ADNAN OKTAR:“Ben Londra'dan Mehmet Emin. Oğlum Hüseyin Emin ile devamlı sizi izliyoruz. Şeyh Nazım Muhammed Kıbrîsi hazretlerinin müridlerindeniz inşaAllah. Allah razı olsun. Erbakan hocamın, "Milli Görüş" davasıyla 1970'lerde uyanmak nasip oldu.” Hay maşaAllah. “Allah'a şükür daha sonra da sizinle, "Şeytanın Dini Masonluk", "Yahudilik Masonluk" gibi eserlerinizle tanıştım ve o zamandan beri birçok kitabınızı okuyorum ve okuttum. İnternet sitenizi herkese tavsiye ettim durdum. Türk İslâm Birliği için büyük işler yapıyorsunuz. Hocam sizi ben çok iyi anlıyorum. Türk insanını kucaklayıcı yaklaşımınızı takdir ediyorum. Lâkin, Süleyman (a.s) mabedi konusunda yanlış anlamalara mahâl vermemek için biraz daha açıklayıcı olursanız sevinirim. Biliyorsunuz ecdadımız o büyük mabedin yıkıntıları üzerine o mescidi ihyâ etmek için, Mescid-i Aksâ ve Kubbet-i Sahrâ'yı inşâ ettiler ve korumak için de çok can verdiler ve hala bugün nice canlar o kutsal mekanlar için feda ediliyor, Allah rızası için. Allah, bizi o şehitlerin ve gazilerin şefaatine nâil eylesin. Lütfen, affınıza sığınarak, Süleyman (a.s) mescidinin nereye yapılacağını, yapılırken Mescid-i Aksâ ve Kubbet-i Sahrâ'nın durumunun ne olacağını açıklarsanız, hakkınızda fitnecilerin ileri geri konuşmasını engellemiş olursunuz diye düşünüyorum. Mehmet Emin."
Mescid-i Aksâ ve Kubbet-i Sahrâ bir de karşı tarafta, arka tarafta geniş bir arazi var. Ağaçlık bir arazi var. Yani aslında onun krokisi vardı bizde ama ona bir bak bakalım.
ALTUĞ BERKER:Bulayım hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani Mescid-i Aksâ ve Kubbet-i Sahrâ... Mescid-i Aksâ bu tarafta kalıyor, Kubbet-i Sahrâ bu tarafta kalıyor. Arka tarafta çok geniş bir arazi var, ben onu Musevîler ile de konuştum buraya geldiklerinde. Sanhedrin üyeleri geldiler. Onlar da krokiyi getirdiler. "Hocam." dediler, "Nerede mescidin yapılmasını düşünüyorsunuz?" dediler. Ben de gösterdim araziyi. Çok geniş, yani bayağı büyük bir arazi var rahat rahat yapılacak.
Kubbet-i Sahrâ, Mescid'i Aksâ, o kıyamete kadar duracak. Yani oraya kimsenin eli ayağı dokunamaz, öyle bir şey olmaz. Kuran'da işaret edilmiştir. Hadislerde işaret edilmiştir. Olacak iş mi? Yani, yıkmaya kalkanın Allah kafasını yıkar, beynini yıkar. Böyle bir şey olmaz. Kimse dokunamaz. Kıyamete kadar duracak. Mümkün değil. Ama, Hz. Süleyman (a.s)'ın Mescidi'nin ihyâsı çok önemli. Bir tek o değil, Hz. İbrahim (a.s.)’ın mezarının yanında büyük bir mescid daha yapacağız. Hz. İbrahim Mescidi. Mezar-ı şerifi çok bakımsız. Ben gördüm fotoğrafını. Bir şey de yok etrafında, çevresinde. Oradaki, o lüzumsuz binaları falan, bir kere tamamen kaldıracağız. Güzelce şöyle, bahçelik bağlık güzelce açacağız. Nefis bir mescid yapacağız. Danyal (a.s)'ın mezarının yanına da mescid yapacağız, Davut (a.s)'ın mezarının yanına mescid yapacağız değil mi? Hatta, o mezarı da içine alacak şekilde olur. Yani mescidin içine alırız.
Mescidsiz olur mu kardeşim? Hz. Süleyman (a.s)'ın “orası saraydı” diyorlar. Her Müslümanın evi mesciddir. Hz. Süleyman (a.s)'ın sarayında, Hz. Süleyman (a.s) ne yapıyordu? Namaz kılıyordu, ibadet ediyordu ve mesciddi. Orada Müslümanlar ne yapıyorlardı? Namaz kılıyorlardı. Namaz kılınan yere ne denir? Mescit denir. Niye anlamazdan geliyorsunuz? Tabii ki mescit haline gelecek, inşaAllah. Dolayısıyla bunda şaşacak bir şey yok. Hatta o mescidde Allah'ın izniyle, Hz. Mehdi (a.s) ile Hz. İsa (a.s) birlikte namaz kılacaklar. Oralar mübarek beldeler. Ama orada ilave olan, böyle bakımsız olan, Kudüs'te, bütün binaların kaldırılması mevzuu bahis. Yani Mehdi (a.s) devrinde bu yapılacaktır. Oralar bağlık bahçelik, güzel, ibadethaneler, değil mi, güzel mescidler ondan sonra, güzel toplantı yerleri. Bu şekilde olması gerekir. Musevî arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin oturmaları için çok çok daha güzel mekânlar yaparız, biraz daha aşağı taraflara. Yani tam o mübarek Peygamberlerin mezarlarının olduğu yerlerde, oralarda ev olmaz. Oralar topluma ait. Değil mi? Olmaz orada. Oraları açacağız.
Şimdi sen gidip mesela, Süleymaniye Camii'nin bahçesine ev yaparsan, gecekondu. Orada ev, şimdi o makul olur mu? Olmaz. Süleyman Mescidi'nin de dibinde ev olmaz. Oraları açacağız Allah'ın izniyle. İnşaAllah ve biz, Musevî dindarların binlerce yıldan beri bakın, yaklaşık üç bin yıldan beri baskı altında yaşıyorlar, üç bin yıldan beri. Hz. Musa (a.s) devrinden itibaren hep baskı altında yaşadılar. Hz. Musa (a.s.) devrinde de rahat etmediler aslında. O devirde de çok zordu yani şartları. Çölde gezdiler, anormallikler yaptılar, korkudan iman eden olmadı Hz. Musa (a.s)'a. "Kavminin zürriyetinden bir avuç gençten başka iman eden olmadı." diyor Cenab-ı Allah. O zamanın derin devletinden, o zamanın deccaliyetinden korktukları için, mahkemelere verirler, hapsederler, öldürürler, asarlar, keserler diye halk yanaşmadı Hz. Musa (a.s.)’a. Kavminin zürriyetinden, küçük bir topluluk, genç topluluğu cesaret gösterip Hz. Musa (a.s)'ın yanında oldular.
Musevîleri Allah'ın izniyle ihyâ edeceğiz. Yani uçsuz bucaksız bir zenginlik, uçsuz bucaksız bir hürriyet, uçsuz bucaksız bir sevince gark olacaklarinşaAllah. Müslümanlığın şefkatini, koruyuculuğunu, sevgisini görecekler. Fetih Suresi'nde, öbür ayetlerde de işaret edilen bütün güzellikler oluşacak ve topluluklar hâlinde İslâm'a dehalet olacak inşaAllah. Hz. Musa (a.s)'ın Kutsal Sandığını bulacağız. Bakın ayette söylüyor; “onu diyor melekler taşır.” “Melekler taşır” demek ne demek? Bulamazsınız. Arasan da bulamazsın. Kim bulacak? Mehdi (a.s) bulacak. Hayretler içinde kalacaklar, diyecekler: "Biz buraya defalarca baktık, yanından geçmişiz ama göremedik." diyecekler.
