SUNUCU:İyi akşamlar, sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Adıyaman Asu, Ankara Beypazarı Seylan TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Bugün konuklarımız Tuğba Ekinci ve Beril hanımla birlikteyiz. Buyrun hocam nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR:Ne anlatayım Berker’im?
ALTUĞ BERKER:Hocam Estağfirullah, Erbakan Hocamızla ilgili bir haber vardı bugün Zaman Gazetesi’nde uygun görürseniz, ondan başlayayım. Röportajında “ilerde canıyla malıyla mücadele eden bir Müslüman olarak anılmak istediğini, siyaseti bırakmaya niyetinin olmadığını, çünkü siyasetin bir cihat, mücadele olduğunu ve insanın gücü yettiği kadar bu mücadeleyi bırakmayacağını” söylemiş. Cumhurbaşkanı olup olmamak istediği yönündeki soruya ise, “onu halka sorun” demiş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah hocamıza. İnşaAllah olur. Başka ne var?
ALTUĞ BERKER:Yiğit Bulut’un Habertürk’teki yazısında hocam; “Bölgesel güç olacak yeni Türkiye’nin merkezinin Ankara değil İstanbul olması gerektiğini” yazmış. Ayrıca “Türk Devleti’nin tüm kamu binalarının, Büyük Türkiye modeline uygun bir gösteriş içinde, yeniden yapılandırılması gerektiğini, öyle ki bir yabancı ülkemize geldiğinde, bölgenin buradan yönetildiğini anlayabilecek bir güzelliğe sahip olması gerektiğini” yazmış, hocam.
ADNAN OKTAR:Yani “Osmanlı’nın ihtişamı olsun” diyorlar demek ki, böyle daha ihtişamlı bir görünüş.
ALTUĞ BERKER:Bunu ilk siz dillendirmiştiniz, hocam. Bu mimarinin ona uygun olmasını maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Onun daha vakti var. Daha vakti var onun, İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ahmet Hakan’ın bir yazısı vardı hocam. Röportajlarınızı çok yakından takip ediyor anlaşılan hocam, inşaAllah. Çünkü tüm ifadeleri, sizinkilerle aynı, “Cübbeli’nin aslında zenginliğe meraklı, İslam’ı dar kafalı ve tehlikeli yorumlayarak, İran’ı düşman ilan eden Şiilerin kesilmesi gerektiğini söyleyen bir insan olduğunu; ancak böyle düşünüyoruz diye, gizli kamera ile özel görüntülerinin çekilmesinin ve bunun dağıtılmasını hiçbir zaman desteklemeyeceklerini” söylemiş. “Görüntüleri yayınlamayan medya kuruluşlarını da kutlamış.”
ADNAN OKTAR:Evet, iyi, böyle karar almaları güzel. Umarım diğer konularda da bu şekilde titiz olurlar, inşaAllah. Tabii Ehl-i Kitap’a düşmanlık, Alevi düşmanlığı, Bektaşi düşmanlığı çok korkunç bir şey, hepsi Allah’ın kulları. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “İslamiyet’i seçenleri dinlerinden döndürmek için yapılan işkence ve tazyikler had safhaya ulaşınca hicret etmekten başka çareleri kalmayan müminler gidecekleri yerleri düşünmeye başladılar. "Nereye gidelim?" sorusunu Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Habeşistan’ın olduğu yönü işaret ederek cevapladı ve akabinde: "Habeş toprağına giderseniz iyi olur! Çünkü orada, yanındakilerin hiçbirine zulüm yapmayan bir kral vardır. Hem orası bir doğruluk ülkesidir."” Bak Hıristiyanların bulunduğu yere böyle diyor Peygamberimiz (s.a.v). "Yüce Allah içinde bulunduğunuz sıkıntılardan bir çıkış ve kurtuluş yolu açıncaya kadar, siz orada bulunun" buyurdu. Bu ifadelerle Necâşî, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in iltifatına mazhar oldu. Hz. Peygamber (s.a.v)'in tavsiyesi üzerine bir grup mümin Mekke'den ayrılarak Habeşistan'a göçtü. Nübüvvetin beşinci yılının (Miladi 614) Receb ayında gerçekleşen ilk bu hicrete en çok kabul gören rivayete göre on biri erkek, dördü kadın olmak üzere toplam on beş kişi katıldı. Bunlar arasında Hz. Osman b. Affân, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf, Osman b. Maz'un, Mus'ab b. Umeyr, Ebû Seleme b. Abdu'l-Esed gibi önde gelen sahabîler de bulunuyordu” Hıristiyanların yanına niye gitsin sahabeler o zaman? Madem onlar öyle katledilmesi gereken kafirler, madem hiç muhatap olunmaması gereken insanlar. Yanlarına niçin gitsinler? Yemeklerini niye yesinler? Evlerinde niye kalsınlar? “Selamun aleyküm ey kafirler sizin yanınıza geldik” mi dediler yani? Onu demediler tabii ki.
“Resulullah (s.a.v.)'ın hanımı Ümmü Seleme Habeşistan’a hicret edenlerdendi. Medine'ye dönünce, Necaşi’nin İslâm'a girdiğinden hiç söz etmedi. O şöyle anlattı: "Biz Habeşistan toprağına girince en hayırlı komşu yanında kaldık. O, Necaşi'dir. O, dinimiz için emniyet sağladı. Bu şekilde eziyet görmeden Allahu Teâla’ya kulluk etmeye başladık ve sevmediğimiz hiç bir şeyi duymadık. Biz tekrar Resulullah (s.a.v.)’ın yanına dönünceye kadar onun (Necaşi’nin) yanında en hayırlı şekilde ikamet ettik. "” diyor. Bunları eğer düşünmezse kardeşlerimiz o zaman olmaz.
Başka ne var Berker hocam?
ALTUĞ BERKER:Hocam, Estağfirullah. Malumunuz bu gece Hicri 1431 bitiyor, inşaAllah hocam. 1432 başlıyor, İnşaAllah. Peygamber Efendimiz Muhammed (s.a.v) Efendimiz Miladi 571’de 20 Nisan’da rastlayan Rabiül-evvel ayının 12. pazartesi sabahı Mekke’de doğmuştu. 622’de Mekke’den Medine’ye hicret etmişti. 20 Eylül Pazartesi günü Medine’nin Kuba köyüne geldi. Bu tarih Müslümanların şemsi yılbaşı oldu. O yılın Muharrem ayının birinci günü de hicri yılbaşı oldu İnşaAllah, bildiğiniz gibi hocam, inşaAllah. Muharrem ayının birinci gecesi, yani bu sene pazartesiyi salıya bağlayan gece, yani bu gece,Müslümanların yılbaşı gecesi, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Daha çok fazla yılbaşı geceleri görmeyi Allah nasip etsin hepimize. Tuğba Hanım’a da bizlere de, hepimize de inşaAllah. MaşaAllah.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), Hıristiyan olan İbn Harris b. Ka'b ve kavmine yazdırdığı anlaşma metninde; bakın “Şarkta ve Garpta yaşayan tüm Hıristiyanların dinleri, kiliseleri, canları, ırzları ve malları Allah'ın, Peygamber (s.a.v.)'in ve tüm Müminlerin himayesindedir.” Bakın bir daha diyorum. Bak Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hıristiyan olan İbn Harris b. Ka'b ve kavmine yazdırdığı anlaşma metninde, Peygamberimiz (s.a.v.) yazdırıyor, yani peygamberin mührünü taşıyor. “Şarkta ve Garpta yaşayan tüm Hıristiyanların dinleri,” dinleri bak, Hıristiyanlık dini, “kiliseleri, canları, ırzları, malları Allah'ın, Peygamber (s.a.v.)'in ve tüm müminlerin himayesindedir.” Nerede burada düşmanlık? “Hıristiyanlık dini üzere yaşayanlardan hiç kimse istemeden İslam'ı kabule zorlanmayacaktır.” Yani Müslüman olması için insanları zorlamak yok. “Hıristiyanlardan birisi herhangi bir cinayete veya haksızlığa maruz kalırsa Müslümanlar ona yardım etmek zorundadırlar.” Bu şekilde yazdırmış Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
“Hz. Muhammed (s.a.v.), Evs ve Hazrec kabileleri ile yapılan Medine Anlaşması'na Musevilerin de katılmasına izin vermiş ve böylece Musevilerin de Müslümanlar’ın arasında, ayrı bir dini grup olarak varlıklarını devam ettirmelerini sağlamıştır.” Nerede burada Musevi düşmanlığı?
“Medine Anlaşması'nın "Beni Avf Musevileri,” bak “Beni Avf Musevileri inananlarla birlikte bir ulus oluşturdular.” Bir topluluk oluşturdular. “Musevilerin dini kendilerine, Müslümanlar’ın dini kendilerinedir", dinlerine saygı duyuluyor, “hükmüyle, Müslümanlar’ın ve Musevilerin geleneklerine ve inanışlarına gösterdikleri şefkatin ve anlayışın temeli Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde atılmıştır.” Biz sünnete göre hareket ediyoruz. Değil mi öyle, ayyaş kılıklı tiplerin böyle azgınca, gözü dönmüş üsluplarına değil, biz Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in üslubuna göre hareket ederiz, inşaAllah. ”Bizzat Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından Edruh, Makna, Hayber, Necran ve Akabe'li Kitap Ehli'ne verilen beratlar, Müslümanlar’ın Kitap Ehli'nin can ve mal güvenliğini garanti altına aldıklarını ve onlara inanç ve ibadet özgürlüğü tanıdıklarını göstermektedir. Peygamberimiz (s.a.v.)'in Necranlılar ile yaptığı sözleşmede yer alan şu maddeler de dikkat çekicidir: Necranlıların ve maiyetindekilerin canları, malları, dinleri, dilleri ve varlıkları ve yokları, aileleri, kiliseleri ve sahip oldukları her şey Allah'ın ve Allah'ın Peygamberinin güvencesi altında olacaktır.” Nerede burada düşmanlık? Yok. Bilakis burada bir sevgi var, şefkat var, koruma var, kollama var. “Hiçbir piskopos ya da keşiş kilisesinden ya da manastırından edilmeyecektir,” yani onları oradan tedirgin etmiyorlar, gidip öldürmüyorlar, dövüp sövmüyorlar. Bak “Hiçbir piskopos ya da keşiş kilisesinden ya da manastırından edilmeyecektir,” yani oradan uzaklaştırılmayacaktır. “Ve hiçbir papaz, papazlık hayatını terk etmeye zorlanmayacaktır.” Gidip kıtır kıtır kesmiyorlar, değil mi? Bilakis koruyup kolluyorlar. “Onlara hiçbir eza ya da aşağılama yapılmayacaktır.” Bak “onlara hiçbir eza” ya da bak çok önemli bu “aşağılama yapılmayacaktır.” Ne hakaret, ne baskı, ne aşağılama bunlar yasak İslam’da. “Ve toprakları ordumuz tarafından işgal edilmeyecektir.” Askeri operasyon yapılmıyor. “Tüm bunların yanı sıra Resulullah (s.a.v.)'ın Kitap Ehli'nin düğün yemeklerine katıldığına, hastalarını ziyaret ettiğine ve onlara ikramda bulunduğuna dair rivayetler bulunmaktadır. Hatta Necran Hıristiyanları onu ziyaretlerinde Hz. Muhammed (s.a.v.) onlara abasını sermiş”, kıyafetini cübbesini çıkartıyor, seriyor “ve oturmalarını söylemiştir.”
“Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde Hıristiyan ve Yahudi kabilelerle,” bak Hıristiyan ve Yahudi kabilelerle, “çeşitli sözleşmeler yapılmış ve bu topluluklara kendi varlıklarını ve haklarını garanti altına alacakları çeşitli emannameler verilmiştir.” “Bu topluluklara kendi varlıklarını ve haklarını garanti altına alacakları çeşitli emannameler verilmiştir. Hıristiyan kabilelerden Cerbalılar ve Erzuhlulara verilen emannameler, bunun örneklerindendir. Bu belgeler, Müslümanların idaresine giren veya İslam'ın hakimiyetini tanıyan Kitap Ehli'nin, hukuki, dini ve sosyal haklarını garanti altına alan anlaşmalardı” diyor. “Uygulamada herhangi bir sorunla karşılaşıldığında, bu belgelere başvurularak sorunlar çözüme kavuşturuluyordu. Örneğin, Dımeşkli Hıristiyanların bir sorun karşısında, kendilerine verilmiş olan emannameyi dönemin halifesi Hz. Ömer'e sunarak, çözüm talebinde bulundukları tarih kitaplarında yer alan bir bilgidir.” Benimle konuşanlar bir yere dayandırmadan konuşuyorlar. Ben konuşurken delile, belgeye dayandırıyorum. Delilsiz konuşmam ben. “Peygamberimiz (s.a.v.)'in Hıristiyan, Yahudi ve diğer müşrik topluluklarla imzaladığı Medine Vesikası da önemli bir adalet örneğidir. Medine vesikasının maddelerinden biri şöyledir: "Ben-i Avf Yahudileri, Müminlerle beraber aynı ümmettirler,” bak “Ben-i Avf Yahudileri, müminlerle beraber aynı ümmettirler. Yahudilerin dinleri kendilerine, Müslümanlar’ın dinleri de kendilerinedir." Çok açık. “Medine Vesikası’nın 16. maddesinde ise, Bize tabi olan Yahudiler, hiçbir haksızlığa uğramaksızın”, “Bize tabi olan Yahudiler, hiçbir haksızlığa uğramaksızın ve düşmanlarıyla da yardımlaşmaksızın, yardım ve desteğimize hak kazanacaklardır” diye bildirilmiştir. Peygamberimiz (s.a.v)'den sonra da sahabeleri Peygamberimiz (s.a.v)'in antlaşmaya koydurduğu bu hükme sadık kalmışlar.” Bak “Peygamberimiz (s.a.v.)’in anlaşmaya koydurduğu bu hükme sahabeler sadık kalmışlar.” Şimdikiler kalıyor mu? Kalmıyor, kendi kafalarına göre hareket ediyorlar. Bu olmaz. “Aynı hükmü, Berberi, Budist, Brahman ve benzeri inançlara sahip kişiler için de uygulamışlardır.” Demek ki Allah’ın kullarına zulüm yok, şefkat var, merhamet var. Azgınlık yapıldığında, saldırganlık yapıldığında harama girerler. Dinin dışında bir hareket yapılmış olur. Evet, Berker hocam sen neler anlatacaksın?
ALTUĞ BERKER:Hocam bu konuda dün şöyle söylemiştiniz; “Ayette "size en yakın Hıristiyan’ız diyenleri bulursunuz" diyor. Allah Hıristiyanlara da şefkat göstermemizi söylüyor. Musevilere de. Allah ehli kitapla evlenebilirsiniz diyor, insan karısına “kardeşim” diyemez mi? Bu Kuran ayetleri bu kadar açıkken, Peygamberimiz (s.a.v.)'in sünneti açıkken, anlamazlıktan gelmenin anlamı yok. Sahabenin birçoğu Hıristiyan hanımlarla evlendiler. Putperestlerin azgınlıklarından dolayı Hıristiyanların yanına hicret ettiler. Arkadaş olarak, dost olarak yaşadılar Hıristiyanlarla. Hıristiyan Necaşi'ye sığınıyorlar, ona canını teslim etmeye gidiyorlar, evine gidiyor evinde kalıyor, yemeğini yiyor ve onların koruması altına giriyorlar. Peygamberimiz (s.a.v) cübbesini çıkartıp onların altına seriyordu. Dolayısıyla bu açık duruma göre davranacak tüm kardeşlerimiz. İslam aşk dinidir, coşku dinidir, barış dinidir. Hıristiyan'ı da korur, Musevi'yi de korur” dediniz hocam, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: O zaman biraz ayet okuyalım. 63’e 4. ayet, Allah münafıklar için diyor ki; “Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar.” Her yerdeki haberi kendi aleyhlerinde sanıyorlar. “Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının.” Uzak durun diyor Cenab-ı Allah. “Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar.” Ama bak “Sen onları gördüğün zaman,” diyor “cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır.” Yani dış görünümü beğenini kazanır diyor. Yani kaybetmek istemeyebilirsin diyor Cenab-ı Allah, yani etkilenebilirsin. “Konuştukları zaman da onları dinlersin” yani akıcı ve rahat konuşuyor, ama zırvalama tarzında tabii, ipsiz sapsız konuşuyor. “(Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler.” Yani nasıl boş bir kütüğün bir özelliği yoksa, ruhsuz ve boşturlar diyor. Yani, sen onları canlı zannedersin, ama onlar diyor boş bir kütük gibidirler diyor. Sen onun derinliğe sahip olduğunu zannediyorsun, derin düşündüğünü zannediyorsun, derin bir akla sahip olduğunu zannediyorsun, ama öyle değil. O üçüncü benle konuşuyor, aklı Allah tarafından alınmış oluyor. Yani üçüncü benle, kendinden ayrı bir zeka gösterisi olarak konuşuyor.
5. Sure’nin 60. ayeti; De ki: “Allah Katında, "kesinleşmiş bir ceza olarak" bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar,” bak “Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı”, yani adam da maymun özellikleri gelişiyor. Yani maymun gibi sadece yiyen, içen, ilişkiye giren, fakat düşünemeyen. Yani egoisttir mesela maymunun özelliği nedir? Mesela bir yiyeceği alır, kapar kaçar kendisi yer, kimseye vermez, ilkeldir. İkna etmen mümkün olmaz bir maymunu. Mesela “gel” desen gelmez, dur desen durmaz, kontrol edemezsin. Ahlak dinlemez, vefa dinlemez, sadakat dinlemez, ikna edemezsin maymunu. Ayrıca Allah, “domuzlar kıldım” diyor, ikisi de yani insanların iki tiksindiği hayvana özellikle Cenab-ı Allah dikkat çekmiş. Domuz da son derece egoisttir. Yemeğini buldu mu, yemeğini yer ve pistir, pislikten kaçınmaz. Orada yumulur yemeğine, o onun için yeterlidir, yani onla mutlu olur. Ondan sonra orada gider yatar. İlişkiye girer, yani onun için hayat bomboştur. Hayvan olduğu için. “ile tağuta tapanlar işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır."
ADNAN OKTAR: İşte bize Allah iki yolu da gösteriyor. Kötü yolu da gösterir, iyi de yolu gösterir. Müminler iyi olan yolu seçerler. Domuz normalde masum bir hayvandır. Allah ondaki karakteri bize gösteriyor. Yani ibret alıp güzelini yapmamız için bizi teşvik ediyor. Maymunda da o örneği gösteriyor. Yoksa maymun normalde acınacak bir hayvandır. Yani şirin bir hayvandır ama ondaki anormal ahlakı, egoist ahlakı yapmamamız için bizi uyarıyor, yani güzel olanı iyi olanı görmemizi istiyor Allah. Çünkü herkes egoist ve bencil olsa toplum çok kasılır ve çok kötü olur.
ADNAN OKTAR: Biz tabi burada Kuran’da Allah’ın anlattığı, güzel, cennet gibi bir dünya tasviri var. Allah bizden dünyayı cennet gibi yapmamızı istiyor. Yani sevgi, şefkat, merhamet, dostluk, arkadaşlık, kardeşlik, iyi niyet, sanat, bilim, hürriyet, özgürlükler, yani güzel olan her şeyi yapmamızı istiyor. Kötüleri anlatırken de mesela Cenab-ı Allah“ahşap kütüğü” örnek gösteriyor. Üstelik kütükle örnek veriyor, boş bir kütük; o, ruhsuz bir şeydir. Hayvan da masumdur, ama hayvandaki egoistlik ve bencilliğin de Allah bize çirkinliğini gösteriyor. Mesela boş kütük nedir? Orada durur. Yaslanmış bir kütüktür. Yani bir ruh vermez. Bir derinliği yoktur, bir anlamı yoktur. Hayvanda ama bir hareket, canlılık vardır. Fakat o da karakter yönünden insanlara örnekler verir. Mesela maymun yavrusunu korur. Burada güzel bir örnek gösterir ama egoist ve bencil tavrıyla kötü bir örnektir. Allah kötü kısmını bize gösteriyor. Mesela domuzda yine, mesela Allah ona bazı yönlerden fayda getirebilir. Mesela gider tarlaları sürer mesela yaban domuzu burnuyla, mesela o belki bitkilerin gelişiminde faydası olabilir. Arttırabiliriz tabii, birçok şey var da, bir tane sıradan bir örnek verdim. Ama mesela saldırgan yönü vardır. Saldırganlığı bir vahşet görünümünde. Müslüman onu gördüğünde, insan onu gördüğünde saldırganlığın korkunçluğunu ve çirkinliğini görür. Veyahut onun kirliliği, pisliğini gördüğünde, kirin ve pisliğin çirkinliğini görür.
