SUNUCU: Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV, Gaziantep Olay TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TV sitemizden devam ediyoruz. Buyrun hocam.
ADNAN OKTAR: İnsanların mutlu olması, güzel olması çok çok kolay. Bize gösterildiği gibi karmakarışık değildir. Dünyayı güzelleştirmek de kolaydır. Bir evi güzelleştirmek de kolaydır, mahalleyi güzelleştirmek kolaydır, sofrayı güzelleştirmek kolaydır. Yeter ki o zevke, o iradeye, o akla sahip olalım, o kararlılıkta olalım. Allah aşkıyla bakarsak çok rahat elde ederiz. Ama ben dünyanın bu kadar karmakarışık olduğunu bu kadar incelememe rağmen, bu kadar bakmama rağmen son zamanlarda daha çok görmeye başladım. Mesela dini insanların nasıl değiştirdiğini de şimdi daha iyi anlıyorum. Geçmişler Tevrat’ı nasıl değiştirdiler, İncil’i nasıl değiştirildiği şimdi daha iyi anlaşılıyor. Bakın Bediüzzaman’ın bu kadar açık kitabı artık neredeyse ezberlenmiş ve yüzlerce, binlerce, on binlerce, milyonlarca cilt Risale-i Nur Külliyatı var. Buna rağmen adamlar pervasızca değiştirmeye kalkıyorlar. Başarılı olmuşlar, birçok internet sitesini etkilemişler. Yani onu on binlerce insan izliyor. İkna etmişler yani bir şekilde birinci kısım hallolmuş. Mesela o bir cümleyi değiştirmişler. Şimdi saydığım öbür ikinci, beşinci, dördüncü, onuncu cümlelere, yirminci cümlelere geldi sıra. Onları da değiştirirlerse; ama başarılı olamazlarsa ne yapacak? Bediüzzaman’ı kökten reddedecek. Şaşar Beşer Faruk Beşer aslında zekice hareket etmiş o. O bakmış ki hiç başedilecek gibi değil. “O zaman kökten redediyorum Risale-i Nur Külliyatı’nı” diyor. Yalnız bunun hep Mehtap TV’de ve Samanyolu’nda bu tip olayların ısrarla oluyor olması bakın birçok dedikoduyu acaba haklılar mı acaba diye düşünmemize neden oluyor. Yani neden burada sürekli toparlanıyor bu olay? Bu iki yüz yıl ilaveyi neden yapmak istediler? Bunu açıklamaları lazım Samanyolu’nun ve Mehtap Tv’nin. Bu mutlaka açıklığa kavuşması lazım. O zaman her türlü duyulan kuşku ve şüphenin acaba haklı mıdır diye düşünülmesine sebep olabilirler. Bak biri çıkıyor Faruk Beşer Şaşar Beşer ne diyor? “Risale-i Nur geçerli değildir” diyor. Gürül gürül Samanyolu’nda bunun yayını yapılıyor. Net konuşacaklar, eğer Risale-i Nur’a ve Bediüzzaman’a karşıysalar net söylesinler, hiçbir şey olmaz, saygı duyarız. Yani anormal bir şey değil. Mecbur değil insanlar Bediüzzaman Said Nursi’yi sevmeye. Hoşlanmıyor olabilir, kabul etmiyor da olabilir, Risale-i Nur Külliyatını geçerli kılmıyor da olabilir, düşünüyordur veya. Saygı duyarız, kardeşiz olmaz, bir şey olmaz. Adam İmam-ı Rabbani’yi de kabul etmez. Onu da kabul ederiz, bir şey olmaz. Ama dürüstçe ve açıkça söyleyecekler. Öyle endek döndek, evirip çevirmek bunlar olmaz. Bu kaçıncı? Mesela bak o adam çıktı açıkladı, şimdi iki yüz sene ilave var. Bunu hem yazılı olarak bir soru olarak hem Samanyolu’na, hem Mehtap TV’ye gönderelim. Yani bu neden böyle yapıldı? Bediüzzaman’ın bütün sayfalarını koyun, fotokopilerini de koyalım, altlarını çizelim. Bunu bildiğiniz halde, bunu bilmiyor olmanız imkansız, çünkü araştırmacı insansınız; neden iki yüz yıl Müslümanları atalete itecek bir çalışma içinde oldunuz? Neden İttihad-ı İslam’ın 200 sene gecikmesi gerekiyor? En az 200 sene. Neden Türk-İslam Birliği’nin 200 yıl daha olmaması gerekiyor? Bunu kim istedi? Yani o zaman akla Büyük Ortadoğu Projesi gelir, değil mi? Avrupa Birliği’nin elemanları akla gelir. Acaba biz düşünüyoruz o zaman Fethullah Hocamı esir alanlar, orada baskı yapanlar, Fethullah Hocamızın buradaki kontrolünü yok edip, bambaşka bir stili uyguluyorlar mı acaba diye düşünürüz, aklımıza gelir, şüphe ederiz o zaman değil mi? Büyük Ortadoğu Projesi’ni uygulamak isteyenler Fethullah Hocamızı etkisiz hale getirip, sesini kısıp, konuşturmayıp, böyle ilavelerle de Risale-i Nur’u değiştirerek veyahut kökten Risale-i Nur’u bambaşka bir hale getirip veyahut hiç kabul etmeyerek yepyeni bir din anlayışı, yepyeni bir inanç anlayışı geliştirmek istiyor olabilirler diye şüphe edebiliriz o zaman. Ben buna sonuna kadar direnen insanım ve cemaati bütün gücümle koruyan bir insanım. Ama bu aleni olan duruma ben artık sessiz kalamam yani bir acayiplik var, bir şey var. Buna açıklık getirsinler. Lüzumsuz yere bizi tedirgin etmesinler. Biz işi gücü bırakıp birçok çalışacağımız şey var. Şimdi biz burada ciddi bir tehlike görürsek bütün dikkatimizi buraya vermek durumunda kalırız. Çünkü hiç dürüst olmayan bir hareket bu. Bediüzzaman demiyor böyle bir şey. “100 sene” diyor, 200 sene niye ilave ediyorsun? Nereden geldi bu ve bu kadar internet sitesine nasıl hakim oldunuz? Nasıl ikna ettiniz? Açıkça el yazmasıyla ortada olduğu halde, kitaplar ortada olduğu halde ve Bediüzzaman’ın bütün ifadeleriyle çelişmesine rağmen bunu nasıl yapıyorsunuz göz göre göre? Büyük Ortadoğu Projesi’ni planlayanlar çok geniş imkanlara sahip adamlar, eğer onların burada bir müdahalesi mevzu bahis olursa ben onların kolunu bilimle, akılla kırarım ben onu söyleyeyim. Yani öyle bir oyun yaptırmam. Ama kardeşlerimiz çok çok büyük bir ihtimalle cahillikle yapıyorlar. %99,99 cahilliklerinden yapıyorlar. Allah rızası için buna bir son versinler inşaAllah. Gerekirse gidip bizzat da görüşelim, konuşalım o ileri gelen ağabeylerle karşı karşıya konuşalım. Tahammül edilecek, kabul edilecek bir şey değil bu. Yani birini durduruyoruz bir başkası başlıyor, birini durduruyoruz. Mesela Cübbeli’yi zor uğraşa uğraşa iki yıldan beri uğraştık daha yeni durdurdum. Şimdi bunlar yeniden başladı bu sefer. Herkes aklını başına alacak, inşaAllah. Kuran’dan hangi bölümü okuyayım Beril? Nereyi anlatmamı istersin?
