SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.TV, Mavi Karadeniz Radyo, Aba TV, Kocaeli TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Sivas Sipas TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Buyrun hocam, nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR:Şeyhime soracağım.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, af buyurun, inşaAllah. Bazı yazılar vardı hocam bu gün dikkat çeken örneğin. Örneğin; Süleyman Ateş Vatan Gazetesi’nde bir okuyucusu soru yöneltmiş. “İslam’da imamet var mı? Her zamanın bir imamı var mı? Şiiler 12. İmam Mehdi’nin geleceğini bu dönemin imamının İmam Mehdi (a.s.)’nin olacağını ve hadislerde bu konunun geçtiğini söylüyorlar, bu doğru mu?” Süleyman Ateş de sorulara cevaben şöyle diyor. İslam’da imamet diye bir konunun olmadığını söylüyor, 12. imamın, zamanın imamı olduğunun delilsiz bir düşünce olduğunu, bu düşüncenin Hristiyanlıktan Şiiliğe adapte edildiğini, ayrıca kaybolan 12. imam konusundaki rivayetlerin akla uygun olmadığını söylüyor.
ADNAN OKTAR:Doğru, kaybolan bir imam yok, kaybolan imamın dönmesi olayı yok, kaybolması doğru. Kayboldu, Allah-u alem şehit oldu. Fakat Müslümanların bir lideri olması gerekir. Şimdi Süleyman Ateş Hocama bir soralım. Hürriyet Gazetesi’nin bir lideri var mı, sahibi var mı, Doğan Grubu’nun? Doğan Grubu, o tesislerin bir başkanı var herhalde. Oranın oluyor. Masonların var mı? Olur der hocam, olmaz demeyecektir. Özellikle masonlara mutlaka bir başkan gerekir. Hıristiyanların var mı? Var, Papaları var. Musevilerin var mı? Var. Budistlerin Laması var, değil mi? Başlarında başkan var. Müslümanların? Yok, Müslümanların olmasına gerek yok, diyor. Bu olmadı. O zaman başsız kalan bir topluluk, dağılır ve bu hale gelir. Mutlaka Müslümanların başı olur, Kuran’da hiç bir topluluk yok ki başı olmasın, mutlaka her toplumun başı vardır Kuran’da. Mesela Sebe Halkı vardır, onların da Kuran’da kadın bir liderleri var. Mesela firavun kavmi var, onların başında firavun var. Nemrut kavminin başında nemrut var. Mesela Ad Kavmi var, Semud Kavmi var, bu kavimlerin başında mutlaka bir lider oluyor. Türkiye’nin de lideri var. Bir inancın lideri olmaması mümkün değildir, inşaAllah. Allah ayette de söylüyor. “İçinizden emir sahiplerine de itaat edin” diyor. Müslümanların başının olmamasını istemesi hocamızın, Avrupa Birliği’nin, Büyük Ortadoğu Projesi’nin fikirleriyle örtüşüyor. Aynı Büyük Ortadoğu Projesi’nde de başsız bir Müslümanlık isteniyor. Ateist masonlar da bunu istiyorlar, hocamız da bunu istiyor. Biz böyle istemiyoruz. Biz mutlaka Müslümanların bir lideri olsun istiyoruz. Cübbeli’yle de aynı kafadalar, o da “570 yıl sonra Mehdi (a.s.) gelecek” diyor. Ha gelmeyecek demişsin, ha 570 yıl sonra demişsin, arada fark yok. Mesela o gün çıkarttığımız Mehtap Tv’deki 2 genç de; Fethullah Hocamız’ın sevgisini, saygısını yaşayan insanların yoğun bulunduğu bir kanal Mehtap TV, ne diyorlar? “200 yıl daha ilave ettik” diyorlar. TGRT’de Osman Ünlü hoca çıkıyor, o da “ben de 1000 yıl ilave ettim” diyor. Efendim Süleyman Ateş hocamız da “tamamen iptal ettim” diyor. Dolayısıyla ittifak halindeler. Bu olmaz. Mehdiyet’i batılla karıştırdığında bu samimiyetsizlik olur. Tabii ki 12 imam var. Sonuncusu da Mehdi’dir ve şehit olmuştur. Ama Ahir zamanda çıkacak Mehdi (a.s.), Kuran’ın bütününde işaret edilen bir hakikattir. Nur Suresi, 55. ayetinde açıkça dünya hakimiyetinden bahsediyor Allah. Hz. Süleyman (a.s.) bölgeye hakim olduğunda lider yok muydu başlarında? Hz. Süleyman’dı. Hz. Zülkarneyn (a.s.) bölgeye hakim olduğunda başlarında kim vardı? Zülkarneyn Aleyhisselam vardı. Hz. Yusuf (a.s.) oraya sultan olduğunda, kimdi lider? Hz. Yusuf (a.s.)’tu ve o sayede ihtişam ve muhteşemlik olmuş. Mesela Talut liderdi ve Müslümanlar Allah’tan bir lider istiyorlar, Kuran’da dua bu. “Yarabbi başımıza bir lider gönder.” diyorlar, Müslümanın duası bu. O ayeti de göster Süleyman Hocaya . Onun için bir Mehdi (a.s.) alerjisi biliyorsunuz uzun süreden beri devam ediyor. Muazzam bir anti-Mehdi (a.s.) hareket, Mehdi (a.s.)’nin zuhurundan sonra sürekli gündemde. Süleyman Ateş Hocamız da iki hayati konunun üzerinde duruyor sürekli. Kendi açısından çok önemli olan ve Aydın Doğan açısından da çok önemli olan iki konu. Dikkatli takip edin, sürekli bu konuları işler. Bir, insanların ve canlıların evrimle meydana geldiğini, Darwin’in teorisini savunur ve Kuran da bunu söylüyor der, ki tam aksi, Kuran doğrudan yaratılışı savunur. Cennet’te ve Cehennem’deki varlıklar da evrim ile yaratılmamıştır. Melekler de evrim ile yaratılmamıştır. Cinler de evrim ile yaratılmamıştır, değil mi? İnsanlar da evrim ile yaratılmamışlardır. Cennet’teki huriler, vildanlar, gılmanlar, Cennet, nasıl yaratılıyor? Doğrudan yaratmadır. Cennet’in kadehleri var, tepsileri var, evleri var, arabaları var. Bunların hepsi, fabrikada yapılıyor değil, Allah tarafından doğrudan yaratılıyor. Buna hocamızın aklı pek yatmamış olabilir, fakat öğreteceğiz, anlatacağız, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Nisa Suresi’nin 75. ayetinde, şeytandan Allah’a sığınırım. “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?
ADNAN OKTAR:İşte bu duanın kabulu Mehdi (a.s.)’nin gelişidir. Bu ayeti bir daha oku, bakın Müslümanlar nasıl lider istiyorlar, ve nasıl bir yardımcı istiyorlar? Ve Allah da bu duayı, inşaAllah Ahir zamanda kabul ediyor. Bir çok kabulünden en büyüğüdür, en büyüğü kabulüdür Cenab-ı Allah’ın. Yani çap olarak, dünya çapındaki, güç olarak. İnsan sayısı olarak ve her yönden, maddi güç açısından, evet.
ALTUĞ BERKER:"Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla."
ADNAN OKTAR: Bak, “Katından bize bir veli”
ALTUĞ BERKER:“Ve yardım eden yolla.”
ADNAN OKTAR: “Yardım eden yolla.” Bir kişi, değil mi? Yardım edenler değil, veliler değil. Bir tane veli, bir tane yardımcı istiyorlar, bir lider istiyorlar. Bu Allah’ın sünneti, Allah’ın sünneti Allah’ın kanunudur bu, Allah’ın Adetullahıdır, Allah Adetullahını anlatıyor işte Kuran’da. Hocamız nereye dayanıyor? Hevaya, olmaz. Kuran’a göre konuşuyorsa, delili gösteriyoruz. Hadislere göreyse, zaten hadislerde Müslümanların liderinin olması farz olarak açık açık geçer, Buhari’de, Müslim’de. Birçok sahih hadis kitabında açıkça anlatılır.
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, inşaAllah. Başka ayeti kerimede de, şeytandan Allah’a sığınırım. “Her insan grubunu imamlarıyla çağıracağımız gün” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, mutlaka Müslümanların liderleri oluyor. İki konudan bir tanesi Mehdiyet’tir, bir tanesi de Darwinizm’dir. Biz Darwinizm’in yok olduğunu, sahte olduğunu, oyun olduğunu anlatıyoruz gece-gündüz, ispat ediyoruz, delillendiriyoruz, fosil ile gösteriyoruz. Hocamız da ordan ısrarla, Darwinizm doğrudur, evrim doğrudur, diyor. Biz diyoruz ki, Mehdi (a.s.) gelmiştir, Hazreti İsa (a.s.) da gelmiştir. İslam dünyaya hakim olacak, İttihad-ı İslam olacak, diyoruz. Hocamız da, hayır, İttihad-ı İslam olmayacak, Türk-İslam Birliği olmayacak, Mehdi (a.s.) de gelmeyecek, İsa (as) da gelmeyecek, diyor. İki zıt görüşün mücadelesi var. Biz çok küçük bir arkadaş grubuyuz. Bizim karşımızda böyle dev bir yapılanma var. Aşağı yukarı hepsi aynı noktada birleşiyorlar, anti-Mehdi (a.s.) olmakta birleşiyorlar. Mesela bakın Cübbeli’nin 570 yıl demesi tamamdır. 570 yıl sonra olsa Cübbeli inanın bir 570 yıl daha atar. Mühim olan Ehl-i Beyt karşıtlığıdır. Ehl-i Beyt’in, Peygamberimiz (s.a.v)’in soyunun dünya hakimiyetine karşı bir alerji var bazı kesimlerde. Buna karşı var güçleriyle geceli-gündüzlü çalışıyor, şu an en büyük konu o, onlar için. Amerika için de en büyük konu bu, CIA için de en büyük konu bu. Büyük Ortadoğu Projesi’nin kuruluş amacı da budur, Mehdi (a.s.)’yi engellemektir. Irak’ın işgalinin sebebi Mehdi (a.s.)’yi engellemektir. Afganistan’ın işgalinin sebebi yine stratejik noktayı tutup, Mehdiyet’i engellemektir. Ama Mehdiyet gürül, gürül gelişiyor, onların bildiği gibi bir sistem değil.
Tahmin edecekleri gibi bir sistem değil. O Mehtap TV’deki arkadaşlar, onların isimleri ne o arkadaşların? İsimleriyle söyleyemiyorum ben.
ALTUĞ BERKER: Hocam bir tanesinin dikkatimi çekti, Ramazan Ümit Şimşek diyordu.
ADNAN OKTAR: Bu Ümit Şimşeğin akrabası mı acaba?
ALTUĞ BERKER: Allah-u alem benziyor hocam, sima olarak da benziyor.
