SUNUCU: Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Samsun AKS, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve harunyahya.tv internet sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Asil’im buyrun.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Dün Sayın Burhan Kuzu’ya yapılan yumurtalı saldırıdan bahsetmiştiniz Hocam. Kendisi açıklama yapmış “Öğrencilerin arkasında Ergenekon var.” diye. O öğrenciler böyle planlı belli saldırılarda bulunuyormuş hep, “Bunu körüklemek isteyen o 68 gençliği, o taraflardan insanları var.” demiş Hocam, inşAllah.
ADNAN OKTAR: 68, kardeşim biz de 68 gençliğiyiz. Bak, fırtına gibi ortalığı birbirine katıyoruz. Darwinizm, materyalizm, ateizm, hiçbir şey kalmadı. Çok gıcık hareketler bunlar, böyle demokratik hakkımız falan değil. O zaman küfe küfe kafalarına milletin yumurta atmak gerekir olur mu öyle şey. Çok büyük saygısızlık, terbiyesizliktir. Efendim, Anayasa Komisyonu Başkanı, insan ilmine hürmeten yapmaz. Hukuk profesörü, Hocam diye karşısına geçiyorsun, yumurta atmak ne büyük bir terbiyesizlik, edepsizlik. Ve çok tehlikeli hareketler. Biz ne bilelim adam el bombası da fırlatabilir, bilmem ne de yapabilir. Onun için gerekli önlem alınması gerekir, böyle terbiyesizliğe, saygısızlığa müsaade edilmemesi lazım. Bu çok kolay, gayet kolay yani inşaAllah. Hayır, fikrini beyan et, bir şey diyen yok. Anlat kardeşim, dersin; “demokratik haklarımız şöyledir, fikrimiz böyledir” sonuna kadar anlat. Ama terbiyesizliğin alemi yok. Yumurta, ne demek bu. Evet, Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Peygamber (s.a.v.) Efendimizin hitapları var Hz. Mehdi (a.s)’a, eğer uygun görürseniz, bahsettiğiniz önemli konular var. Dün de bir kısmını anlatmıştık inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nasıl hitap ediyor Peygamberimiz (s.a.v)?
ALTUĞ BERKER: Hocam, “Kıyamet yaklaştığı zaman” diyor Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, “ve müminlerin kalbi; ölüm, açlık, fitneler, sünnetlerin kaybolması, bid'atlerin ortaya çıkması, emri bil maruf ve nehyi anil münker imkanlarının kaybolması gibi sebeplerle zayıfladığı zaman benim evlatlarımdan Hz. Mehdi ile Cenab-ı Hak sünnetleri ihya eder. Onun adalet ve bereketi ile müminlerin kalbi ferahlar, Acem ve Arab milletleri arasında ülfet ve muhabbet (sevgi) yerleşir” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mehdiyet demek, insan aklının alabileceği her türlü güzellik demektir. Biz mesela topluluk bir yere gittiğimizde ne isteriz? Orası havadar olsun, ondan sonra soğuksa biraz ısınsın isteriz, çok sıcaksa değil mi biraz serin olsun isteriz, kirli ise temiz olsun isteriz, misafirlerimiz olsun isteriz, misafirlerimizle güzel konuşalım isteriz, fakirlerse zengin olsunlar isteriz, açlarsa tok olsunlar, uykusuzlarsa uykularını alsınlar değil mi, sağlıkları bozuksa hastaneye götürüp tedavi ettirmek isteriz; Mehdiyet budur. Yani insanların mutluluğunu sonuna kadar elde etmek için yapılan her türlü faliyet, Allah rızası için yapılan faaliyet. Dolayısıyla Kuran’ın bize emirleridir bunlar. Yani Kuran’ın bütününde bize bu anlatılır. Hayrettir yani kepazelik çıkartıyor insanlar, kavga ediyor, dedikodu yapıyor, fitne çıkarıyor. İnternet sitelerine bakıyorum; Müslüman genç kardeşlerimizin, o ona, o ona, o ona. Ne kadar büyük bir terbiyesizlik. Bir kere internet sitesi kuran adam, ahlaksızlığa ve terbiyesizliğe müsaade etmeyecek, eğer Müslümanlığı temsilen ise. Ama it kopukluğu temsilen ise, adam söylüyor mesela it kopukla ilgili olduğu belli, tamam o normal. Ama sen hem Müslümanım diyorsun hem de ahlaksızlık yapıyorsun, terbiyesizlik yapıyorsun. Mesela Şeyh Nazım Hocamıza, it kopuk takımı, çakalları musallat etmişler. Şimdi ben yarın isimlerini vereceğim o internet sitelerinin, eğer çıkarmazlarsa bu akşam. Hukuki girişimde de bulunacağım tabii bu terbiyesizlere. Cübbeli’ye sordukları vakit “efendim bizim böyle şeylerle alakamız yok” diyor. O zaman de ki, “benim bu internet sitesi ile alakam yok” de. O zaman onları sen bana bırak, ondan gerisi gerisine karışma. Ondan sonra da yalvarıyorlar, “Hocam şikayetinizi geri alın Allah rızası için”. Kaç kişi var öyle yalvaran. Yani hukuk yakalarına yapıştı mı, adaletin pençesi yakalarına yapıştı mı o çakallık yaptıkları, şımardıkları gibi olmadığını olayın anlıyorlar. Ondan sonra da yalvarıyorlar. Yapmayacaklar, müsaade etmeyiz. Şeyh Nazım Hocamıza yapılan bu terbiyesizliği bir kere kendisinin, başında telin etmesi lazım. Ondan cesaret ediyor bu çakallar, ondan cesaret alarak, onun suskunluğundan cesaret alıyorlar. Kardeşim, bir tarihi bir insanın bilmemesi kadar doğal ne olabilir? Ben birçok şeyh efendinin ne doğumunu bilirim ne ölümünü bilirim. Bilinmez, bilinmeyebilir, adını bile bilmeyebilirsin. Şeyh Nazım Hocam da o devirlerde hatırlayamadığı için normal. Biz de sonradan öğrendik Ali Haydar Efendi’yi, ben de bilmiyordum. Bilmemiş olabilir, “o benim dönemimde yoktu” diyor. “Benim zamanımda yoktu” diyor. Bir de gece vakti belki karıştırdı, başka bir Ali Haydar Efendi ile karıştırmış olabilir. Bu kadar galiz, bu kadar acımasız, bu kadar çirkin, bu kadar saygısızca, bu kadar edepten uzak bir üslupla, böyle dünya tatlısı, dünyanın en şekeri diyeyim, yani şu an varsa üzerine söylesinler bana, ben göremiyorum, bir insana akılalmaz hakaretler etmek ne ayıp. Bak, it çakal takımı da şimdi cesaret aldılar, onlar da köpek gibi ürümeye başladılar. Onların ürüyen ağızlarını yırtacağım, onu söyleyeyim, kanunla, hukukla. Bak, adalet yakalarına yapıştı mı diyorum, yalvarıyorlar ondan sonra. İsterseniz örnekler de vereyim yalvaranlara. Sonra yakasını bırakmam, bak önce uyarıyorum sonra affet diye gelip kapanmasınlar, terbiyesizlik yapmayacaklar. İlmine hürmet et, yaşlılığına hürmet et değil mi, bak eline kapanıyorsun bu çok güzel mesela. Gitti Kıbrıs’ta eline kapandın, kutub dedin, bu tamam, gönül alıcı bunlar, güzel. Peki bu ifadeler ne? “Hatırlamıyorum” diyor. Kardeşim bu kaçıncı hatırlamaman. Hani adam içer içer de sarhoş olur ertesi günü hatırlamıyorum der, her gün bir olay çıkarıyor arkasından da “hatırlamıyorum dediğimi” diyor. Video banttan gösteriyoruz. Hatırlamıyormuş bir daha göster de hatırlatalım.
Hatırlamıyorum diyor değil mi sana?
ALTUĞ BERKER: Evet ismini söylemedim diyor, halbuki açıktan söylüyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Bana Hahambaşını gönderdiler” diyor, “seni şöyle yapayım, böyle yapayım, şu imkanları sağlayayım dedi” diyor, “seni hapisten çıkarayım dedi” diyor. Sonra da “ben öyle bir şey hatırlamıyorum, ne zaman dedim ben bunu” diyor. Video banttan yayınlıyoruz, gösteriyoruz artık ne diyeyim yani, bunu da hatırlamıyor demek ki. Göster. Bak 30 kere hatırlatmam, bu son hatırlatmam inşaAllah.
