapıyor. Demek ki adamların sanat kalitesi, akıl kalitesi seninkinden daha üstünmüş. Demek ki doğru söylemiyormuşsun.
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah hocam. Çok katman kullanılan başka bir resim, önde bir at arkada öküz görülüyor. Uzmanlara göre bu resim atların 4 değişik halini gösteren özel bir resim. 32 bin yıllık aslan resimleri.
ADNAN OKTAR:Çok da mükemmel yapmış, bayağı güzel yapmış.
ALTUĞ BERKER:Font de Calme Mağarası 17 bin yıllık dünyada ilk polikrom tekniği kullanılan resim. Boyalar aynen duruyor, hiçbir şey olmamış hocam, ne kadar güzel bir teknik, maşaAllah. Altamira Mağarası 16 bin 500 yıllık resimler.
ADNAN OKTAR:Şimdi bu resimleri adamlar yapmış. Normalde bir insan herhangi bir sulu boya veyahut herhangi bir resim yapsın duvara assın; mesela dedesinden kalma bir resim oluyor, bakıyoruz solmuş zor anlaşılıyor veyahut bir yazı oluyor, zor anlaşılıyor. Bak bu 16 bin, 20 bin yıldan beri resim bütün canlılığı ile duruyor. Çünkü orada kullanılan kimyevi maddeler ve karışım çok mükemmel ve boyanın hiçbir şekilde oksidasyon sonucunda kaybolmayacağı şekilde ayarlanmış. Renk kalitesi bozulmayacak şekilde ayarlanmış. Bu o devirde çok yüksek bir teknoloji, kimya bilgisini gösteriyor ve çok yüksek bir sanat bilgisini gösteriyor, değil mi? Sanat eğitimini gösteriyor. Müzikte, sanatta adamlar çok ileriler. Hani böyle hırlayarak gezen, baltalı tipler değiller. Demek ki doğru söylememişiz. İş Bankası da oturuyor koca koca kitaplarla millete bu yanlış bilgileri aktarıyor. İşte biz de çıkar o yanlış bilgileri böyle dümdüz ederiz, inaşaAllah. Fatma Betül, Bediüzzaman Hazretleri’nin Üstad’ın seyyidliği konusunu ben açıklayınca çok sevindi, acayip hoşuna gitti. Ben onu Seyyid Salih Özcan Hocamız’a sordurdum. Daha önce Seyyid Özcan Hocamız’a kimler gitmişti? Sen vardın, Sedat Altan vardı. Şimdi Sedat Altan’a nasıl anlatmış Seyyid Salih Özcan Hocamız o zaman?
ALTUĞ BERKER:O seyyidlerin iltihakı ve birçok seyyidlerin yardımı, bir tek sen geldin seyyid olarak, demiş.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman Seyyid Salih Özcan Hocamız’a mı böyle demiş? Bana net anlatsana neler konuştunuz?
ALTUĞ BERKER:O zaman Sedat Hocamız’dan tam öğrenebilir miyiz hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet senin aklında kaldığı kadar anlat, sonra.
ALTUĞ BERKER:Onu Seyyid Salih Özcan Hocam Üstad’a sormuş. Ben de seyyid sayılır mıyım diye?
ADNAN OKTAR:Sen Seyyid Salih Özcan Hocam ile görüşmüş müydün?
SEDAT ALTAN:Evet hocam, 1 sene evvel gitmiştik İsmail ile beraber, İsmail de benim gibi hatırlıyor.
ADNAN OKTAR:Evet nasıl konuştunuz?
SEDAT ALTAN:“Yüzbinlerce seyyid bekliyordum, Cenab-ı Allah seni gönderdi” demiş, üstad Salih Özcan’a.
ADNAN OKTAR:“Yüzbinlerce seyyid bekliyordum Cenab-ı Allah seni gönderdi” demiş, Seyyid Salih Özcan Hocamız’a öyle demiş.
SEDAT ALTAN:Annesi ile babası ilgili şu an hatırlayamadığım birşeyler söylemiş, Salih Özcan Ağabey’e “Söyle bakalım Keçeli ben Seyyid sayılır mıyım?” demiş. Salih Özcan Ağabeyimiz de; “Üstadım hem Hasani, hem Hüseyni sayılırsınız” demiş. Herhangi bir cevap vermemiş, tebessüm etmiş, bize ilk anlatışı bu şekilde hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Tebessüm etti sadece” diyor.
SEDAT ALTAN:Ama bu son gittiğimizde onu o şekilde hatırlayamamıştı hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Son gittiğinizde nasıl söyledi?
ALTUĞ BERKER: Onun fiziki olarak belgesi olmamasına rağmen Üstad’ın hem Hasani, hem Hüseyni olarak Seyyid olduğunu, fiziken öyle olduğunu, daha sonra Abdülmecid’in de kardeşi onun öyle olduğunu söylediğini ama bu bir şey olarak tabii şifai olarak geliyor bu bilgi.
