SUNUCU:İyi akşamlar, sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Gaziantep Olay TV, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV aynı zamanda harunyahya.tv sitemizden canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Buyrun nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Berker hocamdan destur almadan başlamıyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Hocam bugün haberlerde CafeSiyaset isimli internet sitesinde ilginç bir yazı vardı. Benazir Kandemir Muhcu ismiyle yayınlanıyor. Bir yazı vardı Hocam bazı ilginç tespitleri var. Yazının başlığı “Genç Kızların Tercihi Behlül Değil Cübbeli.” Şöyle diyor ; “Son zamanlarda da Cübbeli Ahmet Hoca’nın da cehalet ve fitne kılıcıyla kellesi alınmak isteniyor. İftiralardan medet uman farklı örgütler ise sivrilip en temiz ve en doğru benim çabasında. Yani cemaat içindeki rahatsızlıktan hoşnut olan dindar insanlar var. Hocaefendinin farkında olmadan bazı yanlışlara düştüğünü de görmezden gelemiyorum. İyi niyetinin ve bilinçlendirme hevesinin onu zor durumlara düşürdüğünü, reklam peşinde olduğunu düşünülmesine sebep olduğu kanaatindeyim. Tabii onun bu halinden yararlanmak isteyen medya da bu fırsatı iyi değerlendiriyor” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani anlatmak istediği nedir burada?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Cübbeli tabii bazı yanlışlara düşmüş diyor. Ancak iyi niyetli tebliğ yapma gayretiyle çıkıyor ama reklam yapıldığı sanılıyor bu gayretlerinin diyor.
ADNAN OKTAR:Senin kanaatin nedir?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Yani hal ve hareketlerine dikkat etmesi gerektiğini herhalde, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Söylemek istiyor.
ALTUĞ BERKER:Allah-u alem, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Güya kendince çok kötü bir yöntemle dalga geçmiş Cübbeli’yle. O, kızlar beni beğensin diye ortaya çıkmıyor ki garibim, yani kendi halinde bir insan. İki kişinin kolunda gidiyor, ondan sonra bastonla zor ayakta duruyor. Böyle adama yok seks kaseti yaptı diyorlar, yok işte bilmem şudur budur falan. Bunlara gerek yok bunlar münasebetsiz hareketler. Fakat Cübbeli’nin hataları öyle arkadaşın örtbas edeceği gibi alelade hatalar değil, çok büyük ve galiz hatalar. O kendi kafasınca, Cübbeli’yi temize çıkartmaya çalışmış sezdirmeden ama çok kötü yöntemle yapmış, küçük düşürerek yapmış. Çok kötü bir stil uygulamış, bir de yaptığı yöntemde Cübbeli’nin galiz eksikliğini dile getirmeye gerek duymamış. Bir kere İttihad-ı İslam en büyük farzdır. Yani İttihad-ı İslam’ı savunmayan Kuran’ı savunmuyor demektir zaten. Kuran’ı kökten savunmuyor anlamına gelir. İttihad-ı İslam’ı savunmadıktan sonra, daha ondan sonra anlatılacak bir konu kalmaz bir insan için. Anlatsa da hükmü olmaz. Allah’ın dininin dünyaya hakimiyetini istemiyorsa bir insan, bitmiştir; inanç açısından, çok acayip bir konumdadır. Ama İslam’ın dünyaya hakimiyetini istiyor da İttihad-ı İslam’ı söylemiyorsa bu da açıklanır bir şey değil yani çok çok acayip bir durum oluyor. Onun için bunu böyle iki sözle geçiştirmeye kalkması olmaz. İkincisi Cübbeli insanların dikkatini dağıtıyor. Yani iman hakikatleri, insanların imanını güçlendireceği yerde, insanların şevkini, heyecanını artıracağı yerde, insanları hurafelere çekip, Kuran’ı, İslam’ı, sünnetin uygulanmasını çok güç gibi gösteriyor. Yani yaşanması adeta imkansız gibi gösteriyor. Bu da İslamiyet’e çok büyük bir zarardır. Onun meydana getirdiği tahribatı düzeltmek çok güçtür, çok çok zor olur. Bir kere deccaliyeti ve Darwinizm’i, materyalizmi görmezden geliyor. Hiç yerine koyuyor. Yani dünyanın %99’unu kaplayan bir felsefeyi, batıl bir dini, bir putperest dini hiç yerine koyuyor.
ALTUĞ BERKER:Siz deccalden uzun zamandır bahsediyorsunuz. Dün bahsettiniz. Risale Haber deccal ile ilgili sizin anlattığınız konuyu aynen almış hocam, Üstad’ın eserlerinden. Bugün konu edinmiş onu.
ADNAN OKTAR:Biz tabii uyardıkça yavaş yavaş akıllarına geliyor, İttihad-ı İslam akıllarına geliyor. Geçenlerde İttihad-ı İslam’ı koydular ilk defa gödük. Ama bir kereliğine mahsus. Sonra yine bitti o çalışma.
ALTUĞ BERKER:“Deccalin 3 istibdat devresi vardır” diye bugün girişte de, başlıklarda da konu edinmişler yazıyı da eklemişler Hocam inşaAllah. Vesile oluyorsunuz Hocam Allah razı olsun. O pek işledikleri bir konu değildi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, deccaliyetten bahsetmek birçok yerde yasak. Mesela bak onlar deccaliyeti anlatırken, Mehdiyet’in deccaliyeti ortadan kaldıracağını da çok iyi vurgulamaları gerekir. Çünkü deccaliyet halen devam ettiğine göre ve bütün şiddetiyle devam ettiğine göre ve dünyanın da %99’unu kapladığına göre, hatta Nur talebeleri bile kendi aralarında bölünüp parçalandıklarına göre, demek ki deccaliyet çok çetin bir şey, çok yaman bir şey. Henüz bakın Müslümanlar paramparçalar. Bölünmüş haldeler. Kendi aralarında gruplara da ayrılmış durumdalar ve bir kısım gruplar da birbirlerinden hoşlanmıyorlar, bir mücadele hali var. Ama asıl olan %99 dinsizliğin dünyaya hakim olması. Buna karşı en etkili yol, onların kendi kullandıkları silahlarla onları etkisiz hale getirmek. Onlar bilim ve felsefe ile ortaya çıkıyorlar. Bediüzzaman da diyor; “Fen ve felsefenin tasallutuyla, maddiyun ve tabiiyyun taunu, beşer içinde intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır” diyor Mehdi (a.s.)’nin birinci görevi. “Bu birinci vazife çok zaman tedkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden, Hazret-i Mehdi (a.s)’nin, bizzat bu görevi yapmaya vakti ve hali müsaade etmez” diyor. “Ondan evvel bir taifenin uzun tasdikatı ile yazdıkları eserleri kendisine hazır bir program yapacak, onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak. Bu vazife için ihtiyacı olan kuvvet ve manevi ordusu, yalnız ihlas, sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip bir kısım şakirdlerdir” diyor. “Her ne kadar da az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. Bak talebelerinin azlığından da bahsediyor, kalitesinden bahsediyor, güçlerinden bahsediyor, Mehdi (a.s.)’nin bu görevi yapacağını ve Darwinizm’i, materyalizmi bitireceğini söylüyor. Çok açık söylüyor Bediüzzaman. Kendisinin Darwinizm ile ilgili Bediüzzaman’ın hiçbir çalışması olmadı. Tamamen Mehdi (a.s.)’ye bırakmıştır. Yani Darwin’in adını bile anmadı. Sadece maddiyun ve tabiiyyun taunu. Taun, “büyük bir taun var” dedi Bediüzzaman. Büyük bir hastalık var bundan bahsetti. “Beşer içinde intişar etti” dedi. Onu yarım susturacak demiyor Bediüzzaman “tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır” diyor. Tam susturacak. Mehdiyet budur. Bediüzzaman ben tam susturdum, tam bitirdim demiyor. Bunu Mehdi (a.s.) bitirecek diyor ve bunu talebeleriyle yapacak diyor. Detay veriyor. Talebelerini nasıl kaybedeceksin? Mehdi (a.s.)’yi nasıl kaybedeceksin, değil mi? Şahs-ı manevi ile geçiştirilecek bir konu değil bu. Bu Nur talebeleri içerisinde de çok büyük bir fitne unsurudur. Ve ahir zamanın büyük mucizelerinden bir tanesidir. Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.)’yi şahıs olarak alenen söylemesine rağmen, açıkça söylemesine rağmen, vaktini ve yerini bildirmesine rağmen, yapacağı çalışmaları bildirmesine rağmen, üç görevin üçünü de yapacak demesine rağmen, dil eğip bükerek alenen yalan söyleyerek, insanları aldatarak, yani açıkça söyleyeyim sahtekarlık yaparak, dürüst olmadıklarını da insanlara vurgulayarak, samimi olmadıklarını vurgulayarak, çok kötü bir yöntemle kendilerini de batırıyorlar, Müslümanları da mahvediyorlar. Kendilerinin dürüst olmadıgını vurguluyorlar, Müslümanların, kardeşlerinin de dürüst olmadıklarını vurguluyor. Sen orada o kadar galiz açıkça yalan söylersen adam senin hangi sözüne inanır? Çünkü bir noktada yalan söylemiyorsun ki, Risale-i Nur’da o kadar çok yerde geçiyor ki bu konu. Her yerinde yalan söylemek durumunda kalıyorsun. İsa (a.s.) konusunda da yalan söylüyorlar, Mehdi (a.s) konusunda da yalan söylüyorlar. Yalan yalan yalan yalan yalan önü arkası yok. Yani bunun için bir sebep yok ki, bir amacı yok. Mesela ben Mehdi (a.s)’yi, onların gizlediği Mehdi (a.s)’yi anlattım, ne kayıp ettik? Ne oldu? Yer yerinden mi oynadı ne oldu? Hiçbir şey olmadı. Yıllarca boş yere gizlemişler bak. Bütün dünyaya anlatıyorum ben şimdi, geceli gündüzlü herkes duyuyor. Masonu da duyuyor, dinsizi de duyuyor, imansızı da duyuyor. Mason derken ateistleri de var onların, dindarlar da var, Museviler, Hristiyanlar duyuyor, herkes duyuyor. Yer yerinden de oynamadı, hiç bir şey olmadı. Ne gerek! Televizyona çıkıyorlar, adam ne diyeceğini şaşırıyor. Her biri ayrı yalan söylüyor ve çok müşkül durumda kalıyorlar. Bu kadar dil eğip bükmeye gerek yok. Dürüstçe anlatın. Cübbeli de bu ekibin içine bir yönüyle girdi. O da önce Mehdiyet’i büyük bir coşkuyla anlatıyordu, heyecanla anlatıyordu. Baktı işine gelmeyen bir durum var. Mehdi (a.s.)’dan vazgeçti adam, İsa (a.s.)’ın gelmesinden de vazgeçti, İttihad-ı İslam’dan da vazgeçti korkudan. Kardeşim Mehdi (a.s.)’ye karşı hadi bir şeyin var, alerjin tuttu, İttihad-ı İslam’dan ne istiyorsun? İttihad-ı İslam’ı savun. Diyor ki: “İttihad-ı İslam’ı savunursam yine Mehdi (a.s.)’ye yardım etmiş olurum” diyor, “yine istemem” diyor. “Yine Mehdiyet’e yardım etmiş olurum” diyor. Bütün Kuran’a hakim olan bir farzı terk etti. İttihad-ı İslam’ı savunmuyor şu an. Kimse de şaşırmıyor. “Hemşerim niye yapmıyorsun? Niye İttihad-ı İslam’ı savunmuyorsun?” demiyor. Geçenlerde sadece Flash TV’de bir muhterem insan böyle var saygılı, efendi ve güleryüzlü bir insan var, programı sunarken, herhalde sunucu anladığım kadarıyla veyahut orada görevli bir insan, bilmiyorum. O sordu “İttihad-ı İslam hakkında ne istiyorsunuz?” dedi. Cevap vermedi. Bir daha sordu yine cevap vermedi. Bir daha sordu yine cevap vermedi. Geçiştiriyor. Baktı ki adam niyeti yok cevap vermeye, vazgeçti. Bu çok çok vahimdir. Yani İttihad-ı İslam’ı savunmaktan vazgeçmesi, Müslümanlar’ın birliğini savunmaktan vazgeçmesi. Eski konuşmalarında yeri göğü birbirine katıyor, o kadar çok ki konuşmaları. Var mı Cübbeli’nin başka bugün yeni olan kasetleri? Tamam bir bakalım ona.
