SUNUCU: Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv, Gaziantep Olay Tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo ve HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Berker Hocam, eğer tensib buyurursanız, buyurun siz buyurun.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam inşaAllah, estağfirullah Hocam. İki tane iddia edilen Ergenekon davasıyla ilgili yazarların yorumları vardı Hocam. Ergun Babahan Sabah’tan: “Ertuğrul Özkök’ün Hürriyet’te vicdan çağının açıldığına dair yazısına yönelik bir cevap yazısı kaleme almış. Ertuğrul Özkök’ün sadece Ergenekon davasının üzerine gidilmesi konusunda vicdanının rahatsız olduğunu, Ergenekon şüphelilerinin korunması ya da davaya sekte vurulması konularında nedense vicdani bir rahatsızlık duymadığını ve Ertuğrul Özkök’ün vicdan çağını Ergenekon avukatlığını yaparak aştığını” yazmış.
ADNAN OKTAR:Evet yani ne demek?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam sadece o davaya mı hassas hani vicdanı, hukuken diyor Hocam inşaAllah galiba Allah-u alem, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet biz tabi ki adaletin çok sağlıklı, sıhhatli işlemesini ve tarafsız olmasını isteriz yani herkes ister. Ama bu adamların kafası bir tek Ergenekonda açılıyor gibi iddia edilen Ergenekon örgütü davasında açılıyor gibi olursa bu şüpheli olur inşaAllah.
Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. İnşikak Suresi. “Gök, yarılıp-parçalandığı,” Kıyamet’te atmosfer, diğer yıldızlarla çarpışma ve yer çekimi etkisiyle oradaki gazlar emiliyor. Emildiğinde gördüğümüz bu mavi, gökyüzü mavi kubbe açılıyor siyahlık görülüyor. Yani normalde dışarısı siyah, uzay siyah, koyuluk hakim yani gece gibi. Açıldığında böyle bakacaklar ki mavilik delinmiş, uzay görülüyor, siyahlık görülüyor. Bu çok harika bir durumdur. Yani hiç insanların alışmadığı bir şeydir. Mavi gök kubbenin delinmesi ve büyük bir deliğin açılıp, büyük bir boşluk meydana gelip, uzayın ve yıldızların görünmesi, gündüz gözüyle inşaAllah. “Ve 'kendi yaratılışına uygun' Rabbine boyun eğdiği zaman;” “hepsi Allah’ın emrindedir” diyor Cenab-ı Allah. Yani ne zaman yarılacak gök, ne kadar yarılacak nereden başlayacak, çapı ne kadar olacak hepsi bellidir. “Yer, düzlendiği,” yer şu an gökyüzü açıldığında yerde de bir yapı değişikliği oluyor, normalde dağlardan oluşur değil mi dağlar, tümsekler var, yedi tepe var, “dünya bir titremeye tutulacak” diyor Cenab-ı Allah, deprem etkisiyle dağlar böyle eriyen kum yığını gibi olacaklar yani gittikçe sallandıkça dağlar eriyor eriyor böyle bir toz şekerden konik bir tepe düşünelim, onu alttan sallasa insanlar o yavaş yavaş yavaş yavaş yayılır ve dümdüz hale gelir, gittikçe düzleşir. Onun gibi “bütün yeryüzü düzleşecek” diyor Cenab-ı Allah. Yani o depremin şiddetinden. “Ve içinde olanları dışa atıp boşaldığı,” İçinde olanlar nedir? Magma. Yer kabuğu parçalandığı için, diğer çarpışan yıldızların da çekim gücüyle o karmaşada, çünkü dünya yörüngesinden çıkıyor, diğer yıldızlara yakın geliyor, içindeki magma boşalıyor parçalanmanın etkisiyle. Ama tabi şiddetli bir boşalma, hatta ayette: “Denizlerin yandığını görürsün” diyor. Denizden magma fışkırıyor ve denizden alevler fışkırıyor, deniz yanıyor yani. “Ve kendi yaratılışına uygun Rabbine boyun eğdiği zaman.” “Tam Allah’ın istediği gibi olur” diyor. Yani insanlar zannediyor ki öyle bir Kıyamet anında, madde başıboştur, başıboş parçalanır, başıboş yırtılmalar olur, başıboş patlamalar olur, bütün patlamalar, sökülmeler, dağılmalar hepsi Allah’ın kontrolündedir. Yani her bir atom nereye gideceğini biliyor. Bakın atomun yapısına kadar. Yani magma patladığında bir atom mesela nereye gidecek, tek tek parça, magma nereye kadar akacak, nasıl parçalanacak, hepsi 'kendi yaratılışına uygun olarak Rabbine boyun eğer” diyor Allah; eğdiği zaman. “Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O'na varacaksın.” Mesela ne yapıyoruz? Tebliğ yapıyoruz, namaz kılıyoruz, İslam’ı yayıyoruz Allah için sürekli faaliyet yapıyoruz. “Sonunda O’na varacaksınız.” Allah’a varacaksınız” diyor Cenab-ı Allah. “Artık kimin kitabı sağ yanından verilirse,” sağ eliyle ona böyle kaset gibi bütün hayatını anlatan bir şey veriliyor, bir cisim, küçük bir şey. “O, kolay bir hesap (sorgu) ile sorguya çekilecek,” Kuran bilgisi olan bunu anlayacak yani sağ tarafından hayatını özetleyen, bütün hayatını içine alındıran yani böyle video kaset gibi küçük bir şey verildiğinde, sağ eline verilir, sağ elinden alındıysa o kurtulacak demektir. Allah’ın vaadi var yani ikinci ihtimal yok. Yani artık o sevinebilir, sağ eliyle aldığı için. Sağ eliyle alması isteniyor, sağ eliyle alıyor inşaAllah. “Ve kendi yakınlarına sevinç içinde dönmüş olacaktır.” Yani o sevinçle, o hayatını anlatan, o cisimle sevinç içinde yakınlarının yanına dönüyor. Yakınları mesela arkadaşları, sevenleri, kimse. “Kimin de kitabı ardından verilirse, O da, helak (yok olmay)ı çağıracak” Yani arkadan alıyor Allah vermesin, “O da, helak (yok olmay)ı çağıracak” “O da helakı çağıracak” Yani “artık onun için bir helak var” diyor Allah. “Çılgın alevli ateşe girecek.” Çılgın alevli yani normal bir alevli değil. Normal alevli sakin yanar ama çılgın alev kontrolsüz alevlerdir. Mesela yangınlarda falan çılgın alevli olur değil mi, gökyüzüne doğru fışkırır, çok delice yanar yani o tarz bir yangın olacak diyor Allah, öyle bir ateş olacak diyor. “Çünkü o, (dünyada) kendi yakınları arasında sevinçliydi.” Onların yanında artistik hareketler yapıyor böyle züppelik yapıyor, çakallık yapıyor, dinle imanla haşa dalga geçiyor, Ahir zamanla kendince alay ettiğini düşünüyor, Mehdiyet’e, deccaliyete önem vermediğini vurguluyor, hiçbir şey olmayacağını zannediyor. Ama oradaki gördüğü dehşet manzara karşısında tabi kanı donuyor. “Doğrusu o, (Rabbine) bir daha dönmeyeceğini sanmıştı.” Alay ediyor mesela ahiret yok zannediyor, “dirilmeyeceğini sanmıştı” diyor Allah. “Hayır; gerçekten Rabbi, kendisini çok iyi görendi.” O diskotekteki halini de görüyor Allah, internetin başındaki halini de görüyor, sokaktaki halini de görüyor, meyhanedeki halini de görüyor; her yerdeki halini Ben görüyordum, takip ediyordum” diyor Allah.
“Yok, şafak-vaktine yemin ederim,” yani “güneşin doğma vaktine yemin ederim” diyor Allah. “ Geceye ve toplayıp-taşıdığı şeylere,” Karanlığa ve toplayıp-taşıdığı şeylere, “Ondördüne girdiği zaman aya;” Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerindendir ayın tutulması Ramazan ayında, ay ve güneş tutulması olması. “Ve siz, gerçekten tabakadan tabakaya bineceksiniz.” Bir durumdan, başka bir duruma geçeceksiniz. Yani deccaliyetten Mehdiyet’e, Mehdiyet’ten tekrar deccaliyete. Şimdi mesela deccaliyetin içersine girdi insanlar fakat ikinci tabakaya girdiler şu an Mehdiyet tabakasındalar. Sonra Mehdiyet tabakasının arkasından İseviyet-Mesihiyet’in tabakasına giriyorlar, dünya hakimiyeti oluyor, arkasından deccaliyet safhası geliyor, arkasından da Kıyamet safhası geliyor, tabakadan tabakaya geçiyorlar. Şafak vakti, Mehdiyet’i işaret eder yani güneşin doğuşu. Gece de deccaliyeti yani İslam’ın kararması. Önce güneş doğuyor Mehdiyet hakim oluyor, arkasından gece ve karanlık oluyor. “toplayıp-taşıdığı şeylere,” tuğyanı, delaleti, fitneyi, fücuru her şeyi taşır. Ben tabi ikinci işari anlamını anlıyorum. Yoksa “gece” mesela kuşlar yuvalarına dönerler, hayvanlar kavuklarına girerler, aynı zamanda ayet buna bakıyor.
“Şu halde onlara ne oluyor ki iman etmiyorlar?” diyor Allah. Yani “neden iman etmiyorlar” diyor. “Kendilerine Kur'an okunduğunda secde etmiyorlar.” Yani “Kuran’ı niye kabul etmiyorlar” diyor Allah, “niye bunu fark etmiyorlar, niye bunu içlerine sindirmiyorlar” diyor. “ Tersine, o nankörler, yalanlıyorlar” diyor Allah. “Tersine, deccal taraftarları Kuran’ı tamamen yalanlıyorlar” diyor. Yani kabul edecekleri yerde, reddedip yalanlıyorlar” diyor. Ama bak Kuran’ı yalanlıyorlar, Kuran’a karşı bir savaş var. “Oysa Allah, onların içlerinde sakladıklarını daha iyi bilendir.” “Ben onların bilinçaltını ve bilinçaltının daha bilinçaltını bilirim” diyor Allah, “her şeyini Ben yaratıyorum” diyor çünkü. “Bu durumda sen, onlara acı bir azap ile müjde ver.” Yani dünyada da belalar, hastalıklar, Kıyamet ve deccaliyetin acıları, deccaliyetin savaşları, deccaliyetin onları boğması ve ahirette de sonsuza kadar Cehennem azabı. “Ancak iman edip” önce Allah’a iman ediyor, “Salih amellerde bulunanlar başka” Salih yani samimi, candan; herhangi bir namaz değil, herhangi bir sevgi değil, herhangi bir dostluk değil, “samimi olan” diyor Allah, onu kabul ediyor, samimi olanı kabul ediyor. Namazı orucu kabul etmiyor Allah doğrudan, samimi olan orucu, namazı ve sevgiyi kabul ediyor, dostluğu kabul ediyor. “Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka; onlar için kesintisiz bir ecir (mükafaat) vardır.” Yani “sürekli sonu gelmeyen, sonsuza kadar Cennet’te mutluluk vereceğim onlara” diyor Allah, “mükafat vardır ve sürekli de sevap vereceğim” diyor, “dünyada da.”
