ADNAN OKTAR: “Tuğba Hanımı böyle güzel bir dini sohbette gördüğüme çok sevindim, onu örnek alan insanların maneviyata yönelmesine, inşaAllah vesile olur” diyor. Evet, çok zeki, sevecen bir insan. Biz de sevdik, Allah hidayetini arttırsın, bilgisini arttırsın, güzel huyunu daha da güzelleştirsin. İyi insan olmasına, Allah daha iyi insan olmasına vesileler yaratsın, inşaAllah.
“Size ilk defa mesaj yazıyorum, lütfen okur musunuz? Az önce birisinin mailinde okudunuz. Ben bu ismi çok duyuyorum. Süleymanlı Cemaati ile alakalı bize açıklama yaparsanız, öğrenme imkanımız yok. Dünyanın öbür ucundan yazıyoruz sizi çok kalabalık bir ekiple dev ekrandan izliyoruz. Keyifli sohbetler, Recep Ademoğlu” maşaAllah. Süleyman Hilmi Tunahan Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in neslinden çok mübarek, çok efendi bir insandır. Allah’ın hikmeti o zor şartlarda, çok mükemmel stilde Kuran kursları oluşturarak, insanlara Kuran okumayı, Kuran’ı anlamayı, çok güzel sağlamış, vesile olmuş mübarek, muhterem, güzel yüzlü bir insan. Onun da oluşturduğu o topluluk genellikle böyle çok disiplinli, devleti koruyup kollayan, anarşiden kaçınan, terörden kaçınan, üniter devleti koruyan, Osmanlı ruhuna sahip. Var mı resmi? Hakkında bilgiler var mı?
ALTUĞ BERKER: Hemen açıyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu, resim Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerinin. Çok efendidir. Nakşi şeyhidir yani, Nakşibendi tarikatının bir mürşididir.
ALTUĞ BERKER:1888 yılında Silistre’de Bulgaristan’da doğmuş Hocam, inşaAllah. Genç yaşında medrese-i yusufiye ile tanışmış, inşaAllah. Çok emekleri olmuş, 72 yaşında vefat etmiş. Vasiyeti; "tefrikaya düşmeyiniz, kavmiyet gütmeyiniz” şeklinde olmuş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kavmiyet gütmeyiniz. Evet, yani böyle ırk üstünlüğü iddiasıyla ortaya çıkmayın. İşte ben şu ırktanım ben bu ırktanım değil. Ahlak üstünlüğü esastır. Kişilik üstünlüğü esastır. Güzel ahlakın üstünde durmuş. Talebelerinin ben birçoğuyla tanıştım onların yurtlarına da gittim, çok bakımlı, düzgün. Çok çok güzel, talebelerin kaldığı yerleri gördüm. Talebeleri çok efendiler yani böyle ayna gibi pırıl pırıl, çok çok temiz, çok güvenilir bir ortam. Osmanlı'ya karşı hayranlık vardır, Türk-İslam Birliğine karşı hayranlık vardır içlerinde. Çok güvenilir insanlardır. Allah hidayetlerini arttırsın. Sevdiğimiz büyüklerimiz, kardeşlerimiz, maşaAllah.
VTR: ŞEYH AHMED YASİN
ADNAN OKTAR: MaşaAllah ben böyle dürüst, böyle samimi insanların varlığını gördükçe, hem coşkum artıyor hem İttihad-ı İslam’ın ne kadar yakın olduğunu daha çok görüyorum. Bakın ne enaniyet yapıyor, ne kibir yapıyor, ne büyüklük hissine kapılıyor, son derece candan, son derece sevecen bir üslupla, güzel bir üslupla bilginin edinilmesi için kaynak gösteriyor. Ve bunu bir rekabet ruhu, bir başka ruhla da değerlendirmiyor. Sadece Allah rızası için Allah aşkıyla ve bütün candanlığıyla görüyorsunuz. Onun için benim talebelerine, kardeşlerime istirhamım; Hocaefendiye çok iyi sahip çıksınlar, çok değerli bir insan. Yani gerçekten gerçek mürşit, eğer bana biraz güveniyorlarsa. Bana güvensinler gerçekten çok sevecekleri bir insan ve hakikaten bir mücahit, hakikaten bir dava adamı, hakikaten kendini Allah’a adamış bir insan. Ne azamet, ne enaniyet, ne bir gösteriş peşinde, ne de konuşmalarında, bakın birçok insanın konuşmasında sinsilikler görüyorum, samimiyetsizlikler görüyorum, oyunlar görüyorum. Birçoğunda görüyorum ama Şeyh Ahmed Yasin Hocamız konuştuğunda, berrak bir akıcılık, berrak bir dürüstlük görüyorum ve candanlık görüyorum. Talebeleri aşkla, şevkle hocalarına, bağlansınlar, çok sevsinler, var güçleri ile ondan istifade etsinler. Çevredeki diğer insanlar da Hocamızla mutlaka tanışsınlar. Vatana, millete İslam alemine çok faydalı bir insan. Allah hayırlısıyla ömrünü uzun etsin. Çünkü kaynak güzel, Şeyh Nazım Hocamıza bağlı. Şeyh Nazım Hocamız nereye bağlı? Nakşi sadatına bağlı. O nereye bağlı? Hz. Ebu Bekir (r.a)’ye bağlı. Hz. Ebu Bekir (r.a.) nereye bağlı? Resulullah (s.a.v.)’e bağlı. Resulullah (s.a.v.) nereye bağlı? Allah’a bağlı, maşaAllah.
“Esselamün aleyküm değerli mübarek Hocam, bu akşamki programınızda inanın bir insan nasıl sabırlı olabilir, nasıl merhametli olabilir, nasıl anlayışlı olabilir bunun dersini aldık. Ne olursa olsun sabretmek gerektiğini ve ne söylenirse söylensin hoş görmek gerektiğini gösterdiniz. Allah sizden razı olsun. Hiç unutmayacağım bu mükemmel sabrınızı ve hep sinirleneceğim zaman aklıma getireceğim. Yanınızdaki hanımefendilerden ve Berker ağabeyimden Allah razı olsun. Sizin maneviyatınız onları da sarmış, size olan güven ve saygılarında “edep yahu” kelimesinin hakkını vererek sizi takip ettiler. Ama inanın sizi bu kadar sabra zorlaması bizi hayret ettirdi” diyor. Herhalde Tuğba’yla konuşmamı kastediyorlar ama o güzel insan, yani Müslüman kardeşlerimizin yaklaşmadığı, yalnız bıraktığı insanlarımızdan. Yani malum kesimler; “Musevileri keselim, Hıristiyanları keselim, başı açıklar şöyledir. Hatta başörtülüler de şöyledir” diyorlar. Bak yani “onlar da fasıktır” diyor. Başörtü, o da kurtarmıyor, onlar da fasıktır diyor. Ve dolayısıyla sürekli küfre, tuğyana doğru itilen kardeşlerimiz, biz onlara böyle candan bir sevgiyle sahip çıktığımızda, tabii ki tam istediğimiz gibi olmayabilirler. Ama genelinde güzel insanlar, hoş insanlar. Mesela bak Tuğba’yla da konuştuğumuzda tabii ki yani Kuran’a uygun olmayan, sünnete uygun olmayan üslubu ve davranışları olabilecektir. O onun bilgisinin yeterli olmamasından kaynaklanıyor. Yani oturup o bizim öfkeleneceğimiz bir konu değil. Orada mutlaka bizim şefkatle davranmamız gerekir. Nitekim bak sevgi ile yaklaştığında, sevgisini ben söyleyeyim ilk defa görüyorum, hiç tanışmadım daha önce görüşmüş de değilim. Hemen sevgisi hissedildi üslubunda, candanlığı hissedildi. Mesela Tuğba ile konuşan insanlar hep genellikle onunla cedelleşirler çoğu. Yani böyle hani laf sokma tabiri derler ya, o tarz üsluplarla onu yoruyorlar genelde. Yani rahat yaşamıyor o yönden. Ben orada tabii ki ona sevgi ve şefkat gösteriyorum az bile, yani çok çok daha fazla şefkat gösteririm. Dolayısıyla iyi olduğunu düşünüyorum, yani bu üslubun bu konuşmaların güzel olduğunu düşünüyorum. Nitekim o kendisi de takdir etti, tabii ki yani belki heyecandan, belki ilk defa tanışmadan kaynaklanan üslupta, mantıkta, yani tam bizim istediğimiz gibi bazı yönleri olmayabilir. Ama bu son derece normal, şaşılacak bir şey yok. Biz dini tebliğ ediyorsak, insanlara anlatıyorsak her olayda, her vakada, her konuştuğumuz kardeşimizde bu tarz şartlarla mutlaka karşılaşırız. Ki, çok efendi yine üslubu, çok nezaketli, çok sevecen ve sevgi dolu, candan, inşaAllah. Yalnızlığa terk etmek işte çeşitli ithamlarla onları tecrit etmek çok çok yanlış olur. Çok çok yanlış olur, çok büyük hata olur. Nitekim hakikaten çok sevdim yani kalbim ısındı, çok şefkat duydum. Onun da beni sevdiğini hissettim üslubundan, konuşmasından bunu gördüm, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Sünnete uygun davrandınız Hocam Allah’ın izniyle. Ayeti kerimede de, şeytandan Allah’a sığınırım. Al-i İmran Suresi 159, “Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi” diyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah’ım ne kadar çok yorum gelmiş. Ben Tuğba hanımı elletmem dokundurtmam, o benim canım, ben koruyacağım onu. Hiçbir şekilde de kimseye bir söz söyletmem, inşaAllah. Yani tüyüne dokundurtmam o anlamda.
