SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar Tv, Kütahya Destan Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, aynı zamanda Harun Yahya.Tv internet sitemizden devam ediyoruz. Buyurun hocam.
ADNAN OKTAR:Berker Hocam, tekellüm buyurun.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam. Bugün Yiğit Bulut’un yazısı, Türkiye’nin büyümesiyle ilgiliydi hocam. “Bazı köşe yazarları ve çevrelerinin 8 bölgeye ayrılmış Türkiye üzerinde tartışmalar yaptıklarını ve büyüyen bir Türkiye yerine, parçalanmış güçlü ordusu olmayan, küçük kukla devletçiklere bölünmüş bir Türkiye istediklerini. Türkiye’nin büyüme dönemine girdiğini şu zamanda Türkiye’yi bölme gayretinde olanlara da dikkat edelim” diye uyararak yazısını bitirmiş hocam, inşaAllah. Sizin söylediklerinize paralel bir yazı yazmış hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Yiğit Bulut çok delikanlı tam Türk-İslam Birliği aşığı, İttihad-ı İslam, modern görüşe sahip, İslam’a, Kuran’a karşı muhabbeti olan, bölünmeye karşı olan, Büyük Türkiye ideali olan, güzel huylu bir insan, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah hocam. Türkiye’nin büyümesi ve Türk-İslam Birliği ile ilgili Dış İşleri Bakanımızın güzel gelişmeleri ile ilgili hocam özellikle Hürriyet Gazetesi, Cumhuriyet Gazetesi yazarlarında bir karşıtlık var bugün, hepsini okumayacağım müsaadenizle, Cüneyt Ülsever, Yalçın Doğan, Cüneyt Arcayürek gibi özellikle Doğan Grubu ve Cumhuriyet Gazetesinde, Sayın Davutoğlu’nu eleştiriyorlar. Yani Türk-İslam Birliği zararlı olacak bize gibi konuşmalar yapıyorlar.
ADNAN OKTAR:Davutoğlu gelmiş geçmiş, en kaliteli Dış İşleri Bakanı’dır. Allah yolunu açık etsin. Bütün millet seviyor yani herkes seviyor, hepimiz seviyoruz, inşaAllah. Çok şahane bir politikası var, Türk-İslam Birliği ile yolunda gayet güzel, candan adımlar atıyor. Milletçe el birlik destekleyelim. Süper, gayet güzel faaliyetleri de çok iyi gidiyor, devam etsinler, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Taha Akyol, bugün Öcalan, terörist başını, Kürtlere fiziki ve kültürel soykırım uygulandığını, güya ve buna çözüm olarak, Güney Doğu’da halkın güvenliğini sağlamak amacıyla gerektiğinde hakimlik görevi de görecek, öz savunma güçleri oluşturulacağını söylemiş. BDP bu konuda harekete geçmiş. Taha Akyol ve Fikret Bila bu projeyi Öcalan’ın demokratik, özerklik hedefinin ilk adımı ve bağımsız Kürdistan hayalinin Türkiye ayağı olduğunu yazmışlar. Taha Akyol, PKK’nın Stalinist bir örgüt olduğunu tekrar vurgulamış. Ancak tüm sorunlara nasıl bir çözüm getirilmesi gerektiği ile ilgili bir açıklaması yoktu tabii hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi Stalinist tamam, peki Stalinzmin kökenine ne? Marksist, Leninist düşünce. Marksist, Leninist düşüncenin kökenine ne? Darwinizm. Hürriyet ne yapıyor? Darwinizm’i destekliyor. Taha Akyol ne yapıyor? Darwinizm’i destekliyor. O zaman olmadı. Darwinizm desteklendiği müddetçe Marksist cereyanlar da gelişir, faşist cereyanlar da gelişir. Bir türlü denge oturmaz.
ALTUĞ BERKER:Hocam Yeni Asya Gazetesi’nde Ali Ferşadoğlu, “Nur Talebelerinin özellikleri” başlıklı bir yazı yazmış. Bu özellikleri şöyle sıralamış; “1) Din kardeşleriyle münakaşaya girmez. 2) Sair İslam alimlerinin eserlerine karşı tavır almaz. 3) Desise ve hilelere metanet ve sabırla mukabele eder, düşmanlıkla ihtilafa düşmez. 4) Kuran’ın hükümlerini yaymak için, mallarını, canlarını ortaya koyan sahabeleri örnek alırlar.” Demiş, hocam.
ADNAN OKTAR:Güzel maşaAllah. Yalnız maddeleri biraz daha devam ettirelim. İttihad-ı İslam için gayret ederler, değil mi? Kuran’ın bütün dünyaya hakim olması için, gayret ederler. Mehdi (a.s.)’nin pişdar talebeleridirler, Mehdi (a.s.)’ye zemin hazırlarlar. Bediüzzaman “tohum onlar, tohum” diyor. Yani “Nur talebeleri için. Tohumlar Mehdi (a.s.) devrinde açacak” diyor. Bediüzzaman ne diyor? “Ben Mehdi (a.s.)’nin pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim” diyor. Bediüzzaman pişdar bir neferi, öncü bir askeri olduğuna göre, Nur talebeleri de Mehdi (a.s.)’nin pişdar bir neferi, öncü bir askeridir, inşaAllah, değil mi? Bak bu maddeler eksik, biz bu maddeleri de tamamlamış olduk. Böyle olunca tamam, ama bu maddeleri çıkarırsak Nur talebesi diye bir şey kalmaz, başka bir şeye dönüşür.
Seni dinliyoruz Berker Hocam. Bugün o nedir, yumurtalı saldırılar falan? Haberin var mı? Demin televizyonda gördüm. Bu konuda bize bir bilgi göndersinler, tam. Kısaca gözüm çarptı. Kardeşim, bir kere bir bakan veyahut bir bilim adamı, böyle ne idüğü belirsiz kişilerin olduğu veyahut suç işlemeye müsait kişilerin olduğu toplulukların karşısına savunmasız olarak çıkartılmaz. Yani bir salonun içinde bin kişi var, 4 tane çakal var, 1 tane sapık var, 1tane PKK’lı var, 4 tane terör örgütü mensubu var. Şimdi bu olmadı, bir bakanın toplantı yapacağı yere, mutlaka güvenlik soruşturmasından geçen insanlar gelebilir, öyle önüne gelen adam alınmaz.Yanlış görmediysem, yine o tarz bir saldırı olmuş. Yani bir korumaya çalışıyorlar gibi, görüntü gördüm televizyonda bir ara gözüme çarptı. Şimdi üniversiteli gençlerle sohbet güzel. Tamam da üniversiteli gençlerin içerisinde, üniversite gençliği demek; kusursuz, hatasız, eksiksiz içinde sapığı olmayan, ahlaksız olmayan, üçkağıtçısı olmayan, PKK’lısı olmayan, kalleşi, kahpesi olmayan topluluk anlamına gelmez ki. Üniversite de toplumun bir bölümü. İçinde, çakalı çıkar, iti çıkar, hırsızı çıkar, kopuğu çıkar, sapığı çıkar. Her önüne geleni, gelin kardeşim, bakanla yüz yüze edersen olmaz. Mutlaka devletin istihbaratı var. Emniyetin istihbaratı var, bütün herkesin ne olduğu aşağı-yukarı bilinir. Adamın orada ne yapacağı da belli. Yani süpriz bir olay olmuyor ki. Mesela bir insan, bir insanla konuşurken onun aşağı-yukarı ne yapacağını ne konuşacağını bilir, değil mi? Onun için bu tip şeylerde mutlaka seçerek olması gerekiyor veyahut öğrencilerin arasına güvenlik güçlerinin yerleştirilmesi lazım. Yani ilgili, şüpheli, kuşkulu şahısların yanında özellikle, mesela kuşkulu olan şahısların yanına, tamam yine geliyorsa yine gelsin. Fakat yanında mutlaka emniyetten, değil mi? Böyle, bu münasebetsizliği yaptığı anda, anında müdahale edecek kişiler gelmesi lazım. Yumurta atan bomba da atar kardeşim, silah da sıkar. Yani burada müthiş bir güvenlik zaafı oluşturulmuş olur. Yani üniversiteli demek, kusursuz insan anlamına gelmez ki, değil mi? Yani bir holdingte çalışması onun kusursuz olduğunu göstermez. Bir mahalle, bir şehir, kusursuz insanlarla dolu anlamına gelmiyor. Her şehirde hapishaneler, o şehrin içinde bulunan adamlarla dolu oluyor. Üniversiteli olup cezaevinde yatan birçok katil var, sapık var, hırsız var, it var kopuk var, hepsi var. Yani üniversiteli demek, yani orada bir aman dokunmayalım, üniversiteli bunlar zaten, mutlaka doğrudurlar diye bir mantık olmaz. Üniversiteliler genelde iyidir. Ama psikopatı da vardır. Onun için devletin bir daha bu konu da titiz davranması için istirham ediyorum. Yani bakana yumurta atmak, bilmem ne falan, çok gıcık hareketler bunlar. Bir de bunu Avrupalılara özenip. İşte demokratik bir hareket, işte yumurta attı, falan. Var