VTR
ADNAN OKTAR: Mesela Şehit Bayram Hoca zaten çok büyük bir alim, Mahmut Hocamızın yetiştirdiği büyük alimlerden birisi. Çok değerli, muhterem, mübarek bir insan. Onun Hocası söylüyormuş, “yirmi yerde Ehl-i Sünnete muhalif”. Tamamı doğru değil. Bediüzzaman Ehl-i sünnete en titiz olan bir insandır. Yani hiç kimsenin sünneti uygulayamadığı bir dönemde, o alenen uygulayan bir insandır. Kuran’ın savunulamadığı bir zamanda açıkça savunabilen bir insandır, konuşulamayan yerde konuşan insandır. Sen bir kendine bak, Bediüzzaman’a bak, dağın yanında toz olmazsın toz. Bediüzzaman Ağrı Dağı ise, sen toz olamazsın. Senin ne haddine böyle konuşmak. Fatih Altaylı’yı gördüğünde, babasını, ilikleri eriyor. Sonradan da; aklıma gelmedi, bilmem ne, kamuya mal olmadı. Fatih Altaylı’nın programında, kamusu kalmış mı bu işin? Veyahut internet sitene koyuyorsun sen orada. Millet okusun, anlasın diye koymuyor musun zaten, kamuya mal olsun diye yapmıyor musun sen zaten? Hakaret etmişsin işte. Kaç kişinin duymasını istiyorsun ayrıca hakareti? Herhalde onun bir milyar ölçüsü var anladığım kadarıyla. Bir kişinin bile yanında hakaret etmiş olsan hakarettir o. Ve özür dileyeceksin uzatmaya gerek yok. Ha özür dilemiyorum diyorsa Müslümanların ona bakışı da ona göre olur. Yani Ahiret’te karşılığını verir, cevabını verecektir. Çok yakışıksız. Kardeşim sen samimi ol, orada iki büklüm olup elini öpüyorsun sen, özel ziyaretine gidiyorsun. Bak işini gücünü bırakıyorsun Kıbrıs’a Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretlerini görmeye gidiyorsun, evinde misafir kalıyorsun günlerce yanında ve diyorsun ki; “sen muhterem Hocam kutubsun, asrın kutbusun, kutbul aktapsın” diyorsun. Kutbul aktaba bu kadar ağır hakaretler edilir mi? O zaman sen Şeyh Mahmut Efendi Hazretlerine neler yapmazsın senin menfaatin ile çatıştığında. Ufkun geniş senin o zaman. Bahaneye gerek yok. Çok büyük bir hata yapmıştır özür dileyecek. Bediüzzaman’dan da özür dileyecek, Şeyh Nazım Hocamızdan da özür dileyecek. İttihad-ı İslam konusunda da ısrarla kaçındığı bu hakikati açıklaması gerekir. Yani Müslüman alimse bunu açıklayacak. İttihad-ı İslam’ı savunmayan Müslüman alim nasıl oluyor? Alimliği kalır mı onun? Başka bir şey olmuş olur. Bir de o çakallara söylesin, internet sitesinden çıkarsınlar o ipsiz sapsız izahları. Cübbeli, “haberim yok” falan diyor ama tamamen onun takımı. 3-5 tane çakal kanunun pençesi yakalarına yapışmadığı için bu kadar gevşek ve şımarıklar, anlamıyorlar. Çok kısa süre vereyim, yani yarına kadar süre veriyorum. Umarım düzeltirler, inşaAllah. Daha önce de öyle çakallar vardı, “kardeşim yapmayın etmeyin, yanlış yapıyorsunuz” dedik. Uyardık dinlemediler, uyardık dinlemediler. Kapıya polis gelince elleri ayakları birbirine karıştı tabii. Tespit edildi, haklarında dava başlatıldı. Ceza davası ayrı, tazminat davası ayrı. Tabii zor işler. Ondan sonra da yalvarıyorlar. Düzeltecekler, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ben Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Mehdi (a.s.)’ye hitaplarından hatırlatabilir miyim Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ikd-üd Dürer’de kaynak olarak; “O (Hz. Mehdi (a.s.) halka güzel simalı biri olarak gelecektir" diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.) inşaAllah. “ ve ona El- Haris (aslan) denir” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Mehdi (a.s.)’nin evet sıfatlarından, lakaplarından.
Nahl Suresi ve İsra Suresi’nin başlangıcını açmışım. İsra Suresi 7 şeytandan Allah’a sığınırım Cenab-ı Allah diyor ki; “Eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz” çünkü beyninizde kendi görüntünüzde Allah size iyiliği gösterir. Kaderinizdedir ve Ahiretiniz için, kendiniz için hayırlı olur. “eğer kötülük ederseniz o da sizin aleyhinizedir” kötülük kendi yapanı kuşatıyor, çünkü psikolojik olarak çöker, içine sıkıntı verir Allah, canını yakar, Ahiret’te perişan eder, bereket gider üzerinden, ızdırap duyar. Şimdi çözümü söylüyor Allah; “Sonunda vaad geldiği zaman” sonunda. Son ne? Zamanın sonunda Ahir zamanda. Bak sonunda demek vaktin sonunda, Ahir zamanın sonunda. “Vaad” Allah’ın vaadettiği geldiği zaman, Mehdi (a.s.) geldiği vakit inşaAllah. Kıyamet olarak da alabiliriz, Ahir zaman alameti, Hz İsa Mesih (a,s)’in inişi olarak alabiliriz. Biz Mehdi (a.s.) olarak alıyoruz. “ yüzlerinizi kötü duruma soksunlar” ağzı burnu kayıyor. Darwinizm, materyalizm yıkılınca, küfür yıkılınca buna diyor “yüzlerinizi kötü duruma soksunlar”. Yüzü nasıl oluyor adamın? Asılıyor, ızdırap alametleri oluyor. Mehdi (a.s.) çıktı dedin mi, Mehdi (a.s.) geldi dedin mi, ne olur adamda? Mehdi (a.s.) düşmanıysa, Mehdi (a.s.) zıddıysa, ağız burun, eşgal kayıyor. Var ya böyle kötü haber alırlar kendilerine göre. Ne oldu falan dersin, beti benzi atar, suratı kayar. Bak ayette diyor ki; “Sonunda vaad geldiği zaman, yüzlerinizi 'kötü duruma soksunlar”. Mehdi (a.s.)’nin yapacağı budur. Onların suratı kayacak, acı çekecekler. Mehdi (a.s.) müjdesinden, İsa Mesih (a.s.)’in gelişinden suratları kayacak. “birincisinde girdikleri gibi mescid (Kudüs)’e girsinler ve ele geçirdiklerini darmadağın edip mahvetsinler” ele geçirdiği nedir? Din düşmanı, İslam düşmanı, Allah düşmanı ne varsa; Darwinist- materyalist çalışmalar, mukaddesata yapılan hakaretleri organize eden ne varsa, Allah’ın varlığına birliğine yönelik ne varsa hepsini darmadağın edeceğini söylüyor Cenab-ı Allah, darmadağın edeceğini. Şu an yapılan nedir? Bu darmadağın etme işlemi devam ediyor. Bediüzzaman ne diyor? “Dokuz düşman taifesinin dokuz cephesine gönderilecek, onlar yarım asır sonra darmadağın edecekler” diyor. Mahvetsin, darmadağın etsin aynı şeylerdir. Darmadağın etsin. Mehdi (a.s.) için söylüyor Bediüzzaman, inşaAllah.
Nahl Suresi 125; “Rabbinin yoluna” Rabbinin yolu ne? Kuran, İslam. “hikmetle” hikmet nedir? Kısa, özlü, vurucu ve doğru söz. İnsanın aklına yatan, kanaat getirten, aklında iyi kalan, vurucu, etkileyici güzel söz. “hikmetle ve güzel öğütle” öğütün güzel olanı, yani anlaşılır, kalbe ferahlık veren, ikna edici, mutmin, doyurucu, güzel öğütle çağır, İslam’a davet et. “ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et” nedir? Bilimle, sanatla, akılla, sarsmadan, fitne çıkarmadan, kargaşa çıkarmadan, olayları birbirine girift haline getirmeden “onlarla en güzel biçimde mücadele et.” “Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir” yani deccali bilendir. “hidayete ereni de bilendir” Mehdi (a.s.)’ yi de bilendir. Mehdi (a.s.)’nin anlamı hidayete eren demektir. Sapan, saptırıcı deccaldir zaten. Hadislerde saptırıcı. Kendi de sapıktır ve sapıtmıştır. “Eğer ceza verecekseniz, size verilen cezanın misliyle ceza verin” yani Müslümanlara verilen ezanın misli ile karşılık verin, hukukla. “eğer sabrederseniz” yani affederseniz, sabrederseniz, “andolsun bu, sabredenler için daha hayırlıdır” sabırlı olun diyor Cenab-ı Allah. Lafa laf, öyle değil. Mesela değil mi insanın karısı olur, sevdiği olur ne yapar? Bir şey söyledi, anında cevap, anında terslik sevgiyi bozar. Sabretmek esastır. “Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir.” Geçen gün o sevimli geldiğinde yüzlerce mail geldi bana “Hocam ne kadar sabırlısınız diyorlar”. Bilmiyor İslam’ı, Kuran’ı bilmiyor. Mazlum, bir de yazık o güzeller güzeli, ona kasten onu ima ettiğimi zannetti o. Ona yönelik konuştuğumu zannetti. Yapar mıyım öyle bir şey, o benim misafirim yani, ne alaka. Ayet Kuran’da orası çıktığı için orayı anlatıyorum, yani konu o olduğu için. Ve hepimizi içine alan bir tehdittir Kuran’ın tehdidi. Hiç kimse müstağni değildir ki, herkese hitap ediyor. Tamam ona da hitap ediyor ama bana da hitap ediyor, sana da hitap ediyor, mürşitlere de hitap ediyor, herkese hitap eder, tamamına hitap ediyor. Tabii Hz. İsa (a.s.)’yı tenzih ederim. “eğer sabrederseniz, andolsun bu, sabredenler için daha hayırlıdır” Allah hayır var diyor sabretmede. “Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir” sabır kolay değildir. Allah yaratır sabrı. Ne kadar sabırlı adam diyorsunuz, sabırı onun sabrı değil, Allah ona yaratıyor sabrı. Bilmez o yapamaz Allah yaratmazsa. “Onlar için hüzne kapılma” üzülmek haram. Dinç kafalı olacak Müslüman, üzülmek haramdır. “kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme” sıkıntıya düşmek de haram, sıkıntı, kalbinde rahatsızlık hissetmesi, nefes darlığı var, sıkılır insan, haram bu Allah yasaklıyor. Hüznü de. Çünkü tevekkülsüzlük olur o. Adamın mesela eli ayağı boşalıyor, niye boşalıyor? Kim yaratıyor? “O yapıyor” diyor. O yapmıyor, Allah yapıyor. Nasıl yapıyor? Hayırla meydana getiriyor. Sen niye sıkılıyorsun? Niye hüzne kapılıyorsun? Hayır var. “Daha ne olsun” diyor. Allah Allah imtihan oluyorsun, nasıl olması lazım derecesinin? “Ama bu çok büyük olay, bu böyle bir şey değil” diyor. O da öyle. “Artık bu herhalde bu değildir” diyor. O da öyle. En ummadığın her olay hepsini Allah yaratır. “kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme” demek ki Müslümanlara hileli düzenler kurulacak. Mehdi (a.s.)’ye hileli düzenler kurulacak. Aynı zamanda Mehdi (a.s.)’ye de bir uyarı bu. “Sakın sıkıntıya düşme” diyor Cenab-ı Allah , “hüzne de kapılma”. “Şüphesiz Allah korkup-sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir” korkup sakınan Müslümanlar kim varsa, iyilik edenler, Allah onlarla beraber. Yollarını açar, bereket verir, bolluk verir, genişlik verir, imkanlarını açar. Ben yapıyorum, ben ediyorum, ben işte kendime şirket kuracağım, ben kazanacağım, ben yapacağım, benim aklımla-zekamla oluyor dedin mi, dünya ondan kaçar, o da tazı gibi onun peşinden kovalar ve sürünür. Dünya kaçar, o kovalar, dünya kaçar, o kovalar böyle çok aciz görünümlü bir kovalamaca başlar. O da kendini hakikaten yakalayacak zanneder. O hızını artırdıkça, dünya da hızını artırır. O arayı kapatacağını zannettikçe helak olur yorgunluktan bitap düşer. Yere düşer, sonra da yüz üstü düşer, dünya onunla alay eder uzaktan. Dünyayı yakalayamaz. Allah’ın yardımı ile olur kendi kafası ile yapamaz. Ben yaparım ederim diyenlerin hepsi sürünürler dikkat ederseniz, hep acı çekerler.