"Sonsuz hoşgörünüzle" diyor, yani sonsuz diyebilir miyiz? İnşaAllah sonsuz olmasını istediğimiz, yani sonu olmasını istemediğimiz hoşgörünüze, engin hoşgörünüze demek daha iyi olur, gibi geliyor bana. Evet, “engin hoşgörünüze ve sabrınıza hayran kaldım”, ama onun mutlaka konuşması gerekir yani biraz o zaman acayip de olur program. Onun açısından çünkü hep konuşmasıyla tanınan bir insan. Cedele girmesiyle, tartışmasıyla tanınan bir insan. Burada suskunluğu garip karşılanabilir, kendisi açısından da garip olur. Biraz da mecburi olarak öyle bir üslup içerisinde oluyor, konuşmak durumunda kalıyor. Bilgisi olmadığı için biraz da heyecanından. Tabii ki istenen tarzda, tam istenen tarzda olmayabilir. Yani tam eğitimli, tam Kuran’ı, hadisi tam bilen bir insanın üslubu olmayabilir. Çünkü genellikle tartıştığı ortamlar bu tarzı andırır oluyor. Benim gördüğüm takip ettiğim kadarıyla da. Yenişmeye yönelik oluyor. Ben Tuba ile yenişme peşinde değilim ben onu seviyorum, şefkat duyuyorum. Onun iyi olmasını, güzel olmasını istiyorum. Dolayısıyla İslam ahlakını tebliğde bizim, sık sık karşılaşacağımız olayların en nezihi, en hafifidir Tuba’nın tavrı bayağı güzel, çok hoş. Çok çok tersler olabilir. Ben onu terslik olarak kabul etmiyorum da yani çok ters olabilir, çok aksi olabilir, anlayışsız olabilir ne söylesen ters kavrayabilir. İma ettiğini zanneder sen beyaz dersin, o siyah anlayabilir. Siyah dersin beyaz anlayabilir. Eğer sabırsız olunursa o zaman tebliğ olmaz. O zaman sadece Müslümanlarla, o da Müslüman değil de, ancak kendi grubunla konuşabilirsin. Başka Müslümanla da görüşemezsin. Çünkü onlarla da çatışacağı noktalar olacaktır. Halbuki ben Alevilerlerle de görüşüyorum, Bektaşilerle konuşuyorum, Musevilerle, Hristiyanlarla, masonlarla görüşüyorum, Fethullah Hocamın talebeleriyle görüşüyorum, Sünni mezheplerle, tarikat ehliyle görüşüyorum, herkesle görüşüyorum. Tabii ki birebir tam örtüşmüyor düşüncelerimiz ama ben onlara karşı saygılıyım, fikirlerine karşı saygılıyım. Dolayısıyla böyle ters, aksi bir üslubu hiçbir zaman için düşünmem. Olabilecek en nezaketli üslupla katılmadığım noktaları hiç sarsmamaya dikkat ederek, yerine getirmeye çalışıyorum. Dikkat ederseniz konuşmalarımda da öyle buna çok özen gösterdiğim görülüyor. Çünkü özellikle bir kadınla konuşurken o kadını kırmak benim için çok acı bir olaydır, asla hoşlanmam. Bir kadının kalbini kırmak onu rencide etmek, onu üzmek, onunla cedelleşmek, onu yenmeye çalışmak benim öyle bir konumum olmaz, öyle bir şey yapmam. Ama doğruyu onun sevgisini onun muhabbetini sarsmadan, saygısına zarar vermeden en akılcı üslupla sunmaya çalışırım.
“Esselamün aleyküm sayın Hocam. Her akşam aynı heyecan ve dikkatle programınızı uzun zamandır takip ediyorum. Allah güç kuvvet versin. Programınıza, sabrınıza hayran kaldım. Sizler de pek iyi biliyorsunuz ki” diyor. Ama Müslümanlar zaten birbirine karşı sabırlı olacak. Mesela bak çocukcağızı görüyor. Tuba, karşısındaki insanlar ağzına geleni söylüyorlar, ağzına geleni konuşuyorlar. Bazı yerlerde dünyanın birçok yerinde orman kanunları geçerli, hep kıran kırana, herkes üstün olma, ezme, karşısındakini refüze etme, mahcup etme birçok yerde bu var. Bir ağız dalaşı denen cedel. Müslümanda cedel olmaz. Biraz sabırla bu güzel insanların güzel gönülleri alınır ve Müslümanlara karşı çok daha sevgi dolu, Kuran’a karşı çok daha sevgi dolu, Allah’a karşı çok sevgi dolu insanlar haline gelirler. Aksi türlü bu işi küfür yapar. O zaman Allah esirgesin küfrün eline düşerler, çok vahim olur. Peygamberimiz (s.a.v.) Mekke müşrikleriyle tartışıyordu. Musevilerle konuşuyordu, Hıristiyanlarla konuşuyordu, Budistler vardı onlarla konuşuyordu. Çok aksi ters insanlar vardı, değil mi? Ben Akademi yıllarındayken akıl almaz vakalarla karşılaşıyordum. Bir tane, iki tane, on tane değil. Benim talebelerim de öyle ben onları yetiştirirken kök söktürdüler çok zor eğittim. Çok vakit aldı, öyle kolay olmadı. Doğru mu Berker?
ALTUĞ BERKER: Çok doğru Hocam bir kişiyi eğitmek ne kadar zordur, kaç yüz kişiyi.
ADNAN OKTAR:Talebelerimi ben kimini beş yılda, kimini on yılda eğitebildim. Böyle vakalar var. Kimi de çok yetenekli oluyor çok kısa sürede düzeliyor mesela. Hemen değişiyorlar. Kitaplarımı okuyor, konuşmalarımdan etkileniyor, tavsiyelerimden etkileniyor dolayısıyla hem bakışları olsun, konuşması olsun, üslubu, ses tonu, mantığı, değil mi? Yargıları falan hepsi değişiyor. Sabır anlayışı değişiyor. Çok daha güzel oldu hayata daha güzel bakıyor, daha sevgi dolu bakıyor. Bak ne kadar günah, ne kadar acımasız bir üslup böyle olursa dinsizlik acayip çığ gibi gelişir. Olur mu, nasıl bir mantıktır? Yani özetle, mutlaka Müslüman sabırlı olacak, ılımlı olacak, akılcı olacak. Yani öbür türlü çok vahim olur. Yani ne olur o zaman? Müslüman diye bir şey kalmaz. Sakın. Çok büyük bir çılgınlık olur.
Ben mesela masonlarla görüştüm. Masonlar eskiden bilmiyorlardı, ben Yahudilik-Masonluk kitabını yazmıştım. Yani asıl, ana, karşıt hedeflerimden bir tanesi yani fikri mücadele. Hala da mücadele ediyorum, ateist masonlarla şu an hakikaten mücadelem devam ediyor. Ama mesela mason arkadaşlar içinden baktım çok efendiler, çok nezaketli insanlar yani mason deyince korkmak, dehşete kapılmak, işte bunlar dünyanın hâkimi olan insanlar, işte bunlar ayinler yapıyor, zulüm yapabilirler, tehlikeli bir madde getirebilirler, beynimize zarar verebilirler. Yani bunlar çok abartılı hareketler olur. Böyle şey olmaz. Nitekim konuştuk. Bak, yüzlerce binlerce masonun gönlünü almış olduk. Onların kalbinde müthiş bir sevgi oluştu. Arkadaşlarımızla gelip beraber namaz kıldılar, değil mi? Yani öbür türlü dünyayı küfre mi teslim edeceğiz? Deccale mi teslim edeceğiz? Olur mu öyle şey? Masonu karşına al, Yahudiyi karşına al, ateisti karşına al, komünisti karşına al, cahili karşına al, efendim mezhepleri karşına al. Kaç kişi kalırsın? En fazla iki bin, üç bin kişi kalırsın. Dünya 7 milyar. Sakın, böyle bir şey olmaz. İslam’a çok büyük zarar gelmiş olur. Yani, mutlaka o ılımlı üslubun ve akılcılığın nasıl olduğunun da gösterilmesi gerekir. Tuğba mesela tertemiz bir kız, mazlum, efendi bir insan. Çok aksi vakalarla, aslında ben herkesin karşısında konuşup stil göstertmem lazım. Yani, nasıl konuşulur? Nasıl ikna edilir? Eksik yönleri nasıl kapatılır? Bunu yapmam lazım. Ama şimdi seyredenler çok gerileceği için yapmıyorum. Yoksa ben mesela komünistlerle, ateistlerle de burada tartışırım. Yani hatta böyle derler ya hani, ipini sapını koparmış tipler. Yani böyle adam olmayacak gibi görünen tipler. Onların da nasıl dizayn edilebileceğini Allah’ın dilemesiyle göstermek istiyorum. Ama sevenlerimiz, baksana acayip kasılıyorlar yani o durumda, onlara o zorluğu yaşatmamak için yapmıyorum. Yoksa ben özel sohbetlerimde yapıyorum, konuşuyorum.
