SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Çay Tv, Kanal Avrupa, Ankara Beypazarı Seylan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV, Bingöl Fm 102.0, Kars Kafkas Fm 95.5, Manavgat Radyo Namel 105.2, Nevşehir Keyif Fm 92.7, Ordu Fatsa Radyo Mega 85.5 ve aynı zamanda HarunYahya.Tv sitemizden canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz. Buyurun hocam, nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR: Efendim, sizler de hoş geldiniz. Berker seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah hocam. Bugün Üstad Said Nursi ile ilgili bir yazı vardı. Taraf Gazetesi’nde Cemil Ertem yazmış; Türkiye’de tek parti döneminde tek ırka dayalı Amerika destekli faşizan bir baskı rejimi kurulduğunu ve bu dönemde özellikle Said Nursi’ye karşı büyük bir baskı uygulandığını yazmış. Dönemin askeri yönetiminin ve Amerika’nın Said Nursi’ye büyük bir hınç beslediğini hatta bu hıncın etkisiyle mezarını bile yıktırdığını, yıllarca hapishanelerde bıraktığını, Nurculukla mücadele derneklerinin kurulduğunu ve hain ilan edildiğini söylemiş. Ancak artık tüm bu gerçeklerin ve Said Nursi’nin mezarının da ortaya çıkarılma zamanının geldiğini anlatmış hocam.
ADNAN OKTAR: Mezarı olabilir, tabii. Yani mezarın yeri biliniyor da ama alenen bilinmesi... Ama “mezarım bilinmesin” diyor Bediüzzaman, istemiyor mezarının bilinmesini, değil mi? Ama ailesi, yakınları bilecek şekilde olabilir. Fakat biliniyor, yani mesela Sungur Ağabey biliyor, mezarının yerini biliyor. Birkaç daha ağabeylerden bilenler var. Evet, seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Sayın Dışişleri Bakanı Davutoğlu, “Gazze’deki çocukların güvenliğine, Tel Aviv’deki çocukların güvenliği kadar değer vermezsek bölgede barış olmaz. Yumuşak güç önemlidir” açıklaması yapmış. Ayrıca şehitlerin çocuklarına eğitim bursu verilmeye başlanmış hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Seni iştiyakla dinliyoruz Berkerim.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Başbakan Erdoğan, İsrail’deki yangına Türkiye’nin yaptığı yardımı “insani ve İslami görevimiz” şeklinde açıkladı Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “İslami ve insani.” Çok güzel. Yani İttihad-ı İslam olursa, Türk-İslam Birliği olursa ne olur onu göstermiş oldu. Doğru mu?
ALTUĞ BERKER: Çok doğru, inşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ancak Ahmet Hakan bu açıklamaya yönelik alaycı bir yorum yapmış. Yapılan yardımın aslında çıkar amaçlı olduğunu ima ederek söz konusu açıklamanın insanda gülme hissi uyandırdığını söylemiş.
ADNAN OKTAR: Yani nasıl çıkar, çıkarın amacını nasıl açıklıyor?
ALTUĞ BERKER: Bir açıklama yok hocam.
ADNAN OKTAR: Açıklama yapmazsa biz de ona güleriz, olmaz. Açıklama yapacak. Sebepsiz gülene şaşırırlar, değil mi? Bir adam durduk yere gülüyorsa bakanlar hayret eder, inşaAllah. Kendi kendine gülene şaşırmıyor muyuz?
ALTUĞ BERKER: Hocam, Radikal’den Berrin Karakaş, üzeri swarovski taşlarla kaplı bir Kuran yapılmasını haşa alaycı bir dille yazı konusu yaparak, sanatçıların bu Kuran’ı okuyarak sabah programlarında aralarında haşa cüz partileri yapacaklarını yazmış.
ADNAN OKTAR: Peki, Berrin Hanım, nasıl birisi bu, tanıyor musun onu sen?
ALTUĞ BERKER: Tanımıyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi, Berrin Hanım kafasını o taşlarla süslüyor, swarovskiyle süslüyor, bu oluyor. Elini süslüyor, bu da oluyor. Başka yerlerini de süslüyor, bu da oluyor. Kuran süslenince “olmadı” diyor. Kendini süslediği o bedeni paramparça olacak mezarda, değil mi? Süslediği kafası vefat ettiğinde, Allah ömrünü uzun etsin de paramparça olacak. O süslediği eli paramparça olacak. Kuran tabii ki bizim kitabımız, cildinin güzel, düzgün olması hoş bir şey. Yani swarovski olması şart değil ama bakımlı, güzel bir cilt olması lazım, değil mi? İnşaAllah. Evet, seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Cübbeli ile ilgili bir haber vardı Sabah Gazetesi’nde, inşaAllah Hocam. Sabah Gazetesi Cübbeli Ahmet ile ilgili haberde İsmail Ağa Cemaati’nin sempatik Cübbeli figürü üzerinden farklı kesimlerdeki insanlara ulaşmaya ve tebliğ yapmaya çalıştığını, bu medyatik tebliğ süreci ile kendi değerlerini başka insanlara kabul ettirme gayretinde olduğunu, bu nedenle Cübbeli’nin nüktedanlığının, farklı imajlar çizmesinin cemaatin işine geldiğini yazmış. Bu cemaat hakkında ön yargısı olan insanların Cübbeli gibi düzgün görünümlü, zeki, sıra dışı bir portreyi görünce etkilendiklerini söylemiş. Ayrıca İsmail Ağa cemaatinin önemli isimlerinden biri Cübbeli’nin etrafında cemaat dışında insanların da bulunduğu bir sempati halkası oluşturmasını takdirle karşıladıklarını söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam, biz de takdirle karşılacağız da fakat bu Şeyh Nazım Hocamıza söylediği o çirkin sözleri geri alacak bir, Bediüzzaman’a karşı söylediği o çirkin iftiralarını geri alacak. Bilmem, ne Fmdi.
ALTUĞ BERKER: Lalegül Fm.
ADNAN OKTAR: Lalegül Fm, Lalegül Fm’i kaç kişi dinliyor? Sen onu bir Türkiye çapında milli bir kanalda geniş kitlelere duyurman lazım. Olmaz. Ayrıca Şeyh Nazım Hocamızla ilgili de Lalegül’de de hiçbir şey söylemedi. Öyle bir şey olsa duyardık. Onun için onu bir düzeltsin. Sempatik oluyorsa iyi, güzel, sempatik olsun. Ama insanlara hurafe anlatarak din sevdirilmez. İmanlı kitle yetiştirilmesi çok önemlidir. Bu bir kendi kendini kandırmadan başka bir şey değil. Çünkü mesela bir üniversiteli gence gitse, o klasik hurafelerini anlatsa, işte şunu yap, bunu yap, sakal bırakman lazım, cübbe giy, işte şalvar giy, şunları yap. Başka şeyler de anlatsa, bir de üstüne hurafeler de anlatsa, genç ilginç bulur bunu. Mesela Türkiye’ye de öyle Budistlerin liderleri geliyor. Hınca hınç doluyor salon. Yahut o yaşlı bir teyze vardı, yaşlı bir kadın. Değişik bir şey böyle, yine o takımdan, Hindu mu, Budist mi? Biliyor musun sen onu? Bir teyze var, Budist mi? Güllerle falan süslüyorlar, çiçeklerle böyle lahana gibi oturtuyorlar ortaya. Hatta üzerine para veriyorlar kadını görmeye. Yani İslam’ı yaşamak ayrı, mesela Cübbeli dediğinde, adam onun dediklerini aynen yapıp hayata geçiriyor olsa o ayrı mesele. Ama hayret ve ilgiyle izlemesi ayrıdır. Yani onun ilginç bulması ayrıdır. Yani ilginç bulmak, hayret etmek, o bir şey değiştirmez. Ama adam dinlediğinde imanı güçlense, Allah’ın varlığına inancı güçlense; Darwinizme, materyalizme karşı inancı kalmasa; iman hakikatleriyle Allah’a karşı sevgisi derinleşse, güçlense bu çok güzel. Aranan budur. Ama Cübbeli ne Darwinizme, ne materyalizme karşı bir konuşma yapıyor. Yani putları yıkmıyor, putları yıkacak bir konuşma yapmıyor. İman hakikatleri anlatmıyor, Allah’ın varlığının ve birliğinin delillerini anlatmıyor. Sadece ibadet teklifleri yapıyor. İmanı zayıf veya imanı olmayan bir insana sen ibadet teklifleri yaparsan, adam ondan etkilenmez. Yahut ona menkıbe anlatırsan ondan da etkilenmez ama ilginç bulur. Şimdi siz çıkarın televizyona, bir Budist lider çıkarın, adam Budizm’i anlatsın, en az Cübbeli’yi seyreden kadar insan olur orada, en az. Hayretle dinlerler. Yapacağından değil, merak ettiği için dinler. Mesela masonlarla ilgili program oluyor, bütün millet pür dikkat dinliyor. Dinleyen mason olmak için mi dinliyor onu? Yok, öğrenmek için dinliyor, yani nedir bu, nasıl? İlginç buluyor, acayip buluyor, ondan. Onun için dünyada asıl tehlike, yani %99’u dünyanın Darwinist ve materyalist, dinsizlik cereyanı var dünyada, ateistlik cereyanı var. Bunu herkes biliyor. Buna karşı yapılacak şey; Allah’ın varlığını ispat eden delilleri ortaya koymak, Allah’ın varlığını ve birliğini anlatmak ve insanları buna ikna etmek, kanaat getirtecek şekilde delillendirmek ve Darwinist-materyalist putları ortadan kaldırmak. Bunun için de yine bilimsel deliller ortaya sürmek ve anlatmak. Ve Kuran’ın mucizelerini anlatmak. Cübbeli ne Kuran’ın mucizelerini anlatıyor, ne Resulullah (s.a.v.)’ın mucizelerini anlatıyor, Ahir zamanda meydana gelen, yani gaybten haber verip de ortaya çıkan mucizelerini anlatmıyor. Kuran’ın mucizelerini de anlatmıyor, bilimsel mucizeleri de anlatmıyor. Allah’ın hayvanlarda yarattığı, bitkilerde yarattığı, dış alemde yarattığı, atomun yapısında olan mucizeleri, evrenin yapısındaki mucizeleri; mesela bir çiçekteki, böcekteki mucizeleri, insanın beynindeki mucizeleri, vücudundaki mucizeleri, bunları anlatmıyor. İnsanların en çok ihtiyaçları olan konu budur. Cübbeli ne yapıyor? İslam’da işte cinsel ilişki nasıl yapılır, işte bir kısmı hurafe olan izahlar, bir hanımın eşine yapması gereken görevler şunlar, bu adamın çok imanlı olması şartıyla sen bunları anlatabilirsin. İman zeminini hiç kontrol etmiyor. Hatta diyor ki Cübbeli; “iman konusunda düşünmeye gerek yok” diyor. “Kafanın sigortası atar” mı diyor, bir şey diyor, garip bir laf ediyor, yakışıksız bir laf ediyor. “Kocakarı imanı olması gerekiyor” diyor, o da ne demekse. Yani yaşlı bir hanımın, annenin okumadan, incelemeden, düşünmeden, dümdüz, yani herhangi bir mantık geliştirmeden yaptığı inancı esas alıyor. O nasıl bir şeyse artık kendince. “Kocakarı imanıyla iman etmek lazım” diyor. Sen de onun üzerine, kocakarı imanı dediğin o iman şeklinin üzerine hurafe ilave edersen, çok kalitesiz bir Müslüman kitlesi meydana getirirsin. Rahatça ezilecek bir Müslüman kitlesi meydana getirirsin ve Müslümanlığa da benzemez bu ayrıca. Çünkü Allah imanı esas alıyor. Kuran’da iman esastır. Ve insanlar imanının gücüne göre dereceleniyorlar Ahirette de. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’le beraber sahabeler de namaz kılıyordu ama Peygamberimiz (s.a.v.)’in imanı daha çoktu. İmanı daha çok olduğu için makamı yüksektir Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Yoksa beş vakit herkes namaz kılıyordu. Sahabeler de kılıyorlardı. Peygamberimiz (s.a.v.) oruç tuttuğunda onlar da oruç tutuyordu, zekat verdiğinde onlar da zekat veriyorlardı. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) onlarla kıyaslanmayacak derecede üstün. Neden? Derin imanı var. Allah’a olan inancı çok güçlü, Allah’a olan sevgisi çok güçlü, Allah’tan korkusu çok güçlü. Allah’ın en önem verdiği konu imandır. Yani iman kararlılığı ve iman gücüdür. Allah’a inancın gücüdür. İncil’de de böyle geçer, Tevrat’ta da geçer, açıklanır. Bunu herkes bilir. Zayıf bir imanın üzerine hurafeyi yüklersen bir üflemede gidecek topluluklar meydana gelir. Nitekim kendisi de diyor bak; “ben sizin hiçbirinize güvenmiyorum” diyor konuşmalarında. Oradaki adamlara diyor, “güvenmiyorum ben size” diyor. “Arabasını istesen bunların, bunlar çeker giderler, cemaati de bırakırlar, Müslümanlığı da bırakırlar” diyor. Sen işte kocakarı imanı dediğin iman şekliyle adam yetiştirirsen sonunda da böyle olacağını umduğun bir yapı gelişir. Yani ben o insanlar öyledir demiyorum ama kendisi böyle bir stilde öyle biri yetişeceğine inanıyor. Doğru, öyle insan yetişir. Onun için, espriler yapmak, milleti eğlendirmek, hurafeler anlatmak, eski menkıbeler anlatmak insanları eğlendirebilir, hoşuna gidebilir. Mesela eski kahvehanelerde de böyle tuluatçılar vardır veya başkatipler vardır, mesela bir köşeye oturuyor, omzuna havlu koyuyor, peşkir koyuyor, sürekli konuşuyor. Kahve hıncahınç doluyor, dinliyor millet bunu. Adamları eğlendiriyor böyle. Menkıbeler anlatıyor, eskiden hikayeler anlatıyor. İşte, “bir gün Tahran çarşısında alim gezerken” deyip başlıyor adam, heyecanla dinliyor, herkes dinler bunu. Ama küfrü yenebilecek, İttihad-ı İslam’ı yapacak, Türk-İslam Birliği’ni oluşturacak bir zeka ve akıl ve kalite, küfrü yerle bir edecek kalite, Darwinist ve materyalistlere göz açtırmayacak bir kalite ve akıl Kuran’ın bizden istediğidir. Asıl istenilen budur. Yani Hz. Yusuf (a.s.) aklı, Hz. Süleyman (a.s.) aklı, hepsinin üzerinde Resulullah (s.a.v.)’in aklı ve yöntemleriyle İttihad-ı İslam’ı oluşturacak bir stil esastır. Cübbeli bu kafayla İttihad-ı İslam’ın olmayacağını bildiği için, yapamayacağını bildiği için ve teklif dahi edemeyeceğini bildiği için İttihad-ı İslam’ı teklif edemiyor. Çünkü soracaklar, “o zaman anlat, nasıl yapacaksın?” diyecekler. Adamda bir şey yok, dini konuları tenzih ederim ama ne o kabiliyet var, ne o güç var, ne o yetenek var, ne de öyle bir imkana sahip. Onun için bakın, İttihad-ı İslam kelimesini hiçbir şekilde ağzına almıyor, söylemiyor. Ümit kesmiş de olabilir, Allah esirgesin. Darwinizme ve materyalizme karşı zaten, “evrim ne ki?” diyor. Haşırt haşırt kaşınıyor. Soruyor, “evrim ne ki?” diye. O zaman geriye bir şey kalmıyor. Zaten dünyanın %99’unu işgal etmiş olan Darwinist, materyalist, deccali sisteme karşı savaşı bırakmış. Mücadeleyi bırakmış. Yani cihadı bir kenara bırakmış, cihadı bırakmış. İman hakikatlerini anlatmayı da bırakmış. İmanı derinleştirmek için yapılacak çalışmaları da bırakmış. Menkıbe anlatıyor. Bu insanların ruhlarına kolay gelir, dinlemek ister.
Ben üniversitedeyken, akademideyken, yeni gelmiştim, bir Bulgar genç vardı, o zaman komünistler okulda hakimdi, o da komünistlerin içerisinde mühim görevli bir çocuktu. Örgüt gibiydi o zamanlar yapı. Hangi örgüte sahip olduğunu da biliyorum ama şimdi çok detay verirsem bilinir, onun için söylemiyorum. “Hocam, ben seninle görüşmek istiyorum” dedi. “Buyurun, görüşelim” dedim. Orada, atölyede, bizim çalışma yaptığımız atölyede geldi karşıma oturdu. “Hocam, ilk evren çok çok küçük,” anlatamıyor da böyle, partikül falan mı dedim. Evet, partikül dedi. Sonra hücreyi anlatmaya başladı. Hücredeki elemanları çıkaramıyor böyle. Ben ona yardımcı oluyordum. “Koful mu?” “Mitokondri mi?” falan, onu mu demek istiyorsun gibisinden. Sonuna kadar anlattı böyle; Darwinizmi, materyalizmi anlattı, izah etti. Sonra ben onu karşıma aldım, ben de ona anlattım; Darwinizmi, materyalizmi, bir de maddenin hakikatini anlattım. Tabii bir daha görüşmedi, konuşmadı da. Beni gördü mü uzaktan falan geçiyordu. Yapılacak iş budur. Yapılacak çalışma budur.
Onun dışında Cübbeli tarzı bir model Türkiye’de gelişmiş olsa, bunu kim ister biliyor musun? Aydın Doğan acayip ister, anormal ister. Yani Türkiye’de Nur talebeleri olmasa, biz olmasak, fakat Cübbeli modeli bir Müslümanlık olsa, Amerika acayip ister. Acayip ister, tam operasyonluk oluyor Türkiye o zaman. Tam istedikleri gibi oluyor. Evanjelikler acayip ister. Büyük Ortadoğu Projesi’ni hazırlayanlar tam anlamıyla isterler. Ateist masonlar tam anlamıyla ister, komünistler tam anlamıyla isterler. İsteyenler sırada, bayağı isteyen olur. Çünkü böyle bir düşünceyi ortaya attığında halkın içerisinde çok küçük marjinal bir grup olacaktır onlar, çok küçük. Yani ufacık, hatta getto tabir edilen; küçük bir mahallede, küçük bir yerde yaşayacak insan topluluğu olur. İlginç, mesela o mahallede gidip bakarlar o insanlara; “bak, böyle insanlar da var, bizim Türkiye’mizin bir özelliğidir. Gelin size gösterelim” derler. Gidip bakar, geri gelirler. Oradaki insanları ben tenzih ederim, kardeşlerimi, hepsini ben çok seviyorum da; böyle bir zihniyetin yenilmesi o kadar kolaydır ki; Cübbeli’yi bir Darwinistin, materyalistin karşısına koyun, yani darmadağın eder, anında dağılır. Yahut üniversiteli gençlerin karşısına getirin. Mesela İstanbul Üniversitesinden, Boğaziçi Üniversitesinden gençler toplansınlar elli, yüz kişi, darmakeşan olurlar. Ama ben çıksam ne olacağını herkes bilir. Yahut arkadaşlarım çıksa ne olacağını herkes bilir. Yani muhalif düşüncenin tozunu dumanını birbirine katarız. Bir de operasyon için, Türkiye operasyon için en müsait görünümlü ideolojiyi meydana getirmiş oluyor, Cübbeli zihniyeti. Onun için alttan alta böyle sempatik göstermeye çalışıyorlar. Çünkü Cübbeli zihniyeti hakim olmuş olsa, şimdi Amerika farz edelim operasyon yapmak istiyor, düşünüyor. “Ne var burada? Müslümanların düşüncesi nedir?” diyecek. Pentagonla konuşacaklar, yani diğer müttefiklerle de görüşürler. Bunlar Alevilere karşı, öldürmek istiyorlar. Vahabileri de katletmek istiyorlar, Bektaşileri de katletmek istiyorlar. Şiileri de, Caferileri de, hepsini katletmek istiyorlar. Evanjelikleri de doğramak istiyorlar. Hristiyanları, Ortodoksları, Katolikleri, hepsini doğramak istiyorlar. Musevileri de doğramak istiyorlar ve eğer ellerine fırsat geçerse tozumuzu dumanlarına katacaklar bunlar. “Ne diyorsunuz arkadaşlar?” derse adam, buna muhalif hiç kimse çıkmaz. Amerikan halkı da destekler, Avrupa halkı da destekler. Operasyon için çok makul bir inanç olmuş oluyor. Kimse itiraz edemez. Çok çok inandırıcı olmuş oluyor. “Ve sonunda bakın bunlar sizi bu hale getirecekler” dese, bambaşka bir şey olmuş olur. Onun için Amerika, Cübbeli’yi tenzih ederim de Afganistan’da mesela Taliban’ı alttan alta destekliyor. Taliban düşüncesi olmadan, o tarz bir düşünce olmadan Afganistan işgal edilemezdi. Mesela Irak’ta Saddam modeli bir kafaya ihtiyaç vardı. Yani halkı Saddamlaştırmışlardı önce. Cübbeli’nin zihniyetiyle, Saddam’ın zihniyetini karıştırdılar Irak’ta. Ve Amerika’nın rahatça operasyon yapacağı ve halkın da destekleyeceği bir hale getirdiler. Ucuz kahramanlar oluşturdular o devirde. Cübbeli’nin kendini tenzih ederim de fakat o fikir sistemi olarak diyorum. Mesela Amerikalı bir kadın, herhalde paraşüt indirmesini zannediyorum; Irak’ta hiç ummadık bir yere düştü kadın. Ellerinde sopalarla, bataklıkların içerisinde o kadını arıyorlardı bütün Bağdatlılar, oradakiler. Hangi bölge tam bilemiyorum da ama yani sarı dişleri, böyle acayip heyecanla, koskoca ellerinde sırıklarla, yani kadını bulurlarsa öldürecekler döverek. Yani akıl almaz bir heyecan ve coşku vardı. “Gelsinler Amerikalılar tozunu dumanına katarız. Hiç bir şey olmaz” dediler. “Geleceği varsa göreceği de var, her şeyi hazırladık” dediler. Amerika’nın işgali bir başladı, ordu anında araziye geçti. İşte bu tip zihniyet aynı zamanda böyledir. Yani sıkıyı gördü mü o zannettiğiniz kahramanlığı, yiğitliği falan kalmaz. Cübbeli de birçok konuşmasında bunu söylüyor. İşte “korkağız” diyor, falan. Aslında samimi söylüyor, doğru söylüyor. Tevazu olarak söylemiyor. Kendi neyse onu söylüyor. Dolayısıyla Amerika’nın bir ülkeyi işgal etmesi için mutlaka bu tip bir tutucu, bağnaz, böyle hurafelere dayalı, bilimsel olmayan, Darwinizmi-materyalizmi yenmek azminde olmayan, İttihad-ı İslam’ı istemeyen, çekingen, güçsüz, iman hakikatlerini esas almayan; Allah’a olan sevgiyi, Allah’a karşı muhabbeti artıracak bilgiyi yaymayı esas almayan zihniyete ihtiyaçları var. Dolayısıyla bir karşılaştırma yaptıklarında kendilerinin haklılığına inanıyorlar o zaman. Hem o ülkeyi işgal etmek çok kolay oluyor. Hem işgalden sonra da Allah vermesin direnç kalmıyor. Yani dirençli insanlar kalmıyor. Çok çabuk netice alıyorlar.