Nasıl tefsir ediyorum Kuran’ı; Allah tefsir ediyor. Beni vesile ediyor. Zannediliyor ki önceden hazırlanıyor. Ben hiç hazırlanmıyorum o an aklıma geliyor. İnanın ben de o anda öğreniyorum. Bak açıkça söylüyorum, benim sırrım bu. Zannediyorlar ki önceden tasarlanıyor. Öyle değil. Okurken saniye olarak, saniye olarak o anda aklıma geliyor, birden. Çoğu olay öyledir, hiç aklıma gelmeyen mesela senelerden beri Kuran okurum, her gün okurum. Ayeti mesela yüz kere okuduğum ayet oluyor, hiç aklıma gelmeyen bir konu, o anda Allah aklıma getiriyor, İnşaAllah.
“Selam Hocam” diyor. “Selamların en güzeli sizlere olsun” selamların en güzeli; selamlar hep güzel zaten maşaAllah. Kardeşimize de Allah’ın selamı olsun ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Cumanız mübarek ve geceniz hayırlı olsun” Allah hepimize mübarek etsin. Cuma namazına da huzur ve sevinçle Müslümanlarla topluca kılmayı Allah hepimize nasip etsin, inşaAllah. “Hocam bir arkadaşım var Mehdilik konusunun Kuran’da ayet olarak bir konunun geçip geçmediğini bana soruyor.” Kuran’da ayet olarak geçse yer yerinden oynar. Mehdiyet’in faaliyeti aklın ihtiyarını alacak hale gelmiş olması lazım. Çok zor olur çok zor. Mehdiyet kapalı örtülü olması lazım, o zaman Mehdiyet elini kolunu sallayarak faaliyet yapabilir. Hatta Peygamber (s.a.v.) Efendimizin gelişi bile Tevrat’ta kapalı belirtilmiştir, kapalı. İncil’de kapalı olarak belirtilmiştir. Öyle aleni olarak, çok açık olarak olmaz. Dinde bu yok, böyle bu şekilde yoktur. Mehdi (a.s.)’nin gelişi mesala Tevrat çok açık anlatır ama, yerini-yurdunu biz orada verilen şifrelerden anlarız. Hadisler sarih anlatıyor, hadisler sarih anlatır. Ama Kuran ayeti olmadığı içinde Mehdi (a.s.)’nin faaliyetinin çok rahat olmasını sağlıyor. “ Ne söyleyeyim bu konuda? Ekranda sizi izliyoruz, bir de arkadaşım diyor ki; bir Müslüman’ın hatasını örtenin Allah da günahını örter. Ama neden Cübbeli Hocanın hatalarından sürekli olarak bahsettiğinizin sebebini açıklayamadım, arkadaşım Cübbeli Ahmet Hoca’nın sohbetlerini çok dinliyor.” Biz gece gündüz dinliyoruz zaten. En çok dinleyen bizizdir herhalde. Her gün mübareği dinliyoruz. Ahir zamanı mükemmel anlatıyor. Hitabeti mükemmel. Kuranı okuyuşu da çok güzel ve çok içli ve aşkla okuyor çok güzel. Dili tutuldu, ben dilini çözmeye çalışıyorum, İttihad-ı İslam’ı anlatmıyor, Mehdiyet’i müjdelemiyor, deccaliyete dikkat çekmiyor. Deccal Ahir zamanda Mehdi (a.s.)’nin zuhur alametidir diyor. Zuhur alametidir, deccalden bahsedilmeyecek diyor. Minberlerde, orada burada “Hoca efendiler hiç duyuyor musunuz” diyor. Herkes “gürül gürül hiç duymuyoruz” diyorlar. Doğru duymuyorlar. Ben duyuruyorum işte bak Allah’ın dilemesiyle Allah’ın yaratmasıyla. Cübbeli sustu, o tutulan dilini çözmeye çalışıyoruz. O zaten konuşmuyor biz konuşturup dinliyoruz. “Lütfen Hocam ben bir cevap veremiyorum artık, televizyonu açtım cevabı benim yerime siz verin arkadaşıma.” Arkadaşına da selam, sana da selam, arkadaşını da çok seviyoruz. Cübbeli’yi aslında ben seviyorum, şefkat duyuyorum, acıyorum. Fakat yaptığı tahribatı durdurmaya çalışıyorum. Bilmiyor, biraz saf kalpli onu kullanıyorlar. Yani irticayı hortlatmak için kullanıyorlar. Kardeşim benim olduğum yerde irtica hortlayamaz. Hortlatmam. Tam anlatamadım galiba, yani ben Allah’ın delisiyim ben. Allah’ın aşkıyla delirmiş birisiyim ve gece gündüz benim yapacağım işler de budur. Yani durmam Allah’ın dilemesiyle. Allah sağlık sıhhat verdiği müddetçe devam edeceğiz. “Adıyaman’dan Muhammed.” Ne güzel ismin varmış maşaAllah. Kuranda Nur Suresi’nin 55.ayeti, bak Cübbeli bu ayeti okumuyor. Bunu okuyacak bir kere duyacağım. Sana ne dedi bir daha söyle bakayım. Kaçta aradı saat?
ALTUĞ BERKER: Saat 10:00’a doğru aradı Hocam. “İttihad-ı İslam’dan bahsedeceğim ki önceden bahsederdim ben” evet biliyoruz dedim.
ADNAN OKTAR: Ne geçti aradan? Değil mi ne geçti aradan, sustu. Durdu birdenbire söylemiyor. Talebeleri diyorlar ki; “nerede Mehdi (a.s.)” diyorlar. Bak sormaya başladılar görüyor musun? Onun susması bunu arkasından getirdi. Nur suresinin 55. ayeti Mehdiyet’i anlatıyor. Aç ayeti oku da duysunlar.
ALTUĞ BERKER: Şeytandan Allah’a sığınırım.“Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa”
ADNAN OKTAR: “Ondan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa”, Yarabbi biz bunun ne olduğunu öğrenmek istiyoruz diyoruz. Cenab-ı Allah ne diyor; aç Kuran’ı bak. Değil mi cevap Kuran’da. Biz nereden bilebiliriz, başka nereden bileceğiz? Daha öncekiler hakkında bilgiyi nereden bilebiliriz? Saf ve gerçek bilgi Kuran’dan biliriz. Açtığımızda iki tane dünya hakimiyeti görüyoruz. Bir Süleyman (a.s.), biri Zülkarneyn (a.s.). İkisi de dünya hakimi olmuşlar. Nasıl hakimiyet bahsediyor Kuran’da? Siyasi, sosyal, ekonomik, politik, aklına gelen her yöne hakim olmuş, korku kalkmış, din Allah’ın olmuş, fitne yeryüzünden kalkmış. Teknoloji, sanat, bilim hepsi Allah’ın olmuş. Allah’ın emrine girmiş, İslâm’ın emrine, Müslümanlar’ın emrine girmiş. Zaten Allah’ın emrindedir de, Müslümanlar’ın emrine girmesini vurgulamak için söylüyorum. Ne diyor Allah şimdi devam et, Cenab-ı Allah?
ALTUĞ BERKER:“Onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak.”
ADNAN OKTAR:Hah bak, “Onları da yeryüzünde” yeryüzü ne? Dünya. İstisna veriyor mu Allah? Belirli bir bölge mi diyor? Tamamında. “güç ve iktidar sahibi” iktidar ne demektir? Sosyal, siyasî, politik, askeri, her yönden hakim olacaksınız diyor Allah. Evet.
ALTUĞ BERKER:“Kendileri için seçip beğendiği dinlerini, kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak”
ADNAN OKTAR:İslâm dinini, bak önce bir yerleştireceğim diyor. Sistem oturacak diyor Allah. Yerleşik mi şu an? Sürekli hareket halinde. Fas, Tunus, Cezayir. Görüyorsunuz. Sağlamlık var mı? Yok. Nerenin sağlamı? Adam sürünüyor adam. Her yer bağırıyor. Her yerden feryat geliyor sağlamlık olmadığı için. Sağlamlaştırmak ne demek? Her yerde müesseseleşecek, oturacak. Sevgi, şefkat, merhamet, demokrasi, özgürlük, barış, güzellikler. Bütün insanları kucaklamak; dinsizi, imansızı da kucaklamak, Hıristiyan’ı, Musevî’yi de kucaklamak, hele ki canlar canı Alevîler’i, Bektaşîler’i, o benim nur kardeşlerimi aşkla kucaklayacağız. İnşaAllah. Evet.
ALTUĞ BERKER: “ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir.”
