SUNUCU: Sohbetimize Adnan Oktar Hocamız ve yeni konuğumuz Özge Hanım ile devam ediyoruz. Buyurun hocam.
ADNAN OKTAR:EvvelAllah. Berker hocam neler anlattınız ben yokken?
ALTUĞ BERKER:Hocam münafık ayetlerini okuduk, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.) dönemindeki münafıklardan da bahsettik ve Kuran ayetlerinin, İslam’ın dünya hakimiyeti ile ilgili Kuran ayetlerinin Hz. Mehdi (a.s.)’ye baktığını, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in torunlarının anlatımlarıyla aktardık, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Güzel, o konuya devam ederiz. Senin anlatmak istediğin bir şeyler var herhalde, anlat.
ALTUĞ BERKER:Evet hocam, inşaAllah. Bugün Yiğit Bulut yazısında; Türkiye’nin çevresini sarıp nefes almasını engelleyen Ergenekon yapılanmasının çok çok azını ayıkladığını, Türkiye’nin buna rağmen ortaya inanılmaz ferah ve sosyal değişimin çıktığını yazmış. “Şimdi de son hamle bu yerleşik ve kirli düzene ve onun Türkiye’yi kavruk bırakan uzantılarına karşı son bir vuruşun mutlaka yapılması gerektiğini” söylemiş. “Ancak Türkiye’yi saran bu lanet yapıya karşı mücadeleyi sadece Hükümete bırakmamayı bakanlardan, savcısına, polisten yargısına kadar her Türk vatandaşının bu yapıyla mücadele etmesini ve çocukların geleceği için bilinçli olmaları gerektiğini” söylemiş hocam. Sizin söylediklerinizle birebir yazı yazmış, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ben bunu başından beri, Ergenekon’un yaptığı melanetlerin ortaya çıkmasından itibaren ve ondan önce de anlatıyordum. Ama Yiğit Bulut’un benim anlatımımın aynısı tarzda konuşması onun dürüstlüğünü, samimiyetini, candanlığını gösteriyor. Sözü değiştirmeden tam hakkıyla, tam yerli yerinde candan bir üslup ile aktarmış, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Evet hocam, maşaAllah. Hocam, Star Gazetesi’nde Aziz Üstel; daha önceki Dışişleri Bakanları’nın büyük bir kısmının su yerine konyak içerek, kafasına şampanya diken; ancak üzerine ince ince düşündüğü bir dış politikası olmayan, sadece batının dediklerine kafa sallayan kişiler olduklarını; ancak Davutoğlu’nun komşularının da hak ve hukukuna ve bin küsür yıllık bir devlet geleneğinden gelen, Türkiye’nin mirasına sahip çıkan bir politikacı olduğunu, söylemiş. Vizelerin bir bir kalktığı, barışcıl ekonomik bağların kuvvetlendiği bu dış politikadan tüm dünyanın ders alması gerektiğini söylemiş. “Ve eğer eleştirilen yeni Osmanlıcılık buysa hoş geldi, sefalar getirdi.” demiş hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Aziz Üstel de delikanlıymış, maşaAllah. Helal olsun. Bak hiç tahmin edilmedik insanlar bayağı koç yiğit çıkıyor, çok güzel. O da demek ki Türk-İslam Birliği’ni canı gönülden savunan bir Müslüman Türk evladı.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah hocam, inşaAllah. Ayşe Arman’ın Allah’ı andığı bir yazısı var. Uçağa bindiğinde, Allah’tan korktuğu için sürekli Allah’ı andığını ama uçaktan inince sanki unuturmuş gibi edasıyla bu, kendisi için de söylüyor. “Benim gibiler için ne denir biliyor musunuz? Nankör denir.” Allah’ı sürekli anmak gerektiğine dair bir yazı yazmış hocam.
ADNAN OKTAR:Ayşe Arman ne güzel kızmış, ne güzel insanmış, maşaAllah. Hakikaten çok hoşuma gitti. Sürekli, sık sık böyle Allah’a sevgisine dair, imana dair ifadeleri oluyor. Demek ki vicdanlı kız, çok akıllı demek ki, maşaAllah. Derin bakıyor ki böyle güzellikleri görüyor, maşaAllah. Seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah hocam. Haşmet Babaoğlu Sabah Gazetesi’ndeki yazısında; NASA’nın uzayda hayat olabileceği yönündeki haberleri, özellikle dindar olmayan insanların büyük bir ilgi gösterdiğini ve seküler hayat tarzını seçmiş toplumlarda, uzaylıların bir bilim öznesi olmaktan çıkıp bir inanç öznesi haline geldiğini yazmış, getirildiğini daha doğrusu. Hatta doğada büyük bir felaket oluştuğunda uzaylılardan medet umduklarını; ancak bunun sebebinin bilimi öğrenmemiş, ancak bilime inandırılmış, yani bilim adına kandırılmış olmalarına bağlamış. Bir de günümüz modern insanlarının değişik ve derin bir kibire sahip olduklarını, sürekli büyük Kıyamet’in korkusu içinde yaşadıklarını, hatta uzaylıların bundan önce gelip kendilerini kurtarmalarını beklediklerini; ancak kendi küçük Kıyamet’leri olan ölümü akıllarına bile getirmediklerini, söylemiş hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, biraz yorumla sen, sadece aktarma.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah hocam. Dindar olmayan insanların, bazı inançsız olan insanların, artık uzaylılardan bazı medetler beklediklerini, söylüyor. Ama günümüz insanlarının da Kıyamet korkusu içinde yaşadıklarını, böyle enaniyetli kişilerin, fakat hiç kendi ölümleri, küçük Kıyamet’leri olan ölümü düşünmediklerini söylüyor. Gaflet içinde bulunduklarını ifade etmiş, siz daha iyi bilirsiniz hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Haşmet Babaoğlu da aynı böyle Yiğit Bulut gibi, diğer delikanlı yazarlar gibi koç yiğit yazarlardan bir tanesi. Çok dürüst Müslüman Türk evladı. Yazıları genelinde güzel. Korkusuz, Allah’tan başka kimseden korkmayan, dürüst bir insan, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Evet hocam, inşaAllah. Sizin kitaplarınızı da kendisine gönderiyordu arkadaşlarımız, Allah’ın izniyle, vesile de oluyorsunuz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Erbakan Hocamız, Tayyip Erdoğan’ın ve Abdullah Gül’ün her bayram ve kandillerde kendisini aradığını, saygıda hiçbir zaman kusur etmediklerini, kendisinin de onları sevdiğini ve kendi evlatları gibi olduğunu, temiz ve ülkelerine hizmet etmek isteyen kişiler olduklarını; ancak politikalarını desteklemediğini söylemiş. Ayrıca “Numan Kurtulmuş’un ayrılışıyla küçülmediniz mi?” Sorusuna da, “budamakla ağaçlar küçültülmez.” diye cevap vermiş hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Daha büyür, daha gelişir, daha kuvvetlenir, onu demek istiyor. Erbakan hocamla baş edemezler, evvelAllah çok nüktedandır. Çok güzel konuşur.