SUNUCU: Duha Suresi’ni inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Duha Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım. 93. Sure. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. “Kuşluk vaktine andolsun,”yani daha güneş doğmadan önceki ilk ortam. Mehdi (a.s.) daha ortaya çıkmadan ilk aydınlanmalar, ışıkların olduğu ortam ona bakar aynı zamanda. “Karanlığı iyice çöktüğü zaman geceye”,deccaliyetin her tarafı kapladığı, küfrün, tuğyan ve dalaletin karanlığının iyice çöktüğü zaman geceye, buna da işaret ediyor Kuran. “Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı.”Peygamber Efendimiz (s.a.v.) vahiy kesilince bir ara Allah’ın onu terk etmesinden veya darılmasından şüphe etmiş olabilir. Onun üzerine Allah bu Suredeki bu açıklamayı indiriyor, Cenab-ı Allah. “Şüphesiz senin için son olan, ilk olandan daha hayırlıdır”,bak “senin için son olan, ilk olandan daha hayırlıdır.” İlk zahir anlamı; Ahiret dünyadan daha hayırlıdır anlamına gelir. Ahiret dünyadan daha hayırlıdır. İkinci anlamı; “Şüphesiz senin için son olan, ilk olandan daha hayırlıdır.” Ahir zamana bakacak olarak bakarsak son olan, son gelen Mehdi (a.s.)’dır ve Mesihiyet’tir. Hz. Mesih (a.s.)’ın gelişidir. “İlk olandan,” ilk olan nedir? Deccaliyet, tuğyan ve sıkıntılar veyahut Osmanlı dönemi de dersek, Osmanlı dönemi yani İslam’ın hakimiyet dönemi ondan daha büyük ve daha hayırlı, daha kapsamlı, inşaAllah. Ona bakıyor olabilir. “Elbette Rabbin sana ihsan edecek, böylece sen hoşnut kalacaksın.” Bu ayetin ebcedi zaten 2009 tarihini veriyor. Tam 2009. “Elbette Rabbin sana ihsan edecek,” yani dünya hakimiyetini, İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği’ni, ferahlığı, sosyal adaleti, zenginliği nasip edecek. “Böylece sen hoşnut kalacaksın.” Yani Mehdi (a.s.)’a hitap olarak olursa Mehdi (a.s.)’ın bundan hoşnutluk duyacağını, Allah’a karşı sevgisinin, muhabbetinin kat kat artacağı aşikar. “Bir yetim iken, seni bulup barındırmadı mı?”Mehdi (a.s.) yetim, Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakıyor bu ayet. Peygamberimiz (s.a.v.) yetimdi Cenab-ı Allah onu barındırdı. Ahir zamana bakan yönüyle; “Mehdi (a.s.) bir yetim iken, seni bulup barındırmadı mı?” Allah onu barındırıyor, ona güç veriyor; Mehdi (a.s.)’ye. “Ve seni yol bilmez iken, doğru yola yöneltip iletmedi mi?” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanında hak din olmadığı için Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. İbrahim (a.s.)’in bakiye dini ile yaşıyordu. Yani bir şeriat yoktu. Oturmuş bir din yoktu. “Ve seni yol bilmez iken, doğru yola yöneltip iletmedi mi?” Ve sonra ona Kuran’ı indirdi Peygamberimiz (s.a.v.)’e ve hak din yaşanmaya başlandı. Ahir zamana bakan yönü ise; “Biz seni yol bilmez iken,” Mehdi (a.s.)’a Allah bir gece içerisinde özel haller veriyor. “Allah bir gecede onu ıslah eder” diyor. Daha önce Mehdi (a.s.)’ın yol bilmez olduğu yani tam anlamıyla ama tam doğru yol anlamında o yolu, doğru yolu bilmediğini anlıyoruz. Çünkü sonradan hidayet edildiği anlaşılıyor. Allah’ın hususi hidayetine mazhar olan anlamında zaten Mehdi (a.s.). Allah’ın bir gün ona özel hidayet verdiği anlaşılıyor. İnşaAllah. “Doğru yola yöneltip iletmedi mi?” Yani İslam’ın hakimiyeti, İttihad-ı İslam’a, Türk-İslam Birliği’ne, Kuran’ın doğruluğuna, Kuran’ın hakimiyetine seni iletmedi mi? Anlamına gelir, inşaAllah. “Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi?” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yoksuldu başlangıçta fakat Cenab-ı Allah onu sonra zengin etti. Peygamberimiz (s.a.v.) fakirdi diyenlere de cevaptır bu. Diyorlar; “karnına taş bağlardı, açlıktan kıvranırdı”, sahabeler de onu seyredermiş Peygamberimiz (s.a.v.)’in açlıktan kıvranmasını. Yani yemek vermezlermiş Peygamberimiz (s.a.v.)’e, o kadar perişan olurmuş. Bu çok büyük terbiyesizlik ve vicdansızlıktır. Hangi sahabe Peygamberimiz (s.a.v.)’in açlıktan kıvranmasına müsaade eder? Karnına taş bağlayıp kıvranmasını kabul eder mi bir sahabe? Kendileri yağ, bal yiyecekler, et yiyecekler, Peygamberimiz (s.a.v.) de karınına taş bağlayıp kıvranacak. Bu sahabelere iftiradır ve çok büyük bir ahlaksızlıktır, vicdansızlıktır. “Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi?” Demek ki Peygamberimiz (s.a.v.) zengindi. Mehdi (a.s.) nasıl olacak? Mehdi (a.s.) da başlangıçta yoksul iken, sonra Allah onu zengin edecek ve dünya hakimi yapacak. “Öyleyse sakın yetimi üzüp-kahretme.”Müslümanlık İslam, İttihad-ı İslam hakim olduğunda yetimler, ezilenler, müstazaflar, kadınlar, çocuklar tam bir koruma altında olacaklar. Yetimin temsil ettiği nedir? Korunmaya muhtaç insanlar anlamına gelir, aynı zamanda. Hiçbir şekilde üzüntü, acı, açlık, zorluk tatmayacaklar, inşaAllah. “İsteyip-dileneni azarlayıp-çıkışma.”Ahir zamanda ne olacak? Dilenen kalmayacak zaten. “Azarlayıp-çıkışma”. Müslümanlar birbirlerini azarlamada bulunmayacaklar, çıkışma olmayacak. Demek ki Müslümanların kaçınması gereken bir şey azarlama ve çıkışma. Çok tahribat yapar azarlama. Mesela azarlanan bir insanın dengesi bozulur, yani çok yıkıcı etki yapar. Çıkışma da öyle mesela “bana çıkıştı, azarladı” diyor. Müslüman bunu yapmayacak, azarlama ve çıkışmadan şiddetle kaçınacak. Yanlışlıkla da bir şey yaparsa hemen onu düzeltecek, tazmin edecek inşaAllah. “Rabbinin nimetini durmaksızın anlat”, sürekli tebliğ yap. Geceli-gündüzlü Allah’ın nimetlerini, İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği’ni, Kuran’ın varlığını, Mehdi (a.s.)’ın varlığını, İslam’ın güzelliklerini, İttihad-ı İslam olunca nasıl mutluluk olacağını, sosyal adaleti, o devirdeki insanların duyacağı heyecanı, şevki; bunları durmaksızın anlat. Yani uyku ve yemeğin dışında, zaruri ve bedeni ihtiyaçlara ayrılan vaktin dışında bütün gücünle faaliyete, tebliğe devam et. Ebcedi net bir tarih veriyor 1956 tarihini veriyor. Bediüzzaman 1956 için “münafıkane sistemin yıkılmaya başladığı tarih. Yani onun Miladı, doğumudur” diyor. “İslamiyet’in inkişafının, gelişmesinin başlangıcı, münafıkane sistemin de artık yıkılmaya başlandığı tarihtir” diyor 1956 için. Kuran’dan ebcedle çıkartıyor, söylüyor.