ADNAN OKTAR:Belgesi yok ama, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Allah-u alem yok hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii ki Bediüzzaman’ın Seyyid olması aslında çok makul. Çünkü o bölge, bulunduğu o bölge seyyidlerin yoğun olduğu bir bölge. Seyyid olması şaşırılacak bir olay olmaz, hayret edilecek bir şey değil. Güneydoğu’da o bölgede birçok köy Seyyid köyüdür, Seyyiddirler. Mesela Muhammed Raşit Erol’un bulunduğu yer, onlar hep Seyyidler. Fakat şimdi Bediüzzaman, ben Seyyid değilim dediği halde, ısrarla sen Seyyidsin demek olmaz o açıdan. Bediüzzaman bir kere doğru söyledi, “ben Seyyid değilim.” “Bu zamanda nesiller bilinmiyor, ben kendimi Seyyid bilemiyorum” diyor. Bu sözü doğru. “Buna ait belge yok bende, elimde herhangi bir döküman bir belge yok, bilmiyorum” diyor. “Ama manen Hz. Ali (r.a.)’ın veled-i manevisi olduğum için, Hz. Ali (r.a.)’dan manevi ders aldığım için, manen Seyyid sayılırım ve Nur talebeleri de Seyyid sayılırlar, bütün Nur talebeleri manen Seyyid sayılırlar” diyor. Ama “genetik anlamda Seyyid olduğuma dair bir belge yok.” diyor Bediüzzaman. “Buna dair dayandıracağım bir sened yok” diyor. Bunu doğru söyledi Bediüzzaman. Fakat Salih Özcan Hocamız’a da; "ben Seyyid miyim mi demiş, seyyid sayılır mıyım" mı, demiş.
ALTUĞ BERKER:Seyyid sayılır mıyım, demiş.
ADNAN OKTAR:“Ben Seyyid sayılır mıyım?” deyince, O da “Üstadım siz hem Hasani, hem Hüseyni’siniz” demiş, doğru mu? Şimdi Seyyid Salih Hocamız onu söylerken elinde bir belge olduğu için bunu söylemiyor, orada birden bire eline bir belge geçmiş değil. Onu bir iltifat olarak söylüyor belli ki. Çünkü Bediüzzaman öyle söyleyince; “sence ben Seyyid sayılırmıyım?” deyince, “hayır siz Seyyid sayılmazsınız” denir mi? Dememiş. Nezaketen “siz hem Hasani, hem Hüseyni Seyyidsiniz” demiş, Bediüzzaman da buna gülmüş, “bunu kimseye söyleme” demiş.
SEDAT ALTAN:“Kimseye söyleme demiş” bölümünü bize söylemedi hocam.
ALTUĞ BERKER: Bana söyledi hocam ama o konuşma sırasında mı, başka zamanda mı söylediğini bilemiyorum. Özel olarak herhalde Salih Hocamız’a, o da Seyyid olduğu için belki, bilmiyorum. “Ben ölene kadar söyleme” demiş, hocam.
ADNAN OKTAR: Bunu başkasına söyleme?
ALTUĞ BERKER: “Ben ölene kadar söyleme” demiş hocam.
ADNAN OKTAR:“Ben ölene kadar söyleme.” O zaman şöyle olması gerekiyor. Seyyid Salih Hocamız’ın onun Seyyidliğine dair elinde bir belge olması mümkün değil. Elinde belge yok, şu anda da yok. Bediüzzaman’a muhtemelen yekaza halinde iken Hızır (a.s.) onun seyyid olduğunu ona söylemiş olabilir. Bir belgeye dayalı olarak değil de, Hızır (a.s.)’dan aldığı bilgiyi söylemiştir. Yoksa daha önce söylediklerinin hepsi doğru. Bediüzzaman’ın genetik olarak “ben Seyyid değilim sSeyyidliğime dair bir belge yok” demesi, doğru.
ALTUĞ BERKER:Evet. Mesela Seyyid Salih Özcan Hocamız’ın var, silsilesi var, biliyor ama Üstad’da yok. Mesela sizin var örneğin.
ADNAN OKTAR:Ben mesela hakikaten bir silsile çıkarttırdım, bir bilim adamına, bir profesöre; çok kapsamlı bir silsile, Seyyid olduğuma dair bu bir belgedir. “Belgeli ve ananeli olarak Seyyid olduğumu iddia etmiyorum, edemem” diyor Bediüzzaman. “Ama manen Seyyidim” diyor. O zaman bu bilgi Hızır (a.s.)’dan aldığı bir bilgi olabilir. Bu şekilde olabilir, evet. Yoksa daha önce dediklerini taktik olarak söylediğini iddia etmek çok vahim bir iddia olur o, çok acayip olur, Risale-i Nur’un tamamına yansır o. O zaman bu şahs-ı manevicilerin bütün dedikleri doğru olmuş olur ve Risale-i Nur’un tamamı şüpheli hale gelir. İmani, Kuran’i konuların dışında herşey şüpheli hale gelir. Bediüzzaman’ın taktik yapması diye bir konu olmaz, mümkün değil. Öyle bir şey olmaz, çünkü dürüstlüğü ile bilinen bir insan. Ancak bu şekilde açıklayabiliriz.