ADNAN OKTAR: Korku ne? Anarşi, terör, gece yarısı birden evinden alınıyor adamlar, gasp ediliyor, ırzına geçiliyor, öldürüyor, asılıyor, kesiliyor, dinine, imanına, mukaddesatına saldırılıyor. İslâm’a saldırılmak modernlik alameti olarak görülüyor. Fransa’da adama güya ödül veriliyor Allah’a dine hakaret edince haşa. Ve bütün İslâm alemi kaynıyor. Doğu Türkistan, Azerbaycan. Cübbeli’nin o sözü var, bütün İslâm alemine yapılan zulmü anlatan sözü, ve buna karşılık da Mehdiliğin çözüm olduğunu söylüyor. Onu hazırlayın. Ayet bitince onları anlatalım ki kardeşimiz çünkü Cübbeli Hocamızın talebesiymiş. Kendi Hocasının dilinden dinletelim. Cübbeli’nin seks sohbetlerini değil, işte bunları dinleyecek. Bak unutulmuş bunlar. Çoktan beri söylemiyor adam, yıllardan beri söylemiyorlar. Ben herkese dinlettiriyorum. Cübbeli’yi hakiki Cübbeli hale getirdik. O şübbeli yaptı kendini, biz Cübbeli yapmaya çalışıyoruz. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Saf Suresi 9. ayeti okuyorum Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O’dur. Öyle ki onu (hak din olan İslâm’ı) bütün dinlere üstün kılacaktır.”
ADNAN OKTAR: Bütün dinlere üstün kılması ne demektir? Başka dünyada din kalmıyor. Bunu Cenab-ı Allah, Hz. İsa Mesih (a.s.) ile yapacağını söylüyor, ayet var. “Sana inananları, seni sevenleri, Kıyamet’e kadar” bak “Kıyamet’e kadar dünyaya hakim edeceğim” diyor. Ne demek bu hakimiyet biliyor musun? Siyasi, politik, askeri, her yönden hakim edeceğim anlamına geliyor. Dünya hakimiyeti.
ALTUĞ BERKER: Ebcedi 2021 Hocam.
ADNAN OKTAR: Ebcedi de 2021. Cübbeli bunları okumuyor. Bunları okutmaya çalışıyoruz. Şimdi göster.
VTR(CÜBBELİ AHMET’İN FLASH TV RAMAZAN KONUŞMALARINDAN)
ADNAN OKTAR: Şimdi bak ben Cübbeli’yi eleştiriyorum ama görüyorsunuz; tamir edici, ihyâ edici ve güzelleştirici. Ben onun da Cehennem’den kurtulması için uğraşıyorum. Yani bu kafayla Cübbeli’nin ne olacağını bir düşünün bakalım, Allah esirgesin. Değil mi ne olabileceğini. Cehennem’e gitmesin diye uğraşıyoruz ve doğruları Müslümanlara gösterelim diye uğraşıyorum. Yoksa mahvolsun, batsın peşinde değilim. Çünkü o camiayı seviyorum. Öyle olsa camiaya karşı bir tavrım olurdu. Mahmut Hoca benim şeyhimdir. Çok sevdiğim değer verdiğim bir insan. Elini öptüğüm, saygıyla, hürmetle dinlediğim bir insandır. Mehmet Talu Hoca çok değer verdiğim, pek mübarek bir insandır. Saygıyla, hürmetle dinlerim ve hiçbir zaman için de bizim davetlerimizi reddetmemiştir. Her zaman iftiharla severek gelmiştir. En zor anında bile, en imkanları dar olsa bile gelir. İnşaAllah. Mahmut Hoca ve camiayı da ne kadar çok sevdiğimi, nur gibi tertemiz insanlar. Ama kardeşim böyle bir camiaya sen Mehdi (a.s.) gelmeyecek, İttihad-ı İslâm olmayacak dersen mahvedersin sen onları. Neyi istiyorsun o zaman, ne yapsın onlar? Öldürürsün manen onları, ne yapmış oluyorsun sen? Allah aşkıyla yanıyoruz biz. İttihad-ı İslâm isteyeceğiz biz. İslâm dünyaya hakim olsun. Biz 570 yıl bekleyecek halimiz var mı? Bekler miyiz biz 570 yıl? 570 yıl bekleyin diyor. Müslümanlar’ın tozu kalmaz. 20 yıl bile, 10 yıl bile bekleyecek durum yok. İslâm hakim olsun. Yazık komünistler de sürünüyor, ateistler de sürünüyor, hepsi perişan vaziyetteler. Hepsi kurtulur. Ateistlere de acıyoruz biz, komünistlere de acıyoruz. Mahvediyorlar, hapishaneler, sürgünler, sopa yiyor, eziliyor, perişan. Onların da ferahlamasını isteriz biz, kurtulmalarını isteriz. İsrail’in de kurtulmasını istiyoruz. Filistin’in de kurtulmasını istiyoruz. Ermenistan’ın kurtulmasını istiyoruz. Rusya, Rusya diken üstünde. Niye bu güzel millet korku içinde yaşasın? Atom bombası topluyor habire Rusya. Ne gerek. Atom bombalarının güzel parçalarını sökeceğiz, uranyumunu alacağız, enerji santrallerinde kullanacağız. Niye atom bombasında kullanalım? Elektrik üretiminde kullanacağız. O metallerini de sanayide kullanırız. Uranyumunu faydalı yerlerde kullanacağız. Atom bombası olarak değil. Oradaki uranyum bütün dünyanın enerjisini karşılar, orada kullanılan tabii, yazık günah yani. Elimizden geldiği kadar doğruyu, güzeli anlatıyoruz. Şimdi arkadaşın anlamadığı bir şey varsa bana sorsun. Ben bekliyorum. Yani yanlış olan bir şey yok. Evet, mesela Mehdi (a.s.) konusunda, yanlış söylüyor, “koyu esmer” diyor. Birde ben, hem hadisle ispat ediyorum hem de kendi ifadeleriyle ispat ediyorum. Mesela “alnı ak pak” diyor Mehdi (a.s.)’nin. Hani koyu esmerdi? “Buğday tenli” diyor, unutmuş öbür konuşmayı. “Buğday tenli”, koyu esmer olur mu buğday tenli? Mesela diyor ki “Mehdi(a.s.)’nin burnu uzun”, hadiste öyle bir şey geçmiyor. Zaten anlatıyorsun, niye dürüst konuşmuyorsun? “ İnce” diyor “ ince”. Dip kısmından ince başlayan, hafif bombeli küçük burun için kullanılan arapçada bir söz var. Sırf o burunlar için özel bir söz.
MİSAFİR 1: Çok ilginç geldi.
ADNAN OKTAR: Hadis mi?
MİSAFİR 1: Hayır hadis değil, burun için kullanılan cümle.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii özel. İnceli başlayıp dipten, hafif bombeyle gelişip, küçük olan kalkık burun için kullanılan özel bir kelime, sırf o burunlar için kullanılıyor. Bunu saklıyor. Mesela “cism-i İsrail” diyor, açıkça söylüyor. Bak cisim, Arapçasını “cism-i İsrail” diyor. Söylüyorsun işte bak “cisim” diyorsun. “Cism-i İsrail” ne demek? Bedeni demektir İsrail. “Boyu” diyor. Allah’ım Yarabbim. Göz göre göre yanlış söylüyor. Hayır yani anlaşılmayacak bir Arapça olsa belki yine geçer arada. Ama cisim Türkçeye de geçmiş bir kelime. Adam bir insanın cismi dedin mi bütünü akla gelir. Ben-i İsrail görünümlü, dış görünümü, kafa yapısı, görünümü, heybeti ben-i İsrail görünümünde. Yani anlaşılıyor, ben-i İsrail İbrahimi soyun klasik özellikleri, Avrupai görünümlü. Peygamberimiz (s.a.v.) de ben-i İsrail görünümdeydi. Hep öyledir Hz. İbrahim (a.s.) de İbrani görünümü vardır. Avrupa ırkının da büyük bölümü öyledir. Klasiktir İnşaAllah. Mesela diğer anlattıkları, diğer izahları bunlarda da hepsinde de aynı eksikliği, aynı yanlışlıkları görüyoruz. Biz de bunları düzeltiyoruz. Samimi olmaya davet ediyoruz. Mesela diyor ki; “Mehdi (a.s.) ne zayıftır ne de şişmandır, kiloludur” diyor. Yani “yapılıdır” diyor, kendi açıklaması “yapılıdır” diyor. Öbür açıklamasında kitabında da “ince zayıftır” diyor. Baktı ben yapılıyım şimdi ona uymasın, hemen ince zayıf yaptı. Halbuki daha önce söylüyor “yapılı” diyor. “Yapılıdır zayıf değildir” diyor. O çünkü zayıf değil yapılı diyor. Nedir zorun? Bana benzemesi neyi değiştirir? Benziyorsa benzer tamam birçok insana da benzeyebilir, bu bir iddiayı gerektirmez ki, farziyeti de gerektirmez. Mehdi (a.s.) çıkar İslam’ı dünyaya hakim eder vesile olur, Hz. İsa (a.s.) ile beraber namaz kılar, biz de deriz ki; Allah-u alem Peygamberimiz (s.a.v.)’in kastettiği, Kuranda işaret edilen, Tevrat’ta işaret edilen kişi herhalde bu diyeceğiz. Bu kadar. Bu kardeşim suni olarak elde edilmez. Böyle bir şey yok. Rastgelirde, yani diyor benim vakti zamanı iyi değerlendirdiğim, fırsatları iyi değerlendirdiğim ve fırsatları iyi değerlendirip aradan Mehdi (a.s.) olarak çıkacağımı düşünüyor. Ve zeminin, sosyal yapının da buna müsait olduğunu, akışınında buna müsait olduğunu, benimde olmayanı da olur hale getirttirerek bu tabii tarihi akışı Mehdiyet’e çevirip başına da kendimin geçeceğini ve hani ben Mehdi (a.s.)yim diye ortaya çıkacağım zannediyor. Bu kadar saf ve çocuksu, böyle bir şey yok. Allah’ın kaderde yaratması dışında Mehdi (a.s.) olmaz. Ama biri de çıktıysa kaderde olan Mehdi (a.s.)de odur. Tedirgin olmaya gerek yok. Suni Mehdilik olmaz. Çıkıyor adam mesela başına bal kabağı gibi bir şey takıyor insanlar gülüyor buna. Allah onu gülünç hale zavallı hale getiriyor. Öbürü çıktı mesela Pakistan’da çıktılar, başka yerlerde çıktılar, mesela Ahmediler çıktı, Kalyanilik çıkarttılar, hem İsa (a.s.) olduğunu iddia ediyor hem Mehdi (a.s.) olduğunu iddia ediyor, insanlar gülüyor bunlara, acıyor. Vahiy aldığını iddia ediyor, bana vahiy geliyor diyor.
