SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya. TV, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV, Kaçkar TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Sivas Sipas TV, Tokat Turhal Süper TV. ve Radyo, Uşak Egem TV, Erzurum Radyo Süper Kanal 99.9, Nevşehir ve Keyif Fm 92.7, Bingöl Fm 102.0, Mis.As ve HarunYahya.TV sitemizden canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Buyrun sayın Hocam nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR: En güzel şekilde başlayacağız, inşaAllah. Muhterem şeyhimiz tensib buyururlarsa.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam, Hocam ne haddimize, inşaAllah. Basındaki bazı haberler vardı Hocam bugün, özellikle İsrail’in 100 bin dolar tazminat ödemeyi kabul etmesi ailelere. İlk günden beri söylediğiniz konu Hocam, inşaAllah. “Tazminat vermeleri gerekir” dediniz. “İsrail ve Türkiye arasında süren görüşmelerle ilgili olarak Reuters haber ajansı bir açıklamada bulunmuş. İsrailli diplomatik kaynaklar görüşülen antlaşma taslağının şehit olan Türklerin ailelerine 100’er bin dolar tazminat ve olaydan dolayı üzgün olduğunu ifade edilmesini ön gördüğünü söylemişler. Bir İsrail gazetesi de konuyu doğrulamış,” Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Güzel işte ne var?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam evet.
ADNAN OKTAR: Bu her iki dinde de var. İslamiyette de var, Musevilikte de vardır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam Cüneyt Ülsever; genelde Doğan Grubu gazetecileri bu konunun üstünde duruyorlar. Sayın Davutoğlu’nun Osmanlı Milletler Topluluğu; sizin yıllardır Türk-İslam Birliği olarak anlattığınız konuda bir yazı dizisi yayınlıyor birkaç gündür. Özetle Hocam birkaç madde söylemiş. Birinci madde “Osmanlı Milletleri ekonomik çıkar nedeniyle bir arada yaşayabiliyordu. Ekonomik olarak Osmanlıya ihtiyaçları kalmadığı anda dağıldılar. Şu anda da bu devletlerin ekonomik olarak Türkiye’ye ihtiyaçları yok. Dolayısı ile neden birlik olmak istesinler” demiş.
ADNAN OKTAR: Zekâ fışkırıyor, zekâ, maşaAllah, tam teşhis 12’den vurmuş, yakalamış teşhisi, güya. Bir kere bu ülkeler zengin değil. Ekonomik kriz bütün dünyayı kasıp kavuruyor. Her yerde bir çökme var, ekonomik çöküntü var, değil mi? İkincisi Osmanlının dağılmasına neden olan olay, adamların ekonomik yönden güçlenmesi değil. Darwinizm’in, materyalizmin; ırkçılığı, komünizmi, faşizmi insanların beynine yazması, sebebi bu. İdeolojiktir ve felsefidir, yoksa o zamanda bütün ülkeler orta derecede geçiniyorlardı. Osmanlı döneminde de orta derecedeydi. Osmanlı onları zengin de etmedi, fakir de etmedi. Normaldi hayatları, hep normaldi. Dolayısıyla belgesiz, delilsiz konuşunca inandırıcı olmaz, geçerli de olmaz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Dört tane madde saymış Hocam. İkincisi “Kürtleri bile 30 yıldır birlikteliğe ikna edemeyen Türkiye, Ortadoğu devletlerini nasıl ikna edecek?” demiş.
ADNAN OKTAR: İslam Birliği ile, İttihad-ı İslam’la. ÖnceTürklük âlemini birleştirmek, Türklük âlemi öncülüğünde Türk-İslam Birliği. Adam İslam’ı birleştirici görmüyor. Karadeniz’in tuzlu suyunu görüyor, Akdeniz’in tuzlu suyunu birleştirici olarak görüyor. İslamiyet diyorsun, “İslamiyet birleştirilmez” diyor, yanlış. İslam buram buram dünyaya hâkim oluyor ve hâkim olacak. Dolayısıyla İslam’ın birleştirici vasfı zaten açıktır, aşikârdır, herkes tarafından bilinir.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. Üçüncü olarak, “madem birlik olmak istiyorlar. Türkiye’ye İran konusundaki ara buluculuk çabaları sırasında tek bir İslam ülkesi bile neden destek olmadı?” demiş.
ADNAN OKTAR: Şii, Alevi, Sünni, Vehhabi ayrılığı şu an İslam âleminde körükleniyor. Bunu Mehdi (a.s.) ortadan kaldıracak. Mehdi (a.s.) olmadığı dönemde zaten bu muhalefet devam ediyor, değil mi? Cübbeli, kubbelisi, şüppelisi hepsi devrede. Müslümanların kendi aralarında birleşmesini engelleyecek mezhep ayrımı düşüncesi körükleniyor, körüklendiği için birleşemiyorlar. Bu fitneyi, ayrılığı ortadan kaldıracak olan Mehdi (a.s.)’dir. Hepsini kardeş haline getirecek ve birleştirecek, inşaAllah. Cübbeli dinliyor, Cübbeli seni mi aradı yine?
ALTUĞ BERKER: Biraz evvel aradı Hocam, evet.
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
ALTUĞ BERKER: İslam Birliği’nden bahsedeceğini söylüyor ilk olarak,
ADNAN OKTAR: Nihayet, hele şükür, hele şükür. Kardeşim aylardan beri uğraşıyorum, İttihad-ı İslam’dan bahset en büyük farzdır, İttihad-ı İslam’dan bahset, dili koptu sanki, bir türlü söylemiyor. Mehdi (a.s.) ile ilgili hadi bir şey söylemediğini düşünelim. İttihad-ı İslam’ı niye söylemiyorsun? Mehdi (a.s.)’den panik oldu zaten, “kesicek beni” diyor. Seni Mehdi (a.s.) niye kessin? Mehdi (a.s.) senin şeytanını kesecek, seni niye kessin Mehdi (a.s.)? Başka ne diyor?
ALTUĞ BERKER: Başka, Bediüzzaman Hazretleri ile ilgili “biz onu telafi ettik” dedi. Sizin söylediğinizi; “o yerel birkaç radyo kanalında olmaz, ulusal bir televizyon kanalında olması lazım” olduğunu söyledik.
ADNAN OKTAR: Uzun uzun seks muhabbeti yapacağına, Bediüzzaman’la ilgili şu kadar, bir paragraf yazı, beş dakika, yaklaşık en fazla bir dakikasını alır. Bir dakikasını alacak. Bundan kaçınması manidar, çok acayip. Niye kalabalıkların bu gerçeği duymasını istemiyor, değil mi? Lale Gül FM’i kim dinliyor? Ben dinlemiyorum Lale Gül FM’i. Sen dinliyor musun?
ALTUĞ BERKER: Hayır.
ADNAN OKTAR: Kimse dinlemiyor ki Lale Gül FM’i, kendi arkadaş çevresi dinliyor. Orada da olmaz. Biz, bizim duymamızı istiyoruz, inşaAllah. Başka ne dedi?
ALTUĞ BERKER: Üçüncü husus da, “Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri ile ilgili olarak telafi etmesini” söylemiştiniz, onu ilettik. O konuda biraz şeyli konuştu, sanki hatırlamaz gibi. İsmini zikretmediğini de söyledi. Ben de, ismen zikrettiğini, bunun da ulusal bir kanalda telafi edilmesi gerektiğini belirttim.
ADNAN OKTAR: Kardeşim unutkanlık bu Cübbeli’de artık çok, iyice gelişti. Birgün önce konuştuğunu unutuyor. O konuşmasını da unutmuş, görüyorsun. “Kim söyledi? Öyle bir şey yok, nereden çıkıyor?” diyor. Çok kapsamlı anlatmıştı. Mesela bak bunu da anlatmıştı, bunu da unutmuş. “Ondan da haberim yok” diyor. O zaman bandını dinletin de, konuşma bandını, oradan duysun konuşmasını. Şeyh Nazım dünya tatlısı, çok mübarek, muhterem bir insan. İnsan mürşidine, şeyhine böyle bu kadar ağır konuşmaz. En fazla dersin ki; “şeyhimiz yanlış hatırlıyor, doğrusu budur” dersin. Şimdi ben mesela bir tarih söylesem, yanlış olsa, cevap nedir? “Hocamızın affına sığınarak, nezaketiyle, orada bir yanlışlık olabilir ve yahut Hocamızın kastettiği başka bir Ali Haydar Efendi olabilir, başka bir Ali Haydar’dır. Kastedilen Ali Haydar Efendi 1960 yılına kadar yaşamıştır. Benim babam da gördü, şeyhim de gördü” dersin. Tarihte yanılma çok makul bir şeydir. Yavuz Sultan Selim’in doğumunu, ölümünü birçok insan yanlış bilir, yanlış söyler. Cumhuriyet’in tarihini, Cumhuriyet’in kaç yılında olduğunu bile bilmiyor birçok insan, değil mi? Ve gece-gündüz videoya alınan bir insan. O sohbet anında gece yarısı, gece üçte mesela tecehhüd namazına kalkıyor gece üçte, sohbet anında samimi kanaati olarak, ışıklandırma da yok. Samimi kanaati olarak öyle kısaca söylüyor, yanlış aklında kalmış olabilir. Bir ihtimaldir, denemek için de söylemiş olabilir, ilhamla da konuştuğu için. Verdiği cevap çok galiz. Ne akıl hastalığı kalmış, ne aklının gitmesi kalmış, ne şu kalmış, ne bu kalmış, her türlü hakaret ediyor. Bir de ona bağlı olanlar da internet sitelerinde hakarete başlamışlar bu seferde. Diyor ki; “ben bizim adımıza konuşanlardan bizim sorumluluğumuz olmaz.” O zaman o internet siteleri ile bağlantısı olmadığını açıklaması lazım. Yoksa ben o internet sitelerine de hukuki müdahalede bulunacağım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir konu daha vardı Hocam onu unuttuğum. Mehdiyet’le ilgili olan kitabından sizin isminizi çıkarmayı düşünüyormuş. Ve Mehdiyet’i bir görüş şeklinde ele almayı düşünüyormuş, çeşitli görüşler şeklinde.