“Muhterem Adnan Hocam cin konusunda neden bilgi vermiyorsunuz?” diyor. Cin konusunda bir bilgi istiyor kardeş. Bu tırnaktaki görüntü ve cin görüntüsü bunlar. Bununla ilgili bizim çalışmalarımız devam ediyor onun için bilgi vermiyorum. Yaklaşık altı kardeşimiz çalışıyorlar, gayret ediyorlar. Kolay bir şey değil, birdenbire oluşmuyor. Şu an görüntü gören kardeşlerimiz çok. Ellerinin üzerinde görüntü görüyorlar, şahıslar görüyorlar, böyle sarıklı insanlar görünüyor ellerinde. Altı arkadaşımız var, bunlar bağlantıya geçtiler ama henüz daha bir konuşma ve bir bağlantı, soru sorma, soruya doğru cevap verme, bu olay daha olmadı. Bu netleşip böyle kesin delil oluştuğunda ben söyleyeceğim. Bir şey oluşmadan net delil olmadan. Bir de böyle sağlaması yapılacak şekilde, ispatı yapılacak şekilde bir olay olduğunda söyleyeceğim, inşaAllah. Ama daha önce, mühim olan konularda arkadaşlarımız cin çağırdıklarında, soru sorduğumuzda, bilgi alıyoruz. Çok çok mühim bir şey olursa, soru sorduğumuzda şu ana kadar yanlış bilgi almadık. Tam doğru bilgi alıyoruz, inşaAllah.
Fatma Betül, Bediüzzaman’ı yalancılıkla itham etmemi benden beklersen, bu olmaz. Çünkü Bediüzzaman bu Seyyidlik konusunu çok geniş anlatıyor. Hatta diyor ki; “Seyyid olanın ben Seyyid değilim demesi haramdır. Olmayanın da kendisini Seyyid olarak ilan etmesi, bu da haramdır” diyor. Şimdi bu haram, bunu açıkladıktan sonra onun arkasından da diyor ki; “ben kendimi Seyyid bilemiyorum, ananeli, senetli olarak kendimi Seyyid bilemiyorum. Ama Hz. Ali (r.a.)’ın veledi manevisiyim, ondan ders aldığım için manen ben ve bütün talebeleri Seyyid sayılırız” diyor.
ALTUĞ BERKER:O manevi dualara dahil olmak kastıyla diyor, siz daha iyi bilirsiniz hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Seyyid Salih Özcan Hocamız’la ilgili konuşmada da, Seyyid Salih Hocamız’a sorduğunda; “ben Seyyid sayılırmıyım, sence?” dediğinde, nezaketen o anda o hürmeten bunu söylemiş. Çünkü bir anda belgelerini çıkarıp; “evet, bakın silsile bendeydi, şu an gizliyordum, ben size söylemiyordum Üstadım. Bir anda, size şu an gösteriyorum silsileyi, sizin Seyyidliğinizi ispat ediyorum,” böyle bir şey yok, böyle bir konu yok. Hürmeten söylenmiş. Bediüzzaman da bunu kabul etmiş olabilir. “Evet doğru. Ben hem Seyyidim, hem şerifim, hem Hasaniyim, hem Hüseyniyim” demiş de olabilir, çünkü ağabeyimiz çok samimi, dürüst bir insan. Ne diyorsa ben ona inanırım. Ama bu bir belgeye dayalı, Bediüzzaman’ın bulduğu bir belgeye dayalı değil, ilhamla Hz. Hızır (a.s.)’ın ona bildirdiği bir bilgi olarak.
ALTUĞ BERKER:Sayılırım diyor, Üstad manen olduğunu da söylüyor kendi izahlarından. Öyleyim demiyor, sayılırım, diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Zaten Bediüzzaman kendini Seyyid ilan etmiş. Daha önce “ben manen hem Hasani, hem Hüseyni, hem Seyyid, hem şerifim. Hz. Ali (r.a.)’ın veled-i menevisi olarak, manevi evladı olarak” diyor. Ama genetik olarak ayrıca bir de Seyyidliğini ilan ettiğini söylemek, “bununla ilgili belge elime geçti, ben buna dayalı olarak yeni bir açıklama yapıyorum” dediğini söylemek; bu doğru olmaz, bu yanlış olur. Ancak Hz. Hızır (a.s.)’ın verdiği bir bilgi olarak denirse bu olur, yani bu makul. Onun dışında Bediüzzaman çok dürüst, asla yalan söylemeyen bir insan. Aksini hiç kimse de savunamaz, inşaAllah. Onun doğru söylemediğini hiç kimse savunamaz.
“Selamün aleyküm Muhammed Adnan Hocam. Ben Denizli’den Ahmet Kırboğa. Ben daha önce karşılaşmıştım. Yaklaşık bir hafta önce Kuran’ın Türkçe açıklamasını okurken, biraz düşündükten sonra algılayamadığım bir konuya ne tevafuktur ki siz bugün değindiniz. Talut (a.s.) Mehdi (a.s.) ise, Calut’u Hz. Davud (a.s.) öldürmüştür; ancak Hz. Davud (a.s.) Peygamberdir ve Mehdi (a.s.) ve Peygamber aynı zamanda mı geldi? Beraber mi Calut’a karşı savaştılar? Yoksa Talut, Hz. Davud (a.s.)’ın diğer ismi midir? Eğer böyleyse Mehdi değil; Peygamber’dir. Biraz daha genişçe açıklar mısınız? Allah’a emanet olun.” Efendim, Talut-Calut Kıssası’nı demin anlattım. Talut (a.s.), Hz. Davud (a.s.)’ın kumandanı. Mehdi (a.s.), Hz. Resulullah (s.a.v.)’in kumandanı, bu net açıklama yeter ona.