Bizim programımız genellikle Kuran ve hadis ağırlıklı olduğu için ve tabii ki Kuran’dan bilgi veriyorum, örnekler veriyorum. Mesela Kuran’da Cenab-ı Allah, kargadan bile örnek verir. Mesela karganın yeri eşip, oradaki bir şeyi yere gömmesini örnek verir Cenab-ı Allah. Hatta bilimde bile, hayvanların vücut yapısından istifade edilerek teknoloji geliştiriliyor. Mesela, sivrisinekteki özellikler kullanılıyor, başka hayvanlardaki özellikler kullanılıyor, bitkilerin bazı özellikleri kullanılıyor. Ne deniyor ona bilimde?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam. Biyomimetik.
ADNAN OKTAR:Biyomimetik. Evet yani, Allah’ın yarattığı dışarıdaki bitki ve canlılardaki teknik özellikleri bilime geçirmek. Ve bilimin gelişmesinde de zaten en temel kullanılan deliller de budur. Yani ya hayvanlardan ya bitkilerden örnekler alınır. Onlardan deliller alınır. Çünkü teknolojiyi yaratan da Allah’tır, bilimi yaratan da Allah’tır.
TUĞBA EKİNCİ:Mesela o zamanlardan teknoloji ile ilgili bir sürü anlattığı dil var bu Kitap’ın. Aslında bazı şeyler çok önceden bulunabilirdi. Aslında keşke onları konuşsak. Öyle hani açıklamaları olan bölümler var ya Kitabımız’ın. Keşke hani bu kitap böyle büyük bir kitaptır, aslında seneler önce bunlardan bahsetmiştir falan gibi, kısımlarından konuşsak.
ADNAN OKTAR:Tamam onlardan anlatayım, tamam. Sen o zaman Kuran’daki mucizelerden anlat bak, onu anlatmanı istiyor, İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah hocam. Ben ezberimden söyleyebilirim isterseniz.
ADNAN OKTAR:Ezberinden de anlat, sözlü de anlat inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah hocam. Örneğin her yağmurun bir ölçü ile indirildiğini söylüyor Cenab-ı Allah ayette. “Yağmuru bir ölçü ile indirdik” diyor. Daha yeni günümüz teknolojisi ile bütün dünyada, her yıl aynı ölçüde yağmur yağdığı anlaşıldı. 512 milyon ton, her zaman bu kadar yağıyor. Örneğin parmak izlerimiz; herkesin parmak izinin farklı olduğunu Cenab-ı Allah Ayeti Kerime’de bildiriyor. Daha bu yeni günümüzde bulundu ve herkesin kimliğini, mesela bu kriminal olaylarda ondan faydalanılıyor.
ADNAN OKTAR:Mesela Big Bang teorisi var. Allah, “Bütün maddeyi, her şeyi yoktan var ettim” diyor. Sıfır hacimde, sonsuz yoğunlukta bir şeyden bütün kainatın olduğu bilimsel olarak tespit edildi. Sıfır hacim ne demektir? Yokluk demektir. Allah ne diyor? “Yokluktan yarattım” diyor. Bütün kainatı. Big Bang teorisi bak yeni ortaya çıktı. Dünyanın, kainatın 15 milyar yıl veyahut 10 milyar yıl önce yaratıldığı. Eskiden ne diyordu Marksistler, materyalistler ne diyorlardı? “Madde sonsuzdan gelir, sonsuza gider” diyorlardı. Big Bang ile maddenin bir başlangıcı olduğu anlaşıldı. Zaman da öyle; “Sonsuzdan gelir, sonsuza gidiyor” diyorlardı. Kuran, zamanın izafi olduğunu söylüyor. Zamanın başlangıcı olduğunu söylüyor. Zamanın başlangıcı olduğunu gördüler ve zamanın izafi olduğunu gördüler ve Kuran’ın dediğinin doğru olduğunu gördüler. Mesela diyor ki Cenab-ı Allah; “Dünya ilk yaratılışında her tarafı duman kaplıydı” diyor. Bütün kainat. “Sonra Biz onu tavan haline getirdik, yukarı kaldırdık” diyor. Modern bilim bunu daha yeni buldu. Her yer hakikaten duman kaplıyken, atmosfer sonradan meydana geldi. Yani bulutlar yukarıya kalktı ve bu dünyanın nizamı meydana geldi. Bilimin 1400 sene önce bulamadığı gerçekleri, Peygamberimiz (s.a.v.) o zaman söyledi. 1400 sene sonra Peygamberimiz (s.a.v.)’in bütün dedikleri, yani vahiyle bildirdikleri, Kuran’ın dedikleri doğru çıktı.
ALTUĞ BERKER: Sizin bu konuda kitaplarınız da var hocam. Kuran Mucizeleri siteniz var hocam, www.kuranmucizeleri.com. Orada onlarca başlıkta mucizeleri, birer birer anlatıyorsunuz hocam, inşaAllah. Kitaplarınızda, Kuran Mucizeleri 1-2-3, hepsinde var.
ADNAN OKTAR:Bak, “Geceyi gündüzün üstüne sarıp örteriz, gündüzü de gecenin üstüne sarıp örteriz” diyor, Cenab-ı Allah (Zümer Suresi, 5). Burada yuvarlak bir cisim için kullanılan bir kelime kullanılıyor. Dünyanın yuvarlak olduğunu Kuran söylemiş oluyor. Yani yuvarlak cisimler için kullanılan fiil kullanılıyor. Sarıp, örtüyor. Mesela bir küreği sarıp örtmek, mesela bir karpuzu sarıp örtmek anlamında kullanılan kelimeyi kullanıyor. Ve bu 1400 sene önce, vahiyle Peygamberimiz (s.a.v.)’e bildirilen, Kuran ayetinde açıkça belirtilmiş oluyor. Mesela atmosferin koruyucu olduğunu söylüyor Allah. Atmosferin koruyucu olduğu bilinmiyordu. Hem zararlı ışıkları koruyor atmosfer, bu sonradan anlaşıldı. Hem de çok fazla göktaşı düşüyor. Göktaşları her atmosfere gelişinde yanıp, parçalanıp, okside olarak yeryüzüne sert çarpış veya yerde bir tahribat meydana getirmiyor.
Mesela “Korunmuş tavan” diyor Cenab-ı Allah (Enbiya Suresi, 32). Mesela oradaki, o devrin insanları bilmemesi gerekir bunu. Yani bilimsel olarak tespit edilecek bir şey değil. Ama Cenab-ı Allah’ın söylediğinin aynısı. Korunmuş tavan.
“Aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik” diyor Cenab-ı Allah (Hicr Suresi, 22), “Böylece gökten su indirdik ve sizleri suladık.” Rüzgardaki aşılanmayla hem yağmur başlıyor, hem de bitkilerin polenleri gökte, havada dağılarak, bitkileri aşılıyor ve böylece meyveler oluşuyor. Veyahut tohumlar oluşuyor. Aşılayıcı rüzgar, mesela bu da Kuran’ın 1400 sene önceden bize bildirdiği bir mucize.
ALTUĞ BERKER:Evet hocam, inşaAllah. Bahsettiğimiz; yağmurdaki ölçü. “Belli bir miktar ile suyu indirdik” diyor (Müminun Suresi, 18). Her yıl 505 trilyon ton dünyaya yağmur yağdığı bulundu hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet o miktar hiç değişmiyor.
ALTUĞ BERKER:Hiç değişmiyor, evet. Hocam bayağı Kuran mucizesi var çokça, sizin anlattığınız.
TUĞBA EKİNCİ:“Toprağın titreşip kabarması.”
ADNAN OKTAR: “Yeryüzünü kupkuru, ölü gibi görürsün fakat Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten ürünler bitirir.” (Hac Suresi, 5) Yukarıdaki ayette "titreşir" olarak çevrilen kelimenin Arapçası; "İhtizazet"tir. Yani bu kelime harekete geçmek, canlanmak, titreşmek, kıpırdamak, kımıldamak ve bitkinin harekete geçmesi ve uzaması anlamına gelir. "Kabarır" anlamına çevrilen, "Rebet" kelimesi ise, artmak, fazlalaşmak, kabarmak, büyümek, gelişmek, bitkinin yükselmesi, erzak sağlamak, şişmek için, hava dolmak için anlamına gelir. Ayette geçen bu kelimeler, yağmur esnasında toprağın, moleküler yapısındaki değişiklikleri en uygun kelimelerle tarif etmektedir” diyor. Topraktaki moleküler yapıyı değiştirmesinden bahsettiğini söylüyor ayette. Yani ona işaret ettiği anlatılıyor.
TUĞBA EKİNCİ:Bu ne gibi bir şey yani, moleküllerin değişmesi? Ne ile biz özdeştirebiliriz bunu yani?
ADNAN OKTAR:Devam edelim. “Toprak yağmur suyunu yeteri miktarda emdiğini, toprak parçalarının yüzeyinde oluşturulan elektrostatik yük dengesizliğe sebep olur ki, bu da parçacıkların titreşmesine yol açar. Bu titreşim parçacıklarının elektriksel yükü dengelenene kadar devam eder. Toprak parçacıklarının hareketlenip titreşmesi, su parçacıklarıyla çarpışmasından kaynaklanır. Su parçacıklarının hareketi belli bir yönde değildir. Her yönden çarpan su, toprak parçacıklarının yerlerini değiştirmesine sebep olur. Bu hareketlilik günümüzde "Brown hareketi (Brownian movement)" olarak bilinen ve 1827'de Robert Brown adında İskoçyalı bir botanikçinin tarif ettiği mikroskobik parçacıkların hareketliliğidir. Brown, yağmur damlaları toprağa düştüğünde, toprak moleküllerinde bir tür silkelenme ve titreşim meydana getirdiğini keşfetmiştir.” Mesela Kuran bunu da bildirmiş oluyor. Her yerden birer örnek versek yeterli olur.
ALTUĞ BERKER: Evet hocam, inşaAllah. Atom altı parçacıklar var. Ayeti Kerime’de hocam şeytandan Allah’a sığınırım; “Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O’ndan uzak kalmaz. Bundan daha küçük olanı da daha büyük olanı da istisnasız mutlaka apaçık bir kitapta yazılıdır” diyor (Sebe Suresi, 3). “Zerre ağırlığınca”, atom ağırlığını belli eden bir kelime hocam. Ondan daha küçük parça, yani atomun daha önce bölünemezliği vardı, fakat Cenab-ı Allah atomun da parçalanacağı küçük, alt bilimlerinin öğrenileceğini, bir mucize eseri olarak bize bildirmiş hocam. Daha yeni teknoloji ile inşaAllah, nötronlar, protonlar, atom altı parçacıklarını bilimin gelişmesiyle yeni öğrendik. Allah bunu 1400 sene evvel Kuran’da bize bildiriyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, devam edelim.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.Evrenin genişlemesini, siz bahsetmiştiniz biraz evvel. Bing Bang.