İnşirah Suresi geliyor sonra. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Elem neşrah Leke. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “Biz göğsünü yarıp-genişletmedik mi?”Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kalbinde, içinde bir sıkıntı oluyordu. Allah bunu şifalandırdığını söylüyor. Bak “Biz göğsünü yarıp-genişletmedik mi?” “Kalbine biz inşirah ferahlık verdik. Kalbindeki sıkıntıyı aldık” diyor, Allah. Kalbine gelen o ağırlığı aldık. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve yükünü indirip-atmadık mı?”Peygamberimiz (s.a.v.)’in üzerinde bir ağırlık, bir yük vardı, sıkıntı vardı. Allah onu aldı. Aynı zamanda muhtemeldir ki Allahualem belki biraz kilo almıştı Peygamberimiz (s.a.v.), o kilo da üstünden gitti Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Daha dinç, daha zinde oldu, ama üstüne tabii cinler de yükleniyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in üstüne. Mesela keçeleşmişler; ayette de buna işaret var, keçeleşiyorlar. O da ona zorluk veriyor olabilir. “Ve yükünü indirip-atmadık mı?”Mesela bir de idare faaliyetlerinin verdiği bir yük var. Onlarda da Allah bir tahfif, hafifletme ve kolaylık meydana getirdim, Yani seni dinlendirecek bir ortam meydana getirdim anlamında da söylemiş olabilir. “Ki o senin belini bükmüştü.”Yani yorgunluk vermişti sana. “Belini bükmüştü” ne demek? Aşırı yorgunlukta ne yapar insan? Artık oturma ihtiyacı duyar. Dinlenme ihtiyacı duyar. Kuran’da ona dikkat çekiyor Cenab-ı Allah. “Ki o senin belini bükmüştü.”Yani müthiş bir yorgunluk meydana gelmiş. “Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi?” diyor, Allah. Hemen arkasından bak müjde olarak. “Senin zikrini adını yüceltmedik mi?” Bütün Arabistan, her yere yayılmış Peygamberimiz (s.a.v.)’in ismi, meşhur oluyor. Ebcedi 2009 tarihini veriyor. Mehdi (a.s.)’a bakıyor aynı zamanda. Mehdi (a.s.) ismi de her yerde şöhret olacak, her yerde tanınacak, herkes bilecek. Gazetelerde, radyolarda, televizyonda, internette sürekli insanlar Mehdi (a.s.)’ı gerek severek, gerek sevmeyerek mutlaka bahsedecekler. Ebcedinin 2009 tarihini vermesi de buna bakıyor. Çünkü bir tane tarih veriyor, 2009. Başka tarihleri de verebilir. Ama net 2009. Beşinci ayet; “Demek ki gerçekten zorlukla beraber, kolaylık vardır.” Bir zorluk var. mesela beli bükülüyor, zor oluyor, çok yoruluyor ama Allah sonra arkasından kolaylık veriyor. Üstündeki ağırlığı alıyor. Mesela üstünde kilosu varsa o gidiyor. Sıkıntısı varsa o gidiyor. Sosyal sıkıntılar varsa onlar üstünden gidiyor. “Arkasından ben bir rahatlık verdim” diyor, Allah. Ama bu imtihan olduğu için Peygamberimiz (s.a.v.) bu imtihandan geçiyor. İmtihanı da Allah sürekli üstünde ağır bir imtihan olarak yapmıyor, sonra kaldırıyor, bir rahatlık veriyor. “Demek ki gerçekten zorlukla beraber, kolaylık vardır.”Altıncı ayette yine söylüyor Allah; “Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır.”Bak “demek ki” diyor. Bir tek burada demek ki kelimesi yok. “Gerçekten zorlukla beraber, kolaylık vardır. Güçlükle beraber kolaylık vardır.” “Demek ki gerçekten zorlukla beraber, kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır.” Beş ve altıda tekrar ediliyor. Beş ve altıya da dikkat çekilmiş. Yine 1956’ya işaret var. Çünkü iki kere aynı konunun tekrarı özel, kasıtlı yapılmış bir şeydir, inşaAllah. “Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır. Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın yorulmaya devam et.” O zaman Mehdi (a.s.) ne yapacaktır? Peygamberimiz (s.a.v.) gibi olacaktır. Durmaksızın, sürekli, geceli-gündüzlü faaliyet yapacak. Bediüzzaman ne diyor? “Hal ve vakit müsaade edemez” diyor. Bizzat kendisi o vazifeyi görmeye ne vakti, ne hali müsaade edemez” diyor. “Hz. Mehdi (a.s) çok yoğundur” diyor. “Ondan önce bir taifenin uzun tasdikati ile ilgili hazırladıkları eseri hazır bir programı olarak neşr ve tatbik edecek” diyor. “Bu çalışmalarında ihtiyacı olan kuvvet ve manevi ordusu, yalnız ihlâs, sadakat ve tesanüt sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirtlerdir. Her ne kadar az da olsalar manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. Tam Kuran’ın üslubuna uygun, inşaAllah.“Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya” gayrete, tebliğe, İslam’ı yaymaya, İttihad-ı İslam’ı oluşturmaya, Türk İslam Birliği’ni oluşturmaya “devam et. Ve yalnızca Rabbine rağbet et”. Ben yaptım, ben ettim olmaz. Her şeyi yapan Allah’tır. Hiç kimse Hz. Mehdi (a.s)’dan, “O yapıyor, o bitiriyor” şeklinde olaya bakmayacak. Hz. Mehdi (a.s)’ı o şekilde değerlendirmeyecek. Allah’ın Hz. Mehdi (a.s)’ı vesile kıldığını bilecek. Hz. Mehdi (a.s)’ın bir araç olduğunu bilecek. Bütün güç ve kuvvetin O’nda olduğunu bilecek.
95. Sure Tin Suresi. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. “İncire ve zeytine andolsun” İncirin yoğun olduğu ve zeytinin yoğun olduğu bir yer. Ona işaret edilmiş oluyor. “İncire ve zeytine andolsun, Ve Sina dağına ve şu emin beldeye (güvenilir şehre). Doğrusu, Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra aşalığın aşağısına çevirdik”. Sina Dağı. Müslümanların Sina Dağı’nda da ibadet edebileceklerini, Sina Dağında da Müslümanların kontrolü altına geçeceği orada da bütün insanlığın, bütün insanların rahat, huzur içinde yaşayacaklarına işaret etmiş oluyor. “Ve şu emin beldeye (güvenilir şehre).” Demek ki, bir yer güvenilir olması gerekiyor. Müslümanların en büyük ihtiyacı olan şey güvenilirliktir. Arkadaşı olduğunda güvenilir olmasını ister, evinin güvenilir yerde olması, mesela semt seçerken bile güvenilir bir semt istiyor. Mesela site içinde olsun istiyor güvenilir. Güvenlik, insan için çok hayati bir lükstür. Büyük bir nimettir. Hz. Mehdi (a.s) devrinde olacaktır bu. Bütün dünya emin bir belde haline gelecek. Bak, diyor ki ayette “Ve şu emin olan beldeye (güvenilir şehre)”,bütün dünya emin belde haline geliyor, inşaAllah. “Doğrusu, Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık”. Görünüş olarak, estetik olarak altın oranla ve mükemmel yaratılmıştır. Simetrik ve altın oranla.“Sonra aşağıların aşağısına çevirdik.” İçlerinden deccal çıkıyor ve Hz. Mehdi (a.s) da çıkar. Mesela en güzel biçimde olan nedir? Peygamberlerdir, Mehdilerdir ve Hz. Mehdi (a.s)’dır. “Sonra aşağıların aşağısına çevirdik.”Aşağıların aşağısına çevrilenler deccallerdir, firavunlardır, nemrutlardır. Mesela Peygamberimiz (s.a.v) dünyanın en güzel insanı, en mübarek insanıdır. Mesela dördüncü ayet Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in o güzelliğine bakar. Birinci anlam olarak “doğrusu, Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.”Ve bütün Peygamberler, bütün veliler ve güzel insanlar, hepsi güzeldirler. “Sonra aşağıların aşağısına çevirdik.”Bütün deccaller, firavunlar, nemrutlar, tiranlar, azgın tuğyan ve dalaletin tamamı oluyor, inşaAllah. ”Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka; onlar için kesintisi olmayan bir ecir vardır”. İman edecek, samimi eylemlerde bulunacak. O zaman Allah, “Kesintisiz, sürekli bir sevap vardır” diyor, Allah. “ Hiç kesintisi olmaz” diyor. Ama bak samimiyetin üstünde duruyor Allah. Son derece samimi olacağız. “Ben samimiyim” deyip samimi olmayan insanlar olur. Samimiyete öyle bir anda teşhis koyup samimiyeti bırakmamak lazım. Samimi olmak öyle kolay değildir. “Öyleyse bundan sonra, hangi şey sana dini yalanlatabilir?” Ne yalanlatıyor? Darwinizm yalanlatıyor, materyalizm yalanlatıyor. Deccal yalanlatıyor. Kuran ayetinde yedinci ayette ona dikkat ediyor, “Öyleysebundan sonra, hangi şey sana dini yalanlatabilir?”Normal bir Müslümana hiçbir şeyi yalanlatamaz ama deccal dünyanın yüzde doksan dokuzuna dini yalanlatmıştır. Darwinizm, materyalizm yalanlatmıştır ve deccal zuhur etmiştir. 7.ayet ona bakıyor. “Allah hükmedenlerin hakimi değil midir?” Değil mi? Bütün hakimlerin hakimi, inşaAllah. “Allah hükmedenlerin hakimi değil midir?” Hükmeden kimdir? Mehdi (a.s.) hükmedecektir, inşaAllah. Onun hakimi kim? Allah’tır. Ona hakim olan kimdir? Onu yönlendiren, Mehdi (a.s.)’ı yönlendiren kim? Allah’tır. Burada ayet ona da bakıyor. Alak Suresi, deccale bakar aynı zamanda, deccaliyete ve Mehdiyete bakar. MaşaAllah.
Ahmet Yasin Hocamla görüşmüş bizim kardeşlerimiz. Şeyh Ahmet Yasin Hocamızla. Onun çok güzel sözleri olmuş. “10 veya 12 sene içerisinde, 10 veya 12. Muharremi şerefinde çok büyük olaylar olacak” demiş diyor, doğru inşaAllah. “Mehdi (a.s.) hayattadır. Hayatta olduğuna dair şahitlik yapan çok Allah dostları vardır. Ben kendileri ile görüşmüşümdür. Onlar bize bu hususta çok güzel hikmetler anlattılar ama emanettir. Emanete ihanet edemeyiz. Kalkıp ifşa edemeyiz”, diyor. 80. senelerde hizmetinin kuvvetli şekilde arttığını söylüyor, Mehdi (a.s.)’ın. Yani 1980, Bediüzzaman’ın da dediği odur zaten. MaşaAllah, Hocamıza hürmetler, selamlar ediyoruz inşaAllah. Ellerinden öpüyoruz.