Mesela bu tarz dünyada ünlü belirli liderler ortaya çıkardılar. Bunların hepsi daha önce CIA’de eğitim almış adamlar, yani CIA’in eğitiminden geçmiş adamlar. Bunları ortaya çıkarınca kamuoyunda bir haklılık meydana gelmiş oluyor. Mesela Usame Bin Ladin veyahut diğer şahıslar. İsmini ortaya koyduğunda adam, “bak, bu elinde tüfekle ortaya çıkmış bir adam” diyor. “Bu Hristiyanları yok etmeyi düşünüyor, Musevileri yok etmeyi düşünüyor, diğer mezheplerin tamamını yok etmeyi düşünüyor ve sadece kanı amaçlıyor” diyor. Bakın, gördünüz ikiz kuleleri aşağıya indirdiler, her yeri bombalıyorlar, masum insanları bombalıyorlar, yakıyorlar, yıkıyorlar, bunların şakası yok” diyorlar. Tabii, Cübbeli bunu yapıyor, savunuyor demiyorum da ama Cübbeli zihniyetinin bir başka türü bu, bir başka stili. Ve dolayısıyla bir ülkeyi işgal etmek için bu tip bir zihniyete ihtiyaç oluyor. Afganistan’da böyle bir model olmasa, mesela Afganistan’da kaliteli Nur talebeleri modelinde bir Müslümanlık anlayışı olmuş olsa veyahut Süleymanlı kardeşlerimizin anlayışı tarzında, fark etmez. Yani klasik böyle efendi, aklı başında bir model, fitneden kaçınan diyelim bir model olsa hiçbir şekilde böyle bir şey olmaz. İşgal edemez orayı, yani kamuoyu oluşturamaz Amerika. Kamuoyu çok önemlidir, kamuoyu oluşturulması. Onun için Amerika kıvranıyor şimdi; Türkiye’yi işgal edemediği için, İran’ı da işgal edemediği için, bölgede kaos meydana getiremediği için, büyük Ortadoğu projesini uygulayamadığı için kıvranıyor. Böyle azgın, saldırgan, cahil, sempatik olmayan diyelim, sempatik gibi görünüyor ama sempatik olmayan bir insan kitlesi, Müslüman modeli oluşturmak istiyorlar. Onun için de bazı insanları kullanıyorlar. Cübbeli de iyi niyetli bir insan fakat farkında olmadan bu zihniyete hizmet etmiş oluyor, haberi bile yok. Mesela örnekleri çoğaltabilirim ama bu anlatım aşağı yukarı konuyu böyle vuzuhata kavuşturuyor.
Evet, Berkerim.
ALTUĞ BERKER: Hocam, estağfirullah. Hürriyet’te bir haber vardı bugün. “İnegöl’de polis üzücü olayların bitmesi için kurban kesti” diyor Hocam. Bütün polis memurları, müdürler ellerini açıp dua ederken resimleri var, inşaAllah. Müftü ile birlikte dua etmişler.
ADNAN OKTAR: “Sevgili Adnan Oktar Bey,” maşaAllah, onu kasten yapmışlardır. Hesabı sorulsun gibisinden, yarın bir gün o da gündem olur. “Sevgili Adnan Oktar Bey, öncelikle programınızın canlı olarak İngilizceye çevrilmesi hizmetini sunduğunuz için teşekkür ederim. Moşiah Mehdi (a.s.)’nin zuhurunun vakti yaklaşıyor. Müslümanlar, Musevi ve Hıristiyanlar bunu biliyorlar. Çünkü bunu hissedebiliyorlar ve hasretle bekliyorlar. Moşiah Mehdi (a.s.)’nin yakın,” Moşiah, Shiloh, yani Mehdi (a.s.)’nin, “yakın zuhuru hakkında insanları bilgilendirdiğiniz için Allah’ın nimeti üzerinize olsun. Biz inananlar el ele çalışıp, dünyayı yan yana sevgi, saygı, kardeşlik ve sonsuz barış içinde yaşayacağımız o büyük gün için dünyayı hazırlayalım. Sayın Oktar’a sormak istiyorum. Tek gerçek ve yaşayan Rab’be inananlar olarak kendimizi ve çevremizdekileri nasıl Moşiah Mehdi (a.s.)’ye karşılıklı saygı ile birlikte hazırlayabiliriz. İslam dünyasının en büyük barış elçilerinden birine selam ve sevgilerimle” diyor, Haham Moşe Linhard kardeşimiz. Mesela bak, bu kardeşimiz de Musevi, aynı zamanda mason kardeşimiz fakat İslam’ın, İslam dininin dünyaya hakimiyetini isteyen bir insan. Çünkü asıl olan Tevrat da, İncil de, Kuran da aynı güzelliği ister. Allah’ın birliği, Cennete Cehenneme inanmak, kadere inanmak, Allah’ın Meleklerine inanmak. Ama en son gönderilen din olduğu için ve hiç tahrif olmadığı için, hiç değişmediği için ve bir Müslümanın sonraki gelen Peygambere inanması da şart olduğu için; çünkü biz mesela Hz. Nuh (a.s.) zamanındayız diyelim ve yahut Hz. Yusuf (a.s.) zamanındayız. Bir sonraki Peygamber geldiğinde inanmak durumundayız. Biz Yusuf (a.s.)’u, tamam çok seviyoruz. Biz Yusuf (a.s.)’u bırakmış olmuyoruz ona inanmakla. Hz. Süleyman (a.s.), bir sonraki Peygambere daha inanacağız. Sonra Hz. İbrahim (a.s.), İbrahim (a.s.)’den sonraki Peygambere. Hz. Musa (a.s.) geliyor, Hz. Musa (a.s.)’dan sonra gelen Peygambere. Musa (a.s.)’dan sonra kim geldi? İsa (a.s.) geldi. İsa (a.s.)’ya inanmakla mükellefiz. İsa (a.s.)’dan sonra kim geldi? Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.). Biz ona inanmakla mükellefiz. Mesela dün akşam da baktım, inceledim, Kuran nur gibi bir kitap. Yani en ufak ne bir ilave, ne bir ek; saf vahiy, saf vahiy ve bir insan okuduğunda en ufak bir tedirginlik duymaz kalbinde. Yani “acaba bu neden böyle? Niye böyle olmuş?” diyeceği gibi hiçbir şey yoktur. Kafası da karışmaz. “Şu kısım vahiy midir? Şu kısım söz müdür? Şu kısım yorum mudur?” diye de bir şey yok. Saf vahiy ve Allah’ın her konuyu tam vuzuhata kavuşturduğu bir kitaptır. Mesela biz Cenneti öğrenmek istiyoruz, değil mi? Bir bakıyoruz Kuran’a çok kapsamlı ve mükemmel bir anlatımla Cennet anlatılmış. Ne Tevrat’ta, ne İncil’de Cennet çok kapsamlı anlatılmaz. Tevrat’ta çok kapalı anlatılır, çok azdır. İncil’de de kısmen gelişmiştir. Ama Kuran’da çok kapsamlı anlatılmıştır. Yine Cehennem de aynı şekilde çok kapsamlı anlatılmıştır. Tevrat’ta kısmen anlatılmıştır. İncil’de yine biraz daha geniş, ama Kuran’da mükemmel anlatılmıştır. Kuran’ın hemen hemen her yerinde mucizelerini görürüz. Kuran mucizelerini görürüz. Onun için gerçek bir Musevinin mutlaka Kuran’a iman etmesi gerekir. Ve mutlaka Muhammedi olması gerekir, ki gönlü rahat olsun, kafası ferah olsun. Hz. Musa (a.s.)’ya da o zaman coşkusu ve sevgisi hiç pürüzsüz ve mükemmel olur. Hiç pürüzü olmaz. Gerçek bir İsevi’nin, Hz. İsa (a.s.)’yı sevenin Kuran’a tabi olması durumunda Hz. İsa (a.s.)’yı aşkla sever, çok pürüzsüz sever, çok net sever, kafası ve vicdanı son derece rahat olur. Hz. Meryem’e sevgisi mükemmel olur. Çünkü Kuran, Hz. İsa (a.s.)’yı uzun uzun övüyor ve Cenab-ı Allah, “onu dünyaya hakim edeceğim” diyor, Hz. İsa (a.s.)’yı. Sen Hz. İsa (a.s.)’yı seviyorsan, bak, Allah sana dünya hakimiyeti söylüyor ve “geri göndereceğim” diyor Allah, “geri getireceğim,” “Dünya’ya getireceğim.” “Ve sana uyanları Kıyamete kadar küfrün üstüne geçireceğim.” Yani “Darwinist, materyalist hiçbir şey kalmayacak” diyor Allah. “Sadece İslam kalacak ve bunu Hz. İsa (a.s.)’ın vesilesiyle yapacağım” diyor. Ama biz tabii ki ne Musevi kardeşlerimizi zorlarız, ne Hristiyan kardeşlerimizi zorlarız. Sadece teklif getiririz. Ama benim gördüğüm gizlice Müslüman olan çok fazla Musevi kardeşimiz var. Gizlice Müslüman olan çok fazla Hristiyan kardeşimiz var. Çünkü toplum baskısı çok şiddetli. Mesela bir Hristiyan Müslüman olduğunda işinden atıyorlar, okulunda baskı görüyor, ailesi bağlantısını kesiyor, yani muazzam bir baskı görüyor. Bazen de Müslümanlar tam sahip çıkmıyorlar, ki çok acayiptir sahip çıkmamaları. Aynı şekilde bir Musevinin de Müslüman olması konumunda acayip baskı görür. Çok baskı görebilir, hatta dinsiz bir Museviden de baskı görebilir. Onun için gizlice Müslüman olmuş insanların olduğunu da bilecekler. Velev ki Müslüman olmasa dahi içinde, kalbinde Peygamberimiz (s.a.v.)’e bir sevgi kaldıysa, Kuran’a karşı muhabbet kaldıysa içinde, aşkla seviyorsa fakat henüz bunu dillendirmediyse, o da büyük bir güzelliktir, o da bir başarıdır. Fakat hiç iman etmese dahi, yani Kuran’a iman etmiş olmasa dahi, yine Ehl-i Kitap’tır, yine kardeşimizdir.