ALTUĞ BERKER:İsrail’de bir yangın olmuş hocam. Siz de biliyorsunuz, inşaAllah. Büyük bir yangın, kırk insan hayatını kaybetmiş. Uluslararası camiadan yardım isteyen İsrail’e Türkiye de yardımcı olmuş. Başbakan iki yangın söndürme uçağının acil olarak İsrail’e gitmesi talimatını vermiş. Netanyahu’da son zamanlarda ilişkilerin iyi olmadığı Türkiye’nin bu yardımından memnuniyet duyduklarını belirten bir açıklama yapmış, teşekkür etmiş.
ADNAN OKTAR:Netanyahu, neden yahu der gibi aklıma geliyor. Güzel, İsrail’e demek ki Türkiye her zaman şefkatle bakmış yine şefkatle bakıyor, demek ki bir düşmanlık politikası yok.
ALTUĞ BERKER:Milliyet’te Melih Aşık; Başbakan Erdoğan’ın kendisi için “bir milyar doları var” diyen gazetecinin şu anda Ergenekon davasında tutuklu olarak yargılandığını söyleyerek, kendisine iftira atıldığını açıklamış. Bu iddiayı ortaya atan kişi Tuncay Özkan’mış. Melih Aşık da yazında “Tuncay Özkan’ın bitmeyen hapisliğinin sebebi yıllar önce bu iddiayı ortaya atması mı?” diye bir soru sormuş, böyle bir yazı yazmış.
ADNAN OKTAR:Onu mahkemelere bıraksınlar, hakimler var, üst mahkeme var. Yani ağır ceza bakıyor, üç tane hakim bakıyor. İtiraz ettiklerinde üst mahkeme bakıyor onlar da üç kişi, onların da savcısı var. Mahkemeye güvensinler. Berker hocam senin bu haberler bitecek gibi görünmüyor, gördüğüm kadarıyla, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Evet hocam.
ADNAN OKTAR:Münafıkları anlattınız. Münafıklık bayağı büyük bir sorundur. Müslümanların başının en büyük belası, karşılaştıkları en büyük fitne, en büyük olay odur. Çeşitli yazılar gelmiş kardeşlerimizden. Şimdi en dikkat edilecek şey Müslüman gençliğin, Müslüman Türk gençliğinin, Atatürkçü gençliğin, aydın gençliğin en aklı başında yapacakları şey kendi akıllarına da çok önem vermek. Tamam insan büyüğünden akıl alır, öğretmeninden akıl alır, mürşidinden akıl alır, şeyhinden akıl alır ama asıl kendi aklıdır, çünkü biz kendi aklımızdan sorulacağız. Gittiğimizde bizi hocamızdan, öğretmenimizden yahut yöneticimizden sormayacaklar, bizi bizden soracaklar. Bizim ne yaptığımızı bize soracaklar. Onun için bir şeye teşhis koyarken, bir şeyi anlarken; işte benim hocam öyle bir şey varsa o söyler bana, işte deccal varsa o zaten söyler, Mehdi varsa zaten söyler, İttihad-i İslam gerekiyorsa o bana söyler, Türk-İslam Birliği gerekiyorsa o bana söyler, böyle bir olay yok. Bunu bize Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, bunu bize Kuran söylüyor. Kuran’ı, Peygamber (s.a.v.)’i kendine mürşid etmeyen adam; falancayı ben kendime mürşid ettim, eğer öyle bir şey varsa o bana söyler derse, bu böyle olmaz. Çünkü biz imtihan dünyasındayız. Mesela farz edelim tarik ehli bir kardeşimiz, şeyhi var tamam ama şeyhi Cennet’e gidiyor, o Cehennem’e gidiyor. Bu nasıl oluyor peki? Veyahut kendi Cennet’e gider, şeyhi Cehennem’e gider. Demek ki bu tarz bir bağlantı tam anlamıyla kurtarıcı bir bağlantı değil, bununla bunun bir alakası yok. Onun için mesela Mehdi (a.s) çıktıysa, Mehdiyet varsa, İttihad-i İslam gerekiyorsa bunu bana şeyhim söyler yahut mürşidim, hocam bana söyler yahut bağlı olduğum arkadaş grubum bana söyler, böyle bir şey hayvani bir cahillik gerektirir. Adam hıyar tomurcuğu gibidir, çok çok akılsızdır, küt kafalıdır, kafası hiçbir şeye çalışmaz, o adamın koluna girer yürütürsün, ağzına kaşıkla yemek verirsin, artık hayvan gibidir, insanlıktan çıkmıştır, öyle tiplerde tamam. Ama böyle yaban bizonu gibi her şeyi şeyh gösterir, o da gider orada ona göre hareket eder mantığı olmaz, böyle bir şey yoktur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) o zaman niye anlattı bu kadar uzun uzun ahir zaman alametlerini? Kuran neyi anlatıyor o zaman? Müslümana hitap etmiyor mu? Bir bir, bireysel olarak tek tek Müslümanlara hitap ediyor Kuran. Biz Kuran’a bakacağız, hadislere bakacağız ama anlamıyorsan, tanıyana, bilene sorarsın, ayrı mesele. Anlayana Allah diyor; “Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Şeytandan Allah’a sığınırım, “bilenlerden sorunuz” diyor Allah. Bilenlerden tabii sorulur ama apaçık gerçekleri, mesela deccaliyeti; “deccaliyet var mı?” Senin iflahın kesiliyor, sen namaz kılamıyorsun. Namaz kıldığını gizliyorsun, Allah’tan bahsedemiyorsun, kendini dinsiz gibi gösteriyorsun.