Bakın, Kubbet-i Sahrâ ve Mescid-i Aksâ'nın altında, Musevî arkadaşlarımız, tüneller açıyorlar, çalışmalar yapıyorlar, kat kat yerin kat kat altına indiler. Her yer aranıyor, elektronik yönden de aranıyor. Sandığın orada olduğunu düşündükleri için arıyorlar. Bakın Allah sır veriyor: "Melekler taşıyor." diyor. Melek taşıdığında bulamazsın. Yani bunu akıllarına koyacaklar. Arama ile bulunmaz. Onu bulacak kişi, onun sahibi Mehdi (a.s)'dır, Muhammed Mehdi (a.s)'dır. Yanında Cibril (a.s), Mikail (a.s) ve İsrafil (a.s) var. Allah söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e, Peygamberimiz (s.a.v.) de vahiyle bize bildiriyor. Yanında sürekli duruyorlar. Baş melekler. Yani Ululazim melekler. Onların söylemesiyle konu bitecek inşaAllah.
Bakın, dedim ki “Nuh (a.s)'ın gemisi Ağrı Dağı'nda.” Bulundu gemi. Daracık, bir insanın sığacağı kadar bir alandan, zoraki içeri giriyorlar, içeride oksijen yok. Sıfırın altında bilmem kaç derece, her yer donmuş, değil mi? Tahtalar falan, taptaze duruyor. Olduğu gibi duruyor gemi. Beş bin yıldan çok daha eski. Bütün o tahtalar beş bin yıldan daha da eski. Ama geminin asıl bölümlerine girmediler, yani sadece bodoslamakısmının bir bölümüne gelebildiler ve hayvanların konduğu bölümün bir kısmına girebildiler. Orada da zaten çiviler, hayvanların bağlandığı demirler, hepsi duruyor. Ama asıl içeride, Müslümanların oturdukları, ibadet ettikleri yerler var, iç kısımlar. Oralar, geminin bodoslama kısmının iç kısmında kalıyor, daha ilerilerde. O bodoslama kısmının tamamen çıkarılması lazım ağaçların, açılması gerekiyor. Veyahut, yan taraftan girilip, toprağın tamamen çekilip ki magma külleriyle kaplanmış, tamamen çekilip, diğer odalara girilmesi gerekiyor. Orada, Hz. Nuh (a.s)'ın kıyafetleri de var, o devirden kalma Hz. Nuh (a.s)'a ait kitap, Hak Kitap, onlar da var. Hepsi onların içerisinde. Daha oralara girilecek. Bunu kim yapar?
Mehdi (a.s) yapar. Yani Mehdi (a.s) gelecek de oralar asfalt gibi olur Allah'ın izniyle. Her yerine gireceğiz Allah'ın izniyle. Mehdi (a.s) talebeleri olarak inşaAllah. Bu dikili taşlar, İstanbul'daki dikili taşlar, o taşların uçlarını yontacağız. O taşlar, cin, şeytan çağırmada kullanılıyor. Dik değil, yatay hale getireceğiz. Bir tek o taşlar için. Dik değil, yatay. Mesela Çemberlitaş'taki ve diğer taşların hepsinin altında bir şey var. Özel olarak. Zaten yer belirtme taşlarıdır onlar. Yer belirtmek için veyahut onun şu kadar metre ilerisi, şu kadar metre gerisi anlamındadır onlar. Yani yer belirlemek için yapılmıştır. Piramitler, piramitlerin çok az bir bölümüne girildi. Asıl kısmı, onların alt kısmında ve iç odalara daha girilemedi. Bir çok yer otomatik, yani şeyin bitmesinden sonra sürgülü taşlarla kapatıldı. Onların tamamen açılması gerekiyor. Mesela Tevrat'ın orijinalleri, Hz. Musa (a.s) devrinden kalan bir çok kalıntılar, bir çok Peygamber mezarı onların altında. O piramitlerin altında kaldı. Yani çok geniş yer çünkü arazi. Oraların ince ince araştırılması gerekiyor. Bu devlet gücüyle olur. Ancak Mehdi (a.s) devrinde olacaktır. Her bulunduğunda yer yerinden oynayacaktır. Mesela her hafta, her ay bir haber gelecektir. İşte, şu da bulundu, bu da bulundu, her gün bir haber. Ne göstereceksin Berker?
ALTUĞ BERKER:Hocam o Mescid-i Aksâ'nın bulunduğu yerin geniş açısı inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi, bakın iki caminin arasında şu alanı görüyor musunuz? Geniş, ormanlık alan. Bir de arka tarafta da alan var bakın. Şu arka tarafta. Her iki taraf da müsait bakın. Buradan enlemesine müsait. Fakat benim asıl düşündüğüm yer şurası, şu kısım. Şu var ya ağaçlıklı bölge, şu bölge. Çünkü burası geniş alan. Burayı, yani halkın kullanacağı bir yer, herkesin kullanacağı bir yer. Çok geniş bir arazi o. Burası da bahçesi olacak Allah'ın izniyle. Mescidler tabi ki kıyamete kadar yani ona cinlerin, şeytanların bile etkisi olamaz ona öyle bir şey mümkün değil. Ayrıca altını, dantel gibi oysalar da yıkılmaz orası. Allah tarafından özel tutuluyor, öyle bir şey olmaz. Yıkacak el, kırılır, söyleyeyim. Kim yıkmaya kalkarsa eli kırılır. Allah tarafından korunuyor, öyle bir şey mümkün değil ama o bölgeye büyükçe inşaAllah ve böyle altın kaplama ama altın kaplama, muhteşem bir görünümde, Hz. Süleyman (a.s)'ın mescidini yapacağız inşaAllah. Kardeşim ne kadar güzel, Hz. İbrahim (a.s)'ın ben mezarını gördüm, mübareğin, o Ulu-l Azm Peygamberdir. Bayağı rahatsız oldum. Yahu kardeşim, açın kenarlarını şöyle bir güzelce, cennet gibi yapın böyle değil mi, yeşillik, güzelce. Muhteşem bir kubbe, pırıl pırıl. Altını orada burada kullanacağınıza orada kullanın işte ne güzel. 24 ayar altından Kubbesi değil mi böyle baktın mı 50 kilometreden cayır cayır yanacak. Peygamber mezarlarının hepsinin altın kubbeli olması lazım. 24 ayar altın. Kurşun murşun kaplanmaz. Altınla kaplanacak. Altın ne işimize yarar kardeşim.
Müslümanlara derler ki, mesela hanımlara deseler ki, herkes bileziğinden bir tanesini verse dese, 30 kere kaplar o mübarek mescidleri 30 kere. Bir bilezik, sadece tek bir bilezik. Değil mi? Tabii ki Hıristiyanlar da ister böyle bir şeyi, Musevîler de isteyecektir, kardeşlerimiz. Ama İsa Mesih geldiğinde hepsi, Müslüman olacak, Allah söylüyor. Zorlama yok, baskı yok. Yani Peygamberimiz (s.a.v) geldiğinde baskı mı yaptı? Yüzüne bakan, dürüst doğru Peygamber deyip iman ediyorlardı. Hz. Yusuf (a.s) baskı mı yaptı? Hz. Süleyman (a.s) baskı mı yaptı? Hz. İbrahim (a.s) baskı mı yaptı? Elinden yüzünden nur akıyordu. Güzel insan, her söylediği hak, doğru belli. Hz. Nuh (a.s) ne dedi? Sadece anlatıyordu, dinlemediler. Anlattı, dinlemediler. Anlattı, dinlemediler. Allah: "Gemiyi yap." dedi, koskoca gemiyi, yani geminin bulunması çok muazzam bir olay. Ama bak gemiye girilemiyor şu an. Yani girilen yer, şu kadarcık bir yerden girilebiliyor. O da deprem olmuş, deprem sonucunda bir çatlak oluşmuş, o deprem çatlağından içeri girebiliyorlar. Yoksa hiç girilemeyecekti. Allah'a hamd olsun bak Cenab-ı Allah kaderde nasıl yapıyor. Magmayla üstü örtülmüş, volkanik küllerle üstü örtülmüş. Allah-u alem imkânı yok bulamazlardı. Deprem olunca açılmış bir insan içine düşmüş yolda yürürlerken, tevafuken. İçine düşünce, "Yahu ne var burada acaba?" gibisinden içeri girip, oksijen de yok içerde, nefes de alamıyorlar. Bir kere oraya, ton hesabı ile oksijen verilmesi gerekiyor içeriye ki rahat çalışılabilsin. Oraya bir kere şantiye kurulması gerekiyor. Havada oksijen düşük olduğu için, kamyon falan da çalışmıyor. Yani dozer mozer de çalışmaz. O araçların kullanılabilmesi için, oksijen tankı bulunan dozerler gerekiyor. Bu da devlet imkânıyla olacak şeyler. Yani normal dozer çalışmaz. Oksijen yok, acayip yüksek, yetmiyor. Kamyon çıkamıyor. Fakat şu ana kadar olan şey bu. Var mı onun filmi? Nuh (a.s)'ın gemisinin filmi?