TUĞBA EKİNCİ: Bu canlının kopyalanması nasıl bir şey?
ADNAN OKTAR:Onu da anlatalım, evrenin genişlemesini de anlat.
ALTUĞ BERKER: Peki, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Zariyat Suresi 47. ayette: “Biz göğü "büyük bir kudretle" bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz” diyor (Zariyat Suresi, 47). Kainatın genişlediği 1929 yılında Edwin Hubble’ın bulduğu o dev teleskopla, yıldızların ışık tayflarının mor ve kızıla kaçması söz konusudur. Hepsinin kızıla kaçtığı anlaşıldı, o büyük teleskopla. Yani birbirinden uzaklaştığı, sönük bir balona nokta nokta koyduğunuzda, şişirdiğinizde hepsi birbirinden uzaklaşır ya, onun gibi bütün yıldızların, gökteki bütün sistemlerin, birbirinden uzaklaştığı anlaşıldı. Genişlediği, bu ancak günümüz teknolojisi ile bulunabilmiş bir Kuran’ın mucizesi.
TUĞBA EKİNCİ:Bu söylediğiniz günümüz teknolojisi ne zaman bulunmuş?
ALTUĞ BERKER:1930’la 29’da bulunan bir teleskop sonucunda ki gözlemlerle ancak kainatın genişlediği bilimsel olarak bulunabildi.
ADNAN OKTAR:1930 yani yaklaşık 1300 sene sonra.
ALTUĞ BERKER: Kuran 1400 yıl önce, Allah bize kainatın genişlediğini yani Kuran’ın hak olduğunu, Allah’ın sözü olduğunu ispatlayan mucizelerinden bir tanesi.
ADNAN OKTAR:O zaman kainat durgun biliniyordu. Yani sabit duruyor, her yer sabit zannediyorlardı. Genişlediğini sadece Kuran söyledi. “Olur mu o” diyorlardı o zaman. “Nasıl oluyor bu iş? Olmaz” diyorlardı. Bak Kuran’ın dediğinin doğru olduğu ortaya çıktı, Allah’ın dediğinin doğru olduğu ortaya çıktı 1400 sene sonra.
TUĞBA EKİNCİ:Ama işte bu keşifleri yapan biz değiliz o zamanlar. Yani bizim Kitabımız söylüyor ama Kitap’ta okuyup bunu ispatlayan bilim adamları bizden çıkmıyor. Çok enteresan değil mi?
ADNAN OKTAR:İlk başlarda genellikle Müslüman bilim adamları.
ALTUĞ BERKER: Hocamİbn-i Heysem, El Cebr. Yani aslında 1200’lü yıllarda Müslümanlar ilmin öncüsüydü. Sizden öğrendiğimiz şeyler hocam, inşaAllah ve kaynaktan. Daha sonra İbn-i Sina’nın 500 yıl kitapları okutuluyordu.
TUĞBA EKİNCİ:Bunlar bir şey bulduklarında, konuştuklarında cezalandırıldıkları için mi bu meslek çökertildi acaba Müslümanlıkta? Çünkü öyle şeyler var bizim eskimizde.
ADNAN OKTAR: Tabi biraz bilime ve sanata önem verilmedi. Sorun o. O yüzden zaten yıkıldı. Osmanlı’nın yıkılış nedeni de o. Yani daha tutucu, daha bağnaz, hurafelere çok ağırlık verildi. Yani Kuran’a göre hareket etmediler.
TUĞBA EKİNCİ: Osmanlı’nın yıkılış nedeni tabi biraz da rahatlık.
ADNAN OKTAR: Hem öyle hem Darwinizm’in, materyalizmin Osmanlı içine girmesi, asıl odur yani. Darwinizmin, materyalizmin Osmanlı’nın içerisine girmesi.
TUĞBA EKİNCİ:Osmanlı’dan önce dediklerimiz.
ADNAN OKTAR: Orada da hurafelerin girmesi. Bilimden uzaklaşması, bilimin yasaklanması, sanatın yasaklanması, hurafenin gelişmesi. Halbuki Kuran’da bilim sürekli teşvik edilir. Allah Kuran’ı bize indirdiğinde biz bunları açık açık görüyoruz, değil mi? Gördük, yani Müslümanlar o zaman da gördüler. Bizde görüyoruz ki bilim ve sanat Müslüman’ın ayrılmaz bir yönü. Yani ibadet olarak çok hayati bir yön. Bunu terk ettiler, bunun da çok büyük tabii karşılığını almış oldular.
SUNUCU 2: İlk başta Allah’ın varlığı, bu kesin ve Kuran’ın hak kitap olduğu inşaAllah. Ve vahiye dayalı olduğu. İncil’de de Tevrat’ta da değişmiş bölümler var ama, Kuran kesinlikle vahiyle ve değişmemiş bir kitap olduğu inşaAllah, bunu da mucizelerimiz de görüyoruz. Dediğiniz gibi neden bunları Türkler bulmamış? Neden İslam’dan çıkmamış? Hocamız sürekli vurgular; Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in söylediği, şikayet ettiği, Kuran’dan uzaklaşmalarıdır. Bu nedenle bir gerileme olmuştur ve bu nedenle çıkmamıştır İslam’dan, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Berker hocam, sen neler anlatmak istiyorsun başka?
ALTUĞ BERKER: Sevimli canlılar göstereyim mi hocam, biraz hayvanlardan bahsettik. Her zaman siz gösterirsiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela bak bunun bir tane tüyünde bile bu hayvanın bütün özellikleri kodlu, yani vücudunun tüyündeki, herhangi bir yerindeki şeyde kromozomu, bunun gözlerinin yapısı, burnunun yapısı, bundan sonraki nesillerin nasıl olacağı, nasıl bağırıp çağıracağı, yiyecek nasıl arayacağı, kendisini nasıl temizleyeceği hepsi kromozomlarında kodlu.
TUĞBA EKİNCİ: Bu da en geç büyüyen şey, insan yavrusu, öbürleri hepsi çabuk büyüyor.
ADNAN OKTAR: Evet, bu da çok şeker bir şey, bunlarda ahbap olmuşlar ikisi benim gördüğüm kadarıyla inşaAllah.
Kuran kıyamete kadar geçerlidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında gelmiştir. Kıyamete kadar da geçerlidir. Hükümleri bakidir. Toplumun düzgün ve güzel olmasını sağlayan, birbirimizi sevmememizi sağlayan, şefkati sağlayan, akılcı hareket etmelerini insanların sağlayan ahlak kaidelerini getiren bir sistem, Cenab-ı Allah’ın indirdiği bir sistem. Ama tabii biz dindarlara da dinsizlere de hepsine saygı göstermekle mükellefiz, yani onlara karşı bir düşmanlık, bir öfke içinde olamayız. Kuran’da bak gösterdim. Hıristiyanlara ve Musevilere karşı da, onları da anlattım. Bu bir gerçek, bizler Allah tarafından harika surette yaratıldık. Mesela beynimizin içi apayrı bir mucizedir. Mesela “ışığı ve gölgeyi yaratan Allah” diyor. “Allah gölgeyi ben yarattım” diyor. Gölge ayrıca yaratılıyor. Şimdi ben mesela, sizi beynimin içinde çok parlak ve ışıklı olarak görüyorum, pırıl pırıl. Siz de beni beyninizin içerisinde görüyorsunuz, şu an beyninizin içinde bir görüntü olarak oluşuyor. Konuşmam da beyninizin içinde, mesela benden ses dalgaları geliyor. Dalga sadece titreşim, o kulağa geliyor, kulakta da örs, çekiç, üzengi kemikleri, işte salyangoz denen cisim sonucunda onu elektrik akımına çeviriyor. Yani o titreşimi, gelen titreşimi elektrik akımına çeviriyor. O elektrik akımı alıyor onu, ince bir kabloyla, ince bir sinir kablosuyla beyindeki işitme merkezine götürüyor. İşitme merkezinde o da alıyor şuura götürüyor, şuur merkezine. Biz o titreşimi, ama sadece bak titreşimi, önce elektriğe çeviriyoruz, vücudumuzda Allah elektriğe çeviriyor, çok hafif amperli, çok düşük dozlu bir elektrik akımı, gelen yerde, şuurda biz onu üç boyutlu sterio olarak çok kaliteli bir ses olarak duyuyoruz. Bir de duyan biri var bak beynimizin içinde bu çok önemli. Yani kulaksız duyan birisi var. Kulağı yok, kulağı olmadan duyuyor. Mesela ben algıyı beyinde olan algının harikalığını anlatıyorum. Allah’ın meydana getirdiği harikanın detaylarını anlatıyorum. Mesela görüntü de öyle, önce mesela benim görüntüme ait ışık ışınları geliyor sizin gözünüze. Gözde küçük bir mercek var. Sıvı dolu bir mercek, o mercekte görüntü irisin üstüne ters olarak düşüyor. Ama çok küçük yani şu kalemin ucu kadar falan, çok küçük bir görüntü olarak düşüyor. Ufak bir görüntü, o görüntüyü oradaki sinir uçları elektrik akımına çeviriyorlar, elektrik akımına dönüşüyor. Ve beyne çok ince bir sinirle gidiyor. Ve görüntü merkezine geliyor. Görüntü merkezine gelen bu elektrik akımı oradan şuura geliyor, şuura geldiğinde biz üç boyutlu olarak, üç boyutlu, tam renkli, ışıklı olarak bu elektrik akımını görüyoruz. Yani seyrediyoruz dediğimiz varlık, beynimizin içindeki görüntü olmuş oluyor. Bir insan televizyona baktığında ya da karşısına baktığında beyninin içindeki görüntüyü görüyor. Mesela ben şimdi burada bu fincana baktığımda, fincanın görüntüsü, fincandan gelen ışık ışınları benim gözüme geliyor. Oradaki merceğe geliyor, mercek onu irise düşürüyor, iriste ters olan o görüntü elektrik akımı haline gelip beynimdeki görme merkezine geliyor, yani tabi ara safhaları hızlandırıyorum. Sonra da o şuura geliyor ve şuurun içerisinde ben bu bardağı sanki uzaktaymış gibi görüyorum, üç boyutlu olarak. Halbuki kendi beynimin içinde olan bir görüntüyü kendimden uzak olarak görüyorum. Görüntü kalitesinden dolayı.