ya yabancı gazetelerde “ayakkabı attı, ayakkabıyı havada yakaladı” diyor. Eğlenceli değil ki bunlar, çok kızdırıcı. O zaman o üniversitelinin kafasına da bir başkası yumurta atacak, olur mu? O da derste otururken birisi gelip yumurta atsa kafasına, olur mu? Böyle sulu hareketlere gerek yok. Yani buna mutlaka kökten çözüm meydana getirmek lazım. Bir de toplumda bunlar böyle güvensizlik ve zaaf gibi görünür. Rahatsız edici olur. Allah Allah, ben mesela sevdiğim bir insana, saygı duyduğum bir insana başına yumurta atılmasını istemem. Espri yapacaksa kendi kendinin kafasına atsın yumurta, değil mi? Kursun bir düzenek meraklıysa kafasına yumurta atsın böyle şey gibi. Ondan sonra o da gitsin karşısında konuşsun. Bunlar densizlik, münasebetsizlik. Böyle şeylere müsaade edilmemesi lazım. Nezaketiyle çok güzel halledilir. Bir de kitle psikolojisi. Mesela adam örgüt mensubu oluyor. Kardeşim örgüt mensubu adam eylem yapar zaten. Yani yapabilir. Çok çirkin şeyler olabilir, değil mi? Fiili saldırabilir, yaralayabilir, her şey yapabilir. Aman aman, bundan sonra çok titiz önlem alınsın. Bin bir çeşit önlem alınabilir. Ben tabii aklıma gelenleri söylüyorum şu an. Aklıma gelip de söylemediklerim de var. Ama bir çok tedbir alınabilinir inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, bunlar kolektif öğrenci grubu diye adlandırıyorlarmış kendilerini. Daha önce de CHP Genel Sekteri Süheyl Batum’u protesto etmişler. Daha önce yaptıkları eylemler var hocam. Başörtülü öğrencilerin üniversiteye alınmasını engelleme, İspanyol Kültür Merkezini işgal etme. Burger King’i işgal etme gibi eylemleri de varmış hocam. Ve devrimci karargah terör örgütüne destek. Bu tür eylemlerde bulunmuşlar. Bir kişinin de provoke ettiği görüntülenmiş, kamera görüntüleriyle. Organize etmiş grubu.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, üniversite deyince, böyle hani “biz modern görüşe sahibiz, üniversitelerin özerk olduğunu biliriz, fikir özgürlüğü taraftarıyız. Tabii ki yumurta atacaklar. Gençler kendilerini kaptırdılar...” falan. Böyle tatlı muhabbetlere gidecek bir konu değil bu. Yani densizlik, terbiyesizlik yapılınca direk karşılığı verilir. Öyle şey olmaz. Herkes herkese saygılı olacak, hürmetli olacak, bu ne demek yani? Değil mi? Bir de örgüt ortada olduğuna göre, eğer böyle bir çalışma varsa. Hiç alakası olmayan insanlara dava açılıyor bazen, değil mi? Hiç ortada hiç bir delil olmadığı halde dava açılıyor. Böyle alenen eylemler varken. Kanun maddeleri de ortadayken bununla ilgili soruşturma yapılmaması garip olur, değil mi? Ve önlem alınmaması da garip olur. Tabii ben yetkililerin gerekeni yapacağına inanıyorum. Ama özgürlük ayrı, saygısızlık ayrıdır. Saygılı olacaklar inşaAllah.
Evet. Yoksa alabildiğine rahat olsunlar tabii. Saygılı konuştuktan sonra istediğini konuş. Ama bağırtı çağırtı, kepazelik, saygısızlık, küstahlık, terbiyesizlik bunlar anormal hareketler. Ama fikrini beyan etsin, istediği gibi konuşun. Bu çok güzel kimsenin bir şey dediği yok. Ama mutlaka nezaket ölçüleri içerisinde, nezaket ölçüleri içerisinde cevap verilir. Yumurta atanın kafasına da yumurta kolisi geçirilse şimdi karşılık olarak, bu yakışık alır mı? Bu kavga demektir, olmaz. Yani gıcık oldum çok. Acayip bir hareket yani, başka ne var Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER: Hocam Yeni Şafak’ta Hakan Albayrak “Hür, bağımsız ve egemen Filistin Devleti'ni gerçekten tanıyorsak” başlıklı bir yazı yazmış. “Brezilya ve Arjantin’den sonra Uruguay’da Filistin Devletini tanımaya hazırlanıyormuş. Bunun çok önemli bir fırsat olduğunu. Türkiye’nin bu Ülkeleri, Gazze ablukasını ortadan kaldırmak için birlikte hareket etmeye çağırmasını istemiş. Filistin Devletiyle anlaşma imzalayıp, Gazze’ye yardım gemileri gönderelim. Dev bir filo oluşturalım. Aynı zamanda savunma işbirliği anlaşmaları imzalayalım. Böyle bir irade gösterirsek İsrail bu kadar pervasız davranamaz” demiş hocam.
ADNAN OKTAR: Yok, yanlış. Yani bu yöntemler çok çürük, güçsüz, cılız, pasif yöntemler. Böyle olmaz. Bir inanç dayanağı yok, bir zemini yok. Bak, bunun çözümünü Cenab-ı Allah bize göstermiştir. İttihad-ı İslam’dır. Tek çözümü vardır. İttihad-ı İslam olmadan Uruguay yok Paraguay yok bilmem ne guay destekliyormuş. Desteklesin kimse takmaz. Hiçbir etkisi de olmaz. Yani Uruguay adam yani kim takar demiş efendim Uruguay’ın araştırmacılarını. Yani kim takar onları? Öyle bir şey olmaz. Manevi bir kuvvet, manevi bir güç olması gerekiyor. Kuran’nın emridir bu İttihad-ı İslam’la olur. İttihad-ı İslam olduğunda zaten Filistin sorunu, Uruguay’a Paraguay’a hiç gerek kalmadan kökünden hallolur. Öbür türlü çürük yöntemlerle; yok gemi filosuyla gidelim bilmem ne. Sen filoyla gidersen, adamlar da bombardıman ederler, dümdüz ederler, o kadar basit. Hiçbir şey olmaz. Mesela Türkiye’den kardeşlerimiz gittiler. Adamlar kaç kişiyi şehit ettiler. Olay çıktı, geri döndüler. Bunun yöntemi bu değildir. Yani böyle olmaz. Yardım konvoyu gidecekse, gidersin beraber oradaki adamlarla konuşursun. “Arkadaş biz burada yardım konvoyu olarak geliyoruz. Gelin birlikte dağıtalım. İsrail’li çocuklara da biz yiyecek dağıtacağız. Filistin’li çocuklara da dağıtacağız. Siz de gelin beraber hep birlikte dağıtalım” dersin. Hiçbir sorun da çıkmaz. Ama Filistin’i sen kökten kurtarmak istiyorsan İsrail’i de kurtarmak konumundasın. Ermenistan’ı da kurtarmak zorundasın. Hepsini kurtarmak durumundasın. İnsan ayrımı yapılmaz. İttihad-ı İslam’da Allah’ın yarattığı her kula karşı şefkat merhamet vardır. Filistin’i İsrail ile birlikte kurtaracak sistemin adına İttihad-ı İslam denir. Yani Türk-İslam Birliği.
İsrail sürünüyor yani perişan halkı, hep fakir. Çok zor durumdalar. Ve din özgürlüğü yok, ibadet özgürlüğü yok. Rahat değiller. Aşağılanıyorlar, eziliyorlar bin bir parçaya ayrılmışlar. Koskoca duvarlar, her yer duvar. İsrail bir hapishaneye döndü, her tarafı hapishane. Adam baktığında İsrail’de dev duvarla karşılaşıyor. Yani uçsuz bucaksız manzara göremiyor. Filistin’den de baktığında dev bir duvar görüyor. O da aynı, başka yok. O duvarların yıkılması Türk-İslam Birliği’nin gücüyle olur. Yoksa o duvarlar daha da gelişir, daha da güçlenir.
Yani böyle, bu çürük yöntemlerle, bu açmaz yöntemlerle faaliyet yapmak boşa zaman kaybıdır. Bakın, kaç yıldan beri bu yöntemler yapılıyor, yıllardan beri yapılıyor. Sadece acı, sıkıntılar, açmazlar, zorluklar meydana getiriyor.
Mesela Arafat rahmetli o zaman o da ablukaya alındı. Evinin etrafı ablukaya alındı. Ev bombardıman edildi, yakıldı bilmem ne. Muazzam acılar çektiler, muazzam sıkıntılar çektiler. Ve hiçbir netice de alınamadı. Filistin daha da parçalara bölündü, daha da küçük parçalara bölündü. Daha da hürriyetlerini kaybettiler. Filistin’in nüfusu gittikçe geriledi. İttihad-ı İslam’a karşı direniyorlar. İşte Bediüzzaman diyor ki “ yüz yıl sonra Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak)” diyor. Adamlar bir kere “Hz. Mehdi (a.s.) diye bir şey yok, şahsı manevi var” diyorlar. “Ama biz iki yüz yıl daha ilave ettik” diyorlar. Ve ümmeti inim inim inletecek, perişan bir çizgiye doğru bilerek veya bilmeyerek getiriyorlar.