“Binlerce Seyyidin ileride gelecek büyük Mehdi (a.s.)’a yardımcı olacağını söylüyor Bediüzzaman, Seyyidler olduğunu. Seyyid Salih Özcan Ağabey son görüşmemizde bize söylemişti. Bunun filmini dün göstermiştik, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah” diyor. Evet, doğru.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah, siz daha iyi bilirsiniz hocam. Hz. İsa (a.s.) da Mesih deccalı Mehdi (a.s.) ile birlikte o dönemde Allah’ın izniyle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Mehdi (a.s.)’ın yanında da yine bir Peygamber var, Hz. İsa (a.s.) var. Davud (a.s.) misali, ki Davud (a.s) soyundandır Hz. İsa (a.s.). Hz. Davud (a.s.)’ın evlatlarındandır, manevi evlatlarındandır. Mehdi (a.s.) da Davud (a.s.) soyundandır, silsilesi Hz. Davud (a.s.)’a doğru gider onun da. Dolayısıyla yine bir Peygamber ve Mehdi (a.s.) ahir zamanda görevde oluyor. Kuran’daki açıklamaya yine uygun, inşaAllah. Evet, Berker Hocam, başka ne anlatalım?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam. Şöyle söylediniz dün; “bazı Müslümanların Allah’a güvenleri yok, Allah’a imanları zayıf. ‘Herhangi bir şahıs Mehdi (a.s.) olursa ne yapar acaba, ne olur?’ Halbuki Allah’a güvenen, Allah’ın her şeyi en güzel şekilde yapacağını bilir. Allah’a güvenemedikleri için insana hiç güvenemiyorlar. Bu nedenle Müslümanların birleşmesini de istemiyorlar. Hiç istemiyorlar bazı bunak takımı. Ama gençlik ayakta, maşaAllah. Azerbaycan, Türkistan, Tacikistan, Tataristan; buralarda bütün gençlik aşkla, heyecanla Suriye gençliği, Irak gençliği coşkuyla istiyorlar. Fakat bir avuç bunak, gençliğin bu heyecanını durdurmak için var gücüyle mücadele ediyor. Onların bu heyecanını, birleşme arzusunu kırmak için şeytanın ifasıyla, ‘rahatları kaçar’ gibisinden bunu durdurmaya çalışıyorlar. Çünkü ‘evet Mehdi (a.s.) gelecek’ dese belki kendine bakmayacaklar, belki yiyeceği içeceği kesilecek diye korkuyor. ‘Benim geleceğim ne olur? Benim istikbalim ne olur? Çoluğun çocuğun durumu ne olur?’ gibisinden korkuya kapılıyorlar. O yüzden de Mehdiyet’i karanlık gibi görüyorlar. Halbuki ışığın, aydınlığın, güzelliğin ta kendisi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in belirttiği gibi bir güzellik ama şeytan onlara onu tam ters gösteriyor” dediniz hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Bu tabii kardeşlerimiz korku imparatorluğu oluşturulmasına karşı da tavır alacaklar. Mesela bir dershanede, bir sohbet ortamında Mehdi (a.s.)’dan bahsetmeyi suç olarak bulurlarsa, kardeşlerimiz terk etsinler orayı, olmaz. Allah’ın bu kadar sevdiği Resulullah (s.a.v.), yine Cenab-ı Allah’ın sevdiği Hz. Mehdi (a.s.)’ı müjdeliyor ve adam bundan alerji kapıyor ve rahatsız oluyor. Artık orada durulmaz. Artık orada durulmaz, eğer konuşturmuyorsa. Hz. İsa (a.s.)’ın gelişinden bahsediyor, onun sevincini yaşamak istiyor; “onu da konuşamazsın” diyor. O zaman Allah’tan, dinden bahsedilmediği bir ortam varsa; Mehdi (a.s.) sevgisinden, Hz. İsa (a.s.) sevgisinden bahsedilemiyor, İttihat-ı İslam’dan bahsedilemiyorsa, Müslümanın orada sırf yemek için, sırf barınabilmek için kalması, onun Müslümanlık onuruna yakışmaz. Orayı terk etmesi gerekir, öyle şey olmaz. Oradaki insanlar dürüst olacak. Diyecek ki; “Bediüzzaman’ın eserlerini aç. İstediğin gibi dürüst olarak okursun, düz anlamı neyse, samimi olarak anladığın neyse, odur.” Bu kadar. “Aman aman ben sana bunu okutturmam. Seni buradan kovarım okursan, konuşursan sana nefes aldırmam” diyorsa, milyonda bir de olsa böyle dangalaklar varsa, münasebetsizler ve gaddarlar varsa, onlarla kardeşlerimiz muhatap olmasınlar. Tenezzül etmesinler onların yerine, değil mi? Onların onlara saygısı yoksa, onların da onlara bir tavır alması gerekir. Oradan uzak durmaları gerekir, inşaAllah. Çünkü çok çok zaruri, ölüm tehdidi altında insan ancak öyle bir şeyi kabul edebilir. Ne zoru, ne mecburiyeti var? Allah ona her yerde rızık verir. Her yerde güzellik verir. Öyle onursuzca yaşamayı, gururu kırılarak yaşamayı hiçbir Müslüman kabul etmeyecek. Öyle münasebetsizlere karşı tavır almaları lazım. Çünkü bir korku; mesela “sen onu yaparsan seni buradan atarız.” Adam da onu oradan atmazsa, onu atmayan adamı da oradan atıyorlar bu sefer, yani böyle bir sistem, zincirleme sistem kurulmuş oluyor. Bu çok büyük terbiyesizlik, vicdansızlık, böyle şey olmaz. Oradaki kardeş kimse, arkadaşımız diyecek; “sen tabii dürüstçe oku. İstediğin gibi samimi olarak oku. Türk-İslam Birliği inşaAllah oluşsun, memleketimiz büyüsün, büyük bir devlet olalım, büyük bir millet olalım, değil mi? Rahat, güzel yaşayalım. Özgürce de oku” diyecek. Ha ondan dolayı onu eğer kovuyorlarsa, gönderiyorlarsa, iftihar etsin, iftihar etsin. Ömrü boyunca ona şereftir. Ama korkup, boyun eğip ona kapılırsa olmaz.