Mesela bir şeyh efendi var; bu adamın televizyonu da var, tarikat şeyhi, deccalin gelmediği kanaatinde. Peki deccal gelmediyse; sen diyorsun ki müzik haram, sazlı, sözlü, cümbüşlü müzik programlarına kendin katılıyorsun. Neden denildiğinde de, ne yapayım, küfür dalalet beni ezer, mecburum kendimi öyle göstermeye, diyor adam. Daha da beteri, gidiyor cinsi sapıklarla beraber resim çektiriyor. Onun da taktik olduğunu söylüyor. Bir son aşaması ahlaksızlık yapması kalıyor artık onun kafasına göre. Bu kadar rezil bir durumdaysan, bu kadar perişan durumdaysan; senin inancına göre, deccal çıkmadıysa ne çıkmış oluyor o zaman? Ne olmuş oluyor o zaman? Çünkü her şeyde inancının tersini yapıyorsun, her şeyde. Mesela faizde inancının tersini yapıyorsun, başka inançta inancının tersini yapıyorsun, her şeyde, bütün inançlarının tersini yapıyorsun; bütün milletin gözünün içine baka baka. Bir de deccal çıkmadı, diyorsun. Dünyayı dinsizlik kapladı, dünyanın yüzde doksan dokuzu dinsiz oldu, ateist oldu, diyor. Peki, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) deccalin alametlerini sayarken bunları saymıyor mu? Deccalin alametlerinin tamamı bunlar değil mi zaten? Sen de bunları cayır cayır yapıyorsun, esir olmuşsun kendi kafana göre, kendi inancına göre. O yüzden İttihad-i İslam’ı anlamazlıktan gelmek, Türk-İslam Birliği’ni anlamazlıktan gelmek, Mehdiyet’i anlamazlıktan gelmek olmaz. Çünkü Bediüzzaman diyor ki; “imanın nuruyla fark edilir.” Topluca imanlarınızın nuruyla fark edilir demiyor. Fert fert kabiliyetinize ve gücünüze göre, iman gücünüze göre fark edersiniz, diyor. Şahsi imanınızın ışığına göre fark edersiniz, diyor. Mesela şeyhin fark etmez sen fark edebilirsin yahut sen fark edemezsin şeyhin fark eder. Senin haberin olmaz şeyhin fark etmiştir. Ama adam anlamıyorsa, anlamak istemiyorsa, zaten şeyhi söylese de, işaret etse de anlamaz. Adam hipopotam gibi, ot yiyen hipopotam gibi. Adama sen istediğin kadar anlat, öküz gibi bakar senin gözüne, şeyhi işaret etse de anlamıyor, anlamaz. Söylüyor, hissettiriyor, yine anlamıyor. Tarif ediyor, yine anlamıyor. Şeyh, bir mürşid ne kadar anlatabilir? Belirli bir derecede anlatabilir. Açıkca falanca Mehdi (a.s.)’dır diyemez. Falanca topluluk Mehdi’dir diyemez. Böyle dedin mi, bu çok acayip bir şey olur. Zaten hadise aykırı bir şey olur ve kendi dalalete düşer o zaman, küfre düşer. Böyle bir şey olmaz, ancak işaret edebilir. Ama adamın böyle batakta gezen bizon gibi kafası çalışmıyorsa, istediği kadar işaret olsun, istediği kadar nur, ışık görsün yine göremez. Onun için alenen bir şahıstan, bir topluluktan yahut bir öğretmenden, bir mürşidten açıkca bilgi beklemek Müslümanlar için hatalı olur, yanlış olur.
Bediüzzaman diyor, “burası bir imtihan ortamıdır, akla kapı açılır; fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyleyse o eşhas, Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.), hatta o müthiş deccal dahi, ancak nur-u imanın dikkatiyle bilinir” diyor. Belki o eşhas, Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.), imanın nuruyla tanınabilir, o eşhas-ı ahir zaman, diyor. Ama bak, fert olarak tanınacağını söylüyor Bediüzzaman, topluluk olarak tanıyacaksınız demiyor, fert fert tanıyacaksınız, diyor. Onun için benim camiam tanıyamadı, benim topluluğum tanıyamadı, sen topluluğunla beraber Cennet’e gitmiyorsun ki. O topluluğun yarısı Cennet’e gidiyor, yarısı Cehennem’e gidiyor veyahut dörtte üçü Cennet’e gidiyor, dörtte biri Cehennem’e gidiyor, değil mi? Kimin Cennet’e, kimin Cehennem’e gideceği belli olmadığına göre, Mehdi (a.s)’yi fark edenler de, fark etmeyenler de farklı olacaktır. Deccali fark etmek de öyle, imanın nuruyla fark edilir deccal. Kendisi dahi fark edemiyor deccal, “deccal bidaeten kendisi dahi kendisini bilmez” diyor. Müslüman da imanın nuru ile deccali fark ediyor. Bakıyor dünyanın yüzde doksan dokuzunu küfür kaplamış, değil mi? Cübbeli’nin deccalin alametleriyle ilgili bir konuşması var, orada anlatıyor alenen deccalin çıktığını anlatıyor. Yayınlayın onu.