ADNAN OKTAR: İsmimi çıkartmasın, dursun eskisi gibi, o bayağı tarihi bir belge. O Mehdi (a.s.)’nin çıkacağını anladı, tarihe öyle geçecek. Şimdi çoluğuna çocuğuna gösterecekler o kitabı, çok ağrına gidecek tabii, çok utanacak. Mehdi (a.s.)’nin çıkacağına kanaati geldi onun Allah-u alem. Çünkü isimlerle, şunlarla, bunlarla, bana karşı da mahcup olacağını düşünüyor. Benim Mehdi (a.s.) olmamdan kaynaklanan bir şey değil de, Mehdi (a.s.) çıktığından “niçin böyle konuştun?” der diye ona, ondan tedirgin olabilir. Her neyse de. Şimdi İttihad-ı İslam bir kere farz, en büyük farzdır. Bir kere onu söylemesi lazım, bir. Bak “bütün İslam alemi perişan şekilde, deccal çıktı” diyor, deccalin alemetlerini sayıyor. “Bütün bunlara rağmen deccal çıkmadı diyorlarsa, ben onların akıllarına şaşarım” diyor, değil mi? Müslüman aleminin nasıl perişan olduğunu uzun uzun anlatıyor. Deccal çıktığına göre, Mehdi (a.s.) çıkmış demektir. Deccal varken Mehdi (a.s.) olmaz olur mu? Deccal varsa ona karşı mücadele eden Mehdi (a.s.) vardır. Ve İttihad-ı İslam’ı anlatmak farzdır, Kuran ayetleriyle anlatacak, açıklaması yok. Bediüzzaman’la ilgili kısım şu kadarcık bir şey. Kısaca böyle, güzel, samimiyetle, candanlıkla onu da anlatacak. Şeyh Nazım Efendiden de, Hocamızdan da, “boş bulundum diyecek” mesela bir şey de olabilir, makul da olur, nezakete yönelik, ıslahata yönelik diyebilir. “Benim şekerim düşmüştü, uykusuzdum, ne dediğimi de o anda hatırlamıyorum. Boş bulundum, böyle sözler ettim, Allah affetsin. O benim şeyhimdir, Gavs’dır, gavs olduğunu da söyledim. Bazen böyle cezbe halinde insan ne yaptığını şaşırır, ne konuştuğunu şaşırır. Ben de herhalde cezbe halindeydim, kendimde değildim. Ne konuştuğumu bilmiyorum” diyebilir. Bir başka türlü de diyebilir. Mutlaka özür dileyecek. Bu üstünde bir leke, bu gidecek. Sonra o kaset konusunda da, bütün o cemaati, çok mübarek ve muhterem bir cemaat, çok temiz, değerli insanlar, şimdi bunun hakkında çok ciddi bir şaibe olur, Allah vermesin. Mesela öyle bir konuma düşen bir insan, kaset varsa, kaset özel olarak oluşturulduysa, bu çok büyük bir olaydır zaten. Rezil rüsva etmesi lazım yapanları. Şimdi kasedi bir kere teknik incelemeye alması lazım. Daha önce de söyledim, eğer uydurma bir kasetse, bu çocuk oyuncağı bunu tesbiti. Sırıtıyor, hemen anlaşılır. Teknik yirmi yönden anlaşılır, hemen çözerler. Teknik rapor olarak bunu ona sundurabiliriz. Ama kasedi saklayıp, ilgili kurumlara vermeyip, teknik analiz yapacak kuruma vermeyip, teknik tesbiti yaptırmadan sadece bu sahtedir derse, Allah-u alem kimse inanmaz. Gereksiz bir şaibe ve şüphe dalga dalga yayılır. Kökünden halletmek varken uzatmanın alemi ne? Kaç çeşit hikaye geldi kulağımıza, ucu bucağı bitmiyor, değil mi? İnsanların hayal gücü geniş. Son noktayı koy, raporunu göster, kaset baştan sona montaj ve uydurmadır dersin. Montaj ve uydurma da değilse, onun da bir yolu var. Tevbe edersin Allah’a, hata yaptığını söylersin, o da mümkün, inşaAllah. O seni Müslümanlıktan çıkarmaz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hürriyet’te Ertuğrul Özkök, Kürt sorununda çözümün ancak Öcalan muhatap alınarak olacağını, çünkü Kürtlerin ruhani liderinin Öcalan olduğunu söylemiş. Bu nedenle Öcalan’a köşesinde Açık Mektup adı altında emekli olduğunda nerede oturmayı düşünüyorsun, tarzında bir dizi soru sormuş. Bu sorularla Öcalan’ın insani yönünü anlayıp, onunla bağlantı kurmayı amaçladığını ve Kürt sorununun da çözümünün ancak Öcalan’ın insani yönlerinde bulunabileceğini söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam da, şimdi Öcalan’ın insani yönü demen için Öcalan’ın inancını bilmen lazım, değil mi? “Adam ben materyalist, Darwinistim ve komünistim, Stalinistim” diyor. İnsani yönünü sana bütün detayıyla açıklamış oluyor işte, karmakarışık bir şey yok ki. Müslümanım dediğimde, ben Kuran’daki herşeye uyarım anlamına gelir. Adam da “ben komünist, Stalinistim, Darwinistim” diyorsa, komünizmin, Darwinizm’in, Stalinizm’in gerektirdiği herşeye inanıyorum, hepsini yapıyorum anlamına gelir. Leninizm, ne diyor Lenin? “Kan dökeceksiniz. Polisi, askeri, hepsini bombalayacaksınız, ezeceksiniz, asacaksınız, keseceksiniz. Ve insanlar birer böcektir, mahluktur, onları istediğiniz gibi öldürebilirsiniz. Acımak hastalıktır. Burjuvazinin bir hastalığıdır. Merhamet bir hastalıktır, her gördüğünüz yerde bombalayın, yerle bir edin polis, asker” diyor. Olay bu işte. Ahlakını öğrenmek için onun felsefesine bakacaksın, değil mi? Bunu anlamazlıktan gelmesi veyahut hakikaten anlayamaması çok garip.
ALTUĞ BERKER: Cumhuriyet’te Işıl Özgentürk isimli bir yazar Hocam, Kutlu Doğum Haftası kutlamalarını haşa cadılar bayramına benzetmiş. “Cinsellik ve ölüm korkusu ile başedemedikleri için tek tanrılı dinler ve öbür dünyalar ortaya çıkmıştır” demiş. “Ama ben artık dinin ahlaki sorunları çözebileceğini düşünmüyorum. Vatikan için de geçerli, İslam için de geçerli” diyor. Özgentürk Haydarpaşa’daki gar binasının da İslamlaşma sonucu yandığını savunmuş. İslamlaşmanın getirdiği cehalet ile Haydarpaşa’nın yandığını savunan Özgentürk toplumun giderek İslamlaştırıldığını iddia ediyor.
ADNAN OKTAR: Peki Stalin döneminde Rusya’da birçok bina yakıldı. Hitler de gitti Raştak binasını yaktı. Birçok yeri yaktı, heryeri kundakladı, yerle bir etti. Bunlar İslam’a karşıttılar, düşmandılar. Stalin de düşmadı ve materyalisttiler. Herhalde hanımefendi de materyalist anladığım kadarıyla. Dolayısıyla Müslümanlığın getirdiği medeniyeti, güzelliği Allah onun gözünün önüne hergün sokuyor. Bak gidiyor Sultan Ahmet Camii’sini görüyor, diğer camiileri, yolları, oradaki ağaçlandırmaları, sarayları, Topkapı Sarayı olsun, Dolmabahçe Sarayı, Yıldız Sarayı görüyor. Müslümanlık nasıl bir ihtişam ve güzellik getirmiş bunları görüyor. Komünizmin getirdiği rezillikleri de fotoğraflarıyla, belgeleriyle her yerde görmesi mümkün. 1 milyar insanın katledilmesine, şehit olmasına sebep oldu komünizm. On binlerce, yüz binlerce binanın yıkılmasına, yanmasına sebep oldu. Demek ki yıkıcı, yakıcı olan komünizmmiş, Darwinizm, materyalizmmiş. İslam ihya eder, güzelleştirir, bağlar, bahçeler olur, pınarlar olur, şadırvanlar olur, kervansaraylar olur, birbirinden güzel yerler olur. Dolayısıyla hanımefendi orada hatalı. Ne diyor? Cinsellik. Müslüman, imanlı bir insan cinsel yönden son derece güçlü, tahmin, tahayyül edemeyeceği derecede güçlü ve zevk alan bir insandır. Onun tahayyülü bile ona yetişmez. Allah ona çok büyük bir nimet olarak verir. Bütün Müslümanlar böyledir. İman edenlerin takvasına göre öyledir. Mesela Peygamberan çok güçlüdür, bütün Peygamberler, maşaAllah, inşaAllah. İmanla orantılı olarak, bu bilinir, herkes bilir bunu, dindarlarda bu bir özelliktir. Dolayısıyla cinsellik bir tabu değil, Müslüman için çok büyük bir zevk ve nimettir. Çok çok büyük zevktir, dünyadaki en büyük nimet diyebilirim, nefsani nimet olarak. Ölüm korkusu; biz maddenin yok olmayacağını görüyoruz zaten. Allah görüntü olarak beynimizde meydana getiriyor. Maddenin başı yok, sonu da yok. Ve Allah sürekli görüntüyü bize akıttığına göre, devam ettirdiğine göre, zaten ölümün olmadığı görülüyor burada. Bu kadar da güzellik yarattığına göre niye korkalım? Ölümden korkmayız, biz Allah’tan korkarız. Ölümü Allah’a bir kavuşma, bir sevinç olarak görürüz. Bir de ölümden korkmak; PKK ölümden korkuyor mu? Allah’a inanmayanlar ölümden korkmuyor ki, bayağı pervasız oluyorlar. Adamlar canlı bomba oluyor, gidiyor kendini yok ediyor. Allah’tan korkmayan, Allah’a inanmayan ölümden korkar diye bir şey yok. Bilakis ölümden korkmaz öyle insanlar, tam tersidir. Müslüman ölüm korkusundan ihtiyaç olduğu için iman etmiyor, bu açık görülüyor. Bütün komünisti, faşisti falan hiç biri korkmaz ölümden, acayiptirler, herkes bilir bunu. O yönüyle gariptirler. Müslüman Allah’ı darıltmaktan korkar. Allah’ın rızasını kazanamamaktan korkar, Allah’ın sevgisini kaybetmekten korkar. Allah’ın sevmemesinden korkar. Dolayısıyla hanımefendinin söylediği tarzda, o bayanın dediği tarzda bir durum olmaz, çok yüzeysel ve sathi düşünüyor. Çok sıradan bir bakış açısı var. Ama yine daha sonra detaylandırırız. Dediği gibi değil, bildiği gibi değil.
ALTUĞ BERKER: Serdar Turgut’un yazısı bugün Hocam; tamamen sizin anlatımlarınızı birebir aktaran bir yazı yazmış. Yazının başlığı; “Mescid-i Aksa’da namaz kılmanın şifresi,” Ahmed Davutoğlu’nu eleştirenlerin de dünyada olup bitenlerden habersiz olduklarını söylemiş. Haziran ayında Dış İşleri Bakanı; “Mescid-i Aksa’da namaz kılarız” demişti ve çok tepki almıştı. Oysa bu sözün çok gerçekçi bir durum olduğunu yazmış Hocam, inşaAllah. Şöyle diyor birkaç cümle aktarmam uygun olursa. “Yeni dünya düzeninde Türkiye merkez ülke konumunda olacak. Özellikle Ortadoğu’da, Kafkaslarda, Afganistan’da huzur Türkiye’nin oluşturmaya başladığı Paks Ottomana ile sağlanacak. Bunun alt yapısı yıllardır tika çalışmaları ile atılıyor. Orada bir devlet politikası oluşturulduğunu yazdığımda herkes sessiz kalmıştı. Umarım insanlar artık uyanmaya başlar. Tarih de gösterdi ki Kudüs’te bütün dinlerden insanların rahat, birbirine karışmadan ibadet edebilecek ortamı bir tek Türkler sağlayabilir. Tarihimizin bize verdiği bu sorumluluğu tekrardan almak üzereyiz. Ve evet Türkler sayesinde Mescid-i Aksa’da yeniden namaz kılınacak ve belki bu sayede büyük bir dünya karışıklığı da önlenmiş olacak” demiş Hocam. MaşaAllah, birebir düşüncelerinizi yansıtıyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, olayı anlamış demek ki. Aydın kesimde benim programlarımı izleme çok yüksek oranda, titizlikle takip ediyorlar. Benim anlattıklarım da hurafeden uzak, akılcı, doğru ve samimi olduğu için, samimi olarak da etkileniyorlar. Dediklerimin doğru olduğuna inanıyorlar, çünkü abartmıyorum. Bir de tarihi, sosyolojik gelişmeler de benim dediklerimi doğruluyor. Dediklerimin doğru olduğunu bir sosyoloğa sorun o da söyler. Bir tarihçiye sorun o da söyler. Bu Allah’ın bize bir müjdesi. Gidişat bu yönde. Hakikaten Mescid-i Aksa’da inşaAllah hep beraber namaz kılacağız Allah’ın izniyle. Hz. İsa (a.s.), Hz. Mehdi (a.s.) birlikte inşaAllah namaz kılacağız. Bugünlere doğru gidiyoruz. Bunu da hiç kimse engelleyemez, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam Amerika’da inşaAllah Guide US TV. kanalında belgeselleriniz yayınlanmaya başlayacak, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bakayım.
ALTUĞ BERKER: Guide US, Amerika’nın Guide US TV kanalı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, güzel.
ALTUĞ BERKER: Bu kanalın kurucusu Amerikalı Müslüman konuşmacı. Tüm dünya Müslümanlarının çok severek takip ettiği Şeyh Yusuf Estes, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şeyh Yusuf Estes çok sevdiğim, çok mübarek, muhterem bir insan. Bir kere daha ziyaretime gelmişti. Allah ilmini, feyzini arttırsın, Allah bu güzel çalışmasında ona yardımcı olsun. Bu kanalın onun güzel fikirlerini, güzel düşüncelerini, Kuran’ı, İslam’ı anlatmada çok faydası olacağına inanıyorum. Allah feyz, bereket saçılmasına, güzellikler oluşmasına o kanalı vesile etsin, inşaAllah. İslam’ın hakimiyetine vesile etsin, inşaAllah. Allah daha da güzel, yeni kanallar açmayı nasip etsin. Allah ömrünü uzun etsin, hayır, bereket versin. Doğru yolda, inşaAllah, maşaAllah. Selamlarımı, sevgilerimi iletiyorum, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir haber vardı Hocam bugün. “Merinos Halı’nı sahibi İbrahim Erdemoğlu’ndan şok sözler” diye. “Cuma namazları dahi olsa hiçbir şekilde namaza izin vermem” demiş kendi işletmesinde, fabrikasında.