ADNAN OKTAR:Bilmiyorum. O evet, mesela Ümit Şimşek Nur talebesidir ve Risale-i Nur’a iyi hakim olan insandır. Sungur Ağabey’e de saygısı vardır. Gayet bilgili bir insan olduğuna göre öğretsin ona işte. Bediüzzaman hiçbir zaman için 300 yıl sonra şöyle olacak, böyle olacak dememiştir. Kıyamet’in Hicri 1545’te kopacağını, en fazla 1577’de demiştir bir başka yerde de. Kendisinden sonra, Hicri 1300’den sonra 1400’de Mehdi (a.s.)’ın geleceğini, 100 yıl içerisinde her şeyin biteceğini, ondan sonra dalaletin başlayacağını, küfrün hakimiyetinin genişleyeceğini, Hicri 1545 gibi de Kıyamet’in kopacağını söylemiştir. Bunla ilgili onlarca Bediüzzaman’ın net tarih vererek açıklaması var. Orada 100 kelimesini, 300’e değiştirmişlerdir, bu çok vahim bir şeydir. Risale-i Nur’da kelime değişikliği yapmışlardır, bakın 100 yerine 300. Bu da Mehdi (a.s.) paniğinin bir devamıdır. Mehdi (a.s.)’nin gelişinden rahatsız olmanın, buna karşı alerji duymanın ve bir toplu cephe meydana getirmenin alametleri bunlar. Farkında mı bu arkadaşlar? Farkında değiller, farkına varmadan şeytanın etkisine giriyorlar. Farkına varmadan deccaliyetin etkisine giriyorlar haberleri bile yok ve farkına varmadan deccaliyete hizmet etmiş oluyorlar. Çünkü deccalin istediği nedir? Mehdi (a.s.) sakın gelmesin, İsa Mesih (a.s.) gelmesin der, çünkü onun zıttı, hiçbir şekilde istemez, kendi öldürecek bir sistem. Onun için adamlarına, şeytanlarına haber salıyor, Mehdi (a.s.)’ı durdurun, İsa Mesih (a.s.)’ı gelişini durdurun, diyor. Nasıl durduracak adam? Durduramam ben, diyor. O zaman tarihleri ileriye ver, ileri tarihlere. Müslümanların böyle bir beklentisi, heyecanı olmasın. Müslümanların şevkini kır, gücünü kır, mücadele azimlerini kır. Böylece ne İttihad-ı İslam’ı istesinler, ne Türk-İslam Birliği’ni istesinler. Sadece öldürülmeyi beklesinler ve Kıyamet’i beklesinler. Pasifize et onları, heyecansız, şevksiz, güçsüz, atıl, Büyük Ortadoğu Projesi’nin içerisinde onları eritip yok edelim, bize yardımcı olun, diyorlar. Bunları Büyük Ortadoğu Projesi’nin içerisinde nasıl böleceğiz, diyorlar. Mezhepleri tahrik edelim Alevi, Sünni, Vahhabi, Bektaşi, Caferi, Nusayri, hepsini birbirine düşürelim, diyor. Kan revan içinde kalsın Ortadoğu, kan atların boynuna kadar gelsin, sonra da biz gelip bölgeye hakim olalım, olay bu. Mehdi (a.s.) da bu mezhep bölünmesini, mezhep savaşını durduracağı için hiçbir şekilde Mehdi (a.s.)’ı istemiyorlar. Herbiri ayrı bir kalem yazıyor, herbiri ayrı bir mantık geliştiriyor. Ama buna rağmen Mehdiyet’i, görüyorsunuz kimse durduramıyor, bilakis katlamalı oluyor. Ama bakın hiçbir dönemde, tarihin hiçbir döneminde böyle bir Mehdi (a.s.) paniği yaşanmamıştır. Aslan yaklaşınca kuşlar ürker biliyorsun, bu bir kanundur, değil mi? Aslanı onlar mesela 1 kilometreden fark ediyor. Kuş sürüleri uçuyor, diğer hayvanlar kaçmaya başlıyor, panik oluyorlar, aslanın geldiğini anlıyor. Bunlar da aslanın geldiğini fark ettiler.Bu paniğin sebebi bu. Kuşlar uçmaya başladı, sürüler kaçmaya başladı, tabii arkadaşlarımızı tenzih ederiz onları, ismi geçen arkadaşlarımızı, bu benzetmeler içerisine almayalım, inşaAllah. Dolayısıyla gözümüzün içine baka baka bir proje uygulanmaya çalışılıyor. Biz de projeyi patlatıp, dörde bölüp, katlayıp onlara böyle galeta gibi yediriyoruz, inşaAllah. El mi yaman, bey mi yaman, demişler. Bey hepsinden yaman. Bak ben gayet sakinim, böyle tuz gibi dağıtacağım hepsini Allah’ın izniyle, kaçabilirlerse bir göreyim bakayım. Bir tanesini bile kaçırmam, teker teker hepsini pestil gibi ezeceğim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet seni dinliyorum Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER: Hocam Milliyet’te bir haberde şöyle geçiyordu, “Güneşte en şiddetli patlamaların yaşanacağı 2012’de dünyada görsel bir şölen yaşanacak.” NASA son 50 yılın en parlak kuzey ışıklarının izlenebileceğini açıklamış.
ADNAN OKTAR: Onlar görsel şöleni görecekler hakikaten. Çok ilginç şölenler görecekler, beklesinler. Bayağı eğlenecekler, inşaAllah. Tam onlara göre şölenler olacak, inşaAllah. Sevinçten gözyaşı dökecekler böyle, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Yiğit Bulut’un bir yazısı vardı. Öğrenci olayları için; “her öğrenci illa masumdur diyemeyiz, içlerinde her türlü kişi olabilir. Bu nedenle bu tip olaylarda tedbir alınması garekir” demiştiniz Hocam siz, inşaAllah. Nitekim Yiğit Bulut bugünkü yazısında; öğrenci olaylarının içinde bulunan bazı kişilerin, devrimci karargah ve başka bazı örgütlerin eylemlerinde de görüldüğünü söylemiş. Bu nedenle bu olayların masum birer pretosto olayı olmadığını yazmış Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Protestonun zaten masumu olmaz ki. Terbiyesizlik vardır, saygısızlık vardır, küstahlık vardır. Bir de efendi, nezaketli ve hürmetkar bir üslup vardır. Sen devletin bakanını eleştiriyorsan, o makama saygıya uygun, nezaketli bir uslupla eleştirirsin. Küstahlık, kepazelik, rezalet çıkartmak olmaz.
ALTUĞ BERKER: Tabii inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Haklı mıyım ?
SUNUCU: Her zamanki gibi.
ADNAN OKTAR: Şimdi benim iltifatlarımı bir araya getirmişler peş peşe, o kadar komik duruyor ki, çok şahane. Böyle gülmekten kendimi alamadım, acayip şahane bir şey. Öyle fırlama keratalar böyle, cinler. Böyle peş peşe peş peşe getirmişler, fırlama demeyim o biraz yanlış anlaşılır öyle, fakat çok cinler. Sen gördün mü?
ALTUĞ BERKER: Bakmadım Hocam hiç.
ADNAN OKTAR: Acayip, sürekli iltifat ediyorum böyle, maşaAllah.
Azerbaycan; “Canım Arslan Muhammed Adnan Hocam, herkes soruyor Peygamberimiz (s.a.v.) niçin çok kadınla evlenmiş diye.” Herkes, hakikaten çok soruyorlar. “Benim de kafama takılırdı bu soru ama bir gün özellikle sizin konuşmanızı dinledikten bir gün sonra, aklıma bir soru takıldı. Eğer bu dünyayı mı sonsuzluğu mu istersin, diye sordum kendi kendime. İçimden gelen cevap sonsuzluk oldu. O halde canım Peygamberim (s.a.v.) bu devirde yaşasaydı, kendini hibe etmez miydin diye sordum kendi kendime, bir salise bile durmazdım. O günden sonra bu soru hiç kafama takılmaz, hatta çok mutlu olurdum. Saygı ve selam.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Ne kadar çok seviyorum hocam sizi bir bilseniz. Ben kendimi tam bir muttaki olarak görüyorum, Müslüman olarak görüyorum.” Evet, İrem Ortcan isimli arkadaşımız, maşaAllah, güzel.
“Değerli kardeşlerim, an itibariyle Şeyh Nazım Hocamız Cübbeli hakkında bir videoyu yayınlamış, daha ben izlemedim, hemen haber edeyim dedim. Haberiniz olsun, selamün aleyküm, Adil. Pek yakında tanışmak dileğiyle.” O kadar şahane, sevimli ki Şeyh Nazım Hocam, ben dinledim, eğer oysa. Cübbeli’yi de eleştiriyor, boş boş şeyleri konuşma, önemli şeyleri konuş, mühim olan şeyleri konuş, diyor. Ama acayip şeker bir üslup var. Yüz falan gittikçe daha da sevimlileşiyor, maşaAllah.
Fransa’dan Muttat. “Selamün aleyküm” Ve aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü. “Sayın Muhammed Adnan Hocamız. Sizin sohbetlerinizi, sitelerinizi ve eserlerinizi yaklaşık bir buçuk senedir titizlikle izlemeye devam ediyor, inşaAllah. O günden beri imanım çok güçlendi, Kuran-ı Kerim’i daha iyi anlayıp yaşıyorum, inşaAllah. Ve kötü huylarımı terk ettim ve ahlakıma düzen verdi bu durum. Buna rağmen ailem benim İslam’la, Kuran’la ilgilenmemi istemiyorlar. İşime gücüme bakmamı söylüyorlar.” Allah’a itaatsizliğe teşvikte anne baba dinlenmez, Kuran ayeti var, orada dinlemeyecek. “Allah’a dua ediyorum Hocam. Hocam benim için dua ederseniz sevinirim, inşaAllah. Huzurunuza gelmek isterim, inşaAllah.” İşte nasip olursa, zamanım olursa geleceğim, diyor. Tamam, inşaAllah. Gelirsen görüşürüz, inşaAllah. Ama Allah’a isyan konusunda anaya babaya itaat olmaz, inşaAllah. Tabii kırmadan, olay çıkarmadan, nezaketiyle ama adam namaz kılma diyorsa dinlenir mi o, kılacaksın. Kuran okuma diyorsa, Kuran’ı okursun ama hadise çıkartmak, hakaret etmek, onlar olmaz, inşaAllah.
İskoçya, “Değerli hocam Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun.” Serdar isimli bir kardeşimiz İskoçya’dan yazıyor. “Aylardır Cübbeli ve diğerlerinin, İslam Birliği hakkında açıklama yapmaları gerektiğini söylüyor ve hatta açıkça bunu söyleyip söylemeyeceklerini soruyordunuz. En sonunda Cübbeli’ye İslam Birliği’nin gerektiğini söylettiniz.” Evet, elhamdülillah söylettik hakikaten, gürül gürül. Dün baktım, defalarca söyledi, ‘evet Türk-İslam Birliği gerekiyor, İttihad-ı İslam gerekiyor’ diyor. 2 yıldan beri uğraşıyorum daha yeni dili çözüldü. Önce sana söyleyeceğim dedi, değil mi telefonda?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, bir gün önce söyleyeceğim dedi.