Çünkü ben bunu anlatıyorum, kardeşlerimiz bir türlü anlamak istemiyorlar. Kuran’da, tamam, Musevileri eleştiren ayetler var ama o devirde eylem yapan Musevileri eleştiren ayetler var. Yani bir Musevi sonsuza kadar anormaldir, yanlıştır diyen bir Kuran ayeti yok. Bir kere Allah böyle mantıksız bir şey zaten söylemez. Bu bir zulümdür, böyle bir şey yapmaz Allah. Bu pagan dinlerinden gelen bir şeydir. Mesela lanetlenmiş bir nesil vardır, hepsi lanetlidir. Çocuğu da lanetlidir, onun torunları da lanetlidir. Bu pagan inancıdır, putperest inancıdır. Böyle bir şey olmaz. Allah ilgili kişi kimse onu lanetler. Kim yaptıysa onu lanetler. Masumu Allah lanetlemez. Her insan doğuştan İslam fıtratı üstüne doğar. Ayet var; her insan İslam fıtratına göre doğar. Dolayısıyla bir çocuk, mesela Musevi bir çocuk masumdur, Hristiyan bir çocuk masumdur. Bilmiyor çocuk, teklif de gelmemiş ona. Potansiyel Müslümandır, potansiyel İslam’ı yaşayacak insandır. Ama olmamış dahi olsa Ehl-i Kitap ile Kuran bizim evlenmemizi caiz görüyor, Cenab-ı Allah. Yani Hristiyan ve Musevilerle evlenmemizi. Bir insanın ömür boyu aynı yastığa baş koyacağı hanımıyla evlenmesi ne demek? Hanımına “ey kafir mi?” diyor, ne diyor? Hanımcığım, canım ciğerim, sevgilim, aşkım, ne diyorsa hepsini söylüyor eşine. Hani senin dediğin üslup? Karısına güveniyor, parasını veriyor, çıkıyor gidiyor. Çocuklarına baktırıyor, adamın kendi çocukları, karısı bakıyor çocuklarına. Adam gözünü kapatıyor, uyuyor; güveniyor ona. Bak, Allah diyor; “yemeklerini yiyeceksiniz. Size izin verildi. Yemeklerini yiyeceksiniz” diyor. Pişirdiği yemeği yiyorsun, aynı yatakta yatıyorsun; eşin, çocuklarının annesi, iltifat ediyorsun, gönül alıyorsun. Kuran bunu caiz görmüş. Senin anlattığın ne? Sen “tutup keselim, doğrayalım” diyorsun. Adam karısını mı kesecek yani, senin dediğine göre şimdi? Çocuklarının annesini mi doğrayacak? Bunun yanlış olduğunu, garip olduğunu, anormal olduğunu Kuran bize gösteriyor. Bunu anlamazlıktan gelmenin alemi yok. Mesela ayette diyor Cenab-ı Allah; “size en yakın olarak Hristiyanız diyenleri bulursunuz” diyor Allah, “Hristiyanız.” Bu ayet, ne bu? Şeytandan Allah’a sığınırım. Bak, “size en yakın olarak Hristiyanları.” Allah Hristiyanlara da şefkat göstermemizi istiyor. Musevilerle de zaten evlenilir. Kestiği yenir Musevinin, çünkü tek Allah’a inanıyor, bir Allah’a inanıyor. Kestiği yenir veya Hristiyan da tek Allah’a inanıyorsa onun kestiği de yenir. Çünkü Allah diyor; “onların yemekleri artık size helal” diyor. “Bu ayet benim için bir şey ifade etmiyor” diyorsa adam, benim ona lafım yok. Yani evleniyorsan, onun pişirdiğini yiyorsan, aynı evde yaşıyorsan, o senin kardeşindir. İnsan karısına kardeşim diyemez mi? Yahut farz edelim damat oluyor, kardeşleri oluyor, oğlu oluyor, babası falan oluyor, değil mi? “Kızım” diyor. “Babacığım” diyor o da ona. Mesela başkası da ona “kardeşim” diyor. “Ey kafir!” “Ey zalim!” demiyorlar. Bu Kuran ayetleri bu kadar açıkken, Peygamberimiz (s.a.v.)’in kavli sünneti ortadayken, fiilen; mesela Maria annemiz Hristiyandı. Hristiyan cariyeydi. Peygamberimiz (s.a.v.) onu aldı. Anlamazlıktan gelmenin alemi yok. Sahabelerin birçoğu Musevi hanımlarla evlendi, Hristiyan hanımlarla evlendiler, Kuran’ın bu izni üzerine. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında sahabeler putperestlerin azgın baskısından dolayı Hristiyanların yanına hicret ettiler. Gittiler onların evlerinde oturdular, onların yemeklerini yediler, orada yaşadılar, onlarla arkadaş oldular. Yani adam hicret edip gittiği kişiye “ey kafir!” mi der? “Ey kafir! Ben senin yanına sığınmaya geldim” mi diyecek? Arkadaş olarak, dost olarak gidiyor. Sığınıyorsun işte; canını, sahabeler canını teslim etmeye gidiyor, oradaki insanlara. Müşriklerden kaçıyor, canını onlara teslim ediyor; onun yanına gidiyor, onun evine gidiyor, evinde kalıyor, yemeğini yiyor ve onların koruması altında oluyor, onların korumasına giriyor. Onların koruyacağını bildiği için onun yanına gidiyor. Necaşi’nin yanına gittiler. Hristiyandı Necaşi. Bütün bunları yok saymak, bir de fiilen yaşanmış olayları yok saymak cahillik olur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) cübbesini çıkarıp onların altına seriyordu, Ehl-i Kitap’tan insanlar geldiğinde, onları ağırlıyordu. Bütün bunlar ortadayken, böyle kin ve nefret tohumları atmaya kalkmak, ortalığı birbirine katmaya kalkmak, bu doğru değil. Zaten Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulüyle beraber bütün dünyaya İslam hakim olacak. Çok az da bir süre kaldı. Zaten dünyanın sonundayız. Yetmiş yıllık bir süre var. Onun için, son olarak deccalin ekmeğine yağ sürecek hareketlerden kaçınmak lazım. Hıristiyan düşmanlığı, Musevi düşmanlığı, Şii düşmanlığı, Caferi düşmanlığı, Alevi düşmanlığı, Bektaşi düşmanlığı, Vehabi düşmanlığı; geriye ne kaldı? Bir avuç Sünni kardeşimiz kaldı. Onları da başörtülü, başörtüsüz olarak ayırıyor. Başörtülüyü zaten fasık olarak görüyor. Başörtülü “hiç örtmesin daha iyi” diyorlar. “Fasık” diyor açıkça, “fısk içinde” diyor. Allah Allah. Çarşaf giyiyor. Bunu ısrarla söylüyorum, çok önemli bu. “Yüzü açık bunun, fasık bu” diyor. “Ne yapması lazım?” diyor. “Tek gözle gezmesi lazım” diyor. Tek gözünü açınca, “o da fitne” diyor. “Tek gözünü de açmayacak” diyor. Kardeşim, bu nedir bu? “Fitne katilden beter.” Mesela bak bana mesajlar geliyor, başı açık hanımlara adam nefret dolu üslup kullanıyor. Çok korkunç. Başı kapalı, başörtülü, ona da nefret dolu ifade kullanıyor. Sen delirdin mi kardeşim? Sen ne yaptığının farkında mısın? Bu alenen fitnedir. “Fitne katilden beter” diyor. Sen milleti kaç parçaya ayırmış oluyorsun, insanları. Alevi, Bektaşi, Sünni, başörtülü, başörtüsüz, çarşaflı, çarşafsız ve nefrete dayalı bir üslup kullanıyorsun. Hepsi benim nur gibi kardeşimdir, tertemiz, yüzde yüz Müslümanlardır; başörtülüler de, başörtüsüzler de. Bıraksınlar bunu. Aleviler de nur gibi Müslümandır. Sünniler de nur gibi Müslümandır. İşte Mehdiyet bu fitneyi ortadan kaldırmaya gelmiştir. Biz de Mehdi (a.s.) talebeleri olarak, Mehdi (a.s.)’nin öncüleri olarak bu fitneyi temizlemeye çalışıyoruz. Bu alenen bir fitnedir.