ADNAN OKTAR: “Merinos Halı’nın sahibi İbrahim Erdemoğlu’ndan şok sözler. Merinos Halı sahibi Erdemoğlu, Cuma namazları dahi olsa hiçbir şekilde namaza izin vermem.” Kendi fabrikasında mı kastediyor, yoksa evinde kıldırmam, hiçbir yerde kıldırmam anlamında mı, neyi kastediyor?
ALTUĞ BERKER: “Fabrikasında, çalışma saatlerinde orası iş yeri, ibadet yeri değil” diyormuş ve izin vermiyormuş, mescid de yokmuş.
ADNAN OKTAR: Şimdi öyle yapmasın, ne olacak? Haftada bir kere bereket getirir, güzellik getirir. Yanlış yapmış, çok yanlış, hatalı yapıyor. Yok o kardeşimiz o fikrinden döner. Bir yanlış anlaşılma vardır, inşaAllah, değil mi? Cuma günü haftada bir kere, belki hani samimiyetsiz insanlar da onu kullanır gibisinden düşünmüş olabilir. Öyle olmaz. Haftada bir kere ne olacak? Bir saat farz edelim. Onu telafi imkanı da olabilir. Bir saat fazla çalışırlar. Ne olur, değil mi? Bir saat fazla çalışırlar, bir şey olmaz. Namazlarını kılan kişilerin o süreyi çalışarak telafi etmelerinin mümkün olduğunu açıklamaları güzel olur. Bu arkadaşın da o kadar bu konuyu büyüteceğini zannetmiyorum, çünkü güzel olmayan bir örnek olur. Yakışık olmayan bir örnek olur. Zannetmiyorum öyle düşündüğünü, bir yanlış anlaşılma vardır. Bak güzel haber gelecek bize, yanlışlık haberi gelecek. Yanlış anlaşılma olduğuna dair haber gelecek, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Vatan Gazetesi’nden Süleyman Ateş’in bir yazısı vardı Hocam. Burada evrim düşüncesini de savunuyor hem de diyor ki Hocam: “Elbette Adem (a.s.)’dan önce de insan vardı. Ama gelişmemiş, din bilmez, ilkel insan, hayvan gibi, sorumlu değil” diyor ve bu mantıkta devam ediyor.
ADNAN OKTAR: Benim Süleyman Dedem o devirde yaşamış gibi anlatıyor. Şöyleydi, böyleydi, şöyle yaparlardı, böyle yaparlardı, işte sigara içen de vardı, şöyle gezinirlerdi, şöyle tatil yaparlardı. Dedemin bileceği işler değil bunlar, tahmin dahi yanlış. Yaptığı tahminde de bilimsel hiçbir delil kullanmıyor. Sırf Vatan Gazetesine şirin görünmek, başka bir şey değil. O devire ait elinde senin ne bilgi var? Çünkü fosil bilgisi ise, fosil bilgin yok. Fosille konuşacaksan, fosil bilgin yok. Fosillerin hepsi var, 350 milyon fosil var, hiçbirinde böyle bir delil yok. Süleyman Dedenin dediği gibi öyle bir şey yok. Ondan geri Darwinistler’in atışları var. Dedem de oradan alırsa olmaz, değil mi? Ne diyor?
ALTUĞ BERKER: Hocam “ne zaman ki insan hayvan gibi sorumlu değil” demiş Hocam. “Hz. Adem (a.s.)’den önce de insan vardı ama gelişmemiş, dil bilmez, ilkel insan.”
ADNAN OKTAR: Dil bilmiyor.
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR: Şimdi insaf, bir kere o devirde ne vardı, ne yoktu bilmesi mümkün değil. Dil bilip, bilmediklerini de bilmesi mümkün değil. Bir kanıt yok, delil yok, neye göre konuşuyor? Atıştan alırsa, olmaz. Süleyman Dedeye atışlardan alan dede dersek olmaz. Dedemiz kaynakla konuşacak. Fosille, delille konuşacak. Eğer illa canı delil istiyorsa biz ona gönderelim. O devire ait deliller ortada, değil mi? Biz ona 100 milyon, 200 milyon, 300 milyon, 400 hatta 500 milyon yıllık fosiller gösterelim. Hiçbir şekilde canlılarda evrim yok. Şaşırtıcı, hayret verici ama yok. Allah’ın hikmeti, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: 500 milyon yıllık deniz anası Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak 500 milyon yıldan beri değişmiyor.
ALTUĞ BERKER: 206 milyon yıllık istiridye Hocam bu da, aynısı günümüzde yaşıyor, hiç değişmemiş.
ADNAN OKTAR: Kaç milyon yıllık?
ALTUĞ BERKER: 206
ADNAN OKTAR: Süleyman Dedem, efendim akıllı dedem bak burada gör, böyle bir şeyler yok. Vatan Gazetesi seni yanlış yönlendiriyor. Kim o Vatan’ın başındaki?
ALTUĞ BERKER: Öğreneyim Hocam.
ADNAN OKTAR: Aydın Doğan’ın değil mi?
ALTUĞ BERKER: Doğan hocam.
ADNAN OKTAR: Aydın Dede bu konuları yanlış biliyor. Yine dedeme bak bir bilgi daha vereyim, o müspet bilime açık bir insan. Bir proteinin tesadüf sonucu meydana gelmesi bilimsel olarak imkansız, net. Bir protein olması için başka proteine ihtiyaç varsa bitmiştir konu, olmaz, inşaAllah. İkinci bir yönü yok bu işin. Bir de 350 milyon fosil yaratılışı ispat ediyor, aski delil yok. Süleyman Dedemi dinlememiz için bize bir tane olsun ama tek bir tane olsun delil göstermesi lazım. Bir tane fosil göstersin. Mesela köşesinde var onun, yazı yazdığı yer var, oraya 4’e 4, 5’e 5 küçük bir resim koysun. Desin ki; “bakın o devire ait bir tane fosil, işte ara fosil dedikleri, Darwinistlerin iddialarını kanıtlayan bir delil” desin. Bir tane, tamam konu bitecek ama gösteremez. Gösteremedim; o zamanlar dil bilmiyorlardı, bilmem ne, daha önce konuşanlar vardı, konuşmayanlar vardı, bunlar yanlış. Maymun zaten insana benziyor. Goriller gibi, onlar benziyor. Hakikaten komik de benzemeleri, çok sevimli duruyorlar. Aynı yemeleri, içmeleri, bakışı, kızması, gülmesi. Parmağını işaret ederek gülüyor böyle. Muazzam benziyor. Allah hoşumuza gitsin diye yaratmış. Eğlenelim diye yaratıyor, neşe olsun diye, değil mi? Fakat hayvan, şuuru tamamen kapalı. O devirde de vardı. Maymun cinslerinin yüzden biri kalmıştır, doksandokuz türü kaybolmuştur. Gibon cinsler vardı, goril cinsi vardı, insanı çok andıran maymunlar da vardı. Zaten andırıyor maymun, şu anda da andırıyor. Adam her yönüyle benziyor. Bakışlar makışlar, tripleri, hareketleri, bağırtısı, çağırtısı, şamatası, değil mi? Çocuğuna bakma şekli, kızması, her şeyi andırıyor ama o hayvan ve hep öyle kalmış, hep öyle kalmış. 50 milyon yıl önce de aynı, 100 milyon yıl önce de aynı, fosillerinde aynı olduğunu görüyoruz, değişiklik yok. Dolayısıyla Süleyman Dedem yanlış biliyor. Eğer konuşacaksa delille konuşsun. Yoksa Aydın Doğan’ın dokundurması ile konuşursa kimse inanmaz. Duruyor duruyor her hafta bir evrim muhabbeti açıyor dedem. Kimse inanmıyor dedem, boşuna anlatıyorsun. Ben varken o kapıdan geçemezsin, mümkün değil. Her gelişinde küt indiririm, inşaAllah. Doğru mu Beril Hocam?
SUNUCU:Doğru Hocam, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Yeni Akit Gazetesi’nde Hocam bir haber vardı dün, “ortak yönleri kin ve tahrik” diye. Avukat Ceyhun Gökdoğan’dan da görüş almışlar Hocam. Yasaya aykırı yayın yaptıkları, din ve inanç hürriyetine aykırı, hakaretamiz yayın yaptıkları yargılamanın sürdüğü, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kim bunlar?
ALTUĞ BERKER: Burak Özdemir birincisi, Nedim Gürsel ikincisi.
ADNAN OKTAR: Burak Özdemir, kız kardeşi Banu Özdemir 15 yıl falan benim talebemdi, çok yakınımdı. En samimi olduğum kız arkadaşlarımdan bir tanesiydi. Bu da öyle, sürekli benim yanımdaydı. Her ikisi de bayağı bilgiliydi. Sürekli anlatırdık buna Darwinizmi, materyalizmi falan, su gibi ezberlediler onlar. Bayağı iyi bilirler Darwinizm’in, materyalizmin geçersizliğini, evrim teorisinin bir safsata olduğunu Burak Özdemir sokakta herhangi birinden, hatta bir profesörden bile çok iyi bilir, bayağı iyi bilir. Fakat sonra bunları dışardan böyle hafiften bir kaşıdılar, bunlar ayrıldılar, ikisi de birden, kız kardeşi de ayrıldı, bu da ayrıldı. Burak Özdemir bu sefer yaptığı hizmete, İslam’a, Kuran’a yaptığı hizmete içerledi, çünkü onun vesilesiyle çok fazla insan iman etti, İslam’a girdi. Bu ona iç acısı oldu. Bunu telafi etmek için Müslümanlığa karşı böyle istihza kokan, güya işte alay eder gibi bir üslupla; kendi kafasınca, kitaplar yayınladı. O kitapları okuyan insanların da hamiyet-i İslamiyesi daha arttı, daha hırsı ve daha kararlılığı arttı, İslam’ı yayma ve Müslümanlığa sahip çıkma hırsı. Bir de durduk yere bir insan İslam’a, Müslümanlığa yönelik böyle kitap yazmaz, demek ki etki altında. Allah’ın varlığından emin olmasa, Mehdi (a.s.)’nin çıkacağından emin olmasa bu sıkıntıyı çekmez. Mehdiyet’e karşı da bir kitap yazdı. O da, Cübbeli’nin bir türü bu da, başka bir türü. Herkeste, bu tarz tiplerde bir alerji başladı, Mehdi (a.s.) alerjisi. Her biri alerjisini bir başka türlü ifade ediyor. 15 yıl kadar Mehdiyet’e hizmet ettiği için kız kardeşi ve kendisi buna çok ızdırap veriyor, onu telafiye çalışıyor. Telafi etmeye çalıştıkça da Mehdiyet daha da gelişiyor. Nedim Gürsel de gariban bir insan, kimsenin tanımadığı, bilmediği bir insan. Şimdi Ortadoğu ülkelerinde böyle garibanların yeni bir metodu var. Geçenlerde de bir eşkali değişik bir adam vardı. Kapkara bir tip böyle.
