SUNUCU: İyi akşamlar, sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam www.HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz. Bugün yeni konuğumuz Şebnem Schaefer ile birlikteyiz. Buyrun Hocam, nasıl başlamak istersiniz?
ALTUĞ BERKER: Bugün basında dikkat çekici bazı haberler vardı. Vatan Gazetesi’nde Hasan Celal Güzel, Osmanlı Birliği, “Osmanlı Milletler Topluluğu kurulmalıdır” başlıklı yazı dizisine ikinci yazısıyla devam ediyor Hocam, inşaAllah. Osmanlı Milletler Topluluğu’nun her dinden, her milletten insanların büyük bir hoşgörü anlayışı ile beraber yaşadıkları bir huzur medeniyeti olacağını söylüyor ve bunları delillendiriyor, alıntılar yapıyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Sen ne diyorsun? Hasan Celal Güzel Hocamız bu yönüyle çok mükemmeldir. O da Türk-İslam Birliğini savunan, İttihad-ı İslam’ı savunan bir insan. Avrupa Birliği gibi Türk ve İslam aleminin birleşmesi; modern, sevecen, sevgi dolu, güzel bir topluluk olmaları çok çok güzel olur. Şebnem de inşaAllah o toplulukta çok önemli görev alır, inşaAllah.
ŞEBNEM SCHAEFER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Türklük alemi, İslam alemi zaten birleşecek, o dünyanın bir kaderi. Fakat bizim bağnazlığa karşı çok dikkatli olmamız gerekiyor. İki şey vardır; bir dinsizlik, ateist cereyan, bir de bağnaz, gerici cereyan. Bu ikisi. Fakat bağnazlık ve gericilik çok daha vahim, sinsi ve tehlikelidir. Çünkü Anadolu halkına dinsizlik etki etmez, İslam alemine de etki etmez. Dinsizlik, ateistlik o kadar etki etmez. Ama bağnazlık ve gericilik çok sinsidir. Allah adına ortaya çıktığı için; din adına, İslam adına ortaya çıktığı için, sinsice kemirme gücü vardır. Çok azgın bir tıyneti vardır. Bir de gericiliği tabii böyle karşısına alan kesim genellikle dinsizlerde oluyor ve onlar da mutlaka mağlup oluyor. Çünkü dine saldırıyor o zaman, çok akılsızca. Halbuki gericiliğe karşı mücadele Kuran ile olur ve Asr-ı Saadet Müslümanlarını ortaya koymakla olur. Yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.) öyle bir mücadele yapıyordu. Mesela Hz. Ali (r.a.) gericiliğe karşıydı, şehit ettiler. Hz. Ömer (r.a.) karşıydı, şehit ettiler. Hasan, Hüseyin, on iki imam, hep onların özellikleri gericiliğe karşı olmalarıydı. Ehl-i Beyt düşmanlığının kökeninde yine gericilerin azgınlığı yatar ve yüzyıllarca bu azgınlıklarını durdurmamışlardır. Mehdi (a.s.)’ye karşı yine alerjinin kökeninde de yine Ehl-i Beyt düşmanlığı vardır. Peygamberimiz (s.a.v.)’e ve Ehl-i Beyt’e gizli, sinsi, münafıklarda bir düşmanlık olur. Bir de Peygamber sevgisi adına şehit ettiler Ehl-i Beyt’i. Bu bağnazlığa karşı insanda şeytani bir eğilim oluyor. Anormal düşüncelere, anormal eğilimlere karşı şeytani bir eğilim oluyor. Buna karşı akılcı çözümle, akılcı anlatımla kısa kısa anlatılması yeterli oluyor. Çok da karmaşık değil. Mesela bak, bizim anlatımlarımız kökünden çözüyor olayı. Ama genellikle çözüm getirenler hep flu çözüm getiriyor. Mesela; “Osmanlı Milletler Topluluğu gibi olsun.” Tamam, neye göre olacak? Açıklama yok. Bakın bu tip yazılara, hiç kökeninde gerçek ruhunu, gerçek mantığını vermez. Halbuki Kuran ahlakına dayalı olması lazım ve bir lider olması lazım. Böyle koca bir topluluğu bir araya getirecek bir lider yoksa kimse toplanmaz, bir araya gelmez. Lidersiz topluluk olmaz. “Liderim yok ama toplanırım, başım yok ama toplanırım; böyle konu olmaz. Hasan Celal Güzel de bunu anlatırken Mehdi (a.s.)’den bahsetmek durumundadır. İttihad-ı İslam’dan bahsetmek durumundadır, Hz. İsa Mesih (a.s.)’in gelişinden bahsetmek durumundadır. Hz. İsa (a.s.)’yı kaale almayan (haşa), Hz. Mehdi (a.s.)’yi kaale almayan (haşa) bir kafa, bir mantık hiçbir şekilde başarılı olamaz. Başarılı olsa yüz yıldan beri uğraşıyorlar. İttihad-ı İslam ilk defa ortaya çıkmış bir şey değil, parti de kurmuşlardı zamanında, birçok düşünce yaptılar, asla olmadı. Enver Paşa da mesela Türk-İslam Birliği’ni istiyordu. Abdülhamit de istiyordu. Bilakis yıkıldı sistem, çünkü Darwinizme dokunmadılar. Asıl belaya dokunmadılar, materyalizme dokunmadılar. Darwinizm, materyalizm yıkılmadan manevi gelişme olmaz. Put dururken manevi gelişme olmaz. Enver Paşa da rahmetli hiç önemli görmedi. Askeri güçle halletmeye kalktı. Askeri güçle olmaz bu işler, hiçbir şekilde olmaz ve mutlaka mağlubiyet getirir. Çok az sayıda Darwin’in kitabı, koskoca Osmanlıyı yıkmaya yetti. Osmanlı aydınları arasında, mesela Ömer Seyfettin, yazardır, hikaye yazarı; hiç ummazsın, koyu Darwinisttir. Darwin’in çok şiddetli etkisinde kalmıştır, hayrandır Darwin’e. Osmanlı aydınları tek tek kökenlerine baktığımızda büyük bir bölümünün Darwinist olduğunu görürüz. Osmanlı idaresi de, sadrazamlara şuna buna falan hepsine etki etti Darwinizm, materyalizm. Onun için giriş şekli hayatidir. Önce Darwinizm, materyalizm yıkmak, sonra bir lider etrafında, Mehdi (a.s.)’nin etrafında toplanmayı teşvik etmek gerekiyor. Yoksa Hasan Celal Güzel tarzında böyle Osmanlı aydınları, Türk aydınları da onlarca yıldan beri yazılar yazarlar. İşte böyle Osmanlı üslupla da yazarlar, kimse de dinlemez. Bunun çözümünün Mehdiyet olduğunu yeni kavramaya başladılar. Şimdi şu anda bir canlanma var, nereden geldiğini de anlamadılar. Herkes İttihad-ı İslam’dan, Türk-İslam Birliği’nden bahsediyor, yani Türkiye’nin lider olmasından bahsediyor ama bu nerden birdenbire ortaya çıktı, neden bu heyecan neden bu atak oldu, bunu araştırmıyorlar. Kardeşim, bu kadar durağan bir sistem aniden harekete geçtiyse, bunu hareketlendiren bir şey yok mudur? Bunu düşünmeye gerek duymuyorlar, bir kısım eşhas. Bunu hareketlendiren Mehdiyet’tir ve Mehdi (a.s.)’dir. Fakat sözüm ispat olacağı için o kadar gönlüm rahat ki. Bakın göreceksiniz, on yıl sonra bu video filmler, bu konuşmalar aynısıyla göreceksiniz. Hem kitaplaşıyor şu konuşmalarım. Şimdi ben bütün sohbetlerimi bir kitap haline getiriyorum. Yaklaşık on cilt falan oluyor. ‘Sohbetler’ diye kitap hazırlıyorum. Şu an tashih, düzeltmeler yapılıyor. Hem orada göreceksiniz, hem video filmlerde göreceksiniz, hem her şeyde göreceksiniz. 2010; bak, 2011 çok az kaldı. 2012 de çok heyecanlı olacak, çok acayip olaylar göreceksiniz dünya çapında, inşaAllah. 2014’te, hepsinde beraber olacağız, Allah’ın izniyle, inşaAllah. Şebnem de olacak tabii, onu da göreceğiz.
ŞEBNEM SCHAEFER:Bir şey sormak istiyorum. Nereden anlayacağız ama Mehdi (a.s.)’nin gelebileceğini, Mehdi (a.s.)’nin olduğunu?
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.)’nin çıkışıyla ilgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ümmetine diyor ki; “Mehdi (a.s.)’nin vaktini bilmek istiyorsanız, Mehdi (a.s.)’yi tanımak istiyorsanız size alenen ve açıkça göreceğiniz, çok sarih göreceğiniz, hiç kimsenin reddedemeyeceği alametler olacak. Bunları gördüğünüzde, Mehdi (a.s.) gelmiştir” diyor. “Bunu bilin artık, Mehdi (a.s.)’yi arayın” diyor. “Bunun birincisi;” diyor, Müslümanların, herkesin haber alabileceği büyük bir olay var, “Kabe’de baskın olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Kabe tarihinde hiç olmamıştır. “Ve hac engellenecek” diyor, hiç engellenmemiştir. Çünkü sel basmıştır, yüzerek yine hac yapmışlardır Kabe’nin etrafında. Hac hiç engellenmemiştir, yok. Kabe’de baskın olması ve hacın engellenmesi ve hacıların kanların akıtılması, “bu olacak” diyor. “Bunu gördüğünüzde, Mehdi (a.s.)’nin çıktığını bilin” diyor, bir. İkincisi, Fırat Nehri’nin akışı. “Fırat Nehri bir gün gelecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “havzası,” Fırat’ın akış kanalı, yani aktığı yer, “kuruyacak” diyor. İnsanlar gelecekler Fırat’ın kenarına, bakacaklar su kurumuş, Fırat kurumuş. Keban Barajı ile Fırat’ın suyu kesildi, Fırat’ın havzası kurudu. Gazeteler de yazdı. İçine girdiler, nehrin içine, Fırat Nehri’nin içine. Yol oldu cadde gibi böyle, köy yolu gibi yol oldu Fırat’ın içi. İlk defa tarihinde bak, binlerce yıllık tarihinde, on binlerce yıllık, yüz binlerce yıllık tarihinde Fırat’ın, ilk defa Fırat’ın suyu kesildi. “Bu olduğunda” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “Mehdi (a.s.)’nin çıktığını bilin.” İkincisi, “on beş gün arayla Ramazan ayında” diyor, Ramazan ayında, on beş gün arayla, “Ay ve Güneş tutulmaları” olacak. Şimdi, Ay ve Güneş tutulmasını bir insanın fark etmemesi mümkün mü? Bakıyorsun, görünüyor. Güneş kapanıyor, akşam gibi oluyor, değil mi? Ramazan ayında. Kaç gün arayla? On beş gün arayla. Kaç kere? “İki kere olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), üst üste. Oldu mu? Oldu. “Aynı dönemde” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “İran’la Irak savaşacak” diyor. O da oldu. “Afganistan işgal olacak” diyor; Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti, büyük alameti. Afganistan da işgal oldu. Hatta “yazık oldu Talikan’a” diyor, Talikan o zamanki ismi. “Azerbaycan işgal olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), bunlar da oldu. “İki tane kuyruklu yıldız çıkacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Ben Halley kuyruklu yıldızını çıplak gözle gördüm, gidiyordu. Gündüz gözüyle. Acayip sevimliydi böyle, küçük de bir kuyruğu var, yol alıyor ama bize çok yavaş görünüyor. Çok süratli gidiyor ama uzaktan bakınca yavaş görünüyor. Günlerce gökyüzünde durdu, herkes gördü bunu. “İkinci olarak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “bir kuyruklu yıldız daha çıkacak” diyor. Bir kısım adamlara anlatamıyoruz, anlamıyorlar. “Ne zaman baskın oldu?” diyor. Gösteriyorsun, “yok, bu baskın değil” diyor. Kardeşim, çok fazla insan katledildi, şehit edildi, hac engellendi, sür manşet gazetelerden verildi. Türkiye Gazetesi kapaktan verdi. Bütün gazeteler kapaktan verdi aşağı yukarı. “Haberimiz yok” diyorlar. Lulin kuyruklu yıldızı mesela, Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “bütün kuyruklu yıldızların aksine, ters yönde gidecek” diyor. Yani “bütün kuyruklu yıldızların ters yönünde gidecek” diyor. Ve ikinci özelliği olarak “çok parlak olacak” diyor. Üçüncü özelliği, en hayret verici özelliği; “her iki ucu da parlak olacak” diyor. “Hem geliş yönünde kuyruk olacak” diyor, “hem gidiş yönünde kuyruk olacak.” Böyle bir kuyruklu yıldız olur mu? Yanan bir cismi aldığımızda, böyle çektiğimizde, bu yönde bir kuyruk olur. Sadece bu yönde, tek yönde, uçta. Ama önde de duman gidiyorsa bu çok harikadır yani, değil mi? Bu kuyruklu yıldızda önde de kuyruk var. Tam Peygamberimiz (s.a.v.)’in tarif ettiği gibi. Bu da çıktı ve buna ait yüz elli tane alamet çıktı. “Bunlar çıktığında” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Mehdi (a.s.)’nin geldiğini bilin” diyor. Arkasından Mehdi (a.s.)’nin bahsedilmesi yasaklandı Türkiye’de ve İslam aleminde. Cemaatlerde, topluluklarda, epey bir bölümünde. Gerçi küçük bölümü ama epey bir bölümünde Mehdiyet yasak, anlatılması. Dershanede anlatamazsın. İlgili bir kitabı eve sokmazsın, kitap varsa seni kovarlar. “Hz. İsa (a.s.) gelecek” demek yasaklandı diyemiyorsun. “Hz. İsa (a.s.) öldü, gömdük” dersen, alnından öperler. “Mehdi (a.s.) geldi, öldü” dersen, alnından öperler, takdir görürsün. Bardak bardak çay ikramları olur, hürmet görürsün. “Mehdi (a.s.) geldi, öldü” diyeceksiz ama. “Mehdi (a.s.) geldi, yaşıyor” dersen, onlar da seni yaşatmazlar, gönderirler. Ahir zamanın özelliği budur. Bak, Cübbeli yana yakıla bunları anlatıyordu. Özür dileyeceğim demiş.
