SUNUCU: İyi akşamlar, sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.TV, Mavi Karadeniz Radyo, Aba TV, Kocaeli Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Sivas Sipas TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV'den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Bugün yeni konuğumuz Burcu Hanım ile birlikteyiz. Buyurun Hocam, nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR: Asilim?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, Mehmet Şevket Eygi Hocamız’ın çok güzel bir yazısı var Hocam bugün Milli Gazete’de. “Arap Dünyasında İslâmî Zafer Ne Zaman?” başlıklı. Arap ülkelerinin elinde 1400 yıllık İslâmî birikim, zengin bir tarih olduğunu, Kuran ve sünnetin bilindiğini, buna rağmen, Müslümanlar’ın bir türlü istedikleri başarıya ulaşamadıklarını ve bunun sebebinin İslâm dünyasının bir liderinin olmamasının olduğunu yazmış Hocam. Allah’ın Kuran’da müminlere zafer vadettiğini, bu zafer için sebebe sarılmak gerektiğini ve bu sebeplerin başında, takva birini imam, yani lider seçmek olduğunu söylemiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hocamız yıllardan beri söylüyor, şahs-ı manevici kardeşlerimizin kafası bir türlü açılmadı gitti. Müslümanların başına bir lider olsun dedin mi, şahs-ı manevi lider olsun, diyor, o da korkudan. Yani ya lidere bir şey olursa? Olursa bir şey, başka biri geçer, o olur. Ona bir şey olursa, başkası geçer, değil mi? Zaten insanlar sonsuz yaşayacak diye bir konu yok ki. Tabii ki ölümlüdür, tabii ki Allah bir hastalık verir, bir şey verir, bir başkası geçer, devam eder. Ama mutlaka Müslümanların bir lideri olması gerekir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Bugün Avrupa ülkelerindeki schengen birlikteliğine karşı…
ADNAN OKTAR:Ya çok affedersin, özür dilerim, schengeni ben hep yengen gibi bir şey aklıma geliyor. Başka bir isim bulun ona. Ne olabilir? Ne demek shengen? Onun Türkçe’sini bulalım biz. Vizesiz, pasaportsuz serbest geçiş diyelim. Serbest geçiş.
ALTUĞ BERKER:Tamam Hocam, inşaAllah. Bu serbest geçiş birlikteliğine karşı Avrupa’daki, Ürdün, Lübnan, Suriye ve Türkiye arasında kurulacak, Levant adlı birliğin temel hazırlıkları tamamlanmış Hocam. Bu ülkeler arasına ticarî ve insanî dolaşım serbestisi olacak. Bu ortaklık, öğrenci değişimleri de dahil, 75 farklı projeyi içinde barındırıyormuş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, Türk-İslâm Birliği’nin diğer adı, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah
ADNAN OKTAR:Helal olsun kim vesile olduysa, kim sebep olduysa, maşaAllah. Bak, iki yıldan beri yoğun olarak gündemde tutuluyor. İki yıl önce bu tahayyül dahi edilemiyordu, düşünülemiyordu dahi, bugün gerçekleşmiş durumda. Bu proje hazır diyorlar. Ne demek? İmzayı bekliyor…
ALTUĞ BERKER:Siz vesile oldunuz Hocam Allah’ın izniyle. Ben hemen göstereyim, daha eski röportajlarda söylediklerinizi, inşaAllah. 1200'ü geçti söylediklerinizin gerçekleşmesi. “Ve Sınırlar Kalkıyor” diyor haberde işte. Türkiye, Ürdün, Lübnan ve Suriye arasında sınırlar kalmayacak. Siz, 18 Ocak 2009’ta söylediniz ki, sizin daha önceden de söylediğiniz şeylerdi Hocam bunlar. Pasaport ve vizenin kalkması, sınır kapılarının açılması, İslâm ülkeleriyle askerî, siyasî ve politik bir ittifak yapılması diyorsunuz Hocam, inşaAllah. Şu an aynen gerçekleşiyor Hocam Allah’ın izniyle. Buna vesile oldunuz Allah'ın izniyle, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, kardeşim ne kadar acayip fitneler çıkartmışlar. Ben zannediyordum ki böyle başörtülü, başörtüsüz vardır, normal; başörtüsüzlere karşı ciddi şekilde tahammülsüz, çok fazla insan var. Başörtülülere karşı da ciddi şekilde tahammülsüz insan var. Bakın bir şey daha keşfettim, yeni keşfettim bu son günlerde. Başörtülüleri de doğrudan fasık görüyorlar. Başörtülü; başörtülü olmaz, çarşaf olması lazım diyor. Alenen fasık olarak görüyorlar, yani günahlar kadınlar olarak görüyorlar, başörtülü olmasına rağmen. Yani ben böyle fitne görmedim. Çok acayip. “Fitne katilden beterdir” diyor. Başörtülü-başörtüsüz, çarşaflı, hepsi tertemiz mümin hanımlardır. Hepsi yüzde yüz Müslümandır. Bu fitneyi kaldırmaları lazım. Çok acayip, çok acayip. Ne alaka, ne kadar korkunç bir şey? Mesela okula gidiyorlar, farz edelim herkes başörtülüyse, bir tane başörtüsüz bir kız geliyor, sanki uzaydan gelmiş birisi gibi. Veyahut başörtüsüz genç kızların olduğu bir okul oluyor, başörtülü biri geliyor, kepazelik çıkarıyorlar okulun önünde. Almayız, bilmem ne, yaygara, bağırtı. Her ikisi de terbiyesizlik, vizcdansızlık. Çok anormal hareketler bunlar. Allah’ın tertemiz nur gibi kulları. Bir de buna şaşırdım, bakın başörtülüleri direkt fasık olarak görüyorlar. Dün dedim ya; başörtüsünü savundum, bayağı bir mail geldi. Çarşaf giymiyorsa bitti o, mutlaka çarşaf giymesi gerekir. Çarşaf giymesi kurtarıyor mu? Yoo, bir gözünün kapalı olması gerekir, diyor. O kurtarır mı? O da olmaz, diyor. Yüzünü peçe ile kapaması gerekir, peçenin de belli olmaması gerekir, diyor. Burka giymesi gerekir, diyor. Şimdi bunlar olmadı. Biz hanımlarımızı, kardeşlerimizi, bu güzel varlıkları kendi haline bırakacağız. Nasıl istiyorlarsa, odur. Biz hepsine saygı duyacağız. Her tavırlarına saygı duyacağız. Allah’la onun arasında o. Kendince bilir, nasıl yapması gerektiğini bilir, saygı duyacağız, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Bugün Milliyet’te Taha Akyol, PKK’nın Stalinist bir örgüt yapısına sahip olduğunu, PKK'nın Stalinist sisteme uygun olarak seçilmiş siyasetçi ve belediye başkanlarının yanına bir siyasî komiser verdiğini ve son olarak Osman Baydemir'in: "Silahlı mücadelenin miladı dolmuştur." sözü üzerine, eş başkan etiketiyle, onun yanına da bir siyasi komiser verildiğini yazmış. Ayrıca sizin yıllardır söylediğiniz gibi, PKK'nın bu totaliter Stalinist yapısının, tümü liberal ve Kürt aydınlar tarafından eleştirilmesinin önemine de dikkat çekmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Osman Baydemir ile ilgili olan olay, önceden hazırlanmış. Apo'nun güya gücünü göstermek için yapılmış, siyasî müdahele gücünü göstermek için yapılmış anlaşmalı bir kavga o. Osman Baydemir'e diyorlar, sen bunu söyle, bu şekilde konuş, ilgili yerden buna bir ‘hayır’ gelecek, sen de ona karşı ayar olmuş, hazırola geçmiş konuma geçeceksin, böylece bu adamı nasıl kabul etmiyorlar; Bu adamın kabul edilebilir olduğunu, herkes tarafından kaale alındığını gösterelim, gibisinden bir plan hazırlamışlar anladığım kadarıyla. Osman Baydemir bunun belki farkında değil. Muhtemelen de farkında değil. Bu sistem çalıştı ve olay bu. Ordaki o gücü göstermek için, güya o gücü göstermek için yapılmış bir taktik bu, bir yöntem. Başka bir şey değil. Veya Osman Baydemir'e tembihlemişlerdir, sen böyle de, oradan sana olumlu bir cevap gelecek demişlerdir, o da onu söylemiştir. Oradan buradan veyahut herhangi bir yerden, biz seni destekleyeceğiz, söyle demişlerdir. O da onu söylemiştir. O da ordan ona öyle cevap verince, bu muazzam gündem oldu. Bu ne demektir? Bütün belediye başkanları, herkes, onun emrindeymiş imajını vermek. Bunu da kendilerince sağlamaya çalışıyorlar. Bu oyuna hiç kimse gelmeyecek.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Hocam, Mehtap TV'de yayınlanan Çınaraltı programının 30.11.2010 Salı günü tarihli yayınının, son 5 dakikasında Bediüzzaman ile ilgili bölümde, ‘Üstad'ın 1911 yılında yazdığı Münazarat'ta, kendisinden üç yüz yıl sonraki nesillere sesleniş var.’ denildi. Risale-i Nur'u, üç yüz yıl sonraki nesillerin daha iyi anlayacağını söylediler.” Bak, “Risale-i Nur'un üç yüz yıl sonraki nesillerce daha iyi anlaşılacağını söylediler. Konuk, Metin Karabaşoğlu'ydu. Rabbim bizlere, İslâm Birliği’ni görmeyi, Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa(a.s)'yı görmeyi nasip etmesi dileklerimle, Allah'a emanet olunuz. Ellerinizden öperim, Adem Altan.” Almayanya'dan yazmış. ‘Üç yüz yıl sonraya sesleniş var.’ Biz bunu açıklamıştık daha önce. Bazı yayın evleri, bazı internet siteleri Bediüzzaman’ın o sözünü çıkarıyorlar. Yüzden, üçyüzden, diyor ve o şekilde devam ediyor. Bir kere Bediüzzaman’ın talebelerinden Sungur Ağabey televizyona çıktı, herkese söyledi ‘yetmiş yıl var’ dedi. Bütün İslam’ın yayılmasına, Mehdi (a.s)’ın çıkışına, İsa (a.s)’in inmesine, İttihad-ı İslam’ın oluşmasına zemin olan bir yetmiş yıl; bunu söyledi, herkes de duydu. Kimse itiraz etmedi, demek ki doğru. Nereden söyledi? Bediüzzaman’ın sözünden söyledi. Kardeşim, ben inanamıyorum! Nasıl böyle cesaret gösteriyorlar? Bunun doğru olmadığını ispat edeceğimiz açık. Mehtap TV; bak işte diyoruz; mühendislik var, diyorum. Samanyolu’na da Mehtap TV’ye de bir mühendislik uygulaması yapılıyor, buna Fethullah Hocamızın el koyması lazım. El koyma derken, manevi ağırlığını hissettirmesi lazım. Mehtap TV’nin o videosunu önce yayınla o zaman.
