SUNUCU: Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri Programımıza, Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar Tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo ve aynı zamanda HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyrun hocam.
ADNAN OKTAR:Berker Hocam şimdi gazetecilerin konuşmalarını mı anlatacaksın bana yoksa başka var mı?
ALTUĞ BERKER:Yok hocam, başka bir şey bahsedebilirim uygun görürseniz inşaAllah. Sizin bir belgeseliniz Ehli Beyt Tv’de yayınlanmıştı hocam. Mehdi (a.s.)’ın şemaili şerifi ile ilgili, onu gösterebilirim uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Bak bu güzel haber.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah hocam.
VTR: Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili İngilizce belgesel.
ADNAN OKTAR: Çok güzel. İslamiyet’in dünyaya hakim olması, çok kolay bir şey. Fakat psikopatlık Müslümanlık gibi gösterilirse bu çok korkunç olur. Yani sorun bu. “Biz” diyor, “İslam’ı hakim edeceğiz” diyor, güzel diyorsun, ne düşünüyorsun diyorsun, anlatıyor; psikopatlık, manyaklık, sadistlik, delilik, huzur bozma, hürriyeti ortadan kaldırma, acı çektirme, bu ne diyoruz? “İslam bu” diyor. Sen deccal ordusu olmuşsun haberin yok, Allah belanı vermiş haberin yok senin. Öyle şey olur mu? Müslümanlıkta sevinç vardır, bayram sevinci, Cennet ruhu vardır, Cennet sevinci ve Cennet huzuru vardır. Eğer bu yoksa deccaliyet vardır. O kadar çok psikopat Müslüman tipi türedi ki, cins, bu çok büyük mucizedir. Makul olarak insan ne bekler? Kuran’a inanan, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine inanan, sevgi dolu makul bir insan akla gelir Müslüman deyince değil mi? Mesela lider oluyor, adam manyak çıkıyor, deli. Mesela gayet güzel dinden, imandan bahsediyor, dinliyorsun. Sonra birdenbire adam “cezbelendim” diyor, evet ne oldu diyorsun, “bana vahiy geldi şu an” diyor. Yani tahmin, tahayyül edilemeyecek bir psikopatlık. Mesela Kuran’dan bahsediyor, arkasından akıl almaz bir hurafe ama tam zırvalama tarzında bir hurafe ve çok ürkütücü, tam bir manyaklık. Mesela müthiş bir kadın düşmanlığı. Kardeşlerim Allah rızası için akıllarını başlarına alsınlar yani zaten büyük bir kitle aklı başında da, aklı başında olmayanlar için diyorum. Manyaklığa kapı açtırmasınlar, psikopatlığa kapı açtırmasınlar. Mesela adam bakıyorum böyle filmlerde eski Rum meyhanecileri olur, psikopat böyle tipler, filmlerde böyle şarapçı. Öyle bir tip, bunamış. Akıl almaz bir Alevi düşmanlığı, akıl almaz bir Bektaşi düşmanlığı, Şii düşmanlığı, Caferi düşmanlığı, ağzından kan akıyor. Be hey ahmak iki kelime Allah’ı sevdirecek bir söz et, bir güzellikten bahset, bir sevgiden, şefkatten bahset, iman hakikati anlat, Kuran mucizelerini anlat değil mi? Ağzından kan, irin akıyor, her konuşmasında ağzını köpürterek düşmanlık. Sevgiyi anlat, barışı anlat, kardeşliği anlat, dürüstlüğü anlat, iyiliği, güzelliği anlat, insanların kafasına bir ferahlık gelsin. Bir güzellik gelsin. Böyle çakallık yapan, ağzından kan akanları da takva Müslüman alameti olarak görüyor. Yani ne kadar ağzından kan çok akıyorsa, o kadar takvadır biliniyor bazı saftirikler tarafından. Yani ne kadar düşmanlıktan bahsederse, ne kadar azgınlıktan bahsederse, ne kadar böyle taşkın kontrolsüz bir üslup kullanırsa, ne kadar insanları tekfir ederse, Müslümanları tekfir ederse, dinsizlikle suçlarsa, onun çok takva olduğuna inanıyorlar. Böyle psikopatları yalnız bırakmak lazım, böyle şey olmaz. Müslümanlık dendiğinde, Kuran dendiğinde insanın içine bir ferahlık gelir, bir güzellik gelir. Bir insanı dinlediğimizde içimize eğer bir ferahlık gelmiyorsa, güzellik gelmiyorsa, bir iyilik hissi içimizi kaplamıyorsa bir şeytanlık vardır, şeytaniyet vardır. Mesela bak Şeyh Nazım Hocamızın yanına gideriz, lütfedip kendisi teşrif buyurdu, şeref verirdi, lütfederdi, kerem buyururdu, ya kardeşim, sen var mıydın Şeyh Nazım Hocamın sohbetlerinde?
ALTUĞ BERKER:Vardım hocam.
ADNAN OKTAR:İçinde böyle bir bayram sevinci bir sevinç duyuyor muydun?
ALTUĞ BERKER:Şüphesiz Hocam. Gayet nurlu inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Böyle kandan, irinden, vahşetten bahsettiğini görüyor muydun?
ALTUĞ BERKER:Hayır kesinlikle.
ADNAN OKTAR:Düşmanlıktan bahsettiğini görüyor muydun?
ALTUĞ BERKER:Hayır kesinlikle.
ADNAN OKTAR:Sofrası neşe içinde oluyor, sohbetleri neşe içinde ve gayet güzel, sevecen bir üslupla anlatıyor, elinden yüzünden nur akıyor. Sürekli şaka yapan, çok tatlı, çok latif bir insan. İşte mürşid öyle olur. Böyle at hırsızı gibi yol kesen, eski filmlerde olur yani Rum kardeşlerimi tenzih ederim de böyle meyhanede içmiş zilzurna sarhoş, böyle berduş tipli tiplere, oturup bunları adam yerine koymak, bunları dinlemek çok büyük hata olur. Tabi. Ölçü şudur; baktığında içi açılması, ona karşı kalbinde bir muhabbet duyması, bir ferahlık gelmesi, içini bir nuraniyet kaplamasıdır. İçinde bir bast hali, bir ferahlık çok önemlidir. Eğer sıkıntı duyuyorsa o şahıstan bir anormallik vardır, bir gariplik vardır. Yani yüzünde, simasında bir anormallik varsa yine o da önemli bir alamettir. Yani onu önemsiz görmeyecekler, çok önemlidir. Şeyh Nazım Hocamızın Mehdi (a.s.) ile ilgili güzel sözleri vardı, onun filmleri var mı bizde? Hazırlasınlar onları dinletelim. Mesela yaşlandıkça tatlılığı da artıyor. Mesela şakaları daha tatlılaşmış, üslubu daha şeker daha güzel. Ve o haliyle, o yaşlı haliyle mürşidliğinde en ufak bir eksiltme yok. Mesela diyebilir ben artık yaşlandım, ben köşeme çekileyim, siz devam edin diyebilir. Vargücüyle Allah’ı anmaya devam ediyor. Peygamberimiz (s.a.v.) her ismi geçtiğinde, elini yüzüne sürüyor onun o güzel yüzü, Peygamberimiz (s.a.v.)’in güzel yüzü aklına geliyor. Onu yad etmek için bir ibadet olarak, bir güzellik olarak, mesela Allah anıldığında ayağa kalkıyor yani çok muhteşem bir insan, o haliyle maşaAllah.
VTR: Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, Ümmetin Ömrünü Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Yalnız bakın Cübbeli’nin, bu mübarek insana, bu muhterem insana karşı söylediği o ağır hakareti, ağır sözü kaldırmasını bekliyoruz. Flash Tv’de yarın ben o sözü duyayım. Özür dileyecek Şeyhimizden yani çok ağır bir hakaret etti, çok ağır konuştu ve onun bu üslubu geçiştirilecek bir olay değil. Bak onu ısrarla bekliyoruz, bu konuyu da fazla uzatmaması lazım. Çok ayıp ediyor, çok çok ayıp. Hem ayıp, hem günah, hem yakışmıyor. Bak kendisine bir iftira olduğunda, bir hakaret olduğunda yeri göğü birbirine katıyor. Değil mi? Bas bas bağırıyor, yalvarıyor, herkesten yardım istiyor. Bak “Bana hakaret ettiler” diyor, “bana iftira ettiler” diyor. Sen koskoca seksen küsur yaşında değerli bir mürşide hakaret ediyorsun, iftira atıyorsun. Biz ne yapalım o zaman değil mi? Vicdanını başına toparla, aklını başına topla, tevbe istiğfar et ve özür dile. Yoksa senin oturup televizyonlara çıkıp kendini aklamaya çalışmanla olmaz değil mi? İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ki “Kutub” diyor kendisi de yani.