MİSAFİR 1: Aynı bedende yaşadıklarını iddia ediyorlar.
ADNAN OKTAR:Abuk sabuk, önü sonu yok. Zaten Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, böyle diyecekler diyor. “Aynı bedende yaşadıklarını” söyleyecekler diyor. Hadiste belirtiyor aynısını yapıyorlar. Geçenlerde de bir tanesi çıktı bir vatandaş “ben ‘Dabbetü-l arz’ım, Mehdi (a.s.) benim ruhuma girdi” diye. “Hz. İsa (a.s.) da girdi ruhuma, birbirlerini imanın nuruyla Kuran’daki bilgi ve hadisle tanıyacaklar” diyor. Ruhunun içi sanki salon veyahut Konya ovası sanki böyle, “orada birbirleriyle tanışacaklar” diyor. Ve buna da inanıyorlar. İnanamıyorum ben, nasıl bir çağdayız? Bu çok büyük bir mucize. Ahir zaman, deccal asrı harika, yani bu adamlara nasıl inanıyorlar? Mesela Bediüzzaman alenen “şahs-ı manevi değil” diyor, Seyyid Salih Hocamızı da çıkarıyoruz konuşturuyorum “Bediüzzaman net olarak Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” diyor. “Açıkça söylemiş şahs-ı manevi olduğunu daha ne söylesin?” diyor. Burada Mehdi (a.s.) diyor bak şakirtleri 100 yıl sonra gelecek diyor. “İşte şahs-ı manevi demek istemiş o da” diyor. İyi saatte olsunlar, Allah akıl fikir versin. Ne diyeyim ben bunlara? Her yerden bir ses geliyor; kimi “tesadüfen insanlar oldu, çamurlu sudan oluştu” diyor “tesadüfen”. Yani habala hübele böyle cinler basmış gibi ortalığı bir acayip oldu. Hani böyle kabus filmleri olur böyle korku filmleri olur; mesela bir yerden bir şey fırlar bir yerden bir şey fırlar, kabus gibi. İnsan inanamıyor mucize, bir de on binlerce insan inanıyor. Mesela Bahailik de öyle, on binlerce insan, ne on bin, yüz binlerce, milyonlarca koca koca binalar yapmışlar. Ona da vahiy geliyormuş, onun da kitabı varmış. Önüne gelen bana kitap geldi diye çıkıyor ortaya. “Vahiy geliyor bize inanmayan kafirdir” diyor. Yani memleket kaynıyor böyle, dünya.
ALTUĞ BERKER:Hocam “aknel enfi” (kalkık burunlu) hadiste şöyle geçiyor; Süneni Ebu Davut’ta “Mehdi (a.s.) bendendir o geniş alınlı, kalkık burunludur.” Açıklamasında burnun yukarıdan itibaren ince olarak başlaması ve kalkık oluşu sözlük de böyle geçiyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Anlamı bu; kibar ve güzel bir burun için söyleniyor.
MİSAFİR 1: Hz. İsa (a.s.)’nın peki nereden tam olarak çıkacağı kesin mi? O da İstanbul’dan mı diye düşünüyorsunuz siz?
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman’ın Ahir zamanla ilgili sözleri, benim kanaatim Bediüzzaman Hızır (a.s.)’la bağlantı halinde, bütün söyledikleri doğru çıkıyor. Ama bakın dikkat edin bütün söyledikleri kesinlikle doğru çıkıyor. Kardeşim ben bilmiyorum ben bunu ne Abdülkadir Geylani’de gördüm, ne İmam Rabbani’de gördüm, ne bir mürşitte, hiçbir yerde görmedim, görsem ayaklarına kapanırım, hepsini çok seviyorum. Ama gerçekten Bediüzzaman hakikaten acayip bir şahıs. Yani abartmıyorum, ben abartmam biliyorsunuz çok samimi bir insanım. Hakikaten çok acayip bir şahıs. “Eşhas-ı Ahir zaman” bak şahs-ı Ahir zaman demiyor yani şahıs demiyor “eşhas-ı Ahir zaman”. “İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.) imanın nuruyla tanınır” diyor ikisi eşhas-ı Ahir zaman. Tek üzere olanlarda kullanıyor, mesela bir, üç gibi. Bir olmayan, iki veyahut üç kişi eşhas kullanılıyor. Ben İsa (a.s.)’ı işin doğrusu İstanbul’da ummuyordum. Ben Kudüs’te bekliyordum. Doğru Kudüs’te buluşmaları var. Mekke’de ve Medine’de buluşma var ama Bediüzzaman İstanbul diyor. Bu da makul çünkü Ayasofya’da kılınacak namaz, biat İstanbul’da yapılacağı için. Fakat o günleri bilemiyorum İsa (a.s.) hakkında benim çok fazla bir bilgim yok. Mehdi (a.s.)’yi çok iyi biliyorum Mehdiyet konusunu ama, İsa (a.s.) konusunda anlatmadığım bilgilerim var, kendimde gizli tuttuğum bilgiler var. Ama bilsem de söylemem, güvenliği açısından da söylemem. Ne yer, ne zaman onları söylemem. Çünkü o İsa Mesih (a.s.) olarak tanıtılacağı için çok riskli. Amerika’da öyle bir kere birisi çıktı yalancı mesih tabii yalancı isa. İçinde ki çocuklarla kadınlarla yüzlerce kişiyi birden Amerikan devleti, dikkat edin cayır cayır yaktı. Bakın cayır cayır yaktı. Şimdi biz böyle bir belanın içine Müslümanları sokmayız. Pardon falan dediler ve örtbas ettiler çok büyük olaydır bu. Koskoca bir çiftliğin içinde cayır cayır yandılar. Beş yaşında, üç yaşında, iki yaşında, sekiz- on, on bir-on iki yaşında yüze yakın çocukla beraber yaktılar. Dünya bunu bilmiyor. Onun haberini hazırlayalım biz de gösterelim. Tabii o manyak ta bunun günahını üstüne aldı, çünkü Rusya’da da var öyle cins bir tip. Bana yazmış “Hocam ben geldim” diyor. Hakikaten de Rusya’nın başının derdi. Allah’ın hikmeti, böyle nerede cins varsa bana gelir. Geçen günlerde bizim evin kapısına gelmiş böyle saçları uzun “Hocam ben geldim” diye. Ama İncil’de yazıyor bu, İncil’de var hadislerde de var, “sahte Mesihler çoğalacak.” Hakikaten tarihte görülmemiş sayıda çoğaldı. Allah bana gözümle de gösteriyor çok manidar. Yalnız hakikaten adamlar köy-kasaba kurmuşlar büyük bir yer. Böyle beyaz kıyafetler giymiş, saçını da uzatmış Rus köylüsü birisi. Alelade annesi-babası var, nüfus cüzdanı var, normal doğmuş, küçüklükten itibaren yetişmiş, haylazlık yapmış küçüklüğünde, okula da gitmiş birisi. İsa (a.s.) olması mümkün değil . Çünkü İsa (a.s.) okula gidecek değil, ailesi annesi-babası yok. Bir başka boyuttan bu boyuta aniden geliyor. Geçmişiyle ilgili ne fotoğraf, belge hiçbir şey olmaz İsa (a.s.)’ın. Bu koskocaman delikanlı. Geçenlerde epey oluyor bize yazmış “Hocam ben geldim” diye. Ne diyeyim şimdi Allah hidayet versin. Ama hayrettir bu tipler hep bana geliyorlar.
MİSAFİR 1: Evinize gelene ne cevap verdiniz?
ADNAN OKTAR: Sen git dedik o seni bulur dedik. Tabii acıyorum o fevkalade durum olmasa o hale gelmezler. Ama bu Rusya’daki hayrettir yani nasıl inanıyor bu insanlar? Çünkü Allah Katından gelecek İsa (a.s.). Bir anneden-babadan doğma İsa (a.s.) olur mu? Allah Katına alındı Allah Katından geri iniyor o kadar inşaAllah. Sadece o hadislerde belirtilen olayların zuhur etmesi o başka bir şey değil. Sahte mehdiler, sahte isalar yoğunlaşacaktır. Sahte mehdinin de en büyük alameti alenen Mehdi (a.s.) olduğunu söylemesidir. Fakat Mehdiyet devrinin en önemli özelliklerinden birisi bak Cübbeli de anlattı, Mehdi (a.s.)’den ve deccalden bahsedilmesinin yasaklanmasıdır. Diyor ki; Hutbeler de yasak diyor. En başta yasağı sen koymuşsun Cübbeli Efendi. Risale-i Nur okunan dershanelerde de bir kısmında Mehdi (a.s.)’den bahsedilmesi yasaktır. Deccalden bahsedilmesi yasaktır. Gariptir çok az sayıda ama, var. Binde bir oranındadır ama var. Bu çok büyük bir kepazeliktir. Bediüzzaman’ın sözlerinin alenen yalanla değiştirilmesi yine Ahir zamanda yalanın çoğalması ile ilgili hadisin bir tezahürüdür. Küstahça, alçakça, şerefsizce Bediüzzaman’a iftira ederek alenen yalan söylüyorlar. Gözümüzün içine baka baka ve zekamızla aklımızla bütün milletimizin zekasıyla aklıyla alay edercesine bir de zekice de değil bak şeytani bir zekayla da değil, ahmakçasına yalan söylüyorlar. Gözümün içine baka baka. Seyyid Salih Özcan Hocamı göster bir daha. O kafalarına tokmak gibi iniyor. Mehdi (a.s.)’nin şahs-ı manevi değil de şahıs olduğunu belirttiği konuşmasını yine yayınlayalım.