ADNAN OKTAR: Hele şükür. “Hatta sizinle barışmak istediğini de biliyoruz. Acaba Hocam kendisi o üç şartı da yerine getirse programlarınıza çıkmaya hak edebilir mi, inşaAllah? Sevgiler saygılar.” Şimdi Allah vermesin benim tedirgin olduğum, onun o kasetinde abuk subuk, acayip bir şey çıkar diye de çekiniyorum. Onu bir açıklığa kavuştursun, bizim çocuklardan birisi gitsin baksın, teknik yönden bu işten anlayan birisi, sahte mi, değil mi nedir, bir de olayın mahiyetini kısaca. Ben zaten onu örtbas ederim, varsa bile kapatırız. Çünkü Müslüman onu şüyuu buldurmaz, Müslümana bu yakışmaz. Ama tahmin etmediğim çok kötü bir şey çıkarsa, o zaman görüşmem, Allah esirgesin. Fakat Şeyh Nazım Hocamdan özür dileyecek, bu çok önemli. Bediüzzaman konusunda da, o diğer radyolara açıkladığı samimi açıklamasını; Bediüzzaman’ın gerçek bir Ehl-i Sünnet âlimi olduğunu ve kendi iddiasının doğru olmadığını açıklayacak. Bunun bir iftira olduğunu mu söyler, artık nasıl söylerse söyleyecek, o kadar. Bunlar yoksa ben Müslümanların hepsini seviyorum, zaten benim kimseye karşı sözüm, tavrım olmaz. Ben hep şefkat, merhamet, affedicilik ondan yanayım. Kin, öfke, küskünlük beni sıkar zaten, hoşlanmıyorum, rahatsız oluyorum. Nefsen de yapamam, fıtratım da ona zıttır benim. Ben barıştan hoşlanırım. Kardeşlik, arkadaşlık, sevgi, muhabbet, coşku olacak, fasıl olacak. Öyle, benim meşrebim böyle, neşeden yana, güzellikten yana, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ayşe Arman; bugün 41 yaşına bastığını, sahip oldukları için her gün Allah’a şükrederek güne başladığını ve Allah’a her şeyi için çok müteşekkir olduğunu ifade eden bir yazı yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Bana geldiğinde gencecik bir kızdı, 18 yaşında falandı. Bakın vakit ne çabuk geçiyor, tabii. Öyle cindi ki, o zaman da çok uyanıktı. Daha önce de anlatmıştım, biz sohbet ettik, arkadaşları falan vardı. Herkes gitti, öbür arkadaşı çıktı, bu çıkmadı, ısrarla çıkmadı. Odada yalnız kaldık. Sonra bir şey söyleyecekmiş gibi yanıma geldi, sonra birden geldi yanağımı tuttu, sıktı, tam onun çılgınlığı böyle. Görüşelim, daha sık görüşelim, dedim. Yok, dedi. Ben burada rahat etmiyorum, hem burası kalabalık oluyor, herkes geliyor. Ben özel görüşmek istiyorum, dedi. Beni okulun kampüsündeki odasına çağırdı. Şimdi oraya da ben gitmem tabii. Onun için anlaşamamıştık. Ama seviyorum ben, hakikaten çok hoş, canlılığı, neşesi, tabii eksik ve hatalı yönleri var, onları düzeltiyor inşaAllah ama genelinde seviyorum.
ALTUĞ BERKER: İsmet Berkan’ın bir yazısı vardı Hocam,Fethullah Hocamızla ilgili ve diğer yardım gruplarıyla ilgili. Fakir ülkelere yardım eden zengin kişi ve kurumların diyor İsmet Berkan, daha sonra bu ülkeleri batı pazarına açarak çıkar elde ettiğini, yani yardım karşılığında menfaat sağladığını yazmış. Fethullah Gülen hareketinin de dünyanın dört bir yanında, ücretsiz okul, aşevi, hastaneler açtığını, ancak daha sonra bu ülkelerle ticaret kapısının açıldığını, söylemiş. Dolayısıyla aynı zamanda ticari menfaat sağlayan bu hareketin, bir yardımseverlik hareketi olup olmadığı tam belli değil, yorumunu yapmış.
ADNAN OKTAR: Tam İsmet Berkan kafası. Cübbeli’nin stiline girmiş gerçi ama, bir tarzlar bir şeyler yapmış. Kardeşim akla bak sen şimdi, Fethullah Hoca’nın arkadaşları, talebeleri gidiyor bir yerde okul açıyor, hastane açıyor, başka şeyler yapıyor. Orada ticaret yapmasından doğal ne olabilir? Peki nasıl karşılayacak onun masraflarını, ne yapsın? Ve meşru ve en makul yoldan kazanmış oluyor. Ve ticaret imkanı varken, niye ticaret yapmasın? Ayrıca, kim yapacak? İsmet Berkan mı yapacak? Aydın Doğan mı yapacak? Birilerinin ticaret yapması gerekiyor. İyi, güzel işte, helaliyle, güvenilir insanların ticaret yapması daha güzel değil mi? Gidip orada dolandırıcılar şunlar bunlar olacağına veya başka şüpheli insanlar olacağına veyahut düz de olsa, makul biri de olsa, neden tertemiz Müslümanların ticaret yapması, sanayi ile ilgilenmesi mahsurlu olsun, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Tabii
ADNAN OKTAR: İsmet Berkan’ın işte klasik dar görüşlülüğü. Taha Akyol tarz yapmış. Pozu görüyor musun?
ALTUĞ BERKER: Güneri Cıvaoğlu’nun yazısında geçmiş, resmi neden bilmiyorum. Güneri Cıvaoğlu da Hocam Öcalan’ın Fethullah Gülen cemaatine dayanışma önermesi üzerine bir yazı yazmış. “Fethullah Gülen’in asla böyle teklife olumlu bakmayacağını, çünkü milliyetçi bir duyguya sahip olan Gülen’in, ülkenin bütünlüğünü riske eden bir oluşuma, bu oluşumun hareket alanını genişletecek ya da rahatlatacak bir destek vermeyeceğini söylemiş.
ADNAN OKTAR: Kim bunu söyleyen?
ALTUĞ BERKER: Güneri Cıvaoğlu
ADNAN OKTAR: Peki bunu niye cemaatin herhangi bir mensubu açıklamıyor da, Güneri Cıvaoğlu açıklıyor? Hüseyin Gülerce ağabeydi değil mi bir muhterem, mesela o açıklasa, o yazsa çok daha güzel olur. Bu Güneri Cıvaoğlu’nun açıklaması güzel, hoş, iyi, sevecen de, adamlar ne alaka demez mi? Sen onların adına nasıl konuşuyorsun, nereden biliyorsun, diyebilir. Onun için Hüseyin Gülerce veyahut başka bir köşe yazarının, Zaman’da veya Samanyolu’nda kısa bir açıklama yapması daha uygun olurdu. Ama iyi niyeti için tabii teşekkür etmek lazım Güneri Cıvaoğlu’na, güzel. Ama tabii o güvene layık olacak tavırlar içerisinde o insanlar da, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam Yalçın Doğan da Hürriyet’te “Kürtler gidiyor sanki” adında bir yazı yazmış. “Güneydoğu’da Öcalan’nın önerisi üzerine öz savunma güçlerinin kurulmasıyla başlayan örgütlenmenin ucunda bağimsız bir Kürdistan gözüküyor” demiş. “Her şey planlanmış ve açık açık konuşuluyor. Biz burada öğrenci olaylarıyla ilgilenirken, Güneydoğu’da PKK’lılar kendi güvenlik güçlerini, hukuklarını oluşturuyorlar. Ve Güneydoğu’da açıkça paralel bir devlet oluşturuyorlar.” diyor.
ADNAN OKTAR: Yalçın Doğan.
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR: Yalçın Doğan hep böyle şom izahlarda, şom açıklamalarda ilginç izahlar yapar ve hep bir önde giden olur, ne hikmetse. Allah’ın hikmeti, eskiden beri böyledir. Orada herhangi bir örgütün bir güvenlik örgütü oluşturması suçtur. Devlet onu tespit ederse ilgili kişiler mahkemeye verilir. İlgili kanun maddelerine göre tevzi edilirler. Yeni bir birim oluştururlarsa, devlet içinde devlet kurmanın çok ağırdır karşılığı. Anayasaya göre suçtur, kanunlarımıza göre de suçtur. Dolayısıyla adamların ne düşündüğü, ne yaptığı bizi hiç ilgilendirmez. Biz Türkiye’yi böldürtmeyiz, özetle bu. Adamlar ne yapıyorlarsa yapsınlar. İstediğini düşünsün, istediğini yapsın, karşılığını alır, öyle bir şey olmaz. Düşünebilir, düşünmesi bir şey değil, fakat eyleme geçirtmeyiz. Kafasından geçirebilir öyle ilginç düşünceler, öyle bir olay olmaz. Hükümetin de böyle bir şeye sessiz kalmayacağını, devletin böyle bir şeye sessiz kalmayacağına dair kanaatlerinin şu ana kadar gelmiş olması gerekirdi. Kimse böyle bir şeye müsaade etmez.Nitekim yeni bir örgüt kuruyorlar, bakın hepsi yakalandı. Başka bir şey yapıyorlar, yakalandı. Halka yönelik herhangi bir şey yaparsa, devlet bunu tespit ederse, tepelerine biner, bu böyle olur, yani ben yaptım-oldu, öyle bir konu yok. Yalnız Yalçın Doğan iyilik yapacaksa, anti-komünist olduğunu söylesin. PKK’nın komünist bir hareket olduğunu söylesin, Stalinist bir hareket olduğunu söylesin. Kendisinin komünizme karşı olduğunu söylesin. Türkiye’nin bölünmesine karşı olduğunu söylesin. PKK’ya karşı olduğunu söylesin. Anti-Darwinist ve anti-materyalist olduğunu söylesin. Darwinizm’in komünizmin temeli olduğunu, komünist felsefenin, Marksist felsefenin kökeninin, Darwinizm’e dayandığını, Marksizmin de Leninizm’i ortaya çıkarttığını, Leninizm’in azgın kan dökücü kolunun uygulamasının Stalinizm olduğunu, PKK’nın da Stalinist bir örgüt olduğunu, komünist bir çete olduğunu ve Güneydoğu’da bir komünist ayaklanma olduğunu, devletin de bu komünist ayaklanmayı bastırmak için güvenlik güçleriyle, bu komünist çetelerle mücadele ettiğini söyleyecek. Ama kendisinin özellikle anti-komünist olduğunu, anti-Stalinist olduğunu söylemesi çok önemli. O zaman çok faydalı olur. Ama bunları söylemez de böyle konuşmalar yaparsa, şom şom sesler gelir, olmaz.
ALTUĞ BERKER: Doğru Hocam, inşaAllah
ADNAN OKTAR: Değil mi? Evet.
ALTUĞ BERKER: Ahmet Hakan Hürriyet’te sürekli olarak Ergenekon davasının fazla büyütülmemesi ile ilgili yazılar yazıyor. Bugün de ülkede ilgili veya ilgisiz birçok olayın Ergenekon’a bağlamasını eleştirmiş kendince. Bunlara örnek olarak da faili meçhul cinayetleri, Alevi kıyımını, hükümet aleyhtarı eylemeleri göstermiş. Son olarak da Burhan Kuzu’nun öğrenci olaylarının arkasında Ergenekon örgütlenmesi olduğunu söylemesinin, bir espri malzemesi olduğunu yazmış. Ayrıca Melih Aşık da bugünkü yazısında; Ergenekon diye bir örgütün varlığı ispatlanamadığı için bu tip olaylarla arada bir bağ kurulamayacağını söylemiş.