VTR: Cübbeli, İslam’ın dünya hakimiyetinin çok yakın olduğunu anlatıyor
ADNAN OKTAR: Evet, daha önceki yine Mehdi (a.s.) ile ilgili konuşmalarını, hepsini dinlemiştik. Bunları artık anlatmıyor ama biz en istemediği şeyi sürekli yapmaya devam edeceğiz, inşaAllah. Bu konuda mesela Bediüzzaman bir vakit belirtiyor. Adam çıkıyor, “yüz sene” farz edelim söylemiş, o “yüz” kelimelerini çıkartıyor; geçen gün anlattım, Alenen bütün Türkiye’nin gözü önünde yapıyor. Mesela bakın şu Risale-i Nur Külliyatı başka bir firmaya ait. Bunda alenen çıkartmalar var, yani cümleler net olarak çıkartılmış. Mesela diyor ki: “Ta ahir zamanda,” diyor Bediüzzaman “hayatın geniş dairesinde (dünya çapında) Risale- i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri, yani Mehdi ve şakirtleri” yani Mehdi (a.s) ve talebeleri bu kelimeyi çıkartmışlar, bu cümleyi çıkartmışlar. Mehdi (a.s) ve talebeleri yok. Orijinalinde var, Bediüzzaman’ın el yazmalarında var, o devirde basılan kitaplarda var; arkadaşların kitabında yok. Sonra “öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki; herşeyi kendi hesabına aldığı için, farazâ hakiki beklenilen” bak hakiki beklenilen “ ve bir asır sonra gelecek olan o zât dahi” diyor. “Ve bir asır sonra gelecek,” o zat kelimesini de “bir asır sonra gelecek” cümlesini çıkartmışlar. Bu da yok. İsterseniz açıp göstereyim. Evet, bakın burada yok. Bak burada “yani Mehdi ve şakirtleri” kelimesi çıkartılmış, “asıl sahipleri, Cenab-ı Hakk’ın izni ile gelir” diyor. Sadece onu koymuş ve “Mehdi ve şakirtleri” çıkmış. Mesela Samanyolu TV’de de, Mehtap TV’de de “yüz yıl” o ibare çıkartılmış. İki yerde çıkartılmış “yüz yıl”. Çünkü “yüz yıl” dediği hicri 1400’ü veriyor. Üç yüze, yüz ekledin mi 1400 yapıyor onu çıkartmışlar. Cübbeli ayrı kapatmaya çalışıyor. Onun için Mehdiyet’e karşı bizzat kendi Müslümanların içerisinde çok yoğun bir karşı hareket var. Yani Mehdi (a.s.)’den bahsettirmemek, Mehdi (a.s.)’ı konuşturtmamak, Hz. İsa (a.s.)’dan bahsettirmemek, Hz. İsa (a.s)’ın gelişini gizlemek, öldü demek, veyahut şahs-ı manevi demek veyahut işte 570 yıl sonra gelecek demek, buna karşı samimi olan Müslüman kardeşlerimiz yek vücut olsunlar. Çok akılcı olarak her yerde bu anormalliği anlatsınlar. Yani bu örtbas edilecek bir konu değil. Şeyh Ahmed Yasin Hocamız’ın yeni konuşması, tamam bakayım.
VTR: Şeyh Ahmed Yasin Bursevi Hazretleri Hz. Mehdi (A.S.) Konusunda Sayın Adnan Oktar’ın Çalışmalarını Tavsiye Ediyor.
ADNAN OKTAR:Evet, Berker Hocam senin anlatacağın bir şey var mı şu an?
ALTUĞ BERKER:Hocam Sayın Dışişleri Bakanımızın “Osmanlı Milletler Topluluğu hayali” isimli bir haber var Milliyet Gazetesi’nde. Amerika’da Washington Post Gazetesi Davutoğlu ile ilgili bir röportaj yapmış. Sayın Davutoğlu “İngiltere’nin kurduğu milletler topluluğunu örnekler göstererek Türkiye’nin eski Osmanlı toprakları üzerinde Balkanlarda, Orta Doğu ve Orta Asya’da liderlik kurabileceğini” söylemiş. Gazete Davutoğlu’nun bu hedefine destek vererek Türkiye’nin nükleersiz bir İran, demokrat bir Irak, NATO’nun etkili olduğu bir Afganistan istediğini ve gerçek bir Müslüman demokrasi modeline sahip olduğunu, bunun da diğer ülkeler açısından olumlu bir gelişme olduğunu belirtmiş hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Dışişleri Bakanımız Davutoğlu, ahir zamanda Cenab-ı Allah’ın Mehdiyet zamanında böyle bir Dışişleri Bakanı yaratmış olması, görevlendirmiş olması, Ahir zamanın bu güzelliğinin, Mehdiyet’in gelişmesinin, hâkim olmasının açık alametlerinden bir tanesi. Mesela tam zıttı da olabilirdi, mükemmel uyumlu tam Mehdiyet’e hizmet eden, Mehdiyet’e kapı açan ve ılımlı yaklaşan, sevgiyi esas alan ve Mehdiyet’in ruhu ile hareket eden bir Dışişleri Bakanı, bakın bu çok önemli. Kanla, silahla, baskı ile değil. Sevgi, şefkat, merhamet, dürüstlük, iyilik ve güzellikle ortaya çıkan bir insan, Mehdiyet’in manevi himmeti, manevi gölgesi, ruhaniyeti içersinde hareket ettiği açık açık görülüyor. İnşaAllah. Onun için gayet güzel netice alacağız. Ama Mehdiyet’in gizlenmesiyle ilgili olarak, örtbas edilmesi ile ilgili olarak bir kısım kardeşlerimizin çok vahim çalışmaları var. Daha önce de söyledim, iyi niyetle yapanlar, samimiyetle yapanları tenzih ediyorum. Şöyle; Mehdi (a.s.) bilinirse, falancı kişi Mehdi (a.s.) olarak düşünülürse belki ona zarar mı gelir? Yahut engellerler mi? Veyahut ona bir şey olsa ne olur? Ve hakikaten olacak mı acaba gibi vesvese edenler olabilir. Veyahut zayıf imanlı olanları tedirgin etmemek için örtbas eden insanlar olabilir, böyle kişiler vardır. Ama ben hainliğine yapanları burada eleştiriyorum, samimiyetsiz olanları eleştiriyorum. Yine iyi niyetle yapar ama, tabii bizim de şiddetle eleştirdiğimiz çok yanlış hareket eden kardeşlerimiz var. O Mehtap Tv’de çıkan konuşmanın bandı var mı bizde? Evet, o bandı yayınlayalım.
VTR: Mehtap Tv Çınaraltı Programından Bir Bölüm
ADNAN OKTAR:İyi tamam da bu sadece filmin sunulması değil. Bizim kast ettiğimiz oradaki o yanlışın vurgulanması, ben bu filmi kast etmedim. O gelmemiş, yanlış gelmiş evet, orada karşılaştırmalı olarak hazırlayın, film olarak hazırlayın. Orda Bediüzzaman nasıl açıkça “yüz sene” diyor. Alt tarafa da yine “yüz sene” diyor, o “yüz” seneyi nasıl çıkartmışlar, hangi eserlerde çıkartmışlar, nasıl yapmışlar bunu film olarak hazırlayın. Ben burada da anlatabilirim ama film olarak hazırlarsanız daha iyi olur. Yakın çekimle zumla gösterin. Özellikle kitabın orijinalinden gösterin o şekilde hazırlayalım. Evet, Berker Hocam seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah hocam, bugün başka bir haberde hocam. Türkiye ile Sırbistan vatandaşlarının vizesiz dolaşmalarına ilişkin antlaşma 3 Aralık tarihinde yürürlüğe girmiş Hocam inşaAllah. İki ülke arasında gidiş-gelişler şu anda vizesiz olarak gerçekleşiyor maşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: Ama işte asıl istenen vize değil, pasaport. Yani vize kısmen ama bizim asıl istediğimiz pasaportların kalkması, yani nüfus cüzdanı ile gidebilmek gerekiyor.
