ALTUĞ BERKER:Bugün, bir Amerikan gazetesinde, Wall Street Journal Gazetesi’nde, “İmparatorluk Geri Geliyor” başlıklı yazıda hocam Türkiye’nin bölgesel süper güç olma yolunda güvenle ilerlediği yazılmış inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne dediysek o. İki yıl önce ben hikaye anlatıyorum zannediyorlardı, demek ki doğru söylemişim. Tabii. Bak Amerika da kabul ediyor artık, Rusya da kabul ediyor; herkes kabul ediyor. Bu bir gerçek artık.
ALTUĞ BERKER:İsrail’in bir gazetesi hocam. “Türkiye’den özür dileyelim” demiş. Bunu siz olaylardan itibaren söylüyordunuz hocam, inşaAllah. Onlar da aynı şeyi telaffuz ediyorlar şu anda inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ya kardeşim dili mi kopar? Özür dileyecekler. Hakikaten de tazminat hem Kuran’a göre var, hem Tevrat’a göre vardır. Yani Kuran’a göre de, Tevrat’a göre de tazminat ödemeleri lazım ve özür dileyecek. Bu aşağılayıcı bir şey değil; bir onurdur, bir güzelliktir, bir terbiyedir. Bunu bu kadar uzatmanın, bu kadar vakit geçirtmenin alemi ne? Ve gereksiz gerilimin bir anlamı, mantığı yok. Bir an önce bu güzelliği, bu saygıyı göstermeleri lazım.
ALTUĞ BERKER:Bizim Sayın Dışişleri Bakanımız Davutoğlu da; “yardıma koşmak bizim tarihi meziyetimiz” demiş hocam. İsrail’deki yangında hemen yardıma koşmuştuk.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ahmet Davutoğlu Hocam, aslan, aslan maşaAllah. Gelmiş geçmiş en mükemmel Dışişleri Bakanı. Tabii, çok güzel gidiyor, helal olsun. Devam, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Resimdeki de İran Bakanı Hocam. Gayet samimiler maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.Al-i İmran Suresi’ni açmışsın. “Medine’de indirilen bu sure, 200 ayetten oluşuyor.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. Elif, Lam, Mim. Allah... O'ndan başka İlah yoktur. Diridir, Kaimdir. O, sana Kitab’ı hak ve kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, Tevrat'ı ve İncil'i de indirmişti.” Bak; “O, sana Kitab’ı hak ve kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi.” Demek ki silsile olarak kitaplar devam ediyor. Dolayısıyla gerçek bir Müslümanın, gerçekten Müslüman olmak isteyenin mutlaka Hak Kitabı takip etmesi, en son Hak Kitaba uyması gerekiyor. Mesela nasıl olacak? Tevrat. Tevrat’tan önce Hak Kitap var mıydı? Vardı. Tevrat geldi, Tevrat’a uydular. Tevrat’tan sonra İncil; İncil’e uyacaklar. İncil’den sonra ne? Kuran. Kuran’a uyacaklar, inşaAllah. “Bundan (Kur’an’dan) önce (onlar) insanlar için bir hidayet idiler.” Yani; “hidayetlerine vesile oluyordu” diyor Cenab-ı Allah, “Tevrat ve İncil, Kuran’dan önce.” “Doğruyu yanlıştan ayıran (Furkan)ı da indirdi.” Yani Kuran’ın bir özelliğini de Allah açıklıyor, Furkan özelliğini; doğruyu yanlıştan ayırt etmesi. “Gerçek şu ki, Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah güçlüdür, intikam alıcıdır.” Bak; “Allah'ın ayetlerini inkar edenler için” yani Kuran ayetlerini inkar edenler için, “şiddetli bir azap vardır.” Allah tehdit ediyor. “Allah güçlüdür, intikam alıcıdır.” Çünkü nur gibi Kuran varken bir kişi bunu görmezlikten geliyorsa vicdanına uymuyor demektir. Çünkü ayette diyor; “vicdanları kabul ettiği halde” diyor, “zulüm ve büyüklenme dolayısıyla inkar ettiler.”
Bugün de okudum ben, dün de baktım, Tevrat’a da baktım, İncil’e de baktım. Tevrat’ta mesela çok güzel, iç açıcı, insanın ruhunu ferahlatan, çok güzel hak izahlar var. İncil’de de çok güzel hak izahlar var. Ama ilave bölümler de var. Zaten kimse de inkar etmiyor; “doğru” diyorlar, “böyle” diyorlar. Ama Kuran’a bakıyoruz; kelimesi kelimesine vahiy, tamamı saf vahiy. Ne güzel, ne büyük rahatlık, ne büyük kolaylık ve insanın vicdanı, huzuru tam oluyor Kuran’da. Yani hiçbir rahatsızlık duyulacak bir yönü yok, maşaAllah. Ama mesela Tevrat’ı okurken, İncil’i okurken mutlaka yanlış olan yerleri geçmemiz gerekiyor. Çünkü tarih bölümleri var, hiç alakasız bölümler var… Yani biz vahiy arıyoruz, Allah’ın saf vahyini arıyoruz. Ben tarih bilgisi istemiyorum. Tarih bilgisi ayrı bir konu. Ben, bana Allah’ın Cebrail kanalıyla indirdiği saf vahyi arıyorum. Saf vahiy Tevrat’ta hangi bölümdeyse; tamam. Onu nasıl anlayabiliriz? Kuran’a uygunluğuyla anlıyoruz. Kuran’a uymadı mı alamayız.
Evet. 285, Bakara Suresi. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Elçi,” yani Peygamberimiz (s.a.v.) “kendisine Rabbinden indirilene iman etti.” Peygamber (s.a.v.) nereye iman ediyor? Kuran’a iman ediyor. Peygamber (s.a.v.) neyle hareket ediyor? Kuran’la hareket ediyor. O da kendine göre hareket edemez; Kuran’a göre hareket eder. “Mü'minler de. Tümü, Allah'a, meleklerine, Kitaplarına ve elçilerine inandı.” Bak, “Mü'minler de. Tümü” tümü “Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine” bütün Peygamberlere “inandı.” O zaman gerçek bir Hıristiyan, gerçek bir Musevi ne yapacak gerçek bir mümin olmak için? “Tümü” bir kere Allah’a inanacak; bir, Allah’ın birliğine. İki; Meleklere inanacak. Üç; bütün Kitaplara inanacak, gelmiş geçmiş bütün hak kitaplara inanacak ve Kuran’a inanacak. Çünkü o da Allah’ın Kitabı. Son kitap olduğu için özellikle Kuran’a iman edecek.
“Ve elçilerine inandı.” Son Peygamber de Resulullah (s.a.v.) olduğu için ona da iman edecek. "O'nun Elçileri arasında hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Hz. Musa (a.s.)’a da inanıyoruz, Hz. Yusuf (a.s.)’a da inanıyoruz, Hz. Nuh (a.s.)’a da, Hz. İbrahim (a.s.)’a da. Fakat çok hayatî bir nokta var; son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’e de iman ediyoruz, değil mi? “İşittik ve itaat ettik.” Duyduk, işittik ve itaat ettik. İtaati yerine getiriyoruz; Kuran’a tabi oluyoruz. “Rabbimiz bağışlamanı (dileriz).” Bizi affet. “Varış ancak Sanadır" dediler. Müminin vasfı budur. “Ben gerçek Musevi olmak istiyorum” diyorsa, Kuran’ın hak kitap olduğuna ve Kuran’a tabi olacak. O zaman gerçek Muhammedî oluyor; gerçek Muhammedî olunca da gerçek Musevi olur, gerçek İbrahimî, gerçek Nuhî olur. Biz mesela –haşa neuzübillah- Hz. Nuh (a.s.)’ı inkar etsek ama bütün Peygamberleri kabul etsek; “Hz. Nuh (a.s.)’ı kabul etmiyorum” dedin mi bitti, dinle alakan kalmaz. “Hz. İsa (a.s.)’ı kabul etmiyorum” dedin mi dinle alakan kalmaz. Bir Musevi de Hz. Muhammed (s.a.v.)’i inkar etti mi aynı konumda olur. Bir İsevi de aynı şekilde Hz. Muhammed (s.a.v.)’i inkar etti mi aynı konumda olur. Bütün Peygamberleri kabul etmek Müslümanlık için şarttır, değil mi? Yani bir Müslüman kardeşimiz dese ki; “ben Hz. Yusuf (a.s.)’ı kabul etmiyorum ama bütün Peygamberleri kabul ediyorum.” Dinle alakası kalır mı? Kalmaz. Hıristiyanlığa ve Museviliğe göre de kalmaz. O zaman? Kuran’ın hak kitap olduğunu yedi yaşındaki çocuğa bile göstersen anlar; çok açık.