ADNAN OKTAR: Allah Allah. Bu Doğan Grubu bu iddia edilen Ergenekon örgütüne yapılan operasyonlarda çok rahatsız olduğunu ifade eden yüzlerce yazı yayınladı, en çok ses bunlardan geldi.Sürekli rahatsızlar. Diğer örgütlerle, çetelerle falan devletin mücadelesine hiçbir şey demiyorlar. Ama, aman burada bir acayiplik var, diyorlar. Oraya karşı bir tavır almış durumdalar. Bunun bir incelenmesi lazım, yani bu neden böyle? Bu hırsı, bu kararlılığı, bu iştiyakı, bu azmi nereden buluyor bunlar, bir araştırılması lazım.Ne demek istiyorlar, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Doğru Hocam
ADNAN OKTAR: Devlet bir şey yapıyor, değil mi? Devlet ne istiyor? Üç milyon kardeşimize adamlar bir veya birkaç gün içinde, yaklaşık kırk sekiz saat içerisinde şehit etmeyi düşünüyordu, devlet bunların yakasına yapıştı. Şu ana kadar, yüz elli yıldan beri yüz binlerce insanımızı şehit ettiler. Başbakanlar, sadrazamlar, ta II. Mahmut döneminden itibaren muntazam devam etti bu illegal örgütlenme ve bunu herkes biliyor. Bunu niye örtbas eder gibi tavır takınmasını istiyor etrafındaki insanların bu kişiler? Ben bu konudan iyice işkillendim. Bu konunun çok iyi araştırılması lazım. Hatta bence bu davaya bakan Ergenekon savcıları, iddia edilen Ergenekon örgütünü inceleyen savcıların bu konuyu da incelemesi lazım, yani bunun kaynağı nedir, değil mi? Mutlaka incelenmesi gereken bir şey. Bu kadar alerjinin sebebi nedir? Ve bu alerjiyi bir organize eden mi var daha yukarıdan? Birileri teşvik ediyor mu, bunların kendi kanaati mi? Bunların araştırılması lazım.Kendi kanaatiyse, nereden geliyor bu kanaat? Ve bu tehlikeyi neden görmezlikten gelirler, neden anlamazlıktan gelirler bunların bir araştırılması lazım.
ALTUĞ BERKER: Doğru söylüyorsunuz inşaAllah Hocam.Hocam Hüseyin Gülerce, bu konuda söylediğiniz konuda yazı yazmış iki gün önce. Kendisinin Öcalan’ın avukatlarıyla bir görüşmesi olmuş. PKK-Fethullah Hoca işbirliği haberleri de bu görüşmeden kaynaklanmış.
ADNAN OKTAR: Apo’nun avukatlarıyla mı görüşmüş?
ALTUĞ BERKER: Evet, bir görüşmesi olmuş.
ADNAN OKTAR: Niye?
ALTUĞ BERKER: Detaylı bir bilgim yok Hocam.
ADNAN OKTAR: Onu açıklığa kavuştursunlar, olur mu öyle şey?
ALTUĞ BERKER: Yazısını tam okumadım, onu öğreneyim, hemen size bildireyim, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, onun mutlaka kamuoyuna bildirilmesi lazım, olmaz. O çok acayip bir şey olur. Hadi şimdi 200 yıl ilave ettiler, Hz. Mehdi (a.s.)’yi getirtmeyecek şekilde, onu açıklıyoruz. Ama böyle konular çok hassas konulardır, bunun mutlaka açıklanması lazım. İnşaAllah açıklaması vardır.
ALTUĞ BERKER: Avukatlar bütün yazarları gezip düzenli konuşuyorlarmış Hocam. Onlardan bir görüşmeymiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Mutat görüşmeler, o olur, ben özel bir görüşme olduğunu zannettim. Evet
ALTUĞ BERKER: Avukatlardan kaynaklanan bir ziyaretmiş.
ADNAN OKTAR: O zaman makul, bir şey yok, konuşabilir.
ALTUĞ BERKER: Hadi Uluengin de hocam, “bu son öğrenci olaylarının arkasında sinsi bir takım yapılanmaların olduğundan zerre kadar kuşkum yok” demiş. “Ama burada gençlerin suçu yok. Genç insanların son derece toy, saf, tecrübesiz, fanatik ve iyi niyetli olduğunu. Delikanlının bu deliliği yaşaması gerektiği, bu nedenle bu tip olaylarda, Başbakanın sonsuz hoşgörü göstermesinin şart olduğunu” söylemiş.
ADNAN OKTAR: Benim en illet olduğum da, böyle yeni gelişme çağında, ensesi sivilceli, böyle sığır gibi tipler olur. Sesi çatlak, kalın, karışık böyle, elleri de olağanüstü değişik, daha uzun oluyor böyle ama tam böyle öküz hanzo. Ekmeğin arasına birşey koyar, yolda yer. Pis pis şakalarla birbirlerine vururlar. Şimdi böyle ayı gibi adamlara özgürlük olmaz. Ayılara özgürlük var ormanda ama ormanda, burası bakan, Başbakan olan bir yer. Orada nezaketli olacaklar. Ben oradaki arkadaşlar için demiyorum, oradakiler cahilliğinden yapmış, tamam. Ama bundan sonra yapacaklar için söylüyorum, bu ayılıktır başka bir şey değildir. Bu öküzlüktür. Başbakana, bakana yumurta atmak bilmem ne demek? Peki kendi babasına, dedesine orada birisi yumurta atsa, ne yapar bu? Kendi eşine, kendi çocuğuna yahut kendisine birisi atsa ne der, değil mi? Onlar devletin bakanları, devletin bakanına el sürdürmeyiz, bunu bırakacaklar. Bu terbiyesizliktir, saygısızlıktır. Bunlar işte zıpır çağı, bilmem ne falan, öyle bir olay olmaz. Biz de o devirlerden geçtik, gayet olgun aklı başındaydık.
Mesela benim bu güzellerim de son derece aklı başındalar, nezaketli ve efendiler, değil mi? Böyle zıpırlığı, sığırlığı makul gösterecek bir felsefe geliştirilemez. Delilik çağı bilmem ne, olmaz. Deliyse karşılığını alır. Akıllı olmayı bilecek, ta çocukluk yaşından itibaren akıllı olacak. O çok cahilce bir ifade. Adamı sen hem Darwinist, materyalist yetiştir, ateist yetiştir, adam da hayvan gibi olsun. Ondan sonra da de ki, hayvanlığı normal, işte hayvanlaşmaya başladı, hayvanlık çağı falan, öyle bir şey olmaz. İnsanın her çağı olgun ve güzeldir. İyi yetişirse, kaliteli yetişirse gayet de aklı başındadır. Yaşlanınca bunadı, diyor. Bunadığı için böyle yapıyor, diyor. Çocukken, çocuktur, diyor. Gençken, gençlik deliliği, diyor. Baş edilir mi bununla o zaman? Olmaz öyle şey. Nezaketli olacaklar, asil olacaklar, hürmetkar olacaklar, lafını sözünü bilecek. Biz eleştirmesinler demiyoruz ki, en kapsamlı şekilde eleştirsinler. Ama hakaret taşımayacak, saygıya uygun olacak, nezaketli olacak.Böyle güzel Osmanlı delikanlıları yetiştirsinler. Efendi, Osmanlı genç kızları yetiştirsinler. Tam Türk İslam terbiyesi almış ve riskli bir ortam olmasın. Bakan orada nasıl konuşma yapabilir? Adamlar yumurtayla, ipini sapını kırmış bir sürü hanzo, zıpır ellerinde yumurtayla bekliyorlar. Bakan nasıl gidip orada konuşma yapsın? Oradaki insanın konumu saygınlığı ne olur öyle bir konumda? Adam gibi dinleyecekse gelsin, yoksa gerek yok. Öyle şey olmaz. Zıpır çağı, deli çağı teorisini ortadan kaldıracaklar, öyle bir şey yoktur. Ben bakıyorum gençlere, gayet aklı başında, halim selim ama bir kısmı hakikaten zıpır. Yollarda böğürtülerle birbirlerine tekme atarak falan gidiyor. Elinde lahmacun, elinin tersi ile ağzını siliyor falan, böyle tipler de var. Öyle tipler zaten öyle tiplerle beraber oluyorlar. Onlara yumurta mı atıyor, leblebi mi atıyor, artık ne yapıyorsa yapıyor onlar. Fakat nezaketli olmaları gerektiği yerde nezaketli olacaklar. Bunu teşvik etmesin hoca, çok yanlış yapıyor.
ALTUĞ BERKER: Fikret Bila da Hocam bu öğrenci olaylarıyla ilgili, “Devlet Bahçeli’nin, öğrencileri 68 kuşağına benzememeleri konusunda uyardığını yazmış. Devlet Bahçeli 68 kuşağının ülkücüler ve devrimciler diye ayrılıp, bilinçli olarak bazı provakatif olayların içine çekildiğini ve çok acı dönemlerin yaşandığını söylemiş. Bu gün de Türkiye’de aynı oyunun oynanmaya çalışıldığını ve nedenle öğrencilerin uyanık olup, bu tuzağa düşmemeleri gerektiğini vurgulamış, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Darwinist propaganda yapıldığı müddetçe, her zaman için bu zıtlaşma olur. Darwinist, materyalist eğitim devam ettiği müddetçe, o eğitimi alan gençler mutlaka bölünürler, mecburen bölünecek. Çünkü materyalist bir gençlik yetişecektir. Materyalist olunca Marksist olur. Marksist olunca Leninist olmak durumundadır. Leninist olunca da terörist olacaktır. Terörist olunca da adama saldırırsa, onlar kendini savunan, ona karşı reaksiyon gösteren düşünceler gelişecektir.
ALTUĞ BERKER: Doğru Hocam, inşaAllah. Mehmet Ali Birand başka bir konuda şöyle; altı yıl önce Bodrum’a yerleşen bir Hristiyanın vasiyeti üzerine mezarı, Müslüman mezarlığına defnedilmiş. Ancak buradaki Müslümanlar, Hristiyan olduğu için mezarın kaldırılması yönünde belediyeye başvurmuşlar. Birand da, İslam’ın dünyanın en hoşgörülü en ileri dini olduğunu, bu nedenle yapılanın yanlış olduğunu ifade eden yazı yazmış hocam.
ADNAN OKTAR: Doğru, İslamiyet tabii ki hoşgörü değil de, hoşgörü biraz yanlış anlaşılan bir söz. Adam anormallik yapar da, mesela ahlaksızlık yapar, onu görmezlikten gelme gibi anlaşılıyor o, hoşgörü. Cinslik yapar, anormallik yapar, anlamazdan gel, gözünü yum gibi, öyle bir şey yok. İslam’da saygı vardır, sevgi vardır. Anormallik yaptığında da kendini korur Müslüman, ya uzaklaşır, ya kendini korur. Ama bunun hoşgörüyle ne alakası var? Bir Hristiyanı alıp adam Müslüman mezarlığına gömmek istiyorsa güzel, demek ki Müslüman olduğuna inanıyor, gömer niye gömmesin? İlla olmaz diye bir şey yok. Oluyorsa çok güzel.