ALTUĞ BERKER:Şimdi Hocam İttihad-ı İslam’dan bahsediyormuş biraz önce.
ADNAN OKTAR:Aferin, bak güzel. Aylardan beri söyledim, “İttihad-ı İslam’dan bahset” dedim, bir türlü bahsetmiyor, aylardan beri. Sonunda “bahsedeceğim” demiş sana telefonda.
ALTUĞ BERKER:Dün aradı, söyledi; “bahsedeceğim” dedi, “İttihad-ı İslam’ı söyleyeceğim” dedi. Diğer hususları da konuştuk.
ADNAN OKTAR:Hele şükür hele şükür. Bir de diğer iki şartım daha var. Barışmak istiyor benimle. Şartlarım var. Bir, Şeyh Nazım Hocamıza yaptığı hakaret için özür dileyecek. İki, Bediüzzaman’a yaptığı iftira için özür dileyecek. Üçüncüsü de İttihad-ı İslam’ı savunduğunu açıkça söyleyecek, inşaAllah. Cübbeli: “Bize göre İslam Birliği zarurettir, aciliyettir, olmalı.” Aferin, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Vesilenizle Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Dua mahiyetinde, bak kaç aydır, bunlar şahit, geceli gündüzlü söylüyorum, bir türlü söylemiyor; “İttihad-ı İslam,” “Türk-İslam Birliği.” Ağzına yapıştı yani. Bir seneyi geçti, söylemiyor. Ne biri, iki seneden beri.
ALTUĞ BERKER:Vesile oldunuz, söylettiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:“Bize göre İslam Birliği zarurettir.” Aferin, güzel, maşaAllah, oldu. “Aciliyettir,” oldu. “Olmalı,” oldu. “Mutlaka olmalıdır,” bu da güzel. “Ben şunu derim; İslam alimlerinin, alimler arasında dört mezhep de Ehl-i Sünnet olduğuna göre ihtilaflı konularda mesela alimlerin bir araya gelmesi gerekiyor.” “İhtilaflı konularda mesela,” ihtilaf, Ehl-i Sünnet’te ne ihtilaf olacak? “Mesela Mahmut Hoca on beşinci asrın müceddidir.” Şimdi herkes Hocasını müceddid bilir, alim bilir. Şimdi Nur talebelerine sor, mesela Fethullah Hoca’nın talebelerine; “asrın müceddidi kim?” dersen, “Fethullah Hocadır” der. Süleymanlı kardeşlerimize söylersek, işte Kemal Kaçar Hoca’nın torunu var.
ALTUĞ BERKER:Sayın Deniz Olgun.
ADNAN OKTAR:Deniz Olgun, mesela “odur” der. Menzil Cemaati’ne gidersen, hazret, şeyh efendiyi söyleyecektir. Dolayısıyla bu bir çözüm değil ki. Ehl-i Sünnet’te, Nakşibendi kardeşlerimizin sevdiği bir müceddid efendidir, doğru. Yani o topluluğun, o dergahın müceddididir. O düşüncede, Nakşi olan kardeşlerimizin bir kısmının müceddididir, doğru. Şeyh Nazım Hocam için de “kutup” diyorsun. Cübbeli “kutup” diyor, o da müceddid. O da kendi çevresinin müceddididir. Mehdi (a.s.) hepsinin müceddididir, tamamının müceddididir. Alevilerin de, Bektaşilerin de, Caferilerin de, Vahabilerin de, Sünnilerin de; Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafiilerin de, Mahmut Hocamın da, Şeyh Nazım Hocamın da, Menzil Cemaatinin de, Süleymanlı Kardeşlerimizin de, Nur Talebelerinin de, hepsinin üstünde müceddiddir, bütün dünyanın mücedididir, hepsinin. Bizim beklediğimiz budur. Yoksa Mahmut Hocamız çok sevdiğim, çok değerli bir insan ama çok dar bir çevrinin müceddididir, küçük bir topluluğun müceddidi. Bu olmaz. Mehdi (a.s.) özelliği bütün İslam aleminin müceddidi olması. Şimdi İran’da sorun bakalım, Mahmut Hoca için ne diyorlar. Kabul etmezler. Afrika’da git sor, kabul etmezler. Nur Talebelerine sor, kabul etmezler. Süleymanlılara sor, kabul etmezler. Birçok cemaate git sor, kabul etmezler. Vahabilere sorsan, kabul etmezler. Dar bir çevrenin müceddidi olmak ayrıdır, bütün İslam aleminin müceddidi olmak ayrıdır. Mehdi (a.s.) bütün İslam aleminin müceddididir, bunun üzerinde durması lazım. Öbür türlü yine birlik olmaz. Bak, mesela ne diyor? “İslam Birliği zarurettir, aciliyettir; olmalı, mutlaka olmalıdır.” Burada ne olur, biliyor musun? Ehl-i Sünnet-Nakşi kardeşliği olabilir. Bir kısım Nakşilerin birliği olur ayrıca. Çünkü Adıyaman Cemaati de kabul etmez Mahmut Hoca’yı. Yani asrın müceddidi olarak kabul etmezler, etmedi de. Çok büyük bir cemaat; kendi Hocalarını, kendi şeyhlerini kabul ederler. O zaman, bu kendini kandırmaca olur, bu samimi bir açıklama olmaz ki. Ben müceddid olarak görüyorum Mahmut Hocamı, Hocam olarak da görüyorum ama Mehdiyet ayrı bir şeydir. Ben Şeyh Nazım Hocamı da müceddid olarak görüyorum, Fethullah Hocayı da müceddid olarak görüyorum ve Mısır’daki alimler var, büyük alimler var, onları da müceddid olarak biliniyor. Müctehid olarak biliniyor. Fas’ta var, Cezayir’de var, Pakistan’da var, Hindistan’da var, her biri ayrı müceddiddir. Yüzlerce müceddidden bir tanesi olmak ayrıdır, bütün bu müceddidlerin üstünde olan Mehdi (a.s.)’ye tabi olmak ayrıdır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediği budur, birlik budur. Şimdi, Mahmut Hocamızı “15. asrın müceddididir” demesi Cübbeli’nin, sadece Cübbeli’ye ait ve bana ait bir bilgi olmuş olur. Kimse kabul etmez bunu. İslam aleminin %95’i kabul etmez. Biz %95 kabul edeceği bir topluluğu esas alıyoruz. Odur, yani %95, hatta %99’un kabul edeceği müceddidin adıdır Mehdi (a.s.). Mesela Fethullah Hoca da çok büyük bir topluluğun lideri ve müceddidi ama Süleymanlı kardeşlerimiz asla kabul etmez. Veyahut bir Adıyaman Cemaati asla kabul etmez. Bu böyledir. Buna göz kapayıp, çocuk gibi kendini kandırmak, “biz ilan ettik, konu bitti” demek olmaz. Biz de mesela falanca bir kişiyi, herhangi bir kişiyi Mehdi ilan etsek, olmaz öyle bir şey. Ettiklerini farz edelim birisinin, mesela adam kafasına bal kabağı gibi bir şey geçiriyor, kendini Mehdi ilan ediyor, cemaati de ilan ediyor. Ne oluyor? Müslümanların %99,99,99,99’u kabul etmiyor. Olmaz ki, Mehdi (a.s.) öyle değil, Mehdi (a.s.)’yi bütün dünya kabul ediyor. Hatta Hıristiyan alemi de kabul ediyor, Museviler de kabul ediyor. Hıristiyanların da imamıdır, Hz. İsa (a.s.)’nın da nüzulü ile beraber. Çünkü Hz. İsa (a.s.) geldiğinde Mehdi (a.s.)’yi sırtından iterek namaza geçiriyor, imamlığa geçirecektir. Ondan sonra bütün Hıristiyan aleminin de lideri olmuş oluyor. Dolayısıyla birleşme deyince, biz sadece Fethullah Hoca’nın talebelerinin birleşmesini bir birleşme olarak kabul etmeyiz. Yeni Asya’daki kardeşlerimizin birleşmesi birleşme değildir, Menzil Cemaati’nin birleşmesi birleşme değildir. Türkistan’daki alimlerin birleşmesi, oradaki bir alimi müceddid ilan etmeleri birleşme değildir. Hepsinin birleşmesine biz birleşme deriz. Cübbeli yine anlamamış. Dünya çapında bir birleşme olmadıktan sonra, uçsuz bucaksız bir İslam Birliği olmadıktan sonra ona birleşme denmez. Hiçbir geçerliliği olmaz onun.
ŞEBNEM SCHAEFER:Bir şey sorabilir miyim?
ADNAN OKTAR:Evet.
ŞEBNEM SCHAEFER:Şimdi Mehdi (a.s.) gelince, herkes ona inanacak mı hemen, yani hemen herkes kabul edecek mi? Çünkü öyle kritik bir toplumdayız ki herkes farklı şeylere inanabiliyor. Kabul edecekler, ondan sonra o İslam Birliği büyüyecek, öyle bütün dünyaya mı yayılacak? Nasıl olacak? Onu merak ediyorum.
ADNAN OKTAR:Allah’ın kabul ettirme metotları vardır. İnsanları ikna metotları vardır Allah’ın. Bir zor kullanarak yapar Allah, bir de sevdirerek yapar. Önümüzdeki yıllarda hem zor kullanacak Allah hem sevdirerek yapacak. Bunu görecekler, ikisi de var, inşaAllah. Yani “kabul etmiyorum” diyecek vicdani takati kalmaz insanların. Öyle olaylar öyle vakalarla karşılaşacaklar ki, ikinci bir ihtimal olmayacak. Mesela zorlayan nedenlerden bir tanesini söyleyeyim ama asıl nedenler ayrıdır, onu sonra göreceğiz. Mesela bütün İslam aleminin işgal altında olması ve hepsinin acı çekiyor olması şu an. Mesela Cübbeli sayıyor tek tek, tek tek. Akıl almaz vahşet uygulanıyor İslam aleminde; kadınların ırzına geçiliyor, çocukların ırzına geçiliyor, insanlar şehit ediliyorlar, yani muazzam bir vahşet var. Bu mesela Allah’ın zor kullanmasıdır. Bu yani mecburiyeti getiriyor arkasından. Çünkü kurtuluş başka türlü görünmüyor. Arkasından Allah ekonomik kriz başlattı. Mesela bu da bir mecburiyet meydana getiriyor. Bu da zordur, Allah’ın zor kullanmasıdır. Ama bundan daha çetin zor kullanmaları vardır Allah’ın. Bir insanın vicdani takatinin itiraz edemeyeceği zorlar vardır, buna benzer zorlarla karşılaşacaklar insanlar.