ALTUĞ BERKER: Hocam siz bunu yıllardır söylüyorsunuz inşaAllah. 1200’ü aştı söylediklerinizin gerçekleştiği; Sırbistan kapısı açıldı bugün inşaAllah vizeler kalktı. Siz 2009 18 Ocak’ta; “ yani pasaport ve vizenin kalkması, sınır kapılarının açılması, askeri, siyasi, politik bir ittifak yapılması gerekir” diyorsunuz İslam ülkeleri arasında bütün il sınırlarının kapsayacak alanda. Daha da eski hocam söyledikleriniz. Bu röportajlarınızda yazılarınızda daha da eski Allah’ın izniyle gerçekleşiyor şu anda inşaAllah. ,
ADNAN OKTAR: Başka var mı anlatacağın Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER: Hocam Sayın Başbakan’ın bu yıl Caferilerin inşaAllah Kerbela toplantısında ilk defa bir Başbakan katılmış Hocam. Bu yıl Kerbelayı Başbakan Erdoğan’la birlikte kutlayacaklar daha doğrusu Hocam inşaAllah. Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir başbakan Caferi vatandaşların Kerbela kutlamalarına katılıyormuş. Türkiye Caferileri Lideri Sözcüsü; “tüm Sünni, Alevi ve Caferi vatandaşları yan yana getiren böyle bir merasime Başbakan’ın katılımının büyük bir sevgi ve saygıyla karşılandığını” söylemiş. Caferi vatandaşlarda büyük bir heyecan oluştuğunu söylemiş inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu da Mehdiyet’in bir alameti bak Cübbeli ne diyor “doğrayalım” diyor değil mi? “Şiileri, Caferileri doğrayalım” diyor. Başbakan ne diyor, “sizleri sevgiyle bağrıma basıyorum” diyor. İşte bu Mehdiyet’tir. Bu Mehdiyet’tir, sevgiyle bağrına basmak Mehdiyet’tir. Doğramaya kalkmak zulümdür.
ALTUĞ BERKER: Hocam Yeni Asya’dan Ali Ferşadoğlu’nun bir yazısı var. Sizin konuşmalarınızla tamamen paralel bir yazı inşaAllah. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılma sebebinin, bazı İslami aydınların 1850’li yıllardan sonra başlayan deccalizmi fark edip, teşhis edememeleri olduğunu yazmış. Deccalizmin, Darwin, Lenin, Marx gibi kişilerin ideolojilerinin materyalizm ve komünizm şeklinde ortaya çıktığını, ve Osmanlı aydınlarının bu tuzağa düştükleri için, Osmanlı’nın ayakta kalamadığını, söylemiş hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Darwinizm’den bahsediyor mu hocamız burada?
ALTUĞ BERKER:Ediyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çok güzel, teşhis tam.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah sizin vesilenizle Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman’ın zamanında, Bediüzzaman Darwinizm’e dokunmamıştır. Demin de söyledim, onun Mehdi (a.s.) zamanında yerle bir edileceğini, söylemiştir. Hatta Hz. İsa (a.s.) ile birleşerek Mehdi (a.s.) dünyadan bütün deccaliyetin Darwinizm vesilesiyle gelişen sistemlerini de ortadan kaldıracağını söylemiştir. Ama asıl öldürücü darbeyi indirecek olan Mehdi (a.s.)’dir, Darwinizm’e ve materyalizm’e. Bediüzzaman’ın ifadesine göre bu açıktır. Az bir talebe topluluğuyla bu büyük başarıyı elde edeceğini belirtmiştir.
ALTUĞ BERKER:Bugün Gazetesi’nde Hüseyin Yılmaz; Cübbeli hakkında bir yazı yazmış bugün Hocam. “Cübbeli’nin Teke Tek Proğramlarından birinde, Bediüzzaman hakkında bazı ithamlarda bulunduğunu, ancak bazı hamiyetli Müslümanların ikazı sonrasında Nur talebelerinden özür dilediğini” söylemiş. Son kaset olayı içinde kendisine Üstadın çok önemli sözünü hatırlatmış. Üstad; “Dini konularda, inkarcılara benzemeye çalışarak ya da yaptıklarına müsamaha göstererek yanaşırsanız, ya onlardan olursunuz ya da dalalete düşersiniz” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Canım şimdi orada ona muhtemelen bir tuzak kurdular, bir oyun oynadılar. Çünkü o tip bir olayın içine girecek ne sağlığı müsait, ne hali müsait; ayakta duramıyor yani, iki kişi koluna girip bastonla yürüyor. Oturup ona öyle bir söz söylemek, vicdanlı bir hareket değil, ama nasıl bir teknoloji ile yaptılar bunun analiz edilip topluma açıklanması gerekiyor. Cübbelinin bu konuyu böyle “bana iftira atıyorlar” deyip, kapatması doğru olmaz. Binbir türlü izdifam meydana geldi insanlarda. O kadar çok çeşit hikaye dönüyor ki şu an ortamda, bu böyle olmaz. O kasetin teknik incelemeye alınması gerekir. Hangi yöntemle bu elde edildi, çok basit bunun tespit edilmesi. Eğer dediği gibi ise kaset, o şekilde yapıldıysa, yani teknik montajla ve teknik değiştirmelerle yapıldıysa onun tespiti olabilecek en kolay olaylardan bir tanesi. Çok rahat. Mesela mahsuru olmayan bir bölümünü gösterip, bu şu teknikle yalan ve iftira olarak, oyun olarak hazırlanmıştır diye kamuoyuna sunulabilir. Ama böyle susması ve geçiştirmesi, dini konuları tenzih ederim, olayın daha da genişlemesine sebep olur. Müslümanlar tamam Kuran’a göre 4 şahit ile olayı vicdanında kapatır, ama herkes o gözle bakmaz. Ve dolayısıyla şu an binbir türlü hikaye geziyor. Ve gittikçe dallanıp - budaklanıyor. En güzel çözüm, kasetin teknik olarak hatalarının, yani nasıl bir oyun oynandığının tespitidir. Veyahut başka türlü ise, onun da bir açıklaması vardır. Onu da Kuran’a göre açıklarız. Eğer bir gerçekse orada tevbe istiğfar eder, günaha girdiğini söyler, “Allah affetsin” der. Ama değilse, teknik olarak tespit edilirse, o çok kökten hallolur ve bir daha da kimseye böyle bir oyun da oynayamazlar. Ama böyle örtbas eder de susarsa, o çok acayip bir şey olur. Bir çok kişiye gittiğine göre, uzman güvenilir bir insan nezaretinde bu teknik olarak tespit edilecek ve konu kökünden halledilebilecek bir mesele yani.
Ama biz bu konuları tabii esas almıyoruz. Bizim asıl dediğimiz bu İttihad-ı İslam ile ilgili yaptığı hareket. Bu konuyu örtbas etmesini buna kim söyledi? Nereden yönlendirdiler bunu? Birdenbire bu ani dönüşü neden yaptı? Hangi yıl buna karar verdi? Bu yıllara kadar Mehdiyet’i alenen savunan adama ne oldu da böyle bu kadar keskin bir dönüş yaptı? Ve İttihad-ı İslam’dan, Kuran’daki ayetlerden bahsedemeyecek hale geldi? Mesela Nur Suresi’nin 55.ayetini okuyamıyor adam, anlatamıyor. Her şeyi sor ne istiyorsan anlatıyor, zaten hurafe denizi, ucu bucağı yok adamdaki hurafenin, istemediğin kadar hurafe var. Ama dünya hakimiyeti ile ilgili Kuran ayetlerini okumaktan şiddetle kaçınıyor. Kardeşim; “Mehdi (a.s.) gelmeyecek” diyorsan de, yine bir şey dediğim yok. 570 yıl sonra diyorsan de peki. Ama ” O arada İslam dünyaya hakim olsun” de. Bunun ne mahsuru var? Madem Mehdi (a.s.)’ı istemiyorsun, İslam’ın hakimiyetini niye istemiyorsun peki? İslam hakim olsun, herhangi bir hoca efendi gelsin. Ne farkeder herhangi bir insan gelsin. Madem Mehdi (a.s.)’dan bu kadar çekiniyorsun. Tamam Mehdi (a.s.) 570 yıl sonra gelsin inşaAllah madem öyle istiyorsun. Tabii değişmez Allah’ın kanunu, zaten Mehdi (a.s.) geldi de, zaten durduramaz. Ama bak sen İttihad-ı İslam’ı istemiyorsun. Mehdi (a.s.) korkusundan. Bu çok vahim. Buna bir Allah’ın kulu çıkıp da bir cevap veremiyor. “Bunu niye okumuyorsun?” diyemiyorlar. “Nur Suresi’nin 55. Ayetini ve diğer İslam’ın dünya hakimiyetini anlatan diğer ayetleri niye okumuyorsun? Niye bu hakimiyet ile ilgili hadisleri söylemiyorsun? Nasıl bir vicdan?” diyemiyorlar.
VTR: Cübbeli, Hutbelerde Deccal’in Anlatılmamasının Kıyamet’in Yaklaştığının Alameti Olduğunu Anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Berker hocam var mı başka anlatacakların?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Dün önemli bir şey söylemiştiniz. Hud Suresi 117. Ayeti okudunuz. Şöyle; şeytandan Allah’a sığınırım, “Halkı, ıslah eden kimseler iken, senin Rabbin o ülkeleri zulüm ile helak edecek değildi.” Bunu Ahir zamana bakan yönüyle tefsir ettiniz Hocam şu şekilde; “Halka tebliğ yapan insanlar halkın doğru olması, düzgün olması için gayret edenler olduğu müddetçe, maruf olanı anlattıkça, münker olan herşeye karşı insanları uyaran kimseler oldukları müddetçe, Kıyamet’i koparmama diyor Allah. Hz. Mehdi (a.s.) nin Kıyamet’in kopmasına engel olmasının, Allah’ın onu vesile kılmasının sebebini Allah açıklıyor. Hz.Mehdi (a.s.) ıslah calışmasına başlamış olduğu için, tebliğe başlamış olduğu için, Kıyamet’in gerekçesi kalkıyor” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, tabii. Tekrarlarda da fayda var. Zaman zaman bazı konuları tekrar edeceğiz inşaAllah.
VTR : Bediüzzaman’ın Has Talebelerinden Seyyid Salih Özcan; “Üstad Bana Dedi Ki, Hz. Mehdi (A.S.) Risale-İ Nur’u Bir Proğram Olarak Tatbik Edecek”.