ADNAN OKTAR:Kardeşim eline kapanıyorsun sen “kutub” olduğunu söylüyorsun. O zaman ya yalan söyledin değil mi? Yani ya yaptığın anormal, hareketin, bir dengeleyeceksin, düzeltilmesine bakacaksın inşaAllah. Şimdi ağır konuşmasına karşı ağır konuşurum aslında, yani karşıda da beni ilgilendirmez yani tam oturturum ciğerine, fakat bize yakışmaz. Yani tabi ben bunu bir Müslüman kardeşim olarak ona uyarmakla mükellefim. Hatırlatmakla mükellefim. Bütün Müslümanların buğzunu kazandı. Yani bu kadar değerli bir insana, bu kadar ağır bir söz kullanması çok çok vahimdir. O zaman onlarla ilgili sözleri biz hüsn-ü zan ile karşılayamayız. Yani derim ki ben; bunu yapan, bu hakareti yapan adam diğerlerini de yapar, başkasını da yapar, başkasını da yapar, her şeyi yapar derim. Eğer onun namusuna güvenmemizi istiyorsa, haysiyetine güvenmemizi istiyorsa, şerefine güvenmemizi istiyorsa, şerefine uygun olmayan, haysiyetine uygun olmayan bu çirkin tavrı düzeltmesi gerekiyor. Ne adaba, ne edebe, ne terbiyeye yakışmaz bu. Çıksın “ben boş bulundum, şeytana uydum, çirkin bir söz söyledim, Allah affetsin” diyecek inşaAllah, inşaAllah yakışan budur. Herkesi rencide etti. Bak Şeyh Nazım Hocamızın bütün talebelerini, bütün mürşidlerini rencide etti, bizleri rencide etti, milyonlarca insanı rencide etti, Avrupa’da, Asya’da onu seven milyonlarca insanı rencide etti. Çok ayıp yaptı. Bana bir söz söylese benim için önemi yok. Ama böyle muhterem bir insana böyle bir söz söylemesi tahammül edilecek gibi değil. Bak kendisine söz söylenince, gece yarıları bile ayaktaydı değil mi? Sıkıntıdan uyuyamıyor. Oradan oraya gidiyor, oradan oraya gidiyor. İşte şöyle dediler, böyle dediler, böyle de diyebilirler, şöyle de diyebilirler, uzun uzun onlara anlatıyorsun. Sen bu kadar şen, bu kadar güzel huylu, sevecen, espritüel, gönül alıcı, ilim sahibi, merhametli, şefkatli, insanların içini aydınlatan bu kadar hoş bir insanı, ki dünyada çok nadir mürşid kaldı böyle yani bir elin parmak sayılarını geçmez; böyle değerli bir insanın kıymetini sen bilmiyorsan, kimin kıymetini bilirsin sen değil mi? Ve o zaman seninle ilgili şüpheler doğru olarak düşünülür. Değil mi? Sen bunu temizle, bu çirkinliği temizle. Kendini temizlemeye çalışma, yaptığın bu çirkinliği temizle. Biz bunu bekliyoruz inşaAllah. Yani bunu yapmazsa sürekli hatırlatacağım. Yani beş yıl, on yıl da sürse sürekli hatırlatacağım, çeşit çeşit hatırlatacağım. Yaptığının Kuran’a uygun olmadığını, hadise uygun olmadığını, ahlaka uygun olmadığını, adaba, edebe, örfe, ananeye hiçbir şeye uygun olmadığını söyleyeceğim inşaAllah.
Küfür bile, dinsizler bile çok seviyorlar Şeyh Nazım Hocamızı, bağrına basıyorlar, acayip sevimli buluyorlar, dünya tatlısı. Akıl almaz, ağza alınmayacak hakaretler, kullandığı cümleler. Bir de bu kadar çalışkan, bu yaşında bu kadar atak, İslam’a, Kuran’a hizmet eden bir mücahide, sen kaç kişi yetiştirmişsin bir bak bakayım Cübbeli efendi, kaç kişi? Bir de Şeyh Nazım Hocamıza bak bakayım kaç kişi yetiştirmiş. Ta Japonya’ya kadar, Çin’e kadar, Malezya’ya kadar her yerde milyonlarca talebesi var Şeyh Nazım Hocamızın maşaAllah.
Evet şimdi bu konu, Cübbeli’ye yapılan tabi, iftira atıldığında, oyun oynandığında söz veriyorum kanunla, hukukla ağızlarını kulaklarına kadar ayırırım. Onu söyleyeyim yani böyle terbiyesizliğe müsaade etmem, zulüm yaptırmam ama onun yaptığı bu zulme de müsaade etmem, bu terbiyesizliğe müsaade etmem. Terbiyesizlik demeyeyim de yani terbiyeye uygun olmayan bir hareket. Tabii ki terbiyeli yönleri var ama bu hareket terbiyeye uygun değil. Ama oturup tabi öyle iftira atmak, bilmem ne yapmak falan, yahut velev ki böyle bir şey yapmış bile olsa onu oturup mahcup etmek ve böyle küçük düşürmek, onu ezmeye kalkmak ve böyle bir yöntemle ezmeye kalkmak bu çok çirkin, bu olmaz. İlmi olarak eleştirsinler, anlatsın delilleriyle izah etsin, bunlar güzel. Ama bu tip bir stil çok çirkin yani Müslümanın yapacağı bir model değil. Bu konuda kanun ve hukuk ölçüleri içerisinde nefes aldırmam yani kimse böyle bir oyun oynayamaz o adı geçen kişiye yani Cübbeli Ahmet’e karşı böyle bir şeyi müsaade etmem inşaAllah. Yani istiyorlarsa bir denesinler, bakın ne oluyor yani, kanunla, hukukla bakın ne hale getiriyoruz bir görsünler inşaAllah.
“Allah korkusu konusunu biraz açabilir misiniz Muhammed Adnan Hocam” diyor. “Allah korkusuna gerek var mıdır?” Tabi ki. “Geçenlerde korkutmanın iyi bir şey olmadığını, çünkü korkunun insanlarda nefrete dönüştüğünü söylemiştiniz.” İnsan insana, insani korkuyu kastettim, Allah korkusu demiyorum. “Ayrıca bazen korkmak haramdır sözünü de ediyorsunuz.” Doğru Allah’ın dışında hiçbir şeyden korkulmaz. “Tüm bunlar Allah’tan korkmayı gerektirir mi” diyor, tabi ki. “Allah korkusu insana ne kazandırır ve normal korkudan farkı nedir? Kafamda bu soru işaretleri var, selametle Oğuzhan.”
Şimdi Allah korkusu olan bir insan düşünelim. Mesela ben Allah’tan korkan bir insanım, Şeyh Nazım Hocamı çok seviyorum ve birisi ona bir şey söylemiş. Bak bu benim ağrıma gidiyor, peşini bırakmam ben bunun. Allah korkusu olmadığında ne olur? Adamı ilgilendirmez. Ne oldu? Sevgiyi öldürdü. Sevgi de sabır gerektirir. Eğer Allah korkusu olmazsa, sevdiğini harcarsın. İnsanın sevdiğini harcamamasının nedeni, Allah korkusudur, acırsın. Mesela Allah vermesin çok seviyorsun, eli yüzü yanar değil mi mesela yüzüne bir şey olur, Allah korkusundan aşkla onu koruyup kollarsın. Çok zordur. Sabredersin, yanık bir yüz kolay değildir değil mi sabretmek gerekir. Allah korkusu insanda aşk meydana getirir. Yani aşkın kökenidir, tutkunun kökenidir. Acıyı bilmeyen, onun için sevgiyi de bilmez. Mesela Allah korkusu sabır gerektirir. Yoksa insanlar sabırlı olmaz. Çok sevdiğin bir insan ters hareket eder, bir daha ters hareket eder, bir daha ters hareket eder harcar bırakırsın, unutursun. Ama Allah korkusu ile bunu yapamazsın. Çünkü Allah hesap sorar diye sabırlı olursun her seferinde sabırlı olursun, bırakmazsın. Onun için Müslüman sevgiyi, aşkı çok iyi bilir, tutkuyu bilir. Bakın şarkılara “her aşk biter, her aşkın sonunda bir gözyaşı vardır” der ya şarkılarda. Adı üstündedir yani aşk denilen şey mutlaka ayrılıkla sonuçlanan ve belayla sonuçlanan, kavgayla sonuçlanan bir olaydır onlara göre. Müslümana göre sonsuza kadar birlikte olmaktır aşk. Çünkü Allah’ın tecellisiyle sonsuza kadar beraber oluyorsun. Yaşlanıyor yine oluyor, ölüyor, yine oluyor yine ahirette de berabersin. Ölürken seni karşılar, yine berabersin. Ama bunu yaparken mesela biz Allah korkusu olmazsa Allah vermesin, mesela bize bir kötülük yapandan çok Kuran’a uygun olmayacak tarzda intikam alabiliriz. Yani Kuran’ı esas almadan bir intikam alırız, hakikaten de başarılı olabiliriz Allah’ın dilemesiyle. Ama Kuran bunu yasaklıyor. Mesela illegal intikamı Allah bize yasaklamış. Allah korkusu sevginin kapısını açıyor. Yani çünkü eğer öyle davranmazsan, mesela çok kötü bir intikam aldığında, o insanla bir daha dost olamazsın. Ama Kuran bizim usturuplu yaşamamızı sağlıyor. Böylece geri dönüş imkanımız olmuş oluyor. Mesela birisine kızsak bile geri dönüş imkanımız oluyor. Müslümanlıkta bu böyledir. Mesela buğz ediyorsun, Allah için buğz ediyorsun, Allah’tan korktuğun için onu uyarıyorsun, düzeltiyor, dostluğun devam ediyor. Hiç kopmamış gibi, incelir fakat kopmaz Müslümanlıkta bağ. Yani çok incelebilir, fakat kopmaz Müslüman olduğu müddetçe.
Mesela Allah korkusundan namaz kılarsın, yoksa namazlarını kılmazsın. Allah’ı seviyorum der kılmaz. Mesela gayri meşru kazanca tevessül edebilir. Allah’ı seviyorum der, gayri meşru kazanca girebilir. Mesela rüşvet alabilir. Allah’tan korktuğu için yapmaz. O bütün toplumdaki düzenin güzelliğini sağlamış oluyor. İnsanların arasındaki bağları mükemmelleştirmiş oluyor. Mesela Allah korkusu olmasa ben gece bu saatte niçin tebliğ yapayım? Allah’ı çok seviyorum derim, Ya Rabbi Sana hamd ediyorum derim, vurur kafayı yatarım. Hatta buna açıklama da getiririm, uyku kuvvet getirir. Veyahut arkadaşlarımla sinemaya gideyim, eğleneyim diyebilirim. Niye gidiyorsun dediklerinde de, işte kültürümü arttırmak için gidiyorum, görgümü arttıracak derim sinema. Gece veyahut derim ki, mükellef bir sofra kurun, gitmek istemiyorum, televizyon seyredeceğim yani haberleri genel kültürümü arttırmak istiyorum derim, haberleri izleyeceğim, bir de meyve, sebze yemeklerin güzelliğini tadını tadıp Allah’a şükredeceğim, röportajlara da gitmek istemiyorum, millet, insanlar kitap alsın okusunlar, internette zaten yeterli bilgi var, oradan baksınlar diyebilirim. Bu ne zaman denilebilir? Haşa Allah korkusu olmadığında olur değil mi? Dürüst olamazsın. Allah korkusu olmadığında dürüst olamıyorsun, samimi olamıyorsun. Allah korkusuyla dürüst olman sağlanır. Mesela birisine bir laf söylüyorsun, laf pek uygun gitmiyor. Onu niye düzeltiyorsun? Allah korkundan, acıyorsun çünkü. Belli onun üzüleceği aşikar, üzüldüğünde Allah onun hesabını sorar. Onun mutlaka dengelenmesi gerekiyor, güzel söz buluyorsun. Neden olur? Allah korkusundan olur.