VTR (SEYYİD SALİH ÖZCAN, MEHDİ (A.S.)’IN ŞAHIS OLDUĞUNU ANLATIYOR.)
ADNAN OKTAR: Bak Seyyid Salih Özcan Hocam, Bediüzzaman’ın en sevdiği, en güvendiği, bizzat yanında bu Risalaleler’in yazıldığı insanlardan bir tanesi. Fakat şahs-ı maneviciler pek sevmezler Seyyid Salih Özcan Hocamı. Şahs-ı maneviyle milleti uyutmak isteyenler pek sevmez. Çünkü şahs-ı manevi dedim mi işte station arabası olacak, bir de hanımını yanına alıyor çocukları da arabanın arkasına koyuyor, Risale-i Nur Külliyatı’ndan da küçük bir kitap, işte “karşısında-kııı” bilmem ne diyerek böyle ömrünü geçiriyor. Okuluna gidiyor, işine gidiyor. Onda bir heyecan yok, İttihad-ı İslam düşüncesi yok, şevk yok, deccaliyetle mücadele yok, hiçbir şey yok. Gayet sakin canının istediği yerleri dini konuları tenzih ederim, onları okuyacak o kadar. Fakat en etkilisi işte Seyyid Salih Özcan Hocamıza söylediği. Fakat Bediüzzaman’ın seyyidliği konusunu Seyyid Salih Özcan Hocamıza sorduk hakikaten Bediüzzaman’ın böyle bir ifadesi olmuş. “Ben sence seyyid miyim?” demiş, “hem seyyidsiniz, hem şerifsiniz” demiş. “Sakın bunu kimseye söyleme” demiş. Ama bunu sakın kardeşlerimiz yanlış anlamasın çünkü bu çok vahim olur. Bediüzzaman benim elimde belge var demiyor. Bir şecere sahibiyim demiyor, bir araştırma yaptım ben oradan seyyid olduğumu anladım demiyor. Ama özel bir bilgi gelmiş ona, bu, Hızır (a.s.) olabilir. Ona dayanarak böyle bir ifadede bulunmuş. Yani en doğru düşünme Allahualem bu. Eğer yanlış düşünüyorsam bana yazsın kardeşlerim. En doğrusu budur. Öbür türlü iftira olur Bediüzzaman’a, inşaAllah.
Şimdi “selamün aleyküm Hocam.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “ Ben Almanya’dan Gökhan, Hocam internet üzerinde dolaşan bir haber var bu haber doğru mudur? Doğruysa neden Şeyh Nazım Kıbrisi Hoca Efendi bu açıklamalarda bulunmuştur? Haberin tamamını aktarıyorum.” Üstadıma Şeyh Nazım Hocamıza ellemeyin, kimse konuşmasın. O bir şey söylüyorsa hikmetle söylüyordur, o benim canım, ben ona laf söyletmem. İstediğini söylesin o, dünya şekeri o, bir kere hayır hikmet gözüyle bakacaksın. Bir de bakın bir sır veriyorum; bir daha beni bu konuda dinlerken bu gözle baksınlar. Cezbe ehlidir. Cezbe halindeyken manevi cezbe halindeyken Allah vermesin küfür ifadeler de olur. Küfür ifade de olur. Açın bakın İmam Rabbani’nin Mektubatı’na, İmam Rabbani’de de oluyor bu. O konuşmaya itibar edilmez. Sonra sabah açılır o, bir süre sonra kalkar o. Sürekli makam alır, makam-ı Mehdiyet vardır, makam-ı gavsiyet vardır, makam-ı Hızır vardır. Yekeza halde, baygın halde gezerler, cezbe ehlidir. Zaten ehl-i tarik yani adı üzerinde Nakşi Şeyhidir. Cezbe hali çok sık olur şeyh efendilerde. O andaki sözü geçerli olmaz. Hikmet aranacak orada, o kadar. Sabahına bambaşka konuşuyor çünkü. Cezbeden ayıldıktan sonra bambaşka konuşur. İmam Rabbani’nin Mektubatın’da bu konu çok geniş kapsamlı olduğu için oradan isteyen kardeşlerimiz bakabilirler. Bediüzzaman’ı aşkla sever, Mahmut Efendiyi aşkla sever, Ali Haydar Efendi’yi çok iyi bilir Şeyh Nazım Hocamız ve sever. Kafalarına takmasınlar ben biliyorum yani inşaAllah. Biliyorum deyince biliyorum. Ben Nur talebesiyim, beni oğlu gibi sever Şeyh Nazım Hoca, benim oğlum der, oğlum diye hitap eder. Evladım diye hitap eder. Kimsenin evine gitmiş bir insan değildir Şeyh Nazım, varsa söylesinler bana. Kendi tarikatına mensup özel kişilerin, Şeyh Nazım Hocam için oluşturulduğu mekanın dışında hiçbir yere gitmez. Benim bulunduğum eve iki kere geldi. Bu bir harikadır. “Ben dedi hiç kimsenin ayağına gitmem” dedi. Ve “gitmedim” dedi, hiç. “Ama benim oğlum beni çok seviyor” dedi. “Ben onun yanına gelirim” böyle dedi. İki kere. Mübarek sakallarını da sevdim. Benim Nur talebesi olduğumu biliyor. Kitaplarımda Risale-i Nur’dan bahsettiğimi de biliyor. Ben konuştum Şeyh Nazım Hocamla. Bediüzzaman’ı o aşkla sever. Yani bana güvensinler. Bir bildiğim var ki söylüyorum. Böyle şeye itibar etmesinler kafalarında. Teşvik için söylüyor. Mesela diyor ki Fethullah Hocayla ilgili; teşvik etmek içindir bu, şevklendirmek için. Atıl durmayın hareketlenin, heyecanlanın, o anlamdadır, coşkulu olun. İslam’ın hakimiyeti uzadığı için şeyhimde de bir gerilim oluyor, maşaAllah. Hamiyeti İslamiye’si coştu. Bu durumdan rahatsız. Onun heyecan ve gerilimi içerisinde İttihad-ı İslam’ın gecikmesinden dolayı. O yüzden hepsini eleştiriyor. Haklı olarak eleştirir. Büyüklere de böyle söz söylendiğinde, onları büyüklerin kendi aralarında bırakalım. Cezbe halinde söylenilir bunlar. Cezbede direk Allah’ı zikredin. Direk küfür söz ediyor. Direk dinden, imandan çıkacak söz ediyor yani. Geçerli olmaz. Yani onu nasıl bilmez bir insan cezbe halinde? Biraz orada arkadaşların da hatası. Cezbe halinde özel bir hal alır zaten. Hissedilir, bilen bilir onu. Cezbe hali ayrı bir şeydir, inşaAllah. Yani baygın oluyor, o değişik bir şey, inşaAllah. Nedir o?
ALTUĞ BERKER:Amerika’daki David Koresh, bahsettiğiniz kişi ve o çiftlikten resimler var.
ADNAN OKTAR:Bu Hz. İsa (a.s.)’yım diye ortaya çıkan genç, anadan-babadan olma. Bak, çiftliğin görüyor musun yanışını? Cayır cayır yaktılar, Amerikan polisi yaktı. Bak, cesetler. Görüyor musun insan cesetleri? Çoluk-çocuk falan dolu. Bütün arazi doldu böyle. Biz bu olayların tekerrür etmemesi için tedbir alıyoruz. Konu bu. Çünkü Kardinal çıktı, dedi ki; bakın, Vatikan’da Kardinal. “İsa Mesih (a.s.), yani İsa İbni Meryem, Meryem oğlu Mesih (a.s.) gerçekten gelse dahi, hakikaten kendi olsa dahi, biz bu sistemi değiştirmeyeceğiz” diyor. Söke söke değiştireceğiz Kardinal efendi. Söke söke. Bizzat kendi ellerinle değiştireceksin. Sen İsa (a.s.)’ya meydan okuyorsun, aklını başına al. Çok büyük oyun oynuyorsun. İsa (a.s.)’ya meydan okuyan, Allah’a meydan okur haşa. Allah insanı mahveder. İsa (a.s.)’ya karşı koyamayacağınızı göreceksiniz. Bir avuç ateist mason orada kamp kurmuş. Orada şakıyor, ötüyor. Ötemeyecek hale gelecek. İsa Mesih (a.s.)’i gördüğünde böyle nutkun tutulur, nutkun. Böyle kabadayılık yapamazsın. Bir de İsa Mesih (a.s.)’ in karşısında söyle de göreyim bakayım. İki büklüm olup diz çökeceksin, bak göreceksin Kardinal efendi. Diyemeyeceksin. Nuru yakar seni nuru. Işığına dayanamazsın. “Nefesi yetecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), nefesi. “Deccal nefesini hissettiğinde tuzun suda erdiği gibi erir” diyor. “Yok olacaklar” diyor. Tuz nasıl erir suda? Kocaman bir kitledir,. Bir karıştırırsın, bakarsın yok olmuş ama ölmez. O sistem içerisinde dağılır. Bu ne demektir? Öldürmeyecek, şeytanlığını yok edecek, eğitecek anlamına geliyor. Dolayısıyla bu Kardinal efendi de korkmasın. İsa Mesih (a.s.) ona bir şey yapmayacak. Sevgiyle onu diriltecek. O ölü ruhunu, ölü kafasını, inşaAllah.
Şeyh Nazım Hocama laf yok, söz yok. O benim canım. Söyleyecek olanlar bana gelsinler. Hocama laf ettirmem, inşaAllah. Dünya tatlısı, insan ona nasıl kıyar. Sürekli espri yapıyor, milleti şenlendiriyor, canlandırıyor. İki büklüm mesela kalkıyorlar, zikir ediyorlar, canlanıyorlar. Birden bire o hasta halinden, bitkin halinden kalkıp onlarla beraber zikir ediyor hareketli, canlı. Başka hoş olaylar da var da şimdi anlatmıyorum. Çok şeker bir insan, maşaAllah.