ADNAN OKTAR: Sen daha önce gittiğinde mi konuşmuştunuz?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam son gittiğimizde inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Berker Hocam başka göstereceğin konular varsa hepsini göster bitirelim inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Başka haberler var ama acil değil Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Talâk Suresi ve Tegabün Suresi inşaAllah. 11.ayet Tegabün Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım, “Allah'ın izni olmadıkça hiçbir musibet (hiç kimseye) isabet etmez.” Yani Allah önceden hazırlamadıkça, önceden hazır olmadıkça hiç bir musibet bir insana isabet etmez diyor. Mutlaka daha önceden Allah tarafından o takdir edilmiştir diyor, o yüzden olur diyor. Adamlar hani “bu nerden çıktı, nasıl oldu“ diyorlar ya. Böyle bir şey yok yani mutlaka önceden Allah tarafından takdir edilmiş oluyor ve Allah’ın bilgisi dahilinde hayır ve hikmetle yaratılıyor. “Allah'ın izni olmadıkça hiçbir musibet (hiç kimseye) isabet etmez. Kim Allah'a iman ederse, onun kalbini hidayete yöneltir.” Kim Allah'a iman ederse, onun kalbini hidayete yöneltir. Yani Kuran’ı İslam’ı yaşama ruhuna yöneltir. “Allah, herşeyi bilendir.” Yani Dünyadaki bütün bilimleri, insanların bilmediği de bütün bilimleri, her şeyi, her türlü ilmi bilendir. “Allah'a itaat edin ve Resûle de itaat edin.” Allah’a itaat edin, Kuran’a uyun, Resûle itaat edin de Peygamber (s.a.v.)‘e uyun. Peygamberimize (s.a.v.) o zaman imam olarak, kumandan olarak Müslümanlar uymakla mükelleftirler ve Peygamberimiz (s.a.v.)‘in sünnetine uymak. “Şayet yüz çevirecek olursanız, artık elçimiz üzerine düşen (yalnızca) apaçık bir tebliğ (gerçeği iletme)dir.” Sadece gerçeği iletmek, anlatmak. Yani baskıyla mükellef değidir diyor Peygamber (sav). Bak “elçimiz üzerine düşen (yalnızca) apaçık bir tebliğ iletmektir.” Dolayısıyla İslam‘da baskı vardır, şiddet vardır diyorlar ya, mesela ona delil bu. Sadece iletiyor. Yapan yapar, yapmayan yapmaz. Dileyen inanır dileyen inanmaz. “Allah; O'ndan başka İlah yoktur. Öyleyse mü'minler (yalnızca) Allah'a tevekkül etsinler.” Allah’a tevekkül, dünyadaki en büyük lükstür. Yani gerçekten Allah’a tevekkül eden bir insan olduğunda, içi acayip rahat eder. Tevekkülü unuttuğunda, dünya onun üzerine çöker. Tevekkül ettiğinde de bütün dünya onun hizmetine girer Allah’ın dilemesiyle. Çok çok rahat eder. Dünyadaki en büyük lüks tevekkül ve imandır, Allah’a iman etmek ve tevekkül etmek inşaAllah.
“Ey iman edenler, gerçek şu ki, eşlerinizden ve çocuklarınızdan bir kısmı sizler için (birer) düşmandırlar.”Mesela bazen eşi oluyor, bazen çocuğu oluyor, yani aile fertleri bazen birbirine düşman olabilirler. Mesela babası oğluna, oğlu annesine, annesi kendi oğluna. Çünkü aile içinde tam bir ittifak olmaz. Yani her aile aynı inançta, aynı düşüncede olmaz. Mesela oğlu Cehennem’e gider, babası Cennet’e gider. Babası Cehennem’e gider, oğlu Cennet’e gider, tam tersi olabilir. Onun için insanlar Cennet’e ailece girmezler. Aile bölünür, yani bir kısmı Cehennem’e gider, bir kısmı Cennet’e. Bazen bütünü Cennet’e gider. Bazen bütünü Cehennem’e gider. Kuran ona dikkat çekmiş. “Şu halde onlardan sakının.” Yani anormalik yapmaları, saldırganlaşmaları, psikopatlık yapmalarından sakının. “Yine de affeder, hoş görür (kusurlarını yüzlerine vurmaz) ve bağışlarsanız, artık elbette Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” Affetmenin daha üstün olduğunu söylüyor Allah. Yani onlardan sakınıyor Müslüman ama affediyor, kusurlarını yüzlerine vurmuyor ve bağışlıyor, “artık elbette Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” “Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir fitne (deneme)dir.” Allah beyinimizin içinde bir mal yaratıyor veyahut bir çocuk yaratır, adam da çocuğu kendi yarattı zannediyor, malını kendi kazandı zannediyor. Halbuki malı da, çocuğu da onun beyninde Allah yaratıyor. Dışarda asılları var, aslıyla asla muhatap olamaz insan. Yani dışardaki çocuğu simsiyah karanlık içinde saydam bir varlıktır ve sesi çıkmaz, o sadece dalgalar üretebilir ağzında. Ağzından yani elektromanyetik dalgalar oluşur veyahut manyetik dalgalar oluşur o kadar ve karanlıktır. Malı da öyle; mesela gemisi dışarıda saydamdır ve simsiyah karanlıktır. Hiç bir vasfı yoktur o haliyle. Allah onun beyninde gemisini pırıl pırıl, aydınlık ve renkli yapar. Sesi meydana getirir, görüntüyü, kokuyu meydana getirir. Mesela masanın üzerine pilav geliyor hindili pilav. Hindi normalde saydamdır dışarıda ve simsiyah karanlıktır, kokusu da yoktur tadı da yoktur. Hiç bir şeyi yoktur. Yani hiç bir özelliği yoktur. Kokuyu ve tadı Allah beynimizde meydana getiriyor. Beynin bir yorumudur. Allah’ın yaratmasıyla olur. Yoksa pilavın hiç bir anlamı olmaz. Doyma hissi, açlık hissi tamamen Allah tarafından verilir, beyne verilir, yani ruhta hissedilir. “Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir fitne (bir deneme)dir“ diyor Allah. Yani bu görüntüyle sizi deniyorum diyor Allah. Yani film ekranı gibi. Ama mesela sinemada mal gösteriliyor, deliriyor; bunlar benim diyor. Çocuk resmi gösteriliyor, bu çocuklar benim diyor. Nasıl oldu bu çocuklar diyorsun. Bunları ben yarattım diyor. Görüntüyü kim oraya getirdi diyorsun? O beni ilgilendirmez diyor. Onu ben yarattım diyor. O malı kim görüntüyü haline getirdi diyorsun, o görüntüyü sana kim gösteriyor diyorsun. O da beni ilgilendirmez diyor haşa. Peki nedir diyorsun. O malları da ben yarattım diyor. Benim aklımla benim zekamla oldu diyor. Senin aklını zekanı kim yarattı diyorsun. O da beni ilgilendirmez, onu da ben yarattım diyor. İşte Ahiret’te de Allah akıllarını alıyor, nimetlerini alıyor, imkanlarını alıyor. Tam onların inandığı gibi çok perişan olacakları bir hayat yaşatıyor. Hani mutasyonlar, evrimle oldu falan diyorlar ya, karmakarışık bir sistem var. Tesadüflerin nasıl dünyaya meydana geleceğini Allah onlara gösteriyor Ahiret’te. Her yer ateş, her yer duman, karmakarışık, eciş bücüş insanlar, ağzı burnu çarpışmış insanlar, bağıran çağıranlar. Tam bir karmaşa ve bozukluk ortamı ve acı ortamı. Vücudunda acıyı çok daha fazla hissediyor, şiddetli hissediyor. Öyle bir ortam. “Allah ise, büyük ecir (en güzel karşılık) O'nun Katında olandır.” Güzel davranırsanız en güzel karşılığı veririm diyor Allah. “Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah'tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin.” Yani güç yetirebildiğiniz kadar, en son aşamaya kadar Allah’ın varlığına inanın, iman hakikatlerini okuyun, Allah’ın delillerine bakın, vargücünüzle bunu yapın, Allah’ı çok sevin ve hakkıyla Allah’tan korkun diyor Cenab-ı Allah. “Dinleyin ve itaat edin” doğru bir şey söylendiğinde de dinleyin ve hak olana bir şey olduğunda ve “itaat edin”. Yani samimi olun diyor Cenab-ı Allah. “Kendi nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta bulunun.” Yani Allah’ın gösterdiği görüntüyü, Ya Rabbi diyeceksin bu görüntüyü başka kullarında da yarat diyeceksin. O zaten istemese de yaratacak Allah onu. Sadece onu içinde isteyecek. O isteme hissini de Allah yaratır ona ve Allah bir başkasına vermiş olarak onu gösterecek inşaAllah. “...infakta bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (cimri tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır.” Sıkı sıkıya mala yapışıyor, sıkı sıkıya paraya yapışıyor. Para da onun beyninde yaratılır, mal da onun beyninde yaratılır. Allah’tan isterse, Allah onu herkese dağıtıyor olarak ona gösterir. Dışarıda dolarları görse, göremez zaten saydamlığından ve hiç bir işine de yaramaz. Yani dolarların rengi yeşil olmaz dışarıda, sadece simsiyah bir karanlık var. Güneş de simsiyah karanlıktır. Güneş sadece dalga yayıyor etrafa. Dalgayı biz ısı olarak alıyoruz, foton, titreşim, inşaAllah.
Berker Hocam senin bir şeyler anlatman gerekiyor.
ALTUĞ BERKER:Hocam dün çok güzel şeyler söylemiştiniz tekrarlayacağım inşaAllah müsadenizle. Şöyle dediniz; “Dini tebliğ ediyorsak, insanlara anlatıyorsak; her olayda her konuştuğumuz şahısta farklı şartlarla karşılaşırız. Yanlızlığa terketmek, çeşitli ithamlarla onları tecrit etmek çok çok yanlış olur, çok büyük hata olur. Biraz sabırla insanların güzel gönülleri alınır. Müslümanlar’a karşı, Kuran’a karşı çok daha sevgi dolu, Allah’a karşı çok sevgi dolu insanlar haline gelirler. Aksi türlü bu işi küfür yapar. O zaman Allah esirgesin küfrün eline düşerler, çok vahim olur. Peygamberimiz (s.a.v) Mekke müşrikleriyle tartışıyordu, Müsevilerle konuşuyordu, Hristiyanlarla konuşuyordu, çok aksi ters insanlar vardı” dediniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bu konuda da Saadet-i Ebediye’de de çok güzel anlatılıyordu Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Anlat.