Buruc Suresi. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, şeytan’dan Allah’a sığınırım. Tabi ilk Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanındaki anlamları ayrıdır, ahir zamana bakan yönleri ayrıdır. Ben daha ziyade ahir zamana bakan yönüyle bakıyorum. Ama tabi üçüncü, dördüncü anlamları oluyor, beşinci anlamları oluyor, çok anlamı olur.
Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla.
“Burçları olan göğe andolsun,” Biz şimdi hangi çağdayız? Kova; Kova burcu çağındayız. Daha önce Balık burcu vardı. Ne diyor Kuran’da? Balık, Hz. Musa (a.s.)’ın yanında olan balık suya girip, kaçıyor. Balık burcu bitiyor. Kovayı, Yusuf (a.s.)’ı almaya gelen ekip, kovayı aşağıya sallandırıyor. Bak Allah “kova” diyor, kova kelimeyi özellikle söylüyor. Tas, kap demiyor, ip sallandırdılar demiyor, herhangi bir şey demiyor, kovayı özellikle vurguluyor Allah. “Kovayı” diyor, “aşağı sallandırdılar ve Yusuf’u oradan aldılar” diyor. Kova çağında Mehdi (a.s.) ortaya çıkıyor inşaAllah. “Ve o vadedilen güne,” Mehdi (a.s.)’ın çıkış günü, İsa (a.s.)’ın iniş vakti, Kıyamet. “Şahid olana (görene) ve şahit olunana” şahit olan kimdir? Mehdi (a.s.)’dır, şahit olunan kimdir? Bütün Müslümanlar inşaAllah. Aynı zamanda halktır şahit olan ama şahit olunan da Mehdi (a.s.)’dır yani her ikisi. “Kahrolsun Ashab-ı Uhdud” diyor Cenab-ı Allah. “Kahrolsun Ashab-ı Uhdud, Tutuşturucu-yakıt dolu o ateş,” petrol. Şu an mesela Müslümanları el bombasıyla yakıyorlar, bomba atılıyor genellikle hep yanıktır Müslümanların eli yüzü çocuklar hep yanmış. Ahir zamanda Müslümanları genellikle yakarak tahrip ediyorlar yahut bombayla yakıyorlar. “Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuşlardı.” Mesela bombalama yaparken, bombalama yapıldığı alanı tespit eden, naklen yayın yapan sistemler var değil mi? Mesela uçağın içerisinde oturuyor, yahut kumanda odasında oturuyorlar, Müslümanlar bombalanırken, yakılırken uzaktan o takibi yapabiliyorlar. Ayette ne diyor: “'Tutuşturucu-yakıt dolu o ateş, Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuşlardı. Ve mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.” Yani bombalamayı, yakma, yıkmayı seyrediyorlar. Nerede seyrediyorlar? Ekranda seyrediyorlar. Ben ahir zamana bakan yönünü söylüyorum yalnız. Yoksa zahir anlamı üstünedir. “Onlardan, yalnızca 'üstün ve güçlü olan,' övülen Allah'a iman ettiklerinden dolayı intikam alıyorlardı.” “Siz misiniz Müslüman olan” diyor, “sen misin Darwinizm’e, materyalizme karşı olan, sen misin Mehdiyet’i savunan, sen misin Mesih’in geleceğini savunan, o zaman biz de seni yakarız” diyorlar. Hz. İbrahim (a.s)’ı yaktıkları gibi, biz de seni yakarız diyorlar. Yani “dehşet saçacağız” diyorlar. Mesela Mehdi (a.s.)’ı yakmaya kalkacaklar, İsa Mesih (as)’ı yakmaya kalkacaklar, talebelerini yakmaya kalkacaklar, Kuran ona işaret ediyor. “ Ki O (Allah), göklerin ve yerin mülkü O'nundur.” Her şey O’na aittir. “Allah, her şeyin üzerinde şahid olandır.” “Şimdi onlar ekranda seyrediyorlar ama” Allah “Ben de onları onun üstünde seyrediyorum” diyor. Cenab-ı Allah diyor ki: “Allah, her şeyin üzerinde şahid olandır.” Onlar iki boyut içerisinde seyrediyor, Allah onları üçüncü boyuttan görüyor, üçüncü boyutu Allah dördüncü boyuttan görür. Bütün boyutları Allah kendi yaratmıştır, bütün boyutlar O’nun emrindedir, hepsini görür. “Gerçek şu ki, mü'min erkeklerle mü'min kadınlara işkence uygulayanlar” Mehdi (a.s.)’a işkence uygulanacak mı? Uygulanacak, hadiste var. “Deccal” diyor, “Mehdi (a.s.)’a işkence yapar, işkence yaptıkça Mehdi (a.s.) genişler” diyor hadiste. “Genişler, ünü şanı yayılır.” “ve sonra tevbe etmeyenler” vazgeçmiyorlar bu eylemlerinden, “tevbe etmeyenler; işte onlar için, cehennem azabı vardır ve yakıcı azap onlaradır.” Yüreklere tırmanan bir ateşten bahsediyor Allah. “Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlara gelince” bak “şüphesiz iman edip” iman ediyor, samimi eylemlerde bulunanlara gelince, “ onlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.” Hep Cenab-ı Allah suya olan hasretimizi, suya karşı içimizde bir sevgi meydana getirmiştir. İnsanlar yaz olduğunda hep denize koşmak isterler, evin önünde mutlaka bir su olsun isterler, göl kenarı ister. İnsanın ruhunda bir su sevgisi vardır, bilinçaltında vardır bu. Evinde en azından bir havuz olsun ister, bir fiskiyeli bir şey olsun ister. Onun için Cennet’te her yerde ırmaklar var, küçük arklar şeklinde de var, büyük ırmaklar şeklinde de var. Yani su Cennet ile iç içedir, su ve yeşil ağaçlar. Çok büyük bir güzellik olarak müminlere sunulmuştur, inşaAllah.
“Doğrusu, Rabbinin 'zorlu yakalayışı' şiddetlidir.” Yani çok şiddetli yakalarım” diyor Allah “yakaladığımda, çok büyük azap yaparım. Önce bırakırım ama yakaladığımda da bas bas bağırttırırım” diyor Allah veyahut artık inim inim inler. “Çünkü O, ilkin var eden, (sonra dirilterek) döndürecek olandır.” Bak “Çünkü O, ilkin var eden,” ilk önce var eden, “sonra döndürecek olandır.” “Sonra yeniden diriltecek olandır. İlk bizi yaratıyor, öldürüyor Cenab-ı Allah “sonra diriltecek olan Benim” diyor. “O, çok bağışlayandır, çok sevendir.” Allah sevmeyi çok seviyor. Çok sevendir. Onun için bizim ruhumuzda da sevme gücü koymuştur. Yani bilinçaltımızda şiddetli bir sevme ve sevilme gücü vardır. Ama hep onun etkisi altında oluruz. Yani mesela benim size olan sevgimin sebebi de budur. Allah’ın meydana getirdiği bilinçaltındaki güç, Allah onu insanın ruhuna koymuştur iman olarak. Bak “O çok bağışlayandır.” “Ben sizden intikam almayı değil” diyor Cenab-ı Allah, bağışlamayı seviyorum”, bağışlama asıldır. Ama yeter ki bağışlanacak tavır içinde olsun Müslümanlar. “Ve çok sevendir.” Sevmeyi ve sevilmeyi bize öğretendir Allah. “Arşın sahibidir” bütün kainatın, her yerin, “ Mecid (pek Yüce)dir.” Bu ayet aynı zamanda Abdülmecid devrine de bakıyor inşaAllah, Mecid. Mesela “Allah Hamid’dir” diyor, Abdülhamid devrine bakıyor o da inşaAllah. “ Her dilediğini yapıp-gerçekleştirendir.” Yani “Ben ne istersem” diyor Allah “onu yapar gerçekleştiririm” diyor. “ Orduların haberi sana geldi mi?” Bütün dünyanın ordularının haberi. Yani her türlü ordu Allah’a aittir, bütün orduların sahibidir” diyor Allah. “ Firavun ve Semud (ordularının)? Hayır; inkar edenler, (kesintisiz) bir yalanlama içindedirler.” Yani sürekli yalanlama yaparlar mesela Darwinizm’in-materyalizmin geçersizliğini anlatırsın yine yalan söyler. Allah vardır dersin, inkar eder, bir şeyi anlatırsın inkar eder, sürekli aksilik peşindedir. Allah ordulara hep dikkat çekiyor. Hep ordulardır dünyada fitne çıkaran. Yani kan akıtan, zulüm yapan hep dünyada yani hak orduların, doğru orduların dışında hep zulüm ordulardan gelir. Mesela Çin ordusu zulüm yapmıştır, Rus ordusu zulüm yapmıştır, Hitlerin orduları zulüm yapmıştır, Mussolini’nin orduları zulüm yapmıştır, milyarlarca insanı katletmişlerdir ordular ve Kuran’da hep ordulara dikkat çeker Allah. “”Firavun ve Semud ordularının haberi” diyor Allah. “Allah ise, onları arkalarından sarıp-kuşatmıştır.” Yani “bütün benlikleri Benim kontrolümde” diyor Allah. “Hayır o (kitap) şerefli üstün olan bir Kuran’dır. Levh-ü Mahvuz’dadır. Kuran da, kaderde, Allah Katında sonsuz önceden yaratılmıştı” diyor Allah “vardır” diyor Kuran Levh-ü Mahvuz da. Daha Peygamberimiz (s.a.v.) annesinin rahmine düşmeden Kuran vardı. Daha dedesi Hz. İbrahim yokken Kuran vardı. Kuran’daki bütün hayatı anlatılıyor Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Ama daha Peygamberimiz (s.a.v.) ortada yok. Ama o zaman Kuran var.