ALTUĞ BERKER:Siz “bulunacak” dediniz, bulundu hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evvel Allah.
VTR – HZ. NUH (A.S.)’IN GEMİSİ
ADNAN OKTAR:Evet, şimdi orada planda görülüyor. Diğer bölümde de görülüyor. Bak, Kuran’da çivilerden de bahsediyor. Hayvanların bağlanması için olan metal çiviler paslanmış, orada duruyor, onlar da duruyor. Madeni halkalar yapılmış. Oksijen düşüklüğünden o kadının konuşma güçlüğü, nefes nefese kalmasının nedeni o, yani içinde insan yaşayacak gibi değil. Yani herhangi bir canlı yaşayacak gibi değil. Ağaçların okside olmaması, böcek şu bu olmamasının nedeni de hem ısının çok düşük olması bir de oksijen olmaması. O da Allah’ın bir lütfu yoksa o tahtalar paramparça olurdu. Yani öyle 5 bin küsur sene yaşamaz. Yani 5 bin yıldan çok daha eski, inşaAllah.
“Muhammed Adnan Seyyidim. Ben Hollanda’dan Şeyma. Hocam sizi ve tüm seyyidlerimizi Allah dostlarını çok seviyorum. Hocam benim çalıştığım anket bürosunda birçok ırktan kardeşimiz çalışıyor. Geçenlerde çalışırken, yanımda Fas’lı bir kardeşimiz “Sayın Harun Yahya’yı tanıyor musun” diye sordu. Hocam bu kardeşimiz sizin İngilizceye çevrilmiş eserlerinizi okuyor ve işyerinde ve çevresinde tanıdığı bütün üniversite talebelerine sizi tanıtmak için gayret ettiğini anlattı. Büyük bir aşkla ve coşkuyla sizi çok sevdiğini ve gurur duyduğunu anlattı. Hocam Hollanda’daki Faslı kardeşlerimiz de sizi takip ediyorlar. Sizi çok seviyorlar. Size sevgilerini iletiyorlar. Seyyidim Mehdi (a.s.) ile İsa (a.s.)’ın birlikte namaz kılacakları güne biz nasıl şahit olacağız, inşaAllah. Mehdi (a.s.) şimdi kaç yaşında?" Bilmiyorum ben de. Ama Şeyh Yasin Hocamız, Şeyh Ahmet Yasin Hocamız “benden 3-5 yaş daha mı büyük” diyordu geçenlerde öyle bir sözü vardı.
ALTUĞ BERKER: Allah-u alem.
ADNAN OKTAR:“Hocam Mehdi (a.s.)’a talebe olmak için kendimizi nasıl yetiştirmemiz gerekiyor?” Şeyh Ahmet Yasin Hocamızın o videosunu hazırlayın. Mehdi (a.s.)’ın yaşıyla ilgili bir şey söylüyor. Oradan anlarız. Çünkü hHocamız kendinden konuşmaz. İlhamla ve büyüklerinden mürşidlerinden duyduklarıyla hareket eder inşaAllah. Ve hadis. Ve en önemlisi hadis tabi.
“Hocam Mehdi (a.s.)’a talebe olmak için kendimizi nasıl yetiştirmemiz gerekiyor? Seyyidim inşaAllah bizlerin de Mehdi (a.s.)’a talebe olması için Cenab-ı Allah’a dua edin” diyor. “Hollanda’dan Şeyma.” İnşaAllah hepimiz Mehdi (a.s.)’a zaten talebeyiz. Allah’ın izniyle yani istesek de istemesek de talebe oluruz zaten.
ALTUĞ BERKER:50 yaşındaymış Ahmet Yasin Hocamız.
ADNAN OKTAR:Cübbeli istiyor mu Mehdi (a.s.)’a talebe olmayı? İstemiyor. Ama bak Allah mecburen hizmet ettiriyor onu. Hocamızın bir videosunu dinleyelim, ben sonra söylerim. 50 yaşında. Hocamızın ilk videolarından olması lazım. İlk üç videosu içerisinde olması gerekiyor. “Arapça bilmez” diyor. “Bir üniversitede okudu veya okumadı” diyor yani “tam bitirmedi veya okudu” diyor. Ona benzer ifadeleri var. Oradan hatırlayabilirler. Mübarek Seyyidimizin sohbetini dinlemiş oluruz. Her sohbeti güzel, son derece candan mübarek bir insan. Gerçekten çok mübarek bir insan.
VTR: ŞEYH AHMED YASİN, HZ. MEHDİ (A.S.)’Yİ ANLATIYOR.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Şeyh Ahmed Yasin Hocamız 50 yaşında olduğuna göre, “Benden 5 veya 8 yaş daha büyük” diyor. İşte onun arasında arasınlar o zaman. İnşaAllah. Hadislere baksınlar. Hadislerden de anlayabilirler. Peygamberimiz (s.a.v.); “30-40 yaşlarında çıkacak” diyor. Hicri 1400’de vazifeye başlamasını hesap etsinler. Çünkü bir çok rivayet hicri 1400’ü gösteriyor. Bediüzzaman da “1400” diyor. Hadislerin hemen tamamında onu görüyoruz. Özellikle 7000 yıl ile ilgili hadislerde, “5600 yılı geçmiştir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). 7000’den 5600’ü çıkarınca 1400 kalıyor. 1400 başlangıç olmuş oluyor. 30-40 yaşında olacağına göre, Hocamızın bu ifadesini de alırsak, hepsini birleştirirsek çok anlamlı oluyor inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam galiba 48 yaşı şu an. Tam öğreniyorum hocam. Yaşı 48.
ADNAN OKTAR:48 yaşında tamam. “Benden 5 veya 8 yaş büyük” diyor. İşte ona göre hesap etsinler inşaAllah. Hocamızın bir bildiği olmasa söylemez. Daha önce bir çok mübarek mürşidin halifeliğini yapmış. Bir çok güzel faaliyette bulunmuş. Çok güzel, değerli eserleri olan bir insan. Kendinden konuşmaz böyle insanlar. Mutlaka bir dayandığı nokta vardır, inşaAllah.
“Hayırlı akşamlar hocam sizin Türk İslam dünyası için yapmış olduğunuz çalışmalardan çok memnunum. Ben Alevi birisiyim.” Hay maşaAllah. Her gerçek Müslüman Alevi’dir. Hz. Ali (r.a.) aşkıyla yanar, tutuşur. İnşaAllah. “Sürekli Alevi-Sünni kardeşliğini vurgulamanızdan dolayı sizden Allah razı olsun. Fakat ismi malum cübbeli bir şahsın sürekli Alevi, Şii, Vahabi düşmanlığına karşı duruşunuza çok teşekkür ederim. İnşaAllah tüm İslam alemi için mübarek Muharrem ayının da hayırlı geçmesini dilerim. Ali Haydar Terzi.” Hay maşaAllah, ismi de muhteşem Ali Haydar Murtaza. Hz. Ali (r.a.)’a, Peygamberimiz (s.a.v.) o kadar güzel bir lakap ilave etmiş ki şahane bir isim, Haydar. Şahane, Ali Haydar. Yani şu heybete bak, isimdeki güzelliğe bak. Dedemin ismi muhteşem maşaAllah. Ali Haydar Murtaza, Haydarı Kerrar; döne döne dövüşen arslan anlamına geliyor maşaAllah. Hz. Ali (r.a.), dedem, çok yapılıydı, geniş omuzlu, acayip kuvvetliydi. MaşaAllah, çok heybetliydi maşaAllah. Allah cennette ona aşkla, muhabbetle sarılmayı nasip etsin, hepimize inşaAllah.