ŞEBNEM SCHAEFER:Bir süre olacak ama, değil mi, bütün herkesin...
ADNAN OKTAR:Yavaş yavaş tabii. Mesela bu bir aşama. Bak, Cübbeli’nin ben iki yıldan beri söylemesi için ısrar ediyorum. “İttihad-ı İslam’ı söylemiyorsun” dedim. Birkaç defa Berker’e telefon açtı, “ben İttihad-ı İslam’ın olacağını kabul edeceğim, çıkacağım televizyona söyleyeceğim. Hocamızla da ben barışmak istiyorum, himmet buyursun. Bana yardımcı olsun, Hoca efendiyle görüşebilir miyiz?” demiş buna. Tamam, olur ama bu dediklerimi yapman şartıyla. “İslam Birliği gerekiyor ama size öyle bir İslam Birliği anlatacağım ki yine birlik olamayacaksınız.” Bu olmadı. Şimdi sen Mahmut Hocamı müceddid ilan ediyorsun ve asrın Mehdisi ilan ediyorsun, hani İslam Birliği? Yine yok. Öyle değil ki bizim kastettiğimiz. Fethullah Hocamı da ben müceddid görüyorum ama yok birlik. Menzil’in o mübarek şeyh efendilerini müceddid görüyorum ama yine birlik yok. Şeyh Nazım Hoca benim canım, ben kutup olarak kabul ediyorum ama yine birlik yok. İran için olmadıktan sonra; Irak Alevileri, İran Alevileri aşkla, muhabbetle Mehdi (a.s.)’yi bağırlarına basmadıktan sonra İttihad-ı İslam olmaz. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “aşkla bağırlarına basacaklar Mehdi (a.s.)’yi” diyor. Aşkla, muhabbetle, yer-gök inleyecek Mehdi (a.s.) çıktığında. Böyle olur mu? Mahmut Hoca benim canım ciğerim ama hiçbir şey çıkmaz bu iddiadan. Bir avuç insan, kimsenin haberi bile yok müceddid olduğundan. Böyle şey olur mu? Mehdi (a.s.) çıktığında bütün dünya kabul edecek müceddidliğini. Nur talebeleri de mesela Fethullah Hoca’yı müceddid ilan edebilirler. Ama kimse, yani diğer Müslümanlar için bir anlamı olmaz. Bütün Müslümanlar için bir anlamı olması gerekiyor.
Anlattıklarımın aşağı yukarı bir çoğunu anlatmış, bunlar güzel. Hele şükür, dili çözüldü. Şeytan dilinin üzerine oturmuştu, dili düğümlendi, konuşamıyor 2 yıldan beri. Anlat İttihad-ı İslam’ı anlat, Türk-İslam Birliği’ni anlat. Ne ilgili ayetleri anlatıyor, ne İttihad-ı İslam’ı anlatıyor. Ama böyle anlatırsa yine İslam Birliği’ni savunmuş olmuyor bu şekilde. Yani ben mesela Fethullah Hoca’yı müceddid ilan etsem, asrın müceddidi ilan etsem, ne olur? Bitti mi? İslam Birliği olmaz ki bununla, hiçbir şey olmaz. “İstemem ama yine de böyle olsun,” olmaz, inşaAllah. O konuşmalarını analiz edeceğiz, inşaAllah.
“Ehl-i tarikatın ekserisinde (çoğunluğunda)” diyor Bediüzzaman, “sekr (mana alemindeki sarhoşluk) ve ehl-i aşkın çoğunda ise istiğrak (kendinden geçme hali) ve iltibas (karıştırma) olduğundan hakikate muhâlif telâkkîlerinde belki mâzurdurlar (özürlüdürler).” Yani bir şey denilmez. Bakın, bir daha söylüyorum. “Ehl-i tarikatın,” mesela Nakşi veya Kadiri kardeşlerimiz, büyük şeyh efendilerde bu olur, “Ehl-i tarikatın ekserisinde (çoğunluğunda), sekr (mana alemindeki sarhoşluk),” manevi sarhoş olanlar, “ve ehl-i aşkın çoğunda,” yani Allah aşkından, “istiğrak” halinde oluyor. “(Kendinden geçme hali) ve iltibas (karıştırma) olduğundan hakikate muhâlif telâkkîlerinde belki mâzurdurlar (özürlüdürler).” “Fakat sekir halinde olmayanlar, aykırı söz olursa, yanlış bir söz olursa onu kabul etmemeleri gerekir” diyor. Yani saygıda kusur etmeyecek, adapta kusur etmeyecek fakat kabul etmeyecek, inşaAllah. “Etse hata eder” diyor. Lemalar, sayfa no: 178.
Şebnem okuduklarım hoşuna gidiyor mu?
ŞEBNEM SCHAEFER: Evet. Bazen ama Arapça kelimeler olunca bazı kelimeleri anlayamayabiliyorum. Ben şeyi merak ettim. Şimdi mesela Kuran Arapça geldi. Şimdi ben Arapça öğrenmeye başlamıştım ama yarım sene üniversitede. Fakat Arapçanın o kadar çok farklı çevirileri var, yani bunu şey yapmak, nasıl anlatayım, hangisi doğrudur tercümelerin? Biz Arapça bundan sonra öğrenemeyiz, esas Arapların bildiği gibi.
ADNAN OKTAR: Tabii, ana dilimiz gibi olmaz, inşaAllah.
ŞEBNEM SCHAEFER: Olmaz ama o kadar çok farklı tercümeleri var. Hangileri doğru, hangileri değil? Yani ilk mesela ayette yazıyor, “ikra” yani “oku” diye. Birçoğumuz zaten okumayıp daha çok Hocalara falan danışıyorlar. Bir de o önemli benim için, okumak çok önemli aslında. Önemli ama Arapça olunca biz nasıl onu tercüme edeceğiz bizim için?
ADNAN OKTAR: Çok güzel anlattın. Çok kaliteli, araştırmacı, İslam’ı, Kuran’ı seven, asil ve çok hoş bir insansın sen, maşaAllah. Bazen senin akranın genç kızlar görüyorum; hoppa. Hadi akşam diskoya gidelim, işte bilmem ne falan. “Cumhuriyet ne zaman kuruldu?” desen haberi bile yok. Mesela cahil bir insan bana biraz acayip geliyor işin doğrusu. Kültürlü, kaliteli bir insan çok çok etkileyici ve güzel.
ŞEBNEM SCHAEFER: Evet, düşmanın bile cahil olmasın derler ya.
ADNAN OKTAR: Evet, akıllı olsun. Ben Ali Bulaç Hocamı çok beğeniyorum. İlim açısından, meal açısından, Kuran-ı Kerim meali açısından, Ali Bulaç. Elmalılı Tefsiri çok iyidir tefsirde de. Elmalılı Hamdi Yazır, Atatürk’ün bizzat emri ile hazırlamıştır. Elmalılı’ya, rahmetli Atatürk. İleri görüşlü olduğu için, “Kuran’ı millet anlasın” dedi. Kuran Türk Milleti tarafından bilinmiyordu. Atatürk dedi; “millet Kuran’ı anlasın” ve Elmalılı’ya rica etti, istirham etti ve o da çok mükemmel bir tefsir hazırladı. Kuran tefsiri, Elmalılı Tefsiri. Onu tavsiye ederim, o güzeldir, güvenilirdir. Meal olarak da Ali Bulaç meali güvenilirdir. Yani bazı vurgular var, böyle Anadolu şivesi ile yapılan vurgular. Ben sadece onların çıkmasını istiyorum. Onun dışında öyle, yani baskı hataları dışında bir hata pek göremedim. Allah-u alem yok. Gayet güzel.
ŞEBNEM SCHAEFER: Çoğu mesela dine bağlı, hani günde beş defa namaz kılan fakat Kuran-ı hiç okumamış. Yani “oku” diyor ilk ayette. Onu okuması lazım ama insanlar hep daha çok Hocalara danışıyor. Yani kendin de okuyacaksın, tabii ki danışacaksın Hocalara belki ama İslam’ın beş şartını bilmeden, bazen bilmiyorlar, “sayın” deyince bilmiyorlar ama işte birilerinden öğrenmişler, böyle devam ediyorlar. Biraz da araştırmaları gerekmiyor mu?
ADNAN OKTAR:Doğru söylüyorsun. Hocaya sormak biraz gelenektir. Osmanlı’dan gelen, eskiden gelen bir gelenektir. Yani okuma-yazmanın olmadığı dönemlerde; kitabın, Risalelerin olmadığı dönemde, o devirden kalma bir gelenektir. İşte hep Hocaya sorulur. Niye Hocaya sorulsun? Ben kitaba sorarım. Gayet sağlam. Mesela fıkıh için, Ömer Nasuhi Bilmen Hoca’nın İlmihali vardır ve açar bakarım ben oradan. Niye ben oturup Cübbeli’nin hurafelerini iki saat dinleyeyim? Niye vaktimi alsın? Yani, değil mi? Ve kelime kelime doğru, defalarca tashihten geçmiş. Herkes tarafından tasdik edilmiş. Cübbeli’yi herkes tasdik etmiyor. Ama Ömer Nasuhi Bilmen’i herkes tasdik etmiş. Kitapları da tashihten geçmiş. Gayet güvenilir. Okuma-yazması olan bir insan, Ömer Nasuhi Bilmen Hoca’yı kendisine mürşit edinip, onun kitabından okuduğunda, Ömer Nasuhi Bilmen’in sohbetini dinliyor oluyor o zaman. Onun konuşmasını dinlemiş oluyorsun ve sağlam bir alimin konuşmasını dinliyorsun, değil mi? Ve güvenir. Onun için ben böyle konularda, bu hassas konularda, mutlaka alimlerin eserlerinden istifade edilmesini tavsiye ederim. Meal olarak Ali Bulaç. Tefsir, Elmalılı. İlmihal; Ömer Nasuhi Bilmen, bu kadar. Zaten yeter onlar. Detaylı araştırma yapacak olanlar için tabii diğer Ehl-i Sünnet alimleri vardır. Mesela İbn-i Haceri Mekki vardır, başka büyük alimler vardır. İbn-i Abidin vardır mesela onun Dürr-ül-muhtar Haşiyesi var ama o daha kapsamlı, daha derin araştırma yapmak isteyenler içindir. İlmihal yeterlidir. Çok da öyle fazla detaya girmesine gerek yoktur halkın, insanların. Yani oradaki bilgi onlara bol bol yeter, inşaAllah.
ŞEBNEM SCHAEFER: Ama hadislere de çok şey yapıyorlar. Birileri bir bölüme inanıyor, birileri başka hadislere inanıyor. Yani seçiyorlar.
ADNAN OKTAR:Hadisi seçmenin yolu şudur: Bir kere hadis imamlarına güvenmek lazım. Mesela Suyuti gibi. Büyük hadis imamları vardır. İkincisi; hadisin Kuran’a uygunluğu, Kuran’la mutabık, Kuran’ı tasdik ediyor, Kuran’a zıt değil. Kuran’a zıtsa o hadis değildir. Yani Kuran’ın hükmüne zıtsa. Üçüncüsü; tahakkuk ettiyse. Mesela “Ahir zamanda bir olay olacak“ diyor Peygamberimiz (s.a.v.), zayıf hadis ama aynısıyla tahakkuk etmiş, konu bitmiştir. Yani artık onun tartışması olmaz. Mesela diyor ki: “Kabe’de kan akıtılacak.” Vaktini de veriyor, vakti de belirli. O vakitte oluyor, konu bitmiş. Mesela 7000 yıllık bir takvim veriyor Peygamberimiz (s.a.v.), 7000 yıllık takvim. “Bu takvimin 5600 yılı geçti” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). 7000’den 5600 çıkarttığımızda 1400 kalıyor. Biz kaçtayız? 1431’deyiz. 1431 ile Hicri 1500 arasında ümmetin, Müslümanların icabet ömrünün bittiği anlaşılıyor. Yani İslam’ın dünya hakimiyetinin bu yıllar arasında olması şart. Başka vakit yok, Allah’ın izniyle. Yani ikinci bir ihtimal yok. Mesela önceki yüzyıllarda olsaydı olurdu. Yani bu hadise göre başka türlü düşünebilirlerdi. “Ne malum bu yüzyılda olacağı?” diyebilirlerdi ama sonuna girmiş artık, başka yüzyıl yok. Bir tane yüzyıl kalmış. Yani seçenek yok artık. Yani “başka bir yüzyıl olur mu”nun imkanı yok. Onun için mecburen bu yüzyılda, Mehdi (a.s)’nin ve deccalin çıkışı ve İsa Mesih (a.s)’in, İttihad-ı İslam’ın oluşu, İslam’ın bozulması da ondan sonra başlıyor.