TUĞBA EKİNCİ: Peki bu bizlerde olan bu çabuk tüketim bir şey gördüğümüz zaman aldığımız, yediğimiz zaman, dokunduğumuz zaman sizce nasıl en aza indirilebilir? Çünkü biz insanlar ne görürsek, sahip olduğumuzda da değerini bilmiyoruz. Sahip olmadığımızda da daha iyisini gördüğümüzde hemen bir gördüğümüzün değerini unutuyoruz. Sizce bu insanlıkta daha iyisini yapmaya mı yönlendirir, daha bir şeyi çok sevmek, çok fazla kollamaktansa onu tüketip başka şeye geçmek daha mı iyidir yoksa bunu belli zamanlarda mı yapmak lazım?
ADNAN OKTAR:Tabi ki her zaman daha iyisini istemek güzel, ama şükretmek şartıyla. Tabi ki Müslüman evinin en iyi olmasını ister, arabasının en iyi olmasını ister, sokakların en iyisi olmasını ister, bahçenin en güzel olmasını ister. Bu zaten Müslümanlığın bir gereğidir. Ama bunu yaparken hırs, kırıcılık yahut gayri meşru bir eylem olmaz. Helaliyle ve akılcı yapılması şartıyla tabii ki kalitenin gittikçe artması, güzelliğin gittikçe artması ideal olandır, yani istenendir. Hoş olan budur, o zaman dünya güzelleşir. Mesela cennet çok güzeldir, cennetin araçları güzel, bitkileri güzel, insanları güzel, yiyecekleri güzel, olabilecek en yüksek kalite ve en güzeldir. Allah da bizden dünyayı en güzel hale getirmemizi istiyor. En hoş hale getirmemizi ister.
TUĞBA EKİNCİ: Ama şimdi dünya da kazanarak en güzel şeylere sahip olabiliriz. Kazanmadan olamayız. Cennette ki şey daha farklı.
ADNAN OKTAR: Şimdi kanaatkar olmak tabi İslam’da önemli bir konudur. Kanaatkar olmak, şükretmek, haline şükretmek çok önemlidir. Genelinde de tabi ortalamanın alınması iyi olur. Çünkü kazancı, hayırlı şeylerde harcamak çok önemlidir. Yani böyle boş işlere, fuzuli işlere harcamak değil. O konuda candan bir sevgiyle, candan bir muhabbetle diğer insanları düşünerek yaşamak Müslümanlıkta esastır. Bencillik esas değil, yani ben merkezli değil de, genel olarak insanları kucaklayan, onların hayrına koşan bir bakış açısı İslam’da esas.
ADNAN OKTAR: Aramı verelim? Tamam inşaAllah.
SUNUCU:Sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyrun hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, Tuğba benim kitabımı beğendi, Yaratılış Atlası’nı çok dikkatli tetkik ediyor maşaAllah. Ona hediye edeceğim ilk üç cildini.
TUĞBA EKİNCİ: Evet, siz gerçekten araştırmayı seviyorsunuz, bilmeden konuşmuyorsunuz onu anladım. Her şeyi çok bilerek, araştırarak, bu sizin hayat şeyiniz olmuş anladığım kadarıyla artık.
ADNAN OKTAR: Evet delilsiz konuşmam. Mutlaka delile dayandırıyorum.
TUĞBA EKİNCİ: Hayat tarzınız bunlar ve bunlardan oluşuyor.
ADNAN OKTAR: Evet çok teşekkür ediyorum bu doğru. Berker Hocam sen fosillerden bahset biraz, anlat.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah hocam. Yengeç 37 milyon yıllık İnşaAllah. Günümüzdeki yengeçle birebir aynı, en ufak bir değişiklik yok. Evrim geçirmediğinin, yaratıldığının ispatı inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kaç milyon yıllık o?
ALTUĞ BERKER: Hocam bu 100 milyon yıllık timsah kafatası. Günümüzde yaşayan örneğiyle birebir tıpatıp hiçbir değişiklik olmadığı, net evrim geçirmediği anlaşılıyor ve yaratıldığının ispatı inşaAllah.
125 milyon yıllık Yusufçuk, günümüzde yaşıyor birebir aynı. Evrimin olmadığını ispatlıyor inşaAllah.
TUĞBA EKİNCİ: Ne güzel bir program, izleyenler çok zevk alıyordur. İyi düşünmüşsünüz.
ADNAN OKTAR: Özellikle sizin katılımınızla daha da güzel oldu.
TUĞBA EKİNCİ: Estağfirullah. Benden sonra da herkes gelmek isteyecektir.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi bilimsel olarak imkansız. Tesadüfen meydana gelmesi imkansız. Molekül halkası çok büyük, çok geniş ve çok rahat okside olan parçalanan hassas bir madde protein. Dolayısıyla tabiatta serbest olarak bunun oluşması, tesadüfen oluşması bilimsel olarak imkansız. Bunu herkes biliyor. Yani özel olarak yaratılması gerekiyor, yaratılmanın dışında imkansız. Bu fosillerden 350 milyon adetten fazla var. Hepsi yaratılışı ispat ediyor. Evrimcilerin iddia ettikleri gibi ara fosil dedikleri garip, eciş bücüş bir tane fosil yok, tek bir tane fosil yok. Hatta ben dedim “eğer bir tane fosil getirsinler 10 trilyon vereceğim” dedim. Yok. Adamlar “zibil gibi fosil var” diyorlar. “Kardeşim o zaman bir tane getirin”, bakın 2 yıldan beri söylüyorum “bir tane getirin, 10 trilyonu söz veriyorum peşin vereceğim” diyorum. Yok.
Evet, Berker’im senin anlatacağın neler var?
ALTUĞ BERKER: Hocam, Rusya’dan bir haber vardı onu size göstermek istiyordum. Dün Rusya’dan bahsettiğiniz ve Kızıl Ordu’yu gösterdiğiniz için beni çok arayan oldu hocam. Çok sevmişler sizlere teşekkür ediyorlar. Kızıl Ordu’nun Ceddin Deden Neslin Baban’ı. Rusya’da 20 yılda 23 bin kilise inşa edilmiş hocam.
ADNAN OKTAR: Bir de camileri söyle sen İnşaAllah. Tabii o da yine Allah inancını gösteriyor ama, Rusya da onun iki üç misli cami oldu maşaAllah, inşaAllah.
Bakara Suresi’nde Allah, kardeşimiz bir soru sormuş,
“Şüphesiz Allah, bir sivrisineği de, ondan üstün olanı da, (herhangi bir şeyi) örnek vermekten çekinmez.” (Bakara Suresi, 26). Yani hayvanlardan bitkilerden her şeyden örnek verir diyor Cenab-ı Allah. Ve “bundan Ben çekinmem diyor Allah. “Böylece iman edenler, kuşkusuz bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler; inkar edenler ise, "Allah, bu örnekle neyi amaçlamış?" derler. (Oysa Allah,) Bununla birçoğunu saptırır, birçoğunu da hidayete erdirir. Ancak O, fasıklardan başkasını saptırmaz.” “Hocam bu ayeti açıklar mısınız?” diyor. İşte açıkladım, deminki açıklamamın aynısı. Yani hayvanlarda ve bitkilerde, canlılarda her şeyde bizim için ibretler vardır. Biz daima güzeli arayacağız. Yani orada en iyi yönünü arayacağız, her şeyin hayır yönünü topluma faydalı, insanlara faydalı yönlerine bakacağız.
“Selam benim dünyalar güzeli canım hocam, her zamanki gibi çok yakışıklısınız” diyor. Doğru mu bu?
TUĞBA EKİNCİ: Bir de yakından görseler. Ben ciddi söylüyorum demin de söyledim reklam arasında. Bayanlar zaten hocamın fanatikleri var, ben biliyorum. Gerçekten çok kitabınız var, kitaplarınızı takip eden bayanlar, yakından yeşil gözleri olan, böyle daha masum, mülayim, hiç ekrandaki gibi sert değil. Biz ekranda kötü çıkıyoruz hepimiz ekrandaki insanlar, hoca çok güzel yakından. Yeşil yeşil bakıyor. Böyle jön jön. Ben bundan önce böyle görmüyordum, bu sefer on üzerinden on verdim. Beğenmesem söylemem, herkes tanır beni bilir. Doğruyu söylüyorum, içimden geldiği gibi, beni tanıyanlar bilir.
ADNAN OKTAR: Hayret bak, “Ben hiç görmedim ama gözleriniz de çok güzelmiş” diyor, “ancak derin bakışlarınız televizyonda anlaşılıyor inşaAllah. Orada sizinle olmayı göz göze gelmeyi isteyen birçok insan var” diyor. Doğruymuş demek ki maşaAllah. Onlar da sevgiyle bakıyorlar, Allah sevgisiyle baktığında güzel görülür. Yoksa insan sevgiyle bakmazsa güzel göremez. Mesela ben her şeyin güzel yönüne bakarım, hoş yönüne bakarım, çirkinlik aramam ben. Her şeye baktığımda hep hayran olmak, beğenmek, ondaki Allah’ın güzel tecellisini görmek için bakarım. Çirkinliği ben yarım saniye bile görmem, hemen gözümü çekerim. Çirkinlikle muhatap olmam ben.
Berker’im seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah hocam. Dün şöyle söylemiştiniz hocam; “Amerika’nın bir ülkeyi işgal etmesi için yobaz, İttihat-ı İslam’ı istemeyen, iman hakikatlerini, Allah sevgisini arttıracak bilgiyi sunmayan zihniyete ihtiyacı vardır” dediniz. Hem işgal için gerekiyor hem de bu zihniyet olunca, işgalden sonra dirençli insan kalmıyor, çok çabuk netice alıyorlar” dediniz. “Bu adamlar şiddet istiyor, yakıyor, yıkıyor, terör istiyor, tüm Musevileri, Hıristiyanları yok etmek istiyor, başka bir çaresi yok diyorlar. Dolayısıyla bir ülkeyi işgal etmek için buna ihtiyaç duyuyorlar. Mesela Afganistan’da Nur talebeleri ve Süleymanlı modeli veya efendi aklı başında bir model olsa işgal edemezlerdi, kamuoyu oluşturamazlardı. Kamuoyu oluşturmak çok önemli onlar için. Bu nedenle de cahil, sempatik olmayan bir Müslüman modeli oluşturmak istiyorlar. Onun için de bazı insanları kullanıyorlar”, dediniz hocam.