ALTUĞ BERKER.İnşaAllah Hocam. “Peygamber Efendimiz (s.a.v) çok sabırlı, çok güzel sözlüydü, herkese tebliğ yapardı” başlığıyla şöyle geçiyor; “Allahü Teâlâ, bir insanda bulunabilecek, görünür görünmez bütün iyilikleri, bütün üstünlükleri, bütün güzellikleri, sevgilisinde toplamıştır. Meselâ, insanların en güzel yüzlüsü ve gâyet nurani benizlisi idi Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Mübarek yüzü, kırmızı ile karışık beyâz olup, ay gibi nûrlanırdı. Sözleri gayet tatlı olup, gönülleri alır, ruhları cezb ederdi. Aklı o kadar çoktu ki, Arabistan yarım adasında, sert, inatçı insanlar arasında gelip, çok güzel idare ederek ve cefalarına sabrederek, onları yumuşaklığa ve itaate getirdi. Çoğu dinlerini bırakıp Müslüman oldu ve dîn-i İslam yolunda babalarına ve oğullarına karşı mücadele etti. Onun uğrunda mallarını, yurtlarını feda edip, kanlarını akıttı. Hâlbuki, böyle şeylere alışık değildiler. Güzel huyu, yumuşaklığı, affı, sabrı, ihsanı, ikramı, o kadar çoktu ki, herkesi hayran bırakırdı. Görenler ve işitenler seve seve Müslüman olurdu. Hiçbir hareketinde, hiçbir işinde, hiçbir sözünde, hiçbir zaman, hiçbir çirkinlik, hiçbir kusur görülmemiştir. Kendisi için kimseye gücenmediği halde, din düşmanlarına, dine dil ve el uzatanlara karşı sert ve şiddetli idi. Herkese karşı yumuşak olmasaydı, Peygamberlik heybetinden, büyüklük hallerinden, kimse yanında oturmaya ve sözünü dinlemeye tâkat getiremezdi” diyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. O arkadaşı Mehtap Tv’de konuşan arkadaşın ilk bölümünü al çok uzun o. Bizim orada asıl ilgilendiğimiz kısmı al. Bizim aradığımız kısım şu, oradaki konuşmada; Bak “Ey 100’den ta 300 seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sâkitâne benim sözümü dinleyen ve bir nazar-ı hafiyy-i gaybî ile bizi temaşa eden Saîd, Hamza, Ömer, Osman, Yusuf, Ahmed vs. size hitap ediyorum” . Bak; “Ey 100’den ta 300 seneden sonraki” yani Hicri 1300’den sonraki 100, burada açık. Ve sonra diyor ki devam ediyor; “Umumun bir mezar-ı ekberi hükmünde olmasına bir alâmet olarak, o azametli mezara azametli Van Kalesi mezar taşı olmuş. Ey yüz sene sonra gelenler!” diye devam ediyor zaten. Bak alt tarafta. www.saidnur.com, bu sitede doğrusunu bulacaksınız. Orijinali de budur, Bediüzzaman’ın kendi el yazmalarında da bu şekildedir. Benim 1956’da, 57’de basılmış elde ettiğimiz Risale-i Nur Külliyatı’nda da bunlar bu şekilde geçiyor. Fakat Risale-i Nur Enstitüsü’nün internet sitesinde bakın nasıl geçiyor. O da yine almış diyor ki; “Ey 100’den ta 300 seneden sonraki yüksek asrın arkasına gizlenmiş” devam ediyor alt kısmında “o azametli Van Kalesi mezar taşı olmuş. Ey 300 sene sonra gelenler”. Bak burada 100 sene sonra gelenler, burada 300 sene sonra gelenler. Değiştirmişler. Şimdi bu oldu mu?
ALTUĞ BERKER:Olmaz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yine www.nur.gen.tr, burada da yine aynı şekilde. “Ey 100 den 300 seneden sonraki yüksek asrın arkasına gizlenmiş.” Yine söylüyorum Hicri 1300’den sonraki 100 anlamında Bediüzzaman söylüyor. Bak burada da “bir alamet olarak o azametli mezara, azametli Van Kalesi mezar taşı olmuş. Ey 300 sene sonra gelenler.” Bakın burada da değiştirme yapılmış. Halbuki orijinal doğrusu budur; “Ey 100 sene sonra gelenler”dir. Risale-i Nur Enstitüsü’nün eserinde dediğimiz gibi 300 sene diye geçiyor, yanlış burada. www.nur.gen.tr denen yerde de yine aynı şekilde yanlış geçiyor, burada da doğrusu değil. Asıl doğrusunu kardeşlerimiz hem orijinal eserlerden görecekler, göstereceğim, hem el yazmalarından göstereceğim, Bediüzzaman’ın el yazmalarından. www.saidnur.com bu adreste, bakın burada doğrusu yazılmış. “Van kalesi mezar taşı olmuş. Ey 100 sene sonra gelenler.” Yani Hicri 1300’den sonra 100 eklediğinde Hicri 1400 yapar, Mehdi (a.s)’nin tarihi. Peki bunu Bediüzzaman bir tek burada mı söylüyor? Değil. Hicri 1400’de Mehdi (a.s)’nin çıkacağını Sözler’de açıkça söylüyor Bediüzzaman; “1400 sene sonra gelecek bir hakikati, asırlarında karib zannetmişler” diyor. Ve birçok yerde de yine ebcedde de, başka türlü de, birçok, Emevi Camii’nde söylediği hutbesinde de, heryerde de Mehdi (a.s)’nin Hicri 1400’de geleceğini söylüyor ve ayrıca Kıyamet’in vaktinin Hicri 1545 olduğunu söylüyor. 300 sene nereden çıktı? 300 sene dediğinde, Bediüzzaman’ın bu konularla ilgili yüzlerce açıklamasının tamamını, sen buradaki bir cümleyle yok etmiş oluyorsun. Hem Sungur Ağebeyin konuşmasını gösterin, hem o arkadaşların konuşmasını gösterin. Bu mühendislik faaliyetine Allah rızası için bir son versinler. Yani nereden geliyor emir onu anlamadım. Fakat Mehtap Tv böyle bir oyuna gelmesin. Samanyolu Tv böyle bir oyuna gelmesin. Şaşar beşer Faruk Beşer bir yandan, bunlar bir yandan, buradan kelimeler çıkararak, cümleler çıkartarak, bu nereye gidiyor? Bu gidişat nedir yani bu? Buna bir son versinler. Bir de Bediüzzaman’ın hangi bir sözünü kapatacaksınız, nereden kapatacaksınız yani! Bunları yapanlar iki-üç kişi, üç-beş kişi. İnsan koskoca camiaya söz getirtmeye kimsenin hakkı yok. Allah rızası için akıllarını başlarına alsınlar. Gösterelim.
VTR: Bediüzaman’ın Has Talebelerinden Mustafa Sungur Ağabeyin Açıklamaları
ADNAN OKTAR:Evet, şimdi biz Bediüzzaman’ın bu sözlerine mi inanacağız? Sungur ağabey’in bu açıklamasına mı inanacağız? Yoksa Mehtap Tv’de bu çıkan gençlerin o “yüz yılı” çıkartıp yerine “üç yüz yılı” ilave ettiği konuşmaya mı inanacağız? Yapmasınlar. Allah rızası için yapmasınlar, çok acayip bir konuma geliyorlar. Ve tekzip de etmiyorlar, yani düzeltmiyorlar da. Bediüzzaman bir de bir yerde söylemiyor bunu, o kadar çok yerdeki; yani Risale-i Nur’un her bölümünde bu konular işlenmiştir ve hepsinde ümmetin ömrünün hicri 1400 ile 1500 arasında biteceğini söylüyor Bediüzzaman. Birçok yerde. Ve Mehdi (a.s.)’nin de Hicri 1400’de çıkıp 1500’e kadar her şeyin biteceğini söylüyor. Yani 1400’de, Mehdi (a.s.)’ın çıkışı da bu tarih içerisinde, Hz. İsa (a.s.)’ın gelişi de, İttihad-ı İslam da ve 1506 gibi de bozulma başlayacak” diyor Bediüzzaman. “1543’e kadar devam edecek” diyor, “45’de de Kıyamet kopacak” diyor. Siz ne diyorsunuz, o yıllarda kardeşlerimiz daha hala tesislerini açmaya devam edecek oluyor açıklamaya göre ve bir 100 yıl daha geçiyor, bir 100 yıl daha geçiyor. Onlar ilave yapmışlar, 200 yıl daha ilave yapmışlar. Bu hiç yakışık almıyor ve 200 yıl sonra daha yeni başlıyor olay, “Risale-i Nur daha yeni anlaşılacak” diyor ayrıca. Yani Kıyamet’in kopması, ayrı o konular. Zaten Mehdi (a.s.)’den hiç bahis yok orada, İsa (a.s.)’ın gelişinden de bahis yok. Nereye bu gidişat yani, ne oluyor, ne demek istiyorsunuz?
ALTUĞ BERKER: Hocam bu tür yanlış anlatımların hepsini sizden döneceğini bilsinler kardeşlerimiz Allah’ın izniyle inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet,şimdi ben bu konuyu, film olarak da hazırlayın, bunu defalarca ara ara, haftada bir gün, ara ara anlatalım. Böylece Nur talebesi kardeşlerimizin yanlış yönlendirilmesi, yanlış bilgilendirilmesi dursun. Bakın üç yüz yıla çıkartıyor ve sonra “daha Risale-i Nur yeni anlaşılacak o zaman” diyor. O zaman daha yeni başlayacak arkadaşlarımız “şu an anlaşılmıyor” diyor. “Şu an okumaya da gerek yok. Okunsa bile zaten anlamayız. O zaman anlaşılacak” diyor. Hâlbuki Bediüzzaman “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri sahibidir” diyor. Mehdi (a.s.)’ye söylüyor bu konuyu. Mehdi (a.s.)’ın “Risale-i Nur’u hazır bir proğram olarak neşr ve tatbik edeceğini” söylüyor. Ve Risale-i Nur’u örtbas etmek isteyenler, o konuda doğru söylemeyenler, saptıranları da Mehdi (a.s.)’nin refüze edeceğini, onların oyunlarını bozacağını belirtiyor Bediüzzaman. Biz bunu anlıyoruz. Biz de Mehdi (a.s.) öncüsü olarak, Mehdi (a.s.) talebeleri olarak bu konuda elimizden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışıyoruz inşaAllah.