ŞEBNEM SCHAEFER: Mesela Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yaşayış tarzına göre de mesela hadisler var. Onu uygulayan insanlar da var mesela. Ve bir tane mesela; işte çok eşli olması mesela. Bunu da hani ona dayanarak çok eşli olan insanlar da var. Hani şimdi biz daha feminist, feminist derken, ata erkil toplumuz, hani benim daha çok kadın haklarını savunan bir yanım var ve dediğim gibi hani biraz erkeklerin işlerine geliyor tabii ki. Tabi biraz da erkeklerin çok değiştirdikleri, tabii doğru o zaman. Aslında bakarsanız Kuran’ın o kadar güzel ayetleri var ve biraz da kendilerine göre tercüme ettiler ve kendilerine göre çektiler yani. Öyle doğru değil mi?
ADNAN OKTAR:Şimdi kendine göre yorumlayanlar var tabii ama bu konuda kendine göre yorumlama zor yani çünkü en azından bana gelir. Benden geçemez, yani mümkün değil. Peygamberimiz (s.a.v.), Allah aşkıyla kalbi coşkun, aşıktı, yani her şeye aşıktı Peygamberimiz (s.a.v.). Kediye de aşıktı, bitkilere de aşıktı, çocuklara aşıktı, eşlerine de aşıktı. Kadınlar da Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i gördüklerinde ona aşık oluyorlardı. Çok yakışıklıydı Peygamberimiz (s.a.v.). Yani kadınları çok etkileyen bir görünümü vardı. Siyah gözlü, çok yapılı, çok erkeksi ve kadınların çok beğeneceği bir görünümü vardı. Yani şiddetli etkilenecekleri derecede. Bir de böyle çok akıllı, görgülü, nezih ve çok saygılı bir insandı. İnsanlara çok değer veren bir insandı. Bir kadının fıtratı böyle bir erkeğe direnemez. Yani normal bir kadının fıtratı direnemez. Yani Allah onu öyle yaratmıştır. Gücü yetmez, takati yetmez. Yani normal akla sahipse, takati yetmez. Yani mutlaka onun olma isteği meydana gelir. Yani kadınlarda öyledir. Diğer erkeklerden artık etkilenemez. Yani çok yakışıklı, güzel de olsa, olağanüstü erkekler de olsa yani çok akıllı, çok hoş, yani onun beğendiği, o ruhu gördüğü, o derinliği, o tutkuyu, o aşkı gördüğü bir erkeğin dışında bir erkekten Allah öyle yaratmıştır, kilitlenir kadın, başkasından etkilenemez. Sadece ondan zevk alacak hale gelir. Öbür erkekler ona çok şey gelir, yani yüzeysel gelir. Etkilenmez yani, açıkça söyleyeyim ama Peygamberimiz (s.a.v.)’den çok şiddetli etkileniyorlardı ve Allah da onlara böyle bir güzellik yaptı. Bak, mesela Allah onu yasaklayabilirdi istese. Mesela “tek bir eşle evleneceksin” diyebilirdi Peygamber (s.a.v.)’e ama Allah o zaman kadınlara zulüm etmiş olurdu. Yani o nimetten mahrum etmiş olurdu onları. Allah onlara daima merhametle, şefkatle yaklaştığı için, Allah onlara uçsuz bucaksız evlenme imkanı verdi. Hatta Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanındaki hanımlar kendilerini hibe ediyorlardı, kadınlar. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’e diyor k; “ben, kendimi sana hibe ettim, seninim” diyor Peygamber (s.a.v.)’e. “İster al ister alma” diyor. “Sana aşığım ben” diyor. Helal olsun, helal olsun benim annelerime. Aşkla yapıyor, coşkuyla yapıyor, çünkü öbür türlü mutlu olamaz o. Yani bir insan en çok hoşlandığı şeye kilitlendi mi başkasından artık etkilenemez. Yani başka şeyde de bu böyledir. Bir insan en beğendiği varken, az beğendiğine gitmek istemez. En beğendiği. Peygamberimiz (s.a.v.) de en beğendikleriydi o zamanın kadınlarının. Ve Hasan ve Hüseyin. Peygamberimiz (s.a.v.)’in aynı kopyalarıydı, acayip benziyorlardı. Onları da çok seviyorlardı. Onlar da hep kendilerini hibe ediyorlardı onlara. Kadınların böyle bir özgürlüğü olması o dönemde, onlar için çok büyük bir nimet ve güzellik. Yani aşkı yaşayabilmeleri. Öbür türlü mutsuz olurlar, yaşayamaz. Yani ben kendi açımdan da düşünüyorum bir erkek olarak, yani benim karşıma mesela çok akıllı, çok güzel bir kadın olsa ve bir de aklı biraz zayıf, görgüsü-kültürü biraz daha zayıf bir kadın olsa ve ben evlenme durumunda olsam, kimi seçersin deseler, yani istesem de artık o kadından ben etkilenemem. O kadından etkilenirim ben. Akıllı kadını insan tercih eder. Yani ruhu ona göre dizayn edilmiştir. Olur ama öylesine olur, olmaz. O asıl zevki, etkilenmesi, o kadınla olacaktır. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında da kadınlar yani samimi olarak, hiçbir baskı altında kalmadan, tutkuyla seviyorlardı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i. Bu çok çok güzel ama zamanımızda mesela adam bulgur toptancısı, dört kat enseyle; “Naim Bey” falan diyorlar veya “Nazmi Bey” falan diyorlar. Leş gibi sigara kokuyor, sarımsak kokan ayı gibi herif, böyle genzinden konuşarak; “ben bir garı aldım” diyor. Onu alıyor bir yere koyuyor. “Garı aldım” diyor, onu bir başka ile koyuyor. Bunlar parayla o kadınları adeta satın alıyor, bu ayılar. Ve kadın nefret ediyor ama parasına tamahen onu kabul ediyor. Yani geçim olarak kabul ediyor. Çünkü kadının yemesi-içmesi, sağlığı, bakımı, her şeyi ile ilgileniyorlar. Bu öküzler de onlarla öyle canı istediğinde beraber oluyor. Bu tabii çok gıcık, yani çok itici. Ama öyle sığırlarla beraber olmaları, onlar da onların akılsızlıklarından yani. Başka bir açıklaması yok, değil mi? Çok ciddi şekilde ve onursuzluklarından. Aşkla yapsa, bir kadın bir erkeğe karşı sevgi duysa, bu asil bir harekettir. Tutkuyla, aşkla. Ama parasına tamahen, tipine tamahen, gençliğine tamahen; mevkisine, makamına ve yahut şöhretine tamahen olursa Allah onlardan, hepsinden tiksindirir. Elinde değildir. Mesela tipi için evleniyorlar. Bak, bu işte artistlerde, yıldızlarda falan görüyorsunuz. İnsan diyor; “çok yakışıklı delikanlı,” mantıken. “Kadın da çok güzel” diyorsun. “Mutlaka bunlar ömür boyu evli kalır herhalde” diyorsun. Daha iki ay geçmeden tiksiniyorlar. Allah öyle yaratmış, kilitlemiş Allah. Mutlaka tiksinir. Çünkü aklına, derinliğine, tutkusuna, aşkına göre değil, güzelliğine göre. Etten de Allah onları tiksindirir. Etle gitmez bu işler. Parası için oluyor. Parası çok vahimdir, parası için evlendiğinde. Mesela bazı avanaklar var, acayip seviniyorlar. Havadan havaya giriyor, sürekli saçını falan düzeltiyor. “Ölüp bitiyor kız” diyor. Kendisi için ölüp-bittiği kanaatinde. Halbuki zibil gibi para var, kız da uyanık, “ilk defa görüyorum ben senin gibi bir şey, acayip bir şeysin” diyor. Eriyor yani, “beni nasıl keşfetsin sen? MaşaAllah, fark edemedi kimse, sen fark ettin” diyor. Tam klasik avanak. Mesela kız da kıs kıs gülüyor, anlıyor onun kuşluğunu, avanaklığını. Hem onun öfkesini arttırır o. Mesela onu olmadık şeylerle inandırıyor, “sen şöyle dehşetsin, böyle dehşetsin” deyince o eriyor. “Kimsede rastlanmayan bir özelliğe sahipsin” diyor mesela. O hakikaten inanıyor ona. Halbuki çok alelade bir şey, halbuki çok boş yani. Zenginliğe tamah olunca, nefretin gelişmesi dipten ve derinden olur. Yani bakıma dayalı olursa, o çıkara dayalı, daha da vahimi bir an önce onun ölmesini ister ki mirası onun üstüne gelsin. Çok korkunçtur bu, rezalet. Mesela zengin kocalarla evlenen kadınların birçoğu heyecanla onun ölmesini beklerler. Bir an önce ölse de parasına konsam diye. Herkes bilir bunu.
ŞEBNEM SCHAEFER: Mezara mı götürecek o parayı? Ne yapacak o parayı?
ADNAN OKTAR: İşte ölsün, bana kalsın diye bekler. Ama bu çok aşağılayıcı işte. Yani düşün insan sevdiğinin ölmesini sabırla bekliyorsa, ondan nefret ediyordur. Bir an önce ölse, değil mi? Leş kargası gibi, “bir hayvan ölse de onun üzerine konsam” der. Onu leş gibi görmüş oluyor. Onu didiklemek için bekliyor başında. Leş kargaları bekler biliyorsun, böyle yaralı hayvanın başında beklerler, bir an önce düşse de yesek diye. Bu çok aşağılayıcı bir şey. Şöhret için olan da Allah şöhretini bir anda ortadan kaldırıyor. Şöhret gitmez. Mesela Michael Douglas’ın şöhreti vardı. Bak görüyorsun adam perişan oldu, bütün etrafındakiler arazi oldu, adamın etrafından gittiler. Şöhret gitmez, bir süre gidiyor. Mesela Başbakan oluyor, Başbakanlıktan ayrılıyor, şöhreti gidiyor. Bakıyorsun peynir kuyruğuna girmiş, ucuz peynir kuyruğuna. Kalmaz. Ama imanı için, aklı için, derin tutkusu için, derin sevgisi için severse, Allah rızası için severse, Allah’ın rızasını onda en çok bulduğu için, Allah’ın tecellisini en çok bulduğu için ve takvasında dolayı severse o zaman Allah onu o insana hem cinsel yönden de hoşlanacağı hale getirir, bedenen de hoşlanacağı hale getirir, fizik olarak da hoşlanacağı hale getirir, her yönden o onun sevgilisi haline gelir. Yani başkasından o şekilde etkilenemez artık, onda müthiş bir derinlik ve güzellik bulur. Herkes bunu deniyor, birçok kişi deniyor. Bak, görüyorsunuz, hiçbiri mutlu olamıyor. Parası için evlenen, mesela adam acı acı biliyor, parası için evlendiğini. Yani çok aşağılayıcı; etrafında arkadaşları, herkes biliyor. Adam, maymun gibi adam, kız mesela dünya güzeli. Kıza soruyorsun; “niye evlendin bununla?” “Aşık oldum” diyor. “Neyine?” “Huyu, suyu, kültürü, ölüyorum, bitiyorum” diyor. Bütün millet bıyık altından gülüyor. Veyahut tam tersi oluyor. Mesela jigolo tipler oluyor, annesi yaşında kadın; kadının ağız, burun, her şey gitmiş. “Tarif edemeyeceğim derecede güzel, anlatamam, çok etkilendim, onun için” diyor. Halbuki parası için yani kadının. Zaten bir süre sonra eğer parayı alamazsa kanlı bıçaklı kavgaya dönüşüyor, rezalete dönüşüyor. Birbirlerini kırıp geçiriyorlar ve nefret ederek sonra ayrılıyorlar. Eğer istediği kadar parayı koparamazsa. Böyle samimiyetsiz, çirkin bir sistemi Kuran ortadan kaldırıyor işte. Kuran samimi aşka, samimi tutkuya dayalı hakiki aşkı ortaya koyar. Onun için Cenab-ı Allah sayar; “iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara; namaz kılan erkekler, namaz kılan kadınlara.” Uzun uzun, Allah liste olarak verir, inşaAllah.