ALTUĞ BERKER:Çok güzel tefsirleriniz vardı hocam dün, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam, tefsirleri anlatacağız. Açtığı sayfa nereden? Bu kitaptan. Ehl-i Sünnet’in gözbebeği olan çok önemli bir alim, Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki, El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 59’uncu sayfasını açmışsın. İbn-i Şirin, Hz. Mehdi (a.s.) için; “bazı Peygamberlerden de efdaldir.”“Daha üstündür” diyor, “bazı Peygamberlerden.” İnşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.) on dört sene Kudüs’te kalacak” diyor. Kahtani İsimli bir kişinin çıkacağını söylüyor hadiste. “İbn-i Şirin’den gelen bir rivayette: Hz. Mehdi (a.s.) Hz. Ebu Bekir (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.)’den daha hayırlıdır. Belki de bazı Peygamberlerden bile efdaldir” diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
“Yine İbn-i Şirin’den sahih bir nakilde: Ebu Bekir (r.a.), ondan daha faziletli değildir.” Yani “Mehdi (a.s.) daha üstündür” diyor. “Abdullah Bin Ömer (r.a.) ise bir naklinde şöyle ifade etmektedir: Zalimlerden sonra Hz. Mehdi (a.s.) gelecek, sonra sırasıyla Mansur, Selam ve Emr’ül-gadap olacaktır.” “Önce zalimler gelecek” diyor. Yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.) geliyor. Tabiin, Tebbe tabiin, sonra bozulma başlıyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) söylüyor; “bir başı, bir sonu” diyor. Peygamber (s.a.v.)’in beğendiği iki dönem; “bir benim zamanım” diyor “bir de Mehdi (a.s.) zamanı.” Demek ki Mehdi (a.s.) zamanında da çeşitli değerli büyük Müslümanlar olacak. Mesela; Mansur, Selam, Emr’ül-gadab isimli büyük alimler, büyük insanlar olacak. Mesela Hz. Mehdi (a.s.)’dan sonra yine Cabir var, Müferrec var, Zülkadap var. Evet. “Bunlar kırk yıl kaldıktan sonra artık dünyada hayır kalmayacaktır” diyor. Yani artık şer hakim olacaktır. İşte bak Mehdi (a.s.)’ın vefatından kırk yıl sonra.
ADNAN OKTAR: Cübbeli ne diyor? “Güneş batıdan doğacak” diyor, “insanlar yüz yirmi yıl daha kalacak” diyor. Peki öbür hadisleri niye almıyorsun, değil mi? O kadar çok hadis var ki öyle, o tarz. Birbiriyle çelişik ama hepsinin ittifak ettiği nokta yüz yirmi yıl. Ama ‘Mehdi (a.s.)’ ifadesi geçiyor, ‘deccal’ ifadesi geçiyor, değil mi?
‘İnsanların şerlileri’ ifadesi geçiyor. Hz. Mehdi (a.s.) zaten insanların kötüleriyle, şerlileriyle mücadele ediyor ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın vefatından sonra da bozulma oluyor. Tamamının yüz yirmi yıl olduğunu anlıyoruz, bütününün. Yoksa Güneş batıdan doğunca zaten aklın ihtiyarı kalkıyor. İmtihan kalkıyor. Cübbeli de biliyor imtihanın kalktığını Güneş batından doğduktan sonra. İmtihan kalktığına göre, peki “camiler dolup taşar” diyor, camilere devam Müslümanlar. İmtihan kalkınca nasıl namaz kılsın insanlar?
Yani çok çelişik ve sünnete uygun olmayan, Kuran’a uygun olmayan bir mantıkla konuşuyor. Evet, mesela muhtelif Mehdi’ler geleceğini de Peygamber Efendimiz (s.a.v.) söylüyor ayrıca. Berker Hocam sen bana Kuran’ın yeterliliğini anlatan ayetlerden oku.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Birkaç ayet oku, sonra da İslam ahlakının dünya hakimiyeti ile ilgili ayetlerden birkaç tane oku.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah hocam. En’am Suresi 114. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah'tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa O, size kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine kitap verdiklerimiz, bunun gerçekten Rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler. Şu halde, sakın kuşkuya kapılanlardan olma.”
“Yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık” (Enam Suresi, 38)
Enbiya Suresi 10’uncu ayet. “Andolsun, size (bütün durumlarınızı kapsayan) zikrinizin içinde bulunduğu bir kitap indirdik. Yine de akıllanmayacak mısınız?”
Kehf Suresi 54. “Andolsun, bu Kur'an'da insanlar için Biz her örnekten çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsan, herşeyden çok tartışmacıdır.”
“Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, işitendir, bilendir.” Enam Suresi 115, inşaAllah.
Rum Suresi 58; “Andolsun, Biz bu Kur'an'da insanlar için her örneği gösterdik.” İnşaAllah.
Hakimiyet ayetlerinden okuyorum inşaAllah hocam.
Şeytandan Allah’a sığınırım, Nur Suresi 55’inci ayet; “Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir.” İnşaAllah 2013 ebcedi hocam. Çıkarmıştınız, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Çok muhterem Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’dan bir cevap geldi. Onu okuyorum; “Bismillahirrahmanirrahim. Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Değerli Muhammed Adnan Oktar Efendi, bugünkü konuşmanızı izledik. Allah razı olsun. Şeyh Yasin Hazretleri bu Cumartesi sohbetinde çok önemli açıklamalar yapmıştır. Artı tekzip konusunda Şeyh Yasin Hazretleri, Cübbeli Hoca’ya özel mektup göndermiştir ve on dört gün süre vermiştir. On dört gün içinde özür dilemezse kendisine her yerde, her mekanda bu yanlışlığını anlatacağını, bu yaptığının uygun olmadığını yani uygun bir üslupla, Kuran’a ve sünnete uygun olarak ifade edecektir” dersin, demiş hocamız; yani talebesi gönderiyor. “Süre vermek sünnettir. Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri sünnete binaen gereğini yapmış ve Cübbeli Ahmet Hoca’yı yazılı olarak ikaz etmiş ve süre tanımıştır.” Evet, “bunu bildirmenizi istiyorum, istirham ediyoruz” diyor, Ahmet Kömür kardeşimiz. Biz de bu güzel haberi kardeşlerimize bildiriyoruz inşaAllah.
Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ın konuşmalarını kardeşlerimiz takip ediyorlar. Hemen hemen her konuşmasını takip ediyoruz. Çok güzel, çok yerinde, çok isabetli, hiç insanların ‘ne der’ine ehemmiyet vermeden, hiç enaniyet yapmadan, kibir yapmadan, büyüklük yapmadan, çok candan, samimi olarak anlatıyor ve hakkı hakikati de candanlıkla ifade ediyor. Allah ondan razı olsun. Çok ideal bir mürşittir, çok değerli bir insan; o yüzden de çok seviyoruz. Hocamızın bu şekilde cevap vermiş olması çok güzel. Zaten gereğini de yapmış maşaAllah. Tekzip konusunda Cübbeli’yi uyaran, güzel, ilmi bir mektup göndermiş. İnşaAllah. İnşaAllah Cübbeli’de etkisi olur. Olmazsa “ben” diyor işte “ayetle, hadisle gereğini yapacağım, açıklayacağım, anlatacağım” diyor, inşaAllah.
Hocamız bizim canımızdır. Çok değer veriyoruz.Hocamızın ellerinden öpüyoruz. Hürmetlerimizi selamlarımızı iletiyoruz, inşaAllah. Tabii bu bizim haklı olarak çok ağırımıza gitti. Hocamıza yapılan bu üslup bizi çok tedirgin etti, çok rahatsız etti. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız da gereğini söylüyor. Ama bazı tipler var böyle, dedim ya hani; “kırpılmamış domuz gibi.” İşte “bizi şöyle yönlendirsinler, böyle yönlendirsinler.” Sanki bu sığır, elinde sopayla yönlendireceksin. Bu gibi şeylerde bak Şeyh Ahmet Yasin Hocamız hemen tavrını koyuyor. Hemen Müslümanca gereğini yapıyor ve Kuran’la, sünnetle uyarıyor. Helal olsun hocamıza inşaAllah. Duyarsız davrananları da tabii kınıyoruz. Gerek Üstad’ımıza Bediüzzaman Hazretleri’ne karşı üslupta, gerek Şeyh Nazım Hocamız’a yapılan üslupta bir anormallik, bir acayiplik ve bir tek merkez var. Çünkü Şeyh Muhammed Raşit Erol Hazretleri olsun, diğer mübarek kişiler olsun, özellikle Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri olsun; hep Mehdiyet’i müjdeleyen insanlar, hep Hz. Mehdi (a.s.)’a zemin hazırlayan insanlar.
Şeyh Ahmet Yasin Hocam zaten Hz. Mehdi (a.s.) aşığıdır. Kendini tamamen Allah’a teslim etmiş, halis muhlis bir şeyh efendidir, bir mürşittir, çok değerli bir mübarek insandır. Ama bakın dikkat edin; Fatih Altaylı ile Cübbeli, Bediüzzaman’a karşı tavır almada ittifak halindeler. Yine Fatih Altaylı ve o tombul gözlüklü ve Cübbeli, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ne karşı ağır konuşmada, hakaretamiz konuşmada ittifak halindeler.
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR: O tombulun konuşmalarını hatırlıyorsun.
ALTUĞ BERKER: Yazısı da var.
ADNAN OKTAR:Ağza alınmayacak hakaretler etti, çok çirkin sözler etti mübarek şeyhimize karşı. O, onun velayet makamında olduğunu gösterir. O, onun yüksekliğini gösterir. Onun kutup olduğunu gösterir. Çünkü böyle tipler, böyle mübarek insanları bu dille ve bu üslupla rencide ediyorlarsa; o insanlarda bir yükseklik, derinlik ve fevkaladelik vardır anlamına gelir. Nasıl Resulullah (s.a.v.)’le uğraşıyorlardı o zamanlar, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR: Nasıl Resulullah (s.a.v.)’in büyüklüğünü gösteriyordu o? Aynısıdır. İnşaAllah. O zamanın cahilleri, değil mi? Cahiliye. Bunlar da bu devrin cahilleri işte, inşaAllah. Allah hepsine hidayet versin. Mehdiyet’e karşı mücadele eden Büyük Orta Doğu Projesi ekibi bir kısmının cahilliğinden istifade eder, bir kısmını parayla, bir kısmını tehditle, bir kısmını şantaj kasetiyle, bir kısmını şeytanı musallat ederek, bir kısmını bir başka yöntemle kendi emirlerine alıyorlar ve dolayısıyla Mehdiyet’i durdurmak için yoğun bir faaliyet var. Şahs-ı manevi demek bir faaliyet. Şahsı manevi dedin mi, çünkü bilinmez bir güç. Yani ortada hiçbir şey yok; paramparça eden bir güç. Bir iddiası yok şahs-ı manevinin. Çünkü İttihad-ı İslam’ı sağlayacak gücü yok. Lider iddiası yok şahs-ı manevinin.