İslam alemini parçalamak, Türkiye’yi parçalamak, İttihad-ı İslam’ı engellemek için çok ince ve kolay planlar oluşturmuşlar. Bir kere Alevi, Sünni, Bektaşi, Şii kavgası meydana getirmek, en kolay yol. Sonra başörtülü-başörtüsüz kavgası, sonra başörtülü-çarşaflı kavgası meydana getirmek, sonra daha da olmazsa Mehdi (a.s.)’ın çıkışı için iki yüz sene daha ilave etmek. Bak yeni, Nur talebesi kardeşlerimizden bir de bunu gördük. Gördünüz, iki yüz yıl daha ilave etmişler. Bediüzzaman açıkça yüz sene dediği halde onu adam silmiş, çıkartmış. Üst taraftan da çıkartmış. İki yerden de çıkartmış. Hem üstten, hem alt taraftan çıkartmış. İki yerden de yüz kelimesini çıkartmış, adam üç yüz yapmış. “Yüz sene geçti, iki yüz sene var” diyor. “İki yüz sene sonra Risale-i Nur’u anlamaya başlayacaklar” diyorlar. Şu anda okumak da istemiyor zaten. “İki yüz sene sonrasının gençliği okuyacak, onlar anlayacaklar” diyor. Hiç inanmıyordur, kendisi de inanmıyordur buna. Cübbeli ne diyor? Baktı olacak gibi değil, kafaya soba borusundan kesme gibi şapkayı geçirmiş, kılık kıyafete bakıyor, kimsenin öyle bir şeyi kaale almayacağını biliyor. Bu şekilde İslam’ın dünyaya hakim olmayacağını da biliyor. O zemin yoklaması yapmıştır. Yani kendi zihniyetini hiçbir şekilde insanların kabul etmeyeceğini görmüştür. Ama Anadolu’da bazı kardeşlerimiz var, dindar, mukaddesatçı; zaten dindar, çarşaf da giy desen giyer, palto giy desen giyer, ne istiyorsan yapar zaten, muttaki insanlar. Ama bunların sayısı az, az insanlar. Ama genel olarak insanlar aydın insanlar, aklı başında insanlar. Oradaki insanlarımız da aydın ama. Genel olarak hurafeden bizim milletimiz tiksinir, yani gıcık olur. Aklı başında bir adama hurafe teklif etmek ne demek? Çok kızdırıcı bir şey, alay eder gibi bir şey adamla. Dalga geçer gibi bir şey olmuş oluyor. Tabii ki hurafeyi kabul etmez. Bakıyor ki Cübbeli hurafe kabul edilmeyecek, İttihad-ı İslam’ı da söylemiyor. Çünkü nasıl savunsun? Savunacağı din anlayışını kimsenin kabul etmeyeceğini anlamış. Halbuki Kuran’ın anlattığı, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in anlattığı dini anlatmış olsa herkes kabul eder. Tam insan fıtratına göredir, tam insan ruhuna göredir. Çünkü aşk dinidir İslam, coşku dinidir, sevgi dinidir; barış, kardeşlik dinidir. Hristiyanı da korur, Museviyi de korur. Mezhep ayrılığını bir kere Müslüman hiçbir şekilde kabul etmez. Asr-ı Saadet Müslümanı olmayı özler Müslümanlar. Bunu da Mehdi (a.s.) Cenab-ı Allah’ın dilemesiyle oluşturacaktır. Fakat baktılar ki Mehdi (a.s.) Büyük Ortadoğu Projesini yıkacak, Müslümanları da birleştirecek, mezhep ayrımını ortadan kaldıracak, çok tehlikeli buldular. Mezheplere ihtiyaçları var; kavga için, savaş için mezhep gerekiyor. Alevi-Sünni, Caferi-Sünni nasıl savaştıracaksın? Vehabi-Sünni savaşı nasıl olsun, değil mi? Bu sistemin devam etmesi gerekiyor ve körüklenmesi ve bu nefret tohumlarını atacak adamlara ihtiyaç var. Artı, Hristiyan ve Musevilere de saldırması gereken bir sistem oluyor. Sırf mezheplere saldırmıyor; Hristiyan, Musevi ve bütün mezheplere saldıran bir sistem. Bunun için de böyle kiminin kafasına bal kabağı gibi bir şey geçiriyorlar, kiminin kafasına fes geçiriyorlar, kiminin kafasına soba borusundan kesme bir şey geçiriyorlar ve ortaya salıyorlar. Biz de buna karşı mücadele ediyoruz, akılcı olarak. Kuran’ın ölçülerinde, Resulullah (s.a.v.)’ın anlattığı ve yaşadığı çizgide. Bakın Necaşi’den, Necran’dan örnekler veriyoruz, değil mi? Açık, yaşanmış, pratik. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Hıristiyanlara, Musevilere gösterdiği sevgi ve şefkati herkes biliyor ve bu pratik yaşanmış. Ama savaş insanlarının, kavga insanlarının, Müslümanları yok etmek isteyen insanların, Müslümanlığın bu güzel, sevgi dolu, şefkat dolu yönünü ortadan kaldırmaları gerekiyor. Savaş için şefkatin kalkıp yerine nefretin gelmesi gerekiyor, sevginin kalkıp kinin gelmesi gerekiyor. Adamlar da bununla uğraşıyorlar. Biz de buna müsaade etmiyoruz, inşaAllah. Çatışma bu, olay bu.
Mesela, Cübbeli iyi niyetli, gariban, cahildir. Kuran bilgisi vardır, hadis bilgisi yarım, yani bunu gördük. Mesela hadisin bir tanesini alıyor, bir kısmını almıyor. Bir de sözlük bilgisi çok düşük. Arapça sözlük, çok önemlidir sözlük bilgisi. Bir sözün kaç anlamı var, bunları bilmiyor. Kendi kafasına göre o anda ne aklına geliyorsa onu söylüyor. Mesela bir rivayette Mehdi (a.s.) için “koyu esmerdir” diyor. Başka bir yerde coşuyor; “ak paktır alnı, buğday benizlidir” diyor, orda da bambaşka, yalnız akıl almaz bir unutkanlığı var. Akıl almaz bir unutkanlığı var. Cezaevinde tek yaşadığı halde, yanına kimse gitmediği halde, tecrit edilerek cezaevinde tutulmuştur. “Bana haham başını gönderdiler” diye başladı geçen günler; aktarıyor, anlatıyor. İşte bunu otele götürmek istemiş. Seni Amerika’ya götüreyim demiş, ne yapacaksa bunu böyle kafasında soba borusu gibi şeyle, otelde ne olacaksa yani. Akıl almaz teklifler; para teklif etmiş, bunu teklif etmiş. Sadece Kuran’da Museviler ile ilgili ayetleri okumayacakmış. Zaten Kuran herkesin evinde var, herkes de okuyor. Sen okusan da, okumasan da biliyor millet zaten, ne alakası var? Bunu unuttu, bağıra bağıra, “bana iftira atıyorlar” diyor. “Güya ben cezaevinde bir adamla karşılaşmışım, adam bana teklifte bulunmuş; işte "Amerika’ya götüreyim, şuraya götüreyim, para vereyim" falan demiş” diyor. “Ne acayip insanlar var” diyor. Tamamen unutuyor dediklerini, inanılır gibi değil. Mesela “yedi bin yılla ilgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi yoktur” diyor. Unutuyor onu, çıkıyor; “yedi bin yılla ilgili hadis vardır” diyor, Arapçasıyla söylüyor. Yani o kadar çok örnek var ki, önü arkası kesilecek gibi değil, ben çok az bir kısmını aldım. “Çok sempatik” diyorlar, yani evet, bu yönüyle ilginç yani, sempatik demeyelim de, ilginç, değişik bir şey yani. Var mı onun filmi? Gösterelim, belge ile konuşmak benim için önemlidir.
-VTR- (Cübbeli’nin İfadelerindeki Çelişkiler)
ADNAN OKTAR:Bak, görüyor musun? Karşısındakine eğer bir bela, bir hastalık gelirse, bir şey olursa bu geçerliymiş. Lanetleşiyor şimdi, yani eğer karşısındaki hastalanırsa, diyecek ki; “bak, Allah’ın laneti üzerine geldi.” “Ama bana olursa, sakın o anlamda almayın, olabilir bende. Bana o anlama gelmez” diyor. “Ama onda olursa belasını bulmuş anlamına gelir” diyor. “Bana cezaevinde kimse gelmedi, tek başıma oldum” diyor, “bana hahambaşını gönderdiler” diyor bu sefer de. David Aseo yaşlı başlı insandı o zaman, seksen küsür yaşında bir insan. Hahambaşı da ayrıca cezaevine girmedi, öyle bir olay da yok. Tamamen hayali. O da şaşırıyor zaten, “nerden çıktı bu?” diyor. “Kim çıkartıyor bunu, ben anlamadım” diyor. Yani ben böyle bir vaka ile karşı karşıyayım, düşünün yani. “Sempatik” diyorlar, tamam sempatik de, bu yönde sempatik, ilginç yani. Acıyorum, ne diyeyim.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra yayınımıza devam edeceğiz. Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Berker Hocam gayet sakin oturuyor, ne anlatacaksın?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah hocam. Çin’den biraz insanlık dışı görüntüler vardı Hocam, metroya binerken, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir bakayım.
-Video-(Çin’de İnsanlar Metro’ya Binmeye Çalışıyor)
ADNAN OKTAR:Nedir bu böyle?
ALTUĞ BERKER: Metroya biniş, günlük bir görüntü hocam Çin’de
ADNAN OKTAR:Bu nedir böyle, gerçek mi bu?
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR:Kepazelik bu. İşte komünizmi gece-gündüz övenler, Stalinizmi övenler, PKK’lılar falan, işte istedikleri hayat bu. Maocu komünist sistemin insanlara layık gördüğü hayat şekli. Orada hanımlar, bayanlar da var. Sanki böyle samanlığa ot dolduruyorlar, insan değil, insan olarak görmüyorlar. Yüzlerinde de öyle insani bir ifade kalmamış, mahvetmişler. Müslümanlığın olmaması, dinin yaşanmaması, bunu meydana getiriyor işte. Güya modern felsefe, Marksist felsefe uygulanıyor. İşte buyurun; insanlık dışı, çok korkunç bir hayat. Müslümanca yaşantı olsa, Mehdiyet’in hayatı orada olmuş olsa böyle bir rezalet olur mu, böyle bir kepazelik olur mu? Hiç kimseye değer vermiyorlar ve hiçbir insanın kıymeti yok, çok korkunç bir şey bu. Ne hayatına önem veriyorlar, ne şahsiyetine, ne kişiliğine, hiçbir şeyine. Bakteri gibi görüyorlar. Bak, görüyorsun rezaleti.
Evet, Berkerim seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Şöyle söylediniz Hocam;“Türk Birliği’ni sanki böyle zor uzak bir idealmiş gibi görüyorlar. "Karadeniz Birliği makul" diyorlar, "Akdeniz Birliği olur" diyorlar. Denizin suyu birleştiriyorsa, İslam ve Türklük nasıl birleştirmiyor? Aynı soydanız, aynı dindeniz. Örfümüz, ananemiz, her şeyimiz bir. Fakat birleşmeyi çok acayip görüyorlar”dediniz Hocam, inşaAllah
ADNAN OKTAR:Doğru söylüyorum. Bu kitapların yeni baskıları çıktı mı? Yeni baskısı bunlar, değil mi?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam kardeşler, arkadaşlar, bunlar yok diyorlardı, bunlar tamam, yeni baskıları var. Kibar da olmuş, güzel. Bu iki kitabında baskıları şu an satışa sunulmuş duyduğum kadarıyla. (Ahir Zaman Mehdisi’nin Alametleri,Celalettin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler) Ama bizim internet sitemizden bunları ücretsiz indirebilir kardeşlerimiz. Bu, Celalettin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler, Ali Bin Hüsameddin El Muttaki’nin. Çok önemli, Ehl-i Sünnet’in güvenilir alimlerinden birisi. Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki Hazretleri’nin, Beklenen Mehdi (a.s.)'nin Alametleri,El-Kavl-ül Muhtasar fi Alametil Mehdiyyül Muntazar. Bu kitap da yine satışa sunulmuş. Bana satın alıp, getirdi kardeşlerimiz.