“Sevgili Hocam Allah (c.c.)’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun”. Aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Ben Eskişehir’de bir üniversite öğrencisiyim, artık her akşam sizi izlemeden, sevgi ve şefkatli sesinizi duymadan uyuyamaz oldum. Anlattıklarınız, bizimle paylaştığınız bilgiler için Allah sizlerden razı olsun Cenab-ı Allah (c.c.). Saygıdeğer Hocam Allah (c.c.) sizi ve sizin gibi zatları başımızdan eksik etmesin. Saygılarımla Mehmet Demirkan”.
“Hayırlı akşamlar Muhammed Adnan Hocam. Hayırlı akşamlar. “Eşim ve ben sizi her gece can kulağıyla dinliyoruz. Hatta 4 yaşında bir kızımız var, program başladığı zaman, “en sevdiğimiz amca başladı” diye bizi çağırıyor” diyor. O köftenin de burnunu şöyle hafifçe babası bir ısırsın. Veyahut öpsün. “Hocam benim bir sorum olacaktı; Dine göre eşlerin birbirlerinin ailelerine karşı nasıl yaklaşımda olmaları gereklidir. Engin bilgilerinizle bizi aydınlattığınız için inşaAllah Allah sizden razı olsun. Hocam dualarınızı bekliyoruz” diyor. Fatih’ten Hilal Hanım yazmış. Mesela; o onun ailesine, annesine-babasına nasıl olacak? Tabii ki şefkat, merhamet, sevgi olacak. Onun annesi, onun annesi-babasıdır. Onun annesi-babası da, onun anne ve babasıdır. Onun akrabaları, onun ailesi ile onun ailesi yekvücuttur. Aynı hükümdedir, aynı sevgiyi, aynı saygıyı, aynı nezaketi gösterecek, aynı muhabbeti gösterecek arada farklılık olmaz. Öz annesiyle o annesi aynıdır. O babası ile o babası aynıdır. Aynı hürmette tereddüt olmayacak inşaAllah.
Yusuf Baran Bulut “selamün aleyküm ben bir soru soracaktım” diyor. Aleyküm selam ve rahmatullahi ve berakatühü “Hocamız, Dışişleri Bakanı ve Başbakan’ın faydalı işler yaptığını söylüyor.” Erbakan Hocama laf yok. Ben Erbakan Hocamı çok severim. O bizim canımız, Erbakan Hocam ne diyorsa tamamdır inşaAllah. Muhalefet de gerekir niye bunlar şaşırıyorlar. Muhalefet daha iyi olur yani iktidarı harekete geçirir, daha canlandırır, motive eder, daha dikkatini keskinleştirir. Eksikleri yanlışları varsa onları düzeltir. Riskli bir noktaya doğru gidiyorlarsa orada toparlanmalarını sağlar, dolayısıyla iyidir. Erbakan Hocam da birilerini uyarıyorsa, bazı kişileri uyarıyorsa, hayır ve bereket getirir. Onda şaşılacak bir şey yok.
“Merhabalar efendim, Sayın Hocam her gün mutlaka sizi dinliyorum ve sizin eserlerinizi dinlediğim zaman huzurlu ve mutlu oluyorum. Bazen tartışma ortamına giriyorum” diyor. Tartışmalarda en güzel yapacağın şey bizim internet sitemizin adresini vermen. Git oraya bak de dersin, oradan bilgilenmelerini istersin, uçsuz bucaksız birderyadır, üniversitedir bizim internet sitelerimiz inşaAllah. Hatta üniversitenin de üzerinde inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: 450’nin üzerinde Hocam internet sitesi sayısı.
ADNAN OKTAR:Birçok üniversitenin bir araya gelmesi gibi maşaAllah. Oradan çok istifade edebilir kardeşlerimiz. Allah yaratıyor, o internet sitesini hazırlayan da Allah, onu insanlara gösteren de Allah, bilgisayarları yaratan Allah. Bilgisayarın teknolojisi çok sıradan bir teknoloji, ekranda böyle net görüntülerin oluşması, böyle mükemmel bir sistemin olması zannettikleri gibi alelâde bir olay değil, tek tek Allah mucize olarak yaratıyor. Beynimizde yaratılıyor. Dışarıdaki ekran saydam göremezler. Bilgisayar ekranının gerçeğini görseler hiç bir şey okuyamazsın, hiçbir şey de göremezsin. Simsiyah karanlıkta saydam bir şey görürsün. Allah her insanın beyninde ayrı yaratıyor bilgisayarın görüntüsünü. Oradaki rakamları, oradaki görüntüleri, resimleri Allah özel olarak yaratır, inşaAllah.
“Tekrar merhaba sevgili Hocam. Allah’ın selamı ve yaşama sevincimize ve huzurumuza ve bereketi ise şükrümüze vesile olsun.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü diyorum. “Hocam dün vahdet-i vücud konusunu içeren bir yazı yollamıştım. Bugün sizin sözünüze uyup kısa ve öz bir şekilde konu hakkındaki düşüncelerimi tekrar satırlara döküyorum. Geçenlerde bir sohbetinizde vahdet-i vücud kavramını yorumlamışsınız ve ardından sitenizde makale yayınlamışsınız. Sitede sizin vahdet-i vücud görüşünü savunmadığınız yazmakta.” Evet, ben vahdet-i vücud görüşünü savunmuyorum. “Yorumlarınız ve sitede yazanlar ise, vahdet-i vücud anlayışı arasında çelişen herhangi bir yön yoktur.” O zaman mesele yok. Benim anlattıklarımı kabul ediyorsa Mustafa Aygün kardeş, bir sorun yok. Benim anlattığım tarzı, eğer vahdet-i vücud olarak onu kastediyorsa o zaman tamam. Ama bizim karşı olduğumuz klasik anlatımdır inşaAllah. Yani Allah’ın bir gün haşa “bekleyip bekleyip hiçlik aynasına baktığı ve Kendini gördüğü”. Allah zamana bağlı değil ki, zamanı yaratan Allah, niye beklesin Allah. Haşa “Allah’ın sıkıldığını, bir gün aynaya baktığını ve Kendini gördüğünü” böyle bir şey yok. Zamanı Allah yaratıyor. Zaman bize göre var, Allah’a göre zaman yoktur inşaAllah. İster zamanı Allah bir başka şekilde görür, isterse başka bir şekilde görür, isterse hiç görmez. Zamana bağlı değildir Allah, zamanın dışındadır. Zamanı bizler için yaratmıştır.
Berker Hocam, senin bir şeyler anlatman gerekiyor.
ALTUĞ BERKER: Hocam dün şöyle söylediniz. “Eğer şefkatsiz bir üslup olursa dinsizlik çığ gibi gelişir. Müslüman mutlaka sabırlı olacak, ılımlı olacak, akıllı olacak. Öbür türlü çok vahim olur, Müslüman diye bir şey kalmaz. Öbür türlü dünyayı küfre mi teslim edeceğiz? Deccale mi teslim edeceğiz? Mutlaka ılımlı üslubun ve akılcılığın da nasıl oluduğunun gösterilmesi gerekir. Peygamberimiz (s.a.v.) Ukas Panayırında konuştu, müşrikler, oradaki münafıklar, Peygamberimiz (s.a.v.)'e karşı saygılı, edepli, aklı başında adamlar değildi ki. Çok ahlaksız, münasebetsiz kişilerdi. Resulullah (s.a.v.) onlara karşı son derece saygılı, akılcı ve sabırlı oldu. Biz Resulullah (s.a.v.)'i niçin seviyoruz? Güzel ahlakından dolayı seviyoruz” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bak, o Mehtap Tv’deki gençler, entel kardeşlerime Şualar sayfa 605’i okumalarını tavsiye ediyorum. Bak Bediüzzaman diyor ki; “"Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra” yani Hicri 1300’den sonra bir asır daha eklediğinde ne yapar? 1400. “Bundan bir asır sonra,” yani Hicri 1400’den sonra, 1400’de, “zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin Şakirtleri olabilir."Hz. Mehdi (a.s.)’nin Hicri 1400’de faaliyete başlayacağını söylüyor. Arkadaşlar da daha “Risale-i Nur’un yeni yeni anlaşılmaya başlayacağını” söylüyorlar. Üçyüz sene sonra. Bak, Bediüzzaman, “Yüz sene sonra” diyor. Bunları neden anlamazlıktan geliyorsunuz ve o kelimeyi niye değiştiriyorsunuz? Üçyüz niye yapıyorsunuz? Yüzü niye üç yüz yapıyorsunuz? Ve o dediğiniz, kendi çıkarttığınız şeye de kendiniz uyuyorsunuz, ona inanıp, oturup anlatıyorsunuz. Hadi onu çıkarttınız, onu hallettiniz başarılı oldunuz, peki bu kelimeyi nasıl çıkaracaksın, bu cümleyi nasıl çıkaracaksın, bu konuşmayı nasıl çıkaracaksın?