“Liderin kim?” diyorum; “o da şahs-ı manevi” diyor. Kuran’da hep Hz. Mehdi (a.s.)’lar çıkmış, hep talebeleri olmuş ve Hz. Mehdi (a.s.), talebeleri ve onlardan meydana gelen şahs-ı manevileri olmuş ve birbirlerinden ayrılmamış, her zaman bir lideri olmuş. Talut-Calut kıssasında da bunu görüyoruz, Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında da bunu görüyoruz, Hz. İbrahim (a.s.) zamanında da bunu görüyoruz; Müslümanlar hiç başsız olmamışlar.
İlk defa Müslümanlar başsız dünyada, ilk defa. Mehdi (a.s.)’ın aşikar olmamasından kaynaklanan bir başsızlık var. Mehdi (a.s.) zuhur etmiştir; fakat aşikar olmamıştır. Aşikar olmamasından dolayı da Büyük Orta Doğu Projesini şeytan ortaya koymuş. Şahs-ı maneviciler, işte “geldi geçti” diyenler, “Risale-i Nur, Mehdi (a.s.)’dır” diyenler, “beş yüz yetmiş yıl sonra gelecek” diyenler, “bin yıl sonra gelecek” diyenler, “iki yüz yıl sonra gelecek” diyenler. Tabii ki bunların büyük bölümü, yüzde doksan dokuzu iyi niyetle yapıyorlar ama bilmeden İttihad-ı İslam’ı tam anlamıyla durdurmaya yönelik yapılan çalışmanın, projenin kanatlarını oluşturuyorlar; haberleri bile yok. Aksini söylüyorlarsa gelsinler bana. Başsız Müslümanlık olur mu? Lidersiz Müslümanlık olur mu?
ALTUĞ BERKER:Olmaz.
SUNUCU 2: Olmaz tabii.
ADNAN OKTAR: Ya kardeşim diyorlar ki; “biz senin Mehdi olmanı istemiyoruz” bana, “başımıza geçmeni istemiyoruz.” Kardeşim bunu sana kim dedi? Niye şeytanlık yapıyorsun? Niye şeytanlık yapıyorsun? Ben senin mürşidini kabul ederim, hocanı da kabul ederim; yeter ki Müslümanların başında bir insan bulunsun. Nereden çıkartıyorsun bu şeytani iddiaları? Kim dedi sana böyle bir iddiayı? Defalarca yemin etmedim mi? Defalarca lanetleşmedim mi? Artık bunun üstündeki de terbiyesizlik, vicdansızlık. Çıkar senin mürşidini, hocanı; elini öpüp arkasından gideceğim ben, kabul ediyorum. Yeter ki Müslümanların başında bir lider olsun. Yeter ki İttihad-ı İslam’ı savunalım. Yeter ki bu fitne fücur kalksın. Başörtülü-başörtülüsüz, çarşaflı-çarşafsız, Alevi-Sünni; ne yapıyorsunuz? Mahvedeceksiniz Müslümanları. Dünyadan kaldıracaklar Müslümanlığı. Cahillik yapıyorsunuz. Hepsini birleştirelim; kardeşiz. Tertemiz insanlar, nur gibiler, değil mi?
Mesela bak geliyorlar buraya çocuklar; nur gibi tertemiz bu. Elinden yüzünden ışık çıkıyor yani, değil mi? Tertemiz insan. Sen bunu adeta kafir hükmünde görüyorsun. Ya kardeşim ben başörtülüyü bile böyle fasık ve dinin hükümlerini uygulamayan anormal bir varlık olarak gördüklerini ilk defa fark ettim, gelen yazılarda. Bu nedir kardeşim böyle? Akıl almaz bir Alevi karşıtlığı, akıl almaz bir Şii karşıtlığı. Vehabilere de bakıyoruz; onlarda da müthiş bir Sünni karşıtlığı var. Yani onların da adamları, onların da Cübbelileri var, bambaşka. Ben bu oyuna müsaade etmem. Bunu mutlaka bozacağız. Bozduk ve bozmaya devam edeceğiz inşaAllah.
“Dün İsrail’de dağlık bir bölgede büyük bir yangın oldu.” İsrail tarihinin -benim gördüğüm- en büyük yangını olabilir. Yani çok büyük bir yangın. 20’nci Surenin 10’uncu ayetinde, şeytandan Allah’a sığınırım; “hani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: "Durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum.” 20’nci Surenin 10’uncu ayeti. 20 ile 10 yan yana getir; ne oluyor?
ALTUĞ BERKER:2010.
ADNAN OKTAR: 2010. Büyük bir ateş ve dağlık bölgede. Zaten Kuran’da da o dağlarda bu ateş görülüyor. Bak “durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum.” İşte o yol gösterici de Mehdi (a.s.)’dir. Mürşid olan Mehdi (a.s.)’dir, inşaAllah. Kuran’ın işaretidir bu inşaAllah.
Kardeşim yani akıl almayacak ya! “Ya falanca Mehdi…” Kardeşim sana ne? Allah’ın kastettiği Mehdi (a.s.) ortaya çıkacak, değil mi? Niye panik oluyorsun? Ben niye panik olmuyorum. Yani ben benim istemediğim bir Mehdi (a.s.)’ın çıkmayacağından eminim. Sen de emin ol. Niye tedirgin oluyorsun, değil mi? Çünkü Allah’ın kaderde kastettiği Mehdi (a.s.) çıkacak. Benim gönlüm çok rahat. Ben Allah’a güveniyorum. Sen de Allah’a güven, değil mi? Allah’a güvenemiyorsun sen. Allah’ın kastettiği Mehdi (a.s.)’ın çıkmayacağını zannediyor. Allah’ın dışında başka bir güç devreye geçecek, başka bir Mehdi (a.s.) çıkacak zannediyor. Yani gerçek Mehdi (a.s.)’ı yok edecekler, Allah’ın istemediği bir şeyler olacak, Allah’a –haşa- karşı gelecek bir sistem Allah’tan daha üstün olacak –haşa- ve Allah’ın istemediği bir Mehdi (a.s.) devreye girecek! Bu nasıl oluyor bu?
Bu, iman zafiyetinde, akıl zafiyetinde olur; böyle bir şey olmaz. Allah’ın takdir ettiği Mehdi (a.s.) dışında hiçbir Mehdi (a.s.) çıkmaz. Panik olmanıza da gerek yok. “Ya başka Mehdi çıkarsa?” Şu mantık mı ya? Ben adım gibi eminim Allah’ın dediği Mehdi (a.s.)’ın çıkacağından; siz de adınız gibi emin olun Allah’ın dediği Mehdi (a.s.)’ın çıkacağından. Çünkü ben kadere iman ediyorum, Allah’a güveniyorum, Allah’a dayanıyorum, Allah’a teslim oldum, Allah’a kendimi bıraktım ve Allah’ın en iyisini yapacağını biliyorum. Sen güvenemiyorsun Allah’a. Bu nasıl Müslümanlık bu? “Ya şöyle olursa, ya böyle olursa?” Ya kardeşim, bırak sen onu. Sen Allah’a bırak; Allah nasıl yapıyorsa yapsın. Cenab-ı Allah, biz O’na teslim olduk inşaAllah.
Ahmed Yasin Hocamız dünya tatlısı, çok güzeldir. O, gül bahçesinin bence en güzel güllerinden birisidir. Tabii. Bakın, asla enaniyet yapmıyor, asla büyüklük yapmıyor. Son derece mütevazı ve candan ve alenen Mehdiyet’i savunan ilk Şeyh Efendi’dir. Yani Allah ona o şerefi verdi. Şeyh Nazım Hocamız bir, en başta o ve ikinci olarak, yani onun halifesi olarak, onun bağlısı olarak, onun talebesi olarak ilk Şeyh Efendi’dir, maşaAllah. Allah ona dünyada da, ahirette de bu şerefi verdi; Mehdi (a.s.)’ı müjdeleme şerefini verdi. Ne mutlu ona, ne güzel. Bak, “Mehdi (a.s.)’la müjdelenin” hadisinin tecellisi oldu ve onu uygulamış oldu, inşaAllah. Hocamızın bak, hamiyet-i İslamiyesi coşmuş, hemen gereğini yapmış; ama bizim haberimiz olmadı. Cübbeli’ye hemen mektup yazmış. Onun gibi asil bir insandan da o beklenir zaten. Helal olsun, hocamıza helal olsun, maşaAllah. Hocamızın o bana hediye ettiği o mübarek asası da her gün evde duruyor, yüksek bir yere koydum böyle, maşaAllah, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, Berker Hocam seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Hocam şöyle söylediniz; “Bazı yayın evleri, bazı internet siteleri Bediüzzaman’ın ‘ey yüzden, ta üç yüzden sonraki’ izahını, sözünü değiştiriyorlar, çıkarma yapıyorlar. Mehdiyet’i üç yüz sene sonraya atıyorlar. Sungur Ağabey çıktı televizyonda ‘yetmiş yıl var’ dedi, ‘Hz. İsa (a.s.)’ın gelişi, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışı, deccaliyetin yenilgiye uğrayışı, İttihad-ı İslam’ın oluşması, İslam ahlakının dünya hâkimiyeti; hepsi bu yetmiş yıl içinde olacak’ dedi. Herkes duydu, kimse itiraz etmedi; demek ki doğru. Bediüzzaman’ın üç yüzden kastı; Hicri 1300’den sonraki vakit. Zaten devamında açıkça söylüyor, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış tarihi olarak 1400’ü vermiştir Bediüzzaman” dediniz hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, birçok sorular var. Bunları sırayla cevaplandırmaya çalışayım.