Berker Hocam şimdi seni dinleyelim.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Şöyle demiştiniz Hocam dün: “İslamiyet’in dünyaya hakim olması dünyaya çok kolay bir şey. Fakat psikopatlık Müslümanlık gibi gösterilirse bu çok korkunç olur, sorun bu. Makul olan, Kuran’a inanan, hadislere inanan denildiğinde sevgi dolu insan olmasıdır. Böyle insan gelir akla Müslüman denince. Ama adam çok farklı çıkıyor, dinden imandan bahsediyor, sonra “bana vahiy geldi” diyor. Tahmin edilmeyecek bir psikopatlık. Kuran’dan bahsediyor, arkasından zırvalama tarzında bir hurafe anlatıyor, çok ürkütücü bir durum. Ağızlarından hep düşmanlık, kan ve irin akıyor. Kadın düşmanlığı, Bektaşi düşmanlığı, Alevi düşmanlığı, Şii düşmanlığı, Caferi düşmanlığı. Bu tarz insanları da takva Müslüman gibi görüyorlar. Ne kadar düşmanlıktan bahsederse, ne kadar taşkın üslup kullanırsa onun en takva olduğuna inanıyorlar. Böyle psikopatları yalnız bırakmak gerekir” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Mustafa Deniz Kayseri’den yazmış. Bir televizyon kanalında bazı şahısların konuşmalarını söylüyor, şöyle konuşuyor, böyle konuşuyor diye. Kardeşim şimdi ben tek tek böyle it kopukla uğraşma yanlısı değilim. Ben genel anlamda hataları anlatıyorum. Hocam diyorlar,”şurada it kopuk var, ona da bir laf söyleyin.” Memleketin iti kopuğu tükenmez. Yani her zaman çıkarlar, yani İstanbul’un denizi de iti kopuğu da tükenmez derler. Böyle olmaz yani stil böyle değil. Şahıs şahıs değil. Ben Cübbeli’yi tenzih ederim. Ben ona acıyorum, şefkat duyuyorum. Bir zihniyeti onun adıyla açıklıyorum ben, yani bir zihniyettir o. Mesela başka şüppeli de diyebiliriz, şüppeli diyeyim, fark etmez. Şimdi bana kardeşimiz bir vatandaşı daha söylüyor, baktım resmine hakikaten böyle Osmanlı filmlerinde yaparlar, böyle Rum ayyaş meyhaneciler olur, alkolik hafif sakalı uzamış böyle değil mi? Kafasında fesle falan filmlerde olur ya. Ondan sonra gece-gündüz nargile içer, ara sıra şarap içer kaçamak falan böyle manyak gibi tiplerdir. Yani Rum kardeşlerimi tenzih ederim, film icabı olarak söylüyorum. Yani bilinir, yahut kız kaçıran tipler vardır böyle değil mi özel filmlerde tipler vardır. O tiplere benzeyen bir tip. Şimdi devamlı herkese karşı nefreti anlatan bir tip, herkesten nefret eden insan, kendinden de nefret ediyor, herkesten de nefret ediyor. Şimdi buna ben oturup cevap vereceğim; yok değil. Genel anlamda cevap vermek yeterlidir. Bir de genelinde Fethullah Hoca da söylüyor, diyor ki: “Başarılı çalışma yapan Müslümanlara haset ederler” diyor. “Onun için” diyor talebelerine, “başarılarınızı anlatmayın” diyor Fethullah Hoca. “Haset eder, kıskançlık duyarlar” diyor. Adam bunak, bilmem kaç yaşına kadar gelmiş, bütün gücüyle çalışmış, hiçbir şey olamamış. Hani derler ya “bir kesere sap olamamış” derler. Kimse kaale almamış, adam yerine konmamış. Şimdi bunun ağrına gider böyle tiplerin. Ben daha yeni ortaya çıkıp İslam’ı, dini anlatıyorum, talebeyim, öğrenciyim. Ben söylüyorum laik benim ailem, annem, babam CHP’liydiler. Ankara Kurtuluş Lisesinde yetiştim. Bizim lise yani cin lisedir. Akademide okudum, Güzel Sanatlarda, orası malum zaten söylemeye gerek yok. Ama Allah müthiş bir başarı verdi. Mesela şu an Azerbaycan bütün Türki Devletlerden yüz binlerce insan izliyor beni. Amerika’da yüz binlerce insan izliyor, Almanya, Avrupa, Türkiye’de izlemeyen köy kasaba yok. Yani özel tespit yaptırdım, izlemeyen tek bir yer yok, belde, kale hiçbir yer yok yani. Şimdi adam konuşuyor, insanların karnı ağrıyor adamın dinlediğinde, sürekli kinden, nefretten bahsediyor, enaniyetli, azgın, saldırgan, Alevi düşmanlığı, Bektaşi düşmanlığı, Şii, Vahabi düşmanlığı. Be hey ahmak, konu bu mu? Onlar nur gibi, tertemiz, La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah diyen insanlar. Sen niye dinsizleri hedef almazsın. Be hey bunamış kütük diyeyim yani. Çık Darwinizm’e karşı mücadele ver. Dünyanın %99’unu esir almış Darwinizm. Değil mi? O senin dumanlı, tütsülü kafan buna basmıyor ama %99’u gitmiş, Darwinist, materyalist olmuş. Böyle büyük bir tehlike varken, bir avuç Müslüman, iman etmiş Müslüman namaz kılıyor üstelik, oturuyorsun ona Alevi, Bektaşi, Vahabi’lere ağzından kan kusuyorsun, ağızlarından oluk oluk kan akıyor ve müthiş bir Müslüman nefreti var bu ahmaklarda. Kardeşim bırak Müslümanların yakasını. Tertemiz insanlar. La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah diyen insanlar. Benim kardeşlerimin, bizim çocukların çoğu Alevi, tertemiz insanlar değil mi? Bizim Tarkan falan hepsi Alevidir inşaAllah. Dolayısıyla eğer yiğitlik yapacaklarsa Darwinistler, materyalistler; bunları hedefleyecek ve bunlara ilmi çalışma yapacak. Adamın dumandan kafa gitmiş, Darwinizm’in materyalizmin D’sini bilmez, materyalizmin M’sini bilmez. Çık iman hakikatlerini anlat, Kuran’ın mucizelerini anlat, imanlı topluluk geliştirmeye çalış, İslam’ı Müslümanlara sevdirmeye çalış, bunun için gayret et. Hazır Müslüman kitleye kin ve nefreti öğretiyor. Bir de bunlara höt desen masanın altına girerler. Şimdi bunlar mesela Amerikan düşmanlığı yapıyor, bilmem ne yapıyor. Mesela Irak’ta da bu tipler vardı, bas bas bağırıyorlardı sokakta; işte “Saddam yaşasın”, Saddam ile ilgili marşlar söylüyorlardı. Biliyorsunuz o zamanlar seyrettiniz televizyonlarda değil mi? Coşkuyla Saddam’dan yana, “Amerika kahrolsun” diyorlardı. Amerikan askerleri bir girdiler, “ağabey Marlboro sigarası satıyoruz, alıyor musunuz” falan Amerikan askerlerine gidip yalakalık yapmaya başladılar. Hatta kadın kız satmaya başladılar Amerikan askerlerine. Çok özür diliyorum şeylik yapmaya başladılar yani malum ve bayağı bir kitle bayağı bir kitle değil mi? Amerikan askerlerine yağcılık yapıyorlar, onlar ne istiyorlarsa, esrar istiyorlarsa esrar temin ediyorlar, kokain istiyorlarsa kokain temin ediyorlar ve büyük bir kitle bununla geçiniyor bugün Irak’ta. Bunlar hep mücahitti, bunun tarzında mücahitlerdi. Ev işletiyorlar; yani bu kafadaki adamlar şu an Amerika’da ev işletiyorlar. Bunlarında yapacağı yarın bir gün odur yani Amerikan düşmanlığı yapıyor, şu bu yapıyor ama efe takılıyorlar, öyle bir şey olmaz. Allah vermesin öyle bir işgal olsa en yalaka olacak olanlar bunlardır söyleyeyim. En adilik yapacak olanlar bunlardır. Yani o zamanda onlarla iş birliği yapıp, Müslümanları ihbar ediyor bu alçaklar. Mesela şu anda da Irak’ta Amerikan askeriyle o zamanlar evliya görünenler Müslüman ihbar etti. Mesela Irak istihbaratının en aktif elemanları bunlar yine. Sürekli Amerikalılara “şurada Müslümanlar toplantı yapıyor” diyorlar, Müslümanların arasına giriyorlar onlar “Vehabiler toplantı yapıyorlar” diyorlar, gidip onları bastırıyorlar. Mesela diyorlar “Sünniler toplantı yapıyor” diyorlar, orayı bombalattırıyorlar. “Şiiler burada bir çalışma yapıyor” diyorlar, havadan bombalama yaptırtıyorlar Amerikalılara. O insansız uçaklarla. Bunlar haber dahi olmuyor. Hatta şimdi Yemen’de de başladılar, Yemen’de de sürekli bombalama yapılıyor havadan. Bunlar hep daha önceki ucuz mücahitler, sahtekar mücahitler. Onun için Müslümanlar bu tip adamları hiç kaale almasınlar. Bunların dumandan kafaları erimiş, odun kafalı adamlar. Bunlar dava adamı değil. Dava adamı, Müslümanların sayısının çoğalmasını ister, takva Müslümanların artmasını ister. En büyük sorun nedir? İmansızlık görünüyor. İmansızlığa karşı nefretle mi çıkılır? Neyle çıkacaksın? İman hakikatleriyle; Kuran mucizelerini anlatsana. Adam anlatmaz, çünkü nefret onun daha çok hoşuna gidiyor, kin daha çok hoşuna gidiyor. Mesela kuşlardaki harikaları anlat, böceklerdeki harikaları anlat, atomun yapısını anlat. Bu kemik kafalara sor, hiçbirini bilmezler. Bir sohbette sorun bakalım, biliyorlar mı. Mesela bir sivrisineğin hayatını bir anlat desen değil mi, kafası dumanlı bu ayyaş kılıklı herifler bilmez. Ama bir Vehabi nefretini anlat de, ağzından böyle pompayla kan dökülür böyle kan fışkırır. Vehabiden ne istiyorsun? Adam beş vakit namazını kılıyor, orucunu tutar, zekatını verir, Mümin muttaki insanlar. Ezan okunduğunda hepsi birden iş yerlerini kapatıyorlar, beş vakit namazlarını kılıyorlar. Bütün iş yerleri kapanıyor. Değil mi? Senin gibi dumanlı kafayla canı istediğinde ayyaş gibi yatıp, gece böyle nefret tohumları saçan sohbetler yapıp, akşamda böyle saman çuvalı gibi uykuya dalıp yan gelip yatıp, kalkamayıp sabah namazına kalkamayıp, taa öğlen çıkıp ondan sonra da nefret tohumları saçmıyorlar. Onun için böyle tipleri pek kaale almaya gerek yok. Bunlar yani mantıksız, münasebetsiz insanlar hemen anlaşılıyor.