ALTUĞ BERKER: Dün şöyle söylemiştiniz;‘iki şey vardır. Biri dinsizlik ateist cereyan, bir de bağnaz ve gerici cereyan. Bağnazlık ve gericilik çok daha vahim ve sinsi bir tehlikelidir, çünkü Anadolu halkına dinsizlik etki etmez. İslam âlimleri etki etmez. Bağnazlık ve gericilik çok sinsidir. Allah adına ortaya çıktığı için, din adına, İslam adına ortaya çıktığı için sinsice kemirme gücü vardır. Çok azgın bir tiyniyeti vardır. Bir de gericiliği karşısına alan kesim genellikle dinsizlerde oluyor. Onlar da mutlaka mağlup oluyor, çünkü dine saldırıyorlar; bu da çok akılsızca. Gericiliğe karşı mücadele Kuran’la olur ve Asr-ı Saadet Müslümanlığını ortaya koymakla olur” dediniz hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Yirmiyedinci Mektup. “Aziz sıddık kardeşlerim.” diyor Bediüzzaman. “Bu zamanda öyle fevkalade hâkim cereyanlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek” kelimesi çıkmış, “beklenilen o zat dahi bu zamanda gelse” diyor görüyor musun? Baskıda burada çıkarmışlar. “Ve bir asır sonra gelecek” diyor bir de. Bir asır, ona gıcık kaptılar görüyorsunuz. Bediüzzaman’ın o sözlerinden nefret ediyorlar. “Bir asır sonra” lafından, bir kısım. Bir kısmı da cahilliğinden.
“Ne olur Allah rızası için yardım edin” diyor kardeşimiz. “Maltepe Cezaevi U Tipi Kapalı İnfaz Kurumu A6 koğuşunda yatmakta olan eşim Mehmet Öztürk fenalaşmış ve ilgilenmiyorlar. Eşimin hayatından, sağlığından endişe ediyorum. Ne olur acil yardım edebilir misiniz? Ne olur çaresizim. Aslıhan Öztürk” diyor. Maltepe Cezaevi, U tipi Kapalı İnfaz Kurumu. Burada mı o Maltepe Cezaevi?
ALTUĞ BERKER: Evet, bu yakada inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “A6 Koğuşu’nda yatmakta olan eşim Mehmet Öztürk fenalaşmış, ilgilenmiyorlar” diyor. “Eşimin hayatından, sağlığından endişe ediyorum. Ne olur acil yardım edebilir misiniz? Ne olur çaresizim. Aslıhan Öztürk. Mehmet Öztürk’ün eşi” evet. Telefon numarası da vermiş kardeşimiz ama herhalde bizim için vermiş telefon numarasını. Allah Allah, niye ilgilenmiyorlar acaba? Acaba vakit geç olduğu için mi, haberleri mi yoktur arkadaşlarının? Nasıl oluyor? Öyle bir şey olmaz. Her halükarda hastaneye kaldırmaları gerekiyor öyle bir şey varsa. Biz de ilgililerden istirham ediyoruz. Maltepe Cezaevi U Tipi Kapalı İnfaz Kurumu A6 Koğuşu’nda yatmakta olan Mehmet Öztürk’le ilgilenilmesi için istirham ediyoruz.” Onu telefonla da söyleyelim de ilgili yerlere, bir kaç yere, bu arkadaşla ilgilensinler. Anladınız değil mi ne dediğimi? Bak, Mehmet Öztürk, Maltepe Cezaevi U Tipi Kapalı İnfaz Kurumu A6 Koğuşu’ndaymış. İlgili yerlere telefon edin, bana bildirin.
“Berlin’den Trabzonlu Muhammed Balaman” MaşaAllah. “Selamun aleykum” Aleykum selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Yusuf yüzlü, adı güzel, kendi güzel Muhammed Adnan Hocam” diyor. MaşaAllah, ne güzel ifade böyle. “Bugün bir internet sayfasında 2012 yılıyla ilgili bir yazı gördüm, hemen aklıma sizin konuşmanız geldi. Buna dayanarak okuduklarımı sizinle paylaşmak istedim. NASA uzmanları 2012’de son elli yılın en parlak Kuzey ışıklarını izleyebileceğimizi açıkladı. 2007’den beri şiddetli artan Kuzey ışıklarının, 2012’de zirveye ulaşması bekleniyor. İrlandalı fotoğrafçı Orver, “2012 en iyisi, en parlağı olacak ve uzun bir süre izleme fırsatımız olacak. Artık ışıklar geceleri kitap okumanızı sağlayacak kadar parlak, aydan daha parlaklar. Ama 2012’de Güneş fırtınasının dünyada yarattığı görsel şölen karşısında tam anlamıyla dehşete düşeceksiniz.” Şimdi bak, ağızlarını düzeltmeye başlamışlar. “Bu daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemeyecekmiş” diyor. “Canım Hocam, siz sohbetinizde 2012’de insanların beyinlerindeki kıyamet kopacak demiştiniz. Acaba bu olayı mı kastetmiştiniz Hocam? Bir de küçük bir ricam var. Çok güzel dua ediyorsunuz, maşaAllah. Rica etsem benim için de kalbinizden geldiği gibi dua eder misiniz?” diyor. “Allah razı olsun.” Ne sevimliler. Muhammed Balaban, ismi de çok güzel, maşaAllah. Memleketi de çok güzel, Türkiye’nin her yeri güzel. Allah hepimize hidayet, sağlık, sıhhat, coşkun Allah aşkı versin, hakkıyla Allah’tan korkmayı nasip etsin. Derin iman nasip etsin hepimize Allah, inşaAllah. 2012’de söyledim tabii, 2012 hayati bir yıldır. Eski yazıtlarda da geçer 2012. Mehdiyet’in atak yıllarındandır. Mehdiyet’e inanmayanlar, İsa Mesih (a.s.)’e inanmayanlar, geleceğine inanmayanlar, yavaş yavaş bu inatlarından vazgeçmeye başladılar. Ama 2012’lerde, 2014’lerde doğruymuş diyecekler, inşaAllah. Bayağı bir kesim doğruymuş diyecek. En inatçıları 2017’lerde falan çözülmüş olacak, inşaAllah. 2021’lerde de Mehdi (a.s.)’ı bağrımıza basacağız, inşaAllah.
“Selamun aleykum hocam” Aleykum selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Hocam, sizi seven birçok kişiyi yanınıza davet ediyorsunuz. Ne olur ben de geleyim. Sizi çok seviyorum Hocam.” ‘Hocamı’ bayağı uzatmış. “Muhammed Adnan Hocam” diyor Fatma Beyaz. Tamam, gel. Ama bizim programımız 02:00’de bitiyor, 02:00 çok müsait. 02:00’de gelebiliyorlarsa, kısa bir süre görüşebilirim, inşaAllah. Çok uzunca bir yazı var. Şimdi onu okursak, o bir dakikayı aşmış oluruz. Ne yapıyoruz, aramı vereceğiz?
SUNUCU: Kısa bir ara veriyoruz. Sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz, buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu pek temiz, nurlu yüz ne kadar hoş bir şey, maşaAllah, elhamdülillah. İnsanın içi açılıyor, ne kadar güzel, maşaAllah. Bir de işte zıpır gençler var diye bize edebiyat yapıyorlar. Kaç yaşındasın sen?
SUNUCU: 21.
ADNAN OKTAR: Buyur, değil mi? Yok işte gençtir, zıpırlık yapar. Adamı sen materyalist, Darwinist yetiştirir de, sen hayvansın dersen, sen solucanlardan üredin, mikroptan üredin dersen, adam vahşileşebilir, vahşileşir. Sen onun ruhunu koparmışsın, değil mi? Ben eskiden beri duyarım, işte bu delilik çağında bilmem ne falan.
SUNUCU: Bizim hiç öyle bir çağımız olmadı.
ADNAN OKTAR: Öyle bir şey olmaz ama hakikaten olurdu, ben görüyordum. Söylüyorum ya, leş gibi böyle üstü başı. Böğürtü şeklinde konuşur, birbirine bağırırlar falan, deli ve kontrolsüz tipler hakikaten. Bunlar eğitim hatası sonucu oluşmuş cins ara varlıklar. Bunlar eğitilip normal hale getirilmesi lazım, makul görülmez böyle bir şey. Biz makul göremeyiz. Mutlaka olgun, kaliteli, şahsiyetli ve kişilikli olacaklar, aksi olmaz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Dün çok önemli bir şey söylemiştiniz Hocam, tekrarlıyorum. “Müslümanlık deyince, Allah bizden ne istiyor, diye düşünmek gerekir. Allah sonsuz akıl. Bakıyoruz hücreye müthiş bir estetik, uyum ve güzellik, yardımlaşma sistemi çok mükemmel, kontrol sistemi çok mükemmel. Milyonlarca kompleks sistem saat gibi işliyor. Meyveye, karpuza, kayısıya, üzüme bakıyoruz; kokusu, tadı, minerali, vitamini, tam hoşumuza gidecek şekilde incecik bir çöpten meydana geliyor. Allah her şeyden güzellik yaratmış. Bu kadar güzellik içinde bunları yaratan Allah’ı adam (haşa) bize zulmetmek, acı çektirmek isteyen bir varlık gibi tanıtmaya kalkıyor. ‘Gülebilir miyiz?’ diyoruz. ‘Yok, gülemezsin’ diyor. Sevgi yasak. Şefkat; o da yok. Güzel sözle konuşma; o da yok. Affedicilik; o da yok. Dünyanın yüzde doksan dokuzunu öldürmek isteyen bir zihniyet bu. Mehdiyet de bu zihniyeti ortadan kaldıran sistemdir” dediniz Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, inşaAllah.