İnsanı eğitmek kolay değil, yani mesela ben burada yazı yazan kardeşimi konuşsam onların da çok eksik yönü vardır. Yani çok sabredilmesi gerekiyordur. Tabii, yani bu olması gereken bir şeydir. Hz. İbrahim (a.s) gidiyor, putperest adamlar. Adam; “ben Ay’a tapıyorum” diyor, kimi “Güneş’e tapıyorum” diyor. Şimdi bunlar sırf bununla kalmıyor ki, “Ay’a tapıyorum” diyor ama mantık örgüsü berbat. Sen “Ak” diyorsun, o “Kara” diyor. Sen “Güzel” diyorsun, o da “Yağmur yağıyor” diyor. Yani, deli gibi adamlar, çok dengesizler. Ama Hz. İbrahim (a.s) bunlarla konuşuyor, bu adamı ikna ediyor, anlatıyor ve kendi kavmini oluşturuyor. Hz. Nuh (a.s) da öyle. Hz. Nuh (a.s)’ın karşısındaki konuştuğu adamlar zır deliler. Psikopat adamlar ve bir sene, on sene, yüz sene de değil, yüzlerce sene. O zaman ömürleri uzundu. Sonra insanların ömrü kısaldı. Yüzlerce sene anlatıyor. Sürekli ters, aksi ve inatçı üslup kullanıyorlar. Buna rağmen Hz. Nuh (a.s) devam ediyor.
Peygamber (s.a.v)’imiz Ukas Panayırı’nda konuştu. Müşrikler, oradaki münafıklar. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)'e karşı saygılı, edepli, aklı başında adamlar değildi ki onlar. Çok cins tiplerdi. Çok acayip, çok ahlaksız, münasebetsiz adamlardı. Resulullah (s.a.v) bunlara karşı son derece saygılı, akılcı ve sabırlı oldu. Biz Resulullah (s.a.v)’i neden seviyoruz? Değil mi? Güzel ahlakından dolayı seviyoruz. Onun için, öyle olmaz. Yani Müslüman sadece Müslümanlara hitap edecek diye bir şey yok. Yani sevecen yaklaşılması lazım, akılcı yaklaşılması ve o arada da acele de edilmemesi lazım. Mesela her safhası ayrı olur onun. Mesela ilk tanışma safhasında üstündeki o genel heyecanı, genel paniği, genel tedirginliği giderirsin. Yani kabili hitap olduğunu anlar, güvende olduğunu anlar ve üslubun, sevecen ve saygılı olacağına inanır. Yani nezaketli bir üslupla karşılaşacağına inanır. Mesela benim üslubumda hiçbir zaman için nezaketsizlik olmaz. Kırıcılık da olmaz. Hakikati ben çok dolaylı yoldan anlatırım, hiç kırmadan ama mutlaka veririm onun cevabını, inşaAllah. Ama aynı cevabı kırıcı vermek de mümkündür. Yani çok ters ve çok sert üsluplarla ani çıkışlarla da vermek mümkündür. Ortalı üslup da vardır. Bir de hiç sezdirmeden hiç canını yakmadan vermek de mümkündür bu cevapları. En güzeli hiç canını yakmadan cevap verilmesidir. Öbür türlü gider seyredersin. Olur mu öyle şey? Olmaz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, ayet okuyorum, inşaAllah.Şeytandan Allah’a sığınırım. Fussilet Suresi 34. ve 35. ayetler. “İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. Buna da, sabredenlerden başkası kavuşturulamaz. Ve buna, büyük bir pay sahibi olanlardan başkası da kavuşturulamaz”.
ADNAN OKTAR: Ben normalde Tuğba ile benim dünyam çok ayrı. Bak bir anda kalbinde sevgi oluştu. Giderken de ayrıca konuştum. “Görüşelim, Görüşmelerimiz devam etsin” dedi. Bayağı sevgi dolu. Yani üslubundan, bakışlarından, hitabetinden, her şeyinden sevdiği hissediliyor. Ama insanların genel olarak tartışma stili, tartışma yöntemi, bu ve buna benzer olur. Müslümanların da bazen aralarında üsluplar, girin internet sitelerine birbirlerini kırıp geçiriyorlar.
Ne münafıklıklarını, ne kâfirliklerini bırakıyorlar. Birbirlerine çok ağır ifadeler kullanıyorlar. Cübbeli’yi gördünüz, bakın dünya çapında bir mürşide bir tarihi bilgide, tarihi bilgideki bir zellesi yani, sehven hatırlayamama. Tarihi bilgiyi sehven hatırlayamama. Kardeşim biz akşama kadar bir çok şeyi hatırlayamıyoruz, bilemiyoruz, değil mi? Tarihte olan olayları insanlar karıştırır. Sultan Beyazıd mı önceydi? Sultan Selim mi, sonraydı? İnsanların çoğu karıştırır. Hangi tarihte de olduğunu bilmezler, değil mi? Bir mürşit efendinin, sehven bir konudaki zellesi veyahut kasten yaptığı, yoklamak için yaptığı bir konuşması ki, öyle yoklamak için yaptığı konuşmasına, bu kadar ağır ve galiz bir cevap verilir mi? Bu tahammülsüzlük ne yapar? Dünya’yı yok eder böyle bir tahammülsüzlük. O zaman kıyamet kopar, Allah esirgesin. Olmaz.
Mutlaka yatıştırıcı, anlatırken de bilinçaltını yatıştıran bir üslup olması lazım. Gerek mimikler, gerek ses tonu, gerek üslup buna paralel gitmesi gerekiyor ayrıca. Mesela bakışlarınla da tedirgin edebilirsin istersen, ses tonunla da tedirgin edebilirsin, kullandığın cümlelerle de tedirgin edebilirsin. Mesela düz cümledir ama tedirgin olur. Öyle cümleler seçilmesi lazım ki, öyle bir üslup meydana getirmesi lazım. Ne tedirgin edeceksin, ne kalbinde bir vesvese olacak. Hem onore edeceksin ama aynı zamanda hatasını, yanlışlığını onu mahcup etmeden düzelteceksin. Eğer mahcup ederek düzeltirsen doğru dahi olsa kalbinde kin meydana gelir. Yani kızdırır. Mesela bir insan hata yaptığında alenen söylersen çok kızdırır. Dolaylı yoldan, onu rencide etmeyecek en usta üslupla ve mahcup etmeden söylersen, hem düzeltir hem refüze olmanın acısını yaşamaz dolayısıyla da kalbinde de o kişiye karşı öfke ve buğz olmaz, inşaAllah. Bunlar çok hayati, durduk yere güzel dünya, güzel ahlak olmaz. Onun için insanlar tekler ve yalnızlar.
Mesela Cübbeli diyor ki kendi cemaatine “Ben size güvenmiyorum” diyor. İstersen bandını göstereyim. “Güvenmiyorum yani ben size” diyor. Açıkça söylüyor. Ama ben arkadaşlarıma güveniyorum. Milletime güveniyorum. Her bölgeye ayrı güveniyorum. Hepsini de ayrıca seviyorum. Dünyaya karşı sevgim var, inşaAllah. Mesela Amerikalıları çok seviyorum ben. Avrupalıları çok seviyorum. Fransızları severim, İtalyanları severim, Rusları severim, Japonlar. Bayılıyorum o minik ufaklar var ya gözleri çekik. Çok şeker şeyler nasıl insan sevmez onları. Yani bu öfkelenme ruhunu. Ateistlerin sitesine girin, kin kokuyor. Müslüman kardeşlerimizin bazı sitelerine bakıyorum, akıl almaz hakaretlerle birbirlerine üslup kullanıyorlar. Veyahut herhangi bir haberin altındaki yorum mesela bir sanatçı veya bir kişinin çok ağır ve galiz yani savunan, seven bir üslup görebilenler bana göndersinler. Çok nadir. Yazıktır, bu olmasın, bu çok korkunç bir şeydir. Mutlaka olumlu bakmak, güzel bakmak lazım ve rencide etmemek lazım.
Mesela ben Hülya Avşar'da da röportajımda o kızcağız biraz çılgındı yani böyle çılgın ruhlu, sevgi dolu. Ama ben üslubundan, bakışlarından, tavırlarından sevgi dolu olduğunu hissettim. Yani o anlaşılıyor ama dışarıya karşı da bir imaj vermesi gerekiyor, belirli bir imaj vermesi gerekiyor. O imaja göre de bir denge kurması gerekiyor. Yani doğrudan benden yana belki özel bir sohbet olsa direk benden yana bir tavır koyabilir ama seyredenlerin de bazı beklentilerini göz önünde bulundurarak başka türlü bir üslup kullanıyor. Ama genelde çok sevimli bir insan. Yani sevecen bir insan. Hataları ve yanlışları olur ama mesela bakıyorum internet sitelerinde benim röportajdan sonra baktım. Yani inanılmaz galiz ifadeler kullanmışlar. Yazık yani çok ayıp. Ne gerek, ne gerek? Onun rencide olacağı belli. Mesela o onu okuduğunda, vicdanen rahatsız olur. Onun için bu stil bir ortadan kalksa, insanlardaki o gerilim de ortadan kalkar. Daha rahat, kardeşçe ve sevgi dolu bir ortam olur. Öbür türlü olmaz yani dünya batar. Allah vermesin.