Bir deli Müslüman tipi türedi. Ben bunu daha şu an anlıyorum. Yani ben eskiden böyle bilmiyordum. Mesela başı açık hanımlara karşı bu kadar nefret olduğunu bilmiyordum, bunu gördüm. Başı kapalı hanımlara, başörtülü hanımlara da bu kadar şiddetli nefret olduğunu bilmiyordum, bunu da yeni gördüm. Bakın hem dini kabul etmeyenlerden nefret var bu çocuklara karşı, başı örtülü, hem de takva ve muttaki olduğunu iddia eden kişilerde de çarşaflı olmadıkları için nefret var. Doğrudan fasık olarak görüyorlar. Bu çok ayıp, günah ve çok çirkin, çok yanlış. Nefretle Büyük Ortadoğu Projesine zemin hazırlıyorlar. Bu nefret tohumu saçan adamların hepsi Büyük Ortadoğu Projesi’nin elemanlarıdır. Yani Müslümanı, Müslümana kırdırma projesi vardır, Büyük Ortadoğu Projesi’nin ana zemini budur. Yani emek harcamadan uğraşmadan bu işi Müslümanlara yaptırmak. Hatta Türkiye’yi de bu işin içine sokmaya kalktılar. Türkiye hiçbir zaman için yanaşmadı. Türkiye’yi de Müslümanları kırdırmak için çok zorladılar. Afganistan’da da silahlı birliklerin içerisine girsin, silahlı çatışmaya girsin dediler Türkiye’ye, Türkiye kabul etmedi. Irak’ta da çatışmaya girsin dediler, onu da kabul etmedi Türkiye. Irak’ı bombalamadı diye birçok Müslüman var Türkiye’ye hayıflanan. “Nasıl Müslüman bunlar ya” diyor. “Yerle bir etmesi gerekiyordu Irak’ı” diyor. Yani Müslüman kanı akıtmadığı için ayıplıyor, hükümeti ayıplıyor. Afganistan’a asker gönderip bombalamadığı için hükümeti ayıplıyor. Böyle cins tipler var. Biz de bunlara karşı elimizden geldiği kadar doğruları anlatıyoruz ama kardeşlerimiz akılcı baksınlar. Mesela çok rahat anlaşılıyor bu. Adamın bir kere tipine bakın. Tam tipik böyle, filmlerdeki ayyaş tipi var adamda. Sürekli ağzından kan akıyor ve müthiş enaniyetli. Tek telime sevgi duyuyor musunuz bu psikopatlardan, tek kelime, bir kelime? Hiç merhametten şefkatten, dostluktan, kardeşlikten Allah aşkından, Allah sevgisinden, Resulullah (s.a.v.) sevgisinden coşkulu bir muhabbetten tek kelime duyan varsa bana banda alıp göndersin. Bu azgın güruh sadece kandan hoşlanıyorlar ve bunların ruhunda Allah sevgisi yok. Gördüğümüz kadarıyla öyle görülüyor. Tabii kalplerini Allah bilir. Onun için böyle cins mahluklara saygı duymalarından dolayı bunlar bu kadar şımarıp, coşuyorlar. Adam yerine koyuyorlar. Adam yerine koyarsan böyle yaparlar. Kaale almadığında konuşmaz. Sen adamla oturup adamı televizyon kanalına çıkarıyorsun, ulusal kanala çıkarıyorsun, adamın zırvalarını dinliyorsun. Adam da coşuyor, kendini bir şey zannediyor. Mesela bak eğer müdahale etmezsek o iki yüz seneyi Müslümanlara verecekler. Değil mi? Bak yüz seneyi, iki yüz sene ilave etmişler, üç yüz seneye çıkartmış. Biz söylemesek öyle bilinecek o. Değil mi? Yani iyi hoca nasıl olur diyorlar, “sürekli kandan bahsedecek, Yahudileri keselim diyecek, Hristiyanları keselim, Vehabileri keselim, Alevileri keselim” diyecek. Müthiş bir Alevi düşmanlığı olacak, ağzından kan akacak böyle, onları yakmayı isteyecek “hay maşaAllah” diyor, “Müslümanı görüyor musun, mücahidi” diyor. Bu aptallığı yaparlarsa böyle adamlar oluşur işte. Zulmü destekleyen, bölünmeyi, parçalanmayı destekleyen adamları desteklememeleri lazım. Günaha giriyorlar, “parça ayırıcılardan” bahsediyor Allah Kuran’da. Benim en az 20-25 milyon nur gibi Alevi kardeşim var, Bektaşi kardeşim var, tertemiz insanlar. Hepsi Allah’ı aşkla severler, Mehdi (a.s.)’ı beklerler hepsi, Ehl-i Beyt sevgisi müthiştir. Yani benim anlamadığım, bu cins adamları; mesela bakıyorum oğluna bakıyorum, oğlu üçkağıtçı, dinsiz, her türlü ahlaksızlığı yapıyor. Fuhuş da var, şu da var, bu da var hepsini yapıyor. Oğluna toz kondurmuyor, “o benim evladım” diyor. Mesela Kuran’ın birçok hükmünü reddediyor yahut Kuran’ı komple kabul etmiyor, “olsun o benim evladım” diyor, ona toz kondurmuyor, bayağı iyi koruyup kolluyor. Ona kafir diyemiyor. Onu diğer insanlara layık gördüğü konuma getiremiyor. Mesela kızı oluyor esrarkeş, hatta eroinman ona hiçbir şey demiyor. Yani ben çok iyi bilirim. Birçoğunun kızını da biliyorum, oğlunu da biliyorum, beni konuşturmasınlar. İstiyorlarsa konuşayım da yani. Ne halt ettiklerinin birçoğunu biliyorum ve çocuklarına toz kondurmadıklarını da biliyorum. Senin çocuğun tatlı ama başkasının çocuğu acı mı, bu nasıl oluyor? Kendi çocuğu olduğunda kafir diyemiyorsun. Ama sen bir Aleviye kafir diyebiliyorsun, bir Bektaşiye kafir diyebiliyorsun. O münasebetsiz ağzını hukuk kuralları içerisinde, kanun kuralları içerisinde taa kulaklarına kadar ayırırım, öyle münasebetsizlik yok, yaptırmam. Büyük Türkiye olacağız inşaAllah. Alevisiyle, Sünnisiyle kardeşiz, en ufak bir bölünmeye de müsaade etmem, Türk alemiyle de olduğu gibi birleşip. Azerbaycan hep Alevidir Azerbaycan. Benim koç yiğitlerim helal olsun onlara. Hz. Ali (r.a.) aşkı ile dönüp böyle aşkla Allah’ı anarlar. Değil mi? Ne güzel insanlar. O zaman bak bu ahmaklara göre bizim Azerbaycan’a düşman olmamız gerekiyor. Kesilmesi gerekenler içinde görmüyor mu bunları? İşte Azerbaycan’ın her yeri Alevi. İran da öyledir, Irak da Alevi, Suriye de Alevi, hepsini kesecek o zaman bunlar. Bunların ahmaklığını artık Müslümanlar görsün.
İsmini verdiğim kişileri tenzih ediyorum ben, Cübbeli’yi özellikle. O cahilliğinden, cahilliğinden, onu adam edeceğiz inşaAllah. Ama bak kendine laf söylendiğinde nasıl hopluyor kerata. Yeri göğü birbirine kattı. Sabahlara kadar uyuyamıyor. Yok cinsi sapık demişler, yok grup seks yapıyor demişler. Ballandıra ballandıra anlatıyor, o da yok bu da yok diye iki saat anlatıyor. Ama bak sen alimlere, büyük alimlere özellikle bak Şeyh Nazım Hocamıza söylediği söz daha hala kafamda. Onu daha hala düzeltmedi o sözünü. Hem Bediüzzaman ile ilgili, hem de Şeyh Nazım Hocamıza söylediği o sözü düzeltecek, onu bekliyoruz. Her gün söyleyeceğim, her gün sorumluluğu da artıyor. Yani Allah ömür verirse her gün söyleyeceğim vazgeçinceye kadar ve bu yaptığı hatadan dönünceye kadar.
Ben anlamıyorum; mesela adam delilik yapıyor, deliliği çok makul görülüyor. Koskoca adamlar, mesela adam diyor ki: “Bana vahiy geliyor” diyor. Nasıl oldu bu diyorsun, “ben Peygamberim” diyor. Peki diyorsun nedir? “Benim kitabım da var” diyor. Mesela Sure isimleri veriyor adam, mesela şu Suresi, bu Suresi diye isimler var. Adam açıkça yazmış, “bana kitap geldi” diyor. “Kuran ve kitap” diyor. Koskoca kıllı kılçıklı herifler diyeyim artık koskoca, ona inanıyorlar. Yani en ufak bir tereddüt etmiyorlar. Dünya ne kadar ilginç bir yer ben anlayamıyorum. Mesela Pakistan’da da var öyle tipler. “Bana vahiy geldi” diyor, “Peygamberim ben” diyor, milyonlarca adam inanıyor. Asya tarafları iyice berbat o aşağı taraflar. Adam tahtayla elinde keserle put yapıyor yani yüz milyonlarca insan var, bir tane iki tane değil. Çakıyla falan oyuyor, eve koyuyor ona tapıyor. Gayet de makul görüyorlar. Manyaklığın bini bir para, inanılır gibi değil. Mesela adam alenen hurafe anlatıyor, bunu çok makul görüyorlar. Alenen hurafe ama inanılmaz hurafeler, milletin gözünün içine baka baka anlatıyor. Ben mantıksız, münasebetsiz hiç bir şeyi kabul etmem. Bana soru soruyorsunuz, ben dürüstçe, açıkça anlatıyorum. En ters sorular geliyor, hepsine cevap veriyorum, anlatıyorum ve delillendiriyorum yani mantıksız bir şey söylüyorsam bana söylesinler, mantıksız bir şey yapıyorsam bana söylesinler. Hepsini açıklarım. Ama tabi bana dürüst yaklaşacaklar, samimi yaklaşacaklar. Demagojiyle yaklaşmayacaklar, hurafeyle de yaklaşmayacaklar. Kuran ile yaklaşacaklar.