Berker Hocam seni dinlemeye devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah. Şöyle söylediniz; “Mehdiyet sevgi, şefkat, merhamet ve dostluk ve kardeşlik demektir. Deccaliyet kan, irin, rezillik demektir. Hz. Mehdi (a.s.)’den kan bekleyenleri kan boğar. Allah, kanı istedin mi kanda boğar. Allah, kansız hakim edeceğine göre, buna kanaat getirmeleri gerekiyor. Hz. Mehdi (a.s.) devrinde silahlar yok ediliyor mu? Hz. İsa Mesih (a.s.) silahları yok ediyor mu? Bitti, kan yok demektir. Silah yoksa, nasıl kan olsun ki? Allah’ın emri, Ahir zamanda kan istemiyor Cenab-ı Allah. Deccal ve Hz. Mehdi (a.s.) zamanında sel gibi kan var ama kanı deccal akıtıyor. Hz. Mehdi (a.s.) akıtmıyor. Hz. Mehdi (a.s.) kanı durdurmaya çalışandır. Anti-kandır Hz. Mehdi (a.s.). Silahları yok ediyor.” dediniz hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
“Hz. İbn-i Mes'ud (ra) diyor ki; "İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onların hepsi Kur'an okur,"” yani tecvitle, güzel, düzgün Kuran okur, “ibadete çalışırlar ve ehli bid'atle meşgul olurlar.” Yani Kuran’da olmayan hurafelerle meşgul olurlar. “Lâkin bilmedikleri cihetten müşrik olurlar.” Yani hiç farkında varmadıkları bir yönden şirke girerler, müşrik olurlar. “Okumalarına ve ilimlerine bedel rızık alırlar.” Yani “dini hizmetlerinin karşılığında para alırlar” diyor. “Dünyayı din karşılığında yerler. İşte bunlar kör deccalin avanesi olacaktır.” “Deccalin ekibi olacaklardır” diyor. Şimdi de dikkatlice bakarsanız neler olduğunu görürsünüz. Mehdi (a.s.) ile ilgili olaylarda deccali anlatıyor Cübbeli, burada da var. Fakat önce biraz Cübbeli anlatsın ben de devam edeceğim. Deccalden ve deccalin çıkış alametlerinden bahsediyor.
-VTR- (Cübbeli; Deccalin Çıktığını Anlatıyor)
ADNAN OKTAR: “Hz. Saab ibni Cessame (r.a.); “Deccal insanlarca kendinden bahsedilmekten zuhul edilmedikçe (unutulmadıkça) ve imamlar da minberlerde ondan bahsetmeyi terk etmedikçe çıkmaz.” Yani ahir zamanda, deccalin zuhur ettiği devirde, yani Hz. Mehdi (a.s.)’ın onunla mücadeleye başladığı dönemde, camilerde, alimler, cemaatler, topluluklarda deccalden bahsedilme yasaklanacak diyor. Artık deccalden bahsedemeyecekler ve Mehdi (a.s.)’den de bahsedilmeyecek. Dolayısıyla Hz. İsa (as)’nin inişinden de bahsedilmeyecek. Çünkü bunlar bir bütündür. Deccal, Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) bir bütündür. “Bunlardan bahsedilmeyecek” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Cübbeli ne yapıyor? O da bahsedemiyor. Diğer yere gidiyoruz, diyor ki; “iki yüz sene ilave yaptık” diyor ve “bizim bulunduğumuz yerde bahsederseniz, sizi buradan çıkarırız” diyorlar. Öbürü diyor ki; “bin yıl ilave ettik” diyor. “Sakın bu konuyu açmayın; deccal, meccal, hiç bir şey yok” diyor. Peki, deccal, meccal, hiçbir şey yoksa, senin inancına göre müzik haram. Sen kendi kanalında sazlı sözlü akşama kadar müzik dinletiyorsun, senin inancına göre haram. Kadınların şarkı söylemesi haram, akşama kadar kadınlara şarkı söyletiyorsunuz ve keyifle de dinliyorsun. Bunun deccal alameti olduğu da ilmihalde geçiyor, kendiniz anlatıyorsunuz, eserlerde, kitaplarda yazıyorsunuz. “Bu deccalin çıkış alameti” diyorsunuz, değil mi? Faizin alınması, faizin yaygınlaştırılması. Farkındalar, fakat güç yetiremeyeceklerini düşündükleri için gözlerini kapatıyorlar. Farkında değilmiş gibi yapıyorlar. Farkında olmayacakları gibi bir durum yok, farkındalar.
“Deccâlin önü sıra hüdalı seneler olur: Yağmur çok yağar, fakat nebat az olur.” Yağmur yağıyor, çok fazla yağmur yağıyor. Fakat sel bastığı için tohumları, meyve bahçelerini alıp götürüyor.
“Sadıklar tekzib olunur,” doğru olanlar, Mehdi (a.s.) taraftarları tekzib olunur, yalancılıkla itham ediliyorlar Mehdi (a.s.) taraftarları. “Yalancılar,” sahtekar yalancılar, milletin gözünün içine baka baka yalan söyleyenler ise, “tasdik olunur.” “Büyük alim, büyük müceddid, sempatik adam, güzel insan diye tasdik olunur” diyor. Bak, ‘yalancılar’, çok manidar bu. “Haine itimad edilir,” mesela baronlara, şuna, buna itimat ediliyor. “Emin ise,” yani Mehdi (a.s.) taraftarları ise hain addedilir. “Ve "Rüveybiza" söz sahibi olur.” “Denildi ki: "--Yâ Rasûlallah, Rüveybiza nedir?" Buyurdu ki: "Kendisine itimad olunmayan ve kıymet verilmeyen kimselerdir."” “Kendisine itimat olunmayan sahtekarlara, kıymet verilmeyen cahil, tutucu, yobaz takımına itimat olunur” diyor. Bak, “kendisine itimad olunmayan ve kıymet verilmeyen kimselerdir.” Rüveybiza, “bunlara itimad edecekler” diyor. Yani Mehdi (a.s.) yönüne, Mehdi (a.s.) taraftarlarına değil, “bu tip avanaklara itimat olunacak” diyor.
“Hz. İbn-i Mes'ud (r.a)’da; "İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onların hepsi Kuran okur, ibadete çalışırlar ve ehl-i bidatle de meşgul olurlar. Lakin bilmedikleri cihetten müşrik olurlar.” Demin okumuştum.
Hz. İbn-i Mes'ud (r.a)’dan yine bu hadis; “Bir Müslümana, canının çıkmasından hoş bir şey olmadıkça (canından bezmedikçe) deccal çıkmaz.” Ekonomik krizden, ahlaksızlıktan, baskıdan, iftiralardan, kavgalardan, mezhep çatışmalarından o kadar bulanıyor ki Müslümanlar, bir kısmı canının çıkmasını büyük bir nimet olarak görüyor. Yani Allah’tan ölümü temenni ediyor. “Böyle bir ortam olduğunda deccal çıkmıştır” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Deccal çıktı mı, çıkmadı mı tartışıyor ya insanlar; ölçüyü vermiş işte. Bu olduysa, tamam, deccal çıkmış. Anlaşılmayacak bir şey yok. Dünyanın büyük bir bölümü dinsiz olduysa, %99’u dinsiz olmuş, deccal çıkmış. Adam diyor ki; “ben kör gözlü birine daha rastlayamadım.” Kardeşim kör gözlü adamın yaptığı tahribat olduysa, senin kör gözlüyü görüp görmemen önemli değil. Yaptığı tahribatı gördüğünde, tamam, deccal çıkmıştır, değil mi? Mesela farz edelim greyder bir mahalleye giriyor, evleri yıkıyor, değil mi? Bekleniyor. Baktın ki bütün evler yerle bir olmuş. Buraya greyder geldi mi, gelmedi mi diyebilir miyiz biz? Gelmiş ki işte yerle bir etmiş işte, değil mi? “Ben göremedim greyderi, o yüzden inanmam.” İnanmazsan, senin salaklığından, başka bir şey yok, orada belli onun ne olduğu, değil mi?
“Şark tarafından,” doğu tarafından, “bir cemaat meydana gelir. Kur'an okurlar, hançerelerinden aşağı geçmez. Onlardan bir taife inkiraz ederse (zeval bulursa) diğer bir taife zuhur eder. Son partileri deccal ile beraber olurlar.” Şark tarafından, Doğu tarafından bir cemaat meydana geliyor. Kuran okuyorlar çok iyi; tecvitli, gayet düzgün Kuran okuyorlar, “hançerelerinden aşağı geçmez.” Yani Kuran’ı hayata geçirmiyorlar, hurafeyi hayata geçiriyorlar, bağnazlığı ve gericiliği hayata geçiriyorlar. Kuran’a tabi değiller. “Onlardan bir taife inkiraz ederse (zeval bulursa),” mesela onların hocaları, bağlıları ölürse, çekilirlerse, “diğer bir taife,” ondan sonraki taife, “devreye girer.” “Son partileri deccal ile beraber olurlar.” “En son onların yetiştirdiği yobaz takımı da deccale tabi olur” diyor. Artık onlar deccalle iç içe. Yani “Mehdi (a.s.) de yoktur” diyor, sisteme uyarlar, artık bağnazlığı, psikopatlığı ne varsa, onları yerine getirirler anlamı çıkıyor.
Hz. İbni Ömer (r.a.); “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, camilerde onlardan,” yani o kişilerden, “binden fazla adam namaz kılacak.” Mesela caminin içine giriyorsun, bin kişi namaz kılıyor. Büyük bir cami, bin kişi namaz kılacak. “İçlerinde haza mümin bulunmayacak.” “Bir tane Müslüman olmayacak” diyor. “Hepsi namaz kılacak ama Müslüman olmayacak” diyor. Çünkü iman hakikatleri anlatılmamış, Kuran mucizeleri anlatılmamış; Darwinizmin, materyalizmin geçersizliği anlatılmamış. Adamın kafasında o şüpheler, o kuşkular var. Darwinizme, materyalizme inanmış, iman hakikatleri de kalbine sinmediği için; Cübbelinin dediği koca karı tarzı imanla, sathi imanla geliyor, o da imansızlığa dönüşüyor. Dolayısıyla kalplerinde hiç iman olmadan namaz kılıyor. Gelenek olarak, babadan görme, dededen görme alışkanlık olarak namaz kılıyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ne diyor; “camilerde o kişilerden binden fazla adam namaz kılacakta, içlerinde haza mümin bulunmayacak.” “Bir tane iman eden, normal iman eden kişi kalmayacak” diyor. “İmansız Müslümanlık olacak” diyor. Gelenek Müslümanlığı. Niye iman ediyor? “Babadan, dededen biz böyle gördük, onun için yapıyoruz” diyor. İmana dayalı değil; Allah sevgisine, Allah korkusuna, bilinçli bir imana, Allah’ın delillerini görerek, putları kırarak, derinlikle yaşanan bir Müslümanlık değil. İşte bunun da deccaliyet devrinde olacağını söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Yani deccalin çıkış alameti.
Hz. Enes (r.a.);“İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, gökten yere bir taş düşse,” yani bir taş atılsa bir kalabalığın içerisine, “ya bir facire, ya bir münafığa rast gelecektir.” O kadar çok olacaklar ki; ya münafık, ya fücur içinde olan facir olacak” diyor. Yani “dinsizlik, ateist düşünce, din dışı düşünce, fasıklık, o kadar yayılacak” diyor. Bu da deccal alametidir yine. Deccal alametidir, yani dünyanın %99’unun dinsiz olması. Adam diyor ki; “ben kör deccali görmedim.” Bunu gördün mü? Gördün, o zaman deccal geldi işte. Ölçü istiyorsan, Peygamber (s.a.v.) söylüyor. Yani benim sözüm değil, Peygamber (s.a.v.) söylüyor. Peygamber (s.a.v.) nasıl söylüyor? Vahiyle söylüyor. Vahyi ona Allah veriyor, değil mi? Allah’ın ilhamı veya Allah’ın vahiy etmesi.