VTR: Mehtap TV Çınaraltı Programı; Bediüzzaman’ın kendinden 3 asır sonrasına seslenişi konusu
ADNAN OKTAR: Şimdi bakın burada alenen bir saptırmaca var. Mehtap TV ve Samanyolu TV benim şüphelerimi gün geçtikçe daha güçlendiriyorlar. Bediüzzaman’ın bir sözünü değiştirip, üç yüz sene daha ilave yapmak çok acayip bir hareket, çok yanlış bir hareket. Ayrıca Bediüzzaman’ın bu konuda o kadar çok açıklaması var ki dünyanın ömrü ile ilgili. 1506’ya kadar galibane, Hicri 1545 gibi de Kıyamet kopacak diyor, inşaAllah. Nerenin üç yüz senesi? Bunu bildikleri halde, demek ki bir kısım arkadaşlarımızın keyfini kaçırıyor, hayatının tadını kaçırıyor Kıyamet’in çok yakın olması. Baksana Risale-i Nur’u biz de anlamayız, bir dahaki nesiller anlayacak, diyor. Risale-i Nur’u en iyi anlayacak olan Mehdi (a.s)’dır ve talebeleridir.
Şimdi Sungur Ağabey, Bediüzzaman’ın bu sözünü, “Hicri 1506’ya kadar açık, zahir, galibane, belki galibane” diyor, inşaAllah. 1506’dan sonra 1543’e kadar gizli ve mağlubiyet içinde, “vazife-i tenviriyesine devam edeceğine remzen işaret eder.” diyor Bediüzzaman. “1545 gibi de kafirin başına Kıyamet kopmasına işaret eder.” diyor. Nerede burada üç yüz sene? Biz 1431’deyiz. 1545’e ne kadar kaldı burada? Yani 2120 gibi kıyamet kopacak, inşaAllah. Bunlar üç yüz sene daha ilave ettiler. Yani iki yüz sene daha ilave etmiş oluyorlar; yüz sene geçtiğini düşünürsek Bediüzzaman’dan itibaren, iki yüz sene daha ilave etmiş oluyorlar. Bu bir saptırmacadır. Dürüst değil, samimi değil. Bu faaliyetlere karşı Nur talebesi kardeşlerimiz Bediüzzaman’ın Risale-i Nur Külliyatı’nı, çok açık olan bu eserleri incelesinler. Yorum yapanların yorumuna bakmasınlar. Doğrudan orijinal ifade neyse onu alsınlar. Bakın Sungur Ağabey Bediüzzaman’ın bu sözünü açıklıyor ve herkesin gözü önünde açıkladı, kimse de yanlıştır demedi. Risale-i Nur Külliyatı’nda iki ayrı yerde geçer 1506’ya kadar devam edeceği. “1506’dan sonra devam etmeyecek.” diyor Bediüzzaman. Yetmiş yıllık bir vakit var, üç yüz sene saptırmacadır, çünkü oradaki sözü çıkartmışlar. Bediüzzaman’ın bakın orijinali şöyledir. Mesela SaidNur.Com adındaki sitede, Nur sitesinde orijinali var ve Risale-i Nur Külliyatı’nın birçoğunda da orijinali var. Bak Bediüzzaman diyor ki; “Ey yüzden, tâ üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş, sâkitâne benim sözümü dinleyen ve bir nazar-ı hafiyy-i gaybî ile beni temâşâ eden Said, Hamza, Ömer, Osman, Yusuf, Ahmed, v.s. size hitap ediyorum.” Ve sonra yazının devamında diyor ki; “Van Kalesi mezartaşı olmuş. ‘Ey yüz sene sonra gelenler!’” diyor. Bak yüz seneyi almış. Üç yüzden kastı Bediüzzaman’ın Hicri 1300’ü kastediyor. Hicri 1300’den sonraki yüz, yani Hicri 1400. Mesela Bediüzzaman diyor ki yine; “İstikbal-i dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişler.” Mehdi (a.s)’nin çıkış tarihi olarak Hicri 1400 yılını vermiştir Bediüzzaman. 1300’e yüz ilave ettin mi, 1400 yapar. Burada anlatılan da bak, “ey yüzden, tâ üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş, sâkitâne benim sözümü dinleyenler” bunu söylüyor. 1300’e yüz ilave ettin mi, 1400 yapar. Bediüzzaman’ın bu sözünü bu “ey yüzden” çıkartmışlar, “tâ üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş” diye devam etmişler. Şimdi bu dürüstlük mü? Çok ayıp yapıyorlar. Mehtap TV de, Samanyolu TV de, Müslümanları yanlış yönlendirip, Bediüzzaman’ı yanlış aktarıp, Müslümanlara yanlış bilgi vermeye devam etmemesi gerekiyor. Buna aklı başında bir insanın müdahale etmesi gerekir. Biz bunları sürekli düzeltiyoruz, yine devam ediyorlar. Sungur Ağabey’in 70 yıl kalması ile ilgili, yani İslam’ın, Müslümanların galibiyeti, Mehdi (a.s)’nin çıkışı, Hz. İsa (a.s) inişi ve İttihad-ı İslam’ın, hepsinin olacağı vakit olarak 70 yıllık bir süre vardır. Bu 70 yıllık süreyi Bediüzzaman’ın eserlerinden alarak, Bediüzzaman’ın orijinal sözünden Sungur Ağabey anlatıyor ve ezberden anlatıyor. Buradaki arkadaşlar da tam aksini söylüyorlar ve cümle çıkararak kelime çıkararak bunları elde etmeye çalışıyorlar. Şimdi biz burada yerden göğe kadar şüpheleniriz. O zaman burada dürüst davranmazlarsa öbür konularda nasıl inanacağız? İmani, Kuran’i konuları tenzih ederim. Şimdi dinleyelim Sungur Ağabey’i.
VTR: Sungur Ağabey’in dünyanın ömrü ile ilgili sempozyumdaki konuşması.
ADNAN OKTAR:Şimdi Sungur Ağabey mi doğru söylüyor, bunlar mı doğru söylüyor, Beddiüzzaman mı doğru söylüyor? Bir kere Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine göre zaten 70 yıl var. Dünyanın ömrü ile ilgili, yedi bin yıl ile ilgili sekiz tane hadis var. 5600 yılı geçmiştir diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bu hadislere göre zaten 70 bin yıl var. Üstadın bu açıklamasına göre, yine aynı şekilde 70 yıl var. Sungur Ağabey de açıklıyor. Çıkartmışlar adamları; bütün bu açıklamaların tam tersi, bir kelimeyi çıkartarak, yepyeni bir anlam vermeye kalkıyorlar, bu olmadı. Bunu ya tashih etsin düzeltsinler, yahut biz gece gündüz insanlara bunu anlatacağız, başka çaresi yok. Bile bile yanlış bilgi verirlerse, bu Müslüman’lığa sığmaz, yakışı kalacak bir şey değil. Mesela, “ey yüz sene sonra gelenler” ifadesini değiştiren bir siteden örnek veriyorum. RisaleiNurEnstitusu.Org, RisaleiNurEnstitusu.Org, burada ifadeyi, Bediüzzaman’ın ifadesini mesela değiştirmişler. Diyor ki; “müstakbeldeki insanlarla konuşacağım. Ey üç yüz sene sonra gelenler!” Bakın, “ve Van Kalesi mezar taşı olmuş, ey üç yüz sene sonra gelenler” diye değiştirilmiş. Halbuki bakın burada, “ey yüz sene sonra gelenler” diye var, “üç yüz sene sonra gelenler” diye bir ifade yok. Orijinal Bediüzzaman’ın el yazmazarında “ey yüz sene gelenler” diye yazar. Ama bakın burada arkadaşlar “ey üç yüz sene sonra gelenler” diye değiştirmişler. Cübbeli aynı dertte, Osman Ünlü aynı dertte, arkadaşlar aynı dertte, bir Kıyamet’i uzatma provaları yapıyorlar, çalışmaları yapıyorlar kendilerince. Kendilerince bir ek yapıp, yeni bir ekol meydana getirmeye kalkmışlar, bu yanlış. Arkadaşlarımız baksınlar, görebilirler, RisaleiNurEnstitusu.Org. “Van kalesi mezar taşı olmuş ey üç yüz sene sonra gelenler” bu doğru değil. Orijinalin de “ey yüz sene sonra gelenler” diye geçiyor. Hatta bunu doğru yazan internet sitelerinden örnekler vereyim, oradan baksınlar kardeşimiz. Mesela www.SaidNur.Com adlı internet sitesinde doğru yazıyor, oradaki ifade doğru. “Van kalesi mezar taşı olmuş. Ey yüz sene sonra gelenler” diye geçiyor. Arkadaşlar oradan bakıp aradaki farkı görebilirler. www.SaidNur.Com, bu site doğru vermiş, “ey yüz sene sonra gelenler”. Ama yanlış veren www.RisaleiNurEnstitusu.Org sitesi, “ey üç yüz sene sonra gelenler” tarzında, bu da yanlış olan. Orijinalinde, hiçbir yerdeki açıklamasında, Bediüzzaman’ın açıklamasında böyle ifade yok, “üç yüz sene” diye bir ifade yok.
Arkadaşlar benim anladığım kadarı ile ekipler, yani böyle bir ekip, Müslümanların gözünün içine baka baka onlara yanlış bilgi veriyorlar, ayıp yapıyorlar. Bir de olmayacak iş bu, ispat edileceği de açık. Risale-i Nur Külliyatı’na açıp bakın, bu şekildedir. Ama bir kısmında değiştirme faaliyetleri başlamış. Hakikaten bir kısım yayınevleri o ifadeleri değiştirmişler. Bir kısım Risale-i Nur yayını yapan internet siteleri de değiştirmişler. Orijinal el yazmalarında yüz sene diye geçiyor. Orijinal baskılarda yüz sene diye geçiyor. Ama arkadaşlarda bir değiştirme arzusu süratle devam ediyor. Bir tek orada değil, geçen günlerde yine göstermiştim. Bir çok yerde mesela ‘Mehdi (a.s.) ve şakirdleri’ varsa, onu çıkartıyorlar. Bir Mehdi (a.s.) alerjisi gelişmiş durumda benim gördüğüm. Bunu durdurmaya çalışıyorlar ama nereden gizleyeceksin, nasıl kapatacaksın, bak Bediüzzaman’ın açık ifadesi var, Sungur ağabey çıktı söyledi, ezberden söylüyor artık. Bunu o zaman ayrı bir konu olarak ele alalım. Bediüzzaman’ın eserlerinin değiştirilmesini bir kitap haline getirelim. Yani küçük Risale haline de getirebiliriz, küçük bir kitapçık olarak. Bu şekilde anlatalım. Bu ciddi bir tehlike, yani Risale-i Nur’u değiştiren başka şeyleri de değiştirmeye kalkar, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Doğru.