ADNAN OKTAR: Bu doğru, yani dine karşı en etkili mücadeleyi bağnaz, tutucu ama benim anladığım anlamda tutucu tabi, böyle insan sevgisini yaşamayan, insanlara böyle hınçla yaklaşan kesim bu hale getiriyor. Bir de işin acayip yönü mesela Musevilere karşı sürekli nefretten bahseden, Hıristiyanlara karşı nefretten bahseden, Şiilere, Alevilere, Bektaşilere nefretten bahseden bir insan olduğunda onun takva olduğunu, iyi olduğunu, akıllı olduğunu, güvenilir olduğunu söyleyen kitleler, insanlar oluyor ve onlar bunları teşvik ediyorlar. Halbuki onların hepsi Allah’ın kulu, hepsi Allah’ın yarattığı insanlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in onlara karşı bakış açısını gördük. Onlara nasıl davrandığını da gördük. Özellikle Müslüman olan, “Lailahe İllallah Muhammeden Resulullah (sav)” diyen Alevi, Bektaşi, Şii, Vehabi kim olursa olsun kardeşlerimiz değil mi, hepsi Müslüman hepsi tertemiz kardeşlerimizdir. Onları birbirinden ayırt etmek, öfke gözüyle bakmak çok yanlış olur. Bunu bir takva alameti görmek de çok yanlış, yani Müslümanlara öfkeyi takva alameti olarak görmek bilakis bunu fitne alameti olarak görmek lazım. Fitnenin adını takva koymak yanlış olur.
TUĞBA EKİNCİ: Ben bir şey merak ettim, bunları böyle sevdiğiniz için. Böyle bir keşifte ya da önceden bir şey düşünüp de yapmayı hiç istediniz mi bir şeyi? Türkiye’ye ilk getiren insan olmak, çünkü bu yaptıklarınızın hep bir anlamı var. Şimdi mesela hiç öyle bir şeyiniz oldu mu? Ben keşke şuna imzamı atsaydım ya da ben icat etseydim. Çünkü bunları araştırmak bir sürü şey getirir akla.
ADNAN OKTAR:Şimdi paleontoloji araştırmaları çok hem masraf gerektiren, hem çok fazla insan gerektiren, laboratuvar gerektiren, uzun vakit gerektiren bir şey. Çok uğraştırır, çok zor. Devletin zaten bu yönde üniversitelerde faaliyetleri var, çalışmaları var. Ben hazır bilgileri alıyorum. Mesela bunları paleontologlar uzun uzun çalışmalar sonucu elde ediyorlar. Mesela bir fosil elde etmek çok çok güç. O taşı yarmak, taşın içinde fosil olduğunu tespit etmek çok zor. Ama hazır fosili alıp onun fotoğrafını çekmek çok kolay. Yaklaşık 350 milyonun üzerinde fosil var. Bu fotoğraflama tekniği, mesela kullandığım teknik, hali hazır kullanılan kitaplardaki tekniklerden daha üstün. O yönüyle çok güzel. Mesela üç boyutlu gibi fotoğraflar, çok kaliteli. Bir de Darwinizm’i dünyada yıkan eser oldu bu. Yani bu, bir çağ açıp, çağ kapadı aslında. O yönüyle çok önemlidir bu kitap. Bu üç cilt olarak çıktı şu ana kadar. Yedi cilt, bu devam edecek. Dördüncü cildini bitirmek üzereyim. Yakında piyasaya çıkacak. Öbür ciltler de yine süratle devam ediyor.
TUĞBA EKİNCİ:Hepsi birbirinden faklıdır herhalde.
ADNAN OKTAR:Tabii tabii ki çok farklı. Bunlar İtalya’da, Fransa’da, Amerika’da toplam 150 binin üzerinde hem dağıtıldı, hem satıldı.
TUĞBA EKİNCİ:İlimde, bilimde değil de yani teknolojide falan hiç aklınıza gelen ya da böyle bir şey yapılsa çok işe yarardı falan dediğiniz. Bunu anlayabiliyorum, daha böyle şey bir kültür istiyor.
ADNAN OKTAR:Tabii gönül onu ister. O ileri de olacak. Türk-İslam Birliği’nde olacak o. Yani o zaman bilimde de, sanatta da bir Rönesans olacak. Çok büyük bir atılım olacak. Büyük gelişmeler olacak. Yani dünya altın çağını yaşayacak. O zaman tıpta da, bilimde de, sanatta da en yüksek noktaya çıkacağız. Ama onun için tabii büyük ekipler gerekir. Yani profesör, doçentler, üniversite imkanları.
TUĞBA EKİNCİ:Benim sizden öyle bir beklentim var. 10 trilyon fosile değil de, daha büyük paralar, daha iyi işlere yatırılabilir. Geri dönüşü olan.
ADNAN OKTAR:Ama getiremediler bak Tuğba. Çok önemli bu. Yani 10 trilyon zaten duracak. Mecburen duracak. Belli ki getiremeyecekler. Ben bir şey yapsam hakkını veririm işin doğrusu bu.
TUĞBA EKİNCİ:Bugüne kadar, ben çok isterim. Sizin yaptığınız, ürettiğiniz bir şeyi kullanmak, çok yaygın olduğunu duymak çok isterdim. Çünkü o şeye sahipsiniz.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah, inşaAllah, inşaAllah. Onları da göreceğiz.
TUĞBA EKİNCİ:Ne işe yarayacağını veya da yaptığınız şeyin bir işe yaramayacağını biliyorsanız yapmazsınız. Ona eminim. Çok şeye faydası olurdu.
ADNAN OKTAR: Tabii yani en iyisi, en güzelinin, en kusursuzunun üstünde dururum ben genellikle bir şey yaptığımda. Mesela evde de öyle, eşyalarımı mesela sık sık değiştiririm. Şeklini, şemailini değiştiririm. Biçimini daha güzelleştiririm. Kullanımını daha hoş hale getiririm.
TUĞBA EKİNCİ: Mesela yayın organlarına yarayacak olan bir şey olabilir. İşte kanallarla ilgili bir şey olabilir bence. Televizyonun açılıp kapanırlılığı ile ilgili bir şey olabilir. Yani böyle şeyler olması lazım hocam.
ADNAN OKTAR:Tamam, böyle keşifler olduğunda sana söyleyeceğim.
TUĞBA EKİNCİ:Burada çok bilgili bir ekibiniz var etrafınızda.
ADNAN OKTAR:İyidirler, maşaAllah.
TUĞBA EKİNCİ:Ben dikkat ediyorum, evet hepsi mezuniyetleri olsun, eğitimleri olsun, çok ciddi kariyer sahibi insanlar.
ADNAN OKTAR:Kalitelidirler, evet. Ama tabii daha ziyade bu bilim ve felsefe üzerinde durduğum için, sosyal konular üzerinde durduğum için, din üzerinde durduğum için çalışmalar genellikle o yoğunlukta oluyor. Çünkü bir de vakit çok dar insanların. Yani öyle geniş geniş faaliyet yapabilecekleri durum yok. Ama ileride onlar inşaAllah.
TUĞBA EKİNCİ:Ama sanki, inşaAllah siz artık bu üç cilt ve dördü de yapacağım dediniz, Artık tamamlamışsınız. Bence artık ilimi de bilimi de tamamladıktan sonra, teknolojiye geçilebilir.
ADNAN OKTAR:Evvel Allah, evvel Allah, çok çok güzel olur.
TUĞBA EKİNCİ:Evel Allah. Mesela çok değişik bir cep telefonu düşünebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Bak, Tuğba şimdi söyledin. Hakikaten bir arkadaşımın böyle bir keşfi oldu. O hakikaten dünyaya sunulacak önümüzdeki günlerde. Yani bir firmayla çalışması şu an devam ediyor.
TUĞBA EKİNCİ:Aldım baklayı hocanın ağzından. Gördünüz mü?
ADNAN OKTAR:Evet, hem de birkaç ayrı keşifle, yani çok çok güzel, teknolojide bir gelişme.
TUĞBA EKİNCİ:Kesin o sizin fikrinizdi, siz o arkadaşa pasladınız. Ben sizden beklerim böyle hani.
ADNAN OKTAR:Belki olabilir. O, yakında piyasaya sunulduğunda söyleyeceğim. Yani şu an imalat aşamasında.
TUĞBA EKİNCİ:Evet, evet o sizin şeyiniz olduğu duyulsun bence de. Daha çok dikkat çeker.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Tuğba hanımın incelediği eser, 300 eserinizden sadece bir tanesi. 300 tane kitabınız var. Dünyanın yaklaşık 70 diline çevrilmiş durumda, internette bunların hepsi var. 450 tane internet siteniz var. Ücretsiz olarak kitaplar indirilebiliyor ve bu sene sadece 150 milyon kitap indirildi inşaAllah internetten.
ADNAN OKTAR:Ücretsiz indiriliyor kitaplar.
TUĞBA EKİNCİ:Ama böyle elimize almak ayrı bir haz. Mutlaka oradan da takip etsinler ama kesinlikle alınması, okunması gerekiyor. Ben çok zevk aldım. Gazete gibi. Gazete internetten okunuyor, ama ele almak gibi.
ADNAN OKTAR:Doğru yani ben internetten mesela bir kitap okumaktansa, kitaptan okumak bana çok çok daha zevkli geliyor.
TUĞBA EKİNCİ:Tabii ki, dergi gibi, kitap gibi şeyler bence ele alınmalı.
ADNAN OKTAR:Doğru söylüyorsun. Ama bu da hakikaten çok nefis renkleri, değil mi? Bayağı üç boyutlu gibi, çok keskin renkleri, anlatımı çok iyi.
TUĞBA EKİNCİ:Nankör bir yapıya sahibiz yani. Yaratılış olarak.
ADNAN OKTAR:Estağfirullah. Sen her zaman Allah’a hamd eden bir insansın, her zaman şükreden birisin.
TUĞBA EKİNCİ:Yani bu yaratılışımızda var biliyorsunuz.
ADNAN OKTAR:Çabuk bıkıyor insan değil mi?
TUĞBA EKİNCİ:Evet, hepimizde bu var.
ADNAN OKTAR:İşte ancak ahirette var bıkmamak, Cennette var. Dünyada bıkma vardır. Ama sevgiden bıkılmaz.