VTR: Cübbeli deccalin çıktığını anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Evet, bak Cübbeli burada çok kapsamlı olarak deccalin çıktığını anlatıyor. Bütün alametlerin çıktığını görüyoruz; kendisi de söylüyor zaten değil mi? Ve buna karşı da Mehdiyet’in çıkması gerektiği açık, herkes biliyor. Yani deccal çıktıysa Mehdi (a.s.) da çıkmıştır, ikisi birbirinden ayrılan bir yapı değildir. Deccal varsa, mutlaka karşı güç Mehdi (a.s.) harekete geçmiştir. Dolayısıyla Mehdiyet’in harekette olduğunu da kendisi söylüyor ama işine gelmediği için gizliyor, ayrı mesele. Şimdi Mehdi (a.s.)’a uyanlar ne yapar? Deccaliyete karşı mücadele eder. Bakın madde madde anlatıyor. Ben mesela Mehdi (a.s.)’ı görmedim ama vargücümle hem Mehdi (a.s.)’ı müjdeliyorum, hem Hz. İsa (a.s.)’ın gelişini müjdeliyorum, hem deccale karşı insanları uyarıyorum, deccalin de çıktığını söylüyorum. Mehdi (a.s.)’ın da çıktığını söylüyorum, görmemek sorun değil ki. Biz Mehdiyet’e yardım ettikten sonra, Mehdiyet’in talebesi olduktan sonra Allah onu da nasip eder. Mühim olan İttihat-ı İslam’ın oluşması ve Mehdiyet’e yardımcı olunmasıdır, inşaAllah. Dolayısıyla bana şeyhim, mürşidim, hocam, öğretmenim, arkadaşım, arkadaş grubum, eğer deccal çıktıysa bana haber verir, eğer Mehdi (a.s.) çıktıysa haber verir, böyle bir İslam anlayışı yok. Mürşidler sadece genel anlamda işaret ederler, yani deccaliyetin oluştuğunu söylerler. Fitnenin, fücurun oluştuğunu söylerler.
Mesela Müslümanlar perişan durumda derse, Müslümanlar çok büyük açmaza girmiş durumdalar, işgal altındalar derse, bu deccaliyet çıktı demektir. Deccal çıktı demesine gerek yoktur. Allah inşaAllah çok yakında da kurtuluş verecek diyorsa, bu da Mehdi (a.s.) çıktı demektir. Yani mürşidlerin, şeyh efendilerin, öğretmenlerin anlatımlarında aleniyet olmaz her zaman, çok aleni anlatamazlar. Falanca deccaldir, falanca da Mehdi (a.s.)’dır diyemez, öyle olmaz. Bazı tipler görüyorum böyle kırpılmamış domuz gibi ortada geziyor. Deccal? Deccali ben bilmem, bana şeyhim söyler” diyor. Mehdi (a.s.)? Mehdi (a.s.)’ı da bana şeyhim söyler. Yemeğini de sana şeyhin yedirsin bari, yatmaya da seni götürsün, kucaklasın götürsün. Sen de ufak domuz yavrusu gibi git, olur mu öyle şey? Mürşidler, efendi hazretleri genel anlamda işaret ederler ve bu onların usulündendir. Mesela bak Mehmet Talu Hoca’yla konuşma yayınladık. Mehmet Talu Hocamız; “ben, genel işaretlerden, bana, kalbime doğan ilhamdan, bazı aldığımız bilgilerden, hadis-i şeriflerden, Mehdi (a.s.)’ın zamanında olduğumuza inanıyorum, Mehdi (a.s.)’ın geldiğine inanıyorum, göreceğim” diyor. Bak bu çok nezaketli bir üsluptur. Bu eşek kafalı olanın anlamayacağı bir anlatımdır. Normal bir insanın anlayacağı anlatımdır. Bu ne demektir? Şeyh Mahmut Efendi Hazretleri de Mehdi (a.s.)’ın geldiği kanaatinde, ben de Mehdi (a.s.)’ın geldiği kanaatindeyim, budur anlatımı. Anlamıyorsan sen; adam yaban bizonu gibi, adam kafasına odunla vursan yine anlamıyor, o şekilde olmaz.
ALTUĞ BERKER:Tabii hocam siz daha iyi biliyorsunuz, inşaAllah. Mahmut Efendi Hazretleri’ne aynı kanaatini söyleyince, o da, inşaAllah tasdikiyle bunu ifade etmiş oluyor zaten.
ADNAN OKTAR: İşte tabii, bak bunun nezaketi budur. Alenen de söyleyemeyecekleri için, nasıl olsa bana söylemedi, diyor. O zaman deccal çıkmadı, Mehdi (a.s.) da çıkmadı, diyor. Ye iç, domuz gibi yat o zaman. Olur mu öyle şey? Bunun olmayacağı belli. Bu kalbinde nifak olanların, hastalık olanların, aklı zayıf olanların, kaçamak hayat yaşamak için, nefsani hayat yaşamak için gösterdikleri bahanelerdir. Bunlara talebeler, müridan, hiç kimse bu tip kafadaki insanlara kıymet vermesin, değer vermesinler. Herkes ayrı imtihan olacaktır, herkes kendi görecektir. Efendiler, mürşidler genel anlamda işaret ederler.
Mesela Bediüzzaman ne diyor? “1400’de zuhur edecek, İstanbul’da zuhur edecek, Darwinizmi, materyalizmi yıkacak, zamanı ve hali müsait değildir. Kendisi bizzat kitaplardan derin tetkik, araştırma yapmaya müsait değildir. Hazır eserlerden, hazır kitaplar hazırlayacak, onunla o birinci vazifeyi yapacak. Risale-i Nur’u da kendine hazır bir program yapacak” diyor, işaret noktaları veriyor. Mesela bir ışık oraya koymuş, bir ışık oraya koymuş, bir ışık oraya koymuş, alanı aydınlatmış. Gözün kör değilse görürsün. Görmüyorsa, Allah göstermiyordur sana. Demek ki imanının nuru yok demektir. Ama göreceğin kadar aydınlatmış oluyor, bakacağın kadar aydınlatmış oluyor. İlla şahsını görmen de hemen şart değil. Sesini duysan, icraatını görsen, uygulamalarını görsen anlarsın. Biz sesini duyuyoruz, icraalarını da görüyoruz, ben de ona tabiyim. Yani etini, kemiğini görmemiş olmak benim için bir sorun değil. İcraatını gördükten sonra, sesini duyduktan sonra, kokusunu duyduktan sonra, hareket ettiğini bildikten sonra, tamamdır, inşaAllah.