ADNAN OKTAR:Şimdi seni dinliyoruz Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER:Şöyle dediniz dün Hocam, Bediüzzaman ile ilgili. “Mesela Bediüzzaman ne diyor? Hz. Mehdi (a.s.) 1400’de, İstanbul’da zuhur edecek. Darwinizm’i ve materyalizmi fikren yıkacak. Vakti derin araştırma yapmaya müsait değildir, hazır eserlerden hazır kitaplar hazırlayacak. Onunla o birinci vazifeyi yapacak, diyor. Risale-i Nur’u da kendine hazır bir program yapacak, diyor işaret noktaları veriyor. Mesela bir ışık oraya koymuş, bir ışık oraya koymuş alanı aydınlatmış, gözün kör değilse görürsün. Görmüyorsan Allah göstermiyor demektir. İmanının nuru yok demektir” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Doğru, maşaAllah. Bak Bediüzzaman’ın o kadar çok ki, yani Bediüzzaman’ın hangi ifadesini kapatacaklar. “Şimdi hatıra geldi ki” diyor Bediüzzaman “eğer şeddeli lâm’lar ve mimler ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra” yani Hicri 1300’de, diyor Bediüzzaman. 1300’den sonra ne oluyor? 1400. Ki bunları yazdığı tarih, 1936 yılında yazıyor. 1400’leri, aslında bu tam bu vakitleri, İslam’ın dünya hakimiyeti tarihlerini veriyor. 1936, 100 sene, yani 2036 yapıyor, tam dünya hakimiyeti. “Bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdînin talebeleri olabilir” diyor. Bir asır sonra darmadağın edecekler, diyor. Bak burada bir asır, diyor, 100 yıl. Nereden çıkardın 300 yılı? Osman Ünlü de bin yıl, diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından bin yıl sonra Mehdi (a.s.) gelecek, diyor. O da iki bin sene daha ilave ediyor, üç bin yıla çıkartıyor. O daha da coşmuş. O iki bin yıl daha ilave ediyor. Bunlar da 200 yıl daha ilave etmişler. Bu panik nedir ben anlamadım.
ALTUĞ BERKER:Sungur Ağabey bize de üç gün önce anlattı Hocam onu ziyaret ettiğimizde, yine bize o bahsi, 1506’yı.
ADNAN OKTAR:Değil mi?
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR:“Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat” diyor Bediüzzaman yine Kastamonu Lahikası’nda. 1 asır 100 yıl demektir, bunlar 300’e çıkartmışlar. Mesela bak Bediüzzaman diyor ki; “71’de fecri sadık başladı veya başlayacak. Eğer bu fecri kazib de olsa 30-40 sene sonra fecri sadık çıkacak.” 1981’de Mehdi (a.s.) çıkacak, diyor. 81, nerede? Burada 200 sene daha ilave etmişsiniz, değil mi? Bak 71’de diyor. “71’de fecri sadık başladı veya başlayacak. Eğer bu fecri kazib de olsa 30-40 sene sonra fecri sadık çıkacak.” Güneş çıkacak, diyor, Mehdi (a.s.), inşaAllah. Çok fazla delil var ama, tabii böyle arkadaşlara bunları sürekli anlatırsak, yanlış bilgilendirmeye engel olmuş olabiliriz, inşaAllah. Tamam seni dinliyoruz şimdi Berker.
BERKER ALTUĞ:Risale-i Nur’u okumayla ilgili şöyle dediniz Hocam. “Kardeşlerimiz Risale-i Nur’u düz okumanın üzerinde dursunlar. Ne yazıyorsa onun üzerinde dursunlar. Batın rahiplerine değil, yalancı tevilci rahiplere değil, Bediüzzaman ne anlatıyorsa ona güvensinler. Bediüzzaman şu anda kitaplarıyla hayatta olduğuna göre, doğrudan Bediüzzaman’dan ders almak varken, Ahir zamanın yalancı, batın rahiplerine itibar ederlerse çok büyük yanlışa düşmüş olurlar. Bediüzzaman’ı üstad kabul etsinler. Doğrudan Bediüzzaman’dan ders alsınlar. Bediüzzaman “benimle sohbet etmek isteyen Risale-i Nur’u okusun” diyor. Doğrudan Bediüzzaman’ın sohbetine katılmak, ondan ders almak varken yalancı rahiplere uyarlarsa, bu doğru bir hareket olmaz” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii biz bu internet sitesindeki kardeşlerimizi tenzih ediyoruz ama bunu nasıl yapıyorlar ben bunu anlamıyorum. Bir de televizyona çıkıp, Mehtap TV’ye olsun, Samanyolu TV’ye olsun, bayağı seyredilen kanallar. Böyle alenen yanlış olan bilgileri vermeleri çok tedirgin edici. O zaman bu mühendislik projesinin doğru olduğu yönünde ciddi şüpheler meydana gelir, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Doğru evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Başka film var mı bakacağımız, görmemiz gereken? Yeni, bakalım nasıl bir şeyler, inşaAllah.
VTR: Cübbeli, deccal’in çıktığını anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Berker’im seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Hocam, “Fethullah Hocamız’dan istirham ediyorum,” demiştiniz dün, inşaAllah. “Bunu açık istirham ediyorum, Hz. Mehdi (a.s)’ın şahıs olarak geleceğini açık olarak söylesin.” Dediniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Onu söylemese bile; belki ondan tedirgin olabilir, yani ‘hani Mehdi (a.s.) nerede?’ derler diye, tedirgin olabilir. O zaman Risale-i Nur’u düz okumalarını istesin, düz okunsun. Bakın görüyorsunuz Mehtap TV’de yüz seneyi adamlar üç yüz seneye çıkarttılar, ilave zam yapıyorlar. Olduğu gibi düz okusunlar, ilave ve çıkartma yapmasınlar, tevil yapmasınlar, değiştirmesinler. Tefsirin, tefsiri olur mu? Risale-i Nur tefsir zaten, açık. Mesela “Mehdi (a.s) ve şakirdleri,” diyor, şahs-ı manevi ve şahs-ı manevi anlamına geliyor bu, diyor. Ne gerek böyle zorlama, hatta mantıksız diyelim, tevillere? Düz anlamı neyse onu oku. Ne anlıyorsa insan o şekilde anlasın. O şekilde tevil ettiğinde geriye bir şey kalmaz ki. Risale-i Nur’un o zaman tamamını adam tevil eder, bambaşka bir anlama gelir. Biz o zaman Bediüzzaman’ın sözlerinin hangisine inanabiliriz? Olmaz. Olduğu gibi alınırsa olur. Olduğu gibi alacağız, ne anlaşılıyorsa odur.
ALTUĞ BERKER:Bugün bahsettiğiniz konuyu dün istirham etmişsiniz yine. “Bediüzzaman’ın, bin beş yüz altıya kadar Müslümanların açık olarak mücadele edeceğini, bin dört yüz bin beş yüz arası her şeyin biteceğini Fethullah Hocamız size açık söylesin, istirham ediyorum,” demişsiniz.
ADNAN OKTAR:Evet bunu söylesin yeter, vaktin kalmadığını. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in hadislerinden versin, yedi bin yılla ilgili hadisler var, açık, değil mi? Beş bin altı yüzü geçmiştir, diyor. İmam-ı Hanbel naklediyor artık, Hanbeli Mezhebi’nin kurucusu. Mutlak müceddid ve müçtehid ve hadis imamıdır. Onun sözüne itibar ediyoruz biz. Bediüzzaman’ın açıklamaları ortada, bir de hal ortada, görülüyor. Kıyamet alametlerinin hepsi çıktı. Deccalin çıktığı da ortada, süfyan çıkmış, üç yüz sene nasıl olsun? Bu konuda tek çözüm Risale-i Nur’un düz okunmasıdır, yani ilave ek yapılmaması, dil eğip bükülmemesi, anlamının bozulmamasıdır, çözüm bu, inşaAllah. Bunu tavsiye etmesini istirham ediyoruz Fethullah Hocamızın, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Berker Hocam buyurun.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Dün deccalin alametlerini sıralı saymıştınız Hocam, inşaAllah. “Ve deccal çıktıysa Hz. Mehdi (a.s) de çıkmıştır,” demiştiniz. “Bana şeyhim, mürşidim, hocam eğer deccal çıktıysa bana haber verir, diye bir mantık olmaz dediniz,” inşaAllah. “Kendi vicdanıyla görür herkes” demiştiniz. Deccalin çıkış alametlerini detaylı anlatmıştınız. Arzu ederseniz o alametleri okuyabilirim Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii, oku.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Hz. Saab ibni Cessame (r.a)’den. “Deccal insanlarca kendinden bahsedilmekten zuhul edilmedikce (unutulmadıkca) ve imamlar da minberlerde ondan bahsetmeyi terk etmedikce çıkmaz.”
ADNAN OKTAR:Şu an cemaatlerde yasak, sohbetlerde yasak, evlerde konuşulamıyor, değil mi? Konuşanı eve sokmuyor adamlar bir daha. Demek ki deccal çıkmış. Mehdi (a.s.)’den bahsettirilmiyor, İsa (a.s.)’dan bahsettirilmiyor. Baksana bahsetsen bile; adam iki yüzyıl ileriye alıp, kendince nefsani zaman kazanmaya çalışıyor. Bunlar çok garip. Bir kısmı da diyor ki; Mehdi (a.s) çıkarsa bana şeyhim haber verir, deccal çıkarsa bana haber verir. Şeytanla karşılaşırsak şeyhim haber verir. Kardeşim dün de söyledim, sen kırpılmamış domuz gibi ortada gezerken şeyhin senin koluna girecek, şunu ye, şunu yeme, şimdi git banyonu yap, şimdi yemeğini ye, şimdi git uyu, şimdi ihtiyaçlarını gider, diyecek. Sen hayvan mısın? İnsansın. Şeyhin sana yolu gösterir, işaretleri gösterir. Sana her şeyi anlatır mı? Yani deccalin çıkmasıyla ilgili alametleri anlattıktan sonra senin onu zaten anlaman lazım. Mehdi (a.s)’nin alametleri sana anlatıldıktan sonra; mesela farz edelim Şeyh Nazım Hocamız, yetmiş yıl var, diyor. Bir yetmiş yıl sonra ne Müslümanlık, ne Hristiyanlık, ne Musevilik kalmayacak diyor, açık açık anlatıyor. Peki o zaman bu yetmiş yılın içerisinde Hz. Mehdi (a.s) de, var Hz. İsa (a.s) da var, İttihad-i İslam da var. Mehdi (a.s.) mutlaka gelmiş olması gerekiyor o zaman bu durumda. Zaten Şeyhimiz de diyor Mehdi (a.s.)’nin geldiğini, faaliyette olduğunu söylüyor, birçok konuşmasında bunu söylüyor. Peki bu yeterli değil mi? Veyahut Mahmud Hocamız, bahis geçtiğinde, Mehmet Talu Hocamız anlattığında “inşaAllah dedi” diyor alametlere. Tamam işte bu işarettir, bu yeterlidir. Bediüzzaman “bin dört yüz sene sonra çıkacak bir hakikati asırlarında karib zannetmişlerdir” diyor. Mehdi (a.s.)’yi de isim vererek söylüyor Bediüzzaman, buna rağmen adam anlamıyor, değil mi? Yani kırpılmamış domuz derken, cahil üç beş kişi var böyle akılsız, ben onları kastediyorum. Genelde Müslümanları tenzih ederim.
Biz anlattıkça, izah ettikçe tabii insanlarda aydınlanma, şuurlanma, bilgilenme artıyor. Fakat iyi bilgilenen kardeşlerimizin bilmeyenlere mutlaka aktarmaları lazım, çok detaylı aktarmaları lazım. Bu biraz vakit alacak gibi görünüyor. Bir de ahir zamanın şiddetini buradan anlasınlar. Bakın Bediüzzaman, “yüz sene sonra” diyor, adam onu üç yüz sene yapıyor.