“Selam saygıdeğer Hocam”, aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Sizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.” Aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Sizi çok beğenerek izliyorum. Türk-İslam Birliği’nin kurulması için dua ediyorum, inşaAllah. Çevremdeki kişilere de anlatıyorum. Ayrıca bütün kardeşlerimizin bu konuların üzerinde durmalarını ve sadece sizi dinleyip oturmaları olmaz. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Onların da gayret etmeleri gerekir ve sizin internet sitelerinizi incelemeleri, sizin kitaplarınızı okumalı, diğer mürşidlerin ve hoca efendilerin de değerli eserlerinden istifade etmelidir” diyor anladığım kadarıyla bunu anlatmak istiyor. “ İnşaAllah Hocam bir de, Yasin Suresi’nin 1 ve 15 ayetler arasını anlatabilir misiniz?”. Tamam anlatayım, inşaAllah. “Bir de ayrıca masonların beklediği Adon. Hayırlı yayınlar güzel yüzlü, nurlu hocam” diyor, Nermin Hanım. Yalnız böyle net iddialardan kaçınacağız. Hüsn-ü zan güzel ama defalarca söyledim. “Olabilir mi?” demiş ama yine de onlardan kaçınalım biz. “Yasin Suresi 1 ile 15 arası” dedi değil mi kardeşimiz.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla. Mekke’de indirilen bu Sure 83 ayetten oluşuyor. “Yasîn. Andolsun hikmetli Kur'an'a,”Ya harfi de ve Sin harfi de bir işarettir. Özel bir konuya, özellikle işaret eden bir ayet. Ya harfi bir şeyi anlatıyor. Sin harfi bir şeyi anlatıyor. Zamanı gelince bunlar daha açık ortaya çıkacak inşaAllah. Allah’ın izniyle bu hikmetler. Bunlar demeyeyim, bu hikmetler inşaAllah. “Andolsun hikmetli Kur'an'a”, demek ki Kuran hikmetlerle dolu, sırlarla dolu. “Gerçekten sen, gönderilen (elçi)lerdensin”. Peygamberimiz (s.a.v) Allah’ın gönderdiği bir Peygamber’dir. Mehdi (as.)’ye bakan yönüyle “Gerçekten sen, gönderilenlerdensin.” Yani Mehdi (a.s.) gönderilen bir şahıstır. Tayin edilen değil, Allah’ın gönderdiği. Yani gayretle elde edilen değil, özel olarak uğraşılarak değil. Allah’ın özel olarak görev verdiği birisi. “Dosdoğru bir yol üzerindesin”. Dosdoğru bir yol ne? Tam Kuran’a tabi. Sahabe dönemi gibi olan bir İslam anlayışı. Yani ilaveli ekli değil. Dosdoğru yol dendi mi, kusursuz dosdoğru yol kast edilir. Kusursuz dosdoğru yol nedir? Tam Kuran, tam sahabe ahlakıdır ve Asr-ı saadet dönemidir. Dosdoğru olan budur. 5.ayet “(Kur'an) güçlü ve üstün olan, esirgeyen (Allah')ın indirmesidir”, „Allah indirmiştir Kuranı“ diyor. Cenabı-Allah belirtiyor. “Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin)”. Bak “Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin)”. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında putperestlik, müşriklik hakimdi. Uyarılmamıştı babaları. Peygamberimiz (s.a.v) kanalıyla, Allah onu vesile etti, Kuran Peygamberimiz (sav)’e nazil oldu ve onları uyardı. Ahir zamana bakan yönüyle. “Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin)”. Darwinizm, materyalizm ortalığı sarmış. Babaları da uyarılmamış. Babaları Darwinizm’e, materyalizme körü körüne inanmış. Birçok gencin, birçok insanın körü körüne inanıyorlar. Asıl bir evvelki nesil zaten çok inanmış Darwinizm’e. Şu an, internetin, bilimin imkanlarıyla, paleontolojinin biyogenetiğin başka bilim dallarının etkisiyle. Eskiden bilimin dar sınırları içerisinde, yetersizliği içinde, elektron mikroskobun olmadığı bir dönemde, körü körüne inananlar şu an kazınmış durumda. Yeni gençlik, yeni nesil inanmıyorlar. Onun için bak babalarına dikkat çekmiş, Kuran. Hakikaten eski kuşak saplantı halinde. Yeni kuşak inanmıyor Darwinizm’e. Bak “Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin)”. Mehdi (a.s.) gelip Darwinizm’i, materyalizmi yerle bir edecek. Babaları Darwinist, materyalist olan kişileri, sistemi ortadan kaldıracak, fikren. “Andolsun, onların çoğu üzerine o söz hak olmuştur; artık inanmazlar”. Büyük bir kitle imansız. İnanmazlar demek; ne demektir? İnancı yok, demek ki en büyük sorun neymiş? İnançsızlık. Fıkıh eksikliği değil demek ki. Fıkıh bilgisizliği değil. En büyük eksiklik, inançsızlık. Kuran ona dikkat çekiyor.“O söz hak olmuştur; artık inanmazlar.” O söz ne? Allah’ın vereceği bela. Bu bela ahir zamanda nasıl oldu? Ekonomik kriz şeklinde oldu. 7.ayet 2007’de başladı. Bak “Andolsun, onların çoğu üzerine.” Hepsi demiyor, çoğu. Ekonomik kriz dünyanın çoğu, büyük bir bölümü üzerine, şu an o söz hak oldu. “Artık inanmazlar.” Zaten burada şerhinde de, Kuran’ı yazan yazar diyor ki; “Sıkıntı, darlık, buhran” anlamında diyor. Bir yönüyle de bakan yönü bu, şu anki ekonomik kriz. Ona bakıyor aynı zamanda. “Gerçekten Biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar geçirdik; bu yüzden başları yukarı kalkıktır”. „Enaniyet ve kibirden, kendini büyük görmekten kaynaklanan, bir azamet içinde olurlar“ diyor, Allah. Hakikaten de mesela daha çok üniversitelerde bu Darwinizm’in, materyalizmin hakimiyeti biliyorsun ve üniversitelerin profesörlerinde, rektörlerinde, dekanlarında daha da şiddetlidir dünyada. “Onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar geçirdik”, boyunlarında da koskoca bir boyunluk takıyorlar biliyorsun, üniversite hocaları. Gördünüz mü siz? Cübbe giyerler, yakalıklı cübbe. Boyunları böyle havada. Mecburen kaldırırlar o şeyden dolayı, kıyafetten dolayı. Tabii hepsine bakmıyor ama bir kısmına bakan bir ayet bu ve müthiş enaniyetliler. Dünya üniversitelerinde, rektörler, dekanlar, profesörler; Darwinist, materyalist düşünce içerisinde müthiş enaniyetliler. Tabi asıl bakan yönü enaniyet yönü. Ama hakikaten de boyunlarına halka geçirmiş durumda. Fiilen de halka geçirmişler. Yani o cübbenin yakası yaklaşık 30 cm falan. Yani 25 cm, 30 cm falan. Yani çok yüksek yakası var. Bütün dünyada böyledir. Tabii iyi olanları da var. Bir yönüyle de ona bakıyor. Cübbeyi takar ama iyi huyludur, güzel huyludur. Ama Kuran genelleme yaparak anlatıyor, inşaAllah. Ona da bakıyor olabilir. “Biz önlerinde bir sed, arkalarında bir sed çektik. Böylece onları örttük, artık görmezler”.Yani “ne kadar fosil göstersen de, ne kadar bilimsel delil versen, biyogenetik, paleontolojiyle ilgili, bilimle, sanatla her türlü imkanı sunsa da, onları anlatsan da onların kafası kazık gibidir, taş gibidir. Odun kafadır, anlamaz. Ne yaparsan yap, Ben onları anlamayacak şekilde taş kafalı yarattım” diyor, Cenab-ı Allah. “Onları örttük, artık görmezler” artık gözleri de görmüyor, anlatsan da görmezler. Bir kısmı bu hükümde olduğu için, bir kısmı gurur ve kibirinden, bir kısmı korkusundan kabul etmiyorlar şu an dünyada. Ama bir kısmı da taş kafa olduğu için kabul etmiyor. Odun kafalı olduğu için. Ama bazıları da hakikaten okuldan atılırım endişesiyle, arkadaşları baskı yapar endişesiyle inanmıyor. “Kendilerini uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; inanmazlar”, yani “istersen anlat, istersen anlatma. Hiç fark etmez onlara. Bir taşa, oduna konuşuyor gibi olur, etkilenmezler” diyor, Cenab-ı Allah. Hakikaten öyle kemik kafalı amcalar olur, karşılaşmışsınızdır. Dediğim dediktir, değil mi? Özellikle ileri yaşlarda çok olur böyle, adamın kafa kemikleşir. Yüzde yüz diyor adam, bir şey yok diyor. Var diyorsun. “Yok olsa da ona inanmam” diyor. “Peki ne yapmamız gerekiyor?” “Ben zaten inanmıyorum. Ne yaparsan yap” diyor. Böyle aksi kişiler vardır. Herkes bilir meşhurdur. “Sen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah')a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele.”O zamanbizim tebliğ yapmamızdaki hedefimiz ne olacak? Kuran'a uymasını sağlayacak insanlar yetiştirmek ve “gayb ile görmediği halde Rahman olan Allah’a karşı içi titreyerek korku duyan kimseyi yetiştirmek”. İman hakikatlerini anlatmak, değil mi? “Onları uyarabilirsin. Onları uyarırsın” diyor Allah. Taş kafalı adamı sen karşına alırsan, senin karşında soytarılık yapar, yerlere yatar, uğunur, kişner, tepinir, olmadık rezillik yapar. Çünkü kafa kemikleşmiş adamın. Kafa hatta nato mermer nato mu derler, atasözü. Yani vurdu mu ses geliyor adam, kütük. Kütüğü karşına alıp fıkıh anlatırsan anlamaz. Allah ne diyor? İman etmeleri çok önemli diyor, Cenab-ı Allah. Allah'ı sevmeleri, Allah'tan korkmaları, Allah'ın varlığına dair kanaatlerinde hakkul yakin, hatta aynel yakin veya ilmel yakin iman etmeleri, inşaAllah. “Böyle kimseleri uyarırsın” diyor Allah. “İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele”. Allah’tan bağışlanma var, bu insanlar için üstün bir ecir de olacaktır, sevap olacaktır. “Bunları müjdele” diyor, Cenab-ı Allah. MaşaAllah, güzel mi anlatıyorum?