“Cübbeli’nin Mehdi (a.s.) konusu hakkındaki konuşmalarını yayınlamanız, insanların Mehdi (a.s.)’a yakınlaşmasını sağlıyor. Çünkü şu an hala suçlamalarla hayatını devam ettiren, size inanmayıp da Cübbeli’yi sevenler; ‘hakikaten aynen Adnan Hoca’nın söylediklerini söylüyor’ deyip size yöneliyorlar. Cübbeli’yi talebelerinizin arasına aldığınız için Allah razı olsun.” Cübbeli’nin fikirlerini alıyoruz, Resulullah (s.a.v) ile ilgili anlattıklarını alıyoruz talebemiz olarak, inşaAllah. Resulullah (s.a.v)’in aktardıklarını alıyoruz, doğru olarak aktardıklarını alıyoruz, o yönde talebemiz, inşaAllah.
“Selamün aleyküm hocam. Sevdiğim bir arkadaşıma sizden bahsettim, o da bu Ebru Şimşek olayını anlattı” diyor. Ama biz bunu defalarca anlattık. Ben Ebru Şimşek ile ilgili olan iddiada beraat ettim. İki evin farklılığını mahkeme heyetine gösterdim. Mahkeme heyeti; “çok açık” dedi, net kanaatleri geldi. Çünkü benim bulunduğum evin tavanı dümdüz; o bayanın bulunduğu evde tavanın kirişleri aşağıya doğru sarkıyor. Benim bulunduğum evde evin pencereleri tavandan tabana kadar; o hanımın bulunduğu yerde küçük pimapen pencereler var. İki evin görüntülerini, bilirkişi nezdinde tespit edilmiş görüntülerle mahkeme kıyasladı, baktı; “bu ev o ev değildir” dedi “ve dolayısıyla Adnan Oktar’ın bu konuda bir suçu yoktur, yapılan bir iftiradır” dedi mahkeme ve beraat ettim. Olay bu.
Ümmetin ömrünün 1500 seneyi pek geçmemesi; tabii ki Peygamber Efendimiz (s.a.v)’den sonra 1500 sene. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in zamanından itibaren. Biz şimdi 1431’deyiz, evet. “Selamün aleyküm hocam. Dünyanın ömrünün altı bin yıl olduğuna ilişkin Efendimiz (s.a.v)’in hadisleri var. Bu, mağaralardaki on yedi bin yıllık duvar resimlerini bu hadise göre yorumlar mısınız?” diyor Ahmet Turan, Çankırı. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir takvim veriyor, takvim. Mesela şimdi Ahmet Turan kardeş, biz hangi yıldayız, 2010 değil mi? 2010 yılındayız. Şimdi ben desem ki; “2030’da, inşaAllah Hz. İsa (a.s.)’ı göreceğiz. Tarih veriyorum” desem. bak; “dünyanın tarihini veriyorum, dünya tarihini veriyorum; şu tarihte şu olacak. 2000.” Ne anlarsın? Bir takvim. Takvimden bahsediyoruz. Hıristiyanların bir takvimi var, masonların bir takvimi var, Musevilerin bir takvimi var; herkesin ayrı bir takvimi var. Peygamberimiz (s.a.v) o devirdeki bir takvimi veriyor. Altı bin yıllık bir takvim, yedi bin yıllık bir takvim. “Dünyanın ömrü” diyor mesela “yedi bin yıldır; ben bunun son binindeyim” diyor, “beş bin altı yüz yıl geçmiştir” diyor. Yedi binden beş bin altı yüzü çıkarttığımızda, bin dört yüz kalıyor. Bin dört yüz ile bin beş yüzün arasında ümmetin ömrünün biteceği anlaşılıyor. “Yedi bin yıl ilk kainatın, ilk dünyanın meydana gelişi, yaratılışıdır” demiyor Peygamber (s.a.v), değil mi? Yedi bin yıl bir takvim, başlangıç. Nitekim Hicri takvimde 1431’deyiz, 1431; Miladi’ye göre 2010. Birçok takvim çeşidi var, o devirde kullanılan takvimi söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). Şimdi Berker Hocam sıra sende, anlat.
VTR: Bitkiler
ADNAN OKTAR: Nedir bu?