ALTUĞ BERKER:Akıl alacak bir iş değil Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Göz göre göre. Ama bak gizli kapaklı da yapmıyor, alenen yapıyor, gözümüzün içine baka baka yapıyor. Mesela orada bin sene yazıyor, Mektubat-ı Rabbani, İmam-ı Rabbani’nin eseri. Burada mesela açık, bin yıl sonra diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den bin yıl sonra, adam çıkıyor televizyona alenen üç bin yıl sonra diyor. Göstersene Osman Ünlü’yü de görsünler. Her biri ayrı marifet peşinde, var mı onun filmi?
VTR: Osman Ünlü Mehdi (a.s.)’nin gelişini üçbin yıl sonraya erteliyor.
ADNAN OKTAR: Bak “bunların hiç birisi yok” diyor. “200 kadar alameti var” diyor, “hiç birisi yok” diyor.
ALTUĞ BERKER: Kendi gazetelerinde çıkmıştı Hocam, çok özür dilerim. Türkiye Gazetesi, alametleri yayınlayan zaten Türkiye Gazetesi’ydi Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir de çıkmayan alametleri neler onları söylemesi lazım. Mesela “Fırat’ın suyu kesilecek” diyor, alamet olarak, Fırat’ın suyu kesilmiş. “Kabe’de baskın olacak” diyor, Türkiye Gazetesi sürmanşetten verdi, kapaktan verdi. “Kabe’de baskın oldu, Hac engellendi” diye, Hicri 1400’de. Peygamberimiz (s.a.v.)’in söylediği işte bu, aynısıyla çıktı, siz de sürmanşet yazdınız. Niye olmadı diyorsun? Kuyruklu yıldızın çıkışını Türkiye Gazetesi yayınladı, haberiniz var, değil mi? Lulin Kuyruklu yıldızının da çıktığını biliyorsunuz. Ramazan Ayı’nda 15 gün arayla ay ve güneş tutulması; Türkiye Gazetesi takvimi var, Türkiye Gazetesi’nin yapraklarında alenen yazıyor 15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları, kendileri de gördüler. İran-Irak savaşını gördüler, Irak’ın işgalini gördüler, Afganistan’ın işgalini gördüler, hepsi yazılmış, yazıların hepsi çıktı. Bir de 3 bin yılı nereden çıkarıyor onu anlamıyorum. Burada diyor ki; bakın 209. mektup, 455 sayfada. "Bilesin ki, Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz’in ümmeti arasından çıkanlar pek kamildirler. Yani Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemEfendimiz’in irtihali (vefatı üzerinden) bin sene geçtikten sonra.” Nereden çıkarıyorsun 3000 seneyi? “İsterse az olsunlar. Onların pek kemalli olmaları şunun içindir ki şeriatın takviyesi, pek tamam şekliyle hasıl ola. Aradan bin sene geçtikten sonra, Mehdi (a.s.)'nin gelişi de bunun içindir.” Peygamberimiz (s.a.v.)’in irtihalinden bin sene sonra Mehdi (a.s.) gelecek” diyor. Biz Hicri 1431’deyiz. Demek ki Mehdi (a.s.)’nin vakti çoktan gelmiş, değil mi? Şimdi ayrıca bu Mektubatı kendileri satıyorlar, kendileri mağazalarında satıyorlar. Kendi mağazalarındaki Mektubattan okuyorum. İnanamıyorum, rüya mı görüyorum ben? Sen Berker’im, şu yazıyı güzelce bir okuttur. Kendin de oradan oku ama net okunsun. Sen kendin okuyabiliyor musun oradan?
ALTUĞ BERKER: “Bin sene geçtikten sonra, Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz’in irtihali üzerinden bin sene geçtikten sonra.”
ADNAN OKTAR: Evet devam et. Sonuna kadar oku yazıyı.
ALTUĞ BERKER: “İsterse az olsunlar. Onların pek kemalli olmaları şunun içindir ki şeriatın takviyesi, pek tamam şekliyle hasıl ola.” Bir altta, “aradan bin sene geçtikten sonra, Mehdi (a.s.)'nin gelişi de bunun içindir.” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet güzel, gel şimdi. Şimdi Osman Ünlü Hoca’nın yapacağı budur. Onların kitapları, kendileri basıyor yayınevinde. Bizim yayınevimizin kitabında bu açıkça yazıyor diye göstermeleri lazım. Kendi yayınevinin kitabını okumuyor. Bak kendi yayınevinin kitabında yazıyor bu, açıkça, alanen yazıyor, nerenin üç bin senesi? Cübbeli 570 yıl ilave etti, bunlar 200 yıl ilave ediyor, o 1000 yıl ilave ediyor. Bir fevkaladelik yok mu burada? Bu Mehdi (a.s.) paniği nedir kardeşim?
ALTUĞ BERKER: Mehdi (a.s.) alametidir Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bir de İbni Hacer’de “hiçbir alamet çıkmadı” diyor, bütün Türkiye’nin gözünün içine baka baka. Allah ıslah etsin, ne diyeyim? Mesela bu kardeşimize göre, kendi inancına göre, düşüncesine göre müzik haram, faiz de haram. Bilmiyorum TGRT’yi seyredeniniz oluyor mu? Sazlı, sözlü her gün alem, eğlence oluyordu, eskiden de oluyordu TGRT’de. Bak meselaTürkiye Gazetesi Hicri 1400’de “Mekke işgal edildi” diyor, ilk defa. “30 ölü vardı, 90 kişi rehin alındı şiddetli çarpışmada” diyor.İlk defa olmuştur İslam tarihinde, ilk defa oluyor.Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir bu ve büyük alametlerindendir. Mehdi (a.s.)’nin çıkışının büyük alametlerindendir Kabe’nin işgal edilmesi, Kabe’de kan akıtılması. “Hiçbiri olmadı” diyor. Doğru söylemiyorsun, nasıl Ahiret’te bunun hesabını vereceksin? Mesela, neyse şimdi beni konuşturacaklar, Allah’ım Yarabbim. Hüseyin Hilmi Işık Hocam çok mübarek insan, ben onu çok severdim. Tam ilmihali İslam İlmihali vardı, Büyük İslam İlmihali.
ALTUĞ BERKER: Bize ondan okutturdunuz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet hakikaten her türlü bilgi vardır. Çok samimi bir insan o. Evrimle ilgili, evrim teorisini savunanlarla ilgili diyor ki; “oradan, buradan çeşitli ajanslardan, şuradan, buradan yalan, yanlış bilgi alıyorlar, alıp onları yayınlıyorlar kendi gazetelerinde, dergilerinde. Bu çok büyük bir hatadır, çok büyük bir yanlışlıktır, bunu yapmayın” diyor.Türkiye Gazetesi’ni belki otuz kere uyarmışızdır yapmayın, etmeyin diye. Sürekli evrim haberleri veriyorlar. Evrimle ilgili adamlar bir atış yapıyorlar, onlar yayınlıyor. Evrimle ilgili bir atış yapıyorlar, onlar yayınlıyor. Kardeşim siz dindar muhafazakar olduğunuzu söylüyorsunuz etmeyin, yapmayın. Ama tabii camianın %99,99 çok temiz insanlardır, çok dürüst, efendi insanlardır. Bir çok insanı tanırım, görüşürüz ama yönetimdeki bazı insanların bu hataları yanlış, bunun düzeltilmesi gerekiyor, inşaAllah.
Evet Berker’im seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Hocam “İttihad-ı İslam’ı anlamazlıktan gelmek, Mehdiyet’i anlamazlıktan gelmek olmaz, imanın nuru ile fark edilir diyor Bediüzzaman. Yani ‘şahsi iman ışığına göre fark edilir’ diyor. Bediüzzaman ‘topluca tanıyacaksınız’ demiyor, ‘fert fert tanıyacaksınız’ diyor. Onu için benim camiam tanıyamadı, benim arkadaşlarım tanıyamadı, ben de tanıyamadım olmaz, deccali fark etmek de imanın nuruyla oluyor.” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii, Bediüzzaman’ın oradaki ifadesi çok önemli. Şahıslar kendi kabiliyetleri ile fark ediyorlar, imanın nuruyla. Allah’a imanı da şahsi olarak güçlü oluyor. Mesela bir topluluğun içerisinde, ailede ağabeyi dinsiz oluyor, çocuk dindar oluyor. O ayrı görmüş oluyor, Allah’ın varlığının delillerini derinlemesine görüyor ama ağabeyi göremiyor. Şimdi bir ailenin fertleri ortak karar almazlar. Herkes aynı imanda olmaz. Bir topluluk, bir cemaat de aynı kanaatta ve aynı güçte olmaz. Kimi deccali fark eder, kimi fark edemeyebilir. Kimi Mehdi (a.s.)’yi fark eder, kimi fark edemeyebilir. Ama şeyh efendiler genel olarak işaret ederler, genel anlamda işaret ederler. Ama şeyh efendilerin hepsinin üstünde, Allah işaret etmiş, Peygamber (s.a.v.)’le bize bildirmiş, vahiyle bize bildirmiş. Resulullah (s.a.v.)’in sözlerini esas almıyorsa bir Müslüman çok yanlış yoldadır.
Öbür site de, göğsünü gere gere, bak öbürleri de Mehtap Tv’ye çıkıyor, milletin gözünüm içine baka baka entel dantel böyle, 300 sene sonra Risale-i Nur’u anlamaya başlayacakmış gençler. Şimdi onların okumalarına da gerek yok şu an. 300 sene sonraya bırakıyor, 300 sene sonraki gençler ilgilenecekmiş Risale-i Nur’la.
ALTUĞ BERKER: Hocam Bediüzzaman’ın,“Mehdi (a.s.) ve talebeleri gerçek sahipleridir” demesini ben şimdi çok iyi anlıyorum gerçekten Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii. Bediüzzaman; “Risale-i Nur’un gerçek sahipleriMehdi (a.s.) ve şakirdleridir” diyor. Baksana anlama şekline.
“Hayırlı geceler Muhammed Adnan Hocam. Ben İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji bölümü öğrencisiyim. Evrim dersinde Prof. Dr. Yavuz Çotuk, türler arasında bilmediğimiz ara geçişler olduğunu, bunları fosillerden bulmamız gerektiğini, ‘fakat yumuşak dokuların kaybolması nedeniyle bu geçişleri bulamıyoruz’ dedi. Daha sonra bakterilerin 20 dakikada bir çoğaldığı için evrimleşme hızının çok fazla olduğunu söyledi. Önceden insanlar 15-16 yaşında evleniyorken şimdi 20-30 yaşında evleniyor. Vay, delile bak sen. Bu yüzden evrimleşme hızımızın çok yavaş olduğunu, söyledi. Sonra da teknolojiye bağlı olarak insan ömrünün uzadığını söyledi cümlenin sonunda da maşaAllah, dedi. Çok şaşırdık Hocam. Biz bu dersleri dinlerken nasıl davranmamız gerekir? Eğer ters bir şey söylersek dersten bırakabiliyorlar. Siz nasıl isterseniz öyle yapacağım. Sizi çok seviyorum, Allah’a emanet olun. Bu bayan kardeşimizin ismini söylemiyorum çünkü o hocasıyla sorun yaşayabilir. Yavuz Çotuk, çotuk çotuk konuşmuş, yanlış konuşmuş. Evet “yumuşak dokuların kaybolması sebebiyle.” Dedem, yumuşak doku tamam, kayalarda, şunda, bunda kayboluyor da, amberde kaybolmuyor, amberde. Onu ne yapacaksın? Çekirgeler, böcekler olduğu gibi duruyorlar, hiç bozulmadan; bunu unutuyor Çotuk Dede, değil mi? Öyle çotuk, çotuk düşünmeyecek, doğru düşünecek. Amberi hiç hesaba katmamış. Bak bunu düşünemeyecek kadar bilgileri eksik. Yüz milyon yıllık karınca var amber içinde, jilet gibi duruyor, olduğu gibi. Yumuşak dokusu, sert dokusu, bilmem nesi, hepsi olduğu gibi duruyor. “16 yaşında evlenirken,” kardeşim şimdi kanunlarımız müsaade etmiyor da onun için, evlenen var Anadoluda. Evrimin ne alakası var evlenmeyle 16 yaşında? Gelişmemiş bir çocuk evlenmez 16 yaşında ama Anadoluda var evlenenler. Şimdi böyle anlatımlar değil de, Çotuk Dedemiz ne yapacak biliyor musunuz? Bizim yaptığımız gibi yapacak. Göster şu fosilleri Çotuk Dedeme.