Güvenilir bir kadın çok etkileyicidir, çok güzeldir. Güven çok hayatidir. Güvenilmeyen bir kadın tedirgin eder insanı, sürekli tedirginlik yaşar insan, tedirgin olduğu için de sevemez. Ama güvendin mi sevmek çok kolaydır. Ona önem vermiyorlar. Mesela toplumda güvenmediği için anlaşma yapılıyor evlenme öncesi. Anlaşmaları var, işte “malları yarı yarıya bölüşeceğiz”, işte “şu şöyle olacak, böyle olacak,” “eğer yurt dışına kaçarsa yakalatacağım,” “bilmem ne olacak,” yani anlaşma vahim, akıl almaz ve altına da imzayı atıyorlar. Öyle evlilik olması çok garip. Çünkü evlilik, tamamen güvene ve sevgiye dayalı olması lazım.
ŞEBNEM SCHAEFER: Ve bu insanların da artık bazen şüphe ediyorum, Müslümanlar mı? Müslüman diye geçiniyorlar. Ama birçoğu maalesef çok ön planda tutuyorlar mesela dindar olduklarını ama sonra bir bakıyorsunuz insanları kırıyorlar, eziyorlar, günaha giriyorlar ve mesela Cuma namazına gitmek çok güzel bir şey ama birçok öyle insanlardan bir baktım hani çok beklenmedik şeyler olabiliyor insanlardan. O yüzden hani geleneksel Müslümanlık, sizin de dediğiniz, programda dinlemiştim, o maalesef çok var.
ADNAN OKTAR: Sen benim anlattıklarımı çok can kulağıyla dinlemişsin ve anlattıklarımı da güzel bulmuşsun anladığım kadarıyla.
ŞEBNEM SCHAEFER: Doğru söylediğiniz çok şey var.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Doğru olmayan bir tane söyle onu da düzelteyim.
ŞEBNEM SCHAEFER: Yok, öyle doğru olmayan şey daha duymadım, bilmiyorum. Yani siz daha iyi bilirsiniz, bazı konularda ben o kadar. Sizin daha okumuşluğunuz var, ben daha araştırmaktayım.
ADNAN OKTAR: Şebnem, sen bana soru soracaksın, inşaAllah.
ŞEBNEM SCHAEFER: Soru sorayım. Şimdi Almanya’da öğrenim görüyorum ve orada partideyim. İslam dinine karşı şeyler var; şüpheli bakıyorlar, korkuyorlar, ürkütüyorlar daha doğrusu terör olaylarından dolayı. Şeriat akıllarına geliyor. Fakat artı şey diyoruz; yani bu Hıristiyanlıkla o kadar aslında birbirini tamamlıyor ki ama onu anlayamıyorlar. Müslümanlık, ne bileyim, aklına hemen savaş geliyor vesaire, yani bildiğiniz gibi ve bununla ilgili benim de işte Almanya’da uyum çalışmalarım oluyor. İslam dinini, beni örnek göstererek, benim gibi Müslümanlar da var diye. Mesela bir yazı yazdım, milletvekili sayfasında yayınlandı Almanya’da ve bunun gibi hani çalışmalarda bulunmak istiyorum açıkçası ve ne yapılır mesela, ne yapılabilir? Gerçi siz yapıyorsunuz ama.
ADNAN OKTAR: Ahir zamanda eğer Allah-u alem bizler olmasak bir kısım kardeşlerimiz olmasa Müslümanlığı böyle kan, irin, asma, kesme, dövme, sövme o şekilde göstereceklerdi ve neşenin, sevincin, sanatın, bilimin, estetiğin olmadığı bir hayat şekli şeklinde insanlara göstermek istiyorlardı. Biz bunu ortadan kaldırdık Allah’a çok şükür. Bundan sonra da müsaade etmeyiz. Ama Müslümanlığın asıl karşıtı, asıl düşmanı hakikaten gericiliktir, irticadır. Ben irticanın böyle sinsi bir gücü olduğunu ve mazlum ve masum insanlara karşı bu kadar tahrip gücü olduğunu yaşadıkça gördüm. Ve gerici düşüncenin ne kadar insan düşmanı olduğunu; ne kadar sevgiye, dostluğa, kardeşliğe düşman olduğunu gördüm. Çünkü şeytanlık ya direkt dinsizlik olarak ortaya çıkıyor şeytani düşünce yahut gericilik olarak ortaya çıkıyor. Yani iki boynuzludur şeytan. Biri gericilik şeklinde; biri dinsizlik, ateistlik şeklindedir. Biz işte iki boynuzu da kırıyoruz. Özelliğimiz bu. Mesela bazı gericilerin at oynattığı sitelere girin, internet sitelerine girin. Kan, irin, asma, kesme, küfür, aşağılık sözler, şerefsizce ifadeler, haysiyetsiz bir ruh, karanlık bir ruh; sanata, bilime, estetiğe karşı bir tavır görürsünüz. Şeytan adeta yuva yapmış oraya artık. Şeytan bir aşağıya, bir yukarıya hopluyor zıplıyor. Dini konuları tenzih ederim, oralar şeytanın aynası gibi yahut şeytanın televizyonu gibi diyelim, görmek mümkün. Yani Müslümanlar oraya baktığında, muttaki olanlar, samimi olanlar, halis Müslümanlar oraları görebilirler. Bir kere Müslümanlık deyince “Allah bizden ne istiyor?” diye düşünmemiz lazım. Allah sonsuz akıl. Bakıyoruz hücreye, kofullara bakıyoruz, mitokondriye bakıyoruz, müthiş bir estetik, müthiş bir uyum ve müthiş bir güzellikte yaratmış. Hücrenin içerisindeki yardımlaşma sistemine bakıyoruz çok mükemmel, kontrol sistemi çok mükemmel ve milyonlarca karmaşık sistem tıkır tıkır saat gibi işliyor hücrenin içerisinde. Allah muazzam bir sanatla yaratmış. Her sisteme bakıyoruz. Mesela meyveye bakıyoruz, karpuza bakıyoruz; mis gibi kokulu, sulu, tam hoşumuza gidecek gibi. Kayısıya bakıyoruz; vitamin, mineral yönünden de kokusu da tadı da tam hoşumuza gidecek gibi. Üzüme bakıyoruz; sapsarı, İzmir üzümü, kopartıyoruz, nefis bir tadı var. İncecik bir çöpten meydana geliyor. Eti kızartıyoruz, nefis bir tadı var. Her şeyde bir güzellik yaratmış Allah. Bu kadar güzelliğin içerisinde adam bize İslamiyet’i, bunları yaratan Allah’ı bize haşa, bize acı çektirmek isteyen, bize zulmetmek isteyen bir varlıkmış gibi göstermeye kalkıyor. “Gülmek istiyoruz” diyoruz, gülebilir miyiz? “Sakın gülme” diyor. Niye? “Olmaz, İslamiyet’te yok, gülemezsin, ben biliyorum. Kaynakları var” diyor. “Sevgi gösterebilir misin? “Aman, aman, aman. Sevgi, öyle bir şey yok, öyle bir şey olmaz” diyor. Şefkat, o da yok. Affedicilik, o da yok. Güzel sözle konuşmak, o da yok. Mesela Mehdi (a.s.)’nin Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kan dökmeyeceğini söylüyor. Yobaz takımının kanına dokundu bu. “Nasıl olur? Öyle kan dökmeyen Mehdi (a.s.) mi olurmuş?” diyor. “Nasıl olması gerekir?” diyorsun. “Mehdi (a.s.) dediğin kıracak, dökecek, yakacak, kesecek, biçecek böyle” diyor. Dünyanın neredeyse %90’ını yok edecek” diyor. Normalde %99’unu demek istiyorlar da. Bakın, isterseniz hesaplayalım. Yani onların istediği ve öldürülmesini talep ettikleri insan gruplarının sayı olarak tespitini yapalım, toplayalım, istiyorsanız burada yapalım, %99’u aştığını göreceksiniz. Yani dünyanın %99’unu öldürmek isteyen bir zihniyettir gerici zihniyet. Mehdiyet de bu psikopatlığı, bu deliliği ortadan kaldıran sistemdir. Mehdi (a.s.) bir avuç topluluğuyla muazzam bir gerici topluluğuna karşı, muazzam bir imansız topluluğa, ateist topluluğuna karşı dünya çapında şu an mücadele veriyor. Ama Türkiye’deki Müslüman topluluklar genellikle aydınlanmış gruplardır. Yani iyi müceddidler, iyi alimlerin elinde yetişmişlerdir. Mesela; Süleymanlılar halim selim insanlardır. Sevgiyi, barışı arayan insanlardır. Kan, irin onların ağzından çıkmaz. Mesela Adıyaman Cemaati çok sevgi doludur. Onlardan da kan duymazsın. Yani kepazelik, olay çıksın, rezalet çıksın, hiçbirinden duymazsın. Nur talebeleri zaten munistirler öyle bir yönleri yoktur. Mahmut Hoca’nın bizzat kendisi çok şefkatlidir, anti-kandır. Yani kana, irine asla müsaade etmez. Ama o camiaları desteklediğini iddia eden, mesela Mahmut Hocayı, en ziyade Cübbeli’yi desteklediğini iddia eden bazı psikopatlar var. İnternet sitesine girin, görün. Hep ayaklanma, kan dökme, rezillik çıkarma, bombalama bilmem ne falan. Cübbeli, “benim haberim yok” diyor ama bunu da ayrıca telin etmesi lazım ve reddetmesi lazım bu adamları. Çünkü onun adını kullanarak ortaya çıkıyorlar, değil mi? İslamiyet bize kardeşlik, sevgi, barış, neşe ve huzur getirecek. Bunu biz Mehdiyet içerisinde göreceğiz. Yani bu anlattıklarımı 10 yıl içerisinde Mehdiyet bize gösterecek.