Mesela bu cümleyi nasıl çıkaracaksın? Sözler, sayfa 318; “İstikbal-i dünyeviyede (dünyanın geleceğinde) 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişler.” Mehdi (a.s.)’nin Hicri 1400’de çıkacağını söylüyor Bediüzzaman. Buna sen iki yüz daha ilave edersen ne olur? Olmaz. Kimse inanmaz ona. Mesela Bediüzzaman diyor ki; “Yetmişbirde fecr-i sadık (tan yerinin ağarması, güneşin doğmadan önceki kızıllık, sabah vakti) başladı veya başlayacak. Eğer bu, fecr-i kazib de olsa, (sabaha karşı ufukta yayılmaya başlayan birinci kızıllık) otuz-kırk sene sonra fecr-i sadık (fecr-i kazibden sonra yayılmaya başlayan ikinci aydınlanma) çıkacak." 1371’de söylüyor bunu Bediüzzaman. Artı otuz, 1981. Artı kırk, 1991. Bak, “otuz-kırk sene sonra.” Otuz eklediğimizde 1981 yapıyor, kırk eklediğimiz de 1991 yapıyor ve Mehdi (a.s.)’nin devrini veriyor. Sen buna boş yere ikiyüz sene daha ilave diyorsun. Bak Bediüzzaman net tarihini vermiş. Yani İslam’ın ışığının dünyaya yayılacağı, güneşin doğacağı, Mehdi(a.s.)’nin çıkacağı tarihi net vermiş. “ Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonradan gelecek o mübarek zat” yani Mehdi(a.s.) “Risale-i Nur Külliyatı’nı bir programı olarak neşr ve tatbik edecek” yalan söyleyenleri, doğru söylemeyenleri, Risale-i Nur’dan çıkartma yapanları, ekleme yapanları bütün insanlığa açıklayacak, izah edecek, onların oyunlarını bozacak. Bunu anlatıyor Bediüzzaman. Mehdi (a.s.)’ın bir görevi olarak bunu belirtiyor. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi sf. 9)
Yine mesela Bediüzzaman Hutbe-i Şamiye’de “Ta 1371 senesinden sonraki alem-i İslam'ın mukadderatına (kaderine) nazar eden (göz atan) Hutbe-i Şamiye'deki hakikatler... Evet şimdi olmasa da 30-40 sene sonra fen ve hakiki marifet (müsbet ilimler ve sanat, ilim ve fenlerle öğrenilen bilgi)” yani Mehdi (a.s.)’ın özellikleridir bunlar, sanat ve bilim. Bilimi çok iyi kullanacak, sanatı çok iyi kullanacak, “ve medeniyetin mehasini (medeniyetin iyiliklerini)” yani teknolojiyi, interneti, televizyonları, radyoları, medeniyetin her türlü imkanlarını (o üç kuvveti tam teçhiz edip” yani bu imkanları bir araya getirip, teçhiz edip “cihazatını verip” yani onunla ilgili cihazları, imkanları her şeyi tam kullanıp “o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için” yani Darwinizm, materyalizm, komünizm, işte her türlü sapkın düşünceyi dağıtmak için “ taharri-i hakikat meyelanını (hakikati araştırma meyli olan) ve insaf ve muhabbet-i” yani insanlara insaf eden ve muhabbet eden, muhabbet insanı, insan sevgisiyle dolu olan, o yapıyı o kişiyi “o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş” Cenab-ı Allah. Neresi o dokuz cephenin olduğu yer? İstanbul. “İnşaAllah yarım asır sonra onları darmadağın edecek.” Yarım asır nasıl? 50 sene ediyor. 1371’e 50 sene eklersek ne yapar.
ALTUĞ BERKER:Hocam 2001, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“2001’de Mehdi(a.s.) noktayı koymuş olacak” diyor. “Artık ondan sonra ezerek devam edecek” diyor Bediüzzaman. Sen ekledin iki yüz yıl daha. İki yüze bir yüz daha ekledin üçyüz seneye çıkarttın. Çıkartsan da bak kurtulamıyorsun. Bunları nasıl kapatacaksın? Değil mi, Mehtap Tv deki, o iki entel genç kardeşimiz.
Öbür hocayı da biliyorsunuz bin yıl ekledi. Osman Ünlü. Ben de gösterdim, zoom yaptık gösterdik. Mektubat’ta, “Peygamberimizin (s.a.v.) vefatından bin yıl sonrası” diyor. Hoca çıkıyor “üç bin yıl sonra” diyor. Üç binde çıkacak diyor, “3. binde çıkacak” diyor. “Peygamberimizden (s.a.v.) sonra, vefatından bin yıl sonra” diyor, o da “üç bin” diyor. Bin olduğunu gösterdim. Bakın böyle rakamlarla oynayarak kendilerince bir şeyler yapmak istiyor arkadaşlar. Aman Müslüman kardeşlerimizin gözleri uyanık ve açık olsun.
VTR: Mehtap Tv Çınaraltı Programından Bir Bölüm
ADNAN OKTAR:Şimdi Berkerim bu Sözler Yayınevi’nin çıkarttığı Emirdağ Lahikası. Sözler Yayınevinin. Bu Sözler Yayınevi’nin. Sözler Yayınevi doğru yayınlamış. Bakın, Berker Hocam göstersin. Bak, burada doğru yazıyor; “Ey yüz sene sonra” diyor.
ALTUĞ BERKER:“Ey yüzden ta üç yüz” ilk bölümü bu, diğer bölümü göstereceğiz inşaAllah. “Ey yüz sene sonra gelenler.”
ADNAN OKTAR: “Ey yüz sene sonra gelenler.”Bakın burada; “Ey yüzden ta üç yüz sene sonraki yüksek asrın arkasına gizlenmiş” diyor burada ve burada devam ediyor. Burada devam ediyor, “Ey yüz sene sonra gelenler.” Şimdi arkadaşlar çıktı ne diyor? “ey üç yüz sene sonra gelenler” ve “o zaman Risale-i Nur anlaşılmaya başlanacak” diyor. Buna karşı kimse sessiz kalmasın. Yani bu kafa Mehdiyet’i ortadan kaldırmak için ortaya atılmış bir kafa. Hz. İsa (a.s.)’ın inişini ortadan kaldırmak için ortaya atılmış bir kafa, şaşar beşer Faruk Beşer’in bir uygulaması aynı zamanda, o mantığın bir uygulaması. Sakın sakın kimse böyle bir şeye müsaade etmesin, inşaAllah. Bediüzzaman’ın açıklamalarını; Sungur Ağabey de bak açık açık söylüyor, anlatıyor, o kadar çok yerde geçiyor ki, ben bir kısmını okudum. Hep “Hicri 1400 ile 1500 arasında her şey bitecek” diyor Bediüzzaman. “Ve Mehdi (a.s.) 1400’de gelecek” diyor ve “şahıs olarak gelecek” diyor ve “talebeleri olacak” diyor. Bunu boş yere gizlemeye çalışmasınlar. Her yerde de kardeşlerimiz anlatsın. Bu oyun bozulsun. Yani bir dolap döndürüyorlar, bir oyun oynuyorlar. Ama diyorum, yani samimi olarak şahs-ı manevi diye Mehdi (a.s.)’ı gizlemeye çalışan kardeşlerime saygı duyuyorum. Tedirgin oldukları için belki maslahat icabı böyle diyor olabiliyorlar, ama onlar da bu gerçeği biliyorlar, Mehdi (a.s.) şahıstır ve talebeleri vardır. Özel konuşmalarımızda da gördük. Mesela Sungur Ağabey ile ben konuştuğumda camide dedi bana Mehdi (a.s.)’ın şahıs olduğunu. “Nur talebesi mi olacak Ağabey” dedim, “bambaşka olacak” dedi. “Nur Talebesi olmayacak” dedi. “Bediüzzaman böyle dedi” dedi. “Bambaşka olacak dedi” dedi. Ama sorsak “şahs-ı manevi” der. Onun da bir bildiği vardır. Yani kargaşa olmasın, işte zorluk çıkmasın gibisinden, zaten konuştuğumuzda da o şekilde, bize geldiklerinde de.
ALTUĞ BERKER:Evet, hocam. O devirde Mehdi (a.s.)’ı aradıkları aşikardı Hocam Allah-u alem Sungur Ağabeyin. O tavırları başka bir şeyin alameti değil inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani o üslup tabii. Çünkü beni görür görmez söyledi bunu. Yani benim kimliğimi araştırmadı, kim olduğumu araştırmadı. Sadece adımı sordu, adımı soyadımı söyledim, bir hesap yaptı, defter çıkarttı hesap yaptı, onun arkasından bunu söyledi. Sungur Ağabey yaşıyor isteyenler gidip sorabilirler. Bu anlattığımı gidip sorabilirler. Aynısıyla bu şekilde oldu. Yani yanlışım varsa bana söylesinler. Net yani inşaAllah. Cübbeli de bu modaya uydu, o da 570 sene ilave etti. Yani inanılır gibi değil bu Mehdi (a.s.) korkusu. Hz. İsa (a.s.)’nın inişine olan bu korku inanılır gibi değil. Şeyh Nazım Hocamız aslanlar gibi mücadele ediyor, maşaAllah. Şeyh Ahmed Yasin Hazretleri yine aslanlar gibi mücadele veriyor, maşaAllah. Yine onun vekillerinden de böyle güzel sözler duyuyoruz inşaAllah. Allah gayretlerini artırsın. Menzil Cemaati maşaAllah onlar çok güzel bir müjde ve güzellik sunuyorlar. Yani Mehdi (a.s.)’ın geldiğini söylüyorlar. Fakat Cübbeli ne hikmetse kendince direniyor. Dirensin bakalım direnebildiği kadar.
ADNAN OKTAR:Hangi sureyi açtın?
SUNUCU:Meryem Suresi.