ALTUĞ BERKER: 50 Milyon yıllık Güneş Balığı.
ADNAN OKTAR: Bak Çotuk Dedem böyle anlatılır. Sen diyeceksin ki, benim elimde fosil var. Bak balığın aynısının tıpkısı, olduğu gibi duruyor. Hiçbir şekilde değişmemiş. Fosil yapısı değişmemiş, pul yapısı da değişmemiş, hiçbir şey değişmemiş.
ALTUĞ BERKER:Zargana var Hocam 95 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR:O da hiçbir şekilde değişmemiş. Zargana, lezzetli bir balık cinsi o da herhalde Berker’im.
ALTUĞ BERKER:290 milyon yıllık kurbağa cinsi Hocam. 290 milyon yıldır, günümüzde de yaşıyor aynısı, hiç değişmemiş. Demek ki evrim olamamış, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet şimdi Çotuk Dede bir daha yumuşak doku muhabbeti yapmasın, amberleri karşısına dizeceğiz onun, hocaya bir tane iki tane değil milyonlarca amber gösterebiliriz. Hiçbir şekilde değişiklik yok. Amber okside olmayı da bozulmayı da tamamen engelliyor. Böyle bir erimiş plastik düşünelim veyahut cam, camın içerisinde bazen süs yapıyorlar ya camın içerisinde kalıyor, hiçbir değişikliğe uğramaz. Camın içinde kalmış gibi, olduğu gibi hayvan duruyor. Dolayısıyla yumuşak dokusu da duruyor ve hiçbir şekilde bozulmadığı ve evrime uğramadığı orada da görülüyor. Delil böyle olur ayrıca bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi bilimsel olarak sıfır ihtimaldir. Olmuyor, mümkün değil. Evrim her yönden çökmüş bir teori, gerek fosiller yönünden, gerek diğer yönlerden.
ALTUĞ BERKER:Çotuk’un resmi.
ADNAN OKTAR:Bakayım. Çotuk Dede’miz. Gençlik resmi Çotuk Dedem’in. Çotuk Dedem bu konuları iyice araştırsın. Çotuk Bey’e biz bir kitap gönderelim. Yaratılış Atlası’nın ilk üç cildini hocama ücretsiz, hediye olarak gönderiyorum, hediyedir, inşaAllah. Hediyemdir, güzelce bir temaşe etsin, okusun, bütün fikriyatı değişecektir. Yarın ilk işiniz o olsun, inşaAllah, istirham ediyoruz.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra sohbetimize kaldığımız yerden devam edeceğiz. Sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz, buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Berker Hocam’dan destur alırsak devam edeceğiz.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam.
ADNAN OKTAR: Buyur.
ALTUĞ BERKER: Hocam Cumhurbaşkanımız Sayın Gül; “gün gelecek sınırların anlamı kalmayacak.” Bugün birlik mesajı vermiş Hocam bölge ülkelerine, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Gün gelecek sınırların anlamı kalmayacak”Mehdi (a.s.) devrinin ana özelliklerinden bir tanesi. Bakın resmi ağızdan devlet açıklıyor bunu. Bu açıklanan şey İsa Mesih (a.s.) zamanı, Mehdi (a.s.) zamanıdır. Yoksa sınırların kalkmasının başka türlü bir açıklaması yok, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Siz Hocam Kazakistan ve Türk Birliği için de söylemiştiniz, inşaAllah. Bugün Kazakistan büyük elçisi Tüymebayev de, “gücümüzü dünyaya göstermek için Türk Birliği şart” diyor, inşaAllah. Siz 2008 de bunu ifade etmiştiniz, daha da önce söylüyordunuz Hocam, dergilerinizde bakın. Kazakistan büyükelçisi Canseyid Tüymebayev; “Türkün gücünü dünyaya göstermek için Türk Birliği’nin şart olduğunu söyledi.” Sizin 23 Temmuz 2008 tarihli röportajınızda Hocam, “Dinimiz bir, dilimiz bir, her şeyimiz bir. Aynı köklerden geliyoruz, kardeşiz fakat ayrıyız. Bugün Azerbaycan’a desek ki, hadi birleşelim, bir gün düşünmezler, kabul ederler. Bunun sadece resmi olarak talep edilmesi gerekiyor. İki devlet bir millet olarak çok rahat birleşebiliriz, hiçbir engel yok. Kazakistan da öyle, Kırgızistan da öyle, Türkmenistan da öyle, Doğu Türkistan da öyle, hepsi rahatlar.” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama Kazakistan büyükelçisi çok güzel konuşmuş. Büyükelçi ile bir görüşelim. Tabii, böyle net, açık, delikanlıca konuşmuş, üslubu çok hoş. Ben Kazakistanlı üst üst düzey bazı yöneticilerle görüşmüştüm. Kazakistan’ın mühim bir devlet görevlisi, bizim evimize gelmişti, birkaç yıl oluyor. Görüşmemizde Türk-İslam Birliği konusunda kararlı olduklarını, bunu şiddetle istediklerini, bu konudaki çalışmalarımızı çok güzel bulduklarını ifade etmişti. Görevini söylemek istemiyorum ama tam böyle kilit noktada bir kardeşimiz Kazakistan’da. Bir de Türk Birliği’ni sanki böyle zor, uzak bir idealmiş gibi gösteriyorlar.Bak daha önce söyledim, ‘Karadeniz Birliği’ dediler, çok makul gördü herkes. ‘Akdeniz Birliği’ dediler; kardeşim seni denizin suyu birleştiriyorsa, İslam ve Türklük nasıl birleştiremiyor ben bunu anlamıyorum. Aynı soydanız, aynı dindeniz, örfümüz, ananemiz, her şeyimiz bir, fakat ayrıyız. Birleşmeyi çok acayip görüyorlar, hayret verici görüyorlar. Konya ile İstanbul’un birleşmesi nasıldır; gayet makuldür, değil mi? Allah vermesin ayrı olmuş olsa, birleşmesi son derece makuldür. Fakat insanları öyle işlemişler ki sanki çok zor bir şey teklif ediliyormuş gibi. Halbuki bugün evet deseler, her devler hazır bunu yapmaya. Türkiye de hazır, Kazakistan da hazır, Azerbaycan da hazır. Halkın istemesi çok önemlidir, zeminin istemesi. Halk istedi mi, devlet yerine getirir hemen. Halkın istemesi için, halkların birbirlerini sevmesi lazım, milletlerinin birbirini sevmesi lazım, değil mi? Türklük derken ben ırk anlamında Türklük peşinde değilim. Ama “Allah sizi kavimler olarak yarattık” diyor. Kavim olarak, Türklük denen bir kavim ver, değil mi? Onun birleşmesi Kuran’a göre gerekiyor, çünkü tek bir kavim. “Kavimler olarak, tanışasınız diye, kavimler olarak yarattık” demiyor mu Cenab-ı Allah? İşte bir kavimiz. Bir kere bütün Türklerin birleşmesi gerekiyor. Bütün Turani devletlerin birleşmesi Kuran’a göre şart, inşaAllah. Birlik olacağız, beraber olacağız. Sonra Büyük bir Türk-İslam Birliği oluşturmak, yani Türkiye’nin öncülüğünde, Türk Milleti’nin öncülüğünde bir Türk-İslam Birliği. Ben Türk-İslam Birliği deyince zannediyorlar ki ırkçılık yapıyorum, yani böyle genetik anlamda söylüyorum, öyle değil. Türk Milleti cesur, vicdanlı, güzel ahlaklı bir millet. Ahlakından dolayı da Allah onlara bir liderlik veriyor. Osmanlı döneminde de bu böyle olmuştu. Başka bir millet bu güçte olsaydı, başımızın üstünde kabul ederdik. Ama şu an lider Türk Milleti. Türk-İslam Birliği’nin lideri o. Tabiiki biz bunu bu şekilde söyleyeceğiz, ne diyelim? Bir birlik var ama başı yok mu diyeceğiz? Başı Türk Milleti olduğu için Türk-İslam Birliği diyoruz, inşaAllah.
“Selam, herkese saygılarımı sunar ve sayın Adnan Oktar Hocama ve onun Azerbaycan’da çok sevildiğini ve okunduğunu söylemek istiyorum” diyor Azerbaycan’dan yazıyor kardeşimiz. “Ben bir Azerbaycan Türküyüm. Tüm Türklerin ve Müslümanların da bildiği gibi Azerbaycan toprağı olan Karabağ işgal altındadır. Bir milyon insan kendi topraklarından kovulmuş, ne kadar çocuk yetim büyümüş ve babası şehit olmuş ve annesi ölmüş” onlar da şehit olmuş. “ya da huzursuzluk ve yoksulluk içinde yaşamış, bazıları hatta artık askere gitmiş, bazıları artık çocuk sahibiler ama o acı günler unutulmamış. 2-3 ay önce Azerbaycan Türkü, Ermeniler üzerine hücuma geçmiş. 140’dan çok Ermeni askerini öldürmüş ve şehit almışlar. Bunlardan birine milli kahraman adı verilmiş. Diğerinin ailesine ise yiğitliğine göre madolyon verilmiştir. Biz sözde bunu yapanlar Rusya’nın eliyle Ermenilerdir. Siz bir Türk ve Müslüman olarak Karabağ işgalden kurtulmadan nasıl Ermenistan’la kapıların açılmasına razı olabilirsiniz?” Şimdi Azerbaycan’ın Türkiye ile beraberliği olacaktır. Ermenistan’la kapılarını açarsın, o da Türkiye ile beraber olur. Fakat şimdi katiller kimdir? Bunları tesbit edersin, bunları cezalandırırsın. Ne ise onun cezası odur. Bunun dışında Ermeni, bu olaya karışmamış, haberi olmayan masum anneler, küçük çocuklar, dedeler, genç kızlar, genç delikanlılar; bunları aynı belanın içine sokarsan olmaz. Mesela cezaevinde, Türkiye’de yüzlerce katil var. Türk asıllı Müslüman katil var. Şimdi deseler ki, bu Türk Milletine mensup adamlar adam öldürdü bunlar, yüzlerce adam öldürdüler ve bütün Türk Milleti bundan sorumludur. Ve dolayısıyla bizim de bu olayın cezasını çekmemizi isterlerse bu mantıklı olur mu? Olmaz. Kim suçlu? Katiller suçludur. Onlar cezasını çekerler. Dolayısıyla mazlum olan Ermenilerden biz intikam almayız. Onları koruyup kollayacağız. Onları kurtaracağız. Onları orada küçücük bir ülkeye sıkıştırdılar. Biz onlara eskiden Millet-i Sadıka diyorduk, ‘Sadık Millet.’ Orduda general rütbesi veriyorduk, general oluyordu Ermeniler. Ermeni generallerimiz var bizim, paşalarımız var. Sanatçılar vardı çeşitli Anadolunun bir çok yerinde. Onlar yaşıyorlardı ve halkla iç içe çok mutluyduk. Sonra bu Darwinizm, materyalizm olayları çıktıktan sonra faşist, komünist kafa ortaya çıktı. Ermeni faşistleri, Ermeni komünistleri ortaya çıktı. Ve onlara kan dökmelerini söylediler, onlar da kan döktüler. Oradaki Ermeni faşist ve komünistler bundan sorumlu olurlar, Ermeni halkı değil.