Hakan Albayrak kardeşimiz benim sevdiğim, saygı duyduğum, değer verdiğim kıymetli bir insan. Allah çözümü açıkça göstermişken, ittihad-ı İslam’ın çözüm olduğu net belliyken bunu söylemeyip de böyle açmazlarla çözüme gitmek olmaz. Olacak olsa şu ana kadar çoktan olurdu.
ALTUĞ BERKER: Hocam “İsrail’den Özür ve Tazminat” başlıklı bir haber vardı. İnşaAllah prensipte kabul etmişler tazminat ödemeyi ve özür dilemeyi. İlk gün de söylemiştiniz hocam, inşaAllah; “Özür dilemeli ve tazminat ödemeli” diye, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Kardeşim, özür dilemek, yani neyi kaybettirir? Özür zaten dilemeleri lazım. Tazminat da ödeyecekler. Ama şimdi bunu büyük bir zafer olarak alabilirler. Kardeşim, bir kere onların orada o kardeşlerimizi şehit etmesi, zaten çok ciddi bir kayıp. Meydana gelen olay da çok iç açıcı bir durum değil. Yani genel anlamda çok kötü. Tabii hepsinde bir hayır var. “Tazminat verdi, özür diledi. Ohh mutlu olduk, sevince kavuştuk, olay bitti.” Biten bir şey yok. Lokal bir olayın, bir acının güya tazmini mevzu bahis. Çözüm yani bak bu özrün şunun bunun hepsinin üstünde çok mükemmel çözüm İttihad-ı İslam’dır. Karşımıza Cübbeli’leri getiriyorlar. Şaşar Beşer’i getiriyorlar. Efendim, Osman Ünlü’yü getiriyorlar, şunu bunu; illaki İttihad-ı İslam dursun,Türk-İslam Birliği dursun. Şu ana kadar çoktan bu konular hallolmuştu. Ermenistan da kurtulmuştu, Abhazya da kurtulmuştu, Çeçenistan da kurtulmuştu, Doğu Türkistan da kurtulmuştu. Konuyu boş yere uzatıyorlar. İsrail de bu perişanlığı çekmeyecekti. Dindarlar adamlar, nasıl ağlıyorlar, nasıl perişanlar, kimse bilmiyor, İsrail'de. Museviler son derece rahatsız, öyle bir şey yok. Hıristiyanlar da çok perişan durumdalar İsrail'de, çok acı çekiyorlar bölgenin tamamı. Lübnan ise çok acı çekiyor. Lübnan boydan boya çok rahatsız. Ürdün rahatsız, Irak rahatsız, Suriye rahatsız, Kuveyt rahatsız; kendini güvende hissetmiyor. Dubai şu bu falan ekonomik yönden çöktüler, çok kötü bir konumdalar. İttihad-ı İslam'ın çözüm olacağını herkes biliyor, fakat şeytan birçok insanı dürtüyor. Deliler gibi İttihad-ı İslam'ı durdurmaya çalışıyor. Allah'ın nuru gittikçe yayılmaya başlıyor. Mesela güneş doğuyor, adam güneşi bastırıp, güneşin doğmasını engellemeye çalışıyor. Elini ayağını yakar güneş. Güneşi durduramaz, güneş doğacak, inşaAllah. Evet Berkerim.
SUNUCU:Hocam, Habertürk ''Kucaktaki bebek yunus'' diye bir yunus bir şey olmuş, hocam nehirde. Onu bahane ederek arada “nehir yunusları aslında, evrim sonucu tatlı sularda yaşamaya adapte olmuş, deniz memelileri” diye.
ADNAN OKTAR:Kim bunu yazan?
ALTUĞ BERKER:Habertürk'ün haberiydi.
ADNAN OKTAR:Yanlış. Yani balık fosilleri 100 milyon, 150 milyon yıllık milyonlar hesabıyla balık fosilleri var. Hiçbir balıkta değişiklik olmamış. Bir tane, iki tane değil yunus fosilleri de var, hiçbir değişiklik olmamıştır. Darwinizm’i ezmeye ve yok etmeye devam edeceğiz.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Fosil gösterebilir miyim Hocam? 58 milyon yıllık karaağaç yaprağı. Günümüzde yaşayan tıpatıp aynı bütün damarları, bütün özelliklerine kadar 58 milyon yıldır hiç değişmemiş. Demek ki, evrim olmamış. İstiridye kabuğu 23 milyon yıllık. Bakın hiçbir değişiklik yok. 23 milyon yıldır aynı. Evrimin olmadığını, yaratılışın ispatını gösteren bir delil. Bir fosilimiz daha var, cırcır böceği 108 milyon yıllık. Aynı 108 milyon yıl önce nasılsa şimdi de aynı. En ufak bir değişiklik olmamış. Demek ki, evrim yok inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Fehmi Gül, Abhazya. Selamun Aleykum Seyyid Adnan Oktar Hocam. Sayın Adnan Oktar Hocam, ben Abhazya’nın bir şehrinden size bir mesaj yazıyorum, inşaAllah. Hocam, buralarda Rus baskısı hız kesmiyor. Kendi topraklarımıza girmek için bile Rusların kontrolünden geçiyoruz. Her zaman telefon ve internet imkânımız da olmuyor, imkânlar çok kısıtlı ama bütün bu engeller bizi sizin o geniş ve güneş gibi olan sohbetinizden ayrı bırakmaya yetmiyor, inşaAllah. Sayın hocam inşaAllah yakında Türkiye’ye gelip o mübarek ellerinizden öpme şerefine nail olurum. Size bir sorum olacak. Son zamanlarda Yahudi lobisi, Türkiye Cumhuriyetleri üzerinde çalışmalar yaptığını duyuyor ve görüyoruz. Her tarafta Ermeni tezini alttan destekliyorlar. Ermeni sorunuyla ilgili çok değerli görüşlerinizi ve Kafkasya için düşüncelerinizi öğrenebilirsek çok memnuniyet duyacağız. Allah’ın selamı üzerinize olsun, inşaAllah” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahu ve Berekatuhu. Kardeşim bak, yine söylüyorum, Türk-İslam Birliği kökten çözümdür. Yani onun dışında böyle kenardan, tirit çalışmaları, işte beş gram fasulye koyalım, on gram mercimek çıkaralım, işte hafiften şurayı kaşıyalım, şurayı rüzgârlandıralım. Şuradan pencere açalım. Bunlarla hiçbir yere varılmaz. Hep sürünme, hep perişanlık ve hep ezilme, hep kan ve hep gözyaşı getirir. Yani Allah’ın dediğinin dışında yol aradığında Allah insanı perişan eder. Ve etti de Cenab-ı Allah, görüyorsunuz. Rusya’yı da saldırtır, bilmem başka yeri de saldırtır. Yahudi lobisi de çıkar, Ermeni lobisi de çıkar, hepsi olur. Yahudi lobisi dediğin oradaki, İsrail’deki Musevi dindarları ezim ezim ezen bir avuç dinsiz. Tevrat’a da karşı, İncil’e de karşı, Kuran’a da karşı bir avuç dinsiz. Ermeni lobisinin içindeki kişilere bakıyoruz -benim bildiğim ekibi kastediyorum yani öbürlerini bilmiyorum- orada da bakıyoruz, bir avuç komünistler ve faşistler oluşmuş, gözü dönmüş, ateist masonların da yönettiği it-kopuk takımı. Şimdi bunlar bir avuç güçten, bölgede muazzam dengeler oluşturuyorlar. Kardeşim, İslam alemi bir buçuk milyar. Bugün bir buçuk milyarın yarısı, kardeşim, dörtte biri bak, dörtte biri “İttihad-ı İslam’ı istiyorum” derse İslam ahlakı dünyaya hâkim olur. Dörtte biri, fazlaya gerek