ALTUĞ BERKER: Mehtap TV ve Samanyolu TV’den bunu düzeltmesini istirham ettiniz hocam, inşaAllah; yanlış bilgiyi düzeltmelerini.
ADNAN OKTAR: Yani pek düzeltme yanlısı olmuyor kardeşlerimiz ama bakın, dürüstlüğün gereği, Müslümanlıkta doğru söylememek haramdır. Doğru söylemiyorsunuz. Bediüzzaman’ın el yazmaları ortada, kitaplar basılmış olarak ortada. Orada ‘yüz’ kelimesi var, ‘yüz’ kelimesi iki kere geçiyor, siz bunu çıkarmışsınız. “Yüzden, ta üç yüzden” diyor Bediüzzaman. Yani o zamanlar Hicri 1300’de olduğu için Bediüzzaman üç yüzü alıyor ama yüzü ilave ediyor. Üç yüze yüz ilave ederseniz dört yüz eder. Zaten öbür yerlerde de bunu şerh edip, çok açık açıklıyor Bediüzzaman.
Diyor ki; “bin dört yüz sene sonra çıkacak bir hakikati asırlarında karib zannetmişlerdir” diyor. O açıklaması, Bediüzzaman’ın o yüzle ilgili açıklamasını Bediüzzaman belki yüz kere vurguluyor Risale-i Nur’da. Yani meşhur olmuş Risale-i Nur’un her yerinde. Bütün bunlara rağmen Bediüzzaman’ın anlatmalarına, açık izahlarına rağmen, hiçbir yerde görülmemiş yepyeni bir açıklama yapmak ve Bediüzzaman’ın hiç söylemediği bir mantığı ortaya çıkarmak; ne demek bu? Bak, iki tane kelimeyi çıkararak bunu elde ediyorsunuz. Ne gerek bunlara? Nereye varmak istiyorsunuz yani? Bediüzzaman açıkça söylüyor yetmiş yıl kaldığını. Hadislere dayandırarak söylüyor. Eğer gerçek Nur talebesiyseniz, Risale-i Nur’u bütün olarak alın. Mesela Şaşar Beşer Faruk Beşer çıkıyor; “ben Nur talebesi değilim arkadaşım” diyor. “Hepsinden daha iyi bilirim, Bediüzzaman’dan da daha iyi bilirim. Büyük âlimim” diyor, değil mi? Tamam, adam gizlemiyor kendini. Bak, ben onun o yönüne saygı duyuyorum, mertçe söylüyor. Ama burada hem “Nur talebesiyim” diyorsun, hem tam tersini yapıyorsun; bu olmuyor, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR: Evet. Tabii şimdi Türk-İslam Birliği içerisinde olan, biz diyoruz ki Musevi kardeşlerimize, Kuran’a tam tabii olmaları gerekir. Musevi kardeşlerimiz de derler ki; “Müslümanlar Ben-i Nuh’tur. Ben-i Nuh Yasaları’nı, yani o On Emir’i yerine getirirlerse onları biz Müslüman olarak görürüz.” Ki zaten Müslümanlar Kuran’a uyduğu için bir Musevi için zaten Ben-i Nuh’tur, yani mecburen Ben-i Nuh’tur. Çünkü Kuran’da o kardeşlerimizin Ben-i Nuh Yasası olarak belirttikleri Hz. Nuh (as)’ın emirlerini zaten Müslümanlar farz olarak uyguluyor; Kuran’da bu çok açık yani. Her Müslüman uygular. Dolayısıyla bütün Museviler, yani gerçek Museviler, Müslümanları Müslüman kabul ederler ve Ben-i Nuh olarak kabul ederler. Yani kâfir olarak görmezler, küfür içinde görmezler. Ama Hıristiyanları teslis inancından dolayı müşrik olarak görürler, şirke girmiş olarak görürler. Yani küfre gitmiş olarak görürler.
‘Müşrik’ demek, ‘küfre gitmiş’ anlamında. Fakat Müslümanlar tevhid inancında oldukları için, Ben-i Nuh Yasaları’na uydukları için mümin ve muttaki Müslüman olarak görürler. Müslümanlar da, Hıristiyanları ve Musevileri, Ehl-i Kitap olarak görürler. Fakat tabii ki bir Müslüman Kuran’a uyan kişinin gerçek Müslüman olduğuna inanır. Yani Kuran’ın bütününe uyan kişiyi gerçek Müslüman olarak görür. Ehl-i Kitap’ı da Ehl-i Kitap olarak görür. Yani mesela Museviyi Ehl-i Kitap olarak görür, Hıristiyanı da Ehl-i Kitap olarak görür. Onlara olan saygının, onlara gereken nezaketin nasıl olması da Kuran'da bize açıklanır. Mesela bakın, evlenilebiliyor.
Hıristiyan kadınla evlenebiliyorsun, Musevi kadınla evlenebiliyorsun ve evlenilmiş. Sahabe döneminde bu görülmüş. Peygamberimiz (s.a.v.) bizzat evlenerek de göstermiş. Cariye alarak, Hz. Mariya (r.a.) annemizi alarak. Ve diyor ki Cenab-ı Allah; “Hıristiyanlar’ı size daha yakın görürsünüz” diyor Allah. “Çünkü onların içerisinde mütevazı olan, enaniyet yapmayan, büyüklük yapmayan rahipler vardır” diyor, “papazlar vardır” diyor. Mealen, yaklaşık söylüyorum. Peki, Allah “yakın görürsünüz” diyor, sen orada diyorsun ki; “bunlar katledilmesi gereken adamlardır ve bunlara hiçbir şekilde dostça yaklaşılmaz” diyorsun. Peki, Kuran evlenmemizi istiyor. Allah “evlenebilirsiniz” diyor. Müslümanlar, Hıristiyanların yanına hicret ediyorlar. Onlara güveniyor, evine sığınıyor onun. Onun sofrasına oturuyor, onun evinde huzurla uyuyor. Müşriklerin saldırısına karşı onlara güveniyor. Bu ne peki? Bunu yapmadı mı Müslümanlar? Yaptı. Peygamberimiz (s.a.v.)’in emriyle yapmadılar mı? Yaptılar, değil mi? Tabii. Necaşi’ye gittiler, sığındılar.
Necaşi Hıristiyandı. Hıristiyan bir ülkeye, Hıristiyan vatandaşa, Hıristiyan insanlara gidip sığındılar ve güvendiler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bak söylüyorum, cübbesini altlarına seriyor, saygı ve hürmet gösteriyor. Siz ne yapıyorsunuz? Nefret. Peygamber (s.a.v.)’in sünnetini uygulamıyorsunuz, Kuran’a uymuyorsunuz; yanlış yapıyorsunuz. Yani çünkü Hıristiyan düşmanlığı takva alameti olarak biliniyor. “Vay be, ne âlim ya! Helal olsun” diyor “ağzından bal akıyor” diyor. Müthiş bir Yahudi düşmanlığı, Musevi düşmanlığı. “Ya” diyorlar, “helal olsun, tam takva! Bak, Müslüman dediğin böyle olacak. Taviz de vermiyor” diyor. Nasıl taviz vermiyor? Kuran’ı terk ediyor, Kuran’ı! Kuran’ın uygulanmasını ters ediyor, Peygamber (s.a.v.)’in sünnetini terk ediyor. Müslümanların hicret etmesini yanlış görüyor adam, Hıristiyanların yanına gitmesini. Yani ona göre hicret ettiği adamları kesmesi gerekiyor, yani bu kafadaki adamlar, değil mi?
Müslümanlar da onların yanına gidip, huzur ve güvenle onların evlerinde yatıp uyuyor, yemeklerini yiyorlar. Onlarla evleniyorlar. Sevgi, saygı gösteriyor, hürmet ediyorlar. Kardeş oluyorlar. Kardeşim şimdi ben sana ne diyeyim? Peygamber (s.a.v.)’in sünnetini inkar ediyorsun sen. Yaşanmış hayatı inkar ediyorsun. Museviler; mesela onlar içerisinde çok alim kimseler olduğu Kuran'da söyleniyor. “Ve onlardan bir ekip” diyor Cenab-ı Allah, “bir topluluk adaletle iş görürler” diyor. “Hz. Musa (a.s.)’ın kavminden bir topluluk adaletle iş görürler” diyor Cenab-ı Allah, övüyor. Demek ki onlarda da Kuran’a tabiiyet olacak. Kuran ahlakı ile hareket edecekler. “Allah onlardan razı olmuş. Böyle bir topluluk olacak” diyor Allah ve bunlar övülüyor Kuran'da.