“Selamün aleyküm Adnan Hocam”, ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahü ve berakatühü. “Allah’ın izniyle kıyamet koparken bizim muhatap olduğumuz görüntü mü helak edilecek, yoksa hem beynimizde oluşan dünyanın, evrenin görüntüsü, hem de maddenin gerçek hali saydamı da bununla yok edilecek? İnşaAllah. Hangi ayetlere bakmalıyız? En doğrusunu Allah bilir. İyi yayınlar. Allah’a emanet olun.” Selamını almadığım herkese; Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetüllahü ve Berakatühü, diyorum. Kıyamet koparken tabii ki dışarıdaki madde de parçalanıyor. Yan o saydam olan madde. Çünkü her bir atom bir alemdir. Ama dışarıda maddenin saydam olduğunu bilmeyen yoktur. Yani bilim adamlarının hepsi, dinsiz, dindar hepsi bilirler. Ve evrenin simsiyah karanlık olduğunu da bilirler. Güneşin de simsiyah karanlık olduğunu bilirler. Hepsi bilir. Hepsini Allah, nuruyla beynimizde aydınlatıyor. inşaAllah. Tabii ki dışarıdaki de parçalanacak, beynimizde Allah o görüntüsünü de oluşturacak. İkisini de yapıyor, Cenabı Allah. Dışarıda madde vardır. Biz görüntüsüyle muhatap oluruz. İnşaAllah. Yani zaten dışarıda öyle yaratılması ayrı bir ihtişam, beynimizde yaratılması ayrı bir ihtişam. Dışarıda saydam ve simsiyah yaratılıyor. Beynimizde de ışıklı, renkli, tadı, kokusu olacak şekilde yaratılıyor.
“Essalamü Aleyküm ve Rahmetüllahü ve Berekatühü”, ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetüllahü ve Berakatühü. Ne güzel sürekli, Allah’ın, Rahmetinden, Bereketinden istimdah ediyoruz. Allah’tan onu istiyoruz sürekli, maşaAllah . Sürekli dua oluyor, zikir oluyor. “Adnan Hocam seni ailece çok seviyoruz.” Hay maşaAllah, ben de sizleri çok seviyorum. “Allah seni zafere ulaştırsın. Sohbetlerinizi dinliyoruz. Ben Makbule Onay. Yalnız benim bir istirhamın, benim ve eşim Murat Onay, çok münafıkların düşmanı. Ben onları bulup, yılan deliğine girerlerse de bulurum. Mehdi (a.s.)’ı anlatmayan hocalar benim” yok o kadar olmaz öyle olmaz. Cahilliğinden, Allah kaderlerinde. O şekilde değil, biz eleştireceğiz. Doğru olmaları için gayret edeceğiz. O çok keskin. “Ben belasız yaşayamam” diyor, güzel. Müslümanın vasfıdır. Mücahidin vasfıdır. Yağmur gibi bela yağar, Allah’a hamd eder. Delikanlılık alametidir. Hz. Ali (r.a.)’ı 17 yerinden yaraladılar. Hepsi nurdu onların inşaAllah. Ve ayakta dedem Ali Haydar Murtaza maşaAllah. 17 yerinden yaralandığı halde bir yerinden yaralansa millet yüz üstü yatıyor. 17 yerinden yaralandı, kılıç yarası aldığı halde hiçbir şey olmadı maşaAllah. “Hocam benim kocama bir şeyler söyleyin. Selamlar hocam seni de çok seviyoruz hocam” diyor. Makbule Hanım’ın eşi olan yiğit, koç delikanlı, cesaret güzel, candanlık güzel, belayı rahmet olarak görür Müslüman, bu da çok güzel. Ama bizim yöntemimiz cahil Müslümanlara karşı da yine şefkat, merhamet. Ben mesela Cübbeli’ye acıyorum, şefkat ediyorum. Merhametimi de bildiği için bak ilk aradığı kişi de ben oldum, başına bu olay geldiğinde. Biliyor yani hakikaten hamiyetli olduğumu böyle bir şeyi kimsenin yanına bırakmayacağımı bilir. Kanun ve hukuk ölçüleri içerisinde. Ama mesela canını yaksak, mesela herhangi bir farz edelim fasık ya da münafık, münafığı zaten Allah bilir. Biz münafık alametleri ile mücadele ederiz. Münafığı biz bilemeyiz. Yani Allah-u alem münafık deriz. Tepelemeye kalkarsak o zaman Cübbeli’nin modeline gireriz. Olmaz, tepeleme yok. İlimle, bilgiyle, şefkatle, merhametle uyandırmaya çalışacağız. Çabalayacağız yani o sabırdan sevap alıyoruz. Sabır çok önemlidir. Yani sabrımızın karşılığı olarak Allah rızasını alıyoruz biz. Böyle asıp, kesmek, tepelemek falan bu olmaz. Makbul bir hanımla evlisin bak ne güzel ismi de Makbule. O koç yiğit de Kuran’ın ölçüsü, Resulullah (s.a.v.)’in tavrı içerisinde olacak. Resulullah (s.a.v.) nasıl şefkatliydi? Mesela Hz. Hamza (a.s.)’ı şehit etti Hz. Vahşi. Hızını alamadı yardı mübarek karnını, ciğerini çıkardı, ciğeri ısırdı. Artık bak vahşet yani değil mi? Peygamberimiz (s.a.v.)’e de, “ben pişman oldum ya Resulullah (s.a.v.)” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) de onu affetti. “Allah beni affetsin. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah” dedi. Ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in sahabesi oldu. Biz Allah’a bırakacağız inşaAllah. Düzelmeleri için ısrarla devam ederiz. Yahudiye de anlatırız, Museviye de anlatırız, Müslümana da anlatırız, hepsine anlatırız. Sevap kazanıyoruz inşaAllah.
“Selamun aleyküm” aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü. Avusturya’dan Sercan Karag” Avusturya’da çok muhiblerimiz var, çok sevenlerimiz var. Ordu orası maşaAllah. Avusturya çok güzel. “Programınızı şu an ailemle birlikte ilgiyle izliyorum. Hz. Mehdi (a.s.) vefat ettiğinde ne olacak? Bu konu hakkında detaylı bilgiler verirseniz. Avusturya’ya selam gönderirseniz çok seviniriz.” Bütün Avusturya’daki yiğitlere, canlarıma, kardeşlerime, o dünya güzeli insanlara selam ediyorum. Allah hepsine hidayet, güzellik, sağlık, sıhhat versin. Efendim Hz. Mehdi (a.s.) vefat ettiğinde “Ya Rabbi” diyeceğiz, “cennetini ona nasip et. Cennet ehli seyyidlerinden yap onu, dedesine kavuştur onu” diyeceğiz inşaAllah. Ama Hz. İsa (a.s.) görevde olacak. Cenaze namazını inşaAllah Hz. İsa (a.s.) kıldıracak. Yani o Müslümanları o kadar sarsmaz. Hz. İsa (a.s.) da görevde olduğu için yıkıcı etki yapmaz. Ama Hz. İsa (a.s.)’ın vefatından sonra bir boşluğa düşüyorlar Müslümanlar. Allah vermesin ondan sonra artık yan gidiyor. Yani sürekli bozulma, sürekli bozulma, hicri 1506’dan sonra özellikle yani bir mücadele var ama ortalı. 1507, 1508’den sonra denge bozuluyor. Gittikçe kayıyor, kayıyor, kayıyor 1543’e kadar. Allah vermesin 1543 yani hep gizli mağlubane. Hani kardeşler iki yüz yıl daha ilave etti ya Mehtap TV’nin gençleri, şu an seyrediyorlardır onlar, mübarek. O dedikleri zamanda üzerinden yüz yıllar geçmiş oluyor Kıyametin üstünden. 1543 ile 1545 arası vahşet. Müslüman kalmıyor yani Allah vermesin. Sokaklarda Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ; “merkepler gibi çiftleşecekler” diyor. O onu öldürüyor, o onu asıyor, o onu kesiyor, binaları yıkacaklar, camileri yakacaklar, mezarları yıkıyorlar. Yani tam psikopat ve deli tiynetliler. Anne-baba, aile, kardeş, hiçbir şey kalmıyor. Kuran, hadis hiçbir şey bırakmayacaklar, dine, imana yönelik hiçbir yazı yok, bir şey yok.