Birçok kardeşimizi böyle pasifize eden şeytani mürşidler var, yani güya mürşid. Bu oyalama siyasetiyle Müslümanları uyuşturuyor. Yani biz kimiz diyor, cahil cüheyla bir adamız, benim başımda falanca büyüğüm var, diyor. Peki sığır efendi, sana o ışığı yakmış, aydınlatmış. O ışıkla senin kör gözün görüyor mu? Görmüyor. Yine aydınlatıyor, yine ışık yakıyor, bir mum daha yakıyor, yine görmüyorsun. Bir mum daha yakıyor, yine görmüyorsun. Senin gözün kör olunca, yani arazi farı kullansalar yine görmezsin görmeyecek olduktan sonra, burnuna kadar gelse yine görmezsin, görmek istemedikten sonra göremezsin. Ama cahilliğinden görmeyenler o ayrı. Bilmez, bilmediği için ayrı veyahut iman etmiyordur görmez, o da ayrı, onlar müstesnadır, onları tenzih ediyorum ben. Ama aydınlatıldığı halde, işaret edildiği halde görmemenin bir anlamı yok. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) anlatıyor, “alametleri şunlardır” diyor. “Fırat’ın suyu kesilecek.” Senin gözün kör mü? İşte Fırat’ın suyu kesildi, gördün. İlk defa tarihte Fırat’ın suyu kesildi. Başka? Ramazan ayında 15 gün arayla ay ve güneş tutulması. “Alamet bekliyorum” diyor. Kardeşim çıkmış işte. “Benim gözüm görmüyor” diyor. Senin gözün görmüyorsa, deccalin gözü de görmüyor zaten, değil mi? Deccalin de gözü görmüyor, senin de gözün görmüyor. Nasıl biz deccalin gözünün görmemesine şaşırmıyorsak, senin gözünün görmemesine de şaşırmayız. Çünkü deccalin de avanesi var. Ama tabii diyorum, cahilliğinden, bilgisizliğinden yahut iman zaafından yapanları tenzih ediyorum. Onlar hasta, hastalıklı, ayrı bir yön o.
İki tane kuyruklu yıldız; peki Allah pırıl pırıl göğü aydınlatarak karşında gösteriyor. Gece ben görüyorum; Halley kuyruklu yıldızı çıplak gözle görülüyordu, alenen görülüyordu, değil mi? Lulin kuyruklu yıldızı da çıktı, bütün gazetelerde resimleri çıktı, pırıl pırıl Lulin kuyruklu yıldızı. Ben görmedim, diyor adam. Görmediysen gösteriyoruz işte. Buna rağmen göremiyorum, diyor. İşte o zaman bir gözün gitmiş, değil mi? Bir gözü gidenlerin safındasın demektir. Gösterildiği halde görmüyorsa, anlamı budur. Yemeği görüyorsun, sığır gibi yemek yemeği biliyorsun, yan gelip yatmayı biliyorsun, değil mi? Geğirerek gezinmeyi biliyorsun. Bak onları görüyorsun ama, yemeğin nerede olduğunu, uyunacak yerin nerede olduğunu, hayvani ihtiyaçların hepsini biliyorsun. Bir tek onu mu bilemiyorsun? Bir tek onu fark edemiyor. Orada da mı şeyhin gösteriyor sana ne yiyeceğini, ne içeceğini, nereye yatacağını? Onları kendin çok iyi tespit ediyorsun. Çıkarlarını çok iyi tespit ediyorsun, kârına olan şeyleri çok iyi tespit ediyorsun, keyfine, zevkine uygun olan şeyleri sana şeyhin mi söylüyor? Kendin tespit ediyorsun. O konu olduğunda, onu bana söylesin, diyor. Sana işaret ediyor, aydınlatıyor, gösteriyor, onunla da göremiyorsun. Onun için böyle körü körüne hocaya, mürşide, efendiye tabiyat olmaz. Aklı başında hakiki mürşidlere tabi olunması lazım, gerçek mürşidlere. Bak bütün mürşid efendiler söyler, gerçek mürşid çok az kaldı dünyada. Mehdi (a.s.) devrinin özelliğidir, yani mürşidlerin tükenmesi, alimlerin gitmesi deccal alametidir. Geriye cahil cüheyla kalıyor yahut nefsinin peşinde olan, şöhretin peşinde olan, kendi çıkarlarının peşinde olan tipler. Bir kısmı iyi insanlar, tabii gerçek mürşidler de var ama çok az. Bu Mehdi (a.s.) devrinin özelliğidir. Mehdiyet’i buradan da anlarız, gerçek mürşid kalmamasından anlarız. Sayılarının çok az olmasından anlarız. Ondan geri; işte bana şeyhim yol göstersin, işte kolay yiyoruz, işte gitsin onu yürütsün, sofranın yanına getirsin, yemeği ona kaşıkla yedirsin, bu kafada. Böyle bir şeyin olmayacağı açık, inşaAllah.
Bir de böyle tipleri, böyle şoşartmak, büyütmek, bunları, bu avanakları böyle, tabir-i caizse enaniyetlerini okşayarak gerçekten adammış gibi göstermek, ayrı bir zulüm olur. Deccaliyete dolaylı yoldan yardım eden bu tarz avanakları geliştirdikçe, büyüttükçe deccalin kollarını büyütmüş olursunuz. Deccalin parmaklarını güçlendirmiş olursunuz. En azından susmak lazım böyle tiplerde. Bunları oturup orada burada, internet ortamında, şurada burada büyütmek; zaten cahil, zaten kafası çalışmıyor, kendini hakikaten bir şey zanneder ondan sonra. Halbuki ima etmek lazım. Mübarek hocam, güzel hocam, mesela bizim hocamız böyle böyle işaret verdi, bir ışıklar verdi, bir aydınlık verdi. Bizim buradan ne anlam çıkarmamız gerekiyor? Tamamen anlamsız olarak mı bu ışıkları yaktı, değil mi? Burada yanan bu meşaleler boş mu? Mutlaka bir amacı var deyip, onu nezaketiyle yönlendirmeleri lazım. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde belirtilen bütün alametler çıkmış. Hocam buradaki alametler çıkmış, bunlara ne diyorsunuz, demesi lazım, yani bu hadis yanlış mı, bu alamet yanlış mı? Çıksın desin o zaman adam, bu hadis de yanlış, bu alamet de yanlış, desin. Diyemez, çünkü olay zaten çıkmış ortaya, değil mi? Dolayısıyla böyle uyuşturma görevi verilmiş, uyuşturucu özelliği olan, böyle drug mu deniliyor uyuşturucaya? Drug mürşidler, uyuşturucu mürşidler, deccaliyetin afyon saçmasında, Müslümanların beynini uyuşturmasında, Müslümanları hipnoz etmede görev almış, şeytanın ordusu olmuş oluyorlar. Farkına bile varmaz insanlar. Deccale insanlar öyle bile bile uymuyor zaten, bu tarzda uyuyorlar. Alenen deccal olduğunu bilerek insan uyar mı? Bilmeden işte, cahillikle ve gafletle uyuyorlar. Ve böyle de mürşid görünümündeki cahil cüheyla, afyonlanmış cahil mürşidler kanalıyla da uymuş oluyorlar. O kendini müstağni görüyor. Diyor ki; ben mürşidime uyuyorum, o da bana bunu gösteriyor. Kardeşim sen Cehennem’e gidersen, o Cennet’e giderse ne yapacaksın? Veya tam tersi olsa ne yapacaksın, değil mi? Burası imtihan dünyası. Onun için Risale-i Nur Külliyatı’nda Bediüzzaman bu konuyu çok güzel anlamıştır. Özellikle 5. Şua’da da çok kapsamlı anlatmıştır.