ALTUĞ BERKER: Bir ayet okuyayım konuyla ilgili hocam. Al-i İmran Suresi, 199. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz, Kitap Ehlinden, Allah'a; size indirilene ve kendilerine indirilene -Allah'a derin saygı gösterenler olarak- inananlar vardır. Onlar Allah'ın ayetlerine karşılık olarak az bir değeri satın almazlar. İşte bunların Rableri Katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çok çabuk görendir.”
ADNAN OKTAR: Kardeşim o devirde Necaşi ve etrafındaki Hıristiyanlar Kuran’a tabii olmamışlardı. Ehl-i Kitap’tılar. Müslümanlar buna rağmen onlara sevgi ve şefkat gösteriyordu ve onların yanına sığındılar. Yani Ehl-i Kitap’a biz saygı göstermekle mükellefiz. Tabii ki dua ederiz Müslüman olmaları için. Ama bir Hıristiyan da tabii ki bir Müslümanın Hıristiyan olmasını ister. Hıristiyanın kurtuluşa gideceğini, onun kurtuluşta olacağını düşünür. Biz buna saygı duyarız. Bu normal bu, yani zaten öbür türlü olsa o da zaten Müslüman olur. Bir Musevi de tabii ki dinini hak olarak bilecektir. Yani biz buna saygı duymakla mükellefiz.
Cenab-ı Allah; “Ahirette hepinizin hakkında hak olan hükmü vereceğim” diyor Cenab-ı Allah, inşaAllah. Allah’a güveneceğiz biz. Yani “Müslüman olan illa cennete gidecek” diye bir şey yok ki. Bak hadisler var, ahir zaman hadisleri mesela. “Caminin hepsi doludur” diyor, “cami bin kişi olur” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “bini de” diyor, “cehennemliktir” diyor. Yani “niye namaz kıldığını bilmez, niye Müslüman olduğunu bilmez” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “deccal devrinde.” Dolayısıyla biz kimin cehenneme, kimin cennete gideceğini bilemeyiz. Mesela Ehl-i Kitap’tan bir insan, son nefesinde Cenab-ı Allah ona Kuran’a uymaya, İslam’a gönlünü açmaya kadirdir Cenab-ı Allah, isterse açar. İnşaAllah. Veyahut, Kuran ona tam anlamıyla, yani onun anlayacağı gibi sunulmamıştır. Mesela Fetret Ehli de olabilir. Yani o da o zaman mazur oluyor, inşaAllah. Fetret Ehli olmuş oluyor. Yani eğer Kuran’a ulaşamadıysa, ona tebliğ yapılmadıysa, onu bilmiyorsa Fetret Ehli oluyor. Ama Kuran’ı bilerek Kuran’a uyulmaması bence mümkün değil. Çünkü bir Musevi’nin inançlarının tamamını tasdik ediyor zaten. Yani hak olan, amentü olan, bütün hak dinlerde esas olan her türlü inancı Kuran zaten tasdik ediyor. Dolayısıyla Musevilikle çelişen bir yönü yok ki Kuran’ın.
Gerçek bir Musevi’nin Kuran’ı reddetmesi mümkün değil, gerçek Hıristiyanın da. Hıristiyanlıkla çelişen hiçbir yönü yoktur Kuran’ın. Sadece sapkın, yanlış olan yönleri düzeltiyor Kuran. Mesela teslis inancı. Kardeşim, yemek yiyen, uyuyan, doğal ihtiyaçları olan, Allah’a dua eden, ibadet eden bir insan Allah olur mu? Yani yapmayın, etmeyin. Olacak iş değil, değil mi? Kuran bu yanlışlığı düzeltiyor, inşaAllah. Ama biz hepsine saygı duymakla mükellefiz. Takdir Allah’ındır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Dün bir ayet okudunuz hocam. Uzunca, güzel tefsirler yaptınız inşaAllah. Onlardan bir ayet Buruc Suresi’nin ilk ayetiydi. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Burçları olan göğe andolsun” ayetini şöyle tefsir ettiniz; “biz şimdi kova burcu çağındayız. Daha önce balık burcu vardı. Ne diyor Kuran’da? Balık, Hz. Musa (a.s.)’ın yanında olan balık suya girip, kaçıyor. Balık burcu bitiyor. Kovayı Hz. Yusuf (a.s.)’ı almaya gelen ekip aşağıya sallandırdılar. Allah özellikle ‘kova’ diyor. ‘Tas’, ‘kap’, ‘ip’ demiyor. Kovayı özellikle vurguluyor ve ‘Hz. Yusuf (a.s.)’ı aldılar’ diyor. Kova çağında Hz. Mehdi (a.s.) ortaya çıkıyor” dediniz hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yine Şeyh Nazım Hocamız’dan bir mesaj geldi, maşaAllah. “Bismillahirrahmanirrahim. Değerli Muhammed Adnan Oktar Hocamız. Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri sizin Cübbeli Ahmet Hoca’ya karşı koyduğunuz tavrın tüm Şeyh Muhammed Nazım El-Hakkani Hazretleri’ni sevenler tarafından hoş karşılandığını” onlarca bir sevinçle, güzellikle karşılandığını ve bu tavrımdan dolayı mutlu olduklarını beyan ediyorlar. “Bu hususta Şeyh Muhammed Nazım Kıbrısi Hazretleri vekillerinin de” yani onun büyük mürşitlerinin, o yine muhterem şeyh efendilerinin de “aralarında istişare ettiğini, size bu konuda özel teşekkür mektubunun da Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri tarafından gönderileceğini belirtmişlerdir. Selam ve dua ile.” Böyle güzel bir mektup gelmiş Şeyh Ahmet Yasin adına vekaleten Ahmet Kömür isimli kardeşimiz bu mesajı bize iletti, maşaAllah. Hepsine hürmetlerimizi, selamlarımızı iletiyoruz.
Ben Şeyh Nazım Hocamız’ın kölesiyim. Kapıcısının kapıcısıyım, inşaAllah. Ayağının tozuyum. Ben emrindeyim. Ben hocama laf ettirmem. Dünyayı yıkarım yani Allah’ın izniyle. Ne ile? Yine ilimle, bilgiyle, akılla inşaAllah. Ben de hocalarıma teşekkür ediyorum. Hepsinin ellerinden öpüyorum. Hepsinin talebesiyim, hepsinin kölesiyim, inşaAllah. Bizlere dua etsinler. Biz de onlara dua ediyoruz. Benim canım hocama, benim Şeyh Nazım Hocam’a her uzanan dili ilimle, bilgiyle burarım, inşaAllah. Yani Allah burar, Allah burar. Allah’ın velileriyle uğraşılmaz. Allah adamın belasını verir. Akıllarını başlarına alacaklar. Allah rezil rüsva eder. Allah aşağılar, küçük düşürür, onurunu kırar, haysiyetsiz hale getirir. Allah’tan korkacak böyle mübarek insanlarla uğraşanlar, değil mi? Akıllarını başlarına alacaklar. Bir de dünya tatlısı, insan nasıl kıyar? Nasıl içinden gelir? Ben yani inanamıyorum. Velev ki çok büyük hakaret ettiğini düşünelim –haşa- ki asla yapmaz, asla düşünemez. Ya insanın dili kalkmaz, dili. Yani hayal edemez. Nice cüret bu, ne cesaret bu?
Allah hidayet versin. Allah akıl versin. Kalp boş, yani insanın kalbi boş olunca işte böyle olur. İman hakikatleri incelemezse, Kuran mucizeleri incelemezse, derin imanla yaklaşmazsa, Allah korkusu şiddetli olmazsa, Allah aşkı olmazsa, Allah sevgisi ile yaklaşmazsa Allah’ın sevgili velilerini böyle incitmekte pervasız olur. Ki incittiğini zannediyor. Allah’tan korkacaklar. Bizim yapacağımız duayladır, yapacağımız karşılık duayladır. Allah’a bırakıyorum, inşaAllah. İlimle, bilgiyle anlatıyorum, inşaAllah. Şeyh Nazım Hocamız Kıbrıs’ın gülü, dünyanın güzel süsü, dünya tatlısı. Varsa daha tatlısı, daha güzeli bana söylesinler. O kadar şakacı, o kadar nüktedan. Bir de Şeyh Mahmut Efendi Hazretleri öyledir; çok şekerdir, inşaAllah. Yani öbür şeyhleri tenzih ederim ama bence onlar önde gidiyorlar yani çok açık, inşaAllah. Mahmut Hoca Hazretleri de öyle; çok nüktedan, çok tatlı, çok sevgi doludur, çok hürmetkardır. Değil mi, beraber gittiğimizde gördün.
ALTUĞ BERKER: Evet hocam sizi bırakmamak için ikinci kahveyi size ikram etti, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Hocam gidelim” diyorum. Hiç bırakmıyor. “Yok, yok, yok! Bir daha iç” diyor, inşaAllah. Bir ara yine Mahmut Hocamız’ın bir elini öpmeye bir gidelim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Tabii, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman kim, sen kimsin, değil mi Cübbeli?
ALTUĞ BERKER:Ne haddine hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Sen yani tozu olamazsın Bediüzzaman’ın. “On, yirmi hususta Ehl-i Sünnet’e uymadığı.” Bediüzzaman’ın hayatının sen binde birini yaşasan. Cezaevine çok kısa bir süre girdi; dünyası dağıldı. Yalvar yakar, perişan oldu böyle. Yani beni konuşturmasın. Bediüzzaman otuz yıl hapiste yattı, otuz yıl. Aslanlar gibi! Göğüs göğse deccaliyetle mücadele etti. Darwinizmle, materyalistlerle, ateistlerle, komünistlerle, itle kopukla, değil mi? Sen ne yapıyorsun? Sen Fatih Altaylı’yı baba ilan ettin. “Baba, baba” diye peşinde geziyorsun. O da sana şeker yalatıyor işte öyle geziyorsun. Baksana adamlar akıllarına geldikçe yerlere yatıyorlar, gülüyorlar.