Dolayısıyla biz ona kalırsa Yunanlılarla da savaştık biz. Ama biz Yunanistan’ı da Türk-İslam Birliği’nin içine alacağız. Bulgaristan’ı da alacağız. Bulgaristan’a bizim kardeşlerimiz gittiği zaman Mehter Marşı’yla karşılanıyor. Bulgaristan’ın her tarafı Türk. Türk camiileri, Türk hamamları, Türk köprüleri; Osmanlı döneminden kalma. Buram buram Osmanlı kokar Bulgaristan. Biz daha önce Bulgaristan’la savaşmıştık; Balkan Harbi’nde başka zamanlarda. O yüzden biz onlarla Kıyamet’e kadar düşmanız, mı diyelim? Bu olmaz, o artık geçmiş. Duruyorsa ilgilileri cezasını alır ama yoksa, ben tertemiz Bulgar çocuklarından onun intikamını almam. Onlar mazlum, onlar bu işin içinde değiller. Onları biz şefkatle bağrımıza basarız.
Rusya ile de birleşeceğiz, Rusya’yı da Türk-İslam Birliği’nin içine alacağız. Şeyh Şamil’le yıllarca savaştılar. Türklerle de savaştılar Ruslar. Biz o yılların intikamını Kıyamet’e kadar onlardan alacak mıyız? O, o dönemde kalmış, o bitti artık, değil mi? Artık dostluk, kardeşlik zamanı, inşaAllah. O, o döneme ait. Dolayısıyla geçmiş yılların intikamı diye bir konu olmaz. Ama yaşayan katiller varsa, mesela Bosna’da oluyor, başka yerde oluyor, adamlar alıp tutukluyorlar, katilleri yakalıyorlar, değil mi? Mesela orada it kopuk takımı vardı, saklanıyor, kaçıyor onlar şu an. Yakalananlar hapse, inşaAllah. Fakat daha önce bizlere böyle tecrit politikası izlediler. Türkiye’nin bütün etrafındakiler düşman ilan edilmişti. Suriye düşman, İran düşman, Irak düşman, Rusya düşman, bilmiyorum hatırlarsınız. Hepsi düşman biliniyordu. Ama bak şimdi hepsini kazandık. Rusya ile de dost olduk, Suriye ile de dost olduk. Sınırları kapıları açacağız Suriye ile. Suriye’yi en büyük düşman gösteriyorlardı. Haşa Araplar kalleştir, şudur budur propagandası yapılıyordu. Filmler, Türk yerli filmlerinde falan böyle Arap taklitleri yapılırdı, değil mi? Mesela köpekleri haşa böyle Arap Arap diye çağırırlardı, bilmem ne falan değil mi? Her türlü çirkin, güya aşağılayıcı, bilinç altı propaganda yapılırdı. Şu an oluyor mu? Olsa bile kim takar yani, değil mi? Kim dinler? Irak’la da güya düşman gösteriyorlardı bizi, dost olduk.
Türk-İslam Birliği’nin içerisinde Yunanistan da vardır. Atina; inim inim inleyecek Mehter müziğiyle böyle. Yedi emanımızda olacaklar, koruyup kollayacağız. Bak ekonomik yönden çöktü Yunanistan. Bizim eski evlatlarımız, Osmanlı döneminde bizim yedi emanımızdaydı onlar. Zenginlik, bereket, bolluk içinde yaşıyorlardı. Şu an onları Avrupa Birliği’ne aldılar, Avrupa Birliği’ne alındı. Yunanlılar da zannetmişler ki adamlar onlara para verecekler, zengin olacaklar. Avrupalı sapıkların kullandığı çocuklar oluştu Yunanistan’da. Avrupalı sapıklar gelip onları kullanıyorlar, Yunanistan’daki lüks otellerde, deniz kenarındaki otellerde. Yunanistan’a bu görevi verdi Avrupa Birliği. Biz bu alçaklığı, biz bu terbiyesizliği, vicdansızlığı, bu pisliği ortadan kaldıracağız. Türk-İslam Birliği ile onlara zenginlik, bereket, bolluk, huzur, güven getireceğiz, inşaAlllah. Dinlerini de istedikleri gibi yaşarlar. Ama kitleler halinde Hz. İsa (a.s) zamanında Mehdi (a.s)’ın zuhuruyla Müslümanlar olduklarını göreceksiniz, inşaAllah.
Rusya da öyle. Devletleri baki olsun, kıyamete kadar ayakta kalsın. Zengin olsunlar, Allah bereket bolluk versin, nüfuslarını çoğaltsın, güzelleştirsin. Biz seviyoruz bu güzel insanları. Huzurlu yaşamalarını istiyoruz. Tek istediğimiz İslam ahlakının her yere yayılması, bu kadar. Biz toprak işgali peşinde değiliz. Biz bir ırk üstünlüğü peşinde de değiliz. Türk Milleti dünyanın en üstün ırkı demiyoruz. Ahlaken güzel ahlaklıdır, bu böyle. “Ahlakta yarışın” diyor Allah, güzel ahlakta yarışıyoruz. Ama Allah üstümüze bir liderlik verdi, bu görülüyor. Bunu görmezden gelemeyiz. Bütün dünya bunu tasdik ediyor. Bak her gün gazeteler bunu anlatıyor; Türk-İslam Birliği’nin gerçekleştiğini ve geliştiğini anlatıyor. Bunu anlamayan kimse kalmadı, değil mi?
Berker’im sen bir Mehter Takımı gösteriyorsun, sürekli benim kafam ona takıldı. Bir Ceddin Deden hazırlayın da, bir Mehter müziği şöyle, kulağımızın pası açılsın. Çok önemli. Ara ara Tarihi Çevir, Ceddin Deden, Gafili Bilir, Estergon Marşı, Fetih Marşı, bunları hazırlayın arada sırada dinleyelim. Buyurun dinleyelim.
VTR: MEHTER MARŞI
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Rus Kızıl Ordusu Ceddin Deden’i çaldı, onu da yarın hazırlayın, onu da göreyim. Yani Moskova inledi, çok şahane maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Siz de Kıbrıs’ı inletmiştiniz Hocam. Osmanlı’dan sonra ilk defa, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:EvelAllah, maşaAllah. Mehter’in geldiği yere şefkat, sevgi, muhabbet geldi demektir. Şeytanı delirtir Mehter müziği. Mehter’in çaldığı yerde şeytan duramaz, ben söyleyeyim. O müziğe hassastır şeytan, kaçar, inşaAllah. Şeytan kovalamak isteyen Mehter çalsın, inşaAllah. Ruslar mesela çok güzel bir millettir, çok çok güzeller. Allah bereket versin, güzellik versin, değil mi? Allah devletlerini baki kılsın Kıyamet’e kadar. Niye Rus devleti yıkılsın? Bilakis, güçlensin. Halkı huzur içinde yaşasın. Uyuşturucudan çökmüş vaziyette; her yerde votkalar, içkiler, uyuşturucular, şunlar bunlar. Putin İslam’ın gelişmesini istiyor. Tek bundan kurtulalım diyor, yani bu durumdan kurtulalım. Hristiyanlık da gelişsin ama Müslümanlık gelişsin diyor asıl. Ve gizli devlet politikası, fakat yobazlığa karşılar. Mesela genede bu yanlış anlaşılmasın diye nasıl söyleyeyim bilmiyorum da, onların yanlış anlamasından oluyor. Bütün faaliyetleri yasak Rusya’da; dini, İslami faaliyetler. Bir tek bizim faaliyetimiz serbest Rusya’da. Putin bir tek bize müsaade ediyor. Bütün her yerde kitaplarımız satılıyor. Göğsümüzü gererek alenen çalışma yapıyoruz, alenen. İşin açıkçası doğrusunu söyleyeyim Rus gizli servisi kaç defa arkadaşlarımızın ifadesini aldılar ve açık açık da söylediler, biz sizi destekliyoruz, istediğiniz gibi de faaliyet yapın, dediler. Stilinizi, modelinizi çok beğeniyoruz dediler; Rus gizli servisi. Kaç defa arkadaşlarımızı gözaltına aldılar, yani gözaltına derken nezaketiyle. Hani buyurun beraber gidelim gibi. Uzun uzun dinlediler, çok mükemmel buluyorlar metodu, yöntemi, inşaAllah. Böyle bir Müslümanlığı istiyoruz diyorlar, inşaAllah. Kin yok, nefret yok, kan dökmek yok, şefkat, sevgi, modernlik, coşku, heyecan, sevinç var. Kardeşim aklından bir zoru olması lazım bunu kabul etmemesi için bir insanın, değil mi? Sorunu olması lazım, başka türlü açıklayamıyorum yani. Yahut çok cahil olması gerekiyor.
Mehmet Selim İstanbul’dan “Değerli Hocam. Nisa Suresi, 3. ayeti ve Ahzab Suresi’nin 50. ayetini açıklayabilir misiniz? Resullallah (s.a.v) zamanında bir erkeğin 4 kadınla evlenmesini ve sınırsız cariye almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?” Resulullah (sav) zamanında; çok şahane olmuş helal olsun, maşaAllah. “Bu ayetin günümüzdeki yorumu nedir?” Günümüzde kanunlarla yasaklanmıştır, yorumu bu. “Bu konuda net bir cevabı hiçbir yerde bulamadım. Hocam bu konuya netlik kazandırıp açıklayabilir misiniz?” Tamam, netlik kazandırayım. Resulullah (s.a.v.) zamanında olsam, ben benim de kızım olsa, hemen Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e verirdim, helal olsun. Yediği içtiği helal olsun. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v)’in elinden yüzünden nur akıyordu. Allah’ın en mükemmel tecellisidir dünyadaki. Ne oldu? Bak annelerimizin bedenleri nerede? O zamanki insanlar, ondan sonra bir nesil daha gelmiş, bir nesil daha, bir nesil daha. Kemikleri bile yok o nesillerin, sonraki nesillerin. Un ufak olmuş, toprak olmuşlar. Dünya bu kadar geçici. Ahiret’teki hayatı çok önemlidir. Peygamberimiz (s.a.v) ile evlenen hanımlar Allah rızası için evleniyorlardı. Peygamberimiz (s.a.v) 62 yaşındaydı, gencecik genç kızlar evleniyorlardı Peygamber Efendimiz (s.a.v) ile . Hibe ediyorlardı, seninim ya Resulullah (s.a.v.), diyorlardı. Allah rızası için evleniyorlardı, Ahiret’te beraber olmak için. Ne olurdu orada herhangi zengin bir sahabe ile evlense? Yese, içse, gezse, mesela herhangi bir genç kız, ne oluyor? 20 yaşındaysa 2 on sene sonra 40 yaşına gelir. 2 on sene sonra 40 yaşında yaşlı oluyor. 40 yaşında bir kadın nasıl olur bilirsiniz, söylememe gerek yok. Bak 20 yaşına 2 on sene ekleyeceksin o kadar. Tak bitiyor o kadar. Sanatçılardan falan da görüyorsunuzdur. Daha dündü o gencecik kızlar, o Britney Spears. Kısaca Britney herhalde. Acayip güzel bir kızdı, çok güzeldi. Baktık acayip değişmiş. O Madonna’sı şusu busu falan, jilet gibi kadındı. Bak bambaşka, yaşlı-başlı falan, çökmüş, perişan olmuş. Öbürü işte süper erkeğim falan diyordu Michael Douglas. Adamın gözleri falan dışarıya fırlamış, saç baş bembeyaz, perişan vaziyette, değil mi? Dünya böyle.