Sen de istesen de istemesen de Mehdiyet’in gölgesine girmişsin. Yani Mehdiyet’in kontrolüne girmişsin sen, farkında değilsin sen. Yani belki farkındasın belki farkında değilsin. Ama istesen de istemesen de Mehdiyet’e hizmet ediyorsun şu an. Yani üslubundan ve tavrından. Mesela seni örnek göstermeleri de orada. Çünkü İslam’da barış var ve sevgi var, kardeşlik var. Sen neyi anlatıyorsun? Barış, kardeşlik ve sevgiyi anlatıyorsun. Sen istesen de istemesen de bunu yaptığında Mehdiyet’e hizmet etmiş olursun. Ama bir psikopat mesela kafasını sarıkla örtmüş, cübbesi de var, şalvarı da var, başını da kazımış, hatta Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “başı kazınmış” diyor, “başında saçı olmayan, sarıklı 70 bin münafık deccalin safında Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele verecek” diyor. Bakın, bir yobaz tiplemesini Peygamberimiz (s.a.v.) çok detaylı anlatıyor burada. Deccal ile iş birliği yapacaklar. Gericilerin özelliği budur. Deccaliyetin çift boynuzunun bir tanesi gericilik, demin söyledim; ikincisi de dinsizlik, yani komünizm, faşizm, satanizm falan ne varsa artık, sapkın cereyanlar. Bunlar karşılıklı paslaşarak devam ederler. Yani onlar onun kanını döker, onlar onun kanını döker. Onlar gider komünist kanı döker, komünistler gelir gericilerin kanını dökerler. Onlar onlara karşı kin ve nefreti körükler, onlar onlara karşı kin ve nefreti körüklerler. Böylece dünyanın %99’unu bunlar kapladılar. %99’luk bu dev güce karşı Mehdiyet’in 313 kişiyle hepsini tepelediğini göreceksiniz. Bediüzzaman buna inanmayanlar için çok bol örnekler veriyor. Hatta Nur talebelerinde de var. Diyor, “adetullaha aykırı, olmaz. Üç görevi birden bir insanın yapması olacak iş değil. Hem siyaset hem diyanet hem saltanat olmaz. Üçe bölerek olur” diyor. Bediüzzaman da “üçünü birden yapacak, üçe bölmeyecek” diyor Mehdi (a.s.) için. Bak “eğer üçünü bölerse gerçek Mehdi (a.s.) olamaz. Bölmediği için, üçünü birlikte yaptığı için gerçek Mehdi (a.s.) olacaktır” diyor. Üçü nedir? Diyanet yani iman hakikatlerini anlatması; Darwinizmi, materyalizmi çökertmesi. Saltanat ve siyaset yani sanatı ve bilimi dünyaya hakim etmesidir. Saltanatın tecellisi sanatla olur. Sanat nedir? Muhteşem binalar, muhteşem bahçeler, her türlü güzel ev, siteler, bahçeler, yani insanın hoşlanacağı her şey ve her yerin dizayn edilip düzenlenmesi, sanat. Bediüzzaman da diyor bak; “sanat, marifet ve ittifak, Mehdiyet’in üç silahı.” Cehalet, zaruret ve ihtilaf, yani insanların birbirlerine düşmesi. İhtilaf, işte mezheplerle ihtilaf etmesi. Mesela Cübbeli, Mahmut Hocamızı müceddid ilan etti. Tamam, güzel ama bu bir ihtilaf sebebidir. Çünkü Şiiler kabul etmeyecektir, Vahabiler de kabul etmeyecektir, Nur talebeleri de kabul etmeyecektir, Süleymanlılar da kabul etmeyecektir, Menzil de kabul etmeyecektir, Şeyh Nazım Hocam da kabul etmeyecektir. Ne oldu? Bir anlaşmazlık oluyor. Mehdiyet’te bu olmaz işte. Mehdiyet’te herkes o şahsı sever. Alevi’yi de bağrına basar, Sünni’yi de bağrına basar, herkesi bağrına basar. Herkesi seven ve kucaklayan, kurtaran bir insandır Mehdi (a.s.). Hiç ummadığınız gruplar destekleyecektir, hiç ummadığınız insanlar destekleyecektir ve dünyanın tek kurtuluşu haline gelecektir Mehdiyet ve Mehdi (a.s.). Bediüzzaman’ın bu anlatımlarını akılları almıyor bir kısım Nur talebelerinin, yani bir türlü kabul edemiyorlar. Üçe bölmelerinin nedeni bu. Bak orada bile bölme peşinde. Bediüzzaman birleştirmenin peşinde, onlar orada bile bölmenin peşinde. “Bediüzzaman iman hakikatlerini yaptı. Gelecek Mehdi, birisi siyaset Mehdi’sidir. Sonra saltanat Mehdi’si gelecek” diyor. Peki, bu siyaset ve saltanat Mehdilerinin özelliği ne? Sırf siyaset özelliği varmış. Bir tanesinin de sırf saltanat özelliği varmış. Bediüzzaman ne diyor? “Her üçünü yapacak” diyor. Hem siyaset hem saltanat hem diyanet, “hepsini yapacak” diyor. Burada akıllarının almamasının sebebi; artık akılları, vicdanları, kalpleri materyalist olmuş. Yani materyalist gözle bakıyor. Deccaliyet Müslümanların bir kısmının kafasını materyalist yaptı. Allah’ın gücüne güvenemiyorlar. Mesela ben ilk çıktığımda, Ankara’dan buraya geldiğimde materyalist gözle baksam hiç faaliyet yapmamam gerekir. Ben Darwinizmi, materyalizmi çökertecek, İslam’ın dünya hakimiyetini sağlayacak bir gayret ve şevk içindeydim başlangıçta. Ben desem ki; “ne olacak, ben tek başına bir adamım, benim böyle bir şey yapacak durumum yok. Ben evleneyim, okulumu da bitireyim, işime gücüme bakayım. Kendi çocuklarımı eğitirim, bu bana yeter” diyebilirdim. Ve bunu herkes makul de görürdü. Veyahut komşularıma anlatırdım, birkaç komşuma bu yeterli olabilir diyebilirdim. Ama bakın dünya çapında faaliyet yaptım ve net netice aldık. Darwinizmle ilgili yazı okuyabiliyor musunuz gazetelerde artık? Çıkıyor mu televizyonlarda haberler?
ALTUĞ BERKER: Ve 23 yaşındaydınız Hocam.
ADNAN OKTAR: 23 yaşındaydım, tabii. Eze eze, söke söke ilerledik. Ve karşıma Cübbeliler, kubbeliler, şüppeliler, hepsini çıkarttılar. Hepsini bertaraf ettik ve devam ettik. İlimle, akılla ve bilgiyle. Normalde ben çok küçük çevresi olan bir insanım. Akraba çevrem de yok benim ama bak, tek başına Allah’ın verdiği güce bakın. Elhamdülillah. Maddi gücüm de yoktu benim Ankara’dan geldiğimde, sosyal gücüm de yoktu, çevre gücüm de yoktu. Normalde benim hiçbir şey yapamamam lazım, değil mi? O Nurcu kardeşlerimizin bir kısmının kafasına göre, değil mi? Ama bak çok büyük netice aldık. Şu an en az 35 milyon insan dinliyor bizi. Yani aldığımız teknik tedbirler ve teknik imkanlar sayesinde, inşaAllah. Ki bu her gün oluyor. Ki bu, bu sene için. Bir dahaki sene daha da artacak, inşaAllah. Bir dahaki sene daha artacak, bir dahaki sene daha artacak. Her sene dozunu arttıracağız, inşaAllah. Şebnem şimdi senin güzel sorularından alalım.
ŞEBNEM SCHAEFER: Alalım. Bir sinema filmi vardı, New York’ta Beş Minare, Mahsun Kırmızıgül’ün yaptığı. İzlediniz mi bilmiyorum. Benim hoşuma gitti açıkçası film. Eleştiriler de almış gerçi. Orada Hıristiyan olan bir eşi var. Müslüman birisi var, eşi de Hıristiyan. Birlikte yaşayabiliyorlar, yani hatta kiliseye gidip birlikte dua edebiliyorlar, herkes kendi yöntemiyle. Peki diyorlar ya; “eşiniz ya da dostunuzu Müslümanlığa ikna ettiğiniz zaman Cennette yeriniz vardır,” vs. Bunu yapmam mümkün mü? Mecbur muyuz? Ya da herkes kendi dinini yaşasın mı? Sonuçta o da Allah’a inanıyor, o da Allah’ın birliğine inanıyor. O öyle ibadet ediyor, diğeri öyle ibadet ediyor.
ADNAN OKTAR: Ahir zamanda Seyyidina İsa Mesih (a.s.)’in, Meryem oğlu İsa (a.s.)’nın yeryüzüne geleceğini; Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafii mezheplerinin hepsi kabul eder. Aleviler kabul eder, Vahabiler kabul eder, Hıristiyanlar da kabul eder. Hz. İsa (a.s.)’nın gelişi için de başka bir yüzyıl yok, bu yüzyılın dışında vakit yok. Hicri 1400 ile 1500’ün dışında vakit yok. İsa Mesih (a.s.) geldiğinde Cenab-ı Allah Kuran’da açıkça söylüyor; “Seni sevenleri, sana muhabbet edenleri Kıyamete kadar, Kıyamet vaktine kadar dünyaya hakim edeceğim” diyor Allah, bir. “Senin geldiğinde” diyor Cenab-ı Allah, “senin varlığın, bedeni varlığın varken, yani yeryüzündeyken, sana iman etmedik tek bir tane Ehli Kitap’tan Hıristiyan ve Musevi olsun hiç kimseyi bırakmayacağım” diyor Allah. “Hepsini iman ettireceğim” diyor, Kuran’ın sözü. Kuran’da Allah’ın sözü. İsa Mesih (a.s.) geldiğinde Müslüman olmadık hiç kimse kalmıyor. Çünkü Hz. İsa (a.s.) daha önce Musevi idi zaten. Musevi idi, Musevi iken Hıristiyan oldu. Şimdi Hıristiyan iken de Müslüman olmuş oluyor. Yani eğer din değiştirmesi mümkün olmasaydı, Musevi iken de Hıristiyan olmazdı, değil mi? Musevi idi, Musevi gençti. Yani vahiy geldikten sonra Hıristiyan oldu. Şimdi yine geldiğinde, Kuran’ı okuyup incelediğinde, Kuran’ın hak olduğunu gördüğünde bir Peygamber buna nasıl dirensin? Hıristiyan iken Müslüman olduğunda, Müslüman olan Hıristiyanlar, Hz. İsa (a.s.)’yı eskiden bir seviyorlarsa, o zaman milyon severler. Eskiden Allah’a bir yakınlarsa milyon yakın olurlar. Çünkü İslamiyet onların Hıristiyanlıkta aradıkları güzelliğin milyonlarca katını onlara sunar. Kat kat fazlasını sunar. Hem kafalarında berraklıkla, netlikle. Çünkü Hz. İsa (a.s.)’yı Allah olarak kabul etmek (haşa) bir Hıristiyan için çok acı bir olaydır. Çok canını yakan bir olaydır. Zorlanıyor Hıristiyanlar, o yüzden Hıristiyanlığa Avrupa’da bir bağlılık kalmadı. Çünkü bir üniversite öğrencisine, aklı başında bir gence, “Hz. İsa (a.s.) Allah’tır” dersen (haşa), o çocuk buna nasıl inansın? Çünkü Hz. İsa (a.s.) yemek yiyor, namazlarını kılıyor, Allah’a dua ediyor. Allah’a dua ettiğine dair çok fazla İncil’de hüküm var. Uyuduğuna dair hüküm var. Allah uyur mu? Uyuyor, doğal ihtiyaçları var, yemek yiyor, acıkıyor, acıktığında mecburen yemek yiyor. Allah acıkır mı?
ŞEBNEM SCHAEFER: Ama nerede öyle Allah olduğunu söylüyor? Allah’ın oğlu diye hani geçiyor. Gerçi biz “Peygamber” diyoruz. Onlar; “Allah’ın oğlu” diyorlar. Orada bir uymayan bir şey var.
ADNAN OKTAR: Evet, dua ederlerken biliyorsun haçın önüne geldiklerinde İsa (a.s.)’nın orada heykeli var. Hz. İsa (a.s.)’ya dua ederken; “Yarabbi” diyor. “Yarabbi” diye dua ediyorlar, “Allah’ım” diye (haşa) dua ediyorlar Hz. İsa (a.s.)’ya, yani kutsal ruh, Allah. Yani teslis inancında kutsal ruha, Allah’a ve İsa (a.s.)’ya inandıklarını, üçünün toplamının Allah olduğuna inanıyorlar. “Kutsal ruh da Allah’tır, İsa Mesih (a.s.) de Allah’tır, Allah da Allah’tır” diyorlar. “Peki, canım kardeşlerim” dedim ben, “böyle bir inancınız var, siz dua ederken mutlaka Hz. İsa (a.s.)’ya Allah olarak dua ediyorsunuz.” Yani hiç doğrudan Allah’a dua eden Hıristiyan gördün mü sen?
ŞEBNEM SCHAEFER: “Onun adına dua ediyor” diyorlar. Bir şey diyorlar. Onun adına, tam tercümesini edemiyorum şimdi, şöyle şöyle yapıyorlar, onun adına dua ediyorlar. Allah’a dua etmiyorlar, hep onun adına, doğru. Hep Hz. İsa (a.s.)’nın ismini kullanıyorlar.
ADNAN OKTAR: Haşa, direkt, “Allah’ım sensin, Allah sensin” diyorlar. Açıkça İncil’de çok fazla hüküm var, açıkça söylüyorlar. “Sensin” diyorlar, “rızık veren sensin, diriltecek olan sensin.” İsa (a.s.)’ya söylüyorlar doğrudan doğruya. “İsa Mesih (a.s.), sen Allah’sın” diyorlar. Allah da Kuran’da soruyor; “Sen mi dedin onlara ben Allah’ım diye?” diyor. “Ya Rabbi, ben öyle bir şey demişsem sen bilmişsindir. Ben öyle bir şey demedim onlara. "Allah birdir" dedim” diyor İsa Mesih (a.s.). Allah sorguluyor, biliyor Allah da, fakat kasten, ihtişamı göstermek için Ahirette sorguluyor. Net olarak söylüyorlar. Bunun bir Hıristiyan gence vereceği acıyı ve bu mantıksızlığa dayanmasının ne kadar zor olduğunu bir düşünmek lazım. Uyuyan Allah olur mu?
ŞEBNEM SCHAEFER: Peki Allah’ın oğlu kime diyorlar o zaman? Allah’ın oğlu oluyor. Yani Allah o olmuyor ki Allah’ın oğlu deyince.