ALTUĞ BERKER:Sahte Peygamberlerden örnekler vardı Hocam. Milyonlar takip edebiliyor.
ADNAN OKTAR:Say.
ALTUĞ BERKER:Ahir zamandaki özellikle, mesela Mirza Hüseyin Ali; Bahailik mezhebini kurmuştu. Bahaullah. “Davet ettiği dinin yeni bir din olduğunu, Allah’ın kendisinde hulül ettiğini” haşa.
ADNAN OKTAR:Bak “Allah’ın kendini hulül ettiğine” yani haşa “ben Allah’ım” diyor adam. Milyonlarca adam “çok güzel söyledin” diyor haşa.
ALTUĞ BERKER:7 milyon kişi.
ADNAN OKTAR:Bak 7 milyon adam. İnanılır gibi değil, gözlerime inanamıyorum, korku filmi gibi.
ALTUĞ BERKER:Mirza Gulema Ahmet Han, o da “Mehdi (a.s.) olduğunu” ilan etti. “Allah’tan vahiy aldığını, Hz. İsa (a.s.) ile birlikte faaliyet gösterdiğini” söyledi Hocam. Böyle 10 milyon takipçisi olduğu tahmin ediliyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi de kafasına böyle balkabağı gibi bir şey geçiren ortaya çıkıyor. “Bana vahiy geliyor” diyor, “Kuran gibi bana kitap geldi” diyor. Öbür hurafeleri anlatıyor, bir de bunları destekliyorlar, hayırdır inşaAllah. Mucize; başka açıklaması yok.
Erbakan Hocamı seven bir kardeşimiz maşaAllah, Yusuf Ağatürk. Erbakan Hocamızın eğitimini alan bir insan, sevgiyi kardeşliği, muhabbeti çok iyi bilir; toplayıcıdır. Erbakan Hocamızın düşündüğü Türk-İslam Birliği’nde, İsrail’in de korunması, kollanması vardır, Ermenilerin de korunup, kollanması vardır. Osmanlıda bu böyleydi çünkü, Erbakan Hocamız bunun dışında bir şey söylemiyor. Erbakan Hocamızın ağzından hep sevgi akar. Hiç duydunuz mu onun ağzından kan, irin, kin nefret, hiç duydunuz mu? Hep sevgiyle, barışla, kardeşlikle halletmek ister. Ama bir kısım böyle it çakal takımı, Erbakan Hocamızın yanına yaklaşıyorlar, önce gittiler Numan Kurtulmuş’u destekliyor havası verdiler, baktılar ki pabuç pahalı, olacak gibi değil, Erbakan Hocamızı ezemeyecekler, ağızları yırtıldı Erbakan Hocamız ağızlarına sığmadı, böyle ağızlarını yırttı Erbakan Hocamız. Bu sefer Erbakan Hocamıza yaltaklanmaya başladılar. “Biz” dediler, “eskiden beri sizi seviyorduk Hocam zaten.” Peki başlangıcında neredeydin sen? Başlangıcında ağzına almadık laf bırakmıyordun, herşeyi söylüyordun. Ama ağzın yırtıldı ve konuşamıyorsun inşaAllah.
Süleyman Mescidini kuracağız tabi ki. Yani o Mescid’in kurulmasından kardeşimiz niye rahatsız oldu anlamıyorum. Hz. Süleyman (a.s.)’ın bulunduğu yerde mescit olmadığını iddia etmek müthiş münasebetsizlik. Hz. Süleyman (a.s.) Peygamber. Müslümanların evi zaten mescid hükmündedir. Yani bu cahilliğinden başka bir şey değil. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in evinin bulunduğu yer neydi? Mesciddi değil mi? Mescid-i Nebevi diyoruz Peygamberimiz (s.a.v.)’in evinin olduğu yere yapıldı mescid. Her Peygamberin bulunduğu ev ve yer mesciddir. Cahilliğinden kardeşimiz, Yusuf kardeş, bilgini arttıracaksın inşaAllah. Hz. Süleyman (a.s.)’ın hayatını geçirdiği yer nedir? Namaz kılıyor orada, orası mescid. Orada bütün Müslümanlar namaz kılıyorlardı. Bir tek Hz. Süleyman (a.s.) değil ki. Binlerce, yüzlerce Müslüman namaz kılıyordu orada. Oraya ne denir? Mescid denir değil mi? O mescidi yeniden yapacağız. Yani isteseler de, istemeseler de bu olacak inşaAllah. Çok sathi bakıyor kardeşlerimiz bazen, evet. Mesela Müslümanın evi nedir? Mesciddir. Erbakan Hocamızın evi nedir gittiğimizde? Mescid. Orada namaz kılmıyor musun sen? Her Müslümanın evi mesciddir. Bunu bilmiyorlar. Onun için orayı bir köşk ve saray olarak görüyor. Alem mi yapılıyor orada haşa? Orası nedir? Allah’ın anıldığı, Allah aşkının yaşandığı yerdir inşaAllah.
Şimdi böyle kalbinde sevgi olmayan, muhabbet olmayan, gözü dönmüş böyle ayyaş kılıklı herifleri adam yerine koymayacak kardeşlerimiz. Eğer onları adam yerine koyarlarsa bu kan, irin tüccarları yarın bir gün burayı da işgal ettirirler Allah esirgesin, Amerikalılarla da alçakça onlara böyle yalakalık yaparlar, ev kurarlar onlara, olmadık ahlaksızlık yaparlar ve sizlerin de yanınızda namazlarını kılıp, muttaki görünürler. Böyle ağzından kan akan şerefsizlere itibar etmesinler inşaAllah. Yani sürekli nefret, sürekli nefret. Kardeşim bir kere sevgiden bahset ama tek bir kere. Ağzında adamın eğreti duruyor, söyleyemiyor sevdiğini. Bir Allah aşkından bahset, Resulullah (s.a.v.) aşkından bahset, güzellikten bahset, sanattan bahset, bilimden bahset, dünyanın kardeş olmasından bahset, İttihad-ı İslam’dan bahset ve Mehdi (a.s.)’dan bahset değil mi? Kart bunak, bir de ondan bahset. Niye Mehdi (a.s.)’dan bahsedemiyorsun? Neden Hz. İsa (a.s..)’dan bahsedemiyorsun? Aşkla onu sev Hz. İsa (a.s.)’ı. O güzeller güzelini biz aşkla bağrımıza basacağız. Niye sevemiyorsun? Niye İttihad-ı İslam’ı istemiyorsun? Tüm Müslümanlar kardeş olsun, hepsini bağrımıza basalım. Musevi kardeşlerimizi de bağrımıza basalım, onlar da La İlahe illAllah Muhammeden Resulullah desinler, Peygamber soyu. Ne alıp veremediğin var? Böyle kart bunakları adam yerine koymaya devam ederlerse böyle ağzından kan akan, kan arazözü bunlar, kan saçıyorlar; bu rezilliklerin arkası önü kesilmez. Bunlara körü körüne, bunların adı çıkmış, sanı çıkmış diye itibar etmesinler. Bir akılcı baksınlar. Yani Resulullah (s.a.v.)’e benziyorlar mı bunlar? Bunlar akşama kadar nefret anlatıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) sürekli sevgiden bahseder, şefkatten bahsederdi. Mehdi (a.s.)’ın gelişini müjdeliyordu, İsa Mesih (as)’ın gelişini müjdeliyordu. Bu çakallarda bu var mı? Yok. Bir de bunların çevresine de bir baksınlar bakalım değil mi?
Evet Berker Hocam seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Dün şöyle söylediniz Hocam. “Müslümanlıkta Cennet sevinci ve neşe vardır. Bu yoksa orada deccaliyet var demektir. Bir insanı dinlerken insanın içini sevinç, huzur ve neşe kaplamıyorsa, onda bir şeytanlık vardır. Ölçü şudur: Baktığında içinin açılması, içinde bir ferahlık olması çok önemlidir. Eğer sıkıntı duyuyorsa o şahısta bir anormallik vardır. Yüzünde simasında bir anormallik varsa o da önemli bir alamettir. Bunu önemsiz görmesinler, çok önemlidir” dediniz.
ADNAN OKTAR:Evet, mesela bak çok acayip, başörtülü hanımlara ben bu gözle bakıldığını bilmiyordum. Yani alenen fasık olarak görüyorlar. O diyor; “hiç başını örtmesen daha iyi onu yapacağına” diyor. Allah Allah, Allah Allah daha neler duyacağım, şu rezalete bak sen. Çarşaflı oluyor, “o da sokağa çıkamaz” diyor, “yüzünü gösteremez” diyor. Ne istiyorsun? Yani herkesi fasık ilan ediyorlar. Fasık olmayan yok gibi bir şey. Hayır kendi kendini de fasık ilan ediyor. “Ben de öyleyim” diyor adam. Kardeşim kan, irin, fasıklık bırakın bunları, aklınızı başınıza alın. Allah coşkusunu, Allah aşkını yaşayın. İçiniz bir açılsın, bir ferahlıkla sevgiyle bakın olaylara.
Ne anlatayım Berker?
ALTUĞ BERKER:Hocam Kuran inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kuran deyince akan sular durur inşaAllah.
Kehf Suresi, 65. ayet. Hızır Kıssası.