SUNUCU:Çok güzel, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah anlatıyor, beni vesile kılıyor. Bütün konuşmaları Allah yaratır. Kul hiçbir şey yapamaz. Allah ilham eder kalbine. Allah insanın ağzını, gırtlağını vesile kılar, oradan Allah tecelli eder, biz de dinleriz. Bütün insanlarda bu böyledir. Bütün güç kuvvet Allah’tadır.
Şimdi Nur Talebesi kardeşlerimizi yine bir Bediüzzaman’ın parçası olan, Bediüzzaman’la hayatı iç içe geçmiş “ben bizzat kulağımla duydum” diyen Seyyid Salih Özcan Hocamla Risale-i Nur dersi yapmak üzere Nur talebesi kardeşlerimizi derse davet ediyorum. Çaylarını alsınlar. Bak Bediüzzaman’ın parçası, mutlak vekili, mutlak vekil, bak oniki mutlak vekilden altı kişi kaldı. Bir tanesi de o. Ve özü, sözü doğru, asla yalan söylemeyen, hayatında hiç yalan söylemeyen bu mübarek insanın Mehdi (a.s.)’la ilgili şahs-ı manevi olmadığını, Mehdi (a.s.)’ın şahıs olduğuyla ilgili konuşmasını dinleyelim.
VTR: SEYYİD SALİH ÖZCAN.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Rıza Başkurt bir alevi kardeşimiz, canımız ciğerimiz kardeşimiz bir yazı yazmış. “İslam’ın ileri gelenleri hep seyyidlersiniz” diyor. Bak, Seyyid Salih Özcan Hocamız da seyyiddir. Bak, ben de seyyidim. O da seyyid. “Hep seyyidlersiniz ve bu konuda adeta yalnızsınız. Her yerde sadece seyyidler evirmeden, çevirmeden Mehdiyeti deccaliyete karşı haykırıyorsunuz” diyor. Bak, o da; Seyyid Salih Özcan Hocama da yalan söyletemiyorlar şahs-ı maneviciler. Ona güçleri yetmedi. Onu kendi kontrollerine alamadılar. Delikanlı ve yiğit. Aşkla baş eğmedi. Yalnız da bıraktılar. Kendilerince başka yöntemler de denediler ve baş eğdiremediler. Bak Hakkı bağıra bağıra söylüyor. Ve durduramıyorlar. “Diyeceğim o ki, Mehdi (a.s.) ile birlikte olacağı kişilerin sayısı 313 kişi olması hadisi, fikrimce yüzde yüz doğru” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi diyor, inşaAllah.
“Selamün aleyküm”, aleykümselam ve rahmetullahü ve berekatühu. “Değerli Adnan Hocam, sizin televizyon programınızı dinlemeye başlayalı çok fazla vakit olmadı. Yaklaşık 1-2 ay oldu ama şu an hayatımda pek çok olumlu değişim var. Hayata ve insanlara pozitif bakıyorum. Eskiden kitaplarınızı okur, belgesellerinizi izlerdim. Ama televizyon programlarınızı izlemeye başladıktan sonra kendimde olağandışı, güzel değişimler olduğunu saptadım. Beni tanıyanlar daha neşeli ve ılımlı, cömert olduğumu söylüyorlar. Kendimi her zamankinden cesur ve İslam’a ait olarak hissediyorum. Sanırım İttihad-ı İslam dediğiniz olay, Müslümanların yüreklerinde ve iklimlerinde bu tür dik başlı değişimler yapıyor. En iyisini Allah bilir (c.c). Programınızın devamını diliyorum vesile olacağınız şeyleri ancak Allah bilir. Hoşçakalın. Özay Demir, Erzincan”. Bütün Erzincanlılara da selam buradan. Bütün milletimize.
“Selamün aleyküm, değerli Hocam. İçinizdeki o kocaman sevgi herkese yetiyor, maşaAllah. Herkesi kucaklıyor. Sımsıcak bizi sarıyor. Öyle ki dayanamayıp yanağınızı sıkanlar oluyor” diyor. Ayşe Arman’ı diyor herhalde. Biz de internetten hayran hayran gözümüzü kırpmadan bakıyoruz. Sizin gibi cümle hayırların yüklü olduğu taşkın membalar bizim için bulunmaz nimettir.” İnşaAllah hayırlar yüklü oluruz hepimiz, inşaAllah. “Allah’a ne kadar şükretsek azdır. Muhterem Hocam sizden bizlere ulaşan bu emniyet ve güven, bu sıcaklık ve sevgi bizlere nasıl bir haz veriyor, anlatamam”. İmandan kaynaklanan, Kuran’a olan sevgimizden, candanlığımızdan, Allah’a olan teslimiyetimizden Allah kalbimizde öyle bir güç meydana getiriyor. “Az önce bir kardeşimizin de bahsettiği gibi tadına doyulmaz sohbetlerinizi dinlemek bizi olgunlaştırıyor. Daha olumlu, daha sevecen, daha anlayışlı hale getiriyor. Kim bilir başka ne hayırlar, ne ilimler yüklüyor inşaAllah. Allah yanımızdan hiç ayırmak istemeyen iblisun ve iblisatın ayaklarını kaydırıp, kırıyorsunuz onların. Hatta onları cayır cayır yakıyorsunuz inşaAllah. Bizden daha bahtiyarı yoktur, inşaAllah” diyor. İnşaAllah, daha da Allah bahtiyarlıklarını arttırsın. Allah’a ulaşan vesile olan, Allah’a ulaşan vasıl kullar olmamızı Allah’tan diliyor. “Ve sizi canı gönülden seven Mücahide” diyor. Mücahide adında bir hanım kardeşimiz. Kendisini tanımıyorum ama bir hayli sevdiği anlaşılıyor, maşaAllah. Allah sevgisini, ilmini, güzelliğini, sağlığını, sıhhatini arttırsın. Allah hidayet versin kardeşimize, bütün Müslüman kardeşlerimize. Bazen dikkatli okumamın nedeni bazen hatalı cümle kurabiliyorlar. Mesela “bizden daha bahtiyarı yoktur”, öyle demeyelim de “Allah hepimizi sevinçli kılsın. Hepimizi bahtiyar etsin” demesi lazım. Onu düzeltmek için, yavaş kontrollü okuyorum.
Rıza Baştürk kardeş yazının diğer detaylarını da, ana konu olarak işleyeceğim. Yani bir kısmını aldım fakat çok güzel anlattığın konu. O konu fakat geniş bir konu olduğu için söyleyip geçersem pek doyurucu olmaz. Onun için detaylandırarak, kaynak vererek, tarihten kaynaklar vererek anlatacağım. Gönlün müsterih olsun, inşaAllah.
“Hocam, selamün aleyküm”, aleykümselam. Tamam, bu konu uzun bir konu, derli toplu hale getireyim. Delilleriyle anlatayım. Bir hayli kızmış kardeşim, bu Osman Ünlü’ye ve onun bir kısım ekibine, çok kızmış. Nereden bileyim diyor öyle insanlar olduğunu. Bir yurt, Bahçelievlerdeki İhlas yurduna geçmiş. Orada bazı olaylarla karşılaşmış. Güzel önemli ama delilsiz konuşursam olmaz. Delil vererek eleştirelim, anlatayım. Şimdi biraz Cübbeli Hazretlerinin Mehdi (a.s.) ile ilgili, Mehdi (a.s.)’ı müjdeleyen konuşmalarından dinleyelim. Talebem olduğu için, ama inşaAllah şu filmi tedirgin olduğumuz gibi bir şey çıkmaz inşaAllah. O zaman şu iki konuyu da hallederse tamam. Cübbeli’nin yolu sonuna kadar açık inşaAllah o zaman. Ama tabii anlattıklarını anlatacağız. Onda durma olmaz, lehine İslam’ın da lehine. Evet dinleyelim.