ALTUĞ BERKER: Hintli Naipoul
ADNAN OKTAR: Naim mi? Her neyse de pulmudur, paramıdır, bilmiyoruz. Bu adam da öyle. Şimdi bu gariban, Pakistan’da, Hindistan’da oralarda geziyor. Kimse bunu kaale almaz. Ne yapıyor? Ne yapsam da dikkati çeksem, şöyle meşhur olsam, insanlar benimle ilgilense? İslam’a, Kuran’a karşı böyle eleştirel, biraz da hakaretamiz gibi, böyle biraz alaycı gibi bir üslupla yazılar kaleme alayım. Benim üstüme gelsinler, kitaplarımla ilgili soruşturma açılsın, ben de bunu Avrupa’ya aksettireyim. Avrupalılar da “işte aydınlar baskı altına alınıyor” desinler ve böylece meşhur olayım. Çok gariban, yeni bir yöntem bu. Ortadoğu’daki bu gariban, tanınmamış yazarların ilkel bir yöntemi. Hakikaten Fransa’daki falan böyle kaşalot takımı; ne demek kaşalot, İlk defa söylüyorum ama, kaşalot; kaşı, saçına karışmış anlamında, diyelim, bunları destekliyor, bunlar da havaya giriyor, heyecanlanıyorlar. Böyle adam yerine konmanın heyecanını yaşıyorlar. İşte “Fransa’da çıktı yazılar” falan diyorlar. Bir de çok samimi, candan bir üslupla konuşuyor, masum havasında konuşuyor, çıktı ya Nedim Gürsel; çok nezih, candan bir yazar. Fikirlerini bütün içtenliğiyle açıklamış ama bağnaz insanlar buna tahammül edememişler. Kardeşim dine hakaret suçtur, dava açılır. Hakaret etme, istediğini yaz, kim sana ne diyor? Mesela bilimsel eserler var. Marksist, Leninist eserler var, veya ateist eserler var ama bilimsel yazmış adam, hakaret etmiyor veya alay etmiyor. Hakaret ve alay devreye girdiğinde ilgili kanun maddeleri devreye girer. Dünyanın her yerinde bu böyledir, Amerika’da da dine hakaret edemezsin. Olay bu. Meşhur olmak için seçtikleri yol çok kötü. Nitekim bu Nedim Gürsel’i bir televizyon kanalına çıkardı bir delikanlı, bayağı da mahcup etti. Şimdi tam hatırlamıyorum da, bunun oyununu anladı, “sen samimi değilsin, samimiyet içerisinde görmüyorum seni. Sen meşhur olmak için, dikkat çekmek için bu klasik yöntemin içine girdin” dedi. Bayağı bunu pirzola gibi düzledi. Öbürü de pek kaale alınan bir şahıs değil. Kendince öyle engelleme çalışması yapıyor ama, İslam gürül gürül gelişiyor şu an. Bir de internet kültürü bunları çok bozuyor. İnternetteki o ağız var ya iç bükey, dış bükey, noktalar, gülme işaretleri falan, nasılsın, diyor, nsl falan, bilmem ne falan. O yepyeni bir alem olduğu için onun Müslümanların dışında yepyeni bir alem olduğunu, Kuran’ın, İslam’ın, dünyanın, haşa Allah’ın, Allah’ı da aşan bir şey olduğunu düşünüyorlar. Halbuki interneti o yazıların tek harfine varıncaya kadar Allah yapıyor, Allah yaratır. İnterneti yaratan da Allah’tır, bilgisayarı yaratan da Allah’tır. Bilgisayarda ekranda görüntü falan hiçbir şey olmaz. Hepsini Allah beyninin içinde yaratıyor, haberi bile yok. Beyninin içindeki bilgisayarı gördüğünden haberi bile yok, uçuyor onlar. Beyninin içindeki tuşlara bastığından haberi yok. Dışarıda tuş var zannediyor, dışarıda ekran var zannediyor. Dışarıdaki ekran saydam ve simsiyah karanlık. Allah onu, ona gösteriyor. O sırrı bilse, o on dakika duramaz. Onun için böyle tipler gerekir. Şimdi mesela Mehdiyet’in çığ gibi geliştiği dönemde Nedim Gürsel yoksa, Burak Özdemir yoksa Mehdiyet de yoktur. Mehdiyet’in şartıdır bunlar, mutlaka olması gerekir. Anti-Mehdi hareketin mutlaka olması gerekir. Marks yoksa, Lenin yoksa, Darwin yoksa Mehdi (a.s.) de yoktur. Deccal yoksa, Süfyan yoksa Mehdi (a.s.) de yoktur. Mutlaka Mehdi zıttı hareketlerin olması gerekir. Bu arkadaşlar da Mehdi (a.s.) zıttı hareketlerdir. Dolayısıyla Mehdiyet’in coşkusunu, heyecanını, ivmesini artıran varlıklar, öyle diyeyim.
ALTUĞ BERKER:Hocam Haber7.Com’un genel yayın yönetmeni Ünal Tanık görevinden ayrılmış, yerine Yaşar İliksiz gelmiş. Onun haberi vardı.
ADNAN OKTAR:Ünal Tanık, bu çocuk çok efendi bir çocuk, onu tanıyorum ben.
ALTUĞ BERKER:O Haber7 müdürüyken, sizinle televizyon röportajı yapmıştı, 2000 yılında.
ADNAN OKTAR:Bu İliksiz dediği, bizim şu meşhur İliksiz mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:O İliksiz’in kafası biraz Aydın Doğan’ın kafasıyla örtüşüyor, aynı çizgideler. Zaten Aydın Doğan da gelmiş mekanına onu ziyaret etmiş, aferin, iyi yoldasın, doğru yoldasın, gibisinden. Zannediyorum yakında Aydın Doğan tamamen, resmi olarak da üstüne alır orayı benim kanaatim. Şu an Hürriyet, Milliyet ve Haber7.Com aynı konumdalar anladığım kadarıyla. Hayırlı uğurlu olsun. Hürriyet, Milliyet, Radikal, Haber7.Com olsa ne olur, olmasa ne olur? Sorun değil. Anti-Mehdi hareketlerdir bunlar da, bunlar da gerekir. Eğer Hürriyet, Milliyet, Radikal yoksa, Aydın Doğan yoksa, İliksiz yoksa, Mehdiyet de olmaz. Mutlaka Mehdi zıttı karşıt medya gerekir. Televizyonlar gerekir, kanallar, insanlar gerekir, geniş bir topluluk gerekir. Direnen esaslı bir kitlenin olması gerekir. Çünkü Mehdi (a.s.) direnmeyi, ezmek için gelen bir varlık. “Önüne dağlar gelir, dağları ezer geçer” diyor. Bak, “dağlardan yol bulur” demiyor, “ezer” diyor. Allah bunları fikren ezilmek için yaratıyor. Dümdüz edilmeleri için yaratıyor. Her şeyi Allah bir sebeple yaratır. Bunların yaratılma sebebi de bu. Ezilip, İslam’ın gücünü, Müslümanların gücünü Allah insanlara gösteriyor, olay bu. Mehdiyet’in başarısının görülmesi için böyle dev teşekküller, büyük müesseseler, geniş kapsamlı çalışmalar olması gerekir. Çünkü Mehdi (a.s.) küçük bir fikir ekolünü, küçük bir topluluğu, küçük bir müesseseyi etkisiz hale getirse, dümdüz etse, o Mehdi (a.s.) olmaz. Çapı çok büyük, çok kapsamlı, çok zengin, çok kalabalık görünmesi gerekir. Mehdi (a.s.) onu ezdiği vakit Mehdi (a.s.)’dir. Şu anda bunu görüyoruz. Biz de Mehdi (a.s.) öncüsü olarak, Mehdi (a.s.)’ye ortam hazırlayanlar olarak, artık hafif bir rüzgarımız bile, adımız bile bunlara yetiyor, adımız bile. Daha binaya giriyorum, adam binanın içine girip kendini kilitliyor. Adam daha geldiğimde elektriğimi hissediyor, mesele yok, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Dün şöyle söylemiştiniz; “Hz. Mehdi (a.s.)'yi durduramazsın, öldüremezsin. Hz. İsa (a.s.) da öyledir. Peygamberimiz (s.a.v.) de öyle, hiçbir şey yapamadılar. 63 yaşına kadar yaşadı. Dört tarafı düşman tarafından sarıldı, tek amaçları Peygamberimiz (s.a.v.)'i şehit edebilmek. Her türlü imkanları ve silahları var. Üstelik zırh yok üzerinde, saatlerce düşman içinde oluyor, elinde kılıçla mücadele ediyor ama kimse bir şey yapamıyor. Bu mucizedir. Hz. Mehdi (a.s.)'de de öyle olacaktır. Öldürülemeyecek olması, başarılı olacak olması, iman zafiyeti olan insanlarda gerçekten zorlanmaya sebep oluyor.” dediniz.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Şimdi bu konuda Bediüzzaman’ın bir güzel anlatımı var. Peygamberimiz (s.a.v.) bir gün Hz. Ömer (r.a.)'le birlikte yürürken, gayri Müslim çocukların içinden geçerken, bir çocuğu gösteriyor ve deccalin sureti bunun suretine benzer, bu şekilde olacak, diyor. Hz. Ömer (r.a.) de onun deccal olduğunu düşünüp, gece-gündüz Peygamberimiz (s.a.v.)'in bu konuda dersini aldığı için, deccaliyeti etkisiz hale getirmesi gerektiğini bildiği için; çünkü bak Cübbeli de diyor; “beş vakit konuşuyorlardı Mehdi (a.s.) ve deccali.” Gece-gündüz konuşulan bir konudur. Hz. İbrahim (a.s), bütün Peygamberler ezberden bilirler Mehdi (a.s.)’yi, çok iyi tanırlar. Hz. Musa (a.s.) sürekli bilir, çünkü Tevrat’ta yüzlerce yerde geçiyor Hz. Mehdi (a.s.). Çok iyi bildikleri için, Hz. Ali (a.r.) de, Hz. Ömer (r.a.), celadetliydiler, böyle yaman delikanlıydılar, orada, o devirde kan vardı. Küfür atağa geçtiği zaman sel gibi kan akıtıyorlardı, öyle Mehdiyet gibi barışçıl, kan olmadan halletmek yoktu. Hz. Ömer (r.a) hemen kılıcını bir anda çekiyor, “hemen öldüreceğim,” diyor. Bakın burada var, “öldüreceğim” diyor. “Çocuk olmasına rağmen öldüreceğim deccal olduğu için” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) durduruyor, “sakın” diyor. Bir kere o deccalse sen onu öldüremezsin, kaderinde yok deccalin. Hiç kimse öldüremez onu deccalse, o görevini yapacak" diyor. Ahir zaman şahıslarının öldürülemeyeceğini buradan anlıyoruz, inşaAllah. "Eğer değilse, onun suretine benziyor diye öldürülmez" diyor ve Hz. Ömer (r.a.) de sakinleşiyor, kılıcını yerine koyuyor. Bu da gösteriyor ki, deccaliyetin sureti, sureten deccalin birçok yerde görüntüleri oluşacak, insanlar görecek. Mesela Darwin'in resimlerini her yerde görüyoruz. Sureti tek bir noktada olmayacak, bunu gösteriyor. Dünyanın her yerinde görülecek. Mesela Stalin, Marks, Lenin, Mao da aynı şekilde. Bediüzzaman bu konuları çok şahane, gayet güzel izah ediyor. Fakat Nur Talebesi bazı kardeşlerimiz; güya Nur talebesi, Nur talebesi olmayan anti-Nur bunlar, anti Nur-talebeler, Bediüzzaman’ın fikirlerini yok etmek için akıl almaz faaliyet içindeler, anti-Nur ekip. Biz de onların nursuzluğunu, nura çevirmeye çalışıyoruz Allah’ın izniyle. Nur talebesi değil, onlar nursuz talebeler, nursuz talebeler. Çünkü Bediüzzaman’ı yok etmeye çalışıyorsun sen. Görevin ne, diyorsun. Ben Nur talebesiyim. Görevin? Bediüzzaman’ı yok etmek, diyor. O zaman sen nursuzsun, nursuz talebesin sen, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Çok doğru Hocam.