Evet, “selamün aleyküm çok kıymetli Adnan Hocamız.” Aleyküm selam ve rahmetüllahi ve bereketühü. “Sizi ve arkadaşlarınızı çok seviyorum. Ben iki aydır bir gün bile sohbetinizi kaçırmadım.” Öyle olması lazım. Ben de böyle Hocam olsa hakikaten kaçırmam sohbeti. Hakikaten kaçırmam, böyle bir sohbet kaçırılır mı? “Sohbetinizi dinleyemezsem” tabii Allah vermesin olabilir ama insanlık hali “o gün boş geçmiş gibi zannediyorum.” Yok canım niye boş geçsin. Yine İslam’a Kuran’a hizmet ediyorsun, namaz kılıyorsun,. “Hocam sizi Veysel Karani aşkıyla seviyoruz.” MaşaAllah, en az öyle olması lazım. Müslümanlar birbirini öyle sevecek. “İnşaAllah kim bilir kısmette varsa bir gün karşılaşırız, inşaAllah. Allah’tan duam, sizi samimi seven insanları dünyanın neresinde olursa olsun ilk görüşte tanıma özelliğini de verir, inşaAllah.” Yani burada bir ima var mı? Yoktur inşaAllah. “Konuşmalarınızı yayınlamaya devam ediyorum. Arkadaş siteme her gün onlarca kişi ekliyorum. Baştan birkaç tepki geldi, çok üzüldüm.” Ne dedim; üzülmek haram. Niye üzülüyorsun? Hayır var. Dümdüz yolda gidersen imtihan olmazsın. Karşına engeller çıkacak. Engelsiz nasıl imtihan oluyorsun o zaman sen? “Yol dümdüz olsun, hiçbir şeyle karşılaşmayalım” diyorlar. İmtihan olmaz, olmaz öyle şey. Üzülmek haram. “Bazı tavsiyeler sundum. Allah’a şükür anladılar” diyor. Demek ki bak, işte bak sevap almışsın. Ömer Yılmaz, yılmayacaksın Ömer. Soyadın gibi olacaksın. Hz. Ömer (r.a.) gibi de yiğit delikanlıca. Hz. Ömer (r.a.) üzülüyor muydu? Yılıyor muydu? Tabii ki deccaliyetin en azgın devrindeyiz tabii ki zorluklarla karşılaşacaksın. “Sizi samimi seven insanlar dünyanın nesrinde olursa olsun tanıma özelliği de verir.” Ama hakikaten benim arkadaşlarım anlaşılıyor, bir şekilde. Yani anlıyorlar. Diyorlar, “siz Adnan Hocanın talebesi misiniz?” diyorlar. Genellikle tabii bütün müminler munis ve sevimlidir ama, anlaşılıyor hakikaten o munisliklerinden, sevimliliklerinden, temizliklerinden, alicenaplıklarından anlaşılıyorlar, maşaAllah.
Evet, maşaAllah. Hollanda’dan bir kardeşimiz. Selam ediyor, “hayırlı geceler Hocam” diyor. “Sadece ellerinizden öpmek için efendim” diyor, “bunu söylemek için aradım” diyor, maşaAllah. Budist mudist arkadaşlar varmış, genç arkadaşlar. Bu yoga moga falan. O zaman yarın itibariyle onlara da cevap verelim. Çünkü çok geldi bu tip yazılar. Bana tabii seçerek getiriyorlar onlardan da dikkatimi çekiyor. Ben tehlike olarak görmüyorum ama yine de açıklayayım, anlatayım. Çünkü yani gülerim ben öyle bir şey olsa. Herkes güler yani. Darwinizm tehlikedir, materyalizm tehlikelidir ama Budizm ne alaka yani. Ama yine usulen, hükmen anlatayım.
“Değerli Hocam, hayırlı geceler. İş münasebetiyle Etyopya’da bulundum ve yeni döndüm. Afrika’daki sefilliği, açlığı, yokluğu gördüm. Ancak oradakilerin tümü kötü şartlara rağmen Allah inancı ve sevgisini gördükten sonra ülkemizdeki çok daha iyi durumdaki ateistlerin inançsız hallerine üzüldüm.” “Ülkemizdeki çok daha iyi durumdaki ateistlerin inançsız hallerine üzüldüm” bak, üzülme, üzülme kelimesini bundan sonra duymayacağım. Üzülmek haramdır. Müslüman üzülmez, niye üzüleceksin? Onu da yaratan Allah. İstiyorlar ki hiç ateist olmasın, Darwinist olmasın, materyalist olmasın; günlük güneşlik dümdüz yol olsun. Olmaz, imtihan oluyoruz. “Hocam, ülkemizdeki bu” bu da çok sert söz olmaz. “Ülkemizdeki bu arkadaşlar neden Allah’ın verdiklerini gördükleri halde şükretmek yerine şeytana uyarlar?” Kaderleri öyle imtihan oluyorlar. “Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah Hocam. Saygılarımla Oğuz.”
“Selamün aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetüllahi ve bereketühü. Artvin Hopa maşaAllah Karadeniz’in aslanlarından. Uğur Kara. “Ben telefonla Serdar ağabeyimle görüşmüştüm” diyor. Serdar ağabeysine sevgilerini uzun uzun anlatmış. “Hocamıza duyduğum sevgi çok büyük inşaAllah. En kısa zamanda Allah kavuştursun beni sizlere inşaAllah, çok teşekkür ederim.” Serdar, seni çok seviyor arkadaşın. Bak, sana sürekli teşekkür ediyor. “Hayırlı geceler diliyorum. Ay sonuna kadar oradayım inşaAllah, kabul buyurursanız” diyor. İnşaAllah, misafirlerimize kapımız açık, inşaAllah. Çok fazla kalabalık olsa tabii temsilen bazı arkadaşlarla görüşüyoruz, inşaAllah temsilen.
Evet, “selamün aleyküm Hocam. Üstad İbni Arabi için cezbe halini açıklayan bilgiler var ama şu an tam yerini hatırlamıyorum. Bir de Şeyh Nazım Hocamız Fethullah Hocamızı da çok seviyor.” Biliyorum tabii. “Babam rahmetli iki defa Hoca Efendinin yanında mübarek şahsiyetiyle görüşmüştü.” Bak tamam. “Hayırlı geceler dilerim. Saygı ve sevgilerimle.” Birbirlerini çok seviyorlar, öyle bir şey yok. Hayır kardeşim ben inanamıyorum, sürekli hayatı videoya alınıyor Şeyh Nazım Hazretlerinin. Şimdi gece üçte kalkıyor namaz kılıyor, cinnilere ders yapıyor. Cinliye sohbet yapıyor ve cezbe haline giriyor. Bir konuşma yapıyor “vay nasıl böyle der?” Aklınızı başınıza alın kardeşim. Çocuk olsa anlar cezbe halinde olduğunu yani. Biraz olgun ve akıllı, biraz tasavvuf terbiyesiyle baksınlar. Bir de “ehl-i tarikiz” diyorlar. Nasıl ehli tarik oluyorlar ben anlamıyorum yani inşaAllah.
MaşaAllah, inşaAllah öyle oluruz inşaAllah. Hollanda’dan Sebe isimli kardeşimiz. “Hocamın” diyor, “Kuran’ı açıklarken, Üstadımın anında Kuran’ı Kerim tefsiri yapabilmesi, sorulara anında aklıselimle cevap vermesi kalbine sürekli ilahi ilhamın geldiğinden dolayıdır. Bu günün alimleri sizleri, bir kısım alimleri duymuyorlar bir türlü” diyor. Halbuki Hocam... Evet çok hüsn-ü zanlar, hüsn-ü zanlar, hüsn-ü zanlar maşaAllah, inşaAllah o dediğin gibi oluruz, inşaAllah. O güzel haller olur inşaAllah. Sigara içersen, sözümü dinlemezsen daha böyle çok olur. Öksürürsün. Haklı mıyım sigara konusunda?