5. Şua aslında herkesin bilmesi gereken bir bölüm, çünkü imtihanın sırrını anlatıyor Bediüzzaman. Çok nadirdir başka yerde de anlattığı. İmtihanın sırrı en hayati noktalardan bir tanesidir. Risale-i Nur’un da genelinde bu anlatılmaz. Benim bildiğim bir yerde daha detaylı anlatılıyor, o kadar. İmtihan bir tekliftir, ihtiyar dairesinde bir teklif. “Eğer ihtiyar kalmazsa, teklif de olmaz” diyor Bediüzzaman. “Bu sır için mucizeler seyrek ve nadir verilir” diyor. “Mucizeler seyrek ve nadir verilir.” İmtihan ortamında olduğumuzu bileceğiz. Herkes kendi imkanı, kendi aklıyla Allah’ın güzelliğini, Allah’ın ihtişamını görmeye çalışacak. Bir insan şeyhinin imanında olmaz. Mesela şeyhi ondan çok imanlı da olabilir. Demek ki ayrı bir akıl var insanlarda. Mesela şeyhinin paralel imanı ona çıkmıyor, aynı bir kopyası ona çıkmaz, bambaşka bir iman vardır onda. Neden? Çünkü şahsı kabiliyetiyle Allah onda o kadar iman yaratıyor, yani şahsi imkanlarıyla. Kabiliyetini yaratan da Allah’tır. Ama bazen de olur, şeyhini de geçebilir. Mesela Abdulkadir Geylani kendi şeyhini geçmiştir. İmam-ı Rabbani kendi şeyhini geçmiştir, değil mi? İnşaAllah. Evet Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER: Hocam dün şöyle ifade ettiniz: “Bir tek hutbelerde, minberlerde değil, evlerde, cemaatlerde, hiçbir yerde Mehdiyet konuşulmuyor. Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıktığı dönemde deccalden bahsedilmeyecek. Hz. Mehdi (a.s.)’den bahsetmek yasaklanacak. Hz. İsa (a.s.)’ın gelişinden konuşmak yasaklanacak. Ancak şahs-ı manevi demek serbest olacak. Geldi-geçti demek serbest olacak. Bahsedersen, evden atıyorlar, dershaneden atıyorlar. İttihat-ı İslam’dan bahsetmiyorsan, özellikle deccal ve Hz. Mehdi (a.s.)’den bahsetmiyorsan, bu Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerde bildirdiği, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerinden biri gerçekleşiyor demektir” dediniz hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii bir hastalık var demek ki. Senin ağzını tutuyorlarsa, konuşma hürriyetin kalktıysa, Mehdiyet gibi güzel bir konuyu, şerefli, azim bir konuyu, önemli bir konuyu sana dershanede söyletmiyorlarsa, bu bir suç unsuru haline geldiyse ve bir küfür gibi görülüyorsa, deccale karşı dikkat çekmeye müsaade edilmiyorsa, İsa Mesih (a.s.)’ın gelişinin müjdelenmesi yasaklandıysa, deccaliyet buram buram faaliyet halinde demektir, değil mi? Ve sen de farkına varmadan ona uyuyorsun demektir. Deccaliyetin özelliği, bilerek uyulmaz zaten deccaliyete, farkına varmadan uyulur. Farkına varmaz adam. Deccalin özelliği; insanları afyonlar, büyüler, hissetmez adam deccalin askeri olduğunu. Bilerek yapar mı? Mesela 70 bin sarıklı; bak sarıklı Müslüman, “70 bin sarıklı Müslüman, başı tıraşlı deccale tabi olacak” diyor. Bilerek yapar mı bunu? Ve zaten Ahiret’te de diyorlar; Kuran’da Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz müşriklerden değildik demelerinden başka fitneleri olmadı.” Bunu söylüyorlar; biz müşriklerden değildik, hayret ediyorlar. “Biz müşrik değildik” diyorlar. Halbuki müşriğin gözü, tam müşrik ama müşrik olduğundan haberi yok. Sonra alametleri görünce dili konuşuyor, tabii derisi konuşuyor, buram buram müşrik olduğunu kabul ediyor. Ama o aşamaya kadar kabul etmiyor müşrik olduğunu. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bir tane şikayeti var Ahiret’te. Cenab-ı Allah sorduğunda, ümmetinden tek şikayetini söylüyor. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Ya Rabbim gerçekten benim ümmetim Kuran’ı Kerim’i terk edilmiş olarak bıraktılar.” (Furkan Suresi, 30) Yani Kuran’ı Kerim’i uygulamadılar. Ahir zamanda da bakıyoruz, Kuran’ı Kerim yerine adam hurafe uyguluyor veyahut bana vahiy geldi, diyor. Bir sürü sahte Peygamber çıktı, sahte Mehdiler; Peygamberlik iddiasıyla, bize vahiy geliyor iddiasıyla ve alenen Mehdilik iddia ederek, açıkça söyleyerek, tuğyan ve delalete hizmet ediyorlar. Mehdiyet de bu fitneyi durdurmaya çalışır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleriyle, Kuran ayetleriyle bu fitneyi durdurmaya çalışacak bir cereyandır. Mehdiyet bütün gücüyle hem Mehdiyet’i müjdeleyecektir, hem İttihad-ı İslam’ı müjdeleyecektir, Türk-İslam Birliği’ni müjdeleyecektir, Hz. İsa (a.s.)’ın inişini müjdeleyecektir. Sallallahu aleyhi vessellem’in hadislerinde bunlar açıkça bildirilmiştir.