ALTUĞ BERKER: Güzel, taneli bitkiler hocam, siz daha evvel bahsetmiştiniz…
ADNAN OKTAR: Evet, bayağı da net, güzel. Bak burada altın oran var. Çamurlu toprak bunları imal ediyor; çok büyük mucize. Çamurlu topraktan fışkırıyor bunlar her yerde, dünyanın her tarafında. Lezzetleri ayrı, kokuları ayrı, maşaAllah. İncir; kurusu ayrı bir güzel, yaşı ayrı bir güzel. Kirazlar; bunlar bal gibi, bayağı güzel. Yemesi de kolaylaşmış. Mısır da bak; özel kabuğu var, üstü kaplanmış, ambalaj var, açıyorsun, çok şahane ve C vitamini, D vitamini, bütün vitaminler var, mineraller var, proteinler var, maşaAllah. Oku ayeti.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “O, gökten su indirendir. Bununla her şeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakın. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler (deliller) vardır.” (Enam Suresi, 99) İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Demek ki meyvelere bakıp tefekkür etmek, araştırmak; bitkilere, tohumlara bakmak Allah’ın emri, değil mi? Onların güzellikleri, onlardaki güzellik, incelikler, nefislik, nefaset; hepsi düşünülmesi, incelenmesi, tefekkür edilmesi gereken ve şükredilmesi gereken Allah’ın müthiş güzellikleri, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, Berker Hocam anlat bir şeyler daha.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah hocam. Şöyle söylediniz hocam dün; “Bediüzzaman zamanında Hz. Mehdi (a.s.) alenen beklenirken, açıkça Bediüzzaman da bunu söylemişken, sonra iman zafiyeti ile ümitsizliğe kapılıp, İttihad-ı İslam’ın olmayacağını düşünerek, Türk-İslam Birliği’nin olmayacağını düşünerek, akıl almaz tevillerle müthiş bir imanî tahribat meydana getirmişler” dediniz hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, Seyyid Salih Özcan Hocam böyle günlerce, aylarca bu sahtekârların kafasına tokmak gibi inmeye devam etsin, inşaAllah. Seyyid Salih Özcan Hocamız’ın yine o konuşmalarını, o şahs-ı manevi ile ilgili, Hz. İsa (a.s.) ile ilgili konuşmalarını dinletelim. Çünkü Bediüzzaman’dan bize emanetler, çok az kaldı, altı kişi kaldılar. Bir Sungur Ağabeyimiz var, bir Seyyid Salih Özcan Hocam var. Sungur Ağabey mesela bana açıkça Mehdi (a.s.)’ın şahıs olduğunu söyledi, alenen. Ama topluluğun yanında tabii söylemiyor. O bir maslahata binaen yapıyor, o ayrıdır, ona bakış açım benim ayrıdır, o mübarek çok samimi bir insan. Fitne olmasın, kargaşa olmasın diye çekiniyor olabilir, bir bildiği vardır. O şu an “şahs-ı manevidir” deyip geçiştiriyor ama şahıs olduğunu özel sohbette çok açık, alenî söylemiştir.
ADNAN OKTAR: Biraz Kuran’dan devam edelim. Bismillah. Enfal Suresi, 46. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah'a ve Resûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin.” Yine daha önce de gelmişti bu ayet. “Çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.” Bak, Allah'a ve Resûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin.” Gruplara ayrılmayın, cemaatlere ayrılmayın, birleşin, diyor Allah. Bak; “çözülüp yılgınlaşırsınız.” ‘Çözülme’ ne demek? Birleşmiş bir şeyin ayrılmasına ‘çözülme’ denir. “Bölünürsünüz” diyor, “çözülüp yılgınlaşırsınız ve bunun sonucunda da gücünüz gider” diyor. Askeri gücün olmaz, sosyal gücün olmaz, siyasi gücün olmaz, manevi gücün olmaz, akıl gücün olmaz, irade gücün olmaz; zavallılaşır, hasta olursun. “Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.”
Şeytandan Allah’a sığınıyoruz. “Onlar, iyilikten önce kötülüğü çabuklaştırmak istiyorlar” diyor Cenab-ı Allah, Ra’d Suresi, 6. Bak, “onlar, iyilikten önce kötülüğü çabuklaştırmak istiyorlar; oysa onlardan önce nice örnekler gelip-geçmiştir. Ve şüphesiz, senin Rabbin, zulümlerine karşılık insanlar için bağışlama sahibidir ve şüphesiz senin Rabbin, cezası çok şiddetli olandır.” Bağışlayabilir de, cezalandırabilir de, diyor Cenab-ı Allah. “Onlar, iyilikten önce kötülüğü çabuklaştırmak istiyorlar.” Mesela iyilik ne? İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği, Mehdi (a.s.)’ın müjdelenmesi, Hz. İsa (a.s.)’ın müjdelenmesi. Onlar ne istiyor? Onlar da kıyameti istiyor, belayı istiyor, mahvolmasını istiyor, Müslümanların bölünmesini istiyor, şirki ve fitneyi istiyor. “İnkâr edenler derler ki: "Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya.” (Rad Suresi, 17), mesela başının üstünde bir bulut olsun, melek gelsin mucize olarak, “bu Mehdi (a.s.)’dır” desin. “Sen, yalnızca bir uyarıcısın ve her topluluk için bir hidayet önderisin.” “Mehdi’sin” diyor Cenab-ı Allah. Hidayet önderi; hidayete vesile olan. Hidayete vesile olan önderin adı ne geçiyor hadislerde? Mehdi. Ebcedi 1982 yılını veriyor. Bak, “Sen, yalnızca bir uyarıcısın ve her topluluk için bir hidayet önderisin.” bütün dünya için. Her topluluk; masonlar için de, komünistler için de, Hristiyanlar, Musevi, Müslüman, herkes için bir hidayet önderisin anlamına geliyor. Bak, çünkü ayette diyor; “her topluluk için” diyor. Belirli bir topluluk için değil. “Her topluluk için bir hidayet önderisin.” Ebcedi de 1982.