yok. Demiyorlar kardeşim. İki yüz yıl ilave yapıyor bak, gördünüz, demin de gösterdim. “Nur talebesiyim” diyor. Mehtap TV’de çıkıyor. O yaptığı iki yüz yıl ne demektir biliyor musun? İki yüz yıl daha İslam âlemi sürünecek demektir. İki yüz yıl daha Ruslara da, Yahudilere de Masonlara da, hepsine bir zaman payı vermiş oluyor. Yani Müslümanları ezme payı verilmiş oluyor o zaman. Yalnız, Yahudi dediğim dinsiz, Musevilere düşman olan Yahudileri kastediyorum. Ermeni lobisi de Ermeni’ye düşman adam, yani sel gibi Ermeni kanı akıtan psikopat bunlar. Sırf Türk kanı akıtmıyor bunlar, Ermeni kanı da akıtıyor. İttihad-ı İslam o kadar kolay ki. Yani bir kere bunu zor göstermek bir oyun. Bakın, tekrar tekrar söylüyorum. Diyor ki, “Karadeniz Ülkeleri İşbirliği, Karadeniz ülkeleri birleşsin. Toplu bir şey yapalım.” diyorlar. “Ya ne kadar kolay, güzel bir fikir” diyorlar. “Ortak paydamız ne?” diyorlar. Yani “ortak noktamız nedir?” “Karadeniz” diyorlar. “Denizin suyunu al, bak, bu su işte bu bizi birleştirir, Karadeniz’in suyu.” Seni Karadeniz suyu birleştiriyorsa, din nasıl birleştirmez? İslam dini nasıl birleştirmez yani? Değil mi? Türklük seni nasıl birleştirmez? Aynı soydansın, aynı kanla kardeşsin, değil mi? “Birleştirme, o olmaz” diyor. “Peki” diyoruz. Akdeniz’e geliyoruz. Akdeniz ülkelerine kadar, “şimdi size güzel bir fikir sunacağım. Avrupa Birliği’ne siz girmeyin. Tamam” diyor. “Ne yapacağız?” Denizden şöyle bir su alıyor. “Bak,” şar diye su dökülüyor falan “Bu su sizi birleştirsin, Akdeniz’in suyu. Bu başka bir su” diyor. “Hakikaten çok güzel bir fikir bu” diyor. “Akdeniz ülkeleri hep beraber birleşelim. Bak, suda ittifak var. Akdeniz’in tuzlu suyunda.” Akdeniz’in tuzlu suyu seni birleştiriyor da İslam’ın nur gibi ışığı nasıl birleştirmez seni? “Olmaz ki” diyor. “O olur. O olmaz” diyor. “Avrupa Birliği olur mu?” “Hem nasıl olur” diyor. Avrupa Birliği’ne girebilmek için İttihad-ı İslam’ı çok tehlikeli buldular. Yani “İttihad-ı İslam olursa” dediler “Avrupa Birliği’ne bizi almazlar” Onun için bir kısım cemaatlerin, bir kısım mensuplarını ikna ettiler. Avrupa Birliği’nin oluşabilmesi ve Türkiye’nin de Avrupa Birliği’ne girmesi umuduyla “Sakın ne Mehdiyet’i ağzınıza alın, ne Hz. İsa (a.s.)’nın inişini söyleyin, ne de İttihad-ı İslam’dan bahsedin. Var gücünüzle gayret edin. Biz bu iddiadan vazgeçtik diyelim ki bizi Avrupa Birliği’ne alsınlar” dediler. Adamlar dedi ki; “Biz sizi arkadaş almıyoruz” dediler. “Yani bizim amacımız bu değil” dediler. Yani bizim amacımız sadece İttihad-ı İslam’ı engellemek, Türk İslam Birliği’ni engellemek değil. Biz sizden -çok çok özür diliyoruz- nefret ediyoruz. Yani öyle bir konu yok arkadaşım” dediler. “Haydi nereye gidiyorsanız gidin” dediler sonunda. Olay bu. Ve buna inananlar oldu. Bayağı bir inanan oldu. Biz de bu oyunu insanlara anlatıyoruz. “Dünyanın en güzel insanları bir araya gelsin” diyoruz, değil mi? “Sevgi ve şefkatin, merhametin, dostluğun, kardeşliğin, coşkunun, hürriyetin, özgürlüğün en yüksek noktalarına ulaşacağımız İttihad-ı İslam’a, Türk İslam Birliği’ne gelin” diyoruz. n çıkış alametidir. Deccalin varlığını gösterir bu” diyorsun. Şimdi bu ne
Yani deccalin çıkış alametini, bizzat kendileri uyguluyorlar. En az seksen tane sayarım. Kardeşim bu ne demek o zaman? İttihad- İslam’ı da aldınız geriye Osman Ünlü kanalıyla, hem de bin yıl geriye. Öyle az buz da değil. Bak, bu öbürleri iki yüz yılla uğraşıyor. Cübbeli beş yüz yetmiş sene geriye alıyor. Bak, kurnazlığa bak. Yani Mehdi (a.s.) karşıtlığı şeytanın ve nefsin de desiseleriyle bak, ne halde karşımıza çıkıyor. “Ben Mehdi (a.s.)’ye karşı değilim. O mübareğin ayağını tozu olamam ben” diyor. “Allah bizi Mehdi (a.s.)’ye kavuştursun. Canımız o bizim, bir tanemiz. Ama beş yüz yetmiş yıl sonra” diyor. Ben istemiyorumun başka bir yolu. Hani bir insan evine misafir gelmesine istemez de bin bir türlü bahane oluşturur. “Taşınacak olmasak vallahi seni çok özlemiştim işte ama taşınacağız bu aralar ev çok yoğun, onun için sen bu aralar gelme” diyor. Halbuki işine gelse başka türlü olur. İşlerine gelmediği için bin yıl, iki yüz yıl, beş yüz yetmiş yıl, kökeni bu. Şahs-ı manevi, şahs-ı manevinin iktidar olmayacağı, yani Türk-İslam Birliği’ni oluşturacak bir topluluk oluşturacak bir güce sahip olmadığını herkes bilir. Şahs-ı maneviyle ne yapılır? Kaç yıldan beri şahs-ı manevi uygulanıyor? Sürekli Nur talebelerini parçalar şahs-ı manevi. Her yıl daha da parçaladılar. Parçalaya parçalaya ilerliyor. Sadece parçalıyor. Ruh olan görünmez Mehdi (a.s.) inancı da bak, İran’ı ne hale getirdi. Ne netice alındı. Hiçbir şekilde de olmaz. Yani hiçbir şekilde çıkmayacak bir Mehdi (a.s.)’yi destekliyorlar. Ruh olan görünmeyen bir Mehdi (a.s.) hiçbir zaman için ortaya çıkmaz. Hangi Peygamber ruh olarak ortaya çıktı? Hangi Mehdi (a.s.) şu ana kadar ruh olarak ortaya çıktı? Hepsi insan. Hepsi anneden, babadan, Hz. İsa (a.s.)’nın dışında. Hz. İsa (a.s.)’nın da annesi var, değil mi? Doğarak. Doğdu yani; çocuktu. Doğdu, büyüdü, gelişti. O da ruh değil di yani. Yani görünmez bir ruh değil, inşaAllah. Bu oyuna karşı, bu olaylara karşı kardeşlerimiz samimi olarak doğru olan kısmı var güçleriyle desteklesinler. Zannettikleri gibi dirençleri, mesela Nur talebesi kardeşlerimiz direniyorlar ama fazla direnemezler. Yani böyle ısrarlı devam edersek en fazla bir iki yıla çözüleceklerdir; göreceksiniz. Yani insanın iradesi yetmez. Bu kadar yalan söylemeye, bu kadar oyun oynamaya, sahtekârlık yapmaya gücü yetmez. Çünkü bunu yapanların sayısı zaten beş on kişi bir şey. Yani beş on kişiyi ikna edememek mümkün değil. Mutlaka çözüleceklerdir. Çünkü Nur talebelerinin yüzde 99,99’u mükemmeldir. Çok efendi ve temizlerdir. Ama o batın rahiplerinin direnmesi devam ediyor. Biz de bastırıyoruz şu an. Olay bu.