ADNAN OKTAR: Şimdi “Allah’ın oğlu” diyorlar zaten. Ama “Allah, Allah’ın oğlu, o da Allah” diyorlar. Bak, Allah’ın oğlu da Allah, Allah var, bir de Ruhu’l Kudüs var. “Her üçü de Allah’tır” diyorlar. Ben de dedim ki bu arkadaşlara; “siz sürekli Allah diye Hz. İsa (a.s.)’ya dua ediyorsunuz, doğru mu?” dedim. “Doğru” dediler. Başka türlü dua eden Hıristiyan yok zaten. “Peki, üç parça olarak görüyorsunuz (haşa), bir de “Allah” diyorsunuz. O üç parça olarak gördüğünüz Allah’a niye dua etmiyorsunuz?” dedim. “Hiç aklımıza gelmedi” diyor. “Ona dua edin” dedim. Hiçbir Hıristiyan dua etmiyor. Madem üç parça, değil mi? Niye üç parçadan Hz. İsa (a.s.)’yı seçiyorsun Allah olarak? Bak, Ruhu’l Kudüs’e de dua edebilir. Bak, üç seçeneği var; Ruhu’l Kudüs’e dua edebilir, Allah diye (haşa), yani onların inancına göre. Hz. İsa (a.s.)’ya dua edebilir ve Allah’a dua edebilir. Doğrudan Allah’a dua edebilir. Hiçbir Hıristiyan doğrudan Allah’a dua etmiyor. İlla Hz. İsa (a.s.)’ya dua ediyorlar, Allah diye. Kardeşim, madem öyle Allah’a dua edin doğrudan. Bakın, hangi Hıristiyan’a sorsam “aklımıza gelmedi” diyor. Aklınıza gelmediyse ben getiriyorum işte aklınıza. Doğrudan Allah’a dua edin, değil mi? Bu perişanlığa niye düştüler? Şeytanın oyununa niye düştüler? Bu çok acayiptir. Hz. İsa (a.s.)’nın Peygamber olduğu belli. Ne zaman, hangi Peygamber haşa Allah olarak gelmiş? Olacak iş mi bu? Hepsi Allah’ın Peygamberi, Hz. Adem (a.s.)’den itibaren bütün Peygamberler Allah’ın kuludur ve Peygamberidir. Hz. İsa (a.s.) da Allah’ın kulu ve Peygamberidir. Hz. Muhammed (s.a.v.) kulu ve Peygamberidir. Abduhu ve Resulühü, değil mi? İşte bu acı olayı ortadan kaldırmak için Allah, İsa Mesih (a.s.)’ı gönderiyor. “Hüsnü hatimesi için” diyor Bediüzzaman. Hüsnü hatimesi, yani güzel sonucu için gönderiyor” diyor. Hz. İsa (a.s.) uyur halde dünyaya bırakılacak, bir Hıristiyan cemaati içerisine; Müslümanlığa benzeyen Hıristiyan bir cemaat içine uyur halde bırakılacak. Orijinal elbisesiyle, sarı renkte boyanmış, iki parçadan oluşan elbisesi var Hz. İsa (a.s.)’nın. Birisi uzun gömlek, ta yere kadar, üzerinde cübbesi var iki parça. Ayağında da parmak arasından geçen bir sandalet var, altı kösele, deriden yapılmış, orijinal. Kendi beylik eşyalarıyla Hz. İsa (a.s.)’yı dünyada insanlar görecekler, gelecek. İlk geldiğinde kıyafeti odur ama sürekli kullanmaz onu, ilk geldiğinde öyle gelecektir. Sonra tabii ki o elbiselerini değiştirirler. Fakat o elbiseleri saklanacak, onu söyleyeyim. Bunu göreceksiniz. İsa Mesih (a.s.)’i de göreceksiniz, Mehdi (a.s.)’yi de göreceksiniz. Ben olmayacak bir şeyi söylemem. Ben öyle Cübbeli gibi hurafelerle falan uğraşmam. Yani Cübbeli mesela inanmadığı bir şeyi inanıyor gibi anlatabiliyor. Müthiş bir yeteneği var, hayret edilecek. Asla inanmadığı bir şeyi aşkla şevkle, hakikaten inanıyor gibi anlatıyor. Ben mesela inanmadığım bir şeyde ağzım, yüzüm kayar, yapamam yani. Mesela sevmediğim bir adama, seviyorum diyemem ben. Gücüm yetmez, yapamıyorum. Mesela inanmadığım bir şeyi de anlatamam ben. Mehdilik’ten % yüz eminim, İsa Mesih (a.s.)’in de indiğinden % yüz eminim. Ve beni dinleyenler de benim eminliğimden eminler. Yani yalan söylemeyeceğimi herkes bilir. Bir de ben öyle hurafe ortamında falan da yetişmedim, laik ailede yetiştim ben. Annem, babam namaz kılmazdı. Cuma namazlarına giderdi bir tek. Ankara’da Kurtuluş Lisesi’nde okudum. Burada da Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi’nde okudum. Bizim lise cin liseydi.
ŞEBNEM SCHAEFER: Mimar Sinan’da, değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet Mimar Sinan. Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi, yani sonra Mimar Sinan Üniversitesi oldu. yani İstanbul’un en cin okulu da orasıdır. Öyle diyeyim de anlayın. Her cins vardır orada, her çeşit.
ALTUĞ BERKER: “Bilimsel testle iki bin yıllık olduğu anlaşılacak” demiştiniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, yani zaten Ahir zamanın özelliği o. Bakın, Hz. Süleyman (a.s.)’ın kutsal sandığı bulunacak. Bakın, net söylüyorum; birçok kutsal emanet bulunacak ve Mehdi (a.s.)’yi de insanlar açıkça görecekler. Allah’a güvenmeyenler rezil rüsvay olacaklar. Nur talebelerinden de böyle kalbi, aklı materyalist olmuş kişiler var. Vicdanı materyalist olmuş. Bediüzzaman diyor ki, bakın alenen ve net olarak; “üç görevin üçünü de Mehdi (a.s.) yapacak” diyor. “Hayır, yapamaz” diyor. Bediüzzaman böyle cins tipler için de diyor ki; “bazen fırtınalı bir havada Allah birden fırtınayı durdurur. Kış mevsiminde birden yaz meydana getirir. Yaz mevsiminde birden kış meydana getirir. Allah’ın gücü dahilindedir. Bunu yapacak. Buna inanın” diyor. “Yok, üstadım, biz inanamıyoruz” diyor adamlar. “Peygamber (s.a.v.) söylüyor” diyoruz. İnanmıyorlar. “Kuran ayeti var” diyoruz. Ona da inanmıyor, ona da güçleri yetmiyor. Akılalmaz böyle çocukça tevillerle kaçınmaya çalışıyorlar. Seyyid Salih Özcan Hocam var, Bediüzzaman’ın talebesi. “Allah ıslah etsin onları, ne diyeyim ben” diyor. “Üç görevin üçünü de yapacak Mehdi (a.s.), şahıstır ve ben bizzat Bediüzzaman’ın kendisinden duydum bunu, kulağımla duydum” diyor. Bak, çıtları çıkmıyor Nur talebelerinin. Bakın internet sitelerine, gıkları çıkmıyor. Kardeşim, alın size işte Seyyid Salih Özcan, yanında Hocamızın kendisi, Bediüzzaman’ın ifadeleri ortada. Ne yaptılar? Yüz seneye, iki yüz sene daha ilave ettiler, üç yüz seneye çıkardılar. Geçen gün anlattım, gördünüz. Onu düzeltmeye çalıştım. Öbür internet siteleri de uyanmışlar. Şimdi onlar da böyle hatalara düşmeyelim diye birbirlerini uyarıyorlar. Bunların sayısı yüzde kaçtır? %1’dir. Yine uyaracağız, %1 diye geçemeyiz. Şebnem sen bana çok detaylı sorular sorabilirsin bu konularda. Çünkü çok araştırmacısın sen ve tam yerindesin şu an.
ŞEBNEM SCHAEFER: İyi, güzel. Ben şeyi merak ediyorum. Peki, neden Kuran ilk ve tek olarak gelmedi? Yani acaba Musevilikte ve işte Hıristiyanlıkta da tam olarak her şey iletilmediği için mi? Yoksa öyle buyurduğu için mi? Yani önceden neden hepsine Kuran olarak gelmedi?
ADNAN OKTAR: Mesela şu Cübbeli’den al. Bayağı takva, dindar, alim bilinen bir adam. Ne diyor? “Cezaevinde yanıma bana hahambaşını gönderdiler” diyor. Adam anlatıyor, ufku geniş. Öyle bir hikaye anlatıyor ki inanmayan beri gelsin. Sonra da çıkıyor, diyor ki; “ya benim yanıma güya cezaevinde yanıma adam göndermişler. Güya bana teklifler de bulunmuş, güya şöyle olsun, böyle olsun demiş. Nereden uyduruyorlar bunu ya?” diyor. Şimdi bunu yapan insanlar hep tarihte olmuş, yani bu tarz. Kuran’la karşılaşınca adam; hadisle, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi ile karşılaşınca çok rahat değiştirebilmişler. Hükmü değiştirebiliyor, anlatımı da değiştiriyor ve Tevrat’ı da alenen değiştirmişler. İncil’i alenen değiştirmişler. Tevrat’ın zaten geçerli olan kısmı, vahiy olarak kabul ettikleri kısmı ilk bölümleridir. İlk bölümleri. Ondan gerisi tarih zaten, kabul etmiyorlar zaten. Vahiy olarak kabul etmiyorlar. Bizim saf vahiy olan kitaba ihtiyacımız var. Ben bir kitabı elime aldığımda, hak olan kitabı, tamamının vahiy olması lazım. Ben ne bileyim hangisi tarih hangisi yalan hangisi düzmece hangisi doğru. Ben onlarla uğraşabilir miyim? Ben baktığımda gönül huzuru içerisinde onun tamamının vahiy olduğuna inanmam lazım. İncil’i alıyoruz, dört ayrı İncil var. Biri “benim aklımda böyle kaldı” diyor. Biri “böyle kaldı” diyor. Ve yüzlercesini de yok etmişler.
ŞEBNEM SCHAEFER: Ve yorum da katılmış.
ADNAN OKTAR: Yorum da katılmış, karmakarışık bir şey olmuş. Yazık günah değil mi? Bir çocuğun, bir gencin, üniversiteli bir çocuğun Tevrat’ı eline aldığını düşün ve yahut İncil’i eline aldığını düşün, onun vereceği sıkıntıyı bir düşünün. İncil’den Allah’ı anlamaya çalışacak. Kuran’ın verdiği berraklık nerede, oradaki anlatımdaki karmakarışık yapı nerede? İncil’de içinden çıkamayacağı bir durum oluyor. Aklı başında, mantıklı, tutarlı bir insan için çok büyük bir eziyettir o. Çok büyük bir eziyettir. Mesela Tevrat da. Ben o yüzden bu acıyı çekmesinler diye, Tevrat’ın hurafe kısımlarını, yanlış kısımlarını ayırıp Tevrat’ın orijinal ve değişmemiş kısımlarını ayrı kitap haline getirdim. Şimdi İncil’in de değiştirilmemiş kısımlarını ayrı kitap haline getirdim. Yani mesela hak kısımlarına ben de tabiyim. İncil’i ben gece-gündüz okuyorum. Nefis. Nurdur İncil, değiştirilmemiş kısmı. Yani ferahlık verir, çok çok. Mesela Tevrat, Tevrat’ın değiştirilmemiş kısımları nefistir. Gıdadır ruha, Allah; “nur ve hidayettir” diyor, “insanlar için.” Değiştirilmemiş kısımları, tabii. Onlar Kuran’la mutabıktır, değiştirilmemiş kısımlar. Ben hemen hemen her gün Tevrat okurum, her gün İncil okurum. Ama değiştirilmiş kısmını ibret kastı ile okurum ve kabul etmem. Biz mesela eski İncil’lere bakıyoruz. Allah’ın bir olduğu açıkça geçiyor eski İncil’lerde, orijinal İncil’lerde. Şimdi zaten orijinalleri yine bulunacak. Aslında bulunan bir tane var da gizleniyor. Yani bir tane orijinal İncil var, gizleniyor. Başka yerlerde de var, dünyanın birçok yerinde. Fakat bunlar Vatikan’dan çekindikleri için, oradaki kişilerden çekindikleri için, bir şekilde olumsuz baskı yaparlar, oyun oynarlar, iş çıkarırlar diye pek ortaya çıkmıyor olabilir. Zamanı gelince ortaya çıkacaktır, inşaAllah. Zaten bu karbon metoduyla, diğer metotlarla anlaşılıyor, eskiliği de anlaşılıyor. Öyle uydurma, yalan bir kitap çıkarmak mümkün değil. Mutlaka orijinal oluyor. Ama biz mesela Kuran’ı açtığımızda her tarafı hoşumuza gidiyor, her şey net. Mesela Cennet öğrenmek istiyoruz. Gürül gürül Cennet, çok net gözümüzün önünde anlatılıyor, her şeyi. Cehennem çok net, kader çok net, her şeyi çok rahat anlıyoruz. Ama ben Tevrat’ın hurafelerinde içim sıkılıyor, rahatsız oluyorum. Hurafe beni bunaltıyor. Ben hurafe ile uğraşamam. Hak kitapla ben muhatap olmak istiyorum. Ama mesela Süleyman (a.s.)’ın meseleleri vardır. Büyük bir bölümü değişmemiştir. Çok güzel, çok ferahlatıcıdır. Mesela vahiyler bölümünde birçok konu vardır. Orijinaldir yani değişmemiştir. İlk kısımlar, Tevrat’ın ilk kısmında bir kısmı değişmiş, bir kısmı değişmemiştir. Ölçü Kuran’dır. Kuran’a mutabık olduktan sonra mesele yok. Allah Kuran’da Ben-i İsrail’i övüyor. Över Kuran’da Cenab-ı Allah. Ama yeriyor da Cenab-ı Allah. Hatalarını da yeriyor, eksikliklerini. Hz. İsa (a.s.)’ya bakın, Kuran’daki Allah’ın ona olan sevgisine bakın. Allah; “seni dünyayı hakim edeceğim. Seni Katımdan indireceğim, sana dünya hakimiyeti vereceğim. Mehdi (a.s.) ile birlikte dünyaya hakim olacaksınız. Mehdi (a.s.)’nin veziri olacaksın. Müslüman olacaksın ve senin dinin tevhid inancı ile sonuçlanacak” diyor Allah. “"Allah bir" diyerek senin ümmetin bu dini yaşayacaklar ve güzel bir sonuçla dinin bitecek” diyor. Öbür türlü felaketle bitecek, Allah esirgesin. Çünkü Allah diyor; “bu üçlemeden dolayı gökler neredeyse parçalanacak” diyor Allah. Kardeşim, ne gerek? "Allah birdir" desene. "Hz. İsa (a.s.) da onun Peygamberi" desene. Hz. İsa (a.s.)’ya sevgiden ne eksiklik olur o zaman? Şu an hiç inanmıyorlar. Sen ne yaptığını zannediyorsun? "Hz. İsa (a.s.), Allah" dediğinde hiç inanmıyor. Hıristiyan genç Avrupa’da çok nadir. Görüyor musunuz? Çok nadirdir. Yani Almanya’da, şurada, burada, Fransa’da falan çok nadirdir gerçek Hıristiyan. Yani “ben Hıristiyan’ım” diyor, o ayrı mesele, o yeterli değil. Hıristiyanlığı hiç uygulamıyor, Hıristiyanlığın gereğini yapmıyor. Adı Hıristiyan. Ama dindar Hıristiyan parmakla sayılır. Çok azdır sayısı.