ADNAN OKTAR: Biz de burada boşa durmuyoruz herhalde, nefes aldırmayacağım, nefes. EvvelAllah, ben zaten Allah’a kendini adamış bir adamım. İslam’ı yaymak için evlenmedim de, benim bütün işim, gücüm bu. Allah benim elime verdi bunları. Darwinistleri, komünistleri, materyalistleri, PKK’yı, Nursuz talebeleri. Sayıları az, 5 tane, 10 tane ama bu nursuzları nurlu hale getireceğiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Şöyle dediniz Hocam dün; “Cılız, güçsüz, pasif yöntemlerle Filistin konusu çözülmez. Bir inanç dayanağı olmayan, bir zemini olmayan çözüm olmaz. Filistin konusunun çözümünü Allah bize göstermiş: İttihad-ı İslam. Manevi bir kuvvet, manevi bir güç oluşması gerekiyor. Kuran'ın emridir bu. İttihad-ı İslam oluşması gerekiyor. Öbür türlü çürük yöntemlerle olmaz. Filistin'i kökten kurtarmak istiyorsan, İsrail'i de kurtarmak durumundasın, Ermenistan'ı da kurtarmak durumundasın, hepsini kurtarmak zorundasın. İnsan ayrımı yapılmaz. İttihad-ı İslam'da Allah'ın yarattığı her kula karşı şefkat, merhamet vardır. Filistin'i İsrail'le birlikte kurtaracak sistemin adına İttihad-ı İslam denir, yani Türk-İslam Birliği, dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Filistin’de o minik keratalar ayakları çıplak, göbüşler ortada, el yüz ne yediyse belli, şeker yediyse şeker duruyor. Domates yediyse domates belli. Sokakta geziyor. Ama Musevi mahallesine girdiğimizde, aynı göbüş onun da ortada, ayaklar çıplak, saçlar lüle lüle, kafasında takke, çok şekerler. Onları kurtaran güç, onları da kurtaracak, yani Mehdiyet, inşaAllah. Allah’ın dilemesi ile inşaAllah. Museviler yana yakıla hürriyetsiz olduklarını söylüyorlar, ibadet hürriyeti yok. Kurban kesemiyorlar, ibadetlerini yapamıyorlar, nefes aldırılmıyor. Darwinizm ve materyalizm İsrailli gençlik arasında çığ gibi yayılıyor ve devlet eliyle yayıyorlar. Biz bunu engellemek için kaç defa İsrail’de konferans verdik ve çok fazla kitabı İbrani diline çevirdik. Darwinizm ile ilgili kitaplar hazırladık, İbrani diline çevirdik, oraya gönderdik, İsrail’e gönderdik, dağıttık, fakat ucu, bucağı yok. İsrail’de deccaliyet çok azgın ve dindarları müthiş eziyorlar, Musevileri de, Hristiyanları da ve Müslümanları da. Çok gözü dönmüş bir sistem var. Biz de ona karşı var gücümüzle mücadele ediyoruz ama şu an frenlendi hakikaten. Yaratılış inancı şu an İsrail’de daha hızlı gelişiyor, inşaAllah. Eskisi gibi değil, gücünü kırdık, elhamdülillah. Daha da devam edeceğiz, inşaAllah.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra devam edeceğiz. Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Şeyhim destur var mı? Rahle-i tedrisinize intisab ettik, inşaAllah. Nacizane, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, 25 yıldır şerefle talebenizim, inşaAllah. Allah razı olsun. Dün şöyle söylediniz Hocam; “Türk-İslam Birliği kökten çözüm, onun dışında kenardan çalışmalar netice vermez. Hep sürünme, hep perişanlık, hep kan, hep gözyaşı getirir. Allah'ın dediği dışında bir yol aranırsa, Allah insanı perişan eder ve etti de görüyorsunuz. Bir avuç güçle bölgede muazzam dengeler oluşturuyorlar. İslam alemi 1.5 milyar. Bugün 1.5 milyarın yarısı, dörtte biri "İttihad-ı İslam'ı istiyorum" dese İslam dünyaya hakim olur, demiyorlar” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Adalet nasıl olacak ki, diyor. Adaletsizlik zordur, psikopatlık zordur, manyaklık zordur. İnsanları ezmek, zulüm, kan, gözyaşı zordur, savaş zordur, değil mi? Uçağı, bombayı imal ediyorsun, numaralıyor, günlerce işçiler çalışıyor, uçağın altına takıyorsun, rota tespiti yapıyorsun, gidip orayı bombalıyorsun, bu çok zordur. Adamlara gidip, sarılıp, bağrına basarsan, bu çok kolaydır. Bu nasıl olacak? Asıl senin yaptığın zulüm çok zor, değil mi? Sevgi niye zor olsun ki? Dostluk niye zor olsun? Ayrıca ayrımcılık çok büyük felakettir. Ben mutlu olayım, sen sürün olmaz. Mesela bölgede; farzedelim İsrail’in, Filistin’in durumu. Biz sadece Filistin’i kurtardık ama İsrail sürünüyor, bu mutluluk vermez bize. İsrailli kızlar, anneler, çocuklar perişan vaziyetteler. Küçük çocuklar aç-sefil, duvarların arkasında yaşıyorlar, korku içinde yaşıyorlar. Bu bizi mutlu etmez. Bir de Allah vermesin, mesela Müslümanların birliğinden tir tir titreyecekler. Biz uyku uyuyamayız o zaman, çok rahatsız oluruz. Korku tamamen kalkacak, insan insandan korkmayacak. İnsan insandan korktu mu, deccaliyet vardır. İnsan insandan korkmadı mı Mehdiyet vardır. Niye korksun? Ehl-i Kitap, Allah onları da öyle yaratmış, Ehl-i Kitap yaratmış. Hristiyanlar var, “her birinizi ayrı bir ümmet olarak yarattım” diyor Cenab-ı Allah. Ve ahir zamanda da, Hz İsa Mesih (a.s.) zamanında da hepsi Müslüman olacaklar, inşaAllah. Dolayısıyla çok kolayı şeytan çok zor gibi gösteriyor. Mesela Türklük Aleminin birleşmesi, olabilecek en kolay olaydır. Bir günün bir saatinde bile olur. Sınır kapılarındaki adamlara gidin, yemeğinizi yiyin, işinize, gücünüze bakın dersin, konu biter, o kadar. İstediğiniz gibi geçin dersin. Kardeşim şimdi adam şaşırıyor, olur mu ya, diyor. Kazakistan’a nasıl pasaportsuz gideceğiz, diyor. Konya’ya giderken niye şaşırmıyorsun? Bana demiyorsun değil mi Konya’ya nasıl gideceğiz, pasaportsuz gidilir mi, demiyorsun. Ha Konya, ha Kazakistan. Ha Doğu Türkistan, ha Eskişehir, değil mi? Ha Özbekistan, ha İstanbul, ne fark eder? Dolayısıyla şeytan, güzelliği insanların gözünde zor gösteriyor. Mesela sevgiyi zor gösteriyor. Çok zor bu zamanda sevmek, diyor. Nefret nasıl kolay oluyor peki? Öfke nasıl kolay oluyor? O kadar berbat ve sıkıcı bir şey ki o, büyük bela. En pis şeyleri en kolay görüyorsunuz, en kolay şeyi de en zor görüyorsunuz. Ayette de, şeytandan Allah’a sığınırım, Cenab-ı Allah ne diyor? “Seni kolayda başarılı kılacağız” diyor. Kolaydır, büyütüyorlar. Türk-İslam Birliği dünyadaki en kolay birliktir. Avrupa Birliği çok zordur, Akdeniz Birliği çok zordur, Karadeniz Birliği çok zordur, çünkü ortak bir pay yok, ortak payanda yok. Dayanacakları ortak bir yer yok. Denizin suyu var sadece. Adam bir kova su alacak; Akdeniz’in suyu, ey su diyecek, sen bizi birleştirdin. Buradan bir şey çıkmaz. Ama iman kardeşliği, İslam kardeşliği bu çok büyük olaydır. Ve bu ruhlarda derin etki yapan, ruhları çoşturan, ruhları inandıran, insan beyninin inanacağı bir birlikteliktir. Orada gösterdiğin cömertlikten zevk alırsın. Akdeniz’in suyuyla birleşemezsin sen, yabancılarsın, yakın göremezsin. Ama tabii sürekli anlatmak, deccalin hipnozunu kırmak için çok önemli bir şeydir. Kardeşlerimiz; anlatıyoruz, dinlemiyorlar, diyor. Deccal de uğraştı başlangıçta, deccal de Müslümanları zor dinsiz yaptı, zor ateist yaptı, zor Darwinist yaptı. Uğraşmadı mı o? O hipnoz yapıncaya kadar tekrar etti, işte sen Darwinistsin, sen Darwinistsin, sen tesadüfen meydana geldin falan, adam komaya girdi ondan sonra. Evet sahip ben Darwinistim demeye başladı, hipnozun etkisiyle. Şimdi bu büyünün kırılması için yine tekrar yapılması gerekiyor, bol tekrar. Başka türlü gitmez.
“Selamun aleyküm pek muhterem Adnan Hocam.” Alekümselam ve rahmetullahü ve berekatühü. Feyza Serpil Sağlam, Hollanda’dan yazıyor. Beni çok seven bir hanım, Allah ömrünü uzun etsin, Allah hidayet versin, Allah kalbine sevinç versin. “Pek muhterem Adnan Hocam. Allah’a şükürler olsun ki nur yüzünüzü tekrar görmek nasip oldu. Hac nedeniyle programlarınızı birkaç hafta izleyememiştim. Sizi çok özlemiştim. Hocam Allah sizden ve arkadaşlarınızdan gani gani razı olsun. Kabe’de sizin ve arkadaşlarınız için dua ettim, Allah kabul etsin inşaAllah. Kabe’de Mescid-i Nebevi’de hep dua ettim, Türk-İslam Birliği’nin kısa zamanda oluşması için. Hz Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) için ve sizler için, Kabe ve Mescid-i Nebevi muhteşem güzellikte Hocam” diyor. Kabe ve Mescid-i Nebevi, Allah bizlere de görmeyi nasip etsin. Mehdi (a.s.)’ye biatta gideceğiz. Biz de öyle kenardan bir yerden seyrederiz, inşaAllah Allah nasip ederse. “Muhteşem güzellikte hocam. Allah sizlere de nasip etsin, inşaAllah. Oralar imanımın artmasına vesile oldu çok şükür maşaAllah. Ayrıca çok güzel ve ilginç olaylarla karşılaştım. İnşaAllah bir gün sizi ziyaret ettiğimde, bunları anlatma imkanım olur.” İnşaAllah, Allah nasip eder. “Sizi çok seviyorum.” Allah Cennet’te de kardeş etsin, inşaAllah. Cennet’te de beraber etsin. “Allah sizi hep korusun, inşaAllah.” Bütün milletimizi, bütün kardeşlerimizi korusun Cenab-ı Allah. Hepimizi Cennet’te kardeş etsin. “Hocam duanızda bana da yer ayırır mısınız?” Tabii. Zaten dua mutlaka bütün Müslümanları kapsayacak olması gerekir; Yarabbi bana ve bütün mümin kardeşlerime. Benim duam mutlaka öyledir. Öbür egoist dua olmaz. Bütün Müslümanlar için, birlikte. “Hollanda’dan selamlar. Feyza Serpil Sağlam.”
ALTUĞ BERKER: Dün Meryem Suresi’nin 75. ayetini okudunuz. Şeytandan Allah’a sığınırım. “De ki: 'Kim sapıklık içindeyse, Rahman (olan Allah), ona süre tanıdıkça tanır; kendilerine va'dedileni -ya azabı veya kıyamet saatini- gördükleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kötü, kimin askeri- gücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir.” Şu şekilde Hocam tefsir ettiniz. Günümüze bakan, Ahir zamana bakan yönüyle tefsir ettiğinizde; kim sapıklık içinde ise deccal, ne kadar süre? Mesela 150 yıl. Vaadedilen Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhuru, İttihad-ı İslam. Türk-İslam Birliği’ni gördükleri zaman, kimin makam mevkisinin daha kötü, kimin askeri gücünün daha zayıf olduğunu görecekler. Hz. Mehdi ( a.s.)’nin ordusunu görünce, kendi ordularının hiç olduğunu anlayacaklar. Hz. Mehdi ( a.s.)’nin manevi gücünü görünce anlayacaklar. Hz. Mehdi (a.s.)’nin askeri gücünün silahı, sevgidir. Üç silahı vardır Hz. Mehdi (a.s.)’ın, sanat, marifet, ittifak” dediniz Hocam, inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tevbe Suresi. Şeytandan Allah’ a sığınırım. 88. ayet. Cenab-ı Allah diyor ki: “Ama Resul ve onunla birlikte olan mü'minler, mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler; işte bütün hayırlar onlarındır ve kurtuluşa erenler onlardır.” Resul, yani imam, Müslümanların önderi. Ahir zamanda kimdir? Mehdi (a.s.). “Ve onunla birlikte olan mü’minler,” kimdir? Peygamberimiz (s.a.v) zamanında sahabeler, Ehl-i Bedir. Kaç kişiydi Ehl-i Bedir?
ALTUG BERKER: 313.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’nin talebeleri kaç kişi?
ALTUG BERKER: 313.
ADNAN OKTAR: Evet. “Mallarıyla ve canlarıyla,” bak Cenab-ı Allah malı önce almış, sonra canlarıyla, diyor. Müslüman malını tamamen Allah’a infak edecek. Diyecek ki; “Yarabbim benim hayatım, ölümüm” Şeytandan Allah’ a sığınırım, ayet var aynı zamanda “hayatım, ölümüm, dirimim alemlerin Rabbi olan Allah içindir.” İnşaAllah. “Canlarıyla ceht ettiler” gayret ettiler. Bütün malını mülkünü; kitap alıyor dağıtıyor, değil mi? Tebliğ yapıyor, araştırma yapıyor. “İşte bütün hayırlar onlarındır.” Allah, onlara sürekli hayır veririm, şer dokunmaz diyor inşAllah. Bak, “bütün hayırlar.” “Kurtuluşa erenler onlardır.” “Dünyada ve ahirette kurtuluşa erenler onlardır.” Kurtuluş demek; yarım kurtuluş olmaz, tam kurtuluş vardır. Dünyada kurtuluş nedir?