“Selamun aleykum hocam. Ben Muhammed Fatih Ethem.” Aleykum selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Hocam ben programınızı çoktandır izliyorum. Ben yaptığım işlerimi sadece Allah rızası için yapıyorum ve tarif edemeyeceğim inanılmaz bir keyif alıyorum. Sadece Allah rızası için yaptığım için, ne kimseye iyi görünmek, ne teşekkür almak için yapıyorum. Ve işimi elimden geldiğince en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum. Hiçbir şeyden kaçınmıyorum. Öyle zannediyorum ki bu şekilde davranmamın sonucunda ne zaman zorda kalsam veya bir şey kaybetsem, Allah’ın yardımını istediğimde, ya hemen ya da çok kısa zaman içerisinde en memnun olacağım sonuca ulaşıyorum. Ama bazen de bu durum beni korkutuyor Hocam. Bir hadis duymuştum, mealen. ‘Allah inanmayanların duasını hemen dünyada verir’ gibi bir hadisti sanırım. Bu durum için ne dersiniz Hocam? Bu durum gerçekten beni çok korkutuyor.” Yok, o Cübbeli tarzı mantıkta o tarz izah olur. Küfür de bir şey ister demek, Allah’tan bir şey ister demek, mantıklı değil. Çünkü küfür zaten adı üstünde, Allah’a inanmayanın duası olmayacağı belli; zaten inanmıyor ki dua etsin. Onun uydurma olduğu başlangıcında belli. Ama küfür bir şey istediğinde eşekler gibi uğraşır. Allah ona onu verir, o da onun başına bela olur. O şekilde olur. Eğer tiyniyetsizse, eğer zalimse, bir kötülük yapmaya kalkıyorsa, bir tuzak kurduğunda Allah başına geçirir. Tuzağını Allah kolaylaştırır ama Allah başına geçirir. Dolayısıyla böyle bir şeye yaklaşması, böyle bir düşün içinde olması kardeşimizin gereksiz. Müslüman dua eder, bazen uzun sürede Cenab-ı Allah duasını kabul eder, bazen hiç kabul etmeyebilir, çünkü bir hayır vardır, kabul etmez. Bazen de hemen duasını kabul eder. Hepsinde hayır vardır. Allah’a tam teslim olacak. Ona bakış açısı şöyle, ‘Yarabbi Sen her ne yaparsan hayırla yaparsın. Her tavrında, her uygulamanda ben bir güzellik görüyorum’ diyecek, ibadet budur. Yoksa biz zorda kaldığımızda Allah bize mutlaka yardım etmesi gerekir diye bir şey yok. Zorda kaldığımızda, zorda olduğumuz konu bizim için hayırlı olmuş olur; lehimize olmuş olur. Mesela otobüste yolculuk edeceğiz, yetişemiyoruz otobüse, zorda kalmış oluyoruz. Mesela dua ediyor, ‘Ya Rabbim otobüsü kaçırmayayım, mutlaka otobüse yetişeyim’ diyor ama Allah ona nasip etmiyor. O, gitmemesi gerekiyordur o otobüsle, bir hayır vardır. Nitekim birçok kişi görür. Eğer gitseydim Allah şöyle bir beladan, belanın içine beni sokacaktı belki, diyor. Böyle bir dertten, beladan kurtuldum otobüse binmemekle, diyor. Hayır gözüyle bakarsa, gözü sürekli aydın olur ve güzel olur, inşaAllah. Öbür türlü olmaz, inşaAllah.
VTR:Cübbeli İttihad-ı İslam’ın acil kurulması gerektiğini nihayet anlattı. Flash TV-10 Aralık 2010.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, hele şükür. İki yıldan beri uğraşıyorum şunu söyletmek için. Bak, söyleteceğim, dedim. Bak, ben bunu sana zorla söyleteceğim, dedim. Israrla söylemedi. Ben sana söyleteceğim dedim ve sonra söylettim, Allah’a şükür, elhamdülillah. Bu bir. Şimdi Bediüzzaman’la ilgili açıklamayı yapacak, onu da söyleteceğim. Şeyh Nazım Hocamla ilgili özür dileyecek, onu da söyleteceğim. Bir de şu kasetine bakalım, korkmasın. Çünkü bak, o kaseti ortaya atanlarla ben bizzat uğraşacağım, yakalatacağım ve adaletin pençesine teslim edeceğim. Ama çekindiğim bazı hususlar var, orada tahmin etmediğim bir çirkinlik de görebilirim, kasette. Mutlaka bir bakacağım, görmemiz gerekir, inşaAllah. Tespiti de çok kolay. Rezil rüsva ederim eğer oyunsa, çok kolay tespit ederiz biz onu. Adamı bulmak da sorun değil, anında buluruz, Allah’ın izniyle, öyle bir konu olmaz. İsterse yatağın altına girsin, sandıkların altına girsin, illaki buluruz, Allah’ın izniyle. Kanunla, hukukla, kurtarırı olmaz. Bunları da yapsın, o zaman hiç sorun yok, inşaAllah. İslam’ın hâkimiyetini bak nasıl coşkuyla anlatıyor.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam, vesile oldunuz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şu pırasa gibi doğrama metodundan da vazgeçmiş gibi görünüyor. Pırasalar bayatlayacak herhalde. Bak, ondan da zorla vazgeçirdim. Doğrama edebiyatı vardı; aslında işin doğrusu tekfir ediyorlardı. Alevi olsun, işte Caferi olsun, Vahhabi olsun; tekfir etmesen doğramak ister misin sen? Pırasa gibi doğranır, kafir doğranır kendi kafana göre zaten. Kafir olduğuna inandığın için doğramak istiyorsun. Mehdi (a.s.) pırasa gibi doğrayacak ne demektir? Müslüman doğramak zaten haram, değil mi? Sen diyorsun “pırasa gibi doğrayacak.” Dolayısıyla Hristiyanlar ve Museviler zaten doğranmış oluyor, onların zaten hiç kurtarırı yok o mantığa göre. Ama “onları da doğrayacağım” diyorsun. Ama anlatımlarımla bak iki yıl uğraştım, sonunda eğittim. Allah’a çok şükür, elhamdülillah, anlamış. Alevilerin, Bektaşilerin, Caferilerin, Vehhabilerin doğranmaması gerektiğini, hepsinin Ehl-i Kıble olduğuna inandırdım iki yıl uğraştıktan sonra, bu güzel. Şimdi ama kardeşim o kadar çok ki acayiplikleri. Şimdi bunlarla, Allah’ın izniyle, teker teker ilgileneceğim işte, birer birer. Bu bir, en vahimleri bunlardı, inşaAllah. Fakat yine işte çeşitli mezhepler, çeşitli tarikatlarla gül gibi geçinip gidiyoruz havasında, olur mu? Mehdi (a.s.) geldiğinde mezhepleri niye kaldırıyor o zaman, değil mi? Coşkuyla anlatıyorsun. Mehdi (a.s.)’ın mezhepleri kaldırması ile ilgili konuşmasını koysana Cübbeli’nin. Madem öyle gül gibi geçiniyoruz, kaldırmasına gerek yok ki Mehdi (a.s.)’ın. Peygamberimiz (s.a.v.) niye kaldıracak diyor mezhepleri o zaman? Demek ki bu bir fitne unsuru, bu bir sıkıntı unsuru ve Müslümanların birleşmesini, beraber olmasını ortadan kaldıran bir unsur. O yüzden Mehdi (a.s.) kaldırıyor mezhepleri, çünkü Alevisi, Sünnisiyle biz kardeşiz. ‘La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah’ diyen herkes kardeştir. Sıkı sıkıya ittifak, coşkun bir kardeşlik, coşkun bir sevgi olacak. Biz durumu bu vaziyeti idare kafası, zaten şu an eğer bu sistem doğru olsa, bu işliyor olması lazım şu an. Biz işte Bektaşilerle de, Alevilerle de, Vehhabilerle kardeşiz. İranlılarla da kardeşiz, Şiilerle de kardeşiz. Dolayısıyla birlik ve bütünlük içindeyiz, deniyorsa, o zaman bu savaşlar ne, değil mi? İran’ı Allah helak etsin, diyorsun, daha önce. Neden? Şii oldukları için söylüyorsun sen. Ama gördüğüm kadarıyla herhalde düzelmiş. Ama bunu iyi pekiştirmesi lazım, çünkü yaptığı tahribat çok büyük. Bir söyleme ile geçiştirmesin. Gerçi biz sürekli yayınlarız da…
-VTR- Cübbeli Hz. Mehdi (a.s.)’nin mezhepleri kaldıracağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Buradaki ifadeye göre mezhepler kalkması gerekiyor ama bunu Mehdi (a.s.) yapacak, inşaAllah. Şimdi Mehdi (a.s.)’ı bunun 570 yıl geriye alması problemi var, bir de onunla uğraşacağız. Bak öbür Nur talebesi arkadaşlar da 200 yıl geriye aldılar. Öbürü de 1000 bin yıl geriye aldı, Osman Ünlü. Bu ertelemeci takım. Allah; “erteleme küfürde bir artıştır” diyor ayette, Kuran ayeti var. Şeytandan Allah’a sığınırım. Ertelemek kime yarar? Büyük Ortadoğu Projesine yarar. Ve İslam aleminin parçalanması planlarını, İslam aleminin ezilmesi planını kolaylaştırır, başka bir şeye yaramaz. Bediüzzaman’ın bu müjdeyi vermesinin nedeni, bu bir gerçek olduğu için, Allah’ın kaderi böyle olduğu için. Bunu ne Cübbeli, ne kubbeli, ne şubbeli kimse engelleyemez. Ne Osman Ünlü, ne şaşar beşer, ne de o, Ümit Şimşek mi dedin sen?
ALTUĞ BERKER: Ramazan Ümit Şimşek.
ADNAN OKTAR: Ne de o arkadaş, inşaAllah. Onları da yayınlayın. Ben ona söyledim, söz verdim, her seferinde yayınlayacağım ondan vazgeçinceye kadar. Yalnız biraz hızlı bir film hazırlayalım. O biraz ağır olmuş o film. Daha süratli anlatım yapabiliriz. Ama anlaşılmasını kolaylaştırıyor tabii, o yönden iyi.
-VTR- Bediüzzaman’ın “ey yüz sene sonra gelenler” ifadesini, “ey üçyüz sene sonra gelenler olarak değiştirildiği Mehtap TV’deki Çınaraltı programı ve Sungur Ağabeyin sempozyumdaki konuşması.
ADNAN OKTAR: Bu filmi daha kolay anlaşılır hale getirelim. Böyle internet sitelerinin ismi akışla olsun, süratlendirin. Böyle uzun bir anlatım yapmayalım. Yanlış bilgilendiren sitelerin isimlerini bir verin. Bir de doğru bilgilendiren internet sitelerinin isimlerini verin. Fakat birçok internet sitesini bu zihniyetin kontrolü altına aldığı görülüyor. Demek ki ciddi bir tehlike var. Bu kadar internet sitesinin ikna edilmesi ve Bediüzzaman’ın fikirlerine tam zıt bir cereyanın başlatılmış olması, işte Ümit Şimşek denen arkadaşın da bu işin içinde oluyor olması; ne ise o orada gösterilen gencin, olayın kapsamının büyük olduğunu ve destekçilerinin de çok kapsamlı olduğunu gösteriyor. Onun için vehamet gördüğüm için, olayı ben vehamet boyutunda ele alıp, yarından itibaren ona göre bir tırmanışa geçeceğim. Fikri, kültürel, bilgilendirme programına başlayacağız. Alenen bir şeyler yapılıyor ve bunun Mehtap TV’de yayınlanması; Mehtap TV bunu bilmediği için yapmıyordur. Bunu şuurlu olarak yapıyordur. Bilmeden yaptılarsa, açıklama yapsınlar. Eğer şuurlu yaptılarsa, o zaman başladık, karşılıklı bir faaliyet içinde olacağız o zaman. Onlar, arkadaşlar böyle anlatsınlar, biz de doğrularını anlatmaya devam edeceğiz. Bediüzzaman’ın kendi el yazmalarında “ey yüz sene sonra gelenler” geçiyor, el yazmalarında. Bediüzzaman’ın yazmadığı bir şeyi, Bediüzzaman’ın adına yalan söylemenin nedir hükmü, ne olur? Yalan olur, günah olur, doğru olmamış olur. Bediüzzaman’a iftira atmak olur. Söylemediği bir şeyi Bediüzzaman böyle söyledi dersen, bu iftira olur. Şimdi ya Bediüzzaman’ı toptan şaşar beşer Faruk Beşer aracılığıyla toptan reddetme var veyahut böyle sözünü değiştirme var. Şimdi Bediüzzaman ile baş edemeyince ne yapıyorlar? Sözlerini değiştirmeye başladılar. Kelimeleri çıkarıyorlar, cümleleri çıkarıyorlar. Şimdi bu böyle bizim üzerinde durmayacağımız bir konu değil. Bu çok önemle üzerinde duracağımız bir konu.