Sen ne diyorsun Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER: Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in böyle Müslümanları cahil âlimlere uymamaları konusunda uyardığı hadisi okuyorum, inşaAllah. Resulullah Efendimiz (s.a.v.); “ “Nihayet cahil bir takım insanlar kalır da kendilerine sorulunca onlar ilimleri olmadığı halde kendi fikirleriyle fetva verirler de hem kendileri sapıklığa düşerler hem de halkı saptırırlar” diyor hocam, inşaAllah. Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri’ nde inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Biraz şerh et söyledikten sonra.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah hocam. Ahir zamanda cahil insanların halkı yanlış bilgilendirerek, yanlış yola sürükleyeceğini özetle hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) söylemiş. “Fetva verirler”. Yani dini hükümler veriyorlar dini konularda halkı yanlışlığa sürükleyen cahil insanlar.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bir kere Allah bizi dünyaya gelirken yani acı çekelim, sıkıntılar olsun, böyle hurafelerle boğuşalım, kapkaranlık böyle kabus gibi bir dünya olsun, sevgi olmasın, merhamet olmasın. Bunun için göndermedi Cenab-ı Allah bizi. Gönlümüz pırıl pırıl olsun, kafamız pırıl pırıl olsun. Bayram sevinci içinde olalım, güzellikler içerisinde olalım, neşeli olalım. Allah'ı sevinçle hamd edelim. Elimizi yüzümüzü yıkayalım böyle güzelce, ferahça. Aşkla namazlarımızı kılalım beş vakit, değil mi? Hacca gidelim. Birbirimizi bağrımıza basalım, sevgi dolu olalım. Ve bol bol kazandıklarımızı sevdiklerimize dağıtalım. Yani acayip cömert olalım diye Allah bizi yaratıyor, değil mi? Fakir kalmasın, özgürlükler olsun genç kızlara, sevdiklerimize kimse acı çektirmesin. Kan, anarşi olmasın. Cenab-ı Allah bunları istiyor bizden. Bu o kadar kolay ki. Yani olabildiğine kolay. "Kardeşim çok zor" diyor. Senin yaptığın çok zor, pislik ve rezillik. Kan dökmek, rezillik yapmak, dünyayı simsiyah yapmak, kahpelik, kalleşlik, karmaşa, terör, anarji, bölünmek; asıl bunlar zor, değil mi? Birleşmek ne kadar kolay kardeşim, Allah Allah. Sınıra geliyorsun, kapısından geçiyorsun. Sınırda memurlar var ya kapıdaki memurlar. Ona diyeceksin ki; "git evine kardeşim, işine bak, git gez" diyeceksin memura. Başka bir şey yok ya Allah Allah. Basıp geçeceksin ondan sonrada. Yani çözümü budur bunun. Karmaşık bir şey yok. Değil mi? Sınırda adam duruyor kapıda memur. Diyeceğim; "kardeşim, senin çoluğun, çocuğun vardır, kardeşlerin vardır, değil mi? Al şu parayı git eğlen, işine bak. Git ibadetlerini yap, kitap oku, gezin, sohbet et. Niye burada duruyorsun?" diyeceksin, değil mi? Benim çünkü kimliğim var yanımda. Pasaport niye şey olsun? "Pasaportu kaldırın" demeye de gerek yok. Pasaportu olan dursun yine, hatıra olarak saklasın yani. Kullanmadı mı biter, inşaAllah. Bankada parayı yığacağına kardeşim, zibil gibi dağıt bütün millete. Ortalık bir hareketlensin. Altını maltını ne biriktiriyorsun, dağıt, değil mi? Bütün millet zengin olsun. Sen yüz misli daha çok zengin olursun. Fabrikada malı var saklıyor, parası var saklıyor. Sürünüyor. Fabrika hareket edemiyor. Parası da hareket edemiyor. Kan donuyor vücutta. Halbuki kan hareket etse vücut canlanacak. Ne kadar çok para dağıtırsa insanlara, o kadar çok insanlar zengin olur. Yani mesela bir zengin farzedelim "bir trilyonu var" diyelim. Bir trilyonunun yarısını dağıtsa, fakirlere dağıtmış olsa, bir dahaki seneye iki trilyonu olur. Bakın, teknik olarak da ben bunu açıklayabilirim şu an. Vaktimiz dar da onun için söylemiyorum. Ekonomik tekniği açısından açıklayabilirim. Bütün fakirlere bol bol böyle para dağıtılsa, onlar sürekli mal talebinde olacaktır. Sürekli fabrikalardan talep gelecektir. Yani arz, talep muazzam artacak. Müthiş üretim artar. Üretim arttığında da adamın parası olağanüstü artacaktır. Dünya parası ayrıca ne işe yarar zaten. Para dağıtmaya, sevdiklerine yedirmeye, içirmeye yarar, giydirmeye yarar. Adam giyecek bir kere sevindireceksin. Ne işe yarar para? Kardeşim, bir tabak yemek yiyor adam doyuyor. İkinci tabak yediğinde kolesterolü yükseliyor. Hasta oluyor. Ne zorumuz? Mesela ekmeğin üstüne tereyağ sürüyor, bilmem ne falan böyle havyar mavyar yiyor. Yarım saat sonra ölüyor adam, bir saat sonra ölüyor. Yani bizim parayı kazanmaktan amacımız sevdiklerimize harcamaktır. Bu insanı mutlu eder. İnsan bir sevdiğine hediye aldığında nasıl seviniyor? Çocuğa, değil mi? Ufacık bir çikolata alsan nasıl bayram ediyor. Acayip hoşuna gidiyor. Para dağıtmak içindir, mal dağıtmak içindir. Biriktirmek için değildir. Onun zevki ordadır. Dağıttıkça zevkli olur o, güzeldir, ibadettir. Onun için Allah; "tasadduk edin, sadaka verin, zekat verin” diyor. Ama ne verme; bol bol dağıtacaksın. Öyle ucu ucuna adam matematik hesapları yapıyor. İşte kırkta birini aştı mı, aşmadı mı, bilmem ne. Öyle olur mu? Zibil gibi dağıtacaksın. Herkes dağıttığında, ne olur? Bereket ve bolluk olacaktır ve sevinç olur. Herkes birbiriniz sever. Gönüller rahatlar, kafalar rahatlar, değil mi? Hastalıklar kalkar, belalar kalkar. Neşe gelir. Yani sırf tabii biz maddi nedenden neşe gelmez de, imani çalışmanın bir yan güzelliğidir bu. Yoksa imanla biz neşe buluruz tabii ki. Allah aşkı, Allah sevgisi ile olur.
"Selamun aleyküm." Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatü. "Can pirim, bugün cem evinde on iki imamlar orucunun ikinci gününde mübarek dedenin duasıyla orucumuzu açtık. Ve Türkiye'den teşrif eden Aziz Dedemin yanına gidip, sizin adınızı, selamlarınızı ve güzel dualarınızı ilettim. Dedemizin desturu ile kendisine Kuran'da İslam'ın dünya hakimiyeti ve Hz. Mehdi (a.s.) ve sahibi zamanın hak olduğunu sorunca muhterem dedemiz şu cevabi verdi; 'değerli canlar biz Mehdi (a.s.)’yi hasretle bekliyor, onun geleceğine şüphesiz inanıyoruz. Dünya hakimiyeti ancak Mehdi (a.s.)'nin zuhuruyla olacaktır, inşaAllah.'" Hay maşaAllah. Bak, ağzından nur akıyor. Gördün mü Alevi'yi? Gördün mü mübarek insanı? MaşaAllah. “La ilahe illallah Muhammeden Resulullah" diyen, bu mübareklere, bu nur insanlara, Ehli Beyt aşıklarına adam ne diyor? "Pırasa gibi doğrayalım" diyor. Biz senin şeytanını pırasa gibi doğrayacağız, şeytanlarını, inşaAllah. "Pirim, çok güzel müjdeler bunlar. Bu vesile ile dedenin de size bir mukabil güzel duaları ve selamlarını size iletmemi istediler". Ve aleyne aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatü. Hürmetle ellerinden öpüyorum. Bil mukabele yine selamımı iletiyorum. "Bir Kuran ayeti ile kapatmak istiyorum. Şeytandan Allah’a sığınırım. 'Ona (Hz. İsa’ya) Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek.' (Ali-imran Suresi, 48) Bu ayeti kerime inşaAllah Hz. İsa (a.s.)'ın yeryüzüne ikinci gelişinin müjdesidir. Allah'ın selameti ile can pirim. Hürmet ve saygı ile dostça kalın. Alevi kardeşin Ahmet". Allah seni iki cihanda aziz etsin Ahmet kardeş, maşaAllah, elhamdülillah. Allah güzelliğinizi arttırsın. Basiretinizi, ferasetinizi arttırsın. Sizleri çok seviyoruz, maşaAllah.
Efendim, televizyon programına çıkan Caner isimli bir kişi varmış. Kim o biliyor musunuz? Bu evlilik programı mı ne, onlarda çıkan bir çocuk vardı Caner diye, o mu o? Herhalde odur. "Hocam, sizi çok seviyorum. Siz birtanesiniz. Allah uğruna bu can feda olsun (Allah rızası için). Saygılarımla" diyor. Bu haberim var hakikaten internette bağlantı kurmuş. Kendi sitesinde de yazmıştı. Biliyorum yani bizlere karşı çok sevgisi var bu yiğit delikanlının. Allah ilmini, feyzini arttırsın. Allah onu kötü insanlardan, yanlış insanlardan korusun. Sıkıntılarından korusun. Allah hidayetini arttırsın. Allah doğru yoldan ayırmasın, inşaAllah.
"Selamın aleyküm", aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatü. "Muhammed Adnan Hocam. Bu gece de programınızı büyük bir zevkle dinliyorum. Az önce üstadın 'yüz sene' dediğini, üç yüz sene sonraya çevirenler, inşaAllah Mehdi (a.s.) geldiğinde ne tavır gösterecekler, merak ediyorum. Ama hocam inanın onlar istedikleri kadar böyle saptırmalar yapsınlar, iyi biliyorum ki siz Allah'ın izniyle hepsinin üstesinden geleceksiniz". EvelAllah, tam adamının eline düştüler. Yani tam adamıyım. Yani böyle konularda öyle hırslıyımdır ki, bak beni göreceksiniz. Allah ömür versin, inşaAllah. Nefes aldırmayacağım yani. "Zaten içimizdeki Mehdi (a.s.) sevgisi o kadar büyüdü ki, böyle şeylere sayenizde zaten inanmıyoruz. Ne yaparlarsa yapsınlar biz Mehdi (a.s.)'ın geleceğine inanıyor ve görev verilmesini bekliyoruz. Zamanı geldiğinde kendisini tanıyacağız, inşaAllah ve ona tabi olacağız inşaAllah. Bu güzel günleri hasretle bekliyoruz. Almanya'dan selam. Türk-İslam Birliği’ne gönül vermiş. Mehmet Nehir" diyor, maşaAllah.