-VTR- (Cübbeli)
ADNAN OKTAR: Ama 570 sene ertelemezse değil mi? Böyle bir gerçek olmayan söz söylemezsen Allah sana nasip eder. Eğer gözün de görüyorsa, haset etmezsen, gereksiz, lüzumsuz hareketlere girmezsen, samimi, candan davranırsan Allah sana nasip eder, inşaAllah. Yine Mehdi (a.s.) ile ilgili konuşmasını daha yayınlayın. Çok iyi anlatıyor, bayağı güzel anlatıyor.
-VTR- (Cübbeli)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. İşte bak bundan sonra Flash TV’de de bu konuları anlatsın. İki yıldan beri kesintiye uğramıştı. Şimdi bismillah başladı, İttihad-ı İslam. Sözümü tuttu, o inadını kaldırdı. “İttihad-ı İslam lüzumludur, gereklidir, farzdır” söyledi. Şimdi bak artık Mehdi (a.s.) konusuna girsin. “Allah bize nasip etsin” diyor. Şimdi Osman Ünlü’nün kervanından çıkacak, Şaşar Beşer’in kervanından çıkacak. O Ümit Şimşek midir nedir o genç? Ramazan Ümit Şimşek, onun kervanından çıkacak. Bediüzzaman’ın kervanına gelecek, Şeyh Mahmut Efendi’nin kervanına gelecek. Güzeller güzeli, mübarek Nazım Kıbrısi Hazretlerinin kervanına gelecek. Ve Ehl-i Sünnetin ve Alevilerin, Bektaşilerin, Vahhabilerin, Şii ve Caferi kardeşlerimizin aşkla beklediği Mehdi (a.s.)’ın geldiği vakit olduğunu açıkça insanlara artık ilan etsin. Dürüst davransın. Bak alsın, şimdi bu kitaptan şimdi Cübbeli’ye gönderin. Onda aslında Arapça orjinali vardır ama biz yine de bahanesi olmasın diye göndereceğiz. Şimdi açacak bu kitabın, dünyanın ömrü ile ilgili bölümü var. Şu bölüm, Cübbeli’ye bunu Flash TV’de gür sesle bir okutturalım. Evet bak burada dünyanın ömrü uzun uzun anlatılıyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bütün hadislerinde yedi bin senelik bir takvimden bahsediliyor. “Bunun 5600 senesi geçmiştir” diyor. “Bundan hesap çıkmaz” dedi. Birçok konuda doğru söylemiyor. Bak ispat ettim. Bir gariplik var Cübbeli’nin üstünde. Allah’tan korksun, kendine gelsin, kendini bir toparlasın. Korkmayla da bir yere varamayacağını da gördü bak. Doğru söylememekle bir yere varamayacağını da gördü. Bu açmaz yol, çok yanlış yolda. Dürüstçe bu hadisleri. Bak kim bunu söyleyen? Suyuti, Ehl-i Sünnet’in göz bebeği Suyuti söylüyor. Bediüzzaman da aynı kanaatte, bütün ulema aynı kanaatte yani aksini söyleyen Ehl-i Sünnet alimi yok. Şii alim de yok aleyhte, Vahhabiler’in de aynı kanaati vardır. Yedi bin yıl, yedi bin yıllık bir takvim, 5600 yılı geçmiştir. Son dönemdeyiz. Bunu açıklasın. “Hesap olmaz” demişti. Bunun da doğru olmadığını söylesin. Çünkü 7000’den 5600’ün çıkması hesaptır. Bunu Cübbeli’nin yapamayacak bir zekaya sahip olduğuna inanmıyorum ben. Bunu yapar, çok rahat yapar. İlkokul çocuğu değil yani ilk okula başlamış çocuk bile yapar, değil mi? 7000’den 5600 çıktığında kaç yapacağını bilir. 1400 ve 1500. Bunu açıklasın halka, kıyamete insanları gafletle sürüklemesin, kıyamete hazırlıksız götürtmesin. Bak adam ne diyor? “200 sene var” diyor. Entel-dantel sohbeti yapıyor. Dini konuları tenzih ederim. Şeker, kaymak, bal havasında ve vakit kaybettiriyor Müslümanlara. İttihad-ı İslam eğer istenmezse harama girer Müslüman. İttihad-ı İslam’ı istemek farzdır. En büyük farzdır. Bediüzzaman’ın sözü bu. 200 yıl iftirasını atanlara, o da 570 yıl iftirasıyla katılmış oldu. Osman Ünlü de bin yıl iftirası attı. O da ona katıldı ve Mehdiyet’i uzaklaştırmak için, Mehdiyet’i durdurmak için yapılan projenin içinde istemeden yer aldı Cübbeli. Kasten yaptığını zannetmiyorum, Osman Ünlü’nün de kasten yaptığını zannetmiyorum. Bu arkadaşların da, o Ramazan Ümit Şimşek, onun da kasten yaptığını zannetmiyorum. Ama hepsi bu projeye istemeden hizmet ediyorlar, Büyük Ortadoğu Projesine. Çıksınlar, akıllarını başına toplasınlar. Bir de Mehdiyet durdurulamaz. Bakın bir daha söyleyeyim. Mehdiyet durdurulamaz. Mehdi (a.s.)’ı durduramazlar. Böyle sözlerle bilmem ne, bir yere varamazlar. İki yüz yıl, beş yüz yıl, istersen bir milyon yıl ilave et durduramazsın. Bir milyon ilave eden de vardı.
ALTUĞ BERKER: Beş milyar yıl da.
ADNAN OKTAR: Beş milyar yıl, inşaAllah. Başka Hocalarımızdan sohbetinden istifade etmediğimiz epeyden beri kim var? Yine Cübbeli’nin kafasının açılması için Mehmet Talu Hocamız çok iyi olur. Cübbeli’nin en iyi kafasını açan alim o diyebilirim, inşaAllah. Ve o, Cübbeli’yi yanlış anlayıp, yanlış yola giren kardeşlerimiz, bakın Cübbeli’den bin kat daha ilmi daha fazla olan, hakiki fıkıh alimi olan, müceddid ve müçtehid olan bir kimsenin anlatımını dinleyelim. Buyurun.
VTR: Mehmet Talu Hocamız
ADNAN OKTAR: Cübbeli bir an önce benim bu sözümü tutsun. Çocuk gibi inat etmesin, konuştuğunda söyle. Bediüzzaman’la ilgili hatasını anlatsın. Bak vakit kaybettiriyor. İkincisi Şeyh Nazım Hocamdan mutlaka özür dileyecek. Onun ikinci bir ihtimali yok. Onu yapacak inşaAllah, onu bekliyoruz. Üçüncüsü de o kaset hakkında bize mutlaka bir bilgi versin. Bu bir fitne, Müslümanların üstünden de kaldıralım bunu. Yani onu tam aklayalım. Böyle olmadı. Bu fitne ayyuka çıktı şu an. Dedikoduyla çalkalanıyor ortalık, böyle olmaz. Değil mi? O kasetin sahteliğini ben ispat etmek istiyorum. İspat edeceğim. Getirsin ispat edelim yani teknik olarak ispat edelim. Ve onu yapanları da yakalatayım, kanun önüne çıkaralım. Onlar da rezil rüsva olsunlar, bir daha da böyle bir şey yapamasınlar. Ama bu haliyle kaldığı müddetçe şüphe dalganarak gelişir. Böyle olmaz. Sözümü tutsun. Çok rahat yapılabilecek bir şey bu, inşaAllah. Mehmet Talu Hocam da dünya iyisidir. Hocamız tam Osmanlıdır maşaAllah. Tam Müslüman Türk evladıdır. Mahmut Hocamdan sonra en çok sevdiğim, en değer verdiğim insandır. En saygı duyduğum ve güvendiğim insandır. Allah başımızdan eksik etmesin Hocamızı. Mahmut Hocamızı sevenler de Mehmet Talu Hocamıza çok iyi sahip çıksınlar. Çok iyi sahip çıksınlar. Bak it kopuk geçenlerde Hocamıza kurşun sıktılar o köpekler, o kurşunları onlara böyle teker teker yediririm ben. Böyle bir bardak su, bir tane su, bir bardak su. Terbiyesizlik, itlik yapmasınlar. Yani onun mazlumluğundan, efendiliğinden istifade edenler çakallık yapıyorlar. O çakalları da mutlaka yakalatalım. Öyle münasebetsizlik yok. Hocamıza da iyi sahip çıksınlar, inşaAllah.