ALTUĞ BERKER:Türk-İslam Birliği.
ADNAN OKTAR: İttihad-ı İslam’dır. Dünyaya İslam’ın hâkim olmasıdır. Onun dışında yarım kurtuluştur, eksik kurtuluştur. Tam kurtuluş İslam’ın dünyaya hâkimiyeti ile olur. “Kurtuluşa erenler onlardır.” İşte Mehdi (a.s.) talebeleridir inşaAllah. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da bölgeye hâkim olmuşlardı, inşaAllah. “Allah onlar için süresiz kalacakları altından ırmaklar akan Cennet’ler hazırladı.” Süre var mı? Yok. On katrilyon sene geçiyor bitmiyor, bir on katrilyon sene daha geçiyor bitmiyor, sonu yok. İnsanda en güçlü içgüdüdür, Allah özel yaratmıştır. Sonsuz olma içgüdüsü vardır, sonlu olmayı insan istemez, içgüdüdür. Tatmin edilmemiş tek içgüdüdür. Onu Allah işte Ahiret’te tam doyuruyor. İçgüdünün verilmiş olması, zaten tatmin edilmemiş içgüdüyü vermiyor Allah, mutlaka o içgüdüyü tatmin eder Allah. Bir tek tatmin olmayan sonsuzluk içgüdüsüdür. O da Ahiret’te mümkün oluyor, inşaAllah. “İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” Allah Ahiret’te de Cennet’i büyük kurtuluş ve mutluluk olarak alıyor. Dünyada da İslam’ın dünya hâkimiyeti kurtuluş ve mutluluktur, Allah’ın rızasını kazanmak. Ahiret’te de, Cennet’i kazanmak ve Allah’ın rızasını kazanmak, bunlar “büyük kurtuluş ve mutluluktur.” Hep “altından ırmaklar akan Cennetler.” Mesela dümdüz toprak olsa bir yer, çok güzel de olsa suyu yoksa çok büyük eksiklik oluyor. Mesela evler, villa satıyorlar, havuzu varsa acayip fiyatı artıyor. İnsanlar da özellikle o tarz ev istiyorlar. Hiç olmazsa bir suyu olsun, bir dere kenarında olsun, deniz kenarında olsun. Mesela deniz kenarında çok pahalı. Göl kenarında villalar, deniz kenarında, ırmak kenarında daha pahalı oluyor. Neden? İnsanlar daha çok istiyor. İçgüdü olarak bize suyu sevme gücü verilmiştir, hep canımız suyu ister, bilinmedik bir şekilde canımız hep suyu ister bilinmedik bir şekilde. Mesela küçücük bir göl bile olsa, o suyun başına gidip oturmak ister insan. İllaki su olacak. “Allah onlar için süresiz kalacakları altından ırmaklar akan Cennetler hazırladı. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. Bedevilerden özür belirtilenler, kendilerine izin verilmesi için geldiler.” Bedeviler; cahil kesim eğitimsiz, bilgisi ve görgüsü eksik kısım. “Kendilerine izin verilmesi için geldiler.” Bunlar hep kaçamaktır. Kenardan takip eder. Mesele ticaret yapar, işine gücüne bakar, hep izin ister. Hocam veyahut âlimim, işte mürşidim, bana müsade edin işte evlenmek üzereyim. Tamam, dersin. Başka? İşte ticaretim var, tamam. Okulum var, tamam. İşte yorgunum der, tamam. Hastayım der, tamam. Sürekli bahane üretir. “Bedevilerden özür belirtenler kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah’a ve elçisine yalan söyleyenler de oturup kaldı.” Yalan söylüyor gitmiyor, gitmek istemiyor, faaliyet yapmak istemiyor, bitkin. Müslüman çok canlı, aktif, heyecanlı. “Onlardan inkâr edenlere pek acı bir azap isabet edecektir.” Allah inkâr etme şartını koyuyor. İmansız olma şartını koyuyor, o şekilde olursa azap edeceğim diyor Allah. Ama imansızlıkta tabii, adama kendini imanlı zannediyor ama imansız çıkıyor, birde o var. Mesela muvahhid zannediyor, tek Allah’a inandığını ve Allah’a tam teslim olduğunu zannediyor, Ahiret’te müşrik olduğunu anlıyor. “Ve onların biz müşrik değiliz demekten başka fitneleri olmadı” diyor. Sürekli onu söylüyorlar, biz müşrik değiliz, diyorlar. Hâlbuki şirke girmişsin sen, bana vahiy geldi demişsin sen, değil mi? Bu bir şirk. Hurafeyi, Peygamber (s.a.v.) söyledi diye hurafeyi anlatmışsın, bu da bir şirk. Rüyamda bana malum oldu, falanca kişi Mehdi (a.s.) diyorsun, bu da şirk, çünkü Peygamberlik ilan ediyorsun sen. Çünkü sen rüya görüp vahiy aldığını iddia ettiğine göre Peygamber’sin sen hâşâ, değil mi? Ve bu vahye de inanılmasını istiyorsun, etrafındakilerin de. Bana ayet geldi diyorsun, kitaplı Peygamber olmuş oluyor hâşâ. Ve bu kitaba da inanın diyorsun senin rüyanla. Demek ki rüyasında başka bir şey de görse ona da inanması gerekiyor adamların. Çok fazla yalancı Peygamber çıkacak diyor Peygamberimiz (s.a.v.) ahir zamanda, şimdi bunlar türedi. Kendine vahiy geldiğini iddia eden yalancı Peygamberler yahut hurafe türeten Peygamberler, yalancı Peygamberler, sahte Peygamberler, deccal devrinin özelliğidir. “Allah'a ve elçisine karşı 'içten bağlı kalıp hayra çağıranlar' oldukları sürece, güçsüz-zayıflara, hastalara ve infak etmek için bir şey bulamayanlara bir sorumluluk (günah) yoktur”.“Allah’a ve elçisine” Allah’a ve imama “karşı içten bağlı” nasıl bağlı? Bağlı kalma demiyor bak “içten bağlı” tutkuyla, aşkla, ölümüne, kararlılıkla. Sathi bağ olmaz. Allah’ı sevince de, Allah diyor; “bir dil ucuyla onlar kenardan bağlıdırlar” diyor, öyle olmaz. İslam’a, Kuran’a aşkla bağlı olacak. “Hayra çağıranlar” Müslüman ne yapacak? Sürekli hayra çağıracak, şerre çağırmayacak, pislik peşinde olmayacak, rezillik peşinde olmayacak, hep hayra çağıracak. “Hayra çağıranlar oldukları sürece” bunu istisnasız, sürekli devam ettirmenin gereğine dikkat çekiyor Allah. Bazen diyor, biz hata yapıyoruz; öyle şey olmaz. İşine gelen yerde nasıl titiz oluyorsun, değil mi? Sürekli hayra çağıracak Müslüman, geceli-gündüzlü kesintili olmayacak. “Güçsüz, zayıflara” bedeni gücü de yok, ruhen de gücü yok. Mesela konuşmaya takati yok. “Güçsüz, zayıflara,” o zaman Müslüman güçlü olacak ve zayıf olmayacak. Demek ki Müslümanlığa zıt bir durum güçsüz olmak. Bedenen güçlü olacak, çok güçlü bir bedene sahip olacak, bünyesi güçlü olacak, ruhen güçlü olacak, ruh olarak da güçlü olacak. O zaman Müslümanın kendine iyi bakması gerekiyor, gerekirse spor yapacak, yiyeceklerine dikkat edecek, uykusuna dikkat edecek, ruhen de çelik gibi olacak ruhu. Eleştiriye açık olacak, zorluklara açık olacak, korkuya karşı güçlü olacak, hepsine karşı güçlü olacak. “Hastalara” Müslüman hastalanmamaya dikkat edecek, tedbir alacak. Grip olmamak için, nezle olmaması için, değil mi? Diğer hastalıklara karşı önlem alacak. Hastalıklara karşı mücadelenin farz olduğu anlaşılıyor o zaman burada, değil mi? Hastaneler kurmak, tıp ve tababetin farz olduğu anlaşılıyor. Çünkü hasta mücadele yapamadığına göre, İslam’ı yaymak esas olduğuna göre, Allah’a ibadet esas olduğuna göre; bu durumlar da, bu gerekçeler de engel olduğuna göre, Müslüman hasta olmamaya özen gösterecek. O zaman tıp ilmi farz, hastaneler kurmak Müslümanlar için gerekli ve hastalanmamak için de her türlü sebebe sarılmak gerekli. “Ve infak etmek için bir şey bulamayanlara.” Müslüman zengin olmak için gayret edecek, sebebe sarılacak. İnfak edecek bir şey bulamaması fakirlikle olur. Allah fakir olmamızı istemiyor, zengin olmamızı istiyor ama buna rağmen olursa sabrederiz, ayrı. Ama ne yapalım ben fakirim diyerek kenara çekilmeyecek, gayret edecek, inşaAllah. Allah’a kendine adayarak bunu yapacak. “İnfak etmek için bir şey bulamayanlara bir sorumluluk günah yoktur.” Böyle bir durumdaysanız Allah günah olmaz diyor, sorumluluk yoktur. Ama böyle olmamamız gerektiğini ve buna karşı tedbirli olmamız gerektiğini de Kuran bize açıklamış oluyor, inşaAllah. “İyilik edenlerin aleyhinde de bir yol yoktur.”İyi ve samimi olanlara, bunun aleyhine Allah bir yol olmaz, diyor. Hiçbir şekilde aleyhlerine bir şey oluşması mümkün değildir, diyor Allah. “Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” Günah işlerseniz bağışlarım, diyor Allah. Bir de “korurum” diyor Allah, “esirgeyendir” diyor. Şimdi mesela şu görüntünün içerisinde Allah isterse her türlü felaketi verebilir. Belayı verebilir, her türlü acıyı verebilir ama müthiş imkânlar yaratıyor. Bak mesela bütün dünyaya İslam’ı tebliğ etmemizi sağlıyor. Kimin aklına gelirdi? Ben 1979, 80’lerde İslam’ın dünyaya hâkim olacağını biliyordum. Ama ben televizyonlardan, radyolardan, internetten böyle bir yayın yapabileceğimizi doğrusu bilmiyordum. Bu sürpriz oldu. İnternetten hiç haberim yoktu 1979’larda, tahayyül dahi edemiyordum. Televizyonun bu kadar yayılacağını, güçlü olacağını da bilmiyordum. Radyoların bu kadar yayılacağını ama özellikle internet, tam Dabbet-ül Arz ve Mehdi (a.s.)’nin kılıcı, maşaAllah. “İyilik edenlerin aleyhine de bir yol yoktur.”diyor Allah. İyiler daima rahat ederler, esenlik içerisinde olurlar. İyi olana, samimi olana hep kötülük geliyor, bu dünyada kötü olacaksın diye şeytan kandırırsa, Allah onu mahveder. Hem yüzünü karartır, hem hayatını karartır, hem perişan eder, inşaAllah. İyiler daima güzelliklerle karşılaşır ama sabırlı olacaklar. Tabii ki imtihanla karşılaşırlar. İmtihana sabretmiyorsa nasıl iyi olacak ki o? Tabii ki zorluklara direnecek güçte olacak, ona karşı mücadele edecek kalitede olması lazım.