ALTUĞ BERKER:Amerika’nın ünlü gazetesi “Wall Street Journal” Hocam İstanbul’a tam sayfa ayırmış. Türkiye’nin bölgesel tam süper güç olma yönünde ilerlediğini yazmış Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim her seferinde bu süper güç deyince, bizim böyle; uçak gemilerimiz, işte obüs toplarımız, işte 3 milyonluk ordu, öyle bir şey değil. Süper güçten kastım bir tane bizim süper gücümüz var, imanımız. İmanlı millet olmamız dışında başka bir süper gücümüz yok. Durup durup bunu başka türlü anlatmasınlar. Allah’a olan yoğun inancımız. İmanlı milletiz. Bizim süper güç olmamızın, zenginliğimizin sebebi bu. Yani bizim öyle malımız, mülkümüz, tankımız, topumuz falan böyle bir şeyimiz yok yani. Çok az yani normal klasik ordu bizim ordumuz. Makul bir askeri güce sahip ve biz askeri güç kullanmaya meraklı bir millet değiliz. Yakıp, yıkmaya falan biz kimseye zulüm etmekten yana değiliz, öyle bir şey yapmayız. Dolayısıyla kaba güçle de bir hakimiyet iddiamız yok. Ama sevgiyle hakim olmaya gücümüz var. Bunu yapıyoruz; dostlukla, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Türkiye'nin öncülüğünde Türk-İslam Birliği’ni, Amerika da, Avrupa da ister demiştiniz Hocam inşaAllah. Hoşlarına gidiyor.
ADNAN OKTAR:Ama Cübbeli kafası değil.
ALTUĞ BERKER:Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Cübbeli kafasıyla olmayacağını bildikleri için. Yani Türk-İslam Birliği’ni istemiyorsan Cübbeli kafasını savunacaksın. İttihad-ı İslam’ı istemiyorsan Cübbeli kafası ve Osman Ünlü kafasını savunacaksın. Veyahut şaşar beşer Faruk Beşer kafasını. Yani onunla yüzde yüz garantili, mümkün değil hakim olması. Zaten onlar da “imkan yok” diyor. Allah’ın izniyle, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam sizin söylediklerinizin çıktığı 1200’ü aştı, inşaAllah. Ne demişti, ne oldu bölümünde. Türk-İslam Birliği ile ilgili. Sayın Başbakanın; “kendi aramızda serbest geçiş yapalım, Schengen vizesi yapalım” diyor, Sayın Başbakan. Siz de Hocam bunu 2008 yılında Temmuz ayında daha da önceleri söylüyordunuz Hocam. Türk devletlerinin ve İslam ülkelerinin arasında bir kere pasaport olayının kalkması gerekir. Vize olayının da kalkması gerekir. İstediği gibi gidip gelsin insanlar. Ticaret alabildiğine rahat olsun, bağlantılar alabildiğine rahat olsun. Avrupa Birliği’nde bu oluyor da, Türk-İslam Birliği’nde niye olamıyormuş? Avrupa Birliği’nde isteyen istediği ülkeye gidiyor istediği gibi yerleşiyor. Pasaport kullanmıyor, vize de kullanmıyor. Peki biz kardeşler olarak niçin bunu yapmıyoruz? Demiştiniz Hocam. Aynen şu an gerçekleşiyor Allah’ın izniyle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Al-i imran Suresini seçmişsin. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “Elif, Lam, Mim. Allah... O'ndan başka İlah yoktur. Diridir, Kaimdir”, insan ölümlü. Allah’ın sürekli diri olması ve sonsuza kadar diri olması çok büyük bir güzellik ve insan için de çok güzel bir güvence. Ve Kaim’dir, güçlüdür. “O, sana Kitabı hak ve kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, Tevrat'ı ve İncil'i de indirmişti”, “Kuran'ı Hak olarak ve kendilerinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi” (Al-i İmran Suresi, 2-3). O zaman Tevrat ve İncil de hak Kitaplar ama tahrif olmuş yerleri vardır. Onun dışında tahrif olmamış kısımları geçerlidir. “Bundan (Kuran’dan) önce (onlar) insanlar için bir hidayet idiler”, yani hidayetine vesile oluyorlardı Kuran gelmeden önce. “Doğruyu yanlıştan ayıran (Furkan)ı da indirdi”. Bu konuyu yeni okumuştum yine aynı yer çıkmış, maşaAllah.
“Doğruyu yanlıştan ayıran Furkan indirildi”. Yani yine Kuran’ın doğruyu yanlıştan ayıran yönüne Allah dikkat çekiyor. “Gerçek şu ki, Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah güçlüdür, intikam alıcıdır”, yani Kuran’ın kabul edilmesi vicdanın bir borcudur, vicdanen. Çünkü Allah'ın varlığını bilince mutlaka bir Hak din olması gerektiğini insan bilir. Yani Allah insanları sebepsiz yaratmıyor, değil mi?
Bakın burada bardak var. Adama desek ki; “bu bardak ne işe yarıyor?” “Bu bardak hiç bir işe yaramıyor” derse, münasebetsizlik olur. “Kalem ne işe yarıyor?” diyoruz. “Kalem hiç bir işe yaramıyor” diyor. “Bu ekran ne işe yarıyor?” diyoruz. “Bu da hiç bir işe yaramıyor” diyor. Belli ki, hepsi bir sebeple yaratılmış. Dünya da bir sebeple yaratılmış. O sebeple yaratanın adına Allah diyoruz. Yaratılış amacı da var. Bir amacı olması lazım. O yaratılış amacı da insanların imtihanıdır işte, inşaAllah.
Hud Suresi 109. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Artık onların tapmakta oldukları şeyler konusunda, sakın kuşkuda olma. Daha önceleri, ataları nasıl tapıyor idiyseler, onlar da ancak öyle tapıyorlar. Şüphesiz Biz, paylarını eksiltmeksizin onlara ödeyecek olanlarız”. Şimdi bakıyoruz adamlar neye tapıyor? Dünyada bakıyoruz Kuran her zaman geçerli olan bir Kitaptır. Kıyamete kadar geçerli. Bakıyoruz Darwinizm, materyalizm var. Bu inancın kökenine bakıyoruz. Neye inanıyorlar bunlar? Atomun akıl sahibi olduğuna inanıyorlar yani her atomun Allah gibi akıllı olduğuna inanıyorlar. Akıl sahibi olduğuna inanıyorlar yani böyle bir batıl din. Ve o akılla atomların bir araya geldiğine, şuursuz atomların, görmeyen atomların bir araya gelip gözü meydana getirdiğine. Duymayan atomların bir araya gelip duymayı meydana getirdiğine. Tatmayı bilmeyen atomların tatmayı meydana getirdiğine. Aklı bilmeyen atomların da bir araya gelip aklı meydana getirdiğine inanan bir batıl din; Darwinizm, materyalizm. Ne zamandan beri? Sümerler’den beri ve daha da eski. Eski Mısır'da Sümerler’den kalan bir pagan dini.
Bak Cenab-ı Allah ne diyor “Daha önceleri, ataları nasıl tapıyor idiyseler”, nasıl Darwinist ve materyalist düşünceler içindeyseler. Mesela Firavun ne diyordu? “Nil’in çamurundan canlılar tesadüfler sonucu meydana geldi. İnsanlar ve bitkiler, hayvanlar hepsi Nil’in çamurlarından oluştu” diyordu. Sümerler ne diyordu? Bütün canlılar, hayvanlar, bitkiler tesadüfler sonucu oluştu diyordu ve evrimle oluştu diyorlardı. Şimdikiler ne diyorlar? Aynısını diyorlar.
Allah ne diyor? “Daha önceleri ataları nasıl tapıyor idiyseler, onlar da ancak böyle tapıyorlar” diyor, Allah aynısını yapıyorlar diyor. “Şüphesiz Biz, paylarını eksiltmeksizin onlara ödeyecek olanlarız”, madem Darwinist bir dünyaya inanıyorsun. Madem mutasyonlarla olduğuna inanıyorsun. O inancına uygun bir cehennem yaratıyor Allah. Evrim nasıl olurmuş? Mutasyon nasıl olurmuş? Tesadüf nasıl olurmuş? Orada görmüş oluyorlar. Yani eciş bücüş her şey insanların aleyhine, her şey anormal, her şey can yakıcı. Karşılığı budur, inşaAllah. Tabii ki tesadüf denen de bir şey yoktur. Tesadüfü de Allah yaratır.