ALTUĞ BERKER:Uygun görüyorsanız göstereyim.
ADNAN OKTAR:Tamam uygun görüyorum.
VTR: ÜNLÜLERİN YAŞLILIK HALLERİ
ALTUĞ BERKER: Şeytandan Allah’a sığınırım “Ey insanlar Allah sizi yarattı, sonra sizi öldürüyor, sizden kimi de, bildikten sonra da bir şey bilmesin diye, ömrünün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilir.” Nahl Suresi, 70. ayet.
ADNAN OKTAR: Şimdi Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında bir hanımı düşünün. Peygamber Efendimiz (s.a.v) evli ve mesele 4 hanımı var; ki 9 hanımı vardı Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in. Peygamberimiz (s.a.v)’i görüyor, Allah’ın nurunu görüyor ve aşık oluyor. Dünyanın en akıllı insanı. Mesela kadınlar için en etkileyici erkek. Ses tonu mükemmel, görünüşü mükemmel, kalitesi, temizliği, her yönden mükemmel, sohbetleri nefes kesici. Ve en güzel terbiye edici ve en güzel öğretmen. Bir kadın ömür boyu böyle muhterem, böyle güzel bir nur varlıkla bütün ömrünü ve sonsuz hayatı onunla yaşamak istemez mi? Cenab-ı Allah ona bir kolaylık gösteriyor. Allah yasaklasaydı, bu zorluk olurdu insanlar için, hanımlar için bir zorluk olurdu. Allah onlarla bir kolaylık göstermiş, kendini hibe etme imkanı vermiş, değil mi? Ne güzel. Mesela bakıyor, “ya Resulullah (s.a.v.), ben sana aşığım, seni çok seviyorum, sana kendimi hibe ediyorum, ister al, ister alma, ben seninim” diyor. Helal olsun anneme, helal olsun. Benim kızım olacak, diyecek ki; falanca çok yakışıklı bir genç var, zengin de. Ben Resulullah (s.a.v)’ı haşa istemiyorum, onunla evlenmek istiyorum.” Yani ilk yapacağım şey, ben onu evlatlıktan reddederim. Benim öyle evladım yoktur artık. Ben onu insan olarak da görmem. Çünkü çok çirkin bir üslup bu, çok çok çirkin. Ama Resulullah (s.a.v.)’ı tercih etmesi, iftihar edeceğim bir şeydir, beklenen budur. Çünkü onu yapsa, iki on senede bitecek ömrün zaten. Ne olur ayrıca insan, yani karaciğer, dalaktan, böbrekten oluşmuş bir şey, et, kemikten. Yani dünya tarihinin gelmiş-geçmiş, başından sonuna kadar, dünyanın en mükemmel insanıyla karşı karşıya olacak bir hanım, gidecek herhangi bir insanla evlenecek. Bu olacak iş mi bu? Ben o zaman imanından şüphe ederim onun, aklından şüphe ederim. En güzelini yapmıştır o dönemde sahabe annelerimiz, Resulullah (s.a.v.)’ı istemişlerdir. Ve münafıkların da bu çok ağrına gitmiştir. Ama tabii dünya aşığı, Allah’ı sevmeyen bir insan için bu bambaşkadır, onlar ayrı. Çünkü zaten Allah’ı sevmiyor haşa, Peygamber (s.a.v.)’i nasıl sevsin adam? Ona işte bağırsak olacak, karaciğer, dalak, et, kemik, yiyecek, içecek, yani onun dünyası bu tarzdadır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in o nur yüzüyle, o nur ruhuyla evlenmiş oluyorlar. Çok büyük bir şereftir. Allah da büyük bir kolaylık ve güzellik meydana getirmiş ona. Münafıklara acayip azap vermişti o dönemde, acayip. Cenab-ı Allah o ayeti indirdiğinde, teyzenin kızlarını, halanın kızlarını, amcanın kızlarını. Bizim bir kısım münafık sahtekarlarımız da bundan utanç duyuyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’in evliliklerinden. Onu eviriyor, çeviriyor, yok çok yaşlı kadınlardı, perişandı, Peygamber (s.a.v.) acıdı, aldı. Tamam yaşlı oldukları için aldıkları da var ama dünya güzeliydi benim annelerim, genceciktiler daha. 18 yaşında, 19 yaşında, 20, 21 yaşındaydı annelerimiz, helal olsun. En güzeli, en isabet hareketi yapmışlardır. Bak, sonsuzluk ne demek biliyor musun? Trilyon çarpı trilyonu, trilyonlarca sene söylesek sonsuzluk bitmiyor. O kadar uzun bir süredir sonsuzluk, bitmeyen bir süre. Resulullah (s.a.v.)’la beraber, Cennet’te beraberler. İki on sene için Resullah (s.a.v.)’ı tercih etmeyenin ben açıkça söyleyeyim, yüzüne tükürürüm. Benim için çok basit bir insandır. İnsan bile demem ben, bu kadar.
Göster şu süper erkeği. Bak, bu da “süper erkeğim, bilmem ne falan” diyordu. İşte “dehşetim”, hatta “tedavi olmak istiyorum” bilmem ne artistik yapıyordu. Bak, son hali bu. Dünya bu kadar acz içinde bir ortamdır. Bütün millet bir ara hayrandı. Yanlış mı hatırlıyorum? Evet, ne kadar süre içinde oldu? Çok kısa süre içinde oldu bu. İki on sene önce havasından geçilmiyordu, değil mi? Bak, iki on sene insanı ne hale getiriyor. Dünyada bir şey yok, dünyaya bağlanmayacaklar, inşaAllah.
Yusuf Ağatürk. Yusuf, sen benim dediklerime güven. Dediklerim doğru, Mehdiyet sevgi, şefkat, merhamet ve dostluk, kardeşlik demektir. Deccaliyet de, kan, irin, kepazelik, saldırmak, rezillik demektir. Mehdi (a.s.)’dan kan, irin beklemeyeceksin, rezalet beklemeyeceksin. Mehdi (a.s)’dan kan bekleyenleri kan boğar. Bak, mesela Irak’ta da o kafadaydılar, Allah belalarını verdi, perişan etti o düşünenleri, savunanları. Böyle bir şey olmaz. Yani kanla gelen kanla gider. Kan istedin mi Allah kanda boğar. Allah kansız hakim edeceğim dediğine göre, buna kanaat getirmeleri gerekir. Mesela Kütüb-ü Sitte’yi açıp baksınlar, Buhari, Müslim, Tirmizi, Sünen-i Nesei, Sünen-i Davud, hepsinde vardır. Mehdi (a.s.) devrinde silahlar yok ediliyor mu? İsa Mesih (a.s.) silahları yok ediyor mu? Bitti. Kan yok demektir. Kardeşim silah yoksa nasıl kan olsun? Kan silahla olur. Silah gitti mi kan da gider. Onun için Yusuf sen bu konuyu çok yanlış biliyorsun. Hz. Yusuf (a.s.) da kan dökmemiştir. Bak, ismin de Yusuf. Hz. Yusuf (a.s.) kanla mı geldi iktidara? Akılla geldi, imanla geldi, sevgiyle geldi iktidara, değil mi? Hz. Süleyman (a.s.) kanla mı geldi? Sevgiyle, akılla geldi. Zülkarneyn (a.s.) kanla mı geldi? Zülkarneyn (a.s.) damla kan akıtmadı. Aklıyla, ilmiyle, imanıyla geldi ve dünya lideri oldu. Anlaşıldı mı? Fakat kan döken Peygamberler de olmuştur. Allah onlara onu emretmiştir, onlar onu yapmıştır. Kan dökmeyeceksiniz dedikleri de kan dökmemişlerdir. Mesela bak, saydıklarım, bu Peygamberler kan dökmemişlerdir. Ama mesela Hz. Musa (a.s.) sel gibi kan akıtmıştır. Mesela savaş oluyor, Hz. Musa (a.s.) uzaktan seyrediyor. Asası elinde havada, havaya yükseğe kaldırıyor, muazzam bir kıtal. Yani on binlerce insanı katlediyor Hz. Musa (a.s.)’nın askerleri. O da ibadet o devirde, Allah emretmiş öyle, kıtal var. Asasını indiriyor, manen duruyorlar, kıtal devam edemiyor. Savaşta geri çekilmeye başlıyor. Yani liderin önemini göstermek açısından bu çok manidardır. Liderin başta olmasının nasıl etki ettiğini göstermek açısından. Hz. Musa (a.s.) asayı yine bir kaldırıyor, mücahitler coşuyorlar ve yerle bir etmişlerdir putperestleri o devirde, Allah’ın emriydi o. Resulullah (s.a.v.) zamanında da savunma savaşları yapılmıştır, sel gibi kan akmıştır. Resulullah (s.a.v.)’ın bizzat kendi eliyle katlettiği insanlar olmuştur ve sahabeler de Hz. Ömer (r.a.), Osman (r.a.) ve Ali (r.a.), Hasan (r.a.), Hüseyin (r.a.), bunların hepsi küfürden, tuğyan ve dalaletten insanları katletmişlerdir. Allah’ın emriydi o. Allah’ın emri ahir zamanda kan istemiyor Cenab-ı Allah, kan yok. Aynı Süleyman (a.s.) devri gibi, Zülkarneyn (a.s.) devri gibi diyor bak, Cenab-ı Allah burada dikkat çekmiş. Peygamber (s.a.v.)’in hadislerine dikkat edin. Süleyman (as) zamanında kan olmadı. Zülkarneyn (a.s.) zamanında kan olmadı, değil mi? Özellikle Zülkarneyn (a.s.)’de yok, inşaAllah. Yusuf (a.s.) zamanında yok, inşaAllah. Ayrıca sen şimdi hadise burada güvenmem lazım. Neden güvenmen lazım? Suyuti’den veriyorum kaynağı. Sen Suyuti’ye güvenmiyorsan, olmaz. Kimden veriyoruz? Berzenci’den veriyoruz. Berzenci’ye güvenmiyorsan, Suyuti’ye güvenmiyorsan; senin verdiğin hadis kaynağı Berzenci’den veriyorsun yine sen. Yine Suyuti’den veriyorsun, değil mi? Yanlış, yanlış yapıyorsun. Deccal zamanında Mehdi (a.s.) devrinde kan var. Bakın, deccal ve Mehdi (a.s.) zamanında sel gibi kan var. Kanı ama kim akıtıyor? Deccal akıtıyor. Mehdi (a.s.) akıtmıyor, bunu karıştırıyor arkadaşlarım. Mehdi (a.s.) devrinde kan yok demiyoruz ki biz, Mehdi (a.s.) devrinde kan var. Hem de oluk oluk kan var ama kanı akıtan deccaldir. Mehdi (a.s.) de kanı durdurmaya çalışandır. Anti-kandır Mehdi (a.s.), inşaAllah. Bir de bak ben çok sağlam delil veriyorum. Diyorum ki bak, “silahları yok ediyor.” Ne demek silahları yok etmek demek? Kanı durdurmak anlamına gelmiyor mu? Bak, “damla kan akıtmaz” diyor ayrıca, uyuyan kişiyi uyandırmaz. Senin şeyhin söylüyor, Cübbeli Ahmet söylüyor kan akıtmayacak diye. Yani bana inanmıyorsan, Ehl-i Sünnet alimlerine inan. Suyuti’nin hadislerine inanman lazım, Peygamberiz (s.a.v.)’in hadisi. Berzenci’ye inan, Ebû'l Leys es- Semer-kandî’nin eserlerinde vardır, Berzenci’nin eserlerinde vardır, hepsinde vardır, Ehl-i Sünnet eserlerinin tamamında vardır. Bakalım.
VTR:Cübbeli, Mehdi (a.s.)’nin kan akıtmayacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi bak, şeyhinden de örnek verdim sana. Bak, “kan akıtmayacak” diyor, “uyuyanı uyandırmayacak” diyor. Damla kan akmaz. Hadislerden veriyorum; Buhari, Müslim, Tırmizi, Sünen-i Nesei, Sünnen-i Davud. Hz. İsa (a.s.) zamanında da kan yok. Silahlar kaldırılıyor.
“Selamün aleyküm Hocam ve” aleyküm selam ve rahmetüllahi. Çok hoş bir kardeşimiz, maşaAllah. “Hocam gecenin bu saatinde tüylerimizi diken diken ettiniz, Allah razı olsun” diyor. “Neredeyse dışarı çıkıp uçacaktım. Evde Hocam dedim, işte helal olsun dedim” diyor. “Sık sık Mehter Marşı bekliyoruz Hocam. Selam ve dua ile” diyor Erdal.
“Selamün aleyküm Adnan Hocam. Bir arkadaşım Mehdiyet’in Ehl-i Kitap’tan gelme olduğunu, Tevrat’tan ve Hristiyanlıktan gelme olduğunu söylüyor” diyor. Doğru, Tevrat’ta, Allah zaten Kuran’da gönderme yapıyor. Ayrıca Zebur’da da vardır. Ve Peygamberler’in suhuflarında da var. Mehdi (a.s.) binlerce yıldan beri Müslümanlarca bekleniyor. Hz. İbrahim (a.s.) zamanında da beklenmiştir, Musa (a.s.) zamanında da. Hz. Musa (a.s.) üç kere Allah’a yalvarıyor, “Ya Rabbi beni Mehdi (a.s.) yap” diye. Tevrat’ta uzun uzun anlatılır Mehdi (a.s.); bütün detaylarıyla, dış görünümüyle, aynı hadislerle de mutabıktır. Mehdi (a.s.)’yi Tevrat’ta aramamızı bize Kuran belirtiyor. Kuran’da ayet var. Cenab-ı Allah diyor; “daha öncekileri nasıl dünya hakimi yaptıysam, sizi de dünya hakimi yapacağım”. Ve Tevrat’ta ve Zebur’da geçtiğini de ayrıca Allah belirtiyor bir başka ayette de.
ALTUĞ BERKER:Okuyayım Hocam, inşaAllah. Enbiya Suresi, 105. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Andolsun, Biz zikirden sonra Zebur'da da: ‘Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır’" diye yazdık.”
ADNAN OKTAR:Bak, Tevrat’ta ve Zebur’da dünyaya sahip olacak varisçi kulların Mehdi (a.s.) olduğunu zaten Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerde söylüyor. Başka da kimse yok zaten. Sadece Mehdi (a.s.)’dir dünyaya hakim olacak. Ve Tevrat’ta, İncil’de, Zebur’da bahsedilen bir tane Mehdi (a.s.) vardır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in belirttiği bir tane Mehdi (a.s.) vardır. Bu Mehdi (a.s.)’nin süresinin içerisindeyiz, bu 70 yılın içerisinde olacak o. Çok hayati olduğu için üzerinde duruyorum. Bu bilgiyle ben bunu anlatmazsam, buna inanmıyorum demektir. Yetmiş yıl süre varken, dünya hakimiyetini, İttihad-ı İslam’ı ikinci plana alıyorsam, ben kendimi Allah esirgesin imansız olarak görürüm, Allah vermesin, haşa. Başka bir anlamı olmaz bunun, inandığımın gereğini yapıyorum. Samimi inancımın gereğini yapıyorum.
ALTUĞ BERKER: Uygun görürseniz Hocam hadisleri de tekrar okuyayım mı, kan akıtılmayacağına dair?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER: Berzenci’de Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuş; “Hz. Mehdi (a.s.), Peygamber (s.a.v.)’in yolunda gidecek,uyuyan kişiyi uyandırmayacak, kan da akıtılmayacaktır.” Berzenci’de. (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, Kıyamet Alametleri, Pamuk Yayınları, Kıyamet Alametleri, s. 163) El Kavlu'l Muhtasar’da; “(Hz. Mehdi (a.s.)) Zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır.” (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 44)
ADNAN OKTAR: Tabii Berzenci’ye inanmıyorsa, El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il’de, Celalettin Suyuti’nin eserlerine bunların hepsine güvenmesi lazım, değil mi? El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar mesela çok önemlidir bu, İbn-i Haceri Mekki Hazretleri’nin. Ve bütün Ehl-i Sünnet ittifak halindedir bu mübarek alimlerde. Sen şimdi kendi şeyhine inanmazsan, verdiğim hadislere inanmazsan, o zaman neye inanıyorsun, değil mi? Buhari, Müslim’den de kaynak veriyorum, silahlar kalkacak diyor hadislerde açıkça.
“Ayrıca canlı yayınlarda neden zengin ve tanınmış mankenleri çıkardığınızı ve varoşlardan insanları çıkarmadığınızı soruyorlar” diyor. Zengin misin sen?
SUNUCU 3: Hayır.
ADNAN OKTAR: Sen?
SUNUCU 2: Hayır.
ADNAN OKTAR: Sen?
SUNUCU 1: Hayır.
ADNAN OKTAR: Ben de zengin değilim, nereden çıktı bu? Böyle bir şey yok, inşaAllah. Her yerden kardeşlerimiz geliyorlar, gayet de güzel oluyor. Ben onlara geldiklerinde kitap veriyorum. Madem hikmetini soruyorsunuz; illa beni konuşturacaksınız, ben bir şeyi yaptığımda mutlaka hikmetli yaparım, durduk yere yapmam. Her gelen kardeşime çok fazla kitap veriyorum, doğru mu? Doğru, evet. Ve burada ilk defa dinin ve İslam’ın birçok detayını görmüş oluyorlar. Resulullah (s.a.v.)’a karşı sevgileri artıyor, Allah’a karşı sevgileri artıyor, Ahir zamanı öğreniyorlar, doğru mu?
SUNUCU:Doğru.
ADNAN OKTAR:Daha önce duymuş muydunuz, duymuş muydun?
SUNUCU: Hayır.
ADNAN OKTAR: İlk defa duyuyorsun. Buna emr-i bil-maruf nehy-i ani'l-münker derler, anlaşıldı mı? Kardeşlerimin en ulaşamadığı noktalara benim ulaşmam önemli bir konudur. Ben giderim diskoteğe de girerim, meyhaneye de girerim, gazinoya da girerim, sanat alemine de girerim, sosyeteye de girerim, benim özelliğim budur. Benim en bariz özelliğim budur, herkes bunu bilir. Birçok kardeşimizin giremediği noktalara; ben mason localarına da girerim, Tapınak Şövalyeleri’nin localarına girerim, hiçbir Müslümanın giremeyeceği yerlere girerim ve girer orada tebliğ yaparım. İlla detay ver derlerse, fazla da detay vermem ama emr-i bil-maruf nehy-i ani'l-münker’de bu çok önemlidir. Peygamberimiz (s.a.v.) gidip Ukas Panayırı’nda müşriklere tebliğ yapıyordu. Benim kardeşlerim tertemiz Müslüman Türk evlatları, nur gibi insanlar, tabii ki onlara; Arkadaşlar ne istiyorlar? Tecrit edelim onları, uzak tutalım. İşte bunlar başı açık diyelim, bunlar makyajlı diyelim, bunlarla görüşmeyelim, ezelim, aşağılayalım. Asla bunu yaptırtmam. Onlar benim canım, onlar benim kuzularım, başımın tacı, yüzde yüz Müslüman, takva ve tertemiz insanlar. Son derece zeki, akıllılar, çok da değerliler. Çarşaflı bir kardeşimiz gelse, o da benim başımın tacıdır, çok takdir ederim, çok sevgi duyarım. Başörtülüyü de, başı açıkları da çok seviyorum, hepsi aynıdır, hepsi. Yüz, yüz, yüz, yüz hepsi aynı. Yani birbirlerinden hiçbir farkı yok benim için.
“İslam’da saç boyatmak var mıdır?” Tabii, Peygamberimiz (s.a.v.), sahabeler saçı da, sakalı da boyuyordu ehl-i küfürü kızdırmak için. “Dinç olun” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) küfrü kızdırmak için. Hatta simsiyah boyuyorlardı, maşaAllah. Sünnettir, tebliğcinin, cihat yapanın saçını, sakalını boyaması; eğer beyazlandıysa boyayacak, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.) kınayla bir boyayı daha karıştırıyor. Böyle kızıl da değil, simsiyah da değil, ikisinin arası bir renk elde ediyordu. İki boyayı karıştırarak elde ediyordu. Bitkisel boyalar bunlar. Resulullah (s.a.v.)’ın da saçı simsiyahtı görünüşü normalde ama bu iki maddeyi istimal ediyordu, kullanıyordu. Bir de başlarında ayrıca güzel kokulu, gül kokulu zeytinyağı sürüyordu pırıl pırıl parlıyordu saçları, inşaAllah. Onun ismini şimdi tam hatırlayamadım ama kınayla karışan bir şey, siyahlık veren bir boya, bitkisel boya. Bir de kırmızılık veren bir boya, ikisinin arası ideal bir renk oluşuyor, inşaAllah. Ve sahabelerin hemen hemen hepsi kullanmıştır bunu. Cübbeli Hazretleri de kullanıyor gördüğüm kadarıyla, sakalı falan boyuyor, inşaAllah.
Son olarak diyor ama vaktimiz bitmiş, senin son sorunu yarım saat sonra cevaplayayım, inşaAllah.
SUNUCU: “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” Programımıza 00:30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV, Gaziantep Olay TV, Kütahya Destan TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, HarunYahya.TV sitemizden devam edeceğiz.
ALTUĞ BERKER: Tekrarlıyorum yarım saat sonra Gaziantep Olay TV, ve Kahramanmaraş Aksu TV’deyiz, inşaAllah.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...