Mesela bakın; “Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki, herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelse,” bir asırdan şimdi arkadaşlarımız alerji duyduğu için, Cübbeli de dahil olmak üzere. Ve “bir asır sonra gelecek” kelimesinin çıkması gerekir, değil mi? Bu çok kolay, ne oluyor? Matbaaya geldiğinde o cümle çıkarılıyor. Mesela bakın buyurun bu kitapta çıkarılmış. Aslında ismini de verebiliriz yayınevinin ama bu yayınevinin bunu kasten yaptığına inanmıyorum, yani mutlaka cahilliklerinden ve bilgisizliklerinden yapmışlar. Envar Yayınevi. Envar Yayınevi çıkartmış kardeşim, buyrun, görün. Göster Berker’im.
ALTUĞ BERKER: ‘Hakiki beklenilen o zat’ arasında ‘bir asır sonra ve bir asır sonra gelecek’ cümlesi çıkmış. Evet, şurada, yeşil. ‘Bir asır sonra’ çıkmış.
ADNAN OKTAR: Kitabın orijinalini de getir bana oradan. Bu Kastamonu Lahikası’nın başka bir yayınevinin bastığı var, onu da getir. Dikkat ederseniz tarihte alerji var. 100 sene sonra olması konusunda alerji var. Bununla nasıl baş edecekler bunu anlamıyorum. Bediüzzaman o kadar çok yerde söylüyor ki, mesela “1400 sene sonra gelecek bir hakikati” diyor, çok net. Sen bunu 200 sene daha yaparsan, 1600 sene sonra gelecek bir hakikati yaparsın. Bambaşka bir şey olur, değil mi? Şimdi onu değiştir, bunu değiştir, baş olacak gibi değil. En güzeli doğrulara teslim olmaları. Mehdi (a.s.)ı’n Hicri 1400’de çıkması bütün dünyayı hoplattı. Fakat Müslümanlara ne oluyor? Bunların paniğini ben anlayamadım.
Bismillah, Zuhruf Suresi’ni açmışsın. Şeytandan Allah’a sığınırım.“Oysa Biz, öncekiler içinde nice Peygamber(ler) gönderdik” diyor Cenab-ı Allah. Nice Mehdiler, nice Allah’ın dinini bildiren elçiler gönderdik. “Onlara bir Peygamber gelmeyiversin,” onlara bir Mehdi gelmeyiversin “mutlaka onunla alay ederlerdi.” Onu engellemeye çalışırlardı. Mutlaka durdurmaya çalışırlardı. Hiçbir zaman için düz kabul olmamış Peygamberlerde, Mehdilerde de böyle. Mutlaka direnme, mutlaka olay çıkartma var. Allah bunu bir sünnet olarak, Allah’ın sünneti olarak gösteriyor. “Biz de, kuvvet bakımından onlardan daha üstün olan (toplum)ları yıkıma uğrattık. Öncekilerin örneği geçti.” Öncekilerin örneğinde olduğu gibi onlar da, bütün Peygamberler geldiğinde, Mehdiler geldiğinde direndiler, durdurmaya çalıştılar. “Kuvvet bakımından üstün olmalarına rağmen” diyor Allah, sayıca, imkanca üstün olmalarına rağmen onları ben, Allah, yerle bir ettim diyor. “Andolsun, onlara: ‘Gökleri ve yeri kim yarattı?’ diye soracak olsan, tartışmasız: ‘Onları üstün ve güçlü (Aziz) olan, bilen (Allah) yarattı’ diyecekler.” Sorduğunda tam Müslüman gibi konuşuyorlar , baksana. “Andolsun, onlara: ‘Gökleri ve yeri kim yarattı?’ diye soracak olsan, tartışmasız: ‘Onları üstün ve güçlü (Aziz) olan, bilen (Allah) yarattı’ diyecekler. Ki O, yeri sizin için bir beşik kıldı” yeri sizin için bir Mehdi kıldı diyor Allah. Beşik, Mehdi’dir Arapça karşılığı. Yeri sizin için bir Mehdi kıldı “ve doğru yolu bulursunuz diye onda size (birtakım) yollar var etti.” Doğru yolu bulmanız için. Ebcedi 2016, ayet ikinci kısım 2046, ve 2022 tarihlerini veriyor.
“Ki O, belli bir miktar ile gökten su indirdi de, onunla ölü bir memleketi ‘dirilttik” bak, “O, belli bir miktar ile gökten su indirdi de, onunla ölü bir memleketi ‘dirilttik (ve her yanına yeniden hayat) yaydık’; siz de böyle (kabirlerinizden diriltilip) çıkarılacaksınız.” Bir rivayette de bu ayetin Mehdiyet’e baktığını, gökten inen yağmur gibi Mehdiyet’in bereketinin, güzelliğinin ölü kalpleri dirilteceğine dair işaret olduğunu söylüyor. “Ki O, bütün çiftleri yarattı” 12. ayet. Bak o da iki. İki iki iki iki çok şifreli bir ayet. “ve sizin için gemilerden ve hayvanlardan bineceğiniz şeyleri var etti.” “(Buna rağmen) Kendi kullarından O'na bir parça kılıp-yakıştırdılar.” “Kendi kullarından O'na bir parça kılıp-yakıştırdılar” Cenab-ı Allah’a mesela oğul ilave ediyor; Allah ve oğlu. Bir parça daha ilave ediyor. Veyahut kendi yaptığı putunu ilave ediyor. Allah var ama benim putum da var diyor. “Doğrusu insan, açıkça bir nankördür.” diyor. Yapısında nankörlüğe yatkınlık vardır, diyor Allah. “Yoksa O, yarattıklarından kızları (kendine) edindi ve erkekleri size mi ayırdı? Oysa onlardan biri, O, Rahman (olan Allah) için verdiği örnek ile (kız çocuğunun doğumuyla) müjdelendiği zaman, yüzü simsiyah kesilmiş olarak kahrından yutkundukça yutkunur.” Kız çocuğu olduğunda adamların ağrına gidiyor. Kuran’da Cenab-ı Allah onu telin ediyor. Bu ahlaksızlıktır, diyor Cenab-ı Allah. kız çocuğu olduğunda ondan rahatsız olmak, onun varlığından rahatsız olmak, illaki erkek olsun istiyor. Kız çocuğu olduğunda üzülüyorlar. Halbuki Allah onu hayırla yaratıyor. Kız-erkek hepsi mümin, Müslüman, aynıdır. Allah onun bir küfür ahlakı olduğunu vurguluyor.
Evet, Berker Hocam, şimdi o arkadaşların alerji duyduğu konulara geçeceğim.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Allah-u Alem yandılar, manen inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, biraz evvel cezaeviyle ilgili şey yapan kardeşimiz, cezaevindeki hükümlü iyiymiş. Onun haberi geldi. Az önce hanımı ile görüştürülmüş telefonla. Şu anda iyiymiş o cezaevindeki kişi.
ADNAN OKTAR:Hanımıyla o arkadaşımız, cezaevindeki arkadaşımız telefonda görüştürülmüş. Durumu iyiymiş şu an.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, iyi, maşaAllah, elhamdülillah. Sevindim, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Şimdi bak, Risale-i Nur’u değiştirmeye meraklı olan arkadaşlar, değiştirmeleri gereken yerleri gösteriyorum. Belki onlar bulamazlar kolaylık olsun onlara diye bak. Şimdi bak değiştirilmesi gereken önemli bir yer söylüyorum. Sözler, sayfa 318, orayı açsınlar. Orada değiştirmeleri gereken bir yer var. “İstikbal-i dünyeviyede (dünyanın geleceğinde) 1400 sene sonra gelecek bir hakikati” Mehdi’nin Hicri 1400’de geleceğini söylüyor Bediüzzaman, 1980 yılında geleceğini söylüyor. “Asırlarında karib (yakın) zannetmişler.” Sahabeler ta kendi zamanlarında beklemişlerdir Mehdi (as)’ı diyor. Halbuki “1400 sene sonra, Hicri 1400’de gelecek” diyor, 1980 yılında. Mesela bu arkadaşları çok rahatsız edecek bir cümle, bunu çıkarabilirler. Bu uygun onlara. Bak, 1400’ü 1600 yapsın Ümit Şimşek arkadaş. İki daha ilave ederse 1600 yapar, çok kolay. Baskıda sadece matbaaya rica edecek, bir iki ilave edecek 1600 olacak.
Şimdi bak yine değiştirmesi gereken çok fazla yer var, ona yardımcı olacağım ben. “Ta 1371 senesinden sonraki alem-i İslam'ın mukadderatına (kaderine) nazar eden (göz atan) Hutbe-i Şamiye'deki hakikatler... Evet şimdi olmasa da 30-40 sene sonra fen ve hakiki marifet” bak fen; biyoloji, paleontoloji, bütün bilimleri bilen ve araştıran Mehdi’ye işaret var, onu söylüyor burada. “Fen ve hakiki marifet”; müsbet ilimler ve sanat ve bunlarla ilgili her türlü yetenekli çalışma, zekice ve akılcı olan her türlü çalışmayı yapan Mehdi’yi Bediüzzaman anlatıyor. “Medeniyetin mehasini (medeniyetin iyiliklerini)” işte internet, radyo, televizyon, hepsini ve “o üç kuvveti tam techiz edip,” bu imkanları tam techiz edip, gayet güzel kullanarak “cihazatını verip” işte aletini, edevatını, bilgisayarlarını, hepsini “o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için” işte Darwinizmi, materyalizm, komünizm, faşizm, her türlü, emperyalizm, “dağıtmak için” ve gericilik, irtica “taharri-i hakikat meyelanını” hakikati araştırma meylinde olan, hakikatleri araştıran kişiyi “ve insaf ve muhabbet-i” insanlara insafla bakan, olaylara insafla bakan, “ve muhabbet-i insaniyeyi” insanlara coşkun sevgi duyan. Çocuklara, kadınlara, insanlara coşkun sevgi duyan, kalbi sevgiyle dolu olan Mehdi’yi “o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş,” İstanbul’a Allah göndermiş diyor. “İnşaAllah yarım asır sonra onları darmadağın edecek.” Şimdi yarım asır 50 sene ediyor. Arkadaşların 200 seneye daha ilave ihtiyaçları var. Yarım asır artı iki yüz sene diye düzeltebilirler. Bak, ben onlara yer gösteriyorum; Hutbe-i Şamiye, sayfa 25, değil mi? Bak kolaylık olur, iki yüz sene daha ilave edecekler. Yarım asır artı iki yüz sene diyecekler. O Ümit Şimşek arkadaş, o Osman Hoca, hepsi, Cübbeli, Cübbeli’ye de çok yarar.