“Allah, her dişinin neyi yüklendiğini (neye hamile kaldığını) ve döl yataklarının neyi eksiltip neyi eklediğini bilir.” Hamile kalan-kalmayan herkesi Cenab-ı Allah bilir, diyor. Çünkü hamile kalıp çocuk olduğunda onu da Allah yaratıyor. "Hepsini bilirim Ben", diyor Allah. “O'nun Katında her şey bir miktar (ölçü ve denge) iledir.” (Rad Suresi, 18) Altın oran. Mesela insanlar altın oranla, çiçekler altın oranla, her şey altın oranla yaratılmış ve geometrik ve simetrik. Ve ayrıca Allah simetri kullanıyor, mesela bu çok önemli. İnsanda simetri, bitkilerde simetri, her şeyde simetri; matematik düzgünlükte.
Maide Suresi, 109. “Allah, elçileri toplayacağı gün, şöyle diyecek” Peygamberleri; “size verilen cevap nedir?” insanlar size ne cevap verdiler? “Onlar da: "Bizim bilgimiz yoktur; şüphesiz görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sensin Sen” diyecekler diyor. Bize verilen cevabın biz bir kısmını biliriz; diyorlar Peygamberler. Ama onlardan sonra insanlar devam ediyor, değil mi? Yüzyıllarca devam ediyor. Biz bilemeyiz Ya Rabbi, Sen bilirsin, diyorlar. “Allah şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla.” Allah sorguluyor Hz. İsa (a.s.)’yı “Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de,” Mehdi (a.s.)’da iken de, “yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun.” ‘Beşik’; ‘Mehdi’ demek, biliyorsun değil mi?“Beşikte iken” Mehdi (a.s.)’de iken “de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun.” ‘Kehlen’ anlamına geliyor ‘yetişkin’, değil mi? Böyle elli yaş civarı, kırk elli yaş civarı. Bu da Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulünün delillerinden bir tanesidir. “İnsanlarla konuşuyordun. Sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim.” Kitap ne? Kuran. Kuran’ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. “İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde o bir kuş oluyordu.” Uçuyordu, diyor Allah. “Doğuştan kör olanı” doğuştan kör insan, elini sürüyor, bir an da gözü görür hale geliyor. “Alacalıyı”, cilt bozukluğu, alacalı olanı “iznimle iyileştiriyordun.” Yine elini sürüyor, geçiyor. “(Yine) Benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun.” Ölü bir insan, kalk ‘kum Bi-iznillah’, Allah’ın izniyle gel, diyor; kalkıyor. “İsrailoğulları’na apaçık belgelerle geldiğinde onlardan inkâra sapanlar, “Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir” demişlerdi (de) İsrailoğulları’nı senden geri püskürtmüştüm.” (Maide Suresi, 110) Bu yaptığı sihir, diyorlar ve ona karşı saldırganlaşıyorlar; Cenab-ı Allah da, geri püskürttüm onları, diyor.
Maide Suresi 111’inci ayet. “Hani Havarilere: “Bana ve elçime iman edin” diye vahy (ilham) etmiştim.” Havarilere Allah ilham ediyor vahiy ile. ““Bana ve elçime iman edin” diye vahy (ilham) etmiştim; onlar da: “İman ettik, gerçekten Müslümanlar olduğumuza sen de şahit ol” demişlerdi.” Bak, “İman ettik” diyorlar ““gerçekten Müslümanlar olduğumuza sen de şahit ol” demişlerdi.” Ahir zamanda yine Hristiyanlar diyecekler ki; Müslümanlar olduğumuza sen de şahit ol, diyecekler, aynı ifadeyi kullanacaklar. “Hani Havarilere: “Bana ve elçime iman edin” diye vahy (ilham) etmiştim.” Ebcedi 2018 tarihini veriyor.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah hocam, suphanAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Berker’im şimdi senden dinleyelim.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah hocam, şöyle söylemiştiniz dün; “normalde Müslümanların sayısı İttihad-ı İslam’ın oluşması için bol bol yeterli, Türk-İslam Birliği’nin oluşması için bol bol yeterli. Maddi güçleri de yeterli, imkanları da yeterli. Ama bir avuç bunağın yüzünden, bir avuç aklı zayıf insan yüzünden, bir avuç imanını kaybetmiş hasta yüzünden, bir avuç gelecek korkusuna kapılmış insan yüzünden İslam ahlakı dünyaya hakim olmuyor. Niye olmuyor? Çünkü zamanı gelmedi de ondan olmuyor. Allah da onları vesile ediyor. Daha vakti var, biraz daha vakti var. Çünkü o zaman Mehdiyet vazife yapamaz” dediniz hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. Yine bir şeyler daha anlat bakalım Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER: Hocam “sürekli telkin ve ısrarla anlatım önemlidir” dediniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi bu büyücüler otuz yıl, kırk yıl uğraştılar. Biz de bunlara karşı tabii ki en az birkaç yıl bunların büyüsünü bozacak şekilde uğraşmamız lazım. Devamlı anlatacağız, anlattıkça çözülüyorlar. Eskiden çok dik başlı ve kendilerinden emin, çok enaniyetliydiler. Şimdi sahtekar olmanın ezikliği ile geziyorlar, dik başlı gezemiyorlar. Yalancı olduklarını, sahtekar olduklarını herkese anlattık. Şimdi o zaman mesela bir şey anlatırken korkuyor. Bu da sahtekar olduğumu acaba bilir mi, diye karşıdaki bir insandan tedirgin. Çünkü daha önce zaten yalan söylüyordu, kimse de anlamıyor diye bunlar imparatorluklarını devam ettiriyorlardı. Ama şu an insanların onların sahtekar olduğunu kısmen de olsa bilmeleri, onların her an yakalanma korkusuna sebep oldu. Şimdi göğüslerini gere gere Mehdiyet konusunda yalan söyleyemiyorlar artık. Hz. İsa (a.s.) konusunda yalan söyleyemiyorlar, çünkü gençler, insanlar hep bilinçlendiler. Yaşlı anneler geliyor buraya, yaşlı amcalar geliyor; gayet iyi biliyorlar, detay detay biliyorlar. Kandıracakları insan kitlesi ellerinden kaydı artık, kandıramıyorlar.