Sonra tam böyle diyecekler ki hani kıyamet kopuyordu? Nerede bu Mehtap TV’de hatırlatacaklar, “iki yüz yıl” var. Cübbeli; “570 sene var” demişti değil mi? Osman Ünlü; “bin yıl var” demişti. Onları da belki örnek gösterecekler. “Bunlar hep hurafe” diyecekler. İkindi, akşam vakti gibi böyle gümm diye bir çarpma, bent beniz kül gibi olacak. Birinci vurmadan sonra müthiş bir deprem ama en yükseğe kaçsa, onun çok çok üstünde mesela 10 şiddetinde, çok yüksek deprem. Sürekli sallanıyor depremle binalar, sokaklara dökülecek insanlar ama durmuyor deprem. Deprem devam ettikçe dağlar yavaş yavaş erimeye başlıyor depremin etkisiyle yani teknik özelliğidir bu aynı zamanda gittikçe böyle ova haline gelmeye başlıyor. Cenab-ı Allah; “Çocukların saçları bembeyaz olacak” diyor. Süt beyaz çocuklar, çocuklara mahsus olarak, çocukların ruhu önceden alınıyor. Çocuklar yani ceset halinde geziyorlar, ruhları alınıyor. İşte Cübbeli’nin dediği olay o zaman oluyor. Melekler alenen iniyorlar. Böyle bölükler halinde, gök yarılıp açılıyor, simsiyah uzay görünüyor. Yani yıldızlar, uzay görünüyor. O atmosfer tabakası tamamen açılacak, olduğu gibi açılacak. “Onun arkasından ikinci bir çarpma izler” diyor Allah. Bir çarpma daha. Bu çarpmanın etkisiyle dünyanın dönüş yönü terse dönüyor. Ama seri olarak hemen arkasından kıyamet kopuyor. Cübbeli’nin dediği gibi 120 yıl daha camilere gidip Müslümanlar namaz kılmıyor. Aklın ihtiyarı kalkmış, melekler iniyor artık. Güneş batıdan doğmuş, böyle bir durumda aklın ihtiyarı kalır mı? İmtihan ortamı kalkmış artık, orada adam camide sakin sakin tesbih çeker mi?
Cübbeli milleti yanlış bilgilendiriyor, hatalı hareket ediyor ve insanları gaflet içerisinde kıyamete hazırlıksız hale getirmeye çalışıyor. Ve bilmeden, cahillikle şeytana hizmet etmiş oluyor. Çok büyük hata yapıyor. Cübbeli diyorlar bize ne güzel hurafe anlatıyor. Arada ayet de söylüyor, gerçek hadis de söylüyor ama hurafe de anlatıyor. Allah esirgesin başınızı yakar, mahvedersiniz kendinizi.
Bak Şeyh Ahmet Yasin Hocam da diyor; “aklınızı başınıza alın” diyor. Aklını başına birçok Müslüman almış durumda ama almayanları uyarıyorum. Dediklerim doğru, dünyanın etrafına muazzam bir göktaşı yığınağı oldu. 1980 yılından sonra, milyon hesabıyla. Bak Nemesis de dünyanın yanına yanaştı, özel. Kahverengi cüce yani hiç ummadığın anda yıldız fırlatıyor, göktaşı fırlatıyor hem de nereden vuracağı belli değil, sürekli dans ediyor bu Nemesis. Bir aşağıya, bir yukarı, yeri de belli değil. Gözle görülmüyor, çıplak gözle de göremiyorsun. Aniden içinden fırlatıyor bir göktaşı. Dünyayı vurmak için Allah özel olarak oraya getirdi. İnfaz için geldi Nemesis. Cellattır yani dünyanın cellatıdır. Mehdi (a.s.)’dan sonra tabii Müslümanların kalbinde bir burukluk olur. Ama Hz. İsa (a.s.) olduğu için şiddetini o tamamen alır. Çünkü Mehdi (a.s.) zaten onun hazırlığını da yapacaktır inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “ vasıtasında fec’eten ölür” diyor. Aniden, sebepsiz, birdenbire ölüyor. Mehdi (a.s.)’ın özelliği olarak fec’eten, vasıtasında giderken ama görevini yaptıktan sonra, bitirdikten sonra. Zaten dünya hakimiyeti olduğunda, ortalık rahat olduğunda ölüm yaklaştı demektir, anlamı odur. Yani her şey bittiğine göre, çünkü Mehdi (a.s.)’ın artık imtihanı bitmiş oluyor. Yani bir anlamı yok dünyada kalmasının, beklemesinin çünkü daha mükemmel, daha hoş, kıyaslanmayacak cennet varken Allah dünyada tutmak istemez. Yani bir insan misafir olsa sen bir gecekonduda mı tutmak istersin? Bir sarayda mı ağırlamak istersin? Gecekondu ne kadar güzel olursa olsun, sarayla kıyaslanmaz. Onun için Cenab-ı Allah çok sevdiği Mehdi (a.s.)’ını görevi bittikten sonra aniden alıyor, birden vasıtasında. Atından da bahsediyor zaten “atının gözleri ışık saçar” diyor. Ve “çok süratli gider atı” diyor Nedir bu? Araba. Süratli giden nedir? Gözünden ışık saçması zaten çok net, “farı var” diyor hadiste “farı var.” İnsanların akılının alması için de “at” diyor. Kendinden gidiyor dese şimdi hiç inanmaz belki bir kısmı. Akıllarında iyi kalsın diye o şekilde söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.).
Mehdi (a.s.) zaten sistemi tam kurmuş olacak. Yani mükemmel bir sistem ama buna rağmen Allah’ın hikmeti muazzam tedbir alınmasına rağmen, iman hakikatlerine rağmen liderin önemi işte burada. Onun verdiği şevk ve heyecan bitince ve Hz. İsa (a.s.)’ın verdiği şevk ve heyecan bitince insanlar kendi kendine o gücü bulamıyorlar. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) vefat ettiğinde de muazzam bir burukluk oldu bütün Müslümanlarda. Hemen o güçte bir kırılma oldu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanındaki güçte yaşadığı dönemdeki güçte bir kırılma oldu ve o güç sahabeden sonra tabiyin, Tabiyinde biraz daha kırıldı. Tebbe Tabiyinde biraz daha kırıldı. Tebbe Tabiyinden sonra yataya geçti artık. Gittikçe düşüş başladı. Mehdi (a.s.)’da ani bir çıkış oluyor yine. Hz. İsa Mesih’te yine bir çıkış oluyor. Onların vefatından sonra yine bir yatay geçiş oluyor, yine düşmeye başlıyor.
Ondan sonra Hz. İsa (a.s.)’ın vefatından sonra 1543 gibi yani 2120’lere yakın dünya tarihinde görülmemiş bir bozulma oluyor. Ama Deccal devrinde yok öyle bir bozulma. Yani Deccal onun yanında bambaşka bir şey gibi durur. Deccal bile ona şaşırır. Deccal’in bile şaşıracağı gibi olur. O kadar şiddetli bozulma oluyor. Çünkü Deccal’in hedefinin çok çok üstünde. Sonradan da öbür gelişmeler olacak inşaAllah. Sonra da kıyamet kopuyor. İnşaAllah. Ama bunları tabi yaşayanlar görecekler, o devirde olanlar görecekler inşaAllah. O devrin Deccaliyeti’ne, o devrin Mehdi (a.s.)’ıdır işte kıyamet. Kökten hallediyor hiç bırakmıyor, tamamını öldürerek bitirecektir. Kıyametin özelliği de odur. Yani meseleyi kökünden hallediyor ne yaparak? Sel gibi kan akıtarak. Ne kadar kan akıtıyor? Bütün dünyanın kanını akıtarak bitiriyor. Kan akıtma var, onda var ama Mehdi (a.s.)’da yok. Evet, Berker’im seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Hocam Risale Haber internet sitesi şu anda yeni yazı girmiş hocam, bir saat evvel ve “Mehdi (a.s.)’ın üç vazifesi vardır” maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Doğru.