“Derken, Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz”, rahmet apayrı bir şeydir. Cenab-ı Allah’ın rahmet, Rahman ve Rahim ismi. Rahmet de her şeyi kucaklayıcıdır. Yani Museviye de, Hıristiyana da hepsine Allah rahmet gözüyle yaklaşır. Rahmet hepsini kurtarmayı amaçlayandır, hepsinin iyi olmasını isteyendir inşaAllah. “rahmet verdiğimiz ve Tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz” demek ki bütün ilimleri Allah öğretir, hepsini. “kullarımızdan bir kulu buldular.” Bunu daha önce de söylemiştim, tam 2010 yılını veriyor. “Musa ona dedi ki: "Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" Ama bak “doğru yol” doğru yol nedir? Kuran’dır. Demek ki onun doğru yolda olduğunu biliyor. Hakkı savunacağını biliyor. Kuran’a uygun, o zamanki hak kitaba uygun hareket edeceğini biliyor. “Sana öğretilenden” kim öğreten? Allah. Allah’ın öğrettiğini de biliyor.“öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" Sana öğrenci olabilir miyim? Hızır (a.s.) diyor ki: “Dedi ki: "Gerçekten” bak “gerçekten” diyor.“sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin." O zaman bunu asrımıza bakarsak Mehdi (a.s.)’a talebe olma gücüne sen güç yetiremezsin. Yani böyle bir kabiliyet göstermen çok güçtür. Çünkü Mehdi (a.s.)’’ın zahirdeki görünümü, batındaki görünümü insanlara değişik etkiler yapacaktır inşaAllah. “(Böyleyken) "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?" Demek ki özü önemli bir şeyin, özünün üstünde durmak lazım. Kabukla ilgilenip de insanları kabuğun üstüne boğarsan, özü yapamazsın. Özün uygulanmasını Allah esas aldığını burada gösteriyor. "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?" Yani “zahir gözüyle bakacaksın” diyor, derinliğini göremeyeceksin, özünü göremeyeceksin, onun için reddedersin, inkar edersin, kabul etmezsin, karşı gelirsin” diyor. Bu Mehdi (a.s.)’ın da özelliğidir.
ALTUĞ BERKER:Üstad “acip şahıs” diyor. Hep söylersiniz.
ADNAN OKTAR:Tabi. Bediüzzaman diyor ki; “O ahir zamanın acip şahsı gibi hiçbir cihette olamam” diyor. “Acip şahıs” diyor evet. “(Musa:) "İnşaAllah” Bak bu inşaAllah bütün Peygamberlerin bildiği bir husustur Allah’ın izniyle inşaAllah. Yani ilk defa Müslümanlar demiyor inşaAllah; Hz. Musa (a.s.) da söylüyor, Hz. İbrahim (a.s.) da söylemiştir. “İnşaAllah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" dedi.” Mehdi (a.s.)’a cahil cühela takımı her adımında karşı geleceklerdir, anlayamayacakları için.“ Dedi ki: "Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma” istisnasız “ hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar." “Ben sana anlatırken, öğütle anlatacağım” diyor, herhangi bir anlatma da yapmayacağım” diyor, “öğütle anlatacağım oraya kadar sabret” diyor. “Böylece ikisi yola koyuldu.” En etkili yöntem, ikili anlatımdır. Üçüncü bir kişide insanın zihni dağılır. En etkili sohbet, en etkili anlatma yöntemi odur, yani ikili birebir. İnşaAllah. “ İkisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince” deniz kenarında bir yere gelmişler. İlk geldiği yer neresi? Deniz kenarı. Mehdi (a.s.) nereye geliyor? İstanbul’a. Nereye geliyor? Deniz kenarına.
ALTUĞ BERKER:İki denizin birleştiği yer.
ADNAN OKTAR: İki denizin birleştiği yer. Bak ayette ilk nereye dikkat çekilmiş? Gemilere, denize dikkat çekilmiş. “Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deldi.” Gemiyi hatalı gösteriyor. “(Musa) Dedi ki: "İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın." Bir de yemin ediyor bakın: “sen şaşırtıcı bir iş yaptın." Bak harama girdin demiyor,“şaşırtıcı bir iş yaptın" diyor, dikkatli konu şu. Normalde Tevrat’a göre harama girdin derdi ama demiyor. “Sadece şaşırdım yaptığına” diyor. Yani doğru yolda olduğunu bildiği için. Bu batın ilminin bir gereğidir. Bir şeyi gerektiğinde zayıf göstermek veyahut zayıfı güçlü göstermek, ikisi de batın ilminin bir gereğidir. “Dedi ki: "Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini sana söylemedim mi?" Çünkü kaderi öyle. Daha o doğmadan, Hz. Musa (a.s.) doğmadan buna sabredemeyeceği belliydi., Hızır (a.s.)’dan önce vardı Kuran. Kuran’da Hz. Musa (a.s.)’ın ne yapacağı zaten belli. Yani bu konuların hiçbirine sabredemeyeceği biliyor. Zaten bak okuyoruz, sabredemeyeceği biliniyor. Hızır (a.s.) zamanda gezen bir insan. Mesela Hz. İbrahim (a.s.) zamanına da gidiyor, geçmiş zamanlara da gider. Her zamana gidebilen insan. Kuran’da bildirilen bu özelliğini biliyor Hz. Musa (a.s.)’ın. Yani bu konuların hiçbirine sabredemeyeceğini biliyor, onun için bak “kesinlikle” diyor. Çünkü Allah’ın hükmü var. “Kesinlikle sabredemeyecek” diyor Allah. O da bunu bildiği için “kesinlikle sabredemeyeceksin” diyor. Yani istisna koymuyor, belki demiyor. Bakın ifadelerde bunu görürsünüz ayette; “hiçbir şekilde bunu yapamayacaksın” diyor ayette “kesinlikle” diyor. Kaderini bildiği için, Hz. Musa (a.s.)’ın kaderini ve ne cevaplar vereceğini biliyor. “Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini sana söylemedim mi?" diyor, “daha önce hatırlattım” diyor. “(Musa:) "Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama” Unutturan kim? Allah unutturuyor. “...sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma" yani bayağı kararlı Hz. Musa (a.s.) ilim konusunda, batın ilmini öğrenme konusunda kararlı, bak vazgeçmiyor o da. Başkası olsa tamam der, o zaman olmuyorsa bırakalım der. Demek ki talebelik konusunda ısrar ve kararlılık miminin bir vasfıdır. Her ne pahasına olursa olsun, ilmi bırakmayacak. “bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma dedi.” diyor. “Böylece ikisi” bak hep iki, iki, iki geliyor. “ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen” beklemeden,“tutup o çocuğu öldürdü” diyor. “ (Musa) Dedi ki: "Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın." Bu sefer net söylüyor, “kötü bir iş yaptın” yani “cinayet işledin sen” diyor, “kötü bir iş yaptın” şeriatı da iyi bildiği için Tevrat şeriatını, şeriata göre olsa, Tevrat’a göre olsa helal olmuş olacak. Bir karşılığı yok” diyor yani bu bir suç işlemiş değil, “olmadığı halde öldürdün” diyor, “sebepsiz öldürdün” diyor. Ama bir de yemin ediyor, “sen kötü bir iş yaptın” diyor. Halbuki daha önce söz veriyor itiraz etmeyeceğine dair. “Dedi ki: "Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle” diyor bak“güç yetiremeyeceğini sana söylemedim mi?" Çünkü vahiyle aldığı için, imkanı yok ikinci bir şey yapamayacak. Ama Hz. Musa (a.s.) bilmiyor bunu fakat Hz. Hızır (a.s.) biliyor, bildiği için de o şaşırmıyor, fakat kendisi şaşırıyor. O diyor ki: “şaşırtıcı bir iş yaptın” diyor. Ama Hz. Hızır (a.s.)’ın şaşırdığına dair bir ifade yok. O gayet emin kendinden ve ne zaman ayrılacağını da biliyor. Hangi aşamada ayrılacağını da biliyor. “(Musa:) "Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme.” Yani “seni bu konuda artık soruyla muhatap etmeyeceğim”, “artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özre ulaşmış olursun.” “Ben artık bundan sonra kabul edeceğim” diyor. Ama tabi o da azmediyor yani itiraz etmemeye azmediyor, her seferinde azmediyor. “ (Yine) Böylece ikisi yola koyuldu.” Tabi bu ikiler çok manidardır. İki iki Kuran bunu özellikle vurguluyor bu ikileri. Yani Cenab-ı Allah Kuran’da özellikle vurguluyor inşaAllah. “Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler,” yani bir köy gibi bir yer kasaba. Bak şehirde değil kasaba. “ fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı.” Mehdi (a.s.)’ı da konuklamaktan kaçınacaktır insanlar. Mehdi (as.)’da bir köyden çıkıyor, bir köy, köyden çıkar. Ve halk da onu konuklamaktan kaçınacaktır. Yani istemeyecekler Mehdi (a.s.)’ı. ”Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular,” Şu anki Süleyman Mescidi’nin bulunduğu yer, yıkılmaya yüz tutmuştur bir duvar. Yani yıkılmıştır. Yani artık tamamen yıkılmaya da yüz tutmuştur. Hatta diyorlar; Mescid-i Aksa da yıkılabilir her an” diyorlar değil mi? Altındaki yapının oynaklığı yüzünden yani alt yapının sürekli oyulduğu için alt kısmı, yıkılmaya müsait diyorlar. Ne diyor ayette; “yıkılmaya yüz tutmuş”, Mescid-i Aksa da şu an bir tek orası için özellikle bu söyleniyor, “yıkılmaya yüz tutmuş” diyorlar, herkes bunu söylüyor. Mescid-i Aksa ki, Müslümanlar için çok hayati bir noktadadır. “bir duvar buldular” veorada bir duvar var, ağlama duvarı var. “hemen onu inşa etti.” İşte Mehdi (a.s.)’