“Andolsun, Musa'ya kitabı verdik, onda anlaşmazlığa düşüldü”, yani “Tevrat’ı değiştirdiler” diyor, Allah. “Eğer Rabbinden bir söz geçmiş (verilmiş) olmasaydı, mutlaka aralarında hüküm verilmiş olacaktı”. “Ama benim sözüm olduğu için Allah onlara dokunmuyorum” diyor. “Gerçekten onlar, bundan (Kur'an'dan) yana kuşku verici bir tereddüt içindedirler”, “Kuran’ı tereddütle istiyorlar. Kuran’a samimi olarak gönülden bağlanamıyorlar” diyor, Allah. Deminki okuduğum 109’du şimdiki 110. Hz. Musa (a.s.) geldiğinde Firavun kavmiyle karşılaştığında. “Hz. Musa (a.s.) her şeyi Allah yarattı” dedi. Firavun da dedi ki; “Nil’in çamurlarından evrim sonucu oluştu. Bütün canlılar, bitkiler, hayvanlar o şekilde oluştu” dedi. Hz. Musa (a.s)’ın buna karşı anlatacağı, yani paleontolojik deliller, kromozomların yapısına ait bilgiler, o devirde yok. Proteinlerin yapısını da anlatamaz. Yani ne anlayacak adam var, ne de öyle bilimsel bir zemin var. Tek anlayacakları şey vardı. Yaratılışı hemen görmek. Yani Allah’ın yarattığını, her şeyi Allah’ın yarattığını görmek.
Allah “elindeki asayı at” dedi. Attığında, asa tahta, bildiğin odun yılan haline geldi normal bildiğin yılan. İlk çürüttüğü onların evrim düşüncesiydi, Hz. Musa (a.s)'ın. İlk ortadan kaldırdığı yani ilk o put inancı ortadan kaldırdı. Ondan sonra diğer konulara geçti. Ana konu buydu. Asa’nın yılan halini aldığını görünce, evrimin olmadığını anladılar. Evrimin bir yalan olduğunu anladılar ve doğrudan Allah’ın yarattığını anlamış oldular. Çünkü tahta normal kuru tahta bir anda yılan oldu. O tek delille Hz. Musa (a.s) bitirdi. Firavun hatta soruyor yaratılışla ilgili.
“Daha önceki insanların durumu nedir öyleyse? Onlar nasıl oldular? Yani biz anladık bunun dediğini anlıyorum da öyle olduğunu farz edelim. Geçmiş insanlar nasıl oldu?” diyor. Bizimkiler öyle maymun gibi elinde baltalı adamlar falan yapıyorlar, resimler yapıyorlar. Onlarda da öyle bir inanç var. “Onlar nasıl oldu?” diyor. “Rabbim hiç bir şeyi unutmaz ve şaşırmaz ve yanılmaz” diyor, mealen yaklaşık. Yani “hepsini Allah unutmaz, hepsini yaratan Allah’tır.
Buradaki, bu tahta nasıl bir yılana döndüyse, o devirde de Allah aynı kanunla yaratmıştır” dedi. Yani işari olarak ve orada biliyorsunuz getirdiği bilim adamları büyü yapan bilim adamları, iman ettiler. Şu anki büyücüler yine insanları büyülediler. Aynı Hz. Musa (a.s)'ın zamanındaki büyücülerin bir başka türüdür. O zamanki büyücüler de evrimci idiler ve evrimi savunuyorlardı. Sahte delillerle geliyorlardı. Sahte delillerle ortaya çıktılar. Hatta insanları kandırmak için o yılan biçiminde asalarını yahut tahtalarını attılar, yılan görünümü verdiler. Mesela farz edelim deriden bir şey yapıyor içine civa dolduruyor. Civayı attığında deri hareketleniyor yılan gibi görünüyor.
Darwinistler ne yapıyor? Piltdown Adamını imal ediyorlar. Sahte olarak törpülüyor, potasyum dikromatla siyahlatıyor, rengini koyulaştırıyor. “Alın size delil” diyor. Onların yaptığı sahte bir delilin bir benzerini o zaman yani evrim inancını vurgulamak için, kendi inançlarını vurgulamak için, o zamanki büyücü bilim adamları yapıyorlardı. Bu asrın büyücü bilim adamları da onların manevi torunları olmuş oluyor, aynı kafa, aynı mantık. Hz. Musa (a.s.) tek vuruşta bitirmiş oldu. Biz de Yaratılış Atlası ile bitirdik.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam. Evrimi çökertmenin ne kadar tahkiki bir iman sağladığını da söylemiştiniz. Çok büyük bir bağlılıkla bağlanıyorlar büyücüler o anda. Hiç ölümden de korkmuyorlar.
ADNAN OKTAR:Tabii çünkü o ana dini kaldırıyor önce yani onların müşrik dinini, şirk dinini ortadan kaldırıyor. Ondan sonra konuya geçiyor. Birinci yaptığı odur, inşaAllah. 117. ayet Hud Suresi. “Halkı, ıslah eden kimseler iken”, halka tebliği yapan, insanların doğru olması için gayret eden insanlar oldukları müddetçe. Emri bil maruf yani maruf olan güzel olan şeyleri anlattıkça. Münker olan, kötü olan mesela zulmettirmek, acı çektirmek, anarşi, terör herşeye karşı insanları uyaran kimseler oldukları müddetçe; diyor, Allah “Rabbin o ülkeleri zulüm ile helak edecek değildi”. “Kıyameti koparmam” diyor, Allah. Mehdi (a.s.)’ın kıyameti engellemesinin, engel olmasının yani Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın onu kıyameti durdurmaya vesile kılmasının sebebini Kuran açıklıyor işte.
Bak diyor ki; “Halkı, ıslah eden kimseler iken, senin Rabbin o ülkeleri zulüm ile helak edecek değildi”. Çünkü Mehdi (a.s) ıslah çalışmasına başlamış. Tebliğe başlamış. Şimdi tebliğe başlayınca kıyametin gerekçesi kalkıyor. Allah onun için diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’e gelen vahiyle bildirilen hadiste; “Kıyametin kopmasına bir gün dahi kalsa. Allah o günü uzatacak, evlatlarımdan Mehdi (a.s) dünyaya hakim olacak” diyor. Çünkü Mehdi (a.s.) ıslah çalışmasına başlıyor, tebliğe başlıyor ve kıyametin gerekçesi ortadan kalkıyor. Kalktığı için Allah kıyameti erteliyor. Yoksa Hicri 1400’de de kıyameti koparabilirdi. Çünkü hadise göre 1400 ve 1500 arasıdır. 1500’den sonra zaten kıyamet bekleniyor, inşaAllah.
115. ayet “Ve sabret, diyor Allah. Bak “Ve sabret gerçekten Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez”, sabretmek demek ki iyilik yapmak. Yani sevgiyi başka türlü devam ettiremezsin. Sabırla devam eder sevgi.
113. ayette “Zulmedenlere eğilim göstermeyin”, yani yobaz takımına, milleti birbirine düşürmek isteyenlere, kan dökmek isteyenlere, ağzından kan dökülen böyle kancı tiplere karşı tavır alın, Allah bunu söylüyor. Zulmedenlere eğilim göstermeyin. Yani onların takva olduğunu iddia ederek. İslam'ın gerçeğini savunduğunu iddia ederek, gidip yanına yanaşırsan Allah esirgesin belanı bulursun. “Yoksa size ateş dokunur” diyor, Allah.
“Yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka velileriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz. Seninle birlikte tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru davran”, dosdoğru davranmak nasıl olur? Kuran’a tam uymakla olur. Hurafelere uyarsan dosdoğru davranmazsın. Bana vahiy geliyor diye yeni fikirler ortaya atarsan, yeni yeni düşünceler ortaya atarsan yine sapıtmış olursun. “Ve azıtmayın” diyor, Allah. Yani saldırıp birbirinize düşmeyin. İşte “Şiileri keselim, Alevileri keselim, Bektaşileri keselim, Musevileri, Hristiyanları keselim şeklinde azıtmayın” diyor, Allah. “Çünkü O, yaptıklarınızı görendir.”
103. ayet Hud Suresi “Ahiret azabından korkan için bunda kesin ayetler vardır. O, bütün insanların kendisinde toplanacağı bir gündür ve o, gözlemlenebilen bir gündür” diyor, Allah. Gözlemlenebilen. Bütün insanlığın göreceği bir şeydir kıyamet. Yani ölüler de görecek. Tabii Allah ölülere de gösterecek, hepsi görecek. “(Kıyametin) Geleceği günde, O'nun izni olmaksızın, hiç kimse söz söyleyemez. Artık onlardan kimi 'bedbaht ve mutsuz', (kimi de) mutlu ve bahtiyardır”. 104 ve 105. 4-5 ne oluyor? 45.