ŞEBNEM SCHAEFER: Rahibeler var mesela.
ADNAN OKTAR: Rahibeler, onlar da mesela Hz. İsa (a.s.)’ya kendilerini hibe etmişlerdir. Sen diyorsun ki; “işte çok evlilik, niye böyle?” Bak, bütün rahibeler, milyonlarca rahibe vardır, hepsi Hz. İsa (a.s.)’ya diyor ki; “beni alsın veya almasın ben ona aşığım, ben onunum. Ben ona kendimi hibe ettim. Canım, malım, hayatım onun, Hz. İsa (a.s.)’nındır” diyor. Ama Peygamber kabul ederse güzel. Allah dersen olmaz. Mesela şimdi Hz. İsa (a.s.)’ya bakın, sevgiye bakın. Aradaki farkı göreceksiniz. Şimdi Hz. İsa (a.s.) ile haşa kendilerince alay ediyorlar. “Senin kavmin” diyor ayette zaten. “Hz. İsa (a.s.)’dan bahsedilince keyifle” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “gülüyorlar” diyor Allah. “Keyifle gülüyorlar” diyor. Şu anda da Avrupa’da Hz. İsa (a.s.)’ya bakışı görüyoruz. Ne saygıları var ne sevgileri var; haşa, çok azdır. Ama İsa Mesih İbn-i Meryem (a.s.) geldiğinde bütün dünya ona aşık olacak ve bütün dünya saygı duyacak. Peygamber olarak gelecek, herkes bağrına basacak. Hz. İsa (a.s.) sevgisi işte budur. Şu anki değildir. Hz. Meryem’e olan sevgi ayyuka çıkacaktır. Kuran’da Hz. Meryem övülür. Şu an Hz. Meryem’den haberleri bile yok Hıristiyan gençlerin çoğunun. Efsane gibi biliyorlar. Efsane o zaman gerçeğe dönüşmüş olacak. Hz. İsa (a.s.)’nın varlığına bile adamlar var mı, yok mu, inanamıyorlar bile. O zaman gözüyle görmüş olacak İsa Mesih (a.s.)’i. Ve Hıristiyanların birçoğuna göre, mesela Katoliklerle konuştum; “Kıyamet zamanı gelecek” diyor. “Dünyada görünmeyecek zaten” inancındalar. Yani onlar İsa (a.s.)’dan ümidi kesmiş aslında, bazı Nur talebeleri gibi. Mehdiyet’in etkisi şu an Hıristiyanlığı da sardı. Masonları da sardı. Mesela masonlar, binlerce mason şu an İslamiyet’in etkisi altına girdiler. Gül Haç Teşkilatı, masonlukla bağlantılı yine bir masonik teşkilattır. Onlar da İslamiyet’in etkisi altına girdiler. Tapınak Şövalyeleri ki milyonlarca taraftarı var. Amerika’da olsun, Avrupa’da olsun devlet ve ordu kademesi genellikle Tapınak Şövalyeleri’nin, masonların ve Gül Haç Teşkilatı’nın kontrolündedir. Çığ gibi İslamiyet aralarında yayılıyor şu an ve bu masonlukta da inançtır. Gül Haç Teşkilatı’nda da bir inançtır. Aynı şekilde Tapınak Şövalyelerinde de bir inançtır. Ahir zamanda bir şahsın geleceği ve tek bir inancın, tek bir Allah inancının dünyaya hakim olacağı. Mesela Tapınak Şövalyeleri buraya geldiler, Türkiye’ye geldiler. Bilmiyorum o kısımları seyrettin mi?
ŞEBNEM SCHAEFER: Yok, hayır.
ADNAN OKTAR: Yani en ileri gelenleri, yöneticileri geldi. Şimdi de daha da üstatları, daha ileri yaşta olanları da gelecekler. “Bizim inancımıza göre bir dünya hakimiyeti var” diyorlar. Kova çağını temsil eden bir insanın etrafında insanlar birleşecekler. İncil’de geçiyor bu, yani İncil’de de var kova çağını temsil eden. Balık çağı bitecek, kova çağı girecek. Şimdi biz kova çağındayız.
ŞEBNEM SCHAEFER: Kova yani bizim bildiğimiz burç?
ADNAN OKTAR: Evet, evet, kova çağı. “İstanbul merkezdir bizim inancımıza göre” diyorlar Tapınak Şövalyeleri. “İstanbul bizim için merkezdir. İstanbul’da biz iki ustadan biri ile karşılaşacağımızı biliriz” diyorlar. İki ustadan birisi Mehdi (a.s.), birisi de Hz. İsa (a.s.)’dır. Adon, Adoni, yani onların beklediği kişi budur; Adon’dur. Binlerce yıldan beri bekledikleri, masonların. Hızır (a.s.), biliyorsun duvarcı ustasıydı. Mehdi (a.s.) de duvarcı ustasıdır, Hz. İsa (a.s.) da duvarcı ustasıdır. Çünkü onlar dünyayı inşa edecektir. Bütün dünyayı inşa edecekler, yani Mehdi (a.s.) de dünyayı inşa edecek. Mehdi (a.s.) de sanatçıdır, Hz. İsa (a.s.)’da sanatçıdır. Marangoz olarak bilinir ama İsa (a.s.) aslında o kelime o anlamda da değil. Yani aynı zamanda inşaat ustasıdır, inşaAllah. Mimardır, inşaAllah. Dolayısıyla mükemmel bir dünya inşa edecekler. Mükemmel bir dünya olacak. Kuran ahlakı kayıtsız, şartsız dünyaya hakim olacak. Buna masonlar hizmet edecek. Aslında masonlar bu görevle hazırlanmış olduklarını bilmiyorlardı. Hızır (a.s.) onları bu günlere hazırladı, haberleri yoktu. Daha yeni bu sırrı öğrendiler. Tapınak Şövalyeleri’ni de Hızır (a.s.) hazırlamıştır. Bugünlere hazırlamıştır. Daha yeni öğrendiler sırrı. Masonluğun sırlarından bir sır da işte budur. Gizli sırlardan bir tanesi. Ahir zamanda onlar Adon’un yeniden döneceğine inanıyorlar ve bu gizli sırları ortaya çıkaracağına inanıyorlar. Yani mason sırlarını. Masonlukta çok fazla sır vardır. Sembolleri vardır. O kitabı bekliyorlar şimdi benden. Onlara bütün mason sembollerinin ne anlama geldiğini anlatacağım, inşaAllah, Kuran’dan. Kuran ayetleriyle, inşaAllah. Heyecanla bekliyorlar, inşaAllah. Mehdi (a.s.) talebesi olarak Allah bize de ilham ediyor. Allah nasip ediyor, inşaAllah. Bütün güç Allah’ın kontrolünde. Mesela kova ve balık; mesela balık bir Hızır (a.s.) kıssasında geçer, bir Yunus (a.s.)’da geçer. Yunus (a.s.)’u balık yutuyor, karanlıklar içinde kalıyor. Masonlar karanlık odada, ilk mason töreninde karanlık odaya alırlar insanları. Simsiyah karanlıktır, yani her yeri kapatırlar. Oradan alınmadır. Yani Yunus (a.s.)’un simsiyah karanlık içinde kalması, karanlıklar içinde kalması. Masonlukta da açıkça bu belirtilir. Karanlık oda, bilinir. Yani onların tefekkür hücresi, tefekkür ettikleri. Hz. Yunus (a.s.)’un da tefekkür ettiği hücredir aynı zamanda o karanlık oda, balığın karnı. O balığı Hızır (a.s.) kıssasında görüyoruz bu sefer. Orada da zembilin içerisinden denize atlıyor ve kaçıyor. Yani balık çağı bitiyor. Kuran’da çok fazla semboller ve sırlar vardır. Ama aynı şekilde masonluğa da geçmiştir bunlar. Masonlar sırlarının Kuran’da olduğunu görünce, bir kısmı çok şaşırıyor tabii. Hayretler içinde kalıyor. Mesela Hızır (a.s.) duvarcı ustasıdır. Yani mükemmel duvar yapar. Masonlar da duvarcı ustası olarak bilinirler. Zaten masonluğun anlamı odur. Duvarcı ustası anlamına gelir. Hızır (a.s.)’ın bir yönü de mükemmel duvar yapmasıdır. Yani çok iyi duvarcı ustasıdır, değil mi? İyi sır saklar Hızır (a.s.). Masonlarda da ketumiyet çok önemlidir. Sır saklanır. Ama sırları çözemezler. Mesela “sırları düşünün” derler ama bulamazlar. Yani düşünürler, sürekli düşünürler. Mesela binlerce yıldan beri mason sırları düşünülür masonlarca. Ne anlama geliyor? Bir mikap taş nedir? Mesela o yontulmuş taşın mikap hale gelmesinin hikmeti nedir? Çeşitli şekillerde onu açıklarlar. Mesela Jakin ve Boaz sütunları vardır, iki sütun. Bütün camilerde vardır o iki sütun. Yani mihrap bölümünde, imamın namaz kıldığı yerde, böyle içi biraz çukurca, değil mi? Böyle biliyorsunuz çukur bir bölümü vardır. İki tarafında ya mumlar ve yahut taşlardan iki tane sütun olur. Bunların neye baktığını, İslamiyet’in içerisinde olan bu gerçekleri, bu hak izahları masonluğun neden kendisine aldığını detaylı olarak anlatacağım. Mesela altı köşeli yıldız da, Hz. Süleyman (a.s.)’ın altı köşeli yıldızı da, biliyorsunuz mason sembolüdür aynı zamanda. Ama Hz. Süleyman (a.s.)’ın da mührüdür. Evet, anlatacağımız çok şey var ama herhalde bugün bu kadar.
SUNUCU:‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza 00.30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Kaçkar TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.TV sitemizden devam edeceğiz.
Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...