ın yapacağı budur. O Süleyman Mescidi’ni inşa etmesi, yapması. “(Musa) Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin." Yine boş bulunuyor. Yani kaderinde bu, bunu yapacak, illaki yapacak. "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin." Halbuki Müslüman, Allah rızası için iş yapar, o da Allah rızası için iş yaptığı için ücret almıyor değil mi? İnşaAllah. Kendisi Hz. Musa (a.s.), o koyunları suladığında gidiyor, koyunları suluyor, kadınlardan ücret istiyor mu? İstemiyor. Ona herhangi birisi soruyor mu niye ücret istemedin diye? Sormuyor. Neden? Allah aşkıyla yaptı da onun için. Annesi onu küçük sandığa koyduğunda suyun içine bıraktı, onu öldürmek için mi bıraktı? Normalde ölür çocuk. Yani bir çocuğu ırmağa mesela Yeşilırmak’ın içerisine, Kızılırmak’a bir çocuğu bıraksan, ufak bir kutunun içerisinde, sandığın içinde bir anne bıraksa çocuk öldürmeye teşebbüsten yargılanır. Çocuk da yüzde çok büyük bir ihtimalle ölür, çok büyük bir ihtimalle. Çocuğun kalktığını düşünelim yani ayağa kalktığını düşünelim; suya düşer o zaman ikinci bir ihtimal yoktur. Doğrulmaya kalksa bitti suyun çine düşer. Annesi onu öldürmek için mi koydu oraya? Yok, kurtulması için koydu. O zaman o gemiyi niye deldi? Oradakileri kurtarmak için yaptı değil mi? Aynı Ledün-i ilim. Aynı ilim, onu yapan Allah, aynısını yapıyor. O bir adam öldürmüştü, tevafuken öldürdü, vurdu adam öldü. Bir cana karşılık mı yaptı? Yok kaderindeydi. Hz. Hızır (a.s.) niye öldürdü? Kaderi öyle, Allah emrettiği için öldürüyor. Değil mi? Onu sorguladılar mı Hz. Musa (a.s.)’ı? Sorgulamadılar. Niye öldürdün demediler. Orada da onun sorgulamaması gerekiyordu. Aynı şeylerle, paralellerle zaten kendisi karşılaşmış. Paralel olayları Allah meydana getirmiş. Hiçbirinde sorgulanmamış ama o hepsinde Hz. Hızır (a.s.)’ı sorguluyor, inşaAllah. “Dedi ki: "İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız.” Hz. Hızır, Mehdi (a.s.)’dan sonra, Hz. İsa (a.s.)’dan sonra Kıyamet geliyor zaten, ondan sonra çekiliyor. Ayrılma vaktidir. Yani Hz. Hızır (a.s)’ın dünyadan ayrılma vaktine de işaret ediyor, ayrılma vaktidir. Yani Ahir zamanın özelliğidir. “ Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim.” Şimdi hepsinin sana hikmetlerini açıklayacağım” diyor Hızır (a.s.). "Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı." Bir kere 1979’a işaret ediyor 79. ayet. 79’daki geminin yanıp İstanbul’u gündüz gibi aydınlatmasına da işaret ediyor. Geminin yandığı dönemde “her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı." Diyor. Anarşinin, azgınlığın ve zorbalığın en yüksek olduğu dönemdir 79. Değil mi? Zorbalığın en şiddetli olduğu dönemdi, Kuran buna da işaret etmiş oluyor. "Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk." Hızır (a.s.), Mehdi (a.s.)’a zarar vereceğini anladığı bir insan olduğunda, gider onu gizlice öldürür söyleyeyim. Yani İslam Birliğini engelleyecek, Mehdi (a.s.)’a zarar vereceğine inandığı bir kişi olursa, bakın bir sır olarak söylüyorum, Hızır (a.s.) o şahsı öldürür ve hiç kimse de bulamaz. Bulunması mümkün değil, çünkü metafizik bir varlıktır bulamaz. “Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik." Yani deccalin öldürülmesine bakıyor o çocuğun öldürülmesi, yani deccaliyet daha çocukluk safhasındayken öldürülecek. Yani dünyayı tamamen kaplayıp istila etmeden, dünyayı mahvetmeden öldürülecek. Onun yerine 81’de, 1981’de, ki Mehdi (a.s)’ın çıkış tarihidir. “Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını” Mehdi (a.s.)’ın iki vasfıdır; temiz ve merhametli olması. “yakın olanını vermesini diledik." Tertemiz bir çocuk geliyor onun yerine. Yani 81’de “deccaliyetin bitişi, münafıkane sistemin bitişidir” diyor Bediüzzaman zaten değil mi Mehdi (a.s.)’ın çıkışı. Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu”, iki öksüz çocuk, ikisinin de Hz. İsa (a.s.) zaten annesi babası olmayacak geldiğinde, Mehdi (a.s.)’ın da babası yok, o da yetimdir. “İki öksüz çocuğun” biri Mehdi (a.s.), biri İsa (a.s.)’ın. Duvar onların yani ikisi de Süleyman Mescidi’nde, Mescid-i Aksa’da namaz kılacaklar. Hadislerde bu açıkça geçiyor, ona işaret ediyor. “altında onlara ait bir define vardı.” Şimdi bunu söylemeyim diyorum ama illaki söyleyeceğiz, mecbur olduk. Süleyman Mescidi’nin, Mescid- Aksa’nın altında bir yerde, Hz. Süleyman (a.s.)’ın belki de bazı emanetleri var. İsrail geceli-gündüzlü arıyor. Geceli-gündüzlü altını böyle tünellerle oydular. Biliyorlar orada olduğunu. Kuran’dan anladılar yani Kuran’ı incelediler, Kuran’ın işaretini anladılar, orada olduğunu biliyorlar. O kadar fazla tünel var ki altında, o yüzden çökme tehlikesi var. Mescid-i Aksa’nın çökme tehlikesinin sebebi odur. Girmedik yer bırakmadılar. Bulamıyorlar. Halbuki Allah bir detay veriyor, diyor ki: “Onu melekler taşır” diyor. Bunu düşünemiyorlar. Meleğin taşıdığını sen nasıl bulacaksın? Bulamazsın. Oradan alır oraya götürür, oradan alır oraya götürür. Bulamaz. Sen bulacağım dediğin yere girersin, girdiğin yerden alır başka yere götürür. O yüzden bulamıyorlar ve bulamayacaklar. Bulacak olan Mehdi (a.s.)’dır. Yerini söyleyeyim orada yani inşaAllah. İllaki söylemek gerekiyorsa inşaAllah Allah-u alem orada. “babaları salih biriydi. Hz. İbrahim (a.s.)’a bakar inşaAllah. Hz. İbrahim (a.s.)’ın salih ve temiz olduğunu Kuran’da söylüyor. Her ikisi de Hz. İbrahim (a.s.)’in soyundandır, Mehdi (a.s.)’da, Hz. İsa (a.s.)’da. “Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler” yani ilgili tarih gelsin, ilgili vakit gelsin, o çağ gelsin. “Ergenlik çağı” bu çağdır yani Ahir zaman. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerde belirttiği, Bediüzzaman’ın belirttiği bu çağ, “benden bir yüz yıl sonra” dediği bu çağdır. “ve kendi definelerini çıkarsınlar.” İşte bu kutsal emanetler. “Onda bir sekinet, bir huzur vardır” diyor Allah. Onu gördüğünde Müslümanların bütün sinirleri sakinleşecek, yüzde yüz kanaatleri gelecek çünkü çok açık delil. Hepsi var içinde çünkü kutsal emanetlerin. Hz. Süleyman (a.s.)’ın kutsal sandığı bulunacak. Yani Tevrat’ın orijinal tabletleri taş oyma, taştan oyulmuş Cenab-ı Allah tarafından oyulmuş taş tabletlerin hepsi bulunuyor inşaAllah. Hepsi derken bir veya birkaç tanesi. “Bu Rabbinden bir rahmettir.” Bak ne diyor ayetin başında; “Derken K atımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz” diyor değil mi 65. ayette. 82. de ne diyor Cenab-ı Allah; “Bu Rabbinden bir rahmettir.” Allah’ın koruyuculuğundan, Allah’ın size olan sevgisinden yaptığı bir güzelliktir. Bu çok büyük bir mucizedir. Aranıp bulunmaması diye bir konu olmaz. İsrail devlet olarak arıyor bakın kutsal sandığı, devlet olarak. Teberiye gölünün dibi kontrol edildi. Yani manyetik olarak kontrol edildi. Define aracılarının kullandıkları cihazlar var ya, hiçbir işaret alamadılar. Halbuki metal. Metal olduğu için bilinmesi, altından sandık. Yani baya ses verir altın olsa. Bulamadılar. Antakya’yı da aradılar, orada da bulamadılar, bulamazlar inşaAllah. Bak “kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir.” “Bu defineleri onlara bulduracağım” diyor Allah, Hz. İsa Mesih ve Mehdi (a.s.). “kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım.” diyor, “vahiyle yaptım.” “İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu." Bu olayın hemen arkasından, “Sana (Ey Muhammed,) Zu'l-Karneyn hakkında sorarlar.” Dünyanın doğusuna ve batısına hakim olan Zülkarneyn “iki taraflı” demektir, iki taraf, dünyanın doğusu ve batısı ve iki zamanlı. Yani zamanları da yaşayan insan inşaAllah. “Zu'l-Karneyn hakkında sorarlar. De ki: "Size, ondan 'öğüt ve hatırlatma olarak' (bazı bilgiler) vereceğim.” Sonra dünya hakimiyetinden bahsetmeye başlıyor Cenab-ı Allah. Önce küçük bir talebe topluluğu ailelerinden kaçmış, ailelerinden hicret etmiş bir arada yaşayan küçük bir talebe topluluğu, sonra Hızır (a.s.)’ın batın ilmi ve insanlar tarafından Hz. Hızır (a.s.)’ın dışlanması ve ondan uzak durmalarını görüyoruz, arkasından dünya hakimiyeti. Baştan sona Kehf Suresi, Mehdiyet’i anlatır. Bunu Fethullah Hoca da anlatmıştı zamanında 1979’larda, kasetlerinden, bantlarından duyabilirsiniz. Yani “Kehf Suresinin Mehdiyet’e baktığını” açıkça söyler. Alimlerin büyük bir çoğunluğu söyler. Zaten Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “Deccal çıktığında Kehf Suresini okuyun” diyor. Bu ne demektir? Çözüm orada. Ne demek? Mehdiyet Kehf Suresinde anlatılıyor demektir. Çok fazla hadis var “Kehf Suresini okuyun” diyor Peygamberimiz (s.a.v.).
Bir de bakın nefreti yaşayanlar yenilecekler, nefreti yaşayanlar yenilecekler, nefreti yaşayanlar yenilecekler. Sevgiyi yaşayanlar galip olacaklar, merhameti yaşayanlar galip olacaklar, şefkati yaşayanlar galip gelecekler, bunu göreceksiniz. Kin adamları kanlarında boğulacaklar ve boğuluyorlar.
Biraz da hadis okuyalım.
İbn-i Hacer Mekki El Hayr Hatemi, El kavlul muhtasar fi alametil Mehdi muntazar. Ehl-i sünnetin en değerli alimlerindendir. Çok değerli delil bir kitaptır. 24. Sayfası.