ALTUĞ BERKER:1545 inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, bak “Biz onu sayılı bir sürenin (ecelin) dışında ertelemeyiz.” Kıyameti diyor Allah. Hiç ertelemeyiz demiyor Allah. Kıyameti hiç ertelemem demiyor. Nasıl, ne diyor? “Biz onu sayılı bir sürenin (ecelin) dışında ertelemeyiz”. İşte Mehdi (a.s)'ın gelişinden itibaren kısa bir süre erteleniyor kıyamet. Ayet aynı zamanda ona bakıyor, inşaAllah. “(Kıyametin) geleceği günde” 5. ayet, 104, 105. 4 ve 5, 45 inşaAllah. “(Kıyametin) geleceği günde, O'nun izni olmaksızın, hiç kimse söz söyleyemez. Artık onlardan kimi 'bedbaht ve mutsuz', (kimi de) mutlu ve bahtiyardır.” Cübbeli tartışacağını söylüyor Allah’la, haşa. “Benim hadisimde yok diyeceğiz” diyor. Nasıl tartışacağını anlatıyor ya Allah’la. Var mı o hadis? Yani o açıklama.
Cübbeli /VTR
ADNAN OKTAR:Böyle laubali üslupla Allah’la konuşmak hiç kimsenin haddine değil. Hiç kimse böyle konuşamaz. Kuran ayetlerinde bu açıkça belirtilmiştir. “O gün haşyetle ve hırıltıdan başka bir ses duyulmaz ve Allah’ın izin verdikleri dışında kimse konuşamaz” (Taha Suresi, 108) diyor. Cübbeli’nin üslubu ve anlatımı hayret vericidir ve çirkin bir cesaretle cesaret gösteriyor. Allah’a biz derin bir saygıyla, içli bir sevgiyle boyun eğdik, Cenab-ı Allah’a. Son derece hürmetkar ve çok saygılı bir üslupla Allah’la biz konuşuruz, öyle konuşuruz. Böyle konuşamayız, inşaAllah.
Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri’nin Muhammed Adnan Hocamıza mektubu. Bismillahirrahmanirrahim. “Esselamun aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü. Sayın mübarek Muhammed Adnan Oktar Hoca Efendiye. Gücünüzün keskin ve parlak olduğunu bir kez daha ispat ederek camiamızı ziyadesiyle memnun ettiniz. Yapmış olduğunuz bu hareketler, tarikat şeyhlerinin sessiz kaldığı bir devirde, tarikatları muhafaza eden ve koruyan Said Nursi Hazretleri’nin icraatına birebir benzemektedir. Bu hususta sizi tebrik eder, Allah yolunda kuvvetinizin artmasını dileyerek dualarımızla sizleri unutmuyor ve destekliyoruz. Saygılarımla Hadim-i el Müslimin Şeyh Ahmet Yasin Buhari El Bursevi Hazretleri. Mektubun orjinali size gönderildi ardından Cübbeli Ahmet Hocaya, Şeyh Ahmet Yasin Hocaya gönderdiği mektubun orjinalini, inşaAllah göndereceğiz” diyor, inşaAllah.
Hocamızın mektubunu görürüz. Bütün samimiyetimle ve candanlığımla söylüyorum çok muhteşem bir insan. Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri. Yani Allah sayılarını artırsın. Ama kaynak çok güzel yani Allah nasip etse de her insan Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretlerini görse, sohbetinde bulunsa. Yani dünyalar değişir, acayip tatlı bir insan, dünya tatlısı. Şeyh Ahmet Yasin de o güzel bahçenin güzel bir gülü. Yani bu kadar enaniyetini, nefsini bu kadar mükemmel ezmiş, bu kadar mutmain bir ruha kavuşmuş, bu kadar candan, bu kadar samimi bir Şeyh Efendi. İnanın çok zor olur, çok çok zor olur. Yani müthiş bir dikkatle değerini bilsin talebeleri. Tebrik ediyorum Allah ömrünü uzun etsin, inşaAllah. Hocamıza da selam ediyoruz. İnşaAllah, Allah şevkini, heyecanını, sağlığını, sıhhatini artırsın. Bütün camiasına ve bütün Müslümanlara bereket, bolluk, huzur, güvenlik, esenlik ihsan etsin, Cenab-ı Allah.
Ahzab Suresi, açtığımda orası geldi. “Ey Peygamber, gerçekten Biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” (Ahzab Suresi, 45) Cenab-ı Allah hangi gelişmelerle gönderdiğini Peygamberimiz (sav)’e söylüyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Bak “Biz seni bir şahid”, her olaya, insanlara her şeye şahid oluyor, Peygamberimiz (sav). “Ve bir müjde verici”, Müslüman ne yapacak? Müjde verecek. İttihad-ı İslam müjdesi verecek, Müslümanların birleşmesi, güzel günlerin müjdesini verecek, cennet müjdesi verecek, Allah sevgisi müjdesi verecek, sevinç müjdelerinin önü arkası olmayacak ve bu müjdeleri de bizzat Müslümanlar kendileri, bir bir görecek. Mesela biz şimdi İttihad-ı İslam müjdesi veriyoruz. Bunu Müslümanlar görecekler. Mehdi (a.s)’ı görme müjdesi veriyorum, bunu görecekler. İsa Mesih’i görme müjdesi veriyorum, bunu görecekler. İslam ahlakı bütün dünyayı aydınlatacak. Her yere nurunu saracak bunu görecekler. Barış ve kardeşlik her yere hakim olacak, her yere nurunu saracak bunu görecekler. Bu müjdelerin verilmesi Müslümanlığın şartıdır. Kuran’ın hükmüdür, inşaAllah. “Ve bir uyarıcı”, işte aman anarşiye girmeyin, teröre girmeyin, delalete girmeyin. Darwinizm, materyalizm bir aldatmacadır, bir oyundur. Bunlara karşı insanları uyarıyoruz, inşaAllah. “Uyarıcı olarak gönderdik” ebcedi 1997. Şeddeli 2034 tarihini veriyor. Her ikisi de net Mehdiyet’in tarihi. Bak ikisi de 1997 Mehdiyet’in önemli bir devridir ki, 97’lerde biliyorsunuz 28 Şubat oldu, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Buna karşılık ikinci olarak 2034’ü veriyor. Demek ki en son şartlarda da biz müjde vermeye devam edeceğiz, uyarmaya devam edeceğiz ve olaylara da şahit olacağız. Her türlü olaya, inşaAllah. “Ve kendi izniyle Allah’a çağıran (Kuran’a, İslam’a çağıran, tebliğe yapan) ve nur saçan bir çerağ olarak (gönderdik)” (Ahzab Suresi, 46) diyor, Cenab-ı Allah Peygamberimiz (s.a.v)’e. Ahir zamana bakan şekli nedir? Kendi izniyle Mehdi (a.s)’ı Allah’a çağıran ve nur saçan gerek varlığıyla, gerek anlatımlarıyla, gerek imkânlarıyla “nur saçan bir çerağ, bir kandil olarak gönderdik” diyor Cenab-ı Allah “Müminlere müjde ver; gerçekten onlar için Allah’tan büyük bir fazl vardır”. Kurtuluş vardır. İslam ahlakının dünya hâkimiyeti, İttihad-ı İslam, değil mi? 2000 yıl sonra Hz. İsa (a.s.) Mesih’i yeniden görmek, aslıyla, orijinaliyle. 1400 sene önce Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiği, 3000 yıl önce Hz. Musa (a.s.)’ın bildirdiği, 5000 yıl önce Hz. İbrahim (a.s.)’in bildirdiği ve bütün Peygamberlerin suhuflarında geçen Hz. Mehdi (a.s.)’ın görülmesi ve onun tanınması olacak, inşaAllah. “Müminlere müjde ver; gerçekten onlar için Allah’tan büyük bir fazl vardır”. 2005 tarihini veriyor ebcedi.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: “Kâfirlere ve münafıklara itaat etme, eziyetlerine aldırma” bak, “Kâfirlere ve münafıklara itaat etme” (Ahzab Suresi, 48) yani “onların herhangi bir inancını, herhangi bir düşüncesini uygulama” diyor. Uygulamayız, mesela; diyor ki; “Müslümanlarla görüşmeyeceksin”. Yok, görüşürüz, “Kuran okumayacaksın”. Okuruz, “Namaz kılmayacaksın”. Namazımızı kılarız, itaat etmeyiz. Münafık da aynısını söylediğinde münafığa da itaat etmeyiz. “Eziyetlerine aldırma” dedikodu yapabilir, ters laf söyleyebilir, imalı konuşabilir, hakaret edebilir, işkence yapabilir, tutuklanmana sebep olabilir. Hapise düşmene sebep olabilir hepsi olabilir. “Eziyetlerine aldırma ve Allah’a tevekkül et” Allah’a kendini bırak, seni konuşturacak olan Allah’tır. Seni sağlıklı kılacak olan Allah’tır. Seni düşmanlarından koruyacak olan Allah’tır. Allah’a tevekkül et, her ne olursa olsun her şeyde bir hayır vardır. “Vekil olarak Allah yeter”. “Allah’ı vekil kıl kendine” diyor, Cenab-ı Allah. “O'dur ki” diyor Cenab-ı Allah 43. ayette “O’dur ki, sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size rahmet etmekte” zulümatlardan nur’a, zulümata nur “nura çıkarmak için size rahmet etmekte; Melekleri de (size dua etmektedir). O, mü’minleri çok esirgeyendir”. Melekler de biliyorsun Mehdi (a.s.)’ın yanında 3000 Melekle yardım görecek. Cebrail, Mikail, İsrafil bütün büyük Melekler, ulul-Azm Melekler de Mehdi (a.s.)’a yardımcılar. “O, mü’minleri çok esirgeyicidir”. Mehdi (a.s.) Allah tarafından özel olarak korunacaktır, inşaAllah. 36. ayet, Ahzab Suresi “Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman”, Peygamberimiz (sav) bir şey söylüyor, Allah Kuran’da bir şey söylüyor. “Mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur”. Ne dediyse o, aynı şekilde bu Mehdi (a.s.)’da da bu böyle olacaktır. Mehdi (a.s.) ne derse aynısı uygulanacaktır. Mehdi (a.s.) ile halk tartışmayacaktır. İstişare eder Mehdi (a.s.) bilgi alır, ama hüküm onundur. Bir şey söylediğinde, ona uyulacak. Hz. İsa Mesih’te de öyledir. İstişare eder, konuşur ama hükmü verdiğinde, bitti.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’ın aynı zamanda baş danışmanıdır. Hz. İsa Mesih, sürekli ona soracak. Ne yapalım çünkü o vahiyle alıyor bilgiyi, inanılması farz değil ama hep isabetli Hz. İsa Mesih de, Mehdi (a.s.) da ahkâmda masumdur. O da ne karar verirse isabetlidir, doğru karar verir. Cübbeli’nin bu konuda bir konuşması vardı. Mehdi (a.s.)’ın verdiği kararlarda masum olması ile ilgili, hazırlanıyor.