Madem İttihad-ı İslam’dan bahsettik, Türk-İslam Birliği’nden bahsettik. Türk-İslam Birliği de an meselesi olduğu için onu, o ruhu yaşamak için bir Mehter müziği dinleyelim, inşaAllah.
VTR: MEHTER MARŞI
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Mehter ruhlara gıdadır, maşaAllah. İnşaAllah.
Zeki Aslan zekice olmayan bir yazı yazmış. Diyor ki; “Hocam, Bediüzzaman Mehdi (a.s)’dan bahsederken sadece ‘Mehdi (a.s.)’ diyor, ‘Muhammed Mehdi (a.s.)’ demiyor. Niye tahrifat yapıyorsunuz?” diyor. Çok zekice bir yazı, tam Zekiye uygun. Tam zekice bir ifade. Bir kere Bediüzzaman Risale-i Nur Külliyatı’nda “Muhammed Mehdi (a.s.)” diyor. Yani onu gözüne yaklaştırarak gösteririm. Ayrıca niye Muhammed isminden rahatsız oldu anlayamadım. Muhammed Mehdi (a.s.) olarak birçok hadislerde de geçer. Muhammed Mehdi (a.s.) diye, inşaAllah. Ama Bediüzzaman’ın özellikle söylemesinden dolayı ben Muhammed Mehdi (a.s.) diyorum. Risale-i Nur Külliyatı’nda Bediüzzaman “Muhammed Mehdi (a.s.)” diye geçiriyor, inşaAllah. Ama Zeki tam zekice gidiyorsun gördüğüm kadarıyla.
MaşaAllah yine bir Alevi kardeşimiz çok güzel bir yazı yazmış. “Gelin canlar bir olalım, iri olalım, diri olalım. Ali el Murtaza Keremullah vecceh buyuruyor; ‘Hak ve hikmeti aramak, hakikati bulmak müminler için büyük bir ganimettir’. Pirim bugün Allah’a hamdü sena olsun ki Muharrem orucumuzun beşinci günündeyiz” evet o Kerbela’da olan felaketi anlatıyor kardeşimiz. Seyyidlere karşı yobazlar aşağılık köpekler her zaman bir nefret ve kin duymuştur Ehl-i Beyt’e karşı, aşağılık, şerefsizlerin kalbinde hep o kin kalmıştır. Hayret edilecek şey ahir zamana kadar da gelmiştir o. Mehdi (a.s.) çıktığında bu köpekleri, köpeklik yapamayacak hale getirecek, inşaAllah. Bütün Kerbeladaki şehitlerimize Allah rahmet etsin. Onlar bizim canlarımız, o küçük torunlar, o güzel nur gibi bebekler, o kuzularımızı alçak kahpeler, alçak köpekler alçakça orada şehit ettiler. Muharrem ayında oldu o. Onun için şu anda da Mehdi (a.s.) düşmanlığının kökeninde yine Ehl-i Beyt düşmanlığı vardır. Bu garip ve şeytani bir azgınlıktır. Bu iblisun ve iblisat ordusu, bu münafıkun ve münafakat ordusu hiç kesilmemiştir, silsile olarak devam eder. El vermiştir, o ona o ona. Bu alçaklarda Ehl-i Beyt nefreti bir türlü dinmedi ve asrımıza kadar geldi. Şu anki Mehdi (a.s.) korkusunun kökeninde yine Ehl-i Beyt nefreti yatmaktadır. Ve dolayısıyla Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e karşı nefret, münafıkların kalbinden bir türlü bu gitmemiştir. Seviyoruz der Peygamberi (sav) ama nefret eder alçaklar. Ehl-i Beyt’i seviyoruz der ama nefret ederler. Mehdi (a.s.)’a karşı yapılan mücadelenin kökeninde Ehl-i beyt düşmanlığı vardır. Ama söke söke, yırta yırta, bağırta bağırta Mehdi (a.s.) İslam’ı dünyaya hakim edecek. İstediği kadar bu köpekler ulusunlar. Ben burada sadece münafıkları kastediyorum, oturup ismi geçen kişiler alınmasınlar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam bu söylediğiniz de mektubat sayfa 56’da geçiyor, inşaAllah. “Muhammed Mehdi (a.s.) isminde bir zat-ı nurani. O süfyanın şahs-ı manevisi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır” diyor.
ADNAN OKTAR: Bir daha oku, nerede geçtiğini bir daha söyle.
ALTUĞ BERKER: Mektubat sayfa 56, “Al-i beytten Muhammed Mehdi (a.s.) isminde bir zat-ı nurani, O süfyanın şahs-ı manevisi olan cereyan-ı münafıkaneyi (münafıklık akımını) öldürüp dağıtacaktır”.
ADNAN OKTAR: Zeki bundan sonra herhalde artık zekilik yapmazsın, akıllı hareket edersin. Cevabı almış oluyorsun, inşaAllah. Çünkü zeki olmak ayrı, akıllı olmak ayrı, akıllı olacaksın. Okumadan etmeden niye ortaya çıkıyorsun? Ben kaynak olmadan konuşmam, inşaAllah.
“Selamün aleyküm Hocam az önce dediniz ki, ‘kim ben yanlış biliyorsam düzeltmiyorsanız Allah lanet etsin’ dediniz. Ben de çekindim” diyor. Doğru söylüyorsun maşaAllah öyle olsun. “Peygamber Efendimiz (s.a.v.) on iki imam geleceğini ve hepsinin Kuryeş’ten olacağını hadislerde belirtmiştir. Siz de geçmiş sohbetlerinizde bunları belirtmiştiniz. ‘Onlar bizim canımız, ciğerimizdir’ demiştiniz bir sohbetinizde ama kim olduklarının belirli olmadıkları gibi bir sözünüz vardı”. Olur mu niye olmasın? Hepsi belli teker teker on iki imamın hepsi biliniyor. Ben böyle bir şey demedim bak, dediğimde şu günkü şu sohbetinizde diye söylemen lazım. Yanlış hatırlıyorsun hafızana güvenme, kayıtlara güven kayıtlar ortada bizim, bant kayıtları ortada. Bant kayıtlarında böyle bir şey yok. “On iki imamın geleceğini hepsinin Kuryeş’ten olacağını hadislerde belirtmiştiniz. Siz de geçmiş sohbetlerinizde bunları belirtmiştiniz. ‘Onlar bizim canımız, ciğerimizdir’ demiştiniz’. Tabii ki benim canım, kan bağı olarak da benim kendi soyum zaten. Ama Resullulah (sav) benim canım, ciğerim, ruhum tabii ki, benim dedem inşaAllah. “Ama kim oldukları belli olmadıkları gibi bir sözünüz vardı”. Yok, yanlış anlamışsın olur mu? On iki imamın on ikisi de biliniyor. Son olarak da Mehdi’dir küçük Mehdi, o da bir mağaraya sığınmıştır. Güzeller güzeli canını korumak için o da orada şehit oldu. Mağaranın içinde kayboldu. O zamanlar alçak köpekler salyaları akarak kudurmuş köpek gibi saldırdılar Ehl-i Beyt’e, o alçaklara. Ah Berker’im orada ben olacaktım.