TUĞBA EKİNCİ:Daha çok şey, paylaşım olduğu zaman farklı bir değer kazanıyor sevgi. Tek taraflı değil de.
ADNAN OKTAR:Zaten sevginin şartı o. Tabii sevginin şartı. Ama sevgi çok zevkli.
TUĞBA EKİNCİ:Bir tek anne ve çocuk arasında sanki şey yokmuş gibi geliyor bana. Menfaat veya da karşılıklı bir sevgi olmaması gerekiyormuş gibi geliyor. Onun dışında karı koca ilişkisi dahil, bütün ilişkilerde ne yazık ki hayat müşterektir derler ya, ne yazık ki her şey de bir müştereklik var. Anne ve çocuk sevgisi hariç.
ADNAN OKTAR:Çok derinse sevgi, derin tutku varsa, o da o güzellikte olur.
TUĞBA EKİNCİ:Yok, ben bu zamanda hiç sanmıyorum.
ADNAN OKTAR:Vardır, vardır.
TUĞBA EKİNCİ:Var mıdır? Gerçekten mi?
ADNAN OKTAR:Var. Vardır tabii. Yani gerçek sevgi.
TUĞBA EKİNCİ:Bence insanın kendinden başka bu zamanda dostu yok, ama dediğim gibi anne çocuk arasında öyle bir şey söz konusu değil.
ADNAN OKTAR:Gerçek sevgiyi yaşayanlar mutlaka oluyor dünyada ama az oluyor. Az olduğu için görünmüyor. Yoksa tutkuyu, derin sevgiyi yaşayanlar var dünyada.
TUĞBA EKİNCİ:Yani istisna diyelim, vardır.
ADNAN OKTAR:Evet, az, doğru, çok az. Sevgisizlikten zaten insanların sıkıntısı da. Yani o yüzden çöküyor insanlar. Mesela sevgiyi gerçek yaşamış olsa insan çok dinç olur, neşeli olur. Bitkinliğin nedeni de sevgisizliktir. Sabırlı olmak lazım sevgide. Yani sevdiğinin zorluklarını güzelliğe çevirmek lazım. İtina göstermek lazım. Ona güzel gözle bakmak lazım. Sadece güzel yönlerini görmek lazım. Yanlış yönlerini onu kırmadan düzeltmek lazım. Vefalı olmak lazım, şefkatli olmak lazım.
TUĞBA EKİNCİ:Evet, sabır en güzeliydi başta sözünüzün.
ADNAN OKTAR:Evet, bir insan çok akıllıysa, bir de sabırlıysa yani onunla anlaşılmayacak hiçbir konu olmaz. Mesela bir kadında aranılan şey bence iki şey. Bir akıllı olması, bir de sabırlı olması. Yani çok rahat eksik yönler giderilebilir. Yani o denge çok rahat sağlanabilir. Akılsız çok can yakıcıdır. Yani çok zordur akılsız. Eğer akıllıysa, deli dolu da olabilir, yani ona bir güzellik katabilir o. Yani akıllı olan, kasten kendini deli dolu olduğunu gösterebilir güzel olmak için. Yani güzelliğinin etkisini arttırmak için deli dolu olabilir. Ve ona hakikaten bir renk verir. Ben durgun, donuk bir kadını sevmem mesela. Ama genellikle ben ısrarla bir insan lafını, sözünü bilmiyorsa kalbini kırmadan uzak dururum. Yani çünkü akıl eksik olarak o bana görünür.
TUĞBA EKİNCİ:Çok çiftte o vardır.
ADNAN OKTAR:O belki ahir zaman’ın acımasızlığı olabilir. Yoksa insan mutlaka acı çekiyordur. İnsan mutlu olmak ister, uyumlu olmak ister, kafa dengi olmasını ister.
TUĞBA EKİNCİ:Bir denge var, garip bir denge. Uyumlulukdan çıkıyor.
ADNAN OKTAR:Allah’ı seven, Allah’tan korkan, böyle vicdanlı bir kadın, akıllı bir kadın, tutkuyu bilen bir kadın çok büyük bir nimettir. Bu çok büyük bir üstünlüktür.
TUĞBA EKİNCİ:Evet, o ayrı bir şanstır. Gerçekten onu ben de, bir erkek değilim belki ama erkek gibi düşündüğümde, en büyük şansım bu olurdu gibi geliyor erkek olsam. Böyle bir kadın tanımak.
ADNAN OKTAR:Tabii ki nasip.
TUĞBA EKİNCİ:Aynısı kadınlar için de geçerli. Ama ne yazık ki günümüzde çok artık zorlaştı. Bir kere hayat şartları çok zor olduğu için insanlarda çok sağlıklı bir beyin kalmadı. Bizim ülkemizde ne insana değer var. İnsana değer verilmediğine insan kendinde görünce kocasına da değer veremez, kendine de değer veremez. Biz sanatçılar biliyorsunuz, rahatız çoğu insana göre. Ben her zaman sabahları kalktıklarında ya da gittikleri yerlerde ne bileyim nasıl karşılandıklarını falan bilen biriyim çok insanın. Şaşırıyorum, bizler bu kadar rahat yaşarken şikayetçiyiz, halk nasıl sabrediyor bazı zorluklara diye ben şaşırıyorum. “Hamd olsun” demekten işte ne bileyim “çok şükür” demekten başka bir şey elimden gelmiyor. Çünkü çok güçlü biri değilim.
ADNAN OKTAR:Senin konuşmaların arasındaki o bazı noktalar var. Çok güzel söylediklerin, yani bir kere insana değer verilmesi. Mesela bir kadına değer verilmenin en yüksek şekilde hissettirilmesi çok önemlidir. Kadın kendine değer verilmediğini hissederse zaten bomboş olur.
TUĞBA EKİNCİ:Hocam ben diyorum ki aile planlaması diye bir şey yapılamıyor. Aileler bir yılda ayrılıyor evlendiğinde maddi geçimsizlikten dolayı yani ne işsizlik maaşı, ne bir şeyi, ne hastanesi hepsi yarım yarım.
ADNAN OKTAR:Onlar 10 yıl sonra olacak inşaAllah. Türk-İslam Birliği’nde olacak.
TUĞBA EKİNCİ:O zaman şimdiki gençliğin kafasının sağlıklı olmamasının sebebi tamamen işsizlik.
ADNAN OKTAR:Türk-İslam Birliği olduğunda toplum da zengin olacak, herkes zengin olacak, bütün bölge zengin olacak inşaAllah. Çok sevineceksin, senin zamanın çok güzel, bayağı güzel günler göreceksin.
TUĞBA EKİNCİ:Ben şanslıyım Allah’a şükür.
ADNAN OKTAR:Nasiplisin. Bir de insan çok severse, yani çok çok sevdiği bir eşi varsa nasıl kıysın? İnsan sürüneceğini bilse, ne olursa olsun onu bırakamaz.
TUĞBA EKİNCİ:Tabii evet ama hayat standartları öyle olmamalı insanların.
ADNAN OKTAR:Tabii ki o ayrı, ama genellikle gerçek anlamda sevgi olmamasından kaynaklanıyor. Sathi seviyor, yani yüzeysel seviyor. Halbuki tutkuyla çok derin sevmek çok güzeldir. Yani ölümüne sevmek çok güzeldir. Sevgi öyle bir güç ki, o inşaAllah dünyaya hakim olmamıza sebep olacak.
TUĞBA EKİNCİ:Bazen de çok tehlikeli ama bazısı da öyle oluyor. Can yakıcı oluyor.
ADNAN OKTAR:Çok zevkli, bayağı güzel. İnsana canlılık veriyor, neşe veriyor. Ufkunu açar.
TUĞBA EKİNCİ:Bazen insanın sevmesi can yakıcı olabiliyor. Oda biraz hastalık boyutunda oluyor. O çok iyi değil.
ADNAN OKTAR:O, sevmeyi bilmiyorlar onlar da onun için.
TUĞBA EKİNCİ:Benim başıma gelmedi de hani çok şeyler vardır ya o şekilde.
ADNAN OKTAR:Romantik bakıyorlar onlar, biraz duygusal bakıyorlar yani akıllı sevmek lazım, derin ve tutkuyla sevmek lazım.
TUĞBA EKİNCİ:Biraz da işte kültürümüzle ilgisi var. Sevmenin ne olduğunu bilmenin.
ADNAN OKTAR:Tabii kültür. Yoksa sevgi adrenalin etkisi yapar insanda. Acayip zevklidir, bayağı güzel.
TUĞBA EKİNCİ:Mesela saflığın çok şey olduğu bir ortamda sevgi olmaz zaten ama ne yazık ki onu sevgi sanar yapan kişi. Aşırı kıskançlık kaçırır her zaman sevdiği insanı. Ama ne yazık ki var. Öyle bir derecede çok oluyor. O da ayrılmalar yine arkası arkasına.
ADNAN OKTAR:Sevgiyi çok yoğun yaşayacağımız yıllar da gelecek inşaAllah. Türk-İslam Birliği olduğunda toplumdaki her şey dengelenmiş olacak. Adalet dengelenecek, kavgalar kalkacak, terör kalkacak, sosyal adalet tam oturmuş olacak ve güven gelecek, güvenlik olacak.
TUĞBA EKİNCİ:Ben yine de bütün bayan dostlarıma şey tavsiye ediyorum. Mutlaka, sevsinler, saysınlar eşlerini ama kendilerine değer vermeyi unutmasınlar, her zaman önce kendilerine iyi bakmaları gerekiyor, ondan sonra sağlıklı oldukları zaman eşlerine ve çocuklarına daha çok iyi bakabileceklerini düşünüyorum.
ADNAN OKTAR:Zaten eşinin de görevidir. Ben mesela bir kadının sağlığının çok ön planda olmasını düşünürüm. Çünkü onun uykusu, gıdası, aldığı vitaminler, iyi beslenmesi, temizliği yani her yönden mükemmel olması onun karşısındaki insana da bir güzellik olarak geri döner o. Çünkü bitkinliği, hastalanması zaten insan sevdiğini öyle bir hale getiremez. İnsan sevdiğine kendisinden daha güzel bakar. Daha güzel kollar, daha özen gösterir. Yani kendi insan uykusuz da kalabilir gerekirse ama insan sevdiğine kıyamaz. Onun uykusuz kalmasına tahammül etmez. Kendi uyumaz onun uyumasını sağlar. Kendi yemez ona yedirir. Yani o zevklidir, ki onu yapanı da o da sağlık olarak geri döner. Çünkü o da çok zevklidir. İnsan sevdiğinin mutlu olduğunu görmek bir gıdadır insanın ruhuna. Mesela güzel bir yiyeceği sevdiğine yedirtmek çok zevklidir. Yani yemek yemekten daha zevklidir, daha besleyici olur, daha insana dinçlik verir.