Allah korkusu aşkın kökenidir, tutkunun kökenidir. Mesela bak her aşkın sonunda bir gözyaşı vardır, ayrılıyor. Allah’tan korkan sevdiğinden ayrılır mı, nasıl ayrılsın? Allah’tan korkmadığı için ayrılıyor işte. Bak bütün şarkılara bakın, hepsinde ayrılık vardır. Devamını anlatan bana bir şarkı getirsinler, çok nadirdir. Allah korkusu olmadığında olay böyle neticelenir. Allah korkusu şefkati meydana getirir, derin şefkat. Mesela koruma hissi. Çünkü bir insan mesela evlendiğinde onu evlilikle, şehvetle götürmeye çalışıyor. Şehvet ilk gecenin ilk iki üç dakikasında Allah zaten akıllarını ona göre yaratmış, bedenlerindeki zaafı da ona göre yaratmış oluyor, iki üç dakikanın içinde de gidiyor. Adam diyor; “Ben ne yaptım ya” diyor, “biz erken karar verdik evliliğe” diyor, “gençliğimizden olduk, hata yaptık biz ya” diyor. Bu halbuki hayvanlığından senin, Allah’tan korkun olmadığından. Çünkü Allah için sevmemişsin, şefkatle bakmamışsın, yaban bizonu gibi bir gerilime düşmüşsün, gerilimin düşünce gözündeki o şehvet perdesi gidince, karşındaki insana bambaşka bir gözle bakmaya başlıyorsun. Et yığını gibi görüyor. “Ben ne yaptım” diyor, “et yığınını aldım karşıma, getirdim” diyor. Tesadüflerle oluşmuş bir maymun gibi görüyor onu yani solucandan gelişmiş bir mahluk gibi görüyor, tiksiniyor, o da ondan tiksiniyor ondan sonra ayrılıyor, “aşkın sonunda ayrılık vardır” diyor. Başında da aşk yok bunun, sonunda da aşk yok. Aşkın adını ağzınıza almayın, aşkla bunun alakası yok. Aşk Allah aşkına dayalı olan aşka denir. Allah’ı aşkla seversin çünkü sonsuz güç Allah, sonsuz güzellik. Onu sonsuz aşkla seversin Allah’ın dilemesi, Allah’ın verdiği kadar. Allah’tan sonsuz sevmeyi dilersin, Allah ne kadar veriyorsa o kadar olur ve sevdiğini de Allah için sınırı olmayacak şekilde seversin Allah rızası için, Allah’ın tecellisi olarak. Buna denir Allah korkusu.
Allah korkusu Allah’ı darıltmamaktır. Yoksa Müslüman Allah esirgesin Cehennem’e gitse de sürekli Allah’ı zikreder, Allah aşkıyla yanar. Ama Müslüman Cehennem’e gitmez. Samimi bir Müslüman Cehennem’e gitmez. Yani bu böyledir. Allah sonsuz adildir, sonsuz merhametlidir, sonsuz akıllıdır. Bize merhameti adaleti öğreten Allah’tır. Acıma hissini veren Allah’tır. Akılcılığı veren Allah’tır. Bizim akıllı düşünmemizi sağlayan Allah. Allah’ın verdiği akılla, Allah hakkında akıl yürütmeye kalktığında çok aptal konumuna düşer insan. Çünkü Allah’ın verdiği bilgi kadar Allah hakkında düşünebiliyor insanlar. Fazlasını düşünemez, eksik de düşünemez, tam o ayarda düşünebiliyorlar.
Evet seni dinliyorum Berker.
ALTUĞ BERKER:Hocam Nur Talebesi ağabeylerin şöyle dediniz Hocam; “Mehdi (a.s.) konusunu örtbas etmelerinin kökeninde gençleri tedirgin etmeme var. “Ya Mehdi (a.s.) çıkmazsa, ya Mehdi (a.s.) ölürse, o zaman gençlerde imani bir şok meydana gelir mi?” Bu nedenle Allah-u alem Mehdiyet’i örtbas ediyorlar. Kargaşa çıkabilir diye düşünüyor olabilirler. “Acaba çıkacak mı, ya çıkmazsa, çıkarsa başarılı olur mu? Çıkar çıkmaz şehid ederlerse” gibi vesveseler yaşamamaları, tedirginlik duymamaları için örtbas eden bir üslup izliyorlar. Yoksa on iki ağabeyin, on ikisi de Hz. Mehdi (a.s.)’ın şahıs olduğunu biliyorlar, kendi özel konuşmalarında bunu anlatıyorlar. Bu iyi niyetli ama kötü niyetle yapılanlara karşı dikkatli olsunlar” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet yani şimdi Mehdi (a.s.) tek bir şahıs olduğu için her an mesela “kalbi tutar ölür” diyorlar veyahut “beyin kanamasından ölebilir veyahut biri çeker vurur, ölür. Bu sefer bütün milletin insanların imanı şoka girer” diye düşünüyorlar. Halbuki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) geldiğinde Müslümanlar onun Peygamber olduğuna iman etmişlerdi, inandılar ve Peygamberliğini de sonuna kadar götüreceği belli, Kitabı getireceği de belli. Nitekim de hiç bir şekilde hiç kimse de bir şey yapamadı. 63 yaşına kadar yaşadı, şerefiyle şehid oldu, Allah’ın Katına gitti Resulullah (s.a.v.). Çünkü Allah yolunda cihad ederken vefat etti, tebliğ yaparken vefat etti. Bu korkuya göre, bu mantığa göre İslam hiçbir zaman için dünyaya hakim olmaz. Eğer bu kafayla düşünülürse. Yani şahs-ı manevi, senin şahs-ı manevini de toplarlar. Yani Nur Talebesiyse küfür hepsini toplar, bir araya getirir, hepsini imha edebilir. Yani eğer küfrün gücü açısından değerlendiriyorsan, küfür dünyadaki ne kadar Nur talebesi varsa hepsini toplar. Yani bunlara gücü yetmez diye bir konu yok ki. Ev ev, sokak sokak, teker teker bulurlar. İsteseler hepsini toplarlar. Nasıl oldu İkinci Dünya harbinde değil mi? Mesela farz edelim Musevileri adam topluyor hepsini, tek tek, ev ev topluyor hepsini götürüp katlettiler. Veyahut mesela Roman vatandaşlar vardı mesela Roman insanı vardı, hepsini topladılar bir bir tespit edip katlettiler. Dolayısıyla şahs-ı maneviye bir şey yapılamaz diye düşünüyorlar. Şahs-ı maneviye bir şey yapılamaz ama şahs-ı manevi de bir şey yapamıyor. Şahs-ı maneviye kimse bir şey yapamıyor, şahs-ı manevi de insanlara bir şey yapamıyor ama. Şahs-ı manevi bölünme getiriyor, parçalanma getiriyor, başka bir şey olduğu yok. Tabi ki bir hizmet olur yani imani hizmet ama İttihad-ı İslam’ı sağlamıyor, Türk-İslam Birliği’ni sağlamaz, coşkuyu sağlamaz, o heyecanı sağlamaz. Atalet, sakinlik, durağanlık meydana getiriyor ve kendi içlerinde çelişki ve bölünme, parçalanmayı getiriyor. Çünkü Allah’ın Adetullah’ında mutlaka Cenab-ı Allah bir şahıs gönderiyor, hep böyle olmuş. Ya Peygamber göndermiş, ya bir mürşid göndermiş, onun etrafında toplanmışlar. O şehid edilirse Allah bir başkasını gönderiyor. Ama Müslümanlar başsız kalmıyor. Müslümanların başsız kalması düşüncesi bu korkulardan kurtulmak içindir. Yani o insana bir şey olursa, o topluluğa açıklamamız olmaz, ne yapacağız, en iyisi başsız olsun, dikkati çekecek de bir şey olmasın, biz de kıpırdamayalım, Türk-İslam Birliği talebimiz de olmasın, İttihad-ı İslam talebimiz de olmasın, Kuran’ın dünya hakimiyeti talebimiz de olmasın, kendimizi kurtaralım. Kıyamet’i beklemeye de gerek yok. “İnsan öldüğünde” diyor haşa “kendi Kıyametidir zaten, kendimizi kurtaralım.” Şimdi sen kendini kurtarmış olmuyorsun, kendini batırmış oluyorsun böyle yaptığında. Çünkü İttihad-ı İslam’ı istememen, Müslümanların birliğini istememen seni batırmak için yeterli zaten. Yani nasıl namaz kılmayan, oruç tutmayan, zekat vermeyen, hacca gitmeyen, kişi günahkar ve fasıksa onların tamamından daha büyük günahtır İttihad-ı İslam’ı istememek. En büyük farz İttihad-ı İslam istemek. Yani bir kişi namaz kılsa, oruç tutsa, zekatını, hacca da gitse eğer Müslümanların birliğini istemiyorsa, İttihad-ı İslam’ı istemiyorsa onun yeri Cehennem olur onu söyleyeyim. Allah’ın dilemesi dışında tabi, Allah nasıl isterse o ayrı. Yani normal Adetullah’a göre, normal Allah’ın kanunlarına göre bu böyledir inşaAllah. Yani şuna benziyor; “namaz kılıyorum, oruç tutuyorum, zekat veriyorum ama” diyor, “Peygamber’i inkar ediyorum” diyor haşa. Bunun gibi bir şey. Sen İttihad-ı İslam’ı inkar ettiğinde, İslam’ın bütün yapısını inkar etmiş oluyorsun. Bunun için gayret etmediğinde, ana farzı, asıl farzı inkar etmiş oluyorsun. En önemli farzı yapmamış oluyorsun. Yani haramları açıkça işleyen bir adam nasıl pervasızsa, İttihad-ı İslam’ı istemeyen bir insan da öyle pervasız olmuş oluyor. Bu anlaşılmayacak gibi bir konu değil.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. Bu konuda şöyle söylemiştiniz; “Peygamberimiz ( s.a.v.) zamanında birlik vardı. Peygamberimiz (s.a.v.) etrafında birleşme vardı ve dini dünyaya yayma şevki ve heyecanı vardı. Şimdi bir kısım Müslümanlar parçalanmayı neredeyse çok makul görüyor. O zamanda bir şevksizlik, bereketsizlik oluyor” dediniz hocam.