Bak “Yetmiş birde fecr-i sadık” Güneş, Mehdi, “Yetmiş birde fecr-i sadık (tan yerinin ağarması, Güneş doğmadan önceki kızıllık, sabah vakti) başladı veya başlayacak. Eğer bu, fecr-i kazib (sabaha karşı ufukta yayılmaya başlayan birinci kızıllık) de olsa, otuz kırk sene sonra fecr-i sadık (fecr-i kazibden sonra yayılmaya başlayan ikinci aydınlanma) çıkacak.” Mehdi çıkacak diyor, otuz kırk sene sonra. 1371’e 30’u eklersek 1401 yapıyor, 1981, Hicri 1400 Mehdi’nin çıkış tarihi. 1371’e 40’ı eklersek, çünkü bak diyor “otuz kırk sene sonra” 40’ı eklediğimizde 1991 ediyor. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki,” diyor Bediüzzaman başka bir yerde bak, 81, 91. Şimdi bu da arkadaşlara yaramaz, net tarih vermiş çünkü, buraların da değişmesi gerekiyor. O zaman ne diyecek? “Otuz kırk sene sonra fecr-i sadık çıkacak” otuz kırk artı iki yüz sene sonra veyahut 570 sene sonra veyahut hocanın dediği gibi, Osman Ünlü Hoca’nın dediği gibi 1000 sene daha ilave edebilirler. Ama 200 sene yine mütevazı bir rakam, iyi o. Onlara yeter o. Zaten Cübbeli de, fazla değil Cübbeli de benim fazla bir vakte ihtiyacım yok, o da bir 200 seneye razı zaten. Hakikaten konuşsan o da kabul eder 200, 570 diye bir attı ama 200’e, ona da razı. “Attı” derken o fikri ortaya attı, inşaAllah. Şimdi bak bunu da değiştirmeniz gerekiyor Ümit Şimşek arkadaşım. Hutbe-i Şamiye sayfa 23 ve efendim Mehtap TV yöneticisi kardeşlerim. Şimdi bak değişmesi gereken çok yer var. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki,” diyor Bediüzzaman “sonra gelecek o mübarek zat, (Mehdi (a.s.)) Risale-i Nur Külliyatı’nı bir programı olarak neşir ve tatbik edecek” onun programının içinde olacak diyor bu. Radyolardan, televizyonlardan, internetten onu programlarının içine alacak. Bak bir programı olarak diyor, Bediüzzaman’ın ifadesi, bak “bir programı olarak neşir ve tatbik edecek.” Programı olarak neşretmek ne demek? Anlatacak. Radyolardan, televizyonlardan, gazetelerden, internetten, telefondan, o devrin imkanları neyse hepsinden istifade ederek Risale-i Nur’un gerçeklerini anlatacak. Risale-i Nur’u gizlemek isteyen, sahtekarlık yapan, üçkağıtçılık yapan, dürüst olmayan, kendini büyük Avrupa Birliği projesinin müstahdemi olarak gören, Avrupa Birliği’nin içine gireceğini umarak Avrupa Birliği’nden para alan, Büyük Ortadoğu Projesi’ne hizmet etmek isteyen bir kısım ahmakların canına ot tıkayacak diyor Bediüzzaman, Mehdi, Risale-i Nur Külliyatı’yla benim sözlerimi söyleyecek ve onları rezil, rüsva edecek diyor. Ama ben tabii ismi geçen kardeşleri tenzih ediyorum. Onlar mazlum, temiz kardeşlerim, cahiller. Ben onları ayrı uyarıyorum. Ama istihbarat örgütlerinden para alan sahtekarlara benim bu sözüm.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Haham Mordehay Moşe Linhard. “Tek ve gerçek Allah’ın izniyle sizin evrim öğretisine karşı verdiğiniz mücadeleyi,” evrimci, Darwinist düşünceye karşı, Darwinizmi yıkmak için verdiğiniz mücadeleyi ben de paylaşıyorum ve mücadelenizi bildiğimden yaratılışla ilgili Musevi kitaplarımızda okuduğum bir şeyi sizinle paylaşmak istiyorum. Eminim arkadaşlarınız ve sizi izleyenler Haham Eli Mansur’un sözlerini duymaktan memnun olacaklardır. Lütfen Müslüman kardeşlerimize ve kız kardeşlerimize, Musevi kardeşlerimizin ve kız kardeşlerimizin yaratılış ve Allah’ın üstün gücü konusunda aynı inanca sahip olduğumuzun güvencesini verin.” Biz de bir Allah’a inanıyoruz ve Allah’ın evrimle değil, doğrudan yarattığına inanıyoruz, diyor. Bu bir kesin gerçektir, diyor Musevilikte. Bunun bilgisini verin, istirham ediyorum, diyor. “Allah size sağlık ve güç versin. Kutsal görevinizde devam etmeyi nasip etsin. Tüm samimiyetimle, çok saygı ve sevgilerimle, Haham Mordehay Moşe Linhard” inşaAllah. Uzun bir iman hakikati anlatmış Hocamız, maşaAllah. Onu bugün değil de bir dahaki programda anlatalım.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Ne yapacakmış Mehdi? “Sonra gelecek o mübarek zat, (Mehdi (a.s.)) Risale-i Nur Külliyatı’nı bir programı olarak neşir ve tatbik edecek.” Demek ki geceli gündüzlü, sahtekarların, üç kağıtçıların, Risale-i Nur’u değiştirmeye kalkan satılmışların faaliyetlerini durduracak. Ama tekrar diyorum, bu ismi geçen kardeşlerimizi bahsettiğimizi, bunları tenzih ediyorum. Bunlar samimi, tanıdığımız kimseler. Bunları biz anlatırız, düzeltirler onlar, onlar sorun değil. Ben maaş alan, maaş alan Büyük Ortadoğu Projesi için maaş alan ajanları kastediyorum. Onları yerle bir edecek Mehdi, onu söyleyeyim inşaAllah.
Bediüzzaman diyor ki Barla Lahikası sayfa 162’de: “O ileride gelecek acib şahsın (şaşılan ve hayret uyandıran, benzeri görülmeyen şahsın, Muhammed Mehdi (a.s.)’ın) bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı (yardımcı kuvveti) ve o büyük kumandanın (büyük kumandan olan Mehdi (a.s.)’ın) pişdar bir neferi (önden giden bir askeri) olduğumu zannediyorum.” diyor. Ama şimdiki arkadaşlarımız bunu kabul edemiyorlar. Hem de Nur talebesiyim, diyorlar, olmaz, olmaz. Bak, Barla Lahikası, sayfa 162: “Tâ âhir zamanda,” diyor Bediüzzaman “hayatın geniş dairesinde” internetin, radyoların, televizyonların geliştiği bir dünyada “Risale-i Nur külliyatı’nın asıl sahibleri, yâni Muhammed Mehdi (a.s.) ve şâkirdleri (talebeleri), Cenâb-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir” Risale-i Nur dairesini genişlettirir, “ve o tohumlar sünbüllenir.” Siz tohum halindesiniz, sünbülleneceksiniz diyor Mehdi gelince. “Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz” Mehdi (a.s.) faaliyetteyken ben vefat etmiş olacağım, mezarda olacağım, diyor. Kastamonu Lahikası, sayfa 99. Yanlışım varsa bana yazsın Nur talebesi kardeşlerimiz. Ama bak, ben onların yanlış olduğunu da söylüyorum. Benim yanlışım var da bana söylemezlerse Allah onlara lanet etsin. Benim yanlışım olduğu halde bana söylemeyenlere Allah lanet etsin.
ALTUĞ BERKER:Allah razı olsun Hocam.
ADNAN OKTAR:Allah’ın, Melekler’in laneti üzerine olsun. Ben bu yanlışı okuyorsam, Risale-i Nur’dan yanlış söylüyorsam bana söylesinler, değil mi? Ama kendileri doğru söylemeyip de yalan söylüyorlarsa, Allah’a sığınsınlar, vazgeçsinler.
“Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli ‘lamlar’ ve ‘mimler’ ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise,” Muhammed Mehdi (a.s.)’ın “Hazret-i Mehdi (a.s.)'ın şakirdleri olabilir” diyor, Şualar, sayfa 605. “Bundan bir asır sonra,” Hicri 1300’de söylüyor Bediüzzaman bunu.
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR:Bir asır sonra ne yapar?
ALTUĞ BERKER:1400.
ADNAN OKTAR:1400, yani 1980. Şimdi 200 sene ilave edilmesi gerekiyor bak arkadaşa yer gösteriyorum, Ümit Şimşek arkadaşım, kardeşim, değerli kardeşim. Şimdi bayağı bir iş çıktı sana. Şualar, birinci Şua, sayfa 605. Sen orayı bir değiştir, 200 sene ilave et. Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 90, burada da bir 200 sene ilave etmen gerekiyor. Bayağı bir iş çıktı sana.
“Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki; her şeyi kendi hesabına aldığı için, farazâ hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek olan o zât” Bediüzzaman bunu kendi el yazısıyla yazmış, orijinal. Bizzat tashih edip, kendi el yazısı var. “Bir asır sonra gelecek olan o zât (Hz. Mehdi (a.s.)) dahi bu zamanda gelse,” diyor Kastamonu Lahikası sayfa 57. Şimdi Ümit Şimşek kardeşim, Kastamonu Lahikası, sayfa 57’yi aç, “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek olan o zât” yerine “üç asır sonra gelecek” yap, ilave yap. Bir yazmışlar çünkü, Bediüzzaman bir diyor. Sen ‘bir’den rahatsız olmuşsun. Ona iki daha ilave et, ‘üç asır sonra’ de. O zaman bayağı yolun açılır, tabii yapabilirsen. Sıkıysa yap. Ve Mehtap TV’deki kardeşlerimiz. Evet, bundan sonra bu konular sürekli gündem, inşaAllah.
SUNUCU:“Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programımıza 00:30’dan itibaren Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV, Gaziantep Olay TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.TV sitemizden devam edeceğiz.
ALTUĞ BERKER:Tekrarlıyorum, yarım saat sonra Kahramanmaraş Aksu TV ve Gaziantep Olay TV’deyiz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ya Allah bismillah, Kuran’dan bir ayet açtım, 46. ayet “Sizin sahibiniz (veya arkadaşınız olan Peygamber)de hiçbir delilik yoktur.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e hitap ediyor. Ahir zamana bakıyor. “Sahibiniz” sahibi zaman Muhammed Mehdi’de hiçbir delilik yoktur. “O, yalnızca sizi, şiddetli bir azabın öncesinde uyarandır.” Kıyamet’ten önce sizi uyarandır. Ama Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakan bir ayettir 46. ayet. 46 da; daha önce de söylemiştim, akıl hastalarına verilen rapor, ilgili kanun maddesi 46’dır.Paranoid şizofrenide. Bana da vermişlerdi 46 raporu biliyorsunuz. Sonra askeri hastanede ruhen ve bedenen tam sağlıklıdır diye bozuldu. Bediüzzaman’a da 46 vermişlerdi. O da sonradan bozuldu. Yine askeri hastanede.
ALTUĞ BERKER:Doğru Hocam. MaşaAllah
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Evet, yarım saat sonra görüşürüz. İnşaAllah.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Harun Yahya Etkiler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...