VTR/ CÜBBELİ
ADNAN OKTAR: Evet, Cübbeli’nin anlattıkları doğru ama hurafelerini de ayrı tutuyoruz. Tabii hurafelerini anlattığında onları düzeltiyoruz, anlatıyoruz. Doğru anlattıkları da var. Cübbeli şimdi anlatır mı bunları?
ALTUĞ BERKER: Anlatmıyor.
ADNAN OKTAR: Anlatmaz, peki ben zorla anlattırıyor muyum?
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR: Anlattırıyorum, bak teknolojinin sayesinde alalen İslam’a hizmet eder hale geldi. Talebelikten onu çıkarttım. Şeyh Nazım Hocamıza kullandığı sözden dolayı talebelikten çıkarttım. Sadece konuşmasını talebem haline getirdim.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Çünkü o düzeltmeyi yapmadı bekliyoruz. Gerek Bediüzzaman Hazretlerine, gerek Şeyh Nazım Hazretlerine karşı kullandığı o sivri dilini düzeltecek, o üslubunu düzeltecek ve özür dileyecek. Çünkü bakın kendine laf söylendiğinde nasıl panik, değil mi? Bak gece yarılarına kadar uyuyamıyor. Oradan oraya, oradan oraya yani bu mantık bu kafa eğer devam ederse çok anormal bir ruh hali meydana gelmiş olur. Allah vermesin yarın, bir gün kendi Şeyhine de tavır alabilir o zaman bu kafayla, kendi Şeyhi buna bir şey söylemiş olsa demek ki nefsine ağır gelirse ona da olmadık laf edecek.
Değil mi? Mübarek Mahmut Efendi Hazretlerine de çünkü bak, Şeyh Nazım da onun Şeyhi çünkü Nakşî, o da Nakşî doğal olarak onun Şeyhi zaten ve gitti elini öptü. Ve dedi; “siz kutubsunuz efendim” dedi. Değil mi? Açıkça söyledi. Sen kutub olan kendi Şeyhine bunu söylüyorsan yarın, öbür gün Mahmut Hocamıza da bunu söylersin. Çıkarınla da çatıştığında kendi cemaatine de cephe alırsın. Allah vermesin.
ALTUĞ BERKER: Doğru söylüyorsunuz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Bu çok çok anormal bir hareket, tabii ki aklı vardır. Tabii ki vicdanı vardır, yeteri kadar vardır. Onunla bu hatasını tam anlamıyla tashih edip, düzeltecek. Özetle şimdi Selma Hanım bir yazı yazmış, uzun bir yazı ama okuyayım en iyisi. “Hocam ben sizi çok iyi anlıyorum. Siz örnek olmak amaçlı bu tür buluşmaları bize izletiyorsunuz. İnanmayan ya da bilgisiz kişilerle nasıl konuşacağımızı öğretiyorsunuz. Şu anda da onu açıklıyorsunuz ve verdiğiniz örneklerde de hep Museviler, Hıristiyanlar hatta ateistler de geçiyor. Ben sizin uzun süreden beri takipçinizim babam ve ailem de izliyor. Bu ahir zamanda yaşamamızdan mıdır nedir? Bilmem. İnsanlarda bir inanç arayışı var o yüzden reiki, meditasyon, yoga gibi şeylere yöneliyorlar ve bu kültürel faaliyetlerden İslamiyet’ten tasavvuftan da etkilendikleri anlaşılıyor. Öyle sorularla geliyorlar ki karşınıza, ne olur bir gün bu konuya da değinin.
Çok sevdiğim kişiler ve hatta boş yaşamayan İslamiyet’e hizmet etmeye kalksa çok iyi olacak insanlar var. Bazı çalışmalar içine girmiş yok enerjili yok bilmem neylisi onlardan birisi ne bileyim bir yoga görüşünü karşınıza alıp bize örnek olsanız” diyor, Selma Hanım. Tamam. Benim Budizm ile ilgili ve bu konularla ilgili sitelerim var. Ama olabilir yani o tarz, o düşünceleri de isterseniz soru olarak göndersinler orada, o şekilde cevaplayayım. Selma Hanım öyle yapsın soru olarak göndersin, inşaAllah.
“Sayın Hocam, Can Dündar’ın Atatürk hakkında bulduğunu iddia ettiği belgelerin aslı astarı var mıdır? Hocam adresi yazıyorum. Hocam incelerse, inşaAllah. Yüce Allah’ın izniyle bu konuyu aydınlatmanıza vesile olursanız Allah’a şükür ile tesbih ederiz, inşaAllah Hocam” diyor. Ben Can Dündar’ı bilmiyorum ama Atatürk’ün dindar olması, milliyetçi olması bayağı bir kesime dokundu. Acayip ciğerlerine oturdu böyle. Hangi birini gizleyeceksiniz? Atatürk’ün hadi bir sözünü gizledin. İkinciyi gizledin. Üçüncüyü gizledin, onuncuyu, yirminciyi. Hangi birini gizleyeceksiniz? Git Anıtkabir’e bak. Cebinden hiç çıkartmadığı Kuran vardır, cebinde. Sırf bu yeter. Hayatı boyunca cebinde taşımıştır, Kuran’ı. Bunun üstüne daha lafa gerek var mı? Nereye gitse yanında, açıyor Kuran’ı okuyor. Ve Kuran okunduğunda da müthiş zevk alan bir insandır Atatürk.
“Tüylerim diken diken oluyor. Senin de oldu mu?” diyor. Arkadaşına soruyor, inşaAllah. Böyle heyecandan ve sürekli Kuran’ın derinliklerini anlamlarını araştıran insan. Elmalılı tefsirini yaptırmıştır. Buhari tefsirini yaptırmıştır. İmam Hatip okullarını açtırmıştır. İlahiyat Fakültelerini açtırmıştır, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdurmuştur. Anadolu’ya binlerce Kuran dağıttırmıştır. Bizzat kendisi çıkıp hutbe okumuştur namazda. Allah’a karşı saygısını, sevgisini, hayranlığını anlatan yüzlerce konuşması var Atatürk’ün. Ben bizzat kendi manevi kızı Ülkü’den dinledim. Sen var mıydın Ülkü Hanım konuşurken? Sen de vardın. Bizzat kendisi anlatıyor yani Ülkü Hanım. Gitsin sorsunlar. Can Dündar’a soracaklarına Ülkü Hanım’a sorsunlar. Yanında bizzat canlı şahit yanında. Can Dündar daha dünkü çocuk. Bıraksınlar bunları. Atatürk, "hayat güzel olsun, insanlar güzel olsun, özgür olalım, kafamız özgür olsun. İstediğimiz gibi konuşalım. Müslüman Müslümanlığı açıkça yaşasın. Dinsiz de dinsizliğini açıkça yaşasın" dedi, yaptığı bu. Dinsizi sen zorla Müslüman yaparsan buna münafık derler. Münafık da en ehşet varlıktır. Çok tehlikelidir. Dinsizse adam merdane söylüyor işte açıkça söylüyor. “Ben dinsizim” diyor. Senin yapacağın ona şefkat duymaktır. Merhamet edip doğru yola gelmesi için gayret etmektir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Cümlesi şöyle Hocam demin söylediğiniz. Atatürk bazı kereler çalışırken okuduğu tefsirlerin etkisinde kalırdı ve “Hey büyük Allah’ım Kuran’a inanmayan kafirdir. Bize nasıl yol gösteriyor. Kuran’ı tüm dünyaya okutmalıyız derdi" sonra o an yanındaki bizlere ‘okurken ruhum coşuyor size de oluyor mu?’ diye sorardı” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Çok nadir insanda olur böyle Kuran bilgisi. Bir de Atatürk alimdir. Yani Kuran’a tam vakıftır bu pek bilinmiyor. Yani çok iyi Kuran bilgisi vardır. Hangi hocayla karşılaşsa hemen açıyor mesela ayetten şu Sureyi bana anlat diyor, eksiğini görüyor. “Şu yanlış, şunu yanlış söylüyorsun” diyor, onu düzeltiyor. Yani Arabi Huruf’la Kuran’ı düzgün okuyan bir insan. Kuran’ın sırlarını araştıran bir insan Atatürk. Tabii öyle mealinden de okumuyor. Direk Arapça orijinalinden okuyor yani, inşaAllah. Berker Hocam ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER:Hocam Kehf Suresi’nde dediniz iki gün önce. “Önce küçük bir talebe topluluğu ailelerinden ayrılmış, ailelerinden hicret etmiş bir arada yaşayan küçük bir talebe topluluğu anlatılır. Sonra Hz. Hızır (a.s.)’ın batın ilmi insanlar tarafından Hz. Hızır (a.s.)’ın dışlanması ve ondan uzak durmalarını görüyoruz. Arkasından İslam ahlakının dünya hakimiyeti. Baştan sona Kehf Suresi Mehdiyeti anlatır. Peygamberimiz (s.a.v.); “deccal çıktığında Kehf Suresi’ni okuyun” diyor. Bu ne demek? Çözüm orada. Bu ne demek? Mehdiyet, Kehf Suresi’nde anlatılıyor demek” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, zaten Peygamberimiz (s.a.v.)’in bununla ilgili çok fazla hadisi var. Hep deccaliyet ve Ahir zaman için “Kehf Suresi’ni okuyun” demiştir, inşaAllah. Bütün sırlar, bütün detaylar Kehf Suresi’nin içerisindedir, inşaAllah. Biz tabii bir kısmını anlatıyoruz ama yani yüzlerce detay var, Kehf Suresi’nin içerisinde. Zamanı geldikçe bir kısmını anlatıyorum, bir kısmını anlatmıyorum.