"Hocam size seyitler tarafından, mürşitler tarafından, silsile yoluyla gelen asanın sırrını lütfen anlatın. Bu mesajı okumanızı istirham ediyorum, lütfen. Mahmut Kaygusuz". Yani seyit, efendim, mübarek mürşit Şeyh Nazım Hocamız’ın değerli talebelerinden efendim mübarek Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ın bizlere lütuf, kerem buyurup gönderdiği bu asayı ben de tabii dikkatlice inceledim. Bir hikmeti, sırrı var tabii. Çünkü hep büyük mürşitlerden, kutuplardan, gavslardan elden ele, elden ele, elden ele geçmiş. Zamanı gelince herhalde sırrını anlayacağız. Yani bir şey var tabii o asada. Çünkü bu kadar elden ele o emanetin geçmesi Şeyh Nazım Hocamız’ın da bilgisi dahilinde bana intikal ettirilen bir asa, inşaAllah. Şeyh Nazım Hocamız’ın kavuğu, sarığı da bende biliyorsunuz, maşaAllah. Onu da güzel bir şeyde saklıyorum, muhafaza ediyorum, inşaAllah, muhafaza içerisinde. Ve bazı yine şeyh efendilerinde yine öyle emanetleri bende, maşaAllah. Zamanla anlaşılır, inşaAllah.
Ben kardeşinizim, gariban Allah'ın aciz, naciz bir kuluyum. Allah konuşturuyor. Allah kaderde ne yarattıysa onları konuşuyorum. Benim kendimden bir aklım, gücüm, kabiliyetim yok, inşaAllah. Allah ne derse o oluyor. Ne güzel Allah'ımız bizi ne güzel yaratmış, elhamdülillah, maşaAllah. Ne güzel güç, kuvvet veriyor ve ne güzel insanlarla karşılaştırıyor. Mesela bak ne kadar tatlı varlıklarsınız ikiniz de. Allah'ın güzel tecellisisiniz. Çok büyük bir nimet. Hayatta en sevdiğim şey güzel insandır. Yani en hoşlaşacağım şey. Allah; “Ahsen-i takvim en güzel surette yarattım" diyor. Allah hep en güzel insanlarla beraberim. Evime gidiyorum, en güzel insanlarla karşılaşıyorum. Buraya geliyorum en güzel insanlarla. Yani ben güzel insan olmayan hiçbir yerde olmuyorum. Nereye gitsem mutlaka güzel insan vardır, karşımda. Yani benim ruhumun gıdasıdır o. Yani ben hep güzellik; müziğin güzeli olsun, insanın güzeli olsun, mobilyanın güzeli olsun, çiçeğin güzeli olsun, kedinin en güzeli, tavşanın en güzeli, herşeyin güzeli. Allah ahirette de inşaAllah her şeyin en güzelini nasip etsin. Güzellik bizim ruhumuzda bir coşku. Ama güzelliği tabii iyi korumak lazım. Haydi güzel ol demekle güzel olunmaz. Güzele sağlık sunmak, Allah'ın dilemesiyle tabii vesileyle, ona huzur getirmek, onun iffetini, haysiyetini, aklını korumak. Onun bilgisini arttırmak. Yiyeceğine, içeceğine, sporuna dikkat etmek, sağlığına dikkat etmek, değil mi? Mesela ben bütün sevdiklerimi mutlaka check-up yaptırırım, Allah'ın dilemesi ile, tavsiye ederim. Yani onlarda en ufak bir rahatsızlık olsa o beni müthiş rahatsız eder yani vicdanen. Sabaha kadar uyumadığım olur benim, yani mutlaka o konunun hallolmasını isterim. Mesela bir rahatsızlık oluyor. Gecenin üçü bile olsa mutlaka acile gönderirim. Ben kendim de hiç yirmi yıldan beri doktora gitmiyorum. O da gittiğimde usulen bir muayene olmuşumdur var mı bir şey gibisinden yani gitmem. Mesela grip, nezle olurum. Kimsenin haberi bile olmaz yani. Haberiniz oluyor mu?
-VTR- RİSALE-İ NUR’DAN ÇIKARILAN MEHDİ VE ŞAKİRTLERİ BÖLÜMÜ
ADNAN OKTAR:Evet, bu tip değiştirmeler hepsi Mehdi (a.s.)’nin çıkışını engellemek için yapılmış çalışmalar gibi görünüyor. Biz de vargücümüzle bunları deşifre etmeye, anlatmaya devam edeceğiz. Bak, bizzat Bediüzzaman kendi eliyle düzeltiyor orada hata olmaması için, değil mi? Baskıdaki tashihe bak. Özen gösteriyor. Buna rağmen yine değiştirmeye kalkıyor kardeşlerimiz. Buna müsaade yok. Bakın, çırpındıra çırpındıra, bağırttıra bağırttıra İslam ahlakını dünyaya hakim edeceğiz. Bak, bütün milletimin gözünün içine baka baka söylüyorum ve açıkça söylüyorum. Söz bir, Allah bir, inşaAllah, Allah’ın izniyle yani söke söke İslam ahlakını dünyaya hakim edeceğiz inşaAllah. İstediği kadar bağırsınlar.
Caner yine yazmış. “Evet hocam, benim. Sizi çok seviyorum” diyor. Telefon numarasını da vermiş. “Sizinle görüşmek istiyorum. Her akşam sizleri izliyorum. Ellerinizden de öpüyorum” diyor. MaşaAllah Caner’e, aferin. Allah yolunu açık etsin Caner’in. Caner bizim canımız, inşaAllah. Allah onu İslam’a, Kuran’a eriştirsin, inşaAllah. Allah şaşırtmasın, Allah kötülerin zulmünden, zalimliğinden onu korusun ve bütün milletimizi, bütün kardeşlerimizi korusun, inşaAllah. Efendim, o çok sevimli, şimdi Serdar ağabeyine yazmış, bu şey “Serdar ağabeyim, benim yakışıklı ağabeyim” diyor baksana. “Allah rızası için bu mesajımı da ilet ağabeyim” diyor sana. Bu çok rica etmiş artık bu mutlaka yapılması gerekiyor, şart ve mesajı da geldi tabii bu girişin esaslı bir gelişimi olduğu için. “Selamun aleyküm” aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü.
“Seyyid Adnan Oktar Hocam, öncelikle hayırlı yayınlar ve saygılar. Hocam ben Mart 2010’dan itibaren dehşetli vesveseler geçirmeye başladım. Önceden acaba abdestim bozuldu mu? Küçük vesveseler geçirirken Mart 2010’dan sonra imani ve çok dehşetli vesveseler geçirmeye başladım. Hocam bendeki bu vesveseler deccalin, cin şeytanlarıyla insanlara musallat etmesi olabilir mi?” Tabiî ki. Milyarlarca şeytan vardır. Bir tanesini çağırıyor deccal. Diyor ki; “git, insanların kalbine vesvese sal. Git, onlara musallat ol. Namazlarında onlara musallat ol. İslam hakkında şüphe et. Mesela deccaliyet konusunda deccaliyeti örtbas et. Deccalden bahsettirme. Mehdiyeti tamamen kapat. Yahut 200 yıl geriye aldırttır, 300 yıl, 500 yıl geriye aldırttır. Napıyorsan yap, bu Mehdiyeti durdur. Çünkü “Mehdi (a.s.) benim dediklerimin tam tersini anlatıyor” diyor. Şeytana da soruyor; “sen ne istiyorsun? Sen de aynı şeydesin, aynı düşüncedesin. Ben de aynı düşüncedeyim. İş birliği yapalım. Mehdiyeti mutlaka durduralım. İsa Mesih’in gelişini durduralım. İttihad-ı İslam’ı durduralım. Türk-İslam Birliği’ni durduralım. Kendi sistemimizi devam ettirelim. Ne yapıp yapıp devam ettirelim” diyor. O da; “ne yapayım?” diyor. “Git, vesvese ver, tedirginlik ver, unutkanlık ver, bitkinlik ver, vesveseye açık hale getir. İnsanların içine kuşku ver.” Zaten Kuran’da da var o. Deccal vesile oluyor. Zaten onun görevi o da ama deccal de ona talimat veriyor. “Hocam siz deccalin katrilyonlarca cin şeytanını insana musallat etmesi nasıldır? Anlatırsanız çok mutlu olurum hocam”. Çok basit işte, ona söyledi mi onlar zincirleme birbirlerine haber veriyorlar. Yani o da gayet kolay neticeye ulaşıyor onlar da. “Hocam hakka’l-yakin imanı kazanabilmem için dua ederseniz çok mutlu olurum. Saygılar, hayırlı geceler, hayırlı yayınlar. İstanbul’dan E.G.” Şimdi, efendi kardeşim diyelim, ondan sonra güvenilen kardeşim, E.G. dediğine göre, kendine güvenilen kardeşim, vesveseye ne yapılır biliyor musun? Git dersin. Yani hiç kale almazsın. Yani vesvese ne alaka? Mesela git suyun başına, aç çeşmeyi, gürül gürül yüzünü yıka, iki kolunu