ADNAN OKTAR:Tamam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İnsan önceden, hiçbir şey değilken,”diyor Cenab-ı Allah 67. ayette. “Gerçekten Bizim onu yaratmış bulunduğumuzu (hiç) düşünmüyor mu?” “Hiç bir şey değildiniz” diyor. Daha önce yoktunuz, şu an varsınız. Pırıl pırıl, renkli bir görüntü, ama üç boyutlu görüntü, görüntü netliğinden dolayı da hakikaten var zannediyor karşısında, böyle yani bu şekilde. Halbuki maddenin aslıyla değil, görüntüsüyle muhatap oluyor, fakat görüntüsüyle muhatap olduğundan da haberi yok. Dünyanın %99,99’u bu gerçekten habersiz, bilimsel bir gerçek olduğu halde. “Hiç düşünmüyor mu” diyor Allah, ne yapması gerekiyor insanın? Düşünmesi gerekir. Bak, “hiç düşünmüyor mu?” düşünmüyor mu demiyor Allah bak “hiç düşünmüyor mu”. Adam hiç düşünmüyor. Lahmacun yiyor, uyuyor, işine gücüne bakıyor. Allah düşünmelerini söylüyor. “Andolsun Rabbine, onları da, şeytanları da mutlaka haşredeceğiz,”yani hepsini Ahiret’te sorgulayacağım” diyor Allah. “Sonra onları Cehennem’in çevresinde diz üstü çökmüş olarak hazır bulunduracağız.” Yani gururunu kırmak için yapılıyor. Diz üstü Allah“Cehennem’in çevresinde” yani Cehennem’in içerisinde değil, Cehennem’in çevresinde önce diz üstü çöktürüyor Allah. Çünkü Müslümanlar da geliyor o bölgeye, Cehennem’in arazisine geliyorlar, fakat küfür diz çökmüş oluyor. Allah Müslümanları ayırıyor, onların önlerinde ve sağlarında ışık oluyor ve yanlarında onlara yardımcı olan var. Yardımcı olan bir Melek var. Ama küfür diz üstü çökmüş olarak bekletiliyor. Müslümanlar alınıyorlar, onlar Cennet’e alınıyor, onlar diz üstü çökmüşler oradan alınılıp Cehennem’e götürülüyorlar. “Sonra, her bir gruptan Rahman (olan Allah)’a karşı azgınlık göstermek bakımından en şiddetli olanını ayıracağız.” Yani asıl liderlerini, mesela “Marx gibi, Lenin gibi, Apo gibi, Stalin gibi böyle en azgınlarını onları ayıracağız” diyor Cenab-ı Allah. “Sonra Biz ona (Cehennem’e) girmeye kimlerin en çok uygun olduğunu daha iyi biliriz.” Cenab-ı Allah kimlerin hak ettiğini “Biz biliriz” diyor Cenab-ı Allah. Dünyada bu bilinmiyor, inşaAllah. Ama Peygamberden vahiy gelirse o biliniyor, inşaAllah. Onun için Allah bunu belirtiyor; “Sonra Biz ona (Cehennem’e) girmeye kimlerin en çok uygun olduğunu daha iyi biliriz.”Bu dünyada biz ancak zahirine göre hükmedebiliriz. Mesela küfür söylerse kafir deriz. Ama hükmünü bilmeyiz, Allah bilir. “Sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur” bakın “bütün insanlar Cehennem’in arazisine girecek” diyor Allah. Yani “Sizden” derken, Müslümanları da kastediyor Allah “herkes girecek” diyor. “Bu Rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır” çünkü bizim Cehennem’i bilmememiz acayip olur. Çünkü Allah Cehennem yaratıyor, fakat biz Cehennem’i hiç bilmiyoruz. Onun için Allah Cehennem’in yanına götürüp Müslümanlara gösteriyor Cehennem’in yerini. “Benim Kuran’da bahsettiğim Cehennem burası” diyor Allah. İnşaAllah. “Bu Rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır” Ben bu kararı uyguladım diyor Allah. Allah’ın hükmü bu. Bunu Müslümanlar yaptı zaten. Yani bu iş oldu, bu konu oldu, biz hatırlamıyoruz, bunu göreceğiz inşaAllah. “Sonra takva sahiplerini kurtarırız” onları Cenab-ı Allah ayırıyor. “Sizler gelin” diyor, o yanındaki yardımcıları. Zaten biliyor onlar Cennet’e gireceklerini. Çünkü önlerinde ışık, sağlarında ışık var, yanlarında da Melek var ve canları güzel alınmış, sevgiyle alınmış. Her yönden anlaşılıyor Cennet’e girecekleri. “Zulmedenleri düz üstü çökmüş olarak bırakırız” Cehennem arazisinde bırakıyor Allah. “Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda, o inkarcılar iman edenlere derler ki; “İki gruptan hangisi makam bakımından daha iyi, topluluk bakımından daha güzeldir?” onlar da mal-mülk yarışına giriyor küfür de. Mesela Amerikan teknolojisini savunuyor, bilmem başka yerlerin teknolojisini savunuyor, halbuki Amerika’daki kişi eğer hidayet ehliyse, Müslüman ise onun bir değeri var. Çünkü oradaki malı-mülkü yaratan da Allah. O zannediyor ki o yaratıyor, Amerikalılar yapıyor zannediyor. Amerika’nın füzesini de, tankını-topunu da yaratan Allah’tır. Amerikalıların yaptığı atom bombası da Allah’ın yarattığı atom bombasıdır. Yaptıkları stokları da Allah yaratır. Atom bombasının etkisi; atom bombası dediğin, dışarıda görsen bir titreşim meydana geliyor atom bombası patladığında, bir şey meydana geldiği yok, sadece bir titreşim. Atom bombasının yakıcı hissini alan insanın beynidir. Işığı alan beynidir. Mesela atom bombası patladığında gündüz gibi aydınlık meydana gelir. Nerede oluyor? İnsanın beyninde oluyor. Yoksa normalde simsiyah karanlıktır. Işık meydana getirmez atom bombası patladığında. Isı da meydana getirmez. Titreşim meydana getirir. Yani ısı, ışık ikisi de titreşim. Onu beyin ısı ve ışık olarak alıyor, Allah yaratıyor. Dolayısıyla atom bombasının etkisini de, her türlü bombanın etkisini Allah meydana getirir. “Onlardan önce nice insan- nesillerini yıkıma uğrattık, onlar mal (giyim, kuşam ve tefriş)” süsler, işte koltuklar, kıyafetler, yiyecekler, içecekler, moda, tasarım yönünden de, “gösteriş bakımından da daha güzeldiler” diyor. Daha süslüydüler diyor. Çünkü mesela ipekliler giyiyor, olağanüstü ihtişam var, Eski Mısır’da da öyle, başka dönemlerde de öyle, yani çok süslü adamlar.
“De ki: "Kim sapıklık içindeyse, Rahman (olan Allah), ona bir süre tanıdıkça tanır;”sapıklık içindeyse Rahman olan Allah ona süre tanıdıkça tanır. Mesela bazen 100 yıl, bazen 150 yıl. Darwinizm’e Allah en az bir 150 yıllık süre tanıdı. “Kendilerine va'dedileni -ya azabı veya Kıyamet’ saatini- gördükleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kötü, kimin askeri- gücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir.”Bak burada -ya azabı veya Kıyamet’ saatini- yani işte burada Kuran mealini hazırlayan kişinin tabii buradaki yorumu bu. “-ya azabı veya Kıyamet’ saatini- gördükleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kötü, kimin askeri- gücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir.”Biz buna bir ilave daha yapıyoruz yorumlara. Çünkü yorum yapmış, biz de bir yorum daha ekliyoruz. “De ki: "Kim sapıklık içindeyse,”deccal, deccaliyet “sapıklık içindeyse, Rahman (olan Allah), ona süre tanıdıkça tanır;” ne kadar? Mesela 150 yıl. “kendilerine va'dedileni” Mehdi (a.s.)’yi. Mehdi (a.s.)’nin zuhurunu, İttihad-ı İslam’ı ve Türk-İslam Birliği’ni “gördükleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kötü, kimin askeri- gücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir” diyor. Mehdi (a.s.)’nin ordusunu görünce kendi ordularının bir hiç olduğunu anlamış olacaklar. Hz. Mehdi (a.s.)'ın manevi gücünü görünce bir hiç olduklarını anlamış olacaklar. Mehdi (a.s.)'ın askeri gücünün silahı sevgidir, merhamettir, muhabbettir. Deccalinki kandır, baruttur. Mehdi (a.s.) sadece sevgiyle hakim olacaktır, akılla, ilimle, sanatla.
Bediüzzaman diyor; ”sanat, marifet ve ittifak” diyor. Bak üç silahı önemlidir Mehdi (a.s.)’ın, bak; sanat, marifet yani bilim ve ittifak. Sanat, marifet ve ittifak. Müslümanların bölünmüşlüğünü ortadan kaldırmak, mezhepleri kaldırmak, tarikatleri kaldırmak, aynı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanı gibi yapmak, Asr-ı Saadet gibi yapmak. İttifakın amacı budur. Yani bölünmüş parçalanmış ittifak olmaz. 100’e bölünmüş, “müthiş bir ittifak oldu” diyor. Bölmüşsün sen 100’e bölmüşsün, nerede ittifak? İttifak tekliğe denir. “Müslümanların vahdetini esas alacak” diyor Bediüzzaman, vahdetini. Vahdet ne demek? Birlik değil mi inşaAllah. “Cehalet, zaruret ve ihtilaftır” diyor karşıt düşüncede. Cehalet, zaruret ve ihtilaf; Müslümanlar’ın birbirine düşmesi, bölünmeleri. Çeşit çeşit fırkalara ayırmaları. İhtilaf etmeleri bak, ihtilaf; o onunla uğraşıyor, o onunla uğraşıyor, herkes kendini haklı buluyor. Bir de cahillik. Mesela şimdi Mehtap Tv neden istifade ederek bunu anlattı? İnsanların cahilliğinden istifade ederek anlattı. “300 sene” dedi. Kimsenin sesi çıkmadı. “Nereden çıkarttınız bu 300 seneyi” demiyorlar. Bu cehaletten kaynaklanıyor. Bilgisi olan insan hemen karşı koyar cevap verir. Bir kısım kardeşimiz de tabii cehaletinden değil, bilgisi var ama uğraşmak istemiyor belki. Cevap vermek istemiyor. Mehtap Tv bu yanlışlığı düzeltsin. Samanyolu Tv bu çizgiden vazgeçsin. Fethullah Gülen Hocamızın çizgisi çok güzel, üslubu çok güzel. Onu burada bambaşka bir şekle sokmaya çalışıyorlar. Fethullah Hocam hiç üç yüz sene sonrasından bahsediyor mu? FethullahHocamç”ne varsa 1400’le 1500 arasında olacak, her şey. Mehdi (a.s.)’ın çıkışı da 1400’de” diyor. “Hz. İsa (a.s.)’ın inişi de bu yüzyılda, hepsi bu yüzyılda” diyor. Sen “üç yüz yıl sonra Risale-i Nur’u anlamaya başlayacağız” diyorsun. “Daha yeni anlamaya başlayacak gençler” diyorsun. Daha dur bakalım. Orada başlıyor, kim bilir bir üç yüz yıl daha ilave edecekler kendince. Senin dediğin tarihlerde Kıyamet’in üzerinden yüzyıllar geçmiş olacak, Kıyamet’in üzerinden. Aklını başına al.
Berker Hocam şimdi Cübbeli Hocamızdan bir şeyler diyelim. Cübbeli’nin Mehdiyet’le ilgili, Mehdiyet’i ayetle açıkladığı bir şeyi var, dünya hakimiyetiyle ilgili. Hatta böyle yanık yanık çok da güzel okuyor, Kuran ayetiyle okuyor, dünya hakimiyetini anlatıyor. Şu an tabii asla yapmadığı ve yapmayacağı şeyler ama, biz ona bunu şu an zorla yaptıracağız inşaAllah.
VTR: Cübbeli; “Kıyamet’in Eşiğinde Olduğumuzu” ve “Kendisinin İnsanlar Üzerindeki Bu Gafleti Kaldırıp Bu Konuyu Canlandıracağını” Söylüyor.
ADNAN OKTAR:“Konuşmayı bile terk ettiler” tabii iki yüz yıl ileriye alırsa, 570 yıl Cübbeli gibi ileriye alırsa, Osman Ünlü gibi de 1000 yıl ileriye alırsa ve konuşmayı da kendisi de terk ederse, bizzat kendisi de örnek olursa bu durumlar oluyor.
SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri proğramımıza 00.30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar Tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
ALTUĞ BERKER:Tekrarlıyorum, yarım saat sonra Kaçkar Tv’deyiz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...