SUNUCU:Doğru söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR:Evet, Berker Hocam ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, Kuran inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kuran’dan ayet okuyayım. Bismillah. Meryem Suresi. 77. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım. “Ayetlerimizi inkar edip, bana: "Elbette mal ve çocuklar verilecektir" diyeni gördün mü?” Hem Allah’ı inkar ediyor, hem de bana mal da kazanacağım, çocuklar da olacak, dünya benim olacak diyor. “O, gayba mı tanık oldu” diyor Allah, “yoksa Rahman (olan Allah)ın Katında(n) bir ahid mi aldı?” “Nerden biliyor?” diyor Cenab-ı Allah. “Asla” diyor Allah, “demekte olduğunu yazacağız ve onun için azapta(n) da süre tanıdıkça tanıyacağız.” Ona imkan vereceğiz diyor Allah, azabının artması için, inşaAllah. “Onun söylemekte olduğuna Biz mirasçı olacağız” onun söylemini biz alıp muhafaza edeceğiz diyor Allah. Sözleri Bende kalacak. “O Bize, 'yapayalnız tek başına' gelecektir” diyor. Malını -mülkünü, çoluğunu-çocuğunu hepsini bırakacak, tek başına Bana gelecek diyor. Hesap vermeye gelecek diyor Allah. “Kendilerine güç (izzet) sağlasınlar diye, Allah'tan başka ilahlar edindiler.” İşte falanca bir şahsı ilah ediniyor, falanca grubu kendini ilah ediniyor, Darwinizm’i ilah ediniyor veyahut çıkar gruplarını kendine ilah ediniyor. Hayır; (o yalancı ilahlar) onların tapınışlarını inkar edecekler ve onlara karşı çelişkiye düşecekler.” Mesela Darwin onların sözünü kabul etmeyecek Ahiret’te. Hepsi perişan oluyorlar, hepsi o dehşet anını yaşıyorlar ve “tapınışlarını inkar edecekler” diyor Allah. “Ve onlara karşı çelişkiye düşecekler.” Yani birbirleriyle çelişecekler diyor. Onun dediğini kabul etmeyecekler. “Görmedin mi, Biz gerçekten şeytanları, kafirlerin üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar.” Darwinistlere, materyalistlere şeytanlar musallat olacaklar, ateistlere. İşte Ahir zamanda deccaliyetin yaptığı olay budur. Fakat Allah, “Ben yaptırıyorum” diyor. Deccali Allah vesile ediyor. Ne diyor bak Cenab-ı Allah; “Görmedin mi, Biz gerçekten şeytanları” milyarlarca şeytanı, “kafirlerin üzerine gönderdik” bedenlerine, isim isim, tek tek geliyorlar. “Onları tahrik edip kışkırtıyorlar.” Sürekli anarşiye, teröre, kan dökmeye, zulme, Müslümanları parçalamaya, kimini işte Mehdi (a.s.) yok dedirttiriyor, kimine İsa (a.s.) gelmeyecek dedirttiriyor. Kimine “madde ilahtır” diyor, “madde kendi kendine yaratmıştır” diyor. “Tesadüfler sonucu dünya meydana gelmiştir” diyor. “Bunları onlara şeytan söyletecek” diyor Cenab-ı Allah. “Onlara karşı acele davranma; Biz onlar için ancak saydıkça sayıyoruz” diyor Cenab-ı Allah 84. ayette. 94. ayette, “Andolsun, onların tümünü kuşatmış” bakın bütün kafirlerin hepsini kuşattım diyor Allah. Ruhları, bedenleri tamamen Benim kontrolümde diyor Allah. “Ve onları sayı olarak saymış bulunmaktadır.” Hepsini sayı olarak biliyorum diyor Allah. Yerlerini, ne yaptıklarını, ne ettiklerini, hepsi Benim katımda belli diyor. İnsanlar zannediyor ki tesadüfen yapıyor. Öyle bir şey yok. Hepsi Allah’ın kontrolünde. “Bilgim dahilinde” diyor Allah. “Ve onların hepsi, Kıyamet günü O'na, 'yapayalnız, tek başlarına' geleceklerdir.” Orada grup halinde slogan atma imkanı yok. Bağırma-çağırma imkanları yok. Artistlik, kabadayılık falan yapamazlar. İki büklüm ve sürünerek gelecekler, yerde. “Gözleri gömgök” diyor Allah. Mor, gözlerinde renkli kısım da yok. Gözünün iç kısmı mor. “Daha önce görüyordum” diyor, “şimdi göremiyorum” diyor. “Kör olarak haşr edeceğiz” diyor Allah, inşaAllah.
Evet, 8’de Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah; O'ndan başka İlah yoktur. En güzel isimler O'nundur. Sana Musa'nın haberi geldi mi? Hani o bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: "Durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum." Kuran’da başka yerde de geçiyor. Bir kere demek ki dikkat eden insan ateşi görebiliyor, bir olayı görebiliyor. Dikkat etmeyen göremiyor. Bak, diğerleri göremiyor. İmanın nuru keskin olduğu için Hz. Musa (a.s.) görüyor. İlk ateşi gören o. Demek ki Mehdiyet’le ilgili ateşi görmek de imanın nuruyla oluyor. Mehdiyetin alametlerini, Ahir zamanın alametlerini de görmek de imanın nuruyla oluyor, sırf Mehdi (a.s.)’yi değil. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametlerini görmek de imanın nuruyla olur. Mesela Kabe’de kan akıtılmasını milyonlarca insan göremedi. Ama Mehdiyet ve Mehdi (a.s.) talebeleri görüyorlar. İmanın nuruyla görüyorlar. Mesela 15 gün arayla Ay ve Güneş tutulmalarını insanlar göremedi. Ama Mehdi (a.s.), Mehdiyet ve Mehdi (a.s.) talebeleri görüyor imanın nuruyla. Fırat’ın suyunun kesilmesini milyonlarca insan göremedi. Ama Mehdi (a.s.), Mehdiyet ve Mehdi (a.s.) talebeleri gördüler. Onun için bütün Mehdiyet alametleri yine imanın nuruyla görülür. Mehdi (a.s.) neyle görülür? O da imanın nuruyla görülür. İsa (a.s.) neyle görülür? İmanın nuruyla görülür. Deccal neyle görülür? O da imanın nuruyla görülür. Deccalin alametleri neyle görülüyor? İmanın nuruyla. Deccalin alametleri içine girmiş adam, kaynıyor deccaliyet, gevrek gevrek böyle kahvehane sohbeti yapıyor; “Deccal de çıkmamıştır” diyor, “Ahir zaman da gelmemiştir” diyor. Halbuki kendi kitapları, kendi yazdıkları kitaplar da bütün alametleri saymış, tamamı olmuş. Bakın şimdi işin daha da vahimi o alemetleri bizzat kendileri oluşturuyorlar şu an. Bizzat kendileri oluşturuyor Ahir zaman alametlerini. Mesela kendi şeyhleri cinsi sapıkla beraber resim çektirmiş. Cinsi sapıklarla resim çektiriyor. Bu ahir zaman alameti, kendin yapmışsın sen, kendin yapmışsın. Fakat kör gözün görmüyor. Manen kör. Gerçek körler Ahiret’te çok makbuldür makamları. Yani velayet makamı gibidir körlük. Sen namazda mesela bir sevap alırsan, kör olan yedi yüz sevap alır. Çok daha fazladır sevabı inşaAllah. “Ateşi görmüştü de, ailesine şöyle demişti” hemen bak ailesini, sevdiklerini. Bizim ailemiz ne? İslam. Hemen biz de İslam alemine alameti haber vereceğiz. Hz. Musa (a.s.) ne yapıyor? Görür görmez ateşi hemen alameti haber veriyor, susmuyor. Bizim ailemiz nedir? İslam’dır. İslam ailesine biz de hemen haber veriyoruz. “Şöyle demişti: "Durun” durmak; teyakkuz, dikkatli olun, Müslümanlar şu an deccaliyete karşı dikkatli olmak durumunda. Kuran’da da Allah dikkate bizi teşvik ediyor. Durma nedir, durma ne için yaptırılır? Teyakkuz ve dikkat için yapılır. Demek ki fevkaladelik olduğunda teyakkuz ve dikkat gerekiyor. “Bir ateş gördüm; umulur ki” bak, büyük konuşmuyor, “umulur ki, Allah’tan umuyor “umulur ki, size ondan bir kor getiririm” o ateşten size bir parça getiririm. Faydalanacağınız, istifade edeceğiniz bir parça getiririm. “Veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum.” O ateşin yanındaki yol gösterecek kimdir? İşaret edilen Mehdi (a.s.)’dir, yol gösterici. Mehdi (a.s.)’nin vasfıdır zaten. Mehdi (a.s.)’ye işaret var. Mehdi (a.s.)’nin çıkışı büyük bir ateşin zuhuruyladır. Oradaki ateş, buradaki ateştir aynı zamanda, ona işaret ediyor inşaAllah. Mesela bak, demek ki ayette okuduğum, daha önce duymuş muydun?
ALTUĞ BERKER:Hayır Hocam, ilk defa inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, Allah adına yemin ediyorum, benim ilk defa aklıma şimdi geldi, okurken geldi. Allah adına yemin ediyorum, hiç aklıma gelmemişti. Yani bir kısmı daha önce anlattıklarım ama o verdiğim diğer detaylar hiçbir sohbetimin hiçbir yerinde bulamazsınız. İlk defa aklıma geliyor. Bu kıssayı benim yüzlerce okuduğumu bilir herkes ve her seferinde değişik anlatırım, bilirler. Yani bir anlattığım diğerine benzemez. Kuran’ın bir mucizesidir bu. Sırf Kuran’a mahsustur. İçi sırlarla doludur, açarsın bitmez, açarsın bitmez, açarsın bitmez. Bediüzzaman bu konuyu çok güzel anlatıyor. Kuran’ın bu sır yönünü, Bediüzzaman’ın bu açıklamalarını da yarın anlatalım. Bu yani kat kat anlamlar olması, kat kat özelliklerinin olmasını Bediüzzaman çok nefis ve bayağı kapsamlı izah etmiş. Bu cezbe halini de anlatalım ki kardeşlerimiz böyle ehli hakta, tasavvuf ehlinde olan bazı konuşmalarda tedirgin olmasınlar. Yani cezbe halinin hikmetlerini, derinlikleri işleyelim anlatalım inşaAllah.
Zuhruf Suresi. “Hayır; Ben onları ve atalarını, kendilerine hak ve açıklayan bir elçi gelinceye kadar yararlandırdım.” Ebcedi 2015. “Ve bunu (bu tevhid inancını) belki (inananlar Allah'a) dönerler diye ardında (kendi soyunda) kalıcı bir kelime olarak bıraktı.” Hz. İbrahim (a.s.)’in sonu Mehdi (a.s.) ile sonuçlanmıyor mu? Ebcedi 1999 tarihini veriyor. Bak diyorki, “kalıcı bir kelime”, “ardında(kendi soyunda) kalıcı bir kelime olarak bıraktı” diyor. Tevhit inancını, Allah birdir denmesini, Allah’ın kitabına uyulmasını ve “bu soyda bu inanç devam edecek” diyor Cenab-ı Allah. Ebcedi 1999’u veriyor, inşaAllah. Bu ebcedler Bediüzzaman’ın talebelerinden, talebeleriyle beraber hazırladığı ve Bediüzzaman’ın tasdik ettiği ebcedler bir kısmı. Onları da ayrıca belirteceğim ben.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Bir sefer daha açayım; “Bunun üzerine kavminin (İbrahim'e) cevabı yalnızca: 'Onu öldürün de yakın' demek oldu. Böylece Allah onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda, iman eden bir kavim için ayetler vardır.” Mehdi (a.s.)’yi de yakmaya çalışacaklar kendi kafalarınca ama yakamazlar. Kendilerini yakacaklar, Mehdi (a.s.)’yi yakamazlar. Mehdi (a.s.) şeytanları iyi yakar, inşaAllah. Evet, internetten devam edeceğiz, HarunYahya. Tv’den inşaAllah.
Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu - Video
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...