ALTUĞ BERKER:“Bediüzzaman’ın pusulaları” demiştiniz hocam. İnşaAllah medrese-i Yusufiye’de işte elden ele kibrit kutusunda dolaştırdıkları pusulalar.
ADNAN OKTAR:Tabii, Cübbeli gibi cezaevinde yan gelip yatmamış bak. Tabii, kibrit kutularında ve tahta baraka, eksi on derecede tahta barakada tutuyorlardı Bediüzzaman Hazretleri’ni, değil mi? Ömrü hep yoksulluk içerisinde geçti. Hakaretler, iftiralar, baskılarla, aslanlar gibi mücadelede bu güzel nesli oluşturdu inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Tabii biz inancımıza göre ben açıkça söyleyeyim, yani defalarca da söyledim, yine söyleyeyim; İsa Mesih (a.s.)’ın yakında görüneceğine inanıyorum.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR:Ben bir şey söyleyip de aksi oldu mu hiç?
ALTUĞ BERKER:Bin iki yüzün üstünde söylediğiniz tamamen oldu, her dediğiniz.
ADNAN OKTAR:Bakın; “Mehdi (a.s.)’ı” diyorum “on yıl sonra göreceğiz. Kısa bir süre sonra da Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı göreceğiz. Yani ondan hemen kısa bir süre sonra.” Hz. İsa Mesih (a.s.) zamanında Allah diyor bakın; “Ehl-i Kitap’tan ona iman etmedik hiçbir fert kalmayacak” diyor. Bitti. Yani ne Musevi ne Hıristiyan; hiç kimse aksini yapamıyor. Hepsi Allah’ın Mesihi’ne, Hz. İsa Mesih Peygamberimiz (s.a.v)’e iman ederek, ona sevgi duyarak hepsi Müslüman olacaklar. Müslüman. Peki, Hz. Musa (a.s.) neydi? Müslümandı. Niçin? Tevrat’a uyuyordu da onun için Müslümandı. Hz. İsa (a.s.) neydi? Müslümandı. Hz. İbrahim (a.s.) neydi? Müslümandı. Museviler tavizsiz, hatasız, kusursuz, saf, hakiki Musevi olarak tam bir Müslüman olacaklar ve gerçek Muhammedî olacaklar.
Biz Hz. İbrahim (a.s.)’ı sevince dinden mi çıkıyoruz, dine mi giriyoruz? Dine giriyoruz, değil mi? Musevi de Hz. Resulullah (s.a.v.)’e iman ettiğinde pekişmiş olur Müslümanlığı. Müslüman olur, oturmuş olur, yani gerçek Müslüman olur. Eksiklikleri giderilmiş olur, yanlışlıklar giderilmiş olur. Tam olmuş olur, kusursuz olmuş olur. Hz. Musa (a.s.) devrinin Müslümanı olmuş olurlar. Bakın, Hz. Musa (a.s.) geldiğinde nasıldı? O devrin Müslümanı olmuş olurlar. İsevîler nasıl olur, biliyor musun? Hz. İsa (a.s.)’ın geldiği an, beraber yemek yiyorlardı ya, o andaki Müslümanlıkları neyse aynısı olur Kuran’a uyduklarında. Kuran onlardan bir şey götürmüyor. Hz. Musa (a.s.)’ı ellerinden almaz. Hz. Musa (a.s.)’ı daha çok sevdirir, daha çok bağırlarına bastırır Kuran. Hz. İsa (a.s.)’ı ellerinden almaz Hıristiyanların; Hz. İsa (a.s.)’ı daha çok onlara yaklaştırır, daha çok sevdirir. Hz. Meryem (a.s.) annemiz, bak; “bütün alemlere üstün kıldım” diyor Cenab-ı Allah, ayet var. Biz Hz. Meryem (a.s.)’ı bütün alemlerin kadınlarından üstün görüyoruz Allah’ın ayetiyle ve Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı iştiyakla, heyecanla, coşkuyla bekliyoruz. Hz. Musa (a.s.)’a ben hayranım, değil mi? O da Hz. Mehdi (a.s.) olabilmek için defalarca dua etmiştir. O da Hz. Mehdi (a.s.)’ı bekliyor, Hz. Musa (a.s.) da. Hz. Musa (a.s.), Mehdi (a.s.)’ın ne yapacağını bilmiyor mu, ahir zamanda? Biliyor.
Yani Mehdi (a.s.)’ın Kuran’a tabi olacağını bilmiyor muydu Hz. Musa (a.s.)? Biliyordu. Onun için istemiştir zaten Mehdi (a.s.) olmayı inşaAllah. Biz de Mehdi (a.s.)’ın naciz, gariban, zavallı talebeleri olarak Allah’a hizmet ediyoruz. Ben, bir mürşit efendi çıksın, deseler ki o hoca işte; “Mehdi (a.s.) budur.” “İnşaAllah odur” derim, ayağının altını öper, peşinden giderim. Yani bunun şamatasını yapmasınlar inşaAllah.
Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri 2013 Muharremi Cuma günü, evet. “Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin sitesine eklenen son görüntülerde Hz. Mehdi (a.s.) Hazretleri’nin çıkışına işaret eden ilk Cuma gününe gelen Muharrem ayına işaret etti. ‘Artık dünyanın bu zulme dayanacak gücü kalmadı’” diyor. Şeyh Nazım Hocamız “Mehdi (a.s.) geldi” diyor, “sadece artık çıksın” diyor. Allah demeyince de çıkamaz o. Yani Allah’ın gariban bir kulu, Allah’ın zavallı bir kuludur Mehdi (a.s.). Allah diyecek; “çık” diyecek, o da çıkacak. Nasıl çıkacak? Bütün Müslümanlara sevdirecek, bütün Müslümanların kalbine Allah ilham edecek; sırf Mehdi (a.s.)’a ilham etmeyecek. Mehdi (a.s.) çıkar, Müslümanlara ilham etmezse Mehdi (a.s.)’ı tanıyamazlar.
Müslümanlara da ilham edecek, kalplerine ilham edecek; o zaman Mehdi (a.s.) çıkmış oluyor inşaAllah. “‘Artık dünyanın bu zulme dayanacak gücü kalmadı’ diyerek Mehdi (a.s.)’ın çıkışını müjdeledi” diyor maşaAllah. O benim canım, Şeyh Nazım Hocamız. Herkes dua etsin, hocamız daha zinde, daha sağlıklı olsun. Hakikaten dualardan sonra çok açıldı. Bak daha önce çok bitkindi, değil mi, bitaptı? Bak daha önceki konuşmalarda görüyorsunuz. Şu an bir suhulet, bir ferahlık, bir güzellik geldi. Allah nuraniyetini artırsın, sağlığına sıhhatine kat kat güzellikler ihsan etsin. Hz. İsa (a.s.)’ın zamanına kadar onu, en az o kadar yaşatsın Cenab-ı Allah. Mehdi (a.s.)’a biata kadar yaşatsın. Canım hocam o benim. Ben onu görmek istiyorum inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Hocam Cübbeli Ahmet Hoca’nın çelişkili konuşmalarının arkadaşlarımıza gönderebilmemiz için internet sitenize videoyu ekleyebilir misiniz? Eklenmiyorsa tek bana mail gönderebilir misiniz?” Benim konuşmalarım zaten ertesi gün internet sitesine konuyor. Bizim HarunYahya.Tv’de yayınlanıyor işte her gün. Orada var.
Hayır, hayır, hayır. Bak kardeşimiz yanlış diyor. “İzzet ikram ile” Mehmet Gazali kardeşimiz. “Sayın Muhammed Adnan Hocam” diyor, “Hıristiyanlar ve Musevilerin kestiği yenmez” diyor. Kuran diyor, ben Kuran’dan söylüyorum. “‘O, o devirde’ dedi” diyor, “Peygamberimiz (s.a.v.).” Kardeşim o devirde aynı İncil ve aynı Tevrat vardı; farklı değil. Yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanındaki inançlarıyla şu anki inançları farklı değil. Yani bunu zaten Kuran’dan da anlıyoruz; teslis inancındalar zaten. Onların içerisinden Allah’ın birliğine inananların kestiği yeniyor. “Allah birdir” diyen insanın, kişinin kestiği yenir Musevi olsun, Hıristiyan olsun; Kuran ayetine göre. “Yemekleri yemesi size helal oldu” diyor Allah, ayet var.Ben Kuran’a göre hareket ederim. Olur mu öyle şey yani? Açık Kuran ayeti var, değil mi? O ayeti bulabiliyor musun?
ALTUĞ BERKER: Bakayım hocam hemen, inşaAllah. 5’inci surenin 5’inci ayeti hocam.
ALTUĞ BERKER:Şeytandan Allah’a sığınırım.”Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir.”
ADNAN OKTAR:Bitti. Aynı o zamanki Hıristiyanlar, aynı Museviler, değil mi? Yalnız Hıristiyanlarda “Allah bir” denmesi önemlidir. Onun üzerinde durulması gerekir. Teslis inancında olmaz o zaman. İnşaAllah.
SUNUCU 2: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Selamün aleyküm hocam. Size doyamıyoruz. Ben de sizin okuduğunuz akademide şu anda okuyorum. Size olan kocaman özlemimi ders çalıştığınız yerlerde durarak gideriyorum. Sizi çok seviyorum. Aysun” diyor. O da bizim atölyelerde demek ki. Sevimli Aysun.