ALTUĞ BERKER: Hocam bir hadisinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu durumu şu şekilde ifade etmiş hocam, Müsned’de İmam-ı Ahmed’de. “İnsanlar deccalin ismini unutmadıkça ve imamlar minberlerde onu anlatmayı terk etmedikçe deccal çıkmaz” diyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi imam minber derken, evlerdeki minberler, kahvehanelerdeki minberler, her yerde, sohbet ortamlarında. Mesela Müslümanların evi, dershanelerde Risale-i Nur’dan okunuyor. Konu Mehdi (a.s.)’a geliyor, geç kardeşim, diyor. Onların klasik üslubu böyle. İsa (a.s.)’a geliyor, geç kardeşim. Peki başka? Bir dedikodu olduğunda yahut bir fıkra falan, kahkahalarla çay içip, yan gelip yatarak dinliyorlar. Sayısı az, diyor kardeşlerimiz, çok az, %1, binde bir. Siyanür de çok azdır ama bütün bir kabın içinde ne kadar su varsa, süt varsa zehirler, yani az olması önemli değildir. Yaptığı tahribat çok şiddetli olur, inşaAllah.
Mesela bakın alametler; İran-Irak savaşı, Peygamberimiz (s.a.v.) söylemiş. Bakın hadislerden alametleri sayıyorum. “İran-Irak savaşı, Fırat ve Dicle arasında çatışmalar olması, Afganistan’ın işgali, Fırat’ın suyunun kesilmesi, Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları, Halley kuyruklu yıldızının doğması, Lulin kuyruklu yıldızının geçisi, Kabe baskını ve Kabe’de kan akıtılması, büyük bir patlamayla büyük bir ateşin görülmesi, güneşte bir alametin belirmesi, ay ve güneş tutulmaları, ayın çapayla da yarılması ayrıca, sistemlerin değişmesi, tozlu dumanlı fitne, yaygın katliamların meydana gelmesi, Şam ve Mısır meliklerinin, yani devlet idarecilerinin öldürülmesi, Mısırlıların esir alınması. Mesela hadiste Peygamberimiz (s.a.v.); “o devirde Mısırlılar esir alınacak” diyor, İsrailliler tarafından esir alındılar. “Şehirlerin yok olması.” Mesela atom bombasıyla Nagazaki, Hiroşima bir günde yok oldu. Şehirlerin ani yok olması, bu ahir zamandadır. Hiçbir devirde olmamıştır ani şehir kaybolması, yani insan eliyle olmamıştır. Mesela depremle olmuştur, başka şeylerle olmuştur ama insan eliyle olmamıştır. “Harap olmuş yerlerin imarı, bir ordunun kaybolması, Iraklılar’ın parasının kalkması, Bağdat’ın alevlerle yok edilmesi, İsrail ile Filistin’in barış görüşmeleri yapması, Irak ve Şam’a ambago, Irak’ın yeniden yapılanması, Irak halkının Şam’a; kuzeye kaçması, Şam’da fitneler, Şam-Irak-Arabistan’da kargaşa, Irak’ın üçe bölünmesi, mahalle aralarında savaş, Müslümanlarla Yahudilerin savaşması, masum çocukların öldürülmesi, fitnelerin çoğalması, her yere ulaşan fitne, haramların helal sayılması, Allah’ın açıkça inkar edilmesi, Allah’tan başka ilahlar edinilmesi, materyalist, ateist felsefenin yaygınlaşması, anarşi ve kargaşa günlerinin olması, barışın kalkması, ihtilallerin olması, insanların birbirinden kaçması, dünyayı karışıklık ve kargaşanın kaplaması, bak dünyayı karışıklık ve kargaşanın kaplaması, büyük olayların ve hayret verici şeylerin meydana gelmesi, Müslümanların bir kısmının din ahlakından uzaklaşmaları, İslam dünyasının parçalanması, Müslümanların birbirleriyle savaşması, Müslümanların maruz kaldığı şiddetli belalar, masum insanların öldürülmesi, insanların sebepsiz yere öldürülmesi, her yerde kargaşaya sebep olan fitneler, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışından ümit kesilmesi; Mehdi (a.s.) yokmuş denilmesi, fakirlik ve açlığın yayılması, kuraklığın artması, belirli senelerde bozulan ekonomi, büyük ekonomik kriz olması, ticaretin ve yolların kesilmesi, kazancın azalması, milli servetin zenginler arasında bölüşülmesi, depremlerin artması, yer çökmeleri, evlerin-ocakların; mesela aniden yer büyük bir delik halinde çöküyor. Gördünüz, yeni başladı o da. Birden mahalle çöküyor, gördünüz resimlerini, değil mi? Koskoca boşluk oluyor. Rüzgar ve kasırgaların artması, şiddetli yağmurların başlaması, yıldırımların çoğalması, Kuran’ın gereği gibi düşünülmemesi, Müslümanların Müslüman olmayanlara özenmesi. Gidip mesela yabancı şarkıcılara özeniyorlar, küfre özeniyor, rock gruplarından bazı kişilere özeniyor, alakasız adamlara. Kuran’dan uzaklaştıran fitneler, yani her türlü hurafe yahut “bana vahiy geldi” diyor, adam sapkın; yeni bir kitabım var ona uyun, diyor. Kuran’dan uzaklaştıran fitneler, İslam ahlakından uzaklaştıran propagandalar, iki yüzlü, sahtekar din adamları, üçkağıtçı hocalar, din adamları, siyaset adamlarındaki dejenerasyon, iyiliği emretme kötülükten men etme ibadetinin terki, yani nehy-i ani'l-münker emr-i bil-ma'rufun terki.Gerçek Müslümanların sayıca çok az olması, camii ve mescidlerin farklı amaçlarla kullanılması, Kuran’ı menfaat için okuyanların çıkması, yıldız falına inananların artması, kaderin yalanlanması. Bütün gazetelerde yıldız falı var, kaderi yalanlıyorlar. Mesela resmi olarak çıkıyor; devletin görevlisi adam, hoca, kaderi yalanlıyor. “Yok Kuran’da kader” diyor. Haine itimat edilmesi, doğrunun hain sayılması, güvenilir insanların azalması.