yıka, ayaklarını yıka, başını meshet. Allah bismillah hemen bulduğun temiz bir yerde “Allahuekber” de, değil mi? Namazını kıl ve çık. Hiçbiriyle ilgilenme. Yani vesvese baktın musallat oluyor. Vesveseye cevap verilmez. Abdestte de hiç cevap verme. Kıl namazını, çık sen, gerisine karışma. Oldu mu olmadı mı zaten onların görevi o. Yani sen ne oturup uğraşıyorsun. Hiç muhatap olma. Çünkü bak, sen asıl isteneni yapıyorsun. Sen çeşmenin başına geliyor musun? Geldin. Suya elini uzattın mı? Uzattın. Abdest istedin mi almayı? Aldın. Sen bundan zaten kaçınmamışsın ki. Suç olan bundan kaçınmandır. Kaçınmadığına göre ondan gerisiyle sen ilgilenme zaten. Sen ana konuyu halletmişsin sen. Yani asıl isteneni yapmışsın. Artık detayla ilgilenmene gerek yok. Senin, bitmiş o. Al abdestini, çık. Kıl namazını, ver selamı, işine bak. Gayet gönlün rahat olsun. Hiç öyle abdestim bozuldu mu, onlarla hiç uğraşmaya gerek yok. Yani çok net olan kısımlara bakacaksın. Aleni, aleniyet gerekir. Mesela elin, abdest aldın, alenen kupkurudur. Buna, yoksa şuraya su ulaştı mı, ulaşmadı mı, sen al abdestini, bitmiştir o, tamamdır. Yani oturup onunla ince ince uğraşılmaz. Vesvese yani şeytanı güldürmenin bir alemi yok. O zaten karşına geçer güler senin. Yani o senin o haline güler. Sen onun haline gül, değil mi? Hiç muhatap olma. İmani vesvese, ne imani vesvese edecek? Görüntü içinde, beynin içinde şu kalem yaratıldığında, bitti. Yani artık hiçbir şekilde Allah’ın varlığı yok olmaz bir insan için. Sonsuzluk içerisinde Allah sürekli vardır artık onun için inanç olarak. Bu kalemi beynimin içinde kim yaratabilir? Fabrikada olduğuna emin değil mi adamlar? Fabrikada olmadığını görüyoruz, beynimin içinde yaratıyor Allah. Sırf bir kalem iman etmek için bol bol bol bol yeterlidir. Zaten vesvese iman alametidir. İmanlı adamda vesvese olur. İmansızda vesvese olmaz. Vesveseye verilecek cevap da hiç kale almamaktır. Onu eğlence haline getirsin vesveseyle kale almamayı. Vesvese mi geldi? “Arkadaş cevap yok, muhatap da olmuyorum. Ben namaza gidiyorum. Sen istediğin kadar çırpın” diyeceksin. Şeytanla oturup muhatap olmak, onu kale almak gereksiz hareketler, inşaAllah.
“Selamun aleyküm canım hocam. Her zaman üzerimizde sizin gibi maşaAllah bitmez tükenmez enerjiyi bulamıyoruz. Allah enerjinizi, şevkinizi daima artırsın, inşaAllah. Ama vazifem var. İltifat erinizim (İltifatla görevliyim) inşaAllah. Size Allah (c.c.) iltifat etmiş. Sizi Mehdi (a.s.)’yi, Allah’ın halifesini anlatan yapmış. Sizin övülmediğiniz gün, saat, dakika geçmemeli nur yüzlü canım hocam” diyor, Mücahide yazmış, Mücahide isimli bir hanım kardeşimiz. Allah senin sevgini artırsın Mücahide kat kat, inşaAllah. Cennette de kardeş etsin, inşaAllah. Hakikaten ben de enerjime şaşırıyorum maşaAllah, elhamdülillah. Yani üç saat uykuyla fırtına gibiyim EvelAllah. Yani akşama kadar benim yaptıklarımı, benim enerjimi düşünüyorum. Yani hakikaten bir mucize. Cenab-ı Allah’ın bir harikası. Hayret edilecek şey yani. Allah’ın lütfu maşaAllah, elhamdülillah.
“Hocam selamun aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü” ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Hocam size sormak istediğim şudur: şu yaşadığımız Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.)’yi bekliyoruz inşaAllah. Hz. İsa (a.s.) da gelecek. Yalnız benim kafama takılan şudur: “Hz. İsa (a.s.)’nın gelmesi imtihan ortamını ortadan kaldırmaz mı? Onu gören Hıristiyan doğal olarak sorgusuz-sualsiz Müslüman olmaz mı? Lütfen bir açıklık getirirseniz sevinirim, Allah’ın rahmeti hepimizin üzerine olsun hocam. Saygılarımı sunarım. Antalya’dan Ahmet Yıldız”. Niye olsun, şimdi biz, mesela bir Hıristiyan cemaat, dindar, Allah’ın birliğine inanan bir cemaat. Onların bir kilisesi, bir evi, bir yeri farz edelim. Orda bir, zaten onların misafirleri oluyor, geleni gideni oluyor. Yaşlılar geliyor, insanlar geliyor, gençler geliyor. Yemek yediriyorlar. Tarikatlar da, cemaatler de böyledir. Yani biz, bir insan, üzerinde iki parça kıyafet, sarı kıyafet, yatmış uyuyor orda. Uyku halinde bir insan. Gidiyoruz, mesela sarsıyoruz uyanıyor. Birden şaşırıyor. Değil mi? Mesela konuşmayı da bilmiyor. Ama bize hayret içinde bakıyor. Ne yaparız? Sevgiyle bağrımıza basarız. Hz. İsa (a.s.) da sonradan öğrenecektir her şeyi. Bizim aklımıza ilk gelecek şey, Allah vermesin, herhalde şuurunu kaybetmiş, herhangi bir olay neticesinde insan mesela bazen şuurunu kaybediyor. Mesela bir şeyden korkuyor veya bir şey oluyor, bir olay oluyor, şuurunu kaybedebiliyor. Herhangi bir sebep, bir çok sebebi var. Geçmişini hatırlayamıyor. Böyle bir insan zannedecekler bir kısmı. Ama bir kısmı da kıyafetinden, tavrından yani olağanüstü birisi olabileceğini düşünecek. Ama bir kısmı, sonra onun tavırlarından, hareketlerinden onun Hz. İsa (a.s.) olduğunu anlayacaklar. O da kendisinin sonradan İsa olduğunu anlayacak, Hz. İsa (a.s.) olduğunu anlayacak. Annesi, babası yok. Dünyada tanıyan hiç kimsesi yok. Geçenlerde de öyle, mesela bir müzisyen buldular, bir şahıs, dünyada hiç tanıyanı yok. Kimse yok adamı. Yani bulamadılar adamın kim olduğunu, bilinmiyor. Geçmişini hiç hatırlamıyor. Kendine ne olduğunu da bilmiyor. Böyle vakalar da oluyor, inşaAllah. Onun gibi bir şey zannedecekler. Yani aklın ihtiyarini kaldıracak bir şey yok burada. Ne var? Değil mi? Yani burada Allah ona vahyedecek ama o da aklın ihtiyarini kaldırmaz yani. İnsanın içinde bir ses duyması onun aklının ihtiyarini kaldırmaz. Ama tavrından, hareketlerinden, yaptığı faaliyetlerden, başarısından, meydana gelen mucizelerden kendisinin Peygamber olduğunu anlayacak. Hz. İsa (a.s.) olduğunu anlayacak. Çünkü yani bir insan elini yüzüne sürdüğünde insanın cildindeki rahatsızlık geçiyorsa ve en önemlisi Cenab-ı Allah ona vahiyle bildirecek. Mesela üç saat veyahut üç gün önce ölmüş bir insan, onu diriltebileceğine dair bir ses duyacak içinde. Adamı çağıracak, Allah’ın izniyle “buraya gel” dediğinde, adam kalktı mı, şimdi ne düşünür böyle bir insan? Değil mi? Vahiy de alıyor. İçinde hissediyor, duyuyor Hz. İsa olduğuna dair. Kendisinin Hz. İsa olduğuna kanaati gelecek. Konu bu, inşaAllah. Ama biz inanmak mecburiyetinde değiliz. Yani farz değildir bizim inanmamız. Zannı galiple anlayacağız. Vicdani zannımızla anlayacağız. Hıristiyanlar da o mübarek Peygambere tabi olacak. Kimsenin aklının ihtiyarini kaldıracak bir şey yok. Mesela Mehdi (a.s.), şu an Mehdi (a.s.) geldi mesela, faaliyette. Benim aklımın ihtiyari kalkmadı. Hiç kimsenin aklının ihtiyari kalkmıyor. Yani buram buram biliyorlar insanlar Mehdi (a.s.)’nin geldiğini. Cübbeli de bak, en iyi bilenlerden biri de odur. Çok iyi biliyor. Böyle bir panik olur mu peki, bir insan Mehdi (a.s.)’nin gelmediğinden emin olsa, gelmeyeceğinden emin olsa bu paniğe gerek var mı? Bu kadar kitap yazmaya, yeri göğü inletmeye, bu hallere düşmeye gerek var mı? Bak, arkadaşlar ne diyor? 