Tabii onu kolesterolüne dikkat edecek, kan değerlerine dikkat edecek, spor yapmasına dikkat edecek. Ben mesela arkadaşlarımda mutlaka herkeste kolesterol muayenesi mutlaka yaptırırım sık sık. Kolesterol, mesela benim kolesterolüm 120, 130’dur.
ADNAN OKTAR:Evet iyi kolesterol mesela benim arkadaşlarımda hep yüksektir. Çünkü hep zeytinyağlı yerler, yüksektir. Genelde totalde çok düşüktür. Bende 130, arkadaşlarımda 140, 150 yani hep düşüktür.
TUĞBA EKİNCİ:Bir de damar sertliği var.
ADNAN OKTAR:Mesela damarlarım, ben muayene oldum, tertemiz. Ne kireçlenme, ne kolesterol hiçbir şey yok, ki 54 yaşındayım. Doktor da şaşırdı, doçent yani “hocam” dedi “çok güçlü kalbiniz” dedi maşaAllah.
Müslüman beden sağlığına da dikkat etmekle mükellef, yani aklın gereğidir bu. Yani vücut durduk yere sağlıklı olmaz. Mesela omega 3, yağ türü olarak mesela esansiyel yağların alınması, omega 3’ün alınması veyahut doymamış yağların alınması.
ADNAN OKTAR:İki çorba kaşığı zeytinyağı, ondan hem esansiyel yağ alır, hem doymamış yağ alır. Zaten buna mutlaka muhtaçtır. Vücut her gün yıkıma uğruyor, mutlaka o yağ miktarını alması lazım. Yani o kilo aldırmaz insana, o bilakis daha sağlıklı, daha canlı olmasını sağlar.
ADNAN OKTAR:Spor yapması çok önemli. Ben bizim çocukların hepsine tavsiye ederim. Bizim çocukların hepsi sportmendir. Kız olsun, erkek olsun spor yapmayan hiç kimse yoktur bizde. Hepsi atletiktir maşaAllah. Vitamin ve mineral dengesi, sebze meyve, onlarda da çok titiz davranıyorum ben. Mesela her gün yemekle beraber meyve yemeleri, mutlaka sebze yemeği, proteinin düşük alınması tabii. Proteinin düşük alınması ve kan değerlerinden de anlıyoruz, bu yaptırdıkları muayenelerde. Mesela bak bir tane şu ana kadar kalbinden rahatsız olan arkadaşımız olmadı. Mesela 40 yaşında olan, 50 yaşında olan arkadaşımız da var. Yani bayağı sağlıklı değil mi?
ALTUĞ BERKER:Doğru, vesilenizle hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Mesela günde en az yarım saat, 45 dakika yürürler. Aletli jimnastik mutlaka yaparlar, yemek olarak mutlaka sebze yemeği yerler. Mesela ağır katı yağlardan kesinlikle kaçınırlar, katı yağ yemezler. Zeytinyağı mutlaka alırlar. Vücutta çünkü yıkım, her gün hem beyin hücrelerinde, hem vücut hücrelerinde var. Hiç hareket etmeseler dahi vücut yıkılır her gün. Yani yenilenir.
ADNAN OKTAR:Şimdi en dikkat edilecek şey kişilik ve karakterleri, akılları olması gerekiyor, çünkü aklı olmadıktan sonra sığır gibi vücudu var adamın, eni, boyu belli değil. Mesela 2 metre, hiçtir yani hiçbir önemi yok. Zengin de olsa akılsızsa, kadını çok iter bir erkek, hiçbir anlamı yoktur. Ama o tabii havlara girer, Herkül gibi havalarındadır kanatlarını gererek gezer falan, olağanüstü etkilediğini zanneder halbuki hem insanları güldürür, hem de kızdırıcı olur, kadınlar için de yani kızdırıcı olur.
TUĞBA EKİNCİ:Ama ben sizin çok mükemmeliyetçi olduğunuzu da bir kere daha anladım.
ADNAN OKTAR:Allah bize vakit vermiş, imkan vermiş, bilim ve teknoloji sürekli gelişiyor.
TUĞBA EKİNCİ:Güzelliği seviyorsunuz, güzellik aşıklığı var.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah öyle hakikaten, evde de öyle. Mesela eşyaları değiştiririm, çiçekleri yerini değiştiririm, bahçeyi düzeltirim.
TUĞBA EKİNCİ:Hep güzel kalacağım sanır, çünkü kendini geliştirmez.
ADNAN OKTAR:Ama güzeller, güzel huylu oluyorlar çoğu, ben hep gördüm. Bazen var hakikaten yazık, bazen Allah iki güzelliği bir arada vermiyor, bazen hakikaten güzel oluyor ama aklı zayıf oluyor.
TUĞBA EKİNCİ:Hakikaten öyle erkekler de öyle güzel, kadınlar da çok güzel kadın da öyle.
ADNAN OKTAR:O dediğin doğru, hakikaten yakışıklı bir erkek yakışıklı oluyor delikanlı, ama hakikaten akılsız oluyor. Koskoca kitlevi bir et yığını. Hakikaten güzelliğine yakışıklığına güveniyor, fakat hakikaten akılsız ve çok etkileyici olduğunu düşünüyor, o da ayrıca iticiliğini daha da arttırıyor, kadınlar açısından. Kadınlar da mesela çok güzel olduğunu zannediyorlar hakikaten akılsız fark etmiyor, fakat ona ciddi bir iticilik veriyor. Çok ciddi bir iticilik veriyor. Akıl demek ki insanı çok güzelleştiriyor. Onun kökeninde yine Allah’tan korkan, Allah’ı seven kendisine de zarar vermeyen, etrafına da zarar vermeyen insan modeli, akıllı dediğimiz insan özelliği budur.
TUĞBA EKİNCİ:Güzelsin dendiğinde ne oluyor ki?
ADNAN OKTAR:Nihayet mezarda param parça oluyor tabii.
TUĞBA EKİNCİ:Kadınların hepsine “sen güzelsin” dendiğinde, “gerçekten mi” falan olurlar. Erkeklerde de şu olur “çok yakışıklısın” dendiğine, hareketler falan. Yani demek istediğim bu hareketleri olan arkadaşlar kendilerini düzetsinler, bunlar iyi şeyler değil.
ADNAN OKTAR:Senin bu dediğin doğru. Ben de bunu zaman zaman vurguluyorum. Fakat “düzelt” desek bile aklının zayıf olmasından kaynaklanan bir kafa boşluğu var, kavrayamıyor, anlatsan da anlamaz kavrayamıyor, tabii.
TUĞBA EKİNCİ:Evet tabi, bu en güzeliydi. Bu, benim bütün söylediklerimin tamamıydı.
ADNAN OKTAR:Kadında da öyle, mesela söylesen yine kavrayamaz. Halbuki en güzel burun mezarda parçalanıyor, en güzel göz mezarda jöle haline gelir, en güzel saç, geçenlerde de anlattım, mesela bazen mezar açılıyor adli tıp açıyor. Saçları tutarken plastik eldiven takıyorlar tiksinerek alıp naylon torbanın içine koyuyor, o kadar iğreniyor. Peki orada diyorsun, “o saçlar ne” diyorsun, “olağanüstü güzel” diyor, “hayran oldum saçlarına” diyor, aynı saç, mezardaki de aynısı, orada niye tiksinerek alıp torbanın içine koyuyorsun? Nerede o senin olağanüstü güzel dediğin göz? Hatta Hz. Yusuf (a.s.)’a diyor kadın; “gözlerin çok güzel” diyor. “Toprağa akacak gözlerim” diyor. “Burnun çok güzel” diyor. “Toprak parçalayacak” diyor. “Yüzün çok güzel” diyor, “onu da toprak parçalayacak” diyor. Ahiret sevgisini, Allah sevgisini ona hatırlatmak için, yani güzelliği putlaştırmaması için, güzelliğin kaynağının Allah olduğunu ona hissettirmek için, böyle güzel bir anlatımla anlatmış. Halbuki her insan ölüyor, hiç kimse ölümü düşünmüyor. Veya hiç kimse demeyeyim de, çok az insan düşünüyor. Ölümün sık düşünülmesi lazım.
ALTUĞ BERKER:Bir haber çıktı hocam, son dakika haberlerinde, bahsettiğiniz konudan dolayı gösteriyorum. Ceyla Gölcüklü sosyetenin tanınmış simalarından, 38 yaşındaki Ceyla Gölcüklü’nün beyin ölümü gerçekleşti” diyor.
ADNAN OKTAR:Mesela, dünya güzeli, çok çok güzel bir insan.
TUĞBA EKİNCİ:Allah rahmet etsin diyelim.
ADNAN OKTAR:Allah rahmet etsin.
TUĞBA EKİNCİ:Genç insan, işte kanser böyle bir şey, ailesine bol sabır diliyoruz. Sosyete olmuş olmamış önemli değil, genç olması çok acı.
ADNAN OKTAR:Mümin, Müslüman her halikarda kardeşimizdir. Musalla taşına giden herkes Müslüman’dır, ama tabii önce vefat haberini söyleyeceğiz sonra da tabii ki Allah’tan rahmet dileyeceğiz. Cenab-ı Allah ailesine tabii sabrı cemil nasip etsin inşaAllah, Cennet’te hep beraber olmayı nasip etsin inşaAllah. Tabii ki rahmet, güzellik, günahlarının bağışlanmasını dilemek, Müslüman’ın isteyeceği bir şeydir, ama tabii ki önce haberini vereceğiz anlatacağız, sonra diyeceğiz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Yarım saat sonra Kahramanmaraş Aksu Tv’deyiz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:O zaman bir Kuran ayeti okuyayım öyle devam edelim.
Sen devam et dinliyorum.
SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece sohbetleri programımıza 00:30’dan itibaren, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR:Casiye Suresi, 23.“Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere kendisini saptırdığını, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp düşünmüyor musunuz?”diyor Cenab-ı Allah. Son bir ayet okudum, açtığım herhangi bir sayfadan çıkan ayet. Evet, yarım saat sonra görüşeceğiz.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Canlılar Dünyası
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...