ADNAN OKTAR:Mesela bak Talut-Calut kıssasında da bunu görüyoruz, diğer kıssalarda da bunu görüyoruz, Zülkarneyn (a.s.) kıssasında bunu görüyoruz, Süleyman (a.s.) kıssasında bu vardır. Hz. Yusuf (a.s.)’da da mesela Yusuf (a.s.) başa geçiyor, ondan sonra bereket oluyor. Süleyman (a.s.) başa geçiyor, ondan sonra bereket oluyor, Zülkarneyn (a.s.) başa geçiyor, ondan sonra öyle oluyor. Zülkarneyn (a.s.) başa geçmeden olmuyor. Mesela yetenekli insanlar var, orada güç var, kuvvet var. Ne diyor Zülkarneyn (a.s.): “Bana maddi destek vermenize gerek yok” diyor, “bana insanla yardım edin” diyor. Demek ki kaliteli, etkin insan topluluğu var. Eksik olan ne? Lider yok. Lider olmayınca kaliteli, etkin insan topluluğu harekete geçemiyor ve Yecüc-Mecüc’e karşı başarı elde edilemiyor. Yani anarşi-teröre karşı, fitneye karşı başarı elde edilemiyor. Zülkarneyn (a.s.) kendi başına mı yapıyor? Oradaki insanlarla yapıyor. Ama başta idareci bir beyne ihtiyaç var. Allah’ın ilham edeceği birisine ihtiyaç var. O olmadığında, o yetenekli insanlar atıl oluyorlar ve Yecüc-Mecüc orada başarılı, o anda etkenler. Bak yetenekli insanlar olduğu halde. Ne diyor Zülkarneyn (a.s.)? “Bana insanla yardım edin.” O insanları topluyor, başa geçiyor, bedene beyin geliyor, bedene bir baş gelmiş oluyor. Ondan sonra beden canlanıyor ve hakim oluyor. Başsız beden ölü halde oluyor. Kıpırdanır, hareket eder ama bitkisel hayatta olur. Şu anda da Müslüman alemi bitkisel hayatta. Yani bir baş olmadığı için canlanamıyor, aktif olamıyor ve mesela karaciğeri iflas ediyor, dalağı iflas ediyor, bacağı çürüyor, sağ kolu kangren oluyor, vücut kendini kurtaramıyor. Baş olmadığı için. Baş olmuş olsa bütün beden kurtulacak inşaAllah.
Evet Berker’im seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER:Hocam dün bir hadis okudunuz şöyle: “Hakkı gasp olunan ve inkar olunan mazlum imamınız ve bu gaybetin sahibi Hz. Mehdi (a.s.), onların arasında dolaşır, pazarlarında gezer, onların bastığı yerlerden geçer. Ama onlar onu Hz. Mehdi (a.s)’ı tanımazlar. Ta ki sonunda Allah kendisini onlara tanıtması için, tıpkı Hz. Yusuf (a.s.)’a verdiği gibi ona izin verir.” Şöyle şerh ettiniz hocam hadisi: “Hakkı gasp olunan her yerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın aleyhinde faaliyet var. “Mehdi (a.s.) yok, Mehdi (a.s.) gelip-geçmiştir, Mehdi (a.s.) şahs-ı manevidir” diyorlar. Masum olan imam, gaib olan onların arasında dolaşır, Müslümanların arasında. Neden tanımıyorlar? Çünkü ilgilenmiyorlar. İlgilenmeyince tanıyamazlar. Ama iyi bilgisi olan, imanı nuruyla Hz. Mehdi (a.s.)’ı tanır. Sonunda Allah ona kendisini tanıtması için izin verir. Hz. Mehdi (a.s.) Mehdiyet’i anlatacak, insanlara tarif edecek. Deccaliyetin etkisiyle, Hz. Mehdi (a.s.)’dan hiç bahsedilmemesine rağmen sürekli Hz. Mehdi (a.s.)’ı müjdeleyerek, şeytanın oyununu, deccalin oyununu, Resulullah (s.a.v)’in hadisleriyle kırıp, yıkacak” dediniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. Ne anlatayım Beril?
SUNUCU:7000 yıl ile ilgili hadisi okuyup, anlatabilirsiniz Hocam inşaAllah siz daha iyi bilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Tamam. Cübbeli Hazretleri bu konunun üstünde pek durmuyor ama birçok alim de durmuyor, bu çok garip bir durum.
Önce Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretlerinin bu konuda sözleri var, 7000 yıl ile ilgili, başka bir hadisle açıklıyor. Dünyanın ömrü ile ilgili olan var. Bir de bu Cübbeli’nin Şeyh Nazım Hocamızın elini öpmesi ve ona mürşid demesi ile ilgili film var. Onları yayınlayalım, ondan sonra ben bu konuyu anlatayım. Ondan sonra Sungur Ağabey’in 7000 yıl ile ilgili sözü var, onu da yayınlayın.
VTR: Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri 30 Nisan 2009 Tarihli Sohbetinde Ümmetin Ömrünün 1500 Seneyi Geçmeyeceğini Anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Evet. Şimdi Berker hocam, dünyanın ömrüyle ilgili bu hadisleri güzelce bir oku. Bediüzzaman ve Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri bu hadislere dayandırıyorlar, yani dünyanın ömrünün 7 bin yıl ile ilgili olmasıyla hadisler meşhurdur, bilinen hadislerdir. Peygamberimiz (sav) "bunun 5600 yılı geçti" diyor. Buradan da anlıyoruz ki, Hicri 1400 ile 1500 arasında bir vakit var, ondan sonra bozulma başlıyor ve "1545 gibi" de Bediüzzaman "Kıyamet kopacak" diyor. Allah-u alem, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İbni Asakir diyor ki: Ebu Said Ahmed b. Muhammed Bağdadi rivayet etti. Enes b. Malik (r.a.)’dan O dedi ki, Resulullah (s.a.v.) buyurdu: “Kim bir din kardeşinin Allah yolunda bir ihtiyacını görürse, Allah Teala onun için, gündüzlerini oruçla, gecelerini de ibadetle geçirmişçesine şu dünyanın yedi bin yıllık ömrü müddetince sevap yazar.”
İbni Abiyy diyor ki: Ebu İshak, İbrahim b. Abdullah Nebti, (aradaki ravi silsilesi ile) rivayet etti. Enes b. Malik (r.a.)’dan tahric etti. O dedi ki, Resullullah (s.a.v.) buyurdu: “Dünyanın ömrü, ahiret günlerinden yedi gündür. Allah Teala buyurdu ki: “Senin Rabbinin yanındaki birgün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.”
İbni Ebi Dünya, Zemmil Emel’inde diyor ki: Ali b. Said, Hamza b. Hişan’dan, O da Said b. Cubeyr’den rivayet ettiler ki, "Dünya, ahiret haftalarından bir haftadır."
İbni Ebi Hatem, Tefsir’inde İbni Abbas’dan rivayet etti ki: "Dünya, ahiret haftalarından bir hafta olup, yedi bin senedir ve bunun altı bini geçmiştir."
İbni Abbas’dan sahih olarak nakledilen şöyle bir rivayet vardır. O dedi ki: "Dünya yedi gündür. Her bir gün bin yıl gibidir. Ve Resulullah (sav) de onun sonunda gönderildi."
Tabarani Kebir’inde diyor ki, Ahmed b. Nadr el-Askeri ve Cafer b. Muhammed-ül Feryabi nakletmişler ki; Dakkak b. Zeyd-i Cüheni’den rivayet ettiler. O dedi ki: Ben gördüğüm bir rüya’yı Resullullah (s.a.v.)’a anlattım. Bu rüyada Peygamber (s.a.v.) yedi basamaklı bir minberin en üst basamağında idi. O buyurdu ki: "Yedi basamaklı gördüğün minber şu dünyanın ömrü olan yedi bin senedir, Ben de Onun son bininde olacağım."
Bir başka rivayette: "Allah, gökleri ve yerleri altı günde yaratmıştır. Rabbimin yanında bir gün, sizin dünya hayatında saydığınız bin yıl gibidir. Ve dünyanın eceli altı gündür, yedinci günde kıyamet kopacaktır. Altı gün gitmiştir ve siz yedinci gündesiniz."
Ahmed İbni Hanbel İlel’inde nakletti: Dünyadan beş bin altı yüz yıl geçmiştir.
ADNAN OKTAR:Yani 7000'den çıkarırsak 1400, 1400 ile 1500. Bunu din alimlerinden kardeşlerimiz sorsunlar bu hadisler doğru mu diye. Suyuti doğru bir alim midir, bu hadisler doğru mudur? Dünyanın ömrü ile ilgili hadisleri anlasınlar, düşünsünler, Bediüzzaman'ın ifadelerini açıkça incelesinler, aynı zamanda Şeyh Nazım Hocamız'ın da bu açıklamalarını incelesinler, Sungur Ağabey'in bu izahını da dinlesinler. Bu açık gerçekleri görmezlikten gelmesinler. Bak son vaktindeyiz dünyanın ve Müslümanları uyuşturuyorlar ve onları bitap ve bitkin hale getiriyorlar. Aktivitelerini, canlılıklarını, şevklerini, güçlerini, neşelerini kırıp; onları içe kapanık, uykulu, güçsüz, gelecekten ümidini kesmiş, mağlup, ezilmeye hazır hale getiriyorlar ve deccalin önüne onları lokma olarak koyuyorlar. Bu oyuna Müslüman kardeşlerimiz hep birlikte tavır alsınlar, inşaAllah. Birleşme ve beraber olmanın üstünde dursunlar. İttihad-ı İslam çok kolay, Türk-İslam Birliği çok kolay; insanların gözünde büyüttüğü gibi değil, yani o olabilecek en kolay birliktir. Bakın Akdeniz Birliği, Avrupa Birliğini nasıl kolay görüyorlar, onun 100 misli daha kolaydır, çok çok daha kolaydır. Ve çok çok lüzumlu ve gereklidir.
Cübbeli bak kendisiyle ilgili söz olduğunda yeri göğü nasıl birbirine katıyor, ama Bediüzzaman'a yönelik çirkin sözünü düzeltmedi. Aynı zamanda Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretlerine ait sözünü düzeltmedi. O bandı yayınlayın, onun düzeltilmesi için de Şeyh Nazım Hocamız'ın talebeleri de ona mail atsınlar ve bu üslubunu düzeltmesi için ısrarlı olsunlar. Bediüzzaman'ın talebeleri de aynı şekilde Bediüzzaman'a attığı bu iftirayı düzeltmesi için konuşsunlar. Flash TV'ye çıkıyor, gece gündüz kendini savunuyor, kendi reklamını anlatıyor; işte “bana iftira atıldı” diyor, “bana hakaret edildi” diyor. Ama sen kendi attığın iftirayı ve hakareti temizlemiyorsun. Başkasına iftira etmek hakaret etmek normal oluyor da, sana iftira hakaret edilince anormal olması nasıl oluyor değil mi? Tabi ki anormal, sana atılan iftira hakaret de anormal. Bak ben ona karşı hukuki önlem alıyorum sana atılan iftiraya karşı, değil mi? Bak bunun araştırılması için biz avukatlarımızı görevlendirdik. Ve bunun durdurulması için uğraşıyoruz. Peki sen, iftiranı hakaretini temizliyor musun? Temizlemiyorsun. Çok ayıp yapıyorsun.
VTR: Cübbeli Kendisi Dışında Herkesi Yanlış Görüyor.
Sanki Ehl-i Sünnet inancı Fatih Altaylı'yı ilgilendiriyormuş gibi, sanki böyle bir Ehl-i Sünnet alimi gibi "Ehl-i Sünnet'e karşıymış ha?". Senin Ehl-i Sünnet de değil yani senin İslam diniyle ilgili bağlantın zayıf, bilgilerin zayıf. Bu konulardan pek anlamadığın malum, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Kendisi de söylüyor.
ADNAN OKTAR:Kendisi de söylüyor bunu açıkça söylüyor. Amacı ne? Bediüzzaman'ı etkisiz hale getirmek. Bediüzzaman'ı niye etkisiz hale getirecek? Çünkü Mehdiyet'ten bahsediyor, İttihad-ı İslam'dan bahsediyor, Türk-İslam Birliği'nden bahsediyor. Bu neden kafasını taktı, Fatih Altaylı neden kafasını taktı bu konulara? Malum konudan. Mesela Fatih Altaylı'nın programında Şeyh Nazım Hocamız'a o tombul gözlüklü çok ağır hakaretlerde bulundu, çok çirkin sözler etti; yazısında da var ayrıca, birbirinden biçimsiz sözler etti. Onun talebesi, Cübbeli çıktı şimdi, o da ağzını bozdu. Bakın “kutub olduğunu” söylediği bir insana, insan kutub olarak mürşit olarak gördüğü bir insana, bu kadar nezih, bu kadar güzel, bu kadar dünya iyisi bir insana böyle bir dil kullanabiliyorsa, neler yapabilir bir insan artık onun ufkunu düşünüyor. "Aklını kaçırdı, kafayı yedi" haşa, "ulanan bulanan", bu da ne demekse, çok çok çirkin sözler. Bediüzzaman'a da burada televizyonda söylediği böyle, ama özel sohbetlerinde çok çok daha acayip sözler ediyor, çok çok daha acayip sözler ediyor. O neyse, ama alenen halkın içerisinde bu sözleri söyledikten sonra bunları düzeltmedi ve özür dilemedi. Bak kendi derdine düştü, ha bire kendini temize çıkarmaya çalışıyor. Yok zina etmemiş, yok işte seks partisi düzenlememiş, yok şunu yapmamış, yok sapıklık yapmamış habire onları anlatıyor. Onlar dert değil, biz onlarla ilgili hukuki girişimde bulunuyoruz biz zaten kimseye öyle bir şey söylettirmeyiz, iftira da olsun, gerçek de olsa bir insanın bu şekilde aşağılanmasına, bu kadar hakarete uğramasına gönlümüz razı olmaz, bütün insanların gözü önünde. Yaptıysa Allah ile onun arasında, günahıdır tövbe eder, Allah bağışlasın. Yapmadıysa da zaten iftiradır, zaten öyle bir şeye müsaade etmeyiz inşaAllah. Ama bu tip bir üslubu kullanması çok çirkin. Onun için Şeyh Nazım Hocamız'ın talebeleri bu Cübbeli'ye bu gözle bakmaları gerekir. Yani Cübbeli deyince bir nokta koymaları gerekiyor. Nur talebeleri de Cübbeli deyince bir nokta koymaları gerekiyor, itimat edilecek bir yönü yok, bunu açıkça görüyorlar. Bunu düzeltmiyor çünkü. Ama kendiyle ilgili konudaki titizliğini de görüyorsunuz. Günlerden beri bir türlü sakinleşmedi. Daha ortada kaset filan da yok bir şey de yok yani kimse görmedi de. Daha sözü varken yeri yerinden oynatıyor. Demek ki iftira ve hakaret çirkin bir şeymiş. Sen niye yapıyorsun, başkasına niye yapıyorsun ve düzeltmiyorsun? Elinde imkan var; televizyona çıkıyorsun, boş hurafe anlatacağına, sürekli reklamını yapacağına, kendini öveceğine, kendini temize çıkartmaya çalışacağına bu konuyu anlat, özür dile. Doğru mu Berker hocam?
ALTUĞ BERKER:Tabi Hocam tamamen doğru inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hayır yani ben çok çok rahatsız oldum. Bu kadar sevdiğim bir insana bu tip bir üslup, demek ki ses çıkartılmasa bunun hakaret etmeyeceği adam kim kalıyor geriye? Bu ne öfkedir, bu ne sevgisizliktir, bu ne şefkatsizliktir, bu nasıl bir saygı anlayışı, nasıl bir nezaket, vefa anlayışı? O zaman niye gittin elini öptün, niye kutub olduğunu söylüyorsun? O zaman yalan mıydı bu yaptıkların? Doğruysa, o zaman şeytana uydun. Mutlaka bunu temizlemesi gerekiyor, bu yaptığı çirkin tavrı. İnşaAllah.
Berker’im sizi dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam, dün şöyle dediniz inşaAllah, "Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s)'ı bilinmeyen biri olarak bekleyin dememiş, beklemenin yolunu göstermiş. O mübarek misafir geldiğinde tanımamız için çok detaylı geliş alametleri, gelmeden önce olayları, geldikten sonraki safhaları, dış görünümü gibi detayları bildirmiş. Bizim yapacağımız, Resulullah (s.a.v.)'ın tarifine göre, onun tarif ettiği şekilde Hz. Mehdi (a.s)'yi aramaktır. Bu nedenle Müslümanlar Hz. Mehdi (a.s)'nin geliş alametlerini bilecek ve bu alametlerle onu arayacak. 'Bediüzzaman boyunu posunu tarif etmedi, o zaman ilgilenmenize gerek yok' diyemeyiz. 'Şeyh Nazım anlatmadı, ilgilenmemize gerek yok' diyemeyiz. Onlar hadislere bakıp anlatıyorlar. Biz de hadislere bakıp hadislerdeki tariflere göre Hz. Mehdi (a.s)'yi aramakla mükellefiz. Bediüzzaman'a değer verip, Şeyh Nazım'a değer verip, Resullullah (s.a.v.)'in sözüne değer vermemek olmaz. Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s)'yi çok detaylı anlatmasına rağmen 'beni ilgilendirmez' diyorsa samimi değildir." dediniz hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. "Selamün aleyküm Muhammed Adnan Hocam." Aleyküm selam ve Rahmettüllahi ve berekatühü. "Almanya'dan tekrar selam eder, ellerinizden öperim. Sayın hocam, Almanya'da ne yazık ki bazı cemaat mensubu arkadaşlarımız MHP hakkında 'Onlar putperest, arkalarında namaz kılınmaz, kurda eğiliyorlar' diye laf çıkarttılar. Her sözlerinde 'biz Müslümanlar ve diğerleri' diye lafa başlıyorlar ve Almanya'da ayrım yapıyorlar. Ben sizi her gece dinliyorum ve MHP hakkında övgü dolu sözlerinizi izlemiştim. Sizden ricam bu arkadaşlarımıza Rabbimiz ve dinimiz Kuran'ımızın bir olduğunu izah eder misiniz? Acaba bu iddialar bu arkadaşlarımızı kullanan Darwinistlerin bir oyunu mudur? Bizleri bu konuda aydınlatır mısınız? Allah razı olsun derim. Almanya'dan selam, Türk-İslam Birliği'ne devam. - Mehmet Nehir"
MaşaAllah. çok güzel. MHP koçyiğitlerin bulunduğu bir partidir. Türk-İslam Birliği'ni savunan, dindar, milliyetçi, mukaddesatçı, maneviyatçı, örf, anane ve geleneklerimizi savunan bir partidir. Ben MHP'li değilim, ama bütün sağ partileri hepsini desteklerim. Bu çok çirkin tabi, fitne yani günah, Müslümanları böyle bölümlere ayırmak; işte Ak Partililer ayrıdır, MHP'liler ayrıdır, işte o onu tekvir ederse, o onu tekvir ederse veyahut Büyük Birlik Partililer yahut Saadet Partililer hepsi nur gibi tertemiz kardeşlerimiz. Hepsi Türkiye'nin güvencesidir, Türkiye'nin aslan evlatlarıdır, koçyiğit evlatlarıdır, hepsi Türk-İslam Birliği'ne gönül vermiş insanlardır. MHP'linin arkasında da namaz kılınır, Saadet Partilinin arkasında da namaz kılınır, Ak Partilinin arkasında da namaz kılınır, Büyük Birlik Partilinin arkasında da namaz kılınır, CHP'li kardeşimizin arkasında da namaz kılınır; namaza durduktan sonra o bizim tertemiz kardeşimizdir. Nerden çıkıyor bu fitneler? Sakın, sakın, sakın, sakın. Yani çok büyük günah, Allah vermesin. "Fitne katilden beterdir" diyor Cenab-ı Allah. Yani “insan öldürmekten daha kötüdür” diyor Allah. Bu da bir fitne olduğu için çok büyük haram olur, çok büyük günah olur, Müslümanları bölmek parçalamak fitnedir. En büyük günahlardandır. Parçalara ayırmayacağız. Olabilir çeşitli partiler gayet normal. Ayrı ayrı okullar, ayrı ayrı faaliyet grupları, hepsi birbirinden güzel; sakın, inşaAllah.
Efendim, İngilizce soru tercümesi; "Sevgili Hocam selamünaleyküm. Benim kadınlarla ilgili bir sorum var. Çünkü hocaların farklı görüşleri kafamı karıştırıyor. Sizin fikriniz bana kesin bilgi verecek inşaAllah. Çarşaf farz mıdır? Allah razı olsun Hocam, selam."
Aleyküm selam ve Rahmetüllahü ve berekatühü. Nur Suresi'nde ve Ahzab Suresi'nde Kuran'da başörtüsünden bahseder Cenab-ı Allah. Farziyeti ayetlerle sabit, açıkça ifade edilmiştir. İster çarşaf giyer, ister başörtüsü takar, ister takmaz. Ama onların hepsi bizim nur gibi tertemiz kardeşlerimizdir, hepsi birbirinden üstündür. Ama başörtüsünün Kuran'da olmadığını iddia eden kardeşlerimiz de onlar da Müslüman ve muttakidir yani onları da biz saygıyla karşılarız. Kuran'da başörtüsünün olduğuna inanan kardeşlerimiz, onlar da Müslüman ve muttakidir, Müslümandır. Ama benim şahsi görüşüm var olduğu kanaatindeyim yani ama her inanca saygı duyarım. Başörtülüsü, başörtüsüzü, çarşaflısı, çarşafsızı hepsi benim kardeşimdir; hepsine derin sevgi duyuyorum. Ayrıca çarşaf da çok yakışıyor hanımlara, yani söyleyeyim, bence kadına en yakışan kıyafet diyebilirim yani samimi olarak söylüyorum. Mesela ben modern bir insanım yani görünüş olarak, yani samimi kanaatim olarak acayip yakışıyor, süper güzel oluyor. Yani başörtüsü mü deseler, ben çarşafı tercih ederim, yakışma açısından. Çok çok güzel yani inşaAllah. Ama başörtüsü, mesela benim kardeşlerim başörtüsüz, onlar benim canım; mesela Beril namazındadır, hocam da dindar, benim kızlarımın hepsi dindarlar maşaAllah, nur gibi tertemizler. Canımın içi hepsi. Yani 'başörtüsü olmayan günahkardır, başörtüsü olan günahtan kurtulmuştur' diyemeyiz inşaAllah. Hepsi Müslüman, mümin ve muttaki kardeşlerimizdir. Böyle bileceğiz inşaAllah. Yani başörtüsü olmayan insan dinden çıkmaz o anlamda diyorum inşaAllah. Yahut mesela yalan söyleyen insan tövbe eder, başörtüsü yoksa yahut tesettürü yoksa tövbe eder fakat dinden çıkmaz inşaAllah.
“Hayırlı akşamlar Hocam. Sizi televizyondan izliyorum, haksızlığa karşı olan gayretinizi takdir ediyorum. Bir mürşid-i kamile hakaret edenleri ben de şahsım tasvip etmiyorum. Sizinle bu konuda hemfikirim. Sizden bir haksızlığa karşı koymanızı dile getirmenizi rica ediyorum. Facebook’ta Müslüman kardeşlerimiz İslam’ın hakaret soru ve cevapları adı altında, Resulullah (s.a.v.)’e karşı edepsizce iftira ve eleştiri konulu, cinsel hayatı hakkında yaptığı videolarla genç Müslümanların kafalarını bulandıran bir Hristiyan Rahip varmış herhalde. “Ona da sanırım birkaç sözünüz olması gerekir. En derin saygımla, Kemal Yıldırım.”
Bu adamın bir videosunu ben izleyeyim, yani teknik olarak bu mümkün, bilgisayardan bakarız inşaAllah Facebook’da evet. Şimdi görmediğim bir şeye direkt cevap vermem olmaz. Göreyim daha kapsamlı, daha detaylı, delilli cevap veririm inşaAllah.
“Selamün aleyküm güzel insan Adnan Hocam. Ben de Facebook sayfasında sizin konuşmalarınızı yayınlayıp, size acizane yardım etmeye çalışıyorum. Sizin yanınızdakileri ağabey ve kardeşlerim olarak çok seviyorum. Allah’tan duam sizlerle beraber bizi Mehdi (a.s.)’a ulaştırması ve Allah’ın rızasını kazanmamız hepsinin üstünde” diyor inşaAllah. “Hocam Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri ile ilgili az evvel yayınladığınız videoyu nereden indirebiliriz? Bu videoyu ben de yayınlamak istiyorum. Sizi devamlı izliyorum.” Benim internet sayfamda var işte. Zaten yarın konuşmalar olduğu gibi yayınlanıyor www.HarunYahya.Tv’de. Daha önceki konuşmalarımda da yayınladım, oradan alabilirsin. “Çok fayda gördüm inşaAllah konuşmalarınızdan. Allah sizlerden razı olsun, sizleri korusun. Bu kadar eziyet gördünüz hala yılmadan İslam’a ve insanlara hizmete devam ediyorsunuz. Ellerinizden öperim Ömer Yılmaz.” Kardeşim maşaAllah.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bir konuda mesela diyor ki: “şöyle namaz kılarsanız mesela şu gün namaz kılarsanız şu kadar yıl ibadet yapmış gibi sevap kazanırsınız.” Yani bu Müslümanları ibadete teşvik etmek için Peygamber Efendimizin (s.a.v.)’in söylediği hadis-i şeriflerdir. Tabi takdir Allah’ındır. Yani çok sevap kazanırsınız anlamındadır. Yani oturup orada biz matematik hesap yapmıyoruz. Allah’ın takdiridir. Çok sevap kazanırsınız anlamındadır. Ve akıllarında iyi kalması için söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Mesela bir şeyi bir şeye benzeterek söylüyor. Bir de Allah’ın oradaki Müslümanlara bir ikramı, bir güzelliği mesela onu yaptığında Allah takdir ederse o sevabı vermiş oluyor. Yani onun niyetine göre, onun güzel ahlakına göre sevap kazanmış oluyor. Dolayısıyla onda şaşacak bir şey yok. Kardeşimizin oradaki tedirginliği ve şaşırması yersiz. Mesela bir şey yapıyoruz, mesela bir fakire bir dilim ekmek verirsin tahmin tahayyül edemeyeceğin kadar sevap kazanabilirsin, hiç ummadığın bir sevap kazanabilirsin. Yani “böyle bir az amele, az bir güzelliğe çok fazla sevap olur mu” denmez. Olabilir inşaAllah.
Bir de Mustafa kardeş sen burada hadisin ana konusu yani hadislerin ana konuda üstünde durduğu yön önemlidir. Yani hadisler sürekli 7000 yılın üstünde duruyor, bu çok önemli. O hadiste kelimeler arasında bazı yerler yanlış aktarılmış, eksik aktarılmış olabilir o ayrı meseledir. Yani böyle yoğun mesela yirmi tane hadis var ama hepsi birbirine çelişik olabiliyor yirmi hadisin yirmisi de. Ama bir noktada ittifak var. İşte anlatılmak istenen nokta o, onun üstünde dursun. 7000 yıl orada tamam. Hadisi ben tamamı orada kusursuz nakledilmiştir demiyorum ki, Raviler naklediyorlar. Ravi naklederken tabi ki orada aklında kalanı söylüyor. Aklında kalan vahiy olmaz. Yani “benim aklımda kalan bu kadar” diyor. Başkasına soruyoruz, o da “aklımızda bu kadar” kaldı diyor. Eksik olabilir bu çok normal hadis nakillerinde ama ana fikirde hata olmaz onda. Ana fikir 7000 yıl ve hepsinde 7000 yıl. Bunda bir değişiklik yok, işte bu çok önemli inşaAllah. Öbürlerinde mümkündür yani yanlış bir kelime karışabilir.
Tamam Üstad hakkında,“Es selamü aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. Bir kardeşimiz Cübbeli’nin bir talebesi göndermiş. “Hocam” diyor, “özür diledi” diyor, “Risale-i Nur konusunda.” Doğru özür diledi, nerede? Lalegül Fm’de. Kim dinliyor Lalegül Fm’i? Bir avuç insan dinliyor, çok çok az. Yani Cübbeli’yi seven, onun çevresindeki insanlar dinliyorlar veyahut o çevreden başka alimleri de seven kişiler. Cübbeli nerede konuştu? Habertürk’te konuştu. Kaç kişiye hitap etti? En az 30 milyon kişiye hitap etti. Orada en fazla hadi üç yüz, hadi üç bin olsun. Şimdi yapılan iftira aynısıyla temizlenmesi lazım. 30 milyona hitap ettiyse, 30 milyona hitap edecek. Çıkıyor Habertürk’te alakasız şeyler konuşuyor. Mesela Flash Tv’de konuşuyor şu an. Çıksın orada özür dilesin. Bunu yapmıyor, o çirkin bir uyanıklık çünkü gururuna ağır geliyor o sözünü geri almak, özür dilemek ağrına gidiyor yani topluluğa karşı, insanlara karşı. Ama küçük bir topluluk, kendi cemaatinin içinde özür dilemek ağrına gitmiyor. Onlara da özel konuşmasında kim bilir ne diyecek, işte vaziyeti idare edin, ne yapalım işte böyle demek durumunda kaldım da diyebilir. Biz buna garanti veremeyiz. Büyük kitlenin önünde bunu söyleyecek. Yani özel sohbetlerindeki konuşmalarını biz biliyoruz Cübbeli’nin. Beni konuşturmasın. Yani cinlerden bilgi almıyorum, yanındaki arkadaşlarından bilgi alıyorum, gelip söylüyorlar yani. Zannettiği kadar öyle dünya boş değil inşaAllah. Cin kanalıyla da alırız ayrıca, var o konuda yetenekli arkadaşlarımız da. Kelimesi kelimesine de söylerim inşaAllah. Ve ayrıca bak benim gözümün nuru çok sevdiğim Şeyh Nazım Hocama, çok ağır, çok galiz hakaret edildi. Ben normalde yeri göğü birbirine katarım. Ama Müslüman olduğu için, kardeşim olduğu için nezaketli bir üslupla istirham ediyorum, o sözünü geri alsın. Flash Tv’ye çıksın, oturup kendini temize çıkaracağına, kendisinin işte sapık olmadığını, cinsi sapık olmadığını anlatıyor, işte fuhuş yapmadığını, zina yapmadığını habire onu anlatıyor panik halde. Sen benim şeyhime, mürşidime bu kadar sevdiğim insana hakaret ettin, onu temizle, onu bekliyoruz senden. Özür dile değil mi? Boş bulundum, hata yaptım Allah affetsin, ben konuşmadım şeytan konuşturdu beni de özür dile inşaAllah. Bunu biliyorum o açıklamasını, konuşmasını dar bir çevrede açıkladı. Geniş açıklamıyor. Flash Tv’de de bunu aynısıyla açıklasın Bediüzzaman ile ilgili sözünü. Milyonlarca insanı Bediüzzaman hakkında yanlış yönlendirdi, yanlış bilgilendirdi. Bir de “akademi mensubu, akademisyen bir insan bunu söylüyor” diyor. “Profesör, doçent ayarında bir insan bunu söylüyor” diyor daha da galiz yani. Değil mi?
ALTUĞ BERKER:Tabi Hocam evet.
ADNAN OKTAR:Biz bunlara suskun kalamayız. Faruk Beşer-şaşar beşer ayrı bir yerden Bediüzzaman’a tavır alıyor, bu ayrı yerden tavır alıyor. Kim cevap verecek? Biz cevap vereceğiz tabi ki. Bediüzzaman sahipsiz değil, o daha dur bütün dünyanın sevgilisi olacak, daha dur inşaAllah, daha başındayız.
ALTUĞ BERKER:Vesile oluyorsunuz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Mustafa kardeş dediğime kanaatin gelmediyse daha detaylı anlatayım yani deminki anlattığımı.
Başörtüsü konusunda da, başörtüsünün ben farz olduğuna inanıyorum, çarşafı da çok beğeniyorum yani acayip yakışıyor, çok güzel oluyor ama açık hanımları da çok çok seviyorum, saygı duyuyorum, mis gibi tertemiz kardeşlerim onlar, yüzde yüz Müslümanlar. Bu konuda da gönlüm müsterih inşaAllah. Başörtülü olur mesela namaz kılmayabilir, o da benim tertemiz kardeşim Müslüman. Zekat vermez yine Müslüman kardeşimdir, günaha girer yine Müslüman kardeşimdir. Tertemiz insan günahtan, eksiklikten hali bir durumu yok ki. Gece gündüz tövbe ediyoruz. Niçin tövbe ediliyor? Demek ki günahkar, hataları oluyor, eksiklikleri oluyor, yanlışları oluyor değil mi? İnşaAllah.
“Selamün aleyküm Muhammed Adnan Hocam.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berkatühü. “Sizi çok çok çok seviyorum. Bize Kuran ahlakını, İslam’ı, Allah aşkını en güzel şekilde tanıttığınız için Allah sizden razı olsun. Hocam siz daha iyi bilirsiniz, Mümin Suresi 34. ayetini okuyunca aklıma Mehdi (a.s.)’ın şahıs olarak geleceğini inkar eden bazı Nur talebeleri geldi. Şu anda sözde Bediüzzaman’ı korumak adına onu gölgede bırakır kaygısıyla Mehdi (a.s.)’ın şahıs olarak geleceğini saklıyorlar ve “Risale-i Nur Mehdi’dir” diyorlar. Oysa ki Bediüzzaman’ın kendi yaşadığı devirde kıymeti bilinmedi. Ayet Mümin Suresi, 34:
“Andolsun, daha önce Yusuf da size apaçık belgeler getirmişti.”Yusuf Peygamberimiz Hz. Yusuf da“size apaçık belgeler getirmişti. O zaman size getirdikleri hakkında kuşkuya kapılıp durmuştunuz.” Yani “hak Peygamber değil, yanlış” diyorlardı Hz. Yusuf (a.s.) için de. Başının üstünde melek olsun, Peygamber olduğunu göstersin gibi yani hep müşriklerin iddiası, ona benzer iddialarda bulunuyorlardı. “Sonunda o, vefat edince, demiştiniz ki; “Allah, ondan sonra kesin olarak bir elçi göndermez.” “Artık bitmiştir derler” diyor. Bunlar da ne diyor? “Artık Allah bir daha Mehdi (a.s.)’ı göndermez. “İşte Allah, ölçüyü taşıran, şüpheci kimseyi böyle saptırır.” Bunlar da ne yapıyor? Ölçüyü taşırıyorlar ve şüpheciler ve Allah da basiretlerini, güçlerini, şevklerini kırıyor, çok yanlış. Aynı Hz. Yusuf (a.s.)’dan sonra Allah Peygamber göndermez diyenler gibi Bediüzzaman’dan sonra Allah başka Mehdi göndermez diyenler de aynı hata içindeler. Güya Bediüzzaman’a iyilik yapıyorlar. Bediüzzaman’ın Allah esirgesin unutulmasına, yok olmasına doğru adım atmış oluyorlar. Bak nitekim koskoca mübarek bir camia da Fethullah Gülen Hocamızın camiası bak oraya musallat oldular. Faruk Beşer-şaşar beşer çıktı ne dedi? “Bediüzzaman’ın anlattıkları geçersizdir” dedi. Şahs-ı manevici olursan, şahs-ı maneviyi teşvik edersen sonu bu olur işte. Nitekim Samanyolu Tv’de, Mehtap Tv’de gürül gürül adam anlatıyor. Çünkü baktı şahs-ı manevi ile baş edemeyecek. Çünkü gizlenecek gibi değil, çok açık Mehdi (a.s.)’ın şahıs olduğu. Ne yapalım? “En iyisi komple Bediüzzaman’ı kabul etmeyelim” dediler. Bak toplantılarda Bediüzzaman’dan bahsetmiyorlar ve Bediüzzaman’ı unutturma siyaseti başladı.
Sağolsun Allah razı olsun Fethullah Gülen Hocamız geçen günler herhalde sesimi duydu ki, Bediüzzaman’ı öven kısa bir konuşma yaptı kısa bir konuşma, İttihad-ı İslam’ı savunan bir konuşma yaptı. Fethullah Hocamdan benim istirhamım bak ben hiç ondan şahıs olarak şahsi istirham etmedim, dolaylı istirham ettim, açık istirham ediyorum, Mehdi (a.s.)’ın şahıs olarak geleceğini açık olarak söylesin Allah rızası için. İsa (a.s.)’ın şahıs olarak geleceğini açıkça söylesin. Bediüzzaman’ın 1506’ya kadar Müslümanların mücadele edeceğini, 1400 ve 1500 arasında her şeyin biteceğini söylesin. 1506’dan sonra ne Müslümanlık, ne Hristiyanlık, ne Yahudilik yani Musevilik kalmayacağını söylesin. Bunlar açık gerçekler, Bediüzzaman’ın açık gerçekleri. Kendisi de biliyor. “1545 gibi de Kıyamet kopacak” diyor Bediüzzaman. Bu açık gerçekleri söylesin. Öbür türlü Bediüzzaman’ın o sıcak ruhu bu cemaatin üstünden gitmeye başladı, gidecek, gidiyor gibi görülüyor ve sonunda çok nötr, hiçbir anlamı olmayan sadece kültürlü, bilgili gençlere dönüşür olay, Allah esirgesin. Kültürlü, bilgili de nötr olan gençlerin de neler yaptığını gördünüz. Yani iyi olmaz sonu Allah esirgesin. Fethullah Hocam tabi ki çok daha iyi bilir. Ben onun tırnağı etmem, ayağının tozu etmem. Ama Allah rızası için rica ediyorum, istirham ediyorum, Mehdi (a.s.)’ın şahıs olarak geleceğini Bediüzzaman açıkça anlatıyor. Alenen yalan söylüyor insanlar alenen, vicdansızca ve terbiyesizce diyeyim yani ve küstahça Bediüzzaman’a iftira atarak yalan söylüyorlar. “İsa (a.s.)’ı da gömdük” diyorlar. Bunun iftira olduğunu çıksın söylesin. Bediüzzaman’ın bu sözlerinin gerçek olduğunu, Hz. İsa (a.s.)’ın şahıs olarak ineceğini de açıkça söylesin Fethullah Gülen Hocamız. Eğer söyletmiyorlarsa ben gider Hocamı oradan alır getiririm buraya. Eğer orada bir esareti varsa. Ama söyleyebileceğini umuyorum çünkü bunu bu kadar söyleyebildiğine göre. Çünkü İttihad-ı İslam’ın olacağını söyledi. Bu Mehdiyet’tir zaten İttihad- ı İslam. Yani Müslümanlar birleştikçe birleşir, mutlaka başında birisi olacak o da Mehdi (a.s.)’dır. Darwinizm’e karşı tavır aldı, o da çok güzel. Bunu yapabildiğine göre yani o derece şiddetli bir baskı yok demektir. İstirham ediyoruz bunu söylesin. Yoksa bu çok kötü Allah vermesin yani çok acayip. O zaman Nur talebelerine güven kalmaz. Açıkça olan bir gerçeği gizliyorlarsa, adam nasıl inansın ona?
Mesela bak diyor ki: “Rivayetlerde iltibas oluyor, karıştırılıyor. Biri öteki zannedilir. Hem büyük Mehdi’nin halleri, diğer Mehdi’lere işaret eden rivayetlere mutabık (uygun) çıkmıyor” diyor. Başka Mehdi’ler de var diyor Bediüzzaman. Ama Ahir zamanın büyük Mehdi’si ayrı. Mesela bak “hakiki beklenen ve bir asır sonra gelecek o zat” Bediüzzaman bunu çok açık söylüyor. Bunu mutlaka Fethullah Hocamızın açıkça ifade etmesi lazım. Yıl 2010 olmuş artık 2010. Yani maslahat icabı gizlenmesi gerekiyordu tamam ama 2010’dan sonra gizlemenin bir anlamı yok artık. 10 yıllık bir süre var gerisinde. Ne olur, en fazla ne olur yani ne olur? Mehdi (a.s.) ne yapacak zaten? Sevgiyi, barışı, kardeşliği getirecek, Türk devletini daha güçlü hale getirecek, Türkiye’yi daha büyük hale getirecek, demokrasiyi daha geliştirecek, fikir özgürlüğünü daha da geliştirecek. Zor kullanacak mı? Zor da kullanmıyor. Sevgiyle olacağına göre bu kimi rahatsız eder, böyle bir şey? Komünistin canını yakmaz, dinsizin canını yakmaz, bütün mezheplere karşı şefkatle yaklaşacaktır ve dinsize imansıza da şefkatle yaklaşacaktır. O zaman Mehdi (a.s.)’dan kim tedirgin olsun da Mehdiyet korkusu etrafa yayılsın?
ALTUĞ BERKER:Amerika da olmaz dediniz, İsrail de olmaz dediniz.
ADNAN OKTAR:Kardeşim beni konuşturmasınlar. Biz Amerika’nın en üst düzey yönetimiyle görüştük, konuştuk adamların öyle bir korkusu yok, istiyorlar. İsrail de istiyor, Amerika da istiyor öyle bir şey yok. Rusya da istiyor bakın Rus yönetimi de istiyor. Gidin sorun Putin’e. İttihad-ı İslam’ı istiyorlar, Türk-İslam Birliği’ni istiyorlar. Ama şefkati, barışı, kardeşliği, sevgiyi isteyen bir birliği istiyorlar. Kan, irini değil inşaAllah.
Bak Bediüzzaman diyor ki: “Bu üç görev birden bir şahısta yahut cemaatte, bu zamanda bulunması mükemmel olması ve birbirini cerh etmemesi pek uzak adeta kabul görünmüyor.” Yani “Mehdi (a.s.)’ın üç vazifesi benim zamanımda olamaz” diyor Bediüzzaman. Yani “hem iman hakikatleri, hem siyaset, hem diyanet görevi üçü birden topluca mümkün değil” diyor, olamaz. “Pek uzak adeta kabul görünmüyor. Ahir zamanda benden sonra” diyor, “Al-i Beyt’i Nebevinin Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’İn soyunun, Cemaat-i Nuraniyesini, seyyidler cemaatini temsil eden” yani onların temsilcisi, mümessili olan “Hz. Mehdi (a.s.)’da” bak bir cemaat var, onları temsilen sınıf mümessili vardır değil mi temsil eden nedir? Odur, temsilcidir. “Hz. Mehdi (a.s.)’da ve cemaatindeki şahs-ı manevi de ancak içtima edebilir.” Üç görevi ancak Mehdi (a.s.) topluca yapabilir diyor. Daha önceki Mehdi’ler “ben mesela diyanet yönünden geldim” diyor Bediüzzaman, “Ben Mehdi’yim” diyor, “o anlamda Mehdi’yim” diyor. “Diyanet yönünde geldim ama bir görevi yaptım ben” diyor. “Sadece iman hakikatlerini anlattım.” İmam Rabbani geldi, bir yönde görev yaptı, iman hakikatleri, İslam’ın imani konuları, onları anlattı” diyor. Abdülkadir Geylani geldi, o da diyanet yönünde geldi, bir görevi yaptı” diyor. “Biz hepimiz Mehdi’yiz” diyor. “İmam Rabbani de Mehdi” diyor. “Ben de Mehdi’yim, Abdülkadir Geylani de Mehdi, hepimiz Mehdi’yiz” diyor. Ama “sadece diyanet yönünde Mehdi’yiz biz” diyor, “diyanet Mehdi’leriyiz. Mehdi-i Abbasi de siyaset yönünde Mehdi” diyor. “ve saltanat yönünde de Mehdi’ler geldi” diyor. “Ama bu üç görevi birden hem diyanet, hem siyaset, hem saltanat, hem şeriat bunların tamamını yapan Mehdi (a.s.) gelmedi” diyor. Bunu Ahir zamanda kimin yapacağını söylüyor, “Al-i Beyt-i Nebevinin Peygamberin (s.a.v.) soyunun Cemaat-i Nuraniyesini temsil eden Hz. Mehdi (a.s.)’da ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir. Hz. Mehdi (a.s.) olacak” diyor, “cemaati olacak, Ahir zamanda çıkacaklar ve ancak onlarda bu üç görev birden topluca ifa edilebilir” diyor. Yani “hem diyanet, hem siyaset, hem saltanat yönünde.” Bunun anlaşılmayacak bir yönü yok. Bu konuda göz göre göre yalan söyleyip, Nur talebelerine insanların bakış açısını bozuyorlar. Yani bu konuda yalan söylediğinde diğer konuda da yalan söylediğine inanır değil mi? Onun hangi konusuna inanacak adam ondan sonra? Bu konuda mesela adam dürüst değil, samimi değil. Öbür konu için burada da samimi dürüst değil. Adam seni dinlemez ki ondan sonra. Kardeşim sen sahtekarsın diyecek. Haklı da, delil de var. Bak burada açıkça ifade var diyecek, sen gözümün içine baka baka yalan söylüyorsun, sahtekarlık yapıyorsun diyecek. Ne diyelim adama o zaman biz? Bu adam sahtekar değildir mi diyeceğiz? Sahtekar, doğru. Saflığından, cahilliğinden yapanları tenzih ederim. Bir de yani böyle fitneden çekiniyorlar bazen, bazen de maslahat icabı kendince, yanlış bu tabi ama iyi niyetle yalan söyleyenler var. Ben bunları da tenzih ediyorum ama öbürlerinin durumu çok vahim. Yani Büyük Ortadoğu Projesi’nin mimarı olan, oyuncusu olan, elemanı olan kişilerin yaptıkları oyunlara müsaade etmem inşaAllah.
“Selamün aleyküm Hocam. Çarşaf konusundaki beyanınıza şaşırdım” diyor. Tamam ben çarşaf en beğendiğim kıyafet çarşaf dedim, daha ne diyeyim. Ama başörtüsü de tesettürdür, başörtüsü de tesettürdür inşaAllah. Ne var burada benim yanlış söylediğim nedir? Ali bir daha yaz. Şakır şakır söylüyorum, hakikaten çok yakışıyor, ben görüyorum inşaAllah.
“Mehdi (a.s.)’ın Darwinizm ve materyalizmi yıkacağını” söylüyor Bediüzzaman, Emirdağ Lahikası 259’da açık açık anlatıyor. Bunlar örtbas edilecek gerçekler değil.
Ben ne dedim de Ali böyle diyor? Dedim işte bak en yakışan hakikaten şahane görünüyor çarşaf ve destekliyorum ben, tebrik ediyorum, güzel buluyorum, isabetli buluyorum. Ama başörtülü hanımları da çok takdir ediyorum. Onları küfürle itham etmek falan bunlar, fasıklıkla itham etmek bunlar çok çirkin, çok anormal yani. Başörtülü kardeşlerimizi de ben yüzde yüz tertemiz Müslüman olarak görüyorum. Başörtüsüzleri de başörtülüleri de hepsini inşaAllah. Halis muhlis tertemiz Müslümandırlar.
Ne yapalım bitirelim. HarunYahya.Tv’den devam mı edeceğiz? İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’dan itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli Tv ve Aba Tv’den takip edebilirsiniz. Hayırlı akşamlar.
ADNAN OKTAR:Ben bir ayet okuyayım. Kehf Suresi, 30. ayet.
“Şüphesiz iman edip, Salih amellerde bulunanlar ise; Biz gerçekten en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba uğratmayız.”Bu da yine Mehdiyet’in devrini veriyor ebcedi. “Onlar; altından ırmaklar akan Adn Cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenirler, hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar. Ne güzel sevap ve ne güzel destek.” Allah hepimizi Cennet’te kardeş etsin inşaAllah.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...