“Sayın Seyyid Adnan Hocam, selamun aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü. Hocam güzel bir şekilde Cuma namazlarına izin verilmesi yolunda tavsiyede bulunduğunuz zatın lütfen söylediklerini okuyunuz. Bu adam” üç tane ünlem koymuş. “Çalışmak en güzel ibadettir diye fetva vermeye cüret etmiş” diyor. Tamam çalışmak ibadettir, Allah rızası için çalışırsa tabii ki ibadettir ama namaz kılmak da ibadettir, oruç tutmak da ibadettir, yalan söylememek ibadettir, dürüst olmak, sevgi de ibadettir, cömert olmak ibadettir, değil mi? Zayıfları kollayıp korumak ibadettir. Şimdi biz dedik ki çalışıyoruz, bu ibadeti yaptık. Yalan söylememizde mahsur yoktur dersek, oruç tutmamıza da gerek kalmadı dersek, zalimlere karşı mücadele etmemize de gerek kalmadı, güzel olanı anlatmamıza da gerek kalmadı dersek, bunun mantığı olur mu? Olmaz. İbadetler bir bütündür. Tabii ki çalışmak da ibadettir, namaz kılmak da ibadettir. Erdemoğlu arkadaşımız diyor ki, demiş, bilmiyorum; “ibadetler kesinlikle işletme dışında olur, işletme bir ibadethane değildir, işletmede inanç olmaz işletmede iş yapılır.” Canım tabii ki işletmenin içinde değil de, orada uygun bir yer bulunur. İşletmede tabii ki namaz olmaz ama her işletmenin oradaki insanların ibadetlerini yapacağı bir yeri olması lazım, dinlenecekleri bir yerin olması lazım. Mesela işletmenin içinde lokanta olmaz, banyo da olmaz, adam orada gidip duş almaz işletmenin içinde tabiî ki. Ama onun bir yeri vardır, değil mi? Duş alınacak bir yer vardır. Elini yüzünü yıkacağı bir yer vardır, dinleneceği bir yer vardır, namaz kılacağı da bir yer olur, bu böyledir, evet. Şimdi hastanede de mesela giden insanların dinleneceği yer var, oturacağı yer var. Burası hastane burada oturulmaz derse adamlar hasta yakınları nereye gitsinler, sokakta mı otursunlar? Bu mantıklı bir şey değil. Her yerde ona göre tesis olur. Mesela dinlenecek yer olur, yemek yenecek yer olur, ibadet yapılacak yer olur; işletmeyi yapan bunu düşünecek. Yeri yoksa bir yer ayarlayacak, düşünecek artık. “Peygamberimiz (s.a.v.) ve ecdadımız en zor koşullarda bile namazlarını kılmışlar, asla ve asla terk etmemişlerdir.” Doğru. “Yine siz daha iyi bilirsiniz ki” inşaAllah “çalışmanın ibadet olabilmesinin şartı Müslümanların ibadetlerini eda etmesiyle mümkündür.” Doğru tabiî ki. “Yine yüce Peygamberimiz (s.a.v.) buyurmuştur ki; ‘namaz dinin direğidir kim bunu terk ederse dinini yıkmıştır.’ Manevi talebeniz Erdal.” Tabii ki namaz farz. Dürüst olacak, yalan söylemeyecek, bu da farz. Bunun Müslüman olmasını engellemesi yakışık almaz ama suistimal eden varsa orada haklı. Mesela namaz bahanesiyle gider sigara içer, işine gücüne bakar, eğlenir, dedikodu yapar, bu olmaz. Ama gerçekten namaz kılanlar varsa, onlar namazlarını kılsınlar. Mesela bu namaz kılma söyleyeyim en fazla zaten yarım saatlerini alır,en fazla. Yarım saate karşılık 45 dakika fazla çalışsın, bu kadar, daha kârına onun işte. Erdemoğlu kardeşimizin kârına, inşaAllah. Tabii, hatta böyle der adam; ben bir saat çalışayım der. Yarım saat namazımı kılayım, bir saat de çalışayım der. Hayır arkadaş olmaz diyorsa, o zaman bir acayiplik vardır tabii, o ayrı bir konu. O zaman onun da orda ne işi var? Birçok yer var gidip başka bir yerde çalışsın. Ama o derece olduğunu zannetmiyorum, inşaAllah.
Muhammed Masum Almanya’dan sormuş. “Hocam, Hz. Mehdi (a.s.), Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimiz’in soyundan mıdır?” diyor. Evet, seyyidtir, bu nettir. Şiîlikte de, Alevîlikte de nettir, aksine kimse bir şey söylemez. Ehl-i Beyt’tendir, Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundandır. Aksini söyleyen yanlış söyler.
“Hocam selam.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Saygılarımla, sizin sohbetlerinizden çok etkileniyorum. Hergün seyrediyorum.” diyor. Böyle aksi mümkün değil tarzında coşkulu cümleler yazmış. “Hocam Mehdi (a.s.) şu an farkında mı kendisinin Mehdi (a.s.) olduğunun, haberi var mıdır? Saygılarımla, Zekeriya Okumuşoğlu.” Benim bildiğim Mehdi (a.s.), Allah’tan çok korkan, Allah’a boyun eğmiş, Allah’ın çok sevdiği mübarek, muhterem bir insan. Böyle delice bir iddiada bulunması mümkün değildir. Yapan; zaten sahte Mehdi (a.s.)’nin ortaya çıkması için Cenab-ı Allah büyük bir kolaylık sağlamış. Ben Mehdi (a.s.)’yim diyen herkes Mehdi (a.s.) değildir, tartışılacak bir yanı yok. Mehdi (a.s.) ısrarla ondan kaçınır, ısrarla Mehdilik iddiasından kaçınır. Ama benim kanaatim; buram buram Mehdiyet kokar. Şimdi gül bahçesine girdiğinde, gülü gördüğünde, sen Mehdi (a.s.) misin, sen gül müsün der miyiz? Güle, gül müsün denmez. İşte güldür, belli. Kokusundan, görüntüsünden, hoşluğundan, iç açıcılığından, onun gül olduğunu anlarız biz. Mehdi (a.s.) de öyle, buram buram kokar, gül kokar, anlaşılır. Anlamıyorsa, Allah anlaşılmasını ona bir süre yasaklamış demektir. Bak Şeyh Ahmet Yasin Hocam diyor, “Ben biliyorum.” diyor. Şeyh Nazım Hocamız da biliyor. Bilen çok fazla insan var. Ses çıkartmamak ayrıdır, ses çıkartmamak. Zaten ses çıkartamaz, zaten söyleyemez. Hangi mürşit falanca kişi Mehdi (a.s.)’dir der, diyebilir mi? Denmez. Dinden çıkar ve zulüm yapmış olur. O zaman Mehdi’liğini umduğumuz insana da zarar vermiş olur. Öyle bir şey zaten denmez, işaret edebilir, imâ edebilir kapalı, işaret edebilir en fazla. Biz de sevdiklerimize hüsn-ü zan ediyoruz. İnşaAllah Fethullah Gülen Hocamızdır. İnşaAllah Şeyh Nazım Hocamızdır. İnşaAllah Şeyh Ahmet Yasin Hocamızdır. İnşaAllah Menzilin o mübarek gülleridir, onlardan herhangi birisidir, inşaAllah. İnşaAllah hiç adını sanını bilmediğimiz bir Kadirî şeyhidir veyahut hiç bilmediğimiz bir âlimdir, inşaAllah. Fark etmez. Yeter ki İttihad-ı İslâm olsun, Türk-İslâm Birliği olsun, yeter ki Allah’ın kastettiği kişi olsun. Zaten aksi de olamayacağına göre, telâşa ne gerek var? Allah’ın istemediği birinin Mehdi (a.s.) olması mümkün diyorsa adam, zaten Müslümanlığı anlamamış demektir. Allah’ın dediği kişinin dışındaki kişi deccal olamıyor bakın. Allah’ın dediği kişi deccal olabiliyor. Allah’ın dediği kişi Mesih deccal oluyor. Allah’ın dediği kişi İsa Mesih (a.s.) oluyor. Allah’ın dediği kişi Mehdi (a.s.) olabiliyor, sunisi olmaz. Sunisi sırıtır ve anlaşılır. Ve onların, mesela deccallerin sunisi zaten olmaz. Çünkü Mehdiler’in sunisi olur, deccallerin sunisi olmaz. Deccallerin sunisi zaten onların talebesi olmuş, onun takımı. Sadece Mesih İsa (a.s.)’ın ve Mehdi (a.s.)’ın suni olanları vardır. Onlar da onların varlığını güçlendirir. Çünkü onlar zaten decalliyet yalancılık üzerine kurulduğu için, onun yalancı arkadaşları, yalancı takımı zaten olacaktır, onda şaşacak bir şey yok. Ama Mehdiyet doğruluk ve sıdk üzerine olduğu için onda yalancılık olmaz. Mutlaka doğru olandır, inşaAllah. Evet, seni dinliyoruz Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, Sungur Ağabey’in “bambaşka biri” dediğini söylemiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, “bambaşka olacak dedi Bediüzzaman” diyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Şöyle söylemiştiniz Hocam: “Hz. Mehdi (a.s.)’yi anlattığında, Mehdiyet devrinde mücadele edilecek kişileri anlatmamak olmaz. Mehdiyet’in bölünmez parçalarıdır bunlar. Medine’den çıkacak alimi, süfyanı, deccali, yetmiş bin başı traşlı deccale tabi olmuş kişileri de anlatmak lazım. Mehdiyet’i anlatırken bunları anlatmazsak, Mehdiyet bölünür. Tamamını anlatmak durumundayız.”demiştiniz.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Şimdi mübarek hocalarımızı, mürşidlerimizi dinlemeye gene devam edelim. Mehmet Talu Hocamızı dinleyelim, inşaAllah. Cübbeli de iyi kulağını açsın dinlesin ve Cübbeli’nin muhipleri olan gençler var, onlar da dinlesin. Yalnız onlar internette ağızlarını bozuyorlar, özellikle Şeyh Nazım Hocamıza karşı, onların ağzını böyle hukukla, kanunla kulaklarına kadar yırtarım, enselerinden de aşağı kadar devam eder, terbiyesizlik yapmasınlar. Edepsizlik yapmasınlar. Cübbeli eğer kontrol edemiyorsa açıklasın, bak söyleyeceğim o internet sitelerini, kendisi açıklasın. Kendi baş edemiyorsa, ben çok iyi baş etmesini bilirim yalnız, onu söyleyeyim. O edepsiz yazıları, Şeyh Nazım Hocamla ilgili edepsiz yazıları çıkartsınlar o terbiyesizler, ahlaksızlık yapmasınlar. Cübbeli de bir açıklama yapsın. Bu ahlaksızlık dal budak salarsa, o budakları biz kanunla, hukukla, teker teker teker koparmayı biliriz. Edepsizlik yapmayacaklar. Evet dinleyelim, evet.
VTR: MEHMET TALU HOCANIN FİLMİ
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Mübarek Mehmet Talu Hocam çok şahane bir insan. Bayağı efendi, çok çok efendi. Kimin var başka dediniz? Ali Eren Hocam. O da Ehl-i Sünnetin göz bebeği, çok değerli bir ağabeyimiz, göz bebeklerindendir. Onun da Ahir zamanla ilgili görüşlerini seyredelim, inşaAllah.