Bismillah. Taha Suresi. Selamını almadığım herkese aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve bereketühü diyorum. Şeyh Ahmet Yasin Hocamın da ellerinden öpüyorum. Ona da ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü diyorum, inşaAllah. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi onun ve diğer onu seven talebelerinin üzerine olsun. Bütün milletimize Allah bereket, bolluk, güzellik, iç huzuru, neşe ve kardeşlik duygusu nasip etsin, inşaAllah.
Taha Suresi, 123. “Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir” bak, “artık size Benden bir yol gösterici gelecektir. (bir mürşit, bir Mehdi (a.s.)). Kim Benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz". Tabii bu Peygamberlere bakan bir ayet. Yani Peygamberlerin geleceğine bakan bir ayet ama ahir zamana bakan yönüyle genellikle tefsir ettiğimiz için “artık size Benden bir yol gösterici (bir mürşit, bir Mehdi (a.s.)) gelecektir; kim Benim hidayetime uyarsa”. Hidayet ne demek? Mehdiyet. “Kim Benim” Mehdime uyarsa (hidayetime uyarsa) artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz". Şaşırıp sapan nedir? Deccaliyettir, şaşırıp sapma. Deccalin özelliği şaşırıp sapmıştır. Şaşırıp sapmaz, deccalin yoluna gitmez. Deccal ne yapar? Mutsuzluk meydana getirir. Mehdi (a.s.)’a uyan mutsuz olmaz. Mutlu olacaktır. Ebcedi tam 1982 tarihini veriyor. Mehdi (a.s.)’ın göreve başladığı yılın bir sonraki yılı.
Bismillah. Taha Suresi ve Meryem Suresi’nin olduğu sayfayı açmışsın. “Onlara karşı acele davranma; Biz onlar için ancak saydıkça sayıyoruz”, 84. ayet. 19. Sure, 84. ayet. 19’la 84’ü bir araya getirirsek. 1984 olur. 84 Mehdiyetin yeni başladığı, yeni geliştiği, belki de Mehdi (a.s.) talebelerinin acele ettiği, zorlu bir dönem 1984. Ayette ne diyor? “Onlara karşı acele davranma. Biz onlar için ancak saydıkça sayıyoruz”. Gittikçe gün yaklaşıyor. 2021’ler, 2023’ler Müslümanlarındır, inşaAllah. 80’lerde başlayan hareket, değil mi? 2020’lerde, 2021, 22, 23’lerde bitmiş olacak, inşaAllah.
Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ta, Ha.” Bu hurufu mukattanın da sırları inşaAllah İsa (a.s.) zamanında Mehdi (a.s.) zamanında geniş çapta bilinmiş olacak. “Biz sana bu Kuran'ı güçlük çekmen için indirmedik”. Kuran neymiş? Bize güçlük getirmiyor. Ne getiriyor? Özgürlük, neşe, sevinç, kafa berraklığı, zincirlerin kırılması, ruhumuzun açılması ve güzelliklerin hepsini. Dolayısıyla bize güçlük getirmiyor. “Biz sana Kuran’ı güçlük çekmen için indirmedik”. Gericiler, yobazlar ne ister? Güçlük çekmemizi ister. Namaz güç olsun, oruç güç olsun, zekat güç olsun, her şey güç olsun, dostluk güç olsun, arkadaşlık, gülmek. Gülmek de yasak, gülemiyorsun. Yemek yemek güç olsun, sokağa çıkmak güç olsun, Cenab-ı Allah ne diyor? “Biz sana bu Kuran'ı güçlük çekmen için indirmedik”. Adamlar nasıl güçlük çıkaracağını bilemiyor. Nasıl çıkarıyor? Hurafeyle. Hurafe ekledinde hayat içinden çıkılmaz hale gelir, Allah esirgesin.
ADNAN OKTAR:Evet, Şeyh Ahmet Yasin El Bursevi Hazretleri Cübbeli Ahmet Hocaya gönderdiği mektup, şu an orijinali elimde. Fakat gönderdiği için, yani özel mektup olduğu için okumuyorum. Ama Hocamız emrederse tabii okurum, inşaAllah. Ama bana gönderdiğini okuyorum ama oraya gönderdiği özel mektup olmuş oluyor. O, benim bilgilenmem için göndermiş. Dolayısıyla ben bilgilenmiş oldum, biliyorum, inşaAllah. Ama tabii Cübbeli’nin kafası alıyorsa, anlıyorsa yani. Allah hidayet versin, Allah aklını açsın, inşaAllah.
Bismillah. Nisa Suresi, “Mesih ve yakınlaştırılmış (yüksek derece sahibi) Melekler, Allah'a kul olmaktan kesinlikle kaçınmazlar” (Nisa Suresi, 172). Bak, bir tek İsa Mesih (a.s.) için Allah bunu söylüyor. Hiçbir Peygamber için söylemiyor. “Yakınlaştırılmış (yüksek derece sahibi) Melekler, Allah'a kul olmaktan kesinlikle kaçınmazlar.” Sürekli ibadet ediyor Melekler. İsa Mesih (a.s.) ne yapıyor? O da ibadet ediyor, namaz kılıyor. Ölmüş olsa ibadet edemeyecekti. Ölmediği için, canlı olduğu için Allah Katında ibadete devam ediyor. Allah da ona dikkat çekiyor bak, “Mesih ve yakınlaştırılmış (yüksek derece sahibi) Melekler, Allah'a kul olmaktan kesinlikle kaçınmazlar. Kim O'na ibadet etmekten kaçınırsa büyüklenirse bilmeli ki onların tümünü huzurunda toplayacaktır”. Ağrına gidiyor adamın secdeye kapanmak, kıyam etmek ağrına gidiyor, yapmıyor.
Hz. İsa (a.s.)’ın sağ olduğuna dair de delil hükmünde bir ayettir, Nisa Suresi’nin 172. ayeti. “Ama iman edenler ve salih amellerde bulunanlar”, yani samimi tavırda bulunanlar, samimi yaşayanlar, “onlara ecirlerini eksiksiz ödeyecek” onlara sevaplarını ödeyecek. “Ve onlara Kendi fazlından ekleyecektir de.” Yani “fazla fazla sevap vereceğim” diyor, Allah. “Kaçınanlar ve büyüklenenler, onları acıklı bir azapla azaplandıracaktır ve kendileri için Allah'tan başka bir (vekil) koruyucu dost ve yardımcı bulamayacaklardır”. Dünyada da sürünüyorlar öyle tipler, aşağılanıyorlar. Rezil, rüsva, hep böyle perişan, sıkıntı, acılar içerisindeler. Ahirette de Allah intikam alıyor sonsuza kadar.
“Ey insanlar Rabbinizden size 'kesin bir kanıt (burhan)' geldi (Kuran) ve size apaçık bir nur (Kuran) indirdik”. 174. ayet. Bak kapalı değil. “Size apaçık bir nur (Kuran) indirdik”. Allah, Tevrat ve İncil için de aynı şekilde “nurdur” diyor, Allah, inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...