ALTUĞ BERKER: Bir önceki yayında söylediniz hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Deccal’in üç istibdat devresi Mehdi (a.s.)’ın da üç vazifesi vardır. Demek ki bir tane vazifesi yok. Bu vazifeyi üçe ayırmak çok anormal bir hareket, mesela Bediüzzaman geliyor ben bu vazifelerden bir tanesini yaptım diyor. Abdülkadir Geylani bir tanesini yaptı, İmam-ı Rabbani bir tanesini yaptı, Mehdi Abbasi bir tanesini yaptı. “O siyaset aleminde, ben diyanet aleminde Mehdiydim” diyor. İmam Rabbani diyanet aleminde, Abdülkadir Geylani diyanet aleminde ama ahir zamanın büyük Mehdi (a.s.)’ı hem diyanet, hem siyaset, hem saltanat üçünü birden yapacak diyor. Şimdi ahir zamanda gelecek Mehdi (a.s.)’a diyanet yönünde vazife yapmayı çok görüyor bazı kardeşlerimizin ağırına gidiyor. Ne zorun niye rahatsız oluyorsun? Gelen Mehdi (a.s.) diyanet yönünde de vazife yapsa sana ne zarar getirecek? Onu elinden almak istiyor, istemiyor. “Onu Bediüzzaman yapsın” diyor. Müsaade et de o da yapsın. Niçin onun yapmasını istemiyorsun?
“O siyaset ve saltanatta yapacak” diyor. Siyaset ve saltanatta yapacak güçteyse, diyanette yapacak gücü olmayan bir adama bir insana Cenab-ı Allah, siyaset ve saltanatta güç verir mi? Diyanette gücü olmayan bir insana yani iman hakikatlerini anlatmayı bilmeyen iman-i coşkusu olmayan bu yönde de faaliyet yapmayan bir insana Allah saltanat ve siyasette güç verir mi? O gücü varsa o gücü de vardır. Allah siyaset ve saltanatı ona layık gördüyse diyanet yönünde de Mehdi (a.s.)’a layık görmüştür. Ve o yüzden de Bediüzzaman; “üç görevin üçünü birden yapacak” diyor. Arkadaşlarımız ne yapıyorlar? “Hayır” diyorlar “biz diyanet görevini almak istiyoruz.” Sen alsan da Allah ona vermiş nasıl alacaksın? Senin almanla olmaz ki. Bakın bu fitneyi de kaldırsınlar. Öyle bir Mehdi (a.s.) gelecek ki illaki gelecek son Mehdi (a.s.) sıradan bir adam olması gerekiyor. İlla. İlla böyle diyanetten anlamayan, iman hakikatlerini anlatamayan, Darwinizm’e, materyalizme karşı mücadele yapamayan, kitaplar yayınlayamayan aciz birisi olacak. Yani illa ki böyle olması gerekiyor. Ne anlar bu son gelecek diyorsun, “sadece siyaset ve saltanattan anlar” diyor. Bu nasıl Mehdi (a.s.) oluyor o zaman. Nasıl ahir zamanın büyük Mehdi (a.s.)’ı oluyor? Bediüzzaman; “üç görevi birden yapacak” diyor. “Daha önceki Mehdilerin büyük Mehdi olmamasının nedeni, bu üç görevi birden yapmamalarındandır” diyor. Yani bir tanesini yapmışlar. Şahsı manevisi arkasından yapması, Bediüzzaman bunu esas almıyor. Öyle bir konu olmaz. Olur mu o zaman Şahi Nakşibend en büyük Mehdi (a.s.) olur. Abdülkadir Geylani en büyük Mehdi (a.s.) olur, şu anda da talebeleri devam ediyor şahsı manevisi. Olur mu öyle şey? “Kendi sağlığındayken yapacak” diyor Bediüzzaman. Bunu hiç bozmaya, değiştirmeye gerek yok.
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz hocam inşaAllah. “Kendi devrinde de o üçünün birleşmesinin mümkün olmadığını” söylüyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onu Bediüzzaman’ın kendi eserlerinden anlatalım. Seyyid Salih Hocamızdan, Üstad'ın talebelerinden dinleyelim önce yaşayan, yanındaki talebelerinden.
VTR: BEDİÜZZAMAN’IN HAS TALEBELERİNDEN SEYYİD SALİH ÖZCAN, HZ. MEHDİ (A.S.)’IN HER ÜÇ VAZİFEYİ BİRDEN YAPACAĞINI ANLATIYOR
ADNAN OKTAR: Evet, anlayana başka ne diyeyim. Risale-i Nur'dan örnek veriyoruz. Bak Seyyid Salih Özcan Hocam da çıktı, söylüyor açıkça. “Üç görevi birden yapacak” diyor. Yani birinci görevi Bediüzzaman yapacak, ikinci görevi başka bir Mehdi yapacak, üçüncü görevi başka bir Mehdi yapacak demiyor. O zaman zaten öbür Mehdilerden farkı kalmaz. Üç görevin üçünü birden aynı şahsın yapmasından kaynaklanan o unvan veriliyor ona. Büyük mehdilik unvanı veriliyor. Risale-i Nur'da bu çok açık. Hocamız da anlatıyor. “Ben inanmıyorum” diyorsa, tamam diyecek bir şey yok. Kendisi bilir. Başka Seyyid Salih Özcan Hocamızın bu konuda ne açıklamaları var? Öbür konuşmaları da yayınlayın. Çünkü bunlar hep tarihi, hayati konuşmalar.
VTR: SEYİD SALİH ÖZCAN: “BÜYÜK MEHDİ, AHİR ZAMANDA GELECEK İNŞAALLAH.”
ADNAN OKTAR:Evet, biz bunları böyle ara ara, senelerce anlatacağız. Anlayan anlar, anlamayan anlamaz. Bizim daha en az bir on yıllık mücadelemiz var. On yıl boyunca geceli gündüzlü anlatacağız. Televizyon imkânlarını daha da arttıracağız inşaAllah, radyo imkânlarını daha da arttıracağız. Yalan söyleyenlerin kafasına kafasına tokmak gibi hakikatleri anlatacağız. Seyyid Salih Özcan Hocamın bu izahlarını defalarca anlatacağım. Bediüzzaman'ın anlattıklarını defalarca anlatacağım. Böylece bu konuları gizlemek neymiş, Müslümanlara yalan söylemek neymiş, yanlış tevillerle örtbas etmeye kalkmak neymiş göstereceğiz.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Berker'im seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Şöyle söylemiştiniz Hocam inşaAllah: "Müslümanlar başsız kalmıyor." dediniz. Mesela örnek verdiniz: "Hz. Yusuf (a.s) başa geçiyor, ondan sonra bereket oluyor. Hz. Zülkarneyn (a.s) başa geçiyor, ondan sonra bereket oluyor. Hz. Süleyman(a.s) başa geçiyor, ondan sonra bereket oluyor. Hz. Zülkarneyn (a.s)'a; “sana yardım edelim” diyorlar, “bana sadece insan gücüyle yardım edin” diyor. Lider olmayınca, kaliteli etkin insan topluluğu harekete geçemiyor. O zaman yecüc-mecüce karşı başarı elde edilemiyor, anarşi-teröre karşı başarı elde edilemiyor. Başta Allah'ın ilham edeceği insana ihtiyaç var. Yetenekli insanlar olduğu halde, baş olmadan başarı olmaz. Başa geliyor, bedene bir baş gelmiş oluyor. Ondan sonra beden canlanıyor. Başsız beden ölü olur, kıpırdanır hareket eder ama bitkisel hayatta olur. Şu anda da Müslüman alemi bitkisel hayatta. Karaciğeri hastalanıyor, kolu sakatlanıyor, felç oluyor. Baş olmuş olsa bütün beden kurtulacak inşaAllah." dediniz.