Hz. Ebû Said (r.a.);“Allah-u Zülcelâl Hazretleri ulemayı ve onunla da ilmi kabzeder.” Yani “gerçek ilim, Kuran hakikatleri, Kuran’ın mucizelerini anlatan, küfrü yerle bir eden alimler kalmaz” diyor. “Ve bir takım gençler merkebin merkebe sıçradığı gibi, birbirlerine sıçrar ve ihtiyarlar hakir görülür.” Yani gayrı meşru cinsel hayat yayılır, “ve ihtiyarlar hakir görülür.” Mesela yaşlandı mı, farz edelim Bediüzzaman, yaşlandı diye akıl almaz saldırganlaşmışlardı. Evinden eşyalarını sokağa attı o zamanki alçaklar, olmadık eziyet, işkence yaptılar. Şimdi mesela yaşlandı diye Erbakan Hocamızı devreden çıkartmaya kalkmışlardı. Yakalarına yapıştım, kanırta kanırta kafalarından tuttum ama tabii akılla ve bilimle. Çökerttik, deve çökertir gibi, anormallik yapanları, inşaAllah. Yani ona hakaret edenleri, çirkin söz söyleyenleri, inşaAllah. “İhtiyarlar hakir görülür.” Mesela bak Şeyh Nazım Hocamız yaşlandı diye olmadık hakaret, olmadık üslup. Cübbeli’nin hakaretini gördünüz, üslubunu gördünüz. Sırf yaşlandı diye yapıyor o hakareti, o üslubu. Bu da deccalin çıkış alameti işte.
-VTR- (Cübbeli Kendisi Dışında Herkesi Yanlış Görüyor)
ADNAN OKTAR:Bazı insanlar bu sözleri hazmediyor ama ben hazmedemem. Cübbeli’nin bu konuda ben yakasını bırakmam, bu konuda özür dileyecek. Bak, söyledim, her gün yakasına yapışacağım. Bir Bediüzzaman’a yaptığı iftirayı kaldıracak, bir de Şeyh Nazım Hocamıza yaptığı bu çirkin hakareti ortadan kaldıracak ve özür dileyecek. Şeyh Ahmed Yasin Hocamızın da bu adamı tavsiye etmemesini istirham ediyorum, çünkü bunu alim gibi gösteriyor. İyi niyetli, çok sevgi dolu bir insan, çok şefkatli bir insan. Tabii ki Müslümanların birliğini, kardeşliğini, beraberliğini istiyor. Ama bunun bu durumu ortadayken, bu ahlaka sahipken, bu kişiliğe, bu sevgi anlayışına, bu garip ve tarif edilmez ruh haline sahip olduğunu görerek, bunu ideal bir Müslüman gibi gösterirse talebelerine, çok büyük tahribat meydana gelir. Yani bunun bu yönünü, bu gizli yönünü görmemek mümkün değil. Bakın bunun bir gizli bir yönü var. Yani zamanı gelince biz bunu açıklarız. Ama artık bağırıyor olay yani, bu kadar alametin üstüne, ben daha ne söyleyeyim yani, değil mi? Şeyh Ahmed Yasin Hocamızın ben sevgisini, saygısını, şefkatini çok güzel buluyorum. Herkese karşı muhabbetini çok güzel buluyorum ama buradaki vehameti, Allah rızası için hissettirsin kardeşlerimize, yani burada çok büyük bir olay var. Biz çünkü bir kişinin ahlakına, kişiliğine, derinliğine, sevgisine ve merhametine bakarak onun Müslümanlığı hakkında bir kanaat getiririz. Bu yaptığı İslam ahlakına uymuyor. Koskoca büyük mürşide, bak “kutub” diyor, kutub, “kutbul aktab” diyor, düşünün. Mesela Veysel Karani, o devrin kutbul aktabıydı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de kutbul irşadtı. O kadar büyük görüyor, bak. Kutbul aktab olarak gördüğü insana, “aklını kaçıran insan” diyor, “bize tosluyor” diyor, “ulanan, bulanan” diyor ve “kafayı yiyen” diyor, değil mi? Bunlar çok ağır hakaretler değil mi? Şefkati bilen, merhameti bilen, sevgiyi bilen bir insan, bunu büyük bir alime, bütün dünyanın aşkla sevdiği, bu kadar mütevazı, bu kadar candan, bu kadar tatlı bir insana ve babası yaşında bir insana bunu söyleyebilir mi? Bakın, suçuna bak; sadece “Ali Haydar Efendi’yi Mahmut Hoca görmedi” diyor. Ne var bunda? Yanlış aklında kalmış olabilir, değil mi? İnsanlık hali, insanın dili sürçüyor insanın, yanlış aklında kalıyor. Mesela “ben görmedim” diyor. Tarihi bir şahsiyet olarak, yani çok eski bir zamanda yaşamış bir insan olduğunu da düşünmüş olarak bunu söylemiş olabilir veyahut doğum tarihi ile ilgili yanlış bir bilgiye rastlamış olabilir veyahut onu denemek için, Cübbeli’yi denemek için yapmış olabilir. Yani tavrı nasıl olacak, kişiliği nasıl olacak gibisinden. Gayet normal. Biz herkesin doğum tarihini, yaşantısını bilmek mecburiyetinde değiliz ki. Bilmeyebiliriz de biz, yanlış bilgi de aktarabiliriz. Bütün sohbetlerde, konuşmalarda buna sık sık insanlarda biz rastlamıyor muyuz, görmüyor muyuz? Yani milimi milimine, santimi santimine herkesin yaşantısını biz görüyor muyuz? Bunu yanlış bilgilendirmesi, yani yanlış aklında kaldığını düşünelim; aklını kaçırmayla bunun ne alakası var? Kendisi de birçok şeyi sürekli değiştiriyor. Her lafını geri alıyor. Önce diyor ki; “Yahudi haham gönderdiler yanıma” diyor, ertesinden diyorlar ki; “bana iftira atıyorlar, yanıma birini göndermişler güya, yok bana bir teklifte bulunmuş, böyle bir şey yok” diyor. Sen kendin anlatıyorsun. Şimdi biz sana desek ki, “senin aklına bir şey mi oldu? Dediklerini sürekli unutuyorsun. Bir dediğine ak, bir dediğine kara diyorsun. Sonra yine lafları değiştiriyorsun. Aklını mı kaçırdın? Ulandın, bulandın mı? Kafayı mı yedin?” desek, yakışık kalır mı? Demiyoruz, peki bu kadar normal karşılanacak, her zaman herkesin karşılaştığı, tarihi bir bilgi hatasını diyelim, bu kadar ağır bir hakaretle cevaplandırmak bir Müslümana yakışır mı? Ve bu insanın örnek alınacak bir durumu var mı? Bakın kutbul aktab denilen kişiye yapıyor bunu, bakın sokaktan birine değil. Kutbul aktaba yapıyor bunu ve elini öpüyor. Kıbrıs’a özel olarak onun yanına gidiyor, günlerce yanında kaldı. Akşama kadar iltifatlar ediyor, gönül alıyor. Bir ufacık bakın, bir tarih hatası yapılması, tarihi bir bilgide hata yapılmasını bu kadar ağır bir karşılıkla cevaplandırıyor, ki hata olup olmadığı da şüpheli. Çünkü Şeyh Nazım ledün ilmine vakıf bir insandır. Belki onun bu gizli yönünü ortaya çıkarmak için bunu yaptı. Yani ben öyle diyeyim de öyle anlayın, inşaAllah. Ben kindar bir insan değilim. Bir, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ne söylediği ağır hakaretler için özür dileyecek. İki, Bediüzzaman’a attığı bu iftirayı, çıkıp Flash TV’de açık açık, gürül gürül anlatacak. ”Ben bunu, Bediüzzaman’la ilgili açıklamayı Lalegül Fm’de anlattım” diyor. Anlattın, sen anlattın, sen dinliyorsun. Lalegül Fm’i çok az insan dinliyor, bir avuç insan dinliyor. Senin Habertürk’teki anlatımını milyonlarca insan duydu. Tahribatı, tahribatın ulaştığı noktalara kadar yeniden dönüp temizlemesi gerekir. Böyle bir üslup olmaz, değil mi? “Ben bunu yapmam” diyorsa, ben de sürekli bunu yapacağım, sürekli anlatacağım. Özür dileyinceye kadar. Açıkça duyulacak bu, inşaAllah. Bir de bu, İttihad-ı İslam’ı niye savunmuyor? Bunu bir öğreneceğiz. Yani Kuran baştan sona kadar İttihad-ı İslam’ı anlattığı halde ve en büyük farz olduğu halde, neden İttihad-ı İslam’ı anlatmaktan bu kadar korkuyor? Niye “Müslümanlar birleşsin” diyemiyor bu yüzyılda? Niye “beş yüz yetmiş yıl Müslümanlar beklesin” diyor? İttihad-ı İslam için, Türk İslam Birliği için. Büyük Ortadoğu Projesinin en çok ihtiyacı olan konu nedir biliyor musun? Mehdi (a.s.)’nin çıkmamasıdır. Çünkü Mehdi (a.s.) çıktı mı Büyük Ortadoğu Projesi paramparça olur. Büyük Ortadoğu Projesinin asıl amacı Alevi-Sünni çatışması, Şii-Sünni çatışması, Vehabi-Şii çatışması veyahut karşılıklı, ve bölgede kan denizi oluşmasıdır ve Müslümanları birbirine kırdırma projesidir. Bunun için de bu proje uygulanırken Mehdi (a.s.)’nin ortada olmaması gerekiyor. Mehdi (a.s.)’nin olmaması için Mehdi (a.s.)’nin vaktini geriye almak gerekiyor. Kimi iki yüz yıl geriye alıyor, Cübbeli beş yüz yetmiş yıl geriye aldı, Osman Ünlü de bin yıl geriye aldı. Herkes kendine göre bir görev yaptı. Ben de bunların hepsinin geçersizliğini tek tek ispat edip, anlatıyorum. Ama bunu kardeşlerimiz etrafa anlatıp dillendirsinler, yaysınlar, bilgilendirsinler. ”Biz anlatacağız da ne olacak?” Sen karışma. Ben Ankara’dan geldiğimde tek kişiydim, bir kişiydim ben. Akademi’ye geldim, bütün millet şaşırıyordu, “kim bu?” diyorlardı Akademi’de. Yani tek namaz kılan bendim. Şimdi bakın baklalım ne oldu? Türkiye ne oldu? Dünya ne oldu? Kök söktürüyoruz evelAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: Seyyid Bakkal Gazi gibi yara yara geziyoruz, inşaAllah. Ki daha vakit var, daha en az bir on yılımız var. Daha en az bir on yılımız var, evet.
ALTUĞ BERKER:Kızıl Ordu’nun mehteranını istemiştiniz hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, şöyle bir Kızıl Ordu Ceddin Deden’i nasıl çalıyor bir görelim bakalım.