“Muhammed Adnan Hocam, hayırlı yayınlar olsun.” Allah hepimize hayır versin inşaAllah. “Hepinizi çok seviyoruz ailece. Büyük kızım size ‘Muhammed Adnan Hocam’ diyor” diyor. Evet. “Hocam İsrail video paylaşım sitelerinden birinde iki ay önce üyelik açmıştım. Allah’ın izniyle sizin eserlerinizi o siteye eklemeye başladım ve iki ay içinde yaklaşık otuz bin defa izleme oldu maşaAllah. İsrail’de maşaAllah dindar kardeşlerimizden sizi ve eserlerinizi izleyenler var. Allah sizlerden razı olsun. Aslan hocam. Erol.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında Musevilere bakışımız neyse, aynıdır. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında Hıristiyanlara bakışımız neyse, aynıdır. Hiç değişmedi ve değişmez. Peygamberimiz (s.a.v.) cübbesini çıkarıp Hıristiyanların, Musevilerin altına serip onların oturmasını sağladıysa biz de cübbemizi, elbisemizi, ceketimizi çıkarırız, aynı şekilde oturmalarını sağlarız. Onlarla evlendiyseler biz de evleniriz, Hıristiyan ve Musevilerden. O devirde sahabeler onların yemeğini yediyse biz de yemeklerini yeriz. Ama dua ederiz. Tabii ki Müslüman olmalarını isteriz. Tabii ki Muhammedî olmalarını isteriz. Çünkü onların daha mükemmel Musevi olmalarını sağlayacaktır, daha mükemmel Hıristiyan olmalarını sağlayacaktır. Çünkü ben hem Muhammedî’yim, hem Musevi’yim, hem İsevî’yim, hem Nuhî’yim, hem İbrahimî’yim. Bak iftiharla söylüyorum; gerçek Musevi’yim, gerçek İsevi’yim. Aşkla seviyorum Hz. İsa (a.s.)’ı.
Bak gelsin Hz. İsa (a.s.), göreceksiniz göstereceğim sevgiyi, göreceksiniz göstereceğim muhabbeti inşaAllah. Herkes bilir benim ne kadar seveceğimi onu, değil mi? Nasıl bağrıma basacağımı herkes bilir. Yani beni tanıyıp da bunu anlamamak mümkün mü? Ne kadar coşku duyduğumu herkes bilir, Hz. İsa (a.s.)’a olan sevgimi. İnşaAllah o da beni sever. İnşaAllah. Aynı şekilde Hz. Musa (a.s.)’a da benim aşkla sevgim var, Hz. İbrahim (a.s.)’a aşkla sevgim var, Hz. Yusuf (a.s.)’ı inşaAllah ben büyük bir özlemle ahirette görmek istiyorum inşaAllah, değil mi? Aşkla seviyorum. Aynı şekilde Resulullah (s.a.v.)’e karşı da Musevilerin ve Hıristiyan kardeşlerimizin de bu aşkı ve muhabbeti duymaları lazım. Çünkü ahirette Resulullah (s.a.v.) nur gibi, ışık gibi; herkesin en sevdiği olacaktır, inşaAllah. Değil mi, bizim de en sevdiğimizdir inşaAllah? Evet.
ALTUĞ BERKER: Bir soru geldi hocam bugün, inşaAllah. “‘Taha Suresi, 39’uncu ayette Hz. Mehdi (a.s.)’a işaretler olabilir Allah-u alem” diyor okuyucumuz. Şeytandan Allah’a sığınırım. "Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendimden sana bir sevgi yönelttim.’ Hz. Mehdi (a.s.)’a işaretler olabilir” diyor Allah-u alem, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bul, ayeti bul bakayım.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Mehmet Seviloğlu kardeşimiz yazmış. “Selamün aleyküm sevgili kardeşim. Sizden bir ricam var. Duygularımı ve içimde beslediğim sevgimi sevgi pınarı olan, çevresine nur saçan hocamıza iletirseniz, bir de hakkımda hayır duası isterseniz o kadar mutlu olurum ki. O ki davasına ve davamıza ve bütün Müslümanların istediği, özlediği ve olması için can attığı İslam ahlakı hakimiyetine kendini ve tüm varlığını adamış, yaşadığı ömrünü bunun için sarf etmiş, tüm insanların iyiliğini isteyen, hepsine sevgiyle bakan, herkesin Allah aşkıyla yanmasını isteyen o mükemmel bir insan.” İnşaAllah öyle oluruz. Allah hepimizi böyle kardeşimizin hüsn-ü zannı gibi güzel etsin. “Tüm samimiyetimle onu candan çok seviyorum. O mübarek ellerinden öpüyorum. Rabbim hocamızı güçlendirdikçe güçlendirsin ve inşaAllah tüm insanları hocamızın etrafında toplasın. İslam ahlakının hakimiyetine de hocamızı vesile etsin inşaAllah. Amin” diyor. “Bitmez gönüllerde Hz. Mehdi (a.s.)’ye sevgi” diyor, “çünkü gönüllerdeki bu sevgiyi Allah verdi.” Çok güzel bir şiir yazmış.
“İşte bak kullar Allah’ın izniyle bugünlere erdi. Sensin Allah ve Resulü’nden sonra gönlümdeki sevgili” diyor. Ama biz tabii mürşitlerimizi daha çok seviyoruz. Şeyh Nazım Hocam’ı da seviyoruz, Mahmut Hocamız’ı da seviyoruz ama beni de seversin tabii. Ama burada tabii şöyle diyelim. Biraz değiştirmemiz gerekiyor şiirini. Yarın değiştireyim, öyle okuyayım. Çünkü hüsn-ü zannı var kardeşimizin maşaAllah. Ama biraz açık, aleni olmuş. Mesela ima yollu hüsn-ü zan etse ben bir şey demem. Yani “hocam, inşaAllah Mehdi (a.s.) olursunuz” dese ben bir şey demem. Hoşuma gider. “İnşaAllah olursun.” İnşaAllah da o olsun, kardeşimiz olsun, değil mi? İnşaAllah Mahmut Hocam olsun. İnşaAllah Şeyh Nazım Hocamız olsun. İftihar ederim. Ayaklarını öper, peşinden giderim. İnşaAllah. Ama maazAllah, neuzübillah “kesin kanaatim var”, “Allah bana bildirdi”, “rüyamda gördüm” veya “kesin kanaatim sen Mehdi (a.s.)’sın” dediğinde kelime-i şahadet getirip yeniden Müslüman olması lazım. Tabii; dinini, imanını kaybeder Allah esirgesin. Çünkü o ne demek?
“İmtihana gerek yok. Cehenneme gitmez, garantili” diyor. Sana o zaman vahiy gelmiş oluyor. Ben kardeşimi tenzih ederim, o benim canım, onun için demiyorum da genel olarak böyle bir sorun var. “Falanca Mehdi (a.s.)” dedin mi ne demektir bu? “Ben biliyorum” diyorsun, yani “bu, cennete gidecek. Bu kişi cennete gidecek.” Nereden biliyorsun? “Bana vahiy geldi” diyor. O zaman sen Peygamberlik iddia ediyorsun. Allah adına yalan söylüyorsun. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah adına yalan söyleyenden daha zalim olan kim vardır?” diyor Allah. ‘En zalim’ konumuna geliyor. Sakın ha sakın. Ama hüsn-ü zan esastır. Ben mesela Şeyh Nazım Hocamız’ı asrın Kutbü’l Aktab’ı olarak görüyorum ve Hızır (a.s.)’ın talebelerinden görüyorum ve Hızır (a.s.)’la sürekli istişare eden bir insan olarak görüyorum. Bediüzzaman’ı asrın Mehdi (a.s.)’si olarak görüyorum, 13’üncü yüzyılın inşaAllah ve en büyük müceddidi ve müçtehidi olarak görüyorum o devrin. Böyle bu, inşaAllah. Kaçıncı ayet?
ALTUĞ BERKER: 39 hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınırım. “Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik: "Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendim'den sana bir sevgi yönelttim." Şimdi, bunu daha önce şerh etmiştik. Ama ben özel sohbetlerde de kardeşlerimize şerh etmiştim. Daha derin anlamları var ayetin. Bak, “su onu sahile bıraksın.” Bir kere sahilde bir yerde, hemen sahilde ama veya suyla iç içe olan bir yerde, yakın bir yerde Mehdi (a.s.)’ın faaliyete başlayacağı anlaşılıyor. Yani Kuran buna işaret ediyor, hadisler de bu şekilde. Suyun kenarında Mehdi (a.s.). “İlk bayrağı oraya diker” diyor hadiste. Kuran ayetiyle hadis mutabakat halinde. “Onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır.” Yani Darwinist, materyalist bir yere Mehdi (a.s.) giriyor. Darwinist, materyalistler, komünistlerin yoğun olduğu bir yer belki. Belki ateist masonların olduğu bir yer. Biz bilemiyoruz. Ama bir kale, bir yer. Allah’ın düşmanlarının yoğun olduğu bir yer. Ama onun da düşmanlarının yoğun olduğu bir yer. Bunu anlıyoruz.
“Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendim'den sana bir sevgi verdim." “Oraya geldiğim vakit” diyor Cenab-ı Allah, yani şu işaret var; “Mehdi (a.s.)’a öyle bir güzellik verecek, öyle bir masumluk, öyle bir hoşluk vereceğim ki en azgın zalimler bile onu öldürmeye kıyamayacaklar. Onun temizliğine, onun yüzündeki beşaşet, gülümseme, temizlik, insani ifadeden dolayı, nuraniyetinden dolayı ona kıyamayacaklar. Yapamayacak, yani kafir olduğu halde, rahat rahat adam öldürdüğü halde, cinayete alışmış azılı katiller onu öldüremeyecekler. Onun için özel bir neden meydana getireceğim” anlamına geliyor bir yönüyle. Yani, “sana bir sevgi yönelttim.” Mehdi (a.s.)’a karşı olacak sevgiyi Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerinde belirtmiş. Ona özel bir sevgi meydana getirmiş. Başlangıçta mı? Yok. Başlangıçta nefret var. Çünkü 313 kişi. Öfke var, düşmanlık var Mehdi (a.s.)’a karşı. “Hatta” diyor; “fukaha, fukahanın da epey bir bölümü nefret edecek.” Hatta “onu” diyor, “etrafındaki talebeleri olmasa öldürmelerine fetva verirler.” Öldürecek kadar nefret ediyorlar Mehdi (a.s.)’dan başlangıçta. Sonra Allah müthiş bir sevgi haresi meydana getiriyor, “onu aşkla ve muhabbetle bağırlarına basarlar” diyor Peygamberimiz (s.a.v). O ileriki son zamanda, yani ona tabi olduklarında, ona biatlarını bildirdiklerinde inşaAllah.
“Seni annene geri çevirmiş olduk.” “Babana” değil; “annene.” Demek ki Mehdi (a.s.) yetim. Babası yok, ölmüş, vefat etmiş. Annesi sağ. Bunu anlıyoruz. Kuran’da da bu var. Yetim. İki yetimden birisidir, Kehf Suresi’nde. Yine hadislerden de bu hakikati görüyoruz inşaAllah. Mesela annesine de işaret var ki, Mehdi (a.s.)’ın annesi hakkında da hadislerde bilgi vardır. Neyse şimdi bu konuya girersek Cübbeli’nin sigortaları atar, bir de onunla uğraşmam gerekecek. Şimdi uğraşmayayım ben. Yani kardeşimiz istirham ettiği için, Allah rızası için biraz şerh ettim ben. Sevdiğimiz bir kardeşimiz. Merak etmiş. Şimdi onu bir sır olarak saklamak gereksiz, bir kısmını açayım dedim. Bir kısmını anlattım. Aslında o kadar açık ki orada devamı, çok sarih ama anlatamam. İnşaAllah.
“Canım hocam, zaman zaman Kuran’dan ayetler okuyup açıklıyorsunuz, tadına doyum olmuyor. Hem ahir zamana bakan yönünü, hem diğer yönünü belirtiyorsunuz. Değerli hocam, insan ağzı açık, açıklamalarınıza pür dikkat kesiliyor.” Estağfurullah. “Müthiş lezzet duyuyor. Allah sonsuz razı olsun muhterem hocam. Şeyh Nazım Kıbrısi Efendimiz’in bildirdiği üzere Kuran’ı ayakta, sultanın karşısında okur gibi okuduğunuzu ve içinize gelenleri oturarak yazdığınızı ve bundan insanların çok faydalanacağını belirtmiştiniz.” Ben demedim, Şeyh Nazım Hocamız söyledi. O beni çok sevdiği için beni iltifata boğmuştu gittiğimde. İşte veli olduğumu söyledi, “size velayet makamı verildi” dedi. “Hz. Yusuf (a.s.)’ın makamı var sizde” dedi, “razılardan yazıldınız, sabırlılardan yazıldınız” dedi. “İnşaAllah Kuran’ı bu asra tefsir edip, açıklayacaksın ve gençler bu Kuran’dan istifade edecekler senin vesilenle. Sana böyle bir özel görev verildi” dedi Şeyh Nazım Hocamız. “Ben bunu söylemeye memurum. Velayet görevi” dedi, “bana bu ilham edildi, ihtar edildi” dedi, “ben de sana bildiriyorum” dedi, inşaAllah. Yani “bu asra bir Kuran tefsiri yapacaksın” dedi. “Açıklayacaksın Kuran’ı, gençlere özellikle hitap edeceksin” yani. “Dünyada sana bu görev verildi” dedi.
Ama hayrettir yani. Ben kasten değil; hakikaten mermer kaplı bir hücrem var benim. Özel yaptırmadım. Yani yer uygundu, hoşuma gidiyor orası. Hakikaten de bir kör pencere var. Böyle kör pencere; kapalı pencere. Orada Kuran’ı ben yüksekte tutuyorum. Hakikaten orada okuyorum. Durum başka türlü olacak gibi de değil orası zaten. Ama Şeyh Nazım Hocam’ın sözü tabii aklımda. Yani onun dediğini yapıyorum işin doğrusu. “Her Kuran okuyuşunda gusül abdestiyle okuyacaksın” dedi. Hakikaten bütün namazlarımı ben gusül abdestiyle kılarım. O dedikten itibaren ama. Şeyhim dedikten sonra, mübarek, hep gusül abdestiyledir maşaAllah. “Acaba bu, Kuran üzerine olan çalışmanız tamam oldu mu? Bir de canım hocam, çok samimi yazıyorum, mesela dünyanın geçici olduğunu, aldanmamamız gerektiğini okuyoruz, duyuyoruz ama siz söyleyince bir başka oluyor. Sanki tüm hücrelerimize siniyor. Kabul görüyor. Bu ne muhteşem bir şey. Muhabbetlerimle canım hocam.” Mücahide isimli hanım kardeşimiz, o da benim canım. Çok sevdiğim bir kardeşim. Görmedim ama acayip seviyorum, maşaAllah.
İsa Candemir yazıyor; “Benim değerli Muhammed Adnan Hocam, o mübarek ellerinizden öperim. Berker Hocam’a da selam ederim” diyor.
ALTUĞ BERKER:Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü.
ADNAN OKTAR:Evet, çünkü Allah’ın bereketi de gerekir inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Hocam Berker Hocam’ın, Oktar Hocam’ın olsun size karşı olan sevgisi, muhabbeti, saygı ve hürmetlerine hayranım.”
ALTUĞ BERKER:Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Hocalarım evet çok hürmetlidirler. Berker Hocam kaç yıldan beri yanımdasın?
ALTUĞ BERKER:25 hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah. Benimle hocam defalarca tutuklanmıştır, gözaltına alınmıştır, darba uğramıştır, hakarete uğramıştır ama Berker hep yanımızda. Böyle Osmanlı Çelebisi gibi devam eder.
ALTUĞ BERKER:Allah razı olsun, şereftir hocam bizim için inşaAllah sizin yanınızda olmak.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. “Hocam ben naçizane kitaplarınızdan da alıp, dağıtıyorum” diyor. Çok güzel. Kitapların dağıtımını yaparken özellikle ilgisiz, duyarsız olabileceğine ihtimal verdiğim kişilere kitapları dağıtmaya özen gösteriyorum. Hocam bu konudaki görüşlerinizi paylaşırsanız sevinirim” diyor. “O mübarek ak pak ellerinizden öperim” diyor. “Hayırlı akşamlar, İsa Candemir.”
Çok güzel, tabii böyle olması lazım. Ben yani ilgili olanlara da, ilgisiz olanlara da kitapları, mesela bak benim buraya geliyor canlarım, ben sana kitap verdim mi geldiğinde? Verdim. Benim kızım mesela Bediüzzaman’ı tanımaz, beni de tanımaz, bazen mesela İslam’ı da tanımıyor buraya gelen bu güzel hanımlar. Hatta kütüphane kuracak kadar kitap dağıtıyorum. Yani bayağı kitap veriyorum. Konuşuyorum. İlk defa bir kısmı tanışmış oluyor, İslam’la tanışanlar da ilk defa oluyor bazen, Kuran hakikatleriyle öyle. Çok çok güzel oluyor, geliyor. Mesela çünkü bizim arkadaşlarımızın, gelen kız arkadaşlarımızın Facebook’ta da arkadaş çevreleri oluyor. Binlerce kişi, yüzlerce kişi oluyor. Çıktığında arkadaşları onu oradan takip ediyorlar. Kendi internet sitesinde de takip ediyorlar. O arkadaşları da dolayısıyla kitaplarla tanışmış oluyor. Yani zincirleme bir faydalanma, bilgilenme olmuş oluyor.
Şimdi al bir soru daha geldi yine. Şimdi ben bunlara cevap verirsem, zaten bu adamları ben zor durduruyorum, yani bayağı iş çıkar. Şöyle söyleyeyim, sana cevap vereyim. Yazdığın gibi, yani evet, yazdığın gibi, yazdığındaki doğru ama okumayayım, inşaAllah.
Evet. Bismillahirrahmanirrahim. Kehf Suresi geldi. 30’uncu ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlar ise,” iman ediyor, samimi eylemlerde, samimi ibadetlerde bulunan ise, “Biz gerçekten en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba uğratmayız.” 2062 ebcedi. Altınçağ’ın yaşandığı dönem, inşaAllah. Bak; “en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba uğratmayız” diyor Allah, inşaAllah.
“Onlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenirler, hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler.” Şeyh Nazım Hocam yeşili çok sever, maşaAllah. O güzel kavuğuna baktıkça aklıma hep cennet kıyafetleri geliyor, maşaAllah. “Ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar. (Bu,) Ne güzel sevap ve ne güzel destek.” Haydi bakalım, şimdi HarunYahya.Tv’den devam, inşaAllah.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...