ADNAN OKTAR:Evet maşaAllah. İyi, güzel demişim. Bir kardeşimiz yazmış, Enes Avcı. Benim yazdığım kitapların “Amerikan, Amerikalı bilim adamlarının yazdığı eserlerden alıntı olduğunu” belirtmişler. Kardeşim yani nereden alacağız? Amerika, Rus, Çin, Avrupa işte Koreli, değil mi? İranlı. Oralardan alınır, nereden alınır? Yani bilimsel bir çalışma olursa nereden alıyor, Türkiye nereden alıyor? Bütün bilim adamları nereden alıyorlar? Uzaydan gelip, uzaylıların verecek hâli yok tabii ki oradan alacaksın. Bu yani çok gereksiz bir söz yani “Amerikalılardan aldı” demek, “Fransızlardan aldı demek, İngilizlerden aldı demek.” Ben mesela Paleontolojik bir çalışma yapılmış ve onunla ilgili açıklamalar var veyahut kromozomlar ile ilgili bir çalışma var, elektro mikroskopta adam fotoğraflar çekmiş, getirmiş. “Amerikalılar çekti fotoğrafı”, “bu kullanılmaz.” Kim çekecek? Mısırlı çekerse kabul edecek misin? Onu da kabul etmezsin ki sen.
"İlim Çin'de olsa alınız." diyor Peygamberimiz (s.a.v). Biz ilim neredeyse alırız. Yani kafası dumandan tıkanmışların sözleriyle hareket etmesin kardeşlerimiz değil mi? Kafası imânın nuruyla açılmış insanların düşüncelerine göre hareket etsinler. Tabii ki kaynak alacaksın. Ben mesela dini konuları anlatırken Bediüzzaman'dan alıyorum, İmâm-ı Gazâli'den alıyorum, İmâm-i Rabbâni'den alıyorum. Hepsinin üzerinde hadis-i şeriflerden alıyorum. Bana vahiy mi gelecek, tabii ki kaynaktan alacağım, nereden alacağım?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah
ADNAN OKTAR:Değil mi? En başta Kuran'dan. Bilimsel bir çalışma olduğunda da tabii ki İngiliz bilim adamı ise ondan alırız. Amerikalı ise ondan alırız. Tarihî bir çalışmaysa, adam yaptıysa, doğruysa, doğru olması şartıyla alırız. Yanlışsa da yanlışlarını bilimsel olarak açıklarız. Mühim olan, doğru olması. Tabii. Evet.
ALTUĞ BERKER:Risale Haber de konu etmiş hocam. Bugün, Hüseyin Yılmaz, Bugün gazetesi yazarının, Cübbeli Ahmet Hoca'ya, Bediüzzaman'ın tavsiyesini hatırlatmasını haber yapmışlar onlar da inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Güzel. Cübbeli burada biraz samimiyetsiz davranıyor. Çünkü diyor ki; “Ben Lalegül FM’de doğrusunu açıkladım. Bediüzzaman’a saygımı, sevgimi, orada doğru söylemediğimi, Bediüzzaman’ın bir Ehl-i Sünnet alimi olduğunu, kendisinin (Cübbeli’nin) yanlış yolda olduğunu, Bediüzzaman’ın doğru yolda olduğunu açıkladığını” söylüyor. Bunu dünya duydu mu? Lalegül FM’i kim dinliyor? Bir avuç, arkadaş çevresi dinliyor. Sen bunu HaberTürk’te milyonlara duyurdun. Duyurduğun yerden git, anlat. Veyahut git Flash TV’de git, anlat, defalarca vurgula. Yaptığın tahribat çok geniş çaplı oldu. Yani milyon tahribat yaptın, tamiri üç, bir milyon tahribata karşı, üçle tamir. Böyle olmaz, çok samimiyetsiz. Aynı şekilde Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretlerine Hocamıza da söylediği bu çirkin sözleri daha hala tekzip etmedi ve düzeltmedi ve özür dilemedi. Habire kendi derdinde. Bunları bekliyoruz inşaAllah.
“Can, güzel, sevgi dolu pirim. Sizi severek takip ediyoruz. Bizler inşaAllah yatsı muharrem 12 imamlar orucunda sizlere duacıyız. Eğer bir istediğiniz, arzuladığınız varsa bizlerle ulaştırmak için bizimle paylaşın. Arslan pirim. Seve seve dedelere iletiriz inşaAllah. Sevgi ile kalın dostça kalın. Avusturya'da Alevi kardeşin Ahmet.” Bütün Alevi dedelerinin, Hz. Ali (r.a.)’ın arslanlarının, koç yiğitlerinin hepsinin ellerinden öpüyorum. Allah feyzlerini artırsın bereketlerini artırsın, imanlarını artırsın, hidayetlerini artırsın. Hepsini çok seviyoruz. Hz. Ali (r.a.)’ı sevdiğiniz için, Resulullah (s.a.v.)’i sevdiğiniz için. Biz de sizi canımızdan daha çok seviyoruz. Allah sizi Ehl-i Beyt sevgisiyle coştursun. Hz. Ali (r.a.) sevgisiyle coştursun. Sahabe sevgisiyle coştursun. Allah sizleri doğru yoldan ayırmasın. Bizlere dua edin. Biz de sizlere dua ediyoruz. Çok güzel inşaAllah günler geliyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru için dua edelim hep birlikte inşaAllah. İnşaAllah, Allah bizlere o güzel günleri göstersin. Ehl-i Beytin de intikamı alınmış olacak. Hz. Hasan (r.a.)’ı, Hüseyin (r.a.)’ı, dedem Hz. Ali (r.a.)’ı şehit eden alçakların, kahpelerin intikamı Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuruyladır. Değil mi? Onun Ehl-i Beytinin dünya hakimiyetiyle bu kahpelere en büyük tokat indirilmiş olacak, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, bir haber vardı onu, müsaadenizle göstermek istiyorum. Pakistan Başbakanı, “Türkiye’nin gücü bizim gücümüz” demiş hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah. Bizim gücümüz onların gücü, onların gücü bizim gücümüz. Birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam Sayın Dışişleri Bakanının bugünkü gazete haberindeki ifadesi; sizin yıllar evvel söylediğiniz şeydi hocam inşaAllah. “Bugün Osmanlı milletler topluluğu geçiyor” hocam Sayın Dışişleri Bakanımızın isteği olarak. Siz 2008’de, 21 Kasımda; “Dünyanın yeni bir Osmanlı’ya, modern bir Osmanlı’ya, yeni bir Osmanlı’ya ihtiyacı, insanın yeni bir suya ihtiyacı gibidir” dediniz hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Aman Bakanımıza iyi sahip çıksınlar, iyi mukayyet olsunlar, koruması güçlü olsun. Düşmanı çok inşaAllah. Halis, muhlis Müslüman evladı, Türk evladı, koç yiğit. Ben böyle Dışişleri Bakanı hiç görmedim. Helal olsun. Allah yolunu açık etsin, feyzini, bereketini arttırsın, Allah heyecanını arttırsın, sonuna kadar devam. Türk-İslam Birliği oluşuncaya kadar devam edeceğiz. Bu şanlı millet, Türk milleti Allah’ın izniyle dünyayı sevgiyle, muhabbetle idare edecek. Bölünme, parçalanma yok. Büyüme var. Bütün dünya var bütün dünyayı kucaklamak var. PKK kaçacak delik de arayamayacak, buhar olacak Allah’ın izniyle inşaAllah. Evet seni dinliyoruz Berker’im.
ALTUĞ BERKER:Şimdi aynı şeyi de Sayın Bakanımız da söylüyor. Bediüzzaman’ın, Bediüzzaman eserlerinin pek çok yerinde Hz. Mehdi (as)'ın yerine getireceği üç görev olduğundan bahsetmiştir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi (as)'ın en önemli alametlerinden birinin bu üç görevi birden yerine getirmesi olduğunu belirtmektedir. Bu görevlerin birincisi materyalist, Darwinist ve ateist felsefelerle fikri mücadele yapılması ve bu akımların fikren tam olarak susturulmasıdır. İkincisi İslam dünyasının liderliğini üstlenerek İslam birliğinin sağlanması, üçüncüsü ise Kuran ahlakının ve Peygamberimiz (s.a.v.)'in sünnetinin yeniden canlandırılmasıyla tüm yeryüzüne hakim kılınmasıdır.
Ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdi (as), bu görevlerin üçünü birden yerine getirecektir. Bu alamet, onun tanınmasını sağlayacak ve onun en önemli özelliklerinden olacaktır. Bediüzzaman eserlerinde; Hz. Mehdi (as)’ın aynı anda, “siyaset Mehdisi, saltanat Mehdisi ve diyanet Mehdisi olarak üç özelliğe birden sahip olacağını ve bu üç alanda birden Mehdilik yapacağını” söylemiştir. Bediüzzaman, Kuran ahlakını dünya üzerinde hakim kılmak amacıyla önceki asırlarda da bazı Müslüman şahısların geldiğini, ancak bunların hiçbirinin, ahir zamanda Hz. Mehdi (as)’ın yapacağı üç önemli görevi bu şekilde bir arada yerine getirmediklerini ifade etmiştir. Bu nedenle de ahir zamanın “büyük Mehdi”si unvanını alamadıklarını belirtmiştir” inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Sen Nur talebelerinin haslarındansın.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam, vesilenizle öğrendik hocam. İlk geldiğimizde bize Risale-i Nur okumuştunuz.
ADNAN OKTAR:Şu 45’i, oradan da devam et.
ALTUĞ BERKER: Bu üç vezaifin (görevin) bir şahısta yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi (birbirine engel olmaması, zarar vermemesi) pek uzak, adeta kabil (mümkün) görülmüyor:
Bediüzzaman “bu zamanda” sözleriyle kendi yaşadığı dönemden bahsetmektedir. Ve kendi zamanında, Hz. Mehdi'nin yerine getireceği üç görevi tek bir şahsın aynı anda yerine getirmesinin ve bu üç vazifenin birbirini engellememesinin mümkün olmadığını söylemektedir. Bediüzzaman bu kanaatinin ne kadar güçlü olduğunu “pek uzak” ve “adeta kabil (mümkün) görünmüyor” sözleriyle açıkça belirtmiştir. Bu da, Hz. Mehdi (as)'ın Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemdeortaya çıkmadığını gösteren bir başka önemli delildir” inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hayır, “bir Mehdi (a.s.) gelecek” diyorlar. Yani “pek de kaale almak istemiyoruz diyorlar, o gelecek olanı” diyorlar. “Hem siyaset, hem saltanat görevi yapacak” diyorlar. “İmani de bir çalışma yapmayacağına göre de o kadar önemli değil” diyorlar. “Ama Bediüzzaman’a övmüştür, anlatmıştır da” diyorlar. “Yani o kadar önemli değildir” diyorlar. Niye önemli değil? Ve niye imani hizmet yapmasını istemiyorsunuz o gelecek Mehdi (a.s.)’ın? Ne mahsuru var? Siz istemeseniz de yapacak. İman hakikatlerini anlatacak. “Risale-i Nur’u hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek” diyor Bediüzzaman. Ve “Darwinizmi ve materyalizmi bitirecek” diyor Bediüzzaman. Açıkça söylüyor. İsteseniz de istemeseniz de çatlasanız da patlasanız da bu olacak. Bu kader. Sen kaderi durduramazsın. Evet. Hz. İsa (a.s.)’dan da bahset. O kısımlar çünkü o şahıslar Hz. İsa (a.s.)’dan da bahsedilmesinden de çok rahatsız oluyorlar. En önemli konulardan birisi de Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın nüzulü ve Hz. İsa (a.s.) sevgisidir. Onu da oku. Çünkü onu da öldürmeye meraklılar. Ne hikmetse, haşa. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı da görecekler, Mehdi (a.s.)’ı da görecekler inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Şualar, sayfa 495.İsa Aleyhisselam'ı nur-u iman ile (imanın ışığıyla) tanıyan ve tabi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin (mücadele eden ruhani cemaatinin) kemmiyeti (sayısı), deccalin mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nispeten çok az ve küçükolmasına işaret ve kinayedir (maksadındadır). Bediüzzaman bu sözünde, ikinci kez yeryüzüne geldiğinde, Hz. İsa (as)'ı tanıyacak ve destekçisi olacak olan topluluğun özelliklerinden bahsetmektedir. Bediüzzaman bu sözünde Hz. İsa (as)'ın onu destekleyen cemaati tarafından "imanın nuru ile tanınacağı”ndan bahsetmiş, açıkça Hz. İsa (a.s.)'ın "bir şahıs" olduğunu ifade etmiştir. "Tanınma" fiili, burada "tanınacak bir kimse olduğunu" ifade etmekte ve Bediüzzaman'ın manevi bir varlığı değil, bizzat Hz. İsa (a.s.)'ın, şahsını kastettiğini ortaya koymaktadır” inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, o Hz. İsa (a.s.) düşmanlığını da ortadan kaldıracağız, inşaAllah. Evet, Şualar 493, onu da oku.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah hocam. Hattâ, "Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hz. Mehdi (as)'a namazda iktida eder, tâbi olur" diye rivâyeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kurâniye'nin matbuiyetine ve hakimiyetine (Kuran hakikatlerine uyulmasına ve tabi olunmasına) işaret eder.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde Hz. İsa (as)'ın, Hz. Mehdi (as)'ın arkasında namaz kılacağını bildirmiştir:
İmamları salih bir insan olan Mehdi olduğu halde, Beytü'l Makdis'e sığınırlar. Orada imamları kendilerine sabah namazını kıldırmak için öne geçtiği bir sırada, bir de bakarlar ki, Meryem oğlu İsa sabah vaktinde inmiştir. Mehdi, Hz. İsa (as)'ı öne geçirmek için arkaya çekilir. Hz. İsa (as) onun omuzlarına elini koyar ve ona der ki, "Geç öne namazı kıldır. Zira kamet (farz namazı kılmak için okunan ezan; namaza başlama işareti) senin için getirilmiştir."(Ebu Rafi'den rivayet edilmiştir; İmam Şarani, Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, Bedir Yayınevi, s. 495-496), inşaAllah hocam.
VTR:BEDİÜZZAMAN’IN HAS TALEBELERİNDEN SEYYİD SALİH ÖZCAN, HZ. İSA (A.S.)’IN ŞAHIS OLARAK YENİDEN GELİP HZ. MEHDİ (A.S.)’IN ARKASINDA NAMAZ KILACAĞINI ANLATIYOR.
ADNAN OKTAR:Asilim, Emirdağ Lahikası, sayfa 260. Onu da oku.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam, inşaAllah. “O zat, bütün ehl-i imanın (iman edenlerin) manevi yardımlarıyla”.
ADNAN OKTAR:O zat kim?
ALTUĞ BERKER:O zat, Hz. Mehdi (a.s.).
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:“Bütün ehl-i imanın manevi yardımlariyle ve İttihad-ı İslam'ın muavenetiyle (İslam Birliği’nin yardımlaşmasıyla) ve bütün ulema ve evliyanın(bütün alimlerin ve velilerin) ve bilhassa Al-i Beyt'in neslinden (Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyundan) her asırda kuvvetli ve kesretli (çok sayıda) bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklariyle (Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyundan gelen fedakar kimselerin katılımlarıyla) o vazife-i uzmâyı (büyük görevi) yapmaya çalışır, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, o zamandayız şu anda.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Dediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma." 56, 1956’ya bakıyor inşaAllah. “Dedi ki: "Sapıklar dışında Rabbinin rahmetinden kim umut keser?" Değil mi? Mehdi (a.s.)’ın gelişinden umut kesmek, Hz. İsa (a.s.)’ın gelişinden umut kesmek, İttihad-ı İslam’dan umut kesmek, olmaz. Cenab-ı Allah ne diyor? “Dedi ki: "Sapıklar dışında Rabbinin rahmetinden kim umut keser?" İnşaAllah. Ki Bediüzzaman, “1956 münafıkane sistemin yıkılışının başladığı tarih” diyor. Kuran’dan ebcedle çıkartıyor. İnşaAllah.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...