ALTUĞ BERKER: EvelAllah maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allahualem öyle bir olay olmazdı. Öyle söyleyeyim Allah’ın izniyle. Tabii Cenab-ı Allah’ın kaderi, ayrı mesele, olacak o da. Onun benzeri bir olay olmuş olsa olmazdı Allah’ın izniyle, inşaAllah. Zaten anlattığım konular, hepsini biliyorum on iki imamın on ikisi de bellidir, özetle bu. Erman Gündoğdu, Erman tamam bir şey yok, yani on iki imamın on ikisi de bellidir. Ali Rıza da on iki imamın içerisindedir, Caferi Sadık on iki imamın içerisindedir, Mehdi (a.s.) on iki imamın içerisindedir, Hasan, Hüseyin, inşaAllah. Doğru, eniştelerimin ikisi de Alevidir benim. Mesela Ahmet eniştem vardı, Ahmet Kılıç eniştem, evlendirme memuruydu Tokat’ta. Beybağı’nda evi vardı, oraya giderdik biz çocukken. Hemen ilk gelir gelmez erik ağacına tırmanırdık. Koca koca kayısılar, böyle iri dev şeftaliler vardı, kocaman; ben göremiyorum, çok nadir öyle. Böldüğünde hemen açılan şeftaliler çok nadir oluyor onlar, bazen oluyor da. Çekirdeğine yapışmaz, bal gibiydi böyle. Arasından küçücük ince bir su akıyordu, yukarıdan gelen bir su. Otuza otuz bir ark, bahçenin içinden akıyordu, şahaneydi. Küçük de bir kuzu vardı ufak. İstediğin her türlü meyve domates, biber, patlıcan falan sebzeler de vardı. Beybağı çok şahane bir yeridir Tokat’ın. Hep böyle bağ evleri vardır peş peşe. Oraya araba çıkmazdı, faytonla giderdik. Çıkar da, asıl fayton, şimdi de var herhalde bildiğim kadarıyla. Evin kapakla açılan bahçeye inen bir yeri vardı, böyle kapak açılıyor, bahçeye ahşap merdivenle iniliyor, oradan inerdik aşağıya, avlu gibi bir yere çıkıyorduk, oradan bahçeye. Biz zaten eve geldik mi evde oturmazdık, biz direkt bahçeye dalardık hemen. Çok şahane bir yerdi. Yine üst tarafta tanıdıklarımız vardı. Orada da öyle, hiç unutmam bahçeden domates, biber toplardı oradaki hanım, taze, böyle zeytinyağında domates biber kızartması yaptı. Böyle Tokat’ın beyaz, güzel, iri somunları var, onlarla beraber, çayla böyle koyu demli çayla, bahçede yemiştik hep birlikte, hiç unutmam. Gardaş diye hitap ediyorlardı bana, gardaş diyerek, orada hep böyle. Geldik, güttük, demür, gemük mesela, Osmanlı orada hakimmiş, yönetim merkezi olduğu için Amasya falan hep Osmanlı lehçe kalmış oralarda. Amasya falan o taraflar hep öyle, Tokat. Çok şahane yerler Allah’ım, dünyanın hiçbir yerinde yoktur böyle bir şey. Bambaşka bir şey Allah’ın hikmeti oradaki atmosfer, o ruh şahane yani tarif edemiyorum, çok şahane. Ali Paşa Camii’nin avlusunda hep oralarda, serinlik, orada büyük dev bir, selvi ağacı vardı, oralarda onun altında oynardık küçükken. Orada bir bina vardı onu tavanına tırmanırdık aşağı inerdik, çocuk bahçesi vardı oraya giderdik. Bir de Tokat Kebabı falan burada yapamıyorlar, yok. Orada Tokat Kebabı, çok şahane. Şimdi anlatmayayım. İnsanları da çok iyi olur, mesela Bakırcılar Çarşısı var Tokat’ta, tak tak tak, hep oradan geçerdik, bakır kaplar yapıyorlar. Gıjgıj vardı, çarşıya çarşu diyorlardı. Hamam mahallesi var, yanlış hatırlamıyorsam tabii. Çok hoş böyle, suyun akması için sokak aralarında, İtalya’da falan da var öyle, kanal var caddenin ortasında suyun akması için. Evlerin kapısında hep genellikle üzüm asması, asma oluyor, böyle iri iri, güzel sarı üzümler veriyor, çok şahane bir şey. Biz Amasya’dan geçerken elma ağacı elimle tutsam alacağım gibiydi, otobüsün camından böyle dalları sarkmıştı, şahane. İnsanları da şahanedir. Görünümü de şahanedir. Yeşilırmağa giderdik orada aşağıda. Hakikaten böyle açık yeşil, zümrüt renginde akıyor. Çok güzel, bayağı da güçlü akıyor. Yüzmeye giderdik. Orada yüzerdik. Çok da tehlikeli ama çocukluk aklıyla. Orada bir bahçe vardı, kapısı açılmıştı, bir baktım, ırmağın kenarında, kardeşim öyle bir mısır ben görmedim, çok acayip yüksek. Çok bereketli alüviyonlu olduğu için ırmak, sürekli müthiş bereketli böyle meyveler iri iri. Sonra bahçeleri falan dağıtmışlar, oralara ev yapmışlar. Kim yaptıysa onlara yani ne diyeyim? İnşaAllah Mehdi (a.s.) gelir de o evleri yeniden yıkar, oraları eski bahçeleri yeniden yaparız. Kardeşim bağ yıkılır mı? Bahçe yıkılır mı? Bu, ne biçim olaydır bu? Ben Tokat Belediye Başkanı’ndan istirham ediyorum, kesinlikle ve kesinlikle müsaade etmesin. Eski bağ evlerine bir kere hiç dokunmayacaklar. Dokunmasınlar. Bağlara hiç dokunmasınlar. Ev yapacak başka yer mi yok? Gitsinler karşı tarafa yapsınlar. Ne alaka, inşaAllah. Fayton şahane oluyordu. Böyle şık, şık, şık onunla böyle. Çok Tokat’ta bizim hatıralarımız, inşaAllah.
Zümer Suresi’ni açmışım. 22.ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi?”diyor, Allah. Ebcedi 2022 tarihini veriyor. Şeddesiz de 1990 tarihini veriyor. Şeddeli 2022. “Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış olanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler”. Bu da deccaliyet. Kuran’da hep bir Mehdiyetten, bir deccaliyetten, bir Mehdiyetten, bir deccaliyetten bahseder. Hep Mehdilerin (a.s.) ve deccallerin mücadelesi Kuran’a hakimdir. Hangi sayfasını açarsanız açın, Mehdilerle deccallerin savaşını görürsünüz, mücadelesini görürsünüz. Açalım bakalım herhangi bir sayfa, sen aç Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı? Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı”, o zamanki deccaliyeti, insanları hak dinden ayırmak için altından buzağı heykeli yapıp deccaliyet ortaya çıkıyor. Dinden saptırmak için. Mehdiyete karşı çözüm arıyorlar, Mehdiyeti durdurmak için. Altınla insanların gözünü boyamaya çalışıyorlar. Buzağı heykeliyle, böğüren bir buzağı heykeliyle. "’İşte, bu sizin de ilahınız, Musa'nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu’ dediler”. Ona da bir unutma isnadında bulunuyorlar. Yani saygıları da yok. “Andolsun, Harun bundan önce onlara: ‘Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz). Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin’ demişti”. Bak, Harun da Mehdilik görevi yapıyor orada, değil mi? Ne diyor; "Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz). Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır.” Mehdi (a.s.) ne diyecek? “Siz Darwinizm’i, materyalizmle fitneye düşürüldünüz. Sizin asıl ilahınız Allah’tır” diyecek, değil mi? O zamanın Mehdisi kim? Harun, inşaAllah ve Hz. Musa (a.s.). “Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin" demişti.” Mehdi (a.s.)’nin de emrine uyup ona itaat edeceğiz, inşaAllah. Bakın gördünüz nereye baksak. Mesela diyor ki; “Andolsun, Biz Musa'ya vahyetmiştik: ‘Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan’”. Şimdi deccaliyet, tuğyan ve dalalet Müslümanları sıkıştırmış. Ne yapıyorlar, gece hareketi yapıyorlar. Gündüz göründükleri için gece fark edilmemek için gece karanlığını kullanarak hareket ediyorlar. Deccalin azgınlığından kurtulmak için, firavunun. “Onlara denizde kuru bir yol aç”, şimdi bak Mehdi (a.s.)’ye kuru bir yol açıldı. Boğaz Köprüsü’nden geçiyor. Kupkuru bir yol. Hadiste diyor Peygamberimiz (s.a.v.); “Mehdi (a.s.)” aynı şekilde “kuru bir yoldan geçecek” diyor. İstanbul’a gelirken. Yani çıkış yerini de belirtiyor fakat geliş yerini de belirtiyor Peygamberimiz (s.a.v.). Ve “denizden geçerek kıyıya gelecek” diyor ve “bayrağı dikecek” diyor. Ve İstanbul’un her yerine koskoca bayraklar dikildi, maşaAllah, inşaAllah. “Yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan". Mehdiyet de sürekli Mehdi (a.s.)’a yetişmeye çalışacaklar ve onu yakalamaya çalışacaklar. Ve ona korku vermeye çalışacaklar. Ama Mehdi (a.s.) yetişilmekten korkmayacak. Korkuya karşı da cesaretle karşılık verecek, inşaAllah. “Firavun” deccal“ordularıyla peşine düştü” diyor, Cenab-ı Allah. “Sulardan onları kaplayıveren kapladı”diyor. Deccal ordusunu Allah suların içinde boğup yok ediyor. Şu anda da ilmin içinde boğulup kayboldu deccaliyet, bilginin içerisinde kayboldu inşaAllah. “Firavun” yani deccal, “kendi kavmini şaşırtıp saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi”. Diyorlar ki; “nerede Kuran’da deccal, Mehdi?” Her tarafında Kuran’ın hakim. Hangi sayfasını açsak deccallerden, Mehdilerden bahsediyor. Nasıl olmasın?
ALTUĞ BERKER:Yeşilırmak Tokat Evi resimleri var.
ADNAN OKTAR:Göster. Ne kadar haklı olduğumu görsün kardeşlerimiz. Bak kardeşim şimdi bu ev, ne dersin şimdi bu eve sen? Şu caminin güzelliğine bak, şu evin güzelliğine bak, şu tarihi yapıya bak. Alttan ırmağın geçişinin güzelliğine bak. Her yer meyva ağacı. Elmalar mis gibi kokuyor öyle. Gittin mi yanına böyle buram buram elma kokuyor.
Mehter’le bitirin evet.
VTR: MEHTER MARŞI
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...