200 yıl daha ilave ediyor. Adları gibi eminler Mehdi (a.s.)’nin geldiğinden de onun için. Güya durduracaklar veya cahilliklerinden yapıyorlar, ikisi de olabilir, bilmiyorum. Yani Allah affetsin. Mesela şahs-ı manevici arkadaşlar. Bir Mehdi (a.s.) korkusundan kaynaklanıyor tedirginlik. Ama onların derdi daha başka türlü oluyor. Diyor, şimdi mesela düşünüyor: “Ben sevdiğim bir insan, Mehdi (a.s.) olarak kanaatim gelse ve ona inansam, Mehdiliğine, adam birden bire kalbi tutsa ölse, ben ne olurum?” diyor. Vesvese ediyor. Veya o adama hakaret etse, veya onunla ilgili iftiralar atılsa ve adamı etkisiz hale getirseler, o kişiyi veya hapsedilse hiç çıkarmasalar hapisten veya öldürseler, şehit etseler veya yaralasalar, ağır yaralı, hizmet edemiyor, ne olur diye düşünüyorlar. Bu imani korkuyu yaşatmamak için; “şahs-ı manevi” diyorlar bir kısmı. Çünkü şahs-ı manevi milyonlarca insan olduğu için onlar öldürsen de devam eder, yaralasan da devam eder, ne yaparsan yap devam eder. Yani öldürülmez bir Mehdi (a.s.) inancı istedikleri için yani yıkılmayacak bir inanç istedikleri için bunu yapıyorlar. Yani o topluluğa hakikaten iftira atsan da bir şey olmaz. Ama bir şahsa iftira atsan, yaralansa her şey mümkün. Ama bakın şimdi, arkadaşların anlamadıkları bir konu var. Mehdi (a.s.)’yi durduramazsın, öldüremezsin. Yani ölmüyor, Allah’ın izniyle, olmuyor. İsa (a.s.)’da da öyledir. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ölmüyor, yok kaderinde. Bütün çocukları öldü, eşleri öldü, aşağı-yukarı hemen hemen çoğu öldü. Ona hiçbir şey olmadı mübarek Peygamberimize maşaAllah. O güzeller güzeline. 63 yaşına kadar yaşadı. Dört taraftan etrafı sarıldı düşman tarafından. Düşmanın amacı ne biliyor musun? Müşriklerin bir tane amacı var, Peygamberimiz (s.a.v.)’i şehit etmek. Başka amaçları yok. Dört tarafından bir insanın etrafı sarılır da, bu insanın şehit edilmiyor olması mümkün mü? Adamlarda gürz, kılıç, pala, kama, ok hepsi var. Görüyorlar da. Üstelik zırh yok. Saatlerce düşman içinde kalıyor. Elinde kılıçla onlarla mücadele ediyor. Ama hiç kimse bir şey yapamıyor. Bu nedir bu? Sen ne anlıyorsun bundan? Sence mucize mi bu, değil mi?
SUNUCU:Mucize.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Net mucize yani. Mehdi (a.s.) de öyledir. Ama şimdi tabii biz bunu ikna edemeyiz. Yani öldürülemeyecek olması, başarılı olacağını söylememiz iman zaafı olan insanlarda hakikaten zorlanmaya sebep oluyor, inanamıyor. Hatta böyle büyük alim zannettiğimiz kişiler de mesela konuşuyor, iniltiler çıkarıyor hakikaten ümitsiz, perişan. Kardeşim, İslam aleminin bakın beşte biri, beşte biri derse “İttihad-ı İslam’ı istiyoruz” derse, sırf söyleseler İslam yine hakim olur. Yani çok kolay bir şeydir. Öyle zannedildiği gibi değil. Diyorum Akdeniz Birliği’ni sen savunuyorsun, Akdeniz ne? Denizin tuzlu suyu. “Bu bununla olur” diyorsun sen. İnanmışsın. İman ediyor. “Karadeniz’in tuzlu suyu bizi birleştirir” diyor. İslam diyoruz, yani bak ruhumuz, hayatımız, her şeyimiz İslam. Nasıl birleştirmez bizi? Sen “evet” diyeceksin, konu bitecek. Bu kadar kolay. Ne diyorsun Berker’im?
ALTUĞ BERKER:Allah razı olsun hocam, inşaAllah. Hicri 1432’ye girdiğimiz gün Güneşte büyük patlama olmuş, maşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:TRT Haber’de Güneşin yüzeyinde 6 Aralık’ta, tam ilk gün, hicri ilk gün, gerçekleşen patlamada açığa çıkan alev, 700 Bin kilometreye uzandı. Bu mesafe Dünya ile Ay arasındaki mesafenin iki katı.
ADNAN OKTAR: 7 de çok Mehdi (a.s.)’nin hayatında hakim bir sayıdır. 7 yıl kıtlık, 7 yıl bolluk Kuran’da da geçer. Hep 7’ler vardır. Bak, o da 700 bin kilometre. “Ve Güneşten bir alamet belirmedikçe (Peygamberimiz (s.a.v.)) Mehdi (a.s.) zuhur etmez” diyor, hadis var. “Güneşten büyük bir alamet zuhur etmedikçe Mehdi (a.s.) zuhur etmez” diyor. Allah-u alem ona da işaret ediyor, inşaAllah. Furkan Suresi, 56. ayet. 25. Sure’nin 56. ayeti. 25x56 ne yapıyor? 1400 yapar. Hicri 1400. “Biz seni yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik”, ebcedi de 1981 yılını veriyor. Yani iki tarih de aynı. 25x56=1400. Hicri 1400, ebcedi de 1981. Yani çok az farkla aynı, inşaAllah.
Evet üç dakikamız var. “Şeyh Ahmet Yasin Hocamız son videosunda Cübbeli’ye hitabı: “Cübbeli Ahmet Hoca’ya artık bir sözüm var. Yavaş yavaş vakit tamam oldu. Kendisi 14 gün oldu neredeyse, yapmış olduğu bir hatayı tekzip etmesi için, tekzip etmezse o zaman kendisi hakkında konuşacaklarımız var. Bakın, talebelerime telefon ettiriyorum, mektuplar yazdırıyorum, buradan yayınlar gönderdim, eline muhakkak geçmiş olmazsı lazım. Tam fitnenin bir zamanındayken kalkıp tarikat ve tasavvuf liderlerine, büyükleri hakkında kötü laf konuşulmaz. Aklına geldiği gibi konuşulmaz. Ama biz onu eksikliklerine veriyoruz” diyor. “Ne söylediğinin farkında değil” diyor. “En azından kalksın, ‘bir rahatsızlık anında bunu söyledim desin’ diyor. Bu İslam liderlerine, İslam alimlerine, benim yaşımdan daha fazla hizmet etmiş olanlara babamdan fazla ibadet ve itaat etmiş İslam alimlerine istemeyerek ağzımdan laf söyledim deyip, bu camiadan ve Nur şakirtlerinden özür dilesin. Yoksa kendisine zulmetmiş olur” diyor, hocamız. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız. Biz de söylüyoruz, uyarıyoruz ama Cübbeli’nin kulakları duymuyor, gözleri görmüyor. Kalbinde bir tıkanma var gibi. Allah hidayet versin, Allah aklını açsın. İnşaAllah doğru yolu göstersin. Şeyh Nazım Hocamız nasıl tatlı bir insan. İnsan ona kıyabiliyorsa, ona bu lafı söyleyebiliyorsa yani hangi Müslümana ne yapmaz, ne söylemez ben düşünemiyorum. Yani böyle bir insana Müslüman nasıl emanet edilir, o zaman? Değil mi? Bu insana nasıl güveniyorlar, ben bunu anlamıyorum. Bu kadar dünya güzeli, dünya tatlısı, bütün ömrünü İslam’a, Kuran’a vakfetmiş, binlerce, milyonlarca talebeler yetiştirmiş ve herkes tarafından sevilen, şefkat duyulan bu güzel insana pervasızca bu ağır sözleri ediyorsa, Bediüzzaman gibi böyle değerli bir alime bu sözleri ediyorsa bu kişinin yani söylemeyeceği söz, yapmayacağı eylem kalmamış oluyor Müslümanlara karşı. Birçok yönden her şeyi yapabilecek konumda görünüyor. Bu tavırlarını düzeltecek. Bu hareketlerini düzeltecek, inşaAllah. Allah bak ona bir çok acz vermiş, hastalıklar vermiş, değil mi? Zaaf vermiş. Buna rağmen bunları Allah’tan bir uyarı olarak görmeyip de daha hala bu kafada devam etmesi çok manidar.
SUNUCU:Bizleri yarın 22.00’den itibaren HarunYahya.Tv , Mavi Karadeniz Radyo, ve Aksu Tv ve Kaçkar Tv ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Güzel Konular
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Makaleler
Devamı ...