-Video- (Kızıl Ordu ve Mehteran - Ceddin Deden)
ADNAN OKTAR: Kardeşim, Kızıl Ordu Ceddin Deden’i çalıyorsa, bu konu bitmiş demektir, inşaAllah. Türk-İslam Birliği’nin mühim bir üyesi olacaktır Rusya. Bak, Allah onlara Ceddin Deden’i çaldırmakla bunun mührünü vurdurdu, inşaAllah. Muhteşem çaldılar aslında, bayağı güzel söylüyorlar ve Rusların Türklere olan hayranlığını da gösteriyor bu ve Türk kültürüne, Osmanlı kültürüne olan hayranlıklarını da gösteriyor. Rusya’nın her yerinde Ceddin Deden inim inim inleyecek, inşaAllah. Rus Devleti aziz olsun, büyük ve güçlüolsun.Ama Ceddin Deden her yerde çalacak, bu olacak, inşaAllah. Türk-İslam Birliği olacak, inşaAllah.
Evet, Berker Hocam devam edelim mi konuya?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah hocam, dün şöyle söylemiştiniz hocam, bir hadisi şerh etmiştiniz. Hadis şöyle; “Mehdi (a.s.)’nin babası Kureyşidir. Eğer istenseydi onu en son ceddine kadar sayardım. Çünkü Hz. Mehdi (a.s.) İslam’ın sonu olacaktır.” El Kavlu'l Muhtasar, sayfa 25’de. Siz şöyle şerh ettiniz; “"En son, babasına kadar, hepsini biliyorum" diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Biz şecereleri şimdi öğreniyoruz, bilimsel metotlarla. Peygamberimiz (s.a.v.), "vahiyle biliyorum, hepsini sayarım" diyor. Hz. Mehdi (a.s.) ile İslam son bulacak. Sungur Ağabey de aynısı söylüyor, "70 yıl var" diyor. Bazı entel insanlar "300 sene var" diyorlar” dediniz hocam.
ADNAN OKTAR: Entel-dantel. Sonra onları açıkladım. Entel, ince tel, aslında dantel de kalın tel anlamına geliyor ama onu söylemedik biz, kanaviçe gibi ince detay, ikinci anlamı da budur. Kalın tel anlamına geliyor, inşaAllah. O takımı düzeltmeye çalışıyoruz, eksikliklerini, yanlışlıklarını, inşaAllah. Pek inandırıcı olmadı ama işte idare edin artık. Şimdi bu Cübbeli’nin Bediüzzaman Ehl-i Sünnete uygun değil yirmi cihetten sözünü ben duyacağım. Ehl-i Sünneti öğreten insan, Ehl-i Sünneti en mükemmel yaşayan insan Bediüzzaman’dır ahir zamanda, en takva insan da öyledir. O bir kendi hayatına baksın, bir de Bediüzzaman’ın hayatına baksın. Otuz yılı hapiste geçti Bediüzzaman’ın, otuz yıl. Göğüs göğüse deccaliyetle mücadele etti. Göğüs göğse, materyalist düşünceyle, ateist düşünceyle mücadele etti ve iman hakikatlerini anlatarak, Kuran mucizelerini anlatarak. Cübbeli gibi böyle şen şakrak, Fatih Altaylı’nın karşısında gerdan kırarak değil. Hapishanelerde böyle kibrit kutularının içerisine küçük pusulalar yazarak İslam’ı yaydı, tabii. Ve Ankara’ya sokmadılar, onun için çok büyük bir şereftir. Kendi memleketi Urfa’ya da sokmadılar. Çok büyük bir şereftir. Bir yere gittiğinde hiç bir yere kabul etmiyorlardı. Mesela bir yere gidiyor, ev istiyor, vermiyorlar. Bugün dünyada en çok sevilen alimdir, inşaAllah. Bediüzzaman’ın tozu etmez, Bediüzzaman’ın ayağının tozu etmez. Kimle konuştuğunu, kimle muhatap olduğunu bilmiyor. Aynı şekilde Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri; onun da ayağının tozu etmez. “Ulanan, bulanan kafayla,” bu laflar için defalarca özür dileyecek ve Şeyh Nazım Hocamızın yanına gidecek, ayağına kapanacak, ben de bunu göreceğim. Bunu göreceğim, ondan sonra affederim. Yoksa ölünceye kadar affetmem. Benim bu kadar canım gibi sevdiğim bir insana ve Bediüzzaman Hazretleri’ne bunları söyleyen bir insanı anlamamaları, görmemeleri çok acayip olur. Burada bir fevkaladelik olduğunu, bu kişide bir olağanüstülük olduğunu herkesin görmesi lazım. Sempatikliğini değil, bu yönünü görmek lazım. Sempatik, bu yöne eğer insan sempatik diyebiliyorsa, benim ona sözüm yok. Böyle sempatiklik olmaz. Sen İslam alimlerine, büyük müceddidlere, kutublara akıl almaz, ağza alınmayacak sözler söyleyeceksin, ki Bediüzzaman kendi asrının Mehdisidir. En büyük müceddidi ve müçtehididir kendi asrının. Şeyh Nazım Hazretleri de bu asrın kutbul aktabıdır. Kendisi söylüyor ve “en güvenilir şahıs bana bunu söyledi, büyük bir alim söyledi, senin kutbul aktab olduğunu” diyor ve gidip elini öpüyor, değil mi? Bu kadar hakaret ediyorsa, bu insanın anlaşılmayacak durumu var mı? Nerenin sempatiği, nerenin bilmem başka şeyi? Onun için çok değerli, çok büyük, çok sevdiğim Şeyh Ahmed Yasin Hocamızın talebelerini yönlendirirken bu şahıs hakkında olumlu sözler söylemesi tabii ki onun İslam’ı, Müslümanları sevmesinden. Ama bu vahim yönlerini görmemek, bu vahameti görmemek mümkün olmadığına göre, Hocamızın bu konuda bir tashihata gitmesini istirham ediyorum, inşaAllah. Ellerinden de öpüyorum, saygı ve hürmetlerimi sunuyorum. MaazAllah, neuzübillah gençlik bu adama benzese. Böyle büyüklere, Bediüzzaman’a böyle diyecek, Şeyh Nazım’a böyle diyecek, ne kaldı geriye ondan sonra? Kuran’ı, Peygamberanı tenzih ederim. Ve bu zihniyetin arkasından geçeceği düşünceyi düşünün. Mehdiyeti örtbas etmek istiyor, kapatacak. Büyük Orta Doğu Projesi harıl harıl çalışıyor, Büyük Orta Doğu Projesinin tek karşıtı Mehdiyet’tir. Mehdiyet’i 570 yıl geriye alınca, buyurun ortam sizin anlamına gelmiyor mu? Çünkü çözümü, ilacı geriye alıyorsun sen. Bitirecek kişiyi geri alıyorsun 570 yıl. Öbür entel-dantel kardeşlerimiz ne yapıyor? Onlar da 200 yıl ilave yapıyor. Bakın iki yerde yüz kelimesini çıkarmışlar, ispat edip gösterdim. Çok büyük olaylar dönüyor, bunu görmek lazım. Görülmeyecek gibi değil. Öbürü de, Osman Ünlü de bin yıl ilave edip, bin yıl geriye alıyor Mehdi (a.s.)’yi. Çünkü Mehdi (a.s.) dalaleti, tuğyanı ve deccaliyeti kökünden biçecek bir nur insandır. Ve deccaliyetin en korktuğu varlıktır Mehdiyet, şeytanın en korktuğu varlıktır. Mehdiyeti öldüremeyeceklerine göre, Mehdi (a.s.)’yi öldüremediklerine göre; Mehdi (a.s.)’yi öldüremezler çünkü, biliyor onu küfür, Mehdi (a.s.)’ye kılıç geçmez. Bu bilinir. Peygamberimiz (s.a.v.) hadisle belirtmiştir. Mehdi (a.s.) öldürülemiyor; “hiç olmazsa geriye çekin, iki yüz yıl geriye çekin, yüz yıla da razıyız, yeter ki şu yüzyılı bir kurtarın” diyorlar. Çünkü zaten Kıyamet kopacak arkasından. Yani şeytan “bana müsaade edin” diyor. “Şu yüzyılı kurtarayım” diyor şeytan, “ondan gerisini bana bırakın” diyor. Çünkü şeytanın en fazla yüz yıla ihtiyacı var. Bunlar bol bol iki yüz yıl veriyor, kimi 570 sene veriyor, kimi bin yıl veriyor. Kardeşim, Dünya’nın sonuna geldik, bütün Kıyamet alametleri oluştu. Bana olmayan, çıkmamış bir tane Kıyamet alametini ya Cübbeli söylesin, ya Cübbeli’yi seven kişiler söylesin. Desin ki; “arkadaş Kıyametin şu alameti çıkmadı,” “deccalin şu alameti çıkmadı” desinler. Tamamı çıktı. Yahut “Mehdi (a.s.)’nin şu alameti çıkmadı” desinler. Cübbeli’nin tek tutturduğu şey var; “bulutların üstünden gelecek bir Melek olacak, "bu Mehdi (a.s.)’dir" diyecek” diyor. “Bu alamet çıkmadı” diyor. Kardeşim, sen kendin söylüyorsun, “böyle bir şey olsa aklın ihtiyarı kalkar, imtihan kalkar” diyor Cübbeli, değil mi? “Böyle bir şey olmaz, Melek açıkça görünmez” diyor. “Biz gaybe iman ediyoruz” diyor. “Meleğin açıkça görünmesi mümkün değildir” diyor. “Cinlere ve insanlara görünmez Melekler” diyor. Arkasından da diyorsun ki; “Melekler gökyüzünü kaplayacak ve dünyadaki bütün lehçe ve dillerde bağıracaklar” diyor gökten, “bu Mehdi (a.s.)’dir” diye, “başının üzerinde Melek olacak, o da bağıracak” diyorsun. Öbür taraftan da diyorsun ki; “aklın ihtiyarını kaldırır, böyle bir şey mümkün değil, imtihana muhalif” diyorsun. Burada Cübbeli’nin niyetini anlamamak için çocuk olmak lazım. Onun için bu dönen olayı açıkça görsün kardeşlerimiz, yani şeytanın dünya hakimiyetini bitirecek olan Mehdi (a.s.)’ye karşı birçok grup, topluluk, insan el ele, farkında olmadan Mehdiyet’e karşı mücadele veriyorlar. Durdurabilirler mi? Asla. On yıl sonra dediklerimin tamamının olduğunu göreceksiniz. Mümkün değil durduramazlar, bu da kaderde olan bir şeydir, bunlar da olacak. Cübbeli gibi bir kişi İstanbul’da çıkacak, görev alacak; bir başka insan çıkacak, İstanbul’da görev alacak, Mehdi (a.s.) de çıkıp etkisiz hale getirecek. Bunlar beklenen olaylar, bunlar şaşıracağımız olaylar değil. Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele edecek çok fazla insan çıkacaktır, Mehdiyete karşı. Ne yapıyoruz?
ALTUĞ BERKER:Yarım saat sonra Tv Kayseri’den devam ediyoruz, inşaAllah Hocam.
SUNUCU 1: ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza 00.30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Tv Kayseri, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...