ALTUĞ BERKER: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, elhamdülillah. Evet, bu nargileye pek itibar etmesinler. Nargile modası yayılmış, özellikle Müslüman kardeşlerimiz arasında da nargile modası yaygın. Nargile çok ağır maddedir, nargilenin malzemesi. Tömbeki, tütününden çok daha eşded ve şiddetli bir maddedir. Dolayısıyla zehirleme gücü çok yüksektir. Allah vermesin, mesela o tömbekinin kullanıldığı o suyu mesela o az bir şey olur, öldürücü etki yapar. direkt öldürüyor insanı. Çok ağır zehirdir tömbeki suyu. Tömbekiyi yıkıyorlar ya içmeden önce, onun böyle kırmızı bir suyu çıkıyor. Mesela -Allah esirgesin- çocukların bulunduğu yere koymasınlar onu, çok toksin maddedir, hemen öldürür, o çok ağır bir maddedir, tabii. Bunu içiyor adamlar,
süper tehlikeli bir şey, fokur fokur fokur. Bir de Müslümanlara bunu, özellikle onların kafaları dumanlanmaya başladı, bir duman zuhuru oldu yani. Ve birbirlerini de teşvik ediyorlar bu dumana, doğru yapmıyorlar. Özellikle tömbekinin tahribatı çok şiddetli olur, tahminlerinin üstünde olur. O konuda daha akılcı, daha makul davranmaları lazım, inşaAllah. Evet dinleyelim.
VTR: Bediüzzaman’ın has talebelerinden Seyyid Salih Özcan, Hz. Mehdi (a.s.)’ın şahıs olarak zuhur edeceğini, Hz. İsa (a.s.)’ın tekrar geleceğini anlatıyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bakın Seyyid Salih Özcan Hocamız’ın kimseye hesap verecek durumu yok. Bir tek Allah’a hesap verecek olduğu için delikanlıca, yiğitçe, arslan gibi dürüstçe Bediüzzaman’ın düz anlatımı üstüne, samimi olarak Bediüzzaman’ı tasdik eder mahiyette Bediüzzaman’ı yalancı çıkartmayıp, bilakis doğru çıkartacak şekilde hakkı savunuyor. Hakiki Nur talebesi. Allah ondan razı olsun. Seyyid nesil, Resulullah (s.a.v.)’in nesli mübarek bir nesildir. Bak ahir zamanda onlara da çok güzel görev verilmiş. Şu anda da yaptığı o görevden güzel bir bölüm görmüş olduk. Yine vardı şahs-ı manevi olmadığını söyleyen, Seyyid Salih Hocamız’ın.
ALTUĞ BERKER: “İstanbul” diyordu hocam.
ADNAN OKTAR: İstanbul’da çıkacağını söylüyor Mehdi (a.s.)’ın. Onu da yayınlayın.
VTR:Bediüzzaman’ın has talebelerinden Seyyid Salih Özcan, Hz. Mehdi (a.s.)’ın ahir zamanda şahıs olarak zuhur edeceğini ve üç vazifesi olduğunu anlatıyor.
VTR: Bediüzzaman’ın has talebelerindenSeyyid Salih Özcan, Hz. Mehdi (a.s.)’ın İstanbul’dan çıkacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Ama ne büyük darbe oluyor şu ahlaksızlara, yalancılara, üçkâğıtçılara; ne güzel cevap oluyor. Kafalarına nurdan tokmak gibi iniyor, maşaAllah. Bediüzzaman, mübareği çok seviyordu, Seyyid Salih Özcan Hocamız’ı. Cenab-ı Allah kaderde onun yanına getirtmiş. Bak, ahir zamanda bu görevi yapacakmış demek ki. Ya ne kadar zor bir ortam var, değil mi? O zor ortamda elmas kılınç gibi bak; vurdukça dağıtıyor, vurdukça dağıtıyor, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin. Allah hidayetini artırsın. Allah bizlere bağışlasın mübarek hocamızı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yasin Suresi, 17. “Bizim üzerimizde de (sorumluluk ve görev olarak) apaçık bir tebliğden başkası yoktur.” Ebcedi 2010, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah, hocam.
ADNAN OKTAR:Bak, Yasin Suresi. “Bizim üzerimizde de (sorumluluk ve görev olarak) apaçık bir tebliğden başkası yoktur.” 2010, maşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...