VTR: ALİ EREN HOCANIN FİLMİ
ADNAN OKTAR:Hocamız da, maşaAllah. Mehmet Talu Hocam da, Ali Eren Ağabeyim de bizim iftarlarımıza gelirler. Kıymetli sohbetlerinden istifade ederim. Hakikaten kalbe bir ferahlık veren çok güzel üslupları var, çok candan ve çok saygın insanlar, çok efendiler. Bir de ahir zamanın cıvıklarına bakın, soytarılarına bakın. Bir de bu insanların efendiliğine, nezaketine bakın, inşaAllah. Berker Hocam, şu yazıyı oku, ben de yorumlayayım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Selamun aleyküm sayın Hocam.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
ALTUĞ BERKER: Bir arkadaşım benimle Çeçen kardeşlerimiz hakkında duygularını paylaştı, inşaAllah. Ben de bunu sizinle paylaşmayı uygun gördüm, inşaAllah. Türkiye’deki Çeçen mülteciler çok zor durumdalar. Çok zor şartlarda yaşıyorlar. Yardımlar ulaşmıyormuş onlara. Hastane imkanları yok. Okula gidiyorlar ama misafir olarak. Çeçenistan’a da dönemiyorlar. Kukla Rus hükümetleri, ceza ve yüksek para cezaları var, çok zor durumdalar. Filistinli kardeşlerimiz gibi onlar da bizim Müslüman kardeşlerimiz. Adnan Hocamızın yardımı çok dokunur. Kendisi bu konuda bir girişimde bulunmuş mudur acaba? Ben de ona Türk-İslam Birliği’nden bahsettim, inşaAllah. Fakat konuşmamızdan sonra bu kendisini pek hafifletmedi. Anladığım kadarıyla kendisi ruhi bir bunalımda. Devamlı savaş içerisinde, dış dünyası ile anladığım kadarı ile. Fakat bugün kendisi yine facebook üzerinden mesaj attı, üzerinde müthiş bir pozitiflik vardı. Anladım ki dünkü konuşmamız, kendisinin İttihad-ı İslam hakkındaki düşüncelerini bir hayli değiştirmiş, çok güzel bir bakış açısı yakalamış, maşaAllah. Sevgilerle Muhammed Adnan Hocam. Muhammed Masum, Almanya.” İnşaAllah. MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: O kadar kolay ki Çeçenistan’ın, diğer ülkelerin üzerindeki sıkıntının belanın kalkması. Her şeyi konuşuyorlar tam zannediyorum çözümü söyleyecekler, hiç alakasız bir şeyle konuyu bitiriyorlar. Kardeşim desene, İttihad-ı İslam ile konuyu bitirsene, dua olsun, Allah dualarınızı kabul eder. Bakın kardeşimiz bu İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği’ni duyunca içi ferahlamış, gayet güzel. Kukla hükümette, adam tabii tepeden tazyik görecektir, görüyorlar. Ama İttihad-ı İslam oldu mu, o tepedeki tazyik de kalkacaktır, onlara da şefkat ve sevgi hakim olacaktır, saygı hakim olacaktır, kucaklayıcı olacaklardır, onların da korkuları bitecektir. Çünkü Rusya’nın da korkusu var, Türki devletlerden korkuyor; Rus Milletini ortadan kaldırırlar mı acaba, birleşir bir şey yaparlar mı, Rus Milletini ihya ederler, Ruslar bizim canımız, Rus Milleti niye kalksın? Bu güzel insanlar niye dünyadan gitsin? Niye huzursuz yaşasınlar? Rus Milleti çok kaliteli, çok güzel ve çok efendi bir millet, niye kaybolsun? Ve zeki bir millet, niye kaybolsun? Allah başarılı kılsın, bereket versin, güçlendirsin ama İslam’ın sevgisi, şefkati, merhameti oralara hakim olsun, istenen bu, değil mi? İnşaAllah. Dolayısı ile Rusya’nın tedirgin olacağı, Rus Devleti’nin tedirgin olacağı hiçbir şey yok. Bilakis bu Rus Devleti’nin çok güçlendirir. Siyasi iradeyi güçlendirir. Devleti güçlendirecektir, ekonomiyi güçlendirecektir, her şeyi güçlendirecektir. Sağlıklı ve sıhhatli gürbüz bir nesil meydana gelecektir. Rus Milleti bizim canımız, bizim parçamız, biz onların iyi ve güzel olmasını en az Müslüman kardeşlerimizin iyi olması kadar isteriz. Zaten büyük bölümü Müslüman. Ve Müslüman Ülkeler Teşkilatı’na üye Rusya, değil mi? Onun için bu vesveseleri ortadan kaldıracak bir tavır göstermek lazım. Onları nasıl koruyacağımızı, nasıl seveceğimizi, nasıl iyi olmaları için gayret edeceğimizi bilirlerse, gönülleri rahatlar. Ama suskunluk, sessizlik ve muhalif konuşmalar; insan zayıf yaratılmıştır, onları paniğe ve savunma refleksine çeker ve korku içerisine iter. Korkan adam da her türlü deliliği yapacak hale gelebilir, değil mi? Kedinin üzerine gidersen mesela, kedi insanın yüzüne atlar, Allah esirgesin. Mesela kedinin yavrusu oluyor, bazen psikopatlar hayvanın üzerine gidiyorlar, hayvan suratına atlıyor. Artık köşeye sıkışmış, yapacağı son şey budur. Mesela köpek saldırdığında da hayvan köpeğin üzerine atlıyor, köpek korkup kaçıyor onun cesaretinden. Tabii bu benzetmeleri tenzih ederim, genel olarak benzetiyorum ama insanların üzerine gitme, insanları acımasızlığa doğru iter. Ama şefkat göreceklerini, sevgi göreceklerini, korunup kollanacaklarını bilirlerse, tabii ki böyle bir tavır olmayacaktır. Mehdiyet bu güzelliği sağlayacaktır. Rusya sukunet ve huzur içinde olacaktır. İçlerine bir sekine gelecektir, bir huzur gelecektir, bir inşirah, bir ferahlık gelecektir Mehdi (a.s.)’nin zuhuruyla. Üzerlerindeki bütün korku, kabus ve tedirginlik kalkacaktır, değil mi? Bir de milli onurun kırılması da çok tedirgin eder bir devleti. Niye onurları kırılsın, niye şerefleri kırılsın? Asla müsade etmeyiz Allah’ın izniyle Mehdi (a.s.) öncüsü olarak, inşaAllah. Evet Berker’im seni dinleyelim.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam, nasıl uygun görürseniz, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.)’in Mehdi (a.s.)’ye hitapları var Hocam, siz daha iyi biliyorsunuz, inşaAllah. Şöyle diyor: “Hz. Mehdi (a.s.) Cennet’in tavuskuşudur, süsüdür” diyor, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. “Ben, Hasan (r.a.), Hüseyin (r.a.), Hamza (r.a.)” Peygamber Eefndimiz (s.a.v.) sayıyor Ehl-i Beyt’ten; “hepimiz Cennet Ehl-i’nin seyyidleriyiz” diyor, vVe Mehdi (a.s.)”, Mehdi (a.s.)’yi de Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadislerinde özel olarak belirtiyor. Mehdi (a.s.)’yi bak Cübbeli de söylüyor, beş vakit Peygamberimiz (s.a.v.) sürekli gündemde, Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında. Tabiin bekliyor Mehdi (a.s.)’yi, sahabeler bekliyorlar, maşaAllah.
“Hocam iyi akşamlar.” Allah hepimize hayırlı akşamlar nasip etsin. “Ölmeyi istemek günah mı?” Tabii ki günah. “İntihar eden kişi ebedi Cehennemde mi kalıyor?” İnşaAllah tabii o bir nevi çıldırdığı için, cinnet getirdiği için, aklı yerinde olmadığı için, umarız ki inşaAllah günahkar olmaz. Çünkü aklı başında bir adam yapmaz onu, belli ki cinnet geçirmiş. Aklı başında olarak yaparsa sorumlu olur ama karşılığı ebedi Cehennem’dir. Adam öldürmektir, katil olmuş olur. Kendini öldüren katildir, cinayet işlemiştir. Ha birini öldürmüş, ha kendini öldürmüş, aynı. Bir de ne sebep var yani? Ne güzel Cenab-ı Allah bizi nimetlere gark etmiş, ne güzel imtihan oluyoruz, ne güzel bir ortamdayız. Böyle bir çılgınlık ve cinnetten Allah insanları korusun. Şeytanın ilkasıyla olur, şeytan teşvik eder. Öyle bir şey olduğunda Allah’a sığınacak kardeşlerimiz inşaAllah, Cenab-ı Allah’ın verdiği nimetleri düşünecek, güzellikleri düşünecek, bunun ne kadar akılsızca ve ahmakça ve aptalca bir şey olduğunu görecek ve pişman olacak. Ve bir daha da aklına öyle şeytani hedefi getirmeyecek, inşaAllah. Şeytanın ilkasıdır bu, şeytan kendine adam toplamaya çalışır. Deccaliyet özellikle ahir zamanda insanları intihara teşvik etmiştir.Hiç bir dönemde bu deccalin dönemindeki kadar intihar olmamıştır. Dünya tarihinde hiç bu kadar intihar vakası yüksek değil. Deccalin eylemidir, şeytani telkiniyle olur, şeytanları kullanıyor. İnsanlara şeytanlara salıyor, şeytanlar da insanların hep helakını ister, Allah’a karşı tavır koymalarını ister. İntihar da Allah’a karşı bir isyan olduğu için, şeytanın bir talebidir. Şeytanla alay edecek kardeşlerimiz öyle bir şeyde. Şeytan gitsin kendisi intihar etsin, değil mi? Müslümanı intihara teşvik etmeyecek, inşaAllah. İntihar etse de, etmese de zaten onun kurtuluşu yok, inşaAllah. İntihar etmese de zaten Mehdi (a.s.) onları öldürecek. Bak Mehdi (a.s.) kan akıtmayacak ama kitle halinde şeytan öldürür Mehdi (a.s.) onu söyleyeyim, öyle bir özelliği vardır. Kitle halinde öldürür, öyle bir tane, iki tane, on tane, yüz tane değil, milyarlarcasını öldürür. Yanar, Mehdi (a.s.)’yi gören şeytan yanar, inşaAllah. Onun için bu deliliği, bu çırpınmalarının sebebi o şeytanın, inşaAllah.
Bismillah, şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Bismillah, Furkan Suresi’ni açmışsın. Dün de burası gelmişti, 56’cı ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz seni yalnızca bir müjdeci ve uyarıcı-korkutucu olarak gönderdik.”1981 yapıyor ebcedi. 25 çarpı 56, 56’cı ayet, 25’ci sure Hicri 1400 tarihini veriyor. “De ki: 'Ben buna karşılık,” bu hizmetime, İslam’ı yaymama, tebliğ yapmama karşı, “Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen.” Doğru yol nedir? İslam, Kuran. “olmanız dışında sizden bir ücret istemiyorum.” Müslüman olmanız; benim ücretim bu, diyor. Başka sizden ne para istiyorum, ne çıkar istiyorum, hiçbir şey beklemiyorum. “Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkül et.” Ne kadar büyük bir nimettir bak; “asla ölmeyen ve daima diri olan” biz uyuduğumuzda da o diri, biz öldüğümüzde de O sürekli diri Cenab-ı Allah. Öldüğümüzde yine diriltiyor, yine diri, sürekli diri. “Allah’a tevekkül et,” bu farzdır tevekkül. Tevekkül eden adam zaten intihar da etmez, rezillik de yapmaz, millete saldırmaz da, olay da çıkarmaz, kimseyi de üzmez. “O'nu hamd ile tesbih et.” Allah’ı hamd ile tesbih et, elhamdülillah, Allah’a hamd olsun. “Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter.” Allah haberdardır, diyor günahlarınızdan. Müslüman tevbe edecek, inşaAllah. Günah işlememeye özen gösterecek, inşaAllah. “De ki:” diyor Canab-ı Allah, “Duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?” Bakın; “De ki: 'Duanız olmasaydı” Allah’a dua ediyoruz biz Müslüman olarak değil mi? Cenab-ı Allah diyor ki; “Duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?” Duanın önemini Kuran vurgulamış oluyor, inşaAllah. Biz de her yerde Allah’a dua edeceğiz, içimizden, kalbimizden, sözlü, bazen sözsüz, lisan-ı halimizle sürekli dua edeceğiz, inşaAllah. Evet kapanış konuşmasını yapalım.
SUNUCU:“Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” yayınımıza 00:30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radio, Samsun Aks, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.TV sitemizden devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR:Nereden devam edecek mişiz Berker’im?
ALTUĞ BERKER: Samsun Aks TV’den yarım saat sonra, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yarım saat sonra, Karadeniz’in aslanları. Karadeniz’de çok fazla sevenimiz var, biz de onları canımız gibi seviyoruz. Hakikaten çok mübarek, çok tatlı insanlar Karadeniz. Güneydoğu öyle, İç Anadolu öyle, Cennet gibidir bizim vatanımız. İnsanları ayrı bir güzeldir, fizik olarak ayrı bir güzeldir, inşaAllah.
Rad Suresi 42; “Onlardan öncekiler de hileli-düzenler kurmuşlardı; fakat düzen kuruculuğun (tedbirlerin, karşılık vermelerin) tümü Allah'a aittir.” Küfür bir tuzak kurar diyor Allah, Allah da bir tuzak kurar, diyor. Küfrün tuzağı nedir? Deccal. Allah’ın tuzağı nedir? Mehdi (a.s.). Hiç ummadıkları bir anda, ummadıkları bir yerde, onları tutup, alıp çökertir ve perişan eder.“Her bir nefsin ne kazandığını Allah bilir, O bilir. Bu yurdun sonu kimindir, inkâr edenler pek yakında bileceklerdir.” Diyor. İslam’ın dünya hakimiyeti kime ait olacak? Küfür diyor ki, biz hakim olacağız. Allah diyor ki bak; “Bu yurdun sonu kimindir, inkâr edenler pek yakında bileceklerdir.” Ebcedi 1990 veriyor şeddesiz, şeddeli 2074, silip süpürüldükleri vakit, inşaAllah. Evet devam ediyoruz, görüşeceğiz inşaAllah yarım saat sonra.
Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...