“Mehdi (a.s.) fitnelerin zuhur ettiği”, fitne nedir? Müslümanların birbirine düşman olması, işte başörtülü- başörtüsüz, çarşaflı-çarşafsız, Alevi-Sünni; buna fitne denir. “Fitne katilden beterdir” diyor Cenab-ı Allah. Şeytan’dan Allah’a sığınırım, “cinayetten daha kötüdür” diyor Cenab-ı Allah. “Fitnelerin zuhur ettiği bir zaman aralığında” çünkü Mehdi (a.s.)’dan sonra da bozukluk olacak, onun için “zaman aralığı” diyor Allah. Peygamberimiz (s.a.v.)’e böyle vahyetmiş, “zaman aralığı” “İhsanı karşılıksız olacaktır.” Hz. Hızır (a.s.) gibi, Hz. Süleyman (a.s.) gibi Allah rızası için yapacak. Resulullah (s.a.v.) buyuruyor: “Dünyadan bir gün bile kalsa” yani ertesi gün Kıyamet kopacak bile olsa, “Allah-u Teala o günü uzatır. Benim Ehl-i Beyt’imden birisini Muhammed Mehdi (a.s.)’ı dünyaya hakim kılmak için gönderecektir.” Dünyaya ama bölgeye değil. “Onun zamanında büyük hadiseler vuku bulacak.” İhtilaller, harpler, kavgalar, kıtlıklar, kuyruklu yıldızlar çıkacak, depremler olacak inşaAllah. “O İslam’a yardım edecek, hesabını çok seri şekilde görecek” diyor. Böyle bazı bunaklar gibi yavaş yavaş değil, çok hızlı ve vaadinden dönmeyecektir. İt kopuk, çakallar, bunaklar istediğini desin vaadinden dönmüyor. Nedir vaadi? İslam’ın dünya hakimiyeti, İttihad-ı İslam. Asla dönmeyecektir.
38. kısım,
“Konstantiniyye İstanbul’u ve deylem dağını fethedecektir.” Manen. Yani İstanbul gülistana dönüşecek, her yer Müslümanlıkla kokacak. “Yeryüzünü adaletle doldurduktan sonra Kahtani’yi emir olarak tayin edecek ve o işleri yürütecektir.” Demek ki Mehdi (a.s.)’ın büyük komutanları olacak, sevdiği insanlar, değer verdiği büyük insanlar olacak, devletin işiyle kendi uğraşmayacak demek ki. Başa geçtikten sonra komutanlarına devredecek, o ana hususlarla yani özü kapsayan ilimlerle uğraşacak. Detaylarıyla ilgilenmeyecek, onu komutanlarına verecek. “Hz. İsa (a.s.) namazını, Hz. Mehdi (a.s.)’ın arkasında kılacaktır.” Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, Mehdi (a.s.) imam oluyor. “İsa (a.s.) semadan nüzul edecek (yeryüzüne inecek), Mehdi (a.s.)’ın emirliğini, imamlığını, liderliğini açıklayacaktır. İsa (a.s.)’a; “Bize namaz kıldır” denilecek, ancak o Emir sizin içinizdedir.” Yani bu topluluğun içinde diyor imam Mehdi (a.s.). “karşılığını verecek, bu Allah’ın ümmeti Muhammed’e bir ikramıdır” diyecektir.” Allah böyle istedi, Allah’ın vahyi bu diyor.”Allah’ın size bir ikramı olarak, imam Muhammed Mehdi (a.s.)’dır. Beni Kureyş’tendir, Beni Adnan’dır” diyecek inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.) bu ümmetin vasatı” yani ortasında olandır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.).”Hz. İsa (a.s.)’da ahir olacaktır.” Mehdi (a.s.)’dan sonra İsa (a.s.) vardır. Yani Mehdi (a.s.)’ın vefatından sonra Hz. İsa (a.s.) devam edecek. “Vasattan kastedilen; Mehdi (a.s.)’ın İsa (a.s.)’dan çok az bir süre önce geleceğini ifade etmek içindir. “Hz. İsa (a.s.)’da ondan hemen sonra geleceği için ahir olarak vasıflandırılmıştır. Bu bilgiler İbn-i Ömer’den nakledilen ve zalimlerden sonra Allah’ın Muhammed ümmetini kendisiyle koruyacağı, Cabir bir şahıs daha sonra Mehdi bilahare de Mansur ve Selam ile Emirülgadap göndereceği bilgisine zıt değildir.” Yani sürekli yeni yeni imamları olacak Mehdi (a.s.)’ın, birçok imamları olacak. Bak isimleri, kiminin ismi Cabir, kiminin ismi Mansur, Selam, Emirülgadap birçok.
”Nefsim yedi kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, Mehdi (a.s.)’ın babası Kureyşidir.” Yani seyyiddir, Kureyşli, Beni Kureyş’tendir. “Eğer istenseydi onun en son ceddine kadar sayardım.” Yani “bütün silsilesini sayarım” diyor. “En son babasına kadar, en son olduğu yere kadar hepsini biliyorum” diyor. Mesela biz şecereleri şimdi öğreniyoruz, bilimsel metodlarla. Ama Peygamberimiz (s.a.v.); “Ben vahiyle biliyorum” diyor. “Bütün şeceresini biliyorum Mehdi (a.s.)’ın” diyor, “hepsini sayarım” diyor. “Çünkü Hz. Mehdi (a.s.), İslam’ın sonu olacaktır.” “Onunla bitiyor” diyor. Bak Sungur ağabey de; “70 yıl var” diyor. “Bu 70 yılın içinde hepsi bitecek” diyor. O entel dantel kardeşlerimiz ne yapıyorlar? 200 yıl daha ilave ediyorlar. Yapmasınlar. Dantel derken, ince ince kaneviçe gibi örülmüş insanlar. Yani ilimle mücehhez olmuş ama entel yönü ağız basan. Entel yani telin incesi anlamına geliyor. Telin incesi de kopar. O anlamda yanlış anlamasınlar.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Hz. İsa (a.s.), saçlarına sanki sular damlıyormuş gibi bir halde nüzul edecek.” Geldiğinde öyle. Yalnız orada acayip bir şey daha var hadiste, yani “ilk geldiğinde duştan çıkmış gibi gelecek” diyor, “gökyüzünden geldiğinde” o çok önemli bir alamet. Yani bir insan yıkanmadığı halde, yıkanmış halde olması yani su olmayan bir yerde yıkanmış halde olması bir mucizedir. Değil mi? O nerede yıkandı da geldi. Demek ki Cenab-ı Allah’ın Katında yıkanmış olarak geliyor inşaAllah. Yani yıkanmış görünümünde geliyor. Çünkü “gibi” diyor. Bak “sanki sular damlıyormuş gibi.” Su damlıyor demiyor, “gibi” bir mucizedir bu. “Nüzul edecek, Hz. Mehdi (a.s.) ona; “Ya İsa geç bize namazı kıldır” dediğinde Hz. İsa; “Kamet senin için getirilmiş” diyecek. Yani onu ikna etmek için Mehdi (a.s.)’a öyle söylüyor, “kamet sana getirildi” diyor. “Benim evlatlarımdan birisinin arkasında namaz kılacaktır. Benim evladım” diyor bak Peygamberimiz (s.a.v.), Mehdi (a.s.)’a. Dünyaya hakim olan kim? “Benim evladım hakim olacak” diyor. Yani ben hakim olacağım” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Ha evladı, ha Peygamberimiz (s.a.v.). Parçası zaten Peygamberimiz (s.a.v.)’in inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.), benim evlatlarımdandır. Böyle pislik yapmasınlar diye alçaklar, sürekli onu söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani Peygamber (sav) ile Mehdi (a.s.)’ı ayırmasınlar diye. Çünkü bir rekabete sokuyorlar ya, yani cahilliğinden diyenleri tenzih ederim. “Ya Mehdi (a.s.) kim ki” diyor, “Peygamber hakim olamamış da o mu olacak” diyor. Bunu demesinler diye o ağızları burmuş Peygamber (s.a.v.), ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s.), benim evlatlarımdandır. Benim parçam o” diyor. Onun hakimiyeti, benim hakimiyetimdir demeye getiriyor. “Kırk yaşlarındadır ve yüzü sanki yıldız gibi nurludur, parlar” diyor yüzü. “Yanağında bir ben bulunur” diyor. Yani rivayetlerde kiminde sağ yanında, kiminde sol yanında diyor ama rivayetlerde genelde yanağında diye geçiyor. Mesela buradaki rivayette de, Beni İsrail kıyafetinde. Halbuki değil, Beni İsrail gibi yani dış görünümü, cismi Beni İsrail gibi. Kıyafeti gibi almış buradaki rivayet. Mesela ravi burada yanlış alabilir. Diğer rivayetlerden anlıyoruz. Çünkü Beni İsrail kıyafeti, saçları böyle lüle gibi olur, bambaşka bir şeydir, Beni İsrail kıyafeti öyle değildir. “Cismi Beni İsrail’dir” diyor, kıyafeti değil. Mesela ravi alırken böyle almış. Biz burada bunu düzeltmek durumundayız inşaAllah. Çünkü diğer rivayetlerle çelişiyor. Diğer rivayetlerin hepsinde “Beni İsrail görünümündedir” diyor. Demek ki Beni İsrail görünümünde inşaAllah. “Yeraltındaki hazineleri çıkaracak ve şirk beldelerini fethedecektir.” Yeraltındaki hazineler işte kutsal emanetler. Şirk beldeleri nedir? Demek ki o zamandaki bütün yobazlığı, Kuran düşmanlığını ortadan kaldıracak inşaAllah. Mesela “iki abası vardır” diyor, “beyaz iki abası vardır” diyor. Burada başka türlü geçiyor, biz onu diğer hadislerin toplamına göre alırız. Yani diğer hadislerin toplamında ana nokta üstünde ne ise hadis olan da odur. Yani zamanla bazı hadisler değişebilir.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’dan itibaren, HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Çay Tv ve Kanal Avrupa’dan takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah kardeşimiz diyor ki: “Sayın Adnan Oktar Hocam” diyor. Aleyküm selam ve Rahmetullahi ve berekatühü. “Abhazlar, Dağıstanlılar, Çeçenler, Karaçaylılar, Kabartaylar, Adigeyler bölge şu an çok sahipsiz” diyor. Sahipliler, Mehdi (a.s.) onların sahibi, İsa Mesih (as) sahibi hiç korkmasınlar. “Siz de Hocam sahip çıkın” diyor. Evet biz de Mehdi (a.s.) öncüsü olarak tam anlamıyla sahip çıkıyoruz inşaAllah. Fehbi isimli kardeşimiz, Abhaz bir kardeşimiz söylemiş. Hepsine selamlar, sevgiler, muhabbetler inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...