Bakın hala devam ediyor. Çok fazla alamet; tamamı çıkan alametleri aldım ben. Bunlar deccal devrinin ve Mehdi (a.s.) devrinin alametleri. Bunların şimdi olup olmadığını görmek için çok fazla düşünmeye gerek yok. Bunlar açıkça biliniyor. Diyor ki adam; “bana öyle bir şey olsa şeyhim söylerdi.” Sığır, o zaman sana yemek yemeni söyleyecek, uyumanı söyleyecek, doğal ihtiyaçlarını söyleyecek, sen hayvan olmuşsun artık o zaman, sen kontrolden çıkmışsın. Öyle talebelik olur mu, değil mi? Allah’ın birliğini, varlığını sen kendi samimi vicdanınla ayrıca düşünüp biliyorsun. Ve takva olmak da senin vicdani özel kanaatinle oluyor, ayrı bir şeydir. Veyahut bir topluluk içinde dalalete, tuğyana düşmesi de, yine onun kendi zayıflığından kaynaklanıyor. Şeyh ne yapsın ona, mürşid, hoca ne yapsın? Ne alakası var onun, değil mi? Onlar işaret ederler, gösterirler ama anlayana. Et kafalıya, eşek kafalıya bir şey yapamaz o. Anlayana uygun bir şekilde usturubuyla anlatır. Aleniyet beklemesinler, açıklık beklemesinler. Mesela soruyor, falanca kim? Kardeşim öyle bir din yok ki, öyle bir anlatım yok, dinde öyle bir stil yoktur. Öyle bir şey olsa küfre gider zaten o şahıs. Yani tekrar tekrar vurguluyorum ki, çok az da olsa et kafalı olanların kafalarına biraz kan gelsin, anlaşılsın diye.
ALTUĞ BERKER: Bahsettiğiniz o obrukların resmi var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Mesela bak yer çökmeleri, Ahir zamanda, Mehdi (a.s.) devrinde olacak olaylardandır. Yerin altı birdenbire oyuluyor. Çok derin bir boşluk meydana geliyor, durduk yere. Mesela orada bina varsa, binayla beraber yer çöküyor aşağıya doğru. 50 metre, 100 metre aşağıya gidiyor, birdenbire çöküyor. Birçok yerde oldu bu. Mehdi (a.s.) devrinin alametidir, harikalarındandır ve peş peşe bunlar devam ediyor ama insanlar görmek istemiyor. Bakın gökyüzünü muazzam bir göktaşı bulutu sardı. Duyuyor musunuz benim dışımda? Çok nadir insandan duyuyorsunuzdur. Nemesis dünyanın yanına geldi, göktaşı fırlatıyor, yıldız fırlatıyor. Kimse ağzına almak istemiyor, çünkü korkuyorlar, ağızlarının tadını kaçırıyor. Mesela bak Kıyamet’in yaklaştığına dair Peygamberimiz (s.a.v.)’in açık hadisleri var, 7 bin yılla ilgili hadisler. “5600 yılı geçmiştir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). O hadisleri ağzına dahi almıyor birçok alim. Hiç duyuyor musunuz alimlerden? Çok nadir alim ağzına alıyor, söylemiyorlar, örtbas etmek istiyorlar. Bu da ahir zaman alameti. Mesela bakın bu da başka bir çökme. Bakın evlerin bulunduğu yerde, mahallede, birdenbire derin, yuvarlak bir boşluk meydana geliyor. Aşağıya doğru bir tünel meydana geliyor. Mehdi (a.s.) devrinin özelliklerinden.
İşte beni şeyhim tutar, Cennet’e götürür, eteğine yapışırım, öyle olmaz. Cübbesinden tutup Cennet’e gitmek, öyle bir konu yok. Kuran’ı dikkatlice incelerseniz, hadislere de dikkatlice bakarsanız öyle olmaz. Sen eteğinden tutarsın, Melekler seni tutar eteğinden zorla kurtarırlar, alır Cehennem’e atarlar. Şeyhin Cennet’e gider, sen Cehennem’e gidersin veyahut tam tersi olur. Seni alırlar Cennet’e götürürler, şeyhini alır Cehennem’in içine atarlar. Burası imtihan dünyası. Mesela bak bu meydana gelen ani çökmelerden bir tanesi de bu, yeraltında kuyu meydana geliyor bir anda. Mesela adam arabayla sokakta gezerken bir de bakıyor yerin dibine geçmiş. Veyahut evinde otururken, eviyle beraber yerin altına geçmiş oluyor bir anda. Mehdi (a.s.) devrinin harika olaylarından.
Evet ne yapıyoruz? Hangi kanalda konuşacağız, devam edeceğiz?
ALTUĞ BERKER: Yarım saat sonra Kaçkar TV’deyiz inşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: Kaçkar TV, tamam anlat
SUNUCU: “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza 00.30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar TV, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo ve HarunYahya.TV sitemizden devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. Meryem Suresi 84, açtığımda bu ayet çıktı. “Onlara karşı acele davranma, Biz onlar için ancak saydıkça sayıyoruz.”Bizim saydığımız gün ve vakit var. Hiç acele etme, hiç telaş etme, Ben gerekeni yapacağım diyor Cenab-ı Allah. “Takva sahiplerini bir heyet halinde Rahman’ın huzuruna toplayacağımız gün suçlu-günahkarları susamış olarak Cehennem’e süreceğiz. Rahman’ın Katında ahid almışların dışında onlar şefaate malik olmayacaklardır.” (Meryem Suresi, 85-87)Evet yine bir ayet daha okuyayım. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “Ta, ha, Biz sana bu Kuran’ı güçlük çekmen için indirmedik.” (Taha Suresi, 1-2)Demek ki Kuran kolay, demek ki Kuran anlaşılır, inşaAllah. Evet